Deh-i Fani | Deh-i Fani ne demek? | Deh-i Fani anlamı nedir?

Deh-i Fani | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: deh fani

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birleşik: 1. Sucu, saka. 2. Sâki, kadeh sunan. 3. Şarap taciri. 4. Ayyaş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şişe, sürahi, kadeh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبگينه] kristal. 2.kadeh. 3.sürahi. 4.ayna. 5.gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبهر] nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nergis çiçeği. 2.Yasemin. 3.Zerrin kadehi çiçeği. 4.Dolu kab.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opening. fade-in. dehiscence çatlama.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). her şeye kadir; argo dehşetli, müthiş, çok büyük. the Almighty Kadiri Mutlak, Allah, Tanrı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kadeh). Kadehler. (bk.) kadeh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقداح] kadehler.

Genel Bilgi

Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.

Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.

‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.

Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilirle özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz. Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor. Akıl somut olarak ölçülemez ama zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; tehlike işareti; (ask). silâh başına çağrı; tehlike işareti veya dikkati çekme tertibatı, alarm. alarm bell bir tehlikeyi veya haberi bildiren çan. alarm clock çalar saat. burglar alarm hırsızı haber veren tertibat, alarm ter

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). appal (f). dehşete düşürmek , korkutmak, yeise düşürmek. appalling (s). korkunç, müthiş. appallingly (z). dehşete düşürecek kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkutmak, dehşete düşürmek huşu vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehşet verici; müthiş, berbat, çok kötü; (k).dili heybetli, iri awfully (z)., (k).dili çok; çok fena.

Türkçe Sözlük

(i. F. Türkçe «ayak» tan). Ayaklı kadeh, piyale.

Türkçe Sözlük

(i. F. Türkçe «ayak» tan). Ayaklı kadeh, piyale.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak. ortasından ayrılmak: Çam tahtası kolay biçilir. 2. Kesilmek, kat’olunmak: Pantolon böyle biçilmez. Esvabı biçildi. 3. Orakla kesilmek, hasad edilmek: Ekinler daha biçilmedi. Çayırın otu biçildi. Biçilmiş kaftan = Tamamiyle hâline münasip. Ar. enseb, elyak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonra, bâdehû, nihayet, Akıbet: Göreceksiniz, bilâhare pişman olacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. haddehane, demirci ocağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bardak veya fincan gibi çukur bir kabın ağzı, kenar; dışarı doğru taşan veya çıkıntılı olan kenar; f. ağzına kadar dolu olmak; ağzına kadar doldurmak. brimful s. ağzına kadar dolu. brimmer i. ağzına kadar dolu kadeh veya kâse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., oto tampon, çamurluk; ağzına kadar dolu kadeh veya bardak; s. mebzul, alışılandan çok daha bol. bumper crop bereketli mahsul.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çakmak işi. (bk.) Çakmak. 2. Vurup çakmakla yapılmış kuyumcu işi: Erkek çakma = Bunun kabartmalısı. Dişi çakma = Bu işin çukurlusu, yani kabartmanın tersi. 3. Bu işte kullanılan kuyumcu kalıbı. 4. içki içmek, kadeh yuvarlamak (argo): İki kadeh çakalım!

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. calyxes, calices) (bot). çiçek zarfı, kadeh, keis, kaliks, çanak; (zool). keis, kâse şeklindeki uzuv; (anat). havuzcuk.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bardak, kadeh, maşrapa. Ar. ke’s: CSm-ı mey = Şarap kadehi. CSm-ı Cem = iran mitolojisinde şarabın mûcidi sayılan Cem’in (Cemşîd’in) sihirli kadehi ki, Ayîne-i İskender gibi şâirâne uydurmalardandır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جام] kadeh. 2.şişe. 3.cam.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Diriltmek, yeniden hayat bulmak: İki saat ölü hâlinde kaldıktan sonra canlandı. 2. Ayılmak, kendisine gelmek: Bir kadeh rom içmekle canlandı. 3. Taze hayat bulmak, şenlenmek, revaç bulmak: İşleyen vapurların fazlalığı sayesinde oranın ticareti canlandı. Öğretmenlerin faaliyetiyle mekteplerimiz canlandı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. split. craze. dehisce. burst. die of exhaustion. cleave. fracture. spring.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Naz ile salınarak yürüyen. 2. Şarap kadehi. 3. Çemen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (şiir). kadeh; ayin esnasında kullanılan kadeh; kadeh biçiminde gonca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şaşkınlık, hayret, korku, dehşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koridor, geçit, dehliz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fincan, bardak, kâse, kadeh; spor kupa; litrenin dörtte biri, 236 cm3. in his cups sarhoş. my cup of tea. (k).dili beğendiğim şey , hoşlandığım şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). yüksük şeklindeki palamut kupulası, kadehçik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). pıhtılaştırmak, pıhtılaşmak, kesilmek. curdle the blood korku ve dehşet vermek, kanını dondurmak.

Türkçe Sözlük

(e.) (aslında «dahi» ile aynı şeydir ve aslı «takı» dır). 1. Miktar veya zaman eklenmesi gösterir: Biraz daha verin, bir saat daha bekleyin, bitirmeye daha bir, iki satır kaldı, iki gün daha geçerse bir ay olacak. 2. Başka, ziyade, artık: Daha var mıdır? Artık daha yoktur, daha ne var? Daha neleri 3. Sıfatların başına girip büyütme ismi yapar: Bu, ondan daha büyük, o, bundan daha küçüktür, daha Alim. 4. Tekrar, kezalik: Bir daha gitsin; bir kere daha; bir daha yapma. 5. Hâlâ, henüz, el’An, bu ana dek: Daha gelmedi, deha burada mısınız?

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dâhiye, dehâ’dan). Dehâ sahibi, (bk.) Dehâ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داهی] deha sahibi.

Türkçe Sözlük

(I. A.) («dehâmet» den). Fazla kalın olan.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dâhiye yakışır Daire bir şekilde, dâhice, dehâ eseri göstererek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. duhât). Harikulâde zihin, zekâ ve anlayış sahibi: Ibni Sinâ bir dâhî, bir dâhiye idi; Muâviye Araplar’ın dâhîyelerinden idi (Fransızlar’ın «génie» kelimesiyle ifade ettikleri mânâ için bu kelime zarûrîdir. Masdar olan «dehâ» kelimesinin sıfat olarak bu mânâ ile kullanılması hatadır. Ganî vezninde dahî ise Arapça’da bu mânâ ile kullanılıyorsa da, dilimizde yerleşmemiştir. Bununla beraber bugün dehâ kelimesi galat olarak dilimize tamamen yerleşmiştir).

Türkçe Sözlük

(I. A. «dehâ» den) (c. devâhî). Musibet, Afet.

Türkçe Sözlük

(si. F.). On, Ar. aşer. Deh sâle = On senelik, on yaşında.

Türkçe Sözlük

(e.). Hayvanları yürütmek için söylenir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directorate of Engineering and Housing.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dehâ sâhibi olma, dâhilik.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dehliz). Holler, koridorlar, dehlizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهاليز] dehlizler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağız. Engüştber-dehân = Parmağı ağzında, hayrette, şaşkın, şaşıp kalmış.

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Dehân.

Türkçe Sözlük

(f.). t. Hayvanları «deh» diyerek yürütmek. 2. Kovmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dehâlîz) (Farsça’dan Arapça’laşmıştır). 1. Sokak kapısı ile merdiven arasındaki aralık. Fr. vestibule. 2. (anatomi) Kulağın içinde bulunan oyuk.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dühûr) 1. Zaman, uzun müddet, devir, hengâm, ebed: llâAhırid-dehr = Zamanın sonuna kadar. 2. Cihan, Alem, tabiat, hayat. Dehr-i dûn = Alçak dünya (eski bir tâbir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dehriyye). 1. Devir, zaman ve tabiatla alâkalı. 2. Dinsiz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkunç bir şey veya büyük bir tehlike önünde şaşıp kalma, ürkme: İnsana dehşet gelir. Zihinlere dehşet verir.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku ve dehşet saçan, çok korkutan.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Ürkütücü dehşet saçan, korkunç.

Türkçe Sözlük

(i. A. F„ Arapça: dehşet, Fars.: engîhten = koparmak). Korkup ürkmeyi mucib, ürküten, korkunç: Dehşetengiz bir uçurum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت آور] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت انگيز] ürkünç, dehşet verici.

Türkçe Sözlük

(i.). Korkunç, ürkütücü, pek korkutucu: Dehşetli bir manzara, bir fırtına.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rutubetini gidermek. dehumidifier (i). rutubeti gideren alet.

Türkçe Sözlük

(f.) («den» den. Galatı: dehlemek). 1. itina ve dikkat etmek. 2. Saymak, itibar etmek (şimdi kullanılmıyor).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ümitsiz; çaresizlikten deliye dönmüş; vahim, müthiş, korkunç, tehlikeli; dehşetli; aşırı despera'tion (i),. yeis, ümitsizlikten ileri gelen akıl dengesizliği.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Köylü, çiftçi. 2. Köy muhtarı (Arapça’ya da geçmiştir ve «dehâkîn» suretinde Arapça çokluğu da vardır).

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking meaning 'gradually getting softer '. [deh-meen-yoo-ehn-doh] 'Diminishing ' Indicates a gradual decrease in volume Synonymous with decrescendo May be indicated by a symbol called a 'hairpin' or abbreviated as 'dim '. - A gradual degrease

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uğursuz, meşum; dehşetli, korkunç. direly (z). dehşetle; uğursuzlukla. direness (i). dehşet, uğursuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehşet veren, uğursuz; hüzünlü, mahzun. direfully (z). hüzünle, uğursuzca, korkunç bir şekilde. direfulness (i). hüzün, uğursuzluk, dehşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). korkutmak, dehşete düşürmek, yıldırmak cesaretini kırmak; (i). yeis, keder, ümitsizlik, dehşet içinde kalma.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boş şeyi dolu hale getirmek, içine bir şey koymak: Testiyi su ile, sandığı eşya ile doldurmak. 2. Bir şeyi bir kabın içine koymak: Bu eşyayı sandığa, zahireyi anbara doldurmalı. 3. Eksik olan şeyi tamamlamak. Osm. iblağ etmek: Verdiğiniz parayı beş yüz liraya doldurduk; daha hesabı dolduramadık. 4. Ateşli silâhlara kurşun ve mermi koyup atılmaya hazırlamak: Tüfeği, topu doldurmak. 5. Kesilmiş hayvanın karnına, kabak ve yaprak gibi bir sebzeye pirinçle üzüm, fıstık vesaire koyup pişirmek, dolma yapmak: Kuzu, hindi, domates doldurmak. 6. Çukur bir yeri taş, toprak, moloz vesaire ile düzeltmek: Orasını dolduracağız. 7. Denizin içine taş ve çimentolu moloz vesaire atarak karaya çevirmek: Sahilin sığlarını doldurup rıhtım yapmalı. 8. İçilecek şeyi kadehe koyup sunmak: Bana bir su, bir limonata doldur. Çile doldurmak = 1. Tam kırk gün inzivada kalıp ibadet etmek. 2. Cefa çekmek. Defter-i Amâli doldurulmak = Günah-kâr olmak. Çukur doldurmak = mec. Ölmek, defnolunmak. Donuna doldurmak = Bir kimse, dışarı çıkmaya vakit bulamayıp donuna etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dolu, dolmuş; boş olmayan. Ar. memlû, meşhûn: Dolu şişe, sandık, havuz. 2. Bir kap vesaire içine birikip toplanmış olan: Bu dolap kitap dolu; bu gölde balık, şu dağda av kuşları doludur. 3. Çok, fazla. Osm. kesretli: Bu bağda dolu kiraz vardır; Necd’de cins kısraklar doludur. 4. İçi boş olmayan, som. 5. Fişek ve barutu konup atılmaya hazırlanmış (ateşli silâh): Dolu tüfek, top. Doludizgin = (hayvanı) Tam süratle koşturmak: Bir atlı dolu dizgin geliyordu. 6. Bir kap vesaireyi dolduran miktar: Avuç dolusu, kâse dolusu. 7. içki dolu kadeh, bardak. Fars, piyâie: Bir dolu içmek. Ağız dolusu = Ehemmiyetsiz, değersiz çok lâflar: Ağız dolusu lâf, hangisine inanırsın.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük kadeh. (bk.) Dost-kâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çok korkmak, korku ve endişe duymak, korku hissetmek; hoşlanmamak, sevmemek; (i). büyük korku, dehşet, korku hissi; huşu; çekinme, hürmetten ileri gelen korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, dehsetli, heybetli; (k.dili). iğrenç, berbat, çok kötü. dread fully (z). çok fena, dehşetle; (k.dili). çok, muthiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (drank, drunk) içmek, alkollü içki içmek; yutmak, çekmek aImak kana kana içmek; şerefe kadeh kaldırmak; in ile zevk duyarak doya doya seyretmek veya dinlemek; to ile şerefine içmek. drinker (i). içki içen kimse; ayyaş veya sarhoş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) içki içme alışkanlığı, içki iptilâsı. drinking bout içki âlemi. drinking cup kadeh. drinking fountain bardaksız içilen içme suyunu yukarı doğru fışkırtan bir çeşit musluk. drinking horn boynuzdan yapılmış kadeh. drinking song içki içilirken söylene

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dehr). Dehrler, felekler, zamanlar, (bk.) Dehr.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alçak, aşağılık, denî, zelil: Dehr-i dûn = Aşağılık felek. 2. Aşağı: DÜn rütbe, dûn fiyat. 3. Altta, aşağıda olan. Mâdûn = Mevkice altta bulunan, mâfevk mukabili.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarıdan aşağıya birden bire, ansızın ve elde olmayarak inmek. Osm. sukut etmek: Damdan bir kiremit düştü. Pencereden bir şey düştü. 2. Yukarıdan inmek, Osm. hübût, nüzûl etmek: Pencereden düştü. 3. Yürürken yahut dururken yıkılıp yere yatmak: Düşüp kolunu incitti. Hayvandan düştü. Az kaldı düşüyordum. Çocuğa bakın düşmesin. 4. Yıkılmak, devrilmek. Osm. münhedim olmak: Bahçe duvarının bir tarafı düştü. Bu ağaç bir gün düşecektir. 5. Yağmak: Bu gece epeyi yağmur düştü. Dağlara kar düşmüş olmalıdır. 6. Kıymetçe aşağılamak, ucuzlamak, kıymeti olmamak. Osm. tedenni etmek: Zahire çok düştü. Piyasa gittikçe düşüyor. 7. Derece ve miktarı yahut şiddeti azalmak, hafiflenmek, tenezzül etmek: Sıcak, soğuk, rüzgâr düştü. Sıtması daha düşmedi. Hiddeti düşünce haksızlığı anladı. 8. Kuvvetsiz kalıp zayıflamak, kuvvetten düşmek: Zavallı kadın, o kadar ihtiyar değilse de çektiği acılardan çok düştü. Artık bu son zamanda çok hasta düştü. 9. Servet ve itibarını kaybedip fakir olmak: Düşmüş bir aileye mensuptur. Pek muteber bir tacir iken ziyana uğrayıp düştü. 10. Uğramak, Osm. musâb olmak, tutulmak: Belâya düştüm. El ağzına düştük. 11. Tesadüf etmek, vaki olmak, vuku bulmak, zuhur etmek: Gün düşer ki çok alış veriş olur. Bazen öyle düşer. İşim düşerse gelirim. Oradan yolunuz düşerse bize uğrayın. Köy yolun sağına düşer. 12. Uymak, yakışmak, ait ve münasip olmak: Söylemek bana düşmez ama söyleyeceğim. Benim aleyhimde bulunmak size düşer mi? Öyle demek düşer. 13. Katılmak: Kervanın önüne, arkasına, peşine düştü. Önümüze düştü. Yola düştük. 14. Sığınmak, Osm. ilticâ ve dehâlet etmek: Ocağına, eteğine, ağına düştü. Ardına, arkasına düşmek = Takip etmek, arkasını bırakmamak. Etten düşmek = Arık ve lağar olmak, zayıflamak. Elden, ayaktan düşmek = Takatsiz kalmak, kötürüm olmak, iş yapamaz hâle gelmek. Üstüne düşmek = Çok sevmek, çok uğraşmak. Hesaptan düşmek = Tenzil etmek. Damdan düşmek = Münasebetsiz vakitte ve sırası değilken bir şey söylemek. Küçük düşmek = Mahcup olmak, mukabele edememek. Gözden düşmek = İtimadı ve teveccühü kaybetmek. Düşüp kalkmak = Beraber yaşamak, refakat etmek, arkadaşlık etmek. Düşe kalka = Düşüp kalkarak, zahmetle.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parmak, Ar. ısbâ. Engüşt-ber-dehân = (hayretten) Parmağını ısırmış. Engüşt-nümâ = Parmakla gösterilir, meşhur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mim.) bir kilisenin dış dehlizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu için kullanılan kadeh.

Türkçe Sözlük

(i. A. fena’dan imef.). (mü. fâniye). Zevâl ve son bulan, bâki olmayan, geçici olan: Alem fânidir.

Türkçe Sözlük

sıfat (fa:ni:) Arapça 1. Ölümlü, gelip geçici, kalımsız: "Her fâni güneşten, çimden nasibini alıyor." - Yusuf Ziya Ortaç. 2. isim İnsanoğlu. fani isim, fizik Fransızca phanie İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitory. fleeting. mortal. earth-born. ephemeral. evanescent. fading. fleet. transient. earthling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal. transient. transitory. perishable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal. transitory. earth born. temporal. transient.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فانی] ölümlü. 2.yok olucu. 3.geçici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; kuruntu, endişe, vehim. fear of God Allah korkusu. for fear of korkusundan. fearless (s). korkusuz, gözüpek, yılmaz. fearlessly (z). korkusuzca, yılmadan. fearlessness (i). korkusuzluk, gözüpek oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korku veren, korkunç; korkak, heybetli; dehşetli; çok fena. fearfully (z). korkarak; korkunç derecede, müthiş bir şekilde. fearfulness (i). korkaklık, ödleklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dehşetli, korkunç; korkak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efmâm). Ağız, Fars. dehan. Gonca-fem = Gonca ağızlı, (anatomi) Famm-1 mide s= Midenin giriş kısmı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkup ürkerek birinin himayesine sığınma, dehşete kapılma, zorluklara karşı sabır ve metanet eksikliği.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir insanın esirlikten veya düştüğü bir belâdan kurtulması için verilen para vesaire: Kendisini haydutların elinden kurtarmak için fidye vermek lâzım geldi. Deha çok Fidye-i necât = Kurtuluş parası denir.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (L. philosophus, Y. philosophos. Ar. feylosof). Felsefe ile uğraşan bilgin. Ar. hakim: Eski filozoflar. 1. Hakim, akıllı, ilim ve irfan sahibi: Filozof adam. 2. Kayıtsız, lâubâli, dünya işlerine ehemmiyet vermez, kalender meşrepli: O filozof adamdır. 3. İtikatsız, dinsiz, Ar. dehrt. (bk.) Feylosof.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Hakimlik, felsefe ile uğraşan ilim adamının sıfatı. 2. Kayıtsızlık, laubâlt tavır ve hal, kalenderlik. 3. İtikatsızlık, dinsizlik, inançsızlık, Osm. dehrîlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The layer of yeast that helps the formation of aldehydes during the aging of certain wines such as those in Jerez, Moriles, Montilla, Rueda and the region of Jura.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). formaldehit, formol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkulur, korkunç, dehşetli, müthiş, heybetli; pek zor. formidabil'ity (i). korkunçluk; güçlük. for'midably (z). korkulacak surette, dehşet verici bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(I. kimya). Dezenfeksiyon işlerinde kullanılan ve formik asitten çıkarılan aldehit, formaldehit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; korkutucu şey, korkunç kimse; (k).dili çirkin şey. Iook a fright gülünç olmak, fena giyinmiş olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkutmak, dehşete düşürmek; korkutup kaçırmak; ürkütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ürkmüş, korkmuş, dehşet içinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkutucu, dehşet verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korkunç, müthiş; (k).dili berbat; iğrenç. frightfully (z). korkunç bir şekilde. frightfulness (i). korkunçluk, dehşet, iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meyva, yemiş; semere, mahsul, verim; tohum; (bot). bir bitkinin tohumlu kısmı; netice; sonuç; (A.B.D)., argo, slang ibne; (f). meyva verdirmek veya vermek; verimli kılmak veya olmak. fruit cake meyvalı kek. fruit cup bardak veya kadeh için

İngilizce - Türkçe Sözlük

f, i gürlemek, top gibi patlamak; ateş puskurtmek; patlatmak; Iânet okumak; i, kim fulminat asidinin tozu inisyal patlayıcı madde fulmina'tion i pat lama; ateş puskürme, gürleme; Iânet okuma ful'minator'y s gürleyen, dehşet saçan; Iânet okuyan

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f, ing, kdili korku, dehşet; korkak adam; f çok korkmak, korkup çekil mek; korkaklık etmek, kaçınmak; onlemek

İngilizce - Türkçe Sözlük

i dehliz, koridor; üstü kapalı balkon; (cami, kilise veya tiyatroda) galeri; tünel; galeride toplanan halk; salon; den eski gemilerin kı,c tarafındaki galeri; mad galeri play to the gallery seyirciler üze rinde parlak bir tesir bırakmaya çalışmak; h

İngilizce - Türkçe Sözlük

unlem at veya öküz sürerken sağa git manasında kullanılan bir ünlem: Deh! Haydi !

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (coğ. geniuses) deha, üstün kabiliyet, istidat, yetenek, özel vasıf, ozellik, hususiyet; dahi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. dehşetli, korkunç, iğrenç; ölü gibi, sapsarı; z. dehşetle, ölürcesine .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. dev, dev gibi kimse veya şey: s. iri, cesim, kocaman, muazzam. giant powder bir çeşit dinamit. giant star astr. dev yıldız. giant stride dev adımı. mental giant çok akıllı adam, deha. There were giants in those days. Atalanmız bizden yüksek ada

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cam; camdan yapılmış şey, bardak, kadeh; ayna; bir bardak dolusu; barometre; termometre; dürbün; mercek, adese glasses i., coğ. gözlük. gIass blower cam ve şişe imal eden kimse. glass cloth cam bezi; cam elyafından bir çeşit kumaş. glass culture cam

Türkçe Sözlük

(i.). Yerin gözle görülebilen ufuklardan itibaren yukarda kubbenin içi gibi görülen şey ki, boşluktan yani fezâdan ibaret olup, arada bulunan atmosferden dolayı açık mavi görünür ve bulut denilen buharlar olmadığı, zaman, gündüzün güneş ışığı ile aydınlık ve gece yıldızlarla süslü bulunur. Ar. semâ, felek, Fars. Asmân, sipihr: Göğe bakmak, göğe çıkmak, gökten düşmek, inmek, yer, gök: Arz ve semâ. Gökyüzü = Semâ boşluğu, Fars. rû-yı Asmân (vaktiyle tabakalardan mürekkep sanıldığı için çok defa cemi olarak kullanılır): Göklere çıkmak (her dilde olduğu gibi hava mânâsıyle de kullanılır). Gökteki bulutlar, gökte uçan kuşlar. Gökte ararken yerde bulmak = Uzakta veya zorlukla aranılan şeyi birden ve kolay ele geçirmek. Göğe çıkmak = 1. Pek yükselmek. 2. mec. Çok hiddet etmek ve kızmak. Gökten inmek = Harikulâde bir suretle ortaya çıkmak: Gökten zenbille inmek. Yer, gök titremek = 1. Çok gürültü olmak. 2. Pek dehşetli bir günah işlenmek. Göğün direkleri alınmak = Çok yağmur yağmak. Baş göğe ermek = Çok iftihâr etmek. Gökten ne yağar da yer kabûl etmez = Tanrı tarafından gelene insan tahammüle mecburdur. Gök gürültüsü veya gök gürlemesi = Şimşek çakınca veya yıldırım düşünce duyulan gürültü.

Türkçe Sözlük

(i. F. gonca, dehân = ağız). Ağzı gonca gibi küçük ve güzel olan: Gonca-dehân bir dilber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, dehşet verici, tüyler ürpertici. grisliness (i.) dehşet, korkunç oluş .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, dehşetli, iğrenç. gruesomely (z.) dehşetle, korkunç, bir şekilde. gruesomeness (i.) dehşet, korkunçluk,

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü etmek, şamata etmek: Duvar gürleyip yıkıldı, top gürledi. 2. (gök) Yıldırım çakıp dehşetli ses çıkarmak, Osm. raad olmak: Şiddetli yağmur yağıp gök gürlüyordu. 3. Ölmek, vefat etmek, nalları dikmek: O da gürledi. Top yoluna gürlemek = Boş yere telef olmak, pisi pisine gitmek. Yağmazsan da gürle = Bir şey yapmazsan bile gayret göster.

Türkçe Sözlük

(f). 1. Gürültü etmek, büyük bir ses çıkarmak, patırtı etmek: Tekerlekler kaldırım taşları üzerinde dönerken gürüldüyordu. 2. Gök gürlemesi sesini çıkarmak, gürlemek, havada ve bulutlardaki elektriğin patlamasından büyük ve dehşetli ses çıkmak, Osm. raad vaki olmak: Şiddetle gök gürüldüyordu. 3. Büyük bir gürültü ile düşmek veya yuvarlanmak: Harap duvar gürüldedi. 4. (hayvan) Büyük sesle bağırmak, ulumak, böğürmek: Arslanlar dehşetli bir surette gürüldüyorlardı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havâdis, hâdisât). 1. Olay, vak’a, vâkıa, vuku bulan hal ve keyfiyet, macera: Hâdisit-ı dehr = Zamanın olayları. 2. (tıp) Bir hastalığın devamı sırasında ortaya çıkan hal, hastalığın tesadüfen başka bir renk alması, Arıza. 3. (c. havadis). Haberler, vukuat, yeni vuku bulmuş işler: Bugünkü gazetelerde hiç havadis yok: Yurt havadisi, dış havadis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koridor, dehliz; hol; toplantı salonu, büyük salon; resmi veya umumi toplantılara mahsus bina; konak; okul veya üniversite binası .

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. havârik). 1. Hârikulâde şey. Eşyanın tabiati dışında ve tabiatin üstünde olan garip şey: Bir hârika oldu. 2. Hârika sayılacak derecede üstün şahıs, dehâ: Ibni Sİnâ bir hârika idi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korku: Havf ve dehşetle (dilimizde masdar mânâsiyle havf etmek suretinde kullanılması gariptir). Beynel-havf ve’r-recâ = Korku ile ümit arasında. (tıp) Diğer isimlere izafetle phobie Yunanca terimiyle ifade olunan terimleri tercüme eder ki, hepsi birer ruhî hastalığı gösterir: Havf-er-rutûbe = Hygrophobie. Havf-ez-zıyâ = Photophobie. Havf-el-mâ = Hydrophobie.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sağlık, sıhhat, beden sağlığı, afiyet; bir kimsenin sıhhat ve saadetine kadeh kaldırma veya tokuşturma . To your health ! Sıhhatinize !

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayakkabı ökçesini yükseltmek için eklenen deri parçası; kadeh artığı.

Türkçe Sözlük

(Türkçe söylenişi HAVL) (i. A.) (c. ehvâl). Korku, korkma, ürkme, dehşet: Can havliyle = Can korkusuyla. Ebu-I-Hevl = Mısır’da Cİze’de büyük piramitlerin yanında, Firavunlar’dan kalma insan kafalı büyük arslan heykeli. Fransızca: Sphinx. ■

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku ve dehşet verici.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Korkunç, dehşetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). delik; boşluk; çukur; magara, in; in gibi yer; hücre; karanlık ve pisyer; kusur; (k).dili güç durum, zorluk; (f). delik açmak; iki maden damarını birleştirmek için dehliz açmak. hole out golfta topu deliğe düşürmek. hole up saklanmak; dünyad

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkunç, müthiş, dehşet verici. horrendously z. korkunç bir şekilde, dehşet saçarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müthiş, dehşetli, korkunç, iğrenç; k.dili aşırı. horribleness i. korkunçluk, dehşet. horribly z. korkunç bir şekilde, iğrenç olarak; k.dili müthiş bir şekilde; çirkin olarak; çok, pek çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dehşet vermek, korkutmak. horrif'ic s. dehşetli, korkunç. horrifica'tion i. dehşete düşürme; dehşet verici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dehşet, yılgı, korku; nefret, tiksinme, istikrah; dehşetli veya korkunç şey. the horrors k.dili dehşet veya korku buhranı; çok içki içenlerde bazen görülen korku nöbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, horrorstricken s. korku veya dehşetten do- nakalmış.

Genel Bilgi

Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır.

Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır.

Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen ‘mükemmel’ diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, ‘çınnn’ sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi.

Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan ‘çın’ sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ıslâh = düzeltme, Fars. pezîriften = kabûl eden). Düzeltme ve tamir kabOl eden, ıslâha kabiliyeti olan, ıslâh edilebilir: Bu hâl ıslâh-pezir değildir (kabil-i ıslâh deha çok kullanılmıştır), bk. Islâh-pezîr.

Türkçe Sözlük

(İZDİVAC) (I. A. «zevç» ten masdar). 1. Çiftleşme, çift olma: lzdlvlc-ı tuyOr = Kuşların çiftleşmesi. 2. Evlenme: İzdivaç etmek = Evlenmek (bu ikinci mânâ ile tezevvüc deha doğrudur; zaten «izdlvâc» Arapça’da bu mânâya gelmez).

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kadeh yapan, yapıcı. 2. (kadh’den) Kötüleyen, zemmeden, yeren.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekdâh). 1. Bardak, kâse; su, şarap vesaire içmeye mahsus her çeşit kab, Fars. câm, piyâle: Bir kadeh su, bir kadeh şarap. Idâre-i ekdâh etmek = İçki içmek, işret eylemek. 2. Rakı ve konyak gibi içki içmeye mahsus billûr, cam vesaireden küçük bardak: Rakı kadehi; kadeh takımı. 3. (botanik) Çiçeklerin çanağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدح] bardak. 2.içki kadehi.

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kadeh kıran. mec. Sarhoş.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Küçük kadeh, küçük peymâne. 2. (botanik) Çiçek çanağı-

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Meşelerde, meyveyi ortasına kadar içine alan küçük kadeh şeklindeki kısım.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kurûn). 1. Boynuz. 2. Boynuz şeklinde boru (eski musiki Aleti). 3. Yüz senelik zaman: Tarihin her yüz senesi, asır. 4. Zaman, devir, dehr, çağ asır: KurOn-ı sâlifede = Geçmiş zamanlarda. c. KurGn-ı Ulâ = İlkçağ. Ku-ron-ı Vustâ = Ortaçağ. Kurûn-ı Ahire = Yeniçağ. Karnen ba’de karn = Karından karna, devirden devre. tes. Karneyn = İki boynuz. Zül-Karneyn = İki boynuzlu: Büyük İskender’in Araplar’ca lakabıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kadeh.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. küûs). 1. Kadeh, bardak, kupa. 2. Şarap dolu kadeh, bir bardak şarap. 3. (botanik). Çiçeğin ve bazı tanelerin alt tarafını çeviren yeşil kapçık, çenek, Fr. calice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کأس] çanak. 2.kadeh.

Türkçe Sözlük

(f.). Kırılıp ayrılmek: ip koptu, fidanı çekerken kökü, bir deli koptu. 2. Bağlantısı kesilmek, ayrılıp düşmek: Saçağın uçları, ceketimin bir düğmesi koptu. 3. Gürültülü veya tehlikeli bir şey ortaya çıkıvermek, birdenbire çıkmak: Kıyamet koptu, bir velveledir koptu, şiddetli bir rüzgâr, bir yağmur koptu. 4. Fazla ağrımak: Ciğeri kopmak, barsaklarım kopuyor. Öd kopmak = Çok korkmak, heyecan ve dehşete uğramak. Gönülden kopmak = Vermeye razı olmak, rızasıyla vermek: Kızılay’a yardım topluyorlar, herkes gönlünden ne koparsa veriyor.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Korkuya uğramak, Osm. havf etmek: Gece vakti yalnız dışarıya çıkmaya korkar, çok korkan adam muharebeye gitmemeli. 2. Çekinmek, sakınmak: Allah’tan korkmalı, ben yetimin malına el sürmekten korkarım, korktuğuma uğradım. 3. Ürkmek, dehşet duymak, Osm. tevahhuş etmek: Örümcekten korkan adamlar vardır. 4. Cesaret edememek, itaat etmek, tâbî olmak: Babasından çok korkuyor. 5. Vehim ve endişe etmek, hoşlanılmayacak bir zanda bulunmak: Korkarım siz giderseniz geri dönmeyeceksiniz, korkarım şu ayna yolda kırılacaktır, korkma, ben, seni bırakmam. Korktuğuna uğramak = Korktuğu tehlikeye düşmek. Başından korkmak = Mesuliyetten çekinmek.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Bir tehlike ihtimalinin yaklaşmasıyle ortaya çıkan heyecan, Ar. havf, Fars. bîm: Fırtına korkusundan vapura binmiyor, köpek salmasa bile insan korkusundan yanaşamaz. Can korkusu, baş korkusu = Ölüm korkusu. 2. Tehlike ve hoşa gitmez ihtimal: Fena rüyalar görmek korkusuyle uyumak istemem. 3. Korkaklık, Osm. cebânet: Sende bu korku varken askerlik edemezsin. 4. Ürkme, dehşet: Çocuğa korku vermişler, korku iliğine kadar işlemiş.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Rûhu hafif, çabuk hareketli. 2. Akıştan, bilhassa içkinin kadehe akışından çıkan ses.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. karn). 1. Boynuzlar. 2. Yüz senelik zaman, tarihin her yüz senesi, asır. 3. Umumiyetle zaman, devir, Ar. dehr, ahd, asır. Kurûn-ı sâlifede = Geçmiş zamanlarda. KurOn-ı Ülâ = ilkçağ (M.Ö. 4.000-M.S. 476). Kurûn-ı VÜstâ = Ortaçağ (M.S. 47Ö-1453). Kurûn-ı Ahire = M.S. 1453. Karneyn = İki boynuz. Zü’l-Karneyn = İki boynuzlu; İskender’e verilen lakap. bk. Karn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drying. dehydration. desiccation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry up. dry. dehydrate. air. bake. cure. deplete. desiccate. drain. exhaust. parch. scorch. sear. season. shrivel. torrefy. weather. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dehydrate. drain. dry. scorch. wither. to dry. to drain. to wither. to desiccate. to dehumidify.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dry. to blot. to cause to die. to desiccate. blight. dehydrate. drain. season. wither.

Türkçe - İngilizce Sözlük

drying agent. siccative. clothes drier. dehumidifier. drier dryer.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (küşâden fiilinden imas. olup sıfat terkiplerinde bulunur). Açan, açıcı. Dehen-küşâ = Ağzını açan. Ferahlandıran. Dil-küşâ = Gönlü ferahlandıran. 3. Ülke açan, tâfih. Kişver-küşâ = Memleket fetheden, ülke açan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dehliz, koridor, geçit; antre; bekleme odası; senatör veya milletvekilleri ile görüşmek üzere bekleme salonunda bekleyen kimseler; kulis faaliyeti; f., A.B.D. oylarını kazanmak amacıyle meclis üyeleriyle görüşmek. lobbyist i. böyle görüşmelerde

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkunç, dehşetli, korkutucu; donuk, uçuk renkli; karanlıkta kızıl alev saçan, kızıl renkli; renkli, parlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ölümü hatırlatan, ölümle ilgili; dehşetli, meşum.

Türkçe Sözlük

(i.). Sarhoşluk veya uyku sersemliği. Ar. humâr: Akşam çok İçtiği için sabah mahmurluğunu açamıyordu. Mahmurluk bozmak = Mahmurluğu gidermek için sabahleyin bir kadeh içmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «havf» tan imef.) (mü. mahûfe). 1. Korkulu, korkulan, tehlikeli. Korkunç, korkutacak şekil ve surette olan, dehşet verici: Mahûf bir hayvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدخل] giriş. 2.giriş yeri. 3.başlangıç. 4.dehalet.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehşet» ten imef.) (mü. medhûşe). Dehşete uğramış, ürküp korkmuş: Bu hâli görünce medhûş oldum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدهوش] dehşete kapılmış.

Türkçe Sözlük

(I. A. «ra’b» dan imef.) (mü. mer’Übe). Ürkmüş, dehşete düşmüş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Other; duplicate, corresponding to; resembling; hence, metameric; as, meta-arabinic, metaldehyde.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehn» den masdar). Şahsi menfaat İçin birini yüzüne karşı övme, koltuklama, dalkavukluk.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehn» den if.) (mü. müdâhine). Şahsî menfaat için birrini yüzüne karşı öven, dalkavuk, koltuk veren.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehk» ten if.) (mü. mudhike). Güldüren, güldürücü.

Türkçe Sözlük

(MÜDHİŞ) (i. A. «dehşet» ten if.) (mü. müdhişe). Ürküten, korkutan, dehşet veren: Pek müthiş bir canavar gördüm, müthiş bir haber.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan if.) (mü. müzdehime). Kalabalıklı, birikip sıkışmış, pek sık yığılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدهش] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدهشه] dehşet verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. kiliselerde dış dehliz.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dehşet, korku. 2.Yağmacı, çapulcu. - Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denoting certain hypothetical compounds, as acids from which the real acids are obtained by dehydration; thus, normal sulphuric acid and normal nitric acid are respectively S6, and N5.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yaşamaz olmak, can vermek, hayatı terketmek, vefat. 2. Solmak, yumuşak, pejmürde olmak: Bu çiçekler ölmüş. 3. Kıvamını kaybedip düşmek. 4. Pek fazla sıkılmak, pek şiddetli korku, dehşet, ıztırap ve zahmet çekmek: Korkudan, açlıktan, susuzluktan, meraktan ölüyor. 5. Hükmü kalmamak. Ecelsiz ölmek = Kazaya uğrayıp ölmek. Ölüp ölüp dirilmek = Çok çekmek. Ölür müsün, öldürür müsün? = Tahammül olunamıyacak bir muamele hakkında kullanılır. Senin için, senin yoluna öleyim = Sana fedâ olayım.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça «araf» dan galat) Korku, dehşet, tehdit.

Genel Bilgi

“Anber” çok eskiden beri hükümdar hazinelerine giren, hükümdarlar arasında hediye olarak alınıp yollanan kıymetli bir hediyeydi. Osmanlı’da erkeklik gücünü artırıcı bir iksir olarak kullanılan bu madde belli miktarda ilaç olarak yendiği gibi, padişahlar tarafından anber kaplar, kadehler, tesbihler, pencere perdeleri ve hatta anberden yapılmış gömlekler olarak kullanılırdı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Akıl yoluyla önüne geçilemeyen korku, dehşet.

Yabancı Kelime

Fr. panique

ürkü

Ani dehşet duygusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix denoting: Likeness, similarity, or connection, or that the substance resembles, but is distinct from, that to the name of which it is prefixed; as paraldehyde, paraconine, etc.; also, an isomeric modification. Specifically: That two groups or rad

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçme, gitme; yol, tarik; boğaz, geçit; pasaj; yolculuk, seyahat; geçiş hakkı, müruriye; koridor, dehliz; bent, parça, paragraf, fıkra; bir tasarının kabul edilip yürürlüğe girmesi; bağırsakların işlemesi. passage money navlun, yol parası. passage w

Türkçe Sözlük

Petrolden türetilen madde veya malzeme, bir tür hidrokarbon. Hidrojen ve karbon atomlarından oluşan kimyasal. Modern kimya endüstrisinin kalbinde petrokimyasallar yer almaktadır. Bir çok “mucize” ürünün ve önemli miktarda kimyasal çevre kirliliğinin özünde petrokimyasallar yatmaktadır. En çok tanınan petrokimyasallar arasında, asetik asit, aseton, benzin, formaldehit, etilen, etilen diklorit, metanol, fenol, polietilen, polivinil klorid, stirin, vinil klorid vs. sayılabilir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kadeh, şarap bardağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيمانه] kadeh.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Büyük kadeh, şarap bardağı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kadeh, şarap bardağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پياله] kadeh. 2.şarap kadehi.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kadeh, şarap bardağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bodur cins at, midilli; k.dili likor kadehi veya bir kadeh dolusu; İng., (argo) yirmi beş ingiliz lirası; A.B.D., (argo) Latince veya Yunanca ders kitabı tercümesi; açıklayıcı yardımcı kitap; f. yardımcı kitap kullanmakı pony express A.B.D.'nin

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kap, maden veya topraktan yapılmış yuvarlak kap, kavanoz; kadeh; bir kap dolusu; ıstakoz tutmaya mahsus sepet; baca başlığı; kumarda bir oyunda ortava konan paranın toplamı; k.dili büyük miktarda para; jeol. akıntının nehir dibinde açtığı yuvarlak

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. punç, meşrubat. punch bowl içinde punç yapılan büyük kap. punch glass punç kadehi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yırtılan ve kırılan şeyin yırtıldığı veya kırıldığı yerde kalan tiftiklenme, düzgün olmayan. 2. Yazı yazar veya bir şey boyarken etrafa sıçrayan damlalar. 3. Kadehte kalan şarap vesaire artığı. 4. Engel, mâni, müşkilât. 5. Noksan, kusur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رطل] hemen hemen bir litrelik sıvı ölçeği. 2.kadeh.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İncinmiş. Rencidehâtır = Gücenmiş, gönlü kırılmış.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Takriben okkanın üçte birine eşit eski bir sıvı ölçüsü, litre. 2Büyük içki kadehi, (bk.) Ratl.

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçki bardağı, kadeh. Sâgar-ı zerrin — Altın kadeh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساغر] kadeh, içki kadehi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). En üstün, deha eseri olan sanat mahsulü. Bir zamanlar bu mânâda «şeh-kâr» kullanılmış, «şâheser» i, Fr. chef d’oeuvre’ü tercüme ederek, ilk defa Kemal Emin Bara kullanmıştır.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «saky» dan if.). 1. Su veren, su dağıtan veya satan. 2. Mecliste İçki dağıtan, kadeh sunan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korku, dehşet.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Korkunç, dehşetli, müthiş.

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Boynuz. 2. Şarap kadehi.

Türkçe Sözlük

(f.). Havaya kalkıp öteye fırlamak, oynamak: Çocuklar sıçrayıp oynuyorlardı; çamur üstüme sıçradı. Can, akıl başa sıçramak = Dehşet gelmek.

Türkçe Sözlük

(i. F. “şiken” yerine birleşik sıfat teşkiline girer). 1. Kırma. Şikest etmek, Kırmak. Şikest olmak = Kırılmak. 2. Mağlûbiyet, kırılma. Kıran. Peymineşikest, büt-şikest = Kadeh, put kıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlak likör kadehi; (argo) bir içim, bir yudum.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görülecek şey; dehşetli manzara; acayip davranış; çoğ. gözlük. spectacled s. gözlüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sap; ağaç gövdesi, gövde; sap gibi şey, kol; muz hevengi; kadeh ayağı; kol saati kurgusu, aks, direk; silsile; harfin yukarı uzantısı; dilb. gövde; müz. nota kuyruğu; f. saplarını koparmak; sap takmak; çıkmak, den. gelmek. stemwinder aksla kuru

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üzengi; den. marsepet ayağı. stirrup bone anat. üzengikemiği. stirrup cup ata bindikten sonra içilen veda kadehi; veda içkisi. stirrup leather, stirrup strap üzengi kayışı.

Türkçe Sözlük

(f.). Vermek, uzatmak, takdim ve arzetmek: Bir kadeh, bir bardak şerbet sundu; dilekçe sundu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

waterlessness. thirst. dehydration. being in a dehydrated state.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra veya ziyafette başkanlık eden kimse; ziyafette konuşma yapıp şerefe kadeh kaldıran kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kumarda ödüle ekleme: Tav etti. 2. içki meclisinde sıhhate kadeh kaldırma: Tav kaldırmak, Fr. toast.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it çok süslü ayaklı vazo veya kadeh.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tedhîşât). Dehşet verme, dehşete düşürme, şaşırtma, korkutma, yıldırma, (bk.) Tethiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدهيش] dehşet salma, dehşete düşürme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fırtınalı; çalkantılı; şiddetli, dehşetli. tempestuously z. şiddetle. tempestuousness i. fırtınalı olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, korkulacak, dehşetli; (k.dili) aşırı, çok, pek. terribly (z.) müthiş bir şekilde; aşırı derecede, çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) korkunç, dehşetli, dehşet verici; (k.dili) fevkalade, çok güzel. terrifically (z.) dehşetli surette; çok.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) çok korkutmak, dehşete düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dehşet; korkunç şey; dehşet saçan şey veya kimse; (k.dili) haşarı çocuk. terrorstruck, terrorstricken (s.) dehşete düşmüş. the Reign of Terror Fransız ihtilâlinde en kanlı devre.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tedhişçi, herkese dehşet salan kimse; Fransız ihtila1i sırasında tedhiş mahkemesi taraftarı; çarlık Rusya'sında tedhişçi. terrorism (i.) tedhişçilik, yıldırma siyaseti. terrorize (f.) tedhiş etmek, yıldırmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dehş»ten). Dehşete uğratma, şaşırtma, ürkütme, (bk.) Tedhiş.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sık sık ve durmadan oynamak: Elleri titrer. 2. mec. Çok korkmak. 3. Çok üşümek: Kışın ortasında paltosuz titriyor. Üzerine titremek = mec. Birine çok sevgi duyup fazlaca dikkat etmek Yer, gök titremek = Büyük ve dehkımıldanışı, Ar. ihtizaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sıhhatine içme; sıhhatine veya şerefine içerken kadeh tokuşturma; sıhhatine içilen kimse; f. sıhhatine içmek.

Türkçe Sözlük

(i. I. tocca). İçki içerken kadehleri tokuşturma. Saç tokası = Sert ve bacakları yapışık firkete.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek, kule gibi; çok şiddetli, şiddeti artan towering rage dehşetli öfke.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mevzuunu efsanelerden veya tarihten alan, seyreden üzerinde merhamet veya dehşet hissi uyandıran sahne eseri, facia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. titreme; ürperme; korku, dehşet.

Türkçe Sözlük

(f.). Ürkmek, dehşete düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dehşete düşmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dikine çevirmek; (kadeh) dikmek; baş aşağı etmek; boca etmek .

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yabanilik, vahşîlik: İnsanlar bir zamanlar vahşette yaşamışlardır. 2. Issızlık, tenhalık, yalnızlık: Vahşetin verdiği dehşet. 3. Tenha ve ıssız yerlerde duyulan korku ve dehşet. VahşetAmîz, vahşet-engîz = Korkunç, müthiş.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. vampire). 1. Öldükten sonra güyâ mezardan çıkıp halka musallat olarak dehşet ve zarar veren hayalet, cadı, karakoncolos. 2. Amerika’ya mahsus bir nevi büyük yarasa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. giriş, antre; trende vagonlar arasındaki kapalı geçit; anat. kanal; dehliz; f. antre veya dehliz yapmak; vagonlan kapalı geçitlerle birleştirmek. vestibuled s. kapalı geçitleri olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

burst. chap. cleave. crack. dehisce. rip. slit. split off. tear. yawn.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ezmek, basmak. 2. Hurdehaş etmek. 3. mec. Zulmetmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Ürkütmek, gözünü korkutmak, bir daha karşısına çıkmaya cesaret edemeyecek surette korku ve dehşet vermek: Askerimiz düşmanı yıldırdı, o sıtma beni yıldırdı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Devir, devran. 2Şimdiki zaman, Fars. dehr: Zamlne çocuğu. 3. Baht, talih, felek: Zamâne icâbı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Altından yapılma, altın: Zerrîn-külâh = Altın külâhlı, altından tacı olan. 2. Altın gibi, altın renginde: Zülf-i zerrin. Zerrin kadeh, yahut sadece zerrin = Güzel kokulu bir cins sarı çiçek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Kayık, sandal. 2.Mekke’de yapılan zemzem şişesi. 3.Çiçek testisi, kadehi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.