Demar-aver ne demek? | Demar-aver anlamı nedir? | Demar-aver

Demar-aver anlamı nedir?

Demar-aver ne demek?

Demar-aver anlamı nedir?

Demar-aver | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: demar aver

Türkçe Sözlük

(i. F.). Helâk eden, intikam alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışıklık, kargaşalık, herc-ü merc. 2. Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması: Karpuzları alavere ile sergiye, kiremitleri çatının üstüne attılar. 3. Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele. 4. Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi: Alavereli tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar and confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speculator. stockjobber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köleliğe karşı, kölelik aleyhtarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Averden» fiilinden masdar ismi olup sıfat terkibi teşkiline dahil olur). Getirici, taşıyıcı, sahip, mucip, bâis: Reşk-Aver = Gıbta, çeken, imrenilen. TSb-Aver = Kudrete malik, kudretli. ZûrAver = Kuvvet sahibi, kuvvetli. PeyâmSver = »aber getiren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iddia etmek, kuvvetle söylemek, ispat etmek, tahkik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ortasını bulmak, vasatisini alrnak; vasati olarak yapmak veya almak; vasati yekun tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (s). vasati hesap, ortalama, vasat, orta; cari olan fiyat, derece veya miktar; adi ölçü; (den). hasar, avarya; (s). muhammin , avarya duzenleyen eksper. average clause sigortada verilecek tazminatın miktar ını sınırlayan madde. above the aver

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. average

1. ortalama, 2. sp. sayı farkı

1. İki veya ikiden fazla sayının toplamının toplanan sayıların adedine bölünmesiyle elde edilen (sayı). 2. Futbol vb. karşılaşmalarda bir takımın elde ettiği sayıların, karşı takımın elde ettiklerine oranlanmasıyla bulunan sayı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibni Rüşt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). to ile karşı, aksi fikirde olan, muhalif; çekinen, içtinap eden. averse to going gitmek istemeyen, gitmekten çekinen. averseness (i). çekingenlik çekinme, içtinap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, iğrenme, tiksinme, istikrah; tiksinti veren şey, menfur şey. have an aversion to sevmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, yıldızı barışmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başka tarafa çevirmek, yön değiştirtmek; önlemek, menetmek, defetmek, bırakmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Meyveli, meyve veren. 2. Faydalı, semereli, iyi netice veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Yaverlerin başı

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first aide-de-camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kunduz, zool. Castor fiber; kunduz kürkü, kastor; kastor Sapka; kalın yünlü kumaş; miğferin yüzün alt kısmını örten parçası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins suni tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Müjdeci, haberci.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cesaret, kahramanhk, yiğitlik; gösteriş, ihtişam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ceset, kadavra. cadaverous (s). kadavra gibi, soluk, pörsümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. can = ruh, Averden = getirmek). Canlı, ruhlu. Fars. zîrûh. (bk.) Canavar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük mağara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mağaraları olan; derin (göz); kalın, derinden gelen (ses); delikli, gözenekli; mağaraya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğday arasında biten bir cins darı, karaca darı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. cengâver). Cenkçiler, dövüşkenler, savaşçılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenkçiye, savaşana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çenkçilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cenk = harp, Averden = getirmek). Cenkçi, cenk etmede mâhir, cenge alışık, asker, savaşçı, muharip, tab’an cesur olan: Türkler cengâver bir kavimdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاور] savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگاوری] savaşçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harp ve darbe alışık ve usta adamın hali: Türkler’in cengâverliği meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). satlr, balta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tek). yoğurtotu, (bot). Galium aparine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Hile, sahtekârlık; el altından yapılan kötü iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheating. maneuver. manoeuvre. trick. intrigue. ploy. fiddle. swindle. jobbing. rigging. chicane. deception. do. gammon. gerrymander. hanky-panky. rouser. sell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick. man euver. intrigue. bubble scheme. guile. manipulation. shenanigans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalavere yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. crafty. trickster. intriguer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intriguer. trickster. artful. cheat. jesuitical. manipulatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roguery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hükümdar, kral. 2. Hâkim, vâli, vezir. 3. Mutlak hâkim olan tanrı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داور] yargıç. 2.hükümdar. 3.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar veya hâkim ve vezire mensup ve ait: Cânib-i Alî-i dâverânelerine, dâverîlerine (Osmanlı devri resmî yazışmalarında vezirlere hitâben kullanılan tâbirlerdendir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku ve dehşet saçan, çok korkutan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت آور] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Helâk, telef, ölüm. Tîg-ı demâr = Ölüm kılıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Helâk eden, intikam alan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hudut çizmek; ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hudut tayini, sınır çekme. Iine of demarcation sınır çizgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). diplomatik hareket, siyaseti değiştiren adım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. demarké

sp. sıyrılmış, boşta kalmış

Rakip oyuncular tarafından tutulmaktan kurtulmuş.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) Cehenneme giden yol kolaydır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A. ferah = sevinç, F. Averden = getirmek). Sevinç, gönül açıklığı veren. Ar. müferrih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Feyiz getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. gıpta = imrenme, Fars. Averden = getirmek). İmrendiren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hakkâk; hakkâk kalemi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خجالت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خجلت آور] utanç verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خدشه آور] ürküntü verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., Ar. hat yazı, Fars. Averden = getirmek). Sakal ve bıyığı yeni bitmeye başlamış delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğu, doğu ülkeleri, ri, tarafları (yanlış olarak «bahter» yerine Mağrib mânâsı ile de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاور] doğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Şark, doğu. 2.Güneşin doğduğu gün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şark ile garb, doğu ile batı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاوران] doğu ve batı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asker çantası; kumanya torbası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاورشناس] doğubilimci, oryantalist, müsteşrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaldıran veya yükselten kimse; yükleyen kimse; (den). halat örmeye mahsus demir alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing)., (müz). altmış dörtlük nota, bir notanın altmış dörtte biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku getiren, korku veren, korkunç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hüzn = Gam, Fars. Averden = getirmek). Hüzün veren, (bk.) Hüzn-engîz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) kelimesi kelimesine ifade, aynı kelimeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضطراب آور] acı verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bıkkınlık veren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) Porphyra türünden yenebilen bir çeşit mor renkli deniz bitkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük el leğeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cankurtaran, hayat kurtaran kimse veya şey; b.h., tic. mark. şeker simidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ماورا] öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ara, geri, bir şeyin ötesinde bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hf. A.). «Nehrin ötesi». 1. Amu Deryâ ile Sır-Deryâ arasındaki büyük Batı Türkistan ülkesi. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. damgalanmamış ve sahipsiz dana, başıboş buzağı; A.B.D., k.dili toplum kurallarına uymayan kimse; parti disiplinine uymayan politikacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ctvâr» dan masdar). 1. Komşuluk. 2. Bir büyük türbenin veya mâbedin yanında yalnızlığa çekilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAVERE) (i. A. «havere»den)

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاوره] konuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشاوره] danışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

danışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meşhur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نام آور] ünlü, sanlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. laf boş lakırdı, palavra; pohpohlama, slang. yağ çekme; yerlilerle turistler arasındaki görüşme; f. boş laf etmek, palavra atmak; yaltaklanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. haşhaş ve gelincik familyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. haşhaş ve gelincik cinsine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پهناور] engin. 2.geniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. titremek, titrek sesle şarkı söylemek; i. titreme; ses titremesi; İng., müz. sekizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Titretici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıskandıran, kıskançlık veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رشک آور] kıskandırıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam, zinde, güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سکر آور] sarhoşluk veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Çay yapmak için su kaynatmaya yarayan ve içinde bir ocağı ve bacası olan kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tea urn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

samovar. urn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

samovar. urn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng., müz . on altılık nota, iki çengelli nota.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Öven, metheden.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tıraş eden kimse; (k.dili) genç erkek çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüzücü, Ar. sebbâh.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Suda yüzen, yüzücü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. esir gemisi; esir taciri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. salya akltmak; salva bulaştırmak; i. salya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kölelik, esirlik, esaret, bendelik, halayıklık; çok ağır iş; kölelik sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تاب آور] dayanıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Padişah, hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taverna, meyhane; han.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. nightclub. drinking place with music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightclub. osteria. tavern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., ten = beden, Averden = getirmek, mâlik olmak). Vücutlu, iri (insan hakkınla kullanılır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vakit kazandıran usul, zaman kazandıran aygıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Demiryolu raylarının, altına enlemesine konulan ağaç veya demir taban.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. traverse

tabanlık

Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeper. tie. cross arm. sleeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Across; athwart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeper. crosstie. horizontal beam. railroad / railway tie. travers. transon. cross arm. header. insulator support. cross beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. aykırı, çapraz; i. kat eden kısım; çapraz kısım; travers; mim. galeri; bölen şey, engel; çapraz çizgi; karşıdan karşıya geçme; geçiş yolu; makina kısmının yana doğru hareket sahası; huk. resmi red; geminin volta seyri; kestirme mesafe; kay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travertine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. travertin, ırmaklardaki kireçli su birikintisinden hasıl olan açık sarı renkli sünger gibi kaya, bir çeşit kireç taşı, pamuktaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. değişmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وجدآور] coşkulu, heyecanlandıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sallanmak; titremek; sendelemek; tereddüt etmek, duraksamak, kararsız olmak; i. sallanma; tereddüt, kararsızlık. waveringly z .tereddüt ederek, kararsızlık içinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dokumacı, çulha. weaver's hitch den. yoma bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dokumacı kuşu., zool. Ploceidae.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aide. helping. helper. assistant. aidede-camp. assistant yardımcı. adjutant. aide-de-camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aider. aide (of a high government official. aide-de-camp (of a general. assistant. helper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یاور] yardımcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yardımcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., zîb = süs, Averden = getirmek). Süslendiren, süs veren, güzelleştiren.

Türkçe Sözlük by