Der-kar ne demek? | Der-kar anlamı nedir? | Der-kar

Der-kar anlamı nedir?

Der-kar ne demek?

Der-kar anlamı nedir?

Der-kar | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: der kar

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, kâr = iş). İşte bulunan, işin içinde olan, görünürde, açık, belli: Bu işin böyle olacağı derkâr idi. Benim size olan sevgim derkârdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب باده رنگ kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birleşik: 1. Sucu, saka. 2. Sâki, kadeh sunan. 3. Şarap taciri. 4. Ayyaş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبکار] saka. 2.ayyaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedy dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lay off. to expose sth to view. to reveal. uncover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Açma düğmesine bastığınızda, disk otomatik olarak çıkartılacaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adil, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدالتکار] adil, adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç cins zehirli yılan; engerek, sağır yılan, (zool). Vipera berus; Amerika'da bulunan birkaç cins zehirsiz yılan. adder's mouth birkaç cins salepçi otu adder's-tongue (i). yılan dili, suoku; turna gagası,(bot). Geranium robertianum adderwort

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper of direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. excuse me. i'm sorry. i beg your pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardon me! excuse me! sorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da doğan Avrupalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخر کار] sonunda. 2.sonuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آخرکار] sonunda, nihayet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («hakir» den itaf.). Daha ve pek hakir: Abd-i ahkerlsri, (ekseriya tevazu makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima akan, cârî, revan: Akarsu = MA-i cârî. Akar yara = Daima cerahat akan yara. Akaryakıt = Benzin v.s. gibi sıvı haldeki yakacak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. akaret). İrat getirir mülk ve binalar: Mesken yapılan binaların vergisi başkadır, akarın başka; kendisinin bir hayli akareti vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running. landed property. real estate. real property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running. flowing. liquid. real estate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقار] kazanç sağlayan mülk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Akıp geçen. 2.Gelir getiren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. A.). Akar’ın çoğ. akarlar, akaretler. Gelir sağlayan mallar ve yapılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقرات] kazanç sağlayan mülkler, akarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akıntılı bir hastalık. 2. Küçük akarsu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k-a kalın okunur) (i. A.). Kısır olma, kısırlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1: Nehir, dere, çay gibi durmadan akıp giden su. 2. Bir sıra inci veya elmastan gerdanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stream. tributary. river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

river. stream. diamond necklace. running water. watercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuel-oil. liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petroleum products. fuel products. fueloil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloaming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dusk. gloaming. nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepuscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twilight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyah ve kül renginde karga. (Arapça: gurâb-ül-bîn).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gray jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. à la carte

seçmeli yemek

Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan yemek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

à la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A la carte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kızılağaç, Akçaağaç. (bot). Alnus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belediye meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslı Alderney adasından olan bir çeşit inek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Derecelerine göre, sırasıyle. (bk.) Alâ: Alâ-merâtibihim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstiridye, midye v.s. avlamak için deniz dibini taramakta kullanılan bir çeşit ağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Anatomi). Deriyi meydana getiren iki tabakadan iç tarafta olanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belkemiği, omurga kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Yakından, çok geçmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yakın vakitten.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İşlemci ve RAM gibi, bir bilgisayarın hayati önem taşıyan bileşenlerinin bulunduğu ana devre kartı.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankara. angora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Ankara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora goat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora cat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora rabbit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عن قریب] yakında, yakından, çok geçmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutory judgment. interlocutory decree. interlocutory decision. interlocutory sentence. order of the court. interim order. interlocutory order. interlocutory writ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

more or less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. approximately. around. rough. roughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

up and down. roughly. nearly. about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). satırın tepesine kadar uzantısı olan harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Aslı: Aşkâr) (i. F.). Açık, meydanda, belli, ayân, zâhir. Aşikâr etmek = Meydana çıkarmak, açıktan yapmak. Aşikâr olmak = Meydana çıkmak, zihir olmak. Apaçık, zâhir ve ayân olarak: Aşikâr söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point blank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blazing. clear. evident. unmistakable. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشکار] açık, belli, aşikâr. âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek. âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Aşikâr, zâhir, açık, görünen, besbelli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşikâr = Aşikâr, Aşikâr olarak, açıktan. (Hal olarak daha fazla kullanılır): Ben Aşikâre söyledim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشکاره] açık, belli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şakar» dan). Kula veya kızıl saçlı adam ve bu tonda (At), al.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Aşikâr. Açık, meydanda, belli, ayân, zâhir. Aşikâr etmek = Meydana çıkarmak, açıktan yapmak. Aşikâr olmak, meydana çıkmak, zâhir ve ayân olmak. Açıktan, zâhir ve ayân olarak: Aşikâr söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشکار] açık, belli, aşikâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشکارا] açık, belli, aşikâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde bir eserde geçici olarak yapılan kararlar ki, ekseriya güçlü sesi üzerindedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ayrılmış olarak, parçalanm ış bir şekilde; parçalar halinde; birbirinden ayrı veya uzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتش کار] külhancı, ateşçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

iMac’ın yeni grafik kartı.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F) [عاطفتکار] şefkat gösteren, gözeten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cockhorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yere dikilmiş bir direğin etrafında döndürülen bir meydan oyuncağı. Bu oyuncağın dönen kısmına, gerçek taşıtların (otomobil, motosiklet vs. gibi) minyatür şekilleri yahut hayvan biçimli (daha çok at) araçlar asılıdır. Çocuklar, bazen büyükler de bunlara binerek eğlenirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carousel. roundabout. merry-go-round. carouselle. whirlgig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merry-go-round. carousel. merry go round. turnabout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). idam hükmü verilmesi veya kanun dışı ilân edilmesi hallerinde bir kimsenin bütün vatandaşlık haklarını kaybetmesi; eski leke, şerefsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güney Arabistan’ın eski ve tanınmış bir derviş ailesinden olup (1722-1778) yılları arasında yaşamış, Hindistan, Mısır, Taif, Suriye ve İstanbul’a ziyaretler yapmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizkadayıfı, zool. Alaria esculenta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Halatın aşınacak yerine sarılan bez, halat sargısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iskete kuşunun bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlucky fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk. Bakkar) (i. A.). Sığır, öküz, inek, manda cinsleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İskambil kâğıtlarıyla oynanan bir kumar çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnek, Kur’an’ın en uzun ve İkinci sûresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to/with. by comparison with. in comparison with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sığır cinsine has.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözleri sağlam gibi göründüğü halde kör olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) Sığır çobanı, sığırtmaç. (bk. Bakar).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saçma sapan söz, boş laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(fujer): Eğreltiotugillerden; nemli yerlerde yetişen otsu bir bitkidir. Yaprakları at yelesini andırır. Yurdumuzun hemen hemen her yerinde yetişir. Kullanıldığı yerler: Grip ve soğukalgınlığında hastayı rahatlatır. Balgam söktürür. Mide ağrılarını keser. Böbrek kumlarının dökülmesini sağlar. Derideki şişlikleri indirir. Saç dökülmesini önler. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Diğer ilaçlara da tat verici olarak kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osprey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya MALKAR (i.). Kafkasya Türkleri’nin Kıpçak kolundan olan bir boy.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kuzey Kafkasya’da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2.Bu boya mensup kişi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ince ve uzun bayrak; bandrol; den. flandıra; (mim). üzerine kitabe yazılan kordele şeklindeki tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker's card. cash card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Venedik’teki gondolcularının söylediği üslûpta şarkı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhanede içki veren kimse, barmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in deep waters. to be in deep waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Basiretli, evvelden gören, seziş sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. perversion. seduction. temptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enticement. seduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. corrupt. pervert. seduce. tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seduce. corrupt. deprave. inveigle. mislead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir çeşit iskete kuşu (Parus maior). 2. Baştan kara etmek. (bk.) Baş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [باوقار] ağırbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kerkes nevinden yırtıcı bir kuş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Helak olma, mahvolma. 2.Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3.Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur’un torunu Şeyh Ömer’in oğludur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kapıya çıkma. 2. (tarih) Acemî ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin, yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kâr = iş). İşi kötü, fenalıkta bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدکار] kötü hareketli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Diyezli veya bemollü bir sesin eski haline getirilmesini gösteren nota işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça «bikr» den galat. Farsça zanniyle «bîkâr» yazılması yanlıştır). 1. Evlenmemiş, zevcesi olmayan adam: Bekâr adam, bekâr gibi yaşamak. (Nadiren, evlenmemiş kız hakkında da kullanılır). 2. Taşralı olup bir büyük şehirde bir işle meşgul olarak, ailesiz yaşayan adam: Bekâr odaları, bekârların çamaşırlarını yıkamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bachelor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

celibate. single. sole. unmarried. bachelor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kızlık, erkek tanımamış kızın hali. (Bu mânâ ile «bikr» kullanılması galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maidenhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastity. virginity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Evli olmayan adamın hali. Evlenmemiş erkek veya kızın hali: Bekârlık evlilikten iyi değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bachelorhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

celibacy. bachelorhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it., mim. tepe köşkü, binaların özellikle üst kat taraçaları; manzara seyredilmesi için yapılmış bina. the Belvedere Roma'daki Vatikan sanat galerisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. benâdir). Ticaret-gâh, iskele: İzmir, büyük benderdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندر] liman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç; A.B.D. (argo) içki âlemi; ing, (argo) altı penilik para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

ve BENDER-GEH (i.). Ticaret limanı, iskele, (-gâh ve -geh ilâvesi fazladır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Bender’in küçültülmüşüdür). 1. Küçük iskele. 2. Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. (Mendirek lügati bunun galatıdır, (bk.) Mendirek).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندرگاه] rıhtım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = istilâ edatı ve karar). Kararlı, kararlaşmış, yerleşmiş, devamlı, dâim: Şimdiki hâlinde berkarâr olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برقرار] yerinde duran, karar eden. berkarâr olmak devam etmek, kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beste yapan müzisyen. Fr. compositeur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بسته کار] besteci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Beste yapma san’atı ve ilmi. Fr. composition (musicale).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şaşlrtmak, sersemletmek, hayrette bırakmak. bewilderment i. şaşkmlık, sersemlik, hayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ekin harmanı, harman yeri. 2. Doğru kelime.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزه کار] günahkar. 2.suçlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşsiz, meşguliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşsiz, meşguliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Kararsız, sebatsız. Fars. nâ-pâyidâr, fânî. 2. Huzursuz. Osm. Arâmsız, muztarib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Kararsız, sebatsız. Fars. nâ-pâyidâr, fânî. 2. Huzursuz. Osm. Arâmsız, muztarib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيکار] işsiz. 2.bekar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی قرار] kararsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicarbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicarbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ciltçi, mücellit; bağ; cilt kap; biçer bağlar makina; tutkal. bindery i. mücellithane, ciltevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek kardeş, ahi. mec. Dost, muhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother. buddy. mate. man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother. old fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برادر] erkek kardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeş çocuğu, yeğen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeşçe, kardeşliğe mensup ve müteallik: Birâderâne muamele = Kardeşçe muamele: Birâderâne görüşüyoruz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat mesane, kese, sidik torbası; iç lastik. air bladder zool. hava kesesi. gall bladder safra kesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. blastoderm, germ yaprağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. blender

karıştırıcı

1. İki veya daha çok maddeyi birbiri içinde dağıtmaya, karıştırmaya yarayan araçların genel adı. 2. Çeşitli besin maddelerini karıştırma ve çarpma işinde kullanılan araç veya alet.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karıştırıcı şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. körleten şey; siper teşkil eden herhangi bir şey; A.B.D. atın göz siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. durmadan gözlerini kırpan kimse, gözleri iyi görmeyen kimse; ahmak kimse, budala kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gaf, aptalca yapılan hata, falso; f. gaf yapmak, budalaca hareket etmek; düşünmeden söz söylemek, pot kırmak. blunderer i. budalaca hareket eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alaybozan tüfeği; aptal kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pansiyoner; yatılı ögrenci; düşman gemisine çıkmakla vazifelendirilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mucellit, ciltçi. bookbinding i. mucellitlik, ciltçilik. bookbindery i. mücellithane, ciltevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kenar; hudut, sınır; bir resim veya yazının etrafındaki süs. borderer i. sınırda oturan kimse. borderland i. sınır bölgesi. borderline i., s. sınır s. güçlükle ayırt edilebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sınır koymak; sınır meydana getirmek; sınırdaş olmak, hemhudut olmak; benzemek, yakın olmak. border on sınır komşusu olmak; eğiliminde olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerinden kopmuş ve aşınmşş iri kaya parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., k.dili terbiyesiz ve cibilliyetsiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geniş omuzlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. i.). Sırmalı dîbâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işe veya olaya karışmadan kenarda duran kimse, seyirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çadır. 2. Kadınların başlarına büründükleri örtü, çarşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چادر] çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چادرنشين] göçebe, çadırda yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı, dinamik, çalışkan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Açık denizlerde alamana tarzında kullanılan bir balık ağı çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashing. revolving lighthouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Parıldayan, ışık veren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateş almayan silâh. (bk.) Çakmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Seylan ve Hindistan'da bulunan ve kerestesi oymacılıkta kullanılan sert bir ağaç, (bot). Diospyros quaesita.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). volkanik patlama sonucu meydana gelen büyük çöküntü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). perdah makinası, silindir; (f). perdahlamak, silindirden geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalender, Kalenderiye tarikatına mensup derviş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mide bozan şey. 2. Müshil. 3. Pamuk kozasını temizlemeye mahsus sepet dolap, çırçır, koşkinara.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CAN-ŞİKER (i. F). Can avlayıcı, can alıcı. mec. Azrâtl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current expenditure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. cefa, F. kâr = iş). İşi çevir ve cefa etmekten ibaret olan, çevir ve cefa eden: Ey yâr-ı cefâkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâkârcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâcılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکار] cefa eden, üzen. 2.cefa çeken, üzülen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکاری] cefa etme, üzme. 2.cefa çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ibis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İyiliksever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F). İyiliksevercesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İyilikseverilik, iyilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saç uzatan (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Çamaşır ütülemeye mahsus iki ağaç üstüvâneden ibaret Alet: Cendereye koymak; cendereden geçirmek. 2. Ciltçilikte ve başka sanatlarda baskı ve perdah makinesi. 3. Kalın oklava: Cendere baklavası = Yufkaları bu cendere ile açılan baklava çeşidi. 4. Dar dere, boğaz. S. Sıkı ve dar yer. Cendereye koymak = Basınç altına almak. Su cenderesi = Fr. presse hydrolique denilen fevkalâde kuvvetli basınç Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. mangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. screw. wine press. mangle. book-binder's press. narrow pass. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جندره] pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چشم دریده] arsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim, müzik, ses ve yazı kaydetmenize olanak sağlayan kartlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). spor karşılaşmalarında tezahürat yapan grubun lideri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). isa'nın doğumundan üç gün sonra kılıçtan geçirilen masum çocuklar yortusu, 28 Aralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balıklı sebze çorbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elma suyu, elma şarabı. cider press elma cenderesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şahsî menfaat: Onun bu işte mutlaka bir çıkarı vardır. O, yalnız kendi çıkarına bakar. Bu, benim çıkarıma gelmez, uymaz. 2. Başa çıkar, iyi netice verir: Sizin tuttuğunuz yol, çıkar yol değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. benefit. interest. advantage. self. capital. expedience. expediency. grist to the mill. number one. stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. benefit. convenience. expediency. gain. good. interest. profit. stake. self-interest. self-seeking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantage. interest. profit. benefit. vail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yalnız kendi çıkarını düşünen kimse: Sakın ona iş yaptırma, çıkarcının biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-seeking. calculating. expedient. interested. mercenary. number one. politic. sordid. utilitarian. self-seeker. profiteer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sordid. self-seeker. selfish. self-interested. self-seeking. manipulative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asocial. fence stroddler. on the make. pusher. sordid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-seeking. self-interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expediency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protrusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dışarıya atılmak, ihraç olunmak: Erkenden evden çıkarıldı. Dolaptan bir kitap çıkarılmış. 2. Tard edilmek, kovulmak: Mektepten çıkarıldı. 3. Alınmak, suyu veya özü alınmak: Bu çiçeklerden güzel su, bu sütten yağ çıkarılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be taken out. to be expelled. to be extracted. to be omitted. to be produced. to be published.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Issued Capital)

Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların satışı yapılmış hisse senetlerini temsil eden sermayeleridir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çıkartmak işi. (bk.) Çıkartmak. 2. Islatılarak bir satha yapıştırıldığı zaman üstündeki resim ortaya naklolunan kâğıt. 3. (askerlik). Gemiye bindirilmiş askerin denizden karaya ihracı. 4. (matematik) Çıkarma işlemi (eskiden bu işleme tarh denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deduction. subtraction. elimination. belch. cancel. cancellation. dismantlement. ejection. ejectment. emission. exclusion. expulsion. extraction. extrusion. haulage. issuance. issue. omission. rejection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. discharge. dismissal. elimination. exclusion. expulsion. extraction. omission. removal. subtraction. taking out. subtraction tarh. landing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

issue. subtraction. the act of removing. landing of troops. edition. publishing. hoisting. lift. lifting. elevation. raising. landing. removal. extraction. skip. haulage. education. discharge. release. dismissal. omission. elimination. deducti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dışarı atmak, ihraç etmek: Onu evden çıkardılar. Atı ahırdan, elbiseyi dolaptan, parayı kasadan İ1” karmak. 2. Çekmek, sökmek, yolmak: Diş, ağaç, kıl çıkarmak. 3. Göstermek, arzetmek, meydana veya birinin önüHe koymak: Kızı görücülere çıkarmak. çocukları nı çıkardı. 4. Yükseltmek, yukarı iletmek, kaldırmak: Kendisi üst kata çıkardılar. Şunu yukarı çıkar. 5. Hulâsasını, özünü veya suyunu almak, istihsal etmek: Menekşenin suyunu, sütün yağını çıkarmak. 6. İcat etmek: Ziraat için birçok makineler çıkarmışlar. 7. Neşretmek, yaymak, intişar ettirmek: Filân pek faydalı bir kitap çıkardı. 8. Peyda etmek, ittihaz eylemek: O, bir Adet çıkardı. 9. Netice almak. Osm. istintâc, istinbât etmek: Bundan ne çıkarıyorsunuz? 10. Hasıl etmek, yetiştirmek, vermek: Anadolu çok zahire çıkarabilir. Arabistan, dünyanın en güzel atlarını çıkarır. Uşak, güzel halılar çıkarır. 11. Vücuda getirmek, yetiştirmek: Bu mektep çok meşhur Alimler çıkarmıştır. 12. Okumak, sökmek, halletmek: Bu yazıyı çıkaramadım. 13. Soymak, kaldırmak: Şapkasını, esvabını, çizmesini çıkardı. 14. Uğramak, tutulmak: Çiçek, kızamık çıkarmak. Acı çıkarmak = 1. intikam almak. 2. Zararını çı karmak: Bu işte zarar ettim, ama yakın da acısını çıkarırım. Ekmeğini çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak, geçinecek iş bulmak. Ekmeğini taştan çıkarmak = Çok çalışarak hayatını kazanmak. Elden çıkarmak = 1. Satmak. 2. Kaybetmek. Oyun çıkarmak = Oyun bulmak, icat etmek. İş çıkarmak = Mesele ve güçlük meydana getirmek. Baştan çıkarmak — Azdırmak. Piliç çıkarmak = (tavuk) Yumurtadan civciv istihsal etmek. Diş çıkarmak = 1. Çocuk diş peydâ etmek. 2. Çürük veya ağrıyan dişi çekmek. Dil çıkarmak = Alay etmek. Zevkini çıkarmak = Safasını sürmek, lezzetini tatmak. Ses çıkarmamak = Razı olmak. Su çıkarmak — Kuyu veya dereden su doldurmak. Taş çıkarmak = Galip gelmek, üste çıkmak. Kokusunu çıkarmak = Beceremeyip zora sarmak. Göz çıkarmak = Kör etmek ve mec. Bozmak, berbat etmek. Mânâ çıkarmak = MAnâ vermek, bir söz veya işten maksadın ne olduğunu anamak. Yanlış çıkarmak = Yanlış bulup düzeltmek. Böcek çıkarmak = İpek böceği beslemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take out. deduct. subtract. remove. divest. throw out. displace. exclude. make out. out. eliminate. unfix. expel. extract. doff. bring out. publish. print out. bare. blank. bruit about. delete. derive. disconnect. dislodge. dismantle. draw off. draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. cast. deduct. delete. derive. discharge. disengage. drop. eliminate. excite. exclude. expel. extract. omit. poke. remove. shed. slip. sprout. to take out. to put out. to get out. to get off. to extract. to abstract. to mine. to take off. to reme

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtract. remove. to take out. to bring out. to get out. to expel. to extract. to remove. to emit. to publish. to produce. to raise. to take off. to derive. to deduce. to make out. to decipher. to subtract. to vomit. to work off one's anger on s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inference intikal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çıkarma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer picture. decalcomania. decal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. decal. sticker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landing of troops. causing to take out. window sticker. transfer. subtraction. disembarkement. deduction. landing. heave. lifting. elevating. hauling. raising. haulage. extraction. expulsion. elimination. dismissial. extrusion. discharging. exclusion. der

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Çıkartmak, ihraç ettirmek: Gizlediği hırsızlık malını kendisine çıkartmak mümkün olamadı. 2. Yükselttirmek, yukarı naklettirmek: Şu kiremitleri damın üstüne çıkartmalı. 3. Tesir edip ishal ettirmek: Bu müshil birkaç defa çıkartır. 4. Aldırmak, istihsal ettirmek: Bu çiçeklerin suyunu, bu sütün yağını çıkartmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. elicit. to cause to take out. to let take out. to cause to remove. to let remove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eject. strike out. to have sth removed. to have sth taken out. to have sth extracted / omitted. to remove. to expel. to take out. to omit. to produce. to publish. to vomit. cut out. get out. originate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cilve, F. kâr = iş). Cilve eden, cilveli, nazenin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cinayet denilen ağır cürmü işleyen, cânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cânîye yakışır hal ve surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Cântllk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جنایتکار] câni, cinayet işleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cüruf, yanmış kömür artığı; kül; (çoğ, jeol). parça şeklinde lav. cindery (s). curuf gibi veya onunla ilgili. cinder block curuf briketi, kül kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sinderella; güzelliği ve değeri anlaşılmamış kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ask). talim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇOĞUNDUR (i.). Pancar, yer kökü, sehven havuç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzgeç, kevgir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k).dili soğuk davranış, yüz vermeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan; önder, baş; deniz binbaşısı. commander in chief başkomutan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet; kumandanlık; masonluk gibi cemiyetlerin loncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeşitli bağımsız devletlerin konfederasyon halinde bir araya gelmeleri, ittifak, birlik; kanunen yasak olan bir fiilin yapılması için çeşitli parti, grup veya kimselerin birlik olmaları. the Confederacy Amerikan iç harbi esnasmda Güney Eyaletlerinin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). müttefik, müttehit, birleşik; (i). suç ortağı. Confederate (s)., (i). Amerikan iç harbi sırasında Güney Eyaletlerinin federasyonuna bağlı olan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ittifak etmek, ittifak ettirmek, birleşmek, birleştirmek, (bak). federate confederated (s). birleşik, (bak). federated confederation (i). konfederasyon, birleşik devletler, (bak). federation.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek; göz önünde tutmak; üzerinde düşünmek; mütalaa etmek, dikkate almak; saymak, hürmet etmek; merhamet etmek ; farz etmek. all things considered enine boyuna düşünülürse. not worth considering kale alınmaz, lafını etmeye değmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). önemli, hatırı sayılır ; büyük, hayli, fazla, (i)., ABD, (k).dili fazla miktar. considerably (z). epeyce, oldukça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düşünceli, saygılı, hürmetkar; nazik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saygı, düşünce; gözönüne alma; karşılık, bedel; önem, ehemmiyet; itibar, saygınlık; (huk). borsada verilen pey akçesi. for a consideration para mukabilinde. in consideration of sebebiyle, itibariyle, hasebiyle; karşılığında. take into considerati

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat hasebiyle, göre, nazaran, göz önünde tutulursa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kişniş otu, kişniş, (bot). Coriandrum sativum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Surgu darısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çınar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daring. defiant. forward. audacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesur, yiğit, atılgan, gözüpek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A. F.). Cesurlukla, yiğitlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesurlukatılganlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silindir. cylin'drical (s). silindir şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Üç farklı parazit giderme teknolojisinin birleşimini eş zamanlı olarak kullanarak ‘dijital paraziti’ azaltan yenilikçi bir Sony teknolojisi: Çerçeve Paraziti Azaltma, Blok Parazit Azaltma ve Sinek Paraziti Azaltma.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek üvey kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karındaş, erkek kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (erkek) kardeşçe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dakar şehri, Senegal'in başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Etek belde, eteğini kaldırıp beline bağlamış, hazır. Ar. müheyyâ. 2. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen-der-miyân-ı gayret olmak = Bir işe canla başla girişmek. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen der-miyân-ı gayret oldu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili öfke, hiddet. get one's dander up kızmak, öfkelenmek; kızdırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koruyucu kimse, savunucu veya müdafaa eden kimse, himaye eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Bin metre karelik (hektarın onda biri) ölçü birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one-tenth of a hectare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land measurement of a thousand square meters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T. felsefe). Filozof Descartesin prensiplerine dayanan her çeşit doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. decoder

tek. çözücü

Elektronik alıcılar için şifre veya bilgi çözücü.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, Euro AV üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanmaya hazır halde sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oenî ve alçak tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alçakça, alçaklıkla edilen: Bu, pek denâet-kârâne bir harekettir. Hakkımda pek denâet-kârâne muamelede bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «deriden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yırtıcı, yırtan, yaran. Perde-der = Perdeyi yırtan. Saf-der = Düşman saflarını yaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapı, Ar. bâb. Dersaadet: = Saadet kapısı, mec. istanbul şehri. Eskiden yanlış olarak «Der-aliyye» de denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Zarf hâli gösterir; de, içinde: Der-anbâr = Anbarın içinde. Deranbâr etmek = Anbara koymak. Der-kenâr = Kenarda, hâmişte. Der-kenâr etmek = HAmişte not olarak yazmak. Der-piş = Önde. Der-Ağûş = Kucakta. Der-hâtır etmek = Hatıra getirmek (yalnız böyle Farsça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [در] kapı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (der = zarf edatı, Ağûş = kucak — masdar mânâsıyle kullanılır). Kucaklama, sarma. Der-SğOş etmek = Kucaklamak, sarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça der = zarf edatı, Arapça akab = Alt taraf, arka). Arkası sıra: Der-akab kendisi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Derhal, hemen, o anda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, anbâr). Anbara konmuş, mahzene konmuş: Denkleri der-anbâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapıcı, Ar. bevvâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = kapı, bâr = yer). Kapı mahalli, dergâh. Bir büyük zâtın kapısı önü, eşiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DER-BESTE (i. F.). 1. Kapalı kapı. 2. Kapanmış, susmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = zarf edatı, dest = el). 1. Elde etme, tutma, yakalama: Cinayeti işleyenleri derdest ettiler. 2. Elde bulunan, yapılmakta veya görülmekte olan: O iş derdesttir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İstek, dilek; dilekçe

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hatırda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, kâr = iş). İşte bulunan, işin içinde olan, görünürde, açık, belli: Bu işin böyle olacağı derkâr idi. Benim size olan sevgim derkârdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, kenâr = kıyı). Kenarda bulunan, bir yazının kenarına yazılmış mütalaa ve ifade, not, hâmiş, hâşlye: Derkenâr etmek. Bir derkenâr yazmak. Bâ der-kenlr beyin etmek = Notla göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = zarf edatı, miyân = orta, bel). Ortada, arada bulunan. Darmeyân etmek = Araya sürmek, söylemek, bildirmek: Birtakım özürler dermeyân ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Önde olan, hazır, göz önünde bulunan: Derpîş etmek: Göz önünde tutmak, dikkate almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Saâdet kapısı. mec. İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = edat, zencîr = zincir). Zincirde, zincirle bağlı. Derzencîr etmek = Zincirle bağlamak, zincire vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çan, çıngırak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kökünden çıkarmak, (bir kimseyi veya toplumu) çevresinden yoksun bırakmak; ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dirhem). Dirhemler, (bk.) Dirhem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دراهم] dirhemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). treni raydan çıkarmak. derailingswitch raydan çıkarmaya mahsus makas derailment (i). raydan çıkma (tren).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [درعقب] ardından, hemen, derhal, hemen ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [در آمد] kazanç, gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, karıştırmak, ihlâl etmek; ifsat etmek; çıldırtmak, delirtmek; rahatsız etmek, işine engel olmak. derangement (i). düzensizlik; delilik, akli muvazenesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karısının kötü hâline göz yuman kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dürrî). Parlak, renkli şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâklakçı, çançan eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دراز] uzun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربان] kapıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربار] saray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapı kapı gezen, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. tramp. irregular. untidy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly. untidy. fugitive. slipshod. unkempt. vagabond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربدر] aylak, avare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezenin hali, serserilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربند] dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kapılar kapısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DERBEND) (i. F.) (der = kapı, benden = bağlamak, kapamak). (Arapça sanılarak «derbendât» suretinde galat cem’i de kullanılır). Dar geçit, boğaz: Sınırdaki boğazlar: Derbendât muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir boğaz ve geçidin muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de her yıl tekrarlanan geleneksel at yarışı; (k).(h). melon şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درج] içine alma, biriktirme. derc edilmek içine alınmak. derc etmek içine almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sokma, dâhil etme, araya sıkıştırma: Yazacağınız mektuba şunu da dercedin. O kaideyi kitabına dercetmemiştir. 2. Bir makale veya fıkrayı gazeteye koyup neşretme: Bu havadisi gazeteye dercettiler. Falân gazete dercetmiştl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DER-CENG-İ EVVEL) (i. F. A.) (eskimiştir). Her şeyden önce, daha işe başlar başlamaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درد] dert. acı. 3.ağrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dert, keder, mihnet görmüş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. derd-mendân). Dert ve kederi olan, zavallı, biçare, çaresiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dert çekenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dertli, kederli, mahzun, mükeder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yazık, vah vah!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردا] ne yazık ki, eyvahlar olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردست] yakalama. 2.el altında olma. derdest edilmek yakalanmak. derdest etmek yakalamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درد سر] baş belası, baş ağrısı, sorun, problem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردمند] dertli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahzun ve kederli adama mahsus tarz ve halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İki dağ arasındaki uzun çukur, vadi: O uzun derelerde binlerce koyun otlar. 2. Yalnız kışın akar küçük çay: Derede su içmek. Dereotu = Bir çeşit bitki ki, salataya konur. Derebeyi = Vaktiyle birkaç köye hükmü geçen nüfuzlu adam, feodal. Dere tepe = Düz olmayan yer, engebe. Dereden tepeden = Öteden beriden. Bin dereden su getirmek = Bahaneler söylemek. Sokak, dam deresi == Yağmur sularının akmasına mahsus çukurca yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valley. brook. stream. rivulet. run. runlet. watercourse. beck. bourn. bourne. branch. creek. dale. gully. kloof. runnel. vale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brook. creek. rill. run. stream. valen. watercourse. rivulet. eaves trough. gutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To hurt; to harm; to injure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brook. stream. valley. gutter. creek. run. watercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

up hill and down dale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Avrupa’da Ortaçağ’da feodal hükümdarlar: Şövalye, baron, vikont, koht, marki vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. overlord. seigneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seigneur. feudal lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. local potentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derebeyinin mülkü, toprağı, devletçiği, idare tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism. bullying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. derece). Dereceler. (bk.) Derece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درجات] dereceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Musikide ses dizilerinde seslerin sıra ve görevi: Mâhûr makamında lâ notası ikinci derecedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. derecât). 1. Yukarıya çıkacak basamak: Bir derece yukarı •çıktı (Zıddına yani aşağı inenine «dereke» denir). 2. Dairenin bölündüğü küçük dilim, 360 kısmın beheri ki, açıları vesaireyi ölçmeye yarar: 35 dereceli bir açı. 3. Termometrenin bölündüğü kısımların beheri ki, sıfırdan yukarı ve sıfırdan aşağı olmak üzere iki takım ise de, sıfırdan aşağı olanlara «dereke» denilirse, sıfırdan yukarı veya aşağı kaydına hacet kalmaz: Mısır’da ısı 50 dereceye kadar çıkar. Moskova’da soğuğun 25 derekeden aşağı düştüğü olur. 4. Mertebe, pâye: Şan ve şerefin en yüksek derecesine çıktı. 5. Miktar, rütbe: Bu derece ilim ve irfanı vardır. Bir derecede hastadır ki, elini oynatmaya iktidarı yoktur. Derece derece = Yavaş yavaş, tedrîcen, birer derece: Derece derece yükselerek bu mertebeye ulaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. grade. scale. rank. stage. rate. rating. step. clinical thermometer. thermometer. extent. gradation. pitch. remove. standard. states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. degree. extent. grade. level. measure. point. rank. rate. scale. step. thermometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. grade. gradation. measure. point. rank. scale. step. thermometer. pitch. graduation. honor. range. brand. frame. stage. order. standard. standing. mark. score. rating. quality. estate. extent. level. peg. plane. remove. shade. sphere. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درجه] derece. 2.aşama. 3.kat. 3.miktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by degrees. gradational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Tonlarla, taramalarla vb. ile dereceli etkilerin yaratılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduated. graded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graded. graduated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dereke). Derekeler, aşağıya doğru basamaklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکات] katlar. 2.basamaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. derekât). 1. Aşağıya inen basamak, derecenin zıddı: Cennet’ in dereceleri ve Cehennem’in derekeleri vardır. 2. Termometrenin sıfır elti olan dereceleri ki sayıları büyüdükçe ısının o nisbette azaldığını gösterir: Bu memlekette termometre yazın 40 dereceye kadar çıkar ve kışın 20 derekeye kader iner. Dereke-! emvâc = İk! dalga arasında hasıl olan açıklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکه] kat. 2.basamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). terkedilmiş, metruk, sahipsiz; kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr; (i)., (huk). sahipsiz mal, emvali metruke; toplumca terkedilmiş kimse; den tayfası tarafından terkedilmiş harap gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). terk, terkediliş; ihmal, görevi yerine getirmede kusur; (huk). deniz veya suyun çekilmesiyle toprak kazanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Para, akça.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Para basılan yer. (bk.) Darb-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ur, verem (asıl mânâsı: kirlenme, bulaşma).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درنده] yırtıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yırtıcı, yırtan: Şİr-I derende = Yırtıcı arslan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ur ile şişle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Maydanozgillerden, güzel kokusundan dolayı bazı yemeklere konulan bitki (anethum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(tereotu): Maydanozgillerden iplik biçiminde yaprakları olan güzel kokulu bir bitkidir. Sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Hazmı kolaylaştırır, midenin gereği gibi çalışmasını sağlar. Hıçkırık ve hava yutmayı önler. Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Aybaşı kanamalarının kolay olmasını sağlar. Anne sütünü artırır. İştah açar. Ağız kokusunu giderir. Çocuklardaki gaz ağrılarını giderir. Yemeklere ve salatalara tat vermek için konur. Hamileler kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

yahut DERGEH (I. F.) (der = kapı, gâh = yer, makam). 1. Kapı mahalli, eşik, kapı önü, der-bâr. Büyüklerin kapıları: Dergâh-All kepi çuhadarları. 2. Tekye, hânkah: Nakşî dergâhı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درگاه] dergah. 2.saray. 3.tekke. 4.tapı, huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Dergâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine. periodical. review. journal. bulletin. print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journal. mag. magazine. periodical. review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine. periodical. review. mag. print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çok kalabalık, izdiham. 2. Bir zerdali çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça der = zarf edatı, Arapça hâl = zaman). An? olarak, ansızın, hemen, vakit kaybetmeksizin: Bunu işitince derhal kalkıp gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediate. immediately. instantly. right away. now. in no time. in an instant. instantaneously. at a word. anon. bang off. right of the bat. forthwith. out of hand. instanter. at once. in a jiffy. pronto. therewith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly. forthwith. immediately. straightaway. at once. instantly. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. immediately. as soon as. directly. forthwith. in continenti. in praesenti. instantly. momentarily. on the nail. promptly. pronto. soon. straightaway. thereupon. in one's track. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [درحال] hemen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخواست] istek, talep, rica. 2.dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در خاطر] hatırlama. 2.hatırda tutma. derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek. derhâtır eylemek hatırlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâyık, münasip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخور] layık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tirik). 1. İnsan ve hayvanın bütün vücudunu örten kabuk, cilt, post: Deri sıyrılmak, soyulmak. Derisini yüzmek. 2. Hayvanın yüzülmüş ve kurutulmuş ve henüz sepilenmemiş cildi, gön. Deri tüccarı. 3. Meyvenin kabuğu, kışır: Kirazın derisi pek kolay soyulmaz. Eriğin derisi çıkarılırsa dişleri kamaştırmaz. Bir deri bir kemik = Etsiz, zayıf. Dış deri = Gastrulada dış hücre tabakası. İç deri = Gastrulada iç hücre tabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kapı demek olan «der» ismi Farsça olduğu halde Arapça sayılarak müennesi «deriyye» yapılmıştır). Eski edebî Farsça: Fârisî-i derî, Fârisiyye-i deriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coriaceous. cutaneous. skin. derm. leather. hide. fell. integument. rind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coriaceous. cutaneous. skin. derm. leather. hide. fell. integument. rind. pelt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather. skin. hide. peel. rind. crust. parchment. buff. peltry. fell. integument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Deride meydana gelen çatlakları tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Alkol, asilbend.

Hazırlanışı : 100 gram alkole 10 gram asilbend konup, merhem yapılır. Çatlaklara sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla kullanılan sabun, deterjan, boyalar ve bazı bitkilerin neden olduğu bu hastalığa tıp dilinde Dermatit denir. Tedaviye deride iltihaplanmaya sebep olan şeyi belirleyip, onu terk etmekle başlanır. Sonra aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nişasta, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 çorba kaşığı nişasta konur. Karıştırılarak eritilir. Sonra bu suya bastırılan temiz bir bez, iltihapların üzerine sarılır. Kurudukça değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Deri üzerinde ufak bir şişlik veya bir türlü iyileşmeyen bir yara şeklinde başlayabilen bir çeşit kanserdir. Şişlik, başlangıçta ufak bir yumru şeklindedir. Bir süre sonra aynı yer açılır ve yara haline dönüşür, sonra kabuk bağlar. Bu gibi durumlarda telaşlanmamak; ancak acele etmek gerekir. Erken tedavi edildiği takdirde iyileşir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe yaprağı.

Hazırlanışı : 10 tane menekşe yaprağı, havanda iyice dövülür, lapa haline getirilir. Kanserli yere sürülür. Aynı işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde iktiyoz denen bu hastalıkta deri, kuru, pul pul ve bazen de çatlak görünümdedir. Merak edilecek bir durum yoktur. Sık sık sıcak banyo yapmak şikayetlerin çoğunu geçirir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Acı bademyağı

Hazırlanışı : Yatmadan önce, vücut acı bademyağı ile iyice ovulur. Sabahleyin ılık su ile banyo yapılıp iyice kurulanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Deride görülen esmer lekelere “Karaciğer lekeleri”, beyaz lekelere de “Vitligo” adı verilir. Bunlar merhem veya kremlerle gizlenebilir. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Baharlıtere tohumu. (beyaz lekeler için)

Hazırlanışı :


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük kapı, kapıcık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریچه] pencere. 2.küçük kapı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather trade. skin dressing. tannery. tanning. tanning industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yırtılmış, yırtık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istihza etmek, sakalına gülmek, alay etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). mecburi, toplumun öngördüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Deri bağlamak, deri ile örtülmek: Yara derilendi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Çadır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derinliği fazla olan. Ar. amtk: Derin kuyu. Orada sular çok derindir. 2. Çukur, kuytu: Derin ova. 3. mec. Fazla dalınan: Derin uyku, derin düşünme. 4. İç yüzüne varacak derecede etraflı ve tafsilâtlı, ince: Derin fikirler, derin araştırma. 5. Derinlik: Derinden bir ses geliyordu. Pek derine gitti. 6. Derin olarak: Derin dalmak, derin düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profound. abstruse. fathomless. recondite. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. exquisite. extensive. profound. recondite. sound. thorough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profound. bottom. depth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep-freezer. deep freeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep / sound sleep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profoundly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in-depth. inward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in depth. deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in depth. deeply. thoroughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derin hale gelmek, derinliği artmak. Osm. taammuk etmek: Yara işledikçe derinleşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepen. to deepen. to become deep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get deep. to specialize in (a field of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1; Dahe derin hale getirmek. 2. Derinliğine incelemek. Osm. tâmîk etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deepen. to investigate the details of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derinliğini arttırmak. Osm. tâmîk etmek: Şu kuyuyu bir iki kulaç daha derinletmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derin olanın hali ve derin olma derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depth. abyss. deep. deepness. perspective. profoundness. profundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depth. deepness. profundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depth. profoundity. fairway. profundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimde oluşturulan planlar ile elde edilen derinlik duygusu veya yanılsaması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fathom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tipik nümunesi deniz kestanesi olan bir hayvan familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concentrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istihza, alay. hold in derision alay etmek. derisive, -sory (diray'siv, -sıri) (s). alaylı, istihza kabilinden. derisively (s). alay edercesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl, memba, köken, menşe; türetme, iştikak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). türemiş, iştikak etmiş, müştak; (i). türev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, almak; istihraç etmek; gram türemek, müştak olmak; kökünü araştırmak; sâdır olmak, hâsıl olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlama, Ar. tefehhüm: Öyle ince imâları derk edebilecek adam değildir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درک] anlama, idrak etme. 2.alma. derk etmek anlamak, idrak etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Afrika’nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir’i içine alan müslüman tarikatların genel adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Derkava’ya mensup. - (bkz.Derkava).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

while trying to. when intending to. just at that moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marginal note. note written in / on the margin. marginal nfr. postscript up s. ). sidenote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [درکنار] kenar yazısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). Anlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Folklor malzemesini yazıya, banda geçirmek: Adana’dan derlenmiş bir türkü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eclectic. collection. composition. compilation. collected work. collected works. digest. potpourri. garland. gleanings. miscellany. olio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compilation. miscellany. collecting. collected. selected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compilation. anthology. choosing and gathering. collected. selected. composition. potpourri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Dermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collect. compile. gather together. glean. patch up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Derli hâle getirilmek. 2. Kendini toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide kulakta iyi tesir yapan ses dizisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağınık olmayan, derlenmiş toparlanmış: Derli toplu bir ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tidy. well-organized. presentable. / adj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide ses dizisinin kulakta iyi tesir yapması hali.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). cildin ikinci tabakası, derma, altderi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).deriye ait, cildi, bilhassa dermaya ait, derisel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çare, tedbir, hal yolu: Buna bir derman bulmalı. Dermanı yoktur. 2. ilâç, devâ: Derdi veren dermanını da verir. Doktorlar bu hastalığa derman bulamadılar. 3. Kuvvet, kudret, takat: Bende hiç derman kalmadı. Yürümeye dermanım yoktu. Ayaklarımda derman kalmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strength. power. remedy. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief. remedy. strength. power. energy. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strength. power. energy. remedy. cure. medicine. relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درمان] ilaç. 2.çare. 3.güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.İlaç. Çare. 2.Takat, kuvvet, güç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acizlik, acz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. dermânde gân). Çaresiz kalmış, Aciz, biçare: Madedra»-i dermânde-gân = Acizlerin imdadına yetişen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درمانده] aciz. 2.zavallı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dermânde). Bîçâreler, çaresizler, zavallılar, düşkünler, beceriksizler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuvvet ve tatakatı olmayan, zayıf, bitkin. 2. Çaresiz: Bu, dermansız bir derttir. 3. İlâç ve tedavisi olmayan: Dermansız bir derde uğradı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetsizlik, bitkinlik: Vücudumda, kollarımda bir dermansızlık hissediyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asthenia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debility. weakness. lassitude. prostration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). deri iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dermatologue

tıp cildiyeci

Cilt hastalıkları uzmanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatologist cildiyeci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cildiye, dermatoloji, ciltten ve deri hastalıklarından bahseden ilim. dermatologist (i). cilt hastalıkları mütehassısı dermatolog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dermatologie

tıp cildiye

Hekimliğin deri hastalıkları ile ilgili dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology cildiye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). cilt hastalığına sebep olan mantar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tahrip olmuş cildi düzeltmek için vücudun başka bir yerinden deri parçası kesip bu yere yapıştırma ameliyatı, dermatoplasti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). herhangi bir cilt hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Toplama, devşirme. Ar. cem’, tahşîd, Iktitâf. Öteden beriden toplanıp bir yere getirilmiş. Derme çatma = 1. Öteden beriden devşirilip çatıştırılmış çalı çırpıdan ibaret: Derme çatma ev. 2. Öteden beriden toplanmış intizamsız topluluk, derentl, devşirme: Onun askeri hep derme çatma İdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uydurma, şöyle böyle, lâyıkıyla olmayan, eksiği ve kusuru olan. Şuradan buradan toplanmış: Derme çatma bir yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gathered at random. jerry-built. patched up. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Toplamak, cem’etmek, devşirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درميان] ortada. dermeyân edilmek ortaya konulmak, ele alınmak. dermeyân etmek ortaya koymak, ele almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. (anatomi, botanik). Ur. 2. (tıb) Verem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Eğlence İçin yapılan toplanma, cemiyet. 2. Düğün, cemiyet. 3. Davul ve zurna ila oynanılan Adi dans ve balo: Bir takım gemiciler ve kömürcüler gece yarısına kadar dernekte oynamışlar. Karga derneği = Aşağılık insanların toplanması. 4. Cemiyetler kanununa göre kurulmuş cemiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. club. society. union. corporation. institution. league. college. fellowship. fraternity. gild. guild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. club. corporation. fellowship. fraternity. guild. institution. league. society. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. club. society. fellowship. guild. league. organization. party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb) (mü. derniyye). Verem çıbanına mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). son, nihai.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. derogation

huk. ayrıklık

Genel kuraldan ayrılma.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., from ile azaltmak, eksiltmek, almak; alçalmak, aykırı bir davranışta bulunmak ; dejenere olmak. derogative (s). aykırı, karşı, zıt, ihlâl eden; küçültücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçültme, azaltma, zillet, zarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). küçültücü, aykırı, karşı, zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درپيش] göz önünde. derpîş edilmek göz önünde bulundurulmak. derpîş etmek göz önünde bulundurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). I. Eskiden üstü sığır derisi ile örtülü, tekerlekleri içinden dönen harp Aleti. 2. Bisiklet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «derk» den Imüb.). Çok dikkatli olan, anlayışlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دراک] anlayışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دره] dere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Parlak, ışıldayan, (bk.) Dürrt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). maçuna, vinç, dikme; petrol kuyusu açma işinde kullanılan makina takımını tutan iskele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maceraperestlik; cüretkârlık, gözüpek oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa namlulu eski tip cep tabancası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. dürûs). Bir ilim tahsili için bir programa göre öğrencilere verilen bilgi: Ders almak, ders vermek, ders görmek, derse çalışmak, mec. Öğretme, telkin: Bu dersi sana kim verdiî Kendisine ders vermişlerdir. İyi bir deri varmak = Tenbih ve şiddetli ihtarda bulunmak. Dars-i-Am = Eskiden müderrislerin büyük camilerde, müracaat eden talebeye verdikleri ders. Ders-i-lm hocaları = Böyle ders veren müderrisler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training. period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

class. course. lesson. warning. example. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extracurricular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction book. schoolbook. textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a course of lectures. to give lessons. to hold a course. to give lectures. deliver a course of lectures. instruct. lecture. school. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., A. ders, Fars. hândan = okumak). Ders okuyan, talebe: Filân hocaya ders-hân oldular (aynı mânâda olan «sebk-hân» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در سعادت] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [درسخوان] öğrenci. deruhde edilmek üste alınmak, görev bilinmek. deruhde etmek üstüne almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. ders, F. hâne = ev, yer, mahal). Ders yeri, ders vermeye mahsus salon: Bu mektebin dershaneleri dardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom derslik. sınıf. private teaching institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private establishment preparing students for various exams. schoolroom. classroom. form room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. Imen.) (mü. derslyye). Derse ait, dersle ilgili, (bk.) Derslyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DERS-İ AM) (I. A.). Camilerde umuma verilen din dersi ve bu dersi veren hoca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ders yılı, öğretim yılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide kulağa kötü gelen ses dizisi. Ar. mütenâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide bir ses dizisinin kulağa kötü gelmesi. Ar. Tenâfür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom. schoolroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DERD) (i. F.) 1. Keder, acı, tasa: Benim dertlerim çoktur. 2. Zahmet, eziyet, meşakkat. 3. Yüreği ezen iç sıkıntısı: Bu iş bana dert oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. grief. worry. sorrow. suffering. pain. affliction. bother. distress. headache. heartache. plague. bore. botheration. complaint. cross. dolor. dolour. evil. fear. grievance. ill. mopes. nuisance. pip. pother. rock. scourge. throe. trial. trib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. grievance. knock. matter. mess. plague. scourge. sorrow. trial. tribulation. trouble. woe. worry. suffering. pain. affliction. nuisance. bother. a pain in the neck. disease. sickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. sickness. a chronic disease. sorrow. care. worry. complaint. bane. bind. bugbear. cross. difficulty. firework. hobble. malady. nuisance. pain. plague. tribulation. woe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidant. agony aunt / uncle. active columnist. agony aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dertli hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worried. to be troubled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have troubles. to get the blues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dert ve kederleri söyleyip karşılıklı konuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pour out one's grief to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pour out one's grievances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Dert ve kederi olan. Ar. mağmOm, mahzûn, mükedder. 2. Müzmin bir hastalığı olan. Ar. altl, martz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pained. sorrowful. having a trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. sick. aggrieved. complaining. heavy laden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dağınık vaya yaygın halde duran bir şeyi toparlamak, derlemek, (bk.) Derll toplu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather things together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DER-UHDE) (I. F. der = edat, A uhde = söz verme, üzerine alma). Üstüne alma, yüklenme, bağlanma. Bu işi kendisi deruhte etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İç, iç taraf, dahil. Derûn-ı hanede = Evin içinde. 2. Kalb, yürek, iç. Ateş-i derûn Kalb ateşi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درون] iç, içerisi. 2.gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. derûn = içeri, dîden = görmek) (tıb). İnsan bedeninin boğaz ve burun gibi bazı deliklerinden içeriye bakmaya mahsus dürbüne benzer bir Alet (Fr. endoscope).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iç tarafa mensup ve müteallik, içlik. 2. Yüreğe mensup ve müteallik, kalbî: Derûnî bir sevgiyle seviyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درونی] içten gelen, içe ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen. 2. Sağlam. 3. Doğru, gerçek. 4. Ayıp, utanma. 5. Yiğitlik. 6. Sertlik, kabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şehir ve kale kapısı (bazı lugatçilerin sandıkları gibi sokak kapısı değildir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دروازه] ana kapı. 2.kale kapısı. 3.şehir kapısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «derbend»den galat), (bk.) Derbend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. dervîşân). 1. Fakir ve muhtaç adam. 2. Tarikat mensubu olarak o tarikatın tekkesinde hizmet eden adam: Mevlevî dervişi. 3. İşini Hakk’a bırakan saf, kanaatkâr ve mütevazı: Derviş adamdır. Unvan gibi ismin başına da konurdu: Derviş Ahmed, Derviş Ali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dervish. fakir. marabout. santon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dervish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dervish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درویش] yoksul. 2.tarikat şeyhine bağlı mürit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2.Fakir ve muhtaç kimse. 3.Daha çok lakap olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dervişlere mahsus veya lâyık olan, dervişlere yakışır surette olan: Dervîşâne kıyafet, dervîşâne söz: Dervîşâne yaşıyor. 2. Tevekkül, tevazu ve iç temizliğiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. derviş). Dervişler. (bk.) Derviş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درویشان] dervişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derviş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derviş hal, sıfat ve kıyafeti: Dervişlik herkesin harcı değildir. 2. Tevekkül, tevazu ve iç temizliği: Benim dervişliğim öyle şeylere engeldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Deniz, Ar. bahr: Deryâ-dil = Kalbi deniz gibi geniş olan: Kapdân-ı derya = Vaktiyle Osmanlı devletinde bahriye nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea. ocean. the wave. a large body of water. the waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea deniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea. learned man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریا] deniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Deniz, büyük nehir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Liman. 2. Tersane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi deniz gibi geniş olan, gönlü, himmeti büyük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Feyzi, bereketi, lûtfu deniz gibi sonsuz olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok içki içen. (bk.) Deryâ-nûş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok ‘olan, denizi andıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok, bahşişi çok olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denizde dolaşan, gezen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçkiyi fazla içen. (bk.) Deryâ-keş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.j. Akıllı, anlayışlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göl, küçük deniz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Küçük deniz. 2.Göl.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریانورد] denizci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Nur denizi, deryası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuru duvarın taşları aralarındaki yarıkları harçla doldurup malanın ucu ile çizgiler çekmek işi: Bağın duvarlarını derz etmek. Derz edilmiş duvar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. pointing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Terzi. (bk.) Terzi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درزی] terzi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). arzulamak, istemek, özlemek; eksikliğini duymak, yokluğunu hissetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). istek belirten, arzu ifade eden; (i). dilek, istek; (gram). istek belirten fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Lat). (çog -ata) aranılan vasıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Desiseci, hilekâr. Ar. dessas.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دسيسه کار] hileci, düzenbaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Desisecilik, hilekârlık. Osm. dessâslık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El işi, iş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستکار] il işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital Gürültü Giderme, aydınlık (YNR) ve renkseme (CNR) parazitlerini en aza indirir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital karasal TV kanal ve radyo yayınlarını alan entegre televizyon yayın tuneri.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Daha yumuşak geçişli filmler için istenmeyen renk parazitlerini ortadan kaldırır. Bir mikroişlemci, video görüntüsünde arka arkaya iki alanı (=1 çerçeve) karşılaştırarak resim üzerindeki paraziti algılar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital parazit giderme devreleri temiz ve net bir görüntü sağlamak için piksel düzeyinde filtreleme kullanarak, blok paraziti ve sinek sesini azaltır. Orijinal bir görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi olan BRAVIA Engine, canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Video sinyalleri sıkıştırıldığında, DVD’nin bazı bölümlerinde dijital parazit meydana gelebilir ve bunlar titiz video düşkünleri tarafından fark edilebilir. Sony, en yeni dijital görüntü işleme teknolojisini temel alan yeni bir Dijital Parazit Giderme sistemi kullanmaktadır. Efekt, adımlar halinde seçilebildiğinden, görüntünün sabit fon görüntülerinde daha az titreşime neden olmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü delik ve yaralı gibi üzgün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâr = az). Yürekler avlayan, gönül çeken, meftun eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکار] gönül avcısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dirâyetli, kavrayışlı, bilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ectoderm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). düzensizlik, intizamsızlık, nizamsızlık; karışıklık, gürültü; hastalık, illet; (f). düzenini bozmak, karıştırmak; (sağIığını) bozmak. disordered (s). düzensiz, nizamsız, bozuk, karışık; kaçık, çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düzensiz, nizamsız, sistemsiz; yolsuz, uygunsuz; açık saçık, ahlâksız; başıboş, gürültülü, velveleli. disorderly conduct (huk). genel ahlâka aykırı davranış. disorderly house umumhane, genelev. disorderliness (i). intizamsızlık, düzensizlik, ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bölen veya ayıran kimse veya şey; hisseleri bölen kimse; (çoğ). pergel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Diyânetli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaşlılık nedeniyle titremek, sendelemek. doddering (s). titrek, halsiz, zayıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağboğan, küsküt, (bot). Cuscuta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Vurmaya ve dövmeye mahsus tokmak veya çekiç. 2. Keser ve balta gibi Aletlerin arkasındaki tokmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Örneğin DVD oynatıcıdan gelen Dolby® Digital ya da DTS® biçimi dijital ses sinyallerini, dijital surround ses için çok kanallı (5.1) sinyallere dönüştürme yeteneği sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Stereo sinyalleri, dört kanal (2 ön, 1 orta, 1 arka mono) kullanılan analog surround sese kodlama/çözme olanağı sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II, Dolby® Pro Logic®’in gelişmiş halidir ve ön (sol/sağ) ve arka (sol/sağ) sinyalleri tam frekans aralığı performansında ve gelişmiş kanal ayrımıyla çözer.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi). Beherine veya her defasında dört: Parayı bölüşünce adam başına dörder lira düştü; dörder dörder arabalara bindirip götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

four each.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k.dili). Avustralya, Yeni Zelanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayyaş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahmak veya kalın kafalı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Durağı cehennem olan, kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bikr). Bikrler, bekâretler, (bk.) Bikr.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(acıhıyar): Kabakgillerden elma iriliğinde meyvesi çok acı ve ishal yapıcı bir bitkidir. İçeriğinde “colocynthine” vardır. Zehirlidir. 2 gramdan fazlası öldürebilir. Haricen kullanılır. Kullanıldığı yerler: Romatizma, mafsal ve nikris ağrılarını dindirir. Kaşıntıları geçirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Arapça’da hanzal ve Fransızca’da coloquinte denilen acı bir meyve.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) [اجهل من قره گوز] zırcahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizkestanesi ve deniz yıldızı gibi derisi dikenli bir hayvan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (zool.) ektoderm, dış deri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, edeceği, ne edeceği: Sen malın ederini söyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fakîr’den itaf.). Daha veya pek fakir ve yoksul: Efkar-ı fgkarâ = Fakirlerin en fakiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fikr). Fikirler, düşünceler, (bk.) Fikir (Türkçe’de teklik gibi). 1. Düşünme, endişe, vesvese: Çok efkârlandı. Efkârıma dokundu. 2. Niyet, maksat: Şu işi yapmaya efkârın var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

(ç.) gedanken. (ç.) meinungen. kummer. sorge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افکار] fikirler, düşünceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Düşüncel(Erkek İsmi) 2.İç sıkıntısı, kaygı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افکار عامه] kamuoyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Umumî düşünce, umumun fikri. Bir memleket halkının bir mesele üzerindeki fikri ve nokta-i nazarı, (uyd. k.) kamuoyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gamlı, kederli olmak, meraka dokunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Fikri uyanık, rey ve mütalaa beyanına iktidarı olan; akıllı: Efkârlı adamdır. 2. Mahzun, gamlı, kederli. Ar. mükedder, mağmûm: Kendisini pek efkârlı gördüğüm için bir şey söyleyemedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve reyi olmayan, akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve düşünceden mahrumiyet, akılsızlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eider duck (zool). Kuzey Avrupa ile Amerika'ya ait iri bir deniz ördeği. eiderdown (i). bu ördeğin göğsünden alınan yumuşak ve ince tüy; bu tüyden yapılmış yorgan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

EJDERHA, EJDİRHA (i.). Yılana benzer, ancak dört ayaklı ve kanatlı olan ve ağzından alevler püskürttüğüne inanılan mitolojik bir hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ اژدر] büyük yılan. 2.ejderha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut EJDİHA (bk.) Ejder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon. dragon ejder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ اژدرها] büyük yılan. 2.ejderha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun okunur) (i. A. c.) (müfredi akreb dilimizde kullanılmaz). Yakın akrabalar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقارب] yakınlar, akrabalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kerem). Keremler, cömertlikler, (bk.) Kerem.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. écarté

saf dışı bırakılmış, konu dışı tutulmuş

“Saf dışı etmek, konu dışında tutmak” anlamındaki ekarte etmek, saf dışı edilmek, konu dışında tutulmak” anlamındaki ekarte olmak birleşik fiillerinde geçer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ectoderme

anat. dış deri

Sinir sistemini ve duygu organlarını oluşturan, embriyonun dış yüzünü örten tabaka.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disposal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iki kişinin yaşça daha büyüğü; daha ilerde veya kıdemli olan; eski; i. ihtiyar; kilise mütevelli heyeti üyesi. elder statesman devlet işleri için fikri sorulan, kendisine danışılan emekli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mürver ağacı, bot. Sambucus nigra. elderberry i. mürver ağacının meyvası. dwarf elder yer mürveri, bot. Sambucus ebulus. water elder dağdağan, bot. Viburnum opulus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oldukça yaşlı, yaşını basını almış, ihtiyar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonlayarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patetes gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların ve pateteslerin kesildiklerinde kararmalrı işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijeni alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez bir suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

İimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve b esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerine nakış işlemek; süslemek; mübalâğaya kaçmak (hikâyede). embroidery i. nakış, işleme; süs embroidery frame kasnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («nâdir» den itaf.). Daha veya pek nâdir: Yakutun iyisi ender bir taştır. Pek seyrek: Ender kullanılır bir kelimedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.)) De, içinde: Müşkilender-müşkil = Müşkülât içinde, müşkülât. Muhâl-ender-muhâl = Tamamen imkânsız (Türkçe isimlerle terkibi câiz olamıyacağından «kat ender kat» gibi tâbirler yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rare. unusual. exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unusual. rare. rarely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who, or that which, makes an end of something; as, the ender of my life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very rare. precious. remarkable. unwonted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اندر] çok az bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. cilt içine işleyen, cilde surülen (ilâç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iç, dahil. 2. Kalb, gönül, iç yüz (bu iki mânâ ile derün daha çok kullanılmıştır). 3. Vaktiyle Osmanlı sarayının iç teşkilâtı ki, bir saray üniversitesini de içine alıyordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ اندرون] iç, içerisi. 2.harem dairesi. 3.gönül, kalp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اندرالوقوع] az rastlanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indoderme

anat. ve bit. b. iç deri

1. Bitkilerin kök, sap ve yapraklarında kabuğun iç bölümü. 2. Sindirim ve solunum kanallarının iç yüzlerini ve karaciğerin, pankreasın içini örten tabaka.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner layer of the skin or integument of an animal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The innermost layer of the blastoderm and the structures derived from it; the hypoblast; the entoblast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Illust. of Ectoderm. the inner germ layer that develops into the lining of the digestive and respiratory systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. iç deri, bağırsağın iç tabakası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hâsıl etmek, vucuda getirmek, meydana çıkarmak; doğurmak, tevlit etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. endoderm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épiderme

anat. ve bit. b. üst deri

1. anat. Deriyi oluşturan iki tabakadan dışta olanı. 2. bit. b. Yüksek bitkilerde bütün bölümleri sararak onları dış etkilerden koruyan renksiz, saydam, bir hücreli tabaka.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuticle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The epidermis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayvan derisininveya bitki kabuğunun dış zarı, beşere, üstderi epidermal, epidermic (s.) üstderiye ait epidermoid (s.) üstderiye ait veya benzer olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ağırlık yönünden eşitlemek; eşit olmak, denk gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ergüden).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Takılar hariç üzerimizdeki her giysinin bir fonksiyonu vardır. Peki kravatın boğazı sıkmaktan başka fonksiyonu nedir? Her iki yakayı bir araya getirmekse düğme o işi görüyor. Düğmeleri örtüp giysimizi güzel ve renkli kılmaksa kadınlar niye takmıyor? Pek de kravat sever bir millet olmadığımız açıktır ama ister inanın, ister inanmayın kravatın ortaya çıkışında Türklerin de rolü var.

1660’da Osmanlılar Avusturya ordusuna yenilince o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde olan Hırvatistan’dan (Croatia) bir alay asker zaferin kahramanları olarak Paris’e götürüldüler ve kralın huzuruna çıkarıldılar. Bu askerler boğazlarına renkli mendiller takmışlardı. Bu mendiller Romalılar devrinde hatiplerin, ses tellerini sıcak tutmak için boğazlarına sardıkları mendillere benziyordu. Kral çok beğendi ve kendisi de krallık kravatları takan bir alay kurdu. Kravat kelimesi de Hırvat anlamındaki ‘Croat’tan türedi.

Çok geçmeden bu moda İngiltere’ye sıçradı. Hiçbir centilmen boğazına bir şey sarmadan kendini iyi giyinmiş hissetmiyordu. Kravat o zamanlar o kadar yüksek bağlanırdı ki, insanlar vücudunu döndürmeden etrafa bakamıyorlardı, ama hiç olmazsa bir faydası vardı. Kılıç darbelerine karşı boyunu koruyordu.

Kravat çeşitli şekillerde yüzyıllarca yerini korudu, yüzden fazla değişik bağlama şekli geliştirildi. Bağlama şekilleri üzerine kitaplar yazıldı. 1960 gençliğinin düzene baş kaldırması sırasında biraz gözden düştü ama 1970’li yıllardan başlayarak popülaritesi yine arttı. Tabii ki patronlar kravat takınca çalışanlara da başka seçenek kalmıyordu.

Kravatlar erkeklerin elbise dolaplarının en kolay yıpranabilir aksesuarlarıdır. Genellikle erkekler kravatı düğümünün bir tarafından, ince ucunu çekerek çıkarırlar. Halbuki doğru yol kravatı bağlarken hangi hareketleri yaptıysanız, sökerken de ters sıra ile aynısını yapmanızdır.

Kravatı çıkardıktan sonra her iki ucunu birleştirip iki kat yapmanız, parmağınızın üzerine bir kemer gibi sarmanız, parmağınızı içinden çektikten sonra bütün gece o şekilde muhafaza etmeniz uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor. Eğer söz konusu olan bir ipek kravat ise sabahleyin de hemen askıya asmanız gerekiyor, bu şekilde içindeki fiberler orijinal şekillerine gelecektir. Son bir uyarı: Üzerinde leke olsa bile ipek kravatları kuru temizlemeye göndermeyin, deforme olabilirler, mümkün olduğunca kendiniz temizlemeye çalışın bu da bir sonuç vermezse dikişlerim söküp mendil olarak kullanabilirsiniz.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

esker (i.), (jeol.) buzulların bıraktığı kum veya çakıldan ibaret yığın veya sırt halinde küme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) ectoderm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اذکار] zikirler. 2.anmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sahneler arasında profesyonel geçişler sağlamak için kullanılan ve yedi mod arasından birini seçmenize olanak tanıyan özellik.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the poor. have-nots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). şarkılarda kullanılan anlamsız nakarat; boş laf; önemsiz şey, süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فضيلتکار] erdemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Fedakârlık, fedâkâr olanın hâli, menfaatini, canını fedâ etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkalarının menfaati ile din ve devlet uğurunda şahsî menfaatlerini feda eden, hamiyetli: Fedakâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکار] özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) - Birleşik isim. Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fedakâr bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکارانه] özveri ile, özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکاری] özveri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kendi menfaatlerini umumî ve hayırlı İşlere yahut dost ve akraba yoluna sarfetme; fedakâr adamın hali ve sıfatı: O adam bu uğurda çok fedakârlık etti; onun fedakârlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrifice. altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir devletler federasyonu ile alâkalı, yahut ona alt: Federal birlikler; A.B.D. federal anayasası. Federal devlet = Bir devletler birliğine dahil, iç işlerinde serbest devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a league or treaty; derived from an agreement or covenant between parties, especially between nations; constituted by a compact between parties, usually governments or their representatives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Composed of states or districts which retain only a subordinate and limited sovereignty, as the Union of the United States, or the Sonderbund of Switzerland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consisting or pertaining to such a government; as, the Federal Constitution; a Federal officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Friendly or devoted to such a government; as, the Federal party. see Federalist. any federal law-enforcement officer a member of the Union Army during the American Civil War national; especially in reference to the government of the United States as disti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the Union Army during the American Civil War. any federal law-enforcement officer. national; especially in reference to the government of the United States as distinct from that of its member units; 'the Federal Bureau of Investigation'; 'fede

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of groups or states in which each member agrees to give up some of its governmental power in certain specified areas to a central authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of government where the some of the power is at the national level and some of the power is at the state level. revenue received by the district directly from the federal government or distributed by the TEA or other state entities for programs suc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with government on a national level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with the national government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acquisition Network : a huge network that links numerous computer servers within all areas of the United States The Federal Government aids supply chains for the Government and large corporations that have adopted EC-based transactions as the way to do bu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The design period following the American Revolution and running roughly through the 1820s Federal style incorporates the neo-classic influences of Hepplewhite and Sheraton including straight and delicate lines, tapered legs, inlay and contrasting veneers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The government of the United States, including its branches, military and other entities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal is a term which refers to a nation state where power is divided between a national government and several regional governments, normally called states or provinces A federation, unlike a confederation, normally makes no provision for its dissoluti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All funding decisions are made by a federal administering agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). federasyon şeklinde; bir federasyona ait; birleşik devletlere ait. Federal (s)., (A.B.D). merkez hükümetine ait veya sadık; Amerikan iç Savaşında birleşme taraftarlarına ait. Federal Bureau of Investigation (ABD). ulusal polis örgütü, (FBI). Federa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (pol). federasyon halinde birleşme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advocate of confederation; a friend of the Constitution of the United States at its formation and adoption; a member of the political party which favored the administration of president Washington. an advocate of federalism a member of a former politic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a former political party in the United States that favored a strong centralized federal government. an advocate of federalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). federal sistem taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). devletleri birleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Muhtelif müstakil devletlerin hükümranlık haklarından bir kısmını müşterek bir üst otoriteye bırakmalarından İbaret siyasî sistem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Müşterek bir devlet meydana getiren muhtelif küçük devletler birliği. 2. Birçok teşekkülün meydana getirdikleri birlik: Öğrenci federasyonu, sendikalar federasyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation. fed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation. federacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). federasyon halinde birleştirmek; birleşik devletler hükümeti idaresi altında örgütlendirmek; (s). birleşik, müttefik, müttehit. federative (s). federasyona ait, federasyon esasına dayanan, federatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Federalizmle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). federasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federate. federated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çamurluk; şöminenin önüne konulan paravana; lokomotif mahmuzu; uzaklaştırıcı şey veya kimse; (den). usturmaça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). Omurga kemikleri. Zül-fıkaar — Omurga kemikleri şeklinde menevişi olan meşhur bir kılıç ki, Bedr savaşından ganîmet olarak Peygamberimiz tarafından Hazret-i Ali’ye verilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaralı, Ar. mecrûh: Dil-fikâr = Gönlü yaralı. Ar. mecrûh-ülfuâd. (bk.) Figâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fukara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. fıkra). Fıkralar, kısa yazılar, küçük hikâyeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فقرات] fıkralar. 2.bölümler. 3.omurlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. fıkrarîyye). Omurga kemiğine alt: AmOd-ı fıkarî = Omurga kemiklerinin teşkil ettikleri zincir ki, vücudun direği yerinde olup, ensenin başlangıcından kuyruksokumuna kadar uzanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Fitneci, fesatçı-

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parça kıymık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dilbalığı, dere pisisi, yan yüzen birkaç çeşit balık. English flounder dere pisisi, (zool). Pleuronectes flesus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çamura veya suya bata çıka yürümek; güçlükler ve yanlışlıklar içinde sürüklenip gitmek, uğraşıp durmak; (i). debelenme, çabalama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saman veya ot gibi hayvan yemi; (f). yem vermek, beslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katlama makinası; kırma makinası; dosya, klasör; broşür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). falderal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (den). su dolup batmak; batırmak: batmak, iflâs etmek; çökmek; sakatlanmak (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). atlarda görülen tırnak iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. frigidaire

buzdolabı

Yiyecek, içecek vb.ni soğuk olarak saklamaya yarayan, motorla çalışan dolap.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fakıyr) (Türkçe müfred). 1. Yoksul, fakir, muhtaç: Kendisi pek fukaradır. Fukaraya acımalı. 2. Biçare, zavallı: Ne yapsın fukara adam. Acıdım fukaraya, (bk.) Fakir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor yoksul. fakir. poor. pauper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. destitute. poor person. the poor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقرا] yoksullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoksulluk, Ar. fakr: Fukaralık ayıp değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destitution. poverty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Sihirbaz, büyüleyici. mec. Çok güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i erkek kaz; ABD argo bakış Take a ganderl argo şuna bakıverl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غرضکار] garazlı, maksatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir musiki parçasında yapılan geçici karar ki, «asma karar» da denir; eserin veya hânenin solundaki asıl karardan farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the struggle to make a living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. ismin cinsi, cinsiyet. common gender her iki cins için ortak olan kelime. feminine gender dişil, müennes. masculine gender eril, müzekker. neuter gender camit, cansız, nötr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general overhead. overhead cost. overhead s rate. total outlay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to send back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa mahmut otu, yer meşesi. wall germander yer meşesi, meşecik, bot. Teucrium chamaedrys. water germander sarmısak otu, bot. Teucrium scordium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin menfaatine uygun gelecek sekilde ayarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. at cinsinden hayvanlara mahsus nezle gibi fakat çok tehlikeli bir hastalık, sakağı, ruam. glandered s. bu hastalığa tutulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir iş için harcanan para, masraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. expenditure. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expenditure. expense. outgoings. outlay. expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outlay. expenditure. expense. cost. expired cost. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gitmek üzere iken: Giderayak bunu yapmıyacaktınız!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the last moment. just before leaving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yavaş yavaş, derece derece, gittikçe, tedricî olarak: Giderek öyle bir durum meydana geldi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ever. increasingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remove. make disappear. cause to cease. gradually. slowly. step by step. by degrees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

removing. remover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relieving. removing. slaking. remedy. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir arızayı, bir rahatsızlığı ortadan kaldırmak, yok etmek: Bu ilâç ağrınızı giderir. Otomobildeki bozukluğu bir türlü gideremedik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remove. eliminate. clear. satisfy. supply. allay. appease. avert. dispel. disperse. dissipate. efface. fulfil. fulfill. gratify. iron out. obviate. quench. repair. resolve. smooth away. smooth out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appease. counteract. dispel. dissipate. repair. sate. satisfy. to remove. to dissolve sth. to cease. to stop. to dissipate. to dispel. to satisfy. slake. to appease. to quench. to slake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remove. to make disappear. to cause to cease. correct. counter. dispel. efface. obviate. overcome. retrench. rid. work off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müh. kiriş, belleme kirişi, hatıl, yollama, direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entry card. car of admission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration of absence. decree in absence. decree pro confesso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. planor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D. ufak motorlu yarış arabası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ucuna bir şey takılan uzun sopa, sırık: Mızrak, bayrak, sancak gönderi. Mavnacı gönderi = Mavnayı yürütmek için kıyıya veya suyun dibine dayadıkları sırık. 2. Çift sürerken öküzleri dürttükleri, ucu iğneli, uzun sopa, üvendire. 3. (denizcilik) Gemide sancak çekmek için kıç tarafa dikilmiş direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. flagstick. flagstaff. shaft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. flagstick. flagstaff. shaft. mast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flag-staff. flag staff. flagstaff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consignment. despatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yol lanmak, Osm. irsâl olunmak: Bu mal, dış ülkelere gönderilecektir. Bu kitap bana ahbabın biri tarafından gönderildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sent to. to be dispatched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transmission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göndermek işi ve tarzı: Gece vakti haber göndermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmitting. sending. forwarding. consignment. conveyance. reference. shipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismissal. dispatch. transmission. transportation. sending. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch. dispatching. expedition. forwarding. reference. sending. shipping. transmittal. shipment. traffic. conveying. mailing. transmitting. consignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (ası I Türkçe’de geri dönmek ve eğrilmek demek olan gönmek fiilinin müteaddtsidir). Yollamak, salmak, Osm. irsâl, isbâl, ba’s etmek: Babama bir mektup, bir hediye gönderdim. Oğullarını okula gönderiyor. Haber, selâm göndermek; ileri göndermek: Sürmek, öne geçirmek. İçeri göndermek = Sokmak, ithal etmek. Geri göndermek = Red ve iade etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off. discharge. dismiss. emit. flash. transmit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. to send. to dispatch. to send away. to see off. to deliver. to delegate. to transmit. to expedite. to refer. to consign. to send in. to forward. despatch. relegate. send out. ship. ship off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yollatmak, İrsâl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok acı veren bir cins çıban, ateş çıbanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roughly speaking. by rule of thumb. tumb rule. straight eye. by just looking at it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red blooded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scraper. grader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulldozer. scraper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ögüten kimse veya makina, öğütücü; bileyici; azı dişi; diş; içinde et, peynir, domates ve turşu olan büyük sandviç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ing.) saraç alet ve malzemesi; bileyici dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yere vurulunca zıplayan top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geyik derisinden meşin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamois (leather. buckskin. chamois. wash leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kartopu çiçeği, (bot.) Viburnum opulus Chinese guelder rose ortanca, (bor.) Hydrangea hortensia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) gulden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günahkâr şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günahkârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Günah işleyen, kabahatli. Ar. Asim. 2. Kötü yolda bulunan kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinful. sinner. wrongdoer. culpable. impious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Günah ve kabahat işleyen adamın hâli. 2. Fuhş, fahişelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sinfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş ışığına maruz kaldığında kararan gözlük camları ilk olarak 1960’ların sonlarında geliştirildi, yaygın olarak kullanılmaya başlanılması ise 1990’lı yıllarda oldu.

Bu tip gözlük camları fotokromik veya fotokromatik adı verilen ve yüzde 0,01 ile 0,1 arasında gümüş kristalleri ihtiva eden özel camlardan yapılırlar. Kristaller normalde şeffaf olup son derecede küçüktürler ve gözlük camına bakıldığında fark edilmezler. Gözlük camlarına bol miktarda ultraviyole ışın ihtiva eden güneş ışığı geldiği zaman kristallerdeki gümüş iyonları etkilenerek gümüş atomlarına dönüşür ve camın içinde küçük gümüş parçacıklar oluşturmaya başlarlar. Bu siyah-beyaz fotoğrafçılıktaki partiküllerin oluşumuna benzer ve tamamen kimyasal bir reaksiyondur.

Bu gümüş parçacıkları sivri uçlu ve o kadar düzensiz şekillerdedirler ki gelen ışığı olduğu gibi absorbe ederler, hiçbir rengi yansıtmazlar ve dolayısıyla kararırlar.

Gözlük tekrar loş bir ortama götürüldüğünde, gümüş atomları tekrar birleşerek gümüş kristalleri haline dönüşürler ve gözlük camının rengi normale döner. Her iki yöndeki kimyasal reaksiyonlar da çok hızlı cereyan ederler. Eğer fotokromatik camlar tekrar eski haline dönmezlerse fırında kısa süre ile (çerçeveyi eritmeyecek kadar) ısıtılmaları önerilir.

Başlarda gözlük camının tümü fotokromatik olarak yapılıyordu. Tabii kararma olayı da camın kalın olduğu kısımlarda daha koyu, ince kısımlarda daha açık oluyordu. Sonraları merceklerin üzerleri milimetrenin binde beşi kalınlığında kaplanmaya başlandı.

Günümüzde ise merceğin milimetrenin binde 150’si kalınlığındaki kısmı bir banyoya daldırılarak fotokromatik tabaka kimyasal reaksiyon yolu ile merceğin bünyesine işleniyor.

Fotokromatik camlar gördüğümüz ışığa değil ultraviyole ışınlarına hassastırlar ve reaksiyona girerler. Dolayısıyla ultraviyole ışınlarını geçirmeyen camların arkasında, arabaların içinde, ortam çok ışıklı da olsa kararmazlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) barut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Orijinal bant genişliği, vericiye gönderilmeden önce sıkıştırılır. Alındığında, bant genişliği tekrar açılır ve cızırtı gürültüsü azaltılır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گناهکار] günah sahibi, suçlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گشاده رو] güleç, güleryüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir uzvun uyuşması: Hader-il-benân = Parmak uçlarının uyuşması. Hader-i umumi = Bütün vücutta görülen uyuşma hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدر] uyuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواهشکار] istekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A.). Hürmetsizlik, itibarsızlık, saygısızlık, hor, hakir görme, kötü muamele etme: Zavallılığı sebebiyle bir adama hakaret etmek insanlık şânından değildir. Hakaret görmek, çekmek = Tahkir edilmek, saygısız muameleye uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. revilement. defamation. affront. contempt. contumely. cuss word. epithet. hotfoot. indignity. invective. opprobrium. outrage. slap. slap in the face. slight. slur. snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insult. invective. offence. slight. affront. indignity. offense. aspersion. defamation of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. insult. affront. animo defamandi. bricbat. compensatory damages. contumely. criminal libel. defamation. defamation of character. indignity. injurious language. verbal injury. outrage. sneer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حقارت] aşağılama, hakaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affront. insult. revile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to insult. to become abusive. affront. demean. lace into. libel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ikinci a uzun) (i. A. F.). Hakaretle karışık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حقارت آميز] aşağılayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. arbitral award. arbitration award. arbitrum. decree arbitral. arbitrator award / decree / umpirage. arbitrator's award / finding. arbitrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. justify. vindicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kurtarıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلاصکار] kurtarıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kurtarıcı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Fırınlarda hamur yoğuran kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خنده روی] güleryüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kaderden, kader icabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by chance. accidentally tesadüfen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسب القدر] kaderden ileri gelen, kadere bak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطاکار] hatalı, hata yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت کار] hayret eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlıkçı, başlık koyucu; cıvata başı yapan makina; (bahç.) biçerdöğer maki nası; bir ucu duvarın dışında kalacak şekilde örülmüş tuğla. take a header baş aşağı düşmek veya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kanın, intikamsız ve kısassız dökülmesi; bir cinayetin intikam ve kısassız kalması. 2. Boş yere sarfolunma, telef ve hebâ olma. 3. Birinin katlini kanunen mübâh edip, katiline ceza vermeme: Eşkıyanın kanı heder olundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste. loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدر] yazık olma, boşa gitme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazık etmek, yitirmek, boşa harcamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazık olmak, yitmek, kaybolmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı dert ve kedere düşenlerin her biri: İnsan hem-derdiyle halleşebiiir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم درد] dert ortağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همکار] meslektaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meyil ve arzusu olan, heves eden, hevesli: Resme heveskârdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. heveskâr). Hevesliler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هوسکار] hevesli, istekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meyil ve arzusu olanın, istekli olanın hâli: İlme heveskârlığı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. musiki). Türk musikisinde rast (sol) perdesinde kalan ve Zengûle’nin şeddi olan bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T. musiki). Türk musikisinde bûselik beşi isiyle kalan mürekkep makamlardan biri. Az kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kürdî’li Hicâzkâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خدمتکار] hizmetçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrocarbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrocarbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. T. kimya). Karbonu ve hidrojeni olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Karbonlu hidrojen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrocarbon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hilebaz, hîleci, hîle yapan, mekkâr, dubârâcı: Pek hîlekâr adam, hîlekârla işe girişen elbette aldanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceitful. knave. rogue. shark. impostor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيله کار] düzenbaz, hileci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chicanery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceit. guile. trickery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) himaye etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). engellemek, mani olmak, menetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arkadaki, geride olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiyanet eden, hâin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiyanetle, hâinâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خيانتکار] hain.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hizmetçi, birinin hizmetinde bulunan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hizmetçilik, birinin hizmetinde bulunan adamın hal, sıfat ve mesleği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutan şey; kulp, tutamak, tutamaç; (huk). hamil, sahip; kiracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatıcı, dolap çeviren, hilekâr, hilebâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir insana karşı samimî sevgisi olan, Osm. muhibb-i hâlis. 2. Hulûs çakan, dalkavukluk ve menfaat kasdiyle sevgi ve iyi muamele gösteren, Ar. müdâhin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hal). 1. Samimi sevgi ile. 2. Dalkavuklukla, ikiyüzlülükle, hulûs çakarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خلوصکار] yağcı, dalkavuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Samimî sevgi gösterme. 2. İkiyüzlülük, dalkavukluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HÜNKAR) (i.) («Hudâvendigâr» dan hafifletilmiş). 1. Osmanlı hükümdar, padişah ve sultanı. 2. Mevlânâ Celâleddîn-i RÜmî’nin unvanlarından.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Uğurlu. 2.15-29 yaş arasında Osmanlı Sultanlarına verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Saygılı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Saygılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deferential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خنکار] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حرمتکار] saygı duyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. deri altına ait; i. iğne, şırınga. hypodermic injection iğne, enjeksiyon. hypodermic syringe deri altı şırıngası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابداعکار] yaratıcı, yenilik getiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeytanın işine benzer, şeytanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endoderm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Herkesi Aciz bırakan, mucize çeşidinden olan: Icâz-kârâne bîr konuşma ile. Mucize çeşidinden olarak: Icâz-kârâne eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitki kök, sap ve yapraklarında kabuğun iç kısmı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [افراطکار] aşırıya kaçan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «fakr» dan masdar). 1. Fakirlik ve ihtiyacın açıklanması. 2. Büyük ihtiyaç, fazlasıyle muhtaç olma: Memleketimizin eğitim ve kültüre iftikarı vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افتقار ]yoksulluk çekme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglectful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اهمالکار] ihmalci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neglectfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar). Zahire ve başka ürünlerin toptan alınıp saklanmasıyla, fiyatının yükselmesinden sonra ağır paha ile satışı muamelesi, karaborsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «hakaret» ten masdar). 1. Hakarete katlanma, Ar. tezellül, tevazu. 2. Hor ve hakir görme, göz tutmama: ihtikar etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتکار] vurgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İcat ve ihtiraa alt veya muktedir: Bu adamın ihtirâkârâne bir yaradılışı vardır. 2. İhtirâ sahiplerine yakışır surette: ihtirâkârâne bir tarzla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [احتياط کار] tedbirli, ihtiyatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondarily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance post. outsentry. outstation. patrol. outflying picket. advanced post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). iltifatçı adamlara mahsus bir tarzda: lltifâtkârâne baktı, iltifatçılara mahsus bir tavırla: Beni iltifât-kâre kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İltifatçı, mültefit.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itidalsiz, ıIımlı olmayan, aşırı, ifrata kaçan, çok fazla. immoderately z. aşırı olarak, ifrata kaçarak. immoderateness, immodera,tion i. itidalsizlik, aşırılık, ifrat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tartıya gelmez, ağırlığı olmayan, ölçülemez; i. önceden etkisi ölçülemeyen bir yan sebep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Lütfeden, yardım eden, lutuf ve kerem sahibi. Osm. kerem ve muavenet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ufak, az; itibara lâyık olmayan, önemsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşüncesiz, saygısız; aceleye gelmiş, tedbirsiz. inconsiderately z. düşüncesizce inconsiderateness i düşüncesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekr»den masdar). 1. Tanımama, kabûl ve tasdik etmeme, reddetme: Tanrı’nın varlığını kim inkâr edebilir? 2. (insan). Yaptığını veya söylediğini saklayarak yapmadım veya söylemedim demede ısrar etme. İkrar ve itirafın zıddı: Söylediğini, borcunu inkâr ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abnegation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. denial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انکار] yadsıma, reddetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yadsınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradict. deny. disown. negate. repudiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yadsımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. İnkâriyye). İnkârla alâkalı, yollu. Istifhâm-ı inkârî = Olmaz maksadiyle olur mu yollu sual.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haktan, doğruluktan ayrılmayan, pek ileri varmayıp merhamet eden, insaflı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaflı bir kimseye yakışacak şekilde: Insaf-kârâne hareket. 2. İnsafla, adalet ve merhametle: Insaf-kârâne hareket etmeli.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar. Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarım kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Artık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Özel bir durum veya farklı olmak düşüncesi yoksa insanların çoğunluğu saatlerini sol bileklerine takarlar. İlk anda insanların çoğunun sağ ellerini kullanmaları, bu kolun daha hareketli olması dolayısıyla saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığının da daha yüksek olması nedeniyle sol bileğe takılmasının tercih edildiği düşünülebilir.

Bu düşünce şüphesiz doğrudur. Sağ ellerini kullanan insanların, sağ kol düğmelerini iliklerken ne kadar zorlandıkları malumdur. Peki sol ellerini daha çok kullanan solaklar da niçin saatlerini yine sol bileklerine takıyorlar?

Saatin ilk kullanılma yıllarında insanlar çoğunlukla cep saati kullanıyorlardı. Bu saatlerin kurma düğmesi sağda ‘3’ rakamının yanındaydı. Sık sık kurulması gereken bu saatleri cepten çıkartıp sol elle kurmak (hangi el daha baskın olursa olsun) çok zordu. İnsanlar bu saatleri zaten yeleklerinin sol tarafında bulunan ceplerinden sol elleri ile çıkarıp bakmaya ve sağ elleri ile kurmaya alıştılar.

Daha sonra kol saatleri de yaygınlaşıp kurma yerleri yine ‘3’ rakamının yanında olunca bunlar da sol kola takılır oldu. Zaten sağ ellerini kullananlar bu elleri meşgulken ister cep ister kol saati olsun saate sol kollarını kullanarak bakmayı tercih ediyorlardı.

Her iki taraf da durumdan memnun olduklarından, saat üreticilerine kurma yeri solda olan bir saat üretmeleri için piyasadan bir talep hiç bir zaman gelmedi. Arlık pilli, güneş enerjili veya hareketle kendi kendine kurulan saatler kullanılıyor ve kurmalı saatler neredeyse tarihe karıştıysa da insanlar saatlerini sol bileklerine takmaya devam ediyorlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) davetsiz misafir, hakkı olmadığı yere giren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ارتجاعکار] gerici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hava, sıcaklık ve neme bağlı olarak çevremiz sürekli bir değişim halinde olup bu disk kalitesini de etkilemektedir. Sony, temel sıcaklık değişimlerine dayanıklılık göstermesi için tasarlanmış benzersiz bir boya ve aşama değiştirme kayıt malzemeleri kullanır. Böylece, resimdeki bozulma ve hata oranları azaltılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Isgara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Gemi yüklerinin pek sıkı istif edilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iskarça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. scarlato). Has boyalı pek kırmızı ve pek parlak bir cins eski Venedik çuhası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). T. Kürek takılmak üzere kayık ve sandalın yan kenarına dikine sokulmuş tahta çivi. 2. Bir cins küçük balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thole. rib of a ship. oarlock. tholepin. rowlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter's chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. escarpin). Konçsuz veya yarım konçlu zarif ayakkabı, alafranga hafif kundura.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woman's low-cut shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Yelkenleri dolduran dik rüzgâr. 2. Geminin alabildiğine doldurulmak üzere götürü kiralanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). t. Bazı iskambil oyunlarında kullanılmayıp ayrılan kâğıtlar. 2. Herhangi bir sebeple değerini kaybetmiş mal. Iskartaya çıkmak = Kıymetsiz sayılarak bir kenara atılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Iskarta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weedy. discard. reject. rejection. throw-out. waster. waste product. wastrel. cull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reject. scrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scrap. waste. discarded. rejects. waste material. waste product. offscouring. refuse. rummage. junk. tailing. throwaway products. wood-waste. discard. weed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Yapağı kırıntısı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Erkek İsmi) - M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Aristo’dan ders almıştır. Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Hindistan’ı istila eden hükümdara, Büyük İskender lakabı takılmıştır. 33 yaşında ölmüştür.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb out. discharge. dismiss. dismiss from. let off. remove. sack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstibdadla yapılan, müstebide yakışır şekilde, istibdadla, müstebitçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استبدادکار] baskıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استخفافکار] hafife alan, küçümseyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A. «hakaret» ten masdar). Hor ve hakir görme: Nezar-ı istihkarla baktı (mânâsı «Istihfâf» tan kuvvetlidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استحقار] aşağılama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استرحامکار] yalvarırcasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İşve-ger.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İşvekârlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عشوه کار] işveli, şivekâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliant. obedient. obsequious. pliable. submissive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gehorsam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ائتلافکار] uzlaştırıcı, birleştirici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اعتناکار] özen gösteren, itinalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den masdar). Andırma, hatıra getirme: Izkâr etmek = Andırmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذکار] zikretme, dile getirme, hatırlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yakup Peygamberin rüyasında gördüğü dünya ile cennet arasındaki merdiven; (den.) çoğunlukla tahta basamakları olan ip merdiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Yunan kediotu, (bot.) Polemonium caeruleum; bu türden herhangi bir bitki .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Cakarta, Endonezya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. bir davada iki unsurun veya iki kimsenin birleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün mahlukların, Allah nezdinde tesbit edilmiş olan hallerinin cereyan şekli: Kaderde bu da varmış; kader böyleymiş; kaderde ne varsa o olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatal. destiny. fate. providence. doom. predestination. dispensation. fatality. fortune. karma. lot. moira. foreordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destiny. fate. predestination. fortune. predestination alınyazısı. yazgı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destiny. fatality. fate. eternal preordinance. chance. doom. fortune. karma. lot. lottery. portion. predestination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cadre , pool , squad , cadres.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدر] ilahî takdir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İman esaslarından, Allah’ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin oluş şekli, alın yazısı, takdir. 2.Talih, baht. 3.Kötü talih. 4.Güç kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist. fatalist fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. felsefe). Hâdiselerin Allah tarafından önceden ve değişmez bir şekilde tesbit edildiğine inanan felsefî görüş, cebriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kaderiyye). 1. Kadere ait. 2. Mûtezile mezhebinin bir dalı ki, bunlar cebriyye mezhebinin aksini savunurlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaderi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arkasını çevirmeyerek ve savaşarak çekilme (bunun yerine ric’at-ı kahkariyye daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kahkariyye). Arkasını çevirmeyerek ve daima harp ederek dönmek hareketine ait; ric’at-ı kahkariyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tülbent üzerine ince fırça ile nakışlar yapıp yazma yapan san’atkâr. 2. Oda duvarlarıyla tavanlarını çeşitli boyalarla süsleyen kimse: Bu tavanları süslemek için mâhir bir kalemkâr lâzım. 3. Gümüş, altın vesair çeşitli madenî eşyaya çelik kalemle nakışlar ve çiçekler, yazılar hâkkeden san’atkâr: Bu kutunun üzerindeki çiçekler dövme olmayıp kalemkâr işidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalem-kâr elinden çıkmış, kalem işi, el ile nakş veya hâkkolunmuş: Kalemkârî yemeni, tavan, kutu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قلمکاری] nakkaşlık. 2.kalem işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalemkâr san’atı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kalenderân). 1. Dünyadan el çekip serserice gezen derbeder ve lâubâli derviş. 2. Dünya gösterişlerine aldırmayan adam, rind, filozof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carefree. unconventional. philosophic. philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See 3d Calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconventional and easy going. bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calendar , calender , calendars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2.Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalenderlere yakışır surette, serserice, lâubâlî bir şekilde, filozofça: Omr-i kalenderine; kalenderâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk halk şiir ve musikisinde bir form (şekil).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir tarikat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become carefree and unconventional in one's attitude towards life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalender tarz ve hâli. serserilik, lâubâlîlik, filozofluk; kalenderce davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calcium carbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Muradına, isteğine erişmiş, bahtiyar, ikballi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmkâr, bahtiyar insana yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmkârlık, bahtiyarlık, saadet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کامکار] mutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanâat sahibi olanlara lâyık ve yakışır hal ve surette: Bir tarz-ı kanât-kârânede. Kanâat-kârâne bir ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanâat sahibi, azla yetinip tamahkârlık etmeyen: Zaten kendisi kanâatkâr adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kanâat sahibi olan adamın hâli, tamahkârlığın zıddı: Kanâatkârlık kadar insanı rahatlatıcı huy yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decree law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Simsiyah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pitch-dark. pitch-black. jet black. as dark as pitch. pitch black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinde dindışı güfteli bir büyük form (şekil).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kışın donmuş halde yağan ve soğuk iklimlerde uzun müddet yerde birikip kalan yağmur, Fars. berf: Kar yağmak, kar tutmak: Yağınca erimeyip yerde birikmek. Hava kar yapmak, kara dönmek = Kar yağdırmak. Fevkalâde beyaz hakkında kullanılır: Kar gibi. mec. Kardan arslan = Kardan yapılan arslan heykeli gibibi vücutlu, gösterişli fakat iktidarsız adam. Kar çığırı = Karda açılmış geçit. Kar helvası = Karla karışık pekmez. Kar topu = 1. Karı yuvarlatarak yapılan büyük yığın. 2. Vuruşup oynamak için elde sıkarak top yapılan bir avuç kar. 3. Bir cins beyaz çiçek. 4. mec. Pek beyaz, tombulca şahıs veya çocuk. Karkuşu = Bir cins kırlangıç. Kar kuyusu = Yaz için kar biriktirip saklanılan mahzen. Karyağdı = Üstüne kar yağmış gibi beyaz benekli (tavuk vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kimya). Kara sakız, zift.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iş. Ar. amel uğraşma. Kâr-ı Akil = Akıllı adam işi. Kisb ü kâr = Geçinmek için yapılan İş, san’at, ticaret, meşguliyet. Kâr-ı kadîm = Eski zamanda yapılmış şey. 2. Kazanç, fayda, menfaat .istifade, hisse. Hayvan alış verişinden çok kâr etti. Bu işten sizin bir kârınız var mıdır? Kâr ve zararı kendisine ait olmak şartıyle. 3. İşleme, tesir: Söylediğim sözler kendisine asla kâr etmedi. 4. Harb, cenk, kavga (yalnız «zâr» kelimesiyle beraber olduğu vakit bu mânâya gelir): Esnâ-yı kâr ü zârda. 5. Türkçe kaidesince bir isme eklenir: Tel-kârî = Tel ile işlenmiş, tel kakmalı. Kalem-kârî = Kalem işi, kalemle nakşolunmuş: Kalem-kârî yemeni. Bî-kâr = İşsiz. Der-kâr = Açık, apaçık. Ar. zâhir, ayân. Ser-kâr == İş başı. Serkârda bulunanlar (iş başında olanlar). Nâ-bekâr = işe yaramaz, hayırsız, haylaz. Kâr ü bâr = İş güç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(-KAR) (e. F.). İsimlere katılarak yapan fâil, sahip mânâsını ifade eden: San’at-kâr = Sanat sahibi, Ar. sânî. Hîle-kâr = Hile yapan, hileci. Kanaatkar = Kanaat sahibi. Ar. kâanî. Tamâ-kâr = Tamâ eden, harîs. Hizmet-kâr = Hizmetçi, Ar. hâdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account. benefit. gain. profit. snow. take. takings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit. snow. bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to do, to make, to create; to produce; cl 5.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A green mango.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kentucky Administrative Regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Knowledge and Research.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cirque , cwm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کار] iş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işlemek, tesir etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blizzard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit margin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit margin. margin of profit. margin of profit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share of profit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profit sharing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowflake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowflake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowplough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowdrift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snow drift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, Agâh = bilen). I; bilir, Osm. vâkıf-ı umOr, müteyakkız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş bilir adamın hâli, vukuf, malûmat, haberdarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. kâr = iş, Aşnâ = bilen). İş bilir, görmüş geçirmiş, işten enler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. kâr = iş, Azmûden = denemek). Görgülü, bk. Kâr-Azmûde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İş bilirlik, görgülü olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş denemiş, iş görmüş, görgülü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) (kâr = iş, dânisten = bilmek). İş bilir, işten anlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işbilirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kârdârân). İş tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kârdâr). İş tutanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kâr = iş, dîden = görmek). İş görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâr-dîde olma, iş görmüşlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, fermûden = buyurmak). İş buyuran Amir, hâkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, gâh = yer). İş yeri, fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tesir eden, müessir: Verdiğim nasihatlar kâr-ger olmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. kâr = iş, güzâşten = becermek), iş beceren, işin hakkından gelen, becerikli (bunun yerine yanlış olarak ve değişik mânâda işgüzâr kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâr-güzâr). İş becerenler, işin hakkından gelenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş bilirlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کار قدیم] eski el işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. musiki). Klasik Türk musikisinde bir kâr çeşidi. Bu çeşit büyük ve uzun kâr’da, eserin güftesindeki makam adları geçtikçe o makam yapılır ve bu şekilde birçok makam dolaşılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (doğrusu «kâr-nümâ = iş gösteren» olsa gerektir). Esnaf kalfalarından usta çıkıp kendi başına çalışmak üzere icâzet isteyenlerin, imtihan için yapıp sundukları iş örneği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İş, menfaat gösteren. 2. Usta çıkacak çırakların, ustalıklarını göstermek üzere yaptıkları örneklik iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, perdâhten = düzmek, becermek). 1. İş beceren, kâr-güzâr (işgüzâr). 2. Iran konsolosu: İzmir kâr-perdâzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, sâhten — yapmak). İş yapan, iş beceren, becerikli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriklilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kâr = iş, şinâhten = tanımak). İş bilir, işten anlar.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Ko Profit and Loss Sharing Certificate)

Ortaklıkların, kar ve zarara ortak olmak üzere iştigal sahalarına giren tüm faaliyetlerin gerektirdiği finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ihraç veya halka arz edebilecekleri bir tür sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fars. siyah, Ar. esved: Kara boya, kara at: Yağız. Kara toprak. 2. mec. Matemli, gamlı, kederli, Ar. meş’ Üm, menhûs: Kara gün, kara haber, kara talih. 3. mec. Ayıp, arlı: Kara yüz, yüzü kara. 4. Esmer: Kara Ahmed, kara ekmek. 5. Siyahlık, siyah boya: Karaya boyamak, karası kara, akı ak. 6. Siyâhî, zenci, Afrika’nın siyah adamı. (c.). Karalar = Yas kıyafeti, mâtem: Karalar giymek. Alın karası = Talihsizlik, Osm. baht-ı siyâh. Kara et = Geyik, tavşan vesaire gibi av eti. Karaoğlan = 1. Çingene. 2. Ayı. Karaiğne = Bir cins ufak karınca. Kara baş = Evlenmeyen manastır kesişi. Siyah sarık saran tarikat dervişi. 3. İlkbaharda açan güzel kokulu mor bir çiçek. Karabasan (başkan) Ağırlık, kâbus. Karabiber = Hindistan’dan gelen maruf bahar ki, kırmızı biberden bu isimle ayrılır. Kara buğday = Buğday çeşidi. Karaboya = Zaçyağı. Karapazı, karapelin = Pazı ve pelin çeşitleri. Karaciğer = Midenin sağ tarafında bulunan iç organ. Karacümle = 1. Çarpma işlemi. 2. Ezberden hesap yapabilme kabiliyeti. Kara cehennem = Pek esmer ve yüzü gülmez adam. Karaçam = Çam ağacı çeşitlerinden biri. Karaçalı = Bir cins dikenli çalı. Karahummâ = Tehlikeli bir çeşit tifüs. Karahaber = Birinin ölüm haberi. Karadeniz = Türkiye’nin kuzeyindeki büyük deniz, Osm. Bahr-i Siyâh. Karadiken = Bir cins bitki. Karasakız = Zift. Karateydi — MAlihulyâ, melankoli. Karasöğüt = Söğüt çeşidi. Karasungur = Doğanın bir cinsi. Karatavuk = Avlanan bir cins tavuk. Karataban — 1. Horasan demiri. 2. Bir çeşit sığır hastalığı. 3. Ipekböceğinin kararıp kırılması illeti. Karadut = Dutun siyah cinsi. Kara Arap = Zenci, siyâhî. Karakarga = Büsbütün siyah olan karga. Karakaş = Kaşları siyah. Karakalem = 1, Yalnız siyah çiçekleri olan İdî porselen. 2. Siyah kurşun kalemiyle yapılan resim. Kara koca = Ağarmamış ihtiyar. Kara kurbağa = Siyahımsı bir cins kurbağa. Karakış = Kışın ortası ve pek soğuk mevsimi. Aradan karakedi geçmek = Bozuşmak: Aramızdan kara kedi mi geçti? Karayazı = Bahtı siyah. Karayüzlü = Bir ir ve namussuzluğu olan. Akı ak, Karası kara = Beyaz çehreli ve siyah gözlü, kaşlı, ablak. Akla karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Is karası = Kurum boyası. Kestane karası = Açık siyah renk. Yüz karası = Namussuzluk, Ar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dünyanın toprak örtülü kısmı, denizden başka, yer, toprak: Karada, karadan, Osm. berren. Karada ve denizde = Osm. Berren ve bahren. Kara gümrüğü Karadan gelen eşyadan alınan gümrük. Kara vapuru = Demiryolu katarı, (denizcilik) Baştan kara etmek = Gemiyi büsbütün batmaktan kurtarmak için baştan karaya atmak. Karaya düşmek = Gemi karaya oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black. dark. overland. sable. territorial. sooty. earth. ground. ivory-black. land. sable. shore. smut. terra firma. nigr-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black. blot. mainland. shore. land. territorial. terrestrial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black and dry land. shore continent. biosphere. black. earth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iron Bracelet. -working; -producing; -energetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

S steel bangle worn on the right wrist by Sikhs. 'China'. empty of China.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kara.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Empty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illiterate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abysmal / blatant / crass / profound / total ignorance. ignoramus. dense ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kayaları delmek işinde kullanılan siyah elmas, karbonado. 2. mec. Maden kömürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black diamond. black diamonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black day. time of trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

true friend. friend who sticks by you when you're in trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental climate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continental power. land forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacklist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kara Mehmet halk arasında gücüyle ün yapmış bir pehlivandır. Ne kadar güçlü olduğunu ölmek üzereyken başından geçen bir olayla son kez kanıtlamıştır. Kara Mehmet bir semt kahvehanesinde kalp krizi geçirerek ölmüştür. Kriz anında dayandığı dokuz çubuklu demir parmaklığı kağıt gibi birbirinin içine geçirmişti. Çubuklar öylesine iç içe geçmişti ki daha sonra onları demir küskü ile açmak isteyenler başarılı olamadılar.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land mile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black humor. gallows humor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illicit money. black money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind love.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrabilious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

territorial waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

land route.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur bir cins büyük orman ağacı ki, tahtası esmer ve sert olup cilâya gelir. Ar. şecer-ül-bûz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ulmus): İkiçenekliler sınıfının, karaağaçgiller familyasından, kışın yaprak döken, bir çeşit orman ağacıdır. Yaprakları kısa saplı, kenarları çift dişlidir. Çiçekleri salkım şeklindedir. Odunu iyidir. Hekimlikte kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Ağrıları keser. Yara ve bereleri tedavi eder. Yaprakları kaynatılıp, içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, meyveleri kapçık durumunda olan bir bitki familyası. Örnek bitkisi karaağaçtır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, kara yağız yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baldırıkara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmeyen papaz, rahip. 2. mec. Evlenmek istemeyen adam. 3. İri çoban köpeği, (botanik) 1. Bir cins karabuğday. 2. Ballıbabagillerden, mavi veya menekşe renginde çiçekleri olan bir bitki ki, karabaş yağı denilen esansı verir (lavendula staechas).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. monk rahip. keşiş. french lavender. anatolian sheep-dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french lavender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Sıkıntılı, korkunç rüya, kâbus. 2. Bir kimsenin içine düştüğü pek sıkıntılı ruh durumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightmare. heaviness. incubus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightmare. incubus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(lavadula stoechas): Ballıbabagiller familyasından, bir veya çok yıllık otsu yahut dip kısmı odunsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku çıkarır. Çiçekleri mavi veya menekşe rengindedir. Bir türünden karabaşyağı denilen bir esans çıkarılır. Yurdumuzda alçak makilerde bulunur. Kullanıldığı yerler: Ağrıları geçirir. Kalbe kuvvet verir. Damar sertliğinde faydalıdır. Balgam söker. Sara ve beyin hastalıklarında kullanılır. Uyuşukluğu giderir, zindelik verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde bir kısmı tek saz, bir kısmı saz hey’eti tarafından icrâ edilen peşrev çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ördeğe benzer siyah bir cins deniz kuşu. 2. mec. Bir görünüp bir ortadan kaybolan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cormorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurbıdan). Hısımlık, akrabalık, soyca ve zürriyetçe insanlar arasındaki yakınlık: Aramızda karâbet vardır. Karâbet-i sıhriyye = Kız alıp vermekle doğan münasebet ve yakınlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرابت] yakınlık, akrabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Karacabey).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), t. Karabibergillerin örnek bitkisi olan tırmanıcı bir fidan ve bunun bahar olarak kullanılan taneleri (piper nigrum). 2. mec. Sevimli ve ufak tefek esmer güzeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(dar-i fülfül): İkiçenekliler sınıfının, karabibergiller familyasından, vatanı Doğu Hindistan olan, yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Yaprakları yürek biçiminde ve damarlıdır. Çiçekleri sarkıktır. Meyveleri küçük, toparlak ve sapsızdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi ısıtır. İştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki mikropları öldürür. Gaz söktürür ve gaz birikmesine engel olur. Şeker hastalığının ilerlemesini durdurur. İdrar söktürür. Enerji verir. Cinsel istekleri kamçılar. Sinirleri kuvvetlendirir. Yiyeceklerde baharat olarak kullanılır. Damar sertliği, yüksek tansiyon, egzama, üremi, bağırsak iltihabı ve romatizmadan şikayet edenler, mümkün olduğu kadar az kullanmalıdırlar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi karabiberdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kurbân). Kurbanlar, bk. Kurban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fransızca: carabine). Genişçe ağızlı eski bir tüfek çeşidi. Süvari tüfeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbine. blunderbuss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karabina ile silâhlı: Karabinalı asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). italyan jandarmalarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black market. under the counter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black marketeer. black-market operator. illicit dealer. clandestine trader. illicit trader. trafficker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black marketeering. illicit trade. illegal traffic. trafficking. underhand trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Karabuğdaygillerin örnek bitkisi ki, salkımsı çiçekleri beyaz veya kırmızı renkte olur. Yeşilken hayvan yemi olarak kullanıldığı gibi, unundan da ekmek yapılır ve tohumları kuşları beslemeye yarar, Lat. fagopyrum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckwheat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden, ravent, kuzukulaği, çobandeğneği ve karabuğday gibi bitkileri içinde toplayan bir familya.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer, erkek deve.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nimbus nimbüs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban keçisi çeşidinden boynuzsuz küçük bir cins hayvan ki, eti lezzetli olup avcılarca makbûldür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kolun yukarısı, karaca kemiği. Karacabalığı = İstavrit yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyahça, esmer, siyahımsı. bk. Karaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roe deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer. roe. dark. blackish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer. return deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Rengi karaya çalan, esmer, yağız. 2.Geyikgillerden, küçük, boynuzlu, güzel görünüşlü av hayvanı. 3.Üst kol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, rengi karaya çalan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Baklagillerden, kurak yerlerde yetişen, dikenli bir fidancık (prunus spinosa). 2. Bir cins barbunya balığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackthorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

makebate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Karaca).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaygillerden, çayır halinde yetiştirilen bir park bitkisi (lolium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haydut (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanderer. defamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldier. army officer. slandering. person who slanders.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karın boşluğunda, midenin sağında bulunan iri bir bez. Karaciğer, vücuttaki bezlerin en büyüğüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hepatic. liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir karaciğer hastalığı sırasında, karaciğer hücrelerinin şişip, safra yollarını tıkanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıkktır. Tıp dilinde hepatit sarılık denir. Hastanın bütün dokuları, hatta gözlerinin akı bile sarıya boyanır. İdrarı esmerleşir. Deride kaşıntılar görülür. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Enginar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane enginar doğranır. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

montenegro. montenegrin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Montenegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black mulberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kınkanatlılardan, tarıma faydalı, parlak siyah renkli bir böcek (carabus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbeetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cockroach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbeetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ocak karıştırmaya yarayan eğri uçlu demir çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Körlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingene. 2. Hayal denilen gölge oyununda güldürücü şahıs: Karagöz’le Hacivat. 3. Bu hayal oyunu: Karagöz oynuyor. Karagöz balığı = Palamut balığının büyük ve bayağı cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shadow play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Karagöz oyunu oynatan veya Karagöz şekilleri yapıp satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagözcünün işi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Genlerin ana mekanizması çok basittir. Her anne ve baba iki tam gene sahiptir. Ve bunlardan birini çocuğuna geçirir. Eğer anne ve babadan alınan genler aynı ise, yani çocuk her iki taraftan da mavi göz genini aldı ise problem yoktur. Çocuğun gözlerinin rengi mavi olacaktır. Ancak bir taraftan mavi göz, diğerinden kahverengi göz genini aldı ise gözlerinin biri mavi diğeri kahverengi olamayacağına göre bu genlerden biri üstün gelecektir.

İşte rakibine karşı daima üstün gelen bu genlere hakim (dominant) gen adı verilir. İnsanlarda koyu renk göz geni hakim gendir. Yukarıda bahsi geçen çocuğun gözleri kahverengi olacaktır. Mavi göz rengi gibi mücadeleyi kaybeden gene de saklı (recessive) gen denilmektedir.

Anne ve babadaki her iki gen de hakim gen ise sonuç aynı olacaktır. Saklı gen bu mücadelede ancak her iki tarafın geni de saklı gen ise galip çıkabilir. Uzun boy ve kısa boy genlerinde hakim olan uzun boydur. Örneğin babada iki uzun boy geni (U/U), annede ise iki kısa boy geni (k/k) varsa, her çocukta mutlaka bir uzun ve bir kısa boy geni(U/k) olacak ve uzun boy hakim gen olduğundan her çocuk uzun boylu olacaktır.

Bu çocuklar (U/k) gen yapılı biri ile evlenirlerse, çocukların her birinde muhtemelen (U/U, U/k,’k/U, k/k) gen yapısı oluşacak yani üç çocuk uzun boylu olurken bir tanesi kısa boylu kalacaktır. İnsanlarda kahverengi göz rengi, görme yeteneği ve saçlılık hakim genler iken mavi göz, renk körlüğü ve kellik saklı genlerdir.

Saklı gen çocuğun DNA sarmalında kalıp, onun çocuklarına da geçebilir. Babası mavi, annesi kahverengi gözlü çocuk kahverengi gözlü olur ama mavi renk göz geni saklı olarak durur. Kendisi ile aynı genetik yapıda biri ile evlenirse yukarıdaki uzun boy-kısa boy örneğinde olduğu gibi anne ve baba kahverengi gözlü olmalarına rağmen çocuklardan biri mavi gözlü olabilir.

Bu durum Mendel kurallarına uygun olup mavi gözlü çocukları olan kahverengi gözlü anne ve babaların paniğe kapılmalarına ve ortada başka bir neden aramalarına gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Tüyleri uzun ve kıvırcık bir cins koyun ki, birkaç günlük kuzularından alınan kürkü pek beğenilir. bk. Karakul.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, Esmer hükümdar. Karahanlılar devletinin kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetli müshil olan bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bileşikgillerden, hekimlikte kullanılan bir bitki (taraxacum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandelion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli, ağır bir barsak hastalığı, tifo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit iğneli karınca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk soyundan olan, Türkçe konuşan ve son zamanlara kadar Kırım’da oturan bir MÜsevî topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. karîne). Karineler, yakınlıklar, bk. kartne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قرائن] ipuçları, karineler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunlardan insana bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban meydana getiren tehlikeli hastalık, yanıkara, karayanık, şarbon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sığırdiligillerden, çiçekleri beyaz veya menekşeye çalar kırmızı renkte bir bitki (symphytum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kömür kalemiyle yapılan resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Turkic language spoken by the Karakalpak people a member of a Turkic people living near Lake Aral in central Asia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a Turkic people living near Lake Aral in central Asia. the Turkic language spoken by the Karakalpak people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir tür dağ ağacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşları kara ve gür olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Yaban havucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sazana benzer bir tatlı su balığı çeşidi (Lat. barbus fluviatilis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kışın en soğuk zamanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saçı ağarmamış ihtiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Asıl Türkçe’de kol askeri mânâsına gelmekle, siyah asker yani gece askeri veya askerin siyah yani gecelik kolu ve bölüğü demektir). 1. Asayişi muhafaza için gece gezen asker birliği. 2. Nöbetçi asker. 3. Ordunun muhafazası için münasip noktalarda bekletilen asker. 4. Belirli yerlerdeki polis merkezi. Istinad karakolu, ileri karakol, devir karakolu, küçük karakol, nizam karakolu, (denizcilik) Karakol gemisi = Denizde muhafızlık vazifesi yapan gemi veya sandal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post. station. police station. patrol. outpost devriye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police station. central police station. gendarme station. any official force upholding public order. patrol. police headquarters. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coast-guard ship. patrol vessel. guard boat. patrol boat. picket boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line of patrol stations along an international border.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Polis karakolu. Karakol binası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karakola düşmesi gereken. Karakolluk olmak = Karakola düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have to be taken to the police station. to be liable to be arrested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cadı, vampir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir şeyi benzerlerinden ayırmaya yarayan temel hususiyet, seciye. 2. (matbaacılık) Harf çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. personality. constitution. fiber. fibre. form. persona. personage. self. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. complexion. disposition. personality. self. stamp. trait. disposition özyapı. ıra. seciye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

character. fibre. kidney. magisterial character. mentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Ayırıcı vasıf. 2. (matematik) Bir logaritmanın tam birimler ifade eden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. characteristical. typical. significative. distinctive. representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic. data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

characteristic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). Fertlerde karakterin gelişmesini ve farklarını araştıran bilim kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. worthless. characterless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. lacking moral fiber. disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagül koyununun asıl adı. bk. Karagül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Astrakhan, esp. in fine grades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Caracul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hardy coarse-haired sheep of central Asia; lambs are valued for their soft curly black fur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. karagül; karagül kuzusunun kıvırcık kürkü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çakala benzer bir cins hayvan ki, arslanın yediğinin artığıyle beslenmek için bu hayvanın arkası sıra gezdiğine inanılır. Fars. siyâh-gûş. 2. Vaktiyle sadrâzamın hizmetinde bulunan memur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yırtıcı hayvanlardan, kartaldan az küçük, bir cins kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eagle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i.). Karakuş adında eski bir kadıya yakışır şekilde: Hükm-i karakuşî = Bu Karakuş’un hükmü gibi keyfî, kanuna aykırı olduğu kadar mânâsız ve gülünç, fakat insan zaaflarını aksettiren hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broccoli. savoy cabbage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Siyahlatma, siyaha boyama veya kirletme. 2. Yazı öğrenmek için tekrar tekrar yazılan satırlar, Ar. meşk: Karalama yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackening. rough copy. scribble. calumny. defamation. doodle. libel. scandal. scrawl. smirch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion. draft. scribble. slander. smear. writing exercise. scribble. doodle. crossing out. rough draft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slander. scribbling. doodling. crossing out. calligraphic exercise. rough draft. rough. scramble. scratch. scrawl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

notebook for rough drafts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Siyahlatmak, siyah etmek, Ar. tesvîd: Duvarları kömürle karalamışlar. 2. Yazı öğrenmek için çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. scribble. scratch. scribble down. scrabble. draw. bedaub. besmear. besmirch. blemish. blot out. breathe upon. calumniate. chalk out. dash. dash down. dash off. denigrate. doodle. line through. pollute. rule smth. out. scandalize. score out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacken. libel. scrabble. scrawl. scribble. slander. smear. to scribble. to scrawl. to cross sth out. to cross sth off. to draft. to sketch out. to blacken. to slander. to slur. to smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deface sth with drawings or scribblings. to cross out sth written. to slander. to draft. to sketch out. bedaub. cross out. scrabble. scratch. scratch out. scrawl. scribble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be defaced with drawings or scribblings. to be crossed out. to be made black. to be slandered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to allow sb to deface sth. to have sb deface sth. to have sb slander sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having black spots. mixed or spotted with black.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Siyahlık, siyah renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackness. darkness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct figure. smudge. blackspot. silhouette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Karalık, siyahlık, siyah leke: Gömleğin kola yerinde bir karaltı vardır. 2. Uzaktan siyah görünen şey: Şehir olduğu belli değilse de uzakta bir karaltı gözüküyor. O karaltı bir orman olmalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Pek esmer ve siyahımsı (adam). 2. (denizcilik) İri demir külçesinden ibaret ağır valyoz (balyoz) (hi.). 1. Merkezi, sonradan «Karaman» denen LArende şehri olan ve Konya ile bütün çevresini elinde tutan, iki asır kadar yaşayan büyük Anadolu beyliği. 2. (coğrafya) Karamanoğulları’nın hüküm sürmüş oldukları bütün Konya ve çevresini içine alır. Tanzimat’tan önce bu topraklar Karaman Beylerbeyiliği adını taşırdı, merkezi Konya şehri idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

karaman. drop stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Esmer, yağız insan. 2.Güneybatı’da esen yel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. muhtemelen Isp.). 1. Bir nevi boyalı parlak kendir bezi ki, potin yüzü dahi olur. 2. Bu bezden yapılmış: Karamandola potin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Karaman ili ahalisi. 2. 1924’ten önce Konya çevresinde oturan, Türkçe konuşan Ortadokslar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon. collision. smashup. confusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carom. billiard. cannon. collision. smash up. confusion caused by a collision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caramel. taffy toffee. toffee toffy taffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Her şeyi kötüye yoran; iyi bir gelişmeden ümidini kesen, bedbin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. pessimist. dejected. depressed. downbeat. heavy-hearted. low. somber. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. pessimistic. pessimist kötümser. bedbin. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimist. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism kötümsürlük. bedbinlik. pesimizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism. qualm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Buğday içinde biten bir ot ki, unu bozan siyah bir tane verir. 2. Bu otun tanesi: Bu buğdayda çok karamuk var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn cockle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(agrostemma githago): Karanfilgiller familyasından, yurdumuzda hububat yetiştirilen tarlalarda görülen, çoğu zaman buğdayla karışık olarak biten, 30-100 cm yüksekliğinde, tohumları zehirli bir bitkidir. Üzeri tüycüklerle kaplıdır. Yaprakları almaşıktır. Çiçekleri büyük ve güzel ve morumsu pembe ve ender olarak da beyazdır. Kullanıldığı yerler: Soğuk algınlığını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Çifte demir atıldığı zaman, geminin dönmesiyle zincirlerin dolaşmasını önlemek üzere kullanılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Karayağız, kahraman yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(eski şekli: KâRANFÜL) (i.). 1. Hindistan’dan gelen baharattan kuyruklu bir tane: Döğülmüş karanfil. 2. Kokusu bu bahara benzer, katmerli, güzel bir çiçek ki, penbe, beyaz, kırmızı vs. olur: Karanfil çiçeği. 3. (denizcilik) Gemilerde güverteye oturtulan büyük sandalları ve ağır eşyayı içeri almak için pruva ile grandi direkleri arasına gerilen kalın halatlara bağlı palanga tertibatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clove. carnation. pink. dianthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation. clove. pink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir çeşit kokulu çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(caryophyllus aromaticus): Mersingiller familyasından anayurdu Molük adaları olan ve birçok tropik ülkelerde ve başlıca Zengibar, Filipinler ve Hindistan’da yetiştirilen, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Çiçeğinin tomurcuklarına karanfil denir. Baharat olarak kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen karanfilyağının içeriğinde hidrokarbür, euganol, salisilik asid ve karyofilin vardır. Güzel kokuludur. Tadı acıdır. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. İshali keser. Bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Cinsel arzuları kamçılar. Doğumu kolaylaştırır. Karanfil esansı diş macunlarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(dianthus caryophyllu): İkiçenekliler sınıfının, karanfilgiller familyasından; karşılıklı ensiz sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı, 300 kadar çeşidi bulunan, otsu bir süs bitkisidir. Yaprakları pembe, beyaz veya kırmızıdır. Ençok tanınan türü çiçek karanfili’dir. Çok hoş kokuludur. Yapraklarından şurup yapılır. Kullanıldığı yerler: Ateş düşürür, terletir. İştah açar. Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. Dağkaranfilinin çiçekleri balla karıştırılıp yenirse, iktidarsızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Karanfil çiçeğinin pek çok çeşitlerini içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(geum urbanum): Gölgelik yerlerde yetişen sarı çiçekli bir çeşit bitkinin, karanfil kokulu köküdür. İlkbahar ve yaz aylarında toplanıp, kurutulur. İçeriğinde tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir. İshali keser. İştah açar. Ağrıları dindirir. Sinirleri kuvvetlendirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Karanfilgiller.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Orta Anadolu’da bir köy. 2.Veysel Karani’nin doğduğu y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: karanuluk). 1. Işık ve aydınlığın aksi, göz görmeyecek hal, Ar. zulmet, Fars. tîregî: Karanlık bastı, gece karanlığı, karanlıkta kalmak. 2. Işıklı olmayan. Ar. muzlim, Fars. tîre: Karanlık gece, karanlık bir odaya girdim. Sofa karanlık idi. Karanlık oda = Fotoğraf camı banyosu, röntgen muayenesi gibi işlerin yapıldığı ışıksız oda. Karanlıkta göz kırpmak = Bir şeyi anlatmak isterken karşısındakinin anlayamayacağı bir işarette bulunmak veya bir söz söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark. obscure. unlit. clouded. darkling. dun. dusky. foggy. funny. funny peculiar. gloomy. murky. pitchy. shadowy. shady. somber. sombre. tenebrous. darkness. obscurity. dark. deep. deepness. gloom. gloominess. inkiness. murk. night. obscuration. sha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark. darkness. doubtful. equivocal. fishy. gloom. gloomy. murky. obscure. shade. shadow. shadowy. sombre. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the dark. dark place. black. cloudy. darkness. gloom. murk. murky. night. obscure. obscurity. shade. sombre somber. sullen. a touch of the macabre. vague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

darkroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark room. camera obscura. dark-room. darkroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca: Ouarantina). 1. Salgın hastalıklarda sirayetin önünü almak için şüpheli veya bulaşık yerlerden gelenlerin, başkalarıyla görüşmeleri yasaklanarak beklettirildikleri müddet. Eskiden 40 gündü: Karantina beklemek, karantinaya girmek. 2. Gelen gemilerin temiz veya bulaşık olduklarını muayene ve tetkikle, bulaşık olanlarını karantinada beklettiren daire: Karantinaya müracaat etmek. Karantina memuru, doktoru, gardiyanı. Karar.tina yeri = Karantina beklettirilen yer. (denizcilik) Karantina flaması = Henüz muayene edilmemiş geminin çektiği sarı flama ki, hariçle temas etmediğine işarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. isolation. absolute quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. sanitary cordon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Karanuluk. bk. Karanlık.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik karaoke performansınızı orijinaliyle karşılaştırır ve puanınızı hesaplar. Şarkı söyleme sonucunuz bağlanmış TV’nizde gösterilecektir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu özellik karaoke performansınız için 10 taneye kadar şarkıyı depolamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by