Der-piş ne demek? | Der-piş anlamı nedir? | Der-piş

Der-piş anlamı nedir?

Der-piş ne demek?

Der-piş anlamı nedir?

Der-piş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: der pis

Türkçe Sözlük

(i. F.). Önde olan, hazır, göz önünde bulunan: Derpîş etmek: Göz önünde tutmak, dikkate almak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب باده رنگ kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedy dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç cins zehirli yılan; engerek, sağır yılan, (zool). Vipera berus; Amerika'da bulunan birkaç cins zehirsiz yılan. adder's mouth birkaç cins salepçi otu adder's-tongue (i). yılan dili, suoku; turna gagası,(bot). Geranium robertianum adderwort

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. excuse me. i'm sorry. i beg your pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardon me! excuse me! sorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Güney Afrika'da doğan Avrupalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kızılağaç, Akçaağaç. (bot). Alnus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belediye meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslı Alderney adasından olan bir çeşit inek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Derecelerine göre, sırasıyle. (bk.) Alâ: Alâ-merâtibihim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Anatomi). Deriyi meydana getiren iki tabakadan iç tarafta olanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infrastructural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (apuş dahi yazılabilir). Oyluğun iç tarafı, budun iç yüzü. Apış ayrılmak = Yere gelmek (hayvan) çatlamak, bacaklarını açarak dikilip durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fork. crotch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the inner side of the thighs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perineum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). maymun gibi, maymunumsu; aşırı taklitçi apishly (z). maymun gibi; taklit ederek. apishness (i). taklitçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuyruğu bacağın arasına alıp yorgun ve yılgın bir halde giden (kurt vesaire). 2. Yorulup Aciz kalmış, şaşırmış (Adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (upuşmak dahi yazılabilir). 1. (Hayvan) apışlarım açıp çatlaya kalmak. 2. Bir yere dikilip durmak, ileri gidememek. 3. Bir işin uhdesinden gelememek, Aciz kalmak; şaşırıp kalmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to collapse from tiredness. to squat down. to be astonished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give up. to stand helpless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Hayvanı) çok yormak, artık yürümeye mecali olmayacak dereceye getirmek. 2. Yıldırmak, horonlatmak. 3. (Gemiyi) iki ucundan demirleyip veya bağlayıp sağlam kasmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bitkinin topraktan yükseğe büyüme eğilimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb). satırın tepesine kadar uzantısı olan harf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ayrılmış olarak, parçalanm ış bir şekilde; parçalar halinde; birbirinden ayrı veya uzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). idam hükmü verilmesi veya kanun dışı ilân edilmesi hallerinde bir kimsenin bütün vatandaşlık haklarını kaybetmesi; eski leke, şerefsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güney Arabistan’ın eski ve tanınmış bir derviş ailesinden olup (1722-1778) yılları arasında yaşamış, Hindistan, Mısır, Taif, Suriye ve İstanbul’a ziyaretler yapmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizkadayıfı, zool. Alaria esculenta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Halatın aşınacak yerine sarılan bez, halat sargısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saçma sapan söz, boş laf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ince ve uzun bayrak; bandrol; den. flandıra; (mim). üzerine kitabe yazılan kordele şeklindeki tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhanede içki veren kimse, barmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in deep waters. to be in deep waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kapıya çıkma. 2. (tarih) Acemî ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin, yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it., mim. tepe köşkü, binaların özellikle üst kat taraçaları; manzara seyredilmesi için yapılmış bina. the Belvedere Roma'daki Vatikan sanat galerisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (c. benâdir). Ticaret-gâh, iskele: İzmir, büyük benderdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندر] liman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç; A.B.D. (argo) içki âlemi; ing, (argo) altı penilik para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

ve BENDER-GEH (i.). Ticaret limanı, iskele, (-gâh ve -geh ilâvesi fazladır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Bender’in küçültülmüşüdür). 1. Küçük iskele. 2. Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. (Mendirek lügati bunun galatıdır, (bk.) Mendirek).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندرگاه] rıhtım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şaşlrtmak, sersemletmek, hayrette bırakmak. bewilderment i. şaşkmlık, sersemlik, hayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ekin harmanı, harman yeri. 2. Doğru kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika elması denilen ağacın başka bir adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ciltçi, mücellit; bağ; cilt kap; biçer bağlar makina; tutkal. bindery i. mücellithane, ciltevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek kardeş, ahi. mec. Dost, muhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother. buddy. mate. man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother. old fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برادر] erkek kardeş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeş çocuğu, yeğen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeşçe, kardeşliğe mensup ve müteallik: Birâderâne muamele = Kardeşçe muamele: Birâderâne görüşüyoruz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat mesane, kese, sidik torbası; iç lastik. air bladder zool. hava kesesi. gall bladder safra kesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. blastoderm, germ yaprağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. blender

karıştırıcı

1. İki veya daha çok maddeyi birbiri içinde dağıtmaya, karıştırmaya yarayan araçların genel adı. 2. Çeşitli besin maddelerini karıştırma ve çarpma işinde kullanılan araç veya alet.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karıştırıcı şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. körleten şey; siper teşkil eden herhangi bir şey; A.B.D. atın göz siperi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gaf, aptalca yapılan hata, falso; f. gaf yapmak, budalaca hareket etmek; düşünmeden söz söylemek, pot kırmak. blunderer i. budalaca hareket eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alaybozan tüfeği; aptal kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pansiyoner; yatılı ögrenci; düşman gemisine çıkmakla vazifelendirilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mucellit, ciltçi. bookbinding i. mucellitlik, ciltçilik. bookbindery i. mücellithane, ciltevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kenar; hudut, sınır; bir resim veya yazının etrafındaki süs. borderer i. sınırda oturan kimse. borderland i. sınır bölgesi. borderline i., s. sınır s. güçlükle ayırt edilebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sınır koymak; sınır meydana getirmek; sınırdaş olmak, hemhudut olmak; benzemek, yakın olmak. border on sınır komşusu olmak; eğiliminde olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerinden kopmuş ve aşınmşş iri kaya parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., k.dili terbiyesiz ve cibilliyetsiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geniş omuzlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işe veya olaya karışmadan kenarda duran kimse, seyirci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çadır. 2. Kadınların başlarına büründükleri örtü, çarşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چادر] çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چادرنشين] göçebe, çadırda yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Seylan ve Hindistan'da bulunan ve kerestesi oymacılıkta kullanılan sert bir ağaç, (bot). Diospyros quaesita.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). volkanik patlama sonucu meydana gelen büyük çöküntü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). perdah makinası, silindir; (f). perdahlamak, silindirden geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalender, Kalenderiye tarikatına mensup derviş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current expenditure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birbirine çarpmış, karışık, çapraşık. 2. Çarpık, eğri. 3. Birbirine binmiş (diş). 4. Düzgün ve muntazam olmayan, çetrefil (dil).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). J. Vuruşma, tokuşma. Ar. müsâdeme. 2. Tutuşma. Ar. mudârebe, mukatele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. collision. combat. conflict. impact. skirmish. smash. smash-up. fight. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vuruşmak, tokuşmak, müsâdeme etmek: Pencere kanatları rüzgârdan çarpışıyordu. 2. Tutuşmak, Osm. mudârebe ve mukatele etmek: İki birlik birbirine rastgelip çarpıştılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. bump. clash. collide. fight. skirmish. to collide. to bump. to clash. to crash into each other. to fight. to battle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to collide. to fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vuruşturmak, tokuşturmak: Kapının kanatlarını çarpıştırmak. 2. Tutuşturmak, vuruşturmak, savaştırmak, müsademe ettirmek: İki adamı çarpıştırıp kendisi seyirci kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make collide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zâlim, gaddar. 2. Mâşuk, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاپيشه] üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saç uzatan (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Çamaşır ütülemeye mahsus iki ağaç üstüvâneden ibaret Alet: Cendereye koymak; cendereden geçirmek. 2. Ciltçilikte ve başka sanatlarda baskı ve perdah makinesi. 3. Kalın oklava: Cendere baklavası = Yufkaları bu cendere ile açılan baklava çeşidi. 4. Dar dere, boğaz. S. Sıkı ve dar yer. Cendereye koymak = Basınç altına almak. Su cenderesi = Fr. presse hydrolique denilen fevkalâde kuvvetli basınç Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. mangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. screw. wine press. mangle. book-binder's press. narrow pass. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جندره] pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چشم دریده] arsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). spor karşılaşmalarında tezahürat yapan grubun lideri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). simiotropizm, hücrelerin bazı kimyasal maddelere karşı gösterdikleri yaklaşma veya uzaklaşma, kimyadoğrulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). isa'nın doğumundan üç gün sonra kılıçtan geçirilen masum çocuklar yortusu, 28 Aralık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balıklı sebze çorbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elma suyu, elma şarabı. cider press elma cenderesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egress. exit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cüruf, yanmış kömür artığı; kül; (çoğ, jeol). parça şeklinde lav. cindery (s). curuf gibi veya onunla ilgili. cinder block curuf briketi, kül kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sinderella; güzelliği ve değeri anlaşılmamış kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (kuş) Kanatlarını vurup oynatmak, kanatlarını oynatarak hareket ve helecanda olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile ve dikkatsiz yazılmış yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. ince değnekle hafifçe vurmak. 2. Kâğıda vurur gibi çabuk çabuk ve dikkatsiz yazmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ask). talim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇOĞUNDUR (i.). Pancar, yer kökü, sehven havuç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süzgeç, kevgir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k).dili soğuk davranış, yüz vermeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kumandan, komutan; önder, baş; deniz binbaşısı. commander in chief başkomutan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet; kumandanlık; masonluk gibi cemiyetlerin loncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehvet, cinsel arzu. concupiscent (s). şehevi, nefsani.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeşitli bağımsız devletlerin konfederasyon halinde bir araya gelmeleri, ittifak, birlik; kanunen yasak olan bir fiilin yapılması için çeşitli parti, grup veya kimselerin birlik olmaları. the Confederacy Amerikan iç harbi esnasmda Güney Eyaletlerinin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). müttefik, müttehit, birleşik; (i). suç ortağı. Confederate (s)., (i). Amerikan iç harbi sırasında Güney Eyaletlerinin federasyonuna bağlı olan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ittifak etmek, ittifak ettirmek, birleşmek, birleştirmek, (bak). federate confederated (s). birleşik, (bak). federated confederation (i). konfederasyon, birleşik devletler, (bak). federation.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek; göz önünde tutmak; üzerinde düşünmek; mütalaa etmek, dikkate almak; saymak, hürmet etmek; merhamet etmek ; farz etmek. all things considered enine boyuna düşünülürse. not worth considering kale alınmaz, lafını etmeye değmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). önemli, hatırı sayılır ; büyük, hayli, fazla, (i)., ABD, (k).dili fazla miktar. considerably (z). epeyce, oldukça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düşünceli, saygılı, hürmetkar; nazik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saygı, düşünce; gözönüne alma; karşılık, bedel; önem, ehemmiyet; itibar, saygınlık; (huk). borsada verilen pey akçesi. for a consideration para mukabilinde. in consideration of sebebiyle, itibariyle, hasebiyle; karşılığında. take into considerati

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat hasebiyle, göre, nazaran, göz önünde tutulursa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kişniş otu, kişniş, (bot). Coriandrum sativum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gateway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silindir. cylin'drical (s). silindir şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Üç farklı parazit giderme teknolojisinin birleşimini eş zamanlı olarak kullanarak ‘dijital paraziti’ azaltan yenilikçi bir Sony teknolojisi: Çerçeve Paraziti Azaltma, Blok Parazit Azaltma ve Sinek Paraziti Azaltma.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkek üvey kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karındaş, erkek kardeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (erkek) kardeşçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Etek belde, eteğini kaldırıp beline bağlamış, hazır. Ar. müheyyâ. 2. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen-der-miyân-ı gayret olmak = Bir işe canla başla girişmek. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen der-miyân-ı gayret oldu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili öfke, hiddet. get one's dander up kızmak, öfkelenmek; kızdırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koruyucu kimse, savunucu veya müdafaa eden kimse, himaye eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. decoder

tek. çözücü

Elektronik alıcılar için şifre veya bilgi çözücü.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, Euro AV üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanmaya hazır halde sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. «deriden» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Yırtıcı, yırtan, yaran. Perde-der = Perdeyi yırtan. Saf-der = Düşman saflarını yaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapı, Ar. bâb. Dersaadet: = Saadet kapısı, mec. istanbul şehri. Eskiden yanlış olarak «Der-aliyye» de denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Zarf hâli gösterir; de, içinde: Der-anbâr = Anbarın içinde. Deranbâr etmek = Anbara koymak. Der-kenâr = Kenarda, hâmişte. Der-kenâr etmek = HAmişte not olarak yazmak. Der-piş = Önde. Der-Ağûş = Kucakta. Der-hâtır etmek = Hatıra getirmek (yalnız böyle Farsça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [در] kapı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (der = zarf edatı, Ağûş = kucak — masdar mânâsıyle kullanılır). Kucaklama, sarma. Der-SğOş etmek = Kucaklamak, sarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça der = zarf edatı, Arapça akab = Alt taraf, arka). Arkası sıra: Der-akab kendisi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Derhal, hemen, o anda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, anbâr). Anbara konmuş, mahzene konmuş: Denkleri der-anbâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapıcı, Ar. bevvâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = kapı, bâr = yer). Kapı mahalli, dergâh. Bir büyük zâtın kapısı önü, eşiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DER-BESTE (i. F.). 1. Kapalı kapı. 2. Kapanmış, susmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = zarf edatı, dest = el). 1. Elde etme, tutma, yakalama: Cinayeti işleyenleri derdest ettiler. 2. Elde bulunan, yapılmakta veya görülmekte olan: O iş derdesttir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İstek, dilek; dilekçe

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hatırda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, kâr = iş). İşte bulunan, işin içinde olan, görünürde, açık, belli: Bu işin böyle olacağı derkâr idi. Benim size olan sevgim derkârdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (der = zarf edatı, kenâr = kıyı). Kenarda bulunan, bir yazının kenarına yazılmış mütalaa ve ifade, not, hâmiş, hâşlye: Derkenâr etmek. Bir derkenâr yazmak. Bâ der-kenlr beyin etmek = Notla göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = zarf edatı, miyân = orta, bel). Ortada, arada bulunan. Darmeyân etmek = Araya sürmek, söylemek, bildirmek: Birtakım özürler dermeyân ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Önde olan, hazır, göz önünde bulunan: Derpîş etmek: Göz önünde tutmak, dikkate almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Saâdet kapısı. mec. İstanbul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = edat, zencîr = zincir). Zincirde, zincirle bağlı. Derzencîr etmek = Zincirle bağlamak, zincire vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çan, çıngırak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kökünden çıkarmak, (bir kimseyi veya toplumu) çevresinden yoksun bırakmak; ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dirhem). Dirhemler, (bk.) Dirhem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دراهم] dirhemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). treni raydan çıkarmak. derailingswitch raydan çıkarmaya mahsus makas derailment (i). raydan çıkma (tren).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [درعقب] ardından, hemen, derhal, hemen ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [در آمد] kazanç, gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, karıştırmak, ihlâl etmek; ifsat etmek; çıldırtmak, delirtmek; rahatsız etmek, işine engel olmak. derangement (i). düzensizlik; delilik, akli muvazenesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karısının kötü hâline göz yuman kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dürrî). Parlak, renkli şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâklakçı, çançan eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دراز] uzun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربان] kapıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربار] saray.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapı kapı gezen, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. tramp. irregular. untidy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly. untidy. fugitive. slipshod. unkempt. vagabond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربدر] aylak, avare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezenin hali, serserilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربند] dar geçit. 2.sınır kalesi. 3.hudut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kapılar kapısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DERBEND) (i. F.) (der = kapı, benden = bağlamak, kapamak). (Arapça sanılarak «derbendât» suretinde galat cem’i de kullanılır). Dar geçit, boğaz: Sınırdaki boğazlar: Derbendât muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir boğaz ve geçidin muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de her yıl tekrarlanan geleneksel at yarışı; (k).(h). melon şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درج] içine alma, biriktirme. derc edilmek içine alınmak. derc etmek içine almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sokma, dâhil etme, araya sıkıştırma: Yazacağınız mektuba şunu da dercedin. O kaideyi kitabına dercetmemiştir. 2. Bir makale veya fıkrayı gazeteye koyup neşretme: Bu havadisi gazeteye dercettiler. Falân gazete dercetmiştl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DER-CENG-İ EVVEL) (i. F. A.) (eskimiştir). Her şeyden önce, daha işe başlar başlamaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درد] dert. acı. 3.ağrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dert, keder, mihnet görmüş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. derd-mendân). Dert ve kederi olan, zavallı, biçare, çaresiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dert çekenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dertli, kederli, mahzun, mükeder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yazık, vah vah!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردا] ne yazık ki, eyvahlar olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردست] yakalama. 2.el altında olma. derdest edilmek yakalanmak. derdest etmek yakalamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درد سر] baş belası, baş ağrısı, sorun, problem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردمند] dertli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahzun ve kederli adama mahsus tarz ve halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İki dağ arasındaki uzun çukur, vadi: O uzun derelerde binlerce koyun otlar. 2. Yalnız kışın akar küçük çay: Derede su içmek. Dereotu = Bir çeşit bitki ki, salataya konur. Derebeyi = Vaktiyle birkaç köye hükmü geçen nüfuzlu adam, feodal. Dere tepe = Düz olmayan yer, engebe. Dereden tepeden = Öteden beriden. Bin dereden su getirmek = Bahaneler söylemek. Sokak, dam deresi == Yağmur sularının akmasına mahsus çukurca yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valley. brook. stream. rivulet. run. runlet. watercourse. beck. bourn. bourne. branch. creek. dale. gully. kloof. runnel. vale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brook. creek. rill. run. stream. valen. watercourse. rivulet. eaves trough. gutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To hurt; to harm; to injure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Harm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brook. stream. valley. gutter. creek. run. watercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

up hill and down dale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Avrupa’da Ortaçağ’da feodal hükümdarlar: Şövalye, baron, vikont, koht, marki vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. overlord. seigneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seigneur. feudal lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. local potentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derebeyinin mülkü, toprağı, devletçiği, idare tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism. bullying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. derece). Dereceler. (bk.) Derece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درجات] dereceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Musikide ses dizilerinde seslerin sıra ve görevi: Mâhûr makamında lâ notası ikinci derecedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. derecât). 1. Yukarıya çıkacak basamak: Bir derece yukarı •çıktı (Zıddına yani aşağı inenine «dereke» denir). 2. Dairenin bölündüğü küçük dilim, 360 kısmın beheri ki, açıları vesaireyi ölçmeye yarar: 35 dereceli bir açı. 3. Termometrenin bölündüğü kısımların beheri ki, sıfırdan yukarı ve sıfırdan aşağı olmak üzere iki takım ise de, sıfırdan aşağı olanlara «dereke» denilirse, sıfırdan yukarı veya aşağı kaydına hacet kalmaz: Mısır’da ısı 50 dereceye kadar çıkar. Moskova’da soğuğun 25 derekeden aşağı düştüğü olur. 4. Mertebe, pâye: Şan ve şerefin en yüksek derecesine çıktı. 5. Miktar, rütbe: Bu derece ilim ve irfanı vardır. Bir derecede hastadır ki, elini oynatmaya iktidarı yoktur. Derece derece = Yavaş yavaş, tedrîcen, birer derece: Derece derece yükselerek bu mertebeye ulaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. grade. scale. rank. stage. rate. rating. step. clinical thermometer. thermometer. extent. gradation. pitch. remove. standard. states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. degree. extent. grade. level. measure. point. rank. rate. scale. step. thermometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. grade. gradation. measure. point. rank. scale. step. thermometer. pitch. graduation. honor. range. brand. frame. stage. order. standard. standing. mark. score. rating. quality. estate. extent. level. peg. plane. remove. shade. sphere. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درجه] derece. 2.aşama. 3.kat. 3.miktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by degrees. gradational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Tonlarla, taramalarla vb. ile dereceli etkilerin yaratılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduated. graded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graded. graduated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dereke). Derekeler, aşağıya doğru basamaklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکات] katlar. 2.basamaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. derekât). 1. Aşağıya inen basamak, derecenin zıddı: Cennet’ in dereceleri ve Cehennem’in derekeleri vardır. 2. Termometrenin sıfır elti olan dereceleri ki sayıları büyüdükçe ısının o nisbette azaldığını gösterir: Bu memlekette termometre yazın 40 dereceye kadar çıkar ve kışın 20 derekeye kader iner. Dereke-! emvâc = İk! dalga arasında hasıl olan açıklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکه] kat. 2.basamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). terkedilmiş, metruk, sahipsiz; kayıtsız, ilgisiz, ihmalkâr; (i)., (huk). sahipsiz mal, emvali metruke; toplumca terkedilmiş kimse; den tayfası tarafından terkedilmiş harap gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). terk, terkediliş; ihmal, görevi yerine getirmede kusur; (huk). deniz veya suyun çekilmesiyle toprak kazanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Para, akça.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Para basılan yer. (bk.) Darb-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ur, verem (asıl mânâsı: kirlenme, bulaşma).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درنده] yırtıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yırtıcı, yırtan: Şİr-I derende = Yırtıcı arslan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ur ile şişle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Maydanozgillerden, güzel kokusundan dolayı bazı yemeklere konulan bitki (anethum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(tereotu): Maydanozgillerden iplik biçiminde yaprakları olan güzel kokulu bir bitkidir. Sonbahar aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Hazmı kolaylaştırır, midenin gereği gibi çalışmasını sağlar. Hıçkırık ve hava yutmayı önler. Sinir zafiyetini giderir. Uyku verir. Aybaşı kanamalarının kolay olmasını sağlar. Anne sütünü artırır. İştah açar. Ağız kokusunu giderir. Çocuklardaki gaz ağrılarını giderir. Yemeklere ve salatalara tat vermek için konur. Hamileler kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

yahut DERGEH (I. F.) (der = kapı, gâh = yer, makam). 1. Kapı mahalli, eşik, kapı önü, der-bâr. Büyüklerin kapıları: Dergâh-All kepi çuhadarları. 2. Tekye, hânkah: Nakşî dergâhı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درگاه] dergah. 2.saray. 3.tekke. 4.tapı, huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Dergâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine. periodical. review. journal. bulletin. print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

journal. mag. magazine. periodical. review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine. periodical. review. mag. print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magazine business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çok kalabalık, izdiham. 2. Bir zerdali çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça der = zarf edatı, Arapça hâl = zaman). An? olarak, ansızın, hemen, vakit kaybetmeksizin: Bunu işitince derhal kalkıp gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediate. immediately. instantly. right away. now. in no time. in an instant. instantaneously. at a word. anon. bang off. right of the bat. forthwith. out of hand. instanter. at once. in a jiffy. pronto. therewith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directly. forthwith. immediately. straightaway. at once. instantly. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at once. immediately. as soon as. directly. forthwith. in continenti. in praesenti. instantly. momentarily. on the nail. promptly. pronto. soon. straightaway. thereupon. in one's track. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [درحال] hemen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخواست] istek, talep, rica. 2.dilekçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در خاطر] hatırlama. 2.hatırda tutma. derhâtır ettirmek hatırlatmak, akla getirmek. derhâtır eylemek hatırlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâyık, münasip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درخور] layık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tirik). 1. İnsan ve hayvanın bütün vücudunu örten kabuk, cilt, post: Deri sıyrılmak, soyulmak. Derisini yüzmek. 2. Hayvanın yüzülmüş ve kurutulmuş ve henüz sepilenmemiş cildi, gön. Deri tüccarı. 3. Meyvenin kabuğu, kışır: Kirazın derisi pek kolay soyulmaz. Eriğin derisi çıkarılırsa dişleri kamaştırmaz. Bir deri bir kemik = Etsiz, zayıf. Dış deri = Gastrulada dış hücre tabakası. İç deri = Gastrulada iç hücre tabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (kapı demek olan «der» ismi Farsça olduğu halde Arapça sayılarak müennesi «deriyye» yapılmıştır). Eski edebî Farsça: Fârisî-i derî, Fârisiyye-i deriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coriaceous. cutaneous. skin. derm. leather. hide. fell. integument. rind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coriaceous. cutaneous. skin. derm. leather. hide. fell. integument. rind. pelt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather. skin. hide. peel. rind. crust. parchment. buff. peltry. fell. integument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Deride meydana gelen çatlakları tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Alkol, asilbend.

Hazırlanışı : 100 gram alkole 10 gram asilbend konup, merhem yapılır. Çatlaklara sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla kullanılan sabun, deterjan, boyalar ve bazı bitkilerin neden olduğu bu hastalığa tıp dilinde Dermatit denir. Tedaviye deride iltihaplanmaya sebep olan şeyi belirleyip, onu terk etmekle başlanır. Sonra aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nişasta, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 çorba kaşığı nişasta konur. Karıştırılarak eritilir. Sonra bu suya bastırılan temiz bir bez, iltihapların üzerine sarılır. Kurudukça değiştirilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Deri üzerinde ufak bir şişlik veya bir türlü iyileşmeyen bir yara şeklinde başlayabilen bir çeşit kanserdir. Şişlik, başlangıçta ufak bir yumru şeklindedir. Bir süre sonra aynı yer açılır ve yara haline dönüşür, sonra kabuk bağlar. Bu gibi durumlarda telaşlanmamak; ancak acele etmek gerekir. Erken tedavi edildiği takdirde iyileşir. Aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe yaprağı.

Hazırlanışı : 10 tane menekşe yaprağı, havanda iyice dövülür, lapa haline getirilir. Kanserli yere sürülür. Aynı işlem hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde iktiyoz denen bu hastalıkta deri, kuru, pul pul ve bazen de çatlak görünümdedir. Merak edilecek bir durum yoktur. Sık sık sıcak banyo yapmak şikayetlerin çoğunu geçirir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Acı bademyağı

Hazırlanışı : Yatmadan önce, vücut acı bademyağı ile iyice ovulur. Sabahleyin ılık su ile banyo yapılıp iyice kurulanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Deride görülen esmer lekelere “Karaciğer lekeleri”, beyaz lekelere de “Vitligo” adı verilir. Bunlar merhem veya kremlerle gizlenebilir. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Baharlıtere tohumu. (beyaz lekeler için)

Hazırlanışı :


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçük kapı, kapıcık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریچه] pencere. 2.küçük kapı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leather trade. skin dressing. tannery. tanning. tanning industry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yırtılmış, yırtık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istihza etmek, sakalına gülmek, alay etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). mecburi, toplumun öngördüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Deri bağlamak, deri ile örtülmek: Yara derilendi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Çadır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derinliği fazla olan. Ar. amtk: Derin kuyu. Orada sular çok derindir. 2. Çukur, kuytu: Derin ova. 3. mec. Fazla dalınan: Derin uyku, derin düşünme. 4. İç yüzüne varacak derecede etraflı ve tafsilâtlı, ince: Derin fikirler, derin araştırma. 5. Derinlik: Derinden bir ses geliyordu. Pek derine gitti. 6. Derin olarak: Derin dalmak, derin düşünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profound. abstruse. fathomless. recondite. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. exquisite. extensive. profound. recondite. sound. thorough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profound. bottom. depth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep-freezer. deep freeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep / sound sleep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profoundly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in-depth. inward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in depth. deeply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in depth. deeply. thoroughly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derin hale gelmek, derinliği artmak. Osm. taammuk etmek: Yara işledikçe derinleşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deepen. to deepen. to become deep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get deep. to specialize in (a field of study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1; Dahe derin hale getirmek. 2. Derinliğine incelemek. Osm. tâmîk etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to deepen. to investigate the details of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Derinliğini arttırmak. Osm. tâmîk etmek: Şu kuyuyu bir iki kulaç daha derinletmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derin olanın hali ve derin olma derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depth. abyss. deep. deepness. perspective. profoundness. profundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depth. deepness. profundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depth. profoundity. fairway. profundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimde oluşturulan planlar ile elde edilen derinlik duygusu veya yanılsaması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fathom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tipik nümunesi deniz kestanesi olan bir hayvan familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concentrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istihza, alay. hold in derision alay etmek. derisive, -sory (diray'siv, -sıri) (s). alaylı, istihza kabilinden. derisively (s). alay edercesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl, memba, köken, menşe; türetme, iştikak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). türemiş, iştikak etmiş, müştak; (i). türev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, almak; istihraç etmek; gram türemek, müştak olmak; kökünü araştırmak; sâdır olmak, hâsıl olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlama, Ar. tefehhüm: Öyle ince imâları derk edebilecek adam değildir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درک] anlama, idrak etme. 2.alma. derk etmek anlamak, idrak etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Afrika’nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir’i içine alan müslüman tarikatların genel adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Derkava’ya mensup. - (bkz.Derkava).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

while trying to. when intending to. just at that moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marginal note. note written in / on the margin. marginal nfr. postscript up s. ). sidenote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [درکنار] kenar yazısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). Anlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Folklor malzemesini yazıya, banda geçirmek: Adana’dan derlenmiş bir türkü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eclectic. collection. composition. compilation. collected work. collected works. digest. potpourri. garland. gleanings. miscellany. olio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compilation. miscellany. collecting. collected. selected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compilation. anthology. choosing and gathering. collected. selected. composition. potpourri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Dermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collect. compile. gather together. glean. patch up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Derli hâle getirilmek. 2. Kendini toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide kulakta iyi tesir yapan ses dizisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dağınık olmayan, derlenmiş toparlanmış: Derli toplu bir ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tidy. well-organized. presentable. / adj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide ses dizisinin kulakta iyi tesir yapması hali.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). cildin ikinci tabakası, derma, altderi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).deriye ait, cildi, bilhassa dermaya ait, derisel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çare, tedbir, hal yolu: Buna bir derman bulmalı. Dermanı yoktur. 2. ilâç, devâ: Derdi veren dermanını da verir. Doktorlar bu hastalığa derman bulamadılar. 3. Kuvvet, kudret, takat: Bende hiç derman kalmadı. Yürümeye dermanım yoktu. Ayaklarımda derman kalmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strength. power. remedy. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relief. remedy. strength. power. energy. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strength. power. energy. remedy. cure. medicine. relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درمان] ilaç. 2.çare. 3.güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.İlaç. Çare. 2.Takat, kuvvet, güç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acizlik, acz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. dermânde gân). Çaresiz kalmış, Aciz, biçare: Madedra»-i dermânde-gân = Acizlerin imdadına yetişen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درمانده] aciz. 2.zavallı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dermânde). Bîçâreler, çaresizler, zavallılar, düşkünler, beceriksizler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kuvvet ve tatakatı olmayan, zayıf, bitkin. 2. Çaresiz: Bu, dermansız bir derttir. 3. İlâç ve tedavisi olmayan: Dermansız bir derde uğradı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuvvetsizlik, bitkinlik: Vücudumda, kollarımda bir dermansızlık hissediyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asthenia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debility. weakness. lassitude. prostration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). deri iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dermatologue

tıp cildiyeci

Cilt hastalıkları uzmanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatologist cildiyeci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cildiye, dermatoloji, ciltten ve deri hastalıklarından bahseden ilim. dermatologist (i). cilt hastalıkları mütehassısı dermatolog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dermatologie

tıp cildiye

Hekimliğin deri hastalıkları ile ilgili dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology cildiye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dermatology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). cilt hastalığına sebep olan mantar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tahrip olmuş cildi düzeltmek için vücudun başka bir yerinden deri parçası kesip bu yere yapıştırma ameliyatı, dermatoplasti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). herhangi bir cilt hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Toplama, devşirme. Ar. cem’, tahşîd, Iktitâf. Öteden beriden toplanıp bir yere getirilmiş. Derme çatma = 1. Öteden beriden devşirilip çatıştırılmış çalı çırpıdan ibaret: Derme çatma ev. 2. Öteden beriden toplanmış intizamsız topluluk, derentl, devşirme: Onun askeri hep derme çatma İdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uydurma, şöyle böyle, lâyıkıyla olmayan, eksiği ve kusuru olan. Şuradan buradan toplanmış: Derme çatma bir yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gathered at random. jerry-built. patched up. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Toplamak, cem’etmek, devşirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درميان] ortada. dermeyân edilmek ortaya konulmak, ele alınmak. dermeyân etmek ortaya koymak, ele almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. (anatomi, botanik). Ur. 2. (tıb) Verem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Eğlence İçin yapılan toplanma, cemiyet. 2. Düğün, cemiyet. 3. Davul ve zurna ila oynanılan Adi dans ve balo: Bir takım gemiciler ve kömürcüler gece yarısına kadar dernekte oynamışlar. Karga derneği = Aşağılık insanların toplanması. 4. Cemiyetler kanununa göre kurulmuş cemiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. club. society. union. corporation. institution. league. college. fellowship. fraternity. gild. guild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. club. corporation. fellowship. fraternity. guild. institution. league. society. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. club. society. fellowship. guild. league. organization. party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb) (mü. derniyye). Verem çıbanına mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). son, nihai.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. derogation

huk. ayrıklık

Genel kuraldan ayrılma.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., from ile azaltmak, eksiltmek, almak; alçalmak, aykırı bir davranışta bulunmak ; dejenere olmak. derogative (s). aykırı, karşı, zıt, ihlâl eden; küçültücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçültme, azaltma, zillet, zarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). küçültücü, aykırı, karşı, zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درپيش] göz önünde. derpîş edilmek göz önünde bulundurulmak. derpîş etmek göz önünde bulundurmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). I. Eskiden üstü sığır derisi ile örtülü, tekerlekleri içinden dönen harp Aleti. 2. Bisiklet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «derk» den Imüb.). Çok dikkatli olan, anlayışlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دراک] anlayışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دره] dere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Parlak, ışıldayan, (bk.) Dürrt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). maçuna, vinç, dikme; petrol kuyusu açma işinde kullanılan makina takımını tutan iskele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maceraperestlik; cüretkârlık, gözüpek oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısa namlulu eski tip cep tabancası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. dürûs). Bir ilim tahsili için bir programa göre öğrencilere verilen bilgi: Ders almak, ders vermek, ders görmek, derse çalışmak, mec. Öğretme, telkin: Bu dersi sana kim verdiî Kendisine ders vermişlerdir. İyi bir deri varmak = Tenbih ve şiddetli ihtarda bulunmak. Dars-i-Am = Eskiden müderrislerin büyük camilerde, müracaat eden talebeye verdikleri ders. Ders-i-lm hocaları = Böyle ders veren müderrisler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training. period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

class. course. lesson. warning. example. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extracurricular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction book. schoolbook. textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a course of lectures. to give lessons. to hold a course. to give lectures. deliver a course of lectures. instruct. lecture. school. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., A. ders, Fars. hândan = okumak). Ders okuyan, talebe: Filân hocaya ders-hân oldular (aynı mânâda olan «sebk-hân» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در سعادت] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [درسخوان] öğrenci. deruhde edilmek üste alınmak, görev bilinmek. deruhde etmek üstüne almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. ders, F. hâne = ev, yer, mahal). Ders yeri, ders vermeye mahsus salon: Bu mektebin dershaneleri dardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom derslik. sınıf. private teaching institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private establishment preparing students for various exams. schoolroom. classroom. form room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. Imen.) (mü. derslyye). Derse ait, dersle ilgili, (bk.) Derslyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DERS-İ AM) (I. A.). Camilerde umuma verilen din dersi ve bu dersi veren hoca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ders yılı, öğretim yılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide kulağa kötü gelen ses dizisi. Ar. mütenâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide bir ses dizisinin kulağa kötü gelmesi. Ar. Tenâfür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom. schoolroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DERD) (i. F.) 1. Keder, acı, tasa: Benim dertlerim çoktur. 2. Zahmet, eziyet, meşakkat. 3. Yüreği ezen iç sıkıntısı: Bu iş bana dert oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. grief. worry. sorrow. suffering. pain. affliction. bother. distress. headache. heartache. plague. bore. botheration. complaint. cross. dolor. dolour. evil. fear. grievance. ill. mopes. nuisance. pip. pother. rock. scourge. throe. trial. trib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discomfort. grievance. knock. matter. mess. plague. scourge. sorrow. trial. tribulation. trouble. woe. worry. suffering. pain. affliction. nuisance. bother. a pain in the neck. disease. sickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. sickness. a chronic disease. sorrow. care. worry. complaint. bane. bind. bugbear. cross. difficulty. firework. hobble. malady. nuisance. pain. plague. tribulation. woe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidant. agony aunt / uncle. active columnist. agony aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dertli hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get worried. to be troubled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have troubles. to get the blues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine dert ve kederleri söyleyip karşılıklı konuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

communicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pour out one's grief to each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pour out one's grievances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Dert ve kederi olan. Ar. mağmOm, mahzûn, mükedder. 2. Müzmin bir hastalığı olan. Ar. altl, martz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pained. sorrowful. having a trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troubled. sick. aggrieved. complaining. heavy laden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dağınık vaya yaygın halde duran bir şeyi toparlamak, derlemek, (bk.) Derll toplu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather things together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DER-UHDE) (I. F. der = edat, A uhde = söz verme, üzerine alma). Üstüne alma, yüklenme, bağlanma. Bu işi kendisi deruhte etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İç, iç taraf, dahil. Derûn-ı hanede = Evin içinde. 2. Kalb, yürek, iç. Ateş-i derûn Kalb ateşi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درون] iç, içerisi. 2.gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. derûn = içeri, dîden = görmek) (tıb). İnsan bedeninin boğaz ve burun gibi bazı deliklerinden içeriye bakmaya mahsus dürbüne benzer bir Alet (Fr. endoscope).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iç tarafa mensup ve müteallik, içlik. 2. Yüreğe mensup ve müteallik, kalbî: Derûnî bir sevgiyle seviyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درونی] içten gelen, içe ait.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen. 2. Sağlam. 3. Doğru, gerçek. 4. Ayıp, utanma. 5. Yiğitlik. 6. Sertlik, kabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şehir ve kale kapısı (bazı lugatçilerin sandıkları gibi sokak kapısı değildir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دروازه] ana kapı. 2.kale kapısı. 3.şehir kapısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «derbend»den galat), (bk.) Derbend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. dervîşân). 1. Fakir ve muhtaç adam. 2. Tarikat mensubu olarak o tarikatın tekkesinde hizmet eden adam: Mevlevî dervişi. 3. İşini Hakk’a bırakan saf, kanaatkâr ve mütevazı: Derviş adamdır. Unvan gibi ismin başına da konurdu: Derviş Ahmed, Derviş Ali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dervish. fakir. marabout. santon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dervish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dervish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درویش] yoksul. 2.tarikat şeyhine bağlı mürit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2.Fakir ve muhtaç kimse. 3.Daha çok lakap olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dervişlere mahsus veya lâyık olan, dervişlere yakışır surette olan: Dervîşâne kıyafet, dervîşâne söz: Dervîşâne yaşıyor. 2. Tevekkül, tevazu ve iç temizliğiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. derviş). Dervişler. (bk.) Derviş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درویشان] dervişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derviş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derviş hal, sıfat ve kıyafeti: Dervişlik herkesin harcı değildir. 2. Tevekkül, tevazu ve iç temizliği: Benim dervişliğim öyle şeylere engeldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Deniz, Ar. bahr: Deryâ-dil = Kalbi deniz gibi geniş olan: Kapdân-ı derya = Vaktiyle Osmanlı devletinde bahriye nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea. ocean. the wave. a large body of water. the waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea deniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea. learned man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریا] deniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Deniz, büyük nehir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Liman. 2. Tersane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi deniz gibi geniş olan, gönlü, himmeti büyük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Feyzi, bereketi, lûtfu deniz gibi sonsuz olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok içki içen. (bk.) Deryâ-nûş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok ‘olan, denizi andıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok, bahşişi çok olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denizde dolaşan, gezen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçkiyi fazla içen. (bk.) Deryâ-keş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.j. Akıllı, anlayışlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göl, küçük deniz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Küçük deniz. 2.Göl.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریانورد] denizci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Nur denizi, deryası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuru duvarın taşları aralarındaki yarıkları harçla doldurup malanın ucu ile çizgiler çekmek işi: Bağın duvarlarını derz etmek. Derz edilmiş duvar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. pointing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Terzi. (bk.) Terzi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درزی] terzi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). arzulamak, istemek, özlemek; eksikliğini duymak, yokluğunu hissetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). istek belirten, arzu ifade eden; (i). dilek, istek; (gram). istek belirten fiil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Lat). (çog -ata) aranılan vasıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakir görmek, küçümsemek, yukarıdan bakmak, adam yerine koymamak, hor görmek; nefret etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). dış etkenlere karşı bazı bitki organlarının kendilerini çapraz olarak ayarlama ihtimali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital Gürültü Giderme, aydınlık (YNR) ve renkseme (CNR) parazitlerini en aza indirir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Daha yumuşak geçişli filmler için istenmeyen renk parazitlerini ortadan kaldırır. Bir mikroişlemci, video görüntüsünde arka arkaya iki alanı (=1 çerçeve) karşılaştırarak resim üzerindeki paraziti algılar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital parazit giderme devreleri temiz ve net bir görüntü sağlamak için piksel düzeyinde filtreleme kullanarak, blok paraziti ve sinek sesini azaltır. Orijinal bir görüntü ayarlama ve gürültü azaltma işlemi olan BRAVIA Engine, canlı ve yüksek kontrasta sahip görüntüler elde etmek için Sony tarafından geliştirilmiştir. Karmaşık gürültü azaltma işlemi, düşük kontrasta sahip görüntüleri net ve gerçekçi bir hale gelene dek geliştirir ve renk zenginliği ile doğruluğu elde etmek için mavi, yeşil ve beyazları her bir çerçeve içerisinde işleme alır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Video sinyalleri sıkıştırıldığında, DVD’nin bazı bölümlerinde dijital parazit meydana gelebilir ve bunlar titiz video düşkünleri tarafından fark edilebilir. Sony, en yeni dijital görüntü işleme teknolojisini temel alan yeni bir Dijital Parazit Giderme sistemi kullanmaktadır. Efekt, adımlar halinde seçilebildiğinden, görüntünün sabit fon görüntülerinde daha az titreşime neden olmaktadır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ectoderm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). düzensizlik, intizamsızlık, nizamsızlık; karışıklık, gürültü; hastalık, illet; (f). düzenini bozmak, karıştırmak; (sağIığını) bozmak. disordered (s). düzensiz, nizamsız, bozuk, karışık; kaçık, çatlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). düzensiz, nizamsız, sistemsiz; yolsuz, uygunsuz; açık saçık, ahlâksız; başıboş, gürültülü, velveleli. disorderly conduct (huk). genel ahlâka aykırı davranış. disorderly house umumhane, genelev. disorderliness (i). intizamsızlık, düzensizlik, ka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bölen veya ayıran kimse veya şey; hisseleri bölen kimse; (çoğ). pergel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaşlılık nedeniyle titremek, sendelemek. doddering (s). titrek, halsiz, zayıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağboğan, küsküt, (bot). Cuscuta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Vurmaya ve dövmeye mahsus tokmak veya çekiç. 2. Keser ve balta gibi Aletlerin arkasındaki tokmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). iyi niyetli fakat başarısız toplumsal reformcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Örneğin DVD oynatıcıdan gelen Dolby® Digital ya da DTS® biçimi dijital ses sinyallerini, dijital surround ses için çok kanallı (5.1) sinyallere dönüştürme yeteneği sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Stereo sinyalleri, dört kanal (2 ön, 1 orta, 1 arka mono) kullanılan analog surround sese kodlama/çözme olanağı sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II, Dolby® Pro Logic®’in gelişmiş halidir ve ön (sol/sağ) ve arka (sol/sağ) sinyalleri tam frekans aralığı performansında ve gelişmiş kanal ayrımıyla çözer.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pigskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi). Beherine veya her defasında dört: Parayı bölüşünce adam başına dörder lira düştü; dörder dörder arabalara bindirip götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

four each.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(k.dili). Avustralya, Yeni Zelanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahmak veya kalın kafalı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizkestanesi ve deniz yıldızı gibi derisi dikenli bir hayvan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (zool.) ektoderm, dış deri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, edeceği, ne edeceği: Sen malın ederini söyle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eider duck (zool). Kuzey Avrupa ile Amerika'ya ait iri bir deniz ördeği. eiderdown (i). bu ördeğin göğsünden alınan yumuşak ve ince tüy; bu tüyden yapılmış yorgan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

EJDERHA, EJDİRHA (i.). Yılana benzer, ancak dört ayaklı ve kanatlı olan ve ağzından alevler püskürttüğüne inanılan mitolojik bir hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ اژدر] büyük yılan. 2.ejderha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut EJDİHA (bk.) Ejder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon. dragon ejder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dragon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ اژدرها] büyük yılan. 2.ejderha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the place where one works for one's living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekran kapısı efekti, yansıtılan görüntüde pikselleri ayıran ince çizgilerin görülebilir hale geldiği yerdir. Bu ismi almıştır çünkü bu efekt ince bir delikli elekten bakmaya benzer. Dijital projektörünüzün lensi keskince odaklanmışsa, her bir piksel ekranda kendi küçük siyah kutusu içerisinde görüntülenir. Kutuların çizgileri kontrol elektronik devrelerinin, ışığın panelde parlamasını önlediği yerlerdir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. ectoderme

anat. dış deri

Sinir sistemini ve duygu organlarını oluşturan, embriyonun dış yüzünü örten tabaka.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iki kişinin yaşça daha büyüğü; daha ilerde veya kıdemli olan; eski; i. ihtiyar; kilise mütevelli heyeti üyesi. elder statesman devlet işleri için fikri sorulan, kendisine danışılan emekli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mürver ağacı, bot. Sambucus nigra. elderberry i. mürver ağacının meyvası. dwarf elder yer mürveri, bot. Sambucus ebulus. water elder dağdağan, bot. Viburnum opulus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oldukça yaşlı, yaşını basını almış, ihtiyar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerine nakış işlemek; süslemek; mübalâğaya kaçmak (hikâyede). embroidery i. nakış, işleme; süs embroidery frame kasnak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («nâdir» den itaf.). Daha veya pek nâdir: Yakutun iyisi ender bir taştır. Pek seyrek: Ender kullanılır bir kelimedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.)) De, içinde: Müşkilender-müşkil = Müşkülât içinde, müşkülât. Muhâl-ender-muhâl = Tamamen imkânsız (Türkçe isimlerle terkibi câiz olamıyacağından «kat ender kat» gibi tâbirler yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rare. unusual. exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unusual. rare. rarely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who, or that which, makes an end of something; as, the ender of my life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very rare. precious. remarkable. unwonted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اندر] çok az bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - çok az, çok seyrek, çok az bulunur, pek nadir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. cilt içine işleyen, cilde surülen (ilâç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. iç, dahil. 2. Kalb, gönül, iç yüz (bu iki mânâ ile derün daha çok kullanılmıştır). 3. Vaktiyle Osmanlı sarayının iç teşkilâtı ki, bir saray üniversitesini de içine alıyordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ اندرون] iç, içerisi. 2.harem dairesi. 3.gönül, kalp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اندرالوقوع] az rastlanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. indoderme

anat. ve bit. b. iç deri

1. Bitkilerin kök, sap ve yapraklarında kabuğun iç bölümü. 2. Sindirim ve solunum kanallarının iç yüzlerini ve karaciğerin, pankreasın içini örten tabaka.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner layer of the skin or integument of an animal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The innermost layer of the blastoderm and the structures derived from it; the hypoblast; the entoblast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Illust. of Ectoderm. the inner germ layer that develops into the lining of the digestive and respiratory systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. iç deri, bağırsağın iç tabakası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hâsıl etmek, vucuda getirmek, meydana çıkarmak; doğurmak, tevlit etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. endoderm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épiderme

anat. ve bit. b. üst deri

1. anat. Deriyi oluşturan iki tabakadan dışta olanı. 2. bit. b. Yüksek bitkilerde bütün bölümleri sararak onları dış etkilerden koruyan renksiz, saydam, bir hücreli tabaka.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuticle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The epidermis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayvan derisininveya bitki kabuğunun dış zarı, beşere, üstderi epidermal, epidermic (s.) üstderiye ait epidermoid (s.) üstderiye ait veya benzer olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épicentre

jeol. deprem ortası

Depremin gerçekleşmesine neden olan fay kırılmasının tam olarak gerçekleştiği yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kiliseyi piskoposlar vasıtasıyla idare usulü; piskoposluk; piskoposlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) piskoposlara ait; piskoposlar tarafından idare olunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) piskoposlara ait piskopos idaresi usulüne ait episcopalianism (i.) piskoposlarla idare usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) piskoposluk; piskoposlar sınıfı; piskoposluk süresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) olay, hadise, vaka; eski Yunan tiyatrosunda bir perde; (roman, piyes,hikaye) bölüm, parça; tefrika; (müz.) kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayrı ayrı olaylardan meydana gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (tıb.) kabarcık hası1 eden; (i.) yakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) burun kanaması

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) epistemoloji, bilgi kuramı, bilginin esas ve sınırlarından bahseden bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İlmin felsefe bakımından incelenmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épistémologie

bilgi kuramı

Bilginin temelini, bilim alanında uygulanan yöntemleri, sınır ve güvenilirlik bakımından inceleyip araştıran felsefe dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mektup, name, risale; Yeni Ahit'te bir Resulün yazdığı mektup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mektup kabilinden, mektup tarzında; mektuplardan meydana gelmiş (roman); mektubun içinde geçen; mektuplaşma ile yürütülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mim.) üst taban, baş taban, saçaklığın alt kısmı ve sütun başlığı üzerine dayanan taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (man.) astasım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ağırlık yönünden eşitlemek; eşit olmak, denk gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ergüden).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayat yükünden kaçıp kafasını dinlemek isteyen kimse. escapism (i.) hayatın yükünden kaçmak için kendini başka işlere verme, hayal kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) ectoderm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sahneler arasında profesyonel geçişler sağlamak için kullanılan ve yedi mod arasından birini seçmenize olanak tanıyan özellik.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (eski). şarkılarda kullanılan anlamsız nakarat; boş laf; önemsiz şey, süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir devletler federasyonu ile alâkalı, yahut ona alt: Federal birlikler; A.B.D. federal anayasası. Federal devlet = Bir devletler birliğine dahil, iç işlerinde serbest devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a league or treaty; derived from an agreement or covenant between parties, especially between nations; constituted by a compact between parties, usually governments or their representatives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Composed of states or districts which retain only a subordinate and limited sovereignty, as the Union of the United States, or the Sonderbund of Switzerland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consisting or pertaining to such a government; as, the Federal Constitution; a Federal officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Friendly or devoted to such a government; as, the Federal party. see Federalist. any federal law-enforcement officer a member of the Union Army during the American Civil War national; especially in reference to the government of the United States as disti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the Union Army during the American Civil War. any federal law-enforcement officer. national; especially in reference to the government of the United States as distinct from that of its member units; 'the Federal Bureau of Investigation'; 'fede

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of groups or states in which each member agrees to give up some of its governmental power in certain specified areas to a central authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of government where the some of the power is at the national level and some of the power is at the state level. revenue received by the district directly from the federal government or distributed by the TEA or other state entities for programs suc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with government on a national level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with the national government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acquisition Network : a huge network that links numerous computer servers within all areas of the United States The Federal Government aids supply chains for the Government and large corporations that have adopted EC-based transactions as the way to do bu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The design period following the American Revolution and running roughly through the 1820s Federal style incorporates the neo-classic influences of Hepplewhite and Sheraton including straight and delicate lines, tapered legs, inlay and contrasting veneers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The government of the United States, including its branches, military and other entities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal is a term which refers to a nation state where power is divided between a national government and several regional governments, normally called states or provinces A federation, unlike a confederation, normally makes no provision for its dissoluti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All funding decisions are made by a federal administering agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). federasyon şeklinde; bir federasyona ait; birleşik devletlere ait. Federal (s)., (A.B.D). merkez hükümetine ait veya sadık; Amerikan iç Savaşında birleşme taraftarlarına ait. Federal Bureau of Investigation (ABD). ulusal polis örgütü, (FBI). Federa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (pol). federasyon halinde birleşme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advocate of confederation; a friend of the Constitution of the United States at its formation and adoption; a member of the political party which favored the administration of president Washington. an advocate of federalism a member of a former politic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a former political party in the United States that favored a strong centralized federal government. an advocate of federalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). federal sistem taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). devletleri birleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Muhtelif müstakil devletlerin hükümranlık haklarından bir kısmını müşterek bir üst otoriteye bırakmalarından İbaret siyasî sistem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Müşterek bir devlet meydana getiren muhtelif küçük devletler birliği. 2. Birçok teşekkülün meydana getirdikleri birlik: Öğrenci federasyonu, sendikalar federasyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation. fed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation. federacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). federasyon halinde birleştirmek; birleşik devletler hükümeti idaresi altında örgütlendirmek; (s). birleşik, müttefik, müttehit. federative (s). federasyona ait, federasyon esasına dayanan, federatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Federalizmle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). federasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federate. federated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çamurluk; şöminenin önüne konulan paravana; lokomotif mahmuzu; uzaklaştırıcı şey veya kimse; (den). usturmaça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physiotherapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parça kıymık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dilbalığı, dere pisisi, yan yüzen birkaç çeşit balık. English flounder dere pisisi, (zool). Pleuronectes flesus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). çamura veya suya bata çıka yürümek; güçlükler ve yanlışlıklar içinde sürüklenip gitmek, uğraşıp durmak; (i). debelenme, çabalama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saman veya ot gibi hayvan yemi; (f). yem vermek, beslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). katlama makinası; kırma makinası; dosya, klasör; broşür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). falderal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (den). su dolup batmak; batırmak: batmak, iflâs etmek; çökmek; sakatlanmak (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bayt). atlarda görülen tırnak iltihabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. frigidaire

buzdolabı

Yiyecek, içecek vb.ni soğuk olarak saklamaya yarayan, motorla çalışan dolap.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i erkek kaz; ABD argo bakış Take a ganderl argo şuna bakıverl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the struggle to make a living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place where one earns one's living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. ismin cinsi, cinsiyet. common gender her iki cins için ortak olan kelime. feminine gender dişil, müennes. masculine gender eril, müzekker. neuter gender camit, cansız, nötr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general overhead. overhead cost. overhead s rate. total outlay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. yeredoğrulum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to send back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa mahmut otu, yer meşesi. wall germander yer meşesi, meşecik, bot. Teucrium chamaedrys. water germander sarmısak otu, bot. Teucrium scordium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (seçim bölgesini) bir siyasi partinin menfaatine uygun gelecek sekilde ayarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. at cinsinden hayvanlara mahsus nezle gibi fakat çok tehlikeli bir hastalık, sakağı, ruam. glandered s. bu hastalığa tutulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir iş için harcanan para, masraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expense. expenditure. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expenditure. expense. outgoings. outlay. expenses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outlay. expenditure. expense. cost. expired cost. outgoings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gitmek üzere iken: Giderayak bunu yapmıyacaktınız!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the last moment. just before leaving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yavaş yavaş, derece derece, gittikçe, tedricî olarak: Giderek öyle bir durum meydana geldi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ever. increasingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remove. make disappear. cause to cease. gradually. slowly. step by step. by degrees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

removing. remover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relieving. removing. slaking. remedy. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir arızayı, bir rahatsızlığı ortadan kaldırmak, yok etmek: Bu ilâç ağrınızı giderir. Otomobildeki bozukluğu bir türlü gideremedik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remove. eliminate. clear. satisfy. supply. allay. appease. avert. dispel. disperse. dissipate. efface. fulfil. fulfill. gratify. iron out. obviate. quench. repair. resolve. smooth away. smooth out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appease. counteract. dispel. dissipate. repair. sate. satisfy. to remove. to dissolve sth. to cease. to stop. to dissipate. to dispel. to satisfy. slake. to appease. to quench. to slake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remove. to make disappear. to cause to cease. correct. counter. dispel. efface. obviate. overcome. retrench. rid. work off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müh. kiriş, belleme kirişi, hatıl, yollama, direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threshold gate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance / front door. entrance / entry door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secret society.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. planor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ucuna bir şey takılan uzun sopa, sırık: Mızrak, bayrak, sancak gönderi. Mavnacı gönderi = Mavnayı yürütmek için kıyıya veya suyun dibine dayadıkları sırık. 2. Çift sürerken öküzleri dürttükleri, ucu iğneli, uzun sopa, üvendire. 3. (denizcilik) Gemide sancak çekmek için kıç tarafa dikilmiş direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. flagstick. flagstaff. shaft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pole. flagstick. flagstaff. shaft. mast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flag-staff. flag staff. flagstaff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consignment. despatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yol lanmak, Osm. irsâl olunmak: Bu mal, dış ülkelere gönderilecektir. Bu kitap bana ahbabın biri tarafından gönderildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sent to. to be dispatched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transmission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göndermek işi ve tarzı: Gece vakti haber göndermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmitting. sending. forwarding. consignment. conveyance. reference. shipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dismissal. dispatch. transmission. transportation. sending. reference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispatch. dispatching. expedition. forwarding. reference. sending. shipping. transmittal. shipment. traffic. conveying. mailing. transmitting. consignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (ası I Türkçe’de geri dönmek ve eğrilmek demek olan gönmek fiilinin müteaddtsidir). Yollamak, salmak, Osm. irsâl, isbâl, ba’s etmek: Babama bir mektup, bir hediye gönderdim. Oğullarını okula gönderiyor. Haber, selâm göndermek; ileri göndermek: Sürmek, öne geçirmek. İçeri göndermek = Sokmak, ithal etmek. Geri göndermek = Red ve iade etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. send away. dispatch. consign. forward. address. bundle off. conjure away. expedite. freight. order away. refer. relegate. remit. route. send forth. send off. send out. ship. ship off. discharge. dismiss. emit. flash. transmit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send. to send. to dispatch. to send away. to see off. to deliver. to delegate. to transmit. to expedite. to refer. to consign. to send in. to forward. despatch. relegate. send out. ship. ship off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yollatmak, İrsâl ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok acı veren bir cins çıban, ateş çıbanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scraper. grader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulldozer. scraper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ögüten kimse veya makina, öğütücü; bileyici; azı dişi; diş; içinde et, peynir, domates ve turşu olan büyük sandviç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ing.) saraç alet ve malzemesi; bileyici dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yere vurulunca zıplayan top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geyik derisinden meşin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamois (leather. buckskin. chamois. wash leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kartopu çiçeği, (bot.) Viburnum opulus Chinese guelder rose ortanca, (bor.) Hydrangea hortensia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) gulden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

border gate. customs station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) barut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Orijinal bant genişliği, vericiye gönderilmeden önce sıkıştırılır. Alındığında, bant genişliği tekrar açılır ve cızırtı gürültüsü azaltılır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گشاده رو] güleç, güleryüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir uzvun uyuşması: Hader-il-benân = Parmak uçlarının uyuşması. Hader-i umumi = Bütün vücutta görülen uyuşma hâli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خدر] uyuşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment in a minimum-security prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خنده روی] güleryüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haps, hapsetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment. confinement. prison. gaol. jail. prisoner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. confinement. gaol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبس] bir yere kapatma veya kapanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HABS-HANE, aslı: MâHBÜS-HANE) (i ). Suçluların hapis ve tevkif edildikleri yer: Cezaevi, Ar. mahbes: Hapishâne müdürü, umumi hapishâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jail. prison. gaol. cage. pen. bull pen. can. choky. clink. cooler. coop. institution. nick. penal institution. penitentiary. pound. quod. roundhouse. shop. stir. stockade. tank. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison. goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. jail. goal. big house. cage. chokey. cooler. gaol. hockey. hold. inside. institution. penal institution. jug. limbo. nick. in the nick of time. penitentiary. porridge. prison house. convict prison. stir. tollbooth. wire city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] tutukevi, mahpushane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir suçluyu cezalandırmak için veya davası görülünceye kadar bir yere kapama, cezaevine, mahbese atma: Filânı hapsettiler. Hapsolundu. Beş ay müddetle hapsine karar verildi. 2. Tutma, zaptetme, koyuvermeme: idrarı çok hapsetmek iyi değildir. 3. istifade olunmayacak bir hal ve mevkide bulundurma, boş yere alıkoyma: Bu kadar parayı boşuna hapsetmekten ise işletmek daha faydalıdır. 4. Kapalı bir yerde tutma, böyle bir yerde bekletme: Geleceğine söz vermiş olduğundan beni bütün gün evde hapsetti. 5. (Türkçe’de) Hapishane, mahbes, zindan: Hapse attılar. Hapsolunmuş, mahbus: üç aydan beri hapistir. Göz hapsi = Nezaret altında bulunma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kaderden, kader icabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by chance. accidentally tesadüfen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسب القدر] kaderden ileri gelen, kadere bak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlıkçı, başlık koyucu; cıvata başı yapan makina; (bahç.) biçerdöğer maki nası; bir ucu duvarın dışında kalacak şekilde örülmüş tuğla. take a header baş aşağı düşmek veya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kanın, intikamsız ve kısassız dökülmesi; bir cinayetin intikam ve kısassız kalması. 2. Boş yere sarfolunma, telef ve hebâ olma. 3. Birinin katlini kanunen mübâh edip, katiline ceza vermeme: Eşkıyanın kanı heder olundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste. loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدر] yazık olma, boşa gitme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazık etmek, yitirmek, boşa harcamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazık olmak, yitmek, kaybolmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heliport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). günedoğrulum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı dert ve kedere düşenlerin her biri: İnsan hem-derdiyle halleşebiiir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هم درد] dert ortağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hep.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). engellemek, mani olmak, menetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arkadaki, geride olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutan şey; kulp, tutamak, tutamaç; (huk). hamil, sahip; kiracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bitkilerin rutubete doğru veya tersine dönme eğilimi, suya doğrulum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. deri altına ait; i. iğne, şırınga. hypodermic injection iğne, enjeksiyon. hypodermic syringe deri altı şırıngası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endoderm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitki kök, sap ve yapraklarında kabuğun iç kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondarily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itidalsiz, ıIımlı olmayan, aşırı, ifrata kaçan, çok fazla. immoderately z. aşırı olarak, ifrata kaçarak. immoderateness, immodera,tion i. itidalsizlik, aşırılık, ifrat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cin gibi, şeytan gibi, afacan, yaramaz. impishly z. şeytanca impishness i. şeytanlık, afacanlık, cin fikirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tartıya gelmez, ağırlığı olmayan, ölçülemez; i. önceden etkisi ölçülemeyen bir yan sebep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ufak, az; itibara lâyık olmayan, önemsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düşüncesiz, saygısız; aceleye gelmiş, tedbirsiz. inconsiderately z. düşüncesizce inconsiderateness i düşüncesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. koyultmak, daha yoğun bir hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) davetsiz misafir, hakkı olmadığı yere giren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Erkek İsmi) - M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Aristo’dan ders almıştır. Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Hindistan’ı istila eden hükümdara, Büyük İskender lakabı takılmıştır. 33 yaşında ölmüştür.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Yakup Peygamberin rüyasında gördüğü dünya ile cennet arasındaki merdiven; (den.) çoğunlukla tahta basamakları olan ip merdiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Yunan kediotu, (bot.) Polemonium caeruleum; bu türden herhangi bir bitki .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. bir davada iki unsurun veya iki kimsenin birleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bütün mahlukların, Allah nezdinde tesbit edilmiş olan hallerinin cereyan şekli: Kaderde bu da varmış; kader böyleymiş; kaderde ne varsa o olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatal. destiny. fate. providence. doom. predestination. dispensation. fatality. fortune. karma. lot. moira. foreordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destiny. fate. predestination. fortune. predestination alınyazısı. yazgı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destiny. fatality. fate. eternal preordinance. chance. doom. fortune. karma. lot. lottery. portion. predestination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cadre , pool , squad , cadres.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قدر] ilahî takdir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İman esaslarından, Allah’ın bütün yaratıklar için hüküm ve irade ettiği hallerin oluş şekli, alın yazısı, takdir. 2.Talih, baht. 3.Kötü talih. 4.Güç kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist. fatalist fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. felsefe). Hâdiselerin Allah tarafından önceden ve değişmez bir şekilde tesbit edildiğine inanan felsefî görüş, cebriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kaderiyye). 1. Kadere ait. 2. Mûtezile mezhebinin bir dalı ki, bunlar cebriyye mezhebinin aksini savunurlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaderi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kalenderân). 1. Dünyadan el çekip serserice gezen derbeder ve lâubâli derviş. 2. Dünya gösterişlerine aldırmayan adam, rind, filozof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carefree. unconventional. philosophic. philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See 3d Calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconventional and easy going. bohemian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calendar , calender , calendars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Dünyadan elini eteğini çekip başı boş dolaşan. 2.Alçak gönüllü, gurur ve kibirden uzak, üstüne başına dikkat etmeyen bulduğu ile yetinen kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalenderlere yakışır surette, serserice, lâubâlî bir şekilde, filozofça: Omr-i kalenderine; kalenderâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk halk şiir ve musikisinde bir form (şekil).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir tarikat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become carefree and unconventional in one's attitude towards life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalender tarz ve hâli. serserilik, lâubâlîlik, filozofluk; kalenderce davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Cebir ve şiddetle alma, yağma, etme. Kapış kapış = Kapan kapana, yağma ederek: Kapış kapış yediler (hırsla ve aralarında kapışarak yediler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grab. snatch. way of seizing. scramble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snatch. way of seizing. grab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kapışmak işine maruz kalmak, kapış kapış alınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be grabbed up. to be taken away in a wild scramble. to have a ready sale. to be in great demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapısı olmayan: Kapısız ev olur mu? 2. Bir işi olmayan, kayrılmamış, açıkta, memuriyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a door or gate. without a job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

row. scramble. scrap. tussle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush to purchase. beginning to fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Her biri bir taraftan çekip yağma etmek: Bir sepet üzümü iki dakikada kapışıp bir tane bırakmadılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarrel. recriminate. scramble. scrap. to scramble for sth. to snatch from one another. to quarrel. to fight. to tussle. to go at it hammer and tongs. to compete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to snatch at. to scramble for. to buy eagerly. to rush to purchase. to begin to fight or wrestle with each other. scramble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zorla alınmasına mâni olamamak, müsaade etmek, ettirmek: Eti elinde götürürken köpeklere kapıştırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to incite people to fight or fussle with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree of comparison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solitary confinement with bread and water as food.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law. maugh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kaynata, kayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father in law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father- in-law. in laws.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekdâr). Tasa, kaygı, gam, keder, dert: Kederi olmak, keder çekmek. Keder etmek = Tasalanmak, gamlı ve kederli olmak. Keder vermek = Tasalandırmak (Arapça’daki «bulanıklık» mânâsıyle dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrow. grief. gloominess. heartbreak. damp. dole. dolefulness. dolor. dolour. dreariness. low spirits. plaintiveness. ruefulness. sadness. shadow. unhappiness. woe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anguish. blues. grief. plaint. shadow. sorrow. tribulation. woe. distress. the blues. heartbreak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grief. sorrow. chagrin. cross. dejection. depression. despair. distressing. dole. dolour. heartache. lament. pain. regret. suffering. tears. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کدر] üzüntü. 2.bulanıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Keder veren, keder verici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Keder koparan, keder koparıcı, keder veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kederli, tasalı, gamlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause grief. deject. hurt. sadden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tasalanmak, kederli ve gamlı olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bemoan. sorrow. to grieve. to sorrow. to feel blue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be grieved. deplore. mourn. sadden. sorrow. weigh down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tasalı, üzgün, Ar. mükedder: Zavallı pek kederliydi. 2. Keder veren, gamlı ve kederli olan, Fars. hüzn-engîz: Kederli haber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. broken-hearted. heartsick. mournful. woeful. depressed. chapfallen. dejected. dismal. doleful. dolorous. drear. dreary. sick at heart. heartsore. heavy-hearted. pained. rueful. low-spirited. unhappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. broken-hearted. heartsick. mournful. woeful. depressed. chapfallen. dejected. dismal. doleful. dolorous. drear. dreary. sick at heart. heartsore. heavy-hearted. pained. rueful. low-spirited. unhappy. anguished. blue. disconsolate. heartbroken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. grieved. aggrieved. depressed. despondent. dismal. doleful. down in the mouth. downcast. heavy. heavy hearted. joyless. lamentable. leaden. lugubrious. melancholic. mournful. sad. sore. unhappy. woebegone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کدرناک] üzüntülü, kederli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acısız.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seksen litrelik varil; on sekiz galonluk ölçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Yunanca’dan). Baskı makinelerinde mürekkep alıp veren silindir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ana mektebi, anaokulu. kindergartner i. anaokulu öğretmeni veya öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gözleri arka arkaya ve çabuk çabuk açıp kapamak, bk. Kırpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması gerektiğini savunan ilke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kıpıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to blink (one's eyes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the source of one's livelihood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red indian. indian. american indian. red indian. redskin. amerind. amerindian. injun. red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indian. american indian. red indian. redskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red-skin. an American Indian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Devletler veya federasyonlar birliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) merdiven; (mec.) yükselme vasıtası; (İng.) çorap kaçığı. ladder stitch iğneardı teyel, çapraz teyel. accommodation ladder vapurun borda iskelesi. companion ladder kameraya inecek merdiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) arazi sahibi; emlâk sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. ides) (Lat.) taş. lapis lazuli lacivert taş; bu taşın rengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kiler; erzak. larderer (i.) kilerci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yıkayıp ütülemek (çamaşır). laundress (i.) çamaşırcı kadın. laundry (i.) çamaşırhane; çamaşır yıkama; kirli çamaşır. laundry list çamaşır listesi; uzun ve etraflı liste. laundryman (i.) umumi çamaşırhanede çalışan adam .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.), (f.) lavanta çiçeği; bu bitkiden alınan lavanta; güzel koku; eflatun rengi; (s.) lavanta çiçeği renginde; f arasına lavanta çiçeği koymak, lavanta serpmek. lavender oil lavantadan çıkarılan yağ. lavender water lavanta suyu. French lavender k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehber, kılavuz; önder, lider, baş, reis; bando veya koro şefi; orkestrada birinci keman, solo kemancı; en öne koşulmuş at; (İng.) gazetede başmakale; (çoğ.), (matb.) gözü belirli bir yere çekmek için konulan bir sıra nokta. leadership (i.) öncülü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لب دریا] sahil, deniz kenarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Leipzig şehrinden gelen bir çeşit ipeğe benzer sarı ve güzel saça denilir: Lepiska saçlı, lepiskalarını tarakla ikiye bölmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft. silky blond. flaxen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Önder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. headman. captain. head. apostle. archpriest. cock. conductor. fugleman. fuhrer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chieftain. head. helm. leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. leading. first-rate. top-notch. captain. cock of the walk. flight commander. head man. headman. manuduction. protagonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lids.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leadership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leadership. leadership qualities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. loader

bl. yükler

Bilgisayara yükleme yapmak için kullanılan özel bir program.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yükleten veya dolduran kimse veya alet; vinç gibi yükleme makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çoğu insanlar sadece iki tür rüzgarın adını bilirler: Poyraz ve Lodos . Poyraz kuzeyden eser soğuk getirir, Lodos ise güneyden eser, sıcak ve baş ağrısı getirir.

Aslında estikleri yönlere göre adlandırılan sekiz ana rüzgar vardır. Kuzeyden = YILDIZ, kuzeydoğudan = POYRAZ, doğudan = GÜNDOĞUSU, güneydoğudan = KEŞİŞLEME, güneyden = KIBLE, güneybatıdan = LODOS, batıdan = GÜNBATISI ve kuzeybatıdan = KARAYEL. Yani Lodos tam güneyden değil güneybatıdan eser. İmbat, meltem gibi genellikle denizden karaya esen yerel rüzgarlar ise yöreye göre özel adlar alırlar.

Belirli havalarla insanın ruhsal durumu ve anti-sosyal davranışları arasında ilişki vardır. Genel olarak ilkbaharla beraber ve yaza doğru suçların arttığını istatistikler göstermektedir. Aslında havalar ısındıkça insanlar çevreleri ile daha ilgisiz ve enerjisiz olurlar ancak tarihle savaşlar, ihtilaller ve halk ayaklanmalarının çoğu yılın bu bölümünde olmuştur.

Rüzgarlar da iklim ve insan davranışını etkileyici faktörlerden biridir. Rüzgar üzerinden geçtiği bölgelerin iklimini de taşır. Bu iklimlerin rüzgarın estiği bölgedeki iklime göre farkı, rüzgarın insan üzerindeki etkisini belirler. Örneğin kutup bölgeleri ve civarlarında iklimler çok az farklı olduğu için rüzgar önemli bir rol oynamaz. Yurdumuz ve benzeri bölgelerde belirli yönden esen rüzgarlar çoğu kez olağan iklimi, sıcaklık, nem ve basınç yapılarını aniden değiştirdikleri için az çok insan hayatını etkilerler.

Genellikle nemini bırakmış olan kuru güney rüzgarları, özellikle güneşli havalarda iyice kızışır ve elektriklenirler. İşte Lodos adı verilen bu kaprisli güney rüzgarları insanlarda ruhsal sıkıntı yaratır. Baş dönmesine, gece uykusuzluğuna, baş ve mide ağrılarının yanında huzursuzluk duygularına da yol açar. Lodoslu günlerde trafik kazalarının, kalp krizlerinin, astım nöbetlerinin, erken doğumların ve hatta intiharların sayılarının arttığı gözlemlenmiştir.

Halk arasında, genellikle yağmur getirdiği için “Lodos’un gözü yaşlıdır” diye bir deyim vardır. İnsanların çoğu bir barometre gibi havaya ve yağmur öncesine duyarlıdırlar. Havanın dönmesinden çok az önce gerginlik, ruhsal çöküntü ve sıkıntı belirtileri gösterirler.

Lodos’un insanlar üzerinde yarattığı etkilerin sebepleri ve Lodos rahatsızlıklarına ne gibi önlemler alınabileceği konusunda çalışmalar devam etmektedir. İşin ilginç yanlarından biri de, Lodos etkisi altında bulunan bir bölgeye yerleştirilenlerin ancak bir kaç yıl sonra rüzgarın etkisinden rahatsız olmaya başlamalarıdır.

Konu rüzgardan açılmışken güncel bir tartışmaya da değinmeden geçmeyelim. Rüzgar bir hava akımıdır, yani hava olmazsa rüzgar da olmaz. Öyleyse Armstrong’un Ay’a ayak basar basmaz diktiği bayrak nasıl dalgalanıp duruyor? Ay’da hava olmadığına göre hangi rüzgar bu bayrağı sürekli dalgalandırıyor?

Ay’a gidildiğine inanmayanlar tarafından delil olarak ileri sürülen bu olay yolculuktan önce düşünülmüş, bayrak direğinin üstüne çok ince yatay bir çubuk tutturulmuş ve bayrak yandan ve üstten sabitlenmişti. İlk bakışta bayrağın dalgalanıyormuş izlenimini veren bu durum fotoğrafa dikkatlice bakınca fark edilebiliyordu.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Çoğu insanlar sadece iki tür rüzgarın adını bilirler: Poyraz ve Lodos. Poyraz kuzeyden eser soğuk getirir. Lodos ise güneyden eser, sıcak ve baş ağrısı getirir.

Aslında estikleri yönlere göre adlandırılan sekiz ana rüzgar vardır.

Yani Lodos tam güneyden değil güneybatıdan eser. İmbat, meltem gibi genellikle denizden karaya esen yerel rüzgarlar ise yöreye göre özel adlar alırlar.

Belirli havalarla insanın ruhsal durumu ve anti-sosyal davranışları arasında ilişki vardır. Genel olarak ilkbaharla beraber va yaza doğru suçların arttığını istatistikler göstermektedir. Aslın da havalar ısındıkça insanlar çevreleri ile daha ilgisiz ve enerjisiz olurlar ancak tarihte savaşlar, ihtilaller ve halk ayaklanmalarının çoğu yılın bu bölümünde olmuştur.

Rüzgarlar da iklim ve insan davranışını etkileyici faktörlerden biridir. Rüzgar üzerinden geçtiği bölgelerin iklimini de taşır. Bu iklimlerin rüzgarın estiği bölgedeki iklime göre farkı, rüzgarın insan üzerindeki elkisini belirler. Örneğin kutup bölgeleri ve civarlarında iklimler çok az farklı olduğu için rüzgar önemli bir rol oynamaz. Yurdumuz ve benzeri bölgelerde belirli yönden esen rüzgarlar çoğu kez olağan iklimi, sıcaklık, nem ve basınç yapılarını aniden değiştirdikleri için az çok insan hayatını etkilerler.

Genellikle nemini bırakmış olan kuru güney rüzgarları, özellikle güneşli havalarda iyice kızışır ve elektriklenirler. İşte Lodos adı verilen bu kaprisli güney rüzgarları insanlarda ruhsal sıkıntı yaratır. Baş dönmesine, gece uykusuzluğuna, baş ve mide ağrılarının yanında huzursuzluk duygularına da yol açar. Lodoslu günlerde trafik kazalarının, kalp krizlerinin, astım nöbetlerinin, erken doğumların ve hatta intiharların sayılarının arttığı gözlemlenmiştir.

Halk arasında, genellikle yağmur getirdiği için “Lodos’un gözü yaşlıdır” diye bir deyim vardır. İnsanların çoğu bir barometre gibi havaya ve yağmur öncesine duyarlıdırlar. Havanın dönmesinden çok az önce gerginlik, ruhsal çöküntü ve sıkıntı belirtileri gösterirler.

Lodos’un insanlar üzerinde yarattığı etkilerin sebepleri ve Lodos rahatsızlıklarına ne gibi önlemler alınabileceği konusunda çalışmalar devam etmektedir. İşin ilginç yanlarından biri de, Lodos etkisi altında bulunan bir bölgeye yerleştirilenlerin ancak bir kaç yıl sonra rüzgarın etkisinden rahatsız olmaya başlamalarıdır.

Konu rüzgardan açılmışken güncel bir tartışmaya da değinmeden geçmeyelim. Rüzgar bir hava akımıdır, yani hava olmazsa rüzgar da olmaz. Öyleyse Armstrong’un Ay’a ayak basar basmaz diktiği bayrak nasıl dalgalanıp duruyor? Ay’da hava olmadığına göre hangi rüzgar bu bayrağı sürekli dalgalandırıyor?

Ay’a gidildiğine inanmayanlar tarafından delil olarak ileri sürülen bu olay yolculuktan önce düşünülmüş, bayrak direğinin üstüne çok ince yatay bir çubuk tutturulmuş ve bayrak yandan ve üstten sabitlenmisti. İlk bakışta bayrağın dalgalanıyormuş izlenimini veren bu durum fotoğrafa dikkatlice bakınca fark edilebiliyordu.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boya kökü, kızıl boya; bu kökten alınan parlak kırmızı boya, fes boyası. madder lake sarıya çalan kızıl bir renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ana, Ar. vâlide, üm: peder ve mâderi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مادر] anne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sosyoloji). İptidâİ cemiyetlerde asıl varlık olarak anneyi kabûl eden; ailenin çocuklarını ana klanına mal eden davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anadan doğma, tabiî, Ar. cibillî: Cömertlik mâder-zad bir meziyettir. Lisân-ı mâderzâd — Anadan öğrenilen dil, ana dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anaya yakışır, anaya ait ve lâyık olan: Şefkat-i mâderâne. Anaya yakışır ve anaya mahsus bir tarz ve surette: Kendisini mâderâne kucakladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anaya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مادری] anne ile ilgili, ana tarafı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مادرزاد] anadan doğma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ısmarlama; tam uygun, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. posta siparişiyle alınan. mailorder house posta ile sipariş kabul eden mağaza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kudret» ten masdar). Zor, güç, kudret, iktidar, kuvvet: Ona makderetim yetişmiyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. atlarda dizin iç taraflnda meydana gelen çatlak veya yara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözcükleri uygunsuzca kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Portekizce’den). Çin imparatorluk vezirlerine Avrupa’ca verilen isim.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev ile müzik parçaları kademeli olarak başlar (fade in) ve kademeli olarak biter (fade out).

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. anlaşılmaz veya tutarsız bir şekilde konuşmak; aylak aylak dolaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dolambaçlı yol, labirent; zikzaklı veya dolambaçlı devinim; menderes, kıvrım; girintili kavislerden yapılmış nakış; b.h. Menderes Irmağının eski ismi; f. dolambaçlı yoldan gitmek; avare dolaşmak, gezinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Sun’İ liman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (Menderes nehrinin adından). Akar bir suyun dolambaçlı kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Erkek İsmi) - Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. ortaderi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe). Ruh dünyasının ötesinde olan, ruhötesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mésoderme

anat. orta deri

Dış deri ve iç deri arasındaki hücre katmanı.


Yabancı Kelime by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışken, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonra da yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullanılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ ve şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildin Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırınına, giysilerinizden birini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırının içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacak ve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışkenn, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonrada yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullnılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ, şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildir. Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırına, giysilerinizdenbirini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırını içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının

çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacakve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Zenginliği milyarlarla ölçülen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billionaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billionaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) sanrı uyandıran uyuşturucu madde; bu maddeyi kullanan kimse; şaşırtıcı şey; başkalarının aklını çelen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oda kerevetleri üzerine ve başka yerlere döşenen ot veya kaba yünle dolmuş sert şilte: Oda minderi; mindere geçmek, oturmak. Erkân minderi = Kerevetin yanı başına yere serilip üzerine rahat oturulan minder. Karyola minderi = Karyolada şiltenin altına yayılan ot minder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cushion. mattress. squab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cushion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who minds, tends, or watches something, as a child, a machine, or cattle; as, a minder of a loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One to be attended; specif., a pauper child intrusted to the care of a private person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squab. cushion (used for sitting. wrestling mat. pilow. ottoman. couch. mattress. matting. ring. cushion. divan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bodyguard As in, 'He's not so tough, but there's a couple of minders watching over him '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bodyguard As in, 'He's not so tough, but there's a couple of minders watching over him '. a woman who looks after babies in her own home while their parents are working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-stood) yanlış anlamak, ters anlamak. misunder standing i. yanlış anlama; anlaşmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ılımlı, mutedil; orta, ikisi ortası; i. ılımlı kimse. moderately z. mutedil olarak, ılımlı olarak; az çok. moderateness i. ılımlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yatıştırmak, itidale getirmek, yumuşatmak; yatışmak, yumuşamak; azaltmak, hafifletmek; başkanlık etmek, idare etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ılımlılık, itidal; insaf. in moderation ifrata gitmeden, aşırılığa kaçmadan, itidalle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moderato.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With a moderate degree of quickness; moderately. moderate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderate speed. A tempo direction indicating a moderate pace Also used with other directions, as in allegro moderato, meaning 'moderately fast'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderate tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It : 'moderately' Often used together with other tempo markings, such as 'andante moderato' and 'allegro moderato'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately, in a moderate time [back].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning moderate [Tempo Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately, in moderate tempo Faster than Andante, slower than Allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the classical tempo markings, referring to a medium tempo. moderate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., it., müz. moderato.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yatıştıran kimse; toplantı başkanı; fiz. yavaşlatıcı madde .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İçinde yaşanılan zamana uygun, asrt.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. moderne

çağdaş

Bulunulan çağın anlayışına, şartlarına uygun olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modern. new. advanced. contemporary. in the groove. groovy. hip. latterday. neoteric. streamlined. up-to-date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporary. futuristic. modern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to the present time, or time not long past; late; not ancient or remote in past time; of recent period; as, modern days, ages, or time; modern authors; modern fashions; modern taste; modern practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

New and common; trite; commonplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person of modern times; opposed to ancient. a typeface distinguished by regular shape and hairline serifs and heavy downstrokes a contemporary person characteristic of present-day art and music and literature and architecture used of a living language;

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a contemporary person. a typeface distinguished by regular shape and hairline serifs and heavy downstrokes. belonging to the modern era; since the Middle Ages; 'modern art'; 'modern furniture'; 'modern history'; 'totem poles are modern rather than prehist

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Music written in the 20th century, or contemporary music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Music written in the 20th century or contempory music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Clean, architectural and streamlined 20th century furniture with roots in the German Bauhaus School of architecture and Scandinavian design Sometimes known as International Style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Clean, architectural and streamlined 20th century furniture with roots in the German Bauhaus School of architecture and Scandinavian design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Displaying design characteristics from the late eighteenth century, modern typefaces have an extreme variation between thick and thin strokes, narrow, straight-sided counters, a vertical curve stress; and straight, unbracketed serifs. for philosophical pu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Academy's modern classes incorporate traditional Martha Graham technique with Alvin Ailey, Paul Taylor and Humphrey-Limon styles Other styles included in advanced levels of training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also called 'modernist ' In the context of a postmodern vocabulary, the 'modern' does not mean 'contemporary ' In fact, the 'modern' or 'modernism' is seen as out-of-date The 'modern' is understood to have emerged during the 18th century Enlightenment whe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dolls made that are less that 25 years old.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Items released since the action figure relaunch in 1995. something which is up to date or fashionable made of new materials or designs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

As mentioned in the above Collectible definition, dolls made within the last 25 years are considered to be modern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to recent times or the present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In art, styles that are cut from the past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in fashion , fashionable , fashionably , modern , modernistic , modernly , present-day , up-to-date.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çağdaş, yeni, asri, çağcıl, modern; i. çağcıl kimse, modern kimse. modernism i. çağcıllık, modernlik; yenilik. modernist i. yenilik taraftarı. moder'nity i. yenilik; çağcıllık. modernize f. modernleştirmek, yenileştirmek. modernness i. modernl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.) (musiki). Üçlülere dayanan klasik armoni kaidelerine uymayan yeni armoni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. T.) (musiki). Klasik kontrpuan kaidelerine uymayan yeni kontrpuan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Ar. T.) (musiki). Klasik musiki kaidelerine uymayan yeni musiki akımları (batı san’at mukişinde).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who admires the moderns, or their ways and fashions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advocate of the teaching of modern subjects, as modern languages, in preference to the ancient classics. an artist who makes a deliberate break with previous styles of or relating to modernism; 'modernist paintings'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an artist who makes a deliberate break with previous styles. of or relating to modernism; 'modernist paintings'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. modernisation

çağdaşlaşma

Çağdaşlaşmak işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To render modern; to adapt to modern person or things; to cause to conform to recent or present usage or taste. become technologically advanced; 'Many countries in Asia are now developing at a very fast pace'; 'Viet Nam is modernizing rapidly'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make repairs or adjustments to; 'You should overhaul your car engine'. become technologically advanced; 'Many countries in Asia are now developing at a very fast pace'; 'Viet Nam is modernizing rapidly'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. modernisme

çağdaşlık

Çağdaş olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to modernize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to modernize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modernity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çürümek, çürüyüp toz haline gelmek; ufalanmak; çürütmek; toz haline koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. faizci, tefeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. molder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamurlu koşu yolunda iyi koşan at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» ten if.) (c. müderrisin). 1. Ders veren adam, öğreten. 2. Camilerde ders-i Am hocası: Müderris vazifesi. 3. İlmî pâye ki çeşitli dereceleri vardı: Müderrlstn-i kirâmdan. 4. Son devirde dârülfünOnda ordinaryüs profesör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Öğretmenlik, öğreticilik. 2. Eskiden camilerde ders-l Am hocalığı. 3. İlmî pâye. 4. Son devirde dârülfünOnda ordinaryüs profesör pâyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life imprisonment. imprisonment for life. life sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hader» den imef.) (c. muhadderât). Namuslu ve iffetli kadın. Muhadderât-ı İslâmiyye = islâm kadınları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kader» den imef.) (mü. mukaddere). 1. Tayin ve takdir olunmuş, belirli ölçüde. 2. İlâhî kadere göre, Tanrı’ca takdir olunmuş: Mukadder ne ise o olur. 3. Kader, kazâ, ezelî hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

predestined. foreordained. fated. providential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, kadri değeri bilinmiş, beğenilmiş. 2.Yazılı, yazılıp belirlenmiş ilahi taktir. 3.Yazılı olmayıp sözün gelişinden anlaşılan. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Tanrı’ca takdir olunmuş işler: Mukadderât-ı ilâhiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

things that are fated to happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقدرات] yazgı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keder» den imef.) (mü. mükeddere). 1. Bulandırılmış, bulanık. 2. Kederli, gamlı, hüzünlü: Bu işten çok mükedder oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dere» den if.) (mü. münderice). Dercolunmuş, bir şeyin içinde bulunan, sıkıştırılmış: Filân gazetede münderic bir makale (Arapça’da bu mânâya gelmiyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dürûs» tan if.) (mü. münderise). İzi, eseri kalmamış: Vakıfları münderis tesisler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. adam öldürme, cinayet; k.dili baş belası; f. katletmek, öldürmek, kasten öldürmek; bozmak, harap etmek. murder a piece of music bir müzik parçasını berbat etmek. murder in the first degree kasten adam öldürme. Murder will out. Cinayet gizli k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûr»dan masdar) (c. müsaderât). 1. Tanzimat’tan önce, suçlunun mallarının hazineye alınması. 2. Yasak bir şeyin resmen zabtı: Kaçak eşya müsâdere olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation. confiscation. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment execution. confiscation. seizure. forfeiture. detention charges. impoundage impounding. levy of distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağızdan dolma top veya tüfek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکدر] kederli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مندرجات] içindekiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izi kalmamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصادره] mal varlığına el koyma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el koymak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., antro. Orta Avrupa'da iskeleti bulunan ve kaba taşçağında yaşamış olan ilkel insana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geceleri baskın yapan atlı ve maskeli çeteye mensup kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) suç isnadına itiraz etmiyorum (sanığın suçu üstüne almadan cezayı kabul etmesi halinde kullanılan tabir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) davaya katılması gereken bir kimsenin dışta bırakıması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zakkum, ağıağacı, gü1 defnesi, bot. Nerium oleander.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük işlerde, önayak olan, lider, şef.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. captain. pioneer. bellwether. cock. pole star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. shepherd. chief lider. şef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. chief. cock n. cock of the walk. commander. head man. manuduction. protagonist. spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leadership. captainship. captaincy. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leadership. lead öncülük. liderlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leadership. being a leader. manuduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. emir vermek, emretmek, buyurmak; ısmarlamak, sipariş etmek; düzenlemek, sıraya koymak, tertip etmek. order around emir yağdırmak.order up getir- mesini emretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düzen, nizam, sıra: dizi; usul, yol, kural; emir, yönerme, buyrultu; ısmarlama, sipariş; havale; tarikat, mezhep fırkası; şeref rütbesi; cins, çeşit; mimari tarz; biyol. takım, silsile. order of business gündem. order of knighthood şövalye örgütü; ş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. düzgün; itaatli, uslu; emre ait; i., ask. emir eri, emir çavuşu; hastane hademesi. orderliness i. intizam, düzenlilik, derli topluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir arabanın yanı sıra giden atlı uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir grubun dışında olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Öz deren.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ender bulunan yaratılışta olan, değerli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gerçek önd(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. fil ve suaygırı veya gergedan gibi kalın derili hayvan; vurdumduymaz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. muhabbet tellâlı, pezevenk; f. pezevenklik etmek. pander to someone's tastes yaltaklanmak. panderer i. pezevenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (aşağ) Katolik. papism i. Katoliklik. papistic(al) s. Katolik kilisesine veya ayinlerine ait. papistry i. Katolik mezhebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yol açan kimse, kaşif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, SCART üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanabilirler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ata, baba. Ar. eb, vâlid. Büyük peder = Büyük baba. Kaim pedar = Kayınata, evli bir çiftin her birine göre diğerinin babası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father. pater. reverend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father. father baba.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پدر] baba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Babaya yakışır, babaya lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پدرانه] babaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kulampara, oğlancı, ibne, homoseksüel (erkek). pederasty kulamparalık, ibnelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پدری] babalık. 2.babaya ait, baba tarafı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atalık, babalık, Ar. übüvvet: O adam bana pederlik etmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. sosyoloji). Soyda temel olarak babayı alan cemiyetin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پدرشاهی] ataerkil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inandırıcı veya ikna edici kimse; A.B.D., (argo) tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step by step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step by step. gradually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پی در پی] peşpeşe, ardy sıra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kur yapmak, flört etmek, kadın peşinde koşmak. philanderer i. kur yapan adam, kadın peşinden koşan adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hemcinsine şefkat gösteren kimse, hayır sahibi; insanları seven kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. ışıkgöçüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Temiz olmayan, kirli. 2. Makbul olmayan, beğenilmeyecek şekilde olan, çirkin, kötü. 3. Ayıplı, müstehcen: Pis lâkırdı. Pisboğaz = Obur, Ar. ekûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ön, ileri. (bk.) Peş. 2. Önde, öne, ileride.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. filthy. messy. foul. obscene. augean. black. dingy. dungy. effing. frowzy. goatish. grimy. grubby. impure. mangy. miasmal. miasmatic. miry. mucky. nasty. obnoxious. offensive. scruffy. scummy. slimy. sluttish. sordid. squalid. unclean. unclean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. filthy. foul. grotty. grubby. impure. messy. nasty. obnoxious. offensive. repugnant. scrubby. scruff. scruffy. slovenly. sordid. squalid. unclean. disgusting. obscene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. filthy. foul. vile. corrupt. cursed. grotty. grubby. impure. insanitary. messy. mucky. piggish. shitty. slimy. sordid. unclean. unwashed. venomous. verminous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پيش] ön. 2.yan. 3.huzur. 4.önce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste / dirty / polluted / impure / foul / discharge / ditch water. slop. scourage. sewage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head chute. waste drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. piş = ön; dâşten = tutmak) (askerlik). Öncü, öncü kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. piş = ön, gâh = yer). Huzur. Pîş-gâh-ı Alîlerine = Yüksek huzurlarına (eskiden zarf üzerine yazılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Peşkir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Fars. pîş = ön, Ar. kadem = ayak). Tekke mukabelelerinde Ayîne başlayan derviş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Peşrev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Peştahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alın, cephe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشانی] alın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who greedily devours absolutely anything that is edible. glutton. gourmand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gluttony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. başkasının karasularında balık tutma hakkı; balık avlama yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. balıklara veya balıkçılığa ait; balıkçılıkla geçinen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., astrol. Balık burcu; zool. balıklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balık uretimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. balık gibi; balığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. balık yiyen, balıkla beslenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشدار] öncü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sanat. 2. İş, Ar. amel, Fars. kâr. 3. Adet, huy, tabiat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پيشه] meslek. 2.sanat. 3.huy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortaoyununda kavuklu ile konuşarak oyunu açan oyuncu,

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پيشه کار] sanatçı. 2.meslek sahibi. 3.ortaoyununda oyunu başlatan sanatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پيشگاه] ön. 2.huzur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشگير] peşkir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( ünlem ) Öf ! Püf ! (iğrenme belirtir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: «pişik»). Kedi veya kedi yavrusu. Pisiotu, ebepisiğl = Kediotu, çatıkotu, nardin. Pisibalığı = Dilbalığına ve kalkan yavrusuna benzer yassı ve eti lezzetli bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kitty. cat. pussy. puss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kitty. pussycat. pussy. puss. pussy-cat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halibut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puss. pussy. pussycat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pussy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Burdur yöresinin eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bezelye şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ter ve sıcaklıktan vücudun kasık ve koltukaltı gibi bazı yerlerinde ve bilhassa çocuklarda meydana gelen hafif yara ve kızarıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaper rash. heat rash. nappy rash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rash. diaper rash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pişmek işi ve tarzı, pişiş. 2. Bir defada pişen miktar, pişirim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Peşin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشين] peşin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tutuk, miskin, beceriksiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. diffident. incapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fainthearted. lacking in boldness. poor-spirited. to be sorry stuff. timorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir defada pişecek miktar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Pişirmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooking. pan boiling. strike. kier boiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pişmesini temin etmek: Pişmesine sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cook. to cause to mature. to cause a rash. to learn well. to irritate the skin. to mature. to ripen. to fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cook. to fire. to mature. to ripen. to learn sth well. prepare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pişirme işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb cook sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pişmek işi ve şekli: Etin çömlek içinde pişişi güzel olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İyi pişmiş, pişmesi tam ve kusursuz. 2. Olmuş, ham olmayan. 3. mec. Tecrübe görmüş, ham ve acemi olmayan. 4. mec. Yüzsüz, arsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ripe. hard-boiled. hard-nosed. brazenfaced. cagy. hard-bitten. old. pushful. pushing. sophisticated. worldly. worldly wise. conscience-proof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

old. sophisticated. well-cooked. thick-skinned. well-done. experienced. hardened. worldly-wise. brazen. brazen-faced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-cooked. well-done. brazen. indifferent to criticism. baked. mature. ripe. hard-baked / boiled. cured. hard- boiled. hard bitten. hard boiled. thick skinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indifference to criticism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). Başpapaz, metropolit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop. patriarch. sg. episcopal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop. pontiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishopric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

episcopacy. patriarchate. see.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kirletmek. 2. Def’i hâcet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to soil. to dirty. to defecate or urinate in or an an inappropriate place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pis hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul. to get dirty. to foul. to dirty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pis hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurvy. dirt. mess. filth. soil. dirtiness. filthiness. impurity. pollution. contamination. crap. crud. dinginess. excrement. excreta. faecal matter. faeces. feculence. foulness. gook. griminess. jerk. mire. muck. nastiness. ordure. scum. smear. smut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt. dregs. faeces. filth. impurity. mess. muck. dirtiness. filthiness. obscenity. dirty trick. nastiness. excrement. shit dışkı. necaset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirt. excrement. filth. dirtiness. filthiness. feces. nastines. vileness. contamination. crap. mire. muck. offal. pollution. shit. soil. squalor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nedâmet getirmiş, nâdim. Pişman olmak = Nedâmet getirmek. (bk.) Peşîmân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regretful. sorry. penitent. repentant. contrite. remorseful. rueful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrite. penitent. remorseful. repentant. regretful. sorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. regretful. remorseful. penitent. contrite. hot under the collar. repentant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regret. repent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to regret sth / having done sth. to feel remorse for sth / having done sth. repent. rue. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir çeşit keten helvası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candy made of sugar. oil and flour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pişman olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penitential. regret. contrition. penitence. angst. compunction. remorse. repentance. ruefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compunction. contrition. penitence. regret. remorse. repentance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penitence. regret. remorse. compunction. contrition. qualm. repentance. sorrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ateşte, fırında veyahut da kaynayan suyun içinde tutulup çiğliği gitmek, yenecek hâle gelmek: Ekmek, et, çorba pişti. 2. Hususi fırında kızdırıp lâzım olan kıvam ve sağlamlığı kazanmak: Tuğla, kiremit, testi pişti. 3. (meyve) Olmak, yenecek hâle gelmek: Uzürn, hurma, armut pişti. 4. Sıcaklıktan veya ter ve idrar gibi yakıcı bir su vesaireden kızarıp sivilceler çıkarmak: Çocuğun apışarası pişmiş. 5. mec. Tecrübe kazanmak, işlerde alışıp acemilikten kurtulmak. 6. Düşünüp kararlaştırmak, karar bulmak. Pişmiş aş = mec. Olmuş, bitmiş, kararlaşmış iş. Pişmiş aşa su katmak = iş bozmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cook. to be cooked. to ripen. mature. to break out in a rash. to suffer from the heat. to cook. to mature. to become experienced. to be fired. to bake. to broil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cooked. to be fired. to mature. to ripen. to acquire experience. to become covered with a rash. cook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski), leh karınca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., kaba su dökmek, işemek; i. idrar, çiş, sidik. pissed off kaba kızgın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Hava alanlarında uçakların inip kalkarken kullandığı düzgün saha. 2. Koşuların yapıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Kediyi koğmada kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

track. track. path. runway. landing field. airfield. cinder path. course. floor. ring. strip. tarmac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. shoo. track. track. runway. dance-floor. running track. runway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Piste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

running track. runway. dance floor. skating risk. circus ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şamfıstığı, Antep fıstığı; şamfıstığı ağacı; şam- fıstığı yeşili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پستان] meme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پسته] fıstık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Döşek, yatak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bir iskambil oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a card game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. pistil, dişi organ, boyuncuk ve stigmadan ibaret dişi çiçek organı. pistillate s., bot. dişi organı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-led,-ling) pistol, tabanca, revolver, piştov; f. tabanca ile vurmak. pistol grip tüfeklerde tabanca kabzasına benzer yer. pistol shot tabanca ateşi; ta- banca menzili. pistolwhip f. tabanca namlusu ile vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. Fr.). 1. Bir motorda silindirin içinde hareket eden parça. 2. (argo) Yardımcı, tavsiye eden, koruyan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piston.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sliding piece which either is moved by, or moves against, fluid pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It usually consists of a short cylinder fitting within a cylindrical vessel along which it moves, back and forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used in steam engines to receive motion from the steam, and in pumps to transmit motion to a fluid; also for other purposes. mechanical device that has a plunging or thrusting motion United States neoclassical composer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piston. pull. backing. friend at court. sucker. swab. fixer. influence. leverage. plug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A partly hollow cylindrical part closed at one end, fitted to each of the engine's cylinders and attached to the crankshaft by a connecting rod Each piston moves up and down in its cylinder, transmitting power created by the exploding fuel to the cranksha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A round metal cylinder which is attached to the top end of the connecting rod, inside of the cylinder The piston compresses the air - fuel mixture on the upward motion, and is pushed downward when the air - fuel mixture explodes This downward motion then

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Component that rides up and down in the cylinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The piston moves in the cylinder to carry power to the connecting rod see cylinder, connecting rod, four cycle engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cylindrically shaped metal piece that is moved back and forth in a cylinder by pressure from explosion of the air/fuel mixture fed into the cylinder then ignited by the sparkplug Or in other applications, from the introduction of liquid or air In an eng

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An internal part of an internal combustion engine that slides back and forth inside a sleeve If the piston must be replaced, the sleeve must be replaced also.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cylindrical part, closed at the top, that moves up and down inside the cylinder to compress the fuel/air mixture and drive the engine by means of a connecting rod, which is attached to the piston at one end and to the crankshaft at the other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piston is a cylindrical piece of metal that moves up and down inside an engine's cylinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A round or cylindrical plug, which closed at one end and open at the other It slides up and down in the cylinder It is attached to the connecting rod and when the fuel charge is fired, will transfer the force of the explosion to the connecting rod then to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A disc which moves backwards and forwards inside a hollow cylinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A device used to convert hydraulic power to mechanical power Used to push the ram down and pull the ram up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part that moves up and down in a cylinder. a sliding piece moved by or moving against fluid pressure which usually consists of a short cylinder fitting within a cylindrical vessel along which it moves back and forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

United States neoclassical composer. mechanical device that has a plunging or thrusting motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. piston; müz. nefesli çalgılarda piston. piston crown mak. piston başı. piston ring piston yayı. piston rod piston kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Tabanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir topluluğun reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيشوا] önder, lider.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yağma etmek, talan etmek, soymak, zorla almak; i. yağma, talan, yağmacılık, çapulculuk; (A.B.D.) k.dili özel eşya, mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hollanda'da deniz seviyesinden aşağıda olan ve denizden setlerle ayrılarak kurutulmuş olan tarla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. poliçe hamili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden hastalığa karşı kullanılan baharatlı top; karanfil içine batırılmış elma veya portakal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zihninde tartmak, düşünmek, düşünüp taşınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok ağır; kütle halinde, masif; cansız, can sıkıcı; zihin yorucu. ponderos'ity, ponderousness i. ağırlık, siklet. ponderously z. cansız, sıkıcı bir şe kilde; ağır ağır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., aşağ. Katolik kiliselerine ait. zool. Lamna nasus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the late 20th-century tendency to distrust objectivity, authority, universality, and moral and ideological absolutes Postmodern artists tend to mix styles, cultures, techniques, and high and low forms of art. a view that social and cultural reality, as we

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In its most general sense, describes the blurring and breakdown of established canons , categories, distinctions, and boundaries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Previously, philosophy was a study seeking the truth Since the days of Plato we've been attempting to define the Universal Truths by which we can all agree and to determine how we can know these are Universal Truths In the Postmodern world, philosophy tak

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir libre ağırlığında olan herhangi bir şey; (bileşik kelimelerde) birkaç libre ağırlığı ile ilgisi olan şey: twelve pounder on iki librelik mermi atan top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbe vuran şey veya kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. toz, pudra; barut; f. üzerine toz ekmek; dövüp toz haline getirmek; toz haline gelmek; pudra kullanmak; eski (atı) hızla koşturmak. powdered milk süt tozu. powdered sugar pudraşekeri. powder flask, powder horn barutluk barut mahfazası. powder

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır çekmek; baskın gelmek, ağır basmak, galip gelmek; hâkim olmak. preponderance, -cy i. çoğunluk, üstünlük. preponderant s. ağır basan, baskın gelen, hâkim, galip. preponderantly z. üstün şekilde, çoğunlukla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hakkı olmadan bir şeyi isteyen kimse, özellikle krallık tahtında hak iddia eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. tenasül uzvunun cinsel zevk bulunmaksızın dik durması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa provasını düzelten kimse, düzeltmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan yemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik eden kimse, techiz eden kimse. a good provider ailesine iyi bakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iffet taslama, fazla fazilet iddiasında olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to affix a stamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kişisel görüntü kaydedici.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., bak. Q.E.D.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (kadına) tecavüz eden adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) okuyucu, okur; yayımlanacak eserleri eleştiren kimse; düzeltmen; okuma kitabı; (İng.) okutman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar tetkik etmek, hakkında tekrar düşünmek; kabul edilmiş bir meseleyi yeniden reye koymak. reconsideration (i.) tekrar tetkik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaydedici kimse; hakim; kayıt aleti; teyp; (müz.) bir çeşit zurna veya flavta, çığırtma. recordership (i.) kaydedicilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. cevap; cevabın cevabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bakıye, kalıntı, artan şey; mat. artan; f. (kitap, kumaş) değerini kaybetmiş diye ucuza satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karşılık olarak vermek; iade etmek, geri vermek; vermek; teslim etmek; göstermek (hesap); icra etmek; etmek, kılmak,- laştırmak, -landırmak; tercüme etmek, çevirmek; anlatmak, tabir etmek; eritmek (yağ); i. iade, tediye, ödeme; sıva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kaydedilebilen ya da görüntülenebilen renk sayısını temsil eder. Bit sayısı ne kadar fazlaysa, o kadar çok renk kaydedilebilir. 16,7 milyon rengi temsil etmek için 24 bit (her renk için 8 bit: kırmızı, yeşil, mavi) renk derinliği gerekmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden sipariş etmek; yeniden tanzim etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. su akımının etkisiyle bir organizmanın büyümesi veya yaptığı tepki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. binici, süvari; ilâve, ek, özellikle kanun tasarısı eki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. sığır vebası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idareci, tertipçi, ele başı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at terbiye eden kimse; azgın ata binebilen kimse; kovboy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. omuzları ve sırtı yuvarlakça olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yuvarlaklaştırıcı alet; A.B.D., (argo) külhanbeyi, sabıkalı adam, tembel ve ayyaş kimse. rounders i., İng. beysbola benzer bir oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümen, dümen bedeni. rudder bar hav. dümen pedalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümen anası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı (ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda, derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır. Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kireç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonra da karıştırmışlardır.

Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olarak kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de, sığır ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodorantlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve reklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. Şampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı(ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda derimizin, üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır.

Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kiraç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonrada karıştırmışlardır. Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olark kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de sığır, ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodoranlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve raklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. İampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Genç delikanlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sâf = sade, Fars. derûn = iç). Kolay inanan, bön.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SAFF-DER) (i. F, Ar. saf = sıra, Fars. deriden = yarmak). Düşman askerinin saflarını yarıp geçen yiğit, cesur, behâdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صفدر] düşman saflarını yaran, savaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Düşman saflarını yaran, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiğitçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف درون] saf, yüreği temiz. 2.ebleh, bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاف درونانه] safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şehbender.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Konsolos.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. semender, zool. Salamandra maculosa; ateşte yanmayan efsanevi bir hayvan; sıcağa karşı dayanıklı kimse. salamandrine s. sıcağa dayanıklı; semendere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz çulluğu, zool. Crocethia alba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eskimenderes nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yaşlı kimselerde görülen deri sertleşmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optional subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolos; başşehbender — başkonsolos. Şehbender vekili = Konsolos muavini (bk. Şâhbender).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر] konsolos.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر خانه] konsolosluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk, konsolos sıfatı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ecza. sedliç tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. sekundär

ikincil

Sırada önem bakımından ikinci derecede olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça’da da kullanılır). 1. Eskiden ateşte yaşadığı kabûl edilen bir hayvan. 2. Bir cins su kertenkelesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salamander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

newt. salamander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salamander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fıçı kaburgası. 2. Tekire benzer büyücek balık. 3. Kaplamalık ince ve dar tahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drizzling. scattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Azar azar serpmek: Şu tavuklara biraz yem serpiştir. 2. Az miktar su saçmak: Bir bulut biraz yağmur serpiştirerek geçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle. to scatter or distribute. to drizzle. to spit. to scatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle or scatter sth here and there in small quantities. to sprinkle down. to spit down. intersperse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hissedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) döken kimse veya hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koyun çobanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) koyun gibi; utangaç, sıkılgan, mahcup; şaşkın, sersem. sheepishly (z.) utanarak, mahcubane. sheepishness (i.) mahcubiyet, sıkılganlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f ).omuz; destek olan şey; omuza benzer çıkıntı; kürek eti; dağ yamacı; sırt; (ask). tabya siperinin koltuğu; banket; (f). omuzlamak, omuz vurmak; sırtına almak; sorumluluğu yüklenmek. Shoulder arms ! Silâh omuza ! shoulder belt omuz kayışı, h

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tüyleri ürpermek, titremek (soğuk veya korkudan); (i). korkudan tüylerin diken diken olması; titreme. I shudder to think of it Onu düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor. shudderingly z. tüyleri ürpererek: titreyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıldızlara ait; yıldızların hareketlerine göre hesaplanmış (gün). sidereal clock yıldızların hareketine göre işleyen saat. sidereal day bir yıldızın meridyen dairesinden ayrılıp tekrar varması arasındaki müddet. sidereal time yıldızların hareketle

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Tabiî demir karbonatı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. siderit. (önek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

demir, çelik; yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içinde demir bulunan göktaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم درد] karın ağrısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İskender.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hardal yakısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

border gate. entry point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. sözle iftira, bühtan; f. iftira etmek, buhtan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iftira niteliğinde; if tira kabilinden havadis yayan. slanderously z. iftira ederek. slanderousness i. iftiracılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köleleri olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ince, ince uzun; zayıf, kuvvetsiz, narin; az, yetersiz, ancak yetişecek kadar. slenderly z. ince uzun olarak; kuvvetsizce. slenderness i. kuvvetsizlik, incelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. incelmek, inceltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. için için yanmak; içten içe devam etmek, içlenmek (kin); i. boğucu kesif duman

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aksiliği tutmuş, babası üstünde olan, huysuz. snappishly z. aksilik ederek. snappishness i. huysuzluk, aksilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

street door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. lehim; yapıştırıcı madde; f. lehimlemek; yapıştırmak. soldering iron havya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damn. eminently. extreme. extremely. most. profoundly. simply. terribly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extreme. exceeding. last. adv. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ses veren cihaz; telgraf alıcısı; iskandil; mil, sonda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. trafik kanununa aykırı sürat yapan şöför.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. örümcek; leh. dökme demir tava; f. kırılmadan tuzla buz olmak (cam). spider crab uzun ve ince bacaklı bir cins yengeç, zool. Libinia. spider monkey örümcek maymunu, zool. Ateles. spider web örümcek ağı. water spider su örümceği, zool. Argyon

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski. koyuluk (sıvı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yayan veya, süren şey veya kimse; iki telin birbirine dokunmaması için aralarına konan tahta; tarlaya gübre serpen makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. israf etmek, boş yere harcamak, colloq. çarçur etmek; i. israf, boş yere harcama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hollanda'da genel vali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir bahis için ortaya konan parayı muhafaza eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyyar merdiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyükbaş yetiştiren çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hissedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydraulic press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. alttakım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ayırmak, koparmak, ayrı bırakmak, bölmek; kopmak, ayrılmak; i. ayırma; kopma. cut in sunder, cut asunder parçalara ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to banish. to exile. relegate. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. davalının ikinci cevabına karşı davacının cevabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. teslim etmek veya olmak, haklarından feragat etmek; kendini bırakmak, ümidini kesmek; herhangi bir duygu ve fikrin esiri olmak; i. teslim, feragat. surrender value sigorta poliçesi iptal edildiği takdirde poliçe sahibine verilecek para miktarı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., A.B.D. pantolon askısı; İng. çorap jartiyeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arattırmak. 2. Ismarlamak, sipariş etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

talk pudrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. goblen örtü. on the tapis müzakere halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan postunu doldurma sanatı. taxider'mic s. hayvan postunu doldurmayla ilgili. taxidermist i. hayvan postunu dolduran sanatçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ders» ten). Ders alma, okuma, öğrenme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تدرس] ders alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Lokomotif için gerekli su ve kömürü taşıyan ve lokomotife bitişik olan eraba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who tends; one who takes care of any person or thing; a nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vessel employed to attend other vessels, to supply them with provisions and other stores, to convey intelligence, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A car attached to a locomotive, for carrying a supply of fuel and water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To offer in payment or satisfaction of a demand, in order to save a penalty or forfeiture; as, to tender the amount of rent or debt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To offer in words; to present for acceptance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer, either of money to pay a debt, or of service to be performed, in order to save a penalty or forfeiture, which would be incurred by nonpayment or nonperformance; as, the tender of rent due, or of the amount of a note, with interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any offer or proposal made for acceptance; as, a tender of a loan, of service, or of friendship; a tender of a bid for a contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thing offered; especially, money offered in payment of an obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Easily impressed, broken, bruised, or injured; not firm or hard; delicate; as, tender plants; tender flesh; tender fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sensible to impression and pain; easily pained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Physically weak; not hardly or able to endure hardship; immature; effeminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Susceptible of the softer passions, as love, compassion, kindness; compassionate; pitiful; anxious for another's good; easily excited to pity, forgiveness, or favor; sympathetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Exciting kind concern; dear; precious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Careful to save inviolate, or not to injure; with of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unwilling to cause pain; gentle; mild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adapted to excite feeling or sympathy; expressive of the softer passions; pathetic; as, tender expressions; tender expostulations; a tender strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apt to give pain; causing grief or pain; delicate; as, a tender subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heeling over too easily when under sail; said of a vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Regard; care; kind concern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To have a care of; to be tender toward; hence, to regard; to esteem; to value. ship that usually provides supplies to other ships a boat for communication between ship and shore car attached to a locomotive to carry fuel and water something used as an off

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tender coupled to a locomotive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To offer for delivery against futures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unconditional offer of a party to a contract to perform their part of the bargain For example, if the contract is a loan contract, a tender would be an act of the debtor where he produces the amount owing and offers to the creditor In real property law

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give notice to the clearing house of the intention to initiate delivery of the physical commodity in satisfaction of the futures contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small vessel used to transport passengers and/or crew or supplies to and from shore when ship is at anchor Most large ships carry their own tenders, which are maintained as lifeboats in case of an emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Offer to purchase securities, usually at a premium above the market price, with the objective of taking control of the target company A tender offer may arise from friendly negotiations between the company and a prospective buyer or may be unsolicited and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer which incorporates the sum of money, time and other conditions required to carry out the contract obligations in order to complete a project or a part of it consisting of specified works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act on the part of the seller of futures contracts of giving notice to the clearinghouse that he intends to deliver the physical commodity in satisfaction of the futures contract The clearinghouse, in turn, passes along the notice to the oldest buyer

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small vessel used to transport passengers and/or crew or supplies to and from shore when ship is at anchor Most large passenger ships carry their own tenders, which are maintained as lifeboats in case of an emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer, especially an offer of money in settlement of a claim or debt, made in the form of an auction The classic form of tender was developed by the UK Treasury, whereby applicants would tender for an issue of Treasury bills, stating the price at which

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give notice to the clearinghouse of the intention to initiate delivery of the physical commodity in satisfaction of the futures contract Also see Retender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The term tender can be used to describe any plant that will suffer from cold temperatures --even a light frost These plants generally come from tropical or sub-tropical regions and need special care when planted out of their native zone. A formal offer to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The description of a plant that cannot withstand the frost and is likely to die if kept outdoors in cold conditions Tenderness is relative to the local climate in which the plant is grown. 1 To deliver payment or an item one is obliged to deliver;.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Offer of goods for transportation by shipper, or offer of delivery by carrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A formal request for prices from a supplier where all potential suppliers receive exactly the same details on which to prepare a quotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer of money, usually in satisfaction of a claim or demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Small boat used to transport people to and from shore when the ship is at anchor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer to enter into a contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An offer of performance If it is unjustifiably refused, it places the other party to a contract in default.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support ship , tender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. yardımcı gemi; gemiye ait olup yolcuları sahile getirip götüren kayık; lokomotife bağlı kömür ve su taşıyan vagon, tender; bakan veya hizmet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. arz ve teklif etmek, sunmak; huk. kira veya borç vermeyi teklif etmek; i., huk. borç karşılığında para teklifi; teklif olunan şey. tender one's resignation istifasını vermek. tender one's services hizmet teklif etmek. legal tender geçerli para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik, kolay üzülür, kolay incinir; ufak şeyden etkilenir; zayıf, olgunlaşmamış; müşfik, merhametli, şefkatli; dokunaklı, hassas; ince, narin, cılız; sevgi dolu, seven; dikkatli, incitmekten çekinir; körpe, gevrek, yumuşak. tenderly z. şefkatle . te

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.ağzı geme alışmamış (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (ço. foots, feet) Batı Amerika'nın çetin şartlarına henüz alışmamış kimse, güçlüklere alışkın olmayan kimse; başlangıç sınıfındaki erkek izci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müşfik, yufka yürekli, şefkatli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yumuşatmak (et). tenderizer i. eti yumuşatıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nazik büyümüş kimse; yeni çıkmış geyik boynuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sığır veya domuz filetosu. tenderloin district cinayet ve ırza geçme gibi suçların islendiği ve polise rüşvet vererek kolaylıkla örtbas edildiği bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvanlar) Birbirine çifte atmak, vuruşmak. 2. Kavga etmek, hırlaşmak, birbirini çekememek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. thérapist

tıp tedavici

Tedavi eden kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapist. mental therapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therapist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) onun altına, onun altında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gök gürlemesi; f. gümbürdemek, gürlemek; ağır söz veya tehdit savurmak; şiddetle söylemek, ateş püskürmek. steal one's thunder başkasının fikrini kendi fikri diye satmak. Who in thunder are you ? Kim oluyorsun sen ?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Allah kahretsin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldırım; şaşırtıcı şey; yıldırım gibi hareket eden kimse veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gök gürlemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırtına bulutu; asık surat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırtınaya alâmet olan bulut yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürleyen; uğultulu; k.dili. çok büyük, daniska. thunderingly z. gürleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gök gürlemesi hasıl eden, gök gürlemesi gibi ses çıkaran. thunderous applause alkış tufanı. thunderously z. gök gürlemesi gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şimşekli yıldırımlı fırtına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıldırım çarpmış, yıldırım vurmuş; büyük hayrete düşmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. su çevrisi, burgaç, anafor, eğrim, çevrinti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kav, kuru ve yanıcı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kav, çakmak kutusu; kav gibi çok çabuk yanan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Hafif surette yürüme sesini ifade eder: Tavşan karın üzerinde tıp tıp, tıpır tıpır yürüyordu, çocuk küçük ayaklarıyle tıpış tıpış yürümeye başladı, yüreğim tıp tıp ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tıp.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. unvan sahibi, şampiyonluk ünvanına sahip kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. diş tozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tüccar, tacir; ticaret gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. radyo sinyaline cevap veren radyo vericisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok sıkı kuralları olan ve konuşmayı bile meneden Katolik manastırda rahip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, biyol dogrulum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. daktiloda yazı yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inek memesi, yelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (Güney Afrika Cumhuriyeti) ecnebi, yabancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extremely modern; 'Dadism and ultramodern art'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla modern, ültramodern.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z., s. altına, altında; -dan aşağı, -dan eksik; aşağısına, aşağısında; himayesinde; hükmünde, emrinde, kumandası altında; yetkisinde; z. arasına, altına; aşağıda, aşağı mevki veya halde; daha az; s. alt; az; bastırılmış. under canvas yelkenler

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) altında, altındaki; yetersiz, eksik; aşağısında; ikinci, muavin, yardımcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşından veya seviyesinden beklenenden azını becerebilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belirli yaşa gelmemiş; olgunlaşmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. koltuk altı; s. koltuk altında olan. underarm pitch yerden atış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karnın alt kısmı; hücum veya zarara açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bid, -ding) öne sürülen fiyattan daha aşağı fiyat teklif etmek; (briç) eldeki değeri söylememek. underbidder i. aşağı fiyat teklif eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyi terbiye görmemiş, terbiyesi kıt; saf kan olmayan, cins olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. orman veya koruda büyük ağaçların altında bulunan çalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bought) düşük fiyata satın almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yapıyı tutan iskelet; hav. iniş takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hakkından az ücret istemek; yeteri kadar patlayıcı madde koymamak; i. hakkından az ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,A.B.D. üniversitede birinci veya ikinci. sınıfta okuyan öğrenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. iç çamaşırlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. astar, astar boyası, taban boya; iç ceketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. undercover

gizli

Görünmez, belli olmaz bir durumda olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gizli, casus gibi. under cover gizlice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alt cereyan veya akıntı; gizli cereyan.

<