Derya-keş ne demek? | Derya-keş anlamı nedir? | Derya-keş

Derya-keş anlamı nedir?

Derya-keş ne demek?

Derya-keş anlamı nedir?

Derya-keş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: derya kes

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok içki içen. (bk.) Deryâ-nûş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبکش] saka, su çeken. 2.kevgir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Keyif elmak makmadıyle afyon yutan kimse.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Zarkanatlılardan bir böcek. Kurtçukları daha çok gül fidanlarında yaşar (Hylotoma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anodyne. painkiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic. anodyne. pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنکش] miknatıs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay phone. pay telephone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Çizgi ve satıhların kendi aralarında veya birbirleriyle kesişmesinden doğan çizgi veya nokta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok isteyen, can ve gönülden isteyen: Ben, onun Arzûkeşi değilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckeye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse chesnut. horse chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hindkestanesi): Atkestanegiller familyasından; süs olarak yetiştirilen iri bir gölge ağacıdır. Nisan-Temmuz aylarında çiçek açar. Meyveleri kestaneye benzer. İçinde nişasta, saponin ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Kabuklarından yapılan ilaçlar ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Tohumları ise romatizma ve mafsal ağrılarını giderir. Varis flebit ve basur memelerinin tedavisinde ve deri çatlaklarını gidermekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armistice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armistice. truce. cease-fire. armistice mütareke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease-fire. armistice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden iri bir gölge ağacı ve bunun kestaneye benzeyen yemişi. Atkestanesi, atkestaneslgiller familyasındandır. Hint kestanesi de denir (Aesculus hippocastanum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası örneği atkestane‘ si ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده کش] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanadı kırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, keşîden = çekmek). 1. Yük çekici, yük kaldıran, ağır şeyler taşıyan. 2. mec. Sabırlı, tahammüllü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar fraction. common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. belâ = mihnet, Fars. keşiden = çekmek). Mihnet ve meşakkat çeken, mihnetkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir boğazı savunmak için sahile yapılan hisar. İstanbul Boğazı üzerindeki Rumelihasarı’nın asıl adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagantly promises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şapır şupur öpüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürücü. Eskiden Mekke’de KAbe’yi, Medine’de Peygamber’in türbesini süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe sayılırdı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. cefa, F. keşiden = çekmek). Çevir ve cefa çeken, ezâ ve cefaya düçar olan: Aşık-ı cefakeş = Cefa çeken Aşık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکش] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Kırık cemi, kırık çokluk. Arapça’da c. yapılacağı zaman müfredinln şekli bozularak yapılan cemi: İlm, ulûm gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [چراکسه] çerkesler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsanız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralından gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmalarını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya dokuz voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsınız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgaları, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralınden gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kafkas kavimlerinden biri ve bu kavme mensup olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Çerkesler’in tarz ve usulünde veya dillerinde: Çerkesçe hora tepmek, Çerkesçe ata binmek, Çerkesçe söylemek. Çerkesler’in tarz ve usûlüne uygun. Çerkeş dili: Kafkas dillerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çile çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-suffering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suffering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چله کش] çile çeken, acı çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin. trashcan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage can. dustbin. refuse bin. street tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Eskiden mahalle mektebine giden çocukların alfabelerini ve Kur’an cüzlerini koydukları, boyna asılan, kumaştan yapılma kese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâmen = etek, keşîden = çekmek). Eteğini çeken, eteklerini toplayan, bir işe karışmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Nefes, soluk çeken. 2. Ney, kaval gibi çalgıları devamlı üfleyen). 3. Bâzı kuşların, bülbül gibi, uzun uzun öteni. 4. Devamlı öten cins güvercin. 5. Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kafadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakit, zaman, müddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derisi dikenlilerden kestaneye benzeyen bir yumuşakça (echinus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Deniz, Ar. bahr: Deryâ-dil = Kalbi deniz gibi geniş olan: Kapdân-ı derya = Vaktiyle Osmanlı devletinde bahriye nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea. ocean. the wave. a large body of water. the waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea deniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea. learned man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریا] deniz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Deniz, büyük nehir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Liman. 2. Tersane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi deniz gibi geniş olan, gönlü, himmeti büyük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Feyzi, bereketi, lûtfu deniz gibi sonsuz olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok içki içen. (bk.) Deryâ-nûş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok ‘olan, denizi andıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Deniz gibi çok, bahşişi çok olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Denizde dolaşan, gezen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçkiyi fazla içen. (bk.) Deryâ-keş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.j. Akıllı, anlayışlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göl, küçük deniz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Küçük deniz. 2.Göl.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریانورد] denizci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Kadın İsmi) - Nur denizi, deryası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. El çeken, kör bir kimseyi elinden tutup gezdiren. 2. El uzatan, dilenci. 3. Bir işten vazgeçen. 4. At ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan nesne. 5. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, keşiden = çekmek). Gönül çeken, celb ve cezbeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikeste = kırık). Yüreği kırık. Ar. meksûrül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلکش] cazibeli, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çekici.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکسته] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (argo) yumruklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen kimse, rind meşrebli sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردکش] tortulu şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonlayarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patetes gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların ve pateteslerin kesildiklerinde kararmalrı işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijeni alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez bir suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

İimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve b esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opium den.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Esrar çeken, esrar tiryakisi, esrar müptelâsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the needle. hashish-addict. dope-addict. dope-fiend. opium-eater. junkie. pothead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hashish addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hashish smoker. drug addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسرارکش] esrar içen, esrarcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealous. partisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ غيرتکش] gayretli. 2.kıskanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zeal. partisanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas mask. gaz mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن کش] başkaldıran, asi, dikbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gayret, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kıskanç. 2. Hamiyetli. 3. Çalışkan, himmetli. 4. Taraftar: Onun gayretkeşleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gıbta = imrenme, Fars. keşiden = çekmek). İmrenen, gıbta çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Orkestra ve bandolarda davul, büyük davul.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha net bir işitilebilir aralık için insan konuşma sesini geliştirir ve kayıt alırken dikkati dağıtan arka plan gürültüsünü azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arap harflerinde). 1. Harekesi olmayan, hareke ile okunmayan, sâkin (sessiz) harf. 2. Harekesi yazılı olmayan: Harekesiz yazı okumaya daha alışmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hasret, Fars. keşiden = çekmek). Hasret çeken, erişemediği veya elden kaçırdığı bir nimet için teessüf eden, Ar. müştak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسرت کش] hasret çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtime = son, Fars. keşîden = çekmek). Hâtime çeken, bitiren, tamamlayan, sona ediren, ikmâl eden: Hâtimekeş olmak = Bitirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air sac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Kim varsa hepsi. Herhangi bir kimse: Bu, herkesin yapacağı iş değil. Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine = Bir işin, göz göre göre ters yapıldığını ifade eder. Herkes kaşık yapar, ama sapını ortaya getiremez = Becerilememiş işler hakkında söylenerek, temiz iş yapmanın zor olduğunu anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one and all. to a man. the whole caboodle. all and sundry. every man jack. all. all hands. every damned one. people. everyone. everybody. all. every one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. anybody. everybody. whoever. everyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

everyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هيچکس] hiç kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışkanlık kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak çeken, gitmek istemeyen, yanaşmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Ar. kalem, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kalem çeken, yazan, yazıcı, kâtip. 2. Çizen, çizip çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public sector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnival mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (keh = saman, keşân = çekenler). Gökteki samanuğrusu, hacılar yolu, Samanyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کهکشان] samanyolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ok atıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMAN-KEŞ) (i. F.). 1. Yay kullanıp ok atan adam, Ar. kavvâs. 2. Sîne kemanı çalan çalgıcı (bu mânâsı çok eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمانکش] okçu, yay çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرکس] akbaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akbaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kesân). Kişi, kimse (müfredi dilimizde yalnız kullanılmaz.). Herkes = Her bir şahıs, her kim olursa: Bunu herkes bilir; herkesin anlayacağı bir lisanla. Bazı kesân = Bazı adamlar, bazı halk: Bazı kesânın kanaatine göre. Bî-kes = Kimsesiz, yetim, akraba ve koruyucusu olmayan: Pek bî-kestir; bikesâna acımalı. Nâkes = 1. İnsaniyetsiz, nâmert, alçak. 2. (halk dilinde: nekes) Hasis, pinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşkın, susmuş, hayran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoğurt peyniri, yağsız Adî peynir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmak, akılsız, kolay aldanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «keşiden» den imas.) (c. keşân). 1. Çeken, çekici, tahammül eden, dûçâr. Cefakeş = Cefa çeken. Mihen-keş Eziyet çeken. 2. Güzel ve çekici, câzip, tetlı. Dil-keş = Gönül çekici. 3. Kaldıran. Serkeş = Başkaldıran, itaatsiz. 4. Çekilen. Peşkeş = Önüne çekilen, takdim olunan, hediye. 5. Çekip uzatan, işleyen. Simkeş = Sırma işleyen

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amputate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plimsoll. sneaker. gym boot. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stow it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uncut hair, one of the five physical symbols that a Khalsa Sikh must have It is a symbol of spirituality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ISO 4217 currency code for the Kenyan Shilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unshorn Hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dope-fiend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry curd. stupid. idiotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کس] kişi, kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekişme, anlaşmazlık, münakaşa: Bu iş İçin aralarında bir keşâ-keş var ki, sorma. 2. Tereddüt, ıstırap: Bir keşâ-keşe düştü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کساد] sürümsüz, kesat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sıklık, tokluk: Kumaşın kesâfeti. 2. Kalınlık, yoğunluk, sıklık: Ağacın kesâfeti. 3. Şeffaflığın zıddı: Kâğıdın kesâfeti; bulutların kesâfeti. 4. Koyuluk: Bir sıvının kesâfeti. 5. mec. Kabalık, Osm. cismânîlik, akıl, zekâ ve duygu kabalığı: Bu adamın aklındaki kesâfet. 6. (coğrafya) Kesâfet-i nüfus = Nüfus yoğunluğu, Fr. densitâ (de population).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üşenme, tenbellik, gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

density. thickness. concentration. consistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثافت] yoğunluk. 2.çokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسالت] tembellik, gevşeklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeken, çekerek: Keşan keşan götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slack. stagnant. flat. slackness. dullness. scarcity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. slack. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, satılmama, geçmeme: Ticarette çok kesat var. 2. Revaçsızlık, azlık, kıtlık, yokluk, az bulunma, Ar. nedret, kaht: Tahıl kesâdı vardır; para üesâdı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, kesat: Ortada kesatlık vardır. 2. Sürümsüzlük ve kıtlık vakti: O sene kesatlıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slackness. stagnation. letdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسب] çalışarak kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çalışıp kazanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسبی] çalışarak elde edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİSE) (i. F.). 1. Küçük torba: Şeker, un kesesi. 2. Cepte taşınan ve para koymaya mahsus küçücük torba: Para kesesi; kesesinden sarfediyor. 3. Diğer bazı şeylerin kumaş vesaireden kılıfı: Saat, çakı, mühür kesesi. 4. Hamamda vücudun kirini çıkarmak için kullanılan kıldan sert kese ki, kullanan kimse, içine elini sokar: Kese sürmek, sürünmek. 5. mec. Varlıklı olma, sahiplik, servet: Kesesinden sarfediyor: Kendi kesesinden verdi; kesesine elvermiyor. Keseye girmek = Fayda vermek, faydalı olmak: Benim keseme girmiyor. Kese akça = Vaktiyle beş yüz kuruştan ibâret para miktarı, bk. Kîse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath glove. bag. purse. pocket. bladder. pouch. scrip. vesicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket. pocketbook. pouch. purse. sac. short cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moneybag purse. small cloth bag. financial resources. bladder. cyst. jack. poke. pouch. sac. vesicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيسه] torba, küçük torba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük kese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sachet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaplumbağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bel, kazma ve sapanın çıkardığı büyük toprak parçası, kerpiç, tezek. 2. Bir yere sıralanıp çimen yapılmak üzere üstündeki otla beraber kesilip çıkarılmış dört köşeli çayır parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clod. sod. turf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gevşeklik, tenbellik, Ar. batâat, rehâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürmek, kese sürerek vücudun kirini çıkarmak: Bu tellâk iyi keseliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub with a coarse bath-glove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürünüp temizlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesesi olan. 2. (zooloji) Keseli kurt = Şerit kurtlarının yavru hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Dişilerinin karnında yavrularını taşımaya mahsus kese bulunan hayvanların takımı: Kanguru, keselilerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. geometri). Bir şeklin üzerinden geçen doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zincirden yapılma köstek veya yular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secant. secant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersecting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekici, çeken. Mihnet-kaşende = Mihnet çeken. 2. Tahammül sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deduction. sum of money deducted from a salary. purchase of the right to the income from sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax-farmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dülger ve marangoz Aleti ki, kısa bir sapa geçirilmiş bir tarafı keskin, öteki tarafı çekiç gibi bir çelikten ibarettir, Fars. tîşe. mec. Nalıncı keseri = Kendine doğru yontmak için kullanılır. mec. Menfaatperest, yalnız kendi menfaatini düşünür adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze. adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کشف] keşif, bulma, ortaya çıkarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be discovered. to be found out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

espial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraisement. discovery. exploring. exposure. guess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keşif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discover. explore. find. cipher out. descry. detect. dig out. hit off. scout. search out. study out. work out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. devise. discover. suss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discover sth new. to find out. to detect. descry. dig out / out of. discover. to make discovery. dope out. explore. find. to scent a job. pry out. spy. tell. unearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. keşfiyye). Keşfe ait: Tahkıykaat-ı keşfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bulunup meydana çıkarılan şeyler: Faydalı keşfiyyât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keski.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «kesmek» ten). Bezden biçilmiş elbise, çamaşır. Kesitaşı = Çeşme ve nehirde çamaşırı döğerek yıkamaya mahsus yassı taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir atım barut miktarı: Bir kesi, beş kesi barut. Barutluk kesisi — Ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesen, kat’eden, biçen: Yolkesici = Eşkiyâ. Esvap kesici = Biçici. Yankesici = E Içabukluğu ile herkesin cebinden cüzdan, saat vesair eşyasını çarpan hırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter. cutting. incisive. slaughterman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. incisory. sharp. cutter. clipper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çekilmiş, dizilmiş, geçirilmiş. Keşide-i »ilk-i tahrir = Yazılmış. Keşide etmek = 1. (telgraf) Çekmek: Bir telgraf keşide etmiş; filân tarafından keşide olunan telgraf. 2. (ziyâfet) Vermek: Mükemmel bir ziyâfet keşide etti; filân zâta hürmeten keşide kılınan ziyâfet. 3. Kelimeler arasında kullanılan küçük çizgi (buna yerine göre «fâsıla» ve «râbıta» demek daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick. consistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. finding. reconnaissance. estimation. detection. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. find. reconnaissance. scout. explorotion. investigation. detection. recce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimate. exploration. investigation. survey. finding out. reconnoitering. assessment. detection. discovery. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثيف] yoğun. 2.kalın. 3.koyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کشف] keşfetme, bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Açma, meydana çıkarma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconnaissance column. scouting patrol. scout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten) (mü. kesife). 1. Sık, tok: Kesif kumaş. 2. Kalın, yoğun, sıkı: Kesif ağaç. 3. Şeffaf olmayan: Kesif cisim; pek kesif bir duman. 4. Koyu, kesif bir sıvı. 5. Kaba, maddî, zekâ ve duygusu az olan: Pek kesif bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş, Ar. maktû: Kesik elbise, ağaç. 2. Sakatlanmış, sakat: Kesik kol, parmak. 3. Buruk, kesilmiş, kesik süt. 4. Pek yorgun, yorgunluktan kırılmış gibi olan: Dizlerim Adeta kesiliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. disconnected. broken. interrupted. off. cut. gash. incision. scotch. slash. slit. snick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. cutting. incision. pushed. slit. cut. off. out. curdled. coagulated. interrupted. broke. penniless. ogle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut through. cutt off. truncated. curdled. sour. interrupted. incision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. spasmodic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gust. jerky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş şeyin hâli: Ağacın kesikliği. 2. Sakatlık: Kolun kesikliği. 3. Bozukluk, kesilmiş şeyin hali: Sütün kesikliği. 4. Yorgunluk, kırıklık: Dizlerimin kesikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuity. interruption. lassitude. hysteresis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being cut or broken. fatigue. lassitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesilmek işi. bk. Kesilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disconnection. disconnexion. discontinuance. stopping. being cut. ceasing. abscission. cessation. disruption. laceration. surcease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. being cut. cutting. being stopped. stoppage. being exhausted. exhaustion. souring. cessation. deduction in advance. discontinuance. disruption. rupture. severance. suspense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesilme işi: Bu tahta kesildi; bu ağaç kolay kesilmez. 2. Biçilmez: Elbisesi kesildi. 3. Aralık vermek, durmak, dinmek, devam etmemek: Yağmur kesildi; maaşı kesildi. 4. Çekilmek, kaçınmak, ictinâb etmek, artık yanaşmamak: Yemekten, dersten, ihtilâftan, işten kesildi. 5. Kesinlikle kararlaşmak, takarrür etmek: Pazarlık kesildi; günü kesildi. 6. Ağırlık gelmek, kırıklık duymak: Ellerim, ayaklarım, dizlerim kesildi. 7. Bozulmak, ekşimek, suyu sair maddelerden ayrılmak: Süt kesildi. 8. Benzemek, dönmek: Ortalık deniz kesildi; soğuktan buz kesildim; felsefeden söz açıp başımıza ibni Sİnâ kesildi. 9. Boğazlanmak, Osm. zebhoiunmak: On kadar koyun kesildi. Çocuk sütten, memeden kesilmek = Artık meme verilmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be cut. cease. stop. be interrupted. become. turn sour. go sour. close down. clot. curdle. die away. die down. drop. dry up. go down. go off. intermit. let up. shear. sour. surcease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curdle. cut. sever. sour. stop. to be cut. to be clipped. to be sheared. to be exhausted. to curdle. to cease. to stop. to be interrupted. to become. to present oneself as. to pretend to be. to go off. to go out. to fall for sb. to go for sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cut. to be clipped. to be sheared. to be exhausted. to be tired out. suddenly to become. to curdle. to sour. to stop. to be cut off. to end. to be interrupted. to like. to be pleased by. to be attracted to. quit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kesme, kesiş, kesmek işi ve şekil, Ar. kat’: Ağaçların kesimi. 2. Bırakma, terk, tatil, aralık verme: Derslerin kesimi. 3. Biçim, tarz, şekil. 4. Bir şeyin bütününe götürü olarak biçilen değer, Osm. iltizam bedeli. Ar. mukataa: Çiftliği kesime vermek. Et kesimi = Hıristiyanlar’ca perhiz başlangıcı, (denizcilik) Su kesimi = Geminin suyun içine batan kısmının derecesini göstermek için kaplamasının aşağı tarafına yazılı rakamlar ki, bu derece geminin ağırlığıyla uygun olup savaş gemilerinde sâbit ve ticaret teknelerinde yükün ağırlığına göre değişir: Bu geminin su kesimi ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. cutting. part. section. slaughter. fraction. phase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction. pocket. sector. segment. slaughter. stanza. stave. cutting. slaughtering. cut. shape. form. fashion. zone. region. section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sector. segment. cutting. section. slaughter. slaughtering. butchering. region. belt. facet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İltizamcı, mültezim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Kat’İ: Kesin bir cevap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive. definite. absolute. certain. decisive. final. irrevocable. accurate. assertive. categorical. clean-cut. clear-cut. conclusive. sure as death. decided. declared. determined. dogmatic. downright. exact. express. extreme. firm. flat. frozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. accurate. bound. categorical. certain. conclusive. concrete. crucial. decisive. definite. definitive. direct. doubtless. exact. express. final. flat. immutable. implicit. incontrovertible. indisputable. indubitable. mathematical. outright. posit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definite. certain. final. absolute. express appropriation. bliss. categorical. for certain. clean- cut. clear. conclusive. crisp. crucial. decided. decisive. definitive. determinate. direct. distinct. downright. drastic. emphatic. exact. explicit. express

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musikide bir parçanın asıl makamından başka makama yapılan uzun geçki ki, geçici geçkinin aksidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. absolutely. completely. as sure as fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming definite. finalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (y. k.). Kesin bir hâl almak, kat’İleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite. to become final. become final / valid. jell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (y. k.). Kat’İ hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make certain of. concretize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. seal. to make definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth definite. seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Kesin olma hâil veya kesince davranış, kat’iyyet: Bu işte kesinlik yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuracy. certainty. certitude. precision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainty. certitude. definiteness. exactitude. finality. positiveness. precision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. definitely. absolutely. sure. strictly. assuredly. blankly. decidedly. declaredly. emphatically. expressly. flatly. not by a fraction. by no means. nohow. precisely. really. roundly. of a surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely. certainly. clearly. definitely. easily. flatly. precisely. rightly. roundly. sure. surely. for certain. without fail. not on any account. on no account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. certainly. definitely. under no circumstances. damn well. decidedly. emphatically. positively. precisely. without question. sure thing. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendine elbise yaptırmak: Bir kat elbise kesinmiş. 2. mec. Eğlenmek, alay etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefiniteness. vagueness. uncertainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilen şeyden çıkan parçalar, kırkıntı, kırpıntı: Tırnak kesintisi. 2. Taklîd etme, alay, maskaralık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. stoppage. cut. deduction. wage cut. dock. dockage. subtraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. cutback. deduction. snip. interruption. stoppage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. deduction (from a payment. hiatus. clipping. cut. cutback. cutoff. deduction. stoppage n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked by interruptions. having deductions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hiçbir vergi kesilmeden verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. solid. together. uninterrupted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous. uninterrupted. without deductions. gross (before deductions. all along the line. free of deductions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesi, hareketli nesnelere net şekilde odaklanılması için ‘burst’ çekimi sırasında kesintisiz olarak otomatik odaklanmayı ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KESR) (i.A.) (c.küsûr). 1.Kırma, paralama: Camı kesretti; kol kemiğinin kesri. 2. Bozma, halel getirme: Nüfuzunu kesretti; kesr-i nâmûs. 3.(e.) Arap harflerinde bir harfin esre (i) ile okunması: Siz zamiri kesr-i sin iledir. 4.(matematik) Bir sayı toplamından bir veya birkaç pay gösteren miktar ki, iki türlüdür: Birincisi Adî kesir ki, ufkî bir çizgi ile ayrılmış iki rakamla yazılıp yukarıdaki rakam payların sayısını ve aşağıdaki rakam da toplamı gösterir: — ikide bir, yada; — üçte bir. Ar. sülüs; — dörtte bir, 3 Ar.rub’; çeyrek — üçte iki. Ar.sülüsân; — 4 dörtte üç, Ar.üç rub’, üç çeyrek. İkincisi ondalık kesir ki, bir toplamın on kısma ve bunun kısımlarından her birinin yine on kısma bölünmesiyle ve bu şekilde bölünmeye devam olunarak bu bölümlerinden bir miktar gösteren rakam olup ayrılarak yazılır, meselâ: 3,25,72 kilo yazıldığı zaman üç kilo ile 25 gram ve yetmiş iki santigram demektir. 5.Kesirler (Latince: fractus, «kırılmış») iki sayının oranı olarak ifade edilen sayılar olmakta ve genellikle bütünle parçanın karşılaştırılmasında kullanılır. İlk kesirler tam sayıların çarpmaya göre tersleriydi: iki parçanın biri, üç parçanın biri, dört parçanın biri şeklinde devam eden tarihi simgeler.Zamanla beraber gelişen kesirlerin daha ileri bir türü ise bayağı kesirlerdi bu kesir türü bir pay ve paydadan oluşuyor zamanımızda hala kullanılıyorlar(½, ⅝, ¾, vb...), pay birbirine eşit parça sayısını, payda ise bu parçalardan kaç tanesinin bütüne ulaştırdığı. Örneğin payın 3 paydanın ise 4 olduğu 3/4 kesrinde 3 kaç eşit parça olduğu 4 ise bu parçalardan bütüne ulaşmak için kaç tane gerektiği. Kesirlerin dahada gelişmiş bir hali olan ondalık kesirler paydası virgül›den sonraki rakamların sayısı tarafından belirlenen 10 ve 10›un kuvvetleri olan kesirler. Örnek olarak 0,75 bu durumda pay 75 payda ise virgülden sonra 2 rakam olduğuna göre 10 un 2’nci kuvveti olan 100 dür. Kesirlerin 3›üncü bir türü olan yüzdelerde payda herzaman 100'dür bu yüzden 75% 75/100 demektir. Kesirlerin diğer işlevleri ise; Oranları göstermek ve bölme işlemini belirtmek.Bu nedenle 3/4 kesri 3 ün 4 e oranını aynı zamanda 3÷4 bölme işlemini gösterir. Matematikte kesir olarak gösterilebilecek bütün sayıların kümesi m/n, m ve n nin birer tam sayı ve n nin 0 olmadığı bu durumda oluşan küme Rasyonel Sayılar olarak adlandırılır. Bu küme Q ile gösterilir. Kesir terimi sürekli kesir ve cebirsel kesir terimlerinin içindede geçmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.«kesret» ten smüş.) (mü.kesîre). 1.Çok bulunan, bol: Kesîr mal. Kesîr-ül-mâl = Malı çok olan. 2.Birçok: Kesîr-ül-evlâd = Çocukları çok olan. 3.Sık, çok defa olan: Kesîr-ül-vuku = Çok ve sık vuku bulan. Terimlerde Yun.«poli» veya Latince «ulti» eklerinin tercümesidir. Kesîr-ül-ezhâr = Polyanthe (çok çiçekli). Kesîr-ül-aktâb = Multipolaire (çok kutuplu) vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثير] çok, bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kitre zamkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesir taşıyan veya kesirl olan sayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional number. broken number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثيرالاستعمال] çok kullanılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesme, Ar. kat’: Bu bıçağın kesişi iyi değil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Manastır râhibi, evlenmeyen râhip, Osm. târik-i dünyâ, karabaş. (coğrafya) Keşişdağı — Uludağ’ın eski adı, klasik adı: Olimpus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coincide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloisterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friar. monk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keşişlerin oturmasına mahsus inzivâ yeri, manastır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Bir nokta veya çizgi üzerinde birbirini kesip geçen çizgiler veya yüzeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Marmara Denizi’ne nisbetle Keşişdağı (Uludağ) tarafından esen güneydoğu rüzgârı ve yönü. Bununla güney yönü arasındakine kıble keşişlemesi ve bununla doğu yönü arasında olana da gündoğuşu keşişlemesi denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southeast. southeaster. southeast wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monastic order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesin karar, kat’İ hesap veya pazarlık. 2. Oyunda taş değiştirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki kişinin aralarında kesin karar vermek, aralarındaki hesabı kesmek, pazarlığı kararlaştırmak: Onunla kesiştik; bugün pazarlık, hesap, söz kesişeceğiz. 2. Oyunda taş değiştirmek ve alıp vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concur. cross. cut. intersect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. to intersect. to cross. to ogle at each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercept. to intersect. to cross. to come to an agreement on the price of sth. to exchange amorous glances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir cisim düz olarak kesildiği zaman meydana çıkan düzlemin şekli: Bir kürenin her kesiti daire biçiminde olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutaway. section. profile. crossing. edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

section. cross-section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if only. if. i wish to goodness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

would that. if only. i wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ah ! If only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAşki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dövülmüş buğday ile etten bir cins yemek. bk. Keşkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşk» ten). Döğülmüş buğday ile etten bir cins yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dal kesmeye mahsus ufak balta, el baltası. 2. Sac ve demir kesmeye mahsus düz ve yassı kalem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. chisel. cutter. chaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting implement. hatchet. cold chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head covering worn between the turban and hair by some Sikhs Also worn by some boys before they begin wearing turbans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keski.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok kesici, bilenmiş, Ar. kaatı’, sârim, Fars. tîz, bürrân: Keskin kılıç, bıçak, çakı. 2. Delici, sivri, hâd: Keskin iğne, diken. 3. Sert, kuvvetli, şiddetli, şedîd, pek: Keskin koku, sirke, tütün. 4. Müessir, tesirli, dokunaklı: Keskin dil, söz, kalem. 5. Pürüzsüz: Keskin yazı. 6. Faal, serî, Fars. cüst ü çâlâk: Keskin adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp. sharp-edged. cutting. keen. pungent. severe. stinging. strong. incisive. acute. piquant. acrid. biting. bitter. blazing. dead. deep. edged. exquisite. keen-edged. mordacious. nipping. nippy. piercing. poignant. pointed. quick. sharp-cut. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrid. bitter. keen. piercing. poignant. pungent. rank. searching. sharp. shrill. smart. strong. tart. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen. sharp. pungent. acute. severe. biting. bitter. clear cut. exact. exquisite. incisive. intense. lively. nipping. penetrant. penetrating. piercing. poignant. quick. salty. searching. shrewd. shrill. smart. splitting. strong. trenchant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpshooter. dead shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Keskin olmak, bk. Keskin ve keskinleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çok kesici veya delici olmak, Osm. kaatı’ veya hâd olmak, bilenmek: Bu çakı, bu iğne keskinleşti. 2. Sertleşmek, kuvvet kazanmak: Sirke keskinleşti. 3. mec. Faal ve çevik olmak: O çocuk çok keskinleşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keskin veya sivri şeyin hâli: Kılıcın, çakının, iğnenin keskinliği. 2. Sertlik, şiddet: Sirkenin keskinliği. 3. mec. Tesir, dokunaklılık: Dilin, sözün keskinliği. 4. Dinçlik, çeviklik: O çocuğun keskinliği. 5. Bir kesici Aletin kesen tarafı: Kılıcın keskinliği. 6. Kılıçlama vaziyet: Tahtaları keskinliğine komak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpness. keenness. pungency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden Hind dilencilerinin ve kalenderlerin kollarına asılı tuttukları ve herkesin önüne uzattıkları büyük hindistancevizi kabuğundan ibâret kap ki; aldıkları şeyleri içine koyarlardı. Keşkül-i fukara = Muhtelif şeylerden mürekkep bir çeşit sütlü tatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کشکول] dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Süt tatlılarından biri. bk. Keşkül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. fatın, fıtâne, aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesmek işi. Kesmek. 2. Kalıba dökülmüş parça şeker. 3. Kesilmiş, Ar. maktû. 4. Kat’İ, kesin, götürü: Kesme hesap; kesme resim. 5. Kesilmiş gibi veya kesilebilir, yumuşak taş veye sert kil halinde olan: Kesme kaya; buranın arazisi bütün kesmedir. 6. Kesip beğenmek şartıyla: Kavunu, kesme olarak aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Teneke vesair kesmeye mahsus büyük makas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. cut. stoppage. discontinuation. interception. shutoff. abscission. clip. curtailment. cutback. nip. scission. section. shearing. suppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip. incision. sector. shutoff. trim. cutting. shears. chop. cut. definite. fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interrupt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kesme Modu ile Kayıt Yapma, ayrı ayrı fotoğraflardan animasyonlu bir film yapılmasında kullanılır. Bu sayede çizgi filmler ya da duraklamalı oynatılan animasyonlar yaratılabilir. Her kesmeden 5 çerçeve (saniyenin 1/5’i) kaydedilir

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump sugar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hewn stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavun ve karpuz gibi meyveleri kesip beğenirse almak şartiyle: Kesmece satıyor; kesmece aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that will be cut and shown for approval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir kesici Aletle ayırmak, Osm. kat’etmek: Tahta, ağaç, kâğıt, bez kesmek. 2. Biçmek: Ceket, pantolon kesmek; kesip dikmek. I. Durdurmak, dindirmek, geçirmek: Rüzgâr, yağmuru kesti; aspirin baş ağrısını keser. 4. Aralık vermek, fâsıla vermek: Lâkırdısını kesti; sözünüzü kesmeyin. 5. Kararlaştırmak, karar vermek, hükmetmek, kesin şekilde söylemek, tâyin etmek: Gününü, miktarını kesmedi; dâvâyı, meseleyi kesti. 6. Kaldırmak, yok etmek, Osm. ref’etmek: Ümidi kesti, kendisiyle muhabereyi, münasebetleri kesti. 7. Boğazlamak, Osm. zebhetmek: Bir koyun, bir hindi kesti. 8. Kılıçla ve diğer kesici Aletle öldürmek: Adam kesmek. 9. Yontmak: Kalem kesmek; tırnak kesmek. 10. Enemek, hadım etmek, iğdiş etmek, Osm. ihsâ eylemek: Atı kesmek. 11. Paralamak: Fare, eşyayı kesiyor. 12, TAyin ve tahsis etmek: Maaş, tayın kesmek. 13. Fiyat indirmek, ödenecek bir meblâğın bir miktarını alıkoymak: Alacağından kesme; işçinin ücretinden kesme. 14. Tutmak, çıkmak, mal olmak: Bu iş ne kesti, ne kesiyor? İS. Taklit etmek, eğlenmek, elaya almak. Ardını kesmek = Terketmek, devam etmemek. Para, sikke, akça kesmek = MAdeni para basmak. Ayağını kesmek — Artık gitmemek, gitmekten vazgeçmek Elini kesmek = Men’etmek. Umlt kesmek = Ümitsiz olmak. Önünü kesmek — Önüne çıkıp ileri gitmesine engel olmak. Başkesmek = Başaşağı etmek. Başını kesmek = Boynunu vurmak. Boyun kesmek = İtaat etmek. Bahâ kesmek = Kıymet, değer biçmek. Had kesmek = Sınır tayin etmek. Hesap kesmek = Hesabı temizleyip ilişik bırakmamak. Sesini kesmek = Artık susmak. Sözü bal İle kesmek Başkası konuşurken sözünü ağzından almak. Akıl kesmek = Anlamak, mümkün olduğunu kabûl etmek: Aklım kesemiyor; bunu aklım kesiyor. Kısa kesmek = Uzatmamak, kısaca söylemek. Gözü kesmek = Yapabileceğini anlayıp güvenmek. Kesip atmak = Kesin şekilde karara varmak. Memeden, sütten kesmek = Çocuğa artık meme vermemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. break. clip. cease. stop. discontinue. interrupt. disconnect. intersect. abandon. butcher. carve. chop. chop off. close. close down. crop. cut back. cut off. cut out. deaden. dock. drop. dry up. excise. fair. fell. gash. give over. hack. hew. ki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. butt. carve. cease. clip. curdle. cut. discontinue. dock. drop. excise. hew. interrupt. leer. lop. ogle. sever. shave. slash. spin. to cut. to chop. to hew. to clip. to cut sth off. to cut sth down. to cut down. to dock. to sever. to stop. to ceas

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. interrupt. truncate. cut off. cut. to cut. to cut in two. to cut off. to cut down. to cut up. to slice. to wound by cutting. to slaugther. to interrupt. to stop. to turn off. to stop the flow of. to coin. to issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekişme, Ar. münâzaa, muâraza. 2. Kararsızlık, tereddüt, karışıklık: O iş keşmekeşe kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confusion. disorder. conflict. blight. chaos. rat race. snarl. snarl-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bustle. thick. whirl. confusion. disorder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

great confusion. disorder. chaos. rat race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشمکش] kargaşa, çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taşocağı. 2. Ağaç. kilit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keskin olmayan, kör küt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başak semanı, ince ve kırık saman. 2. Harmanda toprağa karışıp tekrar dövülen başak parçası. Sütkesmiği = Kesilmiş sütün koyu kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça üç harekeden esre denilen hareke kl, i, ı okunan harfin altına yazılır. Kesre-i hafife = Türkçe’de cbiz» ve «kimi gibi ince okunan esre. Kesre-i sakiyle = Yine Türkçe’de «sıra» ve «ılık» gibi kalın okunan esre. Kısa ı, i vokalinin işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çokluk, bolluk: Kesret-i mahsulât — Ürünlerin bolluğu. 2. Fazlalık, ziyadelik, mübalâğa: Kesret-i zekâ. 3. (tasavvuf) Kalabalık, vahdet zıddı: Kesret içinde vahdet herkese müyesser olamaz. Kesretle = Çok, fazlası ile, pek, fazla, (edebiyat) Cem’-i kesret = Arapça’ da dokuzdan fazla sayı için kullanılan çokluk kipi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثرت] çokluk, bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çokça, bolca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bolluk üzre olan, çok fazla, ziyade: Orada böcekler kesretlidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çok, fazla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kesriyye) (matematik). Hesapta kesre alt: Aded-i kesrî; Adâd-ı kesriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tkeşf» ten imüb.). 1. Mübalâğa ile keşfeden, gizli bir şeyi meydana çıkaran, keşif sahibi: Amerika keşşâfı; kendisi sanayi sahasında keşşâftır. 2. Gizli mânâ ve sırları açığa çıkaran (Bu mânâ ile Zemahşeri’nin meşhur tefsirine unvan olmuştur). 3. (askerlik) Askerin önünde gidip arazi ve düşmanı keşif ve muayene eden subay veya birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Y.’dan). Maruf meyve kl, mutedil iklimlerde yetişip dikenli yeşil bir dış kabuk içinde iki tane bulunur ve her biri açık siyah ve yumuşak bir kabuk içinde bir tekliden ibarettir. Atkestanesl = Yenmez iri cinsi ki, ağacı, gölgesi için bahçelerde ve yol kenarına dikilir. Kuzukestanesi = Çiğ de yenilen bir cins küçük tanelisi. Külkestanesi = Sulak yerlere mahsus cinsi. Kestane kebabı = Kabukla beraber veya kabuksuz olarak ateşte pişmiş kestane. Kestane ağacı = Kestane meyvesini veren ağaç ki, hayli büyük olur. Kestane rengi = Koyu kahverengi. Kestane fişeği = Fazla patırdı eden bir fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. marron. spanish chestnut. sweet chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. chestnut tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(castanea vesca): Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 - 30 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları geniştir. Meyveleri iridir. Kullanıldığı yerler: Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi, kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Mideyi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firecracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auburn. chestnut. maroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane veya kestane kebabı satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (anatomi) İdrar yollarının arka kısmında ve yalnız erkeklerde bulunan bir bez, prostat. 2. Atların bileğinde çıkan ve boynuz kemiği gibi görünüşü olan kısa çıkıntı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane ağaçlarını içine alan yer, kestane ağacı korusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İ. castello). Hisarcık, küçük hale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتی] gemi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemici, gemi kaptanı, Ar. mellâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتيبان] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kestirmek İşine konu olmak. Ağacın dallan kestirildi. 2. Kesin şekilde halledilmek, kesin karar verilmek: O dâvâ hâlâ kestirilmedi. 3. Kesin şekilde hükmolunmak, kesin bir fikir söylenilmek: Bu kelimenin asıl Türkçe mi yoksa diğer bir dilden mi olduğu kestlrilemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kestirmek işi. Kat’i, itiraz ve değiştirilmesi kabil olmayan: Kestirme cevap, kestirme söz. 2. Tahminî, Ar. muhammen: Kestirme bir miktar. 3. Kısa, doğrudan, dolaşmaz: Kestirme yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortcut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catnap. doze. kip. nap. shortcut. zizz. estimate. guess. short cut. direct. short. concise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortcut. direct. concise. catnap. short cut. doss. expedient. forecast. forty winks. guesswork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kesmek işini yaptırmak: Şu ağacın fazla dallarını kestirmeli. 2. Kısaltmak, Osm. ihtisâr ettirmek: Yolu kestirdim. 3. Vazgeçirmek, bıraktırmak: O adamı kumardan kestirmeli. 4. Karar vermek, hükmetmek: Bu meseleyi kestlremedim. 5. Tahmin etmek: Kendimce Öyle kestirdim. 6. Süt, şeker vesaireyi ekşitip değiştirmek. 7. Boğazlatmak, Osm. zebhettirmek: Birkaç koyun kestirdi. Uyku kestirmek = Uykusunu almak, biraz uyuyup uykuya olan arzuyu gidermek. Başını kestirmek = mec. Direnmek. Göze kestirmek = Yapabileceğini anlamak, güvenmek: O hendeği atlamayı gözüme kestiremedim; o yazıyı yazacağımı gözüme kestirdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doze. drowse. kip. nap. snooze. to have cut. to estimate. to predict. to conjecture. to nap. to doze. to have a snap. to snooze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecast. to have sth cut. to estimate. to predict. to doze off. to curdle. to have a doze. forecast. guess. to have a nap. to have a snooze. understand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerkenez, zool. Falco tinnunculus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Çok kâr eden, çok kazanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öç alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması gerektiğini savunan ilke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kazanma, kazanç, Ar. iktisâb, istifade: Hayli servet kesbetmiştl: Ayda birkaç bin lira kisbi vardır. 2. Edinme, Osm. hâsıl ve peydâ etme: Kisb-i malûmat etmek; yağmur altında av arkasından gezmekten hastalık kesbettim. 3. Geçimini sğalamak için çalışma ile buna Alet olan san’at ve meşguliyet: Kisb ü kâr sahibi, bk. Kesb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لب دریا] sahil, deniz kenarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lekesi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. immaculate. spotless. stainless. blameless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaculate. spotless. with an unsullied reputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asker çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aks» den im.). Aksetme yeri, yankı yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معکس] yansıma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. geçici tedbir; s. geçici tedbir türünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mihnet-keşân) (Ar. mihnet = eziyet, Fars. keşiden = çekmek). Eziyet çeken, gam ve kederle ömür geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den imef.) (mü. mükessere). Kırık, kırılmış, Fars. şikeste. (e.) (Arapça gramerde) cem’-l mükesser = Kaidesiz, bükümlü çokluk ki, harflerin değişmesiyle olur: Nedim, nüdemâ; şiir, eş’Ar; tanbOr, tanâbîr... gibi. Zıddı: cem’-i sâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten if.) (mü. mükessife) (tıp). Koyulaştıran, kesif hâle koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yoğunlaştırıcı, kondansatör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küsûf» tan İf.) (mü. münkesife). Küsûfa uğramış, tutulmuş, ayin araya girmesiyle görünmez olmuş (güneş) (ay hakkında «münhasif» denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «keşf» ten if.) (mü. münkeşife). 1. Meydana çıkmış, açık. 2. Keşfolunmuş, meçhul iken bulunup bilinmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den if.) (mü. münkesire). 1. Kırılmış, kırık, parçalanmış: Ayna münkesir oldu. 2. mec. Kırgın, gücenmiş, mahzun, kederli: Kalbi münkesir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müzerkeşe) (Farsça zer-keş’ten Arapçaiaşmış). Sırma ile işlenmiş, sırmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منکسر] kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nekeslik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-KES) (i. F.). 1. insaniyetsiz, alçak. 2. (Türkçe halk dilinde: nekes) Hasis, cimri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ناکس] soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: nekeslik) Cimrilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Nargile içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle of causality. law of causation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathtaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NA-kes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stingy. tight-fisted. moneygrubber. penny pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نکس] hayırsız. 2.elisıkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAkeslik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

density of population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiery. hot tempered. like a bear with a sore head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Erkek örümcek. 2.Bir dağ adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (musiki). Çoksesli eser çalan çalgılar topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchestra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchestra. band. ensemble. music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Orkestrasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. A. T.) (musiki). Orkestra yönetme san’at ve ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. T.) (musiki). Orkestra yöneticisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductor. maestro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductor of an orchestra. conductor. director of music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.) (musiki). Bir musiki eserini orkestraya göre yazabilmeyi öğreten çoksesli yüksek musiki ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Fars. pîş-keş = öne çekilen). Hediye, ermağan. Peşkeş çekmek = Olmayacak bir şeyi teklif etmek, sözde mükâfatlandırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta kargı sapı; ucu demirli baston. plain as a pikestaff apaçık, meydanda, aşikâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. rakam, Fars. keşîden = çekmek). Rakam çeken, yazan, çizen..

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gall bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Safra kesesi taşlarının neden olduğu bir çeşit iltihaplanmadır. Tıp dilinde kolesistit denir. İki çeşidi vardır.

- Müzmin safra kesesi iltihabı :

Safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca; sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Tıp dilinde kronik kolestit denir. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür.

- Akut Safra Kesesi İltihabı :

Bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde akut kolestit denir. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür. Her iki çeşit safra kesesi iltihabında da; vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ameliyat gerekebilir. Ameliyat gerekmeyen durumlarda veya safra kesesi iltihaplanmasını önlemek ve safra akımını kolaylaştırmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam maydanoz konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial country. industrial country / nation. industrial nation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symphony orchestra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symphony orchestra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, keşiden = çekmek). Baş kaldıran, itaatsiz, Ar. muannid: Serkeş adam, at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contumacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intractable. unruly. refractory. disobedient. lawless. lawless man. recalcitrant. truculent. vocal person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرکش] dikkafalı, inatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Serkeşlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرکشی] dikkafalılık, inatçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serkeş olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unruliness. intractableness. refractoriness. contumaciousness contumacy. ill- nature. recalcitrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. “şiken” yerine birleşik sıfat teşkiline girer). 1. Kırma. Şikest etmek, Kırmak. Şikest olmak = Kırılmak. 2. Mağlûbiyet, kırılma. Kıran. Peymineşikest, büt-şikest = Kadeh, put kıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکست] kırık. 2.yenilgi. 3.kırma. 4.kırılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kırılmış, kırık. 2. Mağlûp, yenilmiş, bozulmuş (birleşik sıfat teşkiline de girer). Şikestedil = Gönlü kırılmış. Şikeste-hitır = Hatırı kırılmış. 3. Tâlik yazısının bir çeşidi: Şikeste’yi çok İyi yazardı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکسته] kırık. 2.yenik, mağlup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık kanatlı, kanadı kırık, kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık dökük, şöyle böyle

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکسته بال] kanadı kırık. 2.çaresiz, üzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته بسته] kırık dökük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته دل] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [شکسته طالع] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Sîm = sırma, keşiden = çekmek). Haddeden gümüş tel çeken san’atkâr: Sİmkeş işi. (Halk dilinde «sırmakeş» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırma teli işlenilen fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «sîm-keş» den galat). Sırma işleyen, gümüşten sırma çeken esnaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Sitem = zulüm, keşiden = çekmek). Haksızlık çeken. Ar. mazlûm, mağdûr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. havada görülebilen pislik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur bacası; uzun fabrika bacası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathtaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parmaklık rendesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. men) sözcü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draught. water line. load water line. loadline. wet line. plimsoll. water level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Sürme çekmiş. 2. Sürme çeken, sürme çekici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyango ve at yarışlarında kazanınca verilen büyük meblağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Türkçe «taban» ile Farsça «keşîden» masdarından mürekkep yanlış tâbir). Yaya yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risk free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. safe. dangerless. free of risk. benign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. free from danger. free of risk. benign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risklessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monogamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesret» ten). Çoğalma, çok olma: Hayvanların tekessürü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکسر] kırılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکثر] çoğalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça «tîr-keş» den. Asıl Türkçesi sadak, sağdak). Ok kuburu, Ar. kenâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترکش] okluk, sadak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. F„ tir = ok, keşîden = çekmek). Ok kuburu, ok mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تيرکش] okluk, sadak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (tuğra, keşiden = çekmek). Tuğray-ı hümâyûn çeken yüksek rütbeli görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-F.) [طغراکش] tuğracı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tuğrakeş görevi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğuz yazıtlarında adı geçen bir kahramanın adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Türkistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice bir şey aşıran hırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bagsnatcher. cutpurse. lifter. pickpocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pickpocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dipper. light-fingered gentry. knuck. light- fingered. pickpocket. snatcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cut off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by