Dest-res ne demek? | Dest-res anlamı nedir? | Dest-res

Dest-res anlamı nedir?

Dest-res ne demek?

Dest-res anlamı nedir?

Dest-res | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dest res

Türkçe Sözlük

(i. F. dest =s el, resîden = yetişmek). Eli yetişen, nâil olan, muvaffak: Meramına destres olamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Abdest = El suyu). Namaz kılmak için şeriate göre yüz ve dirsekle beraber el ve ayakları yıkamak ve başa meshetmekten ibaret temizlenme işi: abdest almak, abdest vermek = Azarlamak, abdest iktiza etmek = Rüyada kirlenmek, ihtilâm, abdest bozmak = Ayak yoluna gidip dışarı çıkma ihtiyacını gidermek, abdestimde şüphem yoktur = İmanım vardır (halk arasında gusüle de bazen abdest denildiği için, birine küçük, diğerine büyük abdest derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Purification by washing the hands before prayer; a Mohammedan rite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ritual ablution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدست] abdest. 2.paylama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Abdest almaya mahsus ibrik.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(pimpinella saxisfrage): Gülgillerden; siyah ve yeşil boya çıkartılan bir bitkidir. Rutubetli yerlerde yetişir. Boyu 70 santimetre kadardır. Kökü akıcıdır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Göğüs ağrılarını dindirir. Ateşi düşürür. Boğmaca, öksürük ve baş ağrılarını keser. Vücuda dinçlik verir. Balgam ve ter söker. Burun kanamalarını keser. Bademcik şişlerini indirir. Mide yanması ve bağırsak gazlarını giderir. Çıbanın olgunlaşmasına yardım eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (Abdest-hâne = Abdest evi). 1. Abdest almaya ve el, yüz yıkamaya mahsus musluklu ve kurnalı yer. 2. Abdest bozacak yer, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدستخانه] tuvalet. 2.abdest alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl abdest alırken giyilen bir nevi kısa cüppe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) kısa cübbe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdest almamış, abdesti bozulmuş, pehrizslz, sakınılması icap eden günahlardan sakınmayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın isimlerinden. Reşid’in kulu.- (bkz.er-Reşid).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). büyüyen, çoğalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). artist, aktris, kadın oyuncu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adres; söylev, nutuk; konuşurken takınılan tavır, eda; hüner, sanat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). söylev vermek, nutuk söylemek, hitap etmek; mektubun adresini yazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adresine mektup gönderilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hitap eden kimse; imza eden kimse; dilekçe sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adres yazma makinesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir kimsenin oturduğu yerin yazılı veya sözlü olarak gösterilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address. direction. take for a ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper of direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressograph. mailing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book / booklet. directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afet, felâket, belâ getiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت رسان] bela getiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). orman haline getirmek, ormanlaştırmak, ağa,clamak. afforesta'tion (i) ormanlaştırma, ağaç dikme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yeniden, tekrar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I, F.). 1. Güneşe tapan. 2. Nilüfer çiçeği. 3. Ayçiçeği. 4. Kaya keleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). saldırmak; kavga çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tecavüz, hücum, saldırı; saldırganlık. nonaggression (i). saldırmazlık , ademi tecavüz aggressive (s). saldırgan, mütecaviz aggressor (i) mütecaviz , saldırgan kimse veya memleket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agresif

saldırgan

Başkasına saldıran, yapısında saldırma özelliği olan (devlet, kimse, hayvan).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Eriyik hâlde balmumu bağlayıcı ile pigmentlerin karışımından elde edilmiş boyalarla yapılan resim türü. Antik Çağdaki belli başlı resim tekniklerinden biri olan ankostik resim, MÖ IX yy.da Yunan sanatçı Pausias tarafından yetkinleştirilmiştir. Günümüze ulaşan en önemli örnekler, Mısır`daki el- Feyyum Vahası`nda Roma dönemine ait mezarlarda bulunan Feyyum Portreleri` dir (II. yy.).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), ağaca benzeme, ağaç şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şekil ve büyüklük bakımından ağaca benzeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süslenmiş, bezenmiş, süslü. (bk.) Arâste.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tutuklama, tevkif, hapis; durdurma; kesme; (f). durdurmak, kesmek; (huk). tutuklamak, tevkif etmek, tutmak; çekmek, celbetmek (dikkat). under arrest tutuklu, mevkuf; durdurulmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle of latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command office. recruiting office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Assosiated Press haber ajansı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş peresten = Ateşe tapmak. Ateşe tapan, Zerdüştî, Gebr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateşpereslik, ateşe tapmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتش پرست] ateşe tapan, ateşperest.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşe tapma, ateşe tapanların hal ve sıfatı ve mezhebi, eski Iranlılar’ın Zerdüşt tarafından kurulmuş dini.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آواره سر] aylak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsçası: Azerperesten = Ateşe tapmak). Ateşe tapan, Ateş-perest, mecûs, Zerdüştî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Asor adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arkalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبدست] eli boş, züğürt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şaraba tapan, şaraba pek düşkün, (bk.) BAde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski iskandinav kahramanı; zırhsız asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi eğrelti otu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bezistân, kullanılanı: Bedesten). Kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vesaire alışverişine mahsus örtülü ve mahfuz çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered bazaar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market where antiques. objets d'arts. jewelry etc. are sold. vaulted and fireproof part of a bazaar where valuable goods are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nasipsiz, mahrum: İlimden behresizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

period of waiting. waiting period. waiting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Mobil cihazlarda, hiç görüşme yapılmadan, şarj edilebilir bataryanın tam olarak dolduğu andan, tükenene kadar geçen süredir. Bu süre, en başta baz istasyonuna yakınlık olmak üzere çeşitli nedenlerle değişiklik gösterebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,çoğ., Fr. edebiyat, gökçe yazın; güzel sanatların bir kolu olarak edebiyat; edebiyatın seçme örnekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bullfight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bull fight. bullfight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. Al. jeoloji). Tabiî çimento ile kaynaşmış kırıntılardan meydana gelen kütle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. breccia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bükreş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Buenos Aires.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). payanda, ayak: destek:(f). ayak veya payanda koymak; desteklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بت پرست] putperest, puta tapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eline çabuk kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El çabukluğu, eline çabuk olma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره ساز] çare bulan. çâresâz olmak çare bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چاره سازی] çare bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çare ve tedbiri olmayan, çaresi bulunamayan: Bu, çaresiz bir hastalıktır. 2. Kaçınılmaz, imkânsız, zarurî, elzem: Kışın ateş yakmak çaresizdir. 3. Bîçare, muhtaç, zarurette bulunan: Pek çaresiz kaldı. Zarurî olarak, mutlaka, behemehal: Bugün çaresiz gidilecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irremediable. inevitable. incurable. irredeemable. past retrieve. beyond retrieve. remediless. without means. desperate. despairing. helpless. irreparable. shiftless. past cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helpless. incurable. without means. irreparable. inevitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helpless. incurable. of necessity. inevitably. at loss. hopeless. inevitable. irredeemable. irremediable. irreparable. necessarily. perforce. beyond redress. past redress. resourceless. all at sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tedbir ve ilâç kıtlığı ve imkânsızlığı. Acz, mecburiyet. 2. Bir şeyin zarûrî ve mecburî olması. 3. Bîçarelik, zaruret, ihtiyaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hopelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desperation. helplessness. despair. incurability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helplessness. poverty. desperation. fatality. resourcelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). okşama, kucaklama; (f). okşamak, sevmek, kucaklamak. caressingly (z). kucaklayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kelime ve deyimleri yanlış kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine geçmiş, dolaşık. Fars. girift, pîçâ-pîç (şimdi çapraşık deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirine geçmek, çitişmek, çapraz olmak. 2. Sıkışmak, kenetlenmek, şiddetlenmek (şimdi çapraşmak deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvanın boynuna asılan çıngırak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جرس] çan. 2.çıngırak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). bereket tanrıçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (botanik). Çançiçeğigiller. (Fr. campanulacis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

environmental. peripheral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

environmental. peripheral. circumferential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

maslahatguzar, işgüder, sefir vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yabancı bir dilden seçilmiş okuma parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sağlanan bu benzersiz özellik, Piksel x Piksel başına I/P (Titreşim/Kademeli) Dönüştürme ve V-Kenar Telafisi teknolojilerini kullanarak olağanüstü kademeli video sinyali üretir.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چيره دست] yetenekli, becerikli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gizli, mahrem, el altından. clandestinely (z). gizlice. clandestineness (i). gizlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). bir bina, kilise, vagon vb'nin pencereli üst kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kompres; pamuk v.b balyalarını sıkıştıran makina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, basmak, tazyik etmek. compressed air sıkıştırılmış hava. compressible (s). sıkıştırılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıkıştırma, tazyik, kompresyon; kısaltma, ufaltma. compression stroke (oto). sıkıştıran vuruş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tazyik edici, sıkıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kompresör, sıkıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). beraber büyüme, birleşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kongre, toplantı; meclis; (b.h). özellikle ABD'de Millet Meclisi. congres'sional (s). ABD Millet Meclisine ait. congressman (i). ABD Millet Meclisi üyesi, özellikle Temsilciler Meclisi üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). zina davasında maznunun suç ortağı olan uçüncü şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uymak, uygun gelmek, tekabül etmek, karşılamak; benzemek. correspond to tekabül etmek, benzemek. correspond with mektuplaşmak muhabere etmek, haberleşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tekabül, uygunluk; mektuplar, mektuplaşma, yazışma muhabere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). muhabir; tekabül eden şey; (s). karşılıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yerini tutan; mektuplaşan, muhabere eden. correspondingly (z). mukabil olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casusluk , casusluk faaliyetlerini meydana çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). crescendo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -dos) (f)., (müz). kreşendo; (f). kreşendo yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hilâl, yarımay; hilâl şeklinde alâmet veya şey; islâm âlemi; (s). hilâl şeklinde; büyümekte olan, gelişen. the Crescent Türk veya islâm gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). tere. watercress (i). su teresi, cırcır. (bot). Lepidium sativum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). demir kandil, meşale, fener.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ibik, taç, tepe; başlık sorguç; zirve, doruk; (f). zirve teşkil etmek; üstünden aşmak (tepe dalga). crested lark tepeli toygar, (zool). Galerida cristata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yılgın, başı önünde, meyus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk). takribi olarak (vasiyetname yorumu ).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selvi, selvi ağacı. (bot). Cupressus sempervirens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادرس] imdada koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Optik sistemlerin yapısından dolayı görüntüler köşelere doğru daha koyu çıkarlar. Bu özellik, paraziti artırmadan mükemmel homojenlikte bir görüntü elde etmek için köşelerde kazanımı artırarak bu sorunu ortadan kaldırır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Resmî dâire, hükümet dâiresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. orbicular. annular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. cyclic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yeraltı işçisini hava basıncından kurtarmak. decompression chamber uçuşa hazırlık için normal basıncı azaltan kapalı hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With decreasing volume of sound; a direction to performers, either written upon the staff , or indicated by the sign. a gradual decrease in loudness grow quieter; 'The music decrescendoes here' gradually decreasing in volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually softer Synonymous with diminuendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The same as diminuendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual decrease in the volume. weakening in volume; sometimes called diminuendo. decreasing loudness in a more gradual manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual decrease in volume. : Getting progressively softer Means the same as diminuendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dynamic effect of gradually growing softer Also referred to as diminuendo [Dynamics Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dynamic marking meaning 'gradually getting softer '. - A gradual degrease in loudness, like the diminuendo. a gradual decrease in loudness. grow quieter; 'The music decrescendoes here'. gradually decreasing in volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (müz). dekreşendo, diminuendo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). azalan, küçülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ormandan mahrum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

probation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldanmak, oynatmak, harekete getirmek, (bk.) Tepreştirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzmek, kasvet vermek, canını sıkmak, moralini bozmak; kuvvetten düşürmek, zayıflatmak; k.dili kolunu kanadını kırmak; değerini veya miktarını azaltmak; mevki veya rütbesini indirmek; bastırmak; meyus etmek. depressible (s). şevki kırılır, bastırılab

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). faaliyeti azaltan, müsekkin, yatıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). basılmış, bastırılmış, indirilmiş; canı sıkılmış, kederli, üzüntülü; miktarı azaltılmış, değeri düşürülmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasvet, keder, hüzun, can sıkıntısı; piyasada durgunluk, buhran, buhran devresi; (tıb). düşkünlük, dermansızlık; alçak basınç alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasvet verici, kasvetli; durgunluk sebebi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıkan şey veya kimse; indiren şey; (anat). aşağı çeken (kas). tongue depressor (tıb). dili aşağıda tutan pens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldatmak, oynatmak, harekete getirmek, (bk.) Tepreştirmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dépression

1. ruh b. bunalım, 2. ekon. çöküntü

1. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk. 2. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. depression çöküntü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. nervous depression. downdrag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = zarf edatı, dest = el). 1. Elde etme, tutma, yakalama: Cinayeti işleyenleri derdest ettiler. 2. Elde bulunan, yapılmakta veya görülmekte olan: O iş derdesttir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردست] yakalama. 2.el altında olma. derdest edilmek yakalanmak. derdest etmek yakalamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El. (bk.) Derdest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Ova, sahra, kır. 2. Beyâbân, çöl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست] el.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دشت] kır. 2.ova. 3.çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). El ve ayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşık el, bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Küçükten beslenip alıştırılmış, ele alıştırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, Avîhten = asılmak). Ufak hediye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuvvet, üstünlük, zafer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El öpme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, bûsîden = öpmek). El öpme. İfâ-yı resm-i destbûsi = El öpme törenine katılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. El uzatma, sarkıntılık. 2. El uzatan, sarkıntılık eden, zulüm yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tezgâh, dokuma Aleti, atölye. 2. Zenginlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, giriften = tutmak). Düşenin elini tutan, yardımcı. Ar. mutn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El açan, avuç açan, dilenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilencilik, el açıcılık, avuç açıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, imdâda yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyuncak, (bk.) BAzî

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El işi, iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. El çeken, kör bir kimseyi elinden tutup gezdiren. 2. El uzatan, dilenci. 3. Bir işten vazgeçen. 4. At ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan nesne. 5. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, mâlîden = silmek). El silecek yağlık. Ar. makrama, (makreme), mendil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest = el, mâye = asıl, esas). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Fakir. 2. Dindar. 3. Mendil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dest =s el, resîden = yetişmek). Eli yetişen, nâil olan, muvaffak: Meramına destres olamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, Ar. muin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardım, Ar. muAvenet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Millî, dinî, mitolojik hikâye. 2. Türk halk şiir ve musikisinde bir çeşit. (bk.) DAstân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. epopee. epos. saga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. saga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. epic poem. saga. song.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستان] hikaye. 2.destan. 3.masal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Hikaye, kıssa. 2.Hile, mekr, tenvir. 3.Rüstem’in babasının lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legendary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarık, Ar. amâme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستار] sarık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarık bağlayan, mec. Din adamları sınıfına mensup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستاویز] küçük hediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بدست] elden ele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بوس] el öpen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بوسی] el öpme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. El, tutam, bağ, demet: Bir deste çiçek, bir deste kaşık. 2. Sap, kabza: Hançer, bıçak destesi. 3. Havan eli. 4. (denizcilik) Gemi demir attığı zaman salıp zincirin üzerine binmesi ki, zincirin çok gerilmesine sebep olur: Deste etmek. Deste more.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunch. bouquet. sheaf. bundle. deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. bunch. bundle. wad. bouquet. packet. package. pack. deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دسته] grup. 2.demet. 3.kulp.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Demet, tutam, takım. 2.Kabza, tutacak y(Erkek İsmi) 3.On yapraklık altın varak defteri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boya vesaire ezmeye mahsus yuvarlak ve sert taş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül demeti, destesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide süs notalarınden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir duvar ve binayı yahut bir ağacı durdurup takviye etmek için vurulan dayak: Destek vurmak, destekle tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auxiliary. backup. supporting. support. stand-by. brace. prop. rest. underlay. upholder. buttress. backing. backup. aid. supporter. friend. anchorage. assistance. bolster. booster. bracer. bracket. contribution. cooperation. corbel. countenance. crut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aid. assistance. auspices. backing. boost. brace. bracket. buttress. comfort. console. cooperate. countenance. favour. pier. promotion. prop. reinforcement. rest. shore. shoulder. stand. strut. support. truss. beam. reinforcements. help. helper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. backing. crutch. plank. prop. reinforcement. stanchion. stay. strut. truss. stand. base. pedestal. stock. poppet. rest. backstay. outrigger. cleat. stay-by. skid. bolster. strutting. holdfast. staff. counterfront. angle tie. abutment. aid and com

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Başka dokulara destek olan doku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back. further.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boost. brace. nourish. sustain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backer. booster. buttress. follower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supporting. bracing. boost. corroboration. logrolling. pump priming. strutting. sustentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. supporting. backing. truss. propping. shoring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Destek vurarak sağlamlaştırmak. 2. Bir kimseye, bir işte yardımcı olmak, kolaylık sağlamak, desteklemek, arka çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give a leg up. give countenance to. keep smb. in countenance. lend countenance to. encourage. support. brace. prop. shore. stand by. buttress. back up. strengthen. advocate. assist. bear out. bear smb. out. bolster. bolster up. buoy. champion. counte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assist. brace. buoy. buttress. carry. champion. cheer. countenance. endorse. favour. found. nourish. prop. shore. strengthen. subsidize. support. uphold. to prop up. to shore up. to support. to back up. to countenance. to uphold. to champion. to endorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

support. to support. to prop up. to bolster. to bolster up. to boost. to back. reinforce. to skid. to truss. to sustain. to second. to assist. back up. build up. buttress. to lend countdown to sb. countenance. espouse. prop. pull for. root for. sell short

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stay up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be supported. to be propped up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supported. propped up. upborne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsupported.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbacked. unsupported.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tie in sheaves. bundle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça dest-ere = el bıçkısı. Türkçe söylenişi: testere). El bıçkısı. El ile kullanılan küçük bıçkı. Zemin testeresi = Yuvarlak kesmeye mahsus testere. Kıl testeresi = İnce tahtadan oyma çıkarmak için ufak bıçkı. Testere balığı = Uzun burunlu bir cins balık. (bk.) Testere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستره] testere, bıçkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستگاه] tezgah. 2.atölye. 3.halı dokuma tezgahı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستگير] elden tutan, yardım eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe söylenişi: testi). Topraktan su vesair sıvıları koymaya mahsus kulplu kap: Su, pekmez, yağ .testisi. (bk.) Testi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستی] testi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gidilecek yer; gönderilen yer; hedef.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., to veya for ile nasip etmek, tahsis etmek, tayin etmek, ayırmak; belirli bir gayeye doğru yöneltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kader, nasip, kısmet, mukadderat, alın yazısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., gen of ile yoksul, yoksun, mahrum, muhtaç, fakir. destitu'tion (i). yoksulluk, mahrumiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستکار] il işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستمال] mendil. 2.el bezi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست مزد] ücret, el emeği. 2.bahşiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دسترس] ulaşma, elde etmek. destres olmak ulaşmak, elde etmek. destres olunmak ulaşılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). harap etmek, mahvetmek, yıkmak; yok etmek, imha etmek, vücudunu ortadan kaldırmak, öIdürmek; iptal etmek, bertaraf etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Çok hızlı giden küçük savaş gemisi, torpido muhribi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destroyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small fast lightly armored but heavily armed warship. a person who destroys or ruins or lays waste to; 'a destroyer of the environment'; 'jealousy was his undoer'; 'uprooters of gravestones'. , the agent employed in the killing of the first-born; the de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A naval vessel of small displacement and maximum speed having a battery of light rapid-fire guns and heavy deck torpedo tubes These vessels have a moderate steaming radius and are intended for the protection of capital ships and for convoy and scouting du

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fast warship, smaller than a cruiser, developed to fight torpedo boats about 1890, and later submarines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yok edici şey veya kimse, telef edici şey veya kimse; den torpido muhribi; muhrip, destroyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (fırlatılan roket veya bombayı) hedefe ulaşmadan imha etmek. destructor (i). roket imha cihazı; (ing)., çöp fırını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yok edilebilir, imhası mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). harap etme, mahvetme, yok etme, helâk, yıkılma; yıkım; belâ; afet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yıkıcı, zararlı, tahrip edici. destructive criticism yıkıcı eleştiri. (edebiyatta)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission izin. müsaade. gangway!. make way!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. leave. make way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دستور] izin. 2.zerdüşt rahibi. 3.uzak dur. 4.izin ver.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir). 1. Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm. 2. Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3. Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr. 4. Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu. 5. Türk devletinin kanunlar dergisi. 6. Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). İzinsiz, müsaadesiz, sellemehüsselâm

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). dieresis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ter, terletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir arada bulunan iki sesli harfin ayrılması; sesli iki harfin ayrı okunması için ikincisi üzerine konulan iki nokta işareti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dışına çıkmak, konudan ayrılmak. digression (i). konu dışı söz, arasöz. digressive (s). konu dışı, mevzu harici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

TV sinyallerinde genellikle siyah-beyaz ve renkli görüntü bilgileri tek sinyalde birleştirilirler. Dijital Comb Filtresi, renkli ve siyah-beyaz görüntü bilgilerini ayırarak, hassas görüntü ayrıntılarında yaşanan türden resim titreşimine neden olmadan net ve keskin görüntü ayrıntıları sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Videoları geliştirmek için kullanılan, fotoğrafların karıştırılması ya da stroboskopik ya da “eski film” efektleri ekleme gibi sekiz gelişmiş efekt. Bu efektler şunlardır: Sepia, Solarise, Monotone, Stretch, Slim, Pastel, Negative Art ve Mosaic.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekranın sol tarafından teleteksti, sağ tarafında da boyutu ayarlanabilir görüntüyü gösterir. Teletekst, görüntüsü verilen kanaldan başka bir kanalın olabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İki farklı TV kaynağı, birleştirilebilir ve aynı ekranda yan yana görüntülenebilir. Görüntü boyutu sorunsuzca ayarlanabilir. Sağ görüntünün boyutu, soldakinin boyutuyla ters orantılıdır. Soldaki görüntünün sesi TV hoparlörlerinden verilirken, sağdakinin sesi kulaklık yuvasından verilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında resim netliğini artıran (resim ayrıntısı amplifikasyonu) ve görüntü kenarı parazitlerini azaltan (kontrast kazanımı) bir filtreleme tekniğidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (nad). müdire, kadın direktör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ing). (huk). orman kanununun kapsamı dışında bırakmak, ormanları tahrip etmek, ormansız bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarafsızlık; meraksızlık, alâkasızlık, ilgisizlik. disinterested (s). tarafsız, önyargısı olmayan; kendi çıkarını gözetmeyen, kendi menfaatini düşünmeyen; ilgisiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hürmetsizlik, saygısızlık, adam yerine koymayış, kabalık; (f). hürmet etmemek, saymamak. show disre spect for saygısızlıkta bulunmak. disre spectable (s). saygısız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dert, sıkıntı, üzüntü, keder, ıstırap, tehlike; (huk). borca karşllık eşyaya el konulması, haciz; (f). keder vermek, ıstırap çektirmek, sıkıntı vermek, sıkmak, felakete sürüklemek; (huk). borca karşılık bir kim senin eşyasına el koymak. dis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). idrarın fazlalaşması. diuretic (dayyuretik) (s)., (i). idrar getiren, müdrir; (i). müdrir ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). giydirmek; düzenlemek, tanzim etmek, süslemek; (ask). bir hizaya getirmek, sıraya sokmak; tedavi etmek (yara); taramak, şekil vermek (saç); sepilemek (deri); temizlemek (kuş, balık); işlemek, ekip biçmek (toprak); giyinmek; hizaya girmek,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın elbisesi, giysi, fistan giyinme, giyim, kılık kıyafet; itinalı kıyafet. dress circle opera veya tiyatroda protokol kısmı. dress goods kadın giyimine özgü kumaş. dressmaker (i). kadın terzisi. dressmaking (i). terzilik. dress parade geçit tö

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şifoniyer; içine porselen veya gümüş takımlar konulan büfe; mutfak dolabı veya rafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). giydiren kimse, birinin giyinmesine yardımcı olan kimse; iyi giyinen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). giydirme, giyme, giyinme; pansuman, sargı; tavuk dolması içi; salça, mayonez, terbiye; gübre; down ile, (A.B.D). (k).dili azarlama. dressing case tuvalet çantası. dressing gown sabahlık. dressing room giyinme odası, gardırop. dressing table tuva

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k).dili giyimine çok itina eden, şık; gösterişli giyinen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. dünya, Fars. peresten = tapınmak). Dünyaye, tapınacak derecede ehemmiyet verip Ahıretini düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوردست] ırak, çok uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlama, cebir, icbar, baskı, tazyik; (huk.) kişiyi istek ve düşüncelerine aykırı bir şey yapmaya veya söylemeye zorlama; (huk.) kanunen onaylama olmaksızın tutukluluk, mahpusluk. under duress baskı altında. a plea of duress (huk.) baskı altında

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mural painting. wall painting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Düzenleme Penceresi, kurulu düzenleme işleviyle birlikte sunulan bir grafik kullanıcı arayüzüdür. Programlanan her sahnenin başlangıç ve bitiş resimlerini göstererek, kayıtlarınızı gözden geçirmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دنياپرست] dünya düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berş» ten smüş.). Benekli (at), abraş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ابرش] alacalı at. 2.alaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çiçek açmak; (kim). hava ile temas edince ince toz haline gelmek; tozla örtülmek. efflorescence (i). çiçek açma, olgunlaşma; tozlanma; (tıb). derinin kızarması. efflorescent (s). çiçeklenen, çiçek açan; hava ile temas edince tozlanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, egression (i). dışarı çıkma, gitme, gidiş; çıkış kapısı; çıkış müsaadesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng. L.). Seyahati sırasında ancak büyük duraklarda duran ve çok hızlı giden vasıta.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exprès

özel ulak

Geldiği postanede bekletilmeden özel bir araç veya görevli ile yerine ulaştırılan (mektup, paket vb.).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

express train. long distance train. fast train. first class mail. railway express.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. expressionniste

fel. dışa vurumcu

Dışa vurumculuk akımına bağlı olan (sanatçı).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. expressionnisme

fel. dışa vurumculuk

Olayların, varlıkların gerçekten olduğu gibi değil de sanatçının iç dünyasına göre anlatılması anlayışına dayanan sanat akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expressionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaşça en büyük

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imparatorice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. samimiyet, yakınlık gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. impressionniste

izlenimci

İzlenimcilik yanlısı olan (sanat veya sanatçı).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. impressionnisme

izlenimcilik

Doğayı, gerçekte olduğu gibi bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil, ondan edinilen izlenimin ölçüsüne göre anlatan, doğrudan doğruya gerçeği, nesneyi değil de onun sanatçıda uyandırdığı duyumları veren sanat akımı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impressionism. impressionism izlenimcilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impressionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). ilgi çekici, dikkate lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. interesse). Menfaat, istifade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. T.). Sade kendi menfaat ve istifadesini düşünen, menfaatperes

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. zemin katı ile birinci kat arasındaki kat, asma kat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. istemeyerek idrar kaçırma (özellikle uyurken).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki). Bir şeyler anlatır gibi çalınması gereken parçaların başına yazılan terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With expression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.), (it.), (müz.) dokunaklı, tesir edici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

espresso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong black coffee brewed by forcing hot water under pressure through finely ground coffee beans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This thick, strong coffee is made from French or Italian roast - beans with a shiny, dark oily surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Served in very small cups, this is a dark, strong coffee made by forcing steam through finely ground, Italian-roast coffee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The finest quality, dark roast coffee, producing a strong, flavor-filled, traditional espresso coffee Made by introducing very hot steamy water very quickly to a special grind that produces a rich product.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Coffee made by forcing steam through coffee grounds rather than the traditional boiling water method The word is often misspelled as expresso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Darkest of the dark roasts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thick, strong coffee, usually served in a tiny cup, often used as a base for coffee drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very dark roast Also a drink made with finely ground espresso beans, about 11/2 tablespoons of ground coffee to 1 to 11/2 ounces steam forced through the grounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A one-ounce espresso is produced using seven freshly drawn grams of finely ground Italian Espresso blend, forced under steam pressure which extracts the essence of the Arabic coffee bean A one-ounce espresso has only half the caffeine of an 8 oz cup of dr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a very thick, strong coffee , espresso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Italyan usulü kahve, espreso kahve.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

householding. housekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nasır ve ur gibi hayvan ve bitki gövdelerinde hâsıl olan fazla cisim; fazlalık, normal dışı çoğalma. excrescent (s.) normalden fazla büyüyen, fazla, gereksiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tarif etmek; ifade etmek, beyan etmek, anlatmak: yüz ifadesi veya mimiklerle anlatmak, belli etmek; sıkıp çıkarmak, sıkıp içini boşaltmak. express oneself maksadını anlatmak, meramını ifade etmek. express in other terms başka sözlerle anlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i)., (f). açık, belli, sarih;kesin, katî; özel, hususi, mahsus; tam, tıpkı; gayesine uygun; sürat sağlayan; (z). sürat postası ile, ekspresle; (i). nakliye şirketi, ambar; sürat postası, ekspres; (f). ambarla göndermek. express company nakliy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekspresle paket gönderme; bu iş için ödenen ücret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ExpressCard™ teknolojisi PCMCIA tarafından sunulan yeni bir standardın adıdır. ExpressCard standardı masaüstü ve dizüstü bilgisayar kullanıcılarına daha ince, daha hızlı ve daha hafif modüler genişleme olanağı sunar. Tüketiciler bellek, kablolu veya kablosuz iletişim kartları ve güvenlik kartları gibi donanım seçenekleri ekleyebilirler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ifade, deyim, ibare,söz, tabir; eda, yüzdeki ifade veya anlam;sıkıp içini boşaltma; (mat). ifade, ifade işareti. expressionism (i)., (güz san). ekspresyonizm. expressionless (s). ifadesiz, anlamsız, manasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlamlı, manalı, dokunaklı, tesir edici, etkileyici; canlı. expressively (z). anlamlı olarak, tesir edici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kesinlikle, katiyetle;belirli olarak, açıkça, sarahatle; özellikle, bilhassa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakliyat şirketi memuru; nakliyat arabacısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekspres yol, otoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فضيلت پرست] erdem yanlısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Mareşal rütbesine Almanlar’ın verdiği isim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. efrâs). At, beygir (barglr). Feres-ül bahr = Su aygırı, hipopotam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرس] at.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Türkiye ve Irak'ı içine alan hilal şeklindeki bir toprağı kapsayan ve tarım alanı olarak kullanılan verimli bir saha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (feryad = Feryat dâd, resîden = yetişmek). İmdada yetişen, mededci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فریادرس] imdada koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. feyz = bereket, Fars. resânîden = yetiştirmek). Feyz, bereket ve bolluk getiren, yetiştiren. Blrtn-ı feyz-retân = Bolluk getiren yağmur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel mouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mongoose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluorescent. fluorescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluorescent. fluorescent flüorışıl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluorescent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluorescent lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda ‘General Electric’ tarafından sergilendi. Amerikan evlerinin elektrikle aydınlatılmasından yaklaşık 60 sene sonra ortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampul ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi romantik ışığı ile ampul kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampul kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji harcayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine basıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki cıvayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınlar da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktarda enerjiyi bir saatlik açık durumda ancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50.000 saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20.000 saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampullerde açıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşil yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Floresan lambalar ilk olarak 1939 yılında, NewYork Dünya Fuarı’nda “General Electric” tarafından sergileni. Amerikan evlerinin elektrikle ayınlatılmasından yaklaşık 60 yıl sonra oortaya çıkan floresan lambanın bilinen ampül ile savaşı günümüze kadar sürdü.

Aynı evin içinde banyoda yumuşak ışığı ile floresan galip gelebilirken, yatak odasında mücadeleyi rpmantik ışığı ile ampül kazandı. Uzun mücadele sonunda zafer floresanın oldu. Bunun esas sebebi ise evlerdeki tercihin değişmesi değil, elektrik giderlerinin azaltılaması gereken yoğun yaşamın olduğu işyerleri ve okullardı.

18 Watt’lık bir floresan lamba, 75 Watt’lık bir ampül kadar ışık verebilir. Yani floresanlar daha az enerji sağlayıp, daha çok ışık verirler, yaklaşık yüzde 75 enerji tasarrufu sağlarlar. Piyasa satış fiyatları daha yüksektir ama en az on misli daha uzun ömre sahiptirler. Işık tek bir noktadan değil de tüpün her tarafından geldiği için daha fazla dağılır. Mavimsi ışıkları daha yumuşaktır ve gözleri yormaz.

Floresan lambalarda, elektrik düğmesine baıldığında, transformerden geçen elektrik, tüpün bir ucundaki elektrottan diğerine bir ark oluşturur. Bu arkın enerjisi tüpün içindeki civayı buharlaştırır. Bu buhar elektrik yüklenerek gözle görülmeyen ültraviyole ışınları saçmaya başlar. Bu ışınları da tüpün iç yüzeyine kaplanmış olan fosfor tozlarına çarparak görülen parlak ışığı oluşturur.

Floresan lambalar ilk açılışları sırasında çok elektrik çekerler. Halbuki bu miktardaki enerjiyi bir saatlik açık durumdaancak harcarlar. Ayrıca çok sık açıp kapama ile ömürleri de kısalır. Örneğin tipik bir floresan lamba devamlı açık bırakıldığında 50 bin saat çalışabilir. Üç saatlik aralarla kapanıp açıldığında ömrü 20 bin saate düşer. Sonuç olarak floresan lambaları bir saat sonra açacaksanız hiç kapatmamanız daha ekonomik olabilir. Normal ampüllerde açılıp kapamanın ciddi bir etkisi yoktur.

Bazı insanların floresan tipi ışıklara duyarlıkları vardır. Aslında ayırt edemeyiz ama floresanın ültraviyole içeren arkı saniyede 120 kez çakar. Işığın bu frekansı bazı insanlarda migren denilen baş ağrıları yaratabilir. Bu titreşimleri lambaya doğrudan baktığınızda göremezsiniz ama gözünüzün köşesinden baktığınızda görebilirsiniz.

Evlerdeki çiçekler genellikle yeşi yapraklı olup, ışığın kırmızı ve mavi kısmını absorbe ederler. Mavi onlar için özellikle önemlidir. Ampul ışığında mavi renk çok azdır. Bu nedenle evdeki çiçekler için floresan lambalar daha faydalıdır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiçeklenme, çiçek açma zamanı; başarı devresi. florescent (s). çiçek açmış, donanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). bazı cisimlerin ışık ve röntgen ışınlarına arzedilince kendiliklerinden çeşitli renklerde ışıklar saçma niteliği, flüorışı. fluorescent (s). böyle bir niteliğe sahip olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak dayayacak yer, ayak konacak yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa yelkeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (saw seen) önceden görmek ileriyi görmek, önceden bilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden ima etmek, (colloq). dokundurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa yelkeninin bir kısmı; (çoğ). kayığın ön tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inme sırasında suların çekildiği kıyı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (güz. san). resimde yandan görülen bir şeyin boyunu kısa göstermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (showed, shown) önceden göstermek, önceden söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyat, tedbir, önceden görme, basiret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). sünnet derisi, gulfe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). orman; (f). ağaç dikip orman haline getirmek, ağaçlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). pruva ana istralyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ormancı; siyah bir cins pervane, (zool). Ageristus; bir çeşit büyük kanguru, (zool). Macropus giganteus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ormancılık; orman, ormanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istihkâm kale, hisar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. coes, cos) (f)., (güz. san). yaş sıva üzerine yapılmış duvar resmi, fresk; (f). fresk yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). taze, yeni; tatlı (su); temiz, serin (hava); canlı; dinlenmiş, taravetli; acemi; (A.B.D)., (k).dili küstah, cüretkâr; yeniden süt vermeye başlayan (inek); (z). taze taze; (i). serinlik. fresh air camp açık hava kampı. fresh breeze ser

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tazeleştirmek, tazelik vermek; artmak (rüzgar), sertleşmek; doğurmak (inek); (den). bir halatın yerini değiştirmek veya başka türlü tazelemek; tuzunu çıkarmak; tazelenmek; serinlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denize dökülen akarsu; bir akarsuyun birdenbire kabarması veya taşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir işe yeni başlayan kimse; kolej veya üniversitenin birinci sınıf öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. ). Henüz kurumadan duvar sıvası üzerine yapılan sulu boya resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mural. fresco. fresko. wall-painting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fresco.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Futures Markets)

Fiyat dışındaki şartları standartlaştırılmış bir vadeli (forward) sözleşmenin işlem gördüğü piyasalardır. Bu piyasalarda sözleşmeye konu teşkil eden ürün kontrat şartlarına uygun olarak ileri bir teslimat tarihinden alınıp satılmaktadır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military review parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. girân-destân). Eli ağır, işini ağır gören.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giresun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaded drawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grease. fat. lubricant. lubricating stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grease. hard oil. consistence oil. cup grease. lubricating grease. fat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grease gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grease. hard oil. consistence oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (zool.) yürümeye elverişli (ayaklar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Gül demeti. 2. mec. Şiir ve biografl mecmuası: Güldeste-i şuarâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anthology seçki. antoloji.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziğinde mürekkeb makamlardan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(galatı: GÜLEŞ) (i.). Pehlivanların ve bazı hayvanların tutuşmaları, döğüşmeleri, birbirini yenmeye çabalamaları; pehlivanların, koçların güreşi, güreş tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling. wrestling. wrestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling. wrestling match. fight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(galatı: GÜLEŞÇİ) (i.). Güreş eden, pehlivan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güreşle uğraşan spor kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Güreş edilmek. Osm. mübâreze ve musâraa olunmak: Burada güreşilmez, bu sıcakta güreşilir mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güreş etme, Ar. musâraa, pehlivan oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestling. tussle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Güreş etmek, döğüşmek, birbirini yere vurmaya çalışmak, Osm. musâraa etmek: Pehlivanlar, koçlar, horozlar güreşiyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestle. to wrestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wrestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(galatı: GÜLEŞTİRMEK) (f.). Güreş ettirmek, pehlivanları veya koç, horoz gibi hayvanları tutuşturmak, Osm. musâraa ettirmek: Pehlivan, horoz güreştirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to match sb with another in wrestling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلدسته] çiçek demeti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuvaför, berber .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hak, Fars. peresten = tapınmak). 1. Tanrı’ya ibadet eden, yalnız Allah’a tapınan. 2. Hak ve adaleti ve doğruyu tapınma derecesinde seven, doğrudan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakka tapınana lâyık bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Hakikati, gerçeği, doğruluğu çok seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Department of the Ministry of National Defence responsible for instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hayale tapan, hayal peşinde koşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dreamy. fanciful. escapist. imaginative. notional. quixotic. romantic. vaporous. day dreamer. dreamer. visionary. stargazer. illusionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

visionary. given to imagination. daydreamer. dreamer. dreamy. fanciful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclined to fantasize. living in a dream world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خيال پرست] hayalci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazâna erişmiş, solup sararmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlık; saçın taranış şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özel okul müdiresi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş dayanağı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kadın mirasçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birlikte çalışan, arkadaş: Hem-dest idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). ihtiyarlığa ermiş, kocamış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul olunmuş dinsel inançlara aykırı düşüncelere önayak olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dince kabul olunmuş inançlara aykırı düşünce, dalalet; hakim olan felsefi veya siyasi doktrinlere karşı gelen düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hevâ = heves, Fars. peresten = tapınmak). Hevâ ve hevese tâbi, nefsine düşkün, sefih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هواپرست] nefsinin istekleri peşinde koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاردستان] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (f). yüksek basınç; (s). zorla yapılan (satış); zorlayıcı; (f). (bir kimseyi) zorlamak, üstüne düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خيره سر] sersem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ısıyla işleyen cilalama makinası; f. bu makina ile cilâlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özellikle mutfakta kullanılan ev eşyalan, kap- kacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Hudâ = Allah, peresten = tapınmak). Allah’a tapınan, Allah’a ibadet eden. Ar. muvahhit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودپرست] bencil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) bencillik, kendini düşünme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. kapris, fantezi ve oynak parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın avcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik aşırıduyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. histerezis. hysteret'ic s. histerezise ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not skilled in management. wasteful. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetent management. wastefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. (kıs i.e.) yani, demek ki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افراط پرستی] aşırıcılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory process. bench warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Osm. ikbâl, Fars. peresten). Makam ve refaha taparcasına bağlı ve bunun uğruna her şeyi feda eden, mevki düşkünü. Ar. harîs-i câh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Makam ve yükselme hırsı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. utanmaz arsız, iffetsiz açık saçık; hayasız, küstah, haddini bilmez. immodestly z. hayâsızca, kustahça im modesty i iffetsizlik; hayâsızlık, küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. impresario.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hükmü geçmez; sahibinin hakkı baki kalan, sürekli, daimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. zorla askere almak, zorla bahriye tayfası yapmak; istimlak etmek; i. zorla alma; istimlak impressment i. zorla alma; istimlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. etkileme; damga, nişan, kalıp, eser, iz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etkilemek, intiba bırakmak, yer etmek, derin tesir blrakmak, aklına sokmak; damga basmak. impressible s etkilenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tesir, etki; izlenim, intiba; zan; basma; tabetme; damga; baskı, basım; nüsha; bası. first impression ilk intiba .I Was under the impression that zannediyordum ki, bana öyle geliyordu ki impressionable s. aşrı duygun, hassas; kolayca etkilenilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. izlenimcilik, empresyonizm impressionist i. izlenimci, empresyonist impressionis'tic s. izlenimciliğe dayanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duyguları etkileyen, etkili, tesirli, müessir impressively z. tesir edici bir şekilde, şaşırtıcı derecede. impressiveness i. tesir kuvveti; etkili oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devlet hazinesinden verilen avans, peşin para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. ortasında, asıl bahse veya işe (girişmek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıştırılamaz, basınçla oylumu. kuçültülemez. incompressibil'ity i. sıkışmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıkılmaz, bozulamaz, yok edilemez, çok dayanıklı, tahrip olunamaz. indestructibly z. yıkılamayacak şekilde. indestructibility i. yıkıl- mazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tarif olunamaz, anlatılamaz, ifade edilemez. inexpressibly z. tarif edilemez surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlatımsız, ifade etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiçek açma; top halinde çiçek açma; çiçeklerin sapları üzerinde umumi duruşları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. girme, girme yetkisi; girilecek yer; astr. güneş tutulduğu zaman ayın arz gölgesi içine girmesi, bir gezegenin arz ve güneş arasından geçerken güneş dairesinde ilk görünüşü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. giriş, giriş hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bastırılamaz, önlenemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alaka, ilgi, merak; merak uyandırma, zevk verme kabiliyeti; hisse, pay; menfaat; kar, kazanç; faiz; (çoğ.) iktisadi hayatta hakim grup. in the interest of menfaatine, için. vested interests (ikt.) alakadar menfaatler; hakları tanınmış iktisadi m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) alakadar etmek, ilgilendirmek; merakını uyandırmak; hissedar etmek, ortak etmek. interested (s.) meraklı; bir şeyde hakkı olan; menfaat gözeten. interested in a thing bir şeye meraklı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) enteresan, dikkate değer, çekici. interestingly (z.) alâka uyandıracak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) söndürülemez, bastırılamaz, baskıya gelmez; zaptolunamaz; önüne geçilemez. irrepressibly (z.) söndürülemeyecek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) karşı konulamaz, mukavemet edilemez, çok kuvvetli, çok çekici. irresistibil'ity (i.) karşı konulamama. irresistibly (z.) karşı konulamayacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kararsız, mütereddit, duruksun, ikircimli. irresolutely (z.) kararsız bir şekilde. irresoluteness, irresolu'tion (i.) kararsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göz önünde bulundurmayan, -e bakmaksızın, hesaba katmayan. irrespective of ne olursa olsun, hesaba katmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mesuliyet duygusu olmayan, sorumsuz, güvenilemeyen. irresponsibil'ity (i.) sorumsuzluk, mesuliyetini düşünmeden hareket etme. irresponsibly (z.) sorumsuzca, mesuliyetine müdrik olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) cevap vermez, mukabele etmez. irresponsiveness (i.) mukabele etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

17. yy. itibarıyla burjuva kesiminin gündelik yaşamını gerçekçi bir biçimde betimleyen küçük boyutlu resimler için kullanılmaktadır. Tür resminin konusunu, orta sınıfın ve de özellikle de köylülerin yaşamı oluşturur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. kocası tarafından kendisine sürekli gelir bağlanmış olan kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furnace room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. administrative regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judicial district. area of jurisdiction. area under / within the jurisdiction of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boiler room. furnace room. stakehold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biraz di! buran, ekşice, buruksu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük ve derin kavata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KERASTE) (i. F.). Yapılarda kullanılan kesilmiş ağaç çeşitleri, direk, tahta vesaire: Keresteden bina; kerestesi sağlam ev. 2. Her çeşit mâmûlâtın imâlinde kullanılan madde: Bu kunduracı usta ise de iyi kereste kullanmıyor, mec. Kaba saba, çok kaba ve nâdân adam: Kereste gibi adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timber. lumber. stuff. wood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board. timber. lumber. lout. caveman. boor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumber. dressed timber. crude. unrefined. uncouth (person. board. commercial timber. wood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapı için kereste satan tacir. mec. Kaba adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumberman. timber merchant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumber merchant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing lumber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. tıp). Yaraların tedavisinde veya başka gayelerle kullanılan, mendil gibi katlanmış baz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çeşitli sıkma işlerinde kullanılan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor. supercharger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compressor. air motor. air pump. supercharger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Mobil cihazlarda, şarj edilebilir bataryanın tam olarak dolduğu andan, tükenene kadar hiç durmadan görüşme yapıldığında geçen süredir. Bu süre, en başta baz istasyonuna yakınlık olmak üzere çeşitli nedenlerle değişiklik gösterebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Bebekler için çocuk yuvası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. crèche

çocuk yuvası

Küçük çocukların sabah bırakılıp akşam alındıkları bakımevi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. day-care center. day nursery. kindergarten. creche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creche. nursery. day nursery. créche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day nursery. day-care center. créche. baby farm. baby nursery. resident nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crescendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crescendo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spherical. spheric. globular. globose. orbicular. round. conglobate. sphaero-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spherical. globular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spherical. global. globular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

globalization. globalisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

globe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kısa elli. mec. Pinti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ.; tek. lar) Romalıların himaye mabutları; lares et penates (Lat.) aile mabutları; manevi değeri olan eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir pikselin açılması ya da kapanması için geçen süre

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tipo baskısı; linotip; bir kitabın yazılı kısmı (resimler hariç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çobanyıldızı, Kutupyıldızı; yol gösterici rehber veya prensip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. mıknatıs taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçak basınçlı; meteor. normalden aşağı basıncı belirten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MACERA-PEREST) (i. A. F.). Macerayı seven, maceracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

errant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adventurer. errant. gentleman of fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماجراپرست] maceracı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماجراپرستی] maceracılık, maceraperestlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gars» dan im.). Fidan bahçesi, fidanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. mâl = servet, Fars. peresten = tapınmak). Mal ve serveti tapınırcasına seven cimri ve hırslı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr., Cerm.). Mareşallik rütbesinde olan en büyük rütbeli asker: Mareşal Fevzi Çakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Orgeneralliğin üstündeki son askerî rütbe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yatak, şilte, uzun minder; su kenarlarında aşınmayı durdurmak için kıyı önüne çekilen çalı ve sırıktan örülmüş engel. spring mattress yaylı yatak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مددرس] yardıma koşan, imdada koşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ders» ten im.) (c. medârls). 1, Ders okutturulan yer, mekfep, okul: Medrese-i ilmiyye, medrese-i hadîs. 2. Orta ve yüksek dereceli dinî tedrisat yapan mektep (bizde başlıca bu ikinci mânâ ile kullanılır ve birinci mânâ İle bunun yerine yanlış olarak «mektep» kullanılmıştır. Halbuki Arapça’da «mektep» yazıhane ve yazı odası demek olup, yalnız ilkokul hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. medrese, Fars. nişesten = oturmak). Medresede oturan, medresede yatıp kalkan: Medresenlşîrı bir talebe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدرسوی] medrese ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (Menderes nehrinin adından). Akar bir suyun dolambaçlı kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Erkek İsmi) - Akarsu yataklarının dolanbaçlı kısmı. Ege bölgesindeki 3 akarsudan birisinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(MENFAAT-PEREST) (i. A. F.) Menfaatçı, çıkarcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [منفعت پرست] çıkarcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en az olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Teletekst sayfalarını hafifçe sıkıştırarak, TV görüntüsü ya da video kaynağının aynı anda gösterilmesini sağlayan Çift Sayfa Teletekst ve PIP’in birleşimi.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Nikâhsız karı, kapatma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mistress. concubine. paramour. fancy woman. kept woman. leman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mistress. kept woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mistress. concubine. kept woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış ve ya yalan yere anlatmak; kötü temsil etmek. misrepresenta'tion i. yalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hanım, nüfuz sahibi kadın, aile hanımı, okul müdiresi; metres; eski, b.h. evli kadınlara verilen ünvan (şimdi kıs, Mrs).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alçak gönüllü, mutevazı; gösterişsiz; ılımlı; tutarlı; namuslu, iffetli. modestly z. tevazu ile, gösterişsizce. modesty i. alçak gönüllülük, tevazu; iffet; ılımlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. âdetler, töreler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ders» den masdar). Birbirine ders verme, ders alıp verme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harâset» ten). Muhafaza, koruma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İyi bir haber veren, müjdeci, Ar. beşîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «merese»den)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resm»den imef.) (mü. müressem). 1. Resmedilmiş, çizilmiş, işaret olunmuş. 2. Resimler ve çiçeklerle süslenmiş, resimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüsûb» dan if.) (mü. müteressibe). Dibe çöken, durulan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yetişmemiş, ermemişi olgunluk bulmamış. 2. Henüz bülûğa ermemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Herhangi bir mesleki eğitim görmemiş ressamlarca üretilen ve çocuksu bir betimleme anlayışını yansıtan resim sanatı ürünleri. Naif resim, perspektifin kuralların yadsıyışı ve çocuksu anlatımı dışında genel üslup özellikleri göstermez. Naif ressamlarca geliştirilen teknik ve üsluplar, daima kişisel niteliktedir. Dış gerçekliği akademikleşmiş yanılsama teknikleriyle değil de âdeta “masum bir gözle” algılayıp betimlemeleri açısından sanatsal değer taşırlar. 19. yüzyılın ikinci yarısında beliren Naif Resim`in en tanınmış ustaları H. Rousseau ve G. Moses`dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir hükümdardan diğer bir hükümdara nâme götürmeye memur görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نارس] ham, olgunlaşmamış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., anat. burun delikleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نارسا] ham. 2.uygun olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ND (Doğal Yoğunluk) filtresi, aydınlık ortamlarda resmin odağının bozulmasını önlemek için objektife giren ışık miktarını azaltır. Dijital video kamera ND filtresi gereksinimini otomatik olarak algılar ve vizörde bir işaretle bunu belirtir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

what place. what part. where.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

where ? what place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni yetişen, yeni biten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni yetişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeni bitmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نورس] yeti yetişmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yeni yetişen, yeni biten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Torba biçiminde yorgan çarşafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective case made of sheeting used to cover a guilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nevres).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Tarih boyu erkek mesleği denilince genel olarak fiziksel gücün gerektirdiği ve öne çıktığı işler anlaşılır. Ancak ruhsal ve duygusal özellikler ile hayal gücünün öne çıktığı bazı işler de yine erkeklerin tekelindedir. Ressamlık, bestecilik, orkestra şefliği gibi.

Şüphesiz tarih boyunca bir çok kadın ressam çok önemli eserler yaratmışlardır. Ne var ki müzeler ve değerli koleksiyonlara bakınca kadın sanatçıların eserlerine pek rastlayamıyoruz. Hadi Rafael, Rambrandt gibi ustaların yaşadıkları çağlarda kadınların sosyal konumları nedeniyle resimle uğraşmaları zordu diyelim, ama Dali ve Picasso gibi yakın tarihlerde yaşamış ressamların zamanında böyle bir zorluk yoktu ki. O halde bunun başka bir sebebi olmalı.

Aynı şekilde niçin dişi bir Mozart veya Beethoven yok? Müziği yorumlayan kadın şarkıcılar, piyanistler, kemancılar veya orkestradaki tüm kadın elemanlar erkeklerden aşağı kalmaz hatta kendi branşlarında dünya çapında başarılı olabilirlerken niçin orkestra şeflerinin hemen hemen hepsi erkek? Acaba hala bir çok orkestrada çoğunluğu oluşturan erkek elemanların, başlarında kendilerine doğru elindeki çubuğu sallayıp duran bir kadının idaresine girmek istememelerinden mi?

Sadece bu kadar da değil. Mimarlık ve mühendislik gibi tasarım ağırlıklı işlerde niçin erkekler önde? Hatta kadınların günlük yaşamlarında en çok zaman ayırdıkları iş yemek pişirmek iken ve erkeklerin yüzde doksanı yumurta kırmayı bile beceremezken niçin dünyanın en büyük yemek ustaları, gurmeleri, aşçıbaşıları hep erkek?

Tüm bu suallere beyin araştırmacıları ve psikologların üzerinde anlaştıkları bir açıklama var. Onlara göre işin sırrı beynin sağ ve sol yarımkürelerinde. Her iki yarım küre farklı fonksiyonlara kumanda ettikleri gibi cinsiyete göre erkekler sağ, kadınlar ise sol yarımkürelerini daha fazla kullanıyorlar.

Aslında yeni doğan çocukta her iki yarımküre de ‘sağ’dır. 2 yaşına varmadan bu yarımkürelerden biri ‘sol’ olur yani konuşma merkezi ortaya çıkar. Erkek çocuklarda 6, kız çocuklarda 13 yaşında beynin asimetresi tamamlanır. İnsanlar yaşlandıkça iki yarımküre arasındaki bu görev farkı yine azalmaya başlar. Şüphesiz sağ ve sol beyin fonksiyonları insandan insana da farklılıklar gösterir.

Kadınların daha çok kullandıkları beynin sol yarımküresinde konuşma ve iletişim merkezleri bulunmaktadır. Bu nedenle her yaş grubunda yapılan deneyler sonucunda kız çocukların konuşmayı daha önce becerdikleri, çevreye daha iyi uyum sağladıkları, okullarda, iletişim, sosyal ve politik alanlarda daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Erkeklerin daha çok kullandıkları beynin sağ yansı ise, analiz, sentez, bir olaya tümüyle bakış gibi görevleri yüklenmiştir. Yani ayrıntıları göz önüne almadan özetlersek, ilk bakışta birbirlerinin aynıymış gibi görünseler de, sol yarımkürede sezgi gücü, sağda ise analiz gücü egemendir. Sol beyin olayları tümdengelim, sağ beyin ise tümevarım ile inceler.

İşte bu nedenle sağ beyin fonksiyonlarının gerektiği işlerde erkekler daha başarılı olmaktadırlar. Şüphesiz bu bir genellemedir. Kadınlar arasında orkestra yöneten, opera besteleyen sanatçılar, hatta Marie Curie gibi iki kez Nobel ödülü kazanarak bilim tarihine geçmiş olanlar da vardır. Ancak yine de tüm bu branşlar hala erkeklerin egemenliği altındadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) siyahlaşma, kararma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نيم رسمی] yarı resmî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) görevli bulunduğu yerde oturmayan (kimse).; memleketi dışında yaşayan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mukavemetsizlik, karşı koymayış, direnmeyiş, teslimiyet. nonresistant (i.) karşı koymayan kimse; otoriteye uyma taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kısıtlamayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

until he is almost dead. savagely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her yerde ve her zaman hazır. omnipresence i. her yerde bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıkmak, sıkıştırmak, baskı yapmak: zulmetmek, canını yakmak; yormak, canını sıkmak, üzerine yüklenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zulüm, baskı, ceza, cefa; zulmetme; zulüm ve cefa görme; sıkıntı, güçlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ezici, zulmedici; sıkıcı, bunaltıcı. oppressively z. zulmederek; bunaltıcı bir şekilde. oppressiveness i. sıkıcılık; gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. A. T.) (musiki). Orkestra yönetme san’at ve ilmi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fazla tahmin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir çok görüntü çerçevesine ve resimdeki harekete bakarak renkseme ve aydınlık ayrımı yapar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hafif felç, parezi; frenginin sebep olduğu felç ve akıl hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

En düşük yansımayla net kontrast

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mashed patatoes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. heykel veya sütun tabanı, kaide; esas, temel; f. sütun üstüne koymak. set on a pedestal idealize etmek, yüksek paye vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yaya, yayan giden kimse; s. yürümeye ait, yaya yürüyen, piyade; ağır, sıkıcı; adi. pedestrianism i. ağır ve adi yazı üslubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duvarcıların hiza bulmak için kullandıkları ip. 2. Durum, kerte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «peresten» fiilinden olup birleşik kelime teşkiline girer). Tapan, tapınan, ibâdet eden. Hudâ-perest = Allaha tapan. Ateş-perest = Ateşe tapan. Büt-perest = Puta tapan. Mey-perest = İçkiye çok düşkün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرست] tapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hizmetçi, kul, köle. 2. Besleme, halayık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پرستار] tapan. 2.besleme. 3.dalkavuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پرستيده] tapınılan. 2.taparcasına sevilen, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tapınma; tapma, ibâdet. 2. Fevkalâde sevgi, düşkünlük, taparcasına sevme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worship. adoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پرستش] tapınma. 2.taparcasına sevme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرستش] mabet, tapınak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perestiş eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پرستشکار] tapan. 2.taparcasına seven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perestiş edercesine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرستشکارانه] taparcasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perestişkârlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرستو] kırlangıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. karanlıkta fosfor gibi ışıldamak. phosphorescence i. ısı vermeden fosfor gibi karanlıkta ışıldama. phosphorescent s. fosfor gibi ışıldayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., edeb. külhanbeyler veya sabıkalılar arasında geçen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pitoresk, resim konusu olmaya elverişli, renkli, etkili; güzel; canlı, kuvvetli (ifade). picturesquely z. pitoresk bir şekilde. picturesqueness pitoresk oluş; güzellik, canlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Resim mevzuu olmaya uygun manzara.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pittoresque

resimsi

Durumu ve görünüşü resim konusu olmaya değer (görünüş).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picturesque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Estetik etkiyi matematiksel düzen bağıntılarıyla değil de, doğadaki gibi bir rastlantısallıkla elde etmeye çalışan her tür sanatsal tutumu niteler. 18.yy. İngiliz bahçe tasarımı, Yakın Çağda Pitoresk tutumun ilk örneklerini vermiştir. Bu dönemde doğanın Baroktaki gibi geometrik biçimde düzenlenmesi yadsınıp doğal öğeler kullanılarak “düzenlenmemiş”, “el değmemiş” doğa izlenimi yaratacak bahçeler oluşturulmaya çalışılmıştır. Aynı tutum hemen hemen zamandaş olarak resim sanatında da görülür. Bu anlayıştaki resimler doğayı bir yandan “olduğu gibi” yansıtmaya çabalarken öte yandan da onu “yabani” olmaktan uzaklaştırmışlardır. Dolayısıyla pitoreski Romantizmden bağımsız düşünmek olanaksızdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortaçağda İtalyan şehirlerinde vali veya hakim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. postrestant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,güz. san. özellikle yirminci yüzyılın başlarında Fransız sanatkarlarınca rağbet gören ve kübizm ile fütürizmi içine alan resim ekolü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. postane müdiresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). «Kalan posta» mânâsındaki bu kelime, postacılıkta bir usuldür. Postrestant olarak gönderilen mektup vs. postahanede bekler. Alıcı, hüviyetiyle postahaneye gidip, gelen şeyi alır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu Sony tarafından sağlanan benzersiz özellik, Piksel x Piksel başına I/P (Titreşim/Kademeli) Dönüştürme ve V-Kenar Telafisi teknolojilerini kullanarak olağanüstü kademeli video sinyali üretir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kadere mahsus; kadere inanan; i. kadercilik- yanlısı. predestinarianism i. kadercilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. önceden mukadder kılmak, önceden nasip etmek; s. kısmet olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdir, kader, kaza, nasip, kısmet; takdiri ilâhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. predestinate .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (halk dilinde prese). Baskı, baskı makinesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. presse

sp. baskı

Top oyunlarında karşı takım oyuncusunun hareketini ve sonuç almasını engellemek amacıyla uygulanan yakın savunma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presser. press. squeezer. pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. pressing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. extractor. juicer. squeezer. crusher. mangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present tense. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Average Daily Station Pressure Based on eight 3-hourly observations per day Units expressed in thousandths of inches of Mercury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Presumption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The CMS preshower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geleceği bildiren belirti; önsezi; f. olacağı önceden söylemek veya göstermek; kehanet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yaşlılık sonucu olarak yakını görme özelli- ğinin zayıflaması, presbitlik. presbyopic s. presbit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilise ileri gelenlerinden biri; papaz; Presbiteryen kiliselerinde yönetim kurulu üyesi. presbyterial s. yönetim kuruluna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ihtiyarlar meclisince yönetilen kilise sis- temine ait; i., b.h. bu sistemle yönetilen kilisenin üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilisede yalnız papazların girebildiği perdeli veya kapalı kısım; Presbiteryen kiliselerinde yö- netim kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okul öncesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden bilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önceden bilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayrı olarak düşünmek; yerini değiştirmek, ortadan kaldırmak. prescind from (bir şeyden) dikkatini çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. nizam koymak; emretmek; tıb. salık vermek, vermek (ilâç); huk. zaman aşımına dayanarak hükümsüz kılmak; zaman aşımına tabi olmak; zaman aşımı ile hak kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yetkiyle kararlaştırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanun, emir, yönerge, hüküm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, talimat; tıb. reçete; huk. zaman aşımına dayanan hak; devam eden âdet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkı kurallar koyan; âdet hükmüne geçmiş, yapılagelen; huk. zaman aşımıyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hiza ipi, ufki ölçü ve tesviye Aleti. Preseye almak = Hizasını tayin etmek, ufkî tesviye etmek. 2. Hâl, derece, sıra, kerte: İş bu preseye geldikten sonra. 3. Düşünce, tahmin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pressé

sıkıştırılmış

Bir alet yardımıyla birbirine yaklaştırılarak sıkı duruma getirilmiş.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. huzur, hazır bulunma, varlık; duruş; hayal, görüntü. presence of mind serinkanlılık, soğukkanlılık. in the presence of a large company büyük bir topluluk önünde. saving your presence (eski) hâşa huzurdan, sözüm yabana, sözüm meclisten dışarı, aff

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hediye, bahşiş, armağan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. takdim etmek, sunmak, arz etmek; tanıştırmak; huzura çıkarmak; göstermek; bir memuriyet için ismini arz etmek; nişan almak (tüfek). present a person with a thing, present a thing to a person birisine bir şey sunmak. present an appearance görünmek;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şimdiki zaman; şimdiki durum; gram. hal kipi, şimdiki zaman kipi. at present şimdiki halde, şimdiki durumda. for the present şimdilik, şu anda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şimdiki; hazır, mevcut; gram. şimdiki zamanı gösteren. in the present case bu durumda; gram. şimdiki zaman kipinde. the present writer bu yazıyı yazan, imza sahibi. the present worth of şimdiki değeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şimdiki, günümüzün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takdim olunabilir, sunulabilir; düzgün görünüşlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sunma, takdim; gösterme; huzura çıkma; verilme, sunulma; tiyatro oyunu; psik. kavrama gücü; tıb. doğumda ceninin duruş şekli. presen- tation copy hediyelik nüsha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., psik. akıl ile kavranır; hemen kavrayan veya hisseden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görev veya ödenek alan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir fikir veya kavramı akla getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. birazdan; şimdi, şimdilik; (eski) veya leh. derhal, hemen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sunma, takdim; göz önüne koyma, sergileme; betimleme, resim; huk. büyük jüri raporu; tic. senet gösterme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saklama, saklanma; muhafaza, koruma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. saklayan, koruyan; i. koruyucu şey, bozulmayı önleyici kimyasal madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. reçel, şekerleme; av hayvanları için ayrılmış koru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korumak, esirgemek, vikaye etmek; saklamak; reçelini yapmak; konsevesini yapmak; çürümesini veya bozulmasını önlemek, sağlam tutmak, dayandırmak. preservable s. korunabilir, saklanabilir; konservesi yapılabilir. well preserved dinç, genç kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Güneş yörüngesinin her yıl biraz değişmesi neticesinde gece-gündüz eşitliği zamanının her yıl biraz daha erken alınması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. précession

gök b. devinme olayı

Yerin dönme ekseninin tutulum düzleminin normali çevresinde bir koni çizecek biçimde çok yavaş olarak dönmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dokuma sırasında çektirilmiş (kumaş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başkanlık etmek; nezaret etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başkanlık, reislik; başkanlık süresi; b.h. eskiden Hindistan'da en büyük üç eyaletten biri (Madras, Bombay ve Bengal).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başkan; baş, reis; şef, amir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başkanlığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. garnizona ait, garnizonu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. garnizonlu küçük kale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Rusya'da hükümet yönetim kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. zorla hizmete almak; bahriye hizmetine zorlamak; i. askerliğe, özellikle bahriyeye zorla alma. press gang bahriyeye zorla asker toplama bölüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basın, basılmış şeyler ve özellikle gazeteler; basın mensupları; gazete yazısı; matbaa makinası; matbaa, basımevi; baskı tezgâhı; pres, cendere, mengene; sıkıştırma; kalabalık, yığışma; sıkışma, acele, baskı, iş çokluğu; baskı sanatı; elbise dolab

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. basmak; sıkmak, sıkıştırmak; sıkıp suyunu veya yağını almak, özsuyunu almak; sıkıştırmak, baskı yapmak, zorlamak, üstüne düşmek, ısrar etmek; sıkıca sarılmak; zorlamak; hızlı sürmek, çok koşturmak; ütülemek; kitle halinde ilerlemek. press forward

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. press; s. sıkışmış; bastırılmış. pressed brick fırına sürülmeden önce kalıba konulmuş tuğla. be pressed for time vakti olmamak, acele işi olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dikiş makinasında ayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acele, evgin; sıkı. pressingly z. sıkıştırarak, acele ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basımcı; İng. gazeteci, muhabir; ütücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüphanelerde kitabın hangi rafa ait olduğunu belirtmek üzere kitap içine konulan işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basım odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı, tazyik, basınç; hücum; basınç kuvveti. pressure cabin hav. tazyikli kabin. pressure cooker düdüklü tencere. pressure gauge basıölçer, manometre. pressure group hükümete tesir etmeye çalışan nüfuzlu grup; kendi çıkan için meclise veya umuma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tazyik altında tutmak; hav. yüksek uçuşlarda uçağın içindeki havayı yeterli basınçta tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa işi, basım işi; basılmış şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hokkabaz, el çabukluğu ile hüner gösteren kimse. prestidigita'tion i. hokkabazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. prestij, itibar, nüfuz, tesir, ün, şöhret. prestigious s. prestijli, tanınan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İtibar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prestige

saygınlık

Saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prestige.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s., İt., müz. çok hızlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly; immediately; in haste; suddenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly; rapidly; a direction for a quick, lively movement or performance; quicker than allegro, or any rate of time except prestissimo. very fast suddenly; 'Presto! begone! 'tis here again'- Swift at a very fast tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nickname for pocket 5's, usually in hold'em This nickname comes from the internet newsgroup rec gambling , and is sometimes used among the readership of that newsgroup to identify other members.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It : 'fast' Presto is generally used as the fastest tempo marking In 18th century music it usually means as fast as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian for 'fast '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quick, rapid. : really fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning very fast [Tempo Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the classical tempo markings, referring to a very fast tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Very fast, faster than Allegro. suddenly; 'Presto! begone! 'tis here again'- Swift. at a very fast tempo. very fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., İt., müz. presto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. farzetmek, tahmin etmek; ihtimal vermek; haddini aşmak, cüret etmek, cesaret etmek. presume on istismar etmek. presumably z. tahminen, galiba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. haddini bilmeyiş, haddini aşma, cüret, küstahlık; zan, farz, tahmin; huk. bilinen gerçeklere dayanarak çıkarılan sonuç, ipucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhtemel; zan ve karşılaştırmaya dayanan. presumptive evidence durum ve şartlardan çıkarılan kanıt. heir presumptive bak. heir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küstah, mağrur, kibirli. presumptuously z. küstahça. presumptuousness i. küstahlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.önceden farzetmek; gerekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.önceden farzedilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. eşleri arasında birinci olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilerlemek, ileri gitmek, gelişmek; devam etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilerleme, ileri gidiş, yükselme, gelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri gidiş, devam; mat. dizi. arithmetical progression aritmetik dizi. geometrical progression geometrik dizi. progressional s. ilerlemeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. terakki eden, ileri giden, ilerleyen; ilerlemekte olan; tedrici; terakkiye müsait; ilerici; genişleyen, yavaş yavaş artan; i. siyasette terakki taraftarı, erkinci. progressively z. ilerledikçe, devamlı olarak. progressiveness i. ilericilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Puta tapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heathenish. pagan. heathen. idolater. worshipper of idols. heathen. pagan. profane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heathen. idolater. pagan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idolater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idolatry. image-worship. heathenism. paganism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idolatry. paganism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürümekte olan; çürüklüğe ait. putrescence i. çürüklük, bozukluk; çürüme halinde olan şey. pu- trescible s. çürür, bozulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. redresseur

fiz. doğrultmaç

İki yönlü bir dalgalı akımı, bir yönlü doğru akıma çevirmeye yarayan aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rectifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inverter. rectifier. converter. invertor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) doğrultmak, tashih etmek, düzeltmek; hakkını yerine getirmek; tamir etmek; (i.) kusuru tashih etme; tamir, ıslah. redressal (i.) kusuru tashih, ıslah. redressable (s.) ıslah olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kesilmiş ormanda yeniden ağaç dikmek. reforesta'tion (i.) yeniden orman yetiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tazelemek, yeniden canlandırmak, hayat vermek; dinlendirmek, serinletmek; kuvvetlendirmek (hatırayı). refresh oneself canlanmak; dinlenmek, tazelik kazanmak, serinlemek. refreshingly (z.) canlandırıcı surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) tazeleyici; (i.) tazeleyen veya ihya eden şey; (k.dili) içki; (huk.) tehir edilen veya fazlasıyle uzayan celse için avukata verilen ek ücret. refresher course eski bilgileri hatırlayıp yenilikleri öğrenmek için yapılan çalışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) canlandırıcı, hayat verici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) taze hayat verme; canlandırma, canlanma; canlandırıcı veya dinlendirici şey; (çoğ.) yiyecek içecek şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geri dönme, geri çekilme, ricat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) geri çekilmek, ricat etmek. regression (i.) ricat, geri çekilme. regressive (s.) geriye doğru, gerileyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. göstermek, tasvir et mek, resmetmek; anlatmak, söylemek, ifade etmek; taslamak, gibi göstermek; temsil etmek, simgelemek; rolünü yapmak; tarif etmek, açıklamak; yerine geçmek; numunesi olmak. representable s. temsil edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temsil etme veya edilme; simgeleyen şey, resim, suret; temsil, tiyatro oyunu, piyes; rol; başkalarını temsil etme hakkı; ifade, takrir; önerme; milletvekili seçim sistemi; vekiller heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan; vekâlet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden; i. vekil, başkasını temsil eden kimse; mümessil; milletvekili, mebus, saylav. representative arts resim veya heykeltıraşlık gibi temsili sanatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. baskı altında tutmak, bastırmak; uzaklaştırmak, menetmek; tutmak. repressible s. bastırılır, menolunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı altında tutma, bastırma, hapsetme, tutma, baskı; üzücü ve bastırılmış anı ve isteklerin bilinçdışına itilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bastırıcı, engelleyici; sıkıcı. repressively z. engelleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «residen» fiilinden olup birleşik sıfat teşkiline girer), t. Yetişen, erişen. Meded-res = İmdada yetişen, Ar. muin. Dest-res = Eli yetişen. Feryâd-res = Feryat ve imdada yetişen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tek., çoğ., Lat. şey, belirli bir şey, mesele, konu. res judicata Lat., huk. mahkemece karar verilmiş mesele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yetişen yahut yetiştiren, mü|deei.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رسا] olgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yetişen, yetiştiren, erişen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Doğru yolu bulup girme, hak yolunda yürüme. 2. Sultan Reşad adına basılan altın: Reşâd altını.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğru yolda, hak yolda yürüme. 2.Sultan Reşad; Osmanlı son dönem padişahlarındandır. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Osmanlı protokolünde şeyhlere verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Süsler, süs.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. risâle). Risaleler. (bk.) Risâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رسائل] risaleler. 2.dergiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yetiştiren, götüren, eriştiren (birleşik sıfat teşkiline girer). Miljde-resln = Müjde götüren. Şeref-resln = Şeref getiren.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Erişenler, yetişenler, ulaşanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Özlem, hasret.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rasânet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sağlamlık, metanet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rasânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskilik, köhnelik, yıpranmış olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Reşâd.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Layık, değer, yakışır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. lağvetmek, feshetmek, iptal etmek, kaldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilga, fesih, kaldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kurtarmak, imdadına yetişip kurtarmak; i. kurtuluş; kurtarış, imdadına yetişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dikkatle arama, derin araştırma, inceden inceye tetkik; tetkik neticesinde çıkarılan eser; f. dikkatle araştırmak, ince tetkikat yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., tıb. yarıp parçasını çıkarmak. resection i., tıb. yarıp bir uzvun parçasını çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetçiçeği, bot. Reseda odorata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رشحات] sızıntılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. benzemek, müşabih olmak, andırmak. resemblance i. benzeyiş, müşabehet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). I. ip, urgan. 2. (denizcilik) Halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeniçeri ulûfesinin üçüncü üç aylığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ex officio. on one's own account. ex mero motu. in one's personal capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (denizcilik). Halatla sahile bağlı: Gemi resen-bend iken.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyden dolayı kızmak, gücenmek, bir şeye içerlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir şeye kızmış, gücenik. resentfully z. içerleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kızma, gücenme, darılma, içerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Çok defa bir merasimle ziyaretleri kabûl etme, resm-i kabûl. 2. Büyük otellerde müşteri kabûl yeri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réception

1. kabul yeri, 2. kabul töreni

1. Otel vb. bir kuruluşta müşterilerle ilgilenen bölüm. 2. Resmî konukları ağırlama töreni.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception. desk. reception desk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desk. reception. reception desk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception reception / front desk. the reception desk / office. check- in counter. check- in desk. reception desk. reception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Alıcı cihaz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. récepteur

fiz. almaç

Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver. receiving act. receptor. sense organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. rezerpin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer ayırtma, ayırtılmış yer; açığa vurmama, fikrinin hepsini söylememe; hıfız, muhafaza, bilhassa şahsı için saklama; şüphe; şart, ihtiraz kaydı; A.B.D. bilhassa kızılderililer için ayrılmış arazi parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ihtiyaten saklamak, ilerisi için saklamak; hakkını muhafaza etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ihtiyat olarak saklanan şey; çekinip sıkılma ve açılamama; ilgisizlik, kayıtsızlık; ağız sıkılığı; ask., çoğ. yedek askerler; çoğ. yedek kuvvet; ihtiyat akçesi; orman olarak ayrılan araziç reserve air biyol. ciğerde daima bulunan hava kalıntısı. res

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başka zaman veya muayyen bir kimse için saklanılmış; çekingen; ağzı slkı; vakur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. su haznesi, su deposu, sarnıç, bent; hazne; havza; depoda saklanan ihtiyat eşya; f. hazne veya depoda saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. récessif

biy. çekinik

Birkaç kuşak sonra ortaya çıkan ve o zamana kadar aradaki döllerde gizli kalan (soya çekim nitelikleri).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. recéssion

ekon. durgunluk

Alışverişin azlığı vb. nedenlerle piyasanın durgun olması.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sızma, terleme («teraşşuh» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. reşehât). Desti gibi bir kaptan çıkan sızıntı, terleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «rüşd»den smüş.). 1. Doğru yolda giden. 2. Akıl ve dirâyet sahibi. 3. Bülûğa ermiş, Fr. majeur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رشيد] ergin, büluğa ermiş. 2.doğru yolda giden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden. 2.İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. 3.Akıllı hareket eden doğru yolda giden. - Abdürreşid olarak kullanılır. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yetişmiş, erişmiş, olgunlaşmış. Nev-restde = Yeni yetişmiş. Nl-reslde = Yetişmemiş, ermemiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. oturmak, ikamet etmek, sakin olmak, mukim olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yetişmiş, olgunlaşmış, ermiş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Reşid).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oturma, ikamet; ev, mesken, hane, ikametgâh; yer; ikamet müddeti. declaration of residence ikamet beyannamesi. residence permit ikamet tezkeresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir sömürgede veya himaye altında bulunan bir memlekette hami devlet mümessilinin ikametgâhı; doktorluk ihtisas devresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. oturan, sakin, mukim; yerleşmiş; aslında bulunan; gelip geçici olmayan (kuş); i. bir yerde oturan kimse, yerli; bir sömürgede veya himaye altında bulunan bir memlekette hami devlet mümessili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ikamete yarar, içinde oturulur, ikamete mahsus. residential quarter bir şehirde ikametgahların çok olduğu semt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. oturan, mukim (kimse), sakin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden nişesta ve şekerle yapılan bir cins tatlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. fazla ve artakalan, artık; i. artık, artan şey; mat. iki hesap sonucu arasındaki fark; gözlem ve hesap sonuçları arasındaki fark; A.B.D. tekrar kullanılan bir filim veya plak için ödenen para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla ve artakalan, artık. residuary clause huk. bir vasiyetnamede malın taksiminden sonra geriye kalan kısmın tahsisi hakkındaki hüküm. residuary estate mal bölümünden sonra açıkta kalan mülk. residuary legatee malın taksiminden sonra kalan servet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin akıllı kişisi, dini olgunluğa ulaşmış kişi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalan şey, artık, fazla şey; huk. ölmüş kimsenin bütün borçları ve vasiyetleri ödendikten sonra geriye kalan tereke.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ -ua) artan şey; kimyasal bir işlemden artakalan madde, tortu; ölmüş bir kimsenin borç ve masrafları ödendikten sonra geriye kalan mal veya para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr. Al. jeoloji). Su yüzüne kader gelen sıra kayalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. istifa etmek, çekilmek; vaz geçmek, terketmek, el çekmek; bırakmak, teslim etmek iade etmek; istifa edip bırakmak, feragat etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istifa, çekilme; istifa mektubu; teslim, tevdi; uysallık, teslimiyet, tevekkül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. baş eğmiş, uysal, teslimiyet göstermiş. resignedly z. baş eğerek, uysallıkla, teslimiyetle. resignedness i. teslimiyet, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uzun boylu, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geri fırlama, seğirdim yapma; esneklik; çabuk iyileşme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geriye fırlayan, seğirdim yapan; uzanıp kısalan, elastiki, esnek; çabuk iyileşir (bünye).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RESM) (I. A.) (c. rüsûm). 1. Yazma, çizme. 2. Eser, nişan, alâmet: Resmi kalmış. 3. Şekil, suret: Gül resmi. 4. Tertip, plan, taslak: Yapılacak mektebin resmini çizmek. 5. Elle yapılan tasvir: Rafael’ln yaptığı resimler meşhurdur. 6. Tasvir yapmak san’atı: Resim öğreniyor. 7. Fotoğraf: Resmimi aldıracağım. S. Tarz, tertip, usûl: Bu resimde yapılır. 9. Adet, tavır: Feleğin resmi böyledir! 10. Alay, tören: Askerin geçit resmi (bu mânâ ile cem’i yerine «merâslm» kullanılır). 11. Devletçe ve devlet namına edilen hareket ve söylenilen söz: Resmin dışında bir İş. 12. Vergi, bir maldan hazinenin aldığı hisse, teklif, bac: Gümrük resmi, uuz resmi (bu mânâ ile cem’i «rüsûm» un cem’i olarak «rüsûmât da kullanılır). Resm-i selim = 1. Askerin kumandana ve devlet büyüklerine yaptığı tören. 2. Bir geminin diğerine karşı yaptığı saygı gösterisi. Resm-I geçit (yanlış bir terkiptir) = Askeri birliklerin törenle geçmesi. Resm-1 kabûl = Kabûl resmi, resepsiyon. Resm-I küşâd = Açılış merasimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture. pictorial. picture. figure. drawing. painting. photo. image. illustration. tableau. tablature. dues. tax. effigy. likeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing. illustration. pattern. picture. valentine. photograph. design. painting. photo fotoğraf. due. tax. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duty. picture. drawing. painting. fresco. mosaic. print. art of drawing or painting pictures. impost. ceremony. image. plan. figure. chart. drafting. plotting. design. draught. graphic. plate. aspect. device. tableau. due. levy. rate. charge. fee. excise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim Çerçevesi Modu, BRAVIA TV’nizi bir tablo ya da geniş ekran fotoğraf çerçevesi gibi kullanabileceğiniz anlamına gelen, gelişmiş bir özelliktir. Televizyon izlemediğiniz zamanlarda, oturma odanıza çarpıcı bir başyapıt yaratmak için en sevdiğiniz resimleri görüntüleyin ya da önceden yüklenmiş fotoğraflar arasından seçim yapın.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kayıtlı görüntüler, yakında bulunan başka uyumlu fotoğraf makinelerine kablosuz olarak gönderilebilir. Kablosuz ağlar üzerinden görüntü aktarımı için DLNA standardını kullanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ses devam ederken TV ekranında sabit bir çerçeve gösterilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında üç boyutlu nesne ve varlıkların, iki boyutlu olarak üzerinde betimlendiği düzlem. Kullanımı tüm uygarlık ve üsluplarda farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

(PIP) TV kaynağından gelen küçük bir görüntüyle birlikte PC ekranını görüntüler. Bir TV kanalını seyrederken PC uygulamalarınıza gözatmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

İzlediğiniz kanalın teleteksti, ekranın sağ tarafında gösterilirken, resim solda kalmaya devam eder.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

(PAP) Ekran bölme özelliği bir TV kanalını ve DVD veya Blu-ray Disc™ gibi bir AV kaynağını aynı anda izlemenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photographer. art teacher. seller of pictures. artist. illustrator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illustrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to illustrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pictorial. illustrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illustrated. pictorial. illuminated. illustrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic strip. strip cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture frame. album albüm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture frame. photograph album.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İlk kez ünlü İsviçreli sanat tarihçisi Wöfflin tarafından ortaya atılan ve resim sanatı tarihinde görülen iki karşıt anlayıştan birini anlatmak için kullanılan bir terim. Rönesansta rastlanan kesin konturla sınırlanmış resimsel betiler yapma anlayışına karşıt olarak, Barokta betilerin oluşturulmasında çizgi ağırlık taşımaz; renk nüansları ve tonlarla ışık - gölge düzeni betiyi var eden ana öğelerdir. Bu resmetme anlayışı «resimsi» olarak nitelenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sakız, çam sakızı, reçine. resiniferous s. sakız hasıl eden, sakız verir. resinol i. renksiz reçineli alkol; cilt kaşınmasına karşı kullanılan sarı bir yağ. resinous s. sakız nevinden, sakızlı, sakızdan çıkan. resiny s. sakızlı, sakız gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. resîse). Eskimiş, yıpranmış, köhne, eski.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karşı durmak, mukavemet etmek; dayanmak, tahammül etmek; i. bir yüzeyi paslanma veya çürümeden korumak için sürülen bir madde; kumaş boyacılarının kullandığı tutkal gibi ve kimyasal tesire karşı gelen madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşı gelen, direnen, mukavemet eden (şey veya kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karşı konulabilir, dayanılabilir, mukavemet edilebilir. resistibil'ity i. mukavemet kuvveti, dayanma imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mukavemet eden, mukavemet kabilinden, dirençli. resistivity i. mukavemet kuvveti, fiz. özdirenç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dayanılmaz, karşı durulmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mukavemet, direnme; karşı gelme; mukavemet eden kuvvet; elek. mukavemet, direnç, rezistans. resistance box elek. rezistans kutusu. resistance coil elek. rezistans bobini. passive resistance pasif direniş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. of full age. of age. of sound mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. adult. of full legal age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. full age. sb who has come of age. who has reached the age of discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come of age. to come of age. come again of age. to come to years of discretion. attain full age. to reach lawful age. to be of responsible responsible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Solo çalgı veya sesle verilen konser. Çalgı ve ses, eşllkll olabilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Bir musiki parçasında konuşur gibi bestelenen kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kıskanma, hased, gıpta. 2. Hased ve gıpta veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رشک] kıskançlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kıskandıran, kıskançlık veren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رشک آور] kıskandırıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رسم] resim. 2.çizme. 3.fotoğraf. 4.tören. 5.usül. 6.vergi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçit töreni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رسم کشاد] açılış töreni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Devlet namına, devlet tarafından, devletçe, resmi şekilde. 2. mec. Adet yerini bulsun diye, içten gelmeyerek görünüşte: Resmen iyi kabûl gösterdiyse de memnun olmadığını anladım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downright. officially. formally. openly. publicly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

officially. formally. in an official capacity. truely. really. by deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رسما] resmî olarak.. 2.kesinlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portrayal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portray. to draw. to picture. to describe. to depict. to portray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to draw sb's picture. to delineate. to depict. to represent. draw. figure. paint. set out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. resmiyye). 1. Devlet tarafından veya devlet namına olan: Resmi ilân. 2. Alayla ve törenle yapılan: Resmi bir karşılama. 3. Adet yerini bulsun diye yapılıp aslında samimi olmayan: Resmi bir söz söyledi. Hendese-i resmiyye = Düzlem geometri, zıddı: Hendese-I mücesseme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official. regulation. formal. ceremonious. ceremonial. legal. solemn. state. civil. authorized. certificated. starchy. statutory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. ceremonious. formal. frigid. official. solemn. starchy. stiff. stuffy. ceremonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affidavit. formal. official. government. pertaining to the government or to a government office. authorized. ceremonious. device. ceremonial. solemn. starchy. stately. stiff. technical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Devletle ilgili olan. 2.Törenle yapılan. 3.Çok ciddi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full dress. formal dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Official Auction Market)

Mahkemelerin, icra dairelerinin ve diğer resmi dairelerin Borsa’da yapılmasına gerek gördükleri menkul kıymet satım işlemlerinin yapıldığı pazardır


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civil marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gül gibi güzel, gül biçiminde.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalize. officialize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Resmi olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremoniousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Resmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(RESMİYYET) (i. A ). 1. Resmilik, resmi sıfat. 2. Samimiyet zıddı: Onunla çok resmiyiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conventionality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. formality. solemnity. official character. officialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. conventionality. formality. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. resmiyyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resmîleştirmek, resmîlik kazandırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Resmi işler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رسميت] resmîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pençe vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. erir, eritilebilir; çözülebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résolution

kim. çözünürlük

Bir maddenin başka bir madde içinde çözünme özelliği.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azimkar, kararlı, sebat ve metanet sahibi, kuvvetli; yiğit, cesur. resolutely z. azimle, kararlı olarak, sebat ve metanetle. resoluteness i. azimkârlık, azim, kararlılık, metanet; yüreklilik; cesaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çözme; ayrışma; müz. çözüm; çözülüm; sebat, metanet, azim, karar; teklif, önerge, önerme, resmi karar; cesaret, mertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karar vermek, tasarlamak; karar vermesine sebep olmak; parçalara ayırıp incelemek; çözmek; halletmek, açıklamak; oy ile kararlaştırmak; iyi yönde değiştirmek; müz. çözmek; tıb. eritmek; i. karar, niyet, tasarlama. resolve on karara varmak. res

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. azimli, kararlı; kararvermiş veya verilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir şeyi öğelerine ayırma gücü olan; i. eritici madde; tıb. bir şişi gidermeye yarayan hazır ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sesi aksettirme, yankılama; sesi uzatıp şiddetlendirme özelliği, tınlama. resonance box keman gövdesi gibi sesi şiddetlendiren kutu. resonant s. sesi aksettiren, yankılayan; tannan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çınlamak, yankılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sesi aksettirici alet veya cisim; elektrik akımını yankılayan cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar emmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. reçineden alınıp boya veya ilâç imalinde kullanılan billursu bir bileşim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emme, emilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gitmek, sık sık gitmek; (to ile ) baş vurmak, müracaat etmek, başka çare kalmayınca kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sık sık gidilen yer, ahalinin toplandığı yer, gezinti ve dinlenme yeri; mesire; çare, merci, baş vuracak yer, sığınacak yer; yardımına baş vurulan kimse; sık sık gitme. last resort son merci; son çare. summer resort sayfiye, yazlık, yazın gidilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çınlamak, ses vermek, sesle dolmak, yankılamak; yayılmak, yaygın olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaynak; çare; dayanak; çoğ. araçlar, olanaklar, mali vasıtalar; halletme yeteneği. inner resources manevi kuvvet. natural resources doğal kaynaklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. becerikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. respective, respectively, respondent.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münasebet, yön, husus; hürmet, saygı, itibar, hatır sayma; uyma; çoğ. hürmetler, selâmlar, saygılar. pay one's respects saygılarını sunmak. with respect to, in respect to göre, konusunda, -e gelince .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hürmet etmek, hürmete lâyık saymak; saygı göstermek; ilgisi olmak. respecter of persons kişilere rütbesine göre değer veren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürmete lâyık olma, itibar, saygınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmete lâyık; namuslu; hatırı sayılır, epeyce, hayli; ahlâk veya davranışları iyi; dış görünüşü iyi. spectably z. hürmete lâyık şekilde, namusu ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hürmet gösteren, saygılı, hürmetkâr. respectfulness i. hürmetkârlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her biri kendisinin olan, ayrı ayrı. They went to their respective homes. Her biri kendi evine gitti. respectively z. zikredildikleri sıra ile, birisi birine ve diğeri ötekine ait olmak üzere .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teneffüs edilebilir. respirabil'ity i. teneffüs edilebilme .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teneffüs, nefes alma, solunum; nefes, soluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teneffüs olunan havayı ısıtmak veya temizlemek için ağız veya buruna geçirilen alet, respiratör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. solunumla ilgili, solunumda kullamlan, solunumun sebep olduğu. respiratory system solunum sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teneflüs etmek, nefes almak, soluk almak; dinlenip tekrar kuvvet ve cesaret bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. solunumu ölçen alet; tazyikli oksijen vasıtasıyle dalgıca temiz hava veren alet, respirometre .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mühlet, tehir, geçici olarak erteleme; huk. idam hükmünün infazını geçici olarak erteleme; dinlenme vakti, tatil, paydos; alacaklının borçluya tanıdığı zaman; f. mühlet vermek, tehir etmek ertelemek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. parlak, şaşaalı, göz alıcı resplendence, resplendency i. parlaklık, şaşaa .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes okunduktan sonra cevap yerine söylenilen sözler; mim. bir kemerin ağırlığını karşılamak amacı ile duvar içine konan yarım direk veya sütun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. cevap vermek; karşılık verme. respondence, respondency i. cevap verme, karşılık verme. respondent s., i. cevap veren, karşılık veren; i. cevap veren kimse; huk. savunan kimse (bilhassa boşanma davalarında).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cevap; yanıtlama; tepki; papazın okuduğu şeye cevap olarak ahali veya okuyucuların terennüm ettiği veya soylediği parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mesuliyet, sorum, sorumluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mesul, sorumlu; sağduyulu; itimada layık; borcunu ödeyebilecek durumda olan; mesuliyetli. They are responsible to me for the results So nuçlardan onlar bana karşı mesuldür. responsibly z. itimada layık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cevap vermeye hazır, hevesli; uyumlu; cevap kabilinden, mukabele gibi. responsively z. hevesli olarak. responsiveness i. heveslilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RESSAM) (I. A. « resm » den imüb.). Resim yapan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artist. painter. brush. limner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artist. painter. designer. draftsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artist. painter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Resim yapma sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

painting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being an artist. painting as a profession. painting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To arrest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state of quiet or repose; a cessation from motion or labor; tranquillity; as, rest from mental exertion; rest of body or mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, freedom from everything which wearies or disturbs; peace; security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sleep; slumber; hence, poetically, death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That on which anything rests or leans for support; as, a rest in a lathe, for supporting the cutting tool or steadying the work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A projection from the right side of the cuirass, serving to support the lance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place where one may rest, either temporarily, as in an inn, or permanently, as, in an abode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The striking of a balance at regular intervals in a running account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set or game at tennis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silence in music or in one of its parts; the name of the character that stands for such silence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

They are named as notes are, whole, half, quarter,etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cease from action or motion, especially from action which has caused weariness; to desist from labor or exertion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be free from whanever wearies or disturbs; to be quiet or still.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lie; to repose; to recline; to lan; as, to rest on a couch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stand firm; to be fixed; to be supported; as, a column rests on its pedestal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sleep; to slumber; hence, poetically, to be dead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lean in confidence; to trust; to rely; to repose without anxiety; as, to rest on a man's promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be satisfied; to acquiesce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay or place at rest; to quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place, as on a support; to cause to lean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is left, or which remains after the separation of a part, either in fact or in contemplation; remainder; residue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Those not included in a proposition or description; the remainder; others.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A surplus held as a reserved fund by a bank to equalize its dividends, etc.; in the Bank of England, the balance of assets above liabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be left; to remain; to continue to be. freedom from activity ; 'took his repose by the swimming pool' a support on which things can be put; 'the gun was steadied on a special rest' a musical notation indicating a silence of a specified duration euphemi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all the money one has left to stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

something left after other parts have been taken away; 'there was no remainder'; 'he threw away the rest'; 'he took what he wanted and I got the balance'. freedom from activity ; 'took his repose by the swimming pool'. a pause for relaxation; 'people actu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The local address portion of an Internet Address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A party is said to 'rest' or 'rest his case' when he has presented all the evidence he intends to offer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A party is said to 'rest' or 'rests a case' when he/she has presented all the evidence he/she intends to offer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In music, a rhythmic silence Examples: a 2-beat rest, a quarter-note rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A musical sign indicating silence - either for one or more players, or for the entire ensemble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The state of an object when it is not changing position in relation to its immediate surroundings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A party is said to rest or rest its case when it has presented all the evidence it intends to offer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contradictory word here as it does nothing but increase your tension Interest rates are quotes on a daily rest, monthly rest or annual rest basis The annual rest quote implies that the company gives you the credit for the monthly principal repayments on

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A party is said to 'rest' or 'rest its case' when it has presented all the evidence it intends to offer. , n 1) A rhythmic silence in music 2) A character representing such a silence 3) a brief pause in reading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A symbol used to denote silence. a party is said to 'rest' or 'rest the case' when he has presented all the evidence he intends to offer. the number, fraction, or percentage that remain -- 'A board with 144 squares has 72 red squares, and the rest are bla

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Holding the mash at a specific temperature to induce certain enzymatic reactions. A contraction of residue- thus, resid', resit, res't.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pause in playing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A party is said to 'rest' or 'rest his case' when he has presented all the evidence he intends to offer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In bread-making, to let the dough sit a few minutes before kneading more.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The timed unit of silence The five most common rests values are whole rests, half rests, quarter rests, eighth rests, and sixteenth rests The length of rests is based upon ratios Whole rests last twice as long as half rests, which last twice as long as qu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The absence of movement of an object in relation to its surroundings. n rest, quiet [OE reste].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A symbol that indicates silence for a specified time in musical beats [Rhythm Notation].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A space in the music in which no notes are heard The beat continues even though no notes are sounding at that particular moment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carryover , leftover , relic , remain , remainder , remnant , residue , rest , tail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., the (ile) kalan miktar, kalanlar, geri kalan kısım. all the rest kalanların hepsi. as for the rest kalanına gelince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dinlenmek, nefes almak: rahat etmek, istirahat etmek; yatmak, oturmak; uyumak; ölmek; dayanmak, dayalı olmak; huk. bir davada taraflardan birinin davaya ait butün delilleri anlattığını bildirmek; güvenmek, itimat etmek; kalmak; dinlendirmek, rahat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahat, istirahat, dinlenme, yatma; oturma; sükun, hareketsizlik; uyku; asayiş, ruh sukunu; durak, dinlenme yeri; ölum; müz. fasıla, durak işareti, es; dayanak, dayanacak şey, mesnet .rest cure, rest treatment tıb. dinlenme usulü ile tedavi. rest d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokantacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kurtulmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rahat verici, dinlendirici; rahat, sakin. restfully z. rahat rahat, sükunetle. restfulness i. rahat, sükün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayışkıran, saban kıran, bot. Ononis hircina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dinlenme evi, konak yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. restitution

yeniden tasarımlama

Bir tasarımı yeniden gözden geçirme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reassembling as it originally was. restoring to its original shape. plan according to which a building is reassembled or reconstructed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., huk. eski halin iadesi, eski hale getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir şeyi sahibine iade etme; zararı ödeme; onarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. inatcı; sabırsızlanan, rahat durmaz. restively z. sabırsızlanarak. restiveness i. sabırsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hiç durmayan, dinmeyen, hiç rahat durmaz: uyuyamaz, uykusuz: rahatsız: vesvessli: değişiklik isteyen, hareketsiz kalamayan. restlessly z. rahat durmadan. restlessness i. hareketsiz kalamama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. Fr.). Lokanta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aslına uygun şekilde tamir (eski eserlerin tamiri söz konusu olunca kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. restauration

mim. yenileme

Eski bir yapıda yıkılmış, bozulmuş olan bölümleri aslına uygun bir biçimde onarma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. onarma ve düzeltme; restore etme; yenileme, eski haline getirme, eski mevkiini iade etme: iyileşme; bir şeyi sahibine iade etme: bir şeyin asıl şeklini gösteren model. the Restoration İngiltere'de Restorasyon devri: 18. Lui devrinde Borbonların tek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. onaran ve düzelten, iyi hale koyan; i. ayıltıcı ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To store again; as, the goods taken out were re-stored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring back to its former state; to bring back from a state of ruin, decay, disease, or the like; to repair; to renew; to recover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give or bring back, as that which has been lost., or taken away; to bring back to the owner; to replace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give in place of, or as satisfaction for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make good; to make amends for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring back from a state of injury or decay, or from a changed condition; as, to restore a painting, statue, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form a picture or model of, as of something lost or mutilated; as, to restore a ruined building, city, or the like.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Restoration. give or bring back; 'Restore the stolen painting to its rightful owner' bring back into original existence, use, function, or position; 'restore law and order'; 'reestablish peace in the region'; 'restore the emperor to the throne' return to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

return to its original or usable and functioning condition; 'restore the forest to its original pristine condition'. return to life; get or give new life or energy; 'The week at the spa restored me'. give or bring back; 'Restore the stolen painting to its

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To refurbish a building or other asset to its original condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A function that allows users to copy files from the backup storage pool to an on-line storage device.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return a window to its previous size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return a wetland to a close approximation of its condition prior to disturbance by modifying conditions responsible for the loss or change.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return an icon or maximized window to its normal size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A system, zone, or sensor that is returned to normal status This does not necessarily mean that the alarm system is considered to be back to full operating status by the monitoring facility However, the term tends to be used interchangeably with Reset, an

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make service operative following an interruption by repair, reassignment, rerouting, substitution of parts, or otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A function that permits users to copy a version of a backup file from the storage pool to a workstation or file server The backup copy in the storage pool is not affected Contrast with backup. to return something to its original condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To retrieve a backup copy of data from the Vault Server and upload it to a computer If a file has been accidentally erased or corrupted, it can be restored if there is a backup LiveVault Service can restore data over the Internet directly to the Agent com

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To copy files that once resided on your hard disk from another disk or a tape back onto your hard disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The process of returning a backup copy to an active storage location for use TSM has processes for restoring its database, storage pools, storage pool volumes, and users' backed-up files For example, users can copy a backup version of a file from the stor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To retrieve a file from backup If a file has been accidentally erased or corrupted, it can be restored if there is a backup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To recall a previously used lighting state later in the performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return your device to the state it was in when data was last backed up This involves copying your backup data to your hp Jornada.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Administrator can restore -- bring back -- an archived TechPak or TechNeed and actively work on it again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To return data on a disk to its previous state, typically by using a backup copy of the files You can restore files that have been damaged or corrupted back to the state they were in when you backed them up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Restores the state of livingstone to what it was when the Checkpoint was stored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The process of taking data saved to tape and putting it back onto disk See also backup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Restore Helper is that top hat with the cute little bunny ears in the upper right corner of some screens Basically, Restore is used to restore default values.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A restore is a computer program or process that copies information from a diskette or tape onto the system's hard disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Previously backed up data can be restored or retrieved with the File, Restore selection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Use all original parts possible to reconstruct the original look and structure of the volume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring a window back it its original size after having been minimised or maximised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. iade etmek; geri vermek; eski haline koymak, onarmak, restore etmek, yenilemek: iyileştirmek, sıhhatini iade etmek, sağaltmak; eski mevkiini iade etmek; bozulmuş yerini onarmak (resim); zararı ödemek. restorable s. yeniden sağlanabilir; onarılabili

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restore etmek. yenıleştırmek. eskı halıne getırmek. onarmak. görevıne ıade etmek. gerı vermek. ıade etmek. kavuşturmak. yenıden tahta geçırmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tutmak, geri tutmak, zaptetmek, yasaklamak, sımrlamak. restrainable s. zaptedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. menetme: tahdit, sınırlılık; tutukluluk: kendini tutma; sıkılma çekinme. restraint of trade ticareti kısıtlama veya narh koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kısltlamak, bağlamak, sınırlamak; elini bağlamak: tahdit etmek, hasretmek. restrictive s. kısıtlayıcı, bağlayıcı, sınırlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sınırlayan kural, şart, hudut sınırlama, kısıtlama, tahdit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. rüsül). 1. Elçi. 2. Kitap sahibi peygamber (kitap sahibi olmayanına «nebî» derler). Resulullah = Allah’ın Resûlü, Hz. Peygamber,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prophet yalvaç. messenger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prophet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رسول] elçi. 2.peygamber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamb(Erkek İsmi) Yeni bir kitap ve şeriatle gönderilen peygamb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Hükümdarların elçisi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., sık sık in (ile) çıkmak meydana gelmek, varmak: sonuçlanmak: i. netice, sonuç, son, akıbet, semere, mahsul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. meydana gelen, neticesi olan; i. sonuç; fiz. iki ayrı kuvvetin bileşkesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hulasa, özet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eski halini almak; yeniden başlamak veya devam etmek; geri almak: yeniden kullanmaya başlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeniden başlama veya devam etme: geri alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar çıkmak, tekrar baş göstermek: yeniden dirilmek. resurgence i. yeniden dirilme. resurgent s. yeniden dirilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden diriltmek; yeniden canlandırmak: mezardan çıkarmak; unutulmuş veya kaybolmuş şeyi yeniden meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıyamet, yeniden dirilme veya diriltme; yeni hayat bulma, canlanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f .ölüyü diriltme ölü gibi olanı ayıltmak; batmış ve unutulmuş şeyi tekrar meydana çıkarmak. resuscita'tion i. canlandırma, canlandırılma, di- riltme. resuscitative s. diriltici, canlandırıcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağıt, mersiye okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Romatizma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gerilemek, geriye gitmek; bozulmak, yozlaşmak. retrogres'sion i. geri gitme, gerileme; bozulma, yozlaşma. retrogres'sive s. gerileyici; yozlaşan. retrogressively z. geri giderek, gerileyerek; bozularak, yozlaşarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rızk yetiştiren, rızk veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. heykel gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın terzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electoral district.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayartıcı kadın

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. şehvet, Fars. peresten = tapınmak). Şehvete tapan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهوت پرست] şehvet düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gönderenin adına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kişisel çıkar, hodbinlik, bencillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nefsini koruma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öz saygısı, nefsine hürmet, izzetinefis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fruitless. sterile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. seamstress.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all-in wrestling. catch-as-catch-can wrestling. all in wrestling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. resânîden = yetiştirmek). Şeref yetiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şeref, Fars. resânîden = yetiştirmek). Şeref yetiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rahat rahat, gönlünün dilediği gibi, çekinip sakınmadan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Sevres ware Sevr şehrinde yapılan porselen. Sevres blue bu porselenin mavi rengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(hıthıt): İran, Suriye, Afganistan ve Horasan dağlarında yetişen şeytanotu adlı bitkinin köküne yapılan kesiklerden akan koyu bir maddedir. Sarı esmer renkli, yumuşak balmumu kıvamında reçineli zamktır. Kullanıldığı yerler: Bağırsak gazlarını giderir. Hazmı kolaylaştırır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Balgam söktürür. İsteri ve sinir hastalıklarında yatıştırıcı olarak kullanılır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kenara çekilmek; yan çizmek, sorumluluktan kaçınmak; bertaraf etmek; uzatmak, sallantıda bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. şifâ = iyileşme; Fars. resânîden = yetiştirmek). İyi eden, şifâ veren, Ar. Şâfî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفارسان] şifa veren, iyileştiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şikem = karın, peresten — tapınmak). Karnına tapınırcasına ehemmiyet veren, boğazına çok ehemmiyet veren, boğaz düşkünü, çok obur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکم پرست] obur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Siteme uğramış.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki adet PCI Express ekran kartını aynı anda çalıştırabiliyor.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Şövale üzerinde yapılan ve taşınabilir boyuttaki küçük yağlı boya resim. 17. yy.da burjuvazinin gelişimi sonucunda yaygınlaşmış ve resmin evlere girmesine olanak vermiştir

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. baskı durduğu sırada gazeteye eklenen; zamana uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. stress

ruhsal gerilim

Ameliyat şoku, soğuk, coşku vb. etkenlerin organizmada oluşturduğu bozuklukların tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jitters. state. stress. tension. the jitters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stress. stress disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stressfull. hard-pressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şiddet, zor; itina, ağırlık, önem, ehemmiyet; mak. iç mukavemet; basınç, tazyik; tahammül; gerginlik; dilb. vurgu, kuvvet; f. baskı yapmak, tazyik etmek; önem vermek, önemle üstünde durmak; vurgulamak. stress accent vurgulama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydraulic press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garden cress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watercress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. halk tarafından tutulmayıp kritiklerce övülen başarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bastırmak, sindirmek; önlemek, menetmek; zapt etmek; örtbas etmek, saklamak; gizli tutmak; durdurmak, kesmek. suppres'sion i. baskı; zapt etme, tutma; bastırma, sindirme. suppres'sive s. zapteden, tutan; bastıran, sindirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefinite. sine die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefinite. indefinitely. for an indefinite period of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transient. transitory. sth which is not limited by time. sine die.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Turpgillerden, çok nemli topraklarda yetişen bir cins tere (roripa nasturtium).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(sezab): Turpgiller familyasından; akarsu kenarlarında yetişen çok yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi yeşil renkli, köşeli, parlak ve yatıktır. Boyu 30-40 cm kadardır. Kökü çoktur. Çiçekleri beyazdır. İçeriğinde; kükürtlü bir glikozit, sabit yağ, A, C, D vitaminleri ve mirozin vardır. Ev ilaçlarında usaresi kullanılır. Salata olarak da yenir. Kullanıldığı yerler: Sinirleri yatıştırır. İdrar söktürür. Vücudu kuvvetlendirir. İştah açar. Skorbüt tedavisinde faydalıdır. Cinsel gücü artırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. ulama, (tıb.) pıhtılaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest mouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهی دست] yoksul. 2.eli boş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهيدستی] yoksulluk. 2.eli boşluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ teng = dar, dest = el). Eli boş, yoksul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Züğürtlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنگ دست] elidarda, yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir pikselin açılması ya da kapanması için geçen süre

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Tepki süresi bir pikselin aktif (siyah) durumdan pasif (beyaz) duruma geçip tekrar aktif duruma dönmesi için geçen süredir (milisaniye cinsinden). BRAVIA TV’ler ve ev sinema projektörlerinin sahip olduğu hızlı tepki süreleri, görüntünün kusursuz bir şekilde daha pürüzsüz ve net olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) Depreşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pezevenk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

either of two muscles in the shoulder region that move the shoulders and arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bastard. son of a bitch. primp. procurer. pander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

either of two muscles in the shoulder region that move the shoulders and arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Suyun dibine çökme ve durulma mânâsıyle kullanılıyorsa da bu mânâyı ifâde için rüsub demek daha doğrudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir musiki makamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sızma, terleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترسب] tortulanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tortulanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترشح] sızıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dünya veya karayla ilgili veya onlara ait; karadan meydana gelen; arza ait, dünyevi; karada yaşayan; karasal; (i.) dünyada var olan şey. terrestrial telescope görüntüyü düz gösteren teleskop. terrestrially (z.) dünyevi şekilde; karasal olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. harman dövmek. thresh'ing floor harman yeri. thresh'er i. harman dövme makinası; sapanbalığı, zool. Alopias vulpes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı eşiği, eşik; girecek yer; başlangıç; psik. şuur eşiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dişi kaplan; zalim kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yorucu, sıkıcı. tire somely z. yorucu surette. tiresomeness i. yoruculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Bir noktanın göz farkedemeyecek derecede kısa ve hızlı kımıldanışı, ihtizâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vibration. oscillation. pulse. pulsation. beat. fade-out. judder. undulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vibration. resonance. oscillation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resonance. vibration. shivering. trembling. shaking. quivering. beat. vibrancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oscillatory. vibratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resonant. vibrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Satırların dönüşümlü olarak birleştirilmiş iki ızgara taramada tarandığı ekran.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vibration free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oscillation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oscillation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Hep birlikte ve birden korkup titremek. 2. Titreşim hâlinde olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tremble. to quake. to vibrate. to shiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Titreşmesini sağlamak, titreşmesine sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. serpme gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bozmak, ihlal etmek, çiğnemek, aksine hareket etmek; kanuna itaatsizlik etmek; günah işlemek; hududunu aşmak, haddi aşmak. transgressor i. günahkar kimse, tecavüz eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tecavüz, haddi aşma; ihla1; günah, suç. trans gressional s. günah ve hata kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tecavüz etmek; başkasının mülküne haksız olarak ayak basmak, hududu geçmek; ihla1 etmek; bozmak; günah işlemek; i. başkasının hakkına tecavüz; kanuna karşı gelme; günah, suç. No trespassing. Geçilmez. Girilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saç lülesi, belik, bukle; uzun saç; saça benzer örgü. tressed s. örgülü, lüle 1ü1e.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. masa ayaklığı, sehpa; sehpa köprü. trestle table sehpa üzerine kurulmuş masa. trestlework i.sehpa (köprü), iskele işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. kudret veya yetkinin ötesinde; k.dili. yasak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. hazırlıksız olarak, evvelden düşünmeden; beklenmedik bir anda, gafil avlayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. değerinin altında paha biçmek; i. değerinin altında paha biçme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., i. elbiselerini çıkarmak, soymak; bağlarını çıkarmak, bağlarını açmak (yara); soyunmak; s. resmi olmayan; i. sivil elbise, iş elbisesi; çıplaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çıplak; işlenmemiş (tahta, deri); sosu veya terbiyesi olmayan (yemek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. izah edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duygusunu ifade etmeyen; ifadesiz, manasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beklenmedik, umulmadık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alakadar olmayan, ilgisiz, aldırışsız, lakayt. uninterestedly z. ilgisizce. uninterestedness i. ilgisizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekici olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sınırlanmamış; açık sözlü, samimi, çekinmesiz; şartsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. çekinmeden, açıkça; şartsız olarak. unreservedness i. çekinmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tepki göstermeyen; ihtiyacı karşlamayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asayişsizlik, huzursuzluk, kargaşa; rahatsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zaptedilmemiş, denetsiz. frenlenmemiş, serbest; idaresiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sınırsız, kısıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cafe / dining car. restaurant car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kurtulmuş, Fars. Azâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freed from. relived from. unencumbered by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ وارسته] kurtulmuş, rahat. 2.uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Kurtulmuş. Serbest, rahat, azade. 2.İlişiksiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Kurt uluma, Azâd olma.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha ayrıntılı açıklama için katalogun teknik sayfalarına bakın.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cüretli, atak, atılgan; riskli. venturesomely z. cesaretle. venturesomeness i. yiğitlik; maceraperestlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vâris). Vârisler. (bk.) VAris.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ورثه] varisler, mirasçılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parası ilerde Selenmek Uzar. yapılan alış veriş, peşin mukabili: Veresiye almak, satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the nod. on trust. on the cuff. tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account. on credit. haphazardly. on tick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax administration. tax department. fiscal administration. assessment office. fiscal management. rating authority. revenue authorities. taxation authority. taxing authority. valuation board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bağcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeşillik; bot. anormal yeşil renk. virescent s. yeşilleşen; yeşilimsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. suteresi, bot. Nasturtium officinale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (bağlaç) her nereye, her nerede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üzüm cenderesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. zorla çevirerek söküp almak; kasten ters mana vermek; aslından uzak bir anlam vermek; zorla elde etmek; i. çevirerek söküp alma; piyano veya harp gibi çalgıları akort etme anahtarı. wrest pin akort ayar mandalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. güreşmek, güreş etmek; uğraşmak, çabalamak; dağlamak için hayvanı yere yatırmak; i. güreş, mücadele. wrestler i. pehlivan, hayvanlara dağ vuran kimse. wrestling i. güreşme, güreş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). El birliğiyle çalışanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endemic. regional. topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local. regional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endemic. local. topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظاهرپرست] sadece dış görünüşe bakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (zen = kadın, perest = tapınırcasına seven). Kadına çok düşkün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زن پرست] kadın düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ذره شکاف] kılı kırk yaran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. zîr = alt, dest = el) (c. zîr-destân). El altında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زیردست] el altındaki, emir altındaki, ast.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

PC Card’ın, işlemci ya da ana bellekten geçmeden doğrudan grafik kartına video verileri göndermesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

PC Card’ın, işlemci ya da ana bellekten geçmeden doğrudan grafik kartına video verileri göndermesini sağlar.

Teknolojik Terim by