Dev Atçı ne demek? | Dev Atçı anlamı nedir? | Dev Atçı

Dev Atçı anlamı nedir?

Dev Atçı ne demek?

Dev Atçı anlamı nedir?

Dev Atçı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dev atci

Türkçe Sözlük

(bk.) Divitçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Abide gibi, Abideyi andırır. 2. Çok büyük (fr. monumental) (mecazi mânâda da kullanılır: Abidevî bir şiir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آبدوی] anıtsal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İyilik, yardımseverlik. 2.Ünlü hanım mutasav-vıfe.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفت دوران] güzel, dilber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aralıksız, durmadan, biteviye, arasız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الدوام] sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implements. paraphernal property. tools and tackle. toolings , furniture and fixtures. tooling and implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse breeder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atçıların işi; at koşuları, at sergileri gibi çalışmalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding race horses. horsemanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Devletin gözü. 2.Devletin kaynağı. Aynüddevle (Öl. 1152). Danişmendli hükümdar. Melikşah’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spice-seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedeviyye). Bâdiyede yani çölde, çadır ile konup göçerek yaşayan; medenî mukabili: Akvâm-ı bedeviyye = Bedevî kavimler. Bu halde yaşayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedouin. bedouin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedouin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bedouin. nomadic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدوی] çöl arabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çileden çıkartmak, azap vermek, eziyet etmek; cinnet getirtmek; bozmak, ifsat etmek. bedevilment (i). çileden çıkartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bâdiye ve çölde, çadır altında yaşayan ve konup göçen halkın hali. Çadırda oturma, medeniyyet (şehirlilik) zıddı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدویت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F. A.). Türk musikisinde Bektaşî nefeslerinde görülen az kullanılan bir usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Farsça ber = yükseltme edatı, Arapça devâm = dâim olma). Devam üzre bulunan, süren dâim, bâkî: Sıhhat ve Afiyette ber-devam olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuing. going on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بردوام] sürekli, devam eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde Devr-i Revân usûlünün bir adı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın uçana renk olan kırmızı, yeşü ve mavi (RGB) İçin ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Fr). sabık, eski.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: dîv). Şeytan, cin, ifrit. Dev aynası = Eşyayı büyüten ayna. Kendini dev aynasında görmüş = Kendini büyük zannetme, mağrur, egoist olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giant. huge. kingsize. colossal. cyclopean. goliath. massy. giant. monster. colossus. goliath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colossus. giant. monster. monstrous. ogre. gigantic. colossal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A god; a deity; a divine being; an idol; a king.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giant. gigantic. colossus. monster. ogre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device driver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Divitçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eşyayı olduğundan pek büyük gösteren ayna. Dev aynasında görmek = Olduğundan büyük ve önemli saymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnifying mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remedy. cure. medicine ilaç. çare. em.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A god; a deity; a divine being; an idol; a king.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remedy. medicine. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'shining one ' An inhabitant of the heavenly realms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'shining one' An inhabitant of the heavenly realms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, 'shining one ' An inhabitant of the heavenly realms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Angel or celestial being belonging to a kingdom in nature evolving parallel to humanity, and ranging from sub-human elementals to super-human beings on a level with a planetary Logos They are the 'active builders,' working intelligently with substance to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God Demi-god; great personality in devotion to Krishna, selfrealized to administrative independence 'Shining one ' A being living in the higher astral plane, in a subtle, nonphysical body Deva is also used in scripture to mean 'God or Deity '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit , 'A shining one' An inhabitant of the heavenly realms, which is characterized by long life, joyous surroundings and blissful states of mind In the Buddhist tradition, these states are understood to be impermanent, not eternal. : a god or deity; divin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'Sanskrit term' for a deity; Divine Being Responsible for building all forms and holding the patterns; from Nature to the Solar System. a demigod or godly person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Demi-god, celestial being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دواء] ilaç. 2.çare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - İlaç. Çare, tedbir. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. edviyye). 1. İlâç, Fars. dârû, Ar. muâlece: Bu hastalığın devesi perhizdir. Edviyye-i nebâtiyye = Bitkisel ilâçlar. Edviyye-i kimyeviyye = Kimyevî ilâçlar. 2. mec. Çare, tedbir, derman: Derdime kimse deva bulamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Misk kokulu bir macun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlâcı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dâbe). Binek hayvanları, (bk.) DAbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دواب] yük hayvanları. 2.binek hayvanları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dâhiyye). Musibet, Afet. (bk.) DAhiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. devâiye). İlâca mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. dâire). Daireler. (bk.) Daire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوائر] daireler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Paranın değerinin düşürülmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dévaluation

ekon. değer düşürümü

Paranın altın veya yabancı bir paraya göre değerinin düşürülmesi, satın alma gücünün azalması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devaluation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devaluation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değerini düşürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ikt). devalüasyon, para değerinin düşürülmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dévalué

ekon. değeri düşürülmüş

“Değerini düşürmek” anlamındaki devalüe etmek, “değeri düşürülmek” anlamındaki devalüe olmak birleşik fiillerinde geçer.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(DEVAM) (i. A.). I. Daim olma, sürme, kesilmeme: Ömrün devamı. İki günden beri yağmur devam ediyor. Zelzele beş saniye devam etti. Burada bu sıcak çok devam etmez. 2. Sebat, devamlı şekilde uğraşma: İnsan mesleğinde devam etmelidir. Her iş elinden gelir, lâkin devamı yoktur. 3. Bir göreve veya bir işe girme ve gidip gelme: Oğlunuz nereye devam ediyor? Filân kaleme, falan daireye devam ediyor. Kumara, ava, tiyatroya devam ettiğini işittim. Ber-devim = Devam eden, kesilmeyen. Osm. gayrı munkati: Aklbeti berdevâm olsun I Aleddevim = Mütemadiyen, aralıksız, fâsılasız, bilâfasıla, dalma, bir düzüye: Aleddevâm okumakla meşguldür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance. continued existance. continuation. permanence. permanency. steadiness. duration. endurance. follow-through. perpetuation. progression. prosecution. pursuance. sequel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuation. pursuance. run. standing. continuance. continuity. duration. attendance. go on! keep on! keep going!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance. continuation. continuity. attending. carrying on. extension. continuance. permanency. progression. pursuance. sequel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوام] süreklilik. 2.kalıcılık. 3.devam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD’nin durdurulduğu noktadan otomatik olarak çalmaya devam etmesidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continue. hold. last. persist. resume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go on. to continue. to keep on. to carry on with. to attend. go. go ahead. hold. keep. keep going. last. progress. run. run on. stick with. wage. carry on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continue. maintain. perpetuate. preserve. sustain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. carry on. hold. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürer, sürekli: Birkaç gün devamlı yağmur yeğdi. Devamlı bir baş ağrısı. 2. Sebatlı, işinde mütemadiyen çalışan: İşinde devamlıdır. 3. Görevine hergün giden, daima iş ve vazifesi başında bulunan: Talebenin en devamlısı odur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous. continual. permanent. frequent. regular. everlasting. non-stop. assiduous. chronic. continued. hourly. incessant. invariable. lasting. persistent. settled. steady. sustained. unabating. unbroken. unceasing. unremitting. invariably. regula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consistent. continual. continuous. stable. standing. steady. uninterrupted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. continuous. incessant. lasting. permanent. persistent. unbroken. continual. increasing. regular. uninterrupted. unintermitting. uniform. steady. unceasing. running. standing. holding on. non-stop. attending. round. consecutive. durable. slow. pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuity. permanence. permanency. durability. progression. regularity. endlessness. lastingness. persistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuity. permanence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürmeyen, çok sürmez, geçici, süreksiz. Osm. bakasız, muvakkat: Bu mevsimde soğuk devamsızdır. Dünya nimeti devamsızdır. 2. İşine devam etmeyen, sürekli çalışmayan, sebatsız: Elinden iş gelirse de devamsızdır. 3. Görevine hergün gitmeyen, daima işi ve vazifesi başında bulunmayan: Devamsız olmasaydı iyi yetişecekti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentee. without continuity. inconstant. irregular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irregular. inconstant. without continuity. desultory. discontinuous. discrete. volatile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürmeme, süreksizlik: Dünya nimetlerinin devamsızlığı inkâr olunamaz. 2. Sebatsızlık, sürekli çalışmama: Devamsızlıkla insan hiç bir işte muvaffak olamaz. 3. Görevine hergün gitmeme, deima iş ve vazifenin başında bulunmama: O çocuğun devamsızlığı iyi yetişmemesine sebep oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absence. absenteeism. lack of continuity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absenteeism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Koşan, süratle yürüyen. 2. Koşarak, süratle.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2.Koşmak. Süratle, hızla gitmek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (tıb). Baş dönmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gigantic. giant-like. colossal. gargantuan. monumental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colossal. enormous. gargantuan. gigantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gargantuan. gigantic. ginormous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دواساز] çare olan. 2.tedavi eden, şifa veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incurable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incurable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). harap etmek, viran etmek, mahvetmek; (k).dili utandırmak. devasta'tion (i). harap etme, viran olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Türkçe söylenişi: divit). Eskiden yazı yazmak, üzere, mürekkep ve kalem konacak yeri olan, madenden bir Alet ki belde taşınırdı (yalnız mürekkep koymaya mahsus olanına hokka denir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوات] divit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دواوین] divanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tive). Yük taşıyan uzun boyunlu, eti ve sütü yenen bir veya iki hörgüçlü hayvan. Deve geviş getiren memelilerdendir. Arabistan yarımadası ve Kuzey Afrika İle Türkistan ve iran çöllerinde çok bulunup, haklı olarak çöl gemisi denilmiştir. Ar. cemel, Fars. şütür: Bir hörgüçlü deve. Deve aygırı = Buğra. Deve yavrusu = Boduk. Evliyâ devesi, Tanrı deveciğl = Saf adam. Deve bağırtan = Taşlık yokuş. Dav» boynu = 1. Bu hayvanın boynu gibi iki kemer şeklinde. 2. (denizcilik) Tulumbaların iki tarafa uskurlu kavisli bakır boruları ve bunun benzeri borular. Deve tüyü = 1. Bu hayvanın kılından yapılmış. 2. Açık boz veya kahverenginde. Deve tımarı = Dikkatsiz, üstünkörü iş. Deve döşlü = Karınsız (at). Deve dişi = Bir cins nar. Deve dikeni = Yaban enginarı. Deve tabanı = Buhûr-ı Meryem denilen bitkislz bir çeşidi. Devede kulak = Diğer bir şeye nisbetle çok az miktarda olan. Deve yürüyüşü = Yavaş lâkin kesintisiz ve devamlı yürüyüş veya iş. Yok deve = Münasebetsiz söze karşı alay tâbiridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Deaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camel. ship of the desert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Deve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Bileşikgillerden bir çeşit diken (clcium arvense). Büyük dave dikeni = Yabanî enginar (cynara cardunculus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Afrika’da yaşayan, vücudunun ağırlığı ve tüylerinin azlığından dolayı uçamayan büyük bir kuş ki, kanatlarının tüyleri terbiye olunarak şapka süslerinde kullanılmakla pek kıymetlidir. Devekuşu tüyü, yumurtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstünkörü yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Deve tüyünden yapılmış. 2. Deve tüyü renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

camel hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Deve sürüsünü gezdirip otlatan adam, deve çobanı. Fars. şütür-bân. 2. Deve sürücüsü, kiralık develeri olan adam. Fars. sârbân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cameleer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(chardon): Bileşikgillerden; tarlalarda yetişen 1 metre kadar boyunda bir bitkidir. İnce ve çengellidir. Yaşken güzel kokuludur. Kuruyunca bu koku kaybolur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Bu inanç ve görüşün nereden kaynaklandığı bilinmiyor. Güya devekuşu başını kuma gömünce düşmanlarını ve gelecek tehlikeyi görmez, onun için de rahatlarmış. Güney Afrika’da 80 sene boyunca yapılan gözlemlerde böyle bir olay görülmemiştir. Hiçbir devekuşu kafasını kuma gömmeye teşebbüs etmemiştir. Zaten bunu yaparlarsa boğulacakları da kesin.

Her ne kadar beyinleri gözlerinden küçük olsa da, kuş dünyasının en akıllılarından olmasalar da, devekuşları kendilerini gizlemek için başlarını kuma gömecek kadar da aptal değillerdir. Bu görüntünün asıl nedeni devekuşu yavrularının yırtıcı hayvanlarım saldırılarına karşı açık ve korumasız olmalarıdır. Onlar yetişkin devekuşları gibi hızlı koşup kaçamazlar. Bir tehlikeyi sezdiklerinde aniden kendilerini bulundukları yere bırakarak, hareketsiz kalıp çevreye uyum sağlayarak düşmanlarının dikkatlerinden kaçtıklarını ümit ederler.

Anne devekuşları bazen bütün vücutlarını, kanallarını da açarak toprak üzerine yatırırlar ve yavrularını güneşin kavurucu etkisinden korumaya çalışırlar. Ayrıca devekuşlarının dinlenirken boyun kaslarını rahatlatmak için veya çok sık olmasa da uyurken bazen bu pozisyonu aldıkları biliniyor. Hatta bir görüşe göre, bu pozisyonda kafalarını yere dayayıp düşmanlarının ayak seslerini dinledikleri de ileri sürülüyor.

Daha yumurtadan çıkar çıkmaz erişkin bir tavuk büyüklüğünde olan devekuşu yavrularının uzun boyunları genellikle bej rengindedir ve üzerlerinde siyah çizgiler vardır. Bu renklerle ot renkleri ve gölgeleri karışarak iyi bir kamuflaj imkanı sağlar. Bu durumda otların aralarına başlarını soktuklarında vücutları görünürken boyun ve baş kısımları görülmez. Görülmeyen başın kuma gömülmüş gibi insanlar tarafından algılanmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.

Bu tip uçamayan büyük kuşların başlarını kuma gömme gibi aptalca bir savunma sistemine zaten ihtiyaçları yoktur. İşitme ve görme duyuları son derecede iyidir. Boylarının da avantajı ile çevreyi çok iyi gözleyebilirler. Düşmanı diğer av adaylarından önce sezebilirler.

Üç metrelik boylarına ve 100 - 150 kilogramlık ağırlıklarına rağmen saatte 50 kilometre hızla koşabilirler. Köşeye sıkıştıklarında ise kolay teslim olmazlar. Çok seri ve kuvvetli tekme atabilirler, uzun boyunları sayesinde düşmanı yaklaştırmadan mücadele edebilirler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Devenin ana yurdu Kuzey Amerika’dır. Tarih içinde oradan Güney Amerika ve Asya’ya yayılmış, Kuzey Amerika kıtasında ise zamanla yok olmuştur. Güney Amerika’daki lama, alpaka (bir cins koyun), guanako {lamanın irisi) gibi hayvanlar devenin akrabaları sayılabilirler.

Yaşadıkları kum fırtınalarına ve diğer olumsuz şartlara uyabilmek için iki sıra koruyucu kirpikleri ve tüylü kulak delikleri oluşmuş, burun deliklerini açıp kapayabilme, çok uzaktan görebilme ve koku alabilme yeteneklerine sahip olmuşlardır.

Develerin tek hörgüçlülerine Arap devesi, çift hörgüçlülerine ise Baktriane (Bactrian) devesi adı verilir. Baktriane Afganistan’ın kuzeyinde bir yer olup bugün adı pek bilinmemesine rağmen çok çeşitli medeniyet ve kültürlere ev sahipliği yapmış, çok önemli tarihi geçmişi olan bir bölgedir.

Her iki cins deve de yük hayvanı olarak kullanılırlar. Çift hörgüçlü deve daha yavaştır (3-5 kilometre/saat) ama bir günde kervan içinde durmadan 50 kilometre yol gidebilir. Hörgücünün tepesine kadar olan yüksekliği 2 metre iken Arap devesinin sadece bacak yüksekliği neredeyse 2 metredir. Arap devesi 18 saat boyunca saatte 13-16 kilometre hızla yol alabilir. Develerin yük hayvanı olmalarının yanında etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve derilerinden de faydalanılır.

Genelde develerin hörgüçlerinde su olduğuna, bu sayede çöllerde uzun süreli yolculuklara bu kadar dayanıklı olduklarına inanılır ama gerçek bu değildir. Öyle olsaydı deve vücudundan su tükettikçe hörgücünün de bir balon gibi porsuyup inmesi gerekirdi.

Develerin hörgüçlerinde sadece yağ bulunur. Burası 30-35 kilogramlık bir yağ deposudur. Genellikle bir çok hayvan ilerde enerji kaynağı olarak kullanmak üzere vücudunda yağ depolar ama develer bunu hörgüçlerinde yaparlar. Yiyecek bulamadıkları zaman buradan faydalanırlar. Hörgücün bir ikinci işlevi de deveyi çölün kızgın güneşinden korumasıdır.

Develer zaten çölde suya az gereksinim duyarlar. 40 dereceyi bulan sıcaklıklarda iki haftaya yakın susuz kalabilirler. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Bu sayede nefes verirken havada bulunan nemin üçte ikisini geri kazanabilirler.

Bir devenin vücudundaki toplam suyun yüzde 22’sinin kaybı halinde karnı çekilir, kasları büzüşür ama bu, onun performansını çok etkilemez. Buna karşın bir insan vücudundaki suyun yüzde 5’ini kaybedince görme duyusunda azalma başlar, yüzde 12’sini kaybedince de ölebilir.

Develerin susuzluğa dayanıklı olmalarının nedeni su kayıplarının büyük bir kısmının dokularındaki sudan olması, kandaki suyun pek etkilenmemesidir. Ancak bütün bu özelliklere rağmen susuzluğa dayanma rekoru develerde değil, farelerdedir. Bu konuda zürafa da her ikisiyle yarışabilir.

Yeri gelmişken develerin bir başka özelliğine de değinelim, hayvanlar arasında sadece deve, kedi ve zürafa önce sağ taraftaki ön ve arka ayaklarını, sonra sol taraflakileri atarak yürürler. Yani sol - sağ seklinde değil sol - sol, sağ - sağ şeklinde. Hatta şiirdeki aruz vezninin ritminin Arap yarımadasındaki develerin bu yürüyüşlerindeki ritimden doğduğu bile rivayet edilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). geliştirmek, tekâmül ettirmek, inkişaf ettirmek; genişletmek, açmak; harekete geçirmek, husule getirmek; (foto). develope etmek, banyo etmek, yıkamak; gelişmek, tekâmül etmek, inkişaf etmek; genişlemek; olgunlaşmak; hâsıl olmak, meydana çıkmak;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. developer

yıkamaç

Fotokopi makinelerinde veya fotoğraf basımı işinde kullanılan yıkama aleti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geliştiren şey veya kimse, tekâmül ettiren şey veya kimse; (foto). develope eden ilaç, revelatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelişme, inkişaf, tekâmül, ilerleme, terakki; meydana çıkma, zuhur; (biyol). açılma, gelişme; (A.B.D). site. developmen'tal (s). gelişim ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DEVERAN) (i. A.). Dolaşım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dönüp dolaşma, cevelân: Kanın deveranı. 2. Ağızdan ağıza gezme, tedavül: Deveran eden bir havadise göre. Öyle bir söz deveran ediyor. 3. (galat olarak devrân şeklinde) Devir, felek, talih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotation. circulation. revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. compass. gyration. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوران] dönme, dolaşma, dolaşım. deverân etmek dönmek, dolanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (huk). mahrum etmek, elinden almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philodendron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.’A.). Ulu ağaç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toplum düzenine aykırı olarak düşünen ve hareket eden kimse; cinsel sapık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sapmak, yoldan çıkmak, şaşırmak, dönmek, yanılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sapma, inhiraf, yoldan çıkma; (den). pusulanın şaşması. deviation clause (den). geminin boşaltma limanından başka yerlere uğramasına izin veren anlaşma maddesi. deviationist (i). komünist öğretilerini ayrı bir şekilde tefsir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cihaz, aygıt, alet; icat; tertip: hile, oyun, desise; resim, nisan, işaret (arma). Ieft to his own devices kendi haline bırakılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytan, iblis; cin, ifrit; habis kimse; delicesine cesur veya öfkeli kimse; Allah'ın belâsı; kör şeytan; zavallı kimse; matbaacı çırağı. devil's advocate Katolik Kilisesinde aziz adayı aleyhinde münakaşa eden savcı; karşı tarafı tutarak münakaşa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yemeği çok biber ve baharatla hazırlamak veya kızartmak; makinada ezip parçalamak (paçavra); (k).dili canını sıkmak, üzmek. deviled ham bir çeşit ezme jambon, krakova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeytanî, şeytan gibi; melun; pervasız; (k).dili çok, fazla, aşırı. devilishly (z). şeytanca. devilishness (i). şeytanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytanlık, yaramazlık, kurnazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). deviltry.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). devilry (i). şeytanlık; sihirbazlık; kötülük, zalimlik; yaramazlık, haylazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motion. movement. flux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewegung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. movable hareketli. müteharrik. dynamic dinamik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynamic. active. moving. in motion. mobile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motion. movement. motion hareket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motion. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında, resim düzlemi üzerinde yer alan betilerin yoğunlaşıp seyrelmesinden ve pozlarından kaynaklanan durağan dengenin bilinçli biçimde bozulması etkisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşık, eğri büğrü, dolambaçlı; çapraşık, sapa; sapmış, avare, başıboş. deviously (z). çapraşık olarak, dolambaçlı. deviousness (i). çapraşıklık, dolambaçlı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. aslı: devr) (c. edvâr). 1. Dönme, bir şeyin kendi mihveri üzerinde hareketi: Dünyanın devri, vapur çarkının devri. 2. Bir şeyin çevresinde dolaşma: Hacılar KAbe’nin etrafını devrederler. 3. Bir memleketin her tarafını gezip dolaşma, seyahat: Vali devre çıktı. Kaymakam, kazasını devretmektedir. 4. Bazı tarikatlere mensup dervişlerin dönerek ettikleri zikir ve semâ. 5. Aktarma, bir şeyin bir kaptan veya bir yerden diğerine nakli: Yiyecekleri gemiden anbara devrettiler. Bu eşyayı sandıktan dolaba devredin. 6. Bir şeyin diğerine teslimi: Giden, resmî vesikaları yerine gelene devretmeye mecburdur. Sandığın mevcudunu kime devir ve teslim ettiniz? 7. Bir bölük veya takım askerin, teftiş ve emniyeti muhafaza için dolaşması: Devir kolu, devre çıkmak. 8. (masdar mânâsını muhafaza etmeyerek) Zaman, çağ, asır: Cennetmekân Kanunî Sultan Süleyman HAn Hazretleri’nin devri. Fütûhat devri. 9. Bir zamanın bölündüğü kısımların beheri: Bazı eski kavimlerde birkaç yıl bir devir teşkil ederdi. Zatürrienin üç devri vardır. Bu hastalığın birinci devri tehlikelidir. Devr-i ebvâb = Kapı kapı gezip dolaşma. Devr-i zamân, devr-i felek = Talih, kader. Devir ve teselsül = Davanın delile ve delilin davaya ilgisiyle davanın dönüp dolaşıp yine eski hâline gelerek hal olunamaması. Devir dairesi = (denizcilik) Geminin çeşitli hızla ve muhtelif dümen açısıyle çizdiği daire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. period. epoch. era. circulation. cycle. revolution. rotation. turnover. alienation. assignation. assignment. cession. circle. circumvolution. currency. disposal. eyre. grant. gyration. release. rev. rounder. spin. take-over. transfer. transferen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. period. epoch. era. circulation. cycle. revolution. rotation. turnover. alienation. assignation. assignment. cession. circle. circumvolution. currency. disposal. eyre. grant. gyration. release. rev. rounder. spin. take-over. transfer. transferen. cir

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turnover. age. circle. circulation. cycle. epoch. era. period. revolution. turn. revolving. turning. transfer. take-over. rotation. delivery. circuit. speed. circular motion. wheel. tide. endorsement. abalienation. recording acts. assignation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Eşit zaman aralıkları ile tekrarlanan hareket: Bir sarkacın hareketi devirlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periodic. cyclic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periodic. rotary. endorsed. cyclical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upset. overturning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overthrow. dumping. knock-down. falling. tilting. tipping. overturning. felling. rolling. overturn. roll. subversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. fif. «devr» den). Yıkmak, düşürmek, bir yana yatırmak, baş aşağı çevirmek: Fıçıyı, ağacı devirmek. Çam devirmek = Pot kırmak, halt ve hata etmek, kabalıkla münasebetsiz bir şey söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor. overset. overturn. roll. tip. topple. upset. to overturn. to turn upside down. to upset. to topple. to knock down. to floor. to tip. to tilt to one side. to cut sth down. to overthrow. to subvert. to bring sb down. to drink down. to toss off. to do

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to subvert. to overturn. to overthrow. to fell. to tilt. to knock down. to throw. to turn upside down. to upset. to finish reading. to tip over. to tilt over. to spill. to overset. knock over. to turn over. roll. topple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Devirme işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tasarlamak, plan yapmak; akıl etmek, tertip etmek; kurmak, icat etmek; (huk). bilhassa gayri menkul mülkü vasiyet etmek; (i). vasiyet, vasiyet yoluyla bırakılan mülk. devisable s vasiyet olunabilir; tertip edilebilir devisee' i vasiyetle k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cansızlaştırmak; hevesini kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bk.) Devlet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.)” (e. düvel). 1. Baht, talih, saadet: Devlet ve ikbal İle. 2. Makam ve nimet, servet ve varlık: Devlete nâil olmak. 3. Müstakil olarak idare edilen hükümet ve ülkesi: Türkiye, Avusturya, Fransa devleti. 4. Saltanat süren sülâle, hükümdarlık eden hânedan: Devlet-i Selçukıyye, Devlet-i Abbâsiyye. Ne devlet = Ne saadet, ne bahtiyarlık (Arapça tâbirlerde «devle» şeklinde kullanılır: Sâhib-üd-devle = Devlet sahibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. governmental. official. political. state. government. commonweal. commonwealth. the community. polity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

government. state. prosperity. good luck. the collectivity. commonwealth. nation. polity. power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دولت] devlet. 2.talih. 3.mevki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (1530-1577). Mübarek Giray’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

government man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statesman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statesman. diplomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

government minister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

minister of state. Secretary of State.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state bank. government / state / national bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of state. head of / of the state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Government Debt Securities)

Devletin cari yıl bütçe kanununa dayanarak, bütçe açıklarının finansmanı amacıyla çıkarmış olduğu borçlanma senetlerinin genel adıdır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Government Debt Securities Indices)

Bu tür menkul kıymetlere yatırım yapanlarının kıymetleri fiyat ve getirilerindeki gelişmeleri basit ve anlaşılabilir göstergeler yardımıyla izleyebilmelerini sağlamak amacıyla oluşturulmuşlardır. Ayrıca yatırımcıalrın sabit getirili menkul kıymetlere yaptıkları yatırımlar ile diğer yatırım seçenekleri arasında kolay karşılaştırma yapabilmelerini sağlar.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

government bond. treasury bond. bill of credit. state bonds. government paper. funded debt. funded loan. public loan. state loan. government s e c.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir büyük şahsın veya saygı ifadesi olarak hitâb edilen birinin evi, meskeni, konağı: Dün devlet-hânelerine gittimse de kendilerini bulamadım. Yarın devlet-hânede misiniz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Osmanlı İmparatorluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Devletin, saadet ve ihtişamının sığınacağı yer, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük merkezi olan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Devletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devletçilik sistemine taraftar olan. 2. Bu sisteme uygun olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partisan of the state control. satist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), cemiyet işlerinin, bilhassa ağır sanayi ve tarımın devlet eliyle yürütülmesi usûlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state control. statism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state socialism. étatism. statecraft. statism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized. socialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Devlete maf etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to nationalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut DEVLETLU 1. Dünyada. veya ahirette talih ve saadet veya makam ve nimet sahibi: Ne devletli adamdı. 2. Osmanlı devletinde vezirlere ve müşirlere verilen unvandı: Devletlû paşa hazretleri. Sadrâzamlara fehâmetlû devletlû, eski sadrâzamlara: Übbühetlû devletlû, şeyhülislâmla ra: Devletlû semâhatlû, seraskerlere devletlû atûfetlû, dârüssaâdet-iş-şerîfe ağalarına devletlû inâyetlû, mekke şeriflerine devletlû siyâdetlû, şehzâdelere devletlû necâbetlû unvanları verilirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Vezir ve müşir olan pâdişâh dâmat|arına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Sarayın kızlar ağasına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Şehzâdeler hakkında kullanılan unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Seraskerlere verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Şeyhülislâmlara verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Mekke şerifine verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Devletli. Devletli’nin eski şekli aslı —Jı, —lig olan ek önce —lû, sonra —lu, —lü olmuştur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., of ile boş, hali; yoksun, mahrum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakil, devir, intikal, hak intikali, havale, terk; gerileme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). intikal ettirmek, devretmek, havale etmek, bırakmak, terk etmek; (gen). on, upon veya to ile geçmek, intikal etmek, kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (jeol). devonik devre ait, balıklar çağına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Birinci zamanın büyük devirlerinden biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). adamak, tahsis etmek, hasretmek, vakfetmek; oneself ile kendini adamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sadık, bağlı, merbut, vakfedilmiş. devotedly (z). fedakârcasına, sadakatle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düşkün kimse, müptelâ kimse; sofu kimse, dindar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık, düşkünlük, iptila; (gen). (çoğ). ibadet, dua; tahsis, adama, vakfetme. devotional (s). bağlılıkla ilgili; ibadete ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hırsla yemek, yutmak, informal gövdeye indirmek; yok etmek, bitirmek; hırs ve istekle bir nefeste okumak, informal yutmak (kitap). devoured by fear korkudan bitmiş, eli ayağı titrer vaziyette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dindar, sofu; samimi, ciddi. devoutly (z). imanla. devoutness (i). dindarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Devir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دور] devir. 2.dönme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işi tamamiyle başkasına devrederek o işten çekilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 7 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 28 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 14 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T. A.). Türk musikisinde 7 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

takeover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

takeover. acquisition. change over. take over takeover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take over. absorb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take sth over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take over sth from sb. take over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوران] felek, zamane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dünya, felek. 2.Zaman. 3.Talih, yazgı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dönem. 2. Elektrik devresi: Üzerinden elektrik akımı geçmekte olan bir iletken yolun tamamı. Kısa devre = Direnci az olan bir iletkenden büyük miktarda elektrik akıım geçmesine yol açan devre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half. session. period. term. cycle. bout. circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bout. circuit. period. revolution. season. semester. spell. term. half time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cycle. period. time. round. term. epoch. session. circuit. traverse. semester. course. age. bout. half time. stage. swing. time span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوره] dönem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Circuit Breakers)

Menkul kıymet borsalarında piyasanın belirlenen bir süre içerisinde, belirlenen bir seviyede düşüş göstermesi durumunda, hisse senedi ve vadeli endeks piyasalarında, alış ve satış emirlerindeki dengesizlik nedeniyle oluşabilecek aşırı düşüşlerin önlenebilmesi amacıyla, işlemlerin geçici olarak durdurulması uygulamasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağzı yayvan kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by transfer of title. as a sublet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cession. transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Devir işini yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. deliver. alienate. transfer. cede. hand over. pass on. pass. revolve. circulate. turn over. circuit. convey. devolve. dispose of. hand down. hand on. slew. slue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. depute. revolve. roll. sublet. transfer. to turn over. to transfer. to assign. to convey. to alienate. to make sth over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alienate. attorn. to turnover. to transfer. to assign. to make over (sth to sb. to convey. abalienate. cede. circle. circuit. devolve. endorse over. give. hand over. pass. revolve. set over. sublet. throw over. turn. turn over. two- bits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. devriyye). Dönüp dolaşma ile, devirle alâkalı. Hareket-i devriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periodic. cyclic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çevrilip katlanmış yatırılmış, yatık: Devrik dudak, yaka, kol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turned-down. turned back on itself. turndown. inverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folded. turndown. inverted. overthrown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folded. inverted. overthrown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being overturned. overturn. turn over. upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overthrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıkılmak, düşürülmek, baş aşağı çevrilmek, yuvarlanmak: Tencere devrildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overturn. turn over. fall. fall from. fall over. overset. tilt over. tip. tip over. topple. topple down. topple over. tumble. tumble down. turn turtle. upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overset. overturn. tip. upset. to overturn. to upset. to capsize. to be overthrown. to fall over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall over. to be turned upside down. to be capsized. to be overthrown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çevrilme, katlanma, bükülme, inhina. 2. inkılâp. 3. İhtilâl, sosyalist ihtilâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolutionary. revolution. reform. reformation. upheaval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolution. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolution. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2.Köklü değişiklik, inkılap. 3.Eski olduğu fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni koymak. 4.İhtilal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnkılâpçı. 2. İhtilâlci, sosyalist ihtilâlci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolutionary. reformer. reformist. revolutionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolutionary. revolutionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolutionary. revolutionist. reformist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolutionism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ertesi (halk ağzında).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yıktırmak, yuvarlatmak, baş aşağı çevirtmek: Şu testiyi çocuklara devritmemeye bakın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patrol. rounds. roundsman. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patrol. anniversary. post. visiting patrol. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Osmanlı devrinde ilmiye sınıfına mahsus bir pâye: Devriyye mollaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Devşirme işi, Toplama. Ar. cem’. 2. Bir kerede toplanan miktar: Bir devşirim üzüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplama, Ar. cem’. 2. Katlama, sarma. 3. Öteden beriden toplanmış düzensiz asker: Devşirme askeri (bu dördüncü mânâ ile sıfat gibi c(,e kullanıIıp «devşirme asker» denir. Yeniçerilik zamanında ise, farklı mânâsı vardı. Belirli kanunlara göre yeniçeri olmak üzere acemioğlanı yazılan gençlere devşirme denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplamak, cem’etmek: Eteklerini devşirdi. Çamaşırı ipten devşirmeli. 2. Katlamak, sarmak: Şu halıyı devşirin. Elbiseyi devşirip sandığa koydu. 3. Yemiş ve mahsul toplamak: Üzümü devşirmeli. Devşirilecek meyve var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

folding. plying. picking. plucking. reaping. cropping. harvest. harvesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gather. to collect. to pick. to fold. to roll up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to collect. to gather. to pick. to fold. to roll up. to recruit. pick up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Toplatmak, cem’ettirmek: Etekleri, serilmiş çamaşırları devşirtmeli. 2. Katlatmak, sardırmak: Kumaşları, bezi devşirttiniz mi? 3. Meyve ve mahsul toplatmak: Artık üzümü devşirtmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («devr» den imüb.). Çok veya daima dönen, devreden. Fars. gerdan: Cism-i devvâr = Dönen cisim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pergel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edebiyatla uğraşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters. teacher of literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters. man of letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profession of letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. edat). Edatlar, Aletler, (bk.) Edat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tools. instruments. implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment. tools. instruments. implements. gadgets. utensils. appliances. device. tool equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادوات] avadanlık, araçlar, aletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Devletin ileri gelenleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şikâyet eden, imdat isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fesat karıştıran, karıştırıcı, nifakçı, iş bozan. Ar. münâfık: Fe satçı adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

troublemaker. trouble making. factious. firebrand. incendiary. mischief maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stirring up trouble. sedition. criminal mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (c. ferâdîs). 1. Bahçe. 2. Cennet, uçmak, Fars. behişt (Avrupa dillerindeki paradis bundan gelir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فردوس] cennet. 2.bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cennet, 2.Bostan, bahçe. - Firdevsi: İran’ın milli destanı olan “Şeyhname”nin yazarıdır. Adı, Mansur b. Hasan’dır. 934-1020 yıllan arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. firdevs = cennet, Aşyân = Yuva). Cennet-mekân, cennetlik, merhum, mağfûr: Cennet mekân ve firdevs Aşyân Sultan Osman HAn Hazretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporizing. timeserving. opportunist. profiteer. time-server. pusher. temporizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. pusher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. fence-straddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hacamat yapan, yani boynuz yapıştırarak kan alan cerrah veya berber, Ar. haccâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper. harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvesting. the work of a reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hırdavat satan adam. (bk.) Hurdacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironmonger. hardware dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ironmonger. hardware-seller. junkdealer. hardwareman. hardware dealer. hardware store. ironmongery. small dealer. ironmonger's shop. wardrobe dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smallware s business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who brings to conclusion whatever he undertakes. man of deeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İhracat yapan tüccar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exporter. exporter dışsatımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exporter. export dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the export business. exporting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). İktisat mütehassısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

economist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theologian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theologian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok iltifat eden, herkesin hatırını hoş tutarak lutufla muamele eden, mültefit, iltifatkâr: Çok iltifatçı bir zattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabricator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker. manufacturer. producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|.). 1. Yardım eden, yardımcı: Allah imdatşınız olsun. 2. Yardıma gönderilen asker: imdatçı bölük, imdatçı asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima inat eden, inat etmeyi huy haline getiren, muhalefette ısrar eden, muannit: Pek inatçı adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubborn. obstinate. stiff-necked. heady. inflexible. difficult. set. balky. cantankerous. contrary. contumacious. cussed. die-hard. dogged. dour. fractious. froward. hard-bitten. hard-headed. hard-mouthed. headstrong. indocile. insistent. intractabl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubborn. obstinate. stiff-necked. heady. inflexible. difficult. set. balky. cantankerous. contrary. contumacious. cussed. die-hard. dogged. dour. fractious. froward. hard-bitten. hard-headed. hard-mouthed. headstrong. indocile. insistent. intractabl. ada

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstinate. stubborn. obdurate. bullheaded. pigheaded. bull headed. contumacious. cussed. decided. difficult. dogged. hard. headstrong. inflexible. one- track mind. opinionated. persistent. pertinacious. recalcitrant. refractory. self-opionionated. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), inatçı adamın hali, Osm. muannitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stubbornness. obstinacy. obduracy. stiffness. contrariness. cussedness. dourness. hardness. indocility. intractability. intransigence. mulishness. stiff neck. perversity. recalcitrance. refractoriness. restiveness. self-will. stickiness. toughness. w.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstinacy. stubbornness. pertinacity. persistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstinacy. obduracy. stuborness. contumaciousness contumacy. recalcitrance. self-will. tenacity. wilful willful disobedience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T.). İnşaat işleri yapmayı meslek edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

builder. constructor. building contractor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contractor. builder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

builder. contractor. construction foreman. constructor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. the construction business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the construction business. trade. fixed construction. building line. building trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(tıb.) hamileliği önlemek için kullanılan ve dölyatağı yoluna yerleştirilen küçük alet, spiral .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Iskat sadakası alan kimse. 2. Mezarlık dilencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformer. reformist. improver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ithalât işleri yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importer dışalımcı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Devletin İtimâdı, güveni. 2. Safevî sadrâzamlarına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Itriyat satan kimse veya dükkân, attâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Meşrutiyet devrindeki İttihâd ve Terakki Cemiyeti’nden olan veya bu partinin fikirlerine taraftar bulunan şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Devletin izzeti. Ortaçağ Türk devletlerinde hükümdar unvanlarından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kaide ile ilgili. 2. (geometri) Tabana ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gemi ve kayıkları kalafat eden adam, teknelerin kalafatı sanatıyla uğraşıp geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. work of a caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aileron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aileron. winglet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aileron. winglet. airfoil. fin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

closed circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short circuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. yaralıları savaş alanından hastaneye taşımada kullanılan askeri helikopter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mîdeviyye). 1. Mideye ait: Emrâz-ı mîdeviyye. 2. Mide için faydalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدوی] mideyi yormayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dtvân.dan imef.) (mü. müdevvene). Dtvân şekline konmuş, bir yere getirilip bir düzen verilmiş: Müdevven şiirleri vardır, Asâr-ı müdevvene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Tedvin olunmuş eserler, bir araya getirilmiş te’lif kitaplar: O kütüphanede bir hayli kıymetli müdevvenât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den imef.) (mü. müdevvere). 1. Yuvarlak, top ve küre şeklinde: Bir cism-i müdevver. 2. Daire ve halka şeklinde veya dairenin içi gibi yuvarlak, değirmi, tekerlek gibi: Müdevver bir havuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den if.) (mü. müdevvire). Döndüren, çeviren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدور] yuvarlak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who operates a transport company. shipper. freighter. forwarding agent. freight agent. shipping agent. forwarder. dispatcher. carrier. carter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nasihat eden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نودولت] sonradan görme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Vazife.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duty. obligation. assignment. homework. schoolwork. incumbency. task. theme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obligation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homework. obligation. duty. exercise. billet. devoirs. incumbency. task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have been given the duty of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give sb a duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who has taken sth on as a duty. sb who is on duty. incumbent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., foto. aşırı derecede develope etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ortaoyununda şakşak ve tahta kılıç gibi Aletle maskaralık eden soytarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. rendez-vous). Belli bir yerde, belli saatte buluşma, sözleşme. Randevu evi = Gizil fuhuş yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. date. rendezvous. assignation. engagement. tryst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. date. engagement. rendezvous. venue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engagement. appointment. date rendezvous. date. date of appointment. tryst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Randevu evi işleten kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Randevu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicensed brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fix an appointment with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospital attendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone from outside who stays with a patient in hospital. paid companion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) matematikçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saat yapan ve satan yahut tamir eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clockmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker / seller / repairer of clocks / watches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saet yapmak veya tamir etmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a maker / seller / repairer of clocks / watches. horography. horology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offal seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir sanatla meşgul bulunan, bir sanatla geçinen adam, esnaftan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artist. performer. craftsman. artificer. long-haired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artist. performer. craftsman. artisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artist. craftsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being an artist. artistry. craftmanship. artisanship. artisanry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) doğubilimci, oryntalist, müsteşrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şefaat eden, Ar. şefî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercessor. friendly arbitrator. interceder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerîat taraftarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şirret kadın; dişi şeytan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

social state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) araştırmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buffer state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) T. Tanzimat taraftarı. 2. Tanzimat hareketinde vazife almış olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of a religious order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stone age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stone age.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who puts sth into effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tesisat yapan: Elektrik tesisatçısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitter. plumber. pipe fitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumber. installer döşemci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer of plumbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installing plumbing, heating or gas systems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roundsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Teşrifat işlerine bakan şahıs, protokol müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master of ceremonies. protocol officer. master of ceramics. protocolist. sb who is a stickler for protocol / etiquette. chamberlain. emcy. herald. marshal. usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) protokol görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tuluat oyuncusu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., foto. eksik develope etmek; güdük yıkamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. az gelişmiş; geri kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gelişmemiş; foto banyo edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yolunu şaşmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vodvil; yergili balad.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

et seq.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Herhangi bir zanaatı olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artisan. craftsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artisan. craftsman. workman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agriculturalist. farmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by