Dide-ban ne demek? | Dide-ban anlamı nedir? | Dide-ban

Dide-ban anlamı nedir?

Dide-ban ne demek?

Dide-ban anlamı nedir?

Dide-ban | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dide ban

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bekçi, muhafız, kolcu. 2. Nöbet bekleyen, karakol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güneş yılının sekizinci ayı. 2. Eski İran inanışında bu ayda olan işlerin ilerlemesiyle meşgul olduğu farz olunan meleğin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبان] Âbân ayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. Eski Iran inanışında o gün, yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sayılırmış. Abân-gâh kime aitse onlar suya girip yıkanır eğlenirlermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) «Deveyi» çökertmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) tamamıyle bırakmak, terketmek, başından atmak; kendini tamamıyla vermek; kendini kaptırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) metruk, terk edilmiş; hayâsız, ahlâksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) terk; metrukiyet, terk edilmiş olma; tam feragat ile kendini teslim etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İpekten sarımtırak dallarla işlenmiş bir nevi kumaş ki sarık ve sairede kullanılır: Bursa Abânîsi = bu kumaştan yapılmış «Abânî sarık».

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Büyük adım atmak. 2. Adımları fazla açarak ölçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Arapça «aba» dan). 1. Bir şeyin üzerine kapanmak, üstüneçökmek, çullanmak: Filanın üzerine abandı. 2. Sarkmak, eğilmek: Pencereden abanıp baktım, 3. Adımları açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean against. to lean over. to push against. to batten on sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to lean over. to push. to press. to lean against sth. to live at sb's expense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «Abenûs» tan) 1. Hindistan’da çıkan pek sert ve siyah bir ağaç. Siyahlık ve sertlik de ifade eder: Abanoz kesilmek. 2. Abanozdan yapılma: abanoz ok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Sıcak ülkelerde yetişir, kerestesine «abanoz» denir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیده] birçok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Ala banda) (Denizcilik). Geminin bir tarafında bulunan topların birden boşanması, yaylım ateşi: Alabanda etmek. Orsa alabanda : Gemiyi birden çevirme kumandası, mec. Şiddetle azarlama ve kınama: Bir alabanda yedi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

side of a ship. bulwarks. hard over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arnavutluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Arnavut; Arnavutça .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Lübnan Suriye sınırında ve Lübnan dağlarının doğrultusunda bir dağ silsilesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazıbent.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş görmüş, ateşten geçmiş, mec. Büyük ıztırap ve tecrübe geçirmiş adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilinden ateşler püskürür gibi fevkalâde tesirli ve şiddetli söz veya şiir söyleyen, ateş dilli.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ayak derisindeki ter bezleri ve kıl keselerinin mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Çıban yerinde, ilk önce sert ve kırmızı bir kabartı belirir. Ağrı vardır. Sonra iltihaplanır. Çıbanı sıkmamak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekikyağı, ayva

Hazırlanışı : Çıbanın üzeri, kekikyağı ile yağlanır. Sonra, orta büyüklükte bir ayva ortasından kesilerek üzerine konur. Sarılır.


Sağlık Bilgisi by

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman ‘X’ harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan ‘X’ şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı ‘X’ şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şeklinden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Çocukların oluşumunu anne ve babadan aldıkları kromozomlar belirliyorsa, her insanda bir set kromozom varsa ve de bu kromozomlar zamanla değişmiyorsa, aynı anne ve babadan olan çocukların da birbirinin aynı olması gerekmez mi? Üreme konusunda tabiat müthiş şaşırtıcıdır. Tabiatta çocukların oluşumu ile ilgili özel bir sistem dizayn edilmiştir.

Son yılların gözde konusu DNA ile ilgili olarak gazetelerde ve dergilerde çizilen resimlerden belki dikkatinizi çekmiştir. Kadın veya erkek olsun her insanın bir set kromozomu vardır ve her kromozom birleştikleri zaman “X” harfini oluşturan iki parçadan ibarettir. Bu ikili DNA’nın birbirine sıkıca sarılmış iki koludur.

Bir insanın kromozomunun, bu iki yakasından biri anneden, diğeri de babasından gelir. Ortadan “X” şeklinde bağlı bu yeni kromozomun her iki yarısı da komple bir gen setini taşır.

Sperm, yumurta ile birleşerek yeni bir insanın oluşumunu sağlar. Sperm yeni bebeğin kromozomunun bir yarısını taşır, yumurta diğerini. Esas soru şudur: Sperm ve yumurtadaki DNA nereden gelmektedir? Babadaki her hücre, birbirinin tamamen aynı “X” şeklindeki kromozomları taşır. Anne için de bu aynıdır. Baba ile annenin kromozomları da kendi anne ve babalarının kromozomlarından gelmiştir. Ama hangi yarısı gelmiştir? İşte doğanın müthiş düzeninin ipucu da buradadır.

Babada sperm hücreleri oluşurken, kendi anne ve babasının kromozomlarının birer yarısını rasgele, yani bir kurala bağlı olmadan alır. Annenin yumurtalarında da aynı şey olunca, doğan her çocuk dört kişinin, yani anneanne, babaanne ve her iki dedesinin (dolayısıyla onların da ebeveynlerinin) genlerinin rasgele karıştırılmış şekilden oluşur ve her çocuk farklı fiziksel ve psikolojik özellikler gösterir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. «bâd» dan). Yelken. Bid-bân küşâ-yı azimet olmak = Azimet etmek, gitmek, yola çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبان] yelken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bahçıvan, bahçe bekçisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باغبان] bahçıvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BELBAN (i. Bulgarca’da ayıya derler). 1. Gezdirilip oynatılan ayı: Ne toplandınız, balaban mı oynuyor? 2. İri cüsseli insan veya hayvan: Balaban adam, doğan. 3. Büyük davul tokmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sturdy. fat. huge. large.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çocuk bekçisi. 2.Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu’d-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş’dan sonraki en büyük hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bittern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. irileşmek, şişmek, İri ve şişman olmak. 2. Lakırdıyı ağızda çiğneyip sarhoş gibi söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Balanbanlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Sorkun söğüdü, safsaf: Ban otu yahut bâk otu — Farsça’da «benk», Arapça’da ondan alınarak «bene» ve Fransızca’da dahi «beneg» denilen bir tıp bitkisi ki, tohumu sersemlik verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). «ci» mânâsiyle bazı Farsça isimlere katılıp türemiş isimleri teşkil eder: Bâğ-bân = Bağcı PAs-bân = Bekçi gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Vaktiyle Esklavonya ve Macaristan cihetlerinde sancak beylerine ve küçük prenslerine verilen unvandır: Voyvoda. Hâlâ oralarda bir ülkeye «Banat» yani banlık namı veriliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of fine muslin, made in the East Indies from the fiber of the banana leaf stalks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A public proclamation or edict; a public order or notice, mandatory or prohibitory; a summons by public proclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A calling together of the king's vassals for military service; also, the body of vassals thus assembled or summoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In present usage, in France and Prussia, the most effective part of the population liable to military duty and not in the standing army.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Notice of a proposed marriage, proclaimed in church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Banns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An interdiction, prohibition, or proscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A curse or anathema.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pecuniary mulct or penalty laid upon a delinquent for offending against a ban; as, a mulct paid to a bishop by one guilty of sacrilege or other crimes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To curse; to invoke evil upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To forbid; to interdict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To curse; to swear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ancient title of the warden of the eastern marches of Hungary; now, a title of the viceroy of Croatia and Slavonia. an official prohibition or edict against something 100 bani equal 1 leu prohibit especially by legal means or social pressure; 'Smoking

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a decree that prohibits something. 100 bani equal 1 leu. 100 bani equal 1 leu. an official prohibition or edict against something. a bachelor's degree in nursing. prohibit especially by legal means or social pressure; 'Smoking is banned in this building'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Bank anticipation notes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Notes issued by states and municipalities to obtain interim financing for projects that will eventually be funded long term through the sale of a bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basement Area Network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Body Area Network means wireless communication between varios components attached to the body, such as data spectacles, earphones, microphones and sensors for medical applications and for work and leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Billing Account Number Used by telephone companies to designate a billing account, i e , a customer or customer location that receives a bill A customer may have any number of BANs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control that allows users and administrators to restrict users with a specific user name or nickname, or users from a specific domain from participating in a chat community.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Bond Anticipation Note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A proclamation of outlawry; a denunciation by the church.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Approved Name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Approved Name. building area network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Broadband Access Network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A removal of a user from the channel for infringement of channel rules With a ban a user can not return under most circumstances until a channel operator removes the ban For more information, please visit our Channel Guidelines page.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bond Anticipation Notes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To disallow a chatter from entering a chat room Bans may be temporary, or permanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short-term debt instrument that is issued by a municipality or a state At maturity, the debt is paid from the proceeds of a new bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A channel operator can ban a user from their channel; You can't join a channel from which you have been banned until the ban is removed See also kick. v to not permit; to stop; n an official restriction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beyanname, tebliğ, bildiri; ortaçağda seferberlik ilanı. banns (i)., (çoğ). nikâh ilânı, evlenme beyannamesi. publish the banns nikâh kâğıtlarını asmak, nikâhı ilân etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hırvat ve Slovanya valisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yasaklamak, menetmek; (eski) lânetlemek, aforoz etmek; (i). yasak, aforoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henbane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(zm.). Ben zamirinin «datif» hali. Bana mısın dememek = Ona hiç bir şey kâr etmemek, aldırmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

me. to me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

me. to me. for me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banal , banally , commonplace , hackneyed , trite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). adi, bayağı; umumi (fikir,ifade). banality (i). adilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muz, (bot). Musa paradisiaca sapientum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kara benekli kırıfıızı bir küçük böcek, uçuç böceği, zeruh. Banbul otu = Siğil otu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Afrika’dan alınıp Birleşik Amerika yerlileri tarafından geliştirilen telli çalgı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., f, takım, zümre; bando; dans müziği çalan orkestra; (f).toplamak, bir kamp v.b.'nde bir araya gelmek, birleşmek; bağlamak, bir araya toplamak. beat the band (argo) mükemmel olmak; şaşırtıcı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şerit, bant, kordele; sargı; kemer; kayış; çizgi; (f). çizgilerle süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mak. şerit testere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

açık havada çalan müzik topluluklarını koruyan yarım küre şeklindeki önü açık duvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f sargı, bağ; f sarmak, bağlamak (yara veya göz).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandage. ligature. swathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of silk or cotton handkerchief, having a uniformly dyed ground, usually of red or blue, with white or yellow figures of a circular, lozenge, or other simple form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of calico printing, in which white or bright spots are produced upon cloth previously dyed of a uniform red or dark color, by discharging portions of the color by chemical means, while the rest of the cloth is under pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

or Bandanna A pocket-handkerchief It is an Indian word, properly applied to silk goods, but now restricted to cotton handkerchiefs having a dark ground of Turkey red or blue, with little white or yellow spots. or Bandanna A pocket-handkerchief It is an In

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla kırmızı veya mavi zemin üzerine beyaz benek veya desenleri olan büyük mendil; herhangi bir büyük mendil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şapka muhafaza etmede kullanılan mukavva veya ince tahtadan yapılmış kutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -deaux) saç bağı veya şeridi, saç filesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ince ve uzun bayrak; bandrol; den. flandıra; (mim). üzerine kitabe yazılan kordele şeklindeki tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da bulunan bir cins büyük fare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca «bandirea»). Ecnebî bayrağı, sancağı. Fransız bandıralı bir gemi. Bir ecnebî devletin bandırası altına girmek = O devletin tabiiyetini kabûl ve himayesi altına girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flag. ensign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Pekmez içine bandırılmış ceviz sucuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sulu şeyin içine bırakıp ıslatarak yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip. to dunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. «banderole»). Tekelde bulunan tütün vesaire paketlerine yapıştırılan damgalı kâğıt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haydut, eşklya, yol kesen kimse. banditry (i). haydutluk. bandits, banditti (i)., (çoğ). eşklya takımı, haydut çetesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). bando sefi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca «banda»). Askerî mızıka takımı. Bir bando mızıka

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. the brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. brass band.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. leader. music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Burmese method of armed and unarmed combat composed of karate-like striking a kicking, judo-like throws, stick fighting, swordplay, and knife and spear fighting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 'Bando' is slang for members of the Marching Illini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student member of the Emerald Brigade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fişeklik; omuz kayışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit saç yağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. banderole

denetim pulu

1. Paketlerin, şişelerin ağızlarına konulan şerit veya etiket. 2. Devletçe verginin kesildiğini gösteren etiket.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monopoly tax label. banderole. banderol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A little banner, flag, or streamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Banderole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamped paper stuck on monopoly articles to indicate tax paid. label. revenue stamp. banderole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -men) mızıkacı, bando çalgıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada çalan muzik topluluklarına mahsus çoğu zaman üstü kapalı platform.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir geçit töreninde bandoyu taşıyan araba; A.B.D., (k.dili). gözde olan taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). topa vurur gibi sağa sola vurmak; mukabele etmek, atışmak; (s). çarpık, dışarı doğru meyilli (bacak); (i)., ing. hokey oyunu; hokey kulubü. bandylegged (s). çarpık bacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk Banyo

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zehir; afet, felâket, dert; öIüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). öldürucü, zehirli; mahvedici, muzır. banefully (z). zehirli bir şekilde. banefulness (i). zehirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Ses, haykırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بانگ] ses. 2.haykırış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (z). gürültü, patlama; bir vuruş neticesinde çıkan ses; patırtı; enerji, bir şeyi yapma gayreti, şevk; A.B.D., argo heyecan, sevinç; argo uyuşturucu madde içitimi, morfin; (f). çarpmak, gürültü ile kapatmak; hızla vurmak; gürültü yapmak; argo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bağırma sesi. Hüngür hüngür ağlamayı, ses ve gürültü ile olan sair fiilleri tasvir için ard arda kullanılır: Bangır bangır ağladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the top of one's voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bangkok

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangla desh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangladesh. bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bangladesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bangladeş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bangladeshi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halka, bilezik, halhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). perçem, kâkul, kırkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Haykırış, bağırış. 2.Gökgürültüsü, yankı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bina» dan). Yapan ve tesis eden, müessis: Çelebî Sultan Mehmed Han, Osmanlı devletinin ikinci bânîsi sayılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbriviation of Gurbani, applied to any of the writings which appear in the Guru Granth Sahib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An abbreviation of Gurbani, applied to any of the writings which appear in the Guru Granth Sahib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic for a tribe, people, or nation; plural of ibn, son of a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da giyilen bir çeşit bol gömlek, ceket veya entari; Hindistan'da et yemeyen bir tüccar slnıfı; banyan ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). banyan ağacı, Hint inciri, (bot). Ficus benghalensis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). merdiven parmaklığı, tırabzan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sürgün etmek; kovmak, uzaklaştırmak. banisher (i). sürgüne gönderen kimse. banishment (i). sürgün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). banco, bir çeşit telli saz banjoist (i). banco çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.). Daha çok bahçelerde kullanılan arkalıklı veya arkalıksız sıra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

park bench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bench. overfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bench; a high seat, or seat of distinction or judgment; a tribunal or court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mound, pile, or ridge of earth, raised above the surrounding level; hence, anything shaped like a mound or ridge of earth; as, a bank of clouds; a bank of snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A steep acclivity, as the slope of a hill, or the side of a ravine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The margin of a watercourse; the rising ground bordering a lake, river, or sea, or forming the edge of a cutting, or other hollow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elevation, or rising ground, under the sea; a shoal, shelf, or shallow; as, the banks of Newfoundland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The face of the coal at which miners are working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A deposit of ore or coal, worked by excavations above water level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ground at the top of a shaft; as, ores are brought to bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To raise a mound or dike about; to inclose, defend, or fortify with a bank; to embank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To heap or pile up; as, to bank sand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pass by the banks of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bench, as for rowers in a galley; also, a tier of oars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bench or seat upon which the judges sit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The regular term of a court of law, or the full court sitting to hear arguments upon questions of law, as distinguished from a sitting at Nisi Prius, or a court held for jury trials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Banc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sort of table used by printers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bench, or row of keys belonging to a keyboard, as in an organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An establishment for the custody, loan, exchange, or issue, of money, and for facilitating the transmission of funds by drafts or bills of exchange; an institution incorporated for performing one or more of such functions, or the stockholders , acting in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The building or office used for banking purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fund from deposits or contributions, to be used in transacting business; a joint stock or capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sum of money or the checks which the dealer or banker has as a fund, from which to draw his stakes and pay his losses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In certain games, as dominos, a fund of pieces from which the players are allowed to draw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deposit in a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep a bank; to carry on the business of a banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To deposit money in a bank; to have an account with a banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group or series of objects arranged near together; as, a bank of electric lamps, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a financial institution that accepts deposits and channels the money into lending activities; 'he cashed a check at the bank'; 'that bank holds the mortgage on my home'. sloping land ; 'they pulled the canoe up on the bank'; 'he sat on the bank of the riv

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument utilized in the financing of foreign trade, making possible Acceptance the payment of cash to an exporter covering all or a part of the amount of a shipment made by him Such an arrangement originates with the foreign importer who instructs h

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity and fulfill the data width requirement of the CPU.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The margins of a channel Banks are called right or left as viewed facing in the direction of the flow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending, and providing other financial services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A federally regulated financial institution that, in general, engages in the business of taking deposits, lending and providing other financial services. 1 A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity in order to fulfill t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of the channel cross section that restricts lateral movement of water at normal levels The bank often has a gradient steeper than 45[[ordmasculine]] and exhibits a distinct break in slope from the stream bottom An obvious change in substrate m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bank holds all of the money at the start of the game Payments of dividends to players are made from the bank Payments for new trains and terrain costs are made to the bank Payment for shares purchased from the initial offering or from the open market,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Institution for receiving, lending, and safeguarding money It may receive money on deposit, cash checks or bills of exchange, make loans, discount commercial paper, and issue bank notes. 1) A collection of sound patches in memory 2) A group of sound modul

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization, usually a corporation, chartered by a state or federal government, which does most or all of the following: receives deposits, pays interest on them, makes loans, invests in securities, and collects checks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In MIDI instruments, a group of patches Each bank can contains up to 128 patches, numbered from 0-127 or 1-128 In favorite lists, a group of patches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sloping ground that borders a stream and confines the water in the natural channel when the water level, or flow, is normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A business, with a state or federal government charter , that provides services such as paying interest on deposits , issuing and collecting checks , and making loans , especially to businesses Shareholders receive part of a bank's profit as a return on t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a method of addressing Data Memory Since enhanced devices have 8-bits for direct addressing, instructions can address up to 256 bytes To allow more data memory to be present on a device, data memory is partitioned into contiguous banks of 256 byte

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The sloping ground that borders a stream and confines the water in the natural channel when the water level, or flow is normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A division in the organization of memory; a group of memory chips, each of which contains a portion of a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An approved company that accepts monetary deposits or loans money In the UK, the Bank of England approves all banks. A range of frequencies between upper and lower limits or a group of tracks on a magnetic drum or magnetic disc or telco carrier equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bank that is the drawee of a time draft and that becomes the acceptor of the draft. a rising ground in the sea, differing from a shoal, because not rocky but composed of sand, mud or gravel. A set of patches Any related set of items, e g , a filter bank

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area below the ordinary high water mark in a river or stream The ordinary high water mark is defined as the 2 33-year flood by the U S Army Corps of Engineers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bank is a company that provides financial services There are a number of banks available, and which one to use really comes down to the one with which you feel most comfortable Their services range from providing a facility to save money to loaning mone

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

board , pew , stool , reef , sandbank , desk , seat , band , bank , bench , layer , settle , stratum , bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

CD üzerindeki istenmeyen parçaları silmenizi, en sevdiğiniz şarkılardan oluşan çalma listesini hazırlamanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yığın, küme; bayır; kıyı, kenar (nehir,göl); kıyıdan açık kısımlarda deniz dibinin sığ olduğu bölge; mad. ocak agzı; bilardo masasının kenarı; kısa kürekçi sırası; piyano veya orgda tuş sıralanndan her biri; matb. küçük manşet; matb. gale yatağ

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). banka; (iskambil) banko; (f). banka veya bankacılık vazifesini yapmak; bankaya para yatırmak; (k.dili). dayanmak, güvenmek. bank acceptance banka kabulü, banka akseptansı, kabul kredisi. bank account banka hesabı. bank bill banknot; bir banka t

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr banque). Büyük şirket veya sarraflık idaresi. Para işleri ile uğraşan malî müessese: Yapı ve Kredi Bankası, Osmanlı Bankası, banka muamelâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking. bank. banking house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Bank Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip, ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

account passbook. bank book. pass book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bankbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Bank Guaranteed Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker's card. cash card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Banka hissedarı, bankada görevli veya banka işleri uzmanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. bank employer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. bank employee. shroff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash dispenser. cashomat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated teller machine. automated teller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. banquier). Banka sahibi, bir banka idare eden büyük sarraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who conducts the business of banking; one who, individually, or as a member of a company, keeps an establishment for the deposit or loan of money, or for traffic in money, bills of exchange, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A money changer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dealer, or one who keeps the bank in a gambling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vessel employed in the cod fishery on the banks of Newfoundland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ditcher; a drain digger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The stone bench on which masons cut or square their work. the person in charge of the bank in a gambling game someone who owns or is an executive in a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. stockbroker. very rich person. money agent. shroff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone who owns or is an executive in a bank. the person in charge of the bank in a gambling game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fellow who lends you his umbrella when the sun is shining and wants it back the minute it begins to rain Mark Twain You wouldn't use this one if you were talking to bankers, but if you are a banker talking to nonbankers you could change it thusly:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fellow who lends you his umbrella when the sun is shining and wants it back the minute it begins to rain Mark Twain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of envelope with a triangular flap see also Pocket/Wallet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A clearing bank, with settlement facilities at the SA Reserve Bank, appointed by a settling participant to pay the funds required to settle a purchase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Envelope with the opening on its longer dimension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who operates a bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bankacı; kumar oyununda bankocu; özellikle morina balığl avmda Newfoundland kıyılarında kullanılan balıkçı gemisi; duvarcı veya taşçıların üzerinde çaIıştıkları taş veya tahta set.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f.). 1. Bir otomobili bir uçtan bir uca kaplayan tek parçadan ibaret oturacak yer. 2. Karayollarında asfalBamya tın iki yanındaki balastlı kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoulder. berm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

banquette. berm. bench. window seat. stepped shoulder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ingilizce «bank note»). Banka parası,.her memlekette millî bankanın para makamında tedavül etmek üzere çıkardığı muhtelif miktar ve kıymetli nakdî para, kâğıt para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kutup bölgelerinde deniz suyunun donmasıyle meydana gelen buzların tamamı. Bankizler en çok Kuzey Buz denizinde görülür.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. banquise

coğ. buzla

Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. bank-note

kâğıt para

Devlet bankası tarafından piyasaya çıkarılan değeri kâğıt üzerinde belirtilen para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

note. banknote. bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank-note. banknotes. bank note. banknote. paper money. bank bill. banker's note. paper currency. denomination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İ. Dükkânlarda alıcıya göstermek üzere malların konup kaldırıldığı tezgâh. 2. Kumarda ortadaki paranın hepsine oynandığını ifade eden deyim. 3. 32 kartla oynanan bir iskambil oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

counter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). müflis (kimse), iflas etmiş olan (kimse); iflas ettirmek, mahvetmek, tüketmek. go bankrupt iflas etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iflas. declare bankruptcy iflas etmek. fraudulent bankruptcy hileli iflas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Avustralyada bulunan ve oradan Avrupaya getirilmiş olan san çiçekli bir cins çalı, banksiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyük şehirlerin merkezinden her gün gidilip gelinecek kadar uzaklıkta olan mahalle, çevre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. banlieue

yörekent

Genellikle oturma alanı niteliğinde olan, şehir merkezinden uzakta veya sınırlarına yakın yerlerde bulunan şehir yöresi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suburb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suburb. city area. suburban area. bas ville. city boundary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

local train. suburban train. local express. local railway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi sulu bir maddeye batırıp çıkarmak: Ekmeği et suyuna banmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dunk. to dip. to dunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dip into.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bayrak, sancak, alem; gazet. manşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., iskoç. yassı yulaf veya arpa ekmeği, pide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). ban

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(konca): Patlıcangiller familyasından; yol kenarlarında, gölgelik yerlerde yetişen, 80 santimetre kadar boyunda uyuşturucu ve zehirli bir bitkidir. Açık yeşil renktedir. Her tarafında beyaz, uzun tüyler vardır. Çiçekleri sarımtırak, kırmızımsı mor renktedir. Meyvesinin içinde yüzlerce tohumu vardır. Ev ilaçlarında kullanılması tavsiye edilmez. Kullanıldığı yerler: Teskin edicidir. Titreme ve çarpıntıyı giderir. Uykuyu kaçırır. Keyif verir. Beyin hastalıkları, kore hastalığı ve nikriste faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. seğirdim yolu; yaya kaldırımı; büfe arkalığı; tek kollu sedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ziyafet, resmi ziyafet; (f). ziyafet çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Galler üIkesinde haykırmasının o evden bir öIü çıkacağma işaret ettiğine inanılan hayali bir peri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. tape. ribbon. strip. strap. braid. court plaster. fascia. fillet. recording. scotch tape. strapping. welt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. strap. tape. ribbon. tie. sticky tape. cushion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

band. headband. tape. belt. braid. paragraph. strap. striation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). ufak cins tavuk, ispenç, çin tavuğu; ufak tefek kavgacı insan; (s). küçük, ufak. bantamweight (i).,(spor) filiz siklet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şaka, latife, takılma, alay; (f). şaka etmek, takılmak, latife etmek. banterer (i). şaka eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stick with sticky tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çocuk, bebek, yumurcak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. bantu,bantus) Orta ve Güney Afrika'da yaşayan zenci kabile grubu; Bantu; bu gruba mensup kimse; Bantu dil grubu. ,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük kadın, hatun, hanım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بانو] bayan. 2.büyük hanım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kadın hatun, hanım. 2.Kraliçe, prenses. 3.Gelin. 4.Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5.Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Banu).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Banu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. italyanca «bagno»). 1. Hamam, suya girmeye mahsus tabiî veya sunî mahal. Sıcak, soğuk, kükürtlü, çelikli banyo. Banyoya girmek. 2. Hamama girme, yıkanma: Doktorlar her sabah banyo etmeyi tavsiye ediyorlar, kükürt, kepek banyosu iyi geliyor. Umumîleştirilerek sudan başka şeyler hakkında da kullanılır: Kum banyosu, güneş banyosu. 3. Yıkanmaya mahsus kap: Çinkodan banyo, çocukbanyosu. Herhangi bir gaye ile, herhangi 108 bir maddenin batırılıp ıslatıldığı, yıkandı ğı eriyik: Fotoğraf banyosu. Mari banyosu (ben mari) = Bir kabı kaynar suya oturtarak içindekini ısıtmak veya eritmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath. bathroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath. bathroom. liquor. bathtub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath. bathtub. bathroom. watering place. spa. development. washing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tub. bath tub. washing tub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath soap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakterileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığının bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Banyodaki havlular yıkanıldıktan sonra, yani vücudumuz tertemiz iken kullanılır ve sadece vücudumuza değerler. Buna rağmen birkaç gün içinde bu havlular kokmaya başlarlar. Bunun sebebi vücudumuz değil vücudumuzdaki ölü deri hücreleridir. İstediğimiz kadar bol su ve sabunla yıkanalım, su ile birlikte kirlerin ve bakterilerin gittiğini zannedelim, yine de vücudumuz üstünde ölü deri hücreleri kalır ve kurulanırken bunlar havluya geçer.

Bundan sonraki sorun havalandırmadır. Zaten havası devamlı nemli olan banyolar küflenme için ideal ortamlardır. Bu nedenle banyoları yıkanma sırasında değil de az sonra açıp havalandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde havluya sinmiş deri hücreleri süratle kokuşmaya başlarlar.

Ellerimizi yıkadığımızda sabunun görevi derimiz üzerindeki bakierileri gevşetmektir. Ellerimizi bir havlu ile kuruladığımızda bu gevşemiş bakteriler de havluya geçer. Dolayısıyla ellerimizi sabunla yıkadıktan sonra kurulamadan ıslak bırakmanın temizlik bakımından pek faydası yoktur.

Daha ziyade halka açık yerlerde ve işyerlerinde tuvaletlerde kullanılan elektrikli el kurutucuları elleri kuruturlar ama bakteriler yine deride kalırlar. Bu nedenle temizlik açısından havlular, tabii ki temiz olmak şartıyla, sıcak hava üfleyen elektrikli kurutuculardan daha etkindirler.

Havluların diğer kumaşlardan farkını yaratan, suyu kolayca emme özelliğini veren, kullanılan ipliğin cinsi ve daha önemlisi havlu kumaşının dokunuş biçimidir. Havlu kumaş, kumaşın iki yüzünde halka gibi kıvrılmış iplikler bırakan, ana çözgüden ayrı bir çözgüyle dokunur. Havlu kumaş yapımında daha çok pamuk ipliği kullanılır ve özel bir işlemden (apre) geçirilerek su emme gücü arttırılır.

Türkiye’de havluculuk 18. yüzyılın başından itibaren Bursa’da gelişmiştir. Bunun nedeni Bursa’da kadife dokumacılığının dünya çapında gelişmiş olmasıdır. Havluculuk, kadife dokumacılığınm bir yan ürünü olarak doğmuştur. Havlu ismi de Hav’lı kumaş anlamında Arapça’dan gelmektedir. ‘Hav’ Arapça’da kadife, çuha gibi kumaşların yüzeylerindeki ince tüylere verilen addır. Hav’sız olarak yapılan ve peşkir de denilen keten havlular ise ayrı bir imalat konusudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Japonya'ya mahsus hürmet ifade eden bir selamlama şekli olup uzun ömür ve askerlikte ''ileri hücum manalarını taşır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yağmur görmüş, mec. Görmüş, geçirmiş. Gürk-i bârândîde = Eski kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Türk musikisinde kürdîli bir mürekkep kep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.) Türk musikisinde Kürdîli bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, zeban dil). Kötü söz söyleyen, hicveden, edepsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزبان] ağzı bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بلادیده] belaya uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bevvâb). Kapıcılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çöl, Ar. sahrâ, beriyye. Beyâbân-nişîn = Çölde oturan. Beyâbân-neverd — Çöllerde dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيابان] çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bî-edebâne ile = Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bi-edebâne ile Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilsiz, lisansız, Ar. ebkem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيتابانه] bitkince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn the helm to the lee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Shakespeare'in ,'Tempest'' adlı oyunundaki çirkin ve hayvana benzeyen köle; vahşi tabiatlı insan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mud bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. İng.). Caz orkestrası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebânet» ten). Korkak, yüreksiz, ödlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkaklık, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبانت] korkaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدیده] yeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâ görmüş, cefâ çekmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفادیده] üzülmüş, cefa çekmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. brute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرب زبان] yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CESBAN (i. F.). Münasip, lâyık, şâyeste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yakışır, lâyık. Fars. şâyeste, sezâ-vâr: Hâlime cesbân bir i; bulunamadı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı uzun kanepeleri olan ve kenarları açık gezinti otobüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deri üzerinde haricî bir tesir olmaksızın hasıl olan, sivilceden büyük yara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abscess. boil. carbuncle. pustule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boil. furuncle. carbuncle. ulcer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Derideki kıl keseleri veya bezlerinin hastalanması sonucu ortaya çıkan sızıntılı, ıslak kabarcıklara çıban denir. Katiyetle sıkılmamaları gerekir. Çıbanı olgunlaştırmak maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Orta boyda 1 kuru soğan, külde pişirilir. Ortasından kesilip çıbanın üzerine sarılır.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dünyaca tanınmış kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alemi koruyan, hükümdar, padişah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Hükümdara mensup ve müteallik, şâhâne: Fermân-ı cihânbânî = Padişah fermanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (cihân = dünya, dîden = görmek). Çok yaşamış, çok görmüş ve gezmiş olan, mec. tecrübeli insan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جخان دیده] görmüş geçirmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. şûbân ve çûbân). Ehlî hayvanları gezdirip otlatan adam: Koyun, keçi, sığır çobanı. Çoban armağanı çam sakızı = Küçük hediye. Çoban aldatan = Kırlangıçtan büyücek bir kuş, alaca tavuk. Çoban iğnesi, püskülü, değneği, düdüğü, süzgeci, tarafı, dağarcığı tuzluğu, minaresi = şitli bitkiler. Çoban köpeği = Sürüyü beklemeye mahsus köpek. Çoban merhemi — Terementi ve mumyağı vesaire ile yapılan bir nevi merhem. Çoban yıldızı = Zühre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shepherd. herdsman. sheepman. cowman. grazier. shieling. bucolic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herdsman. shepherd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herdsman. shepherd. sheepherder. flockman. sheperd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(çobankesesi): Turpgillerden, bir çeşit yaban bitkisidir. Meyveleri, torbaya benzer. Yaprakları rozet şeklinde olup, demet görünümündedir. Çiçekleri beyazdır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Ağrıları giderip, vücuda rahatlık verir. Burun kanamalarını durdurur.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(meyhaneciotu): Lohusagillerden, nemli yerlerde yetişen, uzun ve yeşil yapraklı bir bitkidir. Sapları sivri, kısa ve parlaktır. Çiçekleri de çana benzer. Hekimlikte kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mastiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sheepdog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ilex auifolium): Çobanpüskülügillerden; hekimlikte yaprakları kullanılan bir bitkidir. 300 kadar türü vardır. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanın sanat ve vazifesi: Köyde çobanlık ediyor, koyun, sığır, hergele çobanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kırlangıçtan büyücek, uzunca kuyruklu, bir çeşit keçisağan: Bu kuş insanı yanına yaklaştırdığı halde yakalanmamasıyle tanınır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightjar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanlara mahsus veya lâyık bir surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden yabanî bir bitki ve bunun torbayı andıran meyvesi (capsella pastoris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Turpgillerden yabani bir bitki, kuş ekmeği (thlaspi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karabuğdayın bir çeşidi (polygonum aviculare) .

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Loğusaotu familyasından bir bitki, meyhaneci otu (asarum europaeum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Itır çiçeği cinsinden kokulu bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shepherd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çobanpüskülügillerden bir süs bitkisi (ilex aquifolium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ilex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden, beyaz çiçekli bir bitki (scandix).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zühre, Çulpan, Venüs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ithal veya ihracı yasaklanmış; (i). kaçak mal. contraband of war tarafsız bir ülkenin, harpte taraflardan birine sattığı kaçak harp malzemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). Sibel tanrıçasına ayin esnasında refakat eden ruh veya ilâh , Sibel rahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığır baldıranı, (bot). Cicuta virosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوبان] çoban.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنبان] sallayan. 2.sallanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı çıplak, aşağılık takımından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nabız vurması, oynama, çarpma: Darabân-ı kalb — Yürek çarpması, çarpıntısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضربان] çarpıntı. 2.vuruş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir Özel Dosya özelliğidir. Delete Shuffle ya da Delete Play altında seçilen programlar, örneğin CD çalar ya da değiştiricide kullanılmak üzere saklanabilirler.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapıcı, Ar. bevvâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربان] kapıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philodendron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(phlodentron): Bileşikgillerden geniş yapraklı, her türlü toprakta yetişebilen bir bitkidir. Çiçekleri, yapraklarından önce açar, altın sarısı rengindedir. Hekimlikte çiçekleri ve yaprakları kullanılır. Çiçekleri Nisan’da, yaprakları ise, Haziran ve Temmuz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri yatıştırır ve vücuda kuvvet verir. Astım, nefes darlığı, bronşit ve soğuk algınlığında şikayetleri geçirir. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Nezle ve ciğer iltihabında da kullanılır. Yaraların iyileşmesinde ve çıbanların olgunlaşmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state bank. government / state / national bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. dîde-gân). Göz, Ar. ayn, Fars. çeşm. Nûr-ı dîde = Gözün nûru. Dîde-i eşk = Göz yaşı döken göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Görmüş (sıfat terkibi teşkiline girer): Cihin-dîde = Dünyayı görmüş, çok gezmiş veya yaşamış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیده] görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیده] göz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Göz. 2.Gözcü. 3.Gözbebeği. 4.Gözucu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bekçi, muhafız, kolcu. 2. Nöbet bekleyen, karakol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. c.) (m. dîde). Görmüşler. LOtf-dide-gân = Lutuf görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bekçilik, muhafızlık, kolculuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیدگان] gözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gözüm.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dağıtmak; terhis etmek; dağılmak. disbandment (i). dağılma; terhis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışıklık, kargaşalık, fesat;rahatsızlık, sıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itboğan, (bot). Apocynum erectum; buna benzer birkaç ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki dilli.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

900MHz ve 1800MHz frekanslarında yayın yapan şebekelerle iletişim kurabilen cep telefonları için tanımlanan özelliktir. Üçüncü kuşak UMTS sisteminde bu iki frekans dışında daha yüksek bir bant genişliğinde yayın yapılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayak tabanı düz olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat footed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat-footedness. being ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دزدیده] çalıntı, çalınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eban b. Osman b. Affan: Hz.Osman’ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz, Aişe’ye refakat etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t.,Edepli ve terbiyeli bir adama yakışır, terbiyeli: Edîbâne bir tavrı vardır. 2. Ediplere, edebiyatçılara lâyık: Edîbâne konuşmalara girişti. Edep ve terbiye ile veya edebiyatçılara yakışır surette: Edîbâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. etrafına veya yanına toprak set yapmak embankment i. set yapma; toprak set.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dağarcık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انبان] heybe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kadın baş örtüsü. 2. Tül peçe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şehrin herkesin oturduğu banliyösünden daha uzak ve daha muteber yerinde oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء جدیده] yeni çağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Görmeyerek ve görünmeyerek, gizliden, arkadan, yüze karşı olmayarak, şahsen tanımadığı halde: O adama gaibâne sevgim vardır, sizi gaibâne sevenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ecza şeytantersi, kasnı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Galip sıfatiyle, üstün gelen adama yakışır sûrette, galebe çalmışcasına: Galibâne bir tarzla, galibâne hareket ediyor, söz söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. gam = keder, F. dîden = Görmek). Keder görmüş, bir dert ve kedere uğramış. Ar. mağmûm, mükedder.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Apple’ın her Mac’i bîr dijital stüdyoya dönüştürmesini sağlayacak yazılım.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i nohut

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretch. poor-fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sığırtmaç, sığır çobanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gazab’dan smüş.). Öfkeli, kızgın, hiddetli, Ar. hadîd, Fars. gazab-nâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گندیده] kokuşmuş, kötü kokmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Her zaman açık ve ultra hızlı olan Geniş bant, size saniye 24 MB veya üstü hızlarda yüksek hızlı karşıda ve karşıdan yükleme sunan sürekli bir Internet bağlantısıdır. Telefon hattınızla bir arada çalıştığından, her iki dünyanın en iyisine sahip olabilirsiniz: sabit kablolu hattan konuşurken aynı anda Internet’i kullanma. Internet’te müzik, e-kitap, video akışı ararken veya yalnızca gezinirken içeriğe daha hızlı ve daha az gecikmeli (tabi gecikme olursa) olarak erişirsiniz. Geniş bandın şimdi dünyanın her tarafından kullanılmasının nedeni budur: dizüstü bilgisayarlardan ve PC’lerden cep telefonlarına, BRAVIA HDTV’lere ve PlayStation® oyun konsollarına… yapmak istediğiniz ne olursa olsun World Wide Web’e hızlı ve kolay bir şekilde bağlanma.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönmüş, dolaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözetici, gözcü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka, cep: Çâk-ı girtbân: Yakanın yırtılması. Girîbln-çik = Yakesı yırtılmış, mec. Çok kederli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گریبان] yaka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaka tutucu, tutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir çeşit gömlek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonya'da dama tahtasında oynanan bir oyun .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunken bathtub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eyewash. girl-watching. eye bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(son g incedir) (I. F ). 1. Bir topluluk tarafından bir ağızdan ve makamla yapılan dua, Osm. sürûd, Ahenk veya tekbîr ve tahlil: Bektaşî, Mevlevi, Yeniçeri gülbangi. 2. Vaktiyle mektebe yeni başlayan çocuğun evinin kapısı önünde mektep çocuklarının ettikleri dua.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Masallarda geçen korkunç hayalet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghoul. goblin. ogre. ogress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bogey. ghoul. goblin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sun bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلبانگ] ilahi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [گلبانگ محمدی] ezan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Küba menşeli bir dans.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Cuban dance in duple time music composed in duple time for dancing the habanera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slow, rhythmic dance of Cuban origin, also poular in Spain The name is derived from Havana, Cuba's capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cuban dance of Spanish origin, the first major Latin influence on U S music around the time of the Spanish-American War Provided the rhythmic basis of the modern tango, which makes its influence in 20th century American music difficult to trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 19th century Cuban song and dance form that is slow to moderate in tempo and in duple meter. music composed in duple time for dancing the habanera. a Cuban dance in duple time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Küba'da yapılan bir dans; bu dansa göre müzik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güney Arabistan’da bir kasaba.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hasar = ziyan, Fars. dîden = görmek). Ziyan görmüş, zarara uğramış, Ar. mutazarrır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خساردیده] hasarlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) şapka şeridi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güz mevsimini görmüş, sararıp solmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saç kordelesi, bant .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir dil kullanan, sözleri bir olanların her biri: Hepsi hem-dil ve hem-zebân idiler. Aynı dili konuşanlar: Çerkesler kabilelere ayrılmışlarsa da hepsi hem-zebândırlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همزبان] aynı dili konuşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). banotu, (bot). Wyoscyamus niger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Kocamış, ihtiyarlamış, zayıflamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkunç, korku verici. 2. Pek utangaç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Korkunç, korku veren. 2.Çok utangaç.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Yeni, gelişmiş kızılötesi (IR) uzaktan kumanda teknolojisi Komutlar, ana birime mevcut IR sistemlerinden 10 kat daha yüksek hızlarda aktarılmaktadır. İletim uzunluğu genişletilmiş ve yansıyan sinyallerin hatasız alınması sağlanmıştır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خيابان] cadde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. koca, zevç; f. idare etmek; idareli kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çiftçilik, ziraat; idarecilik; ekonomik bir şekilde ev idaresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu teknoloji, TV’nin, kablo TV yayınlarında bulunan daha geniş aralıktaki belirli kanalları almasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ihsan = iyilik, Fars. dîde = görmüş) (c. ihsân-dîdegân). Birinin lutuf ve ihsanını görmüş, nimetine nail olmuş olan, minnettar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ikebana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Japon usulü çiçek düzenleme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) soru işareti ile ünlem işaretinden icat edilmiş karışık bir işaret .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kasaba veya şehirler arasında bulunan, şehirleri birbirine bağlayan (demiryolu, telefon).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nezaketsiz, terbiyesiz kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) iyodür, iyodür asidinin tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, basit metin girişi ve düzenlemesi için 600 karaktere kadar sık kullanılan sözcüklerin kaydedilmesine izin verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. İ. sbandito). Haydut, yol kesici, şek! adam, pek iri vücutlu ve korkunç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insulating tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reefer jacket. donkey jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hut. duffle-coat. topper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (halk dilinde: kapan). Büyük terazi, bk. Kapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Pezevenk. 2. Namussuz, yalancı, şaklaban, şarlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pezevenklik, kurumsaklık. 2. Namussuzluk, yalancılık, şaklabanlık, şarlatanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kılların dibinde başlayıp süratle büyüyen bir iltihaptır. Özellikle sırt, ense ve yüzde meydana gelir. Nedeni stafilokok cinsi mikroptur. Tıp dilinde füronkül denir. Kan çıbanı küçük kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe ağrısı ve gerginliği artar. En sonunda baş verir. Bir süre sonra da orta kısmı yumuşar, sarılaşır ve içindeki cerahat boşalır. Kabuk döküldükten sonra da yerinde ufak bir iz kalır. Kan çıbanlarını, kesinlikle sıkmamak ve hatta dokunmamak gerekir. Çabuk olgunlaşması ve cerahatin boşalması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytin.

Hazırlanışı : 10 tane siyah zeytin allınır. Çekirdekleri çıkarıldıktan sonra ezilip çıbanın üzerine konur. Bu işlem çıban boşalıncaya kadar devam eder.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.) (kâr = iş, dîden = görmek). İş görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâr-dîde olma, iş görmüşlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İptidai bir saban çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kervan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کاربان] kervan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - İş bilir, uyanık, tecrübeli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel ve iyi kaleme alınmış, Osm. münşîyâne: Kâtibâne ifade, bir tarz-ı kâtibânede. Eski yazı usûlüne uygun: Kâtibâne yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemici, gemi kaptanı, Ar. mellâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتيبان] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bir yeri yöneten kadın kahya. 2.Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın.

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Özellikle sırt, ense veya yüzde meydana gelip, kıl diplerinin iltihaplanmasıyla beliren bir çeşit çıbandır. Küçük, kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe, ağrı artar, fakat çoğu zaman baş verme görülmez. Kör çıbanları kesinlikle sıkmamak ve kurcalamamak gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Keten tohumu, vazelin.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı vazeline, 3 çorba kaşığı dövülmüş keten tohumu konur. İyice karıştırıldıktan sonra çıbanın üzerine konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(KURBAN) (i. A.) (c. karâbîn). 1. Tanrı yolunda kesilen ve Allah’a yaklaşma vesilesi sayılan, koyun ve başka eti yenen hayvan: Kurban kesmek. 2. mec. Bir uğura feda olma: Kurbanın olayım, size kurban olsun. Kurban bayramı = En büyük Müslüman dinî bayramı, Ar. lyd-i adhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial. sacrifice. offering. victim. sufferer. fall guy. fatality. holocaust. martyr. oblation. patsy. peace offering. prey. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offering. sacrifice. victim. sacrificial animal. muslim festival of sacrificies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificial animal. victim of an accident or disaster. offering. victim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın rızasını kazanmaya vesile olan şey. 2.Eti. fakire parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vacib, ve sünnet olarak kesilen hayvan. 3.Bir gaye uğruna feda olma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Feast of the Sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. victimize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sacrifice to. immolate. sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurban olmak üzere kesilmeye lâyık veya mahsus: Kurbanlık koyunlar, mec. Kurbanlık koyun = Yumuşak huylu ve sessiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial. to be sacrificed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrificial animal. sacrificial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little suspecting the disaster that awaits him.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Lübnan Cumhuriyeti; Lübnan dağları. Lebanese i., s. Lübnanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لطف دیده] iyilik görmüş, lütuf görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi yoktur). 1. Yapılar. S. Temel, esas, kaideler: Mebânî-l hendese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبانی] temeller. 2.yapılar, binalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Rızkı bol, nasibi açık, bahtiyar.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مدیده] uzun. 2.çekilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Medid).

İsimler ve Anlamları by

Sağlık Bilgisi

Memenin üzerinde, şişkinlik, kızartı, ağrı ve ateşle kendini belli eden içi irin dolu bir çıban görülür. Tedavinin ilk şartı temizlik kurallarına kesinlikle uymaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kara lahana, kafuru, zeytinyağı.

Hazırlanışı : Bir kaba 1 tane kara lahana yaprağı, 25 gram parçalanmış kafuru ve 2 çorba kaşığı zeytinyağı konur. Hafif ateşte ısıtılır. Sonra kabın içindeki karışım yine kabın içindeki lahana yaprağının üzerine doldurulup, memenin üzerine konur. Temiz bir tülbentle sarılır. Bu işlem 3 saat arayla tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Merteban’da yapılan bir cins çanak çömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hudut muhafızı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مرزبان] sınır muhafızı. 2.sınır beyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهربان] sevgi dolu, şefkatli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Muhabbetli, şefkatli, dost, seven.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Muhabbet, sevgi, dostluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Misafir kabûl eden adam, konak sahibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarlatanlıkla sahte ilâç satan kimse; şarlatan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Dostça, dostluğa yakışır şekilde: Ben, size muhibbâne söylüyorum. 2. Bir tarikat muhibblne yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Şiddetlendirici. (bk.) Müşeddid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kayıtsızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan imef.) Apaçık, meydanda olan, vâzıh, şüphe bıTakmayacak şekilde anlaşılan: Söylediklerimden müstebân olduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla, mutaassıpcasına: Mutaassıbâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taaccüp ederek, şaşakalarak, hayretle: Müteaccibâne yüzüme baktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Zorla, galip gelerek, zorbalıkla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlaşılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Lâyık olmayan, yakışıksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-MİHRBAN) (i. A ). Muhabbetsiz, şefkatsiz, vefâsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beğenilmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-DİDE) (I. F.). 1. Görülmemiş, görülmedik, emsali, misli olmayan. 2. Pek seyrek ve kıymetli: Nâdtde bir elmas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rare. precious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rare and precious. never seen before.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Görülmemiş görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok değerli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NA’L-BEND) (i. F„ Ar. na’l, Fars. besten = bağlamak, takmak). Nal takan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blacksmith. horseshoer. farrier. black iron work. ironsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nal takma işi ve mesleği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elbisede dik yaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven, (bk.) Merdiven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven, (bk.) Merdiven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigeh-bân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bakan ve muhafaza eden, muhafız, bekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözcülük, bekçilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yuların atın burnu üzerinden geçen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. - Nur ve ba-nu’dan birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. günlük, günnük, bir çeşit buhur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Autobahn

otoyol

Hızlı bir trafik akımı sağlamak amacıyla yapılan, çok şeritli, çift yönlü geniş yol.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeway. expressway. highway. motorway. autobahn. superhighway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autobahn. motorway. expressway. freeway otoyol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

autoroute. express highway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece bekçisi (halk dilinde: pazvant).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پاسبان] bekçi, gece bekçisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beğenilmiş, makbûl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پسندیده] beğenilmiş, makbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Filci, fil bakıcısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. boğaza kaçan bir şeyi çıkarmaya mahsus cerrah mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پشتيبان] destek. 2.destek veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

850 / 900 / 1800 / 1900 MHz’lik GSM frekansı desteği.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

850/900/1800/1900 MHz’lik GSM frekanslarında çalışan cep telefonları.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. “rab”den) (mü. rabbâniyye). 1. Rabbe, Tanrı’ya ait: Mukadderât-ı Rabbâniyye 2. (i. A. c. Rabbâniyyûn). Gönlünü Allah’a vermiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ربانی] tanrısal, ilahî. 2.Tanrı’dan başka bir şey düşünmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allahla ilgili. 2.Kendini bütün varlığıyla Allah’a teslim eden. Putçu inanıştan uzak, şalin amel işleyen, Allah’tan geleni kabul edip, O’nun dinine muhalif olana karşı çıkan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıçanotu, arsenik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Receb ile şâbân ayları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. râhib). Rahipler. (bk.) Rahip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. râhlb). Râhipler, papazlar, (bk.) Rahib, ruhban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clergy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerics. clergy. priests. monks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهبان] papazlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body of clergy. priesthood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Rahiplik, keşişlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهبانيت] ruhbanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hicrî yılın 8. ayı. Eskiden «ş» harfi ile kısaitılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşırmış, şaşkın, hayran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plough. plow. cultivator. grubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plough. plow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Aralık, fasıla. 2.Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ploughshare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ploughshare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çift sürmeye mahsus Alet ki, bir çift öküze çektirilir. Saban oku = Demirinden öküzlerin arasından boyunduruğa kadar uzanan ağaç. Sabankıran = Pek sert bir cins kök.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hükümdar eşi, şah hanımı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) Soytarılık ve mukallitlik ederek her kalıba giren hafif mizaçlı hoppa insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Soytarılık, mukallitlik, tuhaflık, hafif mizaçlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sâl = yıl, dide = görmüş). Yıl (lar) görmüş, çok yaşlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سال دیده] yaşlı. 2.deneyimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Araplardan alınmış ağır adımlarla yaplan bir İspanyol dansı, sarabant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Deveci, deve sürücüsü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساربان] kervancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Deve sürücüsü. Deveci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. savâb = hak, Fars. dîden = görmek). Doğru ve hak görülmüş, öyle hükmolunmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gölgelik, çardak, tente. 2. mec. Koruyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canopy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سایبان] gölgelik. 2.çadır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sayvan, gölgelik. Büyük çadır. 2.Koruyan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeb). Geceler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبان] geceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir gece ve gündüzün toplamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geceye ait, gecelik, gece vakti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece vakti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبانگاه] geceleyin, gece vakti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir şed makam (halk dilinde: Şataraban).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Musibet, büyük sıkıntı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Seymen, yeniçeri ocağına bağlı ask(Erkek İsmi) 2.Osmanlı saraylarında av köpeklerine bakan bakıcı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şehrin büyüğü, ileri geleni.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eskiden av köpeklerine bakan, bunları idare eden hizmetçi. Sekbanbaşı = Bu sınıfın reisi. 2. (halk ağzında: seğmen) Vaktiyle yeniçeri oceğına bağlı bir sınıf asker. Sekbanbaşı = Bu askerin başı (halk dilinde: seymen).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gummed tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Giyinen, kuşanan. Hz.Peygamber’in azatlısının adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saçlarına ak düşmüş yaşlı kimse. Moğol hükümdarlarından birisi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo şey, mesele. the whole shebang hepsi, tümü, bütünü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kıvılcımlar. 2.Akan yıldızlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

already.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

already. this very moment. right now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرین زبان] tatlı dilli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Acele eden, atılan, koşan, çabuk olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتابان] koşan, seğirten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

koşmak, seğirtmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sitem = zulüm, dîden = görmek) (c. Sitem-didegân). Haksızlık görmüş, Ar. mazlûm, mağdûr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ست دیده] zulme uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., f. gürültü ile; düşüncesizce; f. gürültü ve şiddetle ilerlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çoban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Şabb). (bk.) Şabb.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dış mahallede oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seyis, hayvana bakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Deveci, deve güdücü, deve çobanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتربان] deveci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثعبان] ejderha.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı «yassı» demektir). 1. Ayağın altı: Çok yürümekten tabanlarım ağrıyor. 2. Kunduranın altını teşkil eden kösele: Bu ayakkabının tabanı sağlam. 3. mec. Dayanma, sebat, direnme, mukavemet: Sizde hiç taban yok mu? 4. Kılıç vesaire namlusu olan iyi demir: Hind, Horasan tabanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban kılıç). 5. Tarla veya dağın yassı ve düz sırt şeklinde olanı (Bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır: Taban tarla, yer). 6. Herşeyin altına ufkî durumda konan kereste vs., daire: Kiriş tabanı, taban ağacı. 7. Tarlanın toprağını bastırmak için yuvarlanan ağır silindir. 8. Bir nehrin derin olan orta yeri. Taban atmak = Uzunca bir yolu yaya yürümek. Taban inciri = Yassı kuru incir. Ok tabanı = Dam çatısının makas bağı. Taban çekmek = Durmayıp gitmek. Devetabanı = 1. Açık adım. 2. Bir cins bitki. Düztaban = mec. Uğursuz. Taban suyu = Kuvvetli, bol ve sağlam su. Taban tabana = Tamamiyle zıt, büsbütün uyuşmaz şey. Daltaban = Baldırıçıplak takımı. Tabana kuvvet = Hızla yürüyerek kaçmak. Tabanı kaldırmak = Kaçmak, firar etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlak, ışıklı. Mâh-i tlbln = Parlak ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedrock. sole. girder. base. basement. floor. fundament. sill. substratum. substructure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. bed. floor. sole. underside. sole. heel. subsoil. plateau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. cushion. sole. floor. pedestal. foundation. bed. floor. lower limit or base. base. base plane. base line. steel of good quality. bottom. basal. bedding. footing. fundament. underlying. underwork. groundwork. platform. inner botto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تابان] parlak, aydınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floor price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Minimum Price)

Hisse senetlerinin bir seans içinde işlem görebileceği en düşük fiyattır. Her hisse senedi için fiyat ve fiyat adımı gözönüne alınarak ayrı olarak hesaplanır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large rug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Türkçe «taban» ile Farsça «keşîden» masdarından mürekkep yanlış tâbir). Yaya yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Portatif, küçük ateşli silâh. 2. Boya püskürtmede kullanılan tabanca biçiminde Alet. Tabanca boyası = Tabanca İle vurulmuş boya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistol. gun. revolver. colt. equalizer. gat. heater. persuader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. rod. paint gun. spray gun. sprayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gun. pistol. revolver. spray gun. handgun. shooting iron. pea- shooter. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint designed to be used in a spray gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatlı, metanetli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a sole or base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground sill. sole plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Sebat ve metaneti olmayan, sebatsız, korkak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sebatsızlık, metanetsizlik, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. argo) «Yayan gitmek» mânâsına kullanılan «tabanvayla gitmek» tâbirinde geçer, tramvaya benzetilerek yapılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tabipler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبيبان] doktorlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهدیدا] gözdağı vererek tehdit ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تنبان] don.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., ter = yaş, zeban = dil). Hazırcevap, güzel konuşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترزبان] hazırcevap.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. eskiden İngiltere'de bir çeşit talimli redif alayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

GSM 900MHz, 1800MHz ve 1900MHz frekanslarında yayın yapan şebekelerle iletişim kurabilen cep telefonları için tanımlanan özelliktir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

900/1800/1900 MHz’lik GSM frekanslarında çalışan cep telefonları.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turban.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turban.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarık; sarığa benzer kadın başlığı, turban. turbaned s. sarıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. umûr-dîdegân). İş görmüş, tecrübeli, görmüş geçirmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi yoktur). Çöl Arapları, Arap bedevîleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or belonging to a city or town; as, an urban population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to, or suiting, those living in a city; cultivated; polite; urbane; as, urban manners. located in or characteristic of a city or city life; 'urban property owners'; 'urban affairs'; 'urban manners' relating to or concerned with a city or densely

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relating to or concerned with a city or densely populated area; 'urban sociology'; 'urban development'. located in or characteristic of a city or city life; 'urban property owners'; 'urban affairs'; 'urban manners'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Countries differ in the way they classify population as 'urban' or 'rural ' Typically, a community or settlement with a population of 2,000 or more is considered urban A listing of country definitions is published annually in the United Nations Demographi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indicates whether the school is located in an urban area An urban area is defined as being a locality comprising 10 000 or more people The localities are determined by the Australian Bureau of Statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In architecture, the functions and forms of the city; anything related to, or characteristic of, the city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Use or harvesting of marine and coastal resources pertaining to developed or built up areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Urban is defined alternately as urbanized areas or, outside of urbanized areas, places of 2,500 or more in population Data reported are for 1990.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Main Inventory Table field which designates inventories without agricultural tools, or with a separate agricultural operation, or with minimal livestock An urban inventory is identified by a null in the rural field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Census Bureau defines 'urban' for the 1990 census as comprising all territory, population, and housing units in urbanized areas and in places of 2,500 or more persons outside urbanized areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A city or town. situated in or dwelling in a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belonging to a city, town like as opposed to rural character. of, relating to, or located in a city. of or belonging to a city or town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A highly industrialized area, usually considered a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Community Initiative for economic and social revitalisation and improvement of neighbourhoods within urban areas suffering acute problems They are mainly in Objective 1 and 2 areas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Peculiar to the human environment, as contrasted with that found normally in wild animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The word implies the presence of government, industrial, legal, religious, and trade activities See Towns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The built-up, non-rural area in a region.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area is considered urban if it has a population of 2500 or more for Federal-Aid purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şehre ait, şehirde bulunan. urban renewal şehri yeniden oturulabilir şekle koyma planı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik, terbiyeli, kibar tavırlı; medeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nezaket, naziklik, kibarllk, çelebilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şehirleştirmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. urbanisme

şehircilik

Şehirlerin kurulmasında, düzenlenmesinde, güzelleştirilmesinde kullanılacak, uygulanacak yöntemleri, şehirlerle ilgili toplumsal, ekonomik vb. sorunları konu edinen bilim dalı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Deveci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشتربان] deveci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vedid).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data bank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data-base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data base. database. data-base. data book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elbisenin beli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., (argo) ufak ve süratli top mermisi; şenliklerde kullanılan bir çeşit fişek: s., (argo) usta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğan otu, bot. Aconitum; kaplan boğan, bot. Aconitum napellus; öküz gözü, bot. Arnica montana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kol ağzı, yen(gömlekte).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Issız ve imâr edilmemiş yer. 2. Vahşî hayvan ve bitkiler hakkında kullanılır ki, her iki takdirde de yabanî de denilir. Yabana atmak = İtibar etmemek, saymamak: Bu sözü yabana atmayın. Yabana söylemek = MAnâsız, saçma konuşmak. Sözüm yabana = HAşâ huzurdan, sözüm ona.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Yabancı. 2.Issız kır, ova, çöl, sahra. 3.Dışarı, başka ülke, gurbet. 4.Ekin tarlası.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kır gülü. Bozkır çiçeği. 2.Kuşburnu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Dutgillerden bir ağaç ve meyvesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), ikiçeneklilerden parazit olarak yaşayan zararlı bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yerli olmayan, garip, ecnebî, Fars. bigâne. 2. Tanıdık ve dost olmayan, münasebeti olmayan, teklifli, el: Bu zat yabancı değildir. Ben yabancı mıyım?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. exotic. foreign. outlandish. peregrine. strange. tramontane. unfamiliar. unknown. alien. foreigner. gook. gringo. outsider. stranger. unknown. xeno.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. foreign. foreigner. outsider. strange. stranger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. foreign. foreigner. strange. stranger. outsider. unfamiliar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Foreign Stock)

Yabancı ortaklıklarca bulundukları ülke mevzuatına uygun olarak çıkarılan ve ortaklık hakkını temsil eden menkul kıymetlerdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Bir makamın dizisinde olmayan Arıza taşıyan nota ki, geçki yapıldığını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Foreign Company)

Türk Parasını Kıymetini Koruma mevzuatında tanımlanan dışarıda yerleşik kişilerden ilgili ülke mevzuatına göre yabancı sermaye piyasası araçlarını çıkaran ortaklıklar ile yatırım ortaklıklarıdır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Foreign Capital Market Instruments)

Çıkarıldıkları ülke borsalarında alım satım konusu olan ve Kurulca niteliği belirlenen menkul kıymetler ile hak ve alacakları temsil eden diğer kağıtlardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Foreign Mutual Fund)

Kanun’da tanımlanan yatırım fonlarına benzer özellikleri taşıdığı Kurul’ca kabul edilen, yurtdışında kurulmuş yatırım fonlarıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alienate. estrange. to estrange. to alienate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to estrange. to alienate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yabancının hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a stranger. being a foreigner. unfamiliarity. strangeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a stranger or foreigner. foreignness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yabana ait. (bk.) Yaban.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kengel): Bileşikgiller familyasından; 2 metre kadar boyunda, çok yıllık bir bitkidir. Yapraklarının ucu sivri diken şeklindedir. Ev ilaçlarında; kökü ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Sinirleri güçlendirir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Diş ağrılarını giderir. Dişeti iltihaplarını giderir. Hazımsızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(köpekgülü): Gülgiller familyasından; 2-3 metre boyunda bir ağaçcıktır. Yaprakları 5-7 parçalıdır. Çiçekleri pembe veya beyazdır. Olgun meyvelerine kuşburnu denir. İçeriğinde şekerler, organik asitler ve C vitamini vardır. Kullanıldığı yerler: Kuşburnu denilen meyvesi idrar söktürür. İshali keser. Basur memelerine faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden bir familya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. untamed. undomesticated. primitive / savage / wild / uncivilized (person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vahşilik, ehlileşmeme, yırtıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). ?. Yaban yerle ve imar edilmemiş yerlerle alâkalı: Yabanlık ağaç, hayvan. 2. Misafirliğe mahsus, misafirlikte giyilecek: Yabanlık elbise. 3. Issız ve imâr edilmemiş yer: Yabanlıklarda geziyordu.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(ayıüzümü): Fundagiller familyasından; 20-50 cm boyunda çok dallı, odunsu bir bitkidir. Karadeniz bölgesinin dağlarında çok miktarda bulunur. Meyvelerinde; organik asitler, şekerler, pektin, tanen ve mirtilin denilen bir boya maddesi ile A ve C vitaminleri vardır. Yaprakları ve meyveleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları şeker hastalığında faydalıdır. Meyvesi dizanteride etkilidir. İshali keser.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Turak otunun bir nevi.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(sofur): Patlıcangiller familyasından; yurdumuzun hemen hemen her bölgesinde rastlanan, 1-2 m boyunda, çok yıllık, fena kokulu bir bitkidir. Haziran-Eylül ayları arasında mor renkli çiçekler açar. Gövdesi sarılıcıdır. Meyvesi sarımsı-kırmızıdır. Dallarında dulcamarin vardır. Meyveleri; solanın ve solasein taşır. Kullanıldığı yerler: Deri hastalıklarında kan temizleyici, hafif uyuşturucu ve romatizma ağrılarını giderici olarak kullanılır. Şehveti keser. Salgıları azaltır.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ یبانی] yabanıl. 2.ürkek. 3.kaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir lisan söyleyen, bir lisanla konuşan: Oranın ahalisi yek-zebândır. 2. Söz birliği eden, sözleri bir: Onlar hep, yek-zebândır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرردیده] zarar gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dil, lisan. 2. Lügat, lehçe. Zebân-ı FArisî = Fars dili, Fars. ça.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زبان] dil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F., zebân = dil, dırâz = uzun). Dili uzun, haddini aşarak konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. zebân = dil’ zeden = vurmak). Söz arasında kullanılan, dilin alıştığı, kullanılagelen (söz): «Ayine» sözü bizce «ayna» şeklinde zebanzeddir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زبان دراز] dili uzun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Terazi dili gibi Aletlerin dil şeklindeki kısmı. 2. Alev, yalım. Zebâne-keş = Alevlenen, alevi çıkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زبانه] yalaz. 2.dilimsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cehenneme gidenlerle meşgul olan melek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زبانزد] ünlü, dillerde dolaşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Erime. Zeveban etmek = Erimek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذوبان] erime.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذؤبان] kurtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by