Dik Kafalı ne demek? | Dik Kafalı anlamı nedir? | Dik Kafalı

Dik Kafalı anlamı nedir?

Dik Kafalı ne demek?

Dik Kafalı anlamı nedir?

Dik Kafalı | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dik kafali

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstinate. pigheaded. bul headed. headstrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meyvaları müshil olan dikenli bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Gemeiner Kreuzdorn, Nerprun Alaterne, Common Buckthorn): Mayıs-Haziran aylarında, sarı-yeşil renkli, küçük çiçekler açan bodur bir ağaçtır. Orman ve koru kenarlarında bulunur. Dalları karşılıklı, uçları diken halindedir. Yaprakları karşılıklı ve saplıdır. Çiçekler küçük demetler halinde bir araya toplanmıştır. Küre şeklinde ve bezelye büyüklüğündeki meyvası evvela yeşil, olgunlukta morumsu-siyah renk alır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Bolu ve Trabzon civarıdır. Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı taze meyvalarıdır. Meyvalerında yağ, renkli maddeler, şeker ve glikoz vardır. İyi bir müshildir. Şurubu yapılır. Müshil ilacı olarak kullanılır. Bunlardan başka meyvalarından yeşil bir boya da hazırlanır. Memleketimizde yetişmekte olan bir Akdiken çeşidi de “Cehri” adıyla anılır. Bu cins sadece memleketimizde yetişir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good-bye. goodbye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Yahut anduk) (i.). Sırtlanın bir nevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopaedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصدقا] gerçek dostlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sıddık). Sıddıklar, doğrular, temiz insanlar, (bk.) Sıddık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Malayan dagger shaped like a butterfly whose straight blade bears one sharp edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). En yüksek rütbeli assubay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpected. sudden. unimagined. surprise. abrupt. adventitious. heaven-sent. improbable. snap. unannounced. unforeseen. unhoped. unhoped-for. unlooked-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrupt. sudden. unexpected. unforeseen. unlooked-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. bunduk). 1. Yuvarlak, kurşunlar. 2. Fındıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tubby. squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tanıdık, bilinen, mâruf, yabancı olmayan, muârefeli, Aşinâ: Bildik çıkmak. 2. Bilinen şey, malûm: Bildiğini yapsın; bildiğinden şaşmıyor. Bildiğini yapmak, geri bırakmamak = Hak ve adalet uğruna çalışmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquaintance. known.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilinmeyen, malûm olmayan, tanınmayan, meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilmeyen: Bunu bilmedik kimse kalmadı. 2. Bilinmeyen: Bilmediğimi öğrenmek isterim. 3. Bilmeyiş, cahillik: Bilmediğini bilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ufak çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child. kiddy. tot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentminded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty- headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Maydanozgillerden, bir bitki, deve elması (Fr. panicaut).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جالب دقت ]dikkat çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle kadınların ve ilmiye ricâlinin yine o renkte kundura içinde giydikleri sarı mest. Bunun altı da sarı meşinden olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çedik denilen sarı mest ve kundurayı yapıp satan haffaf (kavaf).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Parmak uçlarıyle sıkma. 2. Pamuklu üzerine bir nevi dikiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nip. pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinch. nip. tweak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parmak uçlarıyle birinin etini sıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Parmak uçlarıyle birinin etini sıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinch. pinch off. nip. tweak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nip. pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. lousy. phoney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

narrow-minded. narrow- minded. petty minded. small minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigotry. parochialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlayışı zayıf, kavrayışı az.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bul headed. pontifical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söylenmiş: O «damın dediği dediktir = Söylediği sözü hakkıyle söylemiştir, geri dönmesine imkân yoktur. Sözü sözdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (asıl demek ve komak fiillerinin mazileridir). 1. Boş söz. Ar. kiyl-ü-kaal, Fars. güft-ü-gû. 2. Şunu bunu çekiştirme, nemmâmlık, suhançinlik, laf getirip, götürme, laf toplama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. tale. tittle-tattle. tittletattle. dirt. grapevine. grapevine telegraph. hearsay. report. rumor. rumour. scandal. scuttlebutt. talk. tattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. rumour. scandal. tale. tittle-tattle. whisper. rumor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. rumour. tittle-tattle. backbiting. broadcast. chit chat. clatter. on the cry. dope. old gossip. hearsay. rumbling. scandal. tale. tittle tatle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gossip. vent a tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dedikoduyu sever. Osm. nemmâm, suhançtn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossipy. scandalous. gossipper. gossipmonger. scandalmonger. taleteller. back biter. backbiter. tittle-tattle. babbler. newsmonger. peddler. pedlar. retailer of news. talebearer. tattler. telltale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossiper. flibbertigibbet. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossipy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tipik nümunesi deniz kestanesi olan bir hayvan familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Bileşikgillerden bir çeşit diken (clcium arvense). Büyük dave dikeni = Yabanî enginar (cynara cardunculus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(chardon): Bileşikgillerden; tarlalarda yetişen 1 metre kadar boyunda bir bitkidir. İnce ve çengellidir. Yaşken güzel kokuludur. Kuruyunca bu koku kaybolur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(I.). Didilmiş. (bk.) Ditmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok didilmiş: Çocukaevi didik didik etmiş. (bk.) Ditmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ditmek, didik didik etmek (bk.) Ditmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pull to shreds. to mishandle. to turn upside down. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde 1. isminin önüne geldiği perdenin o perdeden 3 koma daha tiz olduğunu gösteren terim: Dik hicâz, dik hisâr ve 2. Tiz, ince (ses).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşağıdan yukarıya doğru amûdî vaziyette bulunan: Dik ağaç, duvar. Dimdik. 2. Pek sarp: Dik yokuş, dik kaya. 3. Tiz, sert, yüksek, pek: Dik ses. 4. Doğrudan doğruya, dikkatli ve sert: Dik bakış. 5. Haşin, hırçın: Dik mizaç. 6. Aşağıdan yukarıya kılların dikine: Dik tıraş Dik rüzgâr = Gemi giderken karşıdan esen ters rüzgâr. 7. Sert, inat ve muhalefetle: Dik söylemek. Dik gelmek — Karşı gelmek, muhalefet etmek. Dikine, diki dikine = 1. Zıddına, aksine. 2. Tersine: Dikine tıraş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. diyeke, edyâk). Horoz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Darlık, dar olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular. upright. vertical. straight. steep. bluff. upstanding. erect. horny. abrupt. arduous. bold. jagged. precipitous. rapid. scarped. sheer. square. stand-up. stiff. up. uprightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erect. perpendicular. precipitous. steep. upright. vertical. straight. rapid. precepitous. intent. fixed. penetrating. right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrupt. perpendicular. right. steep. stiff. upright. straight. obstinate. vertical. erect. normal. plumb. high. aplomb. orthogonal. standing. square. uphill. sheer. rigid. starched. scrap. on end. precipitous. stand up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.).Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceited. obstinate. intractable. opinionated. stiff necked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fix with. glare. glower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obstinate. pigheaded. bul headed. headstrong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. bullheaded. headstrong. refractory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigheadedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çam gibi uzun. Metanetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rectangle. oblong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblong. rectangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rectangular. rectangle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hendek, suyolu, mecra, kanal; set, toprak duvar, bent: (jeol). duvara benzer taş damar; (f). set yaparak muhafaza etmek, etrafına set çekmek; hendek vasıtasıyla suyunu boşaltmak; kazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dikleşmek. 2. Bir yerde durup beklemek, dinelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilerde bulunan sivri ve batan iğne. Fars. hâr: Gül dikeni, çalı dikeni. 2. Dikenleri çok ot veya çalı. 3. Arı ve akrep gibi hayvanların iğnesi. 4. mec MAnî, engel, hâil. Eşek dikeni = Yabar enginarı. Ölmez diken = Yaban mersini Boğa dikeni = Deve elması. Çakır dikeni = Beş parmak. Deve dikeni = Mugaylân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thorn. spine. thorny plant. thornbush. briar. brier. barb. prick. pricker. prickle. spicule. trichome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prick. prickle. spine. thorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spine. thorn. thornbush. erector. prick. prickle. sticker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spiky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit küçük dikenli balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikeni çok olan: Dikenli çalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thorny. prickly. spiky. barbed. brambly. spined. spinose. spinous. spiny. thistly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly. thorny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly. thorny. barbed. spiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbed wire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbed wire. basket wire. wire entanglement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikene benzeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikenli olmayan. Dikensiz gül olmaz = Her iyi şeyin az çok sıkıntı veren bir tarafı olduğunu ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without thorns. spineless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without torn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Başka bir doğru üzerinde eşit ve komşu iki açı meydana getiren doğru çizgi. Osm. amudî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular. orthogonal. apeak. normal. plumb. sheer. upright. vertical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthogonal. perpendicular. upright. vertical. vertical amudi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular. vertical. upright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Birbiriyle yahut kesim noktasındaki teğetleriyle dik açı yapacak tarzda kesişen, kaim: Dikgen doğrular. Dikgen eğriler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthogonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskici, eski kundura dikmekle geçinen, yamacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stitcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jobbing tailor. sewer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski şeyler dikmek sanatı, yamacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bağ. 2. Dikilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmiş, Osm. rekzolunmuş: Dikili taş, direk, mum. Bir dikili ağacı yoktur = Hiçbir mülke malik değildir. Dikili taş = Bazı eski kavimlerden kalma anıt şeklinde uzun hatıra taşları (Fransızca: ob£lisque).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. planted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obelisk. stele.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikilmek işi. (bk.) Dikilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayakta durdurulmak. Osm. ikame ve rekzedilmek: Direk, taş, sancak, mum dikilmek. 2. Toprağa ekilmek: Çam ağacı bu mevsimde dikilir. 3. iğne ve iplikle birleştirilmek: Bizim elbise daha dikilmedi mi? 4. Ayak üzere durmak veya kalkmak, dimdik durmak, durup gitmemek: Karşıma dikildi. Önünde dikilip durdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand up. stand. stand on. stand upon. stick up. be planted. be sewn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be planted. to be erected. to be set up. to be sewn. to stand. to become erect. to be fixed on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be planted. to be set vertically. cock. plant oneself. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikme, dikiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planting. sewing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing. planting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beylik elbise vesairenin dikildiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Diklemesine. Dikine gitmek: Karşısındakinin zıddına gidecek şekilde hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dikmek işi ve sanatı. Ar. hıyâtat: Dikişle geçiniyor. 2. Dikilecek şey: Dikişim vardır. Dikiş dikmek. 3. mec. Rabıta, alâka, ilişik. Dikiş payı = Elbise vesairede dikişe girmek üzere bırakılan fazlalık. Dikiş tutturmak = 1. İlişmek. 2. Sebat bulmak, devam etmek: O, bir yerde dikiş tutturamaz. Dikiş kalmak = Az kalmak, hemen hemen Dikıs makinesi = Dikiş dikmeye mahsus makine. Dikişmakinelerinin çeşitli nakışlar yapan cinsleri de vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing. stitch. seam. needlework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. sewing. stitch. stitching. suture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam. sewing. stich. suture. whipping. needlework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sew. stitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sew. stich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing needle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikiş diken kadın veya erkek, terzi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressmaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikişi olan, dikişle tutturulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. sutured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sewed. stitched. sutured. seamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seamless. without stitches. loose- leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Damlayan kireçli suların mağaraların tabanında meydana getirdikleri irili ufaklı sütunlardan her biri, stalagmit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stalagmite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakma, gözetleme. Dikiz aynası = Kara taşıtlarında veya yol dönemeci gibi yerlere arka tarafı görebilmek için konulan ayna. Dikiz etmek veya geçmek = Gözden kaçırmadan birinin davranışlarını takip etmek, gözetlemek (argodur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peep. peek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeping. peeking. peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rear-view mirror. driving mirror. rearview window. rear view mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper. peeping tom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dikiz etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peek. peep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opinionated. recalcitrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grim determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İncelik, ufaklık. 2. İnceden inceye düşünme veya bakma: Dikkatle bakmak, okumak, yapmak. 3. Ehemmiyet verme, ehemmiyetle çalışma: Yazıya dikkat et. Siz bu işe dikkat etmemişsiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. attentiveness. carefulness. care. cautiousness. watchfulness. application. caution. note. notice. regard. remark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. care. caution. consideration. count. diligence. fetish. heed. mind. notice. regard. solicitude. carefulness. assiduity. look out!. watch out!. be careful!. attention!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attention. accuracy. aida. application. care. take care!. ear. fidelity. heed. note. notice. precision. rigour. vigilance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دقت] dakiklik. 2.incelik. 3.dikkat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beware. heed. look. mind. note. observe. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take care. to be careful. to pay attention. attend. beware. guard. heed. look out for sth. mark. mind. note. notice. observe. reck. regard. to watch one's step. trouble. to be wary of. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to read between the lines. to peruse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Her işinde ihtimam eden, yanlış ve hata olmamasına çalışan: Çok dikkatli adamdır. 2. Dikkat ve ihtimamla yapılmış: Dikkatli iş, dikkatli yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careful. attentive. heedful. watchful. gingerly. regardful. mindful. thoughtful. argus-eyed. assiduous. canny. cautious. circumspect. intense. intent. particular. rigorous. scrupulous. sleepless. solicitous. studious. wary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alert. attentive. careful. cautious. chary. circumspect. conservative. deliberate. diligent. diplomatic. exact. intent. meticulous. minute. painstaking. punctilious. rigorous. scrupulous. sedulous. strict. studious. watchful. assiduous. regardful. close.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attentive. careful. painstaking. mindful. argus eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça dikkat ve ihtimamla: Şunu dikkatlice yazın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. işine ihtimamla, özenerek bakmayan, iyi ve hatasız iş görmek Adetinde olmayan: Dikkatsiz adam. 2. Dikkatle yapılmamış, gelişi güzel yapılmış: Dikkatsiz yazı, yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. inattentive. heedless. unaware. freewheeling. inadvertent. incurious. lax. listless. mindless. regardless. remiss. slipshod. unheedful. unheeding. unobservant. unregardful. unseeing. unwary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. careless. feckless. inadvertent. inattentive. lax. mindless. negligent. remiss. scatty. slack. slipshod. thoughtless. unguarded. unthinking. heedless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. inattentive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işe dikkat etmeyiş, dalgınlıkla ve gelişi güzel iş görme: Dikkatsizlikten ileri gelmiş hatalar. Bu dikkatsizlikle doğru iş. görmek mümkün değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. want of care. inattentiveness. inattention. oversight. inadvertence. inadvertency. inobservance. negligence. oscitation. recklessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inattention. negligence. oblivion. oversight. carelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. inattentiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dikey, Osm. amudî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalkıp dik durmak, ürpermek: Tüyleri diklendi. 2. Kafa tutmak, karşı gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand erect. to become steep. to be obdurate. to get stubborn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become steep. to get stubborn. to be defiant. to challange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steepen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to erect. to harden. to make sth steep. steepen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicularity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erectness. perpendicularity. steepness. escarpment. obstinacy. abruptness. rigidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dikmek işi. (bk.) Dikmek. 2. (denizcilik) Yük alıp vermede ve başka işlerde kullanılmak üzere kurulan ağaçtan maçuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planting. plant. sewing. erection. erecting. fixing. pillar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erection. perpendicular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strut. perpendicular. pale. post. prop. upright. poppet. pillar. stilt. mollion. vertical member. corner post. normal. jamp. fixing. mounting. stud. tree. mast. derrick. erecting. erection. pitching. stave. planting. sewing. tailoring. stitching. seaming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayakta durdurmak. Osm. Rekz ve ikame etmek: Bir taş, bir direk, sancak dikmek. Şamdana mum dikmek. 2. Kökleşmek üzere yere koymak. Osm. gars etmek: Ağaç, fidan dikmek. 3. Kabı baş aşağı çevirip içmek: Bir testi suyu dikti. 4. İğne ve iplikle birleştirmek: Esvab, çamaşır, sökük, yara dikmek. Sözü dikmek = Dikçe söylemek, dayatmak. Göz dikmek = Tamah etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sew. sew up. stitch up. needle. tailor. seam. plant. erect. fix. cock. construct. crop. engraft. ingraft. perk. perk up. prick up. raise. rear. seam together. seam up. set. set out. set up. sow. put stitches in. upend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock. erect. plant. post. raise. rear. seam. sew. station. stitch. upend. to sew. to stitch. to plant. to set up. to erect. to raise. to stare. to prick up. to cock. to drink off. to drain. to down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set up. to erect. to plant. to drink in one swing. to station. to build. to put up. to set down for play. to sew. to tailor. to seam. to quilt. to upend. to construct. to raise. to fix. to mount. to root. to set. to step. to pin. cock. f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Koni biçiminde sivri tepe. 2.Dağların en yüksek yeri. 3.Yayla.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. dichotomie

biy. ikileşim

İki eşit parçaya ayrılmak üzere büyüme noktasından ikiye bölünerek dallanma.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. dichotomique

ikileşik

İkişer ikişer ayrılıp bölünen.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Telaffuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diction. elocution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diction. intonation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Emir, zora dayanan emir, zorbalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supporter of a dictatorial regime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Yunanca’dan). Ses kaydeden makine. Şimdi daha çok İngilizce tape (teyp) denmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Her türlü yetkiyi kendisinde toplamış bulunan devlet yahut hükümet başkanı, memleketi dikta ile idare eden şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictator. autocrat. warlord. big brother. caesar. fuhrer. strong man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictator. big brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Diktatör olma hali. 2. Bir diktatör tarafından idare edilen ülke. 3. Diktatör idaresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorship. rule of force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Başkası tarafından yazılmak üzere söyleme, yazdırma. Dikte etmek. 1. Bu gaye ile söylemek. 2. Karşı koymayacak birine, aşırı arzularını bildirip kabul ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dictée

yazdırım

Bir başkasına o anda söyleyerek yazdırma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictation. dictate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictation. dictate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dictate. entail upon sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayakta durdurtmak: Bir taş, direk diktirmek, sancak, mum diktirmek. 2. Kökleşmek üzere yere koydurmak. Osm. gars ettirmek: Ağaç, bağ diktirmek. 3. iğne ve iplikle birleştirmek: Çamaşır diktirmek, sökük diktirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sewn / planted / erected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok dik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bold upright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erect. sheer. upright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erect. stiff. rigid. sheer. stiff as a poker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme, yumuşak ve renkli sahtiyandan yapılmış yarım konçlu lapçın.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. éradication

yok etme

Ortadan kaldırmak.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuddy-duddy. fusty. square. stodgy. straight. stuffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hidebound. old hat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fathead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalın kafalı, anlayışsız, dangalak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فجر صادق] tan ağartısı, şafak sökmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FECR-İ SADIK) (i. F. A.). Tan yerinde gün doğmadan belirip, gün doğuncaya kadar süren aydınlık, gerçek ten, hakikî fecir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça olup Arapça’da da kullanılır, kelime aslen, Karadeniz’e mensup mânâsıyla Yunanca’dır; çünkü en çok Karadeniz’in güney kıyılarında yetişir). Maruf meyve ki, katı ve sert bir kabuk içinde yuvarlak bir meyvesi vardır. Yabanîsi de olur. Fındık ağacı = Bu meyveyi veren ağaç ki, pek büyük olmaz. Fındık sıçanı = Küçük fare. Fındık kıran = Fındık, ceviz ve badem gibi şeyler kırmağa mahsus demirden kıskaç. Fındık kurdu gibi = Ufak, tefek. Fındık kabuğunu doldurmaz = Pek az miktarda, ehemmiyetsiz. Fındık yuvası = Etli ellerin dış tarafında, parmak dlplerindeki çukur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filbert. hazelnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nut. hazelnut. filbert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazelnut. filbert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(corylus avellana): Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel mouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fındık satan adam. 2. mec. Yalan vaadlerle aldatarak soyan yosma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller/grower of hazelnuts. hussy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lively and flirtatious woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fındık kabuğu renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcrackers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fındık ağacı ormanı, fındık ağaçlarıyla örtülü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazelnut grove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çentik, yıkık yer. Ar. fürce, rahne: Duvarın gediği, dağ gediği. 2. Düşük diş, dişlerin dizisindeki eksik. 3. Eksik, noksan, kusur: Eksik, gedik tamamlamak. 4. Büyük dairelerde ve bilhassa Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûnda bir hizmetin vazife ve imtiyazı. 5. Esnafa kendi başlarına ticaret etmek üzere verilen ruhsat ve imtiyaz: Esnaf gediği. 6. Bazı mülklerin vakfa ait vergisi: O dükkânın gediği vardır. Gedikler kalemi, kâtibi. 7. mec. Tunus gediği = Kelepir şey ve bilhassa serveti için evlenilen yaşlı zengin kadın 8. Ön dişlerinden bir, ikisi düşük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. inroad. crevice. notch. nick. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. inroads. gap. mountain pass. pass. difficulty. fault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. gap. mountain pass. fault. defect. privilege. indentation. notch. notching. slap. brach. chase. serrate. skip. dent. kerfi nick. dented. license. aperture. chasm. pocket. rift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yıkık, çentikli ve düşük yeri olan: Gedikli duvar, kale, diş. 2. Vaktiyle bir büyük dairede ve Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûnda belli başlı bir hizmete memur olup o hizmete ait vazife ve imtiyazı haiz bulunan, bir hizmetli sınıfı: Gedikli ağalar. 3. Mülk olduğu halde vakfa ait bir tarafı olan: Gedikli mülk, gedikli dükkân. 4. (denizcilik) Deniz assubayı ki, eskiden yükselerek subay olabilirdi. Sonradan kara ve hava assubayları için de kullanılmıştır. Küçük zabit de denmiştir. Şimdi assubay deniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequenter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breached. regular guest. constant frequenter. regular NCO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back number. behind the times. reactionary. conservative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gıcık, parmakla insanın bazı taraflarına dokunarak elinde olmadan gülmesini ve bir çeşit sinir ve rahatsızlığı getirmek işi (doğrusu gıcıktır). 2. Gerdan (yalnız çocuklarda).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

titillation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Birinin bazı yerlerine parmakla dokunup elinde olmadan gülmesini ve bir nevi sinir rahatsızlığını mucib olmak: Çocuğu çok gıdıklama bayılır (bunun doğrusu gıcıklamaktır). 2. mec. Teşvik etmek: Şeytan beni gıdıklıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tickle. to tickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıdıklanma fiili, gıcıklanma: Onun gıdıklanması pek kolaydır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tickle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (doğrusu gıcıklanmak). Bazı yerlerine dokunulunca bir sinir rahatsızlığı duyup elde olmadan gülmek: Ayağının altına dokunulunca gıdıklanmayacak adamlar azdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a tickling sensation. to be tickled. to have tickling sensation. to tickle. to be ticklish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have a tickling sensation. to be tickled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hadâik). Ağaçlı bahçe, ağaçlık: Hadâik-ı hâssa = Padişah sarayının bahçeleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدیقه] bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. hendek). Hendekler, (bk.) Hendek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). 1. Kazanma imkânları birbirine yakın çeşitli vasıflarda atlarla yapılan koşu. 2. mec. Elverişsiz durum, engel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handicap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handicap. odds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kutsal, mübarek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Eski Türklerde bir şan. 2.Devlet yönetme gücü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kutlu, saadetli. 2.Yüksek rütbeli. 3.Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. indicateur

fiz. gösterge

Bir aracın işlemesiyle ilgili bazı ölçümlerin sonucunu kendiliğinden gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indicator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Levrek balığının küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bald. bareheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Kuvars ve şekilsiz silisten ibaret, mavimtrak beyaz renkte bir cins akik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kafası olan: Koca kafalı = Aptal, anlayışsız. 2. Bilgili, anlayışlı: Kafalı adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. headed. brainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thickheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. obtuse. slow. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thick headed. stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Devedikeni.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gıdıklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brachycephalic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kafatasının ön-art ekseni, yan eksenine göre kısa olan insan, brakisefal.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırırlar. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz.

Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kot pantolon aldığımızda hemen paçalarını boyumuza göre bastırıp giymek isteriz. Ama daha sonra daha ilk yıkamada kumaşın boyu ne kadar çeker endişesini yaşarız. Çünkü pantolonun boyunu tekrar uzatmak artık mümkün değildir. O halde kumaşlar yıkanınca niçin çekiyorlar? Islandıklarında mı çekiyorlar yoksa kururken mi? Pantolonun boyunu ayarlamadan önce kaç kere ıslatmalıyız? Sıcak suda mı daha çok çekerler, soğuk suda mı?

Yünlü kumaşların veya giysilerin ıslanınca çekme olayı biraz karışıktır, çünkü nem ve ısı şartları liflerin sadece boylarını değil çaplarını da değiştirirler. Ham iplik, kot kumaşı olmak üzere dokunurken dayanıklılığını arttırmak için tabii boylarındaki liflere bükümler, yani bir çeşit düğümler ilave edilir. Kumaş ıslanınca yün lifleri şişerler. Liflerin bu genişlemesi ipliklerdeki bükümler arasındaki açıya da tesir eder ve iplerin boylarının kısalmasına neden olur.

Aslında kumaş ıslanınca lifler şişliğinden boyunun az bir miktar uzaması gerekir ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır.

Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama ve sabun -ki burada lifler arasında yağlayıcı görevi görür- hepsi birden kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kere yıkandıktan sonra ölçüleri dengeye ulaşır ve bundan sonra ne kadar yıkanırsa yıkansın boyca kısalmaz. Kumaşın çekme miktarı ipliklerin boyutlarına, miktarlarına, dokunma şekillerine, kıvrımlarına ve kumaşın geçmişine bağlıdır. Bazen kumaşa giysi olarak dikilmeden önce özel bir çekme işlemi uygulanır. Bu durumda kumaş ilerde yüzde birden fazla çekmez.

Çarşıdan alınan kot pantolonların boylarından emin olmak için, paçaları bastırılmadan önce sıcak, sabunlu suda kuvvetlice yıkanmaları, sonra soğuk suyla durulanarak makinede kurutulmaları ve bu çevrimin üç kere tekrarı tavsiye ediliyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) (İslavca: vladika). Vaktiyle Karadağ piskopos prenslerine verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. argo). Dalavere, hile: Dalavere yapmak, hile yapmak, kazık atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alıklık, sarsemllk. Ar. gabâvet. 2. Beygirde şiddetli bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Nağmevt, nağmeye ait.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mélodique

ezgili

Ezgisi olan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. méthodique

1. yöntemli, 2. düzenli

1. Belli bir yönteme dayanılarak yapılan, metotlu. 2. Sistemli, nizamlı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sıdk» dan if.) (mü. musaddıka). Bir sözün yahut bir işin veya yazılmış bir şeyin doğru ve sahih olduğunu ispat ve tasdik eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gerçekliğini ve geçerliliğini resmi yazı ile bildiren. Tasdik eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yakın, beri.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Gıdıklanmak rahatsız edici olduğu kadar eğlendiricidir de. Başkaları tarafından, hatta bazen dokunulmadan gıdıklanırız, ama kendi kendimizi gıdıklayamayız. Bazıları gıdıklanmaya karşı çok hassasken bazıları etkilenmez bile.

Bir insan gıdıklanınca, derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifçikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama, böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifçikler, sinyalleri beyne gönderirler. Ancak araştırmacılar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiğinden emin değiller. Beyinin gıdıklanmaya tepkisi, kaşınmaya olan tepkisi gibi, gönülsüz yapılan bir tepkidir.

Gıdıklama ile kan basıncı artarken, nabız ve kalp atışı hızlanır, beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir.

İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler, ayak altı, avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni, buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır.

İnsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. Örneğin, elimizin yanması gibi acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyanlara öncelik verir. Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda reaksiyon gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanamayız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Gıdıklanmak rahatsız edici olduğu kadar eğlendiricidir de. Başkaları tarafından, hatta bazen dokunulmadan gıdıklanırız, ama kendi kendimizi gıdıklayamayız. Bazıları gıdıklanmaya karşı çok hassasken bazıları etkilenmez bile.

Bir insan gıdıklanınca, derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifcikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama, böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifcikler, sinyalleri beyne gönderirler. Ancak araştırmacılar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiğinden emin değiller. Beynin gıdıklanmaya tepkisi, kaşınmaya olan tepkisi gibi, gönülsüz yapılan bir tepkidir.

Gıdıklanma ile kan basıncı artarken, nabız ve kalp atışı hızlanır, beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir.

İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler, ayak altı, avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni, buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır.

İnsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. Örneğin, elimizin yanması gibi acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyarılara öncelik verir. Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda reaksiyon gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanmayız.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Olmamış, vuku bulmamış, örneksiz: Olmadık iş değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unheard of. uprecedented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iyi olmaz, geçmesi imkânsız, şifa kabûl etmez: Onmadık yara, hastalık. 2. İyi olması imkânsız, hayırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedic. orthopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthopaedic. orthopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ayak tırnakları bakımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedicure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedicure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedicurist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Belirli sürelerde olan: Halley kuyruklu yıldızı periyodik olarak görülür. 2. Gazete, mecmua gibi belirli sürelerde çıkan yayın organı, Ar. mevkute.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. périodique

süreli

Belirli aralıklarla yapılan, çıkan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periodic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclic. periodic. periodical. cyclical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. periodic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. radical

1. kökten, 2. köktenci

1. Yüzeyde kalmayıp derine inen, asıl konuyu da içine alan. 2. Köktencilikten yana olan, köktencilik yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). ilim, din ve siyasette temelden, kökten değişiklikler yapma temayülü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. radicalisme

fel. ve top. b. köktencilik

1. fel. Ele alınan konunun temel nedenlerine, köklerine kadar inen düşünce biçimi. 2. top. b. Kurulu düzenin temellerine yönelik toplumsal ve ekonomik değiştirmelerden yana olan tutum veya öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

radicalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» tan if.) (c. asdika, sâdıkaat) (mü. sâdıka). 1. Doğru, sahih, gerçek, zıddî: kâzib. 2. Sadakatli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sadique). T. Sadizm sapıklığına uğramış kimse. 2. Bu şekildeki davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loyal. faithful. obedient. devoted. true-blue. true-hearted. adhesive. constant. devout. stanch. staunch. trusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. devoted. faithful. loyal. stalwart. staunch. steadfast. true. truehearted. trusty. unswerving. sincere. honest. veracious. staunch sadakatli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devoted. faithful. loyal. true. honest and accurate. constant. sincere. staunch. thick and thin. truehearted. trusty. unfailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صادق] yürekten bağlı olan. 2.doğru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sadık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). Sadakatle, bağlılıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithfully. with loyalty. closely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صادق القول] doğru sözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sandık), (bk.) Sandık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sanâdık) (Ar. sandûk’tan). 1. Elbise vesaire koymaya mahsus tahtadan, kapaklı mahfaza 2. Resmî bir dairenin veya bir şirketin parasının konduğu yer, hazine, vezne. 3. Su altında rıhtım vesaire temeline indirilen taş ve harçları olan kereste: Sandık atmak. 4. Yapılarda kum, çakıl vs. ölçmeye yarayan, altı ve üstü açık tahta ölçü. 5. Eskiden tulumbacıların kullandığı sandık biçiminde takımlar. Sandık amini = Resmî bir dairenin veznedarı. Sandık •minliği = Hükümet veznedarlığı. Sandık odası = Eşya sandıklarını koymaya mahsus küçük oda. Sandık sapet = Bütün eşya. Mal sandığı = Hükümet veznesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapbox. chest. coffer. box. packing case. ark. crate. soapbox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

box. case. chest. coffer. hopper. crate. ballot box. bank. fund. cash department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large chest. dowerchest. strongbox. bank. fund. credit union cashier's office. treasurer's office. caisson. cofferdam. packing case. roadbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumberroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

box / trunk / store / lumber room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of chests. trunks. cates or strong boxes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encasement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to box. to crate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be boxed. to be crated. to be packed in a box or crate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaplama için kullanılır bir nevi ince tahta. 2. Eski süs altınlarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver in a bankruptcy case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. syndicat). işçi birliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

union. trade union. syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicate. union. trade union. union. trade union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade union. syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade unionist. member of a syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade unionism. union business. syndicalism. syndication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicate. unionize. to form a trade union. to unionize. to join a trade union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form a trade union. to unionize. organize into a trade union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unionization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to form / to combine into a syndicate / to syndicate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trade union member.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serâdıkat). 1. Büyük perde. 2. Otağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «sıdk» tan imüb.) (mü. sıddîka). Pek doğru, asla yalan söylemeyen, sözünde duran (Hazret-i Ebû-Bekr’in lakabıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدیق] sözünün eri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi. 2.Kur’an’da peygamberleri vasfetmek, iman edenlerin sıfatı ve şehitlikten önde gelen makam kastedilerek zikredilmiştir. Ebu Bekir Sıddık: Hz.Ebu Bekir’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı: «slğmek»den «siğdik»), Mesâneden dökülen su, çiş, idrar. Sidik kavuğu = Mesâne. Sidik zoru = İdrar tutulması. Sidik şekeri = Şeker hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urinary. urine. pee. piss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excreta. piss. urine. pee. piss idrar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urine. piss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition to be preminent in sth trifling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok doğru, yalan söylemeyen. Hz.Aişe ve Hz.Meryem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çişli, üstüne çiş eden, pis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu zamandaki, şimdi olan ve var bulunan: Şimdiki zaman, şimdiki adamlar, şimdiki halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the present. present. actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. immediate. present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. sb / sth of the present time. of today.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now. present. times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

present. the present continuous tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sındırgı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bozgunluk yeri, bir mağlûbiyetin vuku bulduğu yer. Sırp-sındığı = Sırplar’ın vaktiyle yenildikleri savaş yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şıpı tık.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Memeli hayvanlarda erkeklerin süt üretmeleri fizyolojik olarak mümkündür. Bu hususta erkekler gerekli anatomik donanıma, fizyolojik potansiyele ve hormonlara sahiptirler. Ancak tabiatın bazı keçi ve yarasa türleri gibi çok özel bir iki istisnası hariç süt verme olayı ne insan türünde ne de diğer memeli türlerinin erkeklerinde gerçekleşmektedir.

Aslında memelilerin tümünde, yani her iki cinste de süt bezleri vardır. Erkeklerde bu bezler gelişmemiş ve işlevsizdirler. Bu durum da türe göre değişiklikler gösterir. Örneğin fare ve sıçanların erkeklerinde meme dokusu hiç bir zaman süt kanalları ve meme uçları oluşturmaz, memeler dışarıdan görülmez. İnsanlar ve köpekler de dahil bir çok memelide ise oluşturur. Hatta dişi ve erkeğin göğüs yapılarında ergenlik çağına kadar bir fark görülmez.

Erkeklerin niçin süt vermedikleri sorusunu memeli hayvanların yüzde doksanı için sormaya zaten gerek yoktur. Çünkü bu büyük çoğunlukta yavruya yalnızca anne bakar. Erkeklerin çiftleşmeden sonra yavruya hiç bir katkıları yoktur, genellikle onları terk eder giderler.

Yüzde ona giren insan, aslan, kurt gibi memelilerde ise babanın esas sorumluluğu aileyi ve yavruları korumak, onlara yiyecek bulmaktır. Belki de başlangıçta bu türlerin erkekleri de yavrularına süt veriyorlardı ama asıl görevleri nedeni ile evrim sonucu süt verme donanımları yerlerinde kaldığı halde üretim kabiliyetleri köreldi.

İşlevleri kalmadığına göre erkeklerin niçin hala memeleri var sorusunun yanıtı ise insanda erkek ve dişi yapısının aslında aynı olmasında yatıyor. İnsanın anne karnında iken oluşmaya başladığı embriyo halinin en başında erkek ve dişi arasında bir fark yoktur.

Zaten insanın taşıdığı 23 çift kromozomdan 22 çifti ve bunların taşıdığı genler her iki cinste de aynıdır. Sadece cinsiyet kromozomu olan yirmi üçüncü çift farklıdır. Eğer embriyo anne ve babasından birer ‘X’ kromozomu alırsa kız, annesinden ‘X’, babasından ‘Y’ kromozomu alırsa erkek oluyor.

Embriyo ‘Y’ kromozomunu aldıktan sonra hormonal sinyaller gelmeye ve erkeğe ait organlar gelişmeye başlıyor. Erkeklerin memeleri ise bu safhadan daha önce oluşmuş bulunduğundan aynen kalıyorlar ama ondan sonra hormonal bir takviye olmadığından fonksiyonel hale gelemiyorlar.

Dişilerde ise büyüme çağı sırasında salgılanan hormonlar süt bezlerini ve göğüsleri büyütüyor. Gebe dişilerde bu büyüme biraz daha artıyor, süt üretimi başlıyor ve bu üretim daha sonradan emzirmeyle tetiklenerek devam ediyor.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سرادق] saray perdesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanışılıp konuşulan kimse, bildik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

familiar. friend at court. acquaintance. contact. friend. contact man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquaintance. familiar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquaintance. speaking acquaintance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TASDİK) (ka ile) (i. A. «sıdk» dan masdar) (c. tasdîkaat). Gerçeklendirme, gerçek olduğunu söyleme: O da beni, benim sözümü tasdik etti. Edât-ı tasdik = «Evet» gibi tasdik ifade eden edat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confirmation. ratification. attestation. ok. okay. validation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledgment. sanction. confirmation. affirmation. assertion. ratification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledgment. affirmance. certification. ratification. certification. bearing sb out. attesting the truth of. acceptance. acknowledgement. affirmation. assent. authentication. avowal. confirmation. recognition. sanction. suffrage. witnessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تصدیق] onay, doğrulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction. validate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirm. certify. to affirm. to approve. to attest. to ratify. to sanction. to verify. to authenticate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onaylamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tasdik suretiyle, tasdik için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certified. attested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tasdik bildiren vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attestation. certificate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attestation. certificate. certification. certificate which formally attests sth. certificate of attendance (given to a student who has attended , but not gr. acknowledgement. school leaving certificate. instrument of ratification. instrument of signature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Türkiye’nin ilk heykeli 10 metre uzunluğundaki Osman Gazi büstüdür. Bu büst 1914-1918 arasında Sivas Valisi Muammer Bey’in girişimiyle Hafik-Zara yolu üzerinde yapılmıştır. Gericiler heykeli protesto ederek törene katılanları „Taş Dikenler’ olarak adlandırmışlardır. İlginç olan, açılış törenini devrin müftüsünün yapmış olmasıdır. Bu heykel 1937’de yine Sivas Valisi Nazmi Toker tarafından kaldırılmıştır.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Umulmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contingent. unforeseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unforeseen. unhoped for. unlooked for. unthought of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Kafatasının ön-arka ekseni, yan eksenine göre uzun olan, dolikosefal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ladika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). 1. italya’nın kuzey doğusunda bir şehir. 2. Eski Venedik devleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devedikeninin büyük cinsi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Yıldız. 2.Ünlü Hun hükümdarı Atilla’nın son karısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Zındıklar, dinsizler. (bk.) Zındık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زنادقه] zındıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zındîk). Zındıklar, (bk.) Zındık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZINDİK) (i. A.) (c. zenâdık, zenâdıka). Allah’a ve ahrete inanmayan, dinsiz. Ar. münkir, mülhid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zındık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbelieving. atheistic. atheist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atheist. unbeliever. impious free thinker. blasphemous. profane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زندیق] zındık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by