Diken Etme | Diken Etme ne demek? | Diken Etme anlamı nedir?

Diken Etme | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: diken etme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iğne ve diken şeklinde olan.

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikenli ve dikensiz, çiçekli ve çiçeksiz çeşitleri olan bir cins ağaç.

Türkçe Sözlük

(i.). Meyvaları müshil olan dikenli bir bitki.

Şifalı Bitki

(Gemeiner Kreuzdorn, Nerprun Alaterne, Common Buckthorn): Mayıs-Haziran aylarında, sarı-yeşil renkli, küçük çiçekler açan bodur bir ağaçtır. Orman ve koru kenarlarında bulunur. Dalları karşılıklı, uçları diken halindedir. Yaprakları karşılıklı ve saplıdır. Çiçekler küçük demetler halinde bir araya toplanmıştır. Küre şeklinde ve bezelye büyüklüğündeki meyvası evvela yeşil, olgunlukta morumsu-siyah renk alır. Türkiye’de yetiştiği yerler: Bolu ve Trabzon civarıdır. Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı taze meyvalarıdır. Meyvalerında yağ, renkli maddeler, şeker ve glikoz vardır. İyi bir müshildir. Şurubu yapılır. Müshil ilacı olarak kullanılır. Bunlardan başka meyvalarından yeşil bir boya da hazırlanır. Memleketimizde yetişmekte olan bir Akdiken çeşidi de “Cehri” adıyla anılır. Bu cins sadece memleketimizde yetişir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeli, mustarip, sıkıntılı , vesveseli, üzüntülü; to veya for ile çok arzulu, istekli, hevesli. anxiously (z). endişe ile, istekle. anxiousness (i). endişe , ıstırap, huzursuzluk sit in the anxious seat ABD, (k).dili endişeli olmak, diken

Türkçe Sözlük

(i.). Dağ servisi, ar’ar. Çeşidi çoktur: Çalı ardıcı, dikenli, kara, kızıl ardıç, Hint ardıcı. Ardıç tohumu = Bu ağacın verdiği sert kokulu, yuvarlak bir ufak tohum. Ardıç suyu, katranı. Ardıç kuşu = Sarılı kara tavuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) enginar, (bot) Cynara scolymus Jerusalem artichoke beyaz yerelması, yıldız kökü prickly artichoke kenger, yaban enginarı, bot Cynara cardunculus wild artichoke yabani deve dikeni

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرعر] anırma. 2.dikenli ardıç.

Türkçe Sözlük

(i.). Atlasçiçeğigillerden bir bitki. Yaprakları yayvan ve dikenli olan atlas çiçeği, güzel ve parlak çiçekler açar. Pek çok çeşidi vardır. Kaktüs.

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Bu familya bitkileri sıcak ve kurak ülkelerde yetişir, gövde ve yaprakları etli ve dikenlidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). diken, kılçık, sorguç. awns of barley arpa dikenleri, arpa kılçıkları. awned, awny (s). dikenli, kılçıklı, sakallı. awnless (s). kılçıksız, sorguçsuz.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltan: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. İsrar ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı — Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = İsrar etmek. Baştan ayağa ı= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencere altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek =fc Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Dsmuzayağı fc Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

Türkçe Sözlük

(i. «aymak» tan, sonuna sesli harf gelirse «k» «ğ» olur: Ayağa). 1. İnsan ve hayvanın yürümesine yarayan uzuv, Fars. pây: insanın iki, atın dört ayağı vardır. 2. Bazı ev eşyasının vesairenin ayağa benzer kısımları ki, onların üzerinde dururlar: iskemle, masa ayağı. 3. Ayakta duran bazı şeylerin yere dokunan kısmı, ayağı, kaideleri: Sütun, duvar, ayağı. 4. Ayak basacak yer, basamak, kademe: Merdiven ayağı, kırk ayak merdiven. 5. Çay ağzı, mansab. 6. Bir gölden ayrılıp fazla sularını denize götüren nehir: Drin ırmağı, Ohri gölünün ayağıdır. 7. Adım, kadem: Ben buradan ayak atmam. 8. On iki parmaktan, yani yarım arşından ibaret mesafe ölçüsü, kadem. 9. At yürüyüşünün çeşidi. Ayak altı = Ar. me’mer, yol üstünde. Ayak üstü = Ayakta, Ar. kaaimen. Ayak oltası: = Vaktiyle düşmanın ayaklarına batıp yürümesine mani olmak üzere, yolun üzerine bırakılan demir dikenler. Ayak basmak = 1. Bir memlekete girmek Ar. Kudüm. 2. Israr ve inat etmek. Ayak bağı = Engel mâni. Ayak teri = Doktor ücreti (eski terim). Ayakta = Oturmaksızın. Ayak divanı = Yeniçeri subaylarının yeniçerilere verdikleri tenbih: Osmanlılarda padişahın halktan biriyle müzakere etmesi. Ayak sürümek = Yavaştan almak. Ayak takımı = Aşağı tabaka. Ayak dolaşmak = Yürürken ayaklar birbirine dolanmak, sarhoş gibi yürümek. Ayakkabı = Ayağa giyilecek şey, pabuç, kundura, çarık, potin, terlik vesaire. Ayak makinesi = Ayakla çevrilir dikiş ve saire makinesi. Ayakyolu = Abdesthane. Ayağa dolaşmak = Aranmaksızın bulunmak, tesadüf edilmek. Ayağa kapanmak = Çok yalvarmak, af istemek. Art ayak = Dört ayaklı hayvanlarda gerideki ayaklar. On ayak = Dört ayaklı hayvanatlarda el makamında olan ileriki ayaklar. On ayak olmak = Bir işte teşvikçi olup diğerlerini de kandırarak işin gerçekleşmesine çalışmak. Ayak diremek = Israr etmek. Baştan ayağa f= Tepeden tırnağa, Fars. ser-Apâ. Horozayağı = Tıpa çıkaracak burgu. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak öylece yürüme. Sacayağı = Saç ve tencerS altına konmaya mahsus demirden, üç ayaklı mutfak Aleti. Ayak haffâfı = Çok gezip dolaşan, gezginci. Söz ayağa düşmek = Her kafadan bir ses çıkmak. Sağ (sağlam) ayakkabı değil = Güvenilemiyecek adam, itimada şayan olmayan. Domuzayağı ±= Tüfekten üstüpü çıkarmaya mahsus ince burgu. Kırkayak = Böceklerden, ayağı çok, maruf bir cins, Fars. hezâr-pâ.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Işıklı, parlak, güzel. 2.Dikenli ağaç. 3.Açık, apaçık. 4.Çok koşan cins deve. 5.Vapur.

Türkçe Sözlük

(i.). Yavşan çeşidinden bir diken.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikenli, kancalı. barbed wire dikenli tel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). diken üzümü; kadıntuzluğu, amberbaris, sarıçalı, (bot). Berberis vulgaris

Türkçe Sözlük

(f. müzârî: Batar). 1. Bir şeyin içine sokulmak, aşağıya gitmek, dalmak: Suya, yere, çamura batmak. 2. Girmek, hulûl ve nüfuz etmek: Ayağıma iğne, diken battı. 3. Girer gibi hissolunmak, acıtmak: Gözüme bir şey batıyor. 4. Ufuktan aşağı gitmek, gurub, ufûl etmek: Güneş battı, ay batacak. 5. Garkolmak, denizin dibine çökmek: Gemi battı. 6. Mahvolmak, kaybolmak: Bütün malı, serveti battı. Filân bankada birkaç bin lirası battı. 7. İflâs etmek, müflis olmak, bir şeyi kalmamak: O adam battı. Filân şirket, banka batmak üzredir. 8. Bozguna uğrayıp mahv ve perişan olmak: Bütün bir tümen battı. 9. Görülmez ve işitilmez olmak, eseri kalmamak: Onun adı battı. 10. Dalmak, müstağrak olmak: Borca, tere, al kanlara batmak. II. Fena tesir etmek, dokunmak: Onun lâkırdısı bana batmaz. Kandil batıp çıkmak = Sönmek derecesinde olmak. Çağatayca’da yardımcı fiillerden olup devam ve istimrar beyan eder: Bağırıp batmak = Bağırıp yatmak, durmak.

Şifalı Bitki

(citrus bergamia): Sedefotugiller familyasından bir çeşit narenciye türüdür. Meyvesinin kabuklarından güzel kokulu bir esans yapılır. Dalları seyrek ve kısa dikenlidir. Meyvesi armut şeklinde, sarımtırak yeşil veya altın sarısı rengindedir. 8-10 dilimi vardır. Bergamot meyvasından çıkarılan esans yeşilimtırak veya sarımtırak yeşil renktedir. Acı ama hoş kokuludur. Kullanıldığı yerler: Koku vermesi için bazı ilaçlara ve çaya karıştırılır. Reçeli de yapılır.

Türkçe Sözlük

(si.). Dörtten sonra gelen sayı. Ar. hamse, Fars. penc, 5: Beş tane, beş kişi, on beş, yirmi beş, yüz beş. Beşbıyık = Muşmulanın bir cinsi, döngel. Beşparmak = Çakır dikeni, arfec, bekmûn (bitki). Beşpençe = Deniz hayvanlarından bir deniz böceği. Beş çifte = On kürekle çekilir felke. Beşte bir = Beş kısımda bir kısım, Ar. hums, Fars. penc-yek. Beşkardeş = Sille, tokat. Beşibiryerde = Beşliralık yani beş yüz kuruşluk altın sikke.

Türkçe Sözlük

(i.). Derisidikenlilerden . bir deniz hayvanı. Beş ışınlı yıldız şeklindedir. Beşpençe (uraster).

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Tek taçyapraklı bitkilerden, zengin bir familya. Papatya, enginar, kasımpatı, devedikeni vs. bitkiler bu familyadandır.

Türkçe Sözlük

PITRAK (i. putrak). Çok şık, pek sık bitmiş, yeni bitip yüzünü büsbütün örtecek surette sık olan. Bıtrakotu = Demirdiken. Demirbıtrak = Eski cenk Aletlerinden olarak düşmanın ayağına batmak üzere yolun üzerine bırakılan üç köşeli demir diken. Kuzubıtrağı = Bir nev’i nebat, ganj. Bıtrak gibi kaynamak = Pek sık ve kalabalık olmak. Bıtrak gibi = Dallar üzerinde pek çok meyve olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böğürtlen, bot. Rubus fruticosus; ayı dutu, diken dutu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanatları dikenli birkaç çeşit küçük balık, horozbina, zool Blennius.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mübarek; Allahın cezası: We didn't catch a blessed fish Allahın cezası bir balık bile tutamadık. blessed event k.dili doğum blessed thistle kalkan dikeni, bot. Carduus benedictus. bless edness i kutluluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden dikenli bir çalı çeşidi ve meyvesi. Bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişir (rubus fruticosus).

Şifalı Bitki

(tilkiüzümü): Gülgillerden bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen, dikenli bir çalıdır. Yemişi ahududuya benzer, fakat ondan küçüktür. Önceleri kırmızı iken sonraları kararır. Yaprakları; çiçekleri açmadan toplanıp, kurutulur. Birçok türü vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ayaklardaki şişlikleri indirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Gözlerdeki zafiyeti giderir. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir. Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böğürtlen çalısı, kaba diken, bot. Rubus fruticosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalkan cinsinden yassı bir balık, dikensiz kalkan, zool. Rhombus laevis.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kalın ve sert kıl, domuz kılı; f. tüylerini kabartmak, öfkelenmek: dikelmek; diken diken olmak (saş, kıl,ve tüy); sert kılları andıran bir şeyle dolu veya kaplı olmak; dikeltmek. bristly s. kıllı; öfkeli.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkçe ve Farsça’da da kullanılır). Nisan ve mayısta erkeği güzel bir sesle öten maruf kuş. Fars. andelîb, hezâr: Bülbül ötüyor: Bülbül gibi hoş nağmeler ile terennüm ediyor. (GÜyâ güle sevgisi ve dikenden cefa görmesiyle, eski şairlerimize sermaye olmuş ise de, bülbül gülden değil asıl dikenden ve dikenli çalılıklardan hoşlanır). Bokluca bülbül = Bülbüle benzer küçük bir kuş. Çeşm-i bülbül = Renkli ve işlemeli şişe vs. XIX. asırda İstanbul’da yapılmışları çok değerlidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı meyva tohumlarının dikenli kabuğu; kozak, kozalak; sırnaşık adam; çapak, pürüz; ayla, hale; dişçi. frez, ufak daire testeresi; kalem pürüzü; çiğ ipekten kalan iplik; r harfinin titrek olarak söylenmesi; bir çeşit sert değirmen taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çoban püskülü, yabani mersin, tavşan memesi, ölmez dikeni, bot. Ruscus aculeatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avını dikenlerin üzerinde parçalayarak öldüren birkaç çeşit kuş. greater butcherbird büyük çekirge kuşu. redheaded butcherbird kızıl başlı çekirge kuşu, zool. Lanius senator.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (f). düğme; tomurcuk, filiz,sürgün; küçük mantar; elektrik düğmesi; ar-go Kızılderililerin uyuşturucu madde niyetine çiğnedikleri dikensiz bir nevi kaktüsün ku-rutulmuş tepe kısmı; (f) düğmelemek, iliklemek;düğme dikmek veya koymak, buttonwood (i). ç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. cactuses, cacti) kaktüs, atlas çiçeği, (bot). Cactus. cactus pear Mlsır inciri. Christmas cactus, crab cactus subayra, (bot). Epiphyllum grandiflora. spine cactus dikenli frenkinciri.

Türkçe Sözlük

(i.). I. Mavi çizikli ela renginde, mavi çizgili çil: Çakırgöz = Ar. aynı zerka. Pençesi iri ve pek keskin bir cins doğan. Çakırper.çe = Tuttuğunu bırakmaz, her şeyden istifade eder, harîs. Çakırdiken = Bir cins bitki. Çakırkanat = Kanatları çizgili bir nevi ördek.

Türkçe Sözlük

(i. aslı: «çalık). Ağaç ile ot arasında ve ekseriya dikenli bitki. Çalı çırpı = Çalı çeşidinden şeyler: Çalı çırpıdan bir kulübe. Kara çalı = Çalının bir nevi, Isa çalısı. Çalı fauslyesi = Çalıya sarılan fasulye nevi. Çalı horuzu = Tavukgillerden bir yaban kuşu (Tetrao urogallus). Çalıkuşu = Serçegiîlerden çalılık yerleri seven ötücü bir kuş (Troglodytes). Çalı süpürgesi = Süpürge çalısından yapılan süpürge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). boğa dikeni, çoban kalkıtan, (bot). Santoria calcitrapa; inlâl otu, demir diken, (bot). Tribulus terrestris; (ask). domuzayağı, düşman süvari bineklerini yaralamak için yere atılan dört uçlu demir. Iand caltrop domuzayağı, (bot). Tribulus terrestris.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikenden ibaret olan yaprağını kışın da dökmeyen ağaç cinsi ki, ekseriya yüksek ve soğuk yerlerde olup birçok çeşidi vardır ve havayı temizlediği için bahçelerde dahi yetiştirilir: Ak, sarı, kara, ala, çıralı çam, katran çamı, kumsal çamı. Çamözü = Sarı çam tahtası, sarı ot. mec. Çam devirmek = Büyük bir kabalık etmek. Çamlar bardak olmak = Eski hal değişmek. Çamsakızı = Çam ağaçlarından çıkan reçine. Çamfıstığı = Çam ağacının meyvesi, tohumlarını havi kozalağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

akdiken kabuğundan elde edilen müshil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (coğ -tae).,(zool). kıl, diken.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mesih, isa. Christlike (s). isa gibi. Christ's thorn kaba diken, (bot). Rhamnus palurius.

Türkçe Sözlük

(i.). Kıl yolmaya ve batan diken vesaireyi tutup çıkarmaya yarayan maşa şeklinde düz Alet, cımbız.

Türkçe Sözlük

(i.). T. Ekin içinde biten büyük bir cins diken. 2. Anadolu halk sazlarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerin yavaş yavaş kayması; (argo). hoşa gitmeyen kimse. the creeps (k.dili). tüyleri diken diken olma, ürperme.

Şifalı Bitki

(çördekotu): Dallı, budaklı, yaprakları sivri ve ayva biçiminde bir çeşit bitkidir. Çiçekleri mavi renkte olup, dikenlidir. Çiçeklerinin tozu; sarı veya sarımsıdır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Hazımsızlık ve mide zafiyetini giderir. Kulunç ağrılarını keser. Zayıf çocukların gelişmesine yardımcı olur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeryüzünün büyük bir kısmını kaplayan su. Ar. bahr, Fars. deryâ: Akdeniz, Karadeniz vesaire. 2. Dalga, fırtına: Bugün deniz vardı. 3. Büyük göl veya nehir, derya: Hazar, Aral denizi, Nil denizi. Açık deniz = Engin. Adalar denizi = Adaları çok deniz, aral (Ege Denizi hakkında kullanılmıştır). Deniz aşırı = Denizin ötesinde olan. Deniz otu: = 1. Deniz dibinde biten otlar. 2. Kaba olduğu için şilte ve kanape döşemesi doldurmaya mahsus tora halinde satılır bir cins ot. Deniz enginarı, perçemi, dikeni = Deniz otu çeşitleri. Ölü deniz = 1. Rüzgâr durduktan sonra bir vakit devam eden dalgalanma. 2. Enginde esen rüzgârın tesiriyle sahile gelip çatlamayan dalga. Deniz tutmak = Geminin yalpasından iç bulanıp hasta olmak: Denizde seyahat etmeye alışanları deniz tutmaz. Deniz kadayıfı = Öksürüğe karşı ve göğsü yumuşatmak için haşlanıp İçilen bir cins deniz otu ki, kurusu tel kadayıfına benzer, ciğer otu. Daniz koyunu = Ayıbalığı. Daniz kıyısı = Sahil, yalı. Deniz köpüğü = Hafif ve beyaz bir taş kl, marangozlukta vesairede kullanılır. Dört yanı deniz kesilmek — Hayrette kalıp ne yapacağını şaşırmak. Denize kalkmak = Denize çıkmak, bir limandan hareket etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Derisi dikenlilerden kestaneye benzeyen bir yumuşakça (echinus).

Türkçe Sözlük

(I.). Derisi dikenlilerden bazı türleri lâleye benzeyen bir sınıf (crinoides).

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tive). Yük taşıyan uzun boyunlu, eti ve sütü yenen bir veya iki hörgüçlü hayvan. Deve geviş getiren memelilerdendir. Arabistan yarımadası ve Kuzey Afrika İle Türkistan ve iran çöllerinde çok bulunup, haklı olarak çöl gemisi denilmiştir. Ar. cemel, Fars. şütür: Bir hörgüçlü deve. Deve aygırı = Buğra. Deve yavrusu = Boduk. Evliyâ devesi, Tanrı deveciğl = Saf adam. Deve bağırtan = Taşlık yokuş. Dav» boynu = 1. Bu hayvanın boynu gibi iki kemer şeklinde. 2. (denizcilik) Tulumbaların iki tarafa uskurlu kavisli bakır boruları ve bunun benzeri borular. Deve tüyü = 1. Bu hayvanın kılından yapılmış. 2. Açık boz veya kahverenginde. Deve tımarı = Dikkatsiz, üstünkörü iş. Deve döşlü = Karınsız (at). Deve dişi = Bir cins nar. Deve dikeni = Yaban enginarı. Deve tabanı = Buhûr-ı Meryem denilen bitkislz bir çeşidi. Devede kulak = Diğer bir şeye nisbetle çok az miktarda olan. Deve yürüyüşü = Yavaş lâkin kesintisiz ve devamlı yürüyüş veya iş. Yok deve = Münasebetsiz söze karşı alay tâbiridir.

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Bileşikgillerden bir çeşit diken (clcium arvense). Büyük dave dikeni = Yabanî enginar (cynara cardunculus).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitkilerde bulunan sivri ve batan iğne. Fars. hâr: Gül dikeni, çalı dikeni. 2. Dikenleri çok ot veya çalı. 3. Arı ve akrep gibi hayvanların iğnesi. 4. mec MAnî, engel, hâil. Eşek dikeni = Yabar enginarı. Ölmez diken = Yaban mersini Boğa dikeni = Deve elması. Çakır dikeni = Beş parmak. Deve dikeni = Mugaylân.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thorn. spine. thorny plant. thornbush. briar. brier. barb. prick. pricker. prickle. spicule. trichome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

prick. prickle. spine. thorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spine. thorn. thornbush. erector. prick. prickle. sticker.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit küçük dikenli balık.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikeni çok olan: Dikenli çalı.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikene benzeyen.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikenli olmayan. Dikensiz gül olmaz = Her iyi şeyin az çok sıkıntı veren bir tarafı olduğunu ifade eder.

Türkçe Sözlük

(i.). Dikiş diken kadın veya erkek, terzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yassı bir çeşit kayık; (zool). Zeidae familyasından bir çeşit yassı balık. John Dory dikenli dülger balığı, (zool). Zeus faber.

Türkçe Sözlük

(i.). Dutgillerden, beyaz, siyah ve pembe çeşitleri bulunan tanınmış meyve. Yaprakları ipek böceklerini beslemede kullanılır. Ak dut, kara dut; dut şurubu. Dut ağacı = Bu meyveyi veren ağaç. Ahududu = Kırmızı ağaç çileği. Diken dudu = Böğürtlen meyvesi.

Türkçe Sözlük

(i. F.) («dûhten» fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Dikici, diken: Palan-dûz = Palan diken, palancı. 2. Dikmeye yarayan: Çuvaldız (çuval-dûz) = Çuval dikmeye yarayan büyük iğne, çuvaldız. 5. Dikilmiş: Zer-dûz = Altınla dikilmiş, altın tel ile işlenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizkestanesi ve deniz yıldızı gibi derisi dikenli bir hayvan .

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. edevât). 1. Alet, avadanlık: Alat ve edevât. 2. (gramer) Kendikendine mânâ ifade etmeyip isim ve fillere katılan küçük kelime: Ünlem edatı.

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı: alma). Gülgillerden kırmızı, sarı ve beyaz arasında değişik renkte meyveleri olan bir ağacın ve meyvesinin adı. Ar. tüffah, Fars sîb: Arnavut, Amasya, ferik elması, mec. Yuvarlak şey, top, kürecik: Göz, çene elması. Acı elm», deve, diken elması = Bitki çeşitleri. Yerelması = Şekli patates, lezzeti elmaya benzer meşhur bir kök ki sebze çeşidinden olup etli ve zeytinyağlı yemeği olur. Elma baş = Bir cins ördek. Elmakürk = Tilki postunun bir cinsi ki, kenarına elma dibi denir. Bir elmanın yarısı = Pek benzer. Kızılelma = Vaktiyle Roma şehrine verilen ad. mec. Osmanlı Türkleri’nin ülküsü.

Şifalı Bitki

(cynara): Bileşikgillerden; kökü yıllarca yaşayıp, her ilkbaharda yeniden süren dikenli bir bitki ve bunun sebze olarak yenen iri topuz biçimindeki yeşil çiçeğidir. Killi, kumlu ve rutubetli toprakalarda yetişir. Çok iyi bir besindir. İçeriğinde “cynarine” vardır. Kullanıldığı yerler: Kandaki üre ve kolestrolü düşürür. İdrar söktürür. Kandaki şeker miktarını ayarlar. Şeker hastaları için çok faydalıdır. Bedeni ve ruhi bitkinliği giderir. Vücuda dinçlik verir. Sinirleri güçlendirir. Damar sertliği ve kalp hastalıklarını önler. Böbreklerdeki kumların dökülmesine yardım eder. Karaciğer hastalıklarının çabuk geçmesini sağlar. Sarılıkta faydalıdır. Romatizmanın şikayetlerini geçirir. Mide ve bağırsakları temizler. İshali keser. Emzikli kadınlar, böbreklerinde veya mesanelerinde itihap olanlar yememelidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaldıran veya diken şey; anat bir uzvu kaldıran veya dik tutan kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) deveelması, çakırdiken, (bot.) Eryngium.

Türkçe Sözlük

(i. «eşmek» ten). Binmeye yarayan meşhur hayvan. Ar. hımâr, Fars. har, merkez: Dişi eşek, eşek yavrusu, Mısır, Bağdad eşeği. mec. Ahmak, akılsız, idrâksiz, kaba ve münasebetsiz adam (bu takdirde iki ş ile «eşşek» de denir). Eşek arısı = Bal vermez yaban arısı. Eşek oyunu = itişerek ve vuruşarak yapılan kaba şaka. Eşek balığı = Kuru morina. Eşek hıyarı = Bir nebat Eşekdikeni = Yaban enginarı. Eşek şakası = İtişerek yapılan kaba şaka. Eşek turpu = Bir cins bitki. Eşek kurdu = Geyve. Eşekkulağı = (bk.) Eşekkulağı. Eşek başı = Var lığı, selâhiyetleri, küçümsenen kimseler hakkında ve soru halinde kullanılır: Adam orada eşek başı mı? İnsan sorar bir defa! Eşek davası = Geometride bir davanın adı. Eşek hoşaftan ne anlar? = Umumiyetle beğenilen bir şeyi iyi karşılamıyanlar için söylenir. Eşek kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır = Bir şeyin hep aynı halde kaldığını anlatır. Eşek sudan gelinceye kadar dövmek = Adamakıllı dövmek. Eşeğe gücü yetmeyen semerini döver = Gücünün yetmediği birine kızarak hıncını onun daha zayıf yakınlarından almaya kalkanlar hakkında söylenir.

Türkçe Sözlük

(i.). Etmek işi, ediş.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the action of doing sth. execution. making.

Türkçe Sözlük

(i.). Fermene diken terzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eğe, törpü; (f). eğe ile düzeltmek, eğelemek, torpülemek. file fish dikenli çütre balığı, (zool). Stephanolepis ocheticus. double-cut file çapraz dişli eğe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (den). gemi demirinin tırnağı veya ona benzer şey: ok ve mızrak damağı veya dikeni; balina kuyruğunun yassı parçalalarından her biri.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Atlasçiçeğigillerden, yaprakları etli yayvan ve dikenli bir bitki ve bunun meyvesi (opuntia ficus india). Buna firavun inciri veya Hint inciri de denir.

Türkçe Sözlük

(i.). Baklagillerden, dikenli bir çalı (astragalus).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. geese) (i.) kaz, (zool.) Anser; kaz eti; budala kimse, ahmak kimse. goose egg argo sıfır. goose flesh tüyleri diken diken olmuş deri. goose step kaz adımı; Alman askerinin yürüyüşü. cook one's goose işini bozmak. fox and geese kör- ebe oyunu; b

Türkçe Sözlük

(i.). Deve kaçıran da denilen bir çeşit iri sinek. Gövem eriği = Hurmagillerden, geyik dikeni de denen bir bitki cinsi, akdiken.

Türkçe Sözlük

(I.F.).Meşhur çiçek ki, küçük ve dikenli bir ağaçta olup şeklinin ve kokusunun güzelliği ile meşhur ve şairlere göre bülbülün sevgilisidir. Pek çok çeşidi vardır: Al, penbe, sarı katmerli gül, gül-l zîbâ. Gül-l sad-berk = Yabanî gül. Hokka (veya okka) gülü = Tatlısı yapılan cinsi. Gül ağacı = Bu çiçeği veren küçük ağaç. Gül bayramı = MÜsevîler’in bir bayramı, (pantekot). Gülbeşeker = Bir çeşit gül reçeli.Gülhatem (hatmi) = Alaca renkli ağaç hatmisi. Gülsuyu = Gülden çıkarılan güzel kokulu su, Fars.gülâb, (Ar.)mâ-ülverd. Gülyağı = Gülden çıkarılan kokulu yağ (sıfat terkiplerine de girer). Gül-ruh = Gül yanaklı. Gül-ro = Gül yüzlü. Gül, gülgiller (Rosaceae) familyasının Rosa cinsinden güzel kokulu bitki türlerine verilen ad. Anavatanı Anadolu, İran ve Çin›dir ama başka yerlerde de yetişir. Çok güzel ve kıymetlidir. Park ve bahçelerin süslenmesinde kullanıldığı gibi odaları, balkon ve terasları süsler. Kesme çiçekçilikte çok talep edilen bir çiçektir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırlangıçbalığı, (zoot.) Trigla hirundo. armed gurnard dikenli öksüz balığı, (zool.) Peristedion cataphractum. fly ing gurnard uçan kırlangıç, (zool.) Dac tylopterus volitans. gray gurnard benekli kırlangıçbalıgı, (zool.) Trigla milvus. red gur

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hacca giden, Kabe’yi ziyaret eden hacı kadın. 2.Bir çeşit akdiken. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Diken: Hâr ü has = Çalı çırpı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خار] diken.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikenlik, çalılık.

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dikenlik, dikeni çok yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارستان] dikenlik.

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fasîle-i harşefiyye = Enginar çeşidinden dikenli bitkiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارزار] dikenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). kıllı, dikenli, iğneli.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Derisidikenlilerin bir sınıfı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İğne. 2. (botanik) Çiçeklerin iğnesi, (fizik) İbre-i mıknatısiyye = Pusla, Osm. kıble-nümâ iğnesi. Ibre-i hevâm = Arı ve akrep gibi böceklerin iğnesi, dikeni.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dikişe mahsus demir ve çelikten sivri ve arkası delikli Alet, ibre, Fars. süzen. 2. Diken, batan, sivri şey. 3. Arı ve akrep gibi böceklerin soktukları sivri şey. 4. Bazı makine ve Aletlerin sivri ve ince parçası. Tüfek, dümen iğnesi. 5. Başa veya göğse takılmak üzere iğneye takılı mücevher: Elmas iğne, baş iğnesi. İğne ardı = Bir çeşit dikiş. mec. İğne, iplik = Pek zayıf ve ince. İğneden ipliğe = Bütün teferröatıyla. İğne deliği = İğnenin açtığı delik ve bıraktığı iz. Olta iğnesi = Zoka. Dikiş iğnesi = Dikişe mahsus iğne. Şiş iğne = Çorap örmeye mahsus şişcik Toplu iğne = Arkası toplu ve yuvarlak iğ ne ki, bir şeyi iliştirmeye yarar. Yorgan iğnesi = Yorgan kaplamaya mahsus büyü cek iğne. İğne yutmuş = Gayetle bitkin.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dutgillerden, geniş .ve dilimli yapraklı bir ağaç ve meyvesi. Patlıcan, kavak, lop inciri gibi çeşitleri vardır: Taze, kuru incir, Ineir çekirdeği = Küçüklük ifade eder: Bir incir çekirdeğini doldurmaz. Incirkuşu = Sarı sandal nevinden bir kuş. Frenk, Arap inciri = Kaktüs cinsinden kabuğu dikenli ve irice çekirdekli bir nevi meyve.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. kendikendine açılmayan (tohum).

Genel Bilgi

Korktuğumuzda, ölüm tehlikesi veya bize çok rahatsızlık veren bir durumla karşılaştığımızda verdiğimiz tepki, ilk çağlarda yaşayan atalarımızın tepkileri ile hemen hemen aynıdır. Acıktığımızda karnımız guruldar, güzel bir yiyecek gördüğümüzde tükürük salgımız artar, yani ağzımız sulanır, korkunca çenemiz titrer, tüylerimiz diken diken olur.

Bedenimizin yüz binlerce yıl öncesine ait bu işleyiş düzeni bugün bile etkinliğini sürdürüyor. Fizyolojik olarak taş devri insanlarından farkımız yok, dış tehlikeler karşısında hala onlar gibi tepki veriyoruz. Ancak günümüzde strese yol açan modern etkenler karşısında bu tepkiler pek yararlı olamıyor.

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman kendini savunmaya hazırlar. Bunu yaparken karşı tarafla savaş için bazı kasları hazır hale getirir, gerekirse kaçmada kullanacağı bazı kasları da seçer.

Diğer canlılarda olduğu gibi insanda da dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır. Şüphesiz ilk insanlarda bugün yırtıcı hayvanlarda olduğu gibi saldırmanın da etkili bir unsuruydular ama evrim sonrası bu işlevlerini kaybettiler.

İşte bu nedenle bir saldırının korkusu hissedildiğinde kalıtımsal olarak önce çene ve dişler savunma pozisyonunu alır. Çenedeki kaslar titremeye başlar, bu da sanki dişler takır takır birbirlerine vuruyorlarmış gibi bir görüntü yaratır.

Bu arada aynı şekilde bacaklardaki kaslara da koşmaya hazırlanma uyarısı gider. Buradaki kaslar da hazırlık halinde titremeye başlarlar. Çok korkan bir insanın bacaklarının zangır zangır titremesi de bundandır.

Korkunca tüylerimizin diken diken olması da vaktiyle vücutları tamamen kıllarla kaplı atalarımızdan kalmadır. Cildimizdeki her kıl ve saç teli bir küme istemsiz kas hücresi ile donatılmıştır. Korkunca başta kedi olmak üzere hayvanların bir çoğunda görülen savunma refleksiyle bu minik kaslar kasılır ve tüylerimiz dikleşir.

Üşüyünce tüylerimizin dikleşmelerinin amacı ise ayrıdır. Atalarımız bizler gibi gerektiğinde kalın giysilerle dolaşamadıkları için vücutlarındaki kıllar onların derilerini soğuktan koruyan bir izolasyon tabakası görevini de görüyordu. Aşırı soğukta bu kıllar dikleşerek daha geniş bir yüzey oluşturuyor ve ısı alışverişini en aza indiriyorlardı. Atalarımızdan genetik olarak aldığımız bu reaksiyon şekli sayesinde sıcak bir havanın ardından serin bir meltem çıktığında ürpeririz ve tüylerimiz diken diken olur.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez. 2.Güzel koku, misk, anb(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kabuğu birçok kemerli ve uzun dikenlerle kaplı bulunan bir deniz yumuşakçası cinsi (murex).

Türkçe Sözlük

(i. R ). Dikenli olduğu için akrebe benzetilip bu isimle adlandırılmış lezzetli bir balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) (ged, ging) viraj, keskin dönüş; diş, sivri uç; ok dikeni gibi herhangi bir şey; (f.) diş diş etmek, çentmek .

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Devedikeni. 2. Lüzumsuz ve münasebetsiz lâkırdı, boş ve mânâsız söz, herze, hezeyân.

Türkçe Sözlük

(i. F., |Aj = devedikeni, hâyîden = çiğnemek). Boş sözler söyleyen, saçmalayan, hezeyân eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sinirli, sıçramaya hazır, diken üstünde.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Atlasçiçeğigiîlerden, birçok çeşitleri bulunan dikenli bir bitki.

Türkçe Sözlük

(i.). Kalkıyanotu = Kolgan dahi denilen bir cins diken.

Türkçe Sözlük

(i. tekerlek demek olan «kan» dan). 1. İp, tel ve boru gibi uzun bir şeyin çevrilip çöreklenerek aldığı dairevî şekil, halka, tura: Halat kangal olmuş. 2. Bu şekilde çevrilmiş şeyin her bir çevrimi: Bir kangal kurşun boru, beş kangal tel. Kangal etmek = Halka halka devşirmek. Kangal dikeni = Devenin yediği bir cins bitki.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fars. siyah, Ar. esved: Kara boya, kara at: Yağız. Kara toprak. 2. mec. Matemli, gamlı, kederli, Ar. meş’ Üm, menhûs: Kara gün, kara haber, kara talih. 3. mec. Ayıp, arlı: Kara yüz, yüzü kara. 4. Esmer: Kara Ahmed, kara ekmek. 5. Siyahlık, siyah boya: Karaya boyamak, karası kara, akı ak. 6. Siyâhî, zenci, Afrika’nın siyah adamı. (c.). Karalar = Yas kıyafeti, mâtem: Karalar giymek. Alın karası = Talihsizlik, Osm. baht-ı siyâh. Kara et = Geyik, tavşan vesaire gibi av eti. Karaoğlan = 1. Çingene. 2. Ayı. Karaiğne = Bir cins ufak karınca. Kara baş = Evlenmeyen manastır kesişi. Siyah sarık saran tarikat dervişi. 3. İlkbaharda açan güzel kokulu mor bir çiçek. Karabasan (başkan) Ağırlık, kâbus. Karabiber = Hindistan’dan gelen maruf bahar ki, kırmızı biberden bu isimle ayrılır. Kara buğday = Buğday çeşidi. Karaboya = Zaçyağı. Karapazı, karapelin = Pazı ve pelin çeşitleri. Karaciğer = Midenin sağ tarafında bulunan iç organ. Karacümle = 1. Çarpma işlemi. 2. Ezberden hesap yapabilme kabiliyeti. Kara cehennem = Pek esmer ve yüzü gülmez adam. Karaçam = Çam ağacı çeşitlerinden biri. Karaçalı = Bir cins dikenli çalı. Karahummâ = Tehlikeli bir çeşit tifüs. Karahaber = Birinin ölüm haberi. Karadeniz = Türkiye’nin kuzeyindeki büyük deniz, Osm. Bahr-i Siyâh. Karadiken = Bir cins bitki. Karasakız = Zift. Karateydi — MAlihulyâ, melankoli. Karasöğüt = Söğüt çeşidi. Karasungur = Doğanın bir cinsi. Karatavuk = Avlanan bir cins tavuk. Karataban — 1. Horasan demiri. 2. Bir çeşit sığır hastalığı. 3. Ipekböceğinin kararıp kırılması illeti. Karadut = Dutun siyah cinsi. Kara Arap = Zenci, siyâhî. Karakarga = Büsbütün siyah olan karga. Karakaş = Kaşları siyah. Karakalem = 1, Yalnız siyah çiçekleri olan İdî porselen. 2. Siyah kurşun kalemiyle yapılan resim. Kara koca = Ağarmamış ihtiyar. Kara kurbağa = Siyahımsı bir cins kurbağa. Karakış = Kışın ortası ve pek soğuk mevsimi. Aradan karakedi geçmek = Bozuşmak: Aramızdan kara kedi mi geçti? Karayazı = Bahtı siyah. Karayüzlü = Bir ir ve namussuzluğu olan. Akı ak, Karası kara = Beyaz çehreli ve siyah gözlü, kaşlı, ablak. Akla karayı seçmek = Çok zahmet çekmek. Is karası = Kurum boyası. Kestane karası = Açık siyah renk. Yüz karası = Namussuzluk, Ar.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). 1. Baklagillerden, kurak yerlerde yetişen, dikenli bir fidancık (prunus spinosa). 2. Bir cins barbunya balığı.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Devedikeni.

Türkçe Sözlük

(i.). Danatabanı dikeni.

Şifalı Bitki

(eşekotu): Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakkabı diken.

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban enginarı, eşekdikeni.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok kesici, bilenmiş, Ar. kaatı’, sârim, Fars. tîz, bürrân: Keskin kılıç, bıçak, çakı. 2. Delici, sivri, hâd: Keskin iğne, diken. 3. Sert, kuvvetli, şiddetli, şedîd, pek: Keskin koku, sirke, tütün. 4. Müessir, tesirli, dokunaklı: Keskin dil, söz, kalem. 5. Pürüzsüz: Keskin yazı. 6. Faal, serî, Fars. cüst ü çâlâk: Keskin adam.

Türkçe Sözlük

(I.) (Y.’dan). Maruf meyve kl, mutedil iklimlerde yetişip dikenli yeşil bir dış kabuk içinde iki tane bulunur ve her biri açık siyah ve yumuşak bir kabuk içinde bir tekliden ibarettir. Atkestanesl = Yenmez iri cinsi ki, ağacı, gölgesi için bahçelerde ve yol kenarına dikilir. Kuzukestanesi = Çiğ de yenilen bir cins küçük tanelisi. Külkestanesi = Sulak yerlere mahsus cinsi. Kestane kebabı = Kabukla beraber veya kabuksuz olarak ateşte pişmiş kestane. Kestane ağacı = Kestane meyvesini veren ağaç ki, hayli büyük olur. Kestane rengi = Koyu kahverengi. Kestane fişeği = Fazla patırdı eden bir fişek.

Türkçe Sözlük

(i.). Meşhur küçük hayvan ki, dikenlerle örtülü olup ekseriya tostop olarak yatar. Oklu kirpi = Dikenleri kalem gibi uzun olup bunları savunma maksadıyla atan cinsi. Kirpi gibi = Sert ve çok tüylü adam. Kirpihelvası = Bir nevi kudret helvası.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kırlangıç balığı familyasından, dikenli ve çarpıcı bir balık (Lat. galeus canis).

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit diken.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika Birleşik Devletlerinde ve Meksika'da yetişen dikensiz kaktüs, bot. Lophophora williamsii; bazı sabır otlarından elde edilen uyuşturucu içki. mescal button dikensiz kaktüsün uyuşturucu etkisi olan kurutulmuş tepesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Ammonller ve Fenikelilerin çocuk kurban ettikleri tanrı; k.h. Avustralya'da bulunan üstü dikenli bir kertenkele.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çölde yetişen bir cins dikenli çalı, devedikeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.>F.) [مغيلان] deve dikeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. murices) dikenli salyangoz, iskerlet.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevk» den imef.) (mü. müşevvek) (botanik, paleontoloji). Dikenli veya diken şeklinde sivri.

Şifalı Bitki

(rümman): Nargiller familyasından; Akdeniz bölgesinden Japonya’ya kadar yabani olarak yetişen canlı kırmızı çiçekli, dört köşe dallı, hafifçe dikenli bir ağaçcıktır. Yaprak kenarı ve sapı kırmızımtıraktır. Çiçekleri parlak kırmızıdır. Meyvesi (Nar); portakal büyüklüğünde, esmer kırmızı renkli, çok tohumludur. Yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli kısmıdır. Ağacın gövde, kök ve dal kabukları; nişasta, mannit, reçineli maddeler, asitler, tanen, punicin ve olkoloidler taşır. Nar kabuğundan yapılan ilaçlar tenya düşürmek için kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücudu kuvvetlendirir. İshali keser. Burun poliplerine faydalıdır. Şerit düşürür. Kalbi kuvvetlendirir. Zayıflara faydalıdır. Mide ve bağırsak hastalığı olanlar, küçük çocuklar ve hamileler fazla kullanmamalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nâsıbe) (c. nevâsıb). 1. Diken, nasb eden. 2. Nasb ve tayin eden, atayan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arı ve akrep gibi böceklerin soktukları iğne, diken.

Türkçe Sözlük

(NİŞAN) (i. F.) (sıfat terkiplerinde). 1. Duran, yerleşen, dikilen, kalan. Hâtır-nişân = Hatırda kalan. 2. Diken. 3. Gösteren, eser ve alâmet hükmünme olan: Fermân-ı Adâlet-nişân.

Türkçe Sözlük

(i.). Oku veya okları bulunan. Oklu kirpi = Büyük dikenleri olup tehlike görünce onlardan birini ok gibi fırlatan kirpi.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Palan diken ve yapan.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Güney Amerika, Arjantin’in kuzeydoğusunda yer alır.

Coğrafi konumu: 23 00 Güney enlemi, 58 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: 406,750 km².

Sınırları: toplam: 3,920 km.

sınır komşuları: Arjantin 1,880 km, Bolivya 750 km, Brezilya 1,290 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Subtropikalden ılımana değişiklik gösterir.

Arazi yapısı: Rio Paraguay’ın doğusunda çimenli ovalar ve ağaçlı tepelikler yer alır; Rio Paraguay’ın batısındaki Gran Chaco bölgrsi genel olarak alçaktır, nehrin bir yakasında bataklıklar, diğer tarafında ise seyrek ormanlar ve dikenli çalılıklar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Rio Paraguay kavşağı ve Rio Parana 46 m.

en yüksek noktası: Cerro Pero (Cerro Tres Kandu) 842 m.

Doğal kaynakları: Hidro enerji, kereste, demir, manganez, kireçtaşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %55.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %7 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 670 km² (1993 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, düzensiz akan nehirlerin ortaya çıkardığı çamurlar.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili; Arjantin, Bolivya, ve Brezilya arasında yer alır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 5,734,139 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.6 (2001 verileri).

Mülteci oranı: -0.09 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 29.78 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 73.92 yıl.

Erkeklerde: 71.44 yıl.

Kadınlarda: 76.52 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.11 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 3,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 220 (1999 verileri).

Ulus: Paraguaylı.

Nüfusun etnik dağılımı: melez %95.

Din: Roma Katolikleri %90, Mennonite, ve diğer Protestanlar.

Diller: İspanyolca (resmi), Guarani (resmi).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %92.1.

erkekler: %93.5.

kadınlar: %90.6 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Paraguay Cumhuriyeti.

kısa şekli : Paraguay.

Yerel tam adı: Republica del Paraguay.

yerel kısa şekli: Paraguay.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Asuncion.

İdari bölümler: 17 bölge ve 1 başkent; Alto Paraguay, Alto Parana, Amambay, Asuncion, Boqueron, Caaguazu, Caazapa, Canindeyu, Central, Concepcion, Cordillera, Guaira, Itapua, Misiones, Neembucu, Paraguari, Presidente Hayes, San Pedro.

Bağımsızlık günü: 14 Mayıs 1811 (İspanya’dan).

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 14 Mayıs (1811).

Anayasa: 20 Haziran 1992.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IADB (Amerika Bölgesi Kalkınma Bankası), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı),

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İnsanda ve bazı hayvanlarda el ve ayağın uçlarından ayrılan kısımlardan herbiri; insanda beş tane bulunur: El, ayak parmakları. Başparmak, şahadet parmağı, orta parmak ve yüzük parmağı, serçe parmak = İnsanın beş parmağının isimleridir. 2. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların herbiri: Tekerleğin iki parmağı kırıldı. 3. Parmaklık denilen, iki veya üç yerinden kuşakla bağlanmış tahta yahut demir çubuklardan mürekkep olan bölmenin her çubuğu: Bu parmaklığın birkaç çubuğu değiştirilmelidir. 4. Dağ tepesinin sivri yeri. 5. Uzunluk ölçüsü olarak bir ayağın 12 ve arşının 24’te biri. 6. Koyu bir sıvıya batırılan bir parmağın aldığı miktar: Bir parmak bal, yağ. 7. mec. Müdahale, karışma. Ar. dahi, kışkırtma: Bu işte onun parmağı vardır. Adsız parmak = Yüzük parmağı. Ağıza bir parmak bal çalmak = Tatlı veya faydalı bir şey gösterip aldatmak, ümide düşürmek. Altıparmak = 1. Elinde bir fazla parmağı olan. 2. Çubuklu bir cins kumaş. 3. Palamut balığının iri cinsi. Ortaparmak = İnsan elinin ortadaki en uzun parmağı. On parmağı yakasında — Dava ve şikâyet, birini mesul tutmayı ifade eder. Başparmak = Elin, ayrıca bulunan kalın ve kısa parmağı, Ar. ibham. Beşparmak = 1. Ahtapot cinsinden bir deniz böceği. 2. Çakır dikeni denilen bir cins bitki. Parmağı ağzında = Şaşa kalmış. Parmak usulü = Hece veznini anlatmakta kullanılır. Parmak üzümü = Uzun taneli bir cins üzüm. Parmak ısırmak — Şaşakalmak. Parmak hesabı — Hesabı parmakla yapma. Parmak karıştırmak = Müdahale etmek. Parmakla gösterilmek = Meşhur ve seçkin olmak. Serçe parmak İnsan elinin en küçük ve kenarda bulunan parmağı. Şehadet parmağı = Başparmağın karşısında bulunan parmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iğneleme, iğnelenme; sivri uçlu alet; diken; A.B.D., (argo) penis; diken batması gibi ağrı; iğne delmesi, diken batması; (eski) üvendire. prick of conscience vicdan azabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe delmek, iğne veya diken sokmak; mahmuzla dürtmek; vicdan azabı vermek; batma acısı duymak. prick out a pattern iğne batırarak el işi modeli yapmak. prick the bubble önemli sanılan birinin foyasını meydana çıkarmak; bir ümidi boşa çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dürten veya iğne gibi batan şey; diken.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karıncalanma; diken, sivri uç; f. hafifçe batırmak, diken sokmak; iğnelenmek, karıncalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikenli; karıncalanan, iğne gibi batan. prickly ash dikenli dişbudağa benzeyen bir ağaç, bot. Xanthoxylum americanum, prickly heat isilik. prickly pear hintinciri, frenkinciri, firavuninciri, bot. Opuntia ficus india. prickliness i. dikenlilik; küs

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri ve sert tüy; içi boş olan tüy sapı; içi boş sap veya buna benzer şey; tüy kalem; kirpi dikeni; müz. çalgıcının mızrabı; kamıştan yapılmış çalgı borusu; makara. quill driver yazar. quill feather iri ve sert tüy. quill pen tüy kalem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tırpana, (zool) Raia batis; vatoz, kedibalığı, (zool) Raia clavata. electric ray uyuşturanbalığı, torpilbalığı, (zool.) Torpedo torpedo. sting ray bir tür dikenli uyuşturanbalığı, (zool) Dasyatis pastinaca.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı ağaçlardan sızarak çıkan, zamk gibi yağlı bir madde. Çamsakızı = Çam ağacından çıkanı, reçine, râtenc. Çengelsakızı = Kenger dikeninin zamkı. Yer sakızı = Natrun,, neft made nl. 2. Beyazlık ve çekilip kopmamak mânâlarında da kullanılır: Sakız gibi çamaşır. Sakız gibi yapışmak = Musallat olmak. Sakızağacı = Sakız veren ağaç. Sakız Adası = Bu ağacın çok bol bulunduğu Asya’da Batı Anadolu karşısındaki Yunan adası, Chios ki, merkezi olan şehir de aynı adı taşır. Sakız leblebisi = Tuzla kavrulmuş kabuklu nohut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üşnan, çorak, dikenli çöven, bot. Salsola kali.

Şifalı Bitki

(smilax): Zambakgiller familyasından; tırmanıcı ve dikenli gövdeli, yeşilimsi çiçekli, çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları kalp şeklindedir. Çiçekleri şemsiye durumundadır. Kökünde tanen ve saponin bulunur. Birçok türü vardır. Yurdumuzda nemçe saparnası, Anadolu saparnası bulunur. Kullanıldığı yerler: Terletir. Kanı temizler. Cilt hastalıklarında faydalıdır. Frengide kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'da bulunan geniş ağızlı, büyük ve dikenli kafası olan, iskorpit gibi bir balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. setae) (biyol.) domuz kılına benzer sert uzantı; ince diken.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Diken.

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Devedikeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikiş, dikilecek veya dikilmiş şey. sewing circle bir araya ge!erek yardım için dikiş diken kadınlar. sewing machine dikiş makinası. sewing silk ibrişim. sewing woman dikişçi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tüyleri ürpermek, titremek (soğuk veya korkudan); (i). korkudan tüylerin diken diken olması; titreme. I shudder to think of it Onu düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor. shudderingly z. tüyleri ürpererek: titreyerek.

Genel Bilgi

Kedi, köpek ve farelerde ter bezleri ayaklarının altında, yarasalarda başın yan tarafında, tavşanlarda ağızlarının etrafında, geyiklerin burunlarının dibindedir. İnsan derisinin ise her tarafında ter bezleri vardır. Avuçiçi ve tabanda bu bezlerin sayıları daha fazla, koltuk altlarında ise boyları daha büyüktür.

Normalde aşırı sıcaklarda suratımız ve koltuk altlarımız en çok terleyen yerlermiş gibi görünür ama aslında ellerimiz, daha doğrusu avuçiçlerimizdeki ter bezleri sayısı çok daha fazladır. Yani ellerimizin terlemesi doğaldır ama niçin sıkıldığımız veya sinirlendiğimiz zaman?

Tam olarak bilinmiyor ama tahminlere göre bu da bize atalarımızdan kalan bir vücut refleksi veya reaksiyonu. Ellerimizdeki ter aslında atalarımızın, bir tehlike anında kaçarak ağaçlara tırmanmalarını kolaylaştırıcı bir salgı. Ağaçlara tırmanırlarken ellerinin nemlenmeleri nedeniyle daha az çizik ve yara oluşuyor, daha rahat yüksek dallara tırmanabiliyorlarmış.

İnsanın milyonlarca yıl devam ettiği önesürülen evriminde, artık işe yaramayan kuyruğu kaybolmuş ama sıkılınca ellerinin terlemesi, korkunca tüylerinin diken diken olması, çene ve bacaklarının titremesi devam ediyor.

Sıcak havada terliyoruz, hadi sıkılınca terlemek de atalarımızdan miras, peki biber yiyince niçin terliyoruz?

Baharatlı yiyecekler ve biberler içlerindeki yakıcı kimyasallar nedeniyle, yenildiklerinde, ağız içindeki sinir uçlarını uyarırlar ve sanki hava sıcaklığı çok yükselmiş gibi algılamalarına sebep olurlar. Sinir uçları sıcak ve yakıcı uyarılarının aralarındaki farkı hissedemediklerinden beyne, yüz tarafındaki hava ısısının yükseldiği sinyalini gönderirler. Beyin derhal soğutma mekanizmasını devreye sokarak yüzün etrafındaki ısıyı düşürmek için ter bezlerini faaliyete geçirir.

Türkçe Sözlük

(ZİNCAN) (i!). Sakızlı bir cins dikenli çalı.

Türkçe Sözlük

(I.) 1. Ucu ince ve keskin: Sivri deynek, diken, tepe. 2. İnce ve uzun, boy atmış, boylu: Sivri boylu bir çocuk. Sivrisinek = İnce ve sokan bir sinek. Sivri akıllı = Hoppa, zirzop. Sivri k8şe, bucak = Dar açı. Sivriburun = Palamut balığının bir cinsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. omurga, belkemiği; belkemiğine benzer şey; diken; kılçık; kitap sırtı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. omurgasız, belkemiği olmayan; dikensiz; cesaretsiz, yüreksiz. spinelessly z. korka korka. spinelessness i. korkaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikenli veya diken üreten.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikenli, diken gibi. spinosity i. dikenlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot., zool. dikencik, iğnecik. spinulose s. dikenli, iğneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dikenli, iğneli; güçlüklerle dolu, şaşırtıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Jura devrinde ABD'nin batısında yaşamış dikenli zırh olan dev kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stuck) saplamak; delmek; koymak; sokmak; çakmak; saplanıp kalmak, hareket edememek, kopmamak; yapıştırmak, yapışmak; bıçaklamak, hançerlemek; batmak (iğne, diken); k.dili. şaşırtmak; (argo) aldatmak;( argo) mesuliyet yüklemek; matb. harfleri dizme

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. etiket; yapıştıran kimse; k.dili. şaşırtıcı şey; diken; yapışkan ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikenli balık, zool. Gasterostus.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (stung) i. arı gibi sokmak; iğne gibi acıtmak, batmak; canını yakmak; tahrik etmek; acımak, acı vermek, sızlamak; (argo) kazıklamak; i. arı iğnesi, zehirli iğne; ısırgan tüyü; sokma: diken yarası; batma; dürtu, saik; iğneli söz; acı, elem, sızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sting ray dikenli uyuşturanbalığıgillerden herhangi bir balık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شترخوار] deve dikeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarakotu; kumaş tüyünü kabartmak için kullanılan kuru deve dikeni başı, kumaş tüyünü kabartma aleti; f. kumaş tüyünü kabartmak. fuller's teasel fes tarağı, bot. Dipsacus fullonum.

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça’dan Arapça’laşmış «derzî»den). Elbise biçip diken sanatkâr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i devedikeni, bot. Cirsium; kenger, bot. Cynara cardunculus. blessed thistle kolgan, peygamber dikeni, bot. Carduus benedictus. globe thistle kirpidikeni. milk thistle boğa dikeni, bot. Silybum marianum. sow thistle eşek marulu, bot. Sonchus oleraceus

İngilizce - Türkçe Sözlük

içdiken; üzüntü cefa; dikeni çok bitki; (eski) İngilizce'de th sesini gösteren harfin adıö thorn apple alıç bot. Crataegus azarolus; tatula, bot. Daturastra monium. thorn in the flesh baş belâsı. thorn'y s. dikenli; belâlı, cefalı sıkıntılı.

Türkçe Sözlük

(i.). Kestanenin dikenli dış kabuğu.

Genel Bilgi

Türkiye’nin ilk heykeli 10 metre uzunluğundaki Osman Gazi büstüdür. Bu büst 1914-1918 arasında Sivas Valisi Muammer Bey’in girişimiyle Hafik-Zara yolu üzerinde yapılmıştır. Gericiler heykeli protesto ederek törene katılanları „Taş Dikenler’ olarak adlandırmışlardır. İlginç olan, açılış törenini devrin müftüsünün yapmış olmasıdır. Bu heykel 1937’de yine Sivas Valisi Nazmi Toker tarafından kaldırılmıştır.

Türkçe Sözlük

(i.). Urkmek veya üşümekten tüylerin diken diken kalkması ve derinin iğne iğne kabarması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (diken gibi) batmak, acıtmak: acımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشترخار] deve dikeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çengelli dikenleri olan herhangi bir bitki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., hane. iki ayaklı ve kuyruğu dikenli olan kanatlı ejderha.

Şifalı Bitki

(kengel): Bileşikgiller familyasından; 2 metre kadar boyunda, çok yıllık bir bitkidir. Yapraklarının ucu sivri diken şeklindedir. Ev ilaçlarında; kökü ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mideyi kuvvetlendirir. Sinirleri güçlendirir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Diş ağrılarını giderir. Dişeti iltihaplarını giderir. Hazımsızlığı giderir.

Türkçe Sözlük

(i.). Devedikeninin büyük cinsi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bez ve kâğıt gibi şeyi çekip paralamak, yarmak: Senedi, kitabı yırttı. 2. Tırmalayıp yara etmek: Kedi, çocuğun yüzünü yırtmış, dikenler ellerimizi yırttı. 3. Hayvanın mahmuza gelecek tarafını yaralayıp yürümeye alıştırmak: Bu tayı yırtmalı. 4. mec. Mahcubiyetini giderip, pervâsız etmek: Bu, mahçup bir çocuktu, görüştüğü adamlar kendisini yırtmışlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. etrafı dikenli çitle çevrilmiş yer,şarampol.