Dil-keş ne demek? | Dil-keş anlamı nedir? | Dil-keş

Dil-keş anlamı nedir?

Dil-keş ne demek?

Dil-keş anlamı nedir?

Dil-keş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dil kes

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, keşiden = çekmek). Gönül çeken, celb ve cezbeden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبکش] saka, su çeken. 2.kevgir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be considered. to be deemed. to be regarded as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adîle) («adi» den). Müsavi, eşit, benzer, eş, akran. Nazîr ve adîli yoktur, bî-adîl = Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Adile) («adi» den if.). Adalet sahibi, adalet icra eden, hak dağıtan: Adil Amir, Adil hükümet. Şâhid-i Adil == Adalet üzere, doğru söyleyen şahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. fair. impartial. just. righteous. scrupulous. equitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair. impartial. kosher. on the level. right. righteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادل] adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیل] eşit, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk gösteren. Doğru. 2.Eşit, eş, müsavi. 3.Adaletli davranan. Kur’anî bir isimdir. Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2.cisi Ömer b. el-Hattab’ın meşhur lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray’ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-mah savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin’de öldü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adalet sahibi bir adama yakışır surette: Adilâne hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justly. with justice / equity. fairly. impartially. equitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدلانه] adilce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Doğruluk gösteren. 2.Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3.Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat’ta valilik yapan Süleyman Paşa’nın hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Adil yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayağılık, aşağılık: Onun Adîliği kıyafetinden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpitude. commonness. inferior quality. vulgarity. baseness. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority. commonness. meanness. baseness. pettiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be forgiven. to be pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be granted a pardon. to receive pardon. pardoned to be. receive a pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Keyif elmak makmadıyle afyon yutan kimse.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Zarkanatlılardan bir böcek. Kurtçukları daha çok gül fidanlarında yaşar (Hylotoma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anodyne. painkiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic. anodyne. pain killer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهن دل] acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنين دل] katı yürekli. 2.yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنکش] miknatıs.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهودل] ödlek, korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered post / mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

native / original language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. native tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vernacular. primitive language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. original language. vernacular language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay phone. pay telephone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Tufandan evvelki. antediluvian (s).,(i). Tufandan evvelki devre ait; (i). eski kafalı kimse; çok yaşlı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Çizgi ve satıhların kendi aralarında veya birbirleriyle kesişmesinden doğan çizgi veya nokta.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.gönül rahatı. 2.Sevilen güzel. 3.Yer mekan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential. successive. successor. consecutive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Güney Amerika'da bulunan ve zırh gibi kabuğu olan, kertenkele cinsinden iri hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok isteyen, can ve gönülden isteyen: Ben, onun Arzûkeşi değilim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü perîşan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشفته دل] gönlü perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckeye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse chesnut. horse chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hindkestanesi): Atkestanegiller familyasından; süs olarak yetiştirilen iri bir gölge ağacıdır. Nisan-Temmuz aylarında çiçek açar. Meyveleri kestaneye benzer. İçinde nişasta, saponin ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Kabuklarından yapılan ilaçlar ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Tohumları ise romatizma ve mafsal ağrılarını giderir. Varis flebit ve basur memelerinin tedavisinde ve deri çatlaklarını gidermekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armistice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armistice. truce. cease-fire. armistice mütareke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease-fire. armistice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden iri bir gölge ağacı ve bunun kestaneye benzeyen yemişi. Atkestanesi, atkestaneslgiller familyasındandır. Hint kestanesi de denir (Aesculus hippocastanum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası örneği atkestane‘ si ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay’a ait arzu, istek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dismissed. to be discharged / removed from office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönül yüceliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده کش] şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanadı kırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâr = yük, keşîden = çekmek). 1. Yük çekici, yük kaldıran, ağır şeyler taşıyan. 2. mec. Sabırlı, tahammüllü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar fraction. common fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بددل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Doğru sözlü, mert. 2.Gönlü zengin. Baygönüllü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. belâ = mihnet, Fars. keşiden = çekmek). Mihnet ve meşakkat çeken, mihnetkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدل] aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hindistan’da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd = şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحمدالله] Allah’a şükürler olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. zalimce, kana susamış bir halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vücutsuz, bedensiz, cismani veya maddi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. bedeni, bedensel; maddi; z. bütün olarak, tamamen, kamilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir boğazı savunmak için sahile yapılan hisar. İstanbul Boğazı üzerindeki Rumelihasarı’nın asıl adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagantly promises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şapır şupur öpüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزدل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. magic. spell. cantankerousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Süpürücü. Eskiden Mekke’de KAbe’yi, Medine’de Peygamber’in türbesini süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe sayılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül açıcı yer.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çaysız bir dünya nasıl olurdu acaba? Çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, kaşığı, işyerlerinde çay paydosu, şehirlerarası otobüslerde çay molası olamazdı. İükür ki çay milattan önce 2737 yılında büyük Çin imparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen de olsa keşfedildi.

Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken çalılıklardan bir kaç yaprak kaynayan suyun içine düştü. Nung yaprakları suyun içinden toplayamadan yapraklar suda kaynamaya, hoş bir koku etrafa yayılmaya başladı. İmparator merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilmiş oldu.

İmparatorun kendi keşfi hakkındaki düşüncesi çayın susuzluğu bastırdığı, harareti giderdiği ve uykuya olan isteği azalttığı şeklindeydi. Çay ismi de Çincedeki “ça”dan geliyor. Benzer şekilde çaya Ruslar “chay” Araplar “shaye” Japonlar “cha” diyorlar.

Çay bugün dünyada sudan sonra en çok içilen içecektir. Avrupa’ya gelişi 1610 yılını buldu, başlangıçta da ilaç muamelesi gördü. Halbuki o yıllarda çay Orta Asya’da o kadar değerliydi ki çay balyaları ticarette para yerine geçebiliyordu.

Çayın Avrupa’ya geldiği ilk yıllarda tüccarlar satışını ateş düşürücü, mide ağrısı giderici, romatizmayı önleyici bir ilaçmış gibi yaparlarken, doktorlar biraz daha ileri giderek çaydan yapılan iksirin tüm hastalıklara karşı direnç kazandırdığını ve yaşlanmayı geciktirdiğini ileri sürüyorlardı.

Zamanla bu sefer de çayın aleyhine görüşler yayılmaya başladı. Fransız fizikçiler çayı asrın en münasebetsiz yeniliği diye nitelendirirlerken bir Alman doktor da 40 yaşından sonra çay içenlerin ölüme daha yakın olacaklarını iddia ediyordu.

İngiltere’de ise çay içmek alışkanlık haline gelince kadın dergileri ev kadınlarının çay yüzünden ev işlerine soğuk bakmaya başladıklarını, ekonomistler ise çalışmaya harcanacak zamanın çay içmekle tüketildiğini ileri sürdüler. Ancak bunların hiçbiri çayın dünyanın en favori içeceği olmasını önleyemedi. Miktar tam olarak bilinemiyor ama dünyada senede 2 milyon ton civarında çay tüketildiği tahmin ediliyor.

Günümüzde çayın yaygınlaşmasına en çok etki eden faktör poşet çayın icadıdır. Her ne kadar icadının tam farkına varmasa da poşet çayın mucidi Thomas Sullivan’dır. Kahve ve çay ticareti ile uğraşan Sullivan, müşterilerine sık sık çay örnekleri gönderiyordu. Başlangıçta bu iş için teneke kutuları kullanırken, sonradan elde dikilmiş ipek torbaların bu iş için daha pratik ve ucuz olacaklarını düşündü.

Çok geçmeden siparişler başladı ama şaşırtıcı olan esas malı değil torba içindeki örnek çayları sipariş etmeleriydi. Müşteriler torbaların çayın kaynamasını kolaylaştırdıklarını keşfetmişlerdi. Çayın torba (poşet) içinde satımı o kadar geliştirildi ki Batı ülkelerinde tüketim oranı toplam çay tüketiminin yarısına ulaştı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çengel işareti, ç ve ş harflerinin altındaki işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. cefa, F. keşiden = çekmek). Çevir ve cefa çeken, ezâ ve cefaya düçar olan: Aşık-ı cefakeş = Cefa çeken Aşık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جفاکش] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Kırık cemi, kırık çokluk. Arapça’da c. yapılacağı zaman müfredinln şekli bozularak yapılan cemi: İlm, ulûm gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [چراکسه] çerkesler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsanız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralından gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmalarını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya dokuz voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsınız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgaları, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralınden gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kafkas kavimlerinden biri ve bu kavme mensup olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Çerkesler’in tarz ve usulünde veya dillerinde: Çerkesçe hora tepmek, Çerkesçe ata binmek, Çerkesçe söylemek. Çerkesler’in tarz ve usûlüne uygun. Çerkeş dili: Kafkas dillerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembly language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earnestness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çile çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-suffering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suffering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چله کش] çile çeken, acı çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dustbin. trashcan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage can. dustbin. refuse bin. street tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). timsah, (zool). Crocodylus; krokodil; bu hayvanın derisi. crocodile tears yalancıktan ağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süvarilerin koşu oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Eskiden mahalle mektebine giden çocukların alfabelerini ve Kur’an cüzlerini koydukları, boyna asılan, kumaştan yapılma kese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) binicilik, at binme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakan kadının sıfat ve görevi: O kadın dadılık ediyor, dadılık zor bir vazifedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zerrin, fulya, nergis, (bot). Narcissus pseudo-narcissus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâmen = etek, keşîden = çekmek). Eteğini çeken, eteklerini toplayan, bir işe karışmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlüyle anlayan, gönlü aydınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buried. to be interred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Nefes, soluk çeken. 2. Ney, kaval gibi çalgıları devamlı üfleyen). 3. Bâzı kuşların, bülbül gibi, uzun uzun öteni. 4. Devamlı öten cins güvercin. 5. Şarap içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kafadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakit, zaman, müddet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derisi dikenlilerden kestaneye benzeyen bir yumuşakça (echinus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi deniz gibi geniş olan, gönlü, himmeti büyük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok içki içen. (bk.) Deryâ-nûş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. El çeken, kör bir kimseyi elinden tutup gezdiren. 2. El uzatan, dilenci. 3. Bir işten vazgeçen. 4. At ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan nesne. 5. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sazlarda ağıza alınıp üflemeye yarayan ince kısım. Dilcik de denir: Fagot’un dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2. İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir. 3. Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4. Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir). 5. mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili = 1. Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil. 2. Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek = 1. Kötü şöhret kazanmak. 2. Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yürek, gönül, Mb. Cân ü dilden = Çok isteyerek, candan, gönülden. Safây-ı dil = Gönül rahatlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. tongue. language. speech. clapper. lingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. neck. spit. tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. tongue. promontory. point. spit. bolt of a lock. index of a balance. prominence. speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dataphor Interface Language An XML format for describing user interfaces independent of the platform on which they will be realized. dilate Dx diagnosis. dual in line package: simplest type of plastic package where the I/O's are found on either side of th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual-in-line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP. ate:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضلع] kenar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل] gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic atlas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonguefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir dilin ses, şekil, menşe, mânâ ve cümle yapısını inceleyen ilim, gramer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic scientist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL BİLİM (i.) (uyd. k.). insanın konuşma kabiliyetini veya yeryüzündeki dilleri ses, şekil, mânâ ve sözdizimi bakımından inceleyen bilim, lengüistik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kısa süreli dil büyümelerinde aşağıdaki reçeteler kullanılır. 2-3 günde geçmeyen dil büyümesinde, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar kabuğu, şeftali, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya bir avuç nar kabuğu konur. 15 dakika kaynatılıp süzülür. Suyuna 3 su bardağı şeftali suyu ilave edilip, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Dilin üzerinde görülen çatlakların nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nişadır, hardal.

Hazırlanışı : Havana bir tatlı kaşığı karanfil, 1 tatlı kaşığı nişadır ve bir tatlı kaşığı hardal tohumu konur. İyice dövülür, günde üç kere dilin altına üstüne sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayı, dil gücünün kaybolmasıdır. Doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zencefil, kekik, karbaşotu.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 çorba kaşığı toz zencefil, 1 çorba kaşığı ufalanmış kekik ve bir tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatılıp, süzülür. Gargara yapılır, hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç mersin yaprağı konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language laboratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language learning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

study of languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language teaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tongue twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip of the tongue. lapse. lapse of the tongue. malapropism. parapraxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir. Bunların tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, Agâh = Arif, bilen). Kalbi açık, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâsten = donanmak). Gönlü süsleyen yani hoşlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâm = rahat). Gönül rahatı, gönlü rahatlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahatlandıran, avutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Aşüften = fesada düşürmek). Gönlü alt üst eden, çelen (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, huzurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Avîhten = asılmak). Gönlün asıldığı; gönlü kendine bağlı tutan, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Gönlü bir şeyle bağlı bulunmayan, gönlü rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Azürden = incitmek). Gönül incitici, hatır bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü incinmiş, kalbi kırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, bâhten oynatmak). Gönül eğlendiren, işi latif ve hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, beste = bağlı). Gönlü birine bağlı olan, Aşık, müptelâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, cesten = istemek). Gönlün istediği, arzu olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, dâden = vermek). 1. Gönül vermiş, Aşık. 2. Eskiden Aşık tulumbacıların hususî şekilde başlarına bağladıkları boyalı mendil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbe batan, gönül delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL-FİGAR (i. F). Gönlü yaralı olan, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü delik ve yaralı gibi üzgün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, firîften = aldatmak). Gönül aldatan, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, fürûzânîden = parlatmak). Gönlü parlatan, sevindiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kızmış, öfkeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, girîften tutmak). 1. Kalpte yerleşip çabuk unutulmaz, tesirli. 2. Hatırı kalmış, gücenmiş: Bana dil-gîrdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, güdâhten = eritmek). Yüreği eriten, yüreğin dayanamayacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Gönül açan, iç açan, kalbe ferahlık veren. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü ölmüş, yüreği ölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, hâsten = istemek). Gönül isteği, gönül arzusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gönlü yıkılmış, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hırâşîden = tırmalamak). Yüreği tırmalayan, çok feci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hûn = kan). Yüreği kanlı, pek kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, yüreği rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, keşiden = çekmek). Gönül çeken, celb ve cezbeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü zedeleyen, vuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, küşâden = açmak). Gönül açan, kalbe ferahlık veren. Ar. müferrih. (bk.) Dil-güşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, mürde = ölü) (c. dil-mürdegân). Kalbi ölü, mânevi tesirlerden habersiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, nişesten = oturmak). Yürekte duran, yerleşen, pek hoşa giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f. dil = gönül, nüvâhten = okşamak). Gönül okşayan, hoşa giden, lâtif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül okşarcasına, gönül okşayana yaraşır yolda hareket etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pesendîden = beğenmek). Gönlün beğendiği, beğenilen şey, kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pezîreften = kabûl etmek). Gönlün kabûl edeceği, gönlün beğendiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, rîş = yara). Gönlü yaralı. Ar. mecrûhül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, rübûden = kapmak). Gönül kapan, gönül alan, herkesi kendisine bağlayıp Aşık eden, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, şâd = mesrur). Gönlü sevinçli. Ar. mesrûrül-kalb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sâhten = yapmak). Gönül yapan, lutf ile muamele eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâften = delmek). Yürekleri delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâr = az). Yürekler avlayan, gönül çeken, meftun eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Gönül kırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikeste = kırık). Yüreği kırık. Ar. meksûrül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözü, gönlü tok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sitaden = almak). Gönül alan, kendisine bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü gitmiş, Aşık, vurgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhte = yanmış). Yüreği yanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü açılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhten = yakmak). Yürek yakan, pek acıklı ve tesirli: Vak’a-i dil-sûz-i Kerbelâ = Gönül yakan Kerbelâ vak’ası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, teng = dar). Gönlü daralmış, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkıntılı olma, iç sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Pek istekli, gönlü susamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü canlanmış, dirilmlş, Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın tenasül organı içindeki dilcik, bızır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavuklarda görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Gönüller, yürekl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bakımsızlıktan harap etmek, tahrip etmek, kırıp dökmek; bakımsızlıktan harap olmak. dilapida'tion (i). harap olma, bakımsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آرا] gönül süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2.Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آشوب] gönül karıştıran, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). genişletmek, kabartmak, açmak, şişirmek, büyütmek; on veya upon ile tafsilata girişmek: genişlemek, kabarmak, şişmek. dila'tion, dilata'tion (i). açılma, genişleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. bir uzvu genişletmek için kullanılan alet; (anat). vücut boşluklarını genişleten adale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek, dilatoriness (i). işini ağırdan alma, geciktirme: üşenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاویز] güzel, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü aydınlatan ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزار] gönül kıran, inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزرده] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. dil = lisan, F. bâhten = oynamak). Söz bulup tatlı tatlı söyleme; karşılığı: Pısırık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلباز] gönül şenlendiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül eğlendiren. 2.Güzel söz söyleyen. 3.Yüze hoş görünen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبند] gönül bağlanan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle. captivating. charming. beautiful. comely. beautiful girl. beautiful woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبر] gönül alan, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alıp götüren, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبسته] gönlü bağlanmış, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül bağlamış, aşık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar. grammar gramer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük dil, dil şeklinde küçük Alet. 2. Bızır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلجو] gönlün aradığı, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل داده] gönlünü vermiş, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-DAR) (i. F. dil = gönül, dâşten = tutmak). Birinin gönlünü bağlayıp tutan, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلدار] gönül tutan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Birinin gönlünü almış, sevgili. 2.Abdülbaki Dede’nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Sıkıntı, inilti, ıztırap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل دزد] gönül hırsızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gönül sâhibi. 2. Gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افروز] gönül aydınlatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül aydınlatan. - (bkz.Dilfüruz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzu, istek, rica: Sizden bir dileğim vardır. 2. İstek, Ar. matlûb, Fars. hâhiş: Dileğini yerine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition. requisition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. reguest. desire. entreaty. petition. request. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Dilenen şey, arzu, istek. 2.İsteme, arzu etme, dileme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir dileği bildirmek üzere resmî dairelere sunulan yazı. Osm. istida, arzuhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. application. letter of application. request. address. prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. bill. application. motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül ilacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İstemek, arzu etmek. 2. Aramak, istemek, talep etmek: Dile ne dilersen!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. desire. beg. will. beseech. call down. plead. solicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. beg. bid. entreat. implore. invoke. like. plead. request. require. wish. to wish. to desire. to ask. to beg. to request. to plead. to implore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wish (for. to desire. to want. to long for. to ask for. to request. to beg. crave. implore. postulate. wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

man. ikilem

İki önermesi bulunan ve her iki önermenin vargısı olan tasım.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An argument which presents an antagonist with two or more alternatives, but is equally conclusive against him, whichever alternative he chooses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state of things in which evils or obstacles present themselves on every side, and it is difficult to determine what course to pursue; a vexatious alternative or predicament; a difficult choice or position. state of uncertainty or perplexity especially a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of uncertainty or perplexity especially as requiring a choice between equally unfavorable options.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In popular use a dilemma can be almost any sort of difficult choice, but in logic a dilemma is a choice in which there are only two options, attractive or not One can refute a dilemma, that is, show that is not a real dilemma, by finding a third possibili

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Catch-22 , dilemma , fix , jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşkül durum, çıkmaz; (man). ikilem, dilem. the horns of a dilemma her biri imkânsız olan iki şık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Avuç açıp rastgelenden para vesaire isteyen fakir ve muhtaç adam. Osm. sâil, gedâ: Kapıya bir dilenci geldi. 2. mec. Her şeyi istemekten utanmayan arsız ve tamakâr: O, pek dilenci bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mendicant. beggar. bum. cadger. mendicant. panhandler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. mendicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. cadger. panhandler. schnorrer. toe rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilenci hal ve sıfatı. Osm. sâİlik: Sonunda dilencilik etmeye mecbur oldu. 2. mec. Arsızlık, aç gözlülük: Çok dilencilik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy. mendicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilenmeye mecbur etmek, dilenecek hâle getirmek: Bu israf bir gün kendisini dilendirecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dilencilik etmek: Öksüz çocuk sokaklarda dilenmeye mecbur oldu. 2. Dilenircesine istemek, böyle isteyerek ele geçirmek: Ben onu dilendim, size nasıl vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. ask for alms. panhandle. bum. cant. mump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. to beg. to panhandle. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beg. to plead. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dilekte, istekte bulunan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). (çoğ ti) eğlence için özel bir şeyle ilgilenen kimse; güzel sanatlar düşkünü kimse, sanat meraklısı kimse; amatör: (s). sathi merakı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü ferah, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فریب] gönül aldatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگير] kırgın, alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل گداز] gönül eriten, yürek törpüsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگشا] iç açıcı, ferahlık verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواه] gönlün istediği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönülden söyleyen, içten konuşan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواسته] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل خراش] yürek parçalayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخون] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçi kan ağlayan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkat, ihtimam, sebatlı çalışma, gayret, çalışkanlık; on sekizinci asırda Avrupa'da kullanılan atlı posta arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gayretli, dikkatli, çalışkan. diligently (z). gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzunluğuna kesilmiş parça; bu şekilde parçalara bölünmüş bir şeyin her parçası, umumiyetle parça. Ar. kıt’a: Bir dilim karpuz, portakal dilimi, bir dilim ekmek, dilim dilim kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. strip. sector. segment. cut. round. shred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

segment. shred. slice. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. piece. section. jerk. split. shred. sliver. slab. cut. segment. tranche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilimlere ayırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. cut into slices. separate into segments. shred. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carve. cut. slice. to slice. to cut into slices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sliced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesur, yiğit, kahraman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلير] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesaret ve yiğitlikle yapılan, yiğitçe: Dilîrâne bir tavırla, dilîrâne söz. Cesaret ve kahramanlıkla, yiğit adama yakışır surette: Dilîrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mertlik, yiğitlik, yüreklilik, cesaret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلکش] cazibeli, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çekici.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dereotu, yabantırak, (bot). Anethum graveolens dill pickle dereotlu hıyar turşusu. wild dill yabani dereotu, (bot). Anethum sylvestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give tongue to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dile gelmek, dillenip söz söylemek: Bir buçuk yaşında o kadar dillenmek! 2. Dili açılıp çok söylemek. 3. Edepsizlik etmek. 4. Dillere düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söyleşmek, karşılıklı konuşmak. Osm. mükâleme, müsahabe etmek: Hüneri varsa gelsin, dilleşelim. 2. Ecnebi dili ile konuşmak. 3. Münakaşa etmek (ağızlarda).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve iyi söyler: Pek dilli bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oyalanmak, yavaş yavas iş görmek, ağırdan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tercüman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Dilmen).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilmek işi. 2. Dört köşe biçilmiş uzun direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slicing. chopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rail. section. slitting. splitting. splint. parting. slashing. rip. rift. lathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzun uzun yarmak, dilim dilim kesmek: Karpuzu dilmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. slice. to slice. to chop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. to slab. to slit. to shred. to lath. to slash. to split. to carve. to sliver. to rift. to rip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Güzel. 2.Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلنشين] makbul, hoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü nurlu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل نواز] gönül okşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل پسند] gönlün beğendiği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yolu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül kapan, gönül alan. 2.Tahminen 2 asırlık bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلربا] gönül hırsızı, gönül çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلشاد] gönlü şen. dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek. dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü hoş, sevilmiş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü şen, rahat, dertsiz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül hükümdarı, şahı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکار] gönül avcısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکن] kalp kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکسته] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Söz söyleyemez, konuşmaz. Ar. ebkem, Fars. lâl: Dilsiz bir dilenci, sağır ve dilsizler mektebi. 2. SükUtî, çok konuşmaz. Ses çıkarmaz, uysal. Ar. sâkit: Dilsiz bir çocuk. Dilsiz ağızsız = Konuşmayan, sessiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mute. dumb. voiceless. speechless. inarticulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. mute. speechless. silent. taciturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. silent. not speaking. inarticulate. speechless. voiceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lakırdı söyleyemiyenin hali. Ar. ebkem: Dilsizlik ne zor şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل سوخته] bağrı yanık, gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلسوز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yakan, yürek yakıcı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تنگ] yüreği daralmış, sıkıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تشنه] can atan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sulandırıcı madde; (s). sulandırıcı; eritici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sulandırmak, su katmak, hafifletmek. dilute(d) (s). su katılmış, sulu, hafif, açık. dilution (i). su katma, sulanma, su katılmış herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). selden ileri gelen, tufani; (jeol). diluviyuma ait. di luvium (i)., (jeol). tufan çöküntüsü, diluviyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Nehirlerin en eski alüvyonlarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Köşe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (argo) yumruklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen kimse, rind meşrebli sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دودل] ikircikli, tereddütlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دردکش] tortulu şarap içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal / eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer y. k.). Meçhul ve pasif fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delil), (bk.) Delil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادله] deliller. 2.rehberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edilme fiili, yapılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. efdai). Efdallar, en fâzıllar, en faziletliler, (bk.) Efdal.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek mümtaz olanlar, çok bilgilil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sahiplik, mâlik olma: Bu evin efendiliği kime aittir? 2. Efendi sıfat ve unvanı: Okuyup, yazmaya alışıp efendiliği kazandı. Efendilik, beylikten aşağı değildir. 3. Terbiye vakar ve temkin, çelebilik: Efendilik böyle mi olur? 4. Lutuf, ihsan, iyilik: Bana bir efendilik etmiş olacaksınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanly behaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Rind tabiatlı, kalender, gönül ehli, kalp adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalkavukluk (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patates gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her bir hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların veya patateslerin kesildiklerinde kararmaları işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijenini alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

Şimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve bu esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonlayarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Meyve ve sebzelerin bazılarında kesildiklerinde, kabukları soyulduğunda veya herhangi bir şekilde zedelendiklerinde farklı tonlarda renk değişimleri oluşur. Elma, armut, ayva, patetes gibi birçok sebze ve meyve bu özelliği gösterir.

Eğer canlılardaki hücre yapısını biliyorsanız, her hücrede binlerce enzim olduğunu da biliyorsunuz demektir. Enzimler hücrenin yaşaması için gerekli her türlü görevi yerine getirirler. Elmaların ve pateteslerin kesildiklerinde kararmalrı işte bu enzimlerden birinin ‘polifenol oksidaz’ diye adlandırılanın (biz kısaca -PPO- diyeceğiz) yarattığı bir sorundur. Bu enzim, yani PPO, havanın oksijeni alıp, elmada bulunan ‘tanin’ adlı kimyasalla birleştirerek kararmaya neden olur.

Elmayı kestiğiniz veya kabuğunu soyduğunuz zaman, kesilme yüzeyindeki hücreler de bölünür, açılır. Buradaki PPO’lar havanın oksijeni ile birleşerek aynen demirin paslanması gibi bir renk değişimi olayı yaratırlar. Yere düşen elmaların yüzeyinde oluşan kahverengi noktaların nedeni de aynıdır.

Kahverengi renge dönüşmeyi önlemenin bir yolu onları keser kesmez bir suya koymak ve hava ile ilişkilerini kesmektir, ancak sudan çıkarıldıklarında yine koyulaşmaya devam ederler. C vitamini kararmayı önleyebilir. Meyvenin kararan kısmına limon dökerseniz, içindeki C vitamini, taninin oksijen ile temasını önler ve kararma hızını azaltır. Bu nedenle meyve ve sebze işleyen yerlerde kabuklar soyulduktan veya dilimleme işlemi yapıldıktan sonra meyve ve sebzeler limon tuzu içeren suya atılır.

Bütün enzimlerin ortak özelliği 75 derece sıcaklığın üzerinde etkisiz hale gelmeleridir. Yani ısıtmak da bir çaredir. Bu tip sebze ve meyveler haşlandıklarında enzimlerin faaliyetleri durur ve ‘enzimatik esmerleşme’ denilen bu olay görülmez.

İimdi müjdemizi verelim. Meyve işleyicilerini, salata hazırlayıcılarını, ev kadınlarını deli eden bu olayın da çaresi bulundu. Çekirdeksiz meyve yetiştirebilmek için çalışmalarını sürdüren genetik mühendisleri, meyve sineğinin oluşumu ve b esmerleşme üzerine de gittiler. Özellikle beyaz üzümden şarap ve şeker kamışından şeker elde etmede sorun olan bu esmerleşmeyi genetikçiler enzim klonloyarak önlemeyi başardılar.

Pratikte uygulandığında büyük bir ekonomik fayda da sağlayacak bu araştırma sonuçları, kesildiklerinde benzer esmerleşmeyi gösteren ağaçlara da uygulanacak ve böylece kağıt üretimindeki bir sorun daha ortadan kalkacaktır.

Bileşimlerinde okside olabilecek enzim bulunmayan turunçgillerde, yani portakal, limon ve mandalinada esmerleşme olayı görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opium den.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Esrar çeken, esrar tiryakisi, esrar müptelâsı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the needle. hashish-addict. dope-addict. dope-fiend. opium-eater. junkie. pothead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hashish addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hashish smoker. drug addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسرارکش] esrar içen, esrarcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönülden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can ve gönülden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Fâzıl).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fazıl).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü aldanmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تبدیل] değiştirilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zealous. partisan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ غيرتکش] gayretli. 2.kıskanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zeal. partisanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas mask. gaz mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyulmak, gedik olmak, çentilmek, rahne açılmak. 2. Kaşınmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن کش] başkaldıran, asi, dikbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotugillerden, nemli ormanlarda yetişen bir bitki (phyllitis scoloppendrium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gayret, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kıskanç. 2. Hamiyetli. 3. Çalışkan, himmetli. 4. Taraftar: Onun gayretkeşleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gıbta = imrenme, Fars. keşiden = çekmek). İmrenen, gıbta çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Musikide geçki sırasında, geçki yapılan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gitmek, vaki veya mümkün olmak: Oraya gündüz gidilmez. İki saatte gidilebilir mi? Merih’e gidilmek kabil olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be gone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarı bukleli saçları olan kimse; düğünçiceği, (bot.) Ranunculus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir çeşit çarkıfelek çiçeğinin meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tumturaklı söz. grandiloquent (s.) tumturaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Orkestra ve bandolarda davul, büyük davul.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha net bir işitilebilir aralık için insan konuşma sesini geliştirir ve kayıt alırken dikkati dağıtan arka plan gürültüsünü azaltır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a lady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement. detainer. body execution. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arap harflerinde). 1. Harekesi olmayan, hareke ile okunmayan, sâkin (sessiz) harf. 2. Harekesi yazılı olmayan: Harekesiz yazı okumaya daha alışmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar. hasret, Fars. keşiden = çekmek). Hasret çeken, erişemediği veya elden kaçırdığı bir nimet için teessüf eden, Ar. müştak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسرت کش] hasret çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASTE-DİL) (i. F.). Kalbi hasta, Ar. mecrûhul-fuâd, Fars. derdmend, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hâtime = son, Fars. keşîden = çekmek). Hâtime çeken, bitiren, tamamlayan, sona ediren, ikmâl eden: Hâtimekeş olmak = Bitirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air sac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalb ve fikirleri, düşünceleri bir olanların her biri. Bir maksat ve istekte bulunanların her biri, gönül yoldaşı: Hem-dil ve hem-zebân idiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Kim varsa hepsi. Herhangi bir kimse: Bu, herkesin yapacağı iş değil. Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine = Bir işin, göz göre göre ters yapıldığını ifade eder. Herkes kaşık yapar, ama sapını ortaya getiremez = Becerilememiş işler hakkında söylenerek, temiz iş yapmanın zor olduğunu anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one and all. to a man. the whole caboodle. all and sundry. every man jack. all. all hands. every damned one. people. everyone. everybody. all. every one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. anybody. everybody. whoever. everyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

everyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هيچکس] hiç kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, memnun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri verilmek, geri gönderilmek,

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

itibarı geri verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gösterilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başlanmak, girişilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kiraya verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zorlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öçetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sürdürülmek, devam edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kır yaşayışını anlatan kısa manzum veya mensur yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idyll. idyl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.i.) (Kadın İsmi) 1.Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2.Küçük ve şairane resim. 3.İçten ve saf aşk.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

salgılanmak, çıkarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açığa vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hediye edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozulmak, halel getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak, hatırlatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kısaltılmak, özetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uyarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tüm Sony stereo video kameralarda, önceden kaydedilmiş iki dilli yazılımın çalması için kullanılan kanalı seçen bir anahtar bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilingual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tamamlanmak, bitirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yetinilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yok edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yadsınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat l milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmektedir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır: (1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışındadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır: (1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.); (2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe); (3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami); (4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karı ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Dünyadaki 6 milyar kişinin konuştuğu 3000’den fazla dil vardır ama dünya nüfusunun yarısı bu dillerden yalnızca 15’ini konuşmaktadır. En çok sayıda insanın konuştuğu dil ise Çin’deki Mandarin dilidir. Yazı dili bütün Çin’de aynı olmasına rağmen halkın yüzde 70’i Mandarin dilini konuşur ve kuzeyde oturan bir kişi güneydekinin konuştuğunu anlamaz.

Afrika’da 1000’e yakın dil konuşulmaktadır fakat 1 milyondan çok kişinin konuştuğu dillerin sayısı 30’u geçmez. Hindistan’da 800’den fazla dil konuşulmaktadır. Hatta bu kalabalık ülkede, her 12 kilometre gittikçe lisanın değiştiği söylenmekledir.

Genetik bilimi, insanlığın dünyanın belli bir noktasında, çok büyük bir olasılıkla Yakın Doğu’da doğarak yayıldığı ve dünya üzerindeki iki toplum coğrafi olarak birbirinden ne kadar uzaksa genetik yapılarının da o kadar farklı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Örneğin Çin, Japon gibi doğu milletleri genetik olarak birbirlerine, Avrupalılar ise Kuzey Afrikalılara, Ortadoğululara ve Hintlilere daha yakındırlar.

Dünyanın bu genetik haritası ile konuşma lisanlarının yayılışı paralellik gösterir. Teoriye göre milattan Önce 7500 yıllarında tarımın başlaması ve hayvancılığın gelişmesi ile birlikte Yakın Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’ya ve Hindistan’a büyük göçler olmuştur. Bu büyük göç dalgaları üç ana dil gurubunun oluşmasına yol açmışlardır.

Diller arasındaki akrabalığa, bir başka deyişle dillerin tarihsel oluşumuna dayanan bu sınıflandırmada, ortak bir kökenden kaynaklandıkları varsayılan diller aynı öbeğe konulmuştur. Çelişkili olmalarına ve tam tatminkar açıklaması yapılamamasına rağmen bu üç dil grubu şunlardır:

(1) Hint-Avrupa dilleri, (2) Ural-Altay dilleri, (3) Hami-Sami dilleri.

Türk dilleri Ural-Altay ailesinin Altay öbeğindedir. Büyük dil öbeklerinin dışında sınıflandırılmalarına rağmen Kore, Japon ve Eskimo dilleri de bu aileden gösterilir. Hami-Sami dillerinin en belirgin örneği Arapça’dır. Çin-Tibet ve Kafkasya dilleri, Avustralya, Afrika ve Amerika yerli dilleri bu ana sınıflandırmanın dışmdadırlar.

Diller ayrıca dilbilgisi yapılarına göre de dört sınıfa ayrılır:

(1) Kelimelerin kısa kısa, ek almadan, cümle içindeki yerlerine göre anlam yüklendikleri diller (Çin, Vietnam, vb.);

(2) Zaman, kişi, olumsuzluk gibi tüm durumların fiilin köküne ek gelmesiyle türetilen diller (Türkçe);

(3) Dilbilgisi bağlantılarının fiil kökünde değişiklik yapılarak ifade edildiği diller (Hint-Avrupa, Hami-Sami);

(4) Sözcüklerle ekler birleştirilerek bir cümlenin tek sözcüğe dönüştürüldüğü diller (Eskimo). Örneğin Eskimo dilinde “takusariartorumagaluarnerpa” kelimesi “onun bununla uğraşmaya gerçekten niyetli olduğunu sanıyor musunuz” anlamına gelir.

Dünyadaki bütün dillerin tek ortak yanı, en çok kullanılan kelimelerin, daha az kullanılanlara göre az sayıda harfle yazılmaları, yani daha kısa olmalarıdır. Ayrıca hemen hemen bütün

lisanlarda vücudun kısımlarının ve organlarının isimlerinin bir çoğu kısa kelimelerle ifade edilir. Türkçe’deki baş, bel, kaş, göz, kas, dil, diş, el, kol, saç, aya, ten, diz, kan, boy, bel, kıl, vb. gibi.

Lisanın zenginliğinde milletlerin yaşadığı ortamın ve kültürün etkisi vardır. Eskimo’lar ata, sadece at demekle yetinirken Türklerde atın cinsine, yaşına, rengine göre değişik isimleri vardır. Ancak bizler de ‘kar’a sadece kar derken Eskimo dilinde karın ve yağışını tanımlayan 32 kelime vardır.

Hayvanlara sesleniş bile dillere göre değişir. Bir İngiliz tavuğunu “bili-bili” diye çağırırsanız anlamaz. İngilizler tavuğu “çak-çak” (chuck), Finliler “fibi-fibu” diye çağırırlar ama hemen hemen bütün dillerde tavuğu kovalama sesleri birbirlerine benzer; kış-kış, kuş-kuş, kş-kş, kiş-kiş...


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

seçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yerleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). 1. Denizin derinlik derecesini anlamak için gemilerde kullanılan Alet. 2. Denizin derinliğini ölçme: İskandil etmek. 3. mec. Bir şeyin aslını, esasını veya bir işteki niyet ve gizli maksadı anlamağa çalışma, Ar. istiknâh: Ben bir kere iskandil edeyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sounding. lead. sounder. plumb. sinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sounding. measurement of the depth of water. sounding line. investigating. depth finder. feeler. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kamulaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kullanılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

güvenilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

özen gösterilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admittedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışkanlık kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tamamlanmak, bitirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Savrukluk, acelecilik, şimdi «acele olma» mânâsında kullanılıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency. haste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. hurriedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

açıklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.yok edilmek. 2.giderilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yükseltilmek, yüceltilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bildirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.verilmek. 2.ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gönderilmek, yollanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Ayak çeken, gitmek istemeyen, yanaşmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kadı unvan ve vazifesi, Ar. kazâ: Kadılık pek mes’uliyetli bir vazifedir. 2. Bir kadı’nın dairesi, bir kadı’nın hükmü geçen yer, kaza: Orası bir kadılık yeridir (şimdi: kaymakamlık, ilçe).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاضی القضات] başkadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Ar. kalem, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kalem çeken, yazan, yazıcı, kâtip. 2. Çizen, çizip çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public sector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kandil). Kandiller. bk. Kandil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KINDIL) (i. A.) (c. kanâdîl). 1. Zeytinyağı içine batırılmış bir fitilin yanmasiyle ışık veren aydınlatma Aleti ki, çeşitleri vardır. Kandil yakmak. Sönük bir kandilin ışığında dikiş dikiyordu. 2. Sünbül gibi çiçeklerin çiçeği: Bu sünbülün kandili ne kadar çok. Kandilağacı = Bir cins ağaç. İdare kandili = Az aydınlık vermek üzere gece uyurken yakılan kandil çeşidi kl, bazıları kısa mumdan ibarettir. Kandil uçurmak = Çocuklar sabun köpüğünden balon üflemek. Kandil çöreği = Kutsal gecelerde hususi surette yapılıp yenen yağlı çörek. Kandilçiçeği = Civan perçemi çeşidi. Şamandıra kandili = Fitili tıpa parçalarını havi bir ufacık şamandıra İle yağın üzerinde duran kandil çeşidi. mec. Gökkandil (körkandil) = Kendinden geçmiş, mesut, gözü dumanlı sarhoş. Kandil gecesi = Minarelerde kandil yanan kutsal gecelerin beheri: Velâdet-i Nebevi, Regaaib, Berât, Mtrâc geceleri gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil-lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp shaped like a small glass bowl. kerosene lamp. one of the five Islamic holy nights when the minarets are illuminated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Umumî bir yer veya dairede ve meselâ cami ve sokak vesairede kandilleri yakmakla görevli adam. 2. Kandil yapıp satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Serenleri kaldırmaya yarayan halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kutsal gecelerden bir kandil gecesini birbirine tebrik etmek, bu münasebetle tebrikleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kandilleri olan, kandillerle süslenip aydınlatılmış. Kandilli temenni = Eli pek aşağı ve art arda İndirip kaldırarak verilen selâm. Kandilli çiçek = Salkım salkım sarkan çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illuminated by an oil lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kandil konan yer. Kandil gününe mahsus: Bu elbiseyi kandillik olmak üzere yaptılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnival mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be recorded. to be entered. to be noted. to be enrolled. to be registered. to be taken notice of. to be scored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kaktüs): Atlasçiçeğigiller familyasından; bir çeşit bitkidir. Nopal zamkı elde edilir. Kullanıldığı yerler: Dizanteri ve ishali keser.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Suyu, suya girmeyi, yıkanmayı sevmeyen kedilerin balığı niçin sevdiklerine gelmeden önce kediler sudan gerçekten mi nefret eder ona bir bakalım. Kedilerin sudan nefret ettikleri inancı doğru değildir. Mısır’da evcilleştirilmelerinden önce yaşadıkları ortam su kenarları idi.

Su, kedinin tüylerini ıslatır ve bu da kedinin soğuğa karşı olan direncini azaltır. Eğer bulunduğu yerin hava şartlarına göre bu kedi için önemli ise ıslanmaktan kaçınır. Sıcak iklimlerde yaşayan aslan, kaplan, jaguar gibi akrabaları sudan kaçınmazlar. Kaplan ve jaguarlar sudaki bir avı veya düşmanı yakalamak için hiç düşünmeden suya atlayabilirler. Soğuk bölgelerde yaşayan kar leoparı gibi akrabaları da gerekirse suya girerler ama derin yerlere yaklaşmazlar.

Kedilerin sudan uzak durmalarının diğer nedenleri, zaten temiz bir hayvan olmaları, biraz kaprisli biraz da tembel olmaları ve suya girmenin menfaatleri açısından bir anlam ve amaç taşımamasıdır. Bir taraflarına su değdiğinde bütün vücutlarını yalayarak temizlemek zorunda kalmaları da cabası. Aslında kediler de diğer bir çok hayvan gibi suda gayet iyi yüzebilirler. Van ve Ankara kedileri diğer cinslere göre suyu daha çok severler.

Köpekler böyle değillerdir. Sahibi denize bir sopa veya küçük bir top attığında onu alıp geri getirmek için hiç düşünmeden, mutlu bir şekilde suya atlarlar. Karaya çıktıklarında silkelenerek etraftakilere de duş yaptırırlar. Ne var ki su, köpeklere kedilerden daha fazla zararlıdır. Köpek derisinde ter bezleri yoktur, sadece bol miktarda yağ bezi vardır.

Köpekler insanlarda olduğu gibi ısı düzenlemesi için terlemezler, ısı ayarını solunum sistemleri ile yaparlar. Çok yıkanırsalar deri kurur ve çatlar. Belki bu nedenle köpekler suya girdikten sonra tozlu topraklı yerlere gidip yatarlar.

Ev kedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere de olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuşlar ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılarda kedileri evcilleştirme düşüncesini yaratan da bu fare yakalamadaki ustalıkları olmuştur.

Günümüzde bile kedinin kuzey Hindistan ve güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında dolaşarak balık avlarlar. Patileri ile balıkları sudan dışarı atar, bu arada gerekirse tamamen suya da girerler. Ev kedileri, özellikle yavru olanları havuz veya akvaryumlardaki balıklara karşı aynı eğilimi gösterirler, bu amaçla ıslanmaktan da pek kaçınmazlar.

Yunanlı tarihçi Siculus eski Mısır’ı anlatırken kedi bakıcılarının onları ekmek ve sütle beslediklerinden, Nil nehrinden getirdikleri balıkları çiğ olarak yedirdiklerinden bahseder. Günümüz kedilerinin balık merakının vahşi atalarından gelen genlerden, süt zevkinin ise Mısırlı bakıcıların yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklandığı anlaşılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (keh = saman, keşân = çekenler). Gökteki samanuğrusu, hacılar yolu, Samanyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کهکشان] samanyolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ok atıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEMAN-KEŞ) (i. F.). 1. Yay kullanıp ok atan adam, Ar. kavvâs. 2. Sîne kemanı çalan çalgıcı (bu mânâsı çok eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمانکش] okçu, yay çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatically. spontaneously. per se. of one's own accord. of oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automatic. of one's own accord. automatically. by oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of one's own accord. ex mero motu. naturally. per se. without preoccupation. unprompted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parthenogenesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parthenogenesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öz, Ar. zât, nefs: Kendiliğinden = Kendi başına, kendinden, Osm. re-y’i hodla: Kendiliğimden = Kendi başıma, kendimden vesaire (yalnız bu tâbirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرکس] akbaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akbaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kesân). Kişi, kimse (müfredi dilimizde yalnız kullanılmaz.). Herkes = Her bir şahıs, her kim olursa: Bunu herkes bilir; herkesin anlayacağı bir lisanla. Bazı kesân = Bazı adamlar, bazı halk: Bazı kesânın kanaatine göre. Bî-kes = Kimsesiz, yetim, akraba ve koruyucusu olmayan: Pek bî-kestir; bikesâna acımalı. Nâkes = 1. İnsaniyetsiz, nâmert, alçak. 2. (halk dilinde: nekes) Hasis, pinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşkın, susmuş, hayran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoğurt peyniri, yağsız Adî peynir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ahmak, akılsız, kolay aldanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «keşiden» den imas.) (c. keşân). 1. Çeken, çekici, tahammül eden, dûçâr. Cefakeş = Cefa çeken. Mihen-keş Eziyet çeken. 2. Güzel ve çekici, câzip, tetlı. Dil-keş = Gönül çekici. 3. Kaldıran. Serkeş = Başkaldıran, itaatsiz. 4. Çekilen. Peşkeş = Önüne çekilen, takdim olunan, hediye. 5. Çekip uzatan, işleyen. Simkeş = Sırma işleyen

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amputate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plimsoll. sneaker. gym boot. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stow it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uncut hair, one of the five physical symbols that a Khalsa Sikh must have It is a symbol of spirituality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ISO 4217 currency code for the Kenyan Shilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unshorn Hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dope-fiend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry curd. stupid. idiotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کس] kişi, kimse.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekişme, anlaşmazlık, münakaşa: Bu iş İçin aralarında bir keşâ-keş var ki, sorma. 2. Tereddüt, ıstırap: Bir keşâ-keşe düştü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کساد] sürümsüz, kesat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sıklık, tokluk: Kumaşın kesâfeti. 2. Kalınlık, yoğunluk, sıklık: Ağacın kesâfeti. 3. Şeffaflığın zıddı: Kâğıdın kesâfeti; bulutların kesâfeti. 4. Koyuluk: Bir sıvının kesâfeti. 5. mec. Kabalık, Osm. cismânîlik, akıl, zekâ ve duygu kabalığı: Bu adamın aklındaki kesâfet. 6. (coğrafya) Kesâfet-i nüfus = Nüfus yoğunluğu, Fr. densitâ (de population).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üşenme, tenbellik, gevşeklik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

density. thickness. concentration. consistency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثافت] yoğunluk. 2.çokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسالت] tembellik, gevşeklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çeken, çekerek: Keşan keşan götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slack. stagnant. flat. slackness. dullness. scarcity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. slack. tight / adj adv / sıkı , gergin ; su geçirmeyen ;.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, satılmama, geçmeme: Ticarette çok kesat var. 2. Revaçsızlık, azlık, kıtlık, yokluk, az bulunma, Ar. nedret, kaht: Tahıl kesâdı vardır; para üesâdı var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sürümsüzlük, revaçsızlık, kesat: Ortada kesatlık vardır. 2. Sürümsüzlük ve kıtlık vakti: O sene kesatlıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slackness. stagnation. letdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسب] çalışarak kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çalışıp kazanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسبی] çalışarak elde edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİSE) (i. F.). 1. Küçük torba: Şeker, un kesesi. 2. Cepte taşınan ve para koymaya mahsus küçücük torba: Para kesesi; kesesinden sarfediyor. 3. Diğer bazı şeylerin kumaş vesaireden kılıfı: Saat, çakı, mühür kesesi. 4. Hamamda vücudun kirini çıkarmak için kullanılan kıldan sert kese ki, kullanan kimse, içine elini sokar: Kese sürmek, sürünmek. 5. mec. Varlıklı olma, sahiplik, servet: Kesesinden sarfediyor: Kendi kesesinden verdi; kesesine elvermiyor. Keseye girmek = Fayda vermek, faydalı olmak: Benim keseme girmiyor. Kese akça = Vaktiyle beş yüz kuruştan ibâret para miktarı, bk. Kîse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath glove. bag. purse. pocket. bladder. pouch. scrip. vesicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket. pocketbook. pouch. purse. sac. short cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moneybag purse. small cloth bag. financial resources. bladder. cyst. jack. poke. pouch. sac. vesicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيسه] torba, küçük torba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paper bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı devrinde bir büyük adamın parasını idare eden, gerekli yerlere sarfeden adam, vekilharç 2. Eskiden kalem Amirinin yamağı ki, evrak kesesini saklardı. 3. Eskiden hamal bölüklerinde her günkü kazancı toplayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük kese.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sachet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaplumbağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bel, kazma ve sapanın çıkardığı büyük toprak parçası, kerpiç, tezek. 2. Bir yere sıralanıp çimen yapılmak üzere üstündeki otla beraber kesilip çıkarılmış dört köşeli çayır parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clod. sod. turf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gevşeklik, tenbellik, Ar. batâat, rehâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürmek, kese sürerek vücudun kirini çıkarmak: Bu tellâk iyi keseliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub with a coarse bath-glove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürünüp temizlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesesi olan. 2. (zooloji) Keseli kurt = Şerit kurtlarının yavru hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Dişilerinin karnında yavrularını taşımaya mahsus kese bulunan hayvanların takımı: Kanguru, keselilerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. geometri). Bir şeklin üzerinden geçen doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zincirden yapılma köstek veya yular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secant. secant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersecting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekici, çeken. Mihnet-kaşende = Mihnet çeken. 2. Tahammül sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deduction. sum of money deducted from a salary. purchase of the right to the income from sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax-farmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dülger ve marangoz Aleti ki, kısa bir sapa geçirilmiş bir tarafı keskin, öteki tarafı çekiç gibi bir çelikten ibarettir, Fars. tîşe. mec. Nalıncı keseri = Kendine doğru yontmak için kullanılır. mec. Menfaatperest, yalnız kendi menfaatini düşünür adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze. adz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کشف] keşif, bulma, ortaya çıkarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be discovered. to be found out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

espial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appraisement. discovery. exploring. exposure. guess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keşif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discover. explore. find. cipher out. descry. detect. dig out. hit off. scout. search out. study out. work out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. devise. discover. suss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to discover sth new. to find out. to detect. descry. dig out / out of. discover. to make discovery. dope out. explore. find. to scent a job. pry out. spy. tell. unearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. keşfiyye). Keşfe ait: Tahkıykaat-ı keşfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bulunup meydana çıkarılan şeyler: Faydalı keşfiyyât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keski.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «kesmek» ten). Bezden biçilmiş elbise, çamaşır. Kesitaşı = Çeşme ve nehirde çamaşırı döğerek yıkamaya mahsus yassı taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir atım barut miktarı: Bir kesi, beş kesi barut. Barutluk kesisi — Ölçüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesen, kat’eden, biçen: Yolkesici = Eşkiyâ. Esvap kesici = Biçici. Yankesici = E Içabukluğu ile herkesin cebinden cüzdan, saat vesair eşyasını çarpan hırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter. cutting. incisive. slaughterman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. incisory. sharp. cutter. clipper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çekilmiş, dizilmiş, geçirilmiş. Keşide-i »ilk-i tahrir = Yazılmış. Keşide etmek = 1. (telgraf) Çekmek: Bir telgraf keşide etmiş; filân tarafından keşide olunan telgraf. 2. (ziyâfet) Vermek: Mükemmel bir ziyâfet keşide etti; filân zâta hürmeten keşide kılınan ziyâfet. 3. Kelimeler arasında kullanılan küçük çizgi (buna yerine göre «fâsıla» ve «râbıta» demek daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dense. thick. consistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. finding. reconnaissance. estimation. detection. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discovery. exploration. find. reconnaissance. scout. explorotion. investigation. detection. recce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estimate. exploration. investigation. survey. finding out. reconnoitering. assessment. detection. discovery. find.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کثيف] yoğun. 2.kalın. 3.koyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کشف] keşfetme, bulma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Açma, meydana çıkarma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reconnaissance column. scouting patrol. scout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten) (mü. kesife). 1. Sık, tok: Kesif kumaş. 2. Kalın, yoğun, sıkı: Kesif ağaç. 3. Şeffaf olmayan: Kesif cisim; pek kesif bir duman. 4. Koyu, kesif bir sıvı. 5. Kaba, maddî, zekâ ve duygusu az olan: Pek kesif bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş, Ar. maktû: Kesik elbise, ağaç. 2. Sakatlanmış, sakat: Kesik kol, parmak. 3. Buruk, kesilmiş, kesik süt. 4. Pek yorgun, yorgunluktan kırılmış gibi olan: Dizlerim Adeta kesiliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. disconnected. broken. interrupted. off. cut. gash. incision. scotch. slash. slit. snick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clipping. cutting. incision. pushed. slit. cut. off. out. curdled. coagulated. interrupted. broke. penniless. ogle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut through. cutt off. truncated. curdled. sour. interrupted. incision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. spasmodic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gust. jerky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilmiş şeyin hâli: Ağacın kesikliği. 2. Sakatlık: Kolun kesikliği. 3. Bozukluk, kesilmiş şeyin hali: Sütün kesikliği. 4. Yorgunluk, kırıklık: Dizlerimin kesikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuity. interruption. lassitude. hysteresis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being cut or broken. fatigue. lassitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesilmek işi. bk. Kesilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disconnection. disconnexion. discontinuance. stopping. being cut. ceasing. abscission. cessation. disruption. laceration. surcease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. being cut. cutting. being stopped. stoppage. being exhausted. exhaustion. souring. cessation. deduction in advance. discontinuance. disruption. rupture. severance. suspense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesilme işi: Bu tahta kesildi; bu ağaç kolay kesilmez. 2. Biçilmez: Elbisesi kesildi. 3. Aralık vermek, durmak, dinmek, devam etmemek: Yağmur kesildi; maaşı kesildi. 4. Çekilmek, kaçınmak, ictinâb etmek, artık yanaşmamak: Yemekten, dersten, ihtilâftan, işten kesildi. 5. Kesinlikle kararlaşmak, takarrür etmek: Pazarlık kesildi; günü kesildi. 6. Ağırlık gelmek, kırıklık duymak: Ellerim, ayaklarım, dizlerim kesildi. 7. Bozulmak, ekşimek, suyu sair maddelerden ayrılmak: Süt kesildi. 8. Benzemek, dönmek: Ortalık deniz kesildi; soğuktan buz kesildim; felsefeden söz açıp başımıza ibni Sİnâ kesildi. 9. Boğazlanmak, Osm. zebhoiunmak: On kadar koyun kesildi. Çocuk sütten, memeden kesilmek = Artık meme verilmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be cut. cease. stop. be interrupted. become. turn sour. go sour. close down. clot. curdle. die away. die down. drop. dry up. go down. go off. intermit. let up. shear. sour. surcease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curdle. cut. sever. sour. stop. to be cut. to be clipped. to be sheared. to be exhausted. to curdle. to cease. to stop. to be interrupted. to become. to present oneself as. to pretend to be. to go off. to go out. to fall for sb. to go for sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cut. to be clipped. to be sheared. to be exhausted. to be tired out. suddenly to become. to curdle. to sour. to stop. to be cut off. to end. to be interrupted. to like. to be pleased by. to be attracted to. quit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Kesme, kesiş, kesmek işi ve şekil, Ar. kat’: Ağaçların kesimi. 2. Bırakma, terk, tatil, aralık verme: Derslerin kesimi. 3. Biçim, tarz, şekil. 4. Bir şeyin bütününe götürü olarak biçilen değer, Osm. iltizam bedeli. Ar. mukataa: Çiftliği kesime vermek. Et kesimi = Hıristiyanlar’ca perhiz başlangıcı, (denizcilik) Su kesimi = Geminin suyun içine batan kısmının derecesini göstermek için kaplamasının aşağı tarafına yazılı rakamlar ki, bu derece geminin ağırlığıyla uygun olup savaş gemilerinde sâbit ve ticaret teknelerinde yükün ağırlığına göre değişir: Bu geminin su kesimi ne kadardır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. cutting. part. section. slaughter. fraction. phase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction. pocket. sector. segment. slaughter. stanza. stave. cutting. slaughtering. cut. shape. form. fashion. zone. region. section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sector. segment. cutting. section. slaughter. slaughtering. butchering. region. belt. facet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İltizamcı, mültezim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Kat’İ: Kesin bir cevap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive. definite. absolute. certain. decisive. final. irrevocable. accurate. assertive. categorical. clean-cut. clear-cut. conclusive. sure as death. decided. declared. determined. dogmatic. downright. exact. express. extreme. firm. flat. frozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. accurate. bound. categorical. certain. conclusive. concrete. crucial. decisive. definite. definitive. direct. doubtless. exact. express. final. flat. immutable. implicit. incontrovertible. indisputable. indubitable. mathematical. outright. posit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definite. certain. final. absolute. express appropriation. bliss. categorical. for certain. clean- cut. clear. conclusive. crisp. crucial. decided. decisive. definitive. determinate. direct. distinct. downright. drastic. emphatic. exact. explicit. express

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive information.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musikide bir parçanın asıl makamından başka makama yapılan uzun geçki ki, geçici geçkinin aksidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmly. absolutely. completely. as sure as fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming definite. finalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (y. k.). Kesin bir hâl almak, kat’İleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become absolute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become definite. to become final. become final / valid. jell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (y. k.). Kat’İ hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make certain of. concretize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. seal. to make definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth definite. seal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Kesin olma hâil veya kesince davranış, kat’iyyet: Bu işte kesinlik yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accuracy. certainty. certitude. precision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainty. certitude. definiteness. exactitude. finality. positiveness. precision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certainly. definitely. absolutely. sure. strictly. assuredly. blankly. decidedly. declaredly. emphatically. expressly. flatly. not by a fraction. by no means. nohow. precisely. really. roundly. of a surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely. certainly. clearly. definitely. easily. flatly. precisely. rightly. roundly. sure. surely. for certain. without fail. not on any account. on no account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by no means. certainly. definitely. under no circumstances. damn well. decidedly. emphatically. positively. precisely. without question. sure thing. surely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendine elbise yaptırmak: Bir kat elbise kesinmiş. 2. mec. Eğlenmek, alay etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefiniteness. vagueness. uncertainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesilen şeyden çıkan parçalar, kırkıntı, kırpıntı: Tırnak kesintisi. 2. Taklîd etme, alay, maskaralık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. stoppage. cut. deduction. wage cut. dock. dockage. subtraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. cutback. deduction. snip. interruption. stoppage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interruption. deduction (from a payment. hiatus. clipping. cut. cutback. cutoff. deduction. stoppage n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discontinuous. intermittent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marked by interruptions. having deductions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hiçbir vergi kesilmeden verilen ücret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. solid. together. uninterrupted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuous. uninterrupted. without deductions. gross (before deductions. all along the line. free of deductions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesi, hareketli nesnelere net şekilde odaklanılması için ‘burst’ çekimi sırasında kesintisiz olarak otomatik odaklanmayı ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KESR) (i.A.) (c.küsûr). 1.Kırma, paralama: Camı kesretti; kol kemiğinin kesri. 2. Bozma, halel getirme: Nüfuzunu kesretti; kesr-i nâmûs. 3.(e.) Arap harflerinde bir harfin esre (i) ile okunması: Siz zamiri kesr-i sin iledir. 4.(matematik) Bir sayı toplamından bir veya birkaç pay gösteren miktar ki, iki türlüdür: Birincisi Adî kesir ki, ufkî bir çizgi ile ayrılmış iki rakamla yazılıp yukarıdaki rakam payların sayısını ve aşağıdaki rakam da toplamı gösterir: — ikide bir, yada; — üçte bir. Ar. sülüs; — dörtte bir, 3 Ar.rub’; çeyrek — üçte iki. Ar.sülüsân; — 4 dörtte üç, Ar.üç rub’, üç çeyrek. İkincisi ondalık kesir ki, bir toplamın on kısma ve bunun kısımlarından her birinin yine on kısma bölünmesiyle ve bu şekilde bölünmeye devam olunarak bu bölümlerinden bir miktar gösteren rakam olup ayrılarak yazılır, meselâ: 3,25,72 kilo yazıldığı zaman üç kilo ile 25 gram ve yetmiş iki santigram demektir. 5.Kesirler (Latince: fractus, «kırılmış») iki sayının oranı olarak ifade edilen sayılar olmakta ve genellikle bütünle parçanın karşılaştırılmasında kullanılır. İlk kesirler tam sayıların çarpmaya göre tersleriydi: iki parçanın biri, üç parçanın biri, dört parçanın biri şeklinde devam eden tarihi simgeler.Zamanla beraber gelişen kesirlerin daha ileri bir türü ise bayağı kesirlerdi bu kesir türü bir pay ve paydadan oluşuyor zamanımızda hala kullanılıyorlar(½, ⅝, ¾, vb...), pay birbirine eşit parça sayısını, payda ise bu parçalardan kaç tanesinin bütüne ulaştırdığı. Örneğin payın 3 paydanın ise 4 olduğu 3/4 kesrinde 3 kaç eşit parça olduğu 4 ise bu parçalardan bütüne ulaşmak için kaç tane gerektiği. Kesirlerin dahada gelişmiş bir hali olan ondalık kesirler paydası virgül›den sonraki rakamların sayısı tarafından belirlenen 10 ve 10›un kuvvetleri olan kesirler. Örnek olarak 0,75 bu durumda pay 75 payda ise virgülden sonra 2 rakam olduğuna göre 10 un 2’nci kuvveti olan 100 dür. Kesirlerin 3›üncü bir türü olan yüzdelerde payda herzaman 100'dür bu yüzden 75% 75/100 demektir. Kesirlerin diğer işlevleri ise; Oranları göstermek ve bölme işlemini belirtmek.Bu nedenle 3/4 kesri 3 ün 4 e oranını aynı zamanda 3÷4 bölme işlemini gösterir. Matematikte kesir olarak gösterilebilecek bütün sayıların kümesi m/n, m ve n nin birer tam sayı ve n nin 0 olmadığı bu durumda oluşan küme Rasyonel Sayılar olarak adlandırılır. Bu küme Q ile gösterilir. Kesir terimi sürekli kesir ve cebirsel kesir terimlerinin içindede geçmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.«kesret» ten smüş.) (mü.kesîre). 1.Çok bulunan, bol: Kesîr mal. Kesîr-ül-mâl = Malı çok olan. 2.Birçok: Kesîr-ül-evlâd = Çocukları çok olan. 3.Sık, çok defa olan: Kesîr-ül-vuku = Çok ve sık vuku bulan. Terimlerde Yun.«poli» veya Latince «ulti» eklerinin tercümesidir. Kesîr-ül-ezhâr = Polyanthe (çok çiçekli). Kesîr-ül-aktâb = Multipolaire (çok kutuplu) vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثير] çok, bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kitre zamkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesir taşıyan veya kesirl olan sayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fractional number. broken number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثيرالاستعمال] çok kullanılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesme, Ar. kat’: Bu bıçağın kesişi iyi değil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Manastır râhibi, evlenmeyen râhip, Osm. târik-i dünyâ, karabaş. (coğrafya) Keşişdağı — Uludağ’ın eski adı, klasik adı: Olimpus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coincide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloisterer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

friar. monk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keşişlerin oturmasına mahsus inzivâ yeri, manastır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Bir nokta veya çizgi üzerinde birbirini kesip geçen çizgiler veya yüzeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Marmara Denizi’ne nisbetle Keşişdağı (Uludağ) tarafından esen güneydoğu rüzgârı ve yönü. Bununla güney yönü arasındakine kıble keşişlemesi ve bununla doğu yönü arasında olana da gündoğuşu keşişlemesi denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southeast. southeaster. southeast wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monastic order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesin karar, kat’İ hesap veya pazarlık. 2. Oyunda taş değiştirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intersection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki kişinin aralarında kesin karar vermek, aralarındaki hesabı kesmek, pazarlığı kararlaştırmak: Onunla kesiştik; bugün pazarlık, hesap, söz kesişeceğiz. 2. Oyunda taş değiştirmek ve alıp vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concur. cross. cut. intersect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross. to intersect. to cross. to ogle at each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercept. to intersect. to cross. to come to an agreement on the price of sth. to exchange amorous glances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir cisim düz olarak kesildiği zaman meydana çıkan düzlemin şekli: Bir kürenin her kesiti daire biçiminde olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutaway. section. profile. crossing. edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

section. cross-section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

if only. if. i wish to goodness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

would that. if only. i wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ah ! If only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAşki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dövülmüş buğday ile etten bir cins yemek. bk. Keşkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşk» ten). Döğülmüş buğday ile etten bir cins yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dal kesmeye mahsus ufak balta, el baltası. 2. Sac ve demir kesmeye mahsus düz ve yassı kalem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. chisel. cutter. chaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting implement. hatchet. cold chisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Head covering worn between the turban and hair by some Sikhs Also worn by some boys before they begin wearing turbans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keski.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok kesici, bilenmiş, Ar. kaatı’, sârim, Fars. tîz, bürrân: Keskin kılıç, bıçak, çakı. 2. Delici, sivri, hâd: Keskin iğne, diken. 3. Sert, kuvvetli, şiddetli, şedîd, pek: Keskin koku, sirke, tütün. 4. Müessir, tesirli, dokunaklı: Keskin dil, söz, kalem. 5. Pürüzsüz: Keskin yazı. 6. Faal, serî, Fars. cüst ü çâlâk: Keskin adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp. sharp-edged. cutting. keen. pungent. severe. stinging. strong. incisive. acute. piquant. acrid. biting. bitter. blazing. dead. deep. edged. exquisite. keen-edged. mordacious. nipping. nippy. piercing. poignant. pointed. quick. sharp-cut. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrid. bitter. keen. piercing. poignant. pungent. rank. searching. sharp. shrill. smart. strong. tart. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keen. sharp. pungent. acute. severe. biting. bitter. clear cut. exact. exquisite. incisive. intense. lively. nipping. penetrant. penetrating. piercing. poignant. quick. salty. searching. shrewd. shrill. smart. splitting. strong. trenchant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpshooter. dead shot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Keskin olmak, bk. Keskin ve keskinleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çok kesici veya delici olmak, Osm. kaatı’ veya hâd olmak, bilenmek: Bu çakı, bu iğne keskinleşti. 2. Sertleşmek, kuvvet kazanmak: Sirke keskinleşti. 3. mec. Faal ve çevik olmak: O çocuk çok keskinleşti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sharpen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keskin veya sivri şeyin hâli: Kılıcın, çakının, iğnenin keskinliği. 2. Sertlik, şiddet: Sirkenin keskinliği. 3. mec. Tesir, dokunaklılık: Dilin, sözün keskinliği. 4. Dinçlik, çeviklik: O çocuğun keskinliği. 5. Bir kesici Aletin kesen tarafı: Kılıcın keskinliği. 6. Kılıçlama vaziyet: Tahtaları keskinliğine komak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpness. keenness. pungency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden Hind dilencilerinin ve kalenderlerin kollarına asılı tuttukları ve herkesin önüne uzattıkları büyük hindistancevizi kabuğundan ibâret kap ki; aldıkları şeyleri içine koyarlardı. Keşkül-i fukara = Muhtelif şeylerden mürekkep bir çeşit sütlü tatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کشکول] dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Süt tatlılarından biri. bk. Keşkül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. fatın, fıtâne, aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kesmek işi. Kesmek. 2. Kalıba dökülmüş parça şeker. 3. Kesilmiş, Ar. maktû. 4. Kat’İ, kesin, götürü: Kesme hesap; kesme resim. 5. Kesilmiş gibi veya kesilebilir, yumuşak taş veye sert kil halinde olan: Kesme kaya; buranın arazisi bütün kesmedir. 6. Kesip beğenmek şartıyla: Kavunu, kesme olarak aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Teneke vesair kesmeye mahsus büyük makas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting. cut. stoppage. discontinuation. interception. shutoff. abscission. clip. curtailment. cutback. nip. scission. section. shearing. suppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clip. incision. sector. shutoff. trim. cutting. shears. chop. cut. definite. fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interrupt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apostrophe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kesme Modu ile Kayıt Yapma, ayrı ayrı fotoğraflardan animasyonlu bir film yapılmasında kullanılır. Bu sayede çizgi filmler ya da duraklamalı oynatılan animasyonlar yaratılabilir. Her kesmeden 5 çerçeve (saniyenin 1/5’i) kaydedilir

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump sugar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hewn stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavun ve karpuz gibi meyveleri kesip beğenirse almak şartiyle: Kesmece satıyor; kesmece aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that will be cut and shown for approval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir kesici Aletle ayırmak, Osm. kat’etmek: Tahta, ağaç, kâğıt, bez kesmek. 2. Biçmek: Ceket, pantolon kesmek; kesip dikmek. I. Durdurmak, dindirmek, geçirmek: Rüzgâr, yağmuru kesti; aspirin baş ağrısını keser. 4. Aralık vermek, fâsıla vermek: Lâkırdısını kesti; sözünüzü kesmeyin. 5. Kararlaştırmak, karar vermek, hükmetmek, kesin şekilde söylemek, tâyin etmek: Gününü, miktarını kesmedi; dâvâyı, meseleyi kesti. 6. Kaldırmak, yok etmek, Osm. ref’etmek: Ümidi kesti, kendisiyle muhabereyi, münasebetleri kesti. 7. Boğazlamak, Osm. zebhetmek: Bir koyun, bir hindi kesti. 8. Kılıçla ve diğer kesici Aletle öldürmek: Adam kesmek. 9. Yontmak: Kalem kesmek; tırnak kesmek. 10. Enemek, hadım etmek, iğdiş etmek, Osm. ihsâ eylemek: Atı kesmek. 11. Paralamak: Fare, eşyayı kesiyor. 12, TAyin ve tahsis etmek: Maaş, tayın kesmek. 13. Fiyat indirmek, ödenecek bir meblâğın bir miktarını alıkoymak: Alacağından kesme; işçinin ücretinden kesme. 14. Tutmak, çıkmak, mal olmak: Bu iş ne kesti, ne kesiyor? İS. Taklit etmek, eğlenmek, elaya almak. Ardını kesmek = Terketmek, devam etmemek. Para, sikke, akça kesmek = MAdeni para basmak. Ayağını kesmek — Artık gitmemek, gitmekten vazgeçmek Elini kesmek = Men’etmek. Umlt kesmek = Ümitsiz olmak. Önünü kesmek — Önüne çıkıp ileri gitmesine engel olmak. Başkesmek = Başaşağı etmek. Başını kesmek = Boynunu vurmak. Boyun kesmek = İtaat etmek. Bahâ kesmek = Kıymet, değer biçmek. Had kesmek = Sınır tayin etmek. Hesap kesmek = Hesabı temizleyip ilişik bırakmamak. Sesini kesmek = Artık susmak. Sözü bal İle kesmek Başkası konuşurken sözünü ağzından almak. Akıl kesmek = Anlamak, mümkün olduğunu kabûl etmek: Aklım kesemiyor; bunu aklım kesiyor. Kısa kesmek = Uzatmamak, kısaca söylemek. Gözü kesmek = Yapabileceğini anlayıp güvenmek. Kesip atmak = Kesin şekilde karara varmak. Memeden, sütten kesmek = Çocuğa artık meme vermemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut. break. clip. cease. stop. discontinue. interrupt. disconnect. intersect. abandon. butcher. carve. chop. chop off. close. close down. crop. cut back. cut off. cut out. deaden. dock. drop. dry up. excise. fair. fell. gash. give over. hack. hew. ki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrest. butt. carve. cease. clip. curdle. cut. discontinue. dock. drop. excise. hew. interrupt. leer. lop. ogle. sever. shave. slash. spin. to cut. to chop. to hew. to clip. to cut sth off. to cut sth down. to cut down. to dock. to sever. to stop. to ceas

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. interrupt. truncate. cut off. cut. to cut. to cut in two. to cut off. to cut down. to cut up. to slice. to wound by cutting. to slaugther. to interrupt. to stop. to turn off. to stop the flow of. to coin. to issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çekişme, Ar. münâzaa, muâraza. 2. Kararsızlık, tereddüt, karışıklık: O iş keşmekeşe kaldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confusion. disorder. conflict. blight. chaos. rat race. snarl. snarl-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bustle. thick. whirl. confusion. disorder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

great confusion. disorder. chaos. rat race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشمکش] kargaşa, çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taşocağı. 2. Ağaç. kilit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keskin olmayan, kör küt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başak semanı, ince ve kırık saman. 2. Harmanda toprağa karışıp tekrar dövülen başak parçası. Sütkesmiği = Kesilmiş sütün koyu kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arapça üç harekeden esre denilen hareke kl, i, ı okunan harfin altına yazılır. Kesre-i hafife = Türkçe’de cbiz» ve «kimi gibi ince okunan esre. Kesre-i sakiyle = Yine Türkçe’de «sıra» ve «ılık» gibi kalın okunan esre. Kısa ı, i vokalinin işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çokluk, bolluk: Kesret-i mahsulât — Ürünlerin bolluğu. 2. Fazlalık, ziyadelik, mübalâğa: Kesret-i zekâ. 3. (tasavvuf) Kalabalık, vahdet zıddı: Kesret içinde vahdet herkese müyesser olamaz. Kesretle = Çok, fazlası ile, pek, fazla, (edebiyat) Cem’-i kesret = Arapça’ da dokuzdan fazla sayı için kullanılan çokluk kipi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کثرت] çokluk, bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çokça, bolca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Bolluk üzre olan, çok fazla, ziyade: Orada böcekler kesretlidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) çok, fazla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kesriyye) (matematik). Hesapta kesre alt: Aded-i kesrî; Adâd-ı kesriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tkeşf» ten imüb.). 1. Mübalâğa ile keşfeden, gizli bir şeyi meydana çıkaran, keşif sahibi: Amerika keşşâfı; kendisi sanayi sahasında keşşâftır. 2. Gizli mânâ ve sırları açığa çıkaran (Bu mânâ ile Zemahşeri’nin meşhur tefsirine unvan olmuştur). 3. (askerlik) Askerin önünde gidip arazi ve düşmanı keşif ve muayene eden subay veya birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Y.’dan). Maruf meyve kl, mutedil iklimlerde yetişip dikenli yeşil bir dış kabuk içinde iki tane bulunur ve her biri açık siyah ve yumuşak bir kabuk içinde bir tekliden ibarettir. Atkestanesl = Yenmez iri cinsi ki, ağacı, gölgesi için bahçelerde ve yol kenarına dikilir. Kuzukestanesi = Çiğ de yenilen bir cins küçük tanelisi. Külkestanesi = Sulak yerlere mahsus cinsi. Kestane kebabı = Kabukla beraber veya kabuksuz olarak ateşte pişmiş kestane. Kestane ağacı = Kestane meyvesini veren ağaç ki, hayli büyük olur. Kestane rengi = Koyu kahverengi. Kestane fişeği = Fazla patırdı eden bir fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. marron. spanish chestnut. sweet chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. chestnut tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(castanea vesca): Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 - 30 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları geniştir. Meyveleri iridir. Kullanıldığı yerler: Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi, kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Mideyi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firecracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auburn. chestnut. maroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane veya kestane kebabı satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (anatomi) İdrar yollarının arka kısmında ve yalnız erkeklerde bulunan bir bez, prostat. 2. Atların bileğinde çıkan ve boynuz kemiği gibi görünüşü olan kısa çıkıntı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane ağaçlarını içine alan yer, kestane ağacı korusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İ. castello). Hisarcık, küçük hale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتی] gemi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gemici, gemi kaptanı, Ar. mellâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتيبان] kaptan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kestirmek İşine konu olmak. Ağacın dallan kestirildi. 2. Kesin şekilde halledilmek, kesin karar verilmek: O dâvâ hâlâ kestirilmedi. 3. Kesin şekilde hükmolunmak, kesin bir fikir söylenilmek: Bu kelimenin asıl Türkçe mi yoksa diğer bir dilden mi olduğu kestlrilemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kestirmek işi. Kat’i, itiraz ve değiştirilmesi kabil olmayan: Kestirme cevap, kestirme söz. 2. Tahminî, Ar. muhammen: Kestirme bir miktar. 3. Kısa, doğrudan, dolaşmaz: Kestirme yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortcut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catnap. doze. kip. nap. shortcut. zizz. estimate. guess. short cut. direct. short. concise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortcut. direct. concise. catnap. short cut. doss. expedient. forecast. forty winks. guesswork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kesmek işini yaptırmak: Şu ağacın fazla dallarını kestirmeli. 2. Kısaltmak, Osm. ihtisâr ettirmek: Yolu kestirdim. 3. Vazgeçirmek, bıraktırmak: O adamı kumardan kestirmeli. 4. Karar vermek, hükmetmek: Bu meseleyi kestlremedim. 5. Tahmin etmek: Kendimce Öyle kestirdim. 6. Süt, şeker vesaireyi ekşitip değiştirmek. 7. Boğazlatmak, Osm. zebhettirmek: Birkaç koyun kestirdi. Uyku kestirmek = Uykusunu almak, biraz uyuyup uykuya olan arzuyu gidermek. Başını kestirmek = mec. Direnmek. Göze kestirmek = Yapabileceğini anlamak, güvenmek: O hendeği atlamayı gözüme kestiremedim; o yazıyı yazacağımı gözüme kestirdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doze. drowse. kip. nap. snooze. to have cut. to estimate. to predict. to conjecture. to nap. to doze. to have a snap. to snooze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forecast. to have sth cut. to estimate. to predict. to doze off. to curdle. to have a doze. forecast. guess. to have a nap. to have a snooze. understand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kerkenez, zool. Falco tinnunculus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Çok kâr eden, çok kazanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. catch. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Öç alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması gerektiğini savunan ilke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kazanma, kazanç, Ar. iktisâb, istifade: Hayli servet kesbetmiştl: Ayda birkaç bin lira kisbi vardır. 2. Edinme, Osm. hâsıl ve peydâ etme: Kisb-i malûmat etmek; yağmur altında av arkasından gezmekten hastalık kesbettim. 3. Geçimini sğalamak için çalışma ile buna Alet olan san’at ve meşguliyet: Kisb ü kâr sahibi, bk. Kesb.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Margin Trading)

Bir aracı kuruluş nezdinde, müşteri adına kredi hesabı açılması koşulu ile müşteri ve aracı kuruluş arasında yapılacak sözleşme hükümleri çerçevesinde kredi kullanarak borçlanmak suretiyle menkul kıymet alınmasını ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale on account. sales on account. credit sale. purchase on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crocodile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uvula.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Damak eteğinin ortasından sarkan uzantıya küçük dil denir. Burada meydana gelen şişkinliğin tedavisi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı saf zeytinyağına 3 kahve fincanı kına konur. Iyice karıştırıldıktan sonra 1 tatlı kaşığı kadar alınıp, küçük dilin etrafına sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (botanik) Bir cins dişbudak. 2. Çocukların hecelerin, şekillerini değiştirerek veya hecelere ilâveler yaparak konuştuğu uydurma sözler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lekesi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. immaculate. spotless. stainless. blameless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaculate. spotless. with an unsullied reputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asker çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materialization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aks» den im.). Aksetme yeri, yankı yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معکس] yansıma yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. geçici tedbir; s. geçici tedbir türünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlaştırılmak, imar edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gömülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

övülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Melodili Alarm işlevi, radyo alarmının yanı sıra size çeşitli melodi seçenekleri sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. olup, ancak Ar.’da havlu ve peçete demektir ve «mendîl» şeklindedir). 1. Burun, yüz ve el silmeye mahsus olarak cepte taşınan pamuk veya keten yahut ipekten dört köşeli dokuma: El, burun mendili, ipek mendil. 2. Elde taşınacak şeyler koymaya mahsus bohça gibi ve astarsız boyalı kumaş: Bir mendil elma, mendile sarılı bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hankie. hanky. rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. hanky. hankie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handkerchief. nose rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Yasak edilmek, bırakılmamak, (bk.) Men.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yasaklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). 1. Yunan Asya adalarından biri. Yunanca: Lesbos ve bunun merkezi olan şehir. Yunanca: Mitilini. 2. Başlıca bu adada yetişen bir cins küçük at ki, çocuklar tarafından kullanılır: Midilliye binmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pony. lesbos. lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mytilene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. mihnet-keşân) (Ar. mihnet = eziyet, Fars. keşiden = çekmek). Eziyet çeken, gam ve kederle ömür geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mirasyedi işi ve hâli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Korint mimarisinde korniş çıkıntısı altına gelen destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den if.) (mü. muaddile). Tâdil, eşit ve beraber kılan. (astronomi) Muaddilü’n-nehâr = Gündüzle gecenin eşit olduğu, yılda iki defa güneşin geçtiği daire ki, arzı iki eşit kısma ayırır, ekvator.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معدل] denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi», muâdeie’den if.) (mü. muâdile). Beraber, müsavi, eşit, ölçü, cisim veya değerce bir olan sayı. Bîmuâdil = Emsalsiz, örneksiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equivalent. equal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equivalent. alike. similar. of equal standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معادل] denk, eşdeğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mübadele olunmuş; başkasıyle değiştirilmiş. 2. Türkiye’ deki Rumlar’la değiş edilerek Yunanistan’ dan getirilen Türkler: Bir mübâdll kafilesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUDİLL) (i. A. «dalâlet» ten if.) (mü. mudille). Idlâl eden, doğru yoldan sapıtan, azdıran, baştan çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güç, zor, çetin, muğlak, karışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «adi» den if.) (muaddelât şekli galattır). Büyük, mühim ve ağır işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den imef.) (mü. mükessere). Kırık, kırılmış, Fars. şikeste. (e.) (Arapça gramerde) cem’-l mükesser = Kaidesiz, bükümlü çokluk ki, harflerin değişmesiyle olur: Nedim, nüdemâ; şiir, eş’Ar; tanbOr, tanâbîr... gibi. Zıddı: cem’-i sâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesâfet» ten if.) (mü. mükessife) (tıp). Koyulaştıran, kesif hâle koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yoğunlaştırıcı, kondansatör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küsûf» tan İf.) (mü. münkesife). Küsûfa uğramış, tutulmuş, ayin araya girmesiyle görünmez olmuş (güneş) (ay hakkında «münhasif» denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «keşf» ten if.) (mü. münkeşife). 1. Meydana çıkmış, açık. 2. Keşfolunmuş, meçhul iken bulunup bilinmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesr»den if.) (mü. münkesire). 1. Kırılmış, kırık, parçalanmış: Ayna münkesir oldu. 2. mec. Kırgın, gücenmiş, mahzun, kederli: Kalbi münkesir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adûl» den if.) (mü. mün’adile). Doğru yoldan sapmış, Osm. adûl etmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den if.) (mü. mütebâdile). 1. Bir birinin yerine geçebilen, nöbetle değişen. 2. (matematik, geometri) Karşılıklı. Zâviyetân-ı mütebâdiletân = Karşılıklı iki açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedeli» den if.). Tebeddül etmiş, değişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den if.) (mü. mûtedile). 1. Ne pek fazla, ne pek az olup orta halde bulunan, itidal üzere olan, itidalli: MÜtedil hava. 2. Yavaş, yumuşak, sert olmayan, pek ileri varmış olmayan: MÜtedil fikir sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mild. temperate. moderate. equable ılımlı. ılıman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moderate. temperate. mild. continent. gentle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معتدل] ylıman. 2.mülayim, hoşgörülü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İtidal üzere, orta halde: MÜtedilâne hareket, mûtedilâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müzerkeşe) (Farsça zer-keş’ten Arapçaiaşmış). Sırma ile işlenmiş, sırmalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

abartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak, satın alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منکسر] kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

izin verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mal varlığına el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlemlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nekeslik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-KES) (i. F.). 1. insaniyetsiz, alçak. 2. (Türkçe halk dilinde: nekes) Hasis, cimri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ناکس] soysuz, işe yaramaz. 2.pinti, nekes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: nekeslik) Cimrilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.anlatılmak. 2.taşınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

işlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gönül resmi, gönül süsü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Nargile içen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül nazı, gönül cilvesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

principle of causality. law of causation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathtaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sürgüne gönderilmek. 2. Menfî hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NA-kes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stingy. tight-fisted. moneygrubber. penny pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نکس] hayırsız. 2.elisıkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NAkeslik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yayınlanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

density of population.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Nurlu, ışıklı gönül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiery. hot tempered. like a bear with a sore head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Erkek örümcek. 2.Bir dağ adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sığırdili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decimal fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (musiki). Çoksesli eser çalan çalgılar topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchestra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orchestra. band. ensemble. music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Orkestrasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. A. T.) (musiki). Orkestra yönetme san’at ve ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. T.) (musiki). Orkestra yöneticisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductor. maestro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductor of an orchestra. conductor. director of music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.) (musiki). Bir musiki eserini orkestraya göre yazabilmeyi öğreten çoksesli yüksek musiki ilmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lingua franca.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gönülden, içten.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Candan dilenen dilek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tercüman, çevirmen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

special language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla mide hastalıkları veya bazı ateşli hastalıklarda dilin paslandığı görülür. Uzun süreli dil paslarında doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hafif suç, kabahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(PESTİL) (i.). Meyve ezmesinin yufka hâlinde kurutulmuşu: Kayısı, erik pesdili. Pestilini çıkarmak = mec. Çok dövmek, hırpalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Fars. pîş-keş = öne çekilen). Hediye, ermağan. Peşkeş çekmek = Olmayacak bir şeyi teklif etmek, sözde mükâfatlandırmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta kargı sapı; ucu demirli baston. plain as a pikestaff apaçık, meydanda, aşikâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Tufandan sonra yaşayan (canlı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftar olma, tarafını tutma, tercih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yürekli, cesur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bağlanmak, tutturulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisturbed. unmolested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. rakam, Fars. keşîden = çekmek). Rakam çeken, yazan, çizen..

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlemlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

taşlanarak öldürülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be refused / rejected. meet with a refusal. put off. receive refusal. to be rejected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dikilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çaresiz, ilaçsız. remedilessness i. çaresizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «gönül rengi») (musiki). Türk musikisinde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinde bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

official language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time zone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. sâde-dilân). 1. İçi temiz, hile bilmez insan. 2. Bön, saf adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ساده دل] saf, temiz yürekli. 2.ebleh, bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Temiz yürekli. 2.Saf, bön.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساده دلانه] safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. sedilia) kilisede papazlara mahsus iskemle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. slf = sade, Fars. dil = yürek). Yüreği sade, hile bilmeyen, bön.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous. gullible. ready to believe. muf. wide eyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف دل] yüreği temiz. 2.saf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Sadelikle, sadedllce, bönlükle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف دلانه] yürek temizliği ile. 2.safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) 1.yürek temizliği. 2.saflık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gall bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Safra kesesi taşlarının neden olduğu bir çeşit iltihaplanmadır. Tıp dilinde kolesistit denir. İki çeşidi vardır.

- Müzmin safra kesesi iltihabı :

Safra kesesi büzülür, gereği gibi çalışamaz hale gelir. Hastanın karnında, özellikle yemeklerden sonra gaz ve gerginlik vardır. Ayrıca; sağ taraftan başlayıp, kaburgaların altına kadar yayılan geçici bir ağrı ve sarılık nöbetleri de görülür. Tıp dilinde kronik kolestit denir. Bu hastalık genellikle 40 yaşını geçmiş şişman kadınlarda görülür.

- Akut Safra Kesesi İltihabı :

Bilhassa, safra yollarına yerleşmiş taşın neden olduğu bir hastalıktır. Tıp dilinde akut kolestit denir. Hastada karnın sağ üst kısmına gelen ani, şiddetli ve çabuk gelişen, sırta, hatta sağ omuzun ucuna kadar yayılan ağrı vardır. Ateş artar, kusma ve bulantı görülür. Her iki çeşit safra kesesi iltihabında da; vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ameliyat gerekebilir. Ameliyat gerekmeyen durumlarda veya safra kesesi iltihaplanmasını önlemek ve safra akımını kolaylaştırmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam maydanoz konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 2 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaf mute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (saht = katı, dil = yürek). Katı yürekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

industrial country. industrial country / nation. industrial nation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

örtülmek, örülmek, kapatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symphony orchestra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symphony orchestra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). mec. Taş yürekli, merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنگ دل] taş yürekli, acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنگ دلانه] acımasızca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Baş, gönül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. ser = baş, keşiden = çekmek). Baş kaldıran, itaatsiz, Ar. muannid: Serkeş adam, at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contumacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intractable. unruly. refractory. disobedient. lawless. lawless man. recalcitrant. truculent. vocal person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرکش] dikkafalı, inatçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Serkeşlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serkeşlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرکشی] dikkafalılık, inatçılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serkeş olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unruliness. intractableness. refractoriness. contumaciousness contumacy. ill- nature. recalcitrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «gönül neşesi») (musiki). Türk Musikisi’nde artık kullanılmıyan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i..) (Kadın İsmi) - Gönül neşesi, gönül sevinci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül vermiş, tutkun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيفته دل] gönlünü kaptırmış, delicesine aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki çenelilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. “şiken” yerine birleşik sıfat teşkiline girer). 1. Kırma. Şikest etmek, Kırmak. Şikest olmak = Kırılmak. 2. Mağlûbiyet, kırılma. Kıran. Peymineşikest, büt-şikest = Kadeh, put kıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکست] kırık. 2.yenilgi. 3.kırma. 4.kırılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kırılmış, kırık. 2. Mağlûp, yenilmiş, bozulmuş (birleşik sıfat teşkiline de girer). Şikestedil = Gönlü kırılmış. Şikeste-hitır = Hatırı kırılmış. 3. Tâlik yazısının bir çeşidi: Şikeste’yi çok İyi yazardı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکسته] kırık. 2.yenik, mağlup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık kanatlı, kanadı kırık, kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kırık dökük, şöyle böyle

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکسته بال] kanadı kırık. 2.çaresiz, üzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته بسته] kırık dökük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته دل] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [شکسته طالع] talihsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Sîm = sırma, keşiden = çekmek). Haddeden gümüş tel çeken san’atkâr: Sİmkeş işi. (Halk dilinde «sırmakeş» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şimdiki halde, şimdiki zaman için: Şimdilik bu kadar kâfidir. Şimdilik bir şey yoktur, hastalıkta şimdilik bir tehlike yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for now. temporarily. for the present. for the time being. pro temp. pro tempore. for the nonce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the present. for the time being. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for the time being. for the present. for now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırma teli işlenilen fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şîr = arslan; dil = yürek). Arslan yürekli, cesur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيردل] yiğit, arslan yürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çalınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «sîm-keş» den galat). Sırma işleyen, gümüşten sırma çeken esnaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Sitem = zulüm, keşiden = çekmek). Haksızlık çeken. Ar. mazlûm, mağdûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Siyeh = kara, dil = yürek). Kötü yürekli, kötülük isteyen, gönlü kararmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. havada görülebilen pislik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur bacası; uzun fabrika bacası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathtaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parmaklık rendesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. men) sözcü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki Sony STAMINA NiMH (Nikel Metal Hidrit) şarj edilebilir pil birlikte verilmiştir: olağanüstü pil ömrü sunar. Dünyanın her yerinde kullanılabilecek voltaj uyumluluğuna sahip Sony pil şarj cihazı da sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draught. water line. load water line. loadline. wet line. plimsoll. water level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soru yöneltmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Sürme çekmiş. 2. Sürme çeken, sürme çekici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (musiki). Türk Musikisi’nde bir şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. (. 1. Gönül süsleyen ateş. 2. (Musiki) Türk Muslkisi’nde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Türk musikisinin şed makamlarından biri. 2.Gönül ateşi, gönül sıcaklığı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شتردل] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyango ve at yarışlarında kazanınca verilen büyük meblağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Türkçe «taban» ile Farsça «keşîden» masdarından mürekkep yanlış tâbir). Yaya yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

basılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TADİL) (i. A. «adi» den masdar) (c. tadîlât). I. Adalete uydurma, doğru etme, doğrultma. 2. Fazla aşırılıktan kurtarıp lüzumu derecesinde bulundurma, itidal kazandırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. changing. altering. moderating. tempering. modulation. qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design conversion. remodeling. modifications. alterations. change.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendment. amendments. modifications. alterations. changes. reform.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fadl» dan masdar). Birini diğerlerinden üstün tutma, tercih. Ism-İ tafdîl = Mukayese ve tercih gösteren sıfat ki, dilimizde «daha» ve «en», eski Türkçe’de «rek» ve «rak», Farsça’da ise «ter», «terîn» edatlarıyla ifade olunur: Ar. ekber, Türkçe daha büyük, en büyük, eski Türkçe büyükrek, Fars. büzürgter, büzürgterîn gibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Birini diğerinden üstün tutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.aranmak. 2.araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sınırlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

araştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sağlamlaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aşağılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.boşaltılmak. 2.salıverilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yıkılmak, bozulmak, harap edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haşiye yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.değiştirilmek, dönüştürülmek.2.teslim edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sunulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.değerlendirilmek. 2.beğenilmek. 3.değer biçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bölünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kuvvetlendirilmek, desteklenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

istenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düzenlenmek, tertip edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.benzetilmek. 2.nazire yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.arıtılmak. 2.temizlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

düzeltilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun görülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft spoken.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candied. soft spoken. suave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vasıflandırılmak, nitelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tazminat verilmek, zarar karşılanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعدیل] değiştirme. 2.doğrulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعدیلات] değiştirmeler, değişiklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değişiklik yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعدیلا] değiştirilerek, değişiklik yapılarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

asılmak, iliştirilmek, tutturulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayıplanmak, kınanmak, kötülenmek, suçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arapçalaştırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.anlatılmak. 2.tanımlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek, ertelenmek, askıya alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birbirine verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ululanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «budl»den masdar). Birine cimrilik isnâdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEBDİL) (i. A. «bedel» den masdar) (c. tebdilât). Değiştirme, başka bir şekle koyma. Tebdîl-i havâ = Sıhhatça görülen lüzum üzerine havası daha iyi bir yere gitme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Ar. kelimeden). 1. Resmî bir görevli veye büyük bir insanın, hüviyetini gizleyerek gezmesi: Tebdil çıkmıştı, tebdil geziyordu. 2. Sivil polis hafiyesi Tebdîl hasekisi = Eskiden saray ahırları seyislerinin başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changing. alteration. replacement. exchange. in disguise. conversion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تبدیل] değiştirme, dönüştürme, değişiklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirilmek, dönüştürülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

değiştirmek, dönüştürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dönüşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değiştirerek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تبدیلا] değiştirerek, dönüştürerek. 2.değiştirilerek, dönüştürülerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uzaklaştırılmak. 2.sürgün edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yenilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

donatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denenmek, sınanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cezalandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amenable to treatment. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gömülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

incelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kitap haline getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırılmak, ayırt edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

döşenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yorumlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

denetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.birine bırakılmak. 2.ihale edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözdağı verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risk free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. safe. dangerless. free of risk. benign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. free from danger. free of risk. benign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risklessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monogamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kesret» ten). Çoğalma, çok olma: Hayvanların tekessürü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکسر] kırılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکثر] çoğalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çoğaltılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yalanlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

lanetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uzatılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

arzu edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sağlanmak, gerçekleştirilmek. 2.güvenci verilmek, emin kılınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.uyandırılmak. 2.uyarılmak, tembihlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soluk alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ teng = dar, dil = gönül). Gönlü dar, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uygun görülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.bırakılmak. 2.vazgeçilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça «tîr-keş» den. Asıl Türkçesi sadak, sağdak). Ok kuburu, Ar. kenâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترکش] okluk, sadak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

onarılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resimlenmek, resmedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlanmak, düzenlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rezil edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

rastlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

benzetilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tutturulmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sicile kaydedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yüreklendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sergilenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.ayırt edilmek. 2.tanı konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

silahlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zehirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adlandırılmak, denilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Can ve gönülden istekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تشنه دل] seven, arzulu, can atan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Can ve gönülden istekli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hızlandırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şevklendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.eşitlenmek. 2.düzlenmek. 3.sonuçlandırılmak. 4.hesap katılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

uğurlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

birleştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.durdurulmak. 2.kapatılmak. 3.tutuklanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

belgelendirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

genişletilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

dağıtılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatılmak, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

süslenmek, bezenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek, ertelenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ödenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geciktirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.bir araya getirilmek, birleştirilmek. 2.kaleme alınmak, yazılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

pekiştirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. F„ tir = ok, keşîden = çekmek). Ok kuburu, ok mahfazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kürek ve yelkenle yürüyen bir çeşit küçük gemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تيرکش] okluk, sadak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (tuğra, keşiden = çekmek). Tuğray-ı hümâyûn çeken yüksek rütbeli görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.-F.) [طغراکش] tuğracı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tuğrakeş görevi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğuz yazıtlarında adı geçen bir kahramanın adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Türkistan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشتردل] kinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. damargenişleten ilaç veya sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

el konulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

vaat edilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax tranche. tax bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anılmak, hatırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Yahudi din ve mezhebi, MÜsevîlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice bir şey aşıran hırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bagsnatcher. cutpurse. lifter. pickpocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pickpocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dipper. light-fingered gentry. knuck. light- fingered. pickpocket. snatcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. nature. temperament. physical constitution. make-up. disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creation. nature. temperament. making. natural disposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by nature. naturally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Gönül arkadaşı, sevgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). 7 saz veya ses için yazılmış çok sesli eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yedi parçadan meydana gelen veya yedi beneği vesairesi olan: Yedili iskambil kâğıdı: Kupanın yedilisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yedi lira vesaire kıymetinde olan: Yedilik kumaş. 2. Yedi metre vesaire boyunda olan: Yedilik direk. 3. Yedi kilo vesaire ağırlığında olan, yedilik kuzu. 4. Düğünün yedinci günü giyilmek üzere güvey tarafından geline yaptırılan kıymetli elbise: Güzel bir yedilik yaptırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalpleri bir, aynı arzuda bulunanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یک دل] bir gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cut off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ele geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eklenmek, arttırılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sanılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ele geçirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

boğazlanmak, kesilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kötülenmek, yerilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zincire vurulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinde eski bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by