Dilber-ane ne demek? | Dilber-ane anlamı nedir? | Dilber-ane

Dilber-ane anlamı nedir?

Dilber-ane ne demek?

Dilber-ane anlamı nedir?

Dilber-ane | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dilber ane

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. BRAVIA D3000 Serisi için kullanılan 10 bit panel, 1024 geçiş gölgesi sağlar. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve yine gördüğünüz görüntünün aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (Abdest-hâne = Abdest evi). 1. Abdest almaya ve el, yüz yıkamaya mahsus musluklu ve kurnalı yer. 2. Abdest bozacak yer, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبدستخانه] tuvalet. 2.abdest alınan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Abid ve zâhide yakışır surette, Abidce: Bir Abidâne tavır ile; Abidâne ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Acemler’e yakışırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Aciz ve iktidarsızlıkla, hakirane: Acizâne takdimine cüret kılındı; Acizâne bir kitap yazmağa başladım. 2. Tevazu ifadesi olarak kullanılır: Taraf-ı Acizaneme irsal buyurulan tahrirat yed-i Acizaneme vasıl oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاجزانه] acizce. 2.alçakgönüllüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عجولانه] acele acele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adamca, erkekçe, cesurca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adalet sahibi bir adama yakışır surette: Adilâne hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justly. with justice / equity. fairly. impartially. equitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدلانه] adilce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing). uçak, tayyare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.). Temiz olarak, temizce, tertemiz şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Saf, temiz, duru insan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [احمقانه] ahmakça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [احرارانه] özgürce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهوانه] ceylan gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Vakit vakit, ara sıra, gâh gâh: ahyânen gelirler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احيانا] arasıra, kimi zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booby hatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. mental hospital. metal asylum / home / institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıllı adama yakışır surette, akıl ve idrâkle: Akılâne hareket, Akılâne düşünüyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقل] akıllıca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akman).

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Panelin iki yüzle kullanılmasını sağlayan benzersiz bir kafa birimi tasarımı. Ön panel (dev bir ekran içeren) açılarak kapsamlı kumandaları ortaya çıkartır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقورانه] kudurmuşçasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Alanalp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alime yakışır surette: Alimâne bir tavırla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığırdili; havacıva, (bot). Alkanna tinctoria; kızıllık otu, öküzdili, (bot). Anchusa officinalis mountain alkanet öküzdili, (bot). Arnica montana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hastaların ameliyat edildiği oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. theater. theatre. operating theater. operating theatre. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theatre. operating theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. operating theater. operating theatre. operating theater theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amire yakışır bir surette vaki olan: Amirâne bir tarzla. Amire yakışır bir surette emrederek: Bu adam daima Amirâne lâkırdı söyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorial. lordly. magisterial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آمرانه] emredercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bayağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarly. vulgar. common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاميانه] bayağı, avamca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tradition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tradition. custom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

traditional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kasık altı, ot yeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [انه] gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anekdot, kısa hikâye, menkıbe, fıkra. an'ecdotal (s). fıkra tarzında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yankısız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anecdote

hikâyecik

Kısa veya özlü anlatımı olan hikâye.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To anoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give extreme unction to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer an oil or ointment to ; often in a religious ceremony of blessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anémie

tıp kansızlık

Kanda alyuvar sayısının ve hemoglobin miktarının azalmasından ileri gelen bir hastalık durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaemia. anemia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaemia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anémique

tıp kansız

Kanı az olan, çok kan kaybetmiş olan.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. rüzgârın şiddet ve yönünü otomatik olarak tayin etme tekniği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. rüzgâr bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgârın şiddet ve hızını tayin eden araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anémomètre

yelölçer

Rüzgârın veya gaz durumundaki akışkanların akış hızını ölçmeye yarayan aygıt.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Manisa lâlesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anémone

bit. b. dağ lalesi

Düğün çiçeğigillerden, mor renkli, çan biçimli tüylü çiçekleri olan otsu bir bitki.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anemone dağlalesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anemon çiçeği, (bot). Anemone. garden anemone yıldızlı numan çiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., meteor. yelkovan , rüzgar pusulası, rüzgârın yönünü veya varlığını gösteren araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat ötürü, dair, ilgili; bitişik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir çeşit kadranlı barometre.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıvısız aneroid barometre aneroid, kadranlı barometre. aneroid aItimeter (hav). aneroid altimetre, aneroid yükselti saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Bütün vücutta veya vücudun bir kısmında duyumların az veya çok kaybı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anesthesia. anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia. anesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). narkozcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). anestezi, hislerin iptal edilmesi veya ölmesi, duyum yitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). anestetik, eter, kloroform vb gibi hissi iptal eden ilâç; (s). uyuşturucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). uyutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (tıb). anevrizma, atardamar cidarlarının (çeperlerinin) zayıflamış noktalarında meydana gelen şişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Atardamarlardan birinin bir noktasında meydana gelen ve ur biçiminde olan gevşeme şişkinliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). yeniden, tekrar, baştan, bir daha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gelenek, örf ve Adet 2. Hadîs-i Şerif vesair nakliyâtın falandan filandan diyerek isnadı, rivayetin teselsülü: Her Hadîs-i Şerifi an’anesiyle beyan ediyor. 3. mec. Bir havadisin nereden gelip kimler tarafından naklolunduğunu etrafiyle arayıp tahkik etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنعنه] gelenek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geleneğe dayanan, gelenekli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنعنوی] geleneksel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Abdesthane.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su kayağı, deniz surat motorlarının arkasına takılıp üstüne binilen tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sırri, gizli, saklı, herkesçe bilinmesi caiz olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Arifçe, Arife yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir veya birkaç arslanın vesair yırtıcı hayvanların konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vezire mensup ve müteallik veya lâyık olan: Huzûr-ı Alî-i Asafânelerine = Osmanlı devrinde vezirler için kullanılan tâbirlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Asâyiş ve rahat ariyana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Rahat, huzur, sulh ve selâmet taraftarlarına yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soup kitchen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشخانه] mutfak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). Aşıklara yakışır hal ve surette: Aşıkane şarkılar. Aşıkane bir nârâ attı. Aşıkane tavır ve hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Asıl ve neseb sahibine lâyık: Asîlâne bir tavırla hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstanbullu, Osm. şehrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eşik, atebe. 2. Payitaht, saltanat merkezi. (Bu mânâ ile İstanbul’a alem olmuştur). 3. Büyük tekke, merkez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eşik, atebe. 2. Pâyitaht, saltanat merkezi (bu mânâ ile İstanbul’a alem olmuştur). Büyük tekke, merkez (Asitâne telâffuzu daha yaygındır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آستانه] eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşyân ile aynı mânâdadır. (bk.) Aşiyân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckeye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse chesnut. horse chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hindkestanesi): Atkestanegiller familyasından; süs olarak yetiştirilen iri bir gölge ağacıdır. Nisan-Temmuz aylarında çiçek açar. Meyveleri kestaneye benzer. İçinde nişasta, saponin ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Kabuklarından yapılan ilaçlar ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Tohumları ise romatizma ve mafsal ağrılarını giderir. Varis flebit ve basur memelerinin tedavisinde ve deri çatlaklarını gidermekte kullanılır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ata).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş yanan yer, ocak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden iri bir gölge ağacı ve bunun kestaneye benzeyen yemişi. Atkestanesi, atkestaneslgiller familyasındandır. Hint kestanesi de denir (Aesculus hippocastanum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası örneği atkestane‘ si ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aşağı tabakanın beğeneceği surette, aydınların hoşuna gitmiyecek kadar kaba ve Adî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very learned person. walking dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

TV/Monitör ekranını izlerken kolay düzenleme için kontrol panelini çıkartabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kullanıcının, en iyi güvenlik için ön paneli çıkartmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşlı ve vakarlı adama yakışır surette olan: Babayâne tavır, kıyafet = Yaşlı ve vakarlı adama yakışır bir surette: Babayâne giyiniyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بابایانه] babaca, babacan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Galatı: Babullâne). Eskiden Babil şehri gibi fuhuş yeri olan fâhişeler mahalli, fuhuşhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), Bâğîlik ve serkeşlikle edilen: Hareket-I bâğiyâne = BAğîlik ve serkeşlikle: Bâğiyâne hareket ediyor = Eşkıyaca davranıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAHADIR-ANE (i. F). Yiğitçe, dilâverce, kahramanca: Bir tavr-ı bahadırâne ile; bahadırâne bir yürüyüşü vardır. Cesur adamlara yakşır surette, yiğitçe: Bahadırâne yürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Bahane, vesile, sebep: Falan hususu yakınlık göstermeye bahane ittihaz ettim. 2. Asılsız özür, sahte itizar: İşine devam etmemek için bahane arıyor; ecel geldi baş ağrısı bahane. Bîbahane = Kusursuz, noksansız, özürsüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. cover. pretext. allegation. blind. cavil. cloak. cop-out. evasion. guise. peg. plea. pretence. putoff. rise. salvo. shift. stalking-horse. subterfuge. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. shift. stall. subterfuge. put-off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. pretext. blind excuse. cloak. cop- out. cover. poor excuse. handle. stalking horse. idle pretext. peg. pretense. professed excuse. put off. rationalization. slim evidence. subterfuge. thin excuse. veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه] bahane. 2.sebep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهانه جو] bahaneci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spearmint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakkal dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالاخانه] tavan arası, çatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık saklamaya mahsus büyük depo. 2. Vaktiyle balık avcılığı emininin idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centre for the marketing and taxation of fish. fish market. fishstore. fishhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk Banyo

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zehir; afet, felâket, dert; öIüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). öldürucü, zehirli; mahvedici, muzır. banefully (z). zehirli bir şekilde. banefulness (i). zehirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). 1. Yük yeri. 2. Yolcu eşyası indirilecek ve saklanacak yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Soğukça, soğukçasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Barut imal olunan yer, barut fabrikası 2. Barutun konulup saklandığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gunpowder factory. powder magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basma yeri, matbaa. Ar. dâr-üt-tab’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Devam eden akılsızları soymaya ve bazan büsbütün mahvetmeye mahsus kumarhane ve fuhuş yeri: Orası Adî bir batakhanedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint. gambling den. den of thieves. den of vice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeyi fenâ gören adama yakışacak surette, kötümserce.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Eski nezâket dilinde) köle evi, kulunuzun evi yani evim, bizim ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mensuplarını kayıran efendiye bağlı olan veya bende-perver şekilde: Eltâf-ı bende-perverâneleri: Eski nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده خانه] benim evim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Barhâne). Büyük ve muntazam olmayan konak ve daire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برخانه] harap vaziyetteki ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بشوشانه] güleryüzle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bî-edebâne ile = Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bi-edebâne ile Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yabancılık, bîgânelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yabancılık, bîgânelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Garazsız bir sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Garazsız bir sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Benzersiz, eşsiz, emsalsiz, (bk.) MAnend, menend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. A.). Şuursuzca, düşünmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bitkin bir halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bildik olmıyan, yabancı, yâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bildik olmıyan, yabancı, yâd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيگانه] yabancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastane, Ar. Dar-üş-şifâ, Fars. bîmâristân. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çift kanatlı uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeşçe, kardeşliğe mensup ve müteallik: Birâderâne muamele = Kardeşçe muamele: Birâderâne görüşüyoruz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.J.) Bira içmeye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brewery. beer house. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيتابانه] bitkince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی طرفانه] tarafsızca, yan tutmadan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Boyacı dükkânı veya fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dyehouse. dye-works. paint-works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dye works. dyeing plant. dyehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dye-house. dyer's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. korsan, deniz eskiyası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scullery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari’dir. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bütan, bütan gazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BUZ-HANE) (i.) (Türk çe: Buz, Farsça: Hâne). Yaz için kıştan buz saklanılan veya makine ile buz yapılan yer, buzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük kimseye yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بت خانه] puthane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). Maymun iştahİıcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sihirbaza lâyık olan veya lâyık surette, sihirbazâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cahile yakışır, cehaletle vaki olan: Gayret-i cahilin = Cahillikle, cahilcesine: Pek cahilâne hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاهلانه] cahilce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nezaket ve tevazu tâbiri: Kul ve bendenin yani konuşan şahsın evi, bende-hane, fakir-hâne: Çâkerhâneyi teşrif buyurursanız...

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ÇAker-perverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kul ve köleye mensup ve müteallik veya lâyık (zarafet tabiri olarak, konuşan şahıs kendisi hakkında kullanırdı): Mâruz-ı çâkerânemdir, arîza-i çâkerânem.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -nei) topuk kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cam fabrikası, atölyesi, cam imal edilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çamaşır yıkamaya mahsus yer: Bu evin çamaşırhanesi yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry. launderette. coin-op.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

launderette. laundry. wash. washhouse. laundrette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laundry room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ-HANE) (i. F.). Cambazların temsil verdikleri tiyatro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانانه] sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tepe ile alın arasındaki yer, bıngıldak. 2. Beyin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İçten, samimi, dost kimse.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چانه] çene.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). baston, değnek; kamış, bambu, şekerkamışı; boğürtlen veya ahududunun sapı; (f). baston ile dövmek; kamışla kaplamak, hasırlamak. canebrake (i). kamışlık. cane mill şekerkamışı değirmeni. cane sugar şekerkamışından yapılmış şeker. rattan cane be

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Girit adasının merkezi olan Hanya şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان افشان] canını hiçe sayan, fedai.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان افزا] cana can katan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunan ayinlerinde başının üstünde sepet taşıyan kız; başında yastığa benzer bir şekil bulunan kız heykeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşilken yenir güzel bir cins erik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپرانه] canını feda edercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kastanyet, ispanyol çalparası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). Köpekten sakının.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) CAvidânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). içilmek üzere demli çay satışı yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teahouse. tea- room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkaklık, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبانت] korkaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cebbâr olana, zor kullanana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâkârcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çıfıtcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birkaç yüz kantar ağırlığında çekiçleri havi fabrika. Çeşitli çekiçl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steelworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selofan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F). İyiliksevercesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenkçiye, savaşana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(LCentiyana, Yilanotu, Esekturpu, Gentina lutea, Gentina radix): Doğu Karadeniz Bölgesi ve uludağ’da yetişen, 1 metre kadar yüksekliğinde, geniş yapraklı, kalın köklü bir bitkidir. Kökü acıdır. İçi sarı, dışı esmerdir. Kökü şifalıdır. Sarı ve mavi türü vardır. Kullanıldığı yerler: İştah artırır, hazmı kolaylaştırır. Ateşi düşürür. Vücuda kuvvet verir. Mide zafiyeti ve ekşimelerini giderir. Kansızlıkta da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «cebehâne). 1. Barut vesair yanıcı maddelerin konulup, saklandığı yer: Cephanenin muhafazasına memur. 2. Yanıcı maddeler levazımı: Cephane arabası, cephane sandığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. armoury. magazine. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. depot. ammunition store. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. ammunition dump. powder magazine. depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (f). hile, oyun, şike; (f). hile yapmak, aldatmak, şike yapmak. chicanery (i). hile, şike.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dünyaya bedel kişi, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dünyayı zapteden büyük fâtihlere yakışır bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cânîye yakışır hal ve surette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Po nehrinin güneyinde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Genç olana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleyici; silgi. dry cleaner kuru temizleyici. vacuum cleaner elektrik süpürgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yaşıt, akran; muasır, çağdaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı dakikada vaki olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). antoloji, seçmeler, derlemeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı fikirde, mutabık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çadaş, muasır; aynı zamanda vaki olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sığır baldıranı, (bot). Cicuta virosa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). turna (zool). Grus grus; (mak). vinç, macuna; kollu ocak çengeli. crowned crane tuğlu turna. (zool). Belearica pavonina demoiselle crane telli turna, (zool). Anthropoides virgo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vinç ile kaldırmak; turna gibi boynunu uzatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sardunya çiceği, turnagagası,(bot). Geranium maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tek inci anlamında. Hz.Ali (r.a.)’nin kızkardeşi ve Rasulullah’ın amcasının kızı olan hanım sahabi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cündîcesine, iyi binicilere, süvarilere yakışır tarzda, böyle bir tarz takınarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cezâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A. F.). Cesurlukla, yiğitlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesurlukatılganlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., biyol deriye ait, cilde ait, cildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adâlet isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (erkek) kardeşçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dâhiye yakışır Daire bir şekilde, dâhice, dehâ eseri göstererek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native, or a naturalized inhabitant, of Denmark. a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a native or inhabitant of Denmark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دانه] tohum. 2.yem. 3.tane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Danimarkalı. Great Dane Danua cinsi kopek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dâne = tane, çîden = toplamak). Tane toplayan, döküntü hâlinde dağınık ufak tefek şeylerden faydalanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tâne döken, tohum serpen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dirhemin altıda biri olmak üzere eski bir tartıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilen, malûmatlı, vâkıf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داننده] bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب خانه] darphane, para basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çanakkale Boğazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARBHANE) (i. F. A. darb = damgalama, F. hâne = ev, yer). Para basılan yer, sikke dökmeye mahsus fabrika, resmî idare (Darphane-i Amire terkibinin müennes olması meşhur galattır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint. mint for coining moneys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داروخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Osmanlı devrinde tapu ve kadastro dairesi. Defter-i hakanî, vergi emaneti. Defter-hlne nizırı = Defter-i hakanî emini, vergi nâzırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Demir işlerinin yapıldığı iş yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alçakça, alçaklıkla edilen: Bu, pek denâet-kârâne bir harekettir. Hakkımda pek denâet-kârâne muamelede bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Diş tanesi. 2. Çark vesaire dişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derisi dikenlilerden kestaneye benzeyen bir yumuşakça (echinus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea urchin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahzun ve kederli adama mahsus tarz ve halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. ders, F. hâne = ev, yer, mahal). Ders yeri, ders vermeye mahsus salon: Bu mektebin dershaneleri dardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom derslik. sınıf. private teaching institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private establishment preparing students for various exams. schoolroom. classroom. form room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dervişlere mahsus veya lâyık olan, dervişlere yakışır surette olan: Dervîşâne kıyafet, dervîşâne söz: Dervîşâne yaşıyor. 2. Tevekkül, tevazu ve iç temizliğiyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریانورد] denizci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. F.). Rum piskoposunun dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir büyük şahsın veya saygı ifadesi olarak hitâb edilen birinin evi, meskeni, konağı: Dün devlet-hânelerine gittimse de kendilerini bulamadım. Yarın devlet-hânede misiniz?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doğum öncesi meydana geldiği farz olunan ruh hastalılıklarını teşhis ve tedavi sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeffaflık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beylik elbise vesairenin dikildiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül okşarcasına, gönül okşayana yaraşır yolda hareket etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle. captivating. charming. beautiful. comely. beautiful girl. beautiful woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبر] gönül alan, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alıp götüren, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesaret ve yiğitlikle yapılan, yiğitçe: Dilîrâne bir tavırla, dilîrâne söz. Cesaret ve kahramanlıkla, yiğit adama yakışır surette: Dilîrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dini kıracak ve zarar verecek surette: Dinşikenâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindar bir insana yakışır surette: Dindârâne bir harekette bulundu, dindârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Odalar arasındaki geniş sofa, sale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Deli, Ar. meczub. 2. Aptal, alık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. lunatic. mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیوانه] deli, çılgın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dîvânelik, delilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.), Delicesine hareket eden, çılgın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیوانگی] delilik, çılgınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Delilik. 2. Aptallık, alıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dindarlık, dinin kaide ve hükümlerine tamamiyle riayet: Eshab-ı diyânetten bir zattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piety. devoutness. religion din.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piety. devoutness. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Diyânetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Din kaidelerine riayet eden, dindâr. Ar. müttakî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Oniki Ada.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itboğan, (bot). Apocynum erectum; buna benzer birkaç ot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DÖKÜM-HANE) (i.). Madenden çeşitli Alet ve eşyalar yapmaya mahsus fabrika. Fr. fonderie: Hurufat dökümhanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry. iron foundry. ironfoundry. smeltery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundry. iron foundary. ironworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dostlukla olan, doğruluk ve sevgiye dayanan veya lâyık: Bazı dostâne ihtarlarda bulundu. 2. Dostluğa yakışır surette, dostçasına: Size dostâne söylüyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوستانه] dostça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. ikiz, çift. 2. İki rekât Salât-ı dü-gâne = İki rekât namaz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aile, hânedân, kabile, silsile, soy, sop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). İnci tanesi. mec. Pek güzel ve sevgili çocuk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnci tanesi. 2.Sevgili, kıymetli.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Çok ince, nispeten hafif ve özellikle duvara monte edilebilen televizyonlar. Mevcut düz panel televizyonlarda plazma veya LCD teknolojisi kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hırsız gibi, hırsız:a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Mekânın iki boyutlu, düşey ya da yatay bir uzantısı. Mimari kompozisyonlarda somut değeri olsa da resimde mekân ve hareket yanılsamasının ön koşuludur. Heykelde ise çok yalın geometrik biçimler dışında düzlem çokça ilgilenilen bir öğe değildir. Resimde tuvalin yüzeyi resimdeki mekânın en yakın boyutu olarak hissedilmekle birlikte, bu yüzeyin alt bölümü izleyiciye en yakın, en üstüyse en uzak mekânı içeren bir yer düzlemi olarak da yanılsanır. Derinlik yanılsamasını amaçlayan kompozisyonlarda ön plan, orta plan, arka plan anlatımları, bunları algılatan farklı derinlik düzlemlerinin vurgulanmasıyla oluşturulur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ دردانه] inci tanesi. 2.sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Ahmakcasına, akılsızcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهانه] bön bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اجزاخانه] eczane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ECZA-HANE) (i.). Eczacı dükkânı, ilâç satılan mağaza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drugstore. pharmacy. chemist's shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drugstore. pharmacy. chemist's.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drugstore. chemist. chemist's shop. pharmacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdetshane, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t.,Edepli ve terbiyeli bir adama yakışır, terbiyeli: Edîbâne bir tavrı vardır. 2. Ediplere, edebiyatçılara lâyık: Edîbâne konuşmalara girişti. Edep ve terbiye ile veya edebiyatçılara yakışır surette: Edîbâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EFSANE) yahut FESANE (i. F.). 1. Masal, asılsız hikâye, hurafe. 2. Şöhret bulup dillere düşen vaka ve hal, destan. Efsâne-perdâz = Masal uyduran, masalcı. Efsâne-cû = Masal arayan, masallara itibar eden. Efsâne-gû = Masal söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fable. tale. story. myth. legend. saga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legend. myth. fable söylence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fable. myth. legend. story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ افسانه] masal. 2.efsane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Asılsız hikaye. 2.Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. - Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become legendary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Efsaneye Ait, efsaneyi andırır şekilde: Efsanevî bir kahramanlık gösterdiler. 2. Efsanelerde adı geçen: Zümrüdüanka, efsanevî bir kuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabled. legendary. mythic. mythical. cyclic. cyclical. larger than life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legendary. mythical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legendary. fabled. fabulous. mythical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekmele, en olgun olana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ekrem olana yakışacak sûrette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Oburcasına.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. andız otu, bot. ınula helenium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. emn’den) (c. emânât). 1. Birine bir şeyi bırakma tevdi etme: Bunu size emanet edeceğim, emanet bırakacağım. 2. Birine emniyet edilip bırakılan şey: Emanetimi iade ediniz. 3. Osmanlı devletinde bazı devlet dairelerine verilen isim: Rüsûmat emaneti, şehremaneti. Allaha emanet olun = Sizi rabbime emanet ederim, Allaha ısmarladık. Emanetullah = Tanrıca emanet Hükmünde vatandaşlar, bilhassa tab’anın himayeye muhtaç olan takımları. Sandık emaneti = Sandık eminliği, sandıkkârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trust. deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

security. trust. deposit. left-luggage office. baggage room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escrow. custody. person or thing entrusted to another's safekeeping. a trust. checkroom for baggage. entrusted to one's safekeeping. charge. check room. consignation. safe custody. security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امانت] eminlik. 2.emanet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Emniyet edilen kimseye bırakılan şey, eşya veya kimse. 2.Osmanlı devletinde bazı devlet dairelerine verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commend. consign. entrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commend. consign. delegate. entrust. to place in escrow. intrust. recommend. commit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emanetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yerden bir yere götürülen eşyayı emanet suretiyle alıp yerlerine teslim eden adam ki, bazen kendisi gidip gelir ve bazen ortağına gönderir: Bursa, izmir emanetçisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depository. depositary. trustee. bailee. consignee. depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trustee. consignee. depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baggage checkroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yerden bir yere emanet suretiyle gönderilen eşyayı alıp teslim etmek vazifesi: İstanbul ile Bursa arasında emanetçilik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

work of a checkroom attendant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [امانت دار] emanetçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Emanet yolıyle, emanet olarak: Bunu size emânet veriyorum. 2. Bir resmî daire tarafından bizzat, ihâle şeklinde ve iltizam suretiyle olmayarak: Vilâyetin Aşârı iki sene emâneten, iki sene de ihâleten idare olundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for safe keeping. on deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on deposit. as a trust. for safekeeping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امانة] emanet olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Emanet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın emaneti.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. impanel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uçağa binmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. instantené

anlık

Kısa süren, bir an içinde olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instantaneous. snapshot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snapshot. instantaneous. candid photograph. instantaneous shutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snap. snapshot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Shutter Priority (Enstantane) modunda, enstantane ayarlanır; diyafram açıklığı buna göre fotoğraf makinesi tarafından belirlenir. Aperture Priority (Diyafram açıklığı) modunda, kullanıcı diyafram açıklığını seçer ve fotoğraf makinesi enstantaneyi buna göre ayarlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bıçkı yeri, bıçkıhane, hizar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutsağa veya köleye yakışır surette: Esîrâne bir muamele.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yavaş yavaş gözden kaybolmak, zail olmak, kaybolmak. evanescence (i.) yavaş yavaş kaybolma, zeval. evanescent (s.) gözden kaybolan, hafızadan silinen, zail olan, çabuk uçan; (bot.) dayanmayan, çabuk solan; mat son derece küçük, cüzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). irticali, önceden yapılan bir hazırlığa dayanmayan. extemporaneously (z). doğaçtan, irticalen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). maddesel evrenin dışında olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konu dışı mevzu haricî; dıştan gelen, yabancı, ecnebi. extraneously (z). konu dışı olarak; dıştan gelerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. extranet

bl. dış ağ

Yerel ağlarla birbirine bağlı birçok bilgisayarın Genel Ağ’ı kullanarak birbirleriyle iletişim kurduğu bilgi iletişim ağı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fahîm olana yakışacak tarzda.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فاحشه خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Övünerek, tefahhurla, iftihar ederek: Birtakım fahûrâne bir tavırla sallanarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. F.) Konuşanın evi (tevazu tâbiri): Fakirhâneye teşrifinizi rica ederim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. F.). 1. Fakire yakışır surette. Fakirâne bir evim vardır, fakirâne yaşamayı kabüllenip gelirinin çoğunu hayra sarfediyor. 2. Acizane (tevazu tâbiri): Fakirâne takdimine cüret ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home for impoverished old people who are homeless or handicapped. wretched little hole. mean house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فقيرخانه] bendenizin evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mabet, küçük mabet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). Hz. Ömer Faruk’a lâyık olacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıklıkla, fasahatle, fasih söyleyip yazanlara mahsus tarz ve usulde: Fasîhâne ifâde, fasîhâne ifade etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zihin açıklığı, anlayış, zeyreklik, sür’at-i intikal: Bu çocukta çok fetânet vardır. «Fıtrat» ile aynı mânâdadır. (bk.) fetânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zihni açık, anlayışlı, zeyrek. Ar. fatîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fedakâr bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکارانه] özveri ile, özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tekli, yalnız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bilgin, Alim. Ar. hakim, Fars. dânâ. 2. Emsal ve akranından farklı, seçkin: Edebiyatta ferzânedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرزانه] bilge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Alim, bilgin, seçkin. 2.Benzerlerinden, akranlarından ileride. 3.Hakim, feylesof. 4.Tasavvufta, ncfsani bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. ilim, irfan. 2. Emsal ve akranına üstün olma, eşsizlik, seçkinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Oğula yakışacak surette; çocukça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Masal, esatir, asılsız ve harikulâde hikâye, (bk.) Efsâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فسانه] efsane, masal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fatânet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. Peygamberlere mahsus beş sıfattan biridir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Fetvâ verilen yer. Eskiden İstanbul’da meşîhat (şeyhülislâmlık) dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fişek yapılan veya saklanan yer, fişek fabrikası ve mahzeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flannel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flannel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). tembellik, gevşeklik, ağırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). bıngıldak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fotoğraf yeri, fotoğraf çekilen dükkân, atelye, ticaret evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photographer's studio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frangipani (i). bir çeşit yasemin ıtırı; alyasemin kokusu; (ahçı). badem ve krema ile yapılan bir çeşit pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Yunan Efsun asker lerinin giydikleri eteklik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Gafletle olunan, gaflette bulunan adama yakışır surette, dikkatsizlikle, habersizce gafilâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Görmeyerek ve görünmeyerek, gizliden, arkadan, yüze karşı olmayarak, şahsen tanımadığı halde: O adama gaibâne sevgim vardır, sizi gaibâne sevenlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzundur) (i. F.). Galip sıfatiyle, üstün gelen adama yakışır sûrette, galebe çalmışcasına: Galibâne bir tarzla, galibâne hareket ediyor, söz söylüyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ganof i, argo hırsız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ağnâm). Koyun, (bk.) Ağnâm: Aded-i ağnâm = Koyunların yıllık vergilerinin alınması maksadıyle koyunların sayılması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غنم] koyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Garip gibi, garipcesine. 2. Üzgün, elemli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkekçesine çalışma, gayret etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Büyük bir çalışkanlık ve gayretle, üstün bir iyi niyetle: Gayûrâne müdafaa, gayûrâne davrandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana yakışır surette, cesurca. Fars. şîrâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gazete idarehane ve matbaası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Havagazı fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasworks. gas board. gas house. gas plant. gas works.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ilgili, alâkalı, müna sebeti olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travelling library.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Giriftârcasına, giriftâr olarak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yeni açmış gül, gonca.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günahkâr şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şer’an gusül abdesti almak üzere yıkanmaya mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Küba menşeli bir dans.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a Cuban dance in duple time music composed in duple time for dancing the habanera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slow, rhythmic dance of Cuban origin, also poular in Spain The name is derived from Havana, Cuba's capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cuban dance of Spanish origin, the first major Latin influence on U S music around the time of the Spanish-American War Provided the rhythmic basis of the modern tango, which makes its influence in 20th century American music difficult to trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A 19th century Cuban song and dance form that is slow to moderate in tempo and in duple meter. music composed in duple time for dancing the habanera. a Cuban dance in duple time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Küba'da yapılan bir dans; bu dansa göre müzik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] hapishane, tutukevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haccâc’a yakışacak ağır zulüm (Haccâc, Emevî devri Arap valilerindendir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Haddini bilmezcesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dökümevi, döküm yapılan fabrika. Osmanlı devrinde tersanenin, döküm işleri yapan bölümü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blooming mill. rolling mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roller mill. rolling mill / plant. drawing mill. tilt. rolling mill. rolling plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâincesine hainlikle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خائنانه] haince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakka tapınana lâyık bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adil bir şekilde, hakka riayet ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hakikati, gerçeği, doğruyu tanıyana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmederek, hâkimlik ve Amirlik tavır ve tarzıyle: Hâkimâne bir tavırla; hâkimâne emrediyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakîme lâyık hal ve surette: Hakîmâne tavır ve hal; hakîmâne sözler; hakîmâne hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). İtibârı, değeri olmayan bir adama ait olan yahut olarak, eskiden bu da yine tevâzu yerinde kullanılırdı: Artza-i hakîrânem; hakîrâne ifâde-i hâle cür’et eylerim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Yumuşak huylu olana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temizlik, doğrulukla, bir maksat altında olmayarak: Hâlisâne fikrimi söyledim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خالصانه] içtenlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halvet yeri, halvete mahsus hücre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hahambaşının iş gördüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hamiyetli adama yakışır surette, hamiyetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. musiki). Türk musikisinde eserlerin bölündüğü büyük kısımlar. Musiki eserlerimiz çok defa dört hânedir: Peşrevin birinci hânesi, şarkının miyân-hânesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ev, mesken: Bu şehrin kaç hânesi vardır? HAnesi misafirden boş kalmaz. 2. Küçük kısımlara bölünmüş bir şeyin gözcüklerinin beheri: Dama, tavla, kasa hanesi. 3. Rakamların sağdan sola doğru olan sıra ve derecelerinin her biri: Onlar, yüzler, binler hânesi. 4. Diğer bir isme katılarak yer ve mekân gösteren mürekkep isimler yapar: Kütüphane, hastahane, eczahane, tophane, baruthane vs. Yazıhane = 1. Yazı masası. 2. İş yeri. Devlet-hâne = Saygı tâbiri olarak eviniz. Bend-hâne = Tevazu tâbiri olarak evim (kulunuzun evi). Hâne-berdûş — Evi omuzunda, omuzundaki kilimden ibaret, serseri. Hine-harâb = Evi yıkılmış, evsiz, perişan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. dwelling. place. order. digit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place. house ev. konut. household ev halkı. division. section. place basamak. square. house. building. household. compartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house. household. division. section. blank. square. place of a digit in decimal notation. residence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An attachment to an enemy stone which diagonally connects to your own piece, already attached to the same stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A diagonal move played in contact with an enemy stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spring. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خانه] ev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yıkıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâne, ev yıkacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ev yıkıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). «Evi omuzunda»: Yersiz, yurtsuz, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev, hâne, satan, ev tellâlı, ev komisyoncusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev yakıcı, mec. Ailesini düşünmeyen, gözü dışarıda olan kimŞ6-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğruluk, istikamet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanefiyye). I. Dört Sünnî mezhepten Imâm-ı Azam Ebûhanîfe’nin mezhebine ait: Mezheb-i Hanefî. 2. Imâm-ı Azam’ın mezhebine tâbi veya mensub olan: Fıkh-ı Hanefî. Bu mânâ ile isim de olur: Hanefîler, bütün Müslümanların yarısından fazlasını teşkil ederler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İmamdı Azam Ebu Hanife’nin mezhebinden olan. Hanefi mezhebine mensup kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanefî mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şâzelî tarîkatinden ayrılan bir küçük tarîkat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hanefî). Hanefîler, Hanefî mezhebinden olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eve ait, evde yaşar, Ar. beytî, ehlî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Ağız tavanı, damak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hanekiyye anatomi, tıp). Damağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hânesi olan. (bk.) HAne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprising houses. having digits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hanedan, sülâle. 2. Ev halkı ve eşyası: Hânemânım harap oldu. (bk.) HAnmân, hanümân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hânende-gân). Ses san’atkârı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواننده] şarkıcı. 2.okuyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hânende). Hânendeler, ses san’atkârları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânendelik, ses san’atkârlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T. musiki). Ses san’atkârlığı ilmi, Fr. chant.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HABS-HANE, aslı: MâHBÜS-HANE) (i ). Suçluların hapis ve tevkif edildikleri yer: Cezaevi, Ar. mahbes: Hapishâne müdürü, umumi hapishâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jail. prison. gaol. cage. pen. bull pen. can. choky. clink. cooler. coop. institution. nick. penal institution. penitentiary. pound. quod. roundhouse. shop. stir. stockade. tank. ward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison. goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. jail. goal. big house. cage. chokey. cooler. gaol. hockey. hold. inside. institution. penal institution. jug. limbo. nick. in the nick of time. penitentiary. porridge. prison house. convict prison. stir. tollbooth. wire city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حبس خانه] tutukevi, mahpushane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hârâbâtîce, harabatîlikle, israf, sefâhat ve sarhoşlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esnafça eğlenceye giden, esnaf gibi her biri masrafının hissesini vererek (Arifâne denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Harîscesine, hırslı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hasâfetli, aklı başında bir adama yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Düşmanca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خصمانه] düşmanca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hassas bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hassas, hisli, duygulu olana yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HASTA-HANE) (i. F ). Hastaların kabûl ve tedavi olunduğu umumî bina, Fars. bîmâr-sitân. Seyyar hastahane = Savaşta kolayca yer değiştirmeye elverişli hafif ve gezici hastahBne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hastahane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butcher shop. hospital. infirmary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospital. infirmary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospital. chapel. chaplain. infirmary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beat sb up so badly that he / she needs to be hospitalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get so sick that one needs hospitalization. to be badly beaten up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Hasetçilikle, hasetçiye yakışır bir surette, kıskanarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حسودانه] kıskanarak, kıskançlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hâtemce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hatıra riayet ederek, kimsenin hatırını kırmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hayal kurma

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazret-i Ali’ye (veya arslana) yakışır bir cesaretle: Bir savlet-i hayderâne ile hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin veya herkesin iyiliğini arzu edene mahsus: Hayrhâhâne fikirler, hayr-hâhâne öğütler. Hayırhahlıkla, birinin veya herkesin iyiliğini isteyerek: Ben size hayr-hâhâne söylüyorum. (bk.) Hayırhah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. F.) (yanlış tâbir). Hazâkatle, mahirâne. Doktorum pek hâzikane ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldukça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri uçaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri, kendi eksenleri etrafında dönebilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktur ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave bir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru denilir. Kuyruk rotoru aynen uçak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devirde döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalma ve yükselme sağlanır. Kanatlar arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüz taşıtları içinde en çok yönlü ve şaşırtıcı olanı helikopterdir. Üç boyutta da hareket edebilmesi, hemen hemen her yere gidebilmesi nedenleri ile uçaklarla yapılamayan birçok özel görevlerde de kullanılabilirler. Ancak helikopterlerin uçma mekanizmaları uçaklara göre oldkça karışık, üretim maliyetleri de daha yüksektir. Helikopterleri çaklardan ayıran önemli özellikler, havada asılı durabilmeleri ve geri geri uçabilmeleridir.

Uçaklarda gerekli gücü motor sağlar ama asıl havada kalabilmelerini sağlayan kanatlarıdır. Helikopterlerde ise havada kalmayı sağlayan motora bağlı pervanelerdir. Onları bir çeşit dönen kanat olarak düşünebiliriz. Bir helikopterde iki veya daha fazla kanat olabilir.

Kanatlara hafif bir açı verilip, ana motor çalıştırılınca, dönen kanatlar helikopteri kaldırmaya çalışır. Yerde iken sorun yoktr ama havalanınca helikopterin gövdesi, pervanenin dönüş yönünün tersine dönmeye başlar. İşte burada bu hareketi durdurabilecek ilave bir güce ihtiyaç vardır.

Bu ilave gücü sağlamanın en kolay yolu, dönüş yönüne dik ilave ir pervane koymaktır. Buna kuyruk rotoru aynen çak pervanesi gibi bir itiş gücü yaratır ve helikopterin gövdesinin dönmesini dengeleyerek sabit kalmasını sağlar.

Kuyruktaki pervaneyi döndüren ayrı bir motor yoktur. Hareketini ana motordan bir şaft ile alır ve altındaki dişli kutusu vasıtası ile dönmesi gereken devire döner. Helikopterleri tam olarak kontrol edebilmek için ana ve kuyruk pervanelerinin ayarlanabilir olmaları gerekir. Kuyruk pervanesinde kanatların eğimlerinin, yani açılarının ayarlanması ile helikopterin kendi ekseni etrafında dönebilmesi sağlanır.

Ana pervane ise çok önemlidir. Yükseklik değiştirmeyi, ileri ve geri gitmeyi, dönmeyi o sağlar. Bunun için de inanılmaz derecede dayanıklı olması gerekir. İşin asıl sırrı ise ana pervanenin dönen kanatlarının eğiklik açılarının bir tam tur süresince değişmesidir.

Helikopterlerin havada hareketsiz kalabilmeleri için pervanelerin açıları da sabit olmalıdır. Bu açıları tüm kanatlarda aynı anda değiştirmekle alçalmave yükselme sağlanır. Kanatlar arka arkaya geldiklerinde açıları büyük, öne geldiklerinde daha küçük ise ileri doğru hareket, tersi durumda da geriye doğru hareket sağlanır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Helva vesaire pi şirmeye mahsus geniş ve az derin tencere veya kazan. Kuşhanenin büyüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir evde oturanların beheri: Kendisiyle bir sene hem-hâne bulunduk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همانند] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). banotu, (bot). Wyoscyamus niger.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eskiden hendese, mühendis okulu, teknik üniversite. 2. Bayındırlık ve belediye gibi dairelerin mühendislere mahsus şubesi. Mühendis dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hıdîvâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (oto). yüksek oktanlı (benzin).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هندوانه] karpuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akiline, akıllıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Sünnetçilik, çocukları sünnet eden adamın işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hiyanet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendisine gösterilen emniyet ve itimadı kötü kullanan veya vaad ve taahhüdünü yapmayarak hilekârlıkta bulunma. 2. Kendi devlet ve memleketi aleyhinde düşmana hizmet etme, hainlik: Eski Romalılar en ağır cezayı hiyanete tahsis etmişlerdi. Halk dilinde yanlış ve sevimsiz olarak hâin ve vefasız mânâsiyle sıfat gibi de kullanılır: Hiyanet adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disloyalty. treachery. perfidy. treason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treason. treachery. perfidy. faithlessness. disloyalty. infidelity. lése majesté. prodition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خيانت] hainlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiyanet eden, hâin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiyanetle, hâinâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خيانتکار] hain.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde). 1. Hainlik, hiyanet. 2. Vefasızlık, sözünde durmayış. 3. Hilekârlık, gaddarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hazâne galattır). Hazine. Hizânet-ül-kütüb = Kütüphane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خزانه] hazine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خدانکرده] Allah göstermesin, Allah etmesin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdara mahsus veya lâyık bir hal ve şekilde: Hükümdârâne azametle; hükümdârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hal). 1. Samimi sevgi ile. 2. Dalkavuklukla, ikiyüzlülükle, hulûs çakarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insancı, merhametli, müşfik, insaniyetli; yükseltici, uygarlaştırıcı. humane letters, humane studies beşeri ilimler, konusu insan olan bilimler. humane society insan veya hayvanları himaye eden kurum. humanely z. insanca, merhametle, şefkatle. hu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Humbara yapılan beylik fabrika. 2. Humbaracılar kışlası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap küplerinin veya fıçılarının konduğu yer, meyhâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خم خانه] şarap mahzeni. 2.meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). inceden inceye, pek ince ve derin: Hurdabînâne tetkik etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Saygılı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasırga, bora. hurricane deck yolcu gemilerinin en üst güvertesi. hurricane lamp rüzgar feneri, gemici feneri. hurricane signal şiddetli ve tehlikeli bir kasırganın geleceğini işaret eden bayrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şâhâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz uçağı, suya inebilen uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den) (c. iânât). 1. Yardım, imdat, para ile yardım. 2. Hayırlı veya umumî bir iş için, veyahut hasta ve muhtaç bir edam veya bir cemiyet için verilen ve toplanılan para. İane parası, İane defteri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعانه] yardım, bağış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İâne yoluyla, bir yardım ve muavenet olmak üzere: Göçmenlere iâneten evini verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İBADET-HANE ) (i. F„ Ar. ibâdet = tapınma, Fars. hâne = ev). Cenâb-ı Hakk’a veya mâbud olduğuna inanılan bir ilâha ibâdet etmeye ve tapınmaya mahsus bina, mâbed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temple. house of God. place of worship tapınak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عبادت خانه] ibadet edilecek yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeytanın işine benzer, şeytanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeytana lâyık, şeytanca (iblis-kârâne daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابليسانه] şeytanca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Herkesi Aciz bırakan, mucize çeşidinden olan: Icâz-kârâne bîr konuşma ile. Mucize çeşidinden olarak: Icâz-kârâne eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn»den masdar). Borç, ödünç verme, ikraz: Kendisine para idâne eden yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ödünç olarak, idâne yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اداره خانه] yönetim bürosu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Haksız yere alay veya hakaret etme, haksızlık. 2. Hiyânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. infidelity. sellout. defection. judas kiss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. treason. unfaithfulness. infidelity. disloyalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betrayal. treachery. unfaithfulness to one's spouse. high treason. treason-felony. infraction of faith. misprision. perduellion. prodition. sell-out. stich up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهانت] hainlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

betray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to betray. to be unfaithful to. cheat. double cross. grass. rat on. sell down the river. shop. squeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Temiz kalble.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İcat ve ihtiraa alt veya muktedir: Bu adamın ihtirâkârâne bir yaradılışı vardır. 2. İhtirâ sahiplerine yakışır surette: ihtirâkârâne bir tarzla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İlân yoluyla, İlân ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first aid post / station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). iltifatçı adamlara mahsus bir tarzda: lltifâtkârâne baktı, iltifatçılara mahsus bir tavırla: Beni iltifât-kâre kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill. factory. workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. small factory. mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fels. her yerde mevcut, hazır ve nazır; dahili, batıni. immanence i. her yerde var olma, içte baki olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, empanel f. (-ed, -ing veya -led, -ling) huk. jüri heyeti listesine kaydetmek; bu listedeki isimlerden jüri heyetini seçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sürekli ol mayan, daimi olmayan, devam etmeyen. impermanence i. sürekli olmayış, devam etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. boş, anlamsız; budala, ahmak; seciyesiz alçak; i. boşluk. inanely z. budalaca; anlamsız bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zalim; ilgisizlik veya bilgisizlikten dolayı başkalanna veya hayvanlara eziyet eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaflı bir kimseye yakışacak şekilde: Insaf-kârâne hareket. 2. İnsafla, adalet ve merhametle: Insaf-kârâne hareket etmeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. deli, çıldırmış; delilere mahsus; delice, manasız. insane asylum tımarhane. insane person deli kimse. insanely z. delicesine. insanity i. delilik, cinnet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir anda olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ani, ansızın, anında olan, bir anlık. instantaneously z. bir anda olarak; hemen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (astr.) gezegenler arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. intranet

yerel ağ

Bilgisayar ağlarının birbirine bağlanması sonucu ortaya çıkan, sınırlaması ve yöneticisi olan sadece kurum veya iş yeri içinde kullanılan bilgi iletişim ağı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) nezaketsiz, terbiyesiz kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. ipek, Fars. hâne). İpeğin yetiştirilip hazırlandığı yer, ipek fabrikası (hâne sözünün Türkçe isimlerle birleşerek meydana getirdiği isimler pek çok olduğundan, hapishâne, yazıhâne ve ipekhâne gibi isimleri doğru gibi kabûl etmeliyiz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). İplik yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Islah evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» dan masdar) (c. istiânât). Yardım isteme: Tanrı’nın lutfundan istiâne ederim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(a.) [استعانه] yardım isteme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yardım istenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstibdadla yapılan, müstebide yakışır şekilde, istibdadla, müstebitçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn» den masdar). Ödünç alma, borç etme: idâne sandığından istidâneye hakkı olanlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) marangoz rendesi, kaba planya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Japon, Japonya halkı; Japon dili, Japonca; (s.) Japonya'ya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu deneyi ilk olarak ABD Caiifornia’da Larry Walters, bildiğimiz çocuklar için olan uçan balonlarla değil meteoroloji balonları ile yapmıştır. Larry 42 tane balonu kendine bağlamış, kendisi de alimünyum bir sandalyeye oturmuş, emniyet olsun diye de yere bir halatla bağlanmış.

Tam yükselmeye başlarken yere bağlı halat kopmuş ve kontrolsuz bir şekilde 5 bin metreye kadar yükselmiş. Bundan sonra yanında bulunan tabanca ile yüksekliği kontrol için balonları tek tek patlatmaya başlamış. Bu arada yanında bulunan telsizle yakından geçebilecek uçakları ikaz etmeyi de ihmal etmemiş.

Balonları tek tek patlatarak inerken biraz da şanssızlığından, balonları bağlayan teller elektrik hatlarına takılmış ama sonunda yere sağ salim inmeyi başarmış. Bu üstün başarısından dolayı takdir bekleyen Larry’e ulusal havacılık kurallarını ihlal etti diye ilgililer çok kızmışlar ve cezalandırmaya karar vermişler. Bu hikayenin gerisi bilinmiyor ama biz hesap yolu ile kaç uçan balon bir insanın ayağını yerden kesebilir bulabiliriz. Bir litre helyum 0,18 gramdır. Bir litre hava l gramdır diye bilinir ama onun yüzde 80’inin nitrojen olduğunu düşünürsek bir litre hava, hemen hemen saf nitrojen kadar yani 1,25 gramdır diyebiliriz. Yani bir litre helyum, bir litre havadan yaklaşık l gram daha hafiftir.

30 santimetre çapındaki bir balonu tam küresel düşünüp hacmini hesap edersek 14.137 santimetreküp yani 14 litre eder. Helyumun bir litresi havadan l gram hafif olduğuna göre bu balon ucuna bağlanan 14 gram ağırlığı havaya kaldırabilir (balonun kendi ağırlığı ve ip ihmal edilerek).

Diyelim ki çocuğunuz 30 kilogram ağırlığında. Her biri 14 gram kaldırma gücündeki balonlardan 2.150 tanesini alıp eline verirseniz, bir anda yanınızdan kaybolup havalandığını görebilirsiniz, tabii teorik olarak.

Eğer daha büyük, 3 metre çapında bir kaç balon bulabilir ve helyumla şişirebilirseniz 55 kilogram ağırlığındaki eşinizi kaldırmaya 4 tanesi yetecektir.

30 metre çapındaki bir balon ise 14 ton ağırlığı kaldırabilir. Bu nedenle balon, zeplin türü hava araçlarının hacimleri çok büyüktür. Aslında bir litresinin ağırlığı 0,09 gram olan hidrojen bu işler için idealdir ama çok yanıcıdır, en ufak bir kıvılcım, patlamasına neden olabilir.

Hindenburg zeplininin bu nedenle başına gelenlerden dolayı zeplinle yolculuk tarihe karışmıştır. Helyum gazı kullanılarak tekrar eski günlerine dönmesi ümitle beklenmektedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. F.). Kadiri tekkesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâfire yakışır hal ve surette olan: Itikaad-ı kâfirâne = KAfirlere lâyık bir hal ve surette, küfr ile: Kâfirâne itikat, ibadet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kâğıt fabrikası. 2. (hi.). İstanbul civarında vaktiyle böyle bir fabrikanın bulunduğu yerdeki mesire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Kahharcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Gaipten haber veren kâhin tavır ve usûlünde, kâhincesine, kâhine yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Yiğitçe, yiğitlikle, bahâdırâne: Bir tavr-ı kahramânâne ile; kahramânâne hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kahve içilip oturulan yer, kahve: Kahvehâne havadisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse. cafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (serving only coffee , tea or soft drinks. cafe. coffee house. coffee stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kaide kırarak, kaide kırarcasına, kaideye, usûle riâyet etmeyerek, kaideyi bozarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalenderlere yakışır surette, serserice, lâubâlî bir şekilde, filozofça: Omr-i kalenderine; kalenderâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kal işi yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskici dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmkâr, bahtiyar insana yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmrân olarak, bahtiyarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanâat sahibi olanlara lâyık ve yakışır hal ve surette: Bir tarz-ı kanât-kârânede. Kanâat-kârâne bir ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). (Kevn masdarından geçmiş zaman kipi 3. şahıs): «Oldu» mânâsındadır ve bazı Arapça terkiplerde geçer). Mâşâ’ Allah kâne = Allah’ın istediği oldu!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanepe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couch. sofa. davenport. lounge. settee. canape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settee. sofa. couch. canapé.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couch. divan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik). Vaktiyle kapdân-ı deryâdan sonra Osmanlı deniz kuvvetlerinin en büyük amirali, oramiral. Bunun aşağısında patrona ve riyâle unvanları ile iki amiral daha vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowflake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowflake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Polis karakolu. Karakol binası (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaz için kar saklayıp sattıkları mahal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (halk dilinde: kerhâne). 1. İş yeri, iş işlenen yer, bir san’ atla uğraşanların çalıştığı ve makineler kurulup işletilen atelye, fabrika: Yünden dokuma imali için geniş bir kârhâne kurdu. 2. Süt kaynatılıp satılan ve yoğurt vesaire yapılan yer veya dükkân, sütçü dükkânı: Sütü kârhâneden almayıp mandıradan yahut bir inek sahibinden almalı. 3. Umumhâne, genelev.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کارخانه] fabrika. 2.işlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Umumhâne, genelev işleten adam veya kadın. 2. mec. Namussuz, ahlâksız kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yuva, Fars. Aşyân. 2. Ev, mesken, mec. muhteşem mesken, saray, sarayımsı ikâmetgâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ کاشانه] yuva. 2.mâlikâne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük kasap dükkânı, kasabın et sattığı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acizce: Fikri kaasırânemce (pek de doğru tâbir olmayıp kaasır daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güzel ve iyi kaleme alınmış, Osm. münşîyâne: Kâtibâne ifade, bir tarz-ı kâtibânede. Eski yazı usûlüne uygun: Kâtibâne yazıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hazır ayakkabı satan dükkânların bulunduğu yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayığı çekip bağlamaya veya kızak üzerine almaya mahsus dalgadan muhafazalı yer: Bu yalının kayıkhanesi var mıdır? Bu iskelenin güzel bir kayıkhanesi var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boathouse. boat house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catnip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(yabani sümbül): Ballıbabagiller familyasından; kırlarda yetişen beyaz ve pempemsi çiçekli bir bitkidir. İstanbul ve İç Anadolu bölgesinde görülür. Kediler çok sever. Kullanıldığı yerler: Hazım sistemini düzeltir. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. Karın ağrılarını giderir. Astım grip ve bronşitin sebep olduğu nefes darlığını geçirir. İdrar söktürür. Bağırsak solucanlarını düşürür. Ağrılı aybaşı kanamalarında faydalıdır. İktidarsızlığı giderir. Sinirleri yatıştırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(KİHANET) (i. A.) Eski ibrânîler’de, Yunanlılar’da vesair eski kavimlerde bazı ruhanîlerin ve kimselerin çeşitli vasıtalara başvurmak iddiasıyle gaaipten haber vermeleri: İslâm’da kehânet yasak ve haramdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oracular. sibylline. soothsaying. divination. augury. prophecy. oracle. prediction. denouncement. omen. portent. presage. prognostic. prognostication. second sight. vaticination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omen. prediction. prophecy. soothsaying. augury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prediction. soothsaying. prophesy. augury. omen. presage. prognostication. prophecy. second sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کهانت] falcılık, kahinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a prediction. cast. predict. prophesy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Keman ve kemençe yayı. 2. Maskap (matkap) yayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bow for a violin. ship's headrail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمان ابرو] kaşı yay gibi olan sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Hakirâne, Acizane (konuşan kendisi hakkında kullanırdı): Nâme-i kemterânem. 2. Hakirâne, Acizâne: Kemterâne takdimine cür’et kılındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Cömertlik, lutuf ve keremle: Kerem-kârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kârhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel genelev.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whorehouse. brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kerhane işleten kimse. 2. Ağır küfür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel keeper. son of a bitch. bastard. whoremonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kerem sahibine ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keşişlerin oturmasına mahsus inzivâ yeri, manastır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Y.’dan). Maruf meyve kl, mutedil iklimlerde yetişip dikenli yeşil bir dış kabuk içinde iki tane bulunur ve her biri açık siyah ve yumuşak bir kabuk içinde bir tekliden ibarettir. Atkestanesl = Yenmez iri cinsi ki, ağacı, gölgesi için bahçelerde ve yol kenarına dikilir. Kuzukestanesi = Çiğ de yenilen bir cins küçük tanelisi. Külkestanesi = Sulak yerlere mahsus cinsi. Kestane kebabı = Kabukla beraber veya kabuksuz olarak ateşte pişmiş kestane. Kestane ağacı = Kestane meyvesini veren ağaç ki, hayli büyük olur. Kestane rengi = Koyu kahverengi. Kestane fişeği = Fazla patırdı eden bir fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. marron. spanish chestnut. sweet chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chestnut. chestnut tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(castanea vesca): Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 - 30 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları geniştir. Meyveleri iridir. Kullanıldığı yerler: Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi, kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Mideyi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firecracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auburn. chestnut. maroon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane veya kestane kebabı satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (anatomi) İdrar yollarının arka kısmında ve yalnız erkeklerde bulunan bir bez, prostat. 2. Atların bileğinde çıkan ve boynuz kemiği gibi görünüşü olan kısa çıkıntı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kestane ağaçlarını içine alan yer, kestane ağacı korusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars.). Büyük adamlara yakışır hâl ve surette, kibarca: Klbârâne yaşayış, söz; kibârâne kabûl ediş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kehânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden askerin kılıçlarıyla ona benzer silâhların yapıldığı askerî fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterileri için gazete ve mecmua bulunduran genişçe, temiz ve iyi döşenmiş kahvehane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (usually serving only cofee , tea or soft drinks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ قرائت خانه] kahvehane. 2.okuma salonu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kiremit ve ona benzer topraktan şeyler yapılan yer, kiremit fabrikası. 2. Kiremit satılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde kiriş yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutarcasına, hükümdarca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتابخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kitap koyup saklamaya mahsus oda veya umuma ait bina («kütüphane» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk binası, dairesi ve makamı, Osm. şehbenderhâne, şehbender konağı, dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

control panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Galeta tozuna bulanarak yağde kızartılmış pirzola.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İçinde kumar oynanılan yer: Orası Adetâ kumarhanedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gaming house. disorderly house. hell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gambling house. gaming house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casino. gaming house. gambling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küplerin konduğu yer, mahzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KUŞ-HANE) (i.). 1. Kuş evi. Vaktiyle büyük konaklarda avcı kuşlara mahsus yer. 2. Başlıca kuş etlerini pişirmeye mahsus yayvan küçük tencere, helvahanenin küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aviary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arsızca, edepsizce, terbiyesizce, haddini bilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KÜTÜB-HANE) (i. F.). 1. Kitaplarla dolu yer, kitaplar konup muhafaza edilen bina. 2. Hayır eseri olarak herkesin okuması ve başvurması için kurulan ve içine kitaplar konulan bina (kitapçı dükkânlarına da «kütüphane» denmesi yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. athenaeum. bibliotheca. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

library. bookcase. bookshop. library case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

librarianship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کتبخانه] kütüphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yuva. Lân-gîr = Yuva tutan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لانه] yuva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dar yol, dar sokak, dar geçit; geniş caddelerde otomobiller için bazen bir çizgi ile ayrılmış ve yanyana olan yollardan biri; deniz ve hava trafiği düzeni için tayin olunmuş yollardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yuva, ev, aşiyan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı’nın af ve merhametinden mehrum olma, Ar. nefrîn, kargıma: Lânet olsunl Canına lânet okumak. Mel’un: Ne lânet heriftirl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peevish. imprecatory. bleeding. curse. imprecation. damnation. malediction. cuss. damn. execration. malison. murrain. reprobation. swearword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloody. curse. damnation. jinx. ruddy. imprecation. cursed. damned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. imprecation. cuss. damn. malediction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لعنت] lanet, beddua.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damn. execrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lânet okuma. Ar. tel’İn, kargıma, (i.) Tel’İn olunmuş, lânetlenmiş, mel’un. Ar. laîn, merdûd, menfûr: Lânetleme adam!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act of cursing. anathema. damnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Lânet okumak, Osm. tel’İn etmek, asıl Türkçe: llinmek, kargımak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast. blow. curse. damn. revile. to curse. to damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to curse. to damn. cuss. drat. reprobate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lânetlenmiş, ilinmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cursed. effing. accursed. accurst. cussed. damnable. damned. dratted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accursed. cursed. damned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cursed. damned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) LAubâlî şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لئيمانه] alçakça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden ilâç olarak kullanılan sarımtırak kurşuni renkte bir çeşit toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Leventçe: Levendâne yürüyor, bir tavr-ı levendâne ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağızdan, şifâhen: Lisânen söyledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anaya yakışır, anaya ait ve lâyık olan: Şefkat-i mâderâne. Anaya yakışır ve anaya mahsus bir tarz ve surette: Kendisini mâderâne kucakladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Aldanıp güvenilmeyecek bir şeye güvenerek boş bir şeye dayanarak. 2. Gurur, kibir ve azametle: Mağrûrâne hareket, mağrûrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مغرورانه] gururlanarak, kendini beğenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ماهانه] aylık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Hapishane, mahbes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Maharetle, ustalıkla: Mâhlrâne bir şekilde konuştu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahbushâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Gizlice, açıklanmamak şartıyla, ifşâ olunmayacağına itimat ederek: Ifade-i mahremâne; size mahremâne söylüyorum; mahremâne görüştüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tasa ve kaygı ile, gam ve kederle: Mahzunâne yüzüme baktı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [محزونانه] hüzünlü bir halde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir şahsa ait geniş arazi ve köşk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yamyam; insan eti yiyen köpekbalığı veya başka hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. manej, at eğitimi; bu eğitimin yapıldığı yer; talimli atın yürüyüşü ve hareketleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. At terbiyesi. 2. Atların terbiye edildiği yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manège.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manage. the training of horses. place where horses are trained. horse ride. riding school. horsemanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mânâca, mânâ bakımından. 2. Dolayısıyla, zımnen, doğrudan ve açıktan olmayarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معنا] mana yolu ile. 2.gönülden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (halk dilinde: menend). Benzer, eş, Ar. şebih, nazîr, misi: Onun mânendi yoktur; mânendini bulmak zordur. Bi-mânend = Emsalsiz, eşsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مانند] gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Benzeyen, benzer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çog. (eski) Romalılarda ölmüş kişilerin mabutlaştırımış ruhlan; ruh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. manevra; hile, dolap; tedbir; f. manevra yapmak; dolap çevirmek; tedbir almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mânâ» dan imen.) (mü. mâneviyye). 1. Mânâya ait. 2. İçe ait, ruha mensup, maddi zıddı. Mânevi evlât = Evlât edinilmiş ve bu şekilde yetiştirilmiş çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral. spiritual. inner. bodiless. unearthly. unworldly. ghostlike. ghostly. incorporeal. intangible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaterial. moral. pastoral. spiritual. adoptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moral. spiritual. psychological. ghostly. incorporeal. interior. inward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معنوی] anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morale. inwardness. spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spirit. morale. backbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

morale. spiritual things. incorporeal things. spirit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معنویات] manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mânevi). Mânevi hususlar, (bk.) MAnevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. manoeuvre = el işi). 1. Gidip gelerek yapılan hareket: Demiryolu katarı manevra yapıyor. 2. (askerlik) Talim ve tecrübe için savaş taklidi yapılan hareket. 3. mec. Hile, desise, dolap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manoeuvre. maneuver. shunting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manoeuvre. maneuver. gear shift. strategem. marshalling. shunt. switching. shunting. exercise. drill. field practice. evolution. field exercise. fixup. lurk. ploy. red herring. tactic. tactics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Manisa’nın eski adından) (kimya) Elemanlardan bir cins maden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mangan, manganez. manganese steel manganezli sert çelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanlar da dahil olmak üzere bir çok canlı için gerekli bir ağır metal. Eksikliği büyümenin sınırlanmasına yol açabilir, ama çok miktarda alınması da sinir sistemini etkileyebilir.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Mn

Atom Numarası:25

Kütle Numarası:54,938

Yoğunluk: 7,43 g/cm3

Erime Sıcaklığı:1246 °C

Kaynama Sıcaklığı: 2061 °C

Özellikle okyanus tabanlarında çok miktarda bulunduğu sanılıyor.

Çeşitli bileşikler oluşturmada kullanılır.

Çeliğin sertliğini ve dayanıklılığını artırır.

Mıknatıs özelliği taşıyan bileşikler oluşturabilir.


ELEMENTLER by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Mary Jane A.B.D., (argo) haşiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [معصومانه] masumca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulüm görmüş adama lâyık bir suretle: Yaralı, mazlûmâne şikâyet ediyordu. 2. Sessizce, sükûnetle: Pek mazlûmâne bir tavrı vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مظلومانه] mazlumca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ücretsiz olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجانا] parasız olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Delice, mecnûnlara yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مجنونانه] çılğınca, delicesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. etrafı kara ile çevrilmiş, kapalı (deniz); i., b.h. Akdeniz Mediterranean scad karagöz istavrit balığı, zool. Trachurus mediterraneus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. 1826’dan önce Türk askerî musiki teşkilâtı. 2. Umumî hapishane. Mehter musikisi = Mehterhâne repertuarı, klasik Türk askerî musikisi. Mehter takımı = Mehter musikisi çalan Türk askerî muzikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Yer bakımından: Mekânen ve zamanen uzak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. Nüfuz, iktidar, kuvvet: Mekânet sahibi bir adam. 2. Vakar, ağırbaşlılık, sebat, direnme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملعنت] melunluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hükümdara ait, şâhâne («mülOkâne» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «la’n» den masdar-ı mîmî) (c. melâİn). Lânetleme, lânete değer iş ve hareket. Mel’anetpîşe = işi gücü mel’anetten ibaret olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lânetlemeye müstahak olacak surette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zar, gışa; parşömen parçası. membrana'ceous, membranous s. zarımsı, zardan ibaret; tıb. zar hâsıl eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abteshane. (bk.) Memşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kul ve köleye ait, Fars. bendegâne, çâkerâne: Mârûzât-ı memlûkânem (eski nesir dilinde çok büyük birine hitaben kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tatar beygirlerinin durdurulduğu yer, posta konağı: Menzil-hâneden bir beygir aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Bir maden vesairenin çekiçle dövülünce yayılmak hassası: Altının, bakırın merânet derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Merd olana yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Matbaa tezgâhında dizilmiş sahifelere mürekkep vermeye mahsus tutkal veya meşinden silindir. 2. Aşçıların yufka açtıkları kalın ve kısa oklava. 3. Tarlanın işlenmiş toprağını bastırmaya mahsus ağırca silindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling pin. roller. rolling press. wringer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. roller. bravely. valiantly. rolling pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling pin. shaft. roller. cylinder. wringer. mangle. road roller. paint roller. lawn roller. bole. cylindrical roller. drum mandrel. muffle. roller stone. muff. trundle. platen press. caster. runner. calender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مردانه] yiğitçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Sidik torbası, (tıp) İltihâb-ı mesâne, zâtü’l mesane = Mesâne hastalıkları, Fr. cystite.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İdrar torbası veya idrar yollarında meydana gelen taşlara; halk arasında mesane taşı, tıp dilinde kalkül denir. Boy şekli ve bileşimleri bakımından çeşitlidirler. Yerlerinde kaldıkları sürece pek rahatsızlık vermezler ama, yerlerinden ayrıldıklarında ağrı yaparlar. Ağrıyı hafifletmek için ağrının bulunduğu bölgeye ateşle ısıtılmış tuğla parçası veya içi sıcak su dolu bir şişe konulur. Ayrıca sıcak suya bastırılmış bir parça bezle de kompres yapılabilir. Taşları eritmek ve düşürmek maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 3 tane şalgam doğranır. 15 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mesîh’e, Isâ’ ya yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Musiki parçaları geçilen yer. Eskiden bir çeşit hususî küçük konservatuvar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسرورانه] sevinçle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sarhoşa lâyık bir surette, sarhoşçasına: Mestâne nâra atıyordu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مستانه] sarhoşça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسعودانه] mesutça, bahtiyarlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Dayanma, metin ve kavi olma, sağlamlık, sebat ve gayret: İnsanda metanet olmadıkça hiçbir işte muvaffak olamaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solidity. steadiness. earthiness. resistance. fortitude. steadfastness. backbone. grit. resoluteness. sturdiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. fortitude. firmness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortitude. firmness of character. backbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متانت] dayanıklılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weak. spineless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. metan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mey = şarap, hâne = ev). Şarap satılan ve içinde şarap ve başka içkiler içilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Miyân-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Miyâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boozer. pub. saloon. wine shop. bar. joint. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. restaurant. pub. bar room. bistro. dive. dive bar. drinking house. grog shop. public house. joint. pothouse. saloon. taphouse. taproom. watering hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخانه] şarap içilen yer, içkievi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meyhâne idare eden adam, şarapçı, meyhaneci çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Son, fakat ümitsiz bir gayretle: Mezbûhâne bir karşı koyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsizce, ümitsizlikle: Me’yûsâne bir tarzla, me’yûsâne bir bakış, me’yûsâne geri döndü

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hâl. F ). Misafirleri kabûl edip kendilerine ikram ederek veya böyle yapan adama lâyık surette: Bizi mihmân-perverâne kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yolcuların dinlenmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. village house built to accomodate travelers. house of accommodation. house of call. guest house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhtelif, çeşitli, karışık, çok yönlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskin illetine, cüzzama yakalananlara mahsus yer, Ar. dârü’l-mezcûmîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskince, miskinlikle, fakir ve Acizce: Miskînâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde sözlü eserlerin 3. hânesi kl, geçki yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (halk dilinde: meyâne). 1. Orta, vasat. 2. Ara, Ar, mâbeyn: Miyânemizde. Bu meyânade = Bu arada. 3. Helva gibi bazı yemeklerin kıvâmı: Mlyânesi daha gelmedi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek kanatlı uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dağlarla ilgili; dağlarda yaşayan veya yetişen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), inat, inatçılık, karşılıklı inatta direnme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir veya birkaç doktor tarafından hastalara bakmak İçin kullanılan büro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor's office. consulting room. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenb» den masdar). Bir tarafa çekilme, uzaklaşma, sakınma, kaçınma: Kötülükten mücânebet etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cins» ten mesdar). Bir cinsten olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookbindery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tedbirli şekilde: Müdebbirine harekette bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.). Tedkik ederek, inceden inceye araştırarak: Bu meseleyi pek müdekkikâne yazmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). inceleyip araştırarak: TaharriySt-ı muhakkikaane yazmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (« hendese-hâne» den galat). 1. Eskiden mühendis yetiştiren okul, teknik üniversite. 2. Mühendis-hine-i Berri-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde topçu okulu. 3. Mühemüthine-i Bahrî-i Hümâyûn = İmparatorluk devrinde deniz subayı yetiştiren askerî okul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Dostça, dostluğa yakışır şekilde: Ben, size muhibbâne söylüyorum. 2. Bir tarikat muhibblne yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hulûs ile, sadakatle: Sizi muhlisâne severim; onun namazı muhlisânedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mukallidlikle, taklid ederek, taklitçiye yakışır şekilde: Bir tavr-ı mukallidâne ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blank space (on a printed form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hükümdara alt, sultânî, şâhâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. günlük, olağan, sıradan; dünyaya ait, dünyevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. insaf ve doğrulukla: Pek munsıfâne hareket ediyor. 2. Pek ileriye varmayarak: Biraz munsıfâne vuruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cömert adama, velinimete yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mürâİce, riyâ ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karınca gibi, karıncaya yakışır surette, mec. Acizâne, naçizane: MÜrâne bir hizmette bulunmak üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Matbaalarda yazıların dizildiği ve sayfa hâlinde tertip edildiği yer ve servis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müride yakışır şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kayıtsızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kılı kırk yararcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [موشکافانه] kılı kırk yararak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصرانه] ısrarla, ısrar ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Barış yoluyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İsrafla, müsriflikle, müsrifçeslne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İstihzâ ile, eğlenerek: Müstehziyâne bir tebessümle, o sözleri müstehziyâne söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hüzünle, dertli bir şekilde, yalvarırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla, mutaassıpcasına: Mutaassıbâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaltaklanarak, yaltaklanmakla olan, tabasbusla: Mutabasbısane yanına vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متصوفانه] sûfice.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taaccüp ederek, şaşakalarak, hayretle: Müteaccibâne yüzüme baktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülümseyerek, tebessümle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bilmezliğe gelerek, tecâhül ederek: Mütecahilâne cevap verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Ceberûtla, zorla: Mütecebbirâne hareket ederdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tecessüsle yoklayıp araştırarak: Daima mütecessisâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İtidal üzere, orta halde: MÜtedilâne hareket, mûtedilâne yaşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağırlıkla, acelesiz, fazla düşünerek: müteenniyâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Araştırıp yoklayarak veya yoklamakla olan; her şeyi anlamayı merak ederek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Zorla, galip gelerek, zorbalıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiddete kapılıp neticesini düşünmeksizin saldırarak, coşkunlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kibir ve azametle: Mütekebbirâne cevap verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Telâşla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnatla: Mütemerridane karşı koydu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Uyanıklıkla, gaflette olmayarak, uzak görüşle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ekseri büyük camilere bağlı oda ki, içinde ayarlı saatler ve irtifâ alıp bunları ayar etmeye memur olan muvakkit bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «üns» den masdar). 1. Ünsiyet, arkadaşlık, birbirine alışıp, birlikte yaşama. 2. İnsandan kaçmayış, insana alışan, vahşî hayvanın insana alışması: Bazı hayvanlar kolaylıkla müvâneset kazanırlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalancılıkla, dolandırıcılıkla, tezviratla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممانعت] engelleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متبحرانه] derinlemesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متجسسانه] merak ederek, meraklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متأسفانه] üzgün, esefli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متفکرانه] düşünceli düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متفلسفانه] bir filozof gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متواضيانه] alçakgönüllülükle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaniyetsizlikle. 2. Korkaklıkla, alçakcasına, nâmertçe: Nâmerdâne hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acizâne: Nâçîzâne hediyem takdim kılındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

. humbly. with great modesty. humble. insignificant. worthless. humbly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Pişmân olarak, pişmanlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslulukla, namusa uyarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Namuslu bir şekilde: Nâmuskârane hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ناموسکارانه] namusluca, namuslulara yakışır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NANE) (i. A. «nânâ»dan). Yemeğe konulan güzel kokulu bitki. Naneruhu, suyu = Bu bitkiden çıkarılan öz ve su. Nane şekeri = Naneruhu karıştırılmış pul şeklinde şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mint. peppermint. spearmint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppermint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(mentha): Ballıbabagiller familyasından; nemli yerlerde yetişen, genellikle tüylü ve çok kokulu otsu bir bitki cinsidir. Başak biçiminde beyaz, pembe veya morumsu çiçekleri vardır. Güzel kokuludur. Kullanıldığı yerler: Hazmı kolaylaştırır. Gaz söktürür. Karaciğer yetersizliğini giderir. Safra akışını düzenler. Mide ağrılarını keser. Bağırsak spazmını giderir. Nefes almayı kolaylaştırır. Astım, grip, bronşit ve öksürükte faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Sükunet verir. Heyecanları ve korkuyu yatıştırır. Kusmaları önler. Migren, uykusuzluk ve baş dönmelerinde faydalıdır. El ayak titremesi, dil tutukluğu, felç ve uykusuzlukta kullanılır. Kalbi kuvvetlendirir. Sinirsel kalp çarpıntılarını keser. Erkeklerde ruhsal kaynaklı iktidarsızlığı giderir. Anne sütünü artırır. Aybaşı kanamalarının muntazam ve ağrısız olmasını sağlar. Sütle şişen memelerin şişini indirir. Soğuk algınlığında faydalıdır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesinde yardımcı olur. İdrar söktürür. Mide ülseri ve gastrit olanlar fazla kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppermint oil. mint camphor. peppermint camphor. menthol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppermint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing peppermint. tasting of peppermint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beceriksiz, ruhça ve vücutça dayanıksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who gets ill easily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Nar tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nazlanarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Naziklikle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نازکانه] kibarca, nazikçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Mehter takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ümitsizcesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigâristân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eser, alâmet, emâre

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نشانه] belirti, işaret.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). T. Niyâz ederek, yalvararak. 2. ihtiyaçla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Yalvararak, niyâz ederek. 2. İhtiyaçla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mehter-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gösterişle veya gösteriş için yapılan, gösterişli, gösterişle: Nümayişkârâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir cins şeylerin örneklerinin konulup teşhir edildiği yer (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Nurlu, biricik insan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) oktan. octane number oktan öIçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğan (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğan (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Okanalp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Orcan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ozan (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Padişahça.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pencerenin bir camı; düz yüzey; levha, tabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. övgü, methiye, sitayiş, sena kaside; s. övgü niteliğinde. panegyrical s. öven, metheden; methiye gibi. panegyrist i. kaside yazan veya okuyan kimse, methiyeci. pan'egyrize f. övmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. panel

açık oturum

Seçilmiş bir konuşmacı grubu tarafından güncel, siyasal, sosyal ve bilimsel konuların veya sorunların herkesin izleyebileceği bir biçimde açık olarak tartışıldığı toplantı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sunken compartment with raised margins, molded or otherwise, as in ceilings, wainscotings, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of parchment or a schedule, containing the names of persons summoned as jurors by the sheriff; hence, more generally, the whole jury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prisoner arraigned for trial at the bar of a criminal court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly, a piece of cloth serving as a saddle; hence, a soft pad beneath a saddletree to prevent chafing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A board having its edges inserted in the groove of a surrounding frame; as, the panel of a door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the faces of a hewn stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slab or plank of wood upon which, instead of canvas, a picture is painted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heap of dressed ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the districts divided by pillars of extra size, into which a mine is laid off in one system of extracting coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plain strip or band, as of velvet or plush, placed at intervals lengthwise on the skirt of a dress, for ornament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portion of a framed structure between adjacent posts or struts, as in a bridge truss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form in or with panels; as, to panel a wainscot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a biplane the outer panel extends from the wing tip to the next row of posts, and is trussed by oblique stay wires. sheet that forms a distinct section or component of something a pad placed under a saddle a group of people gathered for a special purpo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panel. panel discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variation of the quantitative survey approach Where it differs however, is that participants become part of an ongoing process of regular consultation: as a member of a panel they may take part in several surveys or events over the course of a year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In house construction, a thin flat piece of wood, ply wood, or similar material, framed by stiles and rails as in a door or fitted into grooves of thicker material with molded edges for decorative wall treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat, rectangular piece of material that forms part of a wall, door or cabinet Typically made of wood, it is usually framed by a border and either raised or recessed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On a comics page, the individual framed illustrations In some comics, the divisions between the panels is not always clear; panels can be borderless, they can run together, they can be meta-panels comprised of smaller inner-panels there are countless ways

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of individuals who are interviewed more than once over time in a longitudinal survey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wood surface within a surrounding frame All panels have structural frames, the interstices of which are filled with sheets or fields called panels. material sized for fabrication of printed circuit boards Panels come in many, many sizes, the most common

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A list of jurors to serve in a particular Court, or for the trial of a particular action - denotes either the whole body of persons summoned as jurors for a particular term of Court or those selected by the clerk by lot. 1 In appellate cases, a group of j

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of individuals who are interviewed more than once over time in a longitudinal survey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A board set in a frame, it can either be below, or above, or flush with, the face of the frame itself Normally seen in panelled doors and furniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bar at the bottom of the KDE or GNOME desktop that provides quick access to tools and programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In appellate cases, a group of judges assigned to decide the case The term is used to refer to a group of potential jurors for the jury selection process. [n] a flat rectangular piece of wood set in a frame Panels were popular on the sides of desks, sideb

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section or division of a wall, ceiling or a flat piece of building material that forms the part of the surface of a wall, door or cabinet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A major component of a sliding glass door, consisting of a light of glass in a frame installed within the main frame of the door A panel may be sliding or fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One page of a brochure, such as one panel of a rack brochure One panel is on one side of the paper A letter-folded sheet has six panels, not three.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any lay-in acoustical board that is designed for use with an exposed mounting system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sunken compartment with raised margins, molded or otherwise, as in ceilings, wainscotings, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A piece of parchment or a schedule, containing the names of persons summoned as jurors by the sheriff; hence, more generally, the whole jury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prisoner arraigned for trial at the bar of a criminal court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly, a piece of cloth serving as a saddle; hence, a soft pad beneath a saddletree to prevent chafing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A board having its edges inserted in the groove of a surrounding frame; as, the panel of a door.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the faces of a hewn stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slab or plank of wood upon which, instead of canvas, a picture is painted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A heap of dressed ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the districts divided by pillars of extra size, into which a mine is laid off in one system of extracting coal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plain strip or band, as of velvet or plush, placed at intervals lengthwise on the skirt of a dress, for ornament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portion of a framed structure between adjacent posts or struts, as in a bridge truss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To form in or with panels; as, to panel a wainscot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a biplane the outer panel extends from the wing tip to the next row of posts, and is trussed by oblique stay wires. sheet that forms a distinct section or component of something a pad placed under a saddle a group of people gathered for a special purpo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panel. panel discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A variation of the quantitative survey approach Where it differs however, is that participants become part of an ongoing process of regular consultation: as a member of a panel they may take part in several surveys or events over the course of a year.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In house construction, a thin flat piece of wood, ply wood, or similar material, framed by stiles and rails as in a door or fitted into grooves of thicker material with molded edges for decorative wall treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A flat, rectangular piece of material that forms part of a wall, door or cabinet Typically made of wood, it is usually framed by a border and either raised or recessed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On a comics page, the individual framed illustrations In some comics, the divisions between the panels is not always clear; panels can be borderless, they can run together, they can be meta-panels comprised of smaller inner-panels there are countless ways

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of individuals who are interviewed more than once over time in a longitudinal survey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wood surface within a surrounding frame All panels have structural frames, the interstices of which are filled with sheets or fields called panels. material sized for fabrication of printed circuit boards Panels come in many, many sizes, the most common

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A list of jurors to serve in a particular Court, or for the trial of a particular action - denotes either the whole body of persons summoned as jurors for a particular term of Court or those selected by the clerk by lot. 1 In appellate cases, a group of j

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of individuals who are interviewed more than once over time in a longitudinal survey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A board set in a frame, it can either be below, or above, or flush with, the face of the frame itself Normally seen in panelled doors and furniture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bar at the bottom of the KDE or GNOME desktop that provides quick access to tools and programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In appellate cases, a group of judges assigned to decide the case The term is used to refer to a group of potential jurors for the jury selection process. [n] a flat rectangular piece of wood set in a frame Panels were popular on the sides of desks, sideb

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section or division of a wall, ceiling or a flat piece of building material that forms the part of the surface of a wall, door or cabinet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A major component of a sliding glass door, consisting of a light of glass in a frame installed within the main frame of the door A panel may be sliding or fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One page of a brochure, such as one panel of a rack brochure One panel is on one side of the paper A letter-folded sheet has six panels, not three.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any lay-in acoustical board that is designed for use with an exposed mounting system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ed, -ing veya -led, -ling) aynalık tahta ile süslemek (kapı); iskoç., huk. resmen itham etmek. paneling i. aynalık tahtalan; kömür madenini bölmelerle ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kapı aynalık tahtası, kapı aynası; kadın etekliğini genişletmek için uzunluğuna konan kumaş parçası; üzerine resim yapılan ince tahta; pano, duvar panosu; semerin altına konan keçe, belleme; huk. jüri heyetinin isim listesi; huk. jüri heyeti. panel dis

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a panel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. açık oturumda konuşmacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. delinebilir, nüfuz edilebilir; anlaşılır; tesir edilebilir penetrability i. nüfuz imkânı; delinme kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. paravan, gemi pruvasının iki tarafına takılıp mayınlara karşı kullanılan torpil şeklinde cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşterilerin oturarak pasta yemesine mahsus yeri olan pastacı dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patisserie. confectionery. sweetshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry shop. cake shop. confectionery. confectioner's.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pastry shop. bakery. cafe. tuckshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir patrikin idarehanesi ve oturduğu yer: Rum, Ermeni patrik-hânesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 16. yüzyılda revaçta olan bir dans; bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Babaya yakışır, babaya lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پدرانه] babaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kahramana lâyık, yiğitçe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. petrolde bulunan uçucu bir gaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perestiş edercesine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرستشکارانه] taparcasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sürekli, daimi, aynı halde veya vasıfta kalan. permanent press ütü istemez. permanent wave permanant, bozulmayan. ondule permanence, -cy i. süreklilik, devam, sebat, istikrar. permanently z. sürekli olarak, daima, her zaman için.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Işığın etrafında dönmeyi seven gece kelebeği, kepenek. 2. Vapur, uçak vesaireyi hareket ettirmeye yarayan, birkaç kanatlı çark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propeller. moth. rotor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blade. fan. propeller. screw. moth. screw-propeller. prop. flywheel. paddle wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan. moth. propeller. wheel. fan blower. screw. impeller. paddle wheel. air propeller. screw propeller. rotor. fly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پروانه] pervane böceği. 2.fırıldak, pervane. 3.ulak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پروانه وش] pervane gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sıfat terkiplerinde bulunur). Avâm-pesendSne — Avâmın beğeneceği yolda olan. Hod-pesendâne = Kendini beğenmişçesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kadeh, şarap bardağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيمانه] kadeh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Büyük kadeh, şarap bardağı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) benzer, görünüşünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) görünen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. çiçekli bitkilerden her biri, fanerogam. phanerog'amous s. fanerogama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İhtiyarlara yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. düzlem, müstevi; düzey; safha, derece; tayyare, uçak. inclined plane geom. eğik düzlem on the same plane aynı düzeyde, müsavi, aynı derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., plane tree çınar, bot. Platanus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. rende, marangoz rendesi, planya; bir çeşit mala; f. düzeltmek, rendelemek; üstünu temizlemek; den. suyun yüzünde uçar gibi gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tamamıyle düz, dümdüz; mustevi, düzlem; yassı. plane angle geom. düzlem açı, basit açı. plane figure geom. düzlem şekil. plane geometry düzlem geometri plane table plançete.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bak. planing machine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. planète

gök b. gezegen

Güneş çevresinde dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A celestial body which revolves about the sun in an orbit of a moderate degree of eccentricity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is distinguished from a comet by the absence of a coma, and by having a less eccentric orbit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Solar system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A star, as influencing the fate of a men. any of the celestial bodies that revolve around the sun in the solar system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of the celestial bodies that revolve around the sun in the solar system. a person who follows or serves another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A planet is a relatively large object that orbits a star Actually the definition for exactly what can be called a 'planet' is uncertain, and there are no specific lower size limits The planet Pluto by all logical accounts is too small to be a full-fledged

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spherical ball of rock and/or gas that orbits a star The Earth is a planet Our solar system has nine planets These planets are, in order of increasing average distance from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Plut

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A spherical ball of rock and/or gas that orbits a star The Earth is a planet Our solar system has nine planets These planets are, in order of increasing present distance from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Pluto, and Neptun

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A major object which orbits around a star In our solar system, there arenine such objects which aretraditionally called 'planets'': Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto While no individual planet has ever been seen orbi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A very large body in orbit around a star Planets can be composed mainly of rock or of dense gases.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Large spherical object shining by a star Our planets are: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, Pluto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cosmic object that is more massive than an asteroid but less massive than a star and shines by reflected light. the major bodies in the solar system that shine only by reflected light from the Sun: Mercury, Venus, Earth, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, N

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-luminous body moving round a star There are nine known planets in our Solar System, some of which are attended by satellites Experience the planets of the solar system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A celestial body of the solar system, revolving around the sun in a nearly circular orbit, or a similar body revolving around a star See table XII See also astronomical constant, tables II and III, noting that some values differ in the three tables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

For the purposes of Astrology the planets are considered to be the Sun, Moon, Mercury, Venus, Mars, Jupiter, Saturn, Uranus, Neptune, and Pluto Some Astrologers also include asteroids or the small planetoid Chiron which orbits between Saturn and Uranus So

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A nonluminous body associated with a star Any of nine such bodies that circle our sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large body that orbits the Sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From an old word meaning 'wanderer ' The planets are those celestial bodies that seem to move through the zodiac In astrology, the planets include the Sun and the Moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Object revolving in an approximately circular orbit around a star[?] See also: asteroid. : A solid object in motion about a star If it is very small, it is called an asteroid See also Brown Dwarf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Astronomy: spherical and massive celestial body orbiting around the Sun or around an other star Astrology: object of the Zodiac that individually and collectively more or less influences the human beings, in one or several life sectors Esotericism: physic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of nine solid, nonluminous bodies revolving about the Sun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of nine major bodies that orbit the Sun, visible to us by reflected sunlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A non-luminous body moving round a star There are nine known planets in our Solar System, some of which are attended by satellites.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the nine large objects that revolve around the Sun There are also over 80 potential Exo-Solar planets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gezegen, seyyare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıldızları ve güneş sistemini hareket halinde canlandlran cihaz; bu cihazın içinde bulunduğu bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gezegenlerle ilgili, gezegen gibi; seyyar, gezginci; dünyasaı. planetary gear mak. büyuk bir dişli çarkın içinde dönen küçük dişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. planétarium

gök b. gökevi

Gök olaylarını yıldızların, güneş, ay ve gezegenlerin konumlarını, hareketlerini küresel bir kubbenin iç yüzeyinde, çeşitli araçlarla gösteren yapı, yıldızlık.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir gezegene iniş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. küçük gezegen, asteroid planetoid.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Posta idarehanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

post office. letter office. mail station. post.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. bulaştırmak, pisletmek, kirletmek; hürmetsizce kullanmak: kötüye kullanmak, suiistimal etmek; s. kâfir, zındık; adi, bayağı; mukaddes olmayan, cismani, dini işlerden ayrı olan; küfür kabilinden. profanely z. hürmetsizce. profaneness i. kutsal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. propan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik fabrikası, çelik yapılan yer. (bk.) Polat-hâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. semizotu, pirpirim, bot. Portulaca oleracea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Yalvarırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acıyıp esirgeyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çobanlığa ait, çobanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rasathane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رصدخانه] gözlemevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sağlamlık, metanet, muhkemlik, dayanıklılık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sağlamlık, dayanıklılık, melanet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sağlam, metanetli, dayanıklı. Ar. muhkem, rasin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(RASAD-HANE) (i. A. F.). Gökcisimlerini Aletler ve teleskoplarla ilmî şekilde gözlemeye mahsus yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station. observatory gözlemevi. observatuvar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observatory. meteorological station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راست پرورانه] doğruluktan yana.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıçanotu, arsenik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (halk dilinde: rezene). Dereotu çeşidinden bir bitki ki, hıyar turşusuna konur. (bk.) Rezene.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(rezene): Maydanozgiller familyasından; Ege ve Akdeniz bölgesinde yetiştirilen 2 veya çok yıllık otsu bir bitkidir. Boyu 1-1,5 metre kadardır. Yaprakları saplı, almaşık dizilişli ve tüysüzdür. Gövdesi dik, silindir şekilli ve tüysüzdür. Sarı renkli çiçekleri şemsiye görünümündedir. Meyveleri silindirik, 11 milimetre kadar boyunda ve 4 milimetre kadar kalınlıktadır. Renkleri yeşilimsi esmerdir. Meyveleri, müsilaj, şeker, nişasta, tanen sabit ve uçucu yağ taşır. İlaçlarda tohumları ve kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak gazlarını giderir. Sinirleri ve ağrıları yatıştırır. İştahi açar. İdrar söktürür. Anne sütünü artırır. Boğmaca, dalak hastalıkları ve idrar zorluğunda faydalıdır. Kansızlığı giderir. Kan çıbanı ve göz zafiyetinde de kullanılır. Kalp hastalıkları, romatizma ve üremide faydalıdır. Bronşları boşaltır.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ağırbaşlılık, gururluluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Renin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Özlem, hasret.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rasânet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sağlamlık, metanet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rasânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında üç boyutlu nesne ve varlıkların, iki boyutlu olarak üzerinde betimlendiği düzlem. Kullanımı tüm uygarlık ve üsluplarda farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Giden, yürüyen. Reyine olmak = Gitmek, yürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağırbaşlılık, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hürmet ve itibarla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rindce, rindcesine, rind gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ریاکارانه] ikiyüzlüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Roman gibi olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ortaçağ Roman mimari üslubuna ait, Roman; i. Roman mimari tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şap çıkarılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sabun yapılan yer, sabun fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soapery. soap factory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ساده دلانه] safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). Sadakatle, bağlılıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

faithfully. with loyalty. closely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiğitçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاف درونانه] safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Sadelikle, sadedllce, bönlükle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ صاف دلانه] yürek temizliği ile. 2.safça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İri inci tanesi. 2. Kenevir tohumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şâha ait: Fermân-ı şâhâne. 2. imparatorlara lâyık, en üstün güzellikte: Şâhâne bir kadın, bir saray, bir yat, bir yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous. fantastic. wonderful. magnificent. brave. corking. fantastical. far-out. keen. princely. wizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majestic. regal. royal. tremendous. magnificent. superb. splendid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperial. splendid. superb. devastating. fantastic. glorious. kingly. majestic. regal. resplendent. royal. superduper. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شاهانه] şahlara yakışır. 2.şahlarla ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hükümdarlara yakışacak kadar güzel, eksiksiz olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, isilik, kızgınlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İri inci tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. sâhil = yalı, Fars. hâne = ev). Deniz kenarında yazlık mesken, yalı: Boğaziçi sâhil-hâneleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ساحل خانه] yalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyülercesine, büyüler gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. F.). İstekli, şevkli olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şairce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شاعرانه] romantik, şairce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Halktan senede bir alınan vergi, Osm. tekâlif-i resmiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SELH-HANE) (i. F„ Ar selh = yüzme, Fars. hine = ev, yer). Hayvanların boğazlanıp yüzülmelerine mahsus yer, mezbaha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. abattoir. butchery. meat house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صميمانه] içtenlikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Tiyatroda oyun yeri, sahne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شانه] tarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aklı başında, akıllı, kafası sağlam; muhakemesi işleyen, makul. sane'ly z. akıllıca, makul olarak. sane'ness i. akıllılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esnâm). 1. Put. 2. mec. Güzel şahıs, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graven image. idol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ صنم] put. 2.put kadar güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Put. 2.Çok güzel kadın. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ünlü, tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ünlü kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çamfıstığı ağacı. 2. Çamfıstığı kozalağı. 3. mec. Eskiden sevgilinin boyu için söylenirdi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Çam fıstığı. Çam fıstığı kozalağı. 2.Sevgilinin boyu-posu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. sanavberiyye). 1. Çamfıstığı kozalağı şeklinde. 2. Kozalaklılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثانوی] ikinci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İkinci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şap çıkarılan yer, şap ocağı. 2. Şapın hazırlandığı yer, şap fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Saraç işlerinin yapıldığı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Üzümü sıkıp şarap yapmaya mahsus yer, şarap fabrikası. 2. Şarap fıçılarının saklandığı yer, şarap mahzeni. 3. Büyük şarap fıçısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geceye ait, gecelik, gece vakti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah rızası için gelip geçenin su içmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeddâda lâyık, pek sağlam ve büyük: Şeddâdâne binalar yaptılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embassy. legation. building housing the residence and office of an ambassador or envoy. embassy building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سفارت خانه] elçilik binası, elçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Bir sefir ile maiyyeti heyetinin makamı ve resmî dairesi, elçilik: Londra’da Türk Sefarethanesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, isilik, kızgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر خانه] konsolosluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: şehtâne). 1. Kenevir tohumu; yaban şeh-dânesi. 2. İri taneli ve makbûl inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hükümdara yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden İstanbul belediyesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.-T.) 1.belediye. 2.belediye başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEH-DANE) (I. F. şeh-dâne’den galat), (bk.) Şeh-dâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سلخ خانه] kesim yeri, mezbaha, salhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. semâ, Fars hâne — ev). 1. Mevlevi tekkesinin semâ icrasına mahsus salonu. 2. Tekkelerde zikr ve mukabeleye mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سماع خانه] mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Seman).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سنگ دلانه] acımasızca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şerbet yapılıp satılan yer, şerbetçi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Serkeşlikle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سراج خانه] saraçhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serserice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeş: altı, hâne: ev). İçi altı köşeli, namlusu yivli: Şeş-hâne tüfek, top. Namlusu içerden altı köşe teşkil eden yivli tüfek, top: Şeş-hâne tüfeği, topu. mec. Altı kaval üstü şeşhâne (şimdi şişhâne deniyor): Altı üstüne uymaz kıyafet, karışıklık, ahenksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şeytanlık, iblislik, hile, fesat, fitne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيطنت] şeytanlık, hilekârlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Şeytanlıkla, hileyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SİYYANEN) (i. A.). Müsavi şekilde, eşit olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile clinic. field hospital. mobile hospital. outpatient s'department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hastahene. 2. Tımarhane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاخانه] hastane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyücülükle, büyücü gibi, cadılıkla veya fettanlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sikke kesilen yer, darphâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Silâh konan depo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sırma teli işlenilen fabrika.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. simultané

anında

Aynı anda, o anda yapılan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aynı zamanda vaki olan, eşzamanlı. simultaneously z. aynı zamanda, birlikte, bir arada . simultaneousness i. aynı zamanda vaki olma, eşzamanlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sipâhîce, sipâhîye yaraşır surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana lâyık, arslanca, Fars. dilîr-Ane: şîrâne mukavemet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şişe fabrikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şeşhâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koruma, muhafaza, himaye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صيانت] koruma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Koruma, korunma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbirine denk, eşit. (bk.) Seyyânen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيانا] eşit olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. papaz cüppesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. spontané

1. anlık, 2. fiz. kendiliğinden

1. Bir anda oluşan, gelişen. 2. İradesiz olarak gerçekleşen (hareket).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spontaneous. spontaneously.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spontaneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. spontanéisme

fel. kendiliğindenlik

Dıştan bir belirleme ile değil, kendi kendine gerçekleşen etkinlik.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendine olan, kendiliğinden vücuda gelen veya yapılan; insan gayreti olmadan meydana gelen; ihtiyari. spontaneous combustion içten yanma, kendiliğinden yanma. spontaneously z. kendiliğinden. spontaneousness, spontaneity i. kendiliğinden

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. deri altındaki; deri altına zerk olunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s dağ eteğindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, neous s. yeraltı; gizli, saklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (çoğ., -s, -nea) vekil; bedel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Şükran, minnettarlık alâmeti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sülvan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dünyadan üstün, semavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sütlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شکرانه] teşekkür borcu olarak, teşekkür alameti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طعام خانه] yemekhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. debbâğ-hâne). Derileri sepileyip meşin vesaire yapılan fabrika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanyard. tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tannery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبق خانه] derilerin sepilendiği yer, tabakhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طبع خانه] basımevi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.) (musiki). Türk askerî mızıkası, mehter-hâne, mehter takımı ve teşkilâtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tab’ = basma, Fars. hâne = ev). Kitap matbaası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara, taç sahibine lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşık bir yerden gelenlerin karantina bekledikleri yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kendini muhafaza ve müdafaa etmek maksadına dayanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Askerin tâlim öğrenmesine mahsus yer ve meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drill field.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Timur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair shop. repair-shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repair shop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Sövme, ayıplama, zem. zemmetme. Tane atmak, tâne-zen olmak Sövmek, tânetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. aslı: dâne). 1. Habbe: Buğday tanesi. 2. Tohum, ekilen habbe: Tane ekmek, serpmek. 3. Ateşli silâhlara doldurulan mermi, kurşun, gülle. 4. Adet, miktar, sayı: Bir tane ceviz, beş tane karpuz (canlılar için kullanılması yanlış ve yersizdir). Tane tane = Taneleri ayrı ayrı olan: Tane tane bir pilâv pişirir; sözlerini tane tane söyler. Taneye gelmak = Ekin başak bağlamak, tohuma gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piece. grain. seed. bead. bean. kernel. legume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corn. grain. item. particle. piece. seed. pip. berry. a single thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grain. a single thing. item. piece. individual. pellet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granule. particle. grain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granule. tiny grain / kernel. granular. particle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Biricik gül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Tane tane etmek: Narı tanelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shell. to strip the kernels from an ear of (wheat , corn , etc. to remove the pulpy seeds from (a pomegranate. to granulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tane tane ettirmek: Şu narları kime taneletmeli?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taneleri olan, tanelerden mürekkep: Granit taşı taneli olur. 2. Taneleri biribirinden ayrı ve dağınık olan: Taneli pilâv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granulated. granular. granulous. graniferous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granular. granulated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grainy. composed of distinct grains. which bears or has kernels. seeds. granular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çeşitli bitkilerde bulunan buruk lezzetli bir madde ki, sepicilikte ve hekimlikte kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tannin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tannin. tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Tan).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تصفيه خانه] rafineri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars. «tâb-hâne» den). 1. Fakirlerin sığındıkları sıcak yer. 2. Ateşle ısıtılan çiçeklik, sobalı çiçeklik. Tavhane gibi = Karma karışık, altüst, muntazam olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Karrtçı, kırbaç. 2. Tanbur ve benzeri çalgıların tellerine dokunmaya mahsus kemik veya boynuz parçası, Ar. mızrâb (galatı: tezene). 3. mec. Vasıta, Alet, sebep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تازیانه] kırbaç. 2.tezene.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تعليم خانه] eğitim alanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tecavüzle olan, tecavüz şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تهدیدکارانه] tehdit ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fertleri tenbel olan ev, memurları iş görmez daire, tenbeller yuvası, sığınağı ve topluluğu: Orası bir tenbel-hânedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F., Ar. teneffüs = dinlenme, Fars. hâne = ev). Teneffüse mahsus salon ve yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recreation room or play area (in a school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nağme, ahenk, makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chant. same old story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

same old story. tired old refrain. melody. air. tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ترانه] İran edebiyatına özgü rubai şekli. 2.makam, ahenk. 3.şarkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça dâr-üs-sanâat’ tan değişmiş, Latince darsana’dan). Gemilerin yapıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. tersana

gemilik

Gemi yapılan yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dockyard. navy yard. dock. shipyard. yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shipyard. naval docks. navy yard. repair shipyard. shipbuilder's yard. shipwright's wharf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Bahriyeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terzi dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Teşrih ameliyatının yapıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تشریح خانه] otopsi odası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kibirsizlikle, alçakgönüllülükle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail. detention house. gaol. prison. remand prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İng.) (tar.) krala refakat veya hizmet eden asılzade; İskoçya'da baron unvanı ile kral hizmetine giren kabile reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tıb = hekimlik, Fars. hâne = ev, yer). Tıbbî işler idarehanesi, tıbbiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business. firm. trading house. business concerns. business establishment. business firm. business house. incorporated business. commercial house. commercial concern. trading concern. trading firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجارت خانه] ticaret yapılan işyeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çocukça, çocuğa lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طفلانه] çocukça, çocuksu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Timarhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. timar’dan yapılma veya bîmâr-hane’den galat). Akıl hastalarına mahsus hastahane, Ar. dâr-üş şifâ. Timarhane kaçkını = Deli, delice hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedlam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. bin. bughouse. nuthouse. lunatic asylum. mental hospital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. insane. nut house. bedlam. detention hospital. institution. mental institution. madhouse. nut college. reception institute. retreat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تيمارخانه] akıl hastanesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escaped lunatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who is fit for the insane asylum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çay, ıhlamur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,). 1. Tanzimat ordusunda topçu sınıfını içine alan müstakil teşkilât. Tophâne-i Amire Müşiri = Tanzimat’tan sonra bu dairenin başı olan mareşal ki, hükümet üyesi sayılırdı. 2. Devlete ait top fabrikası. 3. İstanbul’da vaktiyle tophanenin bulunduğu semt: Tophane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cannon foundry. artillery school. arsenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (eskiden) Tophâneye yani askerin topçu sınıfına mensup (subay vs.).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. dağların ötesindeki: (İtalya'ya göre) Alplerin ötesindeki; yabancı; i. dağların ve bilhassa Alplerin ötesinde oturan kimse; yabancı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dağ(lar)ın ötesindeki; Alplerin kuzeyindeki; Alplerin güneyindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üst üste üç kanatlı uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. triptan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüfek koyup saklamaya mahsus yer (silâhhâne daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

armory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Macar Çingenelerine veya müziğine ait; Macar Çingenesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hakir ve değersiz kula yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. dağların ötesinde; Alp dağlarının güneyinde bulunan; i. Papanın mutlak yetkisi olmasına taraftar kimse. Ultramontanism i. Papanın mutlak hakimiyetini fazlasıyle isteyen zümrenin sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kâinatın veya şimdiki hayatın ötesinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عموم خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğmamış (koyun, keçi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nazik, terbiyeli, kibar tavırlı; medeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üstâda yakışır, üstâd elinden çıkmış, maharetle yapılmış, ustaca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça sütûn’dan ve o da Yunanca’dan). 1. Direk, Ar. amûd. 2. İçi boş direk, zıvana. 3. (matematik) Silindir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [استادانه] ustaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [استوانه] silindir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baptistery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Vahşîlikle, yabânîce: Vahşîyâne yırttı. 2. Ürküp kaçarak: Vahşîyâne kaçtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağırbaşlılıkla, temkinle: Vakurâne hareket, vakurâne baktı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وقورانه] ağırbaşlılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüzgar yönünü gösteren şey, fırıldak, yelkovan; yeldeğirmeni kanadı; pervane kanadı; fırdöndü; tüy bayrağı; den. pinel. weather vane yelkovan, rüzgâr fırıldağı. vaned s. pervaneli; fırdöndülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وطن پرورانه] yurtseverce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vezire yakışır surette, vezirce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vicdanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as far as one's conscience is concerned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وجدانا] vicdan bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Vyentyan, Laos'un başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransız edebiyatında on dokuz beyit ve iki kafiyeden kurulu şiir şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yıkılmış bina kalıntısı, harâbe: Orada birtakım vîrâneler vardır. 2. Yıkılmaya yüztutmuş bina, eski ev: Bir vîrânede oturuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desolation. wrecks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wreck. a ruin. ruin. ruined building.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a building in ruins. desolation. rat trap. wreck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ویرانه] yıkıntı alan, harap yer, harap bina.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harabeleri çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place containing a ruin or ruins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. motoru kapatıp uçağı planör gibi kullanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. azalmak, küçülmek; solmak; batmak, zayıflamak; i. azalış; solma; zeval; ayın on beşinden sonra ayın küçülmesi. on the wane azalmakta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pencere camı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğan otu, bot. Aconitum; kaplan boğan, bot. Aconitum napellus; öküz gözü, bot. Arnica montana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yağ yapılan ve satılan yer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, cesur erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dostâne, muhibbâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dorm. dormitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormitory. dorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormitory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escritoire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bureau. office. office desk. study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tek, Ar. münferid, mücerred, Fars. yektâ: Yegâne maksadı okumaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یگانه] biricik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Biricik, tek.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یگانگی] birlik, teklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Eşi benzeri olmayan, tek. 2.Bir çeşit gerdanlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Mektep vesairede topluca yemek yenen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orphanage. charity school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asylum. orphan asylum. children's home. crèche. orphanage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [یتيم خانه] yetimler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [زاهدانه] zahitçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulümle yapılan, gaddarcasına. 2. Zalime yakışır surette, zulümle: Zâlimâne vuruyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظالمانه] zalimce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Devir, devran. 2Şimdiki zaman, Fars. dehr: Zamlne çocuğu. 3. Baht, talih, felek: Zamâne icâbı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ زمانه] devir. 2.felek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vakit itibariyle, vakitçe: O iş filân işten zamânen evveldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب خانه] darphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Nazikâne, zarafetle, kibarca: Zarifâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظریفانه] zarifçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Terazi dili gibi Aletlerin dil şeklindeki kısmı. 2. Alev, yalım. Zebâne-keş = Alevlenen, alevi çıkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زبانه] yalaz. 2.dilimsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Zelil bir şekilde..

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ زمانه] devir. 2.felek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe’de: zenne). Kadınlarla alâkalı veya kadınlara ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زنانه] kadınca, kadınsı. 2.kadın işi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Spor yapılan kapalı yer, spor salonu.

Türkçe Sözlük by