Dolby® Pro Logic® Ii X Dekod ne demek? | Dolby® Pro Logic® Ii X Dekod anlamı nedir? | Dolby® Pro Logic® Ii X Dekod

Dolby® Pro Logic® Ii X Dekod anlamı nedir?

Dolby® Pro Logic® II X Dekod ne demek?

Dolby® Pro Logic® II X Dekod anlamı nedir?

Dolby® Pro Logic® II X Dekod | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dolby® pro logic® ii dekod

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II x dekoder, sizde bulunan stereo – ya da 6.1- veya 7.1 için 5.1 kanal ses – kanal oynatımını genişleten ilk ve tek teknolojidir. Bu, dinleyicinin kendisini eğlence deneyiminin içinde bulmasını sağlayan, kusursuz, doğal surround ses ortamı oluşturur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ajan provokatör) bir kimse veya grubu suç işlemeye teşvik edip sonradan cezalandıran gizli ajan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) propaganda ve kışkırtma bürosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yaklaştırmak, yakına getirmek, yaklaşmak, yanaşmak, yakına gelmek ; baş vurmak, müracaat etmek; başlamak, işe koyulmak; (i). yaklaşma, yanaşma; methal; başlangıç; spor golf topunu yeşil meydana sokan vuruş. approachable (s). müracaat e

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmen tasvip etmek, onaylamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenme, tensip , tasdik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istimlâk edilebilir , mal edilmesi mümkün veya caiz olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). almak, kendine mal etmek; tahsis etmek, ayırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). münasip, uygun, yerinde; mahsus, has. appropriately (z). uygun bir şekilde. appropriateness (i) uygunluk , yerinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahsisat; ayırma, tahsis etme; mal etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uygun bulma, onama, onaylama, tasvip, razı olma, resmi izin. on approval muhayyer olarak, beğenilmediği takdirde geri verilmek şartıyla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). uygun bulmak, tasvip etmek, onaylamak, tasdik etmek, beğenmek, münasip görmek, tensip etmek; denemek, yoklamak. approvingly (z). beğenerek, tasvip ve tasdik ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). approximate, -Iy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yaklaşık olarak, takribi, tahmini, yakın. approximately (z). yaklaşık olarak, tahminen, takriben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaklaşmak, yaklaştırmak, yakın olmak, yakına gelmek, yakına getirmek. approxima'tion (i). tahmin; yaklaşma, yakın olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önlük, göğüslük, önlük gibi kullanılan şey, peştamal; tiyatro sahnesinin ön kısmı; (hav). hangarın önündeki beton saha; makinelerin üzerindeki koruyucu metal kapaklar; kayışlı taşıyıcı; buzul eteği; örtü. tied to her apron strings aşırı der

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Genellikle “dev ekran” televizyonlar olarak anılan bu büyük kasalı televizyonlar çoğunlukla en az 40 inç büyüklüğünde dahili ekranlara sahiptir. Bir kaç yıl öncesine kadar, tüm arka projeksiyonlu televizyonlar, görüntü yaratmak için üç CRT kullanırdı. CRTler kullanıldığı için ortaya nispeten ağır ve çok yer kaplayan — neredeyse zemin standlı olarak tasarlanan televizyonlar çıktı. DLP, LCD ve LCoS gibi daha yeni mikro ekranlı arka projeksiyon teknolojileri daha kompakt, hafif ve “masaüstü” dev ekran televizyonlar tasarlanabilmesine olanak sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first draft. preliminary project / design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Estetik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Estetik ilmi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بنی اسرائيل] İsrailoğulları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Bessemer ameliyesi; Bessemer'in bulduğu çelik yapma usulü. Bessemer steel Bessemer çelidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی انصاف] insafsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. in fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالفعل] gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif, fiil = iş). Fiilen, hakikaten, nazarî veya itibarî olmayarak: Bil-fiil askerlik hizmetinde bulunanlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bomba geçmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

BRAVIA Engine 2 PRO görüntü verilerini size ekranda görmeden önce filtreleyen, temizleyen ve optimize eden güçlü bir işlemcidir. Full HD 1080p LCD ekranınızda gerçeğe en yakın High Definition görüntüleri sunmak için sinyal kalitesi büyük ölçüde iyileştirilir. En beğendiğiniz programlar, Blu-ray Disc™’ler, DVD’ler ve PLAYSTATION®3 oyunları bugüne kadar gördüğünüz en üstün renk aralığı, en yumuşak yüksek hızlı hareket ve en temiz siyahlar olarak canlanır. Hiçbir şeyin izleme deneyiminizi engellemesine izin vermeyen gürültü azaltma teknolojisi, mükemmel görüntüyü sunmak için her sahnede hareket ve parlaklık ayarlarını otomatik olarak yapar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

BRAVIA ENGINE PRO, gelişmiş Dijital Gerçeklik Oluşturma teknolojisinden tam olarak yararlanarak BRAVIA ENGINE EX’in (yukarıda açıklanmaktadır) bir adım ötesine geçer. Bu, High Definition sinyalinizi güçlendirerek daha mükemmel çözünürlük ve üstün resim performansı elde etmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yan ürün, bir şey üretilirken onun yanı sıra elde edilen ve ikinci derecede önemli olan bir ürün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «cem» den) (mü. câmia) (c. cevâmî). 1. Toplayan, telif eden: Bu mecmuanın câmii kimdir? 2. İçine alan, ihtiva eden: Bütün gramer kaidelerini câml bir kitaptır. 2. Mescid-i cimî = Cuma namazı kılınan büyük cami. Cami, Müslümanların kutsal ibadet mekanıdır. Genellikle minaresiz küçük camilere veya bazı kurum ve kuruluşlarda ibadet için ayırılmış ufak mekanlara mescit denir. Camiler her ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle inşa edilirler. Camilerin esas cami ve avlu gibi iki bölümü vardır. Esas cami; mihrap, mimber, vaiz kürsüsü ve dikdörtgen oylumun üzerini örten kubbe ve yan kubbelerden meydana gelir. Minareler esas camiin dış duvarlarına ya da iç avlu duvarlarına bağlanmıştır. Son cemaat yeri esas caminin giriş kapısı olan yüzünde (batı yüzünde) bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin ihtiva edici olması.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kaproik asit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek kapasiteli mobil bellek için depolama çözümünün CompactFlash standart formatı

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cinema Black Pro modu, BRAVIA SXRD™ televizyonları ve Sony SXRD™ ev sinema projektörlerindeki kontrast oranını artırmak için Gelişmiş İris Kontrolü’nü kullanan benzersiz bir Sony özelliğidir. Bazı modeller, lamba gücü watt değerini de kontrol edebilmektedir. Resim Ayarları menüsünden Cinema Black Pro ayarlama işlevini seçebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sağlanan bu benzersiz özellik, Piksel x Piksel başına I/P (Titreşim/Kademeli) Dönüştürme ve V-Kenar Telafisi teknolojilerini kullanarak olağanüstü kademeli video sinyali üretir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). uzlaşma, uyuşma; bazı şeylerden fedakârlık ederek varılan anlaşma zemini; (f). uzlaştırmak, bazı şeylerden fedakârlık yoluyla aralarını bulmak; (bir kimsenin). şerefini tehlikeye atmak; (bir işin neticesini) tehlikeye atmak. compromisewith ...

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). ağılı baldıran ruhu, çok zehirli bir alkaloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Control A1 II, Control A1’in geliştirilmiş bir sürümüdür ve Sony audio bileşenleri arasında iletişim için kullanılan, çok işlevli bir veri yolu sistemidir. Örneğin CD çalar ve amplifikatör arasında işlevler otomatik hale getirilebilir ve metin bilgileri transfer edilebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taş haline gelmiş gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amaca zararı dokunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mukabil teklif , karşı öneri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. decoder

tek. çözücü

Elektronik alıcılar için şifre veya bilgi çözücü.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, Euro AV üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanmaya hazır halde sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). içten gelen (feryat), bazı Hıristiyan mezheplerinde cenaze merasiminde okunan bir mezmur dept. (kıs). department.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, uygun görmeyiş, tensip etmeyiş, tenkit; memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beğenmeyiş, hoşnutsuzluk, tasvip etmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., of ile beğenmemek, uygun görmemek, tensip etmemek; tenkit etmek; reddetmek, kabul etmemek, tasvip etmemek. disapprovingly (z). beğenmeyerek, tasvip etmeyerek, reddederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cerh, ret, aksini ispatlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nispetsizlik, fark. disproportional (s). nispetsiz olan disproportionally (z). nispetsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nispetsiz, gereğinden fazla, aşırı, ifrata kaçan, uymayan. disproportionately (z). nispetsizce. disproportionateness (i). nispetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanlış olduğunu göstermek, aksini ispat etmek, çürütmek (fikir, iddia); reddetmek. disprovable (s). çürütülelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Atom ağırlığı 162,5 ve senbolu Dy olan bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Video görüntülerini - her biri bir piksele karşılık gelen, binlerce minik aynadan yansıtarak ışık kaynağı olarak kullanan projektör teknolojisi.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kaset kaydedicilerde düşük parazitli kaydetme/çalma için kullanılan parazit giderme sistemleri.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® B/C ve S, kaset kaydedicinin sinyal-parazit performansını geliştirmek için tasarlanmış ses paraziti giderme sistemleridir. Dolby® HX Pro (Kafa Alanı Uzatması – Headroom Extension) erken kaset doygunluğundan kaynaklanan bozulmayı önleyerek performansı artırır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu biçimde kaydedilen film sesleri, beş ayrı surround ses kanalına ve özel efektler için bir ek subwoofer kanalına çözümlenebilir (5.1 çok kanallı surround ses).

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Digital Plus, Dolby® Digital tabanlı yeni bir ses kodeki olup Blue-Ray ve HD-DVD gibi gelecek nesil diskler için kullanılacaktır. Dolby® Digital Plus, veri hızını 3 Mbps ve daha fazlasına genişletmeyi teklif ediyor. Ayrıca gelecekte geleneksel 5.1 kanal modelinin ötesinden 7.1 ayrı kanallara ya da daha fazlasına kanal genişletilmesine izin verme esnekliğine sahiptir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Digital 5.1 Surround Ses Oluşturucu, uyumlu cihazda oynatıldığında surround sesle anılarınızı tamamen üretmenize olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

6.1 Çoklu kanal surround sesi için fazladan bir orta kanal ekler.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Örneğin DVD oynatıcıdan gelen Dolby® Digital ya da DTS® biçimi dijital ses sinyallerini, dijital surround ses için çok kanallı (5.1) sinyallere dönüştürme yeteneği sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Stereo sinyalleri, dört kanal (2 ön, 1 orta, 1 arka mono) kullanılan analog surround sese kodlama/çözme olanağı sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II, Dolby® Pro Logic®’in gelişmiş halidir ve ön (sol/sağ) ve arka (sol/sağ) sinyalleri tam frekans aralığı performansında ve gelişmiş kanal ayrımıyla çözer.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Pro Logic® II x dekoder, sizde bulunan stereo – ya da 6.1- veya 7.1 için 5.1 kanal ses – kanal oynatımını genişleten ilk ve tek teknolojidir. Bu, dinleyicinin kendisini eğlence deneyiminin içinde bulmasını sağlayan, kusursuz, doğal surround ses ortamı oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Üç boyutlu ses efektlerinin oluşturulmasını sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® Surround şarkı üretildiğinde dört ses bilgisi kanalı iki ses parçasına kodlanır. Daha sonra bu iki parça, evdeki video kasetleri ve TV yayımları gibi stereo program kaynaklarına getirilerek burada orijinal dört kanallı surround ses deneyimi oluşturmak üzere Dolby® Pro Logic® Dolby® Digital tarafından şifresi çözülür.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dolby® TrueHD, yüksek tanımlamalı disk tabanlı medya için geliştirilmiş gelecek nesil kayıpsız teknolojidir. Bit bit en yüksek çözünürlüklü stüdyo ustalarının aynısı niteliğinde ses sağlar. Dolby® TrueHD, sekiz adete kadar tam aralık kanalları destekler

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reflexive verb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Yenilikçi 3D sanal ses teknolojisi tabanlı Dinamik Soundstage Ajanda.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toz geçirmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha yüksek dinamik aralık sağlayan, parlak ve karanlık ayrıntıları koruyan bir dijital fotoğraf işleme sistemi. 16.384 seviye parlaklık ile 14 bit dxp, 12 bit sistemlere göre dört kat artış sağlar ve daha derin ve gerçekçi dijital görüntüler elde edilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

training program. training program (me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Program konumları için menü sistemlerine sahip akıllı TV program kılavuzu (yayının mevcut olmasına bağlı olarak kullanılabilir).

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Süleymaniye Camii’nin sağdaki küçük minaresi Cevahirli Minare olarak bilinir. Cevahir mücevher anlamına gelir. Bu muazzam caminin küçük minaresinin yapıtaşları arasında elmas madeni de vardır. Elmasların kullanılma nedeni İran İahı’nın, Kanuni Sultan Süleyman’a bir çekmece dolusu elmas yollayarak yaptığı jesttir. Elmaslar caminin yapımı sırasında para biterse kullanılması için gönderilmişti. Ancak Sultan Süleyman elmasların parasını karşılayacaklarını belirtti ve minarenin yapımında kullanılmalarını emretti.

Genel Bilgi by

Yabancı Kelime

Fr. improvisation

doğaçlama

Doğaçlamak işi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. improvise

doğaçlama

Birdenbire, düşünmeden, içine doğduğu gibi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Olağan iş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

istihsal edilen şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekranda TV programını görebilmemizi sağlayan uyg.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) (ikisi) aynıderecede muhtemel olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). istimlak etmek, kamulaştırmak. expropria'tion (i). istimlak, kamulaştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L) (i. A.) (c. ef’Al). 1. iş, amel, kâr: Fiil-i hayr = İyi iş. Fiil-i şer = kötü İş. Ef’Al-ı hasene = Güzel işler. 2. Tasavvurda kalmayıp meydana ç.ıkan, işlenen, vücut bulan şey, sözden ibaret olmayıp mevcut ve görünür olan iş: Bu niyeti fiile getirirse, fiili sözüne uyuyor. Söz kâfi değildir, fiil lâzım. 3. (gramer) Olayı ve zamanı belli eden kelime, fiil. Fiil-i müteaddî = Yazdı. Fill-i lâzım = Geldi. Fiil-i mâlum = Gördü. Fiil-i meçhOl = Gördüğü. Fiil-i mizî = Geldi. Fiil-i müzârî = Gelir vs. Fa-ülfiil. Ar. fiillerde birinci aslî harf. Ayn-ül-flll = İkinci harfi. Lâm-ül-fiil = Üçüncü harfi. Fiile getirmek, fiile ihrâç eylemek = İcra etmek. Bll-fiil = İşte, işte olarak, sahiden, asâleten, itibârî veya kuvvede yahut vekâlet suretiyle olmayarak: Bilfiil askerlik ettim. Bilfiil bu memuriyette bulunan. Fiil-i şeni = (bk.) Şeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbal. verb. deed. act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. deed. verb. predicate. action. activity. effect. fact. feasance. operation. performance. play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’LEN) (i. A.). İşle, hakikatte, hayalî veya sözle olmayarak, vekâletle değil, şahsen, bizzat: Fiilen askerlik yaptı. Fiilen fukaraya yardım ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. really. in act. de facto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in actual fact. actually. really. in act. de facto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fiiliyye). 1. Fiilen ve hakikaten icra olunan, gerçekten yapılan, sözde kalmayan, hayalî ve farazî olmayıp gerçek olan: Hizmet-i fiiliye = Fiilî hizmet. Netâic-i fiiliye = Fiilî neticeler. 2. (gramer) Fiil denilen kelime çeşidine ait: Tasrifât-ı fiiliyye — Fiil tasrifleri (çekimleri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. factual. de facto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. actual. real. de facto eylemsel. eylemli. edimsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. de facto. de facto. real. acting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-İ MÜN’AKİS) (i. F. A.). Organizmanın bir uyarmaya karşı birdenbire aldığı vaziyet, refleks.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Fİ’liyyat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acts. deeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). salim, kazadan belâdan uzak; kusursuz, başarı kazanamaması imkansız olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD WALKMAN® için koşu gibi hareketli etkinliklerde sorunsuz kullanılmayı sağlayan anti-şok teknolojisi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s gösterişli, heybetli, güzel; cesur, yürekli, kahraman; kibar, nazik; ateşli, 3şık galIantly z nazik bir tavırla; göste rişli surette; kahramanca, yiğitçe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, s, f ,slk delikanll; kadın lara karşı daima nezaket gösteren adam; 3sık; s kadınlara karşl nazik; Sapkın; f ka dınlara karşl nezaket göstermek; kadınlararefakat etmek; şık giyinmek; aşkım be I irtmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, gaIlipot i bir çeşit çam sakızu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حد طبيعی] normal hal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hawaii .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüksek derecede alkol ihtiva eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kon. san. sonraki sözü öne alma usulu, takdim tehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtimal dahilinde olmayan, umulmayan. improbability i. ihtimal dahilinde olmayış improbably z. ihtimal olmayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şerefsizlik, iffetsizlik, dürüst olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. hazırlıksız; z. hazırlıksız olarak, irticalen; i. irtical, hazırlıksız söylenmiş veya yapılmış şey; müz. empromptü, küçük parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygunsuz, münasebetsiz, yolsuz, yanlış; yakışık almayan; yakışıksız, çirkin. improperfraction mat. payı paydasından büyuk olan kesir. improperly z. uygunsuz bir şekilde, yanlış olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunsuzluk, yakışıksız oluş, yolsuzluk; kelimeleri yanlış olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. daha iyi olabilir, ıslah olunabilir. düzeltilmesi mümkün, yoluna girebilir. improvabil'ity, improv'ableness i. ıslah kabul eder oluş, düzeltilebilir oluş improv'ably z. ıslah edilebilir sekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. değerini artırmak, kıymetlendirmek; ıslah etmek, düzeltmek, yoluna koymak; iyiye kullanmak, istifadeli bir hale getirmek; ıslah olmak, duzelmek, yola girmek; artmak, değeri artmak, kıymetlenmek. improvement i. düzelme, salah, ilerleme, terakki, ısl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtiyatsız, tedbirsiz, basiretsiz; tasarruf etmeyen, tutumsuz. improvidence i. ihtiyatsızlık, tedbirsizlik. improvidently z. ihtiyatseca, tedbirsizce; tutumsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. irticalen ,çalgı çalmak veya şiir söylemek; o anda uydurmak; birdenbire çaresini bulmak. improvisa'tion i. irticalen şiir söyleme veya çalgı ,çalma; irticalen söylenmiş şiir veya çalınan müzik parçası; o anda uydurma. im'proviser, improv'isator i. ir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yaklaşılamaz, erişilemez; eşsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun olmayan, yakışık almayan, münasebetsiz. inappropriately z. yakışık almaz bir şekilde. inappropriateness i. uygunsuzluk, münasebetsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. şahsen, bizzat, kendi şahsında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Intel® Viiv™ teknolojisi, dijital eğlencenin keyfini çıkarmanız için tasarlanmış yeni Intel® platformudur. Çift çekirdekli işlemcisi çoklu görev gücünü arttırır. Çevrimiçi hizmetler arasında kolayca gezinme özelliği, basit bir kullanıcı deneyimi sağlar. Bilgisayarı anında açma ve kapama özelliğine de sahiptir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kusur bulunamaz, aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. irreproachableness (i.) kusursuzluk irreproachably (z.) kusur bulunamaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kilos.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

16:9 en-boy oranı ve mükemmel görüntü kalitesi sunan bir TV projeksiyon sistemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüzam, miskin hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cüzamlı, cüzam gibi, cüzama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

song.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

song.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مابعدالطبيعيه] metafizik, doğa ötesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Sheridan'mThe Rivals,, adlı piyesinde uygunsuz sözleriyle ünlü kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözcükleri uygunsuzca kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. münasebetsiz, yersiz, yakışıksız, uygunsuz; z. uygunsuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Osmanlılar’ın yaptığı bir kelimedir) (fizik). Bir cismin mâyt halinde yani su gibi akıcı halde ölmek hassası: Cıvanın mlyilyyetl.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Son derece küçük Memory Stick PRO-Duo, dosyaların yüksek hızlı aktarımını ve anında kayıttan çalmayı destekleyen bir medya aygıtıdır. Dosyaları bir bilgisayar veya dizüstünden diğerine aktarmaya ek olarak, Memory Stick PRO-Duo cep tipi dijital fotoğraf makineleri, PSP® avuç içi oyun konsolları ve cep telefonlarıyla kullanmak için mükemmeldir. 16 GB’ye varan depolama kapasitesi seçenekleriyle, müzik, video ve oyunlardan dijital fotoğraf makinelerine ve büyük belgelere kadar beğendiğiniz dosyaları hızlı ve kolay bir şekilde aktarabilirsiniz. Memory Stick PRO-Duo’nuzu takın, dosyaları sürükleyip bırakın ve yola koyulun.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yüksek kapasite ve yüksek hızlı çıkarılabilir bellek formatı ile büyük fotoğraf, video ve diğer dosyalarınız için ideal. Memory Stick PRO™ aygıtları ile uyumludur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Cyber-shot® fotoğraf makinesi, dijital fotoğraflar ve MPEG filmler için 1 GB’a varan alan sağlayan Memory Stick PRO™’yu, isteğe bağlı bir depolama ortamı olarak kullanabilirler.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

MemoryStick PRO, gerçek zamanlı DVD kalitesindeki videoları kaydetmek ve oynatmak için geliştirilmiş bir hafıza kartıdır. MemoryStick’e göre kapasitesi daha fazladır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Memory Stick PRO’nun yarısı kadar bir boyutta ve aynı yüksek hızda veri transfer imkanını sunan hafıza kartıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mevzîiyye). Bir yere mahsus olan, umumî olmayan: Mevzîİ bir ağrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz» dan imef.) (mü. mevzûa). 1. Konulmuş, vaz’olunmuş, Fars. nihâde: Rafın üzerine mevzû eşya. 2. Kurulmuş, kararlaştırılmış, hükmü geçen: Nlzâm-ı mevzû, usûl-i mevzûa. 3. Doğru olmayan, uydurma, düzme: Hadîs-i mevzû. 4. Bahis, bir ilmin sahası. Mevzû-ı bahis = Bahsolunan madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. haksız olarak almak veya kullanmak, emanete hıyanet etmek, çalmak. misappropria'tion i. emanete hıyanet, emniyeti suiistimal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.yanlış telaffuz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yanlış telaffuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güve yemez .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Motionflow PRO 100Hz, BRAVIA TV’lerde hareketli görüntülerde bulanıklığı azaltıp standart kare hızını iki katına çıkararak bugüne kadarki en net, en kesintisiz ve gerçeğe en yakın yüksek hızlı görüntüler sınar. Saniyedeki kare sayısını akıllı bir şekilde iki katına çıkaran Motionflow Pro 100Hz, arka ışığı yakıp söndürme teknolojisi de kullanır. Motionflow’un yeni bir özelliği olan Arka Işığı Yanıp Sönme teknolojisi performansı daha da artırmaktadır. İlave karelerle ekranda kesintisiz bir aksiyon akışı yaratılmasına ek olarak, Arka Işık Yanıp Sönme hızlı aksiyonları zirveye çıkarır. Resimler daha net, daha keskin ve nerdeyse hiç ‘titreşim’ olmadan görüntülenir. Arka ışığı kapatıp açmak suretiyle çalışır, böylece hızlı spor veya macera sahneleri ekrandan hızla geçerken daha az bulanıklık görürsünüz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir TV program kılavuzu.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) takipsizlik kararı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (sed, sing) (huk.) takipsizlik kararı vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mahsul vermeyen, verimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kâr gayesi gütmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curriculum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hakaret dolu; utandırıcı, yüz kızartıcı. opprobriously z. utanç verecek şekilde. opprobriousness i. rezillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rezalet; hakaret; ayıp; rezalet sebebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimde oranlar ile çok farklı yanılsamalar sağlanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. piyasaya göre fazla imal etmek. overproduction i. piyasayı etkileyecek kadar fazla imalât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereğinden fazla korumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özelliğe sahip kaydediciler, SCART üzerinden Pay-TV Dekoderlerine bağlanabilirler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., man. tartışma konusu olan bir meselenin hiç bir delile dayanmadan doğru olduğunu iddia etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocuk sevgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinelerinde görüntülerin işlenmesi, organizasyonu ve paylaşımı gibi konularda kullanıcıya yarar sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İtalya'da eski Pompei şehri. Pompeian s., i. Pompei şehrine ait; i. bu şehir halkından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu Sony tarafından sağlanan benzersiz özellik, Piksel x Piksel başına I/P (Titreşim/Kademeli) Dönüştürme ve V-Kenar Telafisi teknolojilerini kullanarak olağanüstü kademeli video sinyali üretir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z., i., Lat. için; z. lehinde; için; i., gen. çoğ. lehte olanlar. pros and cons lehte veya aleyhte olan öneriler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili profesyonel atlet; profesyonel kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. âdet yerini bulsun diye. pro forma invoice tic. proforma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. nispet üzere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) önünde; önce vaki olan; ileri; lehinde, hesabına, için; yerine; nispetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. probable, probably, problem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fels. olasıcılık, probabilizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. olasılık, ihtimal; muhtemel şey. in all probability her ihtimale göre. What are the probabilities? Tahminler nedir?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). Mutlak hakikati inkâr eden; gerçeğin ancak az veya çok ihtimaller arasında bulunabileceğini ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. probabilisme

fel. olasıcılık

Bilginin ancak olasılık değeri olduğunu, kesin doğrunun bilinemeyeceğini, bilginin yalnız olasılığa erişebileceğini ileri süren teoriye dayalı kuşkucu öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. olasılı, muhtemel. It is more than probable... Büyük bir ihtimalle... probably z. belki de, galiba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. boğaza kaçan bir şeyi çıkarmaya mahsus cerrah mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. onaylama yetkisine ait; i. vasiyetnamenin resmen onaylanması; f. vasiyetnameyi resmen onaylatmak. probate court veraset mahkemesi. probate duty bir nevi veraset vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. hafif bir suçtan dolayı gözaltına alınma; (memuru) deneme süresi; gözaltı; kanıtlama; huk. vasiyetnamenin onaylanması. probation officer hafif suçluyu gözaltında bulunduran memur. probational, probationary s. deneme ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözaltında olan hafif suçlu; deneme devresinde olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denemeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. araştırmak, incelemek; sonda ile yoklamak, sondaj yapmak; i. cerrah mili, sonda; A.B.D. araştırma; insansız uzay roketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğruluk, dürüstlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mesele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem. question. sum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question proposed for solution; a matter stated for examination or proof; hence, a matter difficult of solution or settlement; a doubtful case; a question involving doubt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which is required to be done; as, in geometry, to bisect a line, to draw a perpendicular; or, in algebra, to find an unknown quantity. a question raised for consideration or solution; 'our homework consisted of ten problems to solve' a state of d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem. case. teaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The control complex of a fault-tolerant system can arrange its subsystems in many different configurations There are many possible paths through the subsystems How do you select a workable configuration when there is a faulty subsystem?.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A function from inputs to outputs, which we want an algorithm to compute A crossword puzzle is not a problem; it's an instance The set of all crossword puzzles is a problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A problem consists of network events or patterns of network events TIAS users define problems based on situations they need to know about When a TIAS client subscribes to a view which includes the problem, the record of each problem instance is sent to th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An opportunity for improvement of an undesirable condition, often observed by symptoms, created by root causes, which must be systematically identified and eliminated or altered to control the condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A question raised for inquiry, consideration, or solution An intricate unsettled issue which is a source of perplexity, distress, or vexation, and that may be difficult to understand or accept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A failure to meet the stated requirements Sometimes what is reported as a problem turns out to be a request for an enhancement, after research In that case, the reported problem would be removed from the Problem Report and added to the Change Request Repo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The unknown root cause of one or more existing or potential Incidents Problems may sometimes be identified because of multiple incidents that exhibit common symptoms Problems can also be identified from a single significant Incident, indicative of a singl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a learner activity where the learner is required to solve a problem - it may be either an assessed or a non-assessed exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A visible performance deficiency in an important process, product, or service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A condition that impairs normal operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of call which is refers to device or service which is malfunctioning or broken. something that requires a solution. a liability, one likely to be whacked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Goal-response interference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perceived gap between an existing state and a desired state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The specific problem that is going to be investigated State this in the form of a question.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the question, issue, problem logic, the problem is a specific discrepancy between an existing condition and a desired or expected one For example, if you are currently producing five widgets, and you seek or your goal is to produce seven, your problem

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A perceived gap between an existing state and a desired state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any deviation from the defined standards of process, artifact, or dynamics that creates a negative impact on quality, timeliness, or budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business , issue , problem , trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sorun, mesele; mat. problem; s. problemli. problem child problem çocuk. problem play bir sorunu işleyen oyun, tezli piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şüpheli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. problématique

sorunsal

Doğru olma ihtimali bulunmakla birlikte, şüphe uyandıran, kesin olmayan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problematic. problematical sorunsal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a problem. having many problems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

problemeatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baldan çıkarılan güzel kokulu bir madde, balmumu yağı. 2. Arıların, kovanı sıvadıkları madde, duval.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. halkın yararına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. hortumlu memelilere ait; hayvan hortumuna ait; hortumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. hortum, fil hortumu; böceklerde hortum; (şaka) burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. procedure, proceedings, process.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. prokain.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bitkinin damar ve kambiyum dokularını teşkil eden gelişmemiş filiz kökü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işlem, muamele; huk. davaya bakma usulu; iş görme usulü. procedural s., huk. dava usulune ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileri gitmek, ilerlemek; yol tutmak, usul takip etmek; (from ile ) çıkmak, meydana gelmek, baş göstermek, türemek; huk. dava etmek, dava açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muamele; huk. dava muameleleri, yargılama usulleri; çoğ. tutanak; ilerleme, ileri gitme. legal proceedings dava muameleleri. summary proceedings kendi yetkisi dahilinde derhal verilen ceza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. hâsılat, kazanç, gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. yöntem, metot, yol, usul; süreç, vetire; işlem; ilerleme; huk. belge; celpname, çağırı kağıdı; dava muamelesi; biyol. yumru; s. özel işleme tabi tutulmuş; f. muamelesini yapmak; özel işleme tabi tutmak; huk. tebliğ etmek; dava açmak. chem

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alay; oluş, meydana çıkma, baş gösterme; f. alay ile yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. alay çeşidinden; i. dinsel tören esnasında okunan ilâhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilân etmek; beyan etmek; ilân ederek kanunen yasaklamak; ifşa etmek, açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilân; beyanname, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. vurgu bakımından sonradan gelen kelimeye bağlı (sözcük).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğilim, meyil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da konsül vazifesini yapan memur, prokonsül; umumi vali; b.h., paleont. insan ve maymunların atası sayılan miyosen devri primatı. proconsular s. prokonsüle ait. proconsulate, pro- consulship i. prokonsüllük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sürüncemede bırakmak, ağırdan almak, geciktirmek; ertelemek, tehir etmek. procrasti- na'tion i. sürüncemede bırakma; erteleme. procrastinator i. işini tehir eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. döllemek; hâsıl etmek, doğurmak, yaratmak procreant s. meydana getiren, verimli. procreative s. dölleyici; doğurgan. procrea'tion i. dölleme; doğurma, meydana getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zulüm ve cebirle yola getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. boylarını yatağına uydurmak için misafirlerinin kol ve bacaklarını çekip uzatan veya kırıp kısaltan efsanevi dev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. bir çeşit dava vekili; üniversitede disiplini sağlayan memur; f. (sınavda, sınıfta) disiplini sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. sürüngen (sap); yüzükoyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulunur, tedarik olunur, elde edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik, elde etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik, elde etme; huk. vekillik, vekalet; vekâletname; pezevenklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da maliye memuru; huk. vekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tedarik etmek, elde etmek, edinmek, kazanmak; istihsal etmek; ettirmek, yaptırmak; pezevenklik etmek. procurement i. tedarik; istihsal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik eden kimse; muhabbet tellâlı, pezevenk. procuress i. pezevenk kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. Prosyon, Küçük köpek takımyıldızında en büyük yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ded,- ding) i. dürtmek; üvendire ile dürtmek; tahrik etmek, kışkırtmak; i. üvendire ile dürtme; hatırlatıcı şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. müsrif, savurgan tutumsuz; çok bol; i. müsrif kimse. prodigal son hayatı ciddiye almayan kimse, mirasyedi kimse. prodigally z. müsrifçe; cömertçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. israf; bolluk; eli açıklık, aşırı cömertlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok büyük, iri, kocaman; şaşılacak, müthiş. prodigiously z. çok büyük olarak; müthiş surette. prodigiousness i. büyüklük, irilik; harikuladelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dahi; mucize, harika; olağanüstü şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. ilk belirtiye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hastalığın ilk belirtisi, prodrom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahsul, ürün, hasılat; zerzevat, sebze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meydana getirmek; vermek, mahsul vermek; göstermek, meydana koymak, ortaya çıkarmak; doğurmak; yapmak, üretmek, imal etmek; uzatmak; sonuç çıkarmak; sahneye koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müstahsil, üretici, fabrikatör; hasıl eden kimse, meydana getiren kimse; sin. yapımcı, prodüktör; karbon monoksit gazının istihsal olunduğu ocak. producer goods hammadde, üretim maddeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ürün, mahsul, hasılat; sonuç, netice; mat. çarpım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. imal, üretim, istihsal; ürün; eser; sahneye koyma; uzantı (çizgi); huk. ibraz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verimli, bereketli, mümbit; yaratıcı. productive of meydana getirici. productively z. verimli surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. verimlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. production

sin. ve TV yapım

Bir filmin çevrilmesi veya bir radyo, televizyon programının hazırlanması için gerekli çalışmaların tümü ve bu çalışmaların ürünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production yapım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

production.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. productivité

üretkenlik

Verilen emeğe ve yapılan masrafa oranla üretilen miktar, ürün verme gücü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

productivity üretkenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

productivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. producteur

1. sin. ve TV yapımcı, 2. tic. üretici

1. Bir filmin çevrilişiyle ilgili bütün yönetim işlerini üzerine alan, sermayesini veren kimse. 2. Üretimle uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer yapımcı. üretici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mukaddeme, önsöz, giriş, başlangıç; şiir mukaddemesi. proemial s. başlangıca ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili profesör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. professor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hürmetsizce kullanma, kutsiyetini bozma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. bulaştırmak, pisletmek, kirletmek; hürmetsizce kullanmak: kötüye kullanmak, suiistimal etmek; s. kâfir, zındık; adi, bayağı; mukaddes olmayan, cismani, dini işlerden ayrı olan; küfür kabilinden. profanely z. hürmetsizce. profaneness i. kutsal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözle hürmetsizlik, ağız bozukluğu, küfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Üniversite ve yüksek okullarda doçentten bir derece üstün olan öğretim üyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professor. prof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prof. professor. profesor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professoriate. professorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. itiraf etmek, açıkça söylemek; iddia etmek, savlamak, taslamak; (inancını) ikrar etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iddia edilen, savlanan; açıklanmış, alenen itiraf edilmiş; sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. iddiaya göre; sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. diploma gerektiren meslek; meslek, sanat, iş kolu; iddia; itiraf; söz; inancın açıklanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mesleğe ait, mesleki; ustalıklı; meslek sahibi olan; profesyonel; i. profesyonel kimse. profession- ally z. meslek bakımından, meslekçe, iş için; ustalıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. profesyonellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ordinaryüs profesör; sözlerle açıklayan veya iddia eden kimse. professorship i. ordinaryüs profesörlük; profesörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. profesöre ait. professorially z. profesörce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir İşi meslek edinmiş olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional. professional. pro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

career. pro. professional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional. professional man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professionalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professionalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professionalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. arzetmek, teklif etmek, önermek; i. teklif, önerme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ehliyet, maharet, beceriklilik, ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ehliyetli, mahir, usta; i. uzman, mütehassıs. proficiently z. maharetle, ustalıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yandan görünüş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. profil

1. yan, 2. mat. yanay

1. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü. 2. Bir cismin düşey kesiti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile. side view. side face. half face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile. side face. form. outline. side view. longitudinal section. section silhouette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tread , footprint , moulding , outline , profile , section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yüzün yandan görünüşü, profil; yüzün yandan çekilen resmi; kısa biyografi, karakter portresi; mim. bir binanın dikey görünüşünün mimari ay- rıntılarını gösteren şekil; grafik, çizge; f. profilini yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kâr getirmek, kazanç getirmek; kazanmak, istifade etmek; faydası olmak, işe yaramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâr, kazanç; menfaat, fayda, yarar. profit motive kâr güdüsü. profit sharing kârı bölüştürme. profit and loss account kâr ve zarar hesabı. gross profit brüt kâr. net profit net kar. paper profits muhtemel kâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kârlı, kazançlı, faydalı. profitabil'ity i. kazançlılık, fayda. profitably z. kazançla, menfaatle, karlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hal ve keyfiyetlerden yararlanarak haddinden fazla para kazanmak; i. vurguncu kimse, fırsatçı kimse. profiteer İng. i. vurgunculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız; faydasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. uçarı, haylaz; günahkâr; edepsiz; i. müsrif kimse, hovarda. profligacy i. ahlâksızlık; günahkârlık; utanmazlık; hovardalık. profligately z. hovardaca, haylazca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pro forma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proforma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proforma invoice. interim invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çok derin; çok malumatlı; engin; çok büyük; i. derinlik, abis; derya, umman. profoundly z. de- rinden; esaslı olarak, tamamen. profoundness i. derinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. derinlik, şümul, genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok, bol; müsrif; cömert; verimli. profusely z. bol bol. profuseness, profusion i. bolluk; müsriflik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ged, -ging) i., leh. aşırmak maksadıyle araştırmak; i. özellikle dilencilik veya hırsızlıkla ele geçen yiyecek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cet, ata, dede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soy, nesil, torunlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. yumurtalıkta bulunan ve gebeliğe tesiri olan bir hormon, projesteron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bağırsak kurdunun parçalarından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat., zool. sivri çeneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. ses) tıb. bir hastalığın müddeti hakkında hekim tahmini, prognoz; tahmin, kıyas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. prognozla ilgili; neticeyi önceden gösteren, kılavuzluk eden; i. alâmet, belirti; kehanet; tıb. prognoz için hüküm verdirecek belirti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileride meydana geleceğini söylemek; belirtisi olmak; belirtisinden anlayıp söylemek, ilerisini tah- min etmek. prognostica'tion i. kehanet, önceden tahmin; belirti. prognosticator i. kehanet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yapılacak bir işin kısımlarını ve zamanını gösteren maddelerin bütünü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. programme

1. izlence, 2. eğt. yetişek

1. Belirli şartlara ve düzene göre yapılması öngörülen işlemlerin bütünü. 2. Yapılacak bir işin bölümlerini, bölümlerin sırasını ve zamanını gösteren tasarı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

format. programme. schedule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Programme. a performance at a public presentation; 'the program lasted more than two hours' a system of projects or services intended to meet a public need; 'he proposed an elaborate program of public works'; 'working mothers rely on the day care

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

program. program (me. card. lead in. order paper. schedule. software. programme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a system of projects or services intended to meet a public need; 'he proposed an elaborate program of public works'; 'working mothers rely on the day care program'. a series of steps to be carried out or goals to be accomplished; 'they drew up a six-step

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions that tells a computer how to perform a specific task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A program is a series of instructions for a computer, telling it what to do or how to behave The terms 'application' and 'app' mean pretty much the same thing It is however different from an applet Program is also the verb that means to create a program,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of instructions that a computer can execute Synonymous with software.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coherent assembly of plans, project activities, and supporting resources contained within an administrative framework, whose purpose is to implement an organization's mission or some specific program-related aspect of that mission For purposes of this p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

List of instructions for the computer to follow to process data See also Software.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sequence of instructions for the computer that implements an algorithm, especially when stored in a file in the form of either directly-executable object code, or source code for an interpreter or compiler When loaded into memory and executed, the objec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of instructions that tell the computer what to do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A magic spell cast over a computer allowing it to turn one's input into error messages More seriously: A program is a combination of computer instructions and data definitions that enable computer hardware to perform computational and control functions A

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions in code that, when executed, causes a computer to perform a task.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions for a computer that lets the computer perform a specific task Programs that perform tasks directly relating to what a person would want to do are called application software, to distinguish them from system software.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complete sequence of computer software instructions necessary to provide an application, solve a specific problem, perform an action, or respond to external stimuli in a prescribed manner As a verb, it means to develop a program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions to a computer to turn user input into error messages Any complete set of related instructions to a computer at any level of abstraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thing that tells the calculator to do stuff More specifically, a program is a list of instructions for the processor to execute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions for the computer; operating systems are related sets of programs that take care of most of the 'housekeeping' chores, while applications are programs which allow the computer to perform useful tasks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of instructions to be executed by a computer Same as software. programs often refers to computer programs, but can refer to such things as advertising campaigns as in 'a banner ad program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Set of actions or instructions that a machine is capable of interpreting and executing or the act of creating a program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Computer instructions to perform a related set of tasks The Linux kernel and WordPerfect application are examples of programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Series of coded Instructions that performs specific tasks when executed by a computer A program can be written in a processor-specific language or a high-level language that can be implemented on a number of different processors. this is simply a list of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coordinated set of USAID-financed activities directed toward specific goals For example, maternal and child health, nutrition, education and family planning activities designed to promote the spacing of children may comprise a program to reduce infant d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used as a noun - a series of instructions which tell a computer what to do Used as a verb - the act of writing or revising a program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

İng. programme i., f. (-med, -ming) program; (elektronik hesap makinaları) çalışma yönergesi, düzen; f. programlamak, program yapmak; düzenle- mek. program music olaylar sırasına veya bir sahne serisine göre düzenlenmiş müzik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Program AE (Otomatik Pozlama), çeşitli koşullar altında çekim yapmanızı sağlar. Enstantane ve diyafram açıklığı, duruma göre uyarlanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Aynı pozlama seviyesinde farklı enstantane ve diyafram açıklığı değerleri kullanmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

TV alıcısının her bellek konumuna, kendi programlanabilir kodu (örn. BBC, Sky) atanabilir. İstasyon kodu, kanala her geçtiğiniz otomatik olarak kısa bir süre ekranda gösterilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmer. programer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person in charge of preparing a program (me. programmer. computer programmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

software engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programming. program m ing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programme. to programme. to program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

program. to program (me. timetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

programmed. systematical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done according to a program (me. sb whose day-to-day life is tied to a program (me.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilerlemek, ileri gitmek, gelişmek; devam etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilerleme, ileri gidiş, yükselme, gelişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri gidiş, devam; mat. dizi. arithmetical progression aritmetik dizi. geometrical progression geometrik dizi. progressional s. ilerlemeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. terakki eden, ileri giden, ilerleyen; ilerlemekte olan; tedrici; terakkiye müsait; ilerici; genişleyen, yavaş yavaş artan; i. siyasette terakki taraftarı, erkinci. progressively z. ilerledikçe, devamlı olarak. progressiveness i. ilericilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yasak etmek, engel olmak, resmen menetmek; mani olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak; yasak emri; içki yasağı. prohibitionist i. içki yasağı taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yasaklayıcı; engelleyici. prohibitive price satışa mâni olacak kadar yüksek fiyat, aşırı fiyat. prohibitively z. yasak edilecek derecede; engelleyecek şekilde. prohibitiveness s. yasaklayıcılık; engelleyici oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tasarlanan şekil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

project. plan. design. projection. set-up. prospectus. blue print.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

design. plan. project. scheme. projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

project. design. scheme. plan. layout. layout plan. survey. device. blue print. experimental design. projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plan, proje, tasarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileriye doğru atmak; sondurmak, çıkıntılı yapmak; atmak, fırlatmak; plan kurmak, tasarlamak, düşünmek, tasavvur etmek; (film, resim) perdede göstermek; mat. bir düzlem üzerinde simetrik bir şekil vücuda getirmek için belirli bir şeklin her noktasında

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. fırlatıcı; atmayla meydana gelen; i. mermi, top güllesi, tabanca kurşunu, fırlatılan taş veya mermi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fırlatma, atma, atış; çıkıntı, sondurma, fırlak yer; proje, tasarı, oranlama; projeksiyon, izdüşüm; sin. gösterim. projection booth gösterim odacığı. map projection harita çizme usulü, haritada kullanılan izdüşüm sistemi, projeksiyon. Mercator's pr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. izdüşüm kabilinden ve bundan meydana gelen, izdüşel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. projektör, sinema makinası; bir şeyi zihninde kuran kimse, proje düzenleyen kimse, plan yapan kimse; fener kulesinde kullanllan ışık aynası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İzdüşüm.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. projection

1. fiz. iz düşümü, 2. sin. ve TV gösterim

1. Bir film veya belgenin ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran veya perde üzerinde görüntüsünün oluşturulma işi. 2. Görüntülerin gösterici yardımıyla bir yüzeye yansıtılması işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Işıldak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. projecteur

1. ışıldak, 2. yansıtım aygıtı

1. Karanlıkta bir hedefi aydınlatmak için kullanılan dar, uzun bir ışın demeti çıkaran ışık kaynağı. 2. Bir film veya belgenin ışık kaynağından çıkan ışınlarla ekran veya perde üzerinde görüntüsünü oluşturulan alet.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floodlight. projector. searchlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projector. searchlight. head-lamp. headlight. projector lamp. beacon. floodlight. head lamp. head light. flood-light projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spot. spotlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spotlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prepare a project.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. jeoloji). Yerin ilkel kabuğuna dayanan jeoloji sistemi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., tıb. yerinden oynamak, sarkmak, düşmek; i. düşme, inme, sarkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yerinden düşme, sarkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., geom. iki ucu kabarık (sferoid), yumurta şeklindeki; uzanmış, uzatılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bazı böcek larvalarının karın civarında bulunan ayağa benzer çıkıntılardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ, -na) gen. çoğ. başlangıç, önsöz, prolog, ki- taplarda uzun giriş. prolegomenous s. önsöz kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden belirtme; muhtemel itirazları önceden sezerek cevaplandırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ücretle çalışan sınıftan; i. proleter, emekçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. avam; işçi sınıfı, proletarya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Proleterler sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prolétariat

emekçi sınıfı

Emeğini sermayeciye satarak geçimini sağlayanların oluşturduğu toplum kesimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the proletariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proletariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Günlük çalışmasının karşılığından başka geliri olmayan kimse, emekçi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prolétaire

emekçi

Geçimini, emeğini sermayeciye satarak sağlayan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proletarian. proleterian. proletarian emekçi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proletarian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üretken; bot. tomurcuklar verme suretiyle çoğalan. proliferate f. çoğalmak, üremek; bot. tomurcuk vererek çabuk çoğalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğurgan; mahsuldar, bereketli; verimli, semereli. prolifically z. verimli olarak, bereketli surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzun, ayrıntılı; yorucu, baş ağrıtıcı, sıkıcı. prolix'ity, prolixness i. söz uzunluğu. prolixly z. uzun uzadıya, ayrıntılı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taraftarlık eden kimse; bazı meclislerin reisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prologue

ön deyiş

Bir eserde asıl konu olarak ele alınan olaylardan önce, geçmiş birtakım başka olguları anlatan ilk bölüm.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prologue. a computer language designed in Europe to support natural language processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prologue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of an XML document that precedes the XML data The prolog includes the declaration and an optional DTD. b The optional beginning portion of an XML document prior to the document's content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Extraneous bytes at the beginning of a signal file that are not to be read as samples Signal files created using the WFDB library do not contain prologs, but signal files created using other means may contain prologs To read such a signal file using the W

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Programming language; name derived from 'Programming in Logic'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The original logic programming language. 12/97Progenitor logic programming language, 1977.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The beginning of the generated file, before the template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Programming in Logic PROLOG was developed by A Colmerauer and P Roussel at the university of Aix-Marseille in 1971 It was designed for natural-language processing but has become one of the most widely used languages for artificial intelligence

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of a document that contains information about the document, most notably the DTD. a computer language designed in Europe to support natural language processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prologue , prolog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başlangıç, giriş, önsöz; prolog, piyes girişi; f. önsöz olarak söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uzatmak, sürdürmek. prolongation i. uzatma, sürdürme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önsöz olarak yazılmış yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. k.dili üniversite balosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. gezme, gezinti; gezme yeri, mesire; büyük balo; f. gezinmek; birini gösteriş için gezdirmek. promenade concert halkın gezinmesine müsaade edilen konser. promenade deck gezinti güvertesi, üst güverte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Yu. mit. gökten ateşi çalıp insana veren Prometheus'a ait veya ona benzer; özgürlük, yaratıcılık ve yiğitlikle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., meşhur, mühim; göze çarpan; çıkıntılı, ileriye fırlamış. prominence i. şöhret, ehemmiyet; göze çarpan şey; burun, dil, çıkıntı, tümsek; astr. güneş üzerindeki ateş parçalarından biri. prominently z. göze çarpacak surette; ehemmiyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karmakarışıklık; rasgele cinsi münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karışık, karmakanşık; farksız; herkes ile yapılan; k.dili rasgele; rasgele cinsel ilişkide bulunan. pro - miscuously z. ayrımsız olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. söz, vaat, taahhüt,vaat edilen şey;ümit verici şey. breach of promise cayma, sözünden dönme; özellikle evlenme vaadini tutmayış. express promise kesin söz. implied promise ima edilen vaat, zımni vaat. keep a promise sözünü tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. söz vermek, vaat etmek; göstermek; ümit vermek, taahhüt etmek, temin etmek. Promised Land Filistin; vaat edilmiş toprak; cennet, saadet yeri. It promises to be a fine day. Hava iyi olacağa benziyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. kendisine bir şey vaat edilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. vaatte bulunan kimse, taahhüt altına giren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verilen sözü içine alan; sig. kontrat imzalandıktan sonra yapılacak şeyler hakkındaki (taahhüt). promissory note huk. bono.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. première

tiy. ilk gösteri

Sahneye konulan oyunun ilk temsili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

première. première performance. opening night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. promenade

gezinti yeri

Yürüyüş yapmak, dolaşmak ve hava almak amacıyla ayrılmış yol veya bölge.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. dağlık burun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. promotion

özendirme

Bir malı geniş kitlelere tanıtmak ve o malın sürümünü sağlamak amacıyla yapılan çalışmalar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promotion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ilerletmek, kıymetini ararmak; geçirmek; rütbesini yükseltmek, terfi ettirmek, terakki ettirmek; tutunmasını sağlamaya çalışmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. destekleyen kimse; teşebbüs sahibi, kurucu; tutunmasını sağlamaya çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. terfi, yükselme veya yükseltme; geçme; tesis; satış artışını sağlayan unsurlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. desteklemeye vesile olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çabuk, acele, hemen olan, hazır; i., tic. vade; sahnede oyuncuya hatırlatılan söz. prompt note vadeli senet. promp'titude, prompt'ness i. çabukluk; tam vaktinde gelme veya yapma; dakikası da- kikasına yapma. prompt'ly z. derhal, çabucak, bir an

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. harekete getirmek, teşvik etmek, kışkırtmak; hatırlatmak, suflörlük etmek. prompt'book i. suflörün defteri. promp'ter i. suflör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. resmen ilân etmek, neşretmek, duyurmak, bildirmek; huk. yürürluğe koymak (kanun). promulgator i. neşreden kimse, ilân eden kimse. promulga'tion i. resmen yürürlüğe koyma; duyuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. pronoun, pronunciation.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., biyol. elleri veya ön ayakları avuç içi veya tabanı yere doğru çevrilmiş vaziyette tutmak veya o vaziyete getirmek, içe dönmek veya döndürmek. prona'tion i. elleri bu vaziyete getirme. prona'tor i., anat. pronator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüzükoyun yatmış; başını ileriye doğru aşağı eğmiş; mütevazı; eğik; kabiliyetli, eğilimli, mütemayil. prone'ness i. temayül; eğilme; yüzükoyun yatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çatalın sivri uçlarından biri; sivri uçlu alet; sivri uç; boynuz çatalı; f. çatal ile delmek, çatal saplamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Güney Amerika'ya mahsus çatal boynuzlu bir geyik,zool. Antilocapra americana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., gram. zamir kabilinden, zamire ait. pronominally z., gram. zamire ait olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., adıl, zamir. demonstrative pronoun işaret zamiri. indefinite pronoun belirsizlik zamiri. interrogative pronoun soru zamiri. personal pronoun şahıs zamiri. possessive pronoun iyelik zamiri. reflexive pronoun dönüşlü zamir. relative pronoun ilgi za

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. telaffuz etmek, söylemek; beyan etmek, resmen bildirmek, kararı bildirmek; (nutuk) vermek. pronounce able s. telaffuzu mümkün. pronouncement i. resmen bildirme; bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. belli, belirgin, bariz, aşikâr; kati, kesin. pronouncedly z. belirgin bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., A.B.D., k.dili hemen, derhal, çabuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hükümet beyannamesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telaffuz, söyleniş, söyleyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(sonek) geçirmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ispat, delil, kanıt, tanıt; imtihan, tecrübe, deneme; matb. prova; ayar; alkol derecesi; mat. sağlama; s. dirençli, kuvvetli, dayanıklı; geçirmez; miyar olarak kullanılan; belirli ayarda olan. artist's proof basma resmin ilk provası. proof posi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. provaları düzeltmek, tashih yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. matbaa provasını düzelten kimse, düzeltmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) i. destek yapmak, desteklemek, sırık ile tutmak; himaye etmek, tutmak; dayamak; i. destek, dayak, ayak, payanda; çamaşır sırığı; hami olan kimse, yardımcı kimse, destekleyici şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahne donatımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili uçak pervanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hazırlık dersi ile ilgili; yeni bir ilme başlangıç olan; i. ilk ders, hazırlık dersi. propaedeutics i. herhangi bir ilimde ilk çalışma, başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Herhangi bir düşünceyi yaymak, başkalarını da kendi tarafına katmak için söz, yazı veya başka vasıtalarla geniş halk kitlelerine tesir etme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. propaganda

yaymaca

Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda. canvassing. agitprop. publicity. boost. build-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A congregation of cardinals, established in 1622, charged with the management of missions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The college of the Propaganda, instituted by Urban VIII. to educate priests for missions in all parts of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, any organization or plan for spreading a particular doctrine or a system of principles. information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional expenditure. propaganda. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Control of information, ideas, facts, or allegations spread deliberately to further one's cause or to damage an opposing cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A way of presenting a belief that seeks to generate acceptance without regard to facts or the right of others to be heard Propaganda often presents the same argument repeatedly, in the simplest terms and ignores all rebuttal or counter-argument It is esse

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Persuasive communication designed to influence political behaviour, usually on a large scale. generation of more or less automatic responses to given symbols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any information, ideas, doctrines, or special appeals spread to influence the opinions, emotions, attitudes, or behavior of any specified group to benefit the sponsor, either directly or indirectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Written or spoken pieces that are intended to influence the reader or listener strongly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the military context, the deliberate effort to advance one's own cause by spreading information or disinformation which will damage the enemy's cause Propaganda is not a function of Army public affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information given to show something or someone in a biased way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. propaganda; herhangi bir prensibi yaymaya çalışan teşkilât. propagandist i. bir prensibi yay- maya çalışan kimse, propagandacı. propagandize f. propaganda yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propogandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a propagandist. propagandizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. propagandiste

tanıtıcı

Piyasaya yeni çıkarılmış ilaç, kitap vb. şeyleri tanıtan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who devotes himself to the spread of any system of principles. a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government. of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çiftleştirmek; üretmek, çoğaltmak, husule getirmek; yaymak, neşretmek, dağıtmak; nakletmek; geçirmek; sirayet ettirmek, bulaştırmak; kalıtım yoluyle geçirmek; yavrulamak, türemek, ço- ğalmak. propaga'tion i. yavrulama, üreme; neşir; yayma. propagati

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. propan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. vatan aşkına, vatan uğruna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-led, -ling) ileriye doğru sürmek; itmek, sevketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileriye sevkedici şey; kurşunu veya uzay gemisini ileri süren kuvvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ileriye sevkedici şey; s. itilebilen; yürütücü, sevkedici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileriye yürüten şey, vapur veya uçak pervanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eğiklik, eğilim; eski arzu, istek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. münasip, layık, yakışır, uygun; has, hususi, kendine mahsus, zati; doğru, gerçek, tam; hürmete lâyık; asıl (yer); (eski ) güzel, fevkalade. proper fraction tam kesir. proper name özel isim. the proper time uygun zaman. properly z. uygun şe- kilde;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mülkiyet; mal, mülk, emlak, arazi; hususiyet, özellik; mahiyet, tabiat; sahne donatımı. property man sahne eşyalarını temin eden kimse. property qualification bir kimseye oy hakkı sağlayan mülk sahipliği. property tax emlâk vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kehanet; keramet; ilham; tahmin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kehanette bulunmak, keramet göstermek, önceden haber vermek, gaipten haber vermek; peygamberlik etmek, kehanette bulunmak; tahminde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peygamber, nebi, resul; bilhassa Allah için söz söyleyen kimse, kâhin, kehanet sahibi. prophetess i. kadın peygamber, nebiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kehanette bulunmayla ilgili; gelecek için isabetli (tahmin); peygambere veya kehanete ait; peygamberlik kabilinden; kehaneti olan. prophetically z. isabetli olarak; kehanetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., tıb. hastalıktan koruyan; i. koruyucu ilaç; prezervatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hastalıktan koruma veya korunma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakınlık, hısımlık, akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teskin etmek, yatıştırmak; teveccühünü kazanmak; tövbe etmek. propitiable s. yatıştırılabilir, teskini kabil; teveccühü kazanılabilir. propitiative s. yatıştırıcı; tövbe eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öfkesini yatıştırıp teveccühünü kazanma; tövbe etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun, elverişli, ümitli; merhametli, cömert, lütufkar. propitiously z. uygun bir şekilde. propi- tiousness i. lütufkârlık; ümit vericilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jetli pervane düzeni; bu düzenle çalışan uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arıların kovanlarını sıvadıkları bir reçine, arı reçinesi, kara mum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. öneren kimse, teklif eden kimse; taraftar kimse; s. savunan; taraftar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Marmara Denizinin eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. oran, nispet: çoğ. bir cismin genişlik, uzunluk ve derinliği, ebat, boyutlar; hisse, pay; uygunluk; mat. iki çift nicelik arasındaki nispet eşitliği, oran- tı; orantı kuralı; f. orantı kurmak; birbirine uyumlu kılmak. proportion of births to

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. orantılı; i. bir başkasıyle orantılı olan nicelik veya sayı. proportional representation pol. nispi temsil. proportionally z. nispeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orantılı. proportionateness i. orantılılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teklif; teklif etme; evlenme teklifi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teklif etmek, arzetmek; kurmak, niyet etmek; evlenme teklif etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. teklif etme; teklif; k.dili teşebbüs; bir meseleyi arzetme; k.dili uygunsuz teklif; mat. mesele, nazari dava; man. önerme, kaziye; f., k.dili uygunsuz bir teklifte bulunmak. propositional s. teklif kabilinden, teklife ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileri sürmek, teklif etmek, arzetmek; söylemek, meydana koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. birinin mülkü olan, hususi; mal sahipliğine ait; müseccel; i. mal sahibi; mal sahipleri, hissedarlar. proprietary medicine tescilli ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mal sahibi, mülk sahibi, mutasarrıf. proprietorship i. mal sahipliği. proprietress i. mal sahibi kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygunluk, münasebet; edep, yol yöntem, adap; âdetlere uyma. breach of propriety adetlere aykırı hareket. the proprieties töre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. bir organın öne veya aşağı doğru düşüklüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ileri sürme veya sürülme, sevk, tahrik; itici kuvvet; tıb. öne doğru eğilerek yürüme. propulsive s. tahrik edici; itici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -laea) saray veya tapınak girişi olan bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Mısır'da tapınak avlusuna açılan büyük kapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. eşit olarak bölüp dağıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ümit verici; kendisinden çok şey umulur, istikbali parlak. promisingly z. ümit verici bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kralın emriyle parlamentoyu tatil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıcı; adi, bayağı; şiir güzelliğinden mahrum, şairane olmayan; nesir kurallarına uygun, düzyazı kabilinden. prosaically z. sönük bir şekilde, alelade olarak. prosaicness i. adilik; düzyazı kurallarına uygunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -nia) ( tiyatro) perde önü. proscenium arch (tiyatro) perde yerindeki kemer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yasak etmek, memnu kılmak; medeni haklarını elinden almak; mahkum etmek. proscriptive s. yasaklayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yasak etme veya edilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s. düzyazı, nesir; sıkıcı söz veya yazı; f. nesir yazmak; can sıkıcı şekilde konuşmak veya yazmak; s. nesir şeklinde yazılmış; can sıkıcı, alelade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bitirmeye çalışmak, ilerletmek, ileri götürmek; huk. aleyhine dava açmak, kanuni yollarla elde etmeye çalışmak, kanuni takipte bulunmak. prosecuting at torney savcı, müddeiumumi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takibat; bitirmeye çalışma, ileri götürme; huk. dava; davacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. davacı; savcı. public prosecutor savcı, müddeiumumi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. procédure

1. işlem, 2. yöntem

1. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol ve yöntem. 2. Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procedure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procedure. course action. course of law. judicial action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. din değiştiren kimse; f. dininden çevirmek. proselytism i. başkalarını kendi dinine sokmaya çalışma; mühtedilik. proselytize f. kendi dinine çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. process

süreç

Aralarında birlik olan veya belli bir düzen veya zaman içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay ve hareketler dizisi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( ünlem ) Sıhhate ! Afiyete ! şerefe !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. vezin tekniği, prosodi, şiir yazma kuralları, aruz. prosodic(al) s. vezin tekniğine ait. prosodist i. bu tekniği bilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. beklenen şey ümit; bekleme, gözleme; bakış; manzara, görünüş; ihtimal; maden damarına ait belirti; muhtemel müşteri; f. maden araştırmak. in prospect beklenen; ümitle beklenen. prospector maden ocağı arayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. beklenen, ümit edilen; gelecekte olan, müstakbel; muhtemel. prospectively z. ileride, istikbalde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. detaylı proje; yayımlanacak kitabı ayrıntılı olarak tarif eden broşür, prospektüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Tanıtma broşürü.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prospectus

tanıtmalık

İlaçların bileşimi, yan etkileri vb. ile nasıl kullanılacağını anlatan bilgileri içeren tanıtma yazısı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospectus. handbill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospectus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospectus. printed instructions or directions. handbill. handout. lying prospectus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muvaffak olmak, başarılı olmak; muvaffak kılmak; gelişmek, büyümek, zenginleşmek, iyileşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muvaffakıyet, başan; saadet, refah, ikbal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işi yolunda; muvaffakıyetli, başarılı, refah içinde; müsait, uygun; elverişli; şanslı, talihli. prosperously z. refahla, ikbal ve saadetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Erkekte idrar borusunun arka tarafını kuşatan bez. 2. Bu bezin İltihaplanması hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostate. prostate gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prostate. prostate gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Prostat bezi, idrar torbasının boynu ile idrar yolu başlangıcını çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir guddedir. Yalnız erkeklerde bulunur. Prostat bezi, 50 yaşını geçen erkeklerde büyümeye başlayıp, rahatsızlık verebilir. Hastalığın belirtileri gecenin son kısmında idrara kalkmak, gündüzleri sık sık idrar yapmak, idrar yapmakta zorluk, idrarın yavaş yavaş akması, idrarın başında veya sonunda bir damla kan şeklinde görülür. Kesin tedavi ameliyatla gerçekleşir. Ancak tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Mazı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam mazı konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çorba kaşığı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerindeki iltihabın, kan dolaşımı aracılığı ile prostat bezine gelip yerleşmesi sonucu ortaya çıkar. Hastada titreme, halsizlik, ateş, sırt ve bacak ağrıları görülür. Hasta, İdrarını ve büyük abdestini yapmakta güçlük çeker. Tedavi sırasında en az 10 gün yatak istirahati şarttır. Ayrıca 6 hafta süreyle aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Servi yaprağı, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 2 tutam servi yaprağı konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Prostat bezinin genişleyip, büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastanın karın bölgesinin alt kısımlarında ve bacak aralarında ağrı vardır. Bazen sırtta ve kollarda da ağrı hissedilir. Doktor tedavisi gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Atkestanesi, su.

Hazırlanışı : Bir tencere suda 2 avuç atkestanesi haşlanır. Günde 5 tane yenir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., anat. prostata ait; prostat, erkeklerde mesanenin boğazına yakın gudde, kestanecik. prostate gland prostat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Önlük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sakat bir yere suni uzuv ilavesi, protez. prosthetic s. protez kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fahişe, orospu; f. fahişeliğe sevketmek; kötü maksatla kullanmak. prostitu'tion i. fahişelik, fuhuş; kötü maksada veya işe kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. yüzükoyun yatmış, yere uzanmış; birinin ayağına kapanmış, insafına kalmış; halsiz kalmış, takati kesilmiş; bot. yerde uzanan; f. yere sermek, yere yıkmak; halsiz bırakmak, bitkin hale koymak. prostrate oneself secde etmek. prostrate oneself bef

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düzyazı gibi, nesre ait, nesir kabilinden; can sıkıcı, ağır. prosily z. can sıkıcı surette. prosiness i. aleladelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir piyes veya hikâyede baş rolü oynayan kimse; kahraman; önayak olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Pa senbolüyle gösterilen, radyoaktif bir eleman.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. protamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ses) gram. şart cümlesinin şart kısmı; klasik tiyatroda piyesin konusunu anlatan önsöz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dönek tabiatlı, her kalıba giren, çok yönlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. korumak, muhafaza etmek, saklamak, himaye etmek; ikt. yabancı mallara yüksek gümrük koymak suretiyle yerli malları korumak. protecting s. koruyan, himaye eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koruma, muhafaza, himaye; sığınacak yer, korunacak yer, barınak; serbest seyahat vesikası; ikt. ithalat üzerine gümrük koyarak yerli malları koruma; A.B.D., (argo) rüşvetle elde edilen güvenlik. protectionism i. yüksek gümrük koymak suretiyle yerli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. koruyucu, himaye edici; savunucu. protectively z. himaye edercesine. protectiveness i. himayecilik, himaye temayülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hami olan kimse, koruyucu kimse; kral vekili. protectorship i. hamilik; kral vekilliği. protectress i. hami kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hamilik; bir hükümetin daha kuvvetli bir hükümet tarafından kontrol ve idaresi; başka devletin idaresinde bulunan devlet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinin himayesi altında olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Tabii, azotlu madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A body now known as alkali albumin, but originally considered to be the basis of all albuminous substances, whence its name.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In chemical analysis, the total nitrogenous material in vegetable or animal substances, obtained by multiplying the total nitrogen found by a factor, usually 6.25, assuming most proteids to contain approximately 16 per cent of nitrogen. any of a large gro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotide in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the body

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large biomolecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order Proteins are required for the structure, function, and regulation of cells, tissues, and organs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large, complex molecule composed of amino acids The sequence of the amino acids, and thus the function of the protein, is determined by the sequence of the base pairs in the gene that encodes it Proteins are essential to the structure, function, and reg

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nuceotides in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the body

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large complex molecule made up of one or more chains of amino acids Proteins perform a wide variety of activities in the cell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotides in the gene coding for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the bod

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A complex biological molecule composed of a chain of units called amino acids Proteins have many different functions: structure; movement ; catalysis ; transport ; regulation of cellular processes ; and response to the stimuli The information for making p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A polymer of amino acids linked via peptide bonds and which may be composed of two or more chains The uniqueness of individual proteins depends on the length and order of amino acids within the proteins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule made up of a sequence of amino acids Proteins are the most common organic molecule found in living organisms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the group of large molecules that are composed of a linear sequence of amino acids Proteins account for more than 50 percent of the dry weight of most cells, and are involved in most cell processes Examples of proteins include enzymes, collagen in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An important kind of molecule in the human body, consisting of a sequence of amino acids The shape of a protein depends on the number and sequence of amino acids that make it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large molecule composed of one or more chains of amino acids in a specific order; the order is determined by the base sequence of nucleotides in the gene that codes for the protein Proteins are required for the structure, function, and regulation of the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule composed of many amino acids There are many types of protein with a range of functions Proteins are important as enzymes Egg white is almost pure protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Macromolecules consisting of long sequences of amino acids Protein is three-fourths of the dry weight of most cell matter and is involved in structures, hormones, enzymes, muscle contraction, immunologic response, and essential life functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the three main classes of food Proteins are made of amino acids, which are called the building blocks of the cells The cells need proteins to grow and to mend themselves Protein is found in many foods such as meat, fish, poultry, and eggs See also:

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Proteins are essential molecules in the body made up of many amino acids strung together DNA encodes the proteins and the cells can then turn the DNA into RNA and ultimately into proteins Clotting factors are one of many types of proteins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Molecules composed of amino acids Proteins constitute the enzymes and many of the structural components of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A macromolecule formed from a sequence of amino acids synthesized according to the genetic information coded by RNA Proteins are the fundamental functional and structural constituents of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of a group of complex organic macromolecules that contains carbon, hydrogen, oxygen, nitrogen, and usually sulfur, and composed of one or more chains of amino acids, and include many substances, such as enzymes, hormones, and antibodies, that are nece

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule made up of a number of amino acids arranged in a specific order determined by the genetic code Proteins are essential for all life processes 2 Return to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Proteins are large molecules required for the structure, function, and regulation of the body's cells, tissues, and organs Each protein has unique functions Proteins are essential components of muscles, skin, bones and the body as a whole Protein is also

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compound formed from a chain of amino acids Proteins are present in all living things, and are used for enzymes, hormones and other essential molecules.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What it's good for: Keeps the body running, made from different combinations of amino acids Where you get it: Meat, eggs, dairy products, beans, whole grains, and vegetables RDA: Between 46 and 63 g for adults. any of a large group of nitrogenous organic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protein.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., Lat. geçici olarak, muvakkaten, şimdiki zaman için.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. hazım sırasında proteinlerin parçalanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. hazım usaresinin tesiriyle proteinden meydana gelen bileşimlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinci zamanın ikinci dizgesi, hayatın ilk belirdiği zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. protesto etmek; itiraz etmek; temin etmek, ciddi olarak taahhüt etmek, kuvvetle iddia etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protesto; itiraz, itiraz beyannamesi; den. sig. bir kazadan sonra gemi limana gelince bu kazadan hiç kimsenin mesul olmadığına dair kaptan tarafından verilen resmi takrir, prova di fortuna; bir vergiyi istemeyerek ödediğine dair mükellefin itirazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. protestant). Protestanlık mezhebi mensubu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evangelical. protestant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protestant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katoliklikten ayrılmış, Papanın ruhânî reisliğini tanımayan Hıristiyan mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protestantism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. itiraz eden kimse; b.h. Protestan; s. itiraz eden; b.h. Protestanlara ait. Protestantism i. Protestanlık, Protestan mezhebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protesto etme, itiraz; temin, teyit, doğrulama, taahhüt; itirazname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. proteste). 1. (hukuk) Bir kimsenin, menfaati aleyhinde verilen kararı tanımadığını resmen beyan etmesi. 2. Böyle bir karara karşı verilen resmî beyanname: Protestosunu verdi. 3. Zamanında ödenmeyen bir poliçe veya senedin ödenmesi için alacaklının gönderdiği ihtarname.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. remonstrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. protesting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest. protestation. protesting. protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to protest against sth. to enter / to lodge / to raise a protest against sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. istediği şekle girebilen eski bir deniz tanrısı; değişken adam, dönek tabiatlı kimse; k.h., tıb. şekil değiştiren bir cins bakteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prothèse

1. tıp takma, 2. db. ön ses türemesi

1. Eksik bir organın yerini tutmak, bir organın sakatlığını örtmek amacıyla yapılan (organ veya parça). 2. Aslında kelimede bulunmayan bir ünlü veya ünsüzün ön seste belirmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis. prothesis. replacement. plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denture. prosthesis. artificial substitute for a missing part. dental prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nikâh şerefine yazılmış şiir, evliliği kutlayan şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. öntüreme, kelimenin başına bir ses veya hece ilavesi; Ortodoks kilisesinde Aşai Rabbaniyi hazırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baş katip; İstanbul Rum patriğinin baş katibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -raxes, - races) zool. böceklerde göğsün ön kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. kanda bulunan ve kanın pıhtılaşmasında etken olan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. tek hücreli hayvan veya bitki. protis'tan i., s. tek hücreli hayvan veya bitki; s. böyle hayvan veya bitkiye ait. protis'tic s. tek hücreli hayvan veya bitki ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) birinci, ilk, baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. diplomatik işlerde kullanılan resmi usuller, teşrifat, protokol; zabıt varakası, tutanak, protokol; bir anlaşmaya ilâve edilen madde; f. protokol yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir granit çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Diplomatlar arasında yapılan ön anlaşma zaptı. 2. Devlet erkânı veya devletler arasındaki münasebetlerde, resmî törenlerde, her türlü siyasî temaslarda uyulan kaideler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protocol. ceremony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protocol. gentleman's agreement. ceremony. minutes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. ilkel bir yapısı veya karakteri olan. pro'tomorph i. en ilkel veya en basit biçim veya yapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Nötronla beraber atom çekirdeğini meydana getiren madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a stable particle with positive charge equal to the negative charge of an electron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the basic particles that makes up an atom The proton is found in the nucleus and has a positive electrical charge equal to the negative charge of an electron and a mass similar to that of a neutron: a hydrogen nucleus. a fundamental particle with a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The positively charged part of an atom The number of protons determines which element the particle is It is part of the nucleus More about protons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A common subatomic particle found in the nucleus of every atom, often along with neutrons Made of two up quarks and one down quark, a proton has a positive charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle that is located in the nucleus of an atom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subatomic, or elementary, particle with a single positive charge equal in magnitude to the charge of an ELECTRON and a mass of 1; very close to that of a NEUTRON; the nucleus of a HYDROGEN ATOM is composed of a single proton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged elementary particle that forms the nucleus of the hydrogen atom and is a constituent particle of all nuclei.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle that is found in the nucleus of an atom and has a mass approximately 1836 times that of an electron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the elementary particles of nature The proton has a charge of 1 6 x 10-19 Coulombs and a mass of 1 67 x 10-27 kg, much higher than an electron The proton resides in the nucleus of an atom, sharing the space with neutrons, neutrally charged particle

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the basic particles of the atomic nucleus Its charge is as large as that of the electron, but positive See also: Electron, Neutron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sub-particle of an atom that contains a positive charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic particle in an atom's nucleus that has a positive electrical charge. a subatomic particle possessing positive charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the basic particles which makes up an atom The proton is found in the nucleus and has a positive electrical charge equivalent to the negative charge of an electron and a mass similar to that of a neutron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Protons are heavy nuclear particles carrying a positive electrical charge Along with neutrons, they are the principal components of atomic nuclei It has a mass of 1 67 x 10-24 grams, 1836 times the mass of an electron Protons are composed of two 'up' quar

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle of an atom The charge and relatively large mass of protons account for the Bragg peak effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A positively charged particle that is a constituent of an atom It has a mass similar to a neutron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Particle found in a nucleus with a positive charge Number of these gives atomic number Back to top Q.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Subatomic particle with a positive charge that is nucleus of hydrogen atom. a positively charged particle in an atomic nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particle of mass unity carrying a unit positive charge; it is identical physically with the nucleus of the ordinary hydrogen atom All atomic nuclei contain protons See Nucleus. a stable particle with positive charge equal to the negative charge of an el

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. proton.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yosun sporlarının çimlenmesinden meydana gelen iplik biçiminde organ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The primary growth from the spore of a moss, usually consisting of branching confervoid filaments, on any part of which stem and leaf buds may be developed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. prothonotary.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. protoplazma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaratılan ilk şey; asal hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Canlı hücrenin asıl kısmını meydana getiren albüminli madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protoplasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protoplasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prototype

1. ilk örnek, 2. model

1. Örneklik eden biçim veya nesne. 2. Tasarlanan ürünün tanıtım veya deneme amacıyla üretilen ilk örneği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prototype. antetype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asıl nüsha, esas model, ilk örnek, prototip, ori- jinal. prototypal s. ilk örnekle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. protoksit, herhangi bir seride en az oksijeni olan oksit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tek hücrelilere ait; i. tek hücreli hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uzatmak; küçük ölçekle kopyasını veya planını yapmak; anat., zool. öne doğru çıkmak, dışarıya uzatmak. protraction i. uzatma; ölçekle çizme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iletki; anat. uzatıcı kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkıntı yapmak, çıkarmak, pırtlamak, dışarı çıkmak, çıkıntı meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çıkarılabilir, uzatılabilir, pırtlak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çıkarma veya çıkarılma; dışarı sürülen şey, çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışarıya çıkan veya çıkmış olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şiş, tümsek, dışarı fırlamış, yumru gibi, çıkık. protuberance, -cy i. tümsek, şiş, yumru, çıkıntı. protuberantly z. tümsek şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şişmek, dışarı uğramak, yumrulanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gururlu, mağrur, kibirli, azametli; onurlu, izzetinefsi olan; haysiyetli; (of ile) iftihar eden; canlı (at v.b.); görkemli; muhteşem, tantanalı. proud flesh tıb. yara içinde veya etrafında mantar gibi şişmiş et. proudhearted s. kibirli. a proud day

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. prova). Deneme, tecrübe. Elbiseyi prova etmek = İğreti dikilmiş elbiseyi giyip nasıl geleceğini denemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitting. trial. proof. dry-run. try-on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proof. rehearsal. proof. revise. fitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

test. testing. rehearsal. fitting. proof. bow. head. trail. try. proof sheet. tryout. road test. try on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fit. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tanıtlanabilir, ispatı mümkün, ispat edilebilir. provably z. ispatlanacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-d,-d veya proven) tanıtlamak, ispat etmek, doğruluğunu tespit etmek; denemek; tecrübe ile anlatmak; mat. sağlamasını yapmak; olmak; çıkmak. proving ground tecrübe sahası, deneme alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaynak, köken, asıl, menşe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Fransa'da Provans vilâyetine ait; i. Provanslı kimse; Provans lehçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan yemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaynak, köken, esas, menşe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. darbımesel, atasözü; mesel; çoğ., b.h. Süleyman'ın Meselleri kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. darbımesele ait, darbımesel gibi, atasözü kabilinden; herkesçe bilinen, ünlü, meşhur. proverbially z. herkesçe bilindiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Allah’ın inayeti,,ihsanı ve lutfu üzerine kurulmuş felsefe.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. providentialisme

fel. kayracılık

Evrendeki bütün olayları tanrısal sebebe dayandıran, insanların ancak Tanrı kayrasıyla, bağışıyla kurtulabileceğini ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tedarik etmek sağlamak, bulmak; önceden hazırlamak; vermek, bulup vermek; şart koşmak. provide against hazırlıklı bulunmak, ihtiyatlı bulunmak. provide for geçimini sağlamak; tedarikli bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bağlaç), baz. (that ile) şu şartla ki, şartıyle, eğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tanrı inayeti, ilâhi takdir; basiret, sağgörü; vaktinde tedbir alma; b.h. Allah, Tanrı. provident s. ihtiyatlı, basiretli, tedbirli. providently z. ihtiyatla, tedbirli olarak; tam zamanında, tam yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Allahtan, Allahın lütfuna bağlı. providentially z. Allahtan; talihli olarak, kısmetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik eden kimse, techiz eden kimse. a good provider ailesine iyi bakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bağlaç), baz. (that ile )şayet, eğer, şartıyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vilayet, il, eyalet; eskiden İtalya haricinde olup Roma imparatorluğuna baglı eyalet; çoğ. taşra; bilgi veya edebiyat alanı; yetki alanı; bir şahsın belirli iş sahası; ekol. kendine özgü bitey, direy ve insan tipleri olan dirimsel coğrafya alanı. with

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eyalete ait; taşraya ait; taşralı, dar düşünceli; köylü gibi; i. köylü, taşralı kimse. provinciality i. taşralılık. provincially z. taşra zihniyetiyle, dar kafalılıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taşralılık; taşraya özgü âdet veya deyiş özelliği, ağız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tedarik, tedarik olunan şey; hazırlama, hazırlık; koşul, şart; çoğ. zahire, erzak; f. tedarik etmek, yemek veya gerekli şeyleri sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçici, muvakkat, eğreti. provisionally z. geçici olarak; şartlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -sos veya -soes) huk. sözleşmeye konulan kayıt, şart.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şarta bağlı, koşullu; geçici, muvakkat, eğreti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

remittance fund. cover. provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncovered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kışkırtma, tahrik, teşvik; dürtü; gücendirme, öfkelendirme; kızılacak şey, güce gidecek mesele. do (it) under provocation kışkırtı tesirinde kalarak yapmak, tahrik sonucu yapmak. on the slightest provocation en hafif etkenle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. tahrik edici, kışkırtıcı, etkileyici; kızdırıcı, sinirlendirici; çekici, cazip; i. tahrik edici kimse veya şey. provocatively z. tahrik edici şekilde, kış- kırtarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provocation

kışkırtma

Herhangi bir kişiye, gruba, kuruluşa veya devlete karşı girişilen ve onları sonradan ağır sonuçlar verecek bir karşı eylemde bulunmaya zorlayan, önceden tasarlanmış girişim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation kışkırtma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provocateur

kışkırtmacı

Kışkırtma işini yapan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. provo. provocative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provocateur. inciter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. provoqué

kışkırtılmış

Kötü bir iş yapması için harekete geçirilmiş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To call forth; to call into being or action; esp., to incense to action, a faculty or passion, as love, hate, or ambition; hence, commonly, to incite, as a person, to action by a challenge, by taunts, or by defiance; to exasperate; to irritate; to offend

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause provocation or anger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To appeal. [A Latinism] provide the needed stimulus for call forth; 'Her behavior provoked a quarrel between the couple'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call forth ; 'arouse pity'; 'raise a smile'; 'evoke sympathy'. call forth; 'Her behavior provoked a quarrel between the couple'. provide the needed stimulus for. annoy continually or chronically; 'He is known to harry his staff when he is overworked'; 'Th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To annoy someone and make the person angry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To challenge; to summon; to stimulate to action; to induce by motive; to call forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kızdırmak, sinirlendirmek, öfkelendirmek; harekete geçirmek; dürtmek, teşvik etmek, tahrik etmek; sebep olmak. be provoked (at) kızmak; küs- mek. provoking s. asaba dokunan. provokingly z. kızdıracak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. resmi amir; bazı üniversitelerde dekan; İskoçya'da belediye başkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inzibat amiri, adli subay. provost guard askeri polis karakolu. provost marshal inzibat amiri, adli subay. provost sergeant inzibat çavuşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geminin başı, pruva; sivri çıkıntı; (şiir) gemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yiğitlik, cesaret; cesaret isteyen iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sinsi sinsi dolaşmak; fırsat kollayarak gizli gizli gezinmek; i. sinsi sinsi dolaşma. prowl car A.B.D. polis arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. yakınsal, uzvun bağlanma noktasına yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. en yakın, hemen yanındaki. proximately z. yakın olarak, bitişik olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yakınlık. proximity of blood kan yakınlığı, akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (eski) gelecek ayda, kıs. prox.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vekil; vekillik, vekâlet; vekaletname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Radyo istasyonunu aramanızı ve ayarladığınız istasyonun türünü görmenizi sağlar. NEWS (haber) ve SPORT (Spor) gibi PTY veri isimleri, kafa biriminin ekranında görüntülenir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Fr.) uzlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rebîlyye). İlkbahara ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) karşılıklı, mütekabil, iki taraflı; birbirinin yerine geçen; (gram.) ortak; (i.) karşılıklı şey; (mat.) evrik değer. reciprocal insurance karşılıklı sigorta. reciprocal'ity (i.) karşıtlık. reciprocally (z.) karşıt olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) karşılıklı hareket etmek, karşılığını yapmak, misli ile karşılık vermek; birbirinin yerine geçmek, mütekabil olmak. reciproca'tion (i.) karşılık, tekabül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iki devlet arasında yapılan anlaşma, ticari mübadele usulü; karşılıklı münasebet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) krallık tarafından tesis olunan kürsüye tayin olunan profesör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. iftira etmek, sitem etmek, serzeniş etmek; ayıplamak, kınamak, şerefsizlik veya leke getirmek; i. ayıp, ar, rezalet; ayıplama, kınama; azar, serzeniş, sitem; leke, yüz karası olan kimse. reproachable s. ayıplanır, serzenişe lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sitem dolu; azarlama kabilinden. reproachfully z. sitemli olarak. reproachfulness i. sitemlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. tövbesiz, günahkâr, sefil, melun; i. kötü yola sapmış kimse, ahlâkı bozuk kimse; f. ebedi ceza vermek (günahkâra); uygun görmemek, tensip etmemek; lânetlemek. reproba'tion i. lânetleme; tensip etmeme; melunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar işlemek. reprocessed wool kullanılmamış fakat bir defa örülüp sökülerek tekrar örülmüş yün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kopya etmek, suret çıkarmak; tekrar meydana getirmek; yeniden hâsıl etmek; tekrar çıkarıp göstermek; biyol. doğurmak, yavrulamak, çoğalmak, üremek; aynını yetiştirmek, türetmek; tekrarlamak, yeniden temsil etmek; hatırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üreme; tekrar hâsıl etme veya husule gelme; hayvan veya bitkilerin üremesi. reproductive s. yeniden hâsıl eden veya olan; zürriyet hâsıl etme kabilinden. reproductive organs üreme organları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. reproduction

çoğaltma

1. Aslına uygun olarak yapılan taklit. 2. Bir sanat eserinin kopyası veya taklidi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproduction. repro. replica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

replica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azar, tekdir, paylama, sitem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azarlamak, tekdir etmek, paylamak, serzeniş etmek, sitem etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yırtılmaz, dikişleri sökülmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,( A.B.D.),( argo) neşeli, canlı; gürültülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (A.B.D.), (argo) çok neşeli, gürültülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kullanıcıların CD’deki parçaların çalınma sırasını özelleştirmelerini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat ürününün, özellikle resmin çoğaltılması. Bu işlem genellikle basım yöntemleri kullanılarak yapılır. Bir sanat eserinin bu anlamda çoğaltılması ve röprodüksiyon sayılabilmesi için, özgün yapıtın gerçekte tek nüsha olarak yapılmış olması gerekir. Röprodüksiyonu kopyadan ayıran özellik, onun taklit olmayıp; yalnızca özgün yapıtın özgün tekniği dışında bir teknikle yeniden üretilmesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Rüzgâr hızındaki değişimlerin, yüksekliğin ve mesafenin bir fonksiyonu olarak grafik hâlinde gösterilmesi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony ses mühendislerinin yıllarca araştırmalarının sonucunda bu eşsiz surround ses teknolojisi, yalnızca iki ön hoparlör ve bir subwoofer’dan büyüleyici 5.1 kanal sanal surround sesi sunar. Bu başarıyı gerçekleştirmek için Sony kulağımızın işleyişini inceledi. Sesin kaynağını ve yönünü tanıyabileceğimiz şekli ayarlayarak (sağ ve sol kulak tarafından kaydedilen seslerdeki ses düzeyi ve zamanlama farklarını ayırt ederek) S-Force PRO Front Surround, gelişmiş dijital sinyal işleme sayesinde insan mekanizmasını taklit edebilir. Diğer üreticilerin benzer tekliflerinden belirgin bir fark göstererek Sony, daha dinleyiciye ulaşmadan sesin duvarlara yansımasını sağlayan akustik yansımaya güvenmez. S-Force ile etki tamamen sanaldır, bu nedenle nerede olursanız olun dinamik 5.1 surround sesin keyfini çıkarabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

(S-Master Dijital Amplifikatör) Super gibi yüksek kalite dijital ses kaynaklarından en iyi sonucu almak için geliştirilmiştir Audio CD ve DVD kaynakları, S-Master (Tam Dijital Amplifikatör) teknolojisi, basit ama oldukça gelişmiş dijital bir işlemle sesi hoparlörlere iletir. S-Master teknolojisi mükemmel görüntüleme, yüksek çözünürlük ve sağlam performansla çok etkili güç dağıtımı sağlar. Birçok Sony ev sinema sistemleri, S-Master Dijital Amplifikatör teknolojisine sahiptir. Bazı son modellerde, mümkün olan en iyi ses kalitesi için S-Master Pro’ya sahip olabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (rhü. Şâfiiyye). İmam ŞAfiî’nin meshebinden olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) çürük, çürümüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Çürümeye yüz tutmuş maddelerde üreyen mikrop.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. saprophyte

biy. çürükçül

Doğal olarak hayvan ve bitki kalıntılarının üzerinde yaşayan ve onların çürümesine yol açan (bitki ve organizmalar).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çürüten; çürümüş maddede yetişen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. çürümüş organik maddelerle beslenen bitkisel organizma. saprophytic s. çürümüş organik maddelerle beslenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi kendini kınama veya cezalandırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı profesyonel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SEVK-I TABİİ) (i. F.). bk Sevk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dağılmaz cam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kurşun işlemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Şii. Şhiism (i.) Şiilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer). Partisip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. şîiyye). Şîa mezhebine mensup, (bk.) Şîa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيعی] şiî, şîa mezhebine mensup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(şi’r) (i. A.) (c. eş’Ar). 1. Anlama, idrâk. 2. Ölçülü, kafiyeli veya serbest, fakat mısrâlar hâlinde yazılmış edebî eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poetic. poetical. numbers. poetry. verse. poem. song.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poem. poetry. verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poem. verse. poetry. gale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شعر آلود] şiirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شيعيت] şiîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ipek kumaşla yapılan bir çeşit basma tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hızlı, derin GPS sinyal aramasına olanak veren GPS alıcı teknolojisi, dış mekanda konumunuzun bulunmasının yalnızca bir saniye süreceği anlamına gelir. Geleneksel GPS alıcılarından farklı olarak SiRFstarIII o kadar duyarlıdır ki, uzun binalarla çevrili bir yerde ya da ağaçlar altında olsanız bile GPS sinyallerini alabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çöven, helvacıkökü, sabunotu, bot. Saponaria officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. ses geçirmez, ses vermez; f. ses geçirmez hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. patlayan mermi parçalarının geçmesini engelleyen; çatlamaz, dağılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çark üzerinde zincir halkalarının geçtiği dişlerden her biri, zincir dişlisi. sprocket wheel zincir donatmaya mahsus dişli çark, zincir dişlisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sürmek, filiz vermek; filiz sürdürmek; i. yeni sürmüş dal veya sürgün, filiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fırtınaya karşı dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abuse. misuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embezzlement. graft. jobbery. malversation. misapplication. corrupt practices. self- abuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güneş geçirmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tic. huk. borçlunun senedi protesto etmesinden sonra kefilin ödemeyi kabul etmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TABİİ) (i. A.) (mü. tabîİyye). Tabiata ait. Târîh-i tabî! = Zooloji, botanik, mineroloji ve jeoloji. Hikmet-i tabîİyye — Kimya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rather. sure. natural doğal. naturally. of course. certainly!. of course!. definitely. be my guest!. natural. normal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural. unaffected. customary. habitual. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ طبيعی] doğal. 2.doğal olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

natural disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jus naturale. natural law. law of nature. the law of nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Peygamberimiz’in ashâbından biriyle görüşebilen kimse: Tâbiîn-i klrâmdandır. Teba-I tâbiîn = TAbiİnden biriyle görüşebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyrukluk, tâbî olma, bağlı olma, bağımlılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship. dependance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nationality. citizenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Fizik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيات] doğa bilimleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Tabiat bilgisi, bioloji. 2. Natüralizm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تابعيت] uyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c ). Tabiî ilimlerle uğraşan bilginler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [طبيعيون] natüralistler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.. meyhane, bar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitkinin toprağa inen ana kökü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

television program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

television program / schedule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Kanun yapma ile, kanun ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislative. chief magistrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislative power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislative immunity. immunity accorded to legislators.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). Ferman ve beratlara tevkî çeken memur. (bk.) Tevkî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Japonya'da Sinto tapınağının ulu ve süslü tore kapısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. türbinli pervanesi olan uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. arkadaşlık edilmesi zor olan; ulaşılmaz; yaklaşılmaz; mukayese edilemeyecek kadar üstün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fikir veya prensiplerinden vaz geçmez; eğilmez; uzlaşmaz, uyuşmaz; sözünden dönmez. uncompromisingly z. kesin olarak; yılmayarak; uzlaşmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üretimin normalden veya gereğinden az olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ıslah olmamış işlenmemiş; sürülmemiş (toprak); iyileşmemiş. unimproved road toprak yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verimsiz, kısır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meslek standartlanna aykırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız, verimsiz; boş, nafile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ümit vermeyen, ümitsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. telaffuz edilemeyen; ağıza alınmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (with) ile den. yoksun. unprovided for ihtiyacı karşılanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kışkırtılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gürültü, velvele, şamata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gürültülü, velveleli; kahkahadan kırıp geçiren. uproariously z. gürültuyle; çok gülünç bir şekilde. uproariousness i. gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kökünden sökmek, kökünden söküp çıkarmak; yok etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yapıtın gerçekleştirilmesinin özellikleri, ayrıntıları, verileri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legislator. law giver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Yalnızca iki ön hoparlörü kullanarak Dolby® Surround Ses efekti sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. su geçirmez; i. yağmurluk, empermeabl; f. sugeçirmez hale koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her türlü hava şartlarına karşı dayanıklı, havadan bozulmaz, rüzgâr geçirmez. weather strip, weather stripping pencere keçesi, tecrit şeridi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by