Dü-kevn ne demek? | Dü-kevn anlamı nedir? | Dü-kevn

Dü-kevn anlamı nedir?

Dü-kevn ne demek?

Dü-kevn anlamı nedir?

Dü-kevn | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: du kevn

Türkçe Sözlük

(i. F. A.), iki Alem (dünya ile Ahıret).

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu modda, ses eklemenin yanı sıra ses üstü kayıt da kullanılabilmektedir. Birinci stereo kanal, genellikle video sinyalleriyle birlikte verilen orijinal ses içindir. İkinci stereo kanal ise, art alandaki müzik, konuşma ya da diğer ses efektleri için kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’dır ya da 14’tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13’ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD’ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.

Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.

Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.

Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

16:9 bir TV’nin, 14:9 biçimi yayınları, resim, ekranı dikey olarak doldurana kadar genişleterek ekranının tamamını kullanacak şekilde göstermesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DAT ya da CD kalitesindeki yüksek kaliteli sesler kaydedilebilir ve çalınabilir. Bu 16 bit/48 kHz stereo ses sinyali, video sinyalleriyle birlikte kaydedilir; sesin kalitesi, müzik programlarının kaydedilmesi için uygundur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu düğme, Sony 16:9 TV’nizi, 16:9 dışında biçimlere ayarlamanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Lazer Disk ya da video kameradan gelen bastırılmış TV sinyalleri, el ile 16:9 moduna geçilerek herhangi bir bozulma olmadan 4:3 resim tüplerinde izlenebilir. Video kameraya ya da DVD kaydediciden gelen anamorfik (bastırılmış görüntülü kayıtlar) herhangi bir bozulma olmaksızın 4:3 ekranda izlenebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekrandaki parlaklık ve rengin tutarlı olması için BRAVIA Dijital Projektörler 3D Gamma Düzeltme özelliğini kullanır. Özellikle karanlık sahnelerde, görüntüler en ince ayrıntısına kadar hatasız ve tutarlıdır.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

4:3 modu video ve fotoğraflarda bulunan, geleneksel görüntü en boy oranıdır. Bu da bir resim genişliğindeki her dört birimin üç birim yüksekliğinde olacağı anlamına gelir. 16:9’luk yeni dijital yayın standardı ile 4:3 modu, kaliteden ödün vermeden, görüntüleri orijinal formatında oynatabilir. Böylece, fotoğraflarınızı ‘geleneksel’ 4:3 modunda çekmeyi tercih ediyorsanız, fotoğraflar da TV ekranında tüm görkemleriyle görüntülenir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) zorla almak,(kadın yahut çocuk) kaçırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(çocuk) kaçırma; kız kaçırma abductor(i) kaçıran kimse; dışarı çeken kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah’ın kulu. ed-Dar. Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah’ın kulu. el-Melik, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah’ın kulu. Allah’ın isimlerinden, (bkz.el-Afuv).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah’ın kulu. A’la kelimesi Kur’an-ı Kerim’in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah’ın kulu. Ali kelimesi Kur’an’da Allah’ın yüceliğini vasfetme anlamında kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulunduran Allah’ın kulu. Alim kelimesi Allah’ın 99 isminden birisidir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Azamet ve büyüklük sahibi Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden, (bkz.el-Azim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi Allah’ın kulu. (bkz.Aziz). Aziz Allah’ın isimlerindendi r. - Sultan Abdülaziz: 32.Osmanlı padişahının adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için sözkonusu olmadığı. Allah’ın kulu-Allah’ın isimlerinden, (bkz.Baki).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratan, yaratıcı Allah’ın kulu. Bari ismi, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Allah’ın kulu. - (bkz.el-Basir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden (bkz.el-Basıt).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın isimlerinden.- Bedi’nin kulu. (bkz.el-Bedi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Berr’in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Berr).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın kulu. Cebbar, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük, ulu, yüce Allah’ın kulu. Celil, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güzellikleri kendinde toplayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cömert olan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah’ın kulu. Ehad, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Aslan’ın kulu.- Hz.Rasûlullah (s.a.s)’m reddettiği isimlerdendir. Müslümanlar kullanmazlar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, üstün olan. Allah’ın kulu. (bkz.Ferid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Zafer kazanmış, üstün gelmiş, fetheden-açan, kullarınının kapalı-müşkil işlerini açan Allah’ın kulu. (bkz.Fettah). Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kullarının günahlarını affeden Allah’ın kulu. - (bkz.Gaffar). Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kullarının günahlarını tekrar tekrar bağışlayıcı olan Allah’ın kulu. - (bkz.Gafur). “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah’ın kulu.- Allah’ın isimlerinden, (bkz.Gani).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah’ın kulu. (bkz.el-Habir). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden, (bkz.Hadi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah’ın kulu. -(bkz.el-Hafız). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hak ve gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran Allah’ın kulu. - Hak, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Bütün işlerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah’ın kulu. - (bkz.el-Ha-kem). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeye hükmeden Allah’ın kulu.- Hakim, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah’ın kulu. - Halik, Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah’ın kulu. - (bkz.Halim). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın diliyle övülmüş Allah’ın kulu. - Hamid; Allah’ın isimlerindendir. (bkz.Hamid).- Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün varlıkların takdir edilen hayatları boyunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntılarıyla hesabını en iyi bilen Hasib’in kulu. - Hasib; Allahın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye gücü yeten Cenab-ı Allah’ın kulu. -(bkz.el-Hay). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi yapmaya gücü yeten Allah’ın kulu.-Kadir; Allah’ın isimlerindendir. (bkz.Kadir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah’ın kulu. -Kaviy kelimesi Esmau’l-Hüsna’dandır. (bkz.el-Kaviyy).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bu isim her şeyin bir varlık olarak durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi tutan, baki, kaim Allah’ın kulu. - Kayyum, Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Kayyum).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kebir’in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah’ın kulu. - Kebir; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Kebir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Allah’ın kulu. - Kerim; Allah’ın isimle -rindendir. (bkz.Kerim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın kulu. Peygamber (s.a.s)’in en sevdiği isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Latif, güzel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bilen Allah’ın kulu. - el-Latif; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.Latif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afrika’da ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağacın yağlı ve tatlımsı meyvesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah’ın kulu. - Macid kelimesi, Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Ma-cid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi olan Allah’ın kulu. - Malik; Allah’ın isimlerindendi. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şanı büyük ve yüksek olan, şan ve onur sahibi yüce Allah’ın kulu. - Mecid kelimesi Allah’ın 99 isminden biridir. Sultan Abdülmecid Han: 31.Osmanlı padişahı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah’ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah’ın sıfatlarındandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hastalara şifa veren, mesih İsa’nın kulu.-(bkz.Mesih). İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Metanetli, sağlam, dayanıklı olan Allah’ın kulu. - (bkz.Metin). Allah’ın isimlerin-dendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine yönelip yalvaranların isteklerine cevap veren, onların dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah’ın kulu. Mucib, Esmau’l-Hüsna’dandır. - (bkz.el-Mucib).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen Allah’ın kulu. - Muhsi, Esmau’l-Hüsna’dandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlıları ve hayatı diri tutan Allah’ın kulu. - Muhyi, Allah’ın 99 isminden birisidir, (bkz.Muhyi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratılmışları yokettikten sonra tekrar dirilten Allah’ın kulu. - Muid Allah’ın 99 isminden birisidir, (bkz.el-Muid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Muiz’in, izzet veren, şereflendiren Allah’ın kulu. - (bkz.el-Muiz). Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gönüllerde iman nurunu yerleştiren, kendisine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah’ın kulu. - Mü’min, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini anında elde eden, zenginlik ve servetine nihayet bulunmayan Vacid’in kulu. Vacid, Allah’ın isimlerindendir. -(bkz.el-Vacid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hükümlerinde, işlerinde asla benzeri olmayan Allah’ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz.el-Vahid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları tedbir ve idare eden Allah’ın kulu. - Vali, Esmau’l-Hüsna’dandır. (bkz.el-Vali).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asıl sahibi olan yüce Allah’ın kulu. - Varis kelimesi Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Varis).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vasi’nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici, darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münezzeh olan Allah’ın kulu. - Vasi kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Vasi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vedud’un kulu.- Allah’ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan Allah’ın kulu. Vehhab, Allah’ın isimle-rindendir. - “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine tevekkül edilen, kudretiyle kullarının işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah’ın kulu. - Vekil. Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Vekil).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı. Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah’ın kulu. - el-Veliyy kelimesi Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Veli).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yaratan Allah’ın kulu. - Nafı kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.en-Nafı).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü’minlere nusrct ve zafer veren Allah’ın kulu. - Nasır, Allah’ın sıfatla-rındandır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardımcı, yardım eden Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Nur sahibi, aydınlık, parlaklık sahibi olan Allah’ın kulu. - Nur, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rafı’nin kulu. (bkz.er-Rafi). Allah’ın isimlerinden

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah’ın kulu.- er-Rahim, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rauf olan Allah’ın kulu. (bkz.er-Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah’ın kulu. (bkz.Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın isimlerinden. Reşid’in kulu.- (bkz.er-Reşid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün mahlukların rızkını veren Allah’ın kulu. - Rezzak, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah’ın kulu. Allah’ın isimlerinden, (bkz.es-Sabur).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şahid’in kulu. Görünen ve görünmeyen eşyanın hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bulunduran Allah’ın kulu. - Şahid, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.eş-Şahid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kimseye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Allah’ın kulu. - Samed, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz. Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Emrine uyan, yasaklarından sakınan kullarını seven ve çok ikramda bulunan Allah’ın kulu. - Şekür, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah’ın kulu. - es-Selam kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılamaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyden arınmış olarak bütün sesleri, sözleri ve kelimeleri işitip ayırdeden yüce Allah’ın kulu. (bkz.es-Semi’).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Günahları örten, gizleyen Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delillerle belli olan Allah’ın kulu. - ez-Zahir, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.ez-Zahir).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayhoş etmek, biraz ekşitmek. acidulous (s) mayhoş, eksice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public hearing. public trial. open trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). anlamsız veya saçma bir hale gelinceye kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide. murder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murdering. murder. homicide. manslaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilave edilecek şey veya söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). getirmek, göstermek (delil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدو] düşman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adad). 1. Kol, bazu. 2. mec. istinatgah, muin, yardımcı: Adûdüddevle = Devletin yardımcısı. Anatomi. Azm-ı adud = Kol kemiği; cerrahî. Haz-i adud = Kolun kesilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adudîye). Anatomi. Kola mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaltaklanmak, tabasbus etmek. adula'tion (i). mübalağalı bir şekilde methetme, aşırı övgü, tabasbus, yaltaklanma adulatory (s). aşırı övgü niteliğinde olan, yaltaklanma mahiyetinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). reşit, ergin, erişkin (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). karıştırmak, safiyetini bozmak; (s). karışık, mahlut adultera'tion (i). karıştırma, karıştırılmış olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zina, evli biriyle gayri meşru cinsi münasebet. adulterer (i). zina yapan erkek adulteress (i). zina yapan kadın adulterine (s). gayri meşru (çocuk). adulterous (s). zina eden; caiz olmayan, memnu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ima etmek, anıştırmak ; gölgelemek. adumbra'tion (i). ima, kinaye; gölgeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanmış, kavrulmuş, kurumuş adv kıs adverb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Adâ). Çokluğun çokluğu: Eâdî. (Dilimizde daha çok «adû» şeklinde kullanılmıştır). Düşman, hasım: Adüvv-i cân = Can düşmanı, adüvv-i kadîm = Eski düşman, Adây-ı din = Din düşmanları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timber wolf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaçları delerek içlerinde yaşayan bir cins kurt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عهد و پيمان] and.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kırmızı ağaç çileği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry. raspberry ağaççileği.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raspberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, tanınmış soydan gelen

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Sony, çekim durumunuzun gereksinimlerini karşılayacak bir dizi önceden ayarlanmış fotoğraf makinesi ayar seçeneği sunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمدورفت] geliş gidiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمدوشد] geliş gidiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belkemiği, omurga kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keynote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Anamorfik zoom modu, HD Ready projektörler yelpazemizde sinemaya özgü en boy oranını sunar. Gelişmiş sinyal işleme özelliği ile, filmleri sinemada izleyebildiğiniz gibi görüntüleyin. İsteğe bağlı anamorfik zoom lensi, görüntüyü yatay olarak genişletir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

İng. antidumping

tic. karşı düşürüm

Ucuzluğa karşı yapılan ucuzluk.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).su yolu kemeri, kemerli su yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu modda, her resim arasında belirli bir geckmeyle çekilmiş kısa resim dizileri kaydedilir. Kayıt, belirli bir bekleme süresinden sonra başlatılabilir (30 saniye, 1 dakika, 5 dakika, 10 dakika) ve kısa bir süre devam eder (0,2 saniye, 0,5 saniye, 1 saniye, 2 saniye). Kullanıcıların, büyüyen bitkiler ya da açan çiçekler gibi yavaş hareket eden nesnelerin dinamik kayıtlarını yapmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur. Bu işlev, bazı video kameralarda da bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DHR-1000, kaset hafızası olmadığında bile AUX ve alt kod verileri kullanan üç arama moduna sahiptir (Tarih Araması, Fotoğraf Araması ve Dizin Araması). Arama Modlarında, VTR işaretli noktaları sırasıyla bulur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arşidük. archducal (s). arşidüke ait. archduchess (i). ariduşes. archduch'y (i). arşidükün idaresi altındaki bölge. archduke'dom (i). arşidüklük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güç, çetin, müşkül, gayret isteyen; dik. arduously (z). gayretle, güçlükle. arduousness (i). güç oluş, çetinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kayağantaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemilerde, küpeştenin iç tarafında bulunan direklere takılı halatları bağlamak için kullanılan delikli ve çubuklu levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate at the edge of the deck with holes for fastening rigging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. archiduc). Habsburg (Avusturya Macaristan) imparatorluk hanedanı prenslerine verilen unvan. «Büyük duka» demektir. Türkçe’de «arşidüke» da denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archduke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arşidükün feşi veya kızı. Habsburg Alman hanedanında imparatorluk prensesi: Büyük düşes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archduchess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling of inferiority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İster saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığım taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi Önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düşünün ki, asansörünüz bozuldu ve 60-70 km/saat, yani saniyede 18 metre hızla düşüyor. Siz de son saniyede yukarı zıplıyorsunuz. Yukarı zıplamanız olsa olsa saniyede 4-5 metre hızla olabilir. Yani siz yine de yaklaşık saniyede 13-14 metre hızla yere düşmeye devam ediyorsunuz.

İşter saniyede 18 metre, isterse 13 metre hızla yere düşün, sonuç fark etmez. Sizi yerden kazımak zorunda kalabilirler. Lütfen panik yapmayın, asansörü tutan tek bir kablo değildir, en azından 5 veya 6 kablo vardır. Bu kabloların her biri tek başına asansörün ağırlığını taşıyabilir.

Diyelim ki, bu kabloların hiçbiri görevini yapmadı, asansörü durduracak bir başka fren donanımı daha vardır. Hatta bazı asansör boşluklarında ilaveten yaylı veya yağlı, hayati tehlikeyi önleyecek özel sistemler de bulunur.

Bu sistemlerin hiçbiri çalışmazsa yine de iyimser olmaya çalışın, hiç olmazsa hayatınızda bir kere, hiçbir katta durmadan doğrudan zemine inmiş oluyorsunuz.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çaIışkan, yorulmaz, yılmaz, bezmez, usanmaz; devamlı, surekli; dikkatli assidu'ity, assid'uousness (i). çalışkanlık, gayret; devam , süreklilik assiduously (z). kendini vererek, gayretle; sürekli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ses dublajı özelliğine sahip video kaydedicilerde, audio dub ya da audio insert işlevi bulunur. Bu işlevler, sesin üzerine yeniden kayıt yapılmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere ve Amerika'da kullanllan tartı usulu; (k).dili şişmanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to console. to comfort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar module.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı kanaması normal olarak 2-7 gün sürer. Normal olarak 28 günde bir görülen aybaşı kanaması, bazı hallerde vaktinden önce veya sonra da görülebilir. Nedeni; asabi krizler, hormon dengesizliği veya bünye zayıflığı olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, bal.

Hazırlanışı : Sabah, öğle ve akşam, tok karnına 2 kahve kaşığı çörek otu ile 3 kahve kaşığı süzme bal karıştırılıp, yenir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Doğmakta olan ay. Ay doğdu Bey. Ertuğrul Gazi’nin oğlu veya torunu (1302).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde ayın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve dünyanın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Dünyadaki yaşam koşulları bakımından Ay’dan kaynaklanan hiçbir olumsuz etken yoktur. Yani Ay’ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı?

Ay’ın dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması dünyanın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70’i Ay’dan, diğer yüzde 30’u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.

Ay olmayınca etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cestode.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da hürmet ifade eden ve bey kelimesinin karşılığı olan unvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrick bend. sheet bend. fisherman's bend. clove hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dizzy. giddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giddy. vertiginous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

newspaperdom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of the General Director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, cesur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baydur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin aleyhinde olunan dua, tersine dua: Birinin bedduasını almak, bedduasına uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. malediction. imprecation. damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. malediction. imprecation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprecation. malediction. curse. damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بددعا] ilenç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski yazıda mektup zarflan üzerine yazılması ve zarfa basılan mühüre kazdırılması mûtad, aslı meçhul bir sözdür. «Buda» isminden galat olması düşünülebilir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Dijital radyolarda, radyoyu, kullanıcı tarafından belirlenen bir saatte açan bir özellik.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barbershop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. ber = yükseltme edatı, dûş = omuz). Omuzların üzerinde olan. Hâne-berdûş == Evi omuzunda. Varı yoğu omuzundaki seccade veya pöstekiden ibaret, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagabond. tramp. hobo. bum. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بردالعجوز] kocakarı soğuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçen sene, bir sene evvel: Bıldır bu kadar sıcak olmadı; bıldır gitti idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scientific thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhamnıed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek kısa boylu, boysuz, alçak ve kalınca boylu: Bodur adam, bodur ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

podgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumpy. podgy. squat. stocky. thickset. chunky. stumpy. dwarfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarf. short. squat. chunky. low. podgy. pudgy. stumpy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa boyluluk, boysuzluk, alçaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pudginess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gourmand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğazını sıktırmak. Ar. ihnak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb choked to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boğdurma işine konu olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğdurulma fiili boğdurulma hareketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bordure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curb. kerb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curb. border. border print. rand. fillet. rim. welt. cincture. framing. kerb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Erkek hayvanı enetmek, iğdiş ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çift süren ve araba çeken öküzlerin boynuna geçirilen ağaç çerçeve ki, boylu boyuna üstüne konan ağacına sapanın ve arabanın oku bağlıdır, mec. Tahakküm, kahır, tasallut: Boyunduruk altında olmak = Tahakküm çekmek, kahır görmek. Zapt ve işgal altında kalmak, esaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yoke. headlock. oppression. lintel. garrot. pass. span. crowfoot. bridle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıta ile bozmak, bozmaya sevk ve mecbur veya müsaade etmek, ihlâl veya tahrip ettirmek: Ben yaptığım işi kimseye bozdurmam. 2. Parayı değiştirmek, ufaklığa çevirtmek: Yüz lira bozduracağım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash. to cause to spoil/ruin. to change. to cash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get change for. to break a bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ard ayakları kısa ve uzun boylu bir cins sırtlan. Bodur, küçük, (bk.) Bıdık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tribe. people kavim. nation ulus. millet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

people. nation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Halk, kavim, ahali.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Budun).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep. keep handy. carry. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to have present. to have in stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to have present. to make available. tote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fındık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). 1. Ufak ve yuvarlak tâne. 2. Tüfek kurşunu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Burst modu, bir tampon bellek kullanarak çekimler arasındaki veri iletimini geçici olarak hızlandırır. Arka arkaya görüntüler, fotoğraf makinesinin her birini kaydetmesini beklemeye gerek olmadan hızlı biçimde kaydedilebilir. Bu özellikle spor, hareket ve vahşi yaşam fotoğraflarında olduğu kadar, hayatta bir kez karşılaşılabilecek görüntülerin çekilmesinde de kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert atları tımar ederken, zaptetmek için burunlarını sıkmaya mahsus tahta kıskaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Burunluk, (bk.) Burunduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Os manii devlet teşkilâtında sadâret (başba kanlık) makamından yazılan bir çeşit emirnâme ki, dîvân yazısıyla yazılıp başında o makamın büyük mührü bulunurdu. 2. Bir vali veya diğer bir makamdan yazılıp iş sahibinin eline verilen açık emir-nâme. 3. Kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesine kadar olan subaylara, meretlerinden verilen tevcih-nâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Buyurtu, buyrultu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yan ürün, bir şey üretilirken onun yanı sıra elde edilen ve ikinci derecede önemli olan bir ürün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyücü, Ar. sâhir, sihir, sihirbaz, mec. Çok güzel. (bk.) Cadı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جادو] büyücü. 2.cadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çog caducei) Yunan mabudu Hermes'in tanrıların habercisi olarak elinde taşıdığı asa; tıp ilminin sembolü olarak kullanılan yılanlı asa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bunaklık; halsizlik, zayıflık; fanilik, geçicilik,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جادوگر] büyücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sihirbaza lâyık olan veya lâyık surette, sihirbazâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynısafa çiçeği, (bot). Calendula arvensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal enemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal enemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Canlı TV yayınını duraklatmanıza imkan tanıyan Sony HDD kayıt cihazları sayesinde artık hiçbir anı kaçırmayacaksınız. Yavaş gösterim ve hızlı ileri sarma işlevi dahil olmak üzere kaldığınız yerden itibaren sahneleri farklı hızlarda oynatabilir ve istediğiniz an canlı yayına dönebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). (mark) zımpara, korindon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kılık veya vaziyet düzgünlüğü: Kendine çekidüzen vermek, evin çekidüzeni bozuldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tidiness. orderliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. chatterbox.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde 16 zamanlı bir büyük usul. İki tane Düyek’ten yapılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار و دو] dört ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool)., (bot). birleşmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(meyhaneciotu): Lohusagillerden, nemli yerlerde yetişen, uzun ve yeşil yapraklı bir bitkidir. Sapları sivri, kısa ve parlaktır. Çiçekleri de çana benzer. Hekimlikte kökü kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Loğusaotu familyasından bir bitki, meyhaneci otu (asarum europaeum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortion. miscarriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karma öğretim. coeducational (s). karma öğretimi uygulayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.) Birkaç düzlemin kesişmesiyle meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., to veya toward ile sebep olmak, vesile olmak. conducive (s)., to ile yardım eden, sebep veya vesile olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). davranmak; idare etmek, yürütmek; orkestra idare etmek; refakat etmek, yol göstermek, önderlik etmek; (fiz). nakletmek, geçirmek, iletmek. conduct oneself davranmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). davranış, tavır, hareket; idare. safe-conduct (i). yolculukta emniyet vesikası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (elek). iletkenlik, nakil kabiliyeti, isal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taşıma, nakletme, isal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iletici, geçirici, iletken, geçirgen, isal edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kılavuz, önder, lider, şef; (A.B.D). kondoktör, biletçi; orkestra veya koro şefi; müdür, idareci; iletken madde, geçirgen şey. conductor ducts (bot). iletken damarlar. non-conductor (i). iletici olmayan madde, yalıtkan madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iletkenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oluk, su yolu, kanal; (elek). cereyan tellerini muhafaza eden boru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). uzunluğuna ortasından bükülmuş (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Tenbih edici ve kuvvetlendirici sayılan güzel kokulu bir ot, çördük otu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). fitilli kadife, çizgili kadife; (çoğ). bu kumaştan yapllan pantolon; (s). fitilli kadifeden yapılmış; corduroy road bilhassa bataklıkları geçmekte kullanılan ve kütüklerden yapılmıs yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -da) hata, yanlış; baskı hatası; (çoğ). hata sevap cetveli, yanlış-doğru cetveli, düzeltmeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korindon; zımpara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). amaca zararı dokunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağlanmış bir şeyin bağını bozdurup açtırmak. Osm. hal ve fasi ettirmek: Düğümü, paketi, yükü çözdür. 2. iliklenmiş esvabı açtırmak, düğmesini iliğinden veya kopçasının, erkeğini dişisinden çıkartmak: Şu çocuğun yeleğini, potinini çözdürün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to solubilize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). safdillik, her şeye inanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saf, her şeye inanan. credulously (z). safiyane, safdillikle. credulousnessi safiyet, safdillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çördekotu): Dallı, budaklı, yaprakları sivri ve ayva biçiminde bir çeşit bitkidir. Çiçekleri mavi renkte olup, dikenlidir. Çiçeklerinin tozu; sarı veya sarımsıdır. Tadı acıdır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Hazımsızlık ve mide zafiyetini giderir. Kulunç ağrılarını keser. Zayıf çocukların gelişmesine yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.) (çuval, F. dûhten = dikmek), (bk.) Çuvaldız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوالدوز] çuvaldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادو] dadı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دادوفریاد] feryat figan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داد و ستد] alışveriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Silâh sesleri250 ni ifade eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dünya evi. (bk.) DAr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). belirli mevsimlerde dökülen, geçici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (asıl demek ve komak fiillerinin mazileridir). 1. Boş söz. Ar. kiyl-ü-kaal, Fars. güft-ü-gû. 2. Şunu bunu çekiştirme, nemmâmlık, suhançinlik, laf getirip, götürme, laf toplama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. tale. tittle-tattle. tittletattle. dirt. grapevine. grapevine telegraph. hearsay. report. rumor. rumour. scandal. scuttlebutt. talk. tattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. rumour. scandal. tale. tittle-tattle. whisper. rumor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. rumour. tittle-tattle. backbiting. broadcast. chit chat. clatter. on the cry. dope. old gossip. hearsay. rumbling. scandal. tale. tittle tatle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gossip. vent a tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dedikoduyu sever. Osm. nemmâm, suhançtn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossipy. scandalous. gossipper. gossipmonger. scandalmonger. taleteller. back biter. backbiter. tittle-tattle. babbler. newsmonger. peddler. pedlar. retailer of news. talebearer. tattler. telltale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossiper. flibbertigibbet. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossipy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlamak, mantıki olarak sonuç çıkarmak, istihraç etmek, istintaç etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, tenzil etmek; istintaç etmek , sonuç çıkarmak deduction (i). istintaç, netice çıkarma; (man)., tümdengelim; sonuç, netice, istidlâl; hesaptan düşme, tenzil. deductive (s). istintaç ve istidlâl yolunda olan; tümdengelimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déduction

fel. tümdengelim

Tümel bir önermeden tikel bir önermeye, yasalardan olaylara, etkenden etkiye geçme yolu.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Bazı video kameralarda, bağlı monitörden izlenebilecek kendi kendini tanıtım işlevi bulunmaktadır. Önemli bazı özellikleri göstermekte ve efektleri görsel olarak tanıtmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sea wolf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksiltme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu minarelleri ve içlerinde tuz buluna kayaları erezyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu minareller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksilme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikaste uğramıştı. Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir denzialtından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı. Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştı.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep-freezer. deep freeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (el demek olan dest ile «ver» edatından mürekkeptir. Cem’i desâtîr gelir). 1. Hüküm ve nüfuzu olan vezir: Destûr-ı mükerrem, destûr-ı Azâm. 2. Zerdüşt dininin mânevî reisi ve lideri. 3. Büyük defter, başvurulan defter-i kebîr. 4. Esas kaide, bir ilim ve fende kaidelerin uygulandığı esas kaide ve umumî örnek: Hesap, cebir düsturu. 5. Türk devletinin kanunlar dergisi. 6. Ruhsat, izin, mezuniyet. Destur = İzin verin geçelim. Müsaade edin, açılın. Bu mânâ ile cin ve perilere karşı da kullanılıp, karanlıkta bir yere girileceği vakit «destur» denilir. Destûr-ül-amel = Her iş ve hareket ona tatbik edilmek üzere örnek alınan kaide ve nizam veya tâlimat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbe batan, gönül delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل دزد] gönül hırsızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony in social relations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outside world. outer / outside world. outer world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bölünmüş, bölünebilir; ayrı, ayrılabilen; dağıtılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birini dövmeye emir vermek veya müsaade etmek: Ben çocuklarımı kimseye dövdürmem. 2. Bir şeye tokmak veya diğer bir şeyle vurdurup kırdırmak, ezdirmek veya tanelerini ayırtmak: Buğday, mısır, şeker dövdürmek. 3. Kurşun veya gülle attırmak: O kaleleri gemilere dövdürmeli. 4. (denizcilik) Fırtınada gemi giderken, bocalayıp rüzgârın önüne düşmek mümkün olmadığı zamanlarda rüzgâra baş vermek, (bk.) Dövdürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. as straight as a tie. straight and narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iliştirmek, temasa getirmek. Osm. lems ve massettirmek: Şuraya elinizi dokundurun; şu masayı duvarlara dokundurmayarak götürebilir misiniz? 2. El sürdürmek, bozdurmak: Eşyanıza kimseyi dokundurmadım. 3. İncitmek, sataşmaya bırakmak: O zavallı adama çocukları dokundurmayın. 4. Sözle birine târizde, imâda bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hint. make touch. adumbrate. gibe. jibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth touch another thing. to hint about sth to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sense of touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doldurmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling. backfilling. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fill. filling. stuffing. loading. charging. packing. feeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boş şeyi dolu hale getirmek, içine bir şey koymak: Testiyi su ile, sandığı eşya ile doldurmak. 2. Bir şeyi bir kabın içine koymak: Bu eşyayı sandığa, zahireyi anbara doldurmalı. 3. Eksik olan şeyi tamamlamak. Osm. iblağ etmek: Verdiğiniz parayı beş yüz liraya doldurduk; daha hesabı dolduramadık. 4. Ateşli silâhlara kurşun ve mermi koyup atılmaya hazırlamak: Tüfeği, topu doldurmak. 5. Kesilmiş hayvanın karnına, kabak ve yaprak gibi bir sebzeye pirinçle üzüm, fıstık vesaire koyup pişirmek, dolma yapmak: Kuzu, hindi, domates doldurmak. 6. Çukur bir yeri taş, toprak, moloz vesaire ile düzeltmek: Orasını dolduracağız. 7. Denizin içine taş ve çimentolu moloz vesaire atarak karaya çevirmek: Sahilin sığlarını doldurup rıhtım yapmalı. 8. İçilecek şeyi kadehe koyup sunmak: Bana bir su, bir limonata doldur. Çile doldurmak = 1. Tam kırk gün inzivada kalıp ibadet etmek. 2. Cefa çekmek. Defter-i Amâli doldurulmak = Günah-kâr olmak. Çukur doldurmak = mec. Ölmek, defnolunmak. Donuna doldurmak = Bir kimse, dışarı çıkmaya vakit bulamayıp donuna etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fill. charge. load. stuff. complete. write out. choke up. clog. congest. cover in. crowd. glut. infest. infuse. line. replenish. store. throng. top up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. fill. imbue. indoctrinate. load. occupy. pervade. store. stuff. to fill. to fill sth up. to fill sth in. to fill sth out. to crowd. to encumber. to urge. to egg sb on. to cram. to stuff. to charge. to load. to pervade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad. to fill to charge. to load. to fill. to turn sb against sb else. close. congest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Doldurmak işini yaptırmak, doldurmayı temin etmek: Şu testileri kime doldurtacağız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth filled or filled out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). içine bir şey konup boşluğu giderilmek, dolu hale getirilmek: Testiler dolduruldu mu? Sabahtan beri su verildiği halde havuz doldurulamadı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Henüz evlenmemiş kız. 2.Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Buz haline geçirme. 2. Karın içinde döndürmekle buz haline geçirilmiş limonata, şerbet ve süt vesaire ki, yazın serinlik vermek için yenir: Limonlu, kaymaklı dondurma. 3. Dondurulmuş, buz haline geçirilmiş 2. Donup tek parça olmuş: Dondurma kavurma; dondurma duvar. Dondurma taş = Tabiî olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice-cream. ice cream. sundae. ice. freezing. refrigeration. congelation. congealment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice. freezing. frosting. ice cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream. refrigeration. freezing. solidication. hardening. chilling. icing. freeze. ice. refrigerating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dondurma yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream seller / maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Su vesair sıvıları soğutmakla katı hale geçirmek: Bu soğuk, suları, nehri donduracaktır; bu yağı erittikten sonra dışarıya koyup dondurmalı. 2. Üşütmek, soğukta bırakmak: Bizi donduracaksınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. ice. transfix. to freeze. to chill. to frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. to freeze. to consolidate. bind. congeal. frost. ice. petrify. refrigerate. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crank. table lifting rapping turning. torsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Devrettirmek, çevirmek. Osm. tahrik etmek: Çarkı, fırıldağı, dolabı döndürmek. 2. Geriye çevirmek. Osm. ircâ etmek: Kendisini yarı yoldan döndürdüler. 3. İçini dışına veya önünü arkasına çevirmek. Osm. taklîb etmek: Bu minderi döndürmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn. turn round. turn aside. turn over. rotate. spin. whirl. turn inside out. reverse. deflect. return. revolve. roll. slew. slew round. slue. slue round. swerve. swing. twiddle. twirl. veer. veer round. wheel. wind. wind up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. flip. revolve. rotate. swerve. swivel. turn. twine. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rotate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. frosty. cutting. nipping. perishing. freezer. deep-freezer. chilling. refrigerant. cryo-. frigid. withering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. cold. chilling. perishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to freeze. to be frozen. to be consolidated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be turned. to be rotated. to be sent back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frozen. frappe. pegged. refrigerated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (uyd. k.). Ayın yer yuvarlağına karşı gelen sathının yarısı aydın, yarısı karanlık olması hali. Ar. terbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi). Dört derecesinde bulunan, üçüncü ile beşinci arasında olan. Ar. râbî: Dördüncü gün, dördüncü kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fourth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fourth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dördü bir karından doğmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quad. quadruplet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dövmek işini yaptırmak. (bk.) Döğdürmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir çok arabada hoparlörler zemin seviyesinde bulunmaktadır. Bu yenilikçi 3B sanal ses teknolojisi, seslerin sanki kafa hizasında bulunan hoparlörlerden geliyormuş gibi duyulmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(si. F.). iki, 2: DO cihan = İki Alem, dünya ve ahiret. Dû nîm = iki yarım, ortadan bölünmüş, (bk.) Dü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). iki. Dü-cihân = iki Alem, dünya ve Ahıret. Dü-nîm = İki yarım, ortadan bölünmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İki dünya, dünyâ ve Ahıret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). mec. Sevgilinin iki dudağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İki kat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DÜ-BARE) (i. F.). İki kat, katmerleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (du = iki, bâre = kere). 1. Tavla oyununda iki zarın da iki benekli gelmesi. 2. mec. Hile, hud’a, oyun: Bana dubara etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hile, yalan, dolan. oyun. 2. Tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki cihan, dünyâ ile Ahıret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. ikiz, çift. 2. İki rekât Salât-ı dü-gâne = İki rekât namaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.), iki Alem (dünya ile Ahıret).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). İki ayaklı HAr-ı dü-pâ = İki ayaklı eşek, mec. Eşek gibi insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış. Kadd-i dü-tâ = iki büklüm olmuş boy, ihtiyar vücut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.), Kayış, tasma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki yüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki dilli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ed’iye). 1. Allah’a yalvarma, niyaz: Ellerini kaldırmış dua ediyordu. 2. Birinin iyiliği için Allah’a yalvarma: Duanızla meşgulüm. Hayır duâ, duâyi hayr = Birinin lehinde yapılan duâ. Bed-duâ = Birinin aleyhinde yapılan duâ: Babasının bedduâsına uğradı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer. devotions. blessing. invocation. orison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer. devotion. invocation. petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disaster Unemployment Assistance - Section 407 of the Disaster Relief Act of 1974 created a program for the payment of unemployment assistance to individuals whose unemployment is the direct result of a major disaster as declared by the President of the U

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disaster Unemployment Assistance - Section 407 of the Disaster Relief Act of 1974 created a program for the payment of unemployment assistance to unemployed individuals whose unemployment is the direct result of a major disaster as declared by the Preside

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directory User Agent The software that accesses the X 500 Directory Service on behalf of the directory user The directory user may be a person or another software element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directory User Agents, when users wish to access a directory, they use directory user agents These agents directly represent the users in accessing the information stored in the Directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directory User Agent The software that accesses the X 500 Directory Service on behalf of the directory user The directory user may be a person or another software element See RFC1208.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directory User Agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Disaster Unemployment Assistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prayer or invocation. l agency A relationship in which a real estate agent or broker represents both parties in a transaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Supplication to Allah.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prayer or supplication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directory User Agent Specified in the X 500 specification. what.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invoke. pray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pray. invoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. duâ F. güften = söylemek). Duâcı, duâ eden, eskiden vakıftan bağlanmış maaş karşılığında duâ etmekle vazifeli fakir adam: Duâ-gûyân vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F). Duâ okuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birinin hayır duâsında bulunan. Fars. senâ-kâr: Duâcınızım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beadsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دعاگو] duacı, dua eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). ikili, çifte, çift iki kat; (i), gram ikili adlandırma. dual con trol hav çift kumanda. Dual Monarchy eski Avusturya Macaristan imparatorluğu. dual ownership bir mülkün iki sahibi olması. dualpurpose (s). çift görevi veya kullanılışı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

900MHz ve 1800MHz frekanslarında yayın yapan şebekelerle iletişim kurabilen cep telefonları için tanımlanan özelliktir. Üçüncü kuşak UMTS sisteminde bu iki frekans dışında daha yüksek bir bant genişliğinde yayın yapılır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Maksimum kaydetme esnekliği için Sony HDD / DVD kaydediciler Dual RW uyumludur. Bu, DVD-RW, DVD+RW, DVD-R ve DVD+R disklerine kaydedebilecekleri anlamına gelir. Yenilikçi bir özellik; geniş kayıt ortamı seçimi ve PlayStation®2 ve bilgisayarlar dahil olmak üzere diğer DVD aygıtlarıyla uyumluluk sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikilik; (fels.) düalizm, evrenin zihin ve madde olarak iki prensipten meydana geldiği görüşü. dualist (i). ikilik prensibi taraftarı. dualis'tic (s). ikilik prensibine ait .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dualiste

fel. ikici

İkicilik felsefesini kabul eden.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. dualisme

fel. ikicilik

Birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız, birbirine geri götürülemeyen, birbirinin yanında veya karşısında bulunan iki ilkenin varlığını kabul eden görüş.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dâİ). 1. Dâvet edenler. 2. Duâ edenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Bir meslekte kıdem bakımından başta gelen kimse. Fr. doyen.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. doyen

aksakal

Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(DÜBB) (i. A. astronomi). Ayı, hares. Dübb-i ekber, dübb-i asgar = Gökün kuzey cihetinde ayı şeklini andırır iki büyük yıldız topluluğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bed, bing) şövalyelik unvanı verilirken kılıçla omuza hafifçe dokunmak, şövalyelik unvanı vermek bir kimseye yeni bir unvan veya isim vermek, adlandırmak, çağırmak; vurmak, düzeltmek (kereste, deri).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bed, bing) dublaj yapmak, filmi çekiminden sonra seslendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyük, geni$ ve altı düz olarak yapılan ve yedekte çekilip ağır yüklerin taşınmasında kullanılan deniz nakil vasıtası. Her tarafı kapalı ve içi boş, suda yüzen büyük bir çeşit şamandıra. Dubalar yan yana konduktan sonra üstlerine köprü kurulur: Köprü dubası; dubalar üzerine köprü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pontoon. barge. float. ark. caisson. camel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

float. pontoon. barge. floating bridge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pontoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kefala benzer sivri burunlu ve karnı büyük bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double deuce. trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hilekâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trickster. swindler. spieler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brad , dowel , screw anchor , pegs , dowels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T). Tavlada iki zarın birden beşi gösteren taraflarının üste gelmesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şüpheli olma; şüpheli bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şüpheli; belirsiz müphem; kararsız; güvenilmez; sonucu şüpheli .dubious battle sonucu şüpheli savaş. dubious transaction şüpheli pazarlık. dubiously (z). şüpheyle. dubiousness (i). şüphe, belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şüphe, tereddüt. dubitative (s). şüpheli, ,şüphe veya kararsızlık belirten .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. doublage

sin. ve TV seslendirme

Sesin, çekimden sonra film üzerine geçirilmesi, kaydedilmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubling. dubbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dubbing. postsynching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dubbing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double. lining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a double. lining. slip. underdress. large.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duplex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duplex. dublex apartment. maisonette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. Baş tarafına gelen ipliklerinin uçları kesilmiş ve bir canfes ile bağlanmış iyi püskül. 2. (denizciilk) Bir halatın iki ucu arasındaki kısmı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irlanda'nın başkenti Dublin şehri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. doubleur

sin. ve TV benzer

Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stunt man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stunt man. stunt woman. stand-in. double. dubber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dubber. lining. stand in. understudy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kıç, Ar. mak’ad, süfre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karanlık, zulmet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dücüc). 1. Tavuk. 2. (astronomi). Kuğu burcu, gökyüzünün kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında, çok parlak birkaç yıldızdan meydana gelen bir burç. Latince: Cygnus, Fr. Cygne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zooloji). Tavukgiller.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dük unvanına sahip kimseyle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ulaşmış, çatmış, düşkün. Ar. mübtelâ, Fars. giriftâr: Bir belâya dûçâr oldu: Ağır bir hastalığa dûçâr olmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دچار] uğramış, yakalanmış, maruz kalmış. dûçâr etmek uğratmak, müptela etmek. dûçâr olmak uğramak, müptela olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Avrupa'ya bilhassa Venedik'e mahsus birkaç çeşit altın para, duka altını; (çoğ.) argo para .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fazla karanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. doge). Eski Venedik ve Ceneviz cumhurbaşkanı. Mussolini’ye de «duçe» derlerdi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it). Lider, komutan, diktatör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). düşes, dükün karısı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dukalık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İki cihan, dünya ve ahirct.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ördek dişi ördek; Anatidea familyasından ördek; (ing.), (k.dili) sevgili yavru; sakat kimse veya şey, kolay ele geçirilebilen hedef; (A.B.D.), (ask). hem karada hem suda işleyebilen kamyon. duck and drake (veya) ducks and drakes suda taş kaydırma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). başını veya vücudunu suya sokup çıkarmak, suya daldırmak; başını çabucak eğip kaldırmak; bir darbeden sakınmak; dalmak, batmak, başını eğmek, eğilmek; bir vuruştan kaçmak için süratle yana çekilmek; (i).eğilme, başını eğme; birden dalış, b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dok denilen bez, branda bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vücudu kunduza benzeyen, ördek gibi gagası olan ve ayakları perdeli Avustralya'ya mahsus bir hayvan,(zool.) Ornithorhynchus anatinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mercimeği, (bot.) Lemna minör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (argo) mükemmel, fevkalade; sevgili, aziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dücen, dücûnât). Karanlık, kapalı hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıkıntı, darlık, zahmet, zaruret.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat.) özellikle guddelerden sıvı maddeleri nakleden kanal, bezlerin salgısını akıtan kanal; tüp, mecra, kanal; (bot.) damar. ductless (s). mecrasız, kanalsız. ductless gland tıb salgısını doğrudan kana veren iç salgı bezi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). haddeden çekilebilir, dövülünce uzayabilir; şekil verilebilir, yumuşak, plastik. ductileness, ductil'ity (i). haddeden çekilebilme özelliği, kolayca şekil alabilme kabiliyeti .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. decâc, dicâc, dücâc). Tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kurt, böcek: DÜd-ı hazz, dûd-ı harîr = ipek böceği. Dûd-ı vahîd, dûd-ı şeriti = Karında hasıl olan uzun şerit, tenya.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دود] böcek, kurtçuk, kurt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دود] duman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask.) patlamayan mermi veya bomba; (k.dili) başarıya ulaşamayan kimse, başarısız iş .duds (i)., (k.dili) elbise, giyim eşyası; şahsi eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dumanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Eskiden üzerlik, günlük ve ödağacı yakarak cin dâvet eden büyücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baca, duman yeri, ocak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aile, hânedân, kabile, silsile, soy, sop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Külhancı. 2. Aşçı. 3. Tömbeki içen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağzın üst ve alt kenarı. Ar. şefe, Fars. leb: Ait dudak, üst dudak; kiraz, mercan dudak. 2. mec. Kenar, bir şeyin ağzının kenarı, kıyısı: Leb-i deryâ = Deniz dudağı (yani sahil). Dudağını ısırmak = Hayrette kalmak. Dudak bükmek = Ağlayacak gibi olmak. Dudak çatlamak = Mahzun ve üzüntülü olmak. Dudak çukuru = Ust dudağın oluğu. Dilberdudağı = Hamurdan yapılır bir çeşit tatlı. Dudak sarkıtmak = Somurtmak. Dudak dudağa = Öpüşmek, Fars. lebber-leb. Dudağından kan damlar = Kırmızı, güzel dudaklı. Kiraz dudak = Bir dilberin lâl renkli güzel dudağı. Dudak yarılmak, uçuklamak = Birdenbire pek korkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lipstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dudaklar, güneş veya soğuk havanın tesiriyle çatlayabilir. Endişe edilecek bir durum yoktur. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri çatlakları gidermek amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Cevizyağı, balmumu.

Hazırlanışı : 2 çay bardağı cevizyağına, 2 çorba kaşığı eritilmiş balmumu konur. Karıştırılarak soğutulur. Küçük bir şişeye doldurulur. Sabahları dudaklara sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial consonant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük solucan, ufak kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kabile, ocak, aile. 2. İsinden mürekkep yapılan çıra.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوده] is.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). züppe adam, giyimine aşırı düşkün erkek; (k.dili) tatilini taşralıların yanında geçiren şehirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Yerin altında akan suların oyup meydana getirdiği derin kuyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

katavothre. ponor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2.Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).öfke, hiddet, suçluluk veya pişmanlık duygusu. in high dudgeon çok öfkeli, tepesi atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hânedân, aile, sülâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دودمان] soy sop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dudu kuşu, papağan, (bk.) Tötî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mrs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Hanım, küçük kardeş. 2.Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3.Abla, yaşlı ermeni kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanım, k’adın (eski tâbir olup sonradan başlıca Ermeni kadınlarına ve bunların yaşlılarına denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «tütmek» ten «tütük»). 1. Nefesle çalınarak ince bir ses çıkaran saz. Düdük çalmak, üflemek: Düdüğün çeşitleri olur: Çocuk, çoban, gemici düdüğü. 2. Vapur ve demiryolu lokomotifi gibi makinelerin buharla ses çıkardıkları boru: Vapur düdük çaldı. 3. Uzun ve içi boş şey: Düdük kemiği, düdük makarnası. 4. mec. Düdüğü çalmak = Faydalanmak, kazanmak. 5. Zıvana gibi içi boş. 6. mec. Akılsız, cahil, boş (adam). Düdüğüm = Boş herif (alay için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. whistle. hooter. reed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooter. whistle. pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe. whistle. penny whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whistle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdük çalan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cinsî temasta bulunmak (argo).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düdüğü olan. Düdüklü tencere = Buharı içinde tutarak yemeği çabuk pişiren tencere çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a whistle. pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure cooker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). ödenmesi gerekli olan, vadesi dolmuş vakti gelmiş, yerine getirilmesi gereken; uygun, münasip, lâyık; yeterli; -den dolayı, sebebiyle; gelmesi icap eden; (z). tam, doğru. due care gerekli olan itina. due course of time zamanı gelince, vakti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kimsenin hakkı; alacak, matlup. give a person his due bir kimseye hakkını vermek; iyi tarafını görmek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (led, ling) duello; (f). düello etmek duel(l)er, duel(l)ist (i). düello edenlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca düello). Bir hakarete uğrayan adamın hasmına teklifiyle aralarında yapılan vuruşma (kılıç ve tabanca ile olabilir). Düello etmek, düelloya davet etmek, düelloya çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duel. affair of honour. mutual affray. single combat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ispanya ve Portekiz'de genç bir kıza refakat eden yaşlı kadın; mürebbiye, dadı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aidat, üyelik aidatı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Duetto.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duet. duo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz.) : duet ,duetto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Musikide iki ses veya saz için yapılan eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Duet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Def’in Arapça’daki talâffuzu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit muhallebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalın havlı ve kaba bir cins yünlü kumaş; spor veya kamp araç ve gereçleri, spor yapılırken giyilen kıyafet . duffel bag içinde spor malzemesi veya elbisesi taşınan torba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.), (k.dili) ahmak ve beceriksiz kimse, sıkıcı ve kararsız ihtiyar adam; seyyar satıcı, hileli kumaş vb satıcısı; (argo) her türlü hile taklit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karaduğ = Çavdar delicesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوغ] ayran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meme, hayvan memesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) dig .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde aynı adı taşıyan perdede duran bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i T. F.). Türk musikisinde bir perde adı. Portenin ikinci aralığına yazılan lâ notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gelin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dükeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («düğmek» ten). 1. Elbiseyi kavuşturmak için karşısındaki iliğe geçmeye mahsus, maden, kemik, sedef vesair maddelerden veya harç ve kumaştan yuvarlak, yassı veya üçgen tane: Gömlek, ceket, kol, yaka düğmesi. 2. Baş, top, ufak yuvarlak şey: Meme düğmesi. 3. Ufak ur, yumru, çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

button. switch. push-button.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

button.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

button, pushbutton. electric switch. push button. thumbpiece. nob. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düğme yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlamak, iliklemek, düğmelemek (terkedilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Düğmeyi iliğe geçirerek (elbise veya çamaşırı) kavuşturmak: Gömleği, ceketi düğmeledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to button up. button.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buttoned up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düğmesi olan, düğme ile iliklenen (elbise vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having buttons. buttoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttonless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kızıl deniz ve Hint Okyanusu sularında yaşayan ve bitkiyle beslenen bir çeşit memeli hayvan, dugung ,dugon .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içi oyulmuş kütükten yapılan kayık; yeraltı sığınağı; beysbol üzerinde oyuncuların oturduğu ustu kapalı sıra veya yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ufak taneli bir çeşit bulgur, pirinç, (bk.) Düyü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düyülmek işi. (bk.) Dü ğülmek, düğmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağlanmak, düğmelenmek, akdolunmak (terkedilmiştir), (bk.) Düğmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «düğmek» ten), iki ip vesairenin birlikte bağlanmasından hasıl olan bağ. Ar. ukde: Düğüm yapmak, düğüm çözmek. (denizcilik) Paraketenin sicimi üzerinde mesafeyi gösteren bölümler. Kördüğüm = Çözülmesi zor bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nodal. knot. tangle. tie. nodule. gradient. loop. node. nodosity. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knot. tangle. tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

node. knot. tie. difficult problem. simple knot. thumb knot. kink. joint. tangle. knurl. slub. nodule. nodus. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nodal point. crucial / vital point. basing point. climax.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Düğüm yaparak bağlamak: Şu iki ipi birlikte düğümlemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knot. tie. loop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to knot. to tie a knot. to fasten with a knot. tie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strangulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tied with a knot. to get tangled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düğümü olan, düğümle bağlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knotted. tied in knots. nodular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tüğ). Bir adamın evlendiği veya bir çocuğun doğduğu veya sünnet olduğu gün yapılan şenlik. Osm. velîme, sûr, cem’iyyet: Filânın düğününde, düğün yapmak. Sünnet düğünü = Osm. Hıtân cem’iyyeti. mec. Düğün evi = Gürültülü ve kalabalık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponsal. nuptials. wedding. bridal. nuptial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wedding. nuptials. wedding feast. marriage ceremony. nuptial. bridal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wedding feast. wedding reception. circumcision feast. big time. wedding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düğün çiçeğigillerin örnek bitkisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttercup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(girit lalesi): Düğünçiçeğigillerden; 30-60 cm. boyunda, uzun ömürlü bir bitkidir. Kökleri ipliksidir. Nisan - Haziran aylarında çiçek açar. Zehirlidir. Yaprakları çok küçüktür ve üç parçalıdır. Hekimlikte nadiren kullanılır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerinin şikayetlerini giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İki çeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılması vazgeçilmez bir adet haline gelmiştir. Pastanın kat kat yüksekliği biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damat, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebiliyorlar.

Buğday, tarih boyunca bereket, doğurganlık ve mutluluğun sembolü olduğundan başlangıçta, düğün törenlerinde, iyi temenniler gelinin başına buğday dökülerek sunuluyordu. Evlenmemiş veya evlenmeyi bekleyen genç kızlar, kısmetleri açılsın diye bu buğday duşunun kendilerinin de başlarına isabet etmesi için uğraşırlardı. Tıpkı günümüzde, gelinin elindeki buketten fırlattığı çiçekleri aynı inanışla yakalamaya çalışan genç kızlar gibi.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçılar çok saygın bir meslek grubunu oluşturuyorlardı ve bu aşçılar milattan yaklaşık 100 yıl önce adeti biraz değiştirdiler. Bu buğdaylarla küçük, tatlı kekler yaptılar. Kekler şüphesiz gelinin başına atmak için değil, yemek içindi, ama bir şey atmayı alışkanlık haline getirenler bu tatlı kekleri de gelinin başına atmaya devam ettiler.

Daha sonraları bu adetin devamı olarak, düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalanması, ardından da evlenen çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladı. Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar.

Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti, İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Ortaçağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu.

Ne zaman ki, dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.

İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki yaratıcılık, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adeti de yayıldıkça yayıldı, düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ulu ağaç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Kuşluk vakti. 2.Kur’an-ı Kerim’de 93.surenin ismi. -Kız ve erkek adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i A.) (c. edhune). 1. Duman. 2. Tütün: İnhisâr-ı dühân = Tütür inhisarı, rejisi, tekel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ دخان] tütün. 2.duman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dâhî). Dâhiler, (bk.) DAhî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. edhân). Sürülecek yağ

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دخت] kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kız, kerîme. Duhter-i rez = Asmanın kızı (yani şarap).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دختر] kız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kerime, kız.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kızlık, bekârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Girme, dahil olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Davul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penetration. entering. entrance. a man's consummating the sexual act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخول] giriş, içeri girme. duhûl etmek girmek, içeri girmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Davulcu. 2. Doğancıların kuşları uçurtmak için kullandıkları küçük davul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DUHULİYYE) (i. A). 1. Tiyatro, sinema ve balo gibi umumî eğlence yerine girmek için verilen ücret. Bu sinemanın duhûliyesi 3 liradır. 2. Bazı ticarî eşyanın bir ülkeye girişinde alınan vergi. Evvelce tütünden duhuliye alınırdı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخوليه] giriş ücreti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dehr). Dehrler, felekler, zamanlar, (bk.) Dehr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bazı devletlerde en yüksek asalet unvanı, (bk.) Duka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. duca). Avrupa’ca pek yüksek bir asalet unvanı. Fransızca «dük» şekli de dilimizde kullanılır. Vaktiyle prensten büyük, büyük-duka’dan küçük Avrupa hükümdarlarına da duka denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duka unvanı ve asaleti: Kendisine dukalık tevcih olundu. 2. Bir dukanın idaresinde olan yer: Orası bir dukalıktır; Almanya’da birkaç dukalık vardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dük dukedom (i). dukalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hep, bütün. (bk.) Düğeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (argo) yumruklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (c. dekâkîn). 1. Ufak tacirlerin satacakları eşyayı içine koydukları yer ki, önü açık bir hücreden ibarettir. Mağazanın küçüğü ve tek gözlüsüdür. 2. Bazı san’atkârların işledikleri ve yaptıkları şeyleri sattıkları yer: Demirci, bakırcı, marangoz dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shop. stand. store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük dükkân, dükkâncık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir dükkânda oturup eşya satan küçük tâcir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shopkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Bütün, tam. 2. Kuvvetli, tüvânâ, dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kocasız karı. Ar. ermel, Fars. bîve: Dullara iane toplamak; dul kadınlara maaş bağlamak. Dul kalmak = Kocası ölmek. Gelin dulu = Çok genç yaşta dul kalmış kadın. Dulavratotu = Arakiton (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

widowed. widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

widowed. widower. widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

widowed. widower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grass widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divorceé. widow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feme discovert. widow. widowed woman. relict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(daphne mezereum): Dulaptalotugillerin örnek bir bitkisi olan bir ağaçcıktır. Yüksek yerlerde yetişir. Çiçekleri güzel kokuludur. Meyveleri kırmızımtıraktır. Yaprakçıkları ise, açık yeşildir. Kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Zona tedavisinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taçsız ikiçeneklilerden bir familya.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(pıtrak): Bileşikgillerden; yol kenarlarında ve seyrek koruluklarda yetişen bir bitkidir. 1-1,5 metre boyundadır. Kökü ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yapraklarından yapılan ilaçlar, romatizma ve nikris ağrılarını giderir. Mide iltihaplarını iyileştirir. Kökünden yapılan ilaçlar ise, deri iltihapları ve egzamanın tedavisinde ve karaciğer hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bileşikgillerden, hekimlikte kullanılan1 bir bitki (artium lappe).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burdock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulağa hoş gelen, ahenkli; tatlı, hoş, latif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zevk vermek, hoşa gitmek; yatıştırmak, dindirmek; tatlılaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). santur, kanuna benzer bir çeşit çalgı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Peygamberimiz’in sonradan Hazreti Ali’ye hediye edilen katırı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toygar ve kuyruk salan cinsinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça derûger’den). Yapıların kapı ve pencere dışındaki tahta kısımlarını yapan sanatkâr. Ar. neccâr. Dülger balığı = Bir cins balık, (denizcilik) Dülger bağı = Halatın bir çeşit bağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. builder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. house carpenter. framer. joiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

john dory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapı işleri ile meşgul olan adamın sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpentry. woodwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). ağır, kafası işlemez, kalın kafalı, gabi; alık, anlayışsız; duygusuz, hissiz, vurdumduymaz; kesat, durgun; sıkıcı, kasvetli; kor, kesmez; donuk, sönük, canlı ve parlak olmayan (renk); (f). körletmek, körlenmek; donuklaştırmak; donuklaşmak;

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kocası olmayan kadının hali: O kadına dulluğunda kim baktı?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

widowhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

widowhood. seneucia. viduage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yenebilen bir çeşit kırmızımsı kahverengi deniz yosunu, (bot.) Rhodymenia palmata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). uygun olarak, usulen, hakkıyla, lâyıkıyle; tam zamanında; yeteri kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). ikinci: Bâb-ı dum = ikinci, kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). «Dü» hecesiyle başlayan bazı Türkçe sıfatların başına gelip mübalağa ve tekid beyan eder: Dümdüz (düm düz). Türk musikisinde ağırlık, usullerde kuvvetli zamanı gösterir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. düm = kuyruk, dâşten = taşımak) (askerlik). Ordunun arkasından gidip arka tarafını muhafaza eden sınıf, artçı. Mukabili: Pİş-dâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Rus parlamentosunun çarlık zamanındaki adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to steam cooking which traditionally involved using a pot with a close fitting lid tightly sealed with cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Russian national parliament, convened and dissolved four times between 1905 and 1917.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Duma, percursion instruments used by Hausa people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çarlık devrinde Rus parlamentosu; Rus milli meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşten kalkan siyah hava, tütün. Ar. duhan, Fars. dûd: Ateşin dumanı gözlerimizi kör etti; dumanda kurutmak. 2. Havadaki sis, pus: Ortalığı duman kapladı. 3. İnce tozun havaya kalkmasından hasıl olan bulanıklık: Toz dumandan göz gözü görmezdi. 4. Meyve ve çiçeklerin ve sıcak havada soğuk bir sıvı ile dolu kapların üzerine konan ince buğu: Dumanı üstünde = Taze kesilmiş. Tozu dumana katmak = Çok koşmak, fazla acele etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smoke. mist. fume. fog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fume. haze. mist. smoke. hash. hashish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smoke. fumes. vapour. steam. smother. gas. mist. haze. reek. cloud. flue gas. bloom. film colour. aerosol. dispersoid. fume.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Duman vermek, dumana tutmak veya asmak. 2. Bulandırmak, karartmak. Kafayı dumanlamak = Sarhoş olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dumanda durmak, dumandan kararmak. 2. Bulanmak, kararmak: Göz dumanlanmak = Kararıp görmemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be filled with smoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dumanı, sisi, pusu yahut buğusu olan: Dumanlı hava, dağ, çiçek, meyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foggy. smoky. misty. tipsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smoky. filled with smoke. misty. foggy. tipsy. fuddled. hazy. vapo u rous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duman kaplamış, duman içinde olan, sisli: Hava dumanlık idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dumanı olmayan, duman çıkarmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smokeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dilsiz; dili tutulmuş sessiz konuşmayan; konuşmadan yapılan, pandomim şeklinde, mimikle ifade edilen; (A.B.D.), (k.dili) sersem kafasız, budala. dumbbell (i). jimnastik güllesi, halter; (A.B.D.) (argo) aptal kimse.dumb piano egzersiz için kullanı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit darbuka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drum. tabor. timbal. silly. stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tabor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Girdiği yerde patlayarak tehlikeli yaralar açan bir çeşit tüfek kurşunu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dumdum kurşunu, vücutta tehlikeli yaralar açan tüfek mermisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hiç pürüzü olmayan, tamamen düz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

straight. absolutely straight. quite smooth. plane. satin. straight. as the crow flies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plane. straight. very straight. very smooth. straight ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as the crow flies. as straight as a line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Kan çıbanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geminin istikametini düzelten ve istenilen tarafa çeviren Alet. Dümen, gemi kıçlarında, suyun içinde hareket eden, ağaç veya madenden olup, geminin üstünden el, dolap veya makine ile çevrilir. Dümen tutmak, kullanmak. Dümende = En geride. Dümen neferi = Bir sınıfın en gerisinde bulunanı. Dümeni eğri = Çarpık kuyruklu at. Dayısı dümende = İltimasçısı ve koruyucusu olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rudder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rudder. steering wheel. wheel. trick. cheat. cabal. dope. helm. rig. ramp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rudder. trick. tail. control. surface. catch. humbug.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the wake of a ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geminin dümenini kullanan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helmsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cox. coxswain. helmsman. navigator. steersman. crook. swindler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steersman. the last or laziest student. tricky person. helmsman. mate. pilot. timoneer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dümenci işi ve vazifesi: Gemide dümencilik etmek kolay şey değildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheelwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayretler içinde bırakmak, şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s). kukla, manken; taklit, suret; dilsiz, az konuşan kimse; (argo) budala kimse; (matb.) mizanpaj; (iskambil) ölü el; sözde kendisi hakikatte başkası hesabına hareket eden kimse; (s). dilsiz, dili tutulmuş, sessiz; sahte, yapma, taklit. dummy ba

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). boşaltmak, atmak; (tic.) damping yapmak, fiyatları düşürmek, toptan ucuz fiyata vermek; düşmek; (i). çöp yığını, çöplük, mezbele;(A.B.D.), (argo) köhne ve kötü şöhretli ev veya otel; komputer makinadaki bütün bilginin makinadan boşalıp kâğıd

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İngiltere'de bazı çocuk oyunlarında kullanılan kalın maden parçası; Avustralya'ya mahsus ufak para; gemi inşasında kullanılan bir çeşit cıvata; bir çeşit şekerleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. dumping

ekon. düşürüm

Mallarda yapılan genel ucuzluk.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit meyvalı hamur tatlısı; kaynar çorba içinde pişen küçük hamur parçası; (k.dili) kısa boylu ve tombul kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hüzün, neşesizlik, keder; kuruntu, evham. down in the dumps melankolik bir halde. dumpish, dumpy (s). melankolik, hüzünlü, kuruntulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bodur, tıknaz; asık suratlı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dem’). Dem’ler, gözyaşları, (bk.) Dem’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bir uzvun beslenmeyip zayıflaması ve kuruyup hareketsiz kalması. Fr. atrophie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrophy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrophy körelme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دمور] körelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alçak, aşağılık, denî, zelil: Dehr-i dûn = Aşağılık felek. 2. Aşağı: DÜn rütbe, dûn fiyat. 3. Altta, aşağıda olan. Mâdûn = Mevkice altta bulunan, mâfevk mukabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Eski Türkçe’de tün: gece, tün a gün: geceden evvelki yani dünkü gün). İçinde bulunulan günden evvelki gün. Osm. ims, deyrûz: Dün gördüm. Dün nerede idiniz? Dün gece = Bundan evvelki gece. Dün değil evvelki gün. Dünkü gün: Dünden haberim vardı. Dünden beri görmedim. Düne gelinceye kadar bilmezdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mound or small hill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cure, as codfish, in a particular manner, by laying them, after salting, in a pile in a dark place, covered with salt grass or some like substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To ask or beset, as a debtor, for payment; to urge importunately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who duns; a dunner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An urgent request or demand of payment; as, he sent his debtor a dun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of a dark color; of a color partaking of a brown and black; of a dull brown color; swarthy. horse of a dull brownish gray color a color varying around light grayish brown; 'she wore a dun raincoat' make a dun color cure by salting; 'dun codfish' persisten

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Not keen in edge or point; lacking sharpness; blunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Not bright or clear to the eye; wanting in liveliness of color or luster; not vivid; obscure; dim; as, a dull fire or lamp; a dull red or yellow; a dull mirror.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Heavy; gross; cloggy; insensible; spiritless; lifeless; inert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Furnishing little delight, spirit, or variety; uninteresting; tedious; cheerless; gloomy; melancholy; depressing; as, a dull story or sermon; a dull occupation or period; hence, cloudy; overcast; as, a dull day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse of a dull brownish gray color. a color varying around light grayish brown; 'she wore a dun raincoat'. treat cruelly; 'The children tormented the stuttering teacher'. persistently ask for overdue payment; 'The grocer dunned his customers every day by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Dial-Up Networking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial-up networking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Color pattern found frequently among mustangs, usually marked by dorsal stripe, black points, and sometimes zebra stripes on lower legs Basic colors vary from Buckskin ; Grulla ; to red. demand repeatedly, as in: The collection agency went to great length

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A remote network that can be accessed via a telephone number Also provides modular support for multiple dial-up providers with support for a variety of different protocols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial Up Networking Microsoft's name for the bit of Windows that handles modems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial-up Networking A part of the Windows 95/98 operating system used for initializing communications between modems and establishing new connections to remote dial-up services.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a standard color of a horse Light to medium sand colored with dark skin The horse will have dark points. f: hill, mountain, moor 30. signifies a fortress or fortified place, usually on a hill Originally it meant a heap, mound or hill, and the use

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial Up Networking: The item within Windows 9X that allows you to connect to the internet using a modem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial-up Networking WAN Technology Associated with analogue and ISDN modems.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To persistently demand payment of a delinquent account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dial Up Networking A way to connect to a network, including home networks, by dialing in over phone lines to a modem on a computer acting as a server.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Don't: Actually, i dun find fault in Elvin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yesterday. yesterday. yesterday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yesterday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yesterday. the past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ دون] aşağı, alt. 2.aşağılık, adi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ned, ning) sıkıştıran alacaklı; alacaklının parasını istemesi, alacak talebi; (f). alacağını istemek, borçluyu sıkıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i).esmer, kul rengine çalan kahve rengi, boz sıçan tüyü renkli; (i). boz renk; boz at. dun diver ördek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuyruk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kuyruk. 2. Arka.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahmak veya kalın kafalı kimse. dunce cap eski devirlerde okulda tembel öğrencilerin ceza olarak başlarına giydikleri kâğıt külâh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Eski Fars hükümdarı. 2.Arkayı gözeten, koruyan ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahmak veya kalın kafalı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rüzgârın yığdığı kum tepeciği .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). pislik, hayvan tersi, gübre; (f). gübrelemek. dung beetle zool Scara baeidae familyasından bokböceği, pabuç tartan böceği .dung fork gübre çatalı .dung heap, dunghill (i). gübre yığını, fışkılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'a mahsus bir çeşit kaba pamuklu kumaş; (çoğ.) bu kumaştan yapılmış işçi tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) zindan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). İçinde ferro krom bulunan peridotit çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir sıvıya batırmak; kurabiyeyi kahve veya çaya batırarak yemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir gün evvel olan: Dünü, kıdemi olmayan: O, dünkü adamdır. Dünkü gün = Bugünden önce olan gün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yesterday's. of yesterday. inexperienced. green.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırtı kırmızı bir çeşit kum çulluğu, (zool.) Erolia alpina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den.) ambardaki eşya ıslanmasın diye altına ve yanına konulan saman ve tahtalar; tayfaların özel eşyası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دون پرور] aşağılık kimseleri koruyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birbirine nisbetle karı kotanın babaları: O, benim dünürümdür. 2. Düğünde güveyiye babalık eden adam (ikinci mânâsiyle yalnız Anadolu’da kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the father-in-law or mother-in-law of one's child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kız alıp vermek suretiyle hısım olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dünür olma hali, dünür akrabalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. itaf. olan «ednâ» nın müennesidir). 1. Alem, Ahırete nisbetle şimdi yaşadığımız Alem, kâinat: Dünya fânî, Ahıret bâkîdir. 2. Başka seyyarelere ve gök cisimlerine nisbetle yer, küre-i arz: Kâinatın genişlik ve büyüklüğüne nisbetle dünya bir zerre değildir. 3. Dünyada yaşamak için lâzım gelen şeyler, servet, mal, mülk: O adam dünyaca iyidir, dünyası uygundur. Ehl-i dünyâ = Bu dünya için çalışan, Ahırete ehemmiyet vermeyen. Tirik-i dünyâ = Dünya işlerinden el çekmiş, Ahıret adamı. Dünya adamı = Dünya işlerini ve dünyada yaşamayı iyi bilen ve dünya işleriyle meşgul olan adam: Dünya adamıdır, mukabili: Ahıret adamı. Dünyaya getirmek = Doğurmak: O kadın, üç çocuk dünyaya getirdi (hayvanlar hakkında kullanılmaz). Yeni Dünya = Amerika veya Avustralya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world. planetary. terrene. world. earth. globe. monde. terrestrial globe. nature. vale of tears.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earth. globe. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the world. the earth. the universe. globe. sphere. upper world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ekonomik gelişmeyi yadsımayan, ancak dünya çevresini tehdit etmeyen çevre ve enerji politikalarının benimsenmesi gerektiğini savunan Brundtland Raporu’nu hazırlayan, Birleşmiş Milletlerin oluşturduğu bir komisyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dünya işleriyle meşgul olup mal mülk sahibi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. dünya, Fars. peresten = tapınmak). Dünyaye, tapınacak derecede ehemmiyet verip Ahıretini düşünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never in the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dünyaya mahsus veya lâyık: Dünyalık adam: Dünya adamı. 2. Mal, servet: Dünyalığı nasıldır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hill aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. Şarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. Şarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti. Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik Şirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Dünyada şimdiye kadar en çok söylenmiş, halen de söylenmekte olan şarkı hangisidir diye sorulsa hemen akla gelmeyebilir. Bu şarkı herkes tarafından çok tanıdık, müziği ezbere bilinen bir şarkıdır. ‘İyi ki doğdun -isim-’ veya ‘mutlu yıllar sana’ şeklinde söylenen doğum günü şarkısı.

Bu şarkı yaratılırken doğum günlerinde söyleneceği kimsenin aklına gelmemişti. 1893’de ABD’de, Kentucky’de öğretmen iki kız kardeşin, öğrencilerinin sabahları söylemeleri için besteledikleri bu şarkının orijinal adı da ‘Good Morning to All’ yani ‘Herkese Günaydın’ idi.

Kardeşlerden şarkının müziğini yapan Mildred Hİll aynı zamanda kiliselerde org, konserlerde piyano çalıyordu. İarkının sözlerini ise Mildred’in dokuz yaş küçük kız kardeşi Patty yazmıştı. Mildred 1916’da 57 yaşında öldükten birkaç yıl sonra bestelediği şarkı ‘Happy Birthday’ (Mutlu doğum günü) adı altında söylenmeye başlanacaktı.

Hill kardeşler şarkının telif haklarını 1893 yılında almışlardı. Ancak Robert Coleman isimli biri, şarkının bestesini kullanarak sözlerini ‘Happy birthday to you’ olarak değiştirdi. İarkı zaman içinde o kadar yayıldı ki bestecileri bile unutuldu.

Ne zaman şarkı doğum günü formatında Broadway’de, bir müzikalde kullanılmaya başlandı, o güne kadar sesi çıkmayan üçüncü kardeş Jessica mahkemeye başvurdu. Bestenin gerçekten kendilerine ait olduğunu ispat etti ve şarkının tüm haklarına ailesinin sahip olmasını sağladı. Bundan böyle şarkının ticari amaçla kullanıldığı her yerde Hill ailesine telif hakkı ödenmesi gerekecekti.

Bu haber tüm dünyayı şok etti. Telefonla yarım milyon insana doğum günlerinde melodiyi dinleten tanıtım ve pazarlama şirketleri bundan vazgeçtiler, müzikaller bu parçayı ya repertuarlarından çıkarttılar ya da şarkı şeklinde değil de düz okuma veya şiir şeklinde söylettiler.

Onlar telif hakkı ödememek için yollar ararken Dr. Patty Hill, 78 yaşında, uzun bir hastalıktan sonra ama şarkısının dünya çapında bir doğum günü adeti olduğunu gördükten sonra öldü.

Günümüzde bu şarkının telif hakkı Warner/Chappel Müzik İirketi’ne geçmiştir. Ticari amaçla kullanıldığı her yerde şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır. Bu miktarın yılda l milyon dolara yakın olduğu tahmin edilmektedir. Doğum günü kutlayacakların bilgilerine sunulur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dünyâ» dan imen.) (mü. dünyeviyye). Bu Aleme mensup ve ait: Bu işin dünyevi ve uhrevt mükâfatı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthly. planetary. secular. terrestrial. worldly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mundane. secular. temporal. worldly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Duetto.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., önek, (müz.) duet, duetto; çift, eş; (önek) iki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). on iki veya on ikinciye ait, on ikişer on ikişer; (i). on ikide bir kısım; (çoğ.), (mat.) on iki üzerine kurulan rakam sayma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kitap boyu, yaklaşık olarak 13 x 20 cm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat.) duodenum, onikiparmak bağırsağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki kişi ile oynanan piyes; diyalog.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Dü ile başlayan Türkçe asıllı bazı sıfatların başına gelip mübalağa ve tekld gösterir: Düpedüz, dümdüz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kolaylıkla aldatılabilen kimse; (f). aldatmak, (slang) işletmek, gırgır geçmek. dupery (i). aldatma, işletme; işleme, aldanma .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dümdüz olarak, tamamen düz bir şekilde. 2. Açıktan açığa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çift.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çift; (mak.) aynı zamanda veya aynı şekilde işler iki kısmı olan; bitişik olarak inşa edilmiş çift ev; iki katlı apartman dairesi. duplex pump çift silindirli tulumba. duplex telegraphy aynı zamanda ve aynı hat üzerinde aksi yönlerde telgraf gön

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). eş; kopya, aynı,(bir şeyin) aynı; (i). ikinci nüsha, suret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eşini yapmak, kopyasını yapmak; suretini çıkarmak, teksir etmek; ikinci kere yapmak, tekrarlamak, çift yapmak. duplicate bridge turnuva brici. in duplicate iki nüsha halinde. duplicator (i). teksir makinası. duplica'tion (i). teksir etme, teksir,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Tek bir DV kablosuyla bağlı bir oynatıcıdan, tüm veriler (video, ses, alt-kod veriler, vs.) dahil olmak üzere kasetin kopyalanmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikiyüzlülük, düzenbazlık, hile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) («durmak» fiilinin emir sıygasıdır). Bekle, yavaş: Dur bakalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzak. Dûr-A-dûr = Uzaktan uzağa. Dûr-ü-dırâz = Uzun uzadıya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DÜRR) (i. A.) (c. dürer). inci, Ar. lûlû. Dürr-I nâ-süfte = Delinmemiş inci ve mec. Kimse tarafından söylenmemiş söz. Dürr-i yetim = Bir sedefte tek bulunan büyük ve makbûl inci tanesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دور] uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzak uzak, uzaktan uzağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. «Uzak ol» mânâsında emir. 2. Asâ, değnek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). İnci tanesi. mec. Pek güzel ve sevgili çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dür = inci, efşânden, feşânden = serpmek), inci serpen, inci gibi değerli sözler söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dûr = uzak, endîşîden = düşünmek). Her şeyi uzaktan, yani çok evvelden düşünen, her işin neticelerini düşünen tedbirli kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dayanıklılık, mukavemet; sürekli oluş, devam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dayanıklı, mukavim, sağlam, eskimez; devamlı, sürekli. durably (z). dayanıklılıkla, mukavemetle; sürekli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. da «dırac»den). Bir cins sülün (Arapça’da çil demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keklikten biraz büyük bir av kuşu (francolinus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer değiştirmeyen, sabit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inert. constant. stable. immobile. immutable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobile. stable. stationary. fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. fixed. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide bir makamın karar verdiği perde: Nihâvend makamının durağı rast (sol) perdesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dinî tasavvufî musikisinde Mevlevîlik dışındaki tarîkatlerde okunan, yalnız Durak Evferi usûlü ile bestelenen bir çeşit tantanalı ilâhî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «durmak») tan 1. Durulacak, durulan yer. Ar. makam, mekân. 2. Mesken, Ar. me’vâ. 3. Demiryolu katarı, otobüs, tramvay, dolmuş vesairenin durduğu yer. Ar. menzil, mevkif. Fr. station. 4. Kur’an-ı Kerim’in durma yerleri ve bu yerlerde mürekkep veya yaldızla resmolunan işaret. Durakotu = Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. stopping place. station. full-stop. full point. caesura. rest. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pause. rest. stand. station. stop. bus stop. halt. break.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. halt. pause. break. tonic note. caesura. rest. stand. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları y(Erkek İsmi) 2.Durma, dinlenme. 3.Cümle sonuna konulan nokta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde dinî eserlerde kullanılan 21 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ da kayısı demek olan «dürâkan» dan galat olsa gerektir). Tüysüz şeftali cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standstill. pause. hesitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sagnation. pause. standstill. halt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Lâkırdı söylerken tereddütle tutukluk göstermek, kesik kesik söylemek: Pek duraklayarak söylüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to stop. to hesitate. to waver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pause. to pause. to come to a stop. to stop once in a while. to hesitate. fizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth to a standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüysüz bir şeftali çeşidi (nucipersica).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. hesitation tereddüt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. demur. hesitancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Durup tereddüt etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. falter. hesitate. waver. to hesitate. to falter. to waver tereddüt etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hesitate. blow hot and cold. demur. falter. haver. hum. oscillate. pause. vibrate. waver. whiffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstopped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide durak perdesinin bir üstündeki nota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to the dura, or dura mater. of or relating to the dura mater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of or relating to the dura mater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duraklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to come to a stop. to hesitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Dursunali).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) dura mater, beynin ve omuriliğin en dış zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot.) ağaçların merkeze yakın bulunan sert odun kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kımıldanmayan, Osm. gayri müteharrik, sabit, sakin. 2. Bulunan, Ar. mevcut, kâin, kaim. Durup duran = Açıkça görünen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hareketsiz halde bulunan, sabit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutukluluk, mahpusluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, süreklilik; süre, müddet. for the duration güç bir durumun (özellikle 2. Dünya Savaşının) sonuna kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (gram) sürekli bir etkinlik belirten yüklemleri ifade eden (geniş zaman) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوربين] dürbün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: dûr-bîn) (dûr = uzak, dîden = görmek). 1. Uzaktan görmeye mahsus, maddeleri büyütür mercekleri olan ve uzaktaki şeyleri yakın gösteren optik Alet. 2. Uzaktan gören, her işin neticesini önden anlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telescope. field glass. field glasses. binoculars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binoculars. field glasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binoculars. field glasses. small telescope. glass. field glass. pair of binoculars. watchglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mücevher kutusu, hokka şeklindeki küçük kutu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen, kalender meşrepli, sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen kimse, rind meşrebli sarhoş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnci tanesi. 2.Sevgili, kıymetli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوردست] ırak, çok uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tortu, çöküntü, bilhassa şarap tortusu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Dursaliha).*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stopping. hold. arrest. check. interception. interruption. retention. shutoff. stoppage. suppression. suspension. tackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shutoff. stop. stoppage. interception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kımıldatmadan bırakmak, hareketsiz kılmak: Yerinde, ayakta durdurmak; minareyi, kubbeyi durdurmak. 2. Bekletmek: Onu daha bir müddet yerinde durdurmalı. 3. Ayakta durmaya alıştırmak: Çocuğu durdurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. stop. deactivate. call off. shut off. abort. arrest. baulk. block. bring short. cease. check. choke back. choke down. choke off. collar. crimp. discontinue. give over. call a halt. hold back. hold up. intercept. intermit. jam. jugulate. lock. p.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolish. arrest. cease. discontinue. drop. halt. intercept. stay. stop. waylay. to stop. to cease. to quit. to arrest. to halt. to discontinue. to detain. to stem. to staunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abort. stop. to stop. to bring to a stop. to halt. to shut down. to close. to shut off. to stall. to intercept. to interrupt. to fix. to check. to arrest. to intermit. to stay. to jam. to damp. to trig. to kill. call a halt. call off. curb. have done. hol

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stopped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnci serpen. 2.İnci gibi söz söyleyen ağız.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوراندیش] ileri görüşlü, ileriyi düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her şeyi önceden düşünüp neticelerini göz önünde bulundurma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dür). Dürler, inciler, (bk.) Dür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. dürer = inciler, bâriden = yağmak). İnciler yağdıran, inci gibi söz söyleyen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlama, cebir, icbar, baskı, tazyik; (huk.) kişiyi istek ve düşüncelerine aykırı bir şey yapmaya veya söylemeye zorlama; (huk.) kanunen onaylama olmaksızın tutukluluk, mahpusluk. under duress baskı altında. a plea of duress (huk.) baskı altında

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoppage. interruption. breakdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duran, kımıldanmayan. Osm. gayri müteharrik, sâkin. Fars. râkid: Durgun su, durgun hava. 2. Çevik olmayan, batî, gevşek, ağır: Pek durgun adamdır. 3. Yorulup bıkmış, usanmış, fütur getirmiş, yorgun. 4. Ruhsuz, hareketsiz: Alış veriş pek durgundur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. flat. still. untroubled. unruffled. static. airless. bovine. depressed. ditch-water. ditchwater. halcyon. inactive. languid. lifeless. placid. quiescent. serene. settled. slack. sleepy. stagnant. standing. stock-still. tranquil. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

placid. quiet. sedate. serene. stagnant. standing. still. tranquil. windless. calm. flat. dull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. unruffled. subdued. withdrawn. stagnant. inert. level. inactive. streamless. silent. dead. dead-calm. motionless. slack. stockstill. static. smooth. uneventful. slow. stationary. placid. quiescent. serebe. torpid. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareketsizlik, Ar. sükûn, rükûdet: Havanın durgunluğu. 2. Gevşeklik, sâkinlik, ağırlık: O durgunlukla hizmet göremez. 3. Bıkıntı, usanç, yorgunluk: Bir durgunluğu var. 4. Ruhsuzluk, hareketsizlik: Ticaretin durgunluğu. 5. Hayret, şaşakalma. Ar. veleh: İnsana durgunluk gelir: Gök cisimlerinin azamet ve hareket düzenleri akıllara durgunluk getirir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recessional. calmness. stagnation. stagnancy. stillness. inactivity. backwater. calm. deadlock. deadness. inaction. inanimation. inertness. languor. placidity. serenity. slack. slackness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiet. slump. calmness. heaviness. dullness. stagnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnation. calmness. dullness. mental dullness. rest. fatigue. standstill. static condition. stillness. tie-up. inertia. inertion. inaction. quiet. statical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Durdurmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hal üzere kal, olduğun gibi kal*

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوری] uzaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat esnasında, zarfında, müddetince, de .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İnci gibi parlayan, parlak. 2.Parıltılı yıldız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

, Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Dursaliha).*

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Durmak işi. (bk.) Durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cessation. halt. letup. pause. rest. stand. standstill. stop. stoppage. stopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. pause. stay. stop. stopping. rest stop. catch. rest. intermission. repose. standing. standstill. interruption. stand. back- pedal. cease. cessation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceaseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. away. consistently. on. steadily. steady. together. all the time. on and on. continuously. continually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. continually. ceaselesly. without cease. right off the reel. repeatedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oynamamak, hareket etmemek, sükûn. Osm. sükûnette bulunmak: Yerinde durmak; ayakta durmak. 2. Hareketi kesmek. Osm. tevakkuf etmek: Bizim önümüze gelince durdu; araba, at durdu. 3. Bulunmak, kalmak, bir karar üzere olmak, devam etmek, mevcut ve baki olmak: Sizin aşçı duruyor mu? O kitaplar bende duruyor; dünya durdukça; aç durmak. 4. Beklemek, sabretmek: Durun biraz; duramıyorum. 5. Hareketsiz kalmak, râkid olmak: Su dura dura bozulur. 6. Oturmak, ikamet etmek. Osm. sakin ve mukim olmak: Şimdi nerede duruyorsunuz? 7. Şaşmak, hayrete dalmak, hayrette kalmak: Bunu işitince durdu. 8. Rahat oturmak, telâş ve gürültü etmemek: Hiç durmuyor. 9. Sebat ve devam etmek: Sözünde durmak; bir halde, bir kararda durmak. 10. Geçmemek, ilerlememek, ilişip kalmak: Mideye, boğaza durmak. 11. işlememek, kalmak: Saat, makine durmuş. 12. Dinmek, kesilmek: Yağmur, rüzgâr durdu. 13. Dinlenmek: Burada bir iki saat duralım. 14. Düşmek, konmak: Masanın üzerine toz durmuş. 15. Fiillerde atıf ve iltizam sigalarından sonra yardımcı fiil olarak kalıcılık gösterir: Kakıp durmak, bakıp durmak. Akan sular durur = Hiç diyecek yok; apaçık. Eğri durmak = Muhalefet göstermek. Uslu durmak = Yaramazlık etmemek. İç durmak = Sabretmek. Boş durmak = Hiçbir iş görememek. Tek durmak = Rahat oturmak, hiçbir yaramazlıkta bulunmamak: O tek durmaz. Hazır durmak (ve galatı; has durmak) = Selâma durmak veya diğer bir talim için hazır bulunmak kumandası. Dil durmak = Sükût etmek, söylememek: Onun dili durmaz. Divan durmak = Ayak üzre durup ellerini aşağıya uzatmak kumandası. Zihin durmak = Çok şaşırmak. Rahat durmak = Sükûnet üzre olup yaramazlık etmemek, (askerlik) Tüfeği yere dayayıp ayak üzere durmak. Selâma durmak = Ust geçerken selâmını almak üzere ayağa kalkıp beklemek. Tüfeği veya kılıcı yüzün önünde iki eliyle tutup geçen üstü selâmlamak kumandası: Selâma durl (ve galatı selâm dur). Şöyle dursun, bir yana dursun = Ondan başka. Doğru durmak = İyi harekette bulunmak, yaramazlık etmemek. Karşı durmak = Muhalefet ve serkeşlik etmek. Göze, dize durmak = Şükrü bilinmeyen nimet adamı kör, topal etmek. Mideye durmak = Hazmoiunamayıp ağırlık vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. cease. stand. hold. hold on. remain. come to a stop. be. endure. discontinue. draw up. halt. come to a halt. harp. intermit. keep. let up. linger. pull in. pull up. draw rein. rest. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease. discontinue. halt. lie. rest. stall. stand. stay. stop. to stop. to cease. to halt. to remain. to stay. to suit. to go. to look. to wait. to come to rest. to stop off. to pull up. to draw up. to pack up. to cut out. to stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. stop. to stop. to last. to continue to exist. to endure. to stand without doing anything. to be / to remain (at a place. to suit. to go. to appear. to look. to lie. to rest. to wait. to repose. to pose. to pause. to pitch. to intercept. to stall. ce

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esnek kerestesi olan bir cins Avrupa meşesi, (bot.) Quercus petraea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katlamak, sarmak: Kumaşı dürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. to roll up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roll sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Dursun).*

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir cins kuş. Turna.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Arap'ların giydiği kukuleteli cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnci ışığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saklanıp gizlenmiş inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Delinmemiş inci. mec. Bâkire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parlak beyaz inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pâdişâhlara lâyık iri inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sedefinden tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afrika'ya mahsus bir çeşit darı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürrârî). Önü açık bir nevi elbise. Ferace, biniş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zooloji). Turaç kuşu, çil kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dürre). Büyük inci tâneleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürer, dürrât). Büyük inci tânesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnci tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürriyye). inciye ait, inci gibi parıldayan, parlak: Kevkeb-i dürrî = Parlak yıldız.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(eski), (bak.) dare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanları dürtmeğe mahsus kısa üvendire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (eski Türkçe’de: türtmek). 1. (hayvanı) Sivri bir değnekle sançarak yürümeye mecbur etmek: Eşeği dürtmeli ki yürüsün. 2. itmek, ileriye sürmek. 3. Teşvik etmek; zorla bir iş yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jog. poke. prod. thrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod. to goad. to incite. to provoke. to urge on. to strip up. to instigate. dig. jab. jog. poke. push. shove. thrust. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motive. drive. motivation. stimulation. challenge. compulsion. ginger. impetus. impulse. impulsion. incentive. spur. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incentive. leverage. motive. spur. urge. drive. impulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impulse. drive. compulsion. goad. stimulus. sting. subject. trigger. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dürten, teşvik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudge. prod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Üst üste birkaç defa dürtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jostle. nudge. to prod continually. to nudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod slightly and continually. joggle. spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be prodded. to be goaded. to be provoked. to be incited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dürtmek işi. (bk.) Dürtmek. 2. Teşvik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poke. push. shove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirini dürtmek, bir şeye dikkat nazarını çekmek için birbirini dürtmek: Alaycı adamlardır, ufak bir kusur gördüler mi hemen dürtüşmeye başlarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arka arkaya dürtmek: Hayvanı dürtüştürmek. 2. Zorla bir iş yaptırmak, devamlı şekilde zorlamak ve teşvik etmek: Şimdiki hizmetçiler ancak dürtüştürmekle iş görürler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod repeatedly. to goad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: toruk). Berrak, saf, açık: Duru su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limpid. clear. limpid berrak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lucid. clear. crystal clear. net. transparent. clean. fine. purified. uncontaminated. pearly. limpid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Saf, berrak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü temiz yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darb). Darblar, vuruşlar, (bk.) Darb. Durûb-i-emsâl = Darb-ı meseller, atasözleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضروب امثال] atasözleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Durualp).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ درود] övgü. 2.selam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yalan: İrtikâb-ı kizb ve durûğ etmek = Yalan söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dua, Ar. tahiyye, seti: F.). Yalan, gerçek olma (i. F.). Yalanla ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalancılık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Temiz, saf gül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

. - (bkz.Durualp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

static.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Durualp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Berrak, saf duruma gel. 2.Dibe çöken şey, tortu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinsing. purifying. clearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse. rinse out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse. to rinse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rinse. to clarify. to percolate. to refine. to fine. to deposit. to clear. to clean. to settle. to purify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Durulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tortusu dibe durup saf ve berrak olmak, süzülmek: Su duruldu. 2. Dibe durmak, çökmek. 3. mec. Uslanmak, yaramazlığı terketmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. become clear. settle. settle down. slack. slack off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stop. to stand. to become tranquil / quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katlanmak, sarılmak: Kumaş dürüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tortuyu dibe durdurup berrak etmek, tasfiye eylemek: Şu suyu durultmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clarify. to make clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clarify. to clear. to clean. to fine. to cleanse. to settle. to purify. to refine. to filter. to defecate. to decant. to percolate. to depurate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaziyet, hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Katlama, katlanma, devşirme, büklüm. 2. Kumaş vesairenin katlama yeri, katlandığı yerdeki çizgi: Dürümii bozulmamış = Katlama yerleri belli, daha yeni, çok kullanılmamış. 3. Bir kere katlanmak miktarı, lüle: Bir dürüm kaymak. Dürüm dürüm = Büklüm büklüm. 4. İçine peynir konup dürülmüş yufka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. condition. situation. circumstances. status.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. fold. pleat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of the blue. for no reason at all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Durmak işi, durma. 2. Durma tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ders). Dersler, (bk.) Ders.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

posture. position. pose. stand. stance. attitude. carriage. hang. poise. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. bearing. carriage. cessation. halt. pose. position. posture. presence. stand. stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pose. position. posture. stand. stop. rest. standing. parking. repose. aspect. attitude. pause. carriage. halt. poise. presence. set. set up. stance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz olarak tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir muhakeme sırasında bir davanın hâkim huzurunda görüşülme safhası, celse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hearing in a lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşı karşıya gelip bir işe başlamak, konuşmaya, bir bahse, cenge girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir işe devam edip çalışmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Durusan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sıhhati yerinde, sağ. Ar. sahîh, sâlim: Ten-dürüst = Bedeni sağ ve salim, mec. Güzel vücutlu, yakışıklı. 2. Doğru, hatasız, iyi: Dürüst bir kelime söyleyemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sert, katı, kaba: Dürüşt taş, kâğıt. 2. Dokunaklı, sert, ters: Dürüşt söz, cevap hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straightforward. above-board. conscientious. right-minded. square. on the square. candid. christian. dinkum. direct. downright. fair. faithful. frank. guileless. incorruptible. jannock. just. level. moral. open. plain. regular. right. righteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candid. conscientious. direct. fair. guileless. honest. incorruptible. just. moral. open. plain. respectable. right. righteous. simple. square. straight. truthful. unimpeachable. upright. virtuous. frank. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straight forward. flawless. above-board. above board. candid. christian. conscientious. dinkum. down to earth. fair and square. god fearing. guileless. incorruptible. on the level. moral. of good moral character. right. righteous. rightful. on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Doğru, düzgün, sağlam. 2.Bütün, tam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru ve hatasız okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ve daha dürüstü: dürüstlük). 1. Sıhhat, selâmet, sağlık. 2. Doğruluk, hatasızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Katılık, kabalık, sertlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. honesty. probity. correctness. straightforwardness. fairness. righteousness. faithfulness. sincerity. squareness. conscientiousness. correctitude. directness. erectness. evenness. incorruptibility. incorruption. integrity. justice. recti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour. character. equity. honesty. integrity. justice. principle. probity. propriety. rectitude. right. righteousness. truth. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dürzî). Dürziler. (bk.) Dürzü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnci gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Druse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Druze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: DÜRZİ) (i. A.) (c. dürûz). Cebel-i Lübnan = Güney Suriye, Ürdün ve israil’de yaşayan, sonradan Arap’laşmış bir kavimdir. Arapça konuşurlar ve Sünnî mezheplere en aykırı bir İslâm mezhebindendirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoundrel. traitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i Fr.). 1. Yüksekten püskürtmek suretiyle su dökünme. 2. Suyu bu şekilde püskürtecek tertibat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Omuz, sırt. Ar ketf. Hane-berdûş = Evi omuzunda, yani omuzundaki kilim veya pösteki ile rasgele yerde yatan kalender ve serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Rüya, Osm. vâkıa, mânâ Alemi: Düş görmek = Rüya görmek. Düş azmak = Ihtilâm olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uğrama, Osm. dûçâr olma, tutulma: Yoksa nereden düş olurdum bu hayâl-i hâma ben. 2. Tesadüf, raslama: Düş gelmek = Raslamak, rasgelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shower. shower bath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shower. shower bath. shower fixture / nozzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوش] dün gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوش] omuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue ruin. chagrin. disillusion. disillusionment. fade. dead frost. frustration. lead baloon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Omuz omuza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Omuz omuza. 2. Kalabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Sövme, Ar. ta’n.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üzüm ve hurma pekmezi; pekmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dreamer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tavladan iki zarın birden üçü gösteren taraflarının üste gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nozzle , die , tuyere , tip , blast pipe , jet , nozzle , orifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Pazartesi günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dük’ün karısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (dü = iki, şeş = altı). 1. Tevla oyununda iki zarın da altı benekli tarafları üste gelmesi. 2. mec. Rasgelme, iyi tesadüf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duchess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

godsend. double six. windfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toss- up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Yer çekimi istikametinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertical. vertical şakuli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portrait. vertical. perpendicular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dün gece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Kız oğlan kız, bâkire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوشيزه] kız, matmazel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) BAkireler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). alacakaranlık, akşam karanlığı; (s). yarı karanlık, loş. dusky (s). oldukça karanlık; koyu esmer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşmüş, sâkıt, aşağıya sarkmış, düşük. 2. Saadet ve refah hâlini kaybetmiş: Asaleti var ise de düşkündür. 3. Müptelâ, Osm. dûçâr, üftâde: Tütüne, işrete çok düşkündür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addicted. down at heels. fond. doting. fallen. fallen on hard times. poor. decayed. affected. jealous. jealous of. keen. keen on. partial. sharp-set. addict. almsman. devotee. given to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buff. devoted. devotee. doting. fond. freak. given. mad. nut. partial. addicted. fond of. enamoured. inveterate. broken down. decayed. poor. needy. addict.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indigent. excessively fond or addicted. bound up in. freak. given. hooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home for indigent people incapable of making their own living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşmüş olanın hâli, düşüklük. 2. Saadet ve refahtan sonra gelen mahrumiyet. 3. Tutkunluk, alışkanlık: İşret düşkünlüğü pek fenadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrepitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affection. attachment. craze. devotion. indulgence. liking. mania. partiality. passion. rage. addiction. fondness. decay. being broken down. poverty. adversity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poverty. excessive fondness or addiction. devotion. fixation. indulge. lust. misfortune. penchant. weakness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imagine. fancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dream. to imagine. to picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to imagine. to fancy. to fantasize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hasım, asıl Türkçesi: Yağı, yav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enemy. antagonistic. at enmity with. inimical. enemy. foe. antagonist. adversary. opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adversary. enemy. foe. hostile. antagonist. antagonistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enemy. adversary. foe. inimical. opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfriendly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostile. antagonistic. antagonistically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chill. forbidding. hostile. icy. oppugnant. venomous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşmanca duygu veya davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enmity. antagonism. hatred. animosity. bad blood. hostility. opposition. animus. dead-set. feud. venom. virulence. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animosity. antagonism. enmity. feud. hostility. hatred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antagonism. enmity. hatred. hostility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşmek işi. (bk.) Düşmek. 2. Tesadüfî, rasgele, elden satın alınan: Düşme bir araba bulup ucuz aldım. Elden düşme = Kullanılmış ve ucuz satın alınan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fall. downfall. falling down. drop. descent. falling off. falling-away. flop. precipitation. scale-down. slump. spill. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedown. decline. drop. fall. setback. trip. tumble. falling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. decline. fall. leeway. falling. drop. decrease. depreciation. sinking. drift. declination. depression. attenuation. pitching. squash. crash landing. tumbling. tumble. deducting. deduction. degradation. fail. prolapse. shortfall. spill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yukarıdan aşağıya birden bire, ansızın ve elde olmayarak inmek. Osm. sukut etmek: Damdan bir kiremit düştü. Pencereden bir şey düştü. 2. Yukarıdan inmek, Osm. hübût, nüzûl etmek: Pencereden düştü. 3. Yürürken yahut dururken yıkılıp yere yatmak: Düşüp kolunu incitti. Hayvandan düştü. Az kaldı düşüyordum. Çocuğa bakın düşmesin. 4. Yıkılmak, devrilmek. Osm. münhedim olmak: Bahçe duvarının bir tarafı düştü. Bu ağaç bir gün düşecektir. 5. Yağmak: Bu gece epeyi yağmur düştü. Dağlara kar düşmüş olmalıdır. 6. Kıymetçe aşağılamak, ucuzlamak, kıymeti olmamak. Osm. tedenni etmek: Zahire çok düştü. Piyasa gittikçe düşüyor. 7. Derece ve miktarı yahut şiddeti azalmak, hafiflenmek, tenezzül etmek: Sıcak, soğuk, rüzgâr düştü. Sıtması daha düşmedi. Hiddeti düşünce haksızlığı anladı. 8. Kuvvetsiz kalıp zayıflamak, kuvvetten düşmek: Zavallı kadın, o kadar ihtiyar değilse de çektiği acılardan çok düştü. Artık bu son zamanda çok hasta düştü. 9. Servet ve itibarını kaybedip fakir olmak: Düşmüş bir aileye mensuptur. Pek muteber bir tacir iken ziyana uğrayıp düştü. 10. Uğramak, Osm. musâb olmak, tutulmak: Belâya düştüm. El ağzına düştük. 11. Tesadüf etmek, vaki olmak, vuku bulmak, zuhur etmek: Gün düşer ki çok alış veriş olur. Bazen öyle düşer. İşim düşerse gelirim. Oradan yolunuz düşerse bize uğrayın. Köy yolun sağına düşer. 12. Uymak, yakışmak, ait ve münasip olmak: Söylemek bana düşmez ama söyleyeceğim. Benim aleyhimde bulunmak size düşer mi? Öyle demek düşer. 13. Katılmak: Kervanın önüne, arkasına, peşine düştü. Önümüze düştü. Yola düştük. 14. Sığınmak, Osm. ilticâ ve dehâlet etmek: Ocağına, eteğine, ağına düştü. Ardına, arkasına düşmek = Takip etmek, arkasını bırakmamak. Etten düşmek = Arık ve lağar olmak, zayıflamak. Elden, ayaktan düşmek = Takatsiz kalmak, kötürüm olmak, iş yapamaz hâle gelmek. Üstüne düşmek = Çok sevmek, çok uğraşmak. Hesaptan düşmek = Tenzil etmek. Damdan düşmek = Münasebetsiz vakitte ve sırası değilken bir şey söylemek. Küçük düşmek = Mahcup olmak, mukabele edememek. Gözden düşmek = İtimadı ve teveccühü kaybetmek. Düşüp kalkmak = Beraber yaşamak, refakat etmek, arkadaşlık etmek. Düşe kalka = Düşüp kalkarak, zahmetle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come down in the world. fall on evil days. fall. fall down. fall on. fall in a heap. collapse. come down. crash. crumble. crumple. crumple up. decline. decrease. deduct. degrade. dive. droop. drop. drop down. drop off. ebb. end up. fall among. fall f.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collapse. crash. decline. degenerate. descend. dip. drop. ebb. fall. lapse. lower. pitch. slip. topple. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fall. to drop. to decrease. to subtract. to deduct. to be born dead. to lie within one's responsibility. to fall to wind up in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. düşmen). Düşmanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imaginary. fictional. visionary. unreal. utopian. romantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fabulous. fanciful. fantastic. imaginary. subjective. unreal. visionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fictional. romantic. surreal. visionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ دوست] dost. 2.sevgili. 3.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz; toz halinde herhangi bir madde; çiçek tozu; toz bulutu; toprak; çöp, değersiz şey, hiç; küçültücü durum; karışıklık. dust bowl kuraklık yüzünden toz fırtınalarına maruz kalan bölge.dust cover eşyaları tozdan korumak için yapılan kılıf. dust

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toz serpmek; toz almak, fırçalamak, tozunu silkmek; toz haline getirmek; tozlanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz fırçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz yuvası, toz kapanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz alan kimse veya şey; toz bezi; elbiseyi tozdan korumak için giyilen önlük; kadınların yazın giydiği hafif ve bol ev elbisesi; toz serpmeye mahsus araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz filtresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz veya süprüntü yığını.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.) çöpçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). faraş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toz geçirmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. desâtîr). t. Kanun, kaide. 2. Vezir, müşîr: Düstûr-i mükerrem. 3. Büyük defter. 4. Esaslı kaide. 5. Kanunları içine alan kitap: DüstOr-nâme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motto. principle. rule. code of laws.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

code. norm. rule. code of laws. principle. regulation. axiom. criterion. prescription. equation. formula. reference. law. maxim. rule book. terms of reference. watchword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tozlu; toz renkli; toz gibi. dustiness (i). tozluluk, toz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Düşmüş, yerinden çıkıp eksik olmuş: Düşük diş, düşük kiremit. 2. Aşağıya sarkmış: Düşük et. 3. Vakitsiz doğmuş, kazaen rahimden çıkmış: Düşük çocuk, Osm. cenîn-i sâkıt. 4. Kusurlu, eksik, nâkıs, üstüne ve altına uymaz: Bu cümlenin şurası düşüktür. Düşük yerlerini tashih etmeli. 5. Sâkıt, düşürülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. fallen. falling. nominal. subdued. abortion. miscarriage. hypo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. fallen. falling. nominal. subdued. abortion. miscarriage. hypo-. baggy. lowly. paltry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. fallen. low. misconstrued. comedown. hypo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik, bir HiFi sistemi için bekleme modunda güç tüketiminin azaltılmasına olanak sağlamaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sarkma, sarkan şeyin hâli: Bu eteğin düşüklüğü şu elbiseyi çirkinleştiriyor. 2. Kusur, noksan, eksiklik, bağlantısızlık, rabıtasızlık: Bu cümlenin düşüklüğü apaçıktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosophy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünme, efkâr, endişe: Sizin bir düşünceniz vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinking. reasoning. sentiments. thinking. thought. belief. idea. opinion. mind. consideration. judgement. apprehension. attitude. cogitation. conceit. counsel. fancy. remark. say-so. sense. voice. ideo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argument. attitude. communion. conception. consideration. estimate. estimation. idea. judgment. mind. observation. opinion. remark. sense. sentiment. sight. thinking. thought. view. voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. opinion. reflection. thought. thinking. observation. anxiety. worry. conception. consideration. counsel. estimate n. proselyte. sentiments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünce içinde bulunan, düşüncesi olan, dolgun, sıkıntıda, tasalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoughtful. considerate. regardful. circumspect. wistful. advised. forethoughtful. mindful. pensive. worried. abstracted. delicate. meditative. philosophic. philosophical. reflective. ruminant. ruminative. sophisticated. tactful. minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerate. contemplative. meditative. nice. pensive. preoccupied. reflective. thoughtful. anxious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pensive. thoughtful. careful. lost in thought. depressed. worried. mindful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşünmeden iş gören. 2. Tasasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thoughtless. inconsiderate. careless. mindless. unmindful. blind. blindfold. brusque. flighty. freewheeling. gauche. half-baked. headfirst. headforemost. headlong. heady. ill-advised. ill-judged. imprudent. impulsive. incautious. indiscreet. injudici. cav

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careless. thoughtless. tactless. unworried. carefree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iyi düşünememe hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fecklessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indiscretion. lack of consideration. rash judgment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meditate. muse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düşünmeyi sağlamak: Bu çocuğun terbiyesi beni çok düşündürüyor. 2. Gaile ve endişeye sebep olmak, gaileye sokmak: Sizi bu kadar düşündüren nedir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preoccupy. strike. to make think. to weigh on sb. to preoccupy. to worry. to disturb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb think. to give sb pause to think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber. thought-provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşünmek işi, düşünüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinking. thought. consideration. cerebration. cogitation. drift. reck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argument. thinking. thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisement. thought. thinking. introspection. cogitation. contemplation. reasoning. reflection. study. think. think tank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düşünmek, Osm. tefekkür etmek, fikir ve mülâhaza eylemek: Ne düşünüyorsunuz? 2. Uzun uzadıya incelenip tetkik etmek: Düşünmeden söyleme. Siz bu işi iyi düşündünüz mü? 3. Hatıra getirmek: Ben bir şey düşündüm. 4. Üzülmek, tasalanmak, dertli olmak, keder eylemek: Hasta çok düşünüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

think. give thought to. think of. conceive. imagine. remember. give a thought. be pensive. allow. balance. bethink oneself. cerebrate. cogitate. consider. consult. contemplate. deliberate. envision. excogitate. fancy. figure. intend. meditate. opine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

think. give thought to. think of. conceive. imagine. remember. give a thought. be pensive. allow. balance. bethink oneself. cerebrate. cogitate. consider. consult. contemplate. deliberate. envision. excogitate. fancy. figure. intend. meditate. opine. asso

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to think of. to consider. to think about. to worry about. care. chew over. cogitate. contemplate. contrive. deem. deliberate. entertain. expect. figure. give though to. look. mean. meditate. plan. puzzle over. reason. reckon. reflect. revolve. speculate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spiritual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. ideational fikri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Üzerinde çok durulmak, incelenmek, tetkik ve mülâhazadan geçrilmek: Düşünülecek iştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be thought of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolve a problem. think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Düşünen, düşünücü, mütefekkir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinker mütefekkir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thinker. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşünmek işi. Ar. tefekkür, mülâhaza, Fars. endişe. 2. Gaile, vesvese, dalgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentality. thought. way of thinking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşürmek işi. (bk.) Düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dropping. reducing. abortion. lowering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Aşağıya bırakmak, indirmek. Osm. ıskat etmek: Kâseyi elinden düşürüp kırdı. Ağaçtan meyve düşürmek. 2. Düşmesine sebep olmak: Bu çocuğu kim düşürdü? O beni düşürdü. 3. Tesadüf ettirmek, rast getirtmek. Osm. İkaa etmek: Talih büyük ikramiyeyi bana düşürdü, itibardan düşürmek = İtibarını kırmak. Çocuk düşürmek = Ana rahminde ölen cenini vücuttan çıkarmak. Sırasını düşürmek = Münasebet getirmek. Küçük düşürmek = Mahcûb etmek, karşılık vermekten Aciz bırakmak, utandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drop. cause to fall. beat down. lower. reduce. mark down. let down. let fall. curtail. deflate. depress. flop. knock off. overthrow. precipitate. pull dawn. put down. roll back. scale down. send down. sink. slim down. spill. step down. take from. thr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. dip. dump. fell. lower. reduce. topple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drop. to let fall. to reduce. to abort. to get sth at a bargain. to remove from power. to overthrow. bring down. fell. overshadow. spill. topple. undermine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Aşağıya bıraktırmak, attırmak. Osm. ıskat ettirmek: Kendisini ürkütüp elindeki kâseyi düşürttü. Çocuk düşürtmek = Bir gebe kadının ceninini zamanından önce aldırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to drop. to cause sb to abort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dropped. to be decreased. to be overthrown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recessional. fall. falling. drop. reduction. scale-down. collapse. comedown. cutback. decline. decrease. downgrade. ebb. ebb tide. eclipse. purler. sinking. spill. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downfall. drop. eclipse. fall. recession. falling. decrease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descent. fall. drop. decrease. loss. sinking. reduction. crashing. crash. falling. incident. downfall depression. comedown. downfall. downturn. shortfall. slippage. spill. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sakat, alîl, el ve ayak gibi bir uzvu kusurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güç, zor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dağ, dağlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müşkül-pesend, her şeyi kolay kolay beğenmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güçlük, zorluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dutgillerden, beyaz, siyah ve pembe çeşitleri bulunan tanınmış meyve. Yaprakları ipek böceklerini beslemede kullanılır. Ak dut, kara dut; dut şurubu. Dut ağacı = Bu meyveyi veren ağaç. Ahududu = Kırmızı ağaç çileği. Diken dudu = Böğürtlen meyvesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mulberry. white mulberry. berry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mulberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mulberry. pissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device Under Test It is used interchangeably with UUT.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device Under Test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device under test See also UUT or unit under test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Device under test. device under test. Device Under Test A DUT board is used in automated testing of integrated circuits It is part of the interface between the chip and a test head, which in turn attaches to computerized test equipment The specific test e

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stands for Device Under Test, which is just the integrated circuit you are trying to test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym: Device Under Test This is the target device being tested Less frequently referred to as 'CUT'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(morus): Dutgillerden yapraklarıyla ipek böceği beslenen bir ağaçtır. Meyveleri, Beyaz ve kara olur. Karadut ekşidir. Dutusaresi çıkartılır. Hekimlikte şurubu, meyveleri, ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Beyaz dut yaprakları idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Aç karnına yenen beyaz dut, Bağırsak solucanlarının düşürülmesini sağlar. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Karadut şurubu pamukçuk hariç diğer ağız ve bademcik iltihaplarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki kat bükülmüş, kanbur, kanburu çıkmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Felemenk veya Hollanda'ya ait; Felemenk'ten gelmiş veya Felemenk'te yapılmış:(i). Felemenk dili, Hollanda dili, Felemenkçe; Fe!emenk halkı; Pennsylvania'da konuşulan bir çeşit Almanca; bu dili konuşan halk. Dutch brick sert tuğla. Dutch ch

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. men) (i). Felemenkli, Hollandalı; (den.) Hollanda gemisi . Dutchman's breeches Kuzey Amerika'ya mahsus bir çeşit gelincik çiçeği. Dutch man spipe (i). zeravende benzer bir çeşit asma, loğusaotu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Dut ağaçlarının türlerini içine alan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gümrüğe tabi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). görevini bilen vazifeşinas: itaatkar; hürmetkar, saygılı. dutifully (z). vazifesini bilerek; hürmetkarane. dutifulness vazifeşinaslık; hürmetkarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dut bahçesi. 2. Dut ağaçlarının çok olduğu yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Durmayıp daima öten, çok söyler, geveze: Düttürü Leylâ = Geveze ve kılıksız kadın.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., to (veya) towards (ile) vazife, görev, ödev, sorumluluk, borç; hürmet, saygı; itaat, boyun eğme; resim, vergi, gümrük resmi, iş, hizmet; (mak.) iş, kudret. duty call mecburi ziyaret. duty of water belirli bir alanı sulamak için gerekli olan su mi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(z).gümrük resminden muaf, gümrüksüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelinin veya yeni doğmuş çocuğun başına takılıp yüzünü örten tülden süslü örtü. Gelin, çocuk duvağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başına ve yüzüne duvak örtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başı ve yüzü duvakla örtülmüş: Duvaklı gelin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Arı kovanında hasıl olan birikinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı: dîvâr). Gerek binanın bir tarafını teşkil etmek ve gerek bir yeri çevirmek veya bölmek için taştan veya tuğla ve kerpiçten set, cidâr, engel: Evin dört duvarı, bahçe duvarı, ara duvarı. Kuru duvar = Harçsız yapılan duvar. Duvar çekmek = Duvarla çevirmek veya ayırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mural. wall. dike. barrier. enclosure. inclosure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrier. compound. enclosure. wall. defensive barrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall. barrier. affiche. dike. fence. partition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pilaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall newspaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallpaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mural painting. wall painting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall-clock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall creeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ivy): Sarmaşıkgiller familyasından; uzun ömürlü, 50 metre kadar boyunda, her zaman yapraklı, tırmanıcı bir bitkidir. Yaprakları tüysüz ve serttir. Üst yüzeyleri koyu, alt yüzeyleri ise açık yeşil renktedir. Meyvesi, siyahımsı mor renktedir. İçeriğinde “hederin” vardır. Zehirlidir. Ev ilaçlarında kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Kusturur ve aybaşı kanı söktürür. Haricen kullanılacak olursa, yaraları tedavi eder.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wall calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graffiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graffiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Duvar ve kâgir yapı yapan sanatkâr: Duvarcı ustası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bricklayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mason. bricklayer. stonemason. mason bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mason. stonemason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duvar ve kâgir yapı yapan adamın sanatı ve mesleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bricklaying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). On iki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). On iki imam. Ar. eimme-i isnâ-aşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi. F.). On ikinci, on ikide bir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yaşını geçmiş, daha boğa ile temas etmemiş dişi sığır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heifer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. devlet). Devletler. (bk.) Devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyük devletler (Birinci Cihan Harbi’nden önce: İngiltere, Almanya, Amerika, Fransa, Japonya, Rusya, Avusturya Macaristan, İtalya, Türkiye ve Çin).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İttifak etmiş, birleşmiş devletler. Birinci Cihan Harbi’nde: Türkiye, Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorlukları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Uyuşmuş, anlaşmış devletler. Birinci Cihan Harbi’nde: İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. düveliyye). Devlete mensup, ait ve müteallik: Münâsebât-ı düveliyye = Devletarası münasebetler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döven. (bk.) Döven, döğen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dişisini aramak (boğa için).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi. F.). ikinci: Bâb-ı düvüm = İkinci kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Elektrik ampulünün takıldığı yer. Duy priz = hem ampul takmaya, hem de elektrik fişi takmaya yarayan priz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socket. holder. receptacle. snout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

point. socket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lighting fixture. socket. light socket. body. lamp holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

socket with outlets for plugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitive. sensible hassas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (uyd. k.). Kelebek gibi bazı hayvanların boynuz durumundaki organları, lâmise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitive. hypersensitive. tender. feeling. emotional. capable. sensible. delicate. impressible. impressionable. liable. reactive. recipient. responsive. sentient. susceptible. susceptive. thin-skinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute. exquisite. impressionable. maudlin. nice. sensible. sensitive. sore. tender. tenderhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitive. exquisite. selective. thin skinned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Duyar olma hali, hassasiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precision. sensitivity. nerve. sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitivity. sensitiveness. delicacy. sentimentality. emotionality. sensibility. sentience. sentiment. susceptibility. touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acuity. delicacy. sensibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitivity. sensibility. susceptibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitive. senseless. hard-hearted. immune. insensible. stolid. deaf. insentient. insusceptible. thick skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathetic. insensitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathy. insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 8 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «duymak» tan). 1. işitme, duyma. Ar. istimâ: Duygusu gevşek. 2. işitmekle elde edilen bilgi. Ar. mesmûAt, Fars. Agâhî: Duygusu çok. 3. His, duyular vasıtasıyle haber alma ve duyma: Bu adamda duygu yoktur. Duygusu çok adam (güzel ve temiz Türkçe bir kelime olduğu halde, çok defa bunun yerine «his» Arapça kelimesi geçmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling. emotion. feel. sense. sensation. chord. sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotion. communion. feel. feeling. sensation. sense. sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling. sensation. sentiment. impression. emotion. chord. feel. sense. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.His. 2.Duyulan, işitilen, hissedilen şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkası için duygudaşlığı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Başkalarının duygularına, sevinç ve acılarına katılma isteği veya hali. Ar. tecâzüb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sympathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. psikoloji). Duygusunu uyandırmak, duygulu hale getirmek, hislendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

move. touch. to move. to affect. to touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to move. to affect. to touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Hislenme, duygulu hale gelme, mütehassis olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hislenmek, iyi duygular edinmek, içlenmek, mütehassis olmak: Çocuğun o hali beni pek duygulandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be moved. to be affected. to be touched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be affected. to be moved. to be touched. touch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hassas, hissi fazla, duyar, teessürlü. 2. Malumatlı, haberdar, bilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensitive. emotive. sentimental. soulful. sentient. emotional. feeling. susceptible. thin-skinned. passibile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotional. sentient. sentimental. soulful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nice. sensitive. sentient. soulful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duygulu olma hali, hassasiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotionalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensual. emotional. sentimental. affective. romantic. emotive. feeling. sensational. sensuous. soulful. susceptible. susceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensual. emotional. sentimental. affective. romantic. emotive. feeling. sensational. sensuous. soulful. susceptible. susceptive. platonic. sensory. tenderhearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotional. sentimental. romantic. corny. fey. mushy. saccharine. sensational. sensitive. soulful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensuality. sensibility. romanticism. emotionality. sensuousness. sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensibility. sensuality. sentimentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sentimentality. being emotional. psychographics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hissiz, duymaz, hissetmez, hiçbir şey kalbine tesir etmez. Katı yürekli. Osm. teessürsüz. 2. Anlayışsız, malûmatsız, habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitive. apathetic. apathetical. coldhearted. hard-hearted. senseless. unfeeling. unemotional. numb. bloodless. blunt. callous. cold. devoid of feelings. dull. frigid. impassible. insensate. marble. matter-of-fact. obtuse. phlegmatic. phlegmatica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathetic. asleep. callous. crass. deadpan. insensitive. stolid. unfeeling. unmoved. impassive. hardhearted. cold-blooded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfeeling. hardhearted. callous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hissizlik, duymazlık, hissetmeyiş, teessürsüzlük. 2. İdraksizlik, malûmatsızlık, anlayışsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity. heartlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İşitme, Ar. istimâ. 2. Haber alma. Ar. istihbar. 3. His, müteessir olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audition. feeling. sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. feeling. sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşitmek, işitme hassasiyle hissetmek. Osm. istimâ eylemek: Filânın geldiğini duydunuz mu? Kulağım ağırdır, çok bağrılmadıkça duymam. 2. Beş duyudan biri vasıtasiyle hissetmek, mütehassis ve müteessir olmak: Tenimin üzerinde bir şey yürüdüğünü duydum. Nezleden koku duymuyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hear. come to know. feel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catch. feel. hear. to hear. to hear about. to hear of. to feel. to sense. to be aware of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hear. to feel. to sense. to perceive. to experience. to have the sensation of. to get wind of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşitmez, anlamaz. Vurdum duymaz = Bir şeyi çabuk anlamayan, söze aldırmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensitivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duyacak Alet. Ar. lâmise. 2. Hayvan ayağının tırnağı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji), insan ve hayvanların dış dünyanın tesirlerini duyma kabiliyeti, hassa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pirinç, (bk.) Düğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensation. sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sense. sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşitilmek, Osm. mesmû olmak, istimâ edilmek: Oradan öğretmenin sesi duyulur mu? 2. Yayılmak, Osm. münteşir olmak, intişâr etmek: Öyle bir haber duyuldu. 3. Meydana çıkmak, bilinme, yayılma, açıklanma: Sizin sakladığınız sır duyuldu. 4. His olunmak: Pirenin, derinin üzerinde yürüdüğü duyulur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be heard. be felt. be heard of. filter out. ooze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be heard. to be sensed. to get out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be heard. to be sensed. to have general currency. filter. greet. to be spread about. transpire. to take wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unheard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unheard of. unheard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Duyma, duyuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji). Duymak işi. Bir tenbihin duyulabildiği en aşağı derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensation. sense. sensation ihsas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensorial. sensory. sensuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. to feel. to sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji) (uyd. k.). Dış varlıkların tesirlerine, bilhassa hissi tesirlere karşı ilgisizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb feel sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A, c.) (m. deyn). Deynler, borçlar, (bk.) Deyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (deyn’in çokluğu olan düyûn’un çokluğu. Ar. mübalağalı çokluk). Borçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. advertising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşittirmek, birinin işitmesine müsaade etmek veya işitmesini kolaylaştırmak. Osm. ismâ etmek: Söylediğinizi duyurmalısınız. Bunu kimseye duyurmayırt. 2. Açmak, ifşâ, neşretmek: Bu sözü duyurmamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

announce. notice. broadcast. noise abroad. pronounce. advertise. advertize. annunciate. clarion. give forth. give out. plead. proclaim. give smth. publicity. publish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to announce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ad. announcement. notice. publication. notification. proclamation. advertisement. annunciation. bulletin. communique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. notice. proclamation. notification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. notification. call to a meeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulletin board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İşittirilmek, Osm. ismâ edilmek: Bu haber kimseye duyurulmamalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be announced. to be made known to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. perception. impression. feeling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensorial duysal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensory. sensitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («dûhten» fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Dikici, diken: Palan-dûz = Palan diken, palancı. 2. Dikmeye yarayan: Çuvaldız (çuval-dûz) = Çuval dikmeye yarayan büyük iğne, çuvaldız. 5. Dikilmiş: Zer-dûz = Altınla dikilmiş, altın tel ile işlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (esk. Türkçe’de: tüz). 1. İnişi yokuşu ve çukuru, tepesi olmayan. Ar. müstevî, musattah: Düz yer, düz yol. 2. Düzelmiş, tesviye olunmuş, pürüzü olmayan: Düz tahta, düz kâğıt, düz duvar. 3. Doğru, düz çizgi hâlinde: Kâğıdın bir kenarı düzdür. 4. Sade, süssüz; düz iş. 5. Düz ve doğru yer. İnişi ve yokuşu bulunmayan yer, yahut yol: Bir kere düze çıkalım. 6. Anason, sakız ve diğer bir maddesi olmayıp sade üzümden çıkarılan rakı: Düziçmek, Erdek düzü. Ayak düze basmak = Müşküller bertaraf olup iş kolaylaşmak: Düz yüzey üzere doğru olarak basmak. 7. Devrik ve kıvrık olmayan, dik: Düz yaka. Düzayak = Yokuşu ve merdiveni olmayan, satıhta bulunan. Düztaban = Tabanı oyuk olmayan. Düz su = Denizin aynı derinlikte olan yerleri. Düpdüz, dümdüz = Büsbütü, tamamen düz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flat. level. smooth. plain. straight. even. right. flush. horizontal. plane. slick. straight. flatwise. flatways. platy-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct. even. flat. flush. horizontal. level. plain. plane. right. slick. smooth. straight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even. flat. plain. right. smooth. straight. level. simple. acyclic. direct. rectilinear. aclinal. flush. horizontal. uniform. slippery. unruffled. bare. splay. glare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Alt kanatları üstekiler tarafından örtülen, dört kanatlı böcekler takımı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çok ince, nispeten hafif ve özellikle duvara monte edilebilen televizyonlar. Mevcut düz panel televizyonlarda plazma veya LCD teknolojisi kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tamu, cehennem. Dûzah-karâr = Cehennemde karar ve mekân bulacak, cehennemlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوزخ] cehennem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Durağı cehennem olan, kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Mekânı cehennem olan, kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oturduğu yer cehennem olan, kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cehenneme mensup ve ait olan, cehennemlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Merdiveni veya inilip çıkılacak kısmı olmayan ev yahut yol, yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sade, Adî, pürüzsüz ve müşkülâtsız yahut süssüz: Düzce iş, adam, yazı. Sadece, sadelikle, gösterişsiz, doğrudan: Düzce söyliyeyim. Düzce hareket ediyor. 2. işin sade ve külfetsiz olan doğru ciheti: Düzcesini isterseniz bunu yeniden yapmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hırsız, uğru. Ar. harâmî, sârık. Düzd-i dil = mec. Gönül hırsızı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hırsız gibi, hırsız:a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. düzd). Hırsızlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Hırsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çalınmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bir sathın tam yatay olup olmadığını anlamaya yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DÜzah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recovery. straightening. improvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amelioration. improvement. upturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düz hale gelmek, düz edilmek. Osm. tesviye olunmak: A’etsiz zemin düzelmez. 2. Tertip ve tanzim olunmak, yoluna konmak: Ticaretimiz düzelecektir. 3. İslah, tashih ve tamir olunmak: Elbise, müsvedde düzeldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improve. get better. recover. do better. mend. ameliorate. amend. come along. look up. meliorate. refine. reform. smooth down. straighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mend. rally. recover. reform. straighten. to be put in order. to straighten. to get better. to improve. to reform. to rally. to get well. to recover. to clear up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be put in order. to begin to go well. to straighten out. to improve. to get better.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reformative. corrective. reformatory. amendatory. correctional. emendatory. regenerative. proofreader. corrector. improver. rectifier. corrector of the press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrective. rectifier. troubleshooter. proofreader düzeltmen. musahhih.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corrective. rectifier. proofreader. conditioner. coordinator. improver. restorer. commutating. reviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendable. improvable. qualifiable. rectifiable. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düz edilmek, tesviye edilmek. 2. Tashih edilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be corrected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düzeltmek İşi, duzeltiş, tashih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correcting. correction. proofreading. improvement. adjustment. trimming. amendment. emendation. melioration. readjustment. recension. rectification. refinement. reformation. retouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amelioration. amendment. correction. reclamation. rectification. improving. proofreading. reform reform. ıslahat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düz etmek, tesviye etmek: Şu yolu düzeltmeli. 2. Yoluna koymak, tertip ve tanzim etmek: Şu odayı kim düzeltecek? 3. Pürüzünü ve eğriliğini giderip düz ve doğru etmek: Bu tahtaları düzeltmeli. 4. Tashih, ıslah ve tamir etmek: Bu takımları düzeltmek lâzım gelir. Bu elbiseyi düzeltmeden giyemezsiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correct. adjust. set aright. improve. tidy up. arrange. reorganize. straighten. straighten out. smooth. level. polish. unbend. ameliorate. amend. better. clean up. dub. emend. face-lift. fix. grade. grade up. haul up. heal. justify. level off. level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ameliorate. arrange. correct. cure. do. level. make. mend. reclaim. rectify. redress. reform. rehabilitate. remedy. restore. retrieve. smooth. square. straighten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fix. to correct. to proofread. to smooth. to straighten. to improve. to rectify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reader. proofreader. reader musahhih.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proofreader. copyreader. emendator. press corrector. printer's reader. proof reader. reviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nizam, tertip: Bu odaya düzen vermeli. Burada düzen yoktur. 2. Ahenk, ses ve sazların belirli bir sese uydurularak düzeltilmesi ve okuyup çalacek hâle getirilmesi (bu mânâda «akort» kelimesinin kullanılması yanlış ve çirkindir): Bu saza düzen vermeli. Bu piyanonun düzeni bozuk. 3. Uydurma söz. Ar. sanîa: Bu, sır kendi düzenidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order. regularity. regulation. formation. arrangement. coordination. harmony. system. orderliness. array. contexture. convention. cosmos. disposal. disposition. get-up. layout. make-up. method. regime. right. scheme. trim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. method. order. regularity. sequence. setup. trick. trickery. trim.

Tür