Dur-baş ne demek? | Dur-baş anlamı nedir? | Dur-baş

Dur-baş anlamı nedir?

Dur-baş ne demek?

Dur-baş anlamı nedir?

Dur-baş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: dur bas

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. «Uzak ol» mânâsında emir. 2. Asâ, değnek.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

13 sayısının uğursuz olduğuna ilişkin inanç dünyada o kadar yaygındır ki, yaşamı birçok yönde ciddi olarak etkilemektedir. Bazı ülkelerde evlerin kapılarına 13 numarası verilmez, uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur, apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12A’dır ya da 14’tür. 13 numaralı oda yoktur. Olsa bile insanlar o odada kalmak istemezler. Hatta ayın 13’ünde işe gelmeme, uçak ve tren rezervasyonlarının iptali, alışverişin düşmesi ve benzeri davranışların ABD’ye günde milyonlarca dolara mal olduğu söylenmektedir. Bu inanç bir fobi yani bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır.

Genel olarak bu inancın, Hz. İsa’nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılsa da, kökü çok daha eskilere mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider.

O zamanlarda ışık ve güzellik tanrısı Balder bir ziyafet verir. Balder Vikking’lerin meşhur tanrısı Odin ile Frigga’nın oğulları olup, ay kraliçesi Nanna’nın da eşidir. Bu ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Ancak bu arada çıkan tartışmada, Loki diğer tanrılar tarafından da çok sevilen Balder’i öldürür.

Bu mitolojik hikaye ve inanış İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılır. Hıristiyan din adamları bu halk masalını kullanırlar ve Hz. İsa’nın son yemeğine uygularlar. Hıristiyan versiyonunda Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de hain Judas alır. Bu yemekten sonra 24 saat içinde de Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürülür. Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.

Bu inanışlara göre 13 sayısı uğursuzdur ama ayın cumaya rastlayan 13. günü hepten uğursuzdur. Ancak böyle bir günde doğmuşsanız tam tersi, yani 13 sizin uğurlu gününüzdür.

Cuma gününün uğursuz sayılmasına Havva anamızın Adem babamıza elmayı cuma günü yedirtip cennetten kovulmasına sebep olması, Hz. Nuh zamanındaki büyük selin cuma günü olması, Hz. İsa’nın cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylardan biri veya hepsi neden olmuş olabilir. Müslümanlar ise Hz. Adem’in cuma günü yaratıldığına inandıklarından bu güne diğer günlerden daha çok değer verirler.

13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr) kahrolsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) alçaltmak, gururunu kırmak abasement( i) alçaltma, alçalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) utandırmak, mahcup etmek, bozmak; gururunu kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z) güneşte ısınarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Alt, alttaki, aşağı, abaşo babafingo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sert, çatık kaşlı kimse. 2.Arslan (bkz.Esed, gazanfer, şiir). - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)’ın amcası, Mekke’nin fethinde müslüman olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Abbas). Ahmed b. Hanbel’in hanımının ismi. Hz.Abbas’a mensup olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. mü.). Hazret-i Peygamber’in amcalarından Abbâs’tan inen hanedana mensup: Abbâsi halifeleri. 1. Abbâsîler devri. 2. Şah Abbâs Safevî’ye ait iran sikkesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Allah’ın kulu. - (bkz.el-Basir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Allah’ın kulu. - Allah’ın isimlerinden (bkz.el-Basıt).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rafı’nin kulu. (bkz.er-Rafi). Allah’ın isimlerinden

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Merhametli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah’ın kulu.- er-Rahim, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rahman’ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü’min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah’ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rauf olan Allah’ın kulu. (bkz.er-Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah’ın kulu. (bkz.Rauf).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın isimlerinden. Reşid’in kulu.- (bkz.er-Reşid).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün mahlukların rızkını veren Allah’ın kulu. - Rezzak, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public hearing. public trial. open trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per capita. per head. per person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homicide. murder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murdering. murder. homicide. manslaughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperturbable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve aşırı hareketlerde bulunmayan, vakur, ciddî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serious. dignified. austere. calm. demure. earnest. graceful. grand. imperturbable. matronly. only. sedate. sober. sober-minded. solemn. staid. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bland. decorous. demure. dignified. sage. sedate. sober. solemn. serious. grave. sober vakur. ciddi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedate. earnest. reserved. sober. dignified. sacred. serious. solemn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağırbaşlı olma hali; ağırbaşlıya yakışacak davranış, ciddiyet, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soberness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedateness. earnestness. reservedness. soberness. equanimity. levelheadedness. poise. solemnity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybaşı kanamasının başladığı ilk gün görülür. Bazı kimselerde, ağrılar aybaşı kanamasının başlamasından bir kaç gün önce ortaya çıkar ve kanamanın başlamasıyla kesilir. Bir kısmında da kanama başlamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çeşit ağrılara, çoğunlukla 18-24 yaşları arasındaki kadınlarda rastlanır. Ağrı, göbek altında veya bacakların üst kısmında kasılmalar şeklinde başlar. Kusma görülebilir. Yüz, sararır ve terleme artar.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya; 1 kahve kaşığı kimyon konur. Ilındıktan sonra içilir. Günde, iki kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aşçıbaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head cook. chef aşçıbaşı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa ve ince gagalı, bir çeşit kaz, deniz kazı (Bernicla).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tıp), Katarakt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lucid. philosophical. rational. right. sane. sensible. steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise. all there. collected. lucid. sane. serious. staid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir akrobatın yaptığı hareketlerin biri veya hepsi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. acrobatie

cambazlık

Cambazın işi veya mesleği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobatics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şalgama benzer bir bitki (Brassica oleracea).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mermeri, kaymak taşı. Oriental alabaster Bektaşi taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suction pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ateşli bir loğusalık hastalığı, loğusa humması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blowtorch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subheading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bottom cap. lower cap. catch title. subheading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. i. Denizcilik). Alttakinin aşağısında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalınca kabuklu güzel bir kavun çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Değerli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(solidago officinalis): İdrar tutukluğu, albümin, nefrit, üremi ve sistit tedavisinde kullanılan bir çeşit bitkidir. Kullanıldığı yerler: Asabi çarpıntıları giderir. Sinir bozukluğunu geçirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Aritmide kullanılır. Uykusuzluğu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve göğüs nezlesinde faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyükelçi, sefir; büyük yetki sahibi siyasi delege; büyük bir davanın temsilci veya savunucusu. ambassador plenipotentiary büyükelçi. ambassadress (i). sefire. ambassador'ial (s). büyükelçi ile ilgili, sefareti ilgilendiren. ambassador -at

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tar). bir ordunun deniz kıyısından içeriye doğru girişi (özellikle ksenofon'un katıldığı Fars seferi, M.Ö.401); (tıb). ateşin yükselmesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Gemilerde, küpeştenin iç tarafında bulunan direklere takılı halatları bağlamak için kullanılan delikli ve çubuklu levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plate at the edge of the deck with holes for fastening rigging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (i.). İkinci başkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Usta aşçı. 2. Birkaç aşçının çalıştığı yerdeki aşçıların Amiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chef. head cook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head cook. chef.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı saltanatının eski devirlerinde polis müdürü.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı görme arasındaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çeşitlidir: rahimde ur, rahim çarpıklığı, yorgunluk, sinir bozukluğu, ateşli hastalıklar veya evlilik hayatındaki uyuşmazlıklardan kaynaklanabilir. Aşağıdaki reçeteler aybaşı kanaması olduğu günler kullanılmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazırlanışı : 2 Adet limon uzunlamasına kesilir. Suyu sıkılır üzerine üç kahve kaşığı süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atmospheric pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atom bomb. atomic bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to console. to comfort.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to arrive at. to enter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yere gelen insan veya eşyadan vergi olarak alınan para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yere gelen insan veya eşyadan vergi olarak alınan para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

menstrual. menstruous. first days of a month. menstruation. period. flow. menses. the curse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı kanaması normal olarak 2-7 gün sürer. Normal olarak 28 günde bir görülen aybaşı kanaması, bazı hallerde vaktinden önce veya sonra da görülebilir. Nedeni; asabi krizler, hormon dengesizliği veya bünye zayıflığı olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, bal.

Hazırlanışı : Sabah, öğle ve akşam, tok karnına 2 kahve kaşığı çörek otu ile 3 kahve kaşığı süzme bal karıştırılıp, yenir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Aybaşı kanının normal miktarı; sağlam kadınlarda 7-77 gram arasında değişir. Çoğunda 27-75 gram arasındadır. Ortalama miktar 50 gram kabul edilir. Aybaşı kanının yukarıda belirtilen miktarlardan az olması, çoğunlukla ruhsal durumla veya kansızlıkla ilgilidir.

Tedavi için gerekli malzeme : İncir yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 4 adet taze incir yaprağı konur. 15 dakika kaynatılır. Sonra süzülür. Günde üç kere birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Genç bir kız buluğ çağına geldiği halde, aybaşı görmeye başlamamışsa, aybaşı yokluğundan söz edilir. Bu durum karaciğer hastalıklarından, kansızlıktan veya tiroit bezi bozukluğundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybaşı gören kadının da; kansızlık, karaciğer rahatsızlıkları, beslenme bozuklukları, veya tiroid bezi hastalıkları sonucu aybaşı kanamaları kesilebilir. Öte yandan aybaşı yokluğu, gebeliğin veya menapozun işareti olabilir. Aybaşı yokluğunun nedeni gebelik değilse aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazırlanışı : Bir cezve suya bir kahve kaşığı kekik konur. Kaynatılıp süzülür. Ilık ılık içilir. Aynı işlem günde üç kere tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir. Yorgunluk ve sinirlilikten kaynaklanan gecikmelerde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, elma kompostosu

Hazırlanışı : Hergün, 1 tane rafadan yumurta yenir. 3 su bardağı elma kompostosu içilir.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Normal aybaşı kanaması 2-7 gün devam eder. Bazı kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist olduğundan, yumurtalıkların üşütülmüş olmasından, sinir veya kalp hastalığından şüphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa aşağıdaki reçetelerden arzu edilen uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Böğürtlen, su

Hazırlanışı : 2 su bardağı kaynak suya, 2 kahve kaşığı böğürtlen konur. 10 dakika bekletilip, süzülür. Sabah bir bardak, akşam bir bardak içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offprint. reprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatherless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da hürmet ifade eden ve bey kelimesinin karşılığı olan unvan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen başka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite different. utterly different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite different. odd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father of the bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Musikide en kalın erkek sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Reis, birinci, evvel: Başkumandan, başkâtip, başmuharrir, başimam, başvekil, başçavuş, başkadın. (Yazı dilinde «ser» diye yazmayı tercih edenler vardı: Ser-kâtip, ser-muharrir gibi). 2. Başlıca, en mühim: Baş işimiz budur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bass. basso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bass. clear out!/beat it!/get lost!/scram!bass. bass guitar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion aid station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Antarctic Survey BASMU - BAS Medical Unit BAT - British Antarctic Territory BC - Base Commander BGA - Base General Assistant BGS - British Geological Survey BI - Bird Island BSD - Biological Sciences Division.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Broadband Access Server A device that provides connectivity between customer-provisioned DSL services and Network Access Provididers; ie it is the interface between Network Access Providers and Network Service Providers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Officers and enlisted personnel with BAS authorized on tour orders will automatically be paid BAS for each day of active duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Block Acquisition Sequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beef Assurance Scheme.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Medieval category of soft instruments, used principally for indoor occasions, as distinct from haut, or loud, instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Application Services A function of the CICSPlex System Management product which manages CICS resource definitions and the CICS installation process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bureau of Apprenticeship Standards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic Allowance for Subsistance. battlefield automation systems. Basic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Activity Statement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Battalion Aid Station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic source code file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. head. top. knob. heading. beginning. bow. chief. coconut. costard. leader. n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. top. knob. heading. beginning. bow. coconut. costard. leader. n. base. cardinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning. bow. head. leader. leading. top. chief. crest. either of two ends. bow. glove. bulb. head. agio. exchange premium. upper end. sconce. prow. foreship. knob. fore. poll. major. boss. standard. primary. headman. header.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir.

- Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları.

- Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları

- Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları

- Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları

- Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları

- Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları

- Saralılarda görülen baş ağrıları

- Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları

- Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları

- Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları

Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır. Aşağıdaki reçeteler; grip, nezle, soğuk algınlığı, yorgunluk veya sinir bozukluğundan kaynaklanan baş ağrılarını dindirmek için uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmısak

Hazırlanışı : 1 baş sarmısak, havanda dövülür. Alna konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cephalalgia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headlong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Upside down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuisance. pain. sod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. nuisance. pain in the arse. pest. scum of the earth. thorn in one's flesh. troublemaker. troublesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dizzy. giddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giddy. vertiginous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giddiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertigo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertigo. swimming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bas güçlendirme, tek bir dokunuşla bas sinyalinin güçlendirilmesini sağlayan bir Sony teknolojisidir. Sony WALKMAN® mp3 veya mp4 çalarla, HiFi veya başka bir ses cihazıyla müzik dinlerken daha zengin ve güçlü bas sesler duymak isterseniz, tek yapmanız gereken, bir düğmeye dokunmaktır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insubordination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Cep telefonlarının kullanıldığı bir ”walkie-talkie” servisi olarak tanımlanır. Bas Konuş hücresel şebeke üzerinden bire bir ve grup konuşmalarını mümkün kılar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headscarf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pillow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. T. A). Türk musikisinde «fasıl» denen klasik koronun başın da yapılan saz solosu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at par.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

only just enough. at par.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakeven point. break-even-point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

megrim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. basiret). Ba siretler, ibretli görünüşler, deliller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «baş» tan). Ekin başı, Ar. sünbüle, Fars. hûşe: Başak bağlamak, tutmak: (Ekin) başak hasıl etmek, başaklanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear. spike. spica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear. spike. ear of grain. head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ear. gleanings. head. spike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sağlam, dayanıklı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday başağı. 2.Hasattan artakalan şey. 3.Okun uç kısmındaki sivri demir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Orak zamanında döğülüp tarlada kalan başakları toplayan fakir, kesmik toplayan, Fars. hûşe-çîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). (Ekin) başak hasıl etmek, başak tutmak, bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başağı olan (ekin), başak tutmuş. 2. Başak resminde (ok).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Soğan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). esasa ait, temele ait; kaidevi. basal metabolism tıb. bazal metabolizma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bazalt, volkanik karataş, siyah mermer. basaltic (s). bazalta ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gemilerin baş tarafında, tayfa ve er koğuşları. 2. Yağlı güreşte baş’ın altındaki derece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven pilesi, kademe: Kırk basamak merdiven. Basamak taşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stair. step. order. digit. echelon. footstep. grade. ladder. pitch. place. rung. scale. tread. tread board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foothold. footstep. place. step. stair. round. rung. footboard. order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having steps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karabasan: Ağırlık, kâbus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A), (c. ebsâr-absâr). 1. Görme, rüyet. 2. Göz, Ar. ayn, Fars, çeşm, dîde. 3. Hakikat gözüyle göreme. Kalb gözü. Ul-ül-absâr = Basiret sahipleri, görüp anlayanlar. Ilm-ül-basar = Görme hâdiselerini inceleyen fizik dalı. (Fr. optique).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bazaar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بصر] görme. 2.görme yetisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başarılı ol, işi sonuçlandır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come off badly. to turn out crabs. fail. flap. flop. to fall through.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Gözaçıklığı, inceden inceye, etraflı derin görüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. basariyye). Gör meye veya ilm-ül-basara (optik’e) ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir konuyu gerektiği gibi sonuçlandırmak işi, mesut sonuç, muvaffakiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. achievement. accomplishment. victory. win. triumph. hit. performance. click. deed. effort. feat. go. joy. prosperity. show. smash. speed. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. achievement. diplomacy. hit. prosperity. success.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. accomplishment. achievement. feat. go. hit. smash. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çulha tezgâhının ayaklığı. 2. Piyano ayaklığı gibi çifte ayaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). 1. Başarı gösteren. 2. Başarılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successful. victorious. well-done. accomplished. going far. prosperous. thriving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

businesslike. clean. coming. crack. enviable. prosperous. successful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

successful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

click. prosper. thrive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring home the bacon. bear sail. bring off. to go down. prosper. to stand the racket. work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Başa çıkarılmak, becerilmek, neticelendirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be accomplished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsuccessful. unfruitful. unfortunate. unlucky. abortive. ineffective. ineffectual. inefficacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. fruitless. unsuccessful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unsuccessful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

failure. unsuccess. washout. abortion. balk. bankruptcy. baulk. bomb. bust. collapse. cropper. defeat. dud. fizzle. flivver. frost. ineffectiveness. ineffectualness. inefficacy. miscarriage. reverse. setback. throwback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eclipse. fail. failure. fiasco. flop. miscarriage. setback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

failure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

achievement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

achievement. success. accomplishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «baş» tan). Başa çıkarmak, becermek, neticelendirmek, bitirmek, ikmal etmek, tamamlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hit the mark. bring home the bacon. succeed. accomplish. achieve. overcome. get through. win through. arrive. bring off. carry out. carry through. click. come through. compass. conquer. contrive. get things done. make out. negotiate. pan out. pan out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplish. achieve. arrive. effect. fare. manage. to succeed. to manage. to accomplish. to achieve. to pull off. to get ahead. to bring sth off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to achieve. to succeed. to accomplish. to get ahead. bring off a difficult task. carry off. carry out. catch on. come good. cope. effectuate. execute. fall on one's feet. get along. get around / round. get on. get one's act together. get it together. to m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalyanlarda büyük halatların bağlandığı kazık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Hükümet başkanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prime minister. premier. chancellor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chancellor. premier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prime minister. chancellor. minister president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). 1. Başbakan olanın görevi. 2. Başbakanın makamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premiership.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premiership. the prime minister's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prime ministry. office of Prime Minister. the prime minister's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Köpeğin kuyruk sallayıp sokulması. 2. Dalkavukların yaltaklanması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilinenden, alışılandan hiç bir farkı olmayan: Basbayağı bir ev.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether. entirely. simply. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde başıbozuk veya akıncı kumandanı, lider.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander. chief. leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

BAŞClĞAZ (i.). Küçük çıban başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Rütbe sıralamasında üsçavuşla başgedikli arasındaki assubay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master sergeant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sergeant major.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koyun ve kuzu başlarını pişirip satan adam, bunların satıldığı dükkân. 2. İşin başında bulunan, Amir: Bin işçi bir başçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çiçeklerin erkeklik organlarında bulunan ve çiçek tozunu taşıyan torbacık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). icabında kaldırılacak bir ağırlığa denk ağırlık koymakla meydana gelen sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

- Kulak ağrısı

- Araç tutmaları

- Ani hava değişimi

- Bazı göz hastalıkları

- İlaç zehirlenmeleri

- Düşük veya yüksek tansiyon

- Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları

- Kansızlık ve kan hastalıkları

- Mikrobik hastalıklar

- Beyin hastalıkları

- Sara ve bazı ruh hastalıkları

Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit baş dönmelerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 1 kahve kaşığı anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaide, temel, esas, taban, dip; (bot). sap dibi; zool. bir uzvun gövdeye bitiştiği noktaya en yakın kısmı; spor depart; ask. üs; kim alkali, (baz). baseball (i). beysbol. baseboard (i). süpürgelik, döşemenin kenar tahtalan. baseburner (i). yakıtı oto

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temel atmak, kurmak, tesis etmek; on veya upon ile bir esas üzerine bina ettirmek; dayandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alçak, adi, rezil; korkak; değersiz; sahte, kalp. baseborn (s). soylu aileden gelmeyen; nikahsız doğmuş, piç; alçak, zalim. basely (z). alçakça. baseness (i). alçaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). asılsız, temelsiz, esası olmayan. basielessly (z). asılsızca. baselessness (i). asılsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum katı, zemin kat; herhangi bir yapnın kaidesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

. the extent of hipline pelvic cavity. pelvis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bases , cousins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Başar).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). En yüksek rütbeli assubay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). E’lendirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (k.dili). kuvvetle vurmak, hızla vurmak; (i). şiddetli vuruş; kuvvetli darbe; ing., (argo) cümbüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief referee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). paşa; azametli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultant. head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor. chief physician. head physician. medical superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head nurse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). utangaç, sıkılgan, mahcup, çekingen. bashfully (z). utangaçlıkla bashfulness (i). utangaçlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(t). başıbozuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. print. printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bareheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncovered head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in deep waters. to be in deep waters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Başında saçı olma yan veya saçı dibinden kesilmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crestfallen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her türlü baskı ve korumadan mahrum. Başıboş bırakmak: Bir kimseyi veya işi kendi havasına bırakmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idle. vagabond. adrift. footloose. idled. rambling. roving. straggling. straggly. stray. strayed. vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrift. aimless. drifter. footloose. loose. unattended. unchecked. untied. free. neglected. stray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free from restraint. untended.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Düzensiz. 2. Asker olmayan, sivil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irregular. lawless. bashibazouk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). esas, temel, esas teşkil eden; (kim). bazal; ask. acemi basic English ingilizce oğretiminde kullamlan kelime bilgisi sınırlı basit ingilizce basic slag çelik imalatında elde edilen fosfatlı bir cins gübre. basically (z). temel olarak, esasmda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Basık, alçak ve sıkıntılı: Basık ev, bu evin aşağı katı pek basıktır. Tavanı basık. 2. Dar: Basık alın. 3. Peltek: Basık dil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poky. flattened. depressed. low.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

low. pressed down. compressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Alçaklık, yükseklik eksikliği. 2. Pelteklik = Dil basıklığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lowness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İnce uzun bir bakteri çeşidi: Verem hastalığına Koh basili denen bir mikrop sebep olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bacillus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The slope or angle to which the cutting edge of a tool, as a plane, is ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To grind or form the edge of to an angle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name given to several aromatic herbs of the Mint family, but chiefly to the common or sweet basil , and the bush basil, or lesser basil , the leaves of which are used in cookery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name is also given to several kinds of mountain mint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skin of a sheep tanned with bark. leaves or the common basil; used fresh or dried the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church any of several Old World tropical aromatic annua

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of several Old World tropical aromatic annual or perennial herbs of the genus Ocimum. the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church. leaves or the common basil; used fresh or d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tulsi Herb. stands for good wishes You will need good wishes to keep the bugs from enjoying the basil before you do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An herb with a pungent flavor described as a cross between licorice and cloves The ancient Greeks called this member of the mint family the 'royal herb ' Most varieties have green leaves, but one variety, the opal basil, is purple. ocimum baslicum a bread

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Novell Netware fileserver run by the Office Financial Services and providing access to finance related tools and data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soothes and tones Use sparingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Native to India, it has long been a mainstay in Italian cooking Its leaves have a spicy smell and flavor that work well in everything from seafood cocktails and soups to stews and other meat dishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type: Herb Description: Most varieties have green leaves Member of the mint family Flavor: Sweet clove-like flavor, pungent Uses: Chicken, eggs, fish, pasta, tomatoes, Italian and Mediterranean recipes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Give me your good wishes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fesleğen, reyhan, (bot). Ocimum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Basılmış, damga ve kalıp vurulmuş veya tab’ olunmuş, basılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressed. printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printed. pressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bir kilise mimarisi üslübuna ait; (anat). bazilik, kolun üst tarafmln yüzeysel venlerinden iç yanda olanı; bilek damarıyla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). dik dörtgen şeklinde bina veya kilise; Romamn belli başlı yedi kilisesinden biri veya aynı imtiyazlara sahip diğer bir Katolik kilisesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Basılmak fiili ve tarzı. Bu, nasıl basılış?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mit). şahmaran, nefes veya bakışında öIdürme gücü olduğuna inanılan ejderha; kertenkele gibi sürüngen; bir cins tropikal Amerikan kertenkelesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Basılmak işi bk Ba sılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). 1. Ayakla çiğnenmek, ayak altında kalmak. Pâymâl olmak = Basılmış toprak. 2. Ezilmek, sıkılmak, tazyik olunmak: Üzüm, zeytin, incir basıldı 3. Ansızın hücuma uğramak, tutulmak: Düşmanı gece basmışlar. 4. Tab’olunmak, tezgâha konup basılmak: Filan kitap yeniden basılıyor. 5. Söndürmek, itfâ olunmak: Yangın, ateş basıldı. 6. Teskin olunmak, sükûn kesbetmek, durmak: Rüzgâr basıldı. 7. Damga ve kalıp vurulmak: Bu tülbent iyi basılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be printed. to be raided. to by the press. to appear in c.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Basma sanatı, tabâat 2. Basma işi, tabı: Mecmuanın basımına başlandı. Ayrıbasım = Mecmualarda yayınlanan yazıların baskı sayısı dışında ayrıca basılanı. Tıpkıbasım = Bir kitap, vesika vs. nin orijinalliğini hiç bozmadan aynen basılması, faksimile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literal. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. printing. impression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basım işi yapılan yer, matbaa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. printing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikirleri yazı vasıtasıyle yaymaya yarayan usul ve işlemlerin bütünü Basın yayın = Fikirleri, basım, yazı, ses, resim, filim ve televizyonla yaymaya yarayan usul ve işlemlerin bütünü. Gazete ve mecmua gibi belirli zamanlarda çıkan basmaların tamamı, matbuat. Türk basını, İstanbul basını, Fransız basını Basın konferansı = Yetkili bir kimsenin bir konuda açıklama yapmak için gazetecilerle yaptığı toplantı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fourth estate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the fourth estate. press. newspapers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press attaché. press secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

newspaperdom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freedom of the press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press conference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press conference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. befall. happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bir kuvvet harcayarak yapılan basma veya itme işi; tazyik: Katı cisimler, üzerine konuldukları satıhlara, sıvılar ise içinde bulundukları kabın hem dibine, hem de yanlarına; gazlar da, içinde kapalı oldukları kabın her tarafına basınç yapar. Alçak basınç (meteoroloji) = Barometrede 760 milimetrenin altına düşen hava durumu. Yüksek basınç = 760 milimetrenin üstünde bulunan hava durumu. Yüksek basınç güzel havayı, alçak basınç kötü havayı haber verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure. compression. strain. stress. thrust. piezo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure. compression. stress. thrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure. buckle. compression. screw. stress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressurized. forced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressurized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barometer. manometer. pressure gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

. at. near. around. on his hands.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard. dispose. ditch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to throw overboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çelik migfer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «baş» tan). Karşı durmak, dik gelmek, direnmek, inantçılık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan smüş.) 1. Gören, görücü, Fars. bînâ 2. Görüp anla yan, kalb gözü ile gören, basiret sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü bâsıra). Gören, görücü. Kuvve-i bâsıra = Görmek hassası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göz. 2.Görme. 3.Allah’ın sıfatlarından, herşeyi gören (“Abd” takısı almadan kullanılmaz).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Müjdeci. 2.Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz.Beşir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Görmek kuvveti, görme hassası. Kuvve-i bâsıra = Görme kudreti. 2. Göz, Ar. ayn, Fars. çeşm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Kalb gözü ile görme, görüp aslına, hakikatine varma: Basiretle bakmak. Basireti bağlanmak = Gafil davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perception. foresight. clairvoyance. discreetness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethought. foresight. insight. discernment. prudence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. insight. foresight. forethought. precaution. prevision. providence. prudence. sagacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بصيرت] görüş, ileriyi görme gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2.Ön görüş, seziş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Basiretli, evvelden gören, seziş sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalb gözü ile gören, her şeyin asıl ve hakikatini anlayıp tedbirli davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethoughtful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudent. circumspect. cautious. politic. provident. prudential. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Kalb gözü kapalı, hakikat gözüyle göremez, gafil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprudent. improvident. short sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Kalb gözü ile göremeyiş, gaflet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağırlık basmakla muztârip olmak, kâbûsa tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etekleri taşla bastırılmış alçak çadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basmak fiili ve tarzı, bk Basmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaide, temel; menşe, kaynak; ana prensip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «baststan) (mü. basîta) (c. basâit). T. Düz, Arızasız. 2. Açık, vâsî, geniş. 3. Mürekkep olmayan, sade: Ecsâm-ı basîta = Basit cisimler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bast» dan if.) (anatomi). Bir uzvu uzatıp açan adale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple. basic. easy. elementary. countrified. crude. elemental. everyday. facile. foolproof. frugal. homely. humble. jejune. potty. primitive. simplex. simplificative. simplistic. small. straightforward. undemanding. vulgar. frugally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artless. bluff. chaste. cheap. commonplace. dry. easy. elementary. facile. homely. plain. quiet. rudimentary. simple. spartan. uncoloured. unpretentious. unsophisticated. easy kolay. basic. plain sade. ordinary. unimportant. small-time. small-time. simple

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary. plain. simple. ordinary. common. manifest. natural. incomplex. unaffected. artless. bare. chaste. fiddling. homely. jammy. rustic. simple bonus. simple person. single. straight up and down. straightforward. uncoloured. uncolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بسيط] sade. 2.kolay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple interest. interest on ordinary deposits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Türk musikisinde bir tam dörtlü ile bir tam beşlinin birleşerek teşekkül ettirdiği makamlar. Hepsi 13 tanedir: Çârgâh, BÜselik, Kürdi, Rast, Uşşak, Hüseynî, Nevâ, Hicâz, Hümâyûn, Uzzâl, Zengûle, Karcıgâr ve SÜznâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İrtifâ, yükseklik tahtası: Basita-i şemsîyye, basita-i kutbiyye, basita-i ufkıyye, basita-i leylîyye = Bu Aletin çeşitleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become simple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplify. to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity. homeliness. primitiveness. smallness. vulgarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lie in warmth; to be exposed to genial heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To warm by continued exposure to heat; to warm with genial heat. be exposed; 'The seals were basking in the sun'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derive or receive pleasure from; get enjoyment from; take pleasure in; 'She relished her fame and basked in her glory'. be exposed; 'The seals were basking in the sun'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). güneşlenmek, tatlı bir slcaklığın karşısında uzanmak; zevk verici bir durumun tadınl çıkarmak; bir şeyi güneşe veya ateşe tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «baş» tan). 1. Diğer, gay rı, Ahar, şâir, özge: Başka adam, başka iş, başka yerde, başka defa. 2. Başka türlü, diğer-gûn, farklı: O iş başkadır. Başkası = Diğeri, gayrı, diğer biri. Başkaları: Diğerleri, diğer adamlar. ... dan başka = istisnâ bildirir: Senden başka bunu herkes işitti. Bundan başka yoktur. Başka başka = Ayrı ayrı, tek tek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. another. different. alternative. distinct. other than. apart from. else. forth. otherwise. except. save. but. saving. hetero-. beside. save. barring. excepting. saving. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. another. atypical. different. else. further. other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. another. different. except. apart from. other than. alternative. else. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elsewhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ayrıca, ayrı olarak, tek başına, müstakillen: O, başkaca geldi. 2. Mahsusan, re’sen, suret-i mahsusada: Sizin için başkaca getirteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somewhat different. further.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

again.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAŞKALAŞMA (i.) (y. k.). 1. (jeoloji). Bir kültenin fizik ve kimya bakımından değişmesi, istihale. 2. (biyoloji). Bazı hayvanların hayatı boyunca uğradığı biçim veya yapı değişimi, istihale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. transfiguration. meta-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis. metamorphism istihale. metamorfizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başka türlü olmak, değişmek, tagayyür etmek, gayrılaşmak, diger-gûn olmak: Ben görmeyeli bu adam başkalaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to metamorphose. to change. to alter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to change. to grow different.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metamorphose. transmogrify. vary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contumacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

revolt. riot. uprising. rebellion. muting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aykırılık, ihtilâf, muhalefet, karşı olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissimilarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difference. alteration. change. dissimilarity. diversity. exception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Bir topluluğun, bir derneğin veya bir toplantının başında bulunan kimse, reis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president. chairman. chieftain. chairperson. chief executive. dean. head. moderator. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chairman. chief. head. leader. president. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. president. chairman / chairwoman. chairman. chieftain. front. governor. chief magistrate. moderator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice chairman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant foreman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice chairman. vice president. deputy chairman. vice-chairman. vice chairman. deputy chief. vice- president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başkan olma ha li. 2. Başkanın vazifesi veya makamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presidential. presidentship. presidency. chairmanship. chieftainsy. headship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chairmanship. presidency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chairmanship. presidency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preside. to act as chairman / chairwoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a chairman. office of president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

presidential system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başka biri, başka bir şey: Bunu beğenmedi, başkasını istedi. Başkası olsa böyle yapmazdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

another one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

another. other. someone else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

another. someone else. alter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir dairedeki kâtiplerin başı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) – Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İlk kaynak. Ana kaynak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir devletin idare merkezi olan şehir, başşehir, devlet merkezi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metropolitan. cap. capital. metropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital. metropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital city. seat of government. capital of a country. capital. metropolis. principal city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketball. basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vessel made of osiers or other twigs, cane, rushes, splints, or other flexible material, interwoven.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The contents of a basket; as much as a basket contains; as, a basket of peaches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bell or vase of the Corinthian capital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two back seats facing one another on the outside of a stagecoach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put into a basket. a score in basketball made by throwing the ball through the hoop a container that is usually woven and has handles horizontal hoop with a net through which players try to throw the basketball the quantity contained in a basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a container that is usually woven and has handles. the quantity contained in a basket. horizontal hoop with a net through which players try to throw the basketball. a score in basketball made by throwing the ball through the hoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basket applies to derivative instruments in the marketplace A basket is a group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applies to derivative products Group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once, usually to perform index arbitrage or a hedging program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A group of currencies normally used to manage the exchange rate of a currency Sometimes referred to as a unit of account. the hoop with the net hanging from it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cup at the bottom of a ski pole, which encircles a sharp tip that bites into the snow to prevent slipping. an outer row of millefiori canes, pulled together underneath the motif to form a staved enclosure for the decorative element; a latticino ground

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The standard unit of measure for rice One basket is 16 pyi The standard weight for a basket of rice is 46 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plastic RfootS on the end of a pole shaft that provides a pushing platform for the poling motion Smaller and lighter on performance equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large group of patterns which in some way resemble basket work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An arrangement of steel bars, and panels that form a basket-like cage around the grip These are most commonly found on Scottish basket-hilted swords, and European rapiers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Men's arms joined around outside of ladies waists, ladies rest arms on men's shoulders, all lean out slightly and step sideways to rotate to the left Many dances only basket in one direction If needed basket in reverse direction always leave enough time t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A designated sum below which claims will not be made for breaches of representation and warranties. the metal frame of a speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Show shopping basket image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The frame to which a driver's cone is mounted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fancy setting with numerous side piercings to provide a lacy or basket-looking appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A swing for 2 couples, with the men's hands supporting their partners' backs and with the ladies' hands resting on their partner's shoulders In a properly balanced set the men's hands will take almost no weight at all The feet are used as in a normal swin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sepet, küfe, zembil; sepet dolusu; spor sayı, basket. basketball (i). basketbol; basketbol topu.basket fern eğreltiotu, (bot). Sarhasia basket hilt eli muhafaza etmeye yarayan yarım küre şeklinde kafesli kılıç kabzası. basket weave iki veya daha fazl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing). Sepet topu mânâsına gelen bir top oyunu. Beşer kişilik iki takım arasında oynanır. Oyunda tarafların amacı topu karşı tarafın sepetine sokmaktır. Sepet, üst tarafı daire şeklinde çemberli, altı açık bir ağdan ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. basketball

sp. sepet topu

Beşer kişilik iki takım arasında topu 3 metre yükseklikteki karşılıklı duran ağ geçirilmiş iki sepetten birine sokup sayı kazanmak esasına dayanan bir oyun.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketball. basketballbasketball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketballer. basketball player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketball player.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sepetçilik, sepet örgüsü işler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Basıp sıkacak, tazyik edecek şey Mengene, cendere, mâsara. 2. Sıkı, tazyik. Baskı altında olmak. 3. Basan, ağırlık veren şey: Saban baskısı. 4. Kalıp, damga. 5. Bir eserin yeni basılışlarının her seferi: Büyük Türk Sözlüğü ikinci baskısını yaptı. 6. Bir basmanın bir defada basılan miktarının tamamı: Bu gazetenin baskısı 350.000’dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographic. edition. print. printing. press. the press. oppression. pressure. restraint. discipline. arm-twisting. coaction. coercion. compulsion. constraint. crackdown. crush. duress. force. heat. impression. leverage. repression. screw. squeeze. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coercion. compulsion. constraint. edition. force. hem. impression. issue. oppression. press. pressure. printing. repression. restraint. stress. transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edition. impression. imprint. press. pressure. printing. number of copies printed. bailing press. stamp. constraint. restraint. compression. brake. squeezing. squeezer. set hammer. mintage. punch. swage block. actual coercion. implied coercion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure group.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

typographical mistake. printing error. error of the press.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woodblock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merdiven, basamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tülbende baskı yapan

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressive. overbearing. follower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one that exerts pressure. stamper of fabrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressurized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paperweight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağır, sakîl. 2. Basıp geçen, galip, faik, üstün: Bu, hepsinden baskın çıktı. 3. Ansızın hücum, birden basıp gafil tutma, şebhûn. Baskın vermek = Ansızın hücuma uğramak, kabahat işlerken tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant. prepotent. predominant. preponderant. overpowering. heavy. raid. sudden attack. descent. forage. foray. incursion. inroad. irruption. surprise. swoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust. descent. foray. incursion. inroads. predominant. raid. surprise. inroad. bust. descent. unexpected visit. dominant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raid. unexpected visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

raider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

güneslenmek için su yüzüne çıkan çok iri cüsseli fakat zararsız bir cins köpek balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined. uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undisciplined. uncontrolled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. Fr). Polis karakol kumandanı, başkomiser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Bir milletin veya birleşmiş birkaç milletin bütün kara, deniz ve hava kuvvetlerini komutası altında tutan komutan, başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander in chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander-in-chief başkumandan. serdar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commander-in-chief. commander in chief. generalissimo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme military command. horse guards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. L.). En yüksek rütbeli konsolos.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consul general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consulate general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyük ağırlıkları, küçük bir ağırlık yardımıyle tartmayı sağlamak üzere birkaç kaldıracın uygun bir tarzda birleştirilmesi ile meydana getirilmiş ilet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighbridge. weighing machine. platform scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighbridge. platform balance. platform scales.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weighting machines. scales. bascule. platform. weighlock. track scale. weighing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i T. Fr). Başkomutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme commander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supreme command.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi.). Türkler’in Kıpçak koluna mensup bir soy. Başkurtlar Ural dağları bölgesinde yaşar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt’tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kutlu, talihli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlayış, bir işe girişme. m

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. inceptive. starting. connecting. start. begin. starting. go-off. inception. initiation. kickoff. launching. onset. outbreak. throwoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. commencement. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «baş» tan). Başlamak. İşe, derse, yemeğe başladı. Daha başlamadık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. commence. get going. come on. cut along. enter into. enter on. enter upon. fall to. get. get to. go. go off. inaugurate. introduce. kick off. knuckle down to. launch. launch out. launch out into. lay down. get a move on. open. set about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. come. commence. initiate. originate. start. undertake. to begin. to start. to commence. to come on. to enter into. to fall to. to get cracking. to originate. to accede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to begin. to start. to commence. come into being. come on. embark. fire away. get down to. go ahead. inaugurate. introduce. lead off. to get a move on. open. rise. set in. set out. set out on. start off / out. take up. to get under way. weigh in. wire awa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başlangıç, açma, Ar. mebde. 2. Mukaddime, dîbâce, önsöz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. starting. beginning. early. elementary. opening. preliminary. beginning. incunabula. start. commencement. origin. big bang. departure. approach. cradle. dawn. doorway. exordium. first. go-off. inception. incipience. incipiency. infancy. i.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. beginning. birth. commencement. elements. genesis. germ. inception. infancy. initiative. introduction. origin. outset. preliminary. prelude. start. threshold. preface. foreword. elementary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initial. origin. beginning. start. birth. commencing. conception. debut. elementary. genesis. germ. inception. infancy. introduction. opening. outset. preamble. prelude. prolegomenon. prologue. push off. seed. spring. starting. startup. threshold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning point. starting point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Initial Capital)

Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların sahip olmaları zorunlu asgari çıkarılmış sermayeleridir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Initial Margin)

Vadeli işlem sözleşmesinde uzun veya kısa pozisyonalan yatırımcının pozisyon açarken yatırması gereken teminattır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Başlangıçla işe girişmek: Buradan başlanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be begun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Başlıyarak, başlanma. 2. Baş bağlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başlanmak: Bu işe başlandı. Yarın derse başlanacaktır. Baş peydâ etmek, baş bağlamak, yuvarlanmak, yuvarlak olmak: Lahana başlanmaya başladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be begun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

starting. putting in action. initiation. send off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Başlatmak: Orağı bitirdiler, bugün harmana başlatacağım. Coğrafya dersine başlattım. 2. (Çocuğu) mektebe vermek: Çocuğu mektebe başlattı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. give a start. open the ball. commence. get going. induct. initiate. institute. launch. lead away. lead off. open. set off. stir up. trigger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. initialize. initiate. instigate. originate. start. to start. to initiate. to instigate. to trigger. to cause. to cause to swear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

start. initiate. launch. to start. to put in action. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başlamak işi ve tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginning. opening. initiation. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı, tepesi olan. 2. Yuvarlak, top, müdevver: Başlı lahana. 3. Esaslı, ehemmiyetli: En başlı işimiz. 4. İleri gelen, başa geçen, nüfuzlu: Belli başlı. 5. Silme olmayan, doruklama: Başlı ölçek. Başlı başına = Kendi başına, müstakillen. Büyük başlı = Akıllı, zeki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headed. having a head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate / dependent in itself independently. by oneself. on one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başka şeylerden ayrı. Kendi başına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). En ehemmiyetli, en esaslı, en seçkin: Sâdî’nin başlıca eserleri Gülistân’ıyle, Böstân’ıdır. En ziyade, en evvel: O, başlıca bu işle meşgul olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. main. primary. prime. cardinal. essential. leading. ruling. staple. mainly. primarily. mostly. principally. chiefly. largely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential. mainly. primary. prime. principal. ruling. uppermost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiefly. mainly. principally. grand. largely. leading. for the most part. pre eminently. primal. primarily. principal. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı yağmurdan muhafazaya mahsus, yağmurluğa bağlı veya ayrı örtü, kukulete: Kaput, muşamba başlığı. 2. Harbde başı ok ve kılıçtan muhafazaya mahsus siper, tulga, miğfer, hod. 3. Direk başı, tepelik. 4. Atın başını ve ensesini muhafazaya mahsus kılıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Reislik, sergedelik, Amirlik. 2. (Çağatayca’da: Başlığ). Reis, Amir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headgear. prelims. helmet. bonnet. cap. head-dress. headpiece. title. headline. heading. caption. casque. chapiter. hood. lemma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonnet. cap. headdress. headgear. headline. hood. title. helmet. capital. heading. caption. bride's price. money paid by the bridegroom to the bride's family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caption. heading. title. cap. headline. headscarf. crown. helmet. capital. heading. address director. capital heading. contents heading. cowl. crest. ferrule. head gear. head piece. headpiece. hood. superscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headed. helmeted. hooded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing a cap. entitled. headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untitled. bareheaded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). legen; legen dolusu; havuz; havza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Basmak işi. 2. Beyaz dokunup sonra renk ve çiçekleri basılmış pamuklu ince dokuma: ingiliz basması. 3. Tabaat, tab’ = Hurufat basması, tipografya. Taşbasması = Litografya. Kalıp basması = Istraotip. Basılmış, tab’olunmuş. Matbû = Basma kitap, yazma mukabili. Basmakalıp (basma kalıp) = Aynen sureti çıkarılmış, tıpkı tıpkısına taklit, yapan kimsenin zekâsı eklenmeyen iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkrıkçı tezgâhının kütüğü: Delikli başma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calico. print. printed cloth. cotton print. calico. chintz. pressing. printing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressure. printed cotton. calico. printed matter. printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embossing. pressing. print. publishing. printed. printed cloth. squeezing. burnishing. thrust. strain. exertion. direct printing. imprint. stamping. compression. strike. invasion. raid. flood. india print. printed cotton. printed calico. cotton prints. im

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Tülbent üzerine kalıp basan adam. 2. Matbaacı. 3. Basma yapan ve satan adam. 4. Türkistan’da Ruslar’a karşı çete savaşı veren Türk gerillası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basmacı sanatı, (bk.) Basmacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basma yeri, matbaa. Ar. dâr-üt-tab’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(müzari: Basar). 1. Ayakla çiğnemek, pây-mâl etmek: Buraya basmayın. 2. Ağırlık vermek, tazyik etmek: Sandığın içine eşyayı basarak yerleştirmeli. 3. Kalıp vurmak: Tülbendi basmak, mühür basmak. 4. Tab’ ve temsil etmek, dizilmiş veya litografya taşına geçirilmiş yazıyı makine veya tezgâhta kâğıda geçirmek: Kitap, gazete basmak. S. Birdenbire hücum etmek, ansızın üstüne varmak: Geç vakitte misafirler bastılar. 6. Kabahat işlerken üstüne varıp tutmak: Bir kalpazanın evini basmışlar. 7. Kuluçka oturtmak: Bir tavuk bastım. 8. Vurmak, koymak: El basmak. 9. Vurmak, dövmek: Dayak basmak. 10. Yatırıp boğazlamak, kesmek: Sığır basmak. Tl. Ayakta durmak: İki yaşında çocuk da daha basmıyor. Yeni yeni basmaya başlıyor. 12. Çökmek, oturmak: Bu binanın bir tarafı basmış. 13. Gelmek, tutmak, musallat olmak, galebe etmek: Ateş bastı, hararet bastı, uyku bastı, ağırlık bastı. Ayak bastı. 14. Gitmek, uğramak: Bir daha onun evine ayak basmayacağım. 15. Israr etmek: Gitmemeye ayak basıyor. Ağır basmak. 16. .Yavaş yürümek. 17. Ehemmiyetini göstermek. Ağırlık basmak = KAbusa tutulmak. Al basmak = Loğusalara musallat olan bir nevi yılancığa tutulmak. Aybasmak = Aybaşı tutmak, tecennün etmek, çıldırmak. Ayaklar yere basmamak = Çok sevinmek. El basmak = Yemin etmek. İz basmak = iz takip etmek. Bağra basmak = Kucaklamak. Bamteline basmak = Hiddetlendirmek. Çürük tahtaya basmak = Şüpheli ve muhataralı bir işe girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Ayakkabı, haf, kefş, pabuç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

step on. print. press. publish. raid. break into. attack suddenly. flood. come upon. weigh. catch. come on. flow. foray. impress. imprint. irrupt. jam. letter. sink. stamp. stencil. step. stomp. tread. tread on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. bust. compress. counterfeit. depress. imprint. invade. press. print. publish. push. raid. step. strike. trample. tread. utter. to tread. to step. to trample. to press. to depress. to compress. to print. to raid. to bust. to descend. to flood. to f

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press. to stamp. to raid. to follow. to set in. to let out. to drop. to compress. to push. to inundate. to attack. to storm. to surprise. to invade. to depress. to mill. to exert. to imprint. to heft. to print. to coin. to tread on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Gazete ve dergilerin baş tarafına konan önemli makale, başyazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editorial. leading article. feature article. shirttail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype. conventional. cliche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı yapan adam, haffaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Vaktiyle sultanların tahsisatı, has arpalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating by pushing/pressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of the General Director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. T. A). En üst derecedeki müfettiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief inspector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Bir gazete veya mecmuanın başmakalelerini yazan mu harrir, başyazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief engineer. chief inspector. first engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ilkokulun idaresinden sorumlu olan öğretmen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Önde olan yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başta ol, önder ol.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadınların başlarına sardıkları örtü, baş örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kerchief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headgear. kerchief eşarp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Önemli soydan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hierarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Ney’de ağıza alınan kısım ki, kamıştan değil, bağa, kehribar gibi sert bir maddedendir. Batı musikisinin nefesli sazlarında da böyle bir kısım vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thumb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thumb. big toe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archbishop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

primacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Fransa ve ispanya'nın Batı Pireneler bölgesinde oturan Bask kabilesinden biri; Baskça; k.h. kadınların kalçaya kadar inen korsası; belden aşağı sarkan kumaş parçası veya kısa eteklik; (s). Basklara veya onlann diline ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Irak’-ın güneyinde Şattül-arab üzerinde meşhur bir şehir ki vaktiyle Küfe mektebine karşı olan bir Arap edebî mektebinin merkeziydi. Basra zamkı = Bir cins zamk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abbot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heyketıraşçılıkta yarım kabartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A), (c. Basriyyûn). Basra ahalisinden veya Arap edebiyatında KÜfîyûn’a karşı bir meslek ittihaz eden Basra ulemâsından adam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan’ı Basri’ye izafeten kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Basri).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead. leading role.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leading role. principal part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). levrek, zool. Labrax lupus; hani, zool. Serranus cabrilla. sea bass levrek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (müz). alçak perdeden, kalın sesli; pest; (i). basso, bas. bass clef fa anahtarı. bass drum kalın ses veren en büyük davul. bass horn bir nefesli çalgı. bass viol kontrbas. bass voice bas, basso.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bass tepkisi, ses yoluna akustik olarak ayarlı açıklıklar ekleyerek geliştirilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Orta ve yüksek frekanslı ses kalitesinden ödün vermeden bas ses üretimini en iyi hale getiren delik ya da delikler içeren bir hoparlör tasarımı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Fiziksel olarak küçük sürücü birimleri kullanıldığında bas ses üretimi çok zordur. Bu nedenle bazı hoparlörlere bass reflex sistemi eklenmektedir. Bass tepkisi, ses yoluna akustik olarak ayarlı açıklıklar ekleyerek geliştirilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condolatory. condolence. sympathies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condolence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Afrika’da Mozambik Kanalının güneyinde Madagaskar’a yakın yer alan adalar grubu.

Coğrafi konumu: 21 30 Güney enlemi 39 50 Batı boylamı.

Harita konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 80 km².

Kara: 0.2 km².

Su: 79.8 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 35.2 km.

İklim: tropikal.

Arazi yapısı: volkanik kayalıklar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: isimsiz yer 2.4 m.

Doğal kaynaklar: yok.

Arazi kullanımı: yok: %100 kayalıklar.

Sulanan arazi: 0 km² (2006).

Doğal afetler: Su altı kayalıklar denizciler için tehlike oluşturmakta periyodik siklonlar ortaya çıkmaktadırlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issız (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bassas da India.

Bağımsızlık durumu: Fransa›nın sömürgesidir; Reunion›da yapılan toplantılarla komisyon üyeleri tarafından yönetilmektedir.

Hukuk sistemi: Fransa hukuku.

Bayrak: Fransa bayrağı kullanılmaktadır.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Hiç bir ekonomik aktivitesi yoktur.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney general. chief prosecutor. general attorney.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of the attorney general.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital başkent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital of a country. capital. chief town. principal town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sepet, beşik; sepet işi çocuk arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başı olmayan, Fars. bî-ser. 2. Amiri olmayan, Amir tanımayan, reissiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headless. leaderless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headless. heaving no chief. unguided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başı ve reisi olmayan topluluğun hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of government. anarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bass or lowest part; as, to sing basso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who sings the lowest part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The double bass, or contrabasso.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an adult male singer with the lowest voice. the lowest adult male singing voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (müz). basso, bas; pes perdeli ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). çifte kamışlı bir nefesli saz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (bak). basrelief.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Başöz).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ıhlamur ağacı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yayma, serme, döşetme, açma: Bast-ı mekal etmek = Söz açmak. Bast-ı mukeddimât etmek = Mukaddemeler serdetmek, söze başlangıç yapmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بسط] yayma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bazı ağaçların hasır yapmak için kullanılan iç kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ahead. first. foremost. in the first instance. at the outset. for starters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first. first of all. most of all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ahead. in front.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Yeniden, ilk noktadan başlayarak: Şunu bana baştan anlatır mısın?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all over. afresh. anew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initially. baş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all over. anew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from top to bottom. from head to foot. throughead. up- and-down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from end to end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. perversion. seduction. temptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enticement. seduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. corrupt. pervert. seduce. tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seduce. corrupt. deprave. inveigle. mislead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crude. perfunctory. slapdash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessly. in a perfunctory way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from beginning to end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir çeşit iskete kuşu (Parus maior). 2. Baştan kara etmek. (bk.) Baş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). piç, nikahsız doğan çocuk; (argo) alçak herif, kepaze kimse; (s). gayri meşru (çocuk); sahte, hakiki olmayan, kalp; alışılmışın dışında; matb. normal boyda olmayan. bastardy (i). piçlik. bastardly (s). gayri meşru olarak doğan; hileli; bayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (italyanca bastarda) (denizcilik). Bir cins küçük gemi, kadırganın küçüğü. Geminin başındaki ufkî direk. Ş ile baştarda da denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden bir nevi harb gemisi, (bk.) Bastarda.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ing. -ise (f). piç olduğunu ispat etmek; alçaltmak; şerefi lekelenmek, alçaltılmak; değiştirip kıymetini bozmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teyellemek, eğreti dikmek; ahçı. eti pişerken tereyağı v.b. ile yağlayarak yumuşatmak; (k.dili). dayak atmak; dövmek. basting (i). teyelleme; azarlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Et suyu veya kıyma ile pişmiş sebze: Bamya bastısı, kabak bastısı. Külbastı = Izgarada pişen et. 2. Bir şeyin üzerine basan: Kaşbastı = Üzerinden geçecek surette başa meyilli bağlanan sargı. Dalbastı — Ağırlığı ile ağacın dalını bastıracak surette iri kiraz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a vegetable stew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa boylu; bacakları kısa veya çarpık kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pestil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Paris'teki Bastil hapishanesi; k.h. hapishane olarak kullanılan herhangi bir kale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı devrinde Balkanların bazı yerlerinde devlet arazisinden tapu ile ve mirasla geçen tarla.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dayak, falaka; sopa, falaka değneği; f falakaya yatırmak; dayak atmak, dövmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale burcu; tabya; sağlamlaştlrılmış yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Baskı altına konmak, ezdirilmek: Asma yaprakları fıçı içine bastırılır. 2. Tabettirilmek: Bu kitap ilk defa olarak bastırılıyor. 3. Söndürmek: Yangın bastırıldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be printed. to be raided. to be suppressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Bastırmak işi. (bk.) bastırmak. 2. Pastırma, tuz ve çemenle bastırılıp iste veya güneşte kurutulmuş et: Kayseri bastırması. mec. Bastırmasını çıkarmak = Çok döğmek. Şimdi «pastırma» denmektedir, (bk.) Pastırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeasement. compression. depression. repression. stranglehold. suppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damping. pressing. pressure. suppresion. depression. weighing. restraining. banking. overtake. blanketing. extinquishing. extinction. outbalancing. squashing. overwhelming. quenching. damper. action. compression. attenuation. choking. inducing. tamping. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vasıtayla basmak, ezdirmek: Bu toprağı ayakla bastırmalı. 2. Vasıtayla basmak, tab’etmek, söndürmek: Yangını bastırdılar. 4. Galebe çalmak, geçmek, üstünlük göstermek, tefevvuk etmek: Hilekârlıkta arkadaşlarını bastırdı. 5. Örtbas etmek, saklamak: Onun kabahatlarını bastırdılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depress. push down. compress. weigh down. weigh. allay. alleviate. appease. assuage. bear against. beat down. bottle up. burke. choke. crucify. drown. extinguish. flow. gulp. gulp down. hold down. keep down. keep in. keep under. outtalk. overbear. po.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compress. contain. dampen. depress. jam. overtake. overwhelm. print. push. quash. quell. ram. relieve. repress. squash. squelch. stay. stifle. to have printed. to make sb print. to subdue. to repress. to stifle. to contain. to put sth down. to suppress. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth printed. to let sb stand on to force down. to come all at once. to damp. to press. to supress. to depress. to weight. to restrain. to choke. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. bastone). 1. Değnek, asâ, el değneği, alafranga zarif değnek. 2. Bazı gemilerin başındaki yatık direğin gemiden dışarıya doğru uzanan parçası. 3. Baston francala = Dar ve uzun biçimli francala çeşidi. Baston yutmuş = Dimdik duran veya yürüyen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stick. rod. walking stick. staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rod. stick. walking stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A staff or cudgel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Baton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An officer bearing a painted staff, who formerly was in attendance upon the king's court to take into custody persons committed by the court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walking stick. cane. crooked stick. walking staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wooden or rattan stick or cane of varying lengths used in the Filipino martial arts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Başman).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Başok).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ölümden sonra dirilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin baş tarafı. 2. (Astronomi) yeryüzündeki bir noktada şakul doğrultusunda olan üst yön, semtürre’s Başucu uzaklığı = Bakılan yıldızdan bakan göze gelen ışın çizgisi ile o yerdeki çekül çizgisi arasında meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zenith. head. bedside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head end. bedside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anusta ve kalın barsağın alt kısmında toplardamarların genişlemesiyle kendisini gösteren bir hastalık. Basur sonucu anusta beliren, meme ucuna benzer damar şişkinliği: Basur memesi. Basurotu = Düğünçiçeğigillerden, sarı çiçekli bir bitki (Ranunculus ficaria). Ormanlarda yetişir, kökünde basura iyi gelen bir madde vardır.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir. Aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya bir avuç papatya konur. Kaynatılır, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yıkanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemorrhoids. haemorrhoids. piles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemorrhoid. piles. hemorrhoids emoroit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(küçük kırlangıç otu): Düğünçiçeğigiller familyasından; ilkbaharda çalılıklar arasında yetişen küçük bir bitkidir. Yaprakları üç parçalıdır. Yeşilimtıraktır. Yumruları yapraklarının arasındadır. Kökü küçüktür. Çiçekleri altın sarısı rengindedir. Sabahları açar, akşamları kapanırlar. Ev ilaçlarında kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerinden doğan şikayetleri giderirler.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. basuriyye). Basura, mayasıla ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aye aye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Başbakanlık

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Başbakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prime minister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultation. recourse. reference. application.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. application. request. recourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir kimsenin aracılığını istemek, bir İşte bir şeyden yararlanmak üzere ona müracaat etmek: Her çareye başvurdum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make an application. apply. have recourse to. refer. consult. look to. appeal. approach. call on. call upon. fall back on. fall back upon. put in. put in for. resort. resort to. turn to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apply. consult. refer. to apply. to have recourse to. to resort to. to turn to sb/sth. to fall back on sb/sth. to consult. to appeal to. to refer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apply. refer. to apply. to have recourse to. to refer. to petition. to consult. to resort. call upon. invoke. turn to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

application. letter of application. recourse. appeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. application. reqest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. application. recourse. request.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sapotgillerden bir ağaç (Bassia). Asya’da yetişir, tohumlarından yağ çıkarılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterpiece. magnum opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

masterpiece. magnum opus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F). Yaverlerin başı

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

first aide-de-camp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the post of the editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k). Başmakale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leader. editorial. leading article. leader başmakale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editorial. leading article.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zengin, ileri gelen, saygın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, cesur.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baydur).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gönderme, yollama, irsal. 2. Allah’ın bir peygamberi, halkı Hak dinine davete memur buyurması. 3. Diriltme, ihyâ, kıyamet gününde ölülerin canlanması: Ba’s-ı bâdel-mevt = Ölümden sonra dirilme. Yevm-ül-ba’s = Diriliş günü. Biset-i nebeviyye = Hazret-i Peygamber’in misyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. eminent. notable. well-known.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(macis): Hindistancevizi çekirdeğini örten özlü zardır. İçeriğinde esans ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Teskin edici iştah açıcı ve vücudu kuvvetlendiricidir. Tavsiye edilen milktarı aşmamalıdır Aksi halde zehirlenme belirtileri görülebilir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçen sene, bir sene evvel: Bıldır bu kadar sıcak olmadı; bıldır gitti idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bin kişiye yakın olan bir tabur askere kumanda eden subay. Yarbayın bir alt derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. commander. squadron leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. commander. squadron leader. field officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir tabur askere kumanda eden subayın rütbe ve sıfatı: Falana binbaşılık verildi, binbaşılığa terfi etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank of major. majority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horsedrawn carriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhammed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir gün Güneş’in doğduğu zamandan ertesi gün doğacağı zamana kadar geçen süredir. Bir ay ise Ay’ın aynı evresinin gökyüzünde tekrar göründüğü zamana kadar geçen süredir. Çok eskilerde bu zaman birimleri insanların hayatlarını organize edebilmeleri için yeterliydi.

Zamanla bir günden uzun, bir aydan da kısa bir zaman birimine ihtiyaç duyuldu. Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanmaya başladılar. Sonraları Yunanlılar, Çinliler ve Mısırlılar 10 günlük, Romalılar ise 8 günlük haftayı kullanmaya çalıştılar.

Bir hafta olarak kabul edilen yedi günlük sürenin kaynağı tam olarak bilinmiyor. En kuvvetli tez bu sürenin Ay’ın evrelerinden kaynaklandığına dayanır. Ay’ın dört evresinin (yeni ay, ilk dördün, dolunay, son dördün) sürelerine en yakın olan tam gün sayısı yedidir.

Ancak bu doğal ve astronomik temelin yanı sıra astrolojik bir inanışın da, ta Babilliler zamanından itibaren, yedi günün bir hafta olarak seçilmesinde rol oynadığı ileri sürülüyor. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile Güneş ve Ay’ın toplam sayısının yedi oluşu bu sayıya gizemli ve uğurlu bir sayı olarak bakılmasına neden olmuştur.

Daha sonraları dinlerde göklerin yedi kat oluşuna inanış, müzikteki ana nota ve tabiattaki ana renk sayılarının da yedi oluşu bu sayının gizemini iyice arttırmıştır. Takvimde yedi günlük haftanın resmiyet kazanması ise milattan sonra 327 yılında Roma İmparatoru I. Constantinus’un çıkardığı bir emirle olmuştur.

Tevrat’ın yaratılış (tekvin) anlayışına göre Tanrı evreni 6 günde yaratmış, yedinci günde de (cumartesi) dinlenmiştir. Hıristiyanlar haftayı Tevrat’taki şekliyle kabul ettiler, yalnız Hz. İsa’nın diriliş hatırasına yedinci günü değil de birinci günü, yani pazarı ‘Tanrı Günü’ olarak kabul ettiler.

İslam dininin doğuşundan sonra da yine yedi günlük hafta süresi benimsendi. Ancak Hz. Muhamnıed’in müminleri mescitte toplayıp, namaz kıldığı, hutbede devlet ve günlük işleriyle ilgili açıklamalar yaptığı altıncı gün (cuma) dinlenme günü olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde 27 Mayıs 1935 tarihinde yayımlanan bir kanunla tatil günü cumadan pazara alındı.

1792 yılında Fransa takvim yapısını değiştirerek 10 günü bir hafta kabul etti ama yürütemedi. Rusya 1929’da 5 günlük hafta uygulamasına geçti, sonra bir haftayı 6 güne çıkardı ve sonunda pes ederek 1940’da 7 günlük haftaya geri döndü.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Osmanlı devrinde bir zabıta Amiri.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek kısa boylu, boysuz, alçak ve kalınca boylu: Bodur adam, bodur ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

podgy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumpy. podgy. squat. stocky. thickset. chunky. stumpy. dwarfish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarf. short. squat. chunky. low. podgy. pudgy. stumpy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kısa boyluluk, boysuzluk, alçaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pudginess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shortness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğazını sıktırmak. Ar. ihnak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb choked to death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boğdurma işine konu olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğdurulma fiili boğdurulma hareketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lüzumsuz işe karışan, halt edici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

department chair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. abartmalı söz veya konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. abartmalı saçma, yüksekten atılan, şişirilmiş (söz ,konuşma). bombastically z. şişirilmiş bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çözgüsü ipek ve atkısı yün olan ince kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bordure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curb. kerb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curb. border. border print. rand. fillet. rim. welt. cincture. framing. kerb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Erkek hayvanı enetmek, iğdiş ettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çift süren ve araba çeken öküzlerin boynuna geçirilen ağaç çerçeve ki, boylu boyuna üstüne konan ağacına sapanın ve arabanın oku bağlıdır, mec. Tahakküm, kahır, tasallut: Boyunduruk altında olmak = Tahakküm çekmek, kahır görmek. Zapt ve işgal altında kalmak, esaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yoke. headlock. oppression. lintel. garrot. pass. span. crowfoot. bridle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıta ile bozmak, bozmaya sevk ve mecbur veya müsaade etmek, ihlâl veya tahrip ettirmek: Ben yaptığım işi kimseye bozdurmam. 2. Parayı değiştirmek, ufaklığa çevirtmek: Yüz lira bozduracağım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash. to cause to spoil/ruin. to change. to cash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get change for. to break a bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep. keep handy. carry. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to have present. to have in stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide. to have present. to make available. tote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

besides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

again. further. furthermore. moreover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furthermore. moreover. thereto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Burunluk, (bk.) Burunduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigwig. cattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cattle (cows , oxen , water buffaloes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sukabağı; sukabağından oyulmuş su kabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body and soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with heart and soul. hand and foot. with might and main.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Canlı TV yayınını duraklatmanıza imkan tanıyan Sony HDD kayıt cihazları sayesinde artık hiçbir anı kaçırmayacaksınız. Yavaş gösterim ve hızlı ileri sarma işlevi dahil olmak üzere kaldığınız yerden itibaren sahneleri farklı hızlarda oynatabilir ve istediğiniz an canlı yayına dönebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Vapurlarda birinci çarkçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief engineer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iniş; (tıb). bir hastalığın geçişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(coğr). havza.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel helmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearse. funeral car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asker başı, kumandan. 2. «Çerge başı» sözünden bozma olarak Çingeneler’in ileri gelenlerine denir. bk. Çeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baş çeşnici. 2. mec. Sık sık eş değiştiren erkek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından WALKMAN® mp3 ve mp4 çalarlar için geliştirilen yeni Clear Bass teknolojisi, ALC (Otomatik Seviye Kontrolü) aracılığıyla derin ve güçlü bas sesler üretir. Dolayısıyla, ister basların çok güçlü olduğu parçalar ister yavaş şarkılar dinleyin, hiçbir bozulma olmaksızın mükemmel bir ses kalitesi elde edersiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby buggy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gocart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kontrbas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garbage cart / conveyor. dustcart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

litter bag. bin liner. refuse bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). fitilli kadife, çizgili kadife; (çoğ). bu kumaştan yapllan pantolon; (s). fitilli kadifeden yapılmış; corduroy road bilhassa bataklıkları geçmekte kullanılan ve kütüklerden yapılmıs yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bağlanmış bir şeyin bağını bozdurup açtırmak. Osm. hal ve fasi ettirmek: Düğümü, paketi, yükü çözdür. 2. iliklenmiş esvabı açtırmak, düğmesini iliğinden veya kopçasının, erkeğini dişisinden çıkartmak: Şu çocuğun yeleğini, potinini çözdürün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to solubilize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

president of a republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Presidency of a Republic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

D-Bass, güçlü dinamik bas ses oluşturulmasını sağlamaktadır. Üç bas güçlendirme seviyesi seçilebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu özellik, örneğin Mini cihazlar için bas güçlendirmesini kontrol edebilmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kıymetini düşürmek, ayarını bozmak; şeref ve itibarına halel getirmek, tezlil etmek, alçaltmak, indirmek; bozmak. debased coinage içindeki gümüş veya altın miktarı azaltılmış madeni paralar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kiraya verilen çiftlik, ev fabrika vesairede kiracı tarafından kullanılıp mukavele sonunda aynen sahibine iadesi şart olan Alet ve eşya, hayvan vesaire. 2. mec. Değişmez ve daimî şey. 3. Kendi dediğinden dönmez, inatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixture. plant. old timer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permanent or heavy fixtures or equipment. in the nature of fixtures and equipment. long time functioning of employee. old-timer. fixed assets. fixtures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksiltme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yirminci yüzyılın başlarında bilim insanları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu minarelleri ve içlerinde tuz buluna kayaları erezyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu minareller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim insanları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.

Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim insanları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.

Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim insanları Sodyum’un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor’un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.

Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim insanları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.

Yüz milyonlarca yıl, eksilme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep-freezer. deep freeze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bu inanç ve görüşün nereden kaynaklandığı bilinmiyor. Güya devekuşu başını kuma gömünce düşmanlarını ve gelecek tehlikeyi görmez, onun için de rahatlarmış. Güney Afrika’da 80 sene boyunca yapılan gözlemlerde böyle bir olay görülmemiştir. Hiçbir devekuşu kafasını kuma gömmeye teşebbüs etmemiştir. Zaten bunu yaparlarsa boğulacakları da kesin.

Her ne kadar beyinleri gözlerinden küçük olsa da, kuş dünyasının en akıllılarından olmasalar da, devekuşları kendilerini gizlemek için başlarını kuma gömecek kadar da aptal değillerdir. Bu görüntünün asıl nedeni devekuşu yavrularının yırtıcı hayvanlarım saldırılarına karşı açık ve korumasız olmalarıdır. Onlar yetişkin devekuşları gibi hızlı koşup kaçamazlar. Bir tehlikeyi sezdiklerinde aniden kendilerini bulundukları yere bırakarak, hareketsiz kalıp çevreye uyum sağlayarak düşmanlarının dikkatlerinden kaçtıklarını ümit ederler.

Anne devekuşları bazen bütün vücutlarını, kanallarını da açarak toprak üzerine yatırırlar ve yavrularını güneşin kavurucu etkisinden korumaya çalışırlar. Ayrıca devekuşlarının dinlenirken boyun kaslarını rahatlatmak için veya çok sık olmasa da uyurken bazen bu pozisyonu aldıkları biliniyor. Hatta bir görüşe göre, bu pozisyonda kafalarını yere dayayıp düşmanlarının ayak seslerini dinledikleri de ileri sürülüyor.

Daha yumurtadan çıkar çıkmaz erişkin bir tavuk büyüklüğünde olan devekuşu yavrularının uzun boyunları genellikle bej rengindedir ve üzerlerinde siyah çizgiler vardır. Bu renklerle ot renkleri ve gölgeleri karışarak iyi bir kamuflaj imkanı sağlar. Bu durumda otların aralarına başlarını soktuklarında vücutları görünürken boyun ve baş kısımları görülmez. Görülmeyen başın kuma gömülmüş gibi insanlar tarafından algılanmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.

Bu tip uçamayan büyük kuşların başlarını kuma gömme gibi aptalca bir savunma sistemine zaten ihtiyaçları yoktur. İşitme ve görme duyuları son derecede iyidir. Boylarının da avantajı ile çevreyi çok iyi gözleyebilirler. Düşmanı diğer av adaylarından önce sezebilirler.

Üç metrelik boylarına ve 100 - 150 kilogramlık ağırlıklarına rağmen saatte 50 kilometre hızla koşabilirler. Köşeye sıkıştıklarında ise kolay teslim olmazlar. Çok seri ve kuvvetli tekme atabilirler, uzun boyunları sayesinde düşmanı yaklaştırmadan mücadele edebilirler.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of state. head of / of the state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). dibazik, iyonize olabilen iki hidrojen atomu ihtiva eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Düşük ses seviyelerinde, D/A dönüştürücüde bas ve tiz sesleri güçlendirir; ses kalitesini artırır ve kulaklık çıkışının parazitlerini azaltır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceited. obstinate. intractable. opinionated. stiff necked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. bullheaded. headstrong. refractory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wayward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bigheadedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birini dövmeye emir vermek veya müsaade etmek: Ben çocuklarımı kimseye dövdürmem. 2. Bir şeye tokmak veya diğer bir şeyle vurdurup kırdırmak, ezdirmek veya tanelerini ayırtmak: Buğday, mısır, şeker dövdürmek. 3. Kurşun veya gülle attırmak: O kaleleri gemilere dövdürmeli. 4. (denizcilik) Fırtınada gemi giderken, bocalayıp rüzgârın önüne düşmek mümkün olmadığı zamanlarda rüzgâra baş vermek, (bk.) Dövdürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

properly. as straight as a tie. straight and narrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. iliştirmek, temasa getirmek. Osm. lems ve massettirmek: Şuraya elinizi dokundurun; şu masayı duvarlara dokundurmayarak götürebilir misiniz? 2. El sürdürmek, bozdurmak: Eşyanıza kimseyi dokundurmadım. 3. İncitmek, sataşmaya bırakmak: O zavallı adama çocukları dokundurmayın. 4. Sözle birine târizde, imâda bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hint. make touch. adumbrate. gibe. jibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth touch another thing. to hint about sth to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doldurmak işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filling. backfilling. charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fill. filling. stuffing. loading. charging. packing. feeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Boş şeyi dolu hale getirmek, içine bir şey koymak: Testiyi su ile, sandığı eşya ile doldurmak. 2. Bir şeyi bir kabın içine koymak: Bu eşyayı sandığa, zahireyi anbara doldurmalı. 3. Eksik olan şeyi tamamlamak. Osm. iblağ etmek: Verdiğiniz parayı beş yüz liraya doldurduk; daha hesabı dolduramadık. 4. Ateşli silâhlara kurşun ve mermi koyup atılmaya hazırlamak: Tüfeği, topu doldurmak. 5. Kesilmiş hayvanın karnına, kabak ve yaprak gibi bir sebzeye pirinçle üzüm, fıstık vesaire koyup pişirmek, dolma yapmak: Kuzu, hindi, domates doldurmak. 6. Çukur bir yeri taş, toprak, moloz vesaire ile düzeltmek: Orasını dolduracağız. 7. Denizin içine taş ve çimentolu moloz vesaire atarak karaya çevirmek: Sahilin sığlarını doldurup rıhtım yapmalı. 8. İçilecek şeyi kadehe koyup sunmak: Bana bir su, bir limonata doldur. Çile doldurmak = 1. Tam kırk gün inzivada kalıp ibadet etmek. 2. Cefa çekmek. Defter-i Amâli doldurulmak = Günah-kâr olmak. Çukur doldurmak = mec. Ölmek, defnolunmak. Donuna doldurmak = Bir kimse, dışarı çıkmaya vakit bulamayıp donuna etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fill. charge. load. stuff. complete. write out. choke up. clog. congest. cover in. crowd. glut. infest. infuse. line. replenish. store. throng. top up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charge. fill. imbue. indoctrinate. load. occupy. pervade. store. stuff. to fill. to fill sth up. to fill sth in. to fill sth out. to crowd. to encumber. to urge. to egg sb on. to cram. to stuff. to charge. to load. to pervade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pad. to fill to charge. to load. to fill. to turn sb against sb else. close. congest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Doldurmak işini yaptırmak, doldurmayı temin etmek: Şu testileri kime doldurtacağız?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth filled or filled out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). içine bir şey konup boşluğu giderilmek, dolu hale getirilmek: Testiler dolduruldu mu? Sabahtan beri su verildiği halde havuz doldurulamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

truck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Buz haline geçirme. 2. Karın içinde döndürmekle buz haline geçirilmiş limonata, şerbet ve süt vesaire ki, yazın serinlik vermek için yenir: Limonlu, kaymaklı dondurma. 3. Dondurulmuş, buz haline geçirilmiş 2. Donup tek parça olmuş: Dondurma kavurma; dondurma duvar. Dondurma taş = Tabiî olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice-cream. ice cream. sundae. ice. freezing. refrigeration. congelation. congealment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice. freezing. frosting. ice cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream. refrigeration. freezing. solidication. hardening. chilling. icing. freeze. ice. refrigerating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dondurma yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice cream seller / maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Su vesair sıvıları soğutmakla katı hale geçirmek: Bu soğuk, suları, nehri donduracaktır; bu yağı erittikten sonra dışarıya koyup dondurmalı. 2. Üşütmek, soğukta bırakmak: Bizi donduracaksınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. ice. transfix. to freeze. to chill. to frost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeze. to freeze. to consolidate. bind. congeal. frost. ice. petrify. refrigerate. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crank. table lifting rapping turning. torsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Devrettirmek, çevirmek. Osm. tahrik etmek: Çarkı, fırıldağı, dolabı döndürmek. 2. Geriye çevirmek. Osm. ircâ etmek: Kendisini yarı yoldan döndürdüler. 3. İçini dışına veya önünü arkasına çevirmek. Osm. taklîb etmek: Bu minderi döndürmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turn. turn round. turn aside. turn over. rotate. spin. whirl. turn inside out. reverse. deflect. return. revolve. roll. slew. slew round. slue. slue round. swerve. swing. twiddle. twirl. veer. veer round. wheel. wind. wind up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. flip. revolve. rotate. swerve. swivel. turn. twine. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rotate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. frosty. cutting. nipping. perishing. freezer. deep-freezer. chilling. refrigerant. cryo-. frigid. withering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing. cold. chilling. perishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to freeze. to be frozen. to be consolidated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be turned. to be rotated. to be sent back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frozen. frappe. pegged. refrigerated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dövmek işini yaptırmak. (bk.) Döğdürmek.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital fotoğraflar için “sipariş dosyası”dır. DPOF-uyumlu fotoğraf makineleri, dijital baskılar için sipariş verisi oluşturabilirler. Kullanıcı, her fotoğrafın kaç tane basılacağını belirleyebilir. Fotoğraf tarihi de basılabilir. DPOF ile, her fotoğrafın küçük halini içeren bir dizin baskısı da istenebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.) («durmak» fiilinin emir sıygasıdır). Bekle, yavaş: Dur bakalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzak. Dûr-A-dûr = Uzaktan uzağa. Dûr-ü-dırâz = Uzun uzadıya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DÜRR) (i. A.) (c. dürer). inci, Ar. lûlû. Dürr-I nâ-süfte = Delinmemiş inci ve mec. Kimse tarafından söylenmemiş söz. Dürr-i yetim = Bir sedefte tek bulunan büyük ve makbûl inci tanesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دور] uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzak uzak, uzaktan uzağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. «Uzak ol» mânâsında emir. 2. Asâ, değnek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). İnci tanesi. mec. Pek güzel ve sevgili çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dür = inci, efşânden, feşânden = serpmek), inci serpen, inci gibi değerli sözler söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dûr = uzak, endîşîden = düşünmek). Her şeyi uzaktan, yani çok evvelden düşünen, her işin neticelerini düşünen tedbirli kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dayanıklılık, mukavemet; sürekli oluş, devam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dayanıklı, mukavim, sağlam, eskimez; devamlı, sürekli. durably (z). dayanıklılıkla, mukavemetle; sürekli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. da «dırac»den). Bir cins sülün (Arapça’da çil demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keklikten biraz büyük bir av kuşu (francolinus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer değiştirmeyen, sabit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inert. constant. stable. immobile. immutable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobile. stable. stationary. fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. fixed. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide bir makamın karar verdiği perde: Nihâvend makamının durağı rast (sol) perdesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dinî tasavvufî musikisinde Mevlevîlik dışındaki tarîkatlerde okunan, yalnız Durak Evferi usûlü ile bestelenen bir çeşit tantanalı ilâhî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «durmak») tan 1. Durulacak, durulan yer. Ar. makam, mekân. 2. Mesken, Ar. me’vâ. 3. Demiryolu katarı, otobüs, tramvay, dolmuş vesairenin durduğu yer. Ar. menzil, mevkif. Fr. station. 4. Kur’an-ı Kerim’in durma yerleri ve bu yerlerde mürekkep veya yaldızla resmolunan işaret. Durakotu = Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. stopping place. station. full-stop. full point. caesura. rest. stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pause. rest. stand. station. stop. bus stop. halt. break.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. halt. pause. break. tonic note. caesura. rest. stand. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları y(Erkek İsmi) 2.Durma, dinlenme. 3.Cümle sonuna konulan nokta.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde dinî eserlerde kullanılan 21 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ da kayısı demek olan «dürâkan» dan galat olsa gerektir). Tüysüz şeftali cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standstill. pause. hesitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sagnation. pause. standstill. halt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Lâkırdı söylerken tereddütle tutukluk göstermek, kesik kesik söylemek: Pek duraklayarak söylüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to stop. to hesitate. to waver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pause. to pause. to come to a stop. to stop once in a while. to hesitate. fizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth to a standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüysüz bir şeftali çeşidi (nucipersica).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. hesitation tereddüt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hesitation. demur. hesitancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Durup tereddüt etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balk. falter. hesitate. waver. to hesitate. to falter. to waver tereddüt etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hesitate. blow hot and cold. demur. falter. haver. hum. oscillate. pause. vibrate. waver. whiffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unstopped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musikide durak perdesinin bir üstündeki nota.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to the dura, or dura mater. of or relating to the dura mater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of or relating to the dura mater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Duraklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pause. to come to a stop. to hesitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Dursunali).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(anat.) dura mater, beynin ve omuriliğin en dış zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot.) ağaçların merkeze yakın bulunan sert odun kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kımıldanmayan, Osm. gayri müteharrik, sabit, sakin. 2. Bulunan, Ar. mevcut, kâin, kaim. Durup duran = Açıkça görünen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hareketsiz halde bulunan, sabit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutukluluk, mahpusluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devam, süreklilik; süre, müddet. for the duration güç bir durumun (özellikle 2. Dünya Savaşının) sonuna kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (gram) sürekli bir etkinlik belirten yüklemleri ifade eden (geniş zaman) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوربين] dürbün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: dûr-bîn) (dûr = uzak, dîden = görmek). 1. Uzaktan görmeye mahsus, maddeleri büyütür mercekleri olan ve uzaktaki şeyleri yakın gösteren optik Alet. 2. Uzaktan gören, her işin neticesini önden anlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telescope. field glass. field glasses. binoculars.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binoculars. field glasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binoculars. field glasses. small telescope. glass. field glass. pair of binoculars. watchglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mücevher kutusu, hokka şeklindeki küçük kutu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen, kalender meşrepli, sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarabın tortusunu içen kimse, rind meşrebli sarhoş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnci tanesi. 2.Sevgili, kıymetli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوردست] ırak, çok uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tortu, çöküntü, bilhassa şarap tortusu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Dursaliha).*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stopping. hold. arrest. check. interception. interruption. retention. shutoff. stoppage. suppression. suspension. tackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shutoff. stop. stoppage. interception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kımıldatmadan bırakmak, hareketsiz kılmak: Yerinde, ayakta durdurmak; minareyi, kubbeyi durdurmak. 2. Bekletmek: Onu daha bir müddet yerinde durdurmalı. 3. Ayakta durmaya alıştırmak: Çocuğu durdurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. stop. deactivate. call off. shut off. abort. arrest. baulk. block. bring short. cease. check. choke back. choke down. choke off. collar. crimp. discontinue. give over. call a halt. hold back. hold up. intercept. intermit. jam. jugulate. lock. p.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abolish. arrest. cease. discontinue. drop. halt. intercept. stay. stop. waylay. to stop. to cease. to quit. to arrest. to halt. to discontinue. to detain. to stem. to staunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abort. stop. to stop. to bring to a stop. to halt. to shut down. to close. to shut off. to stall. to intercept. to interrupt. to fix. to check. to arrest. to intermit. to stay. to jam. to damp. to trig. to kill. call a halt. call off. curb. have done. hol

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stopped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İnci serpen. 2.İnci gibi söz söyleyen ağız.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوراندیش] ileri görüşlü, ileriyi düşünen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her şeyi önceden düşünüp neticelerini göz önünde bulundurma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dür). Dürler, inciler, (bk.) Dür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. dürer = inciler, bâriden = yağmak). İnciler yağdıran, inci gibi söz söyleyen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlama, cebir, icbar, baskı, tazyik; (huk.) kişiyi istek ve düşüncelerine aykırı bir şey yapmaya veya söylemeye zorlama; (huk.) kanunen onaylama olmaksızın tutukluluk, mahpusluk. under duress baskı altında. a plea of duress (huk.) baskı altında

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stoppage. interruption. breakdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duran, kımıldanmayan. Osm. gayri müteharrik, sâkin. Fars. râkid: Durgun su, durgun hava. 2. Çevik olmayan, batî, gevşek, ağır: Pek durgun adamdır. 3. Yorulup bıkmış, usanmış, fütur getirmiş, yorgun. 4. Ruhsuz, hareketsiz: Alış veriş pek durgundur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. flat. still. untroubled. unruffled. static. airless. bovine. depressed. ditch-water. ditchwater. halcyon. inactive. languid. lifeless. placid. quiescent. serene. settled. slack. sleepy. stagnant. standing. stock-still. tranquil. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

placid. quiet. sedate. serene. stagnant. standing. still. tranquil. windless. calm. flat. dull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. unruffled. subdued. withdrawn. stagnant. inert. level. inactive. streamless. silent. dead. dead-calm. motionless. slack. stockstill. static. smooth. uneventful. slow. stationary. placid. quiescent. serebe. torpid. tranquil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hareketsizlik, Ar. sükûn, rükûdet: Havanın durgunluğu. 2. Gevşeklik, sâkinlik, ağırlık: O durgunlukla hizmet göremez. 3. Bıkıntı, usanç, yorgunluk: Bir durgunluğu var. 4. Ruhsuzluk, hareketsizlik: Ticaretin durgunluğu. 5. Hayret, şaşakalma. Ar. veleh: İnsana durgunluk gelir: Gök cisimlerinin azamet ve hareket düzenleri akıllara durgunluk getirir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recessional. calmness. stagnation. stagnancy. stillness. inactivity. backwater. calm. deadlock. deadness. inaction. inanimation. inertness. languor. placidity. serenity. slack. slackness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quiet. slump. calmness. heaviness. dullness. stagnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnation. calmness. dullness. mental dullness. rest. fatigue. standstill. static condition. stillness. tie-up. inertia. inertion. inaction. quiet. statical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Durdurmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hal üzere kal, olduğun gibi kal*

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوری] uzaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat esnasında, zarfında, müddetince, de .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İnci gibi parlayan, parlak. 2.Parıltılı yıldız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

, Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Dursaliha).*

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Durmak işi. (bk.) Durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standstill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cessation. halt. letup. pause. rest. stand. standstill. stop. stoppage. stopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. pause. stay. stop. stopping. rest stop. catch. rest. intermission. repose. standing. standstill. interruption. stand. back- pedal. cease. cessation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceaseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. away. consistently. on. steadily. steady. together. all the time. on and on. continuously. continually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

continuously. continually. ceaselesly. without cease. right off the reel. repeatedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oynamamak, hareket etmemek, sükûn. Osm. sükûnette bulunmak: Yerinde durmak; ayakta durmak. 2. Hareketi kesmek. Osm. tevakkuf etmek: Bizim önümüze gelince durdu; araba, at durdu. 3. Bulunmak, kalmak, bir karar üzere olmak, devam etmek, mevcut ve baki olmak: Sizin aşçı duruyor mu? O kitaplar bende duruyor; dünya durdukça; aç durmak. 4. Beklemek, sabretmek: Durun biraz; duramıyorum. 5. Hareketsiz kalmak, râkid olmak: Su dura dura bozulur. 6. Oturmak, ikamet etmek. Osm. sakin ve mukim olmak: Şimdi nerede duruyorsunuz? 7. Şaşmak, hayrete dalmak, hayrette kalmak: Bunu işitince durdu. 8. Rahat oturmak, telâş ve gürültü etmemek: Hiç durmuyor. 9. Sebat ve devam etmek: Sözünde durmak; bir halde, bir kararda durmak. 10. Geçmemek, ilerlememek, ilişip kalmak: Mideye, boğaza durmak. 11. işlememek, kalmak: Saat, makine durmuş. 12. Dinmek, kesilmek: Yağmur, rüzgâr durdu. 13. Dinlenmek: Burada bir iki saat duralım. 14. Düşmek, konmak: Masanın üzerine toz durmuş. 15. Fiillerde atıf ve iltizam sigalarından sonra yardımcı fiil olarak kalıcılık gösterir: Kakıp durmak, bakıp durmak. Akan sular durur = Hiç diyecek yok; apaçık. Eğri durmak = Muhalefet göstermek. Uslu durmak = Yaramazlık etmemek. İç durmak = Sabretmek. Boş durmak = Hiçbir iş görememek. Tek durmak = Rahat oturmak, hiçbir yaramazlıkta bulunmamak: O tek durmaz. Hazır durmak (ve galatı; has durmak) = Selâma durmak veya diğer bir talim için hazır bulunmak kumandası. Dil durmak = Sükût etmek, söylememek: Onun dili durmaz. Divan durmak = Ayak üzre durup ellerini aşağıya uzatmak kumandası. Zihin durmak = Çok şaşırmak. Rahat durmak = Sükûnet üzre olup yaramazlık etmemek, (askerlik) Tüfeği yere dayayıp ayak üzere durmak. Selâma durmak = Ust geçerken selâmını almak üzere ayağa kalkıp beklemek. Tüfeği veya kılıcı yüzün önünde iki eliyle tutup geçen üstü selâmlamak kumandası: Selâma durl (ve galatı selâm dur). Şöyle dursun, bir yana dursun = Ondan başka. Doğru durmak = İyi harekette bulunmak, yaramazlık etmemek. Karşı durmak = Muhalefet ve serkeşlik etmek. Göze, dize durmak = Şükrü bilinmeyen nimet adamı kör, topal etmek. Mideye durmak = Hazmoiunamayıp ağırlık vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stop. cease. stand. hold. hold on. remain. come to a stop. be. endure. discontinue. draw up. halt. come to a halt. harp. intermit. keep. let up. linger. pull in. pull up. draw rein. rest. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cease. discontinue. halt. lie. rest. stall. stand. stay. stop. to stop. to cease. to halt. to remain. to stay. to suit. to go. to look. to wait. to come to rest. to stop off. to pull up. to draw up. to pack up. to cut out. to stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

halt. stop. to stop. to last. to continue to exist. to endure. to stand without doing anything. to be / to remain (at a place. to suit. to go. to appear. to look. to lie. to rest. to wait. to repose. to pose. to pause. to pitch. to intercept. to stall. ce

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). esnek kerestesi olan bir cins Avrupa meşesi, (bot.) Quercus petraea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katlamak, sarmak: Kumaşı dürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. to roll up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roll sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Dursun).*

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir cins kuş. Turna.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Arap'ların giydiği kukuleteli cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnci ışığı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saklanıp gizlenmiş inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Delinmemiş inci. mec. Bâkire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parlak beyaz inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pâdişâhlara lâyık iri inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sedefinden tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afrika'ya mahsus bir çeşit darı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürrârî). Önü açık bir nevi elbise. Ferace, biniş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zooloji). Turaç kuşu, çil kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dürre). Büyük inci tâneleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürer, dürrât). Büyük inci tânesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İnci tanesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dürriyye). inciye ait, inci gibi parıldayan, parlak: Kevkeb-i dürrî = Parlak yıldız.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(eski), (bak.) dare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayvanları dürtmeğe mahsus kısa üvendire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (eski Türkçe’de: türtmek). 1. (hayvanı) Sivri bir değnekle sançarak yürümeye mecbur etmek: Eşeği dürtmeli ki yürüsün. 2. itmek, ileriye sürmek. 3. Teşvik etmek; zorla bir iş yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jog. poke. prod. thrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod. to goad. to incite. to provoke. to urge on. to strip up. to instigate. dig. jab. jog. poke. push. shove. thrust. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motive. drive. motivation. stimulation. challenge. compulsion. ginger. impetus. impulse. impulsion. incentive. spur. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incentive. leverage. motive. spur. urge. drive. impulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impulse. drive. compulsion. goad. stimulus. sting. subject. trigger. urge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dürten, teşvik eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nudge. prod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Üst üste birkaç defa dürtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jostle. nudge. to prod continually. to nudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod slightly and continually. joggle. spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be prodded. to be goaded. to be provoked. to be incited.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dürtmek işi. (bk.) Dürtmek. 2. Teşvik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poke. push. shove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirini dürtmek, bir şeye dikkat nazarını çekmek için birbirini dürtmek: Alaycı adamlardır, ufak bir kusur gördüler mi hemen dürtüşmeye başlarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arka arkaya dürtmek: Hayvanı dürtüştürmek. 2. Zorla bir iş yaptırmak, devamlı şekilde zorlamak ve teşvik etmek: Şimdiki hizmetçiler ancak dürtüştürmekle iş görürler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to prod repeatedly. to goad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: toruk). Berrak, saf, açık: Duru su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

limpid. clear. limpid berrak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lucid. clear. crystal clear. net. transparent. clean. fine. purified. uncontaminated. pearly. limpid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Saf, berrak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü temiz yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. darb). Darblar, vuruşlar, (bk.) Darb. Durûb-i-emsâl = Darb-ı meseller, atasözleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضروب امثال] atasözleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Durualp).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ درود] övgü. 2.selam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yalan: İrtikâb-ı kizb ve durûğ etmek = Yalan söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dua, Ar. tahiyye, seti: F.). Yalan, gerçek olma (i. F.). Yalanla ilgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalancılık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Temiz, saf gül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

. - (bkz.Durualp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

static.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Durualp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Berrak, saf duruma gel. 2.Dibe çöken şey, tortu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinsing. purifying. clearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse. rinse out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rinse. to rinse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rinse. to clarify. to percolate. to refine. to fine. to deposit. to clear. to clean. to settle. to purify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (bk.) Durulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Tortusu dibe durup saf ve berrak olmak, süzülmek: Su duruldu. 2. Dibe durmak, çökmek. 3. mec. Uslanmak, yaramazlığı terketmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarify. become clear. settle. settle down. slack. slack off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stop. to stand. to become tranquil / quiet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katlanmak, sarılmak: Kumaş dürüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tortuyu dibe durdurup berrak etmek, tasfiye eylemek: Şu suyu durultmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clarify. to make clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to clarify. to clear. to clean. to fine. to cleanse. to settle. to purify. to refine. to filter. to defecate. to decant. to percolate. to depurate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaziyet, hal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Katlama, katlanma, devşirme, büklüm. 2. Kumaş vesairenin katlama yeri, katlandığı yerdeki çizgi: Dürümii bozulmamış = Katlama yerleri belli, daha yeni, çok kullanılmamış. 3. Bir kere katlanmak miktarı, lüle: Bir dürüm kaymak. Dürüm dürüm = Büklüm büklüm. 4. İçine peynir konup dürülmüş yufka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. situation. state. circumstance. case. position. status. attitude. score. occasion. state of affairs. ball game. conjuncture. context. estate. event. fact. fettle. footing. instance. lay. lie. pass. plight. posture. repair. set. set-up. sha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capacity. case. circumstance. condition. footing. occasion. order. point. position. situation. state. status. things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. condition. situation. circumstances. status.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and used for bread and pasta; grown especially in southern Russia, North Africa, and northern central North America.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll. fold. pleat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). unundan makarna yapılan bir cins buğday (bot.) Triticum durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of the blue. for no reason at all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Durmak işi, durma. 2. Durma tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ders). Dersler, (bk.) Ders.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

posture. position. pose. stand. stance. attitude. carriage. hang. poise. port.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. bearing. carriage. cessation. halt. pose. position. posture. presence. stand. stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pose. position. posture. stand. stop. rest. standing. parking. repose. aspect. attitude. pause. carriage. halt. poise. presence. set. set up. stance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz olarak tanınmış kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir muhakeme sırasında bir davanın hâkim huzurunda görüşülme safhası, celse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trial. hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a hearing in a lawsuit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Karşı karşıya gelip bir işe başlamak, konuşmaya, bir bahse, cenge girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir işe devam edip çalışmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Durusan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sıhhati yerinde, sağ. Ar. sahîh, sâlim: Ten-dürüst = Bedeni sağ ve salim, mec. Güzel vücutlu, yakışıklı. 2. Doğru, hatasız, iyi: Dürüst bir kelime söyleyemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sert, katı, kaba: Dürüşt taş, kâğıt. 2. Dokunaklı, sert, ters: Dürüşt söz, cevap hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straightforward. above-board. conscientious. right-minded. square. on the square. candid. christian. dinkum. direct. downright. fair. faithful. frank. guileless. incorruptible. jannock. just. level. moral. open. plain. regular. right. righteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candid. conscientious. direct. fair. guileless. honest. incorruptible. just. moral. open. plain. respectable. right. righteous. simple. square. straight. truthful. unimpeachable. upright. virtuous. frank. straightforward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honest. straight forward. flawless. above-board. above board. candid. christian. conscientious. dinkum. down to earth. fair and square. god fearing. guileless. incorruptible. on the level. moral. of good moral character. right. righteous. rightful. on the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Doğru, düzgün, sağlam. 2.Bütün, tam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru ve hatasız okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ve daha dürüstü: dürüstlük). 1. Sıhhat, selâmet, sağlık. 2. Doğruluk, hatasızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Katılık, kabalık, sertlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. honesty. probity. correctness. straightforwardness. fairness. righteousness. faithfulness. sincerity. squareness. conscientiousness. correctitude. directness. erectness. evenness. incorruptibility. incorruption. integrity. justice. recti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

candour. character. equity. honesty. integrity. justice. principle. probity. propriety. rectitude. right. righteousness. truth. frankness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dürzî). Dürziler. (bk.) Dürzü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnci gibi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Druse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Druze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: DÜRZİ) (i. A.) (c. dürûz). Cebel-i Lübnan = Güney Suriye, Ürdün ve israil’de yaşayan, sonradan Arap’laşmış bir kavimdir. Arapça konuşurlar ve Sünnî mezheplere en aykırı bir İslâm mezhebindendirler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scoundrel. traitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düşünmeyi sağlamak: Bu çocuğun terbiyesi beni çok düşündürüyor. 2. Gaile ve endişeye sebep olmak, gaileye sokmak: Sizi bu kadar düşündüren nedir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preoccupy. strike. to make think. to weigh on sb. to preoccupy. to worry. to disturb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb think. to give sb pause to think.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engrossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamber. thought-provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exacerbation

tıp alevlenme

Sessizce sürmekte olan bir hastalığın belirtilerinin artması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cart. trolley. wheelbarrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcart. barrow. handbarrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hand grenade. hand-grenade. handgrenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ayaklanmada veya kötü bir işte önayak olan kimse. Fars. sergerde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ringleader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingpin. protagonist. ringleader. vanguard. chief. gang-leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ringleader. chief of a bandit gang. protagonist. riot leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yuvarlak başlı ördek cinsi (podiceps cristatus).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sefarethane; sefaret, elçilik; sefir ve maiyeti, sefaret erkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of suction pump. primer pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police chief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahammül, sabır, dayanma, kaldırma, tahammül gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dayanmak, tahammül etmek, çekmek, kaldırmak, katlanmak; devam etmek, sürmek. endurable s. katlanılabilir, dayanılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dayanıklı, sabırlı, tahammüllü; ebedi, devamlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Subay ve assubayların dışında kalan rütbeli asker: Onbaşı veya kıt’a çavuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommissioned officer. noncom. non-commissioned officer. ranker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noncommissioned officer (NCO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eralp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erdönmez).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erduran).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erdurmuş).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Genel kural olarak gelişmiş hayvanların beyinleri basit yapılı hayvanlarınkinden, iri yapılı hayvanların beyinleri de küçük hayvanlarınkinden daha büyük ve karmaşıktır. Ama beyin büyüklüğünün zeka ile hiçbir bağlantısı yoktur. İnsanlarda yetişkinlerin beyinlerinin çocuklarınkinden, erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden biraz daha büyük olmaları yalnızca yaş, vücut ağırlığı ve cinsiyet farkından kaynaklanır.

Bir beyine bakarak, onun bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğuna karar veremezsiniz, çünkü aralarında şeklen gözle görülür büyük bir fark yoktur. Ancak her iki cinsiyetin beyinleri arasında ortalama bir büyüklük ve ağırlık farkı vardır. Kadın beyinleri erkeklerinkinden yaklaşık yüzde 10 daha küçüktürler. Ortalama yetişkin bir erkeğin beyninin ağırlığı 1.375 gramdır.

Burada unutulmaması gereken en önemli husus, kadınların vücut ağırlıklarının da erkeklerden yüzde 10’un üstünde bir oranla hafif olmasıdır. Yani kadının beyninin vücuduna oranı yaklaşık yüzde 2,5 iken erkeğin yüzde 2’dir. Sonuçta kadınlar vücutlarına oranla daha büyük bir beyne sahiptirler.

Tek bir beyne bakarak hangi cinse ait olduğuna karar veremezsiniz ama ortada 100 tane beyin varsa en küçüğünün bir kadına, en büyüğünün ise bir erkeğe ait olma ihtimali çok kuvvetlidir.

İnsan beyninin hacim olarak büyüklüğünün zeka ile bir alakası yoktur. Bilimsel çalışmalar ilk insanlardan Neanderthal adamının beyninin günümüz modern erkeğininkine göre 100 santimetreküp daha büyük olduğunu göstermiştir.

Bilinen en büyük beyinlerden biri Rus yazar Turgenyev’inki idi ve 2021 gramdı. Dünyanın en zeki bilim adamlarından biri kabul edilen Einstein’in beyni ise ortalama boyutta bir beyindi.

Yunusun beyni ortalama 2270 gram ağırlıkta olup insanınkinden yaklaşık 1,66 kat daha ağırdır. Ancak bu, yunusların insanlardan daha zeki oldukları anlamına gelmez. Beyin ağırlığı ile zeka orantılı olsaydı 5 kiloluk beyni ile fil karadaki hayvanların hepsinden, 9 kiloluk beyni ile balina tüm canlılardan daha zeki olurdu.

İnsan beyninden 7 kat daha ağır olan balina beyni, kendi vücudunun 40000’de biri kadardır. Memelilerin beyinlerinin ağırlıkları genel olarak vücut ağırlıklarının 100’de biri, kuşların 200’de, sürüngenlerin 300’de, balıkların ise 5 - 6,000’de biridir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (uyd. k.) 1. Yeryüzünde hava basınçları eşit olan noktalar. 2. Bu noktaların meydana getirdikleri eğri, isobar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vebş). Aşağı halk, ayaktakımı, serseri, çapkın gürûhu, külhanbeyleri. Evbâşı mahalle = Mahallenin serserileri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اوباش] ayak takımı, külhanbeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uyku, insana kaslarını ve diğer dokularını onarma, yaşlanan veya ölen hücrelerini yenileme şansı verir.

Uyku, insan beynine hafızasındaki bilgileri düzenleme, gereksizleri unutma ve arşlivleme şansı verir. Rüyalar da bu işlemin bir parçasıdır.

Uyku, enerji tüketimimizin miktarını azaltır. Bu nedenle günde dört-beş kez yerine üç öğün yemekle yetinebiliriz. Gece karanlığında zaten hiçbir şey yapamayacağımızdan, anahtarı kapatarak enerji tassarrufu yaparız.

Uyku, bütün gün çalışan beynin bir şarj süresi olabilir. Diğer organlardaki enerji harcamasını kısarak, beyin hücre aktiviteleri için gerekli olan enerjiyi artırabilir.

Uyku hakkında tüm bildiğimiz, geceleri iyi bir uyursak, sabahları kendimizi iyi hissettiğmiz, hem vücudumuzun, hem de beynimizin yeni bir gün için kendisini tazelediği olgusudur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik), ince katranlı halat.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu lazer pikap taban birimi, polyester reçine, kalsiyum karbonat ve cam fiberi bileşiğinden yapılmıştır. Mükemmel mekanik özelliklere sahip çok sert, az rezonanslı, anti-manyetik malzemedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gasoline bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kerosene lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp. kerosene lamp. gas-lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas burner / heater. kerosene / oil stove. gas heater. oilstove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

general manager. general director / manager. chief executive. chief general manager. director general. head manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head office. chief management. general management.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bugün artık hemen hemen her evde buzdolabı var. Günlük gıdalarımızı bozulmasınlar diye buzdolabında saklarken, uzun süre saklayacaklarımızı da buzluk veya derin dondurucu dediğimiz kısmına koyuyoruz. Gıdaların normal hava şartlarında bozulmalarının nedeni, bu ortamda gıdada bulunan bakterilerin, mikropların kısacası mikro organizmaların gelişerek faaliyetlerini sürdürmeleridir.

Gıdaları soğukta veya dondurarak muhafaza en çok başvurulan ve püf noktaları olan yöntemlerdir. Bu arada gıda muhafazasında tam tersi yollar da vardır. Isıtarak muhafaza ve kurutma gibi. Hatta turşu kurmak bile bir muhafaza yöntemidir. Dondurarak muhafazaya geçmeden önce pastörizasyon, sterilizasyon gibi sık sık ismini duyduğumuz veya etiketlerin üzerlerinde gördüğümüz terimlerin anlamlarına bir bakalım.

Gıdaları daha dayanıklı kılmak amacıyla uygulanan yöntemlerden pastörizasyon ve sterilizasyon ısıl uygulama ile muhafaza anlamına gelmektedirler. Sterilizasyonda gıda 100 derecenin üzerinde ısıtılır. 100 derecenin altındaki ısıl uygulamalar ise pastörizasyon adını alır. Her iki yöntemde de amaç daha işin başında bakteri ve mikropları öldürmektir.

Hangi yöntemin uygulanacağını gıdanın asit durumu belirler. Asit oranı fazla gıdalarda bakteri ve mikropların ısıya dirençleri azalır. Bunun için düşük asitli gıdalar sterilize edilirlerken yüksek asitli gıdalar pastörize edilirler. Ancak sütte durum farklıdır. Süte pastörizasyon işleminin uygulanmasının asıl amacı dayanıklı bir ürün elde etmekten ziyade verem mikrobunu öldürmektir.

Kurutarak saklamada, su ortamdan uzaklaştırılır. Böylece bakteri ve mikropların gelişmesi önlenir, biyokimyasal reaksiyonlar en aza indirilir. Ancak yine de bazı kimyasal reaksiyonlar oluşur ve bunlar da renk koyulaşmasına ve gıdanın acılaşmasına yol açarlar.

Soğukta muhafazada, gıdanın hücre suyu, en fazla donma noktasına kadar soğutulur. Meyve ve sebzelerde bu sıcaklık +4 ile -2 derece arasındadır. Bu yöntemin en yaygın kullanma yeri buzdolabıdır ve dondurarak muhafaza ile karıştırılmaması gerekir.

Günümüzde gıdaların dondurularak saklanması çok yaygın bir şekilde uygulanan en iyi muhafaza yöntemidir. Bu yöntemde hücre suyunun donması ve hücrelerin ölmesinin sağlanmasına kadar sıcaklık düşürülür. Gıdalar genellikle -40 derecede dondurulur, -18 veya -20 derecede muhafaza edilir.

Gıdadaki su miktarının azalması bakteri ve mikropların yaşamalarına uygun olmayan bir ortam yaratır. Ancak dokulardaki suyun donarak buza dönüşmesi sırasında hacim büyüdüğünden hücrelerdeki doku yapıları da bozulabilir. Bunu önlemek için donma olayının hızı çok iyi kontrol edilmelidir.

Gıdaları yavaş yavaş dondurursak oluşan buz kristalleri hücre dokularını parçalayacağından, yapısı bozulmuş olan bu gıda çözünme sırasında dışarıdan gelecek bakterilerin hücumuna karşı direnç gösteremez ve çabucak bozulur, donma sırasında oluşan buz kristallerinin boyutları, donma hızına bağlıdır. O halde donma, buz kristallerinin büyümelerine fırsat bırakmayacak şekilde mümkün olduğunca hızlı olmalıdır (şok donma).

Bu şekilde dondurulmuş gıdalar tüketiciye ulaşana kadar dondurulmuş durumda olmalı ve depolarda -18 derecenin üstüne çıkılmamalıdır. Çünkü bir kere dondurulduktan sonra çözülen gıda artık steril değildir, hatta bu durumda bozulma daha hızlı oluşur, tekrar dondurmak da çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to offend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boyunduruğa geçirilen kısa değnek. 2. Eyerin geriye kaymaması için atların kolanlarına bağlanan kayış, Fars. sîne-bend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görmeyi sağlamak, göstermek. 2. Baktırmak: Bir şeyi yaptırmak: İş, hizmet gördürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to assign to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yakmak, alazlandırmak. 2. (meyve vesaireyi) Oldurmak, Osm. kemâle erdirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Gülmesine sebep olmak, gülmeye mecbur etmek, işitenin veya görenin gülmesine yol açacak bir söz söylemek veya bir iş yapmak: Akşam bizi çok güldürdü. Kendine güldürmek = Kendini maskara etmek: Kendine Alemi güldürüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humour. to cause to laugh. amuse. to make laugh. to amuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humor. humour. comedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedy. humour. comedy komedi. comic. humorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedy. humour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comic. funny. comedian. laughable. risible. screaming. waggish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sığırların boyunları altından geçip boyunduruklarına sokulmuş olan yarım halka şeklinde eğik ağaç. 2. Boncuk ve çıngırak tasması. Hayvanın boynundaki, tasma gibi halka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötülük, yaramazlık, fenalık, haylazlık: Habâsetine diyecek yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خباثت] kötülük, alçaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Monday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the chief rabbi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

air pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weather situation. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

h bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydrogen bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

H-bomb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Objektifin açılmasıyla ilk resmin bir saniyeden kısa bir süre içinde çekilebilmesini sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honduras. honduran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; an early center of Mayan culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Honduras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a republic in Central America; achieved independence from Spain in 1821; an early center of Mayan culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Honduras.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Honduras.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honduran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Honduran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Husye torbası (erbezi) şişkinliklerinde; nedenin ne olduğunu araştırmak gerekir. Bazı şişliklerde, husye torbasının görünüşü ışık geçirecek kadar şeffaflaşır. Bazıları da ağrılı olur. Husyelerde, şişlik ile birlikte ağrı da hissedilirse, iltihaplanma veya kanama ihtimali vardır. Aşağıdaki reçeteler kanama maksadı ile kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç kuru papatya çiçeği konup, kaynatılır. Soğuduktan sonra husyeler yıkanır. Husyelerdeki ağrıyı keser.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Emdikleri kütlelerin tesiriyle, püskürük magmaların birleşimlerinde değişiklik olması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urinary bladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

İdrar torbasının (mesanenin) bakteri ve virüsler tarafından iltihaplandırılması sonucu ortaya çıkan bu hastalığa, tıp dilinde sistit denir. Hastanın karın bölgesinin alt kısmında ve bacak aralarında ağrı vardır. Sık sık idrar yapmak ihtiyacı hisseder. İdrar yaptıktan sonra da mesanede veya penisin ucunda şiddetli ağrı hissedilir. Bazı durumlarda idrar yollarında yanma ve kanlı idrar da görülür. Ağrıları dindirmek için, karına sıcak su torbası konur. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin konup, karıştırılır. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. «habs» den masdar) (tıp). Tutulma, tutukluluk: lhtibâs-ı bevl = İdrar tutulması. İhtibâs-ı safra vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing at attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warning light.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicephalous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İKTİBAS) (ka ile) (i. A.) (c. iktibâsât). 1. İğreti alma, faydalanma: Iktlbâs-ı maârif. 2. Bir fıkra veya sözü aynen veya mânâca nakil: Hadislerden iktibâs etmiştir. Bu kitabın Ayetlerden Iktibâsâtı çoktur (asıl mânâsı ateş yakmak üzere birinden ateş almak olup, bizce kullanılanı, yukarıdaki mecâzî mânâlarıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quotation. extract. excerpt. quoting. citation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتباس] alıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alınmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alıntı yapmak, ödünç almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتباسات] alıntılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Faydalanma yoluyla alarak. 2. Parça alarak: Sâdt’nin Güllstân’ından iktibâsen bazı hikâyeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T. musiki). Eskiden ilâht okuyan koronun başı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Giydirme: Bayramda fukara çocuklarını ilbâs etmek Adetidir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Selçuklular’da köy yöneticisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. iltibâsât). Fazla benzeyen şeylerin birbirinden ayrılması için hasıl olan şüphe ve tereddüt. İltibâs oldu. Iltibâsı gidermek için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confusion between two similar things. ambiguity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [التباس] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu işlev, Kaset Belleğiyle birlikte çalışır. Sahneyi bir başlıkla işaretlediğinizde, arama işlevi bu sahneyi daha sonra otomatik olarak aramanızı ve belirlemenizi sağlar. Kayıttan sonra, kaset ya da indeks başlıkları istenen boyutta, renkte ve konuma eklenebilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.,s. katılaştırmak, sertleştirmek; duygusuzlaştırmak; dayanıklı kılmak; s. katı, sert; duygusuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tedavisi günümüzde mümkün olmayan hastaları ölmeden önce dondurup, teknolojinin gelişip, tedavi imkanlarının bulunabileceği ileriki yıllara kadar saklamak, bilim insanlarının üzerinde çok çalıştıkları bir konudur ve bilim insanlarını bu araştırmalara iten sebep kurbağalardır.

Doğada bazı cins kurbağalar kış uykusu süresince donarlar; kalp atışları, nefes alışları ve kan dolaşımları tamamen durur. Hatta aort damarları kesildiğinde bile kanama olmaz. Buzlar çözüldükten sonra, önce kalp atmaya başlar ve kurbağa hayata geri döner.

Yapılan araştırmalarda kurbağaların aniden donmadıkları, 24 saat süresince kan ve hücrelerinin arasındaki su dondukça geriye donma noktası düşük bir tip antifriz çözelti bıraktıkları ve glikoz üretimlerini çok yükselttikleri tespit edilmiştir. Oysa insanda bu oranda şeker yükselmesine mani olacak birçok mekanizma vardır ve iyi çalışmamalarının sonucu ise şeker hastalığıdır.

Bir memelinin hücresinin dondurularak saklanabilmesi için, hücrenin içinde oluşan buzun en az seviyede olması gerekir. Hücre içindeki suyun tamamen donması ölüme yol açar. Bunun için de dondurma işlemine hücre dışı sıvılardan başlanılmalı, sadece hücre aralarındaki ve kandaki su donmak, hücredeki zar ve proteinlerin yapıları bozulmamalıdır.

Donmuş kan, besin ve oksijen taşıyamayacağından, metabolizmada ne gibi aksaklıklar görülebileceği hala bilinmemektedir. Ayrı bir sorun da suyun donduğu vakit genişlemesidir. Bu yüzden kan damarları parçalanabilir, doku yapısı bozulabilir, hücre zarı yırtılabilir.

Aslında artık günümüzde insanın yumurta hücreleri, sperm ve beyaz kan hücreleri, deri ve korneası dondurularak saklanabilmektedir. Ancak bunların hücre sayıları çok azdır. Nakil için böbrekler ve karaciğer buz içinde saklanır ama bunun da süresi en fazla 2-3 gündür. Üstelik bu organlar soğuk ortamda saklanmakta ama dondurulmamaktadır.

Halen bir organ bile dondurulup saklanamadığına göre, bütün bir vücudu dondurarak saklama konusunda bilim insanları pek iyimser değiller ama çalışmalar devam ediyor. Daha doğrusu insanı dondurup saklamak şüphesiz mümkün de, tekrar ısıtılıp canlandırmanın yolu henüz bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tedavisi günümüzde mümkün olmayan hastaları ölmeden önce dondurup, teknolojinin gelişip, tedavi imkanlarının üzerinde çok çalıştıkları bir konudur ve bilim insanlarını bu araştırmalara iten sebep kurbağalardır.

Doğada bazı cins kurbağalar kış uykusu süresince donarlar; kalp atışları, nefes alışları ve kan dolaşımları tamamen durur. Hatta aort damarları kesildiğinde bile kanama olmaz. Buzlar çözüldükten sonra, önce kalp atmaya başlar ve kurbağa hayata geri döner.

Yapılan araştırmalarda kurbağaların aniden donmadıkları, 24 saat süresince kan ve hücrelerinin arasındaki su dondukça geriye donma noktası düşük bir tip antifriz çözelti bıraktıkları ve glikoz üretimlerini çok yükselttikleri tespit edilmiştir. Oysa insanda bu oranda şeker yükselmesine mani olacak birçok mekanizma vardır ve iyi çalışmalarının sonucu ise şeker hastalığıdır.

Bir memelinin hücresinin dondurularak saklanabilmesi için, hücrenin içinde oluşan buzun en az seviyede olması gerekir. Hücre içindeki suyun tamamen donması ölüme yol açar. Bunun için de dondurma işlemine hücre dışı sıvılardan başlanılmalı, sadece hücre aralarındaki ve kandaki su donmalı, hücredeki zar ve proteinlerin yapıları bozulmamalıdır. Donmuş kan, besin ve oksijen taşıyamayacağından, metabolizmada ne gibi aksaklıklar görülebileceği hala bilinmemektedir. Ayrı bir sorun da suyun donduğu vakit genişlemesidir. Bu yüzden kan damarları parçalanabilir, doku yapısı bozulabilir, hücre zarı yırtılabilir.

Aslında artık günümüzde insanın yumurta hücreleri, sperm ve beyaz kan hücreleri, deri ve korneası dondurularak saklanabilmektedir. Ancak bunların hücre sayıları çok azdır. Nakil için böbrekler ve karaciğer buz içinde saklanır ama bunun da süresi en fazla 2-3 gündür. Üstelik bu organlar soğuk ortamda saklanmakta ama dondurulmamaktadır.

Halen bir organ bile dondurulup saklanmadığına göre, bütün bir vücudu dondurarak saklama konusunda bilim insanları pek iyimser değiller ama çalışmalar devam ediyor. Daha doğrusu insanı dondurup saklamak şüphesiz mümkün de, tekrar ısıtılıp canlandırmanın yolu henüz bilinmiyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Yumurtadan yeni çıkmış kurbağa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hour at which work begins.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the time at which the daily work starts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on- the-job training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bollard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bollard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iodide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gür ve geniş sakallı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kapanıp açılma, daralıp genişleme (tasavvufta kullanılan ünlü terim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood pressure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearing in camera / chambers. closed-door hearing. closed hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmeyen papaz, rahip. 2. mec. Evlenmek istemeyen adam. 3. İri çoban köpeği, (botanik) 1. Bir cins karabuğday. 2. Ballıbabagillerden, mavi veya menekşe renginde çiçekleri olan bir bitki ki, karabaş yağı denilen esansı verir (lavendula staechas).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

priest. monk rahip. keşiş. french lavender. anatolian sheep-dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french lavender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Sıkıntılı, korkunç rüya, kâbus. 2. Bir kimsenin içine düştüğü pek sıkıntılı ruh durumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightmare. heaviness. incubus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightmare. incubus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(lavadula stoechas): Ballıbabagiller familyasından, bir veya çok yıllık otsu yahut dip kısmı odunsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku çıkarır. Çiçekleri mavi veya menekşe rengindedir. Bir türünden karabaşyağı denilen bir esans çıkarılır. Yurdumuzda alçak makilerde bulunur. Kullanıldığı yerler: Ağrıları geçirir. Kalbe kuvvet verir. Damar sertliğinde faydalıdır. Balgam söker. Sara ve beyin hastalıklarında kullanılır. Uyuşukluğu giderir, zindelik verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Armonide uyguların seyrek ve sık duruşlarının bir araya gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbide lamp. acetylene lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to resist. to oppose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çatkı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gönlü daralmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creamy ice-cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iki kat dalyan ağı çekme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bulanıklık. 2. Gam, tasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çift katlı dalyan ağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kervanı idare eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) Bez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرباس] bez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

per capita. per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kızıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hawfinch flurcun. beet pancar. şekerpancarı. hawfinch flurcun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Köy ihtiyar heyetinin başı, muhtar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden kale kapılarını zorlamakta kullanılan ağır direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Damarına basmak, tedirgin etmek. 2. Karıştırmak, kuşkulandırmak, bk. Gocundurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kovdurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir kola başkanlık eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. Fr.). Birçok çeşidi olan ve gerekli vasatı bulunca insanlarda çeşitli hastalıklara sebep olan bir bakteri cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yolcu ve misafire konak yapmak: Bizi köyde bir eve kondurduler. 2. Yerleştirmek, yer tutturmak, oturtmak: Elması başına kondurdu. Toz kondurmamak = Bir kimse hakkında hiçbir suç ve kötülük kabûl etmemek: Kendisi sevdiği adama toz kondurmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make alight upon. to tack on. to stick on. to accept (that one is. to label sb a. to put sb down as a. suddenly to place a kiss on. to give (quick reply. land.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musiki). Batı musikisinde bir yaylı çalgı. Keman ailesinin en büyüğüdür. Başka sazların da kontrbası vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrabass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrabass. double bass. bass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bass viol. contrabass. double bass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Kontrbas çalan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (musiki). Fagot’un daha pest sesli bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridgehead. foothold. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad condition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damaged condition. mire. plight. predicament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkarttırmak, sürdürmek: Onu her yerden kovduran yaradılışının sertliğidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have one person drive another away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth put somewhere.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

generic term for sheep and goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a sheep or goat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Mevlevî Ayinlerinde kudüm vurarak mutrıbi yöneten san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. keder). Kederler, üzüntüler. Keder’in («ekdâr» şeklinde de cem’i vardır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bulanıklık. 2. Gam, tasa, kederli olma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t.). Kudurmuş, azgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. uncontrollable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmak işi, kuduz olma: Köpeğin kudurması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuduz olmak, Kuduz hastalığına yakalanmak: Hayvanlardan en çok köpek kudurur. 2. mec. Azmak, heyecana gelmek, çok kızmak: Bunu. İşitince büsbütün kudurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be attacked by rabies. going mad. rage. fume. lash oneself into a fury. ramp. rampage. rave. seethe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rampage. romp. simmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become rabid. to go mad. to become hydrophobic. to be beside oneself with anger. to be foaming at the mouth. to go wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furious. mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berserk. rabid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kuduz illetine uğratmak, kudurmasına sebep olmak, kudurmuş hâle getirmek, mec. Azdırmak, heyecana getirmek, çok kızdırmak: Bu sözleri işitince kudurdu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

send smb. up the wall. enrage. make hopping mad. frenzy. infuriate. lash into a fury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madden. to cause to become rabid. to madden. to enrage. to send sb berserk. to make sb's blood boil. to burn sb up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to enrage sb. to cause sb to blow his stack. to make sb uncontrollable. to drive sb wild. enrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kudurmuş, kudurgan, azgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşin üzerinde ıskarada pişmiş et parçası. 2. Koyunun belkemiği ucundaki et: Külbastı pişirmek, koyun, sığır külbastısı. Sahan külbastısı = Sahanda kendi suyu ile pisio kızarmış et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. cutlet. grilled cutlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grilled cutlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Külbastıya yarar: Külbastılık et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Paldır küldür tabirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sand bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ökçeli ve ağırca ayakkabı, iskarpinin kabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kundura, potin ve ayakkabı yapan ve satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker. seller of shoes. repairer of shoes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kundura, potin ve ayakkabı yapmak san’atı veya ticareti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kırbaç; (f.) kırbaçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Parçalardan mürekkep bir şeyin parçalarını bir yere getirterek ve yerli yerine koydurarak ayakta durdurmak, bütününü teşkil ettirmek, tesis ettirmek: Çadır, fabrika, köşk kurdurmak. 2. Zenberekle işleyen saat veya diğer bir makinenin zenbereğini sıkıştırıp işleyecek hâle getirtmek: Saati, oyuncağı kurdurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşağı yukarı kuş başı büyüklüğünde olan: Kuşbaşı et, kuşbaşı kar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in small pieces. small pieces of casseroled meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cut in small chucks. falling in big flakes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کدور] kederler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کدورت] bulanıklık. 2.tasa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (leh.) dövmek, dayak atmak; fena azarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. elbise). Giyilecek şey, giyecek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لباس] giysi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I. denzcilik). Gemilerde çeşitli maksatlarla kullanılan ince ip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of a list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of a list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splendid edition. de luxe edition. cabinet edition. edition de luxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splendid edition. de luxe edition. cabinet edition. edition de luxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAĞDUR) (i. A. «gadr» dan imef.) (mü. mağdûre). 1. Gadre ve haksızlığa uğramış, kendisine haksızlık edilmiş. 2. Zarar ve ziyana uğramış, muhtaç: O adam mağdurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggrieved. martyr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wronged. mistreated. aggrieved. put-upon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggrieved. wronged. unjustly treated. injured party. aggrieved party. disadvantaged. victim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغدور] haksızlığa uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haksızlığa uğratarak zor durumda bırakmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

haksızlığa uğramayarak zor durumda kalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغدوریت] haksızlığa uğrama, mağdur olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (sonradan türetilmiş kelime). 1. Mağdur olan adamın hâli, kendisine haksızlık edilmiş veya zarar ve ziyana uğramış olanın hâil. 2. Muhtaçlık: Mağdûriyyetine merhameten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mağdur durumda kalma hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kader» den imef.) (mü. makdûre). Kader icabı olan. Tanrı’ ca takdir olunan, (i. A. c. mekadir). 1. Kader. 2. Kudretin yettiği derece ve miktar, elden gelen: Sarf-ı makdûr etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مقدور] güç. 2.elden gelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kullanıcının düşük ses seviyelerinde bas sesleri güçlendirmesini sağlayarak, kulaklık çıkışının ses kalitesini en üst seviyeye getirir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nipple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nipple. teat. tit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cbeşr» den mesdar). 1. Girişme, tutuşma, başlama: O kitabın yazılmasına bugün mübâşeret edeceğim. 2. Cinsî münasebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beşr» den if.). 1. Vaktiyle hükümetin bir emrini, ait olduğu adamlara bildirip yaptıran veya bir malın alımına memur olan adam: Mübâşir gönderildi. Evine mübâşir geldi. 2. Hâkimin emrini tebliğe memur hademe. 3. mec. Amirâne bir tavırla hükmeden, musallat olan adam: Başıma mübâşir dikildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bailiff. court crier. summoner. court's messenger. messenger of the court. process server. usher of a court. marshal. court marshal. court attendant. session clerk. paritor. process server. tipstaff. court usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerkship to the court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.). 1. Gözetici, bekleyici, bakıcı. 2. Eskiden mekteplerde disiplin görevlisi. 3. Gümrük kâtibi (son iki mânâsı eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبصر] okul düzenini sağlayan görevli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mubassır hizmet ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜDİR) (i. A. «devr» den if). (mü. müdîre). 1. idare eden, çeviren, bakan: Mektep müdürü. 2. İdare bilir, idareye muktedir, bir işi hakkıyla idare edebilen: Müdür bir adamdır, pek müdîre bir kadın. (c. F. müdîrân). 3. idare memuru: Vapur şirketinin müdürü. Evrik müdürü — Evrak kalem ve dairesinin başı. 4. Bir nahiyenin en büyük mülkiye memuru: Nahiye müdürü. 5. Son devirde Osmanlı devletine tâbî devletlerde nâzır vazifesini gören adam: Mısır, Bulgaristan, Romanya, Sırbistan, Karadağ, Tunus dâhiliye, maarif, maliye müdürü, hey’et-i müdîrân. 6. Son devirde Mısır Hidivliği’nde vali: Şarkıyye müdürü. Malmüdürü = Osmanlı devrinde bir kazânın mâliye işlerini idareyle görevli memur, sancağınkine (il) muhâsebeci ve vilâyetinkine (eyalet) defterdâr denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manager. director. administrator. supervisor. head. gaffer. guv. guvnor. intendant. warden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director. manager. master. overseer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

director. manager. head. chief. headmaster. principal. administrator. doer. woman manager. old man. superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assistant manager. deputy manager. assistant director / manager. assistant director. associate director. second in command. vice- manager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deputy manager. assistant / deputy manager. assistant manager. coadministrator. codirector. corporate secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

müdürlük.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a director or manager. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorship. management. directorate. headship. curatorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorate. directorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directorship. managership. office of director. director's office. manager's office. superintendency. wardenship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bast» tan if.) (mü. münbasita). 1. Açılmış, yayılmış, açık: Münbasit yer. 2. Ferah: Kalbim münbasittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaltaklanarak, yaltaklanmakla olan, tabasbusla: Mutabasbısane yanına vardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basar» dan if.) (mü mutabassıre). Dikkatle bakan, düşünen, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tabasbus» tan if.) (mü. mutabasbısa). Yaltaklanan, köpek gibi tabasbus eden: Mutabasbıs bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basbasa» dan if.). Tabasbus eden, yaltakçı, yaltaklanan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

girişilmek, işe başlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبصبص] yaltakçı, yardakçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğru olmayan, eğri, yanlış, haksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neon lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neon lamp. neon tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Amonyak tuzu denilen, tuzlu ve yakıcı beyaz bir madde. Nişadır ruhu = Amonyak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nişadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) inatçı, katı kalpli; sert, kırıcı, yumuşatılamaz; idaresi zor. obduracy (i.) inatçılık, sertlik. obdurately (z.) inatla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grillroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Han odacısı, bir handa odaların kiraya verilmesine ve muhafaza ve idarelerine karışan ve anahtarlarını saklayan kapıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ovdurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dölyatağı, yumurtalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ok baş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headmaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

headmaster. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school director.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

until he is almost dead. savagely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vukua getirmek, vuku buldurmak. 2. Yetiştirmek, hâsıl etmek, vücuda getirmek. 3. Olgun hâle getirmek: Hurmaları oldurmak için eylülde pek sıcak rüzgârların esmesi lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring sth into being. to ripen. to mature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öldürmek işi, katil, (bk.) Öldürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bloodshed. killing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killing. murdering. dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ölümüne sebep olmak. 2. Katletmek. 3. İdam. 4. mec. Sertlik ve katılığı giderip yumuşatmak, kırmak: Salatayı, sebzeyi öldürmek. 5. mec. Çok eziyet etmek, fazlasıyle can sıkmak, kuvvet ve kudretini kesmek: Böyle sözlerle beni öldürmek mi istiyorsun? Sıcak bizi öldürdü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assassinate. blast. butcher. dispatch. exterminate. fritter. kill. murder. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kill. to murder. blast. bump off. cut down. to make an end of. gun down. kiss off. knock off. liquidate. martyr. pip. polish off. remove. rub out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have kill (another. to have sb killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). 1. Öldüren, kaatil. 2. Helâk eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly. fatal. killing. lethal. mortal. murderous. punishing. suicidal. terminal. virulent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deadly. fatal. killer. murderous. mortal. oppressive. suffocating. murderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lethality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öldürme işine uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be killed. to be murdered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). On ere kumanda eden asker ki, er ile çavuş arasındadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal. non-commissioned officer. noncommissioned officer. noncom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal. non-commissioned officer. noncommissioned officer. noncom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıdemli yüzbaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşille lâcivert arası bir renk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pislik, gübre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Örmek işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ört.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coverup. hushing up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coverup. hushing up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conceal sth from notice. to hush sth up. to cover sth up. blanket. cover- up. cover up. explain away. hide. hush up. obscure. suppress. whitewash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Elle ovdurup sıktırmak, masaj yaptırmak: Sızlayan yerlere yağ sürüp güzelce ovdurmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Başkası vasıtasiyle oymak, çukurlatmak, kazıtmak, Osm. hâkkettirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

etching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

etching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz baş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Öz başak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz duran.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz durdu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü duru, katıksız olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Çeşitli basım teknikleriyle çoğaltılmış resimsel sanat yapıtı. Bir yapıtın özgün baskı sayılabilmesi için, çoğaltılmak amacıyla yaratılması gerekir. Örneğin, ünlü tabloların basım yoluyla çoğaltılması (reprodüksiyon) tekniği bir özgün baskı türü değildir. Özgün baskı yapımında her türlü kazı resim tekniği yanında, serigrafi, taşbaskı vs. gibi teknikler de kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaba gürültüyü ifade eder: Paldır küldür içeri girdi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. keman şeklinde (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. coining. coin of money. minting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coinage. coining. coin of money. minting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dayanıklı; sürekli, daimi, baki, ebedi, ölmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i.). Yuvarlak tahta kesmeye mahsus testere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil lamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fountainhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head of water. head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

police car.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işlem, muamele; huk. davaya bakma usulu; iş görme usulü. procedural s., huk. dava usulune ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. procédure

1. işlem, 2. yöntem

1. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol ve yöntem. 2. Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem.