Durgun Suyun Altı Derin Olur | Durgun Suyun Altı Derin Olur ne demek? | Durgun Suyun Altı Derin Olur anlamı nedir?

Durgun Suyun Altı Derin Olur | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: durgun suyun alti derin olur

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقامت] verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere çarpıp geri dönmek (ses ve ışık). 2. Bir yere vurmak (ışık): Lambanın ışığı eve aksediyor. 3. Parlak ve düz bir yüzeye çarpıp aynen görünmek, yansımak: Durgun suya akseden evler. 4. Ulaştırılmak, duyurulmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Satınalma işi: Ben alışverişe çıkıyorum. 2. Alım satım işi: Geçen ay alışveriş çok durgundu. 3. Münasebet: Benim, seninle bir alışverişim yok.

Türkçe Sözlük

Beş ile yedi arasındaki sayı, Arapça sitt, Farsça şeş, 6; onaltı = Sitt aşar, 16; altıda bir = Südüs. Altı-okka = Yorgan içinde birini arka üstü yatırıp ellerinden ve bacaklarından tutarak yukarı kaldırdıktan sonra yere bırakaraktan icra olunan oyun ki, çocuklar arasında mızıkçılık edenlere ceza olarak yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

six. six. hexa-. sex-. under.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عطالت] durgunluk. 2.tembellik.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soğuk ve Durgun hava. Dondurucu soğuk. Ayaz: Selçuklu emin (Öl. 1105).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir set vasltaslyle geri çevrilen su; dümen suyu, gemi pervanesinin geriye attlğı su; durgun su; durgunluk , ilgisizlik; (f)., (den). siya etmek, tersine kürek çekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öküz ve inek gibi büyükbaş hayvanlarla ilgili; bu hayvanlara benzer; sıkıcı, durgun, hissiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (f). sakin, durgun, asude; (i). sukunet, durgunluk, dinginlik; (f). yatıştırmak, teskin etmek; sakinleşmek, sükunet bulmak. calmative (s)., (i). müsekkin, yatıştırıcı (ilâç). calmly (z). sakince, heyecan göstermeden.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha dar etmek: Yapılan binalar bahçeyi darlaştırdı 2. Darlık ve sıkıntıyı arttırmak: Ticaretteki durgunluk geçimim! bir kat daha darlaştırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasvet, keder, hüzun, can sıkıntısı; piyasada durgunluk, buhran, buhran devresi; (tıb). düşkünlük, dermansızlık; alçak basınç alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasvet verici, kasvetli; durgunluk sebebi olan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derinliği fazla olan. Ar. amtk: Derin kuyu. Orada sular çok derindir. 2. Çukur, kuytu: Derin ova. 3. mec. Fazla dalınan: Derin uyku, derin düşünme. 4. İç yüzüne varacak derecede etraflı ve tafsilâtlı, ince: Derin fikirler, derin araştırma. 5. Derinlik: Derinden bir ses geliyordu. Pek derine gitti. 6. Derin olarak: Derin dalmak, derin düşünmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profound. abstruse. fathomless. recondite. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. exquisite. extensive. profound. recondite. sound. thorough.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deep. profound. bottom. depth.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). okyanusun rüzgârların hafif ve sakin olduğu ekvatora yakın kısımları; iş ve sanat gibi çevrelerde durgunluk, sükunet; kasvet, keder, bezginlik, sıktntı. be in the doldrums canı çok sıkkın olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). ağır, kafası işlemez, kalın kafalı, gabi; alık, anlayışsız; duygusuz, hissiz, vurdumduymaz; kesat, durgun; sıkıcı, kasvetli; kor, kesmez; donuk, sönük, canlı ve parlak olmayan (renk); (f). körletmek, körlenmek; donuklaştırmak; donuklaşmak;

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duran, kımıldanmayan. Osm. gayri müteharrik, sâkin. Fars. râkid: Durgun su, durgun hava. 2. Çevik olmayan, batî, gevşek, ağır: Pek durgun adamdır. 3. Yorulup bıkmış, usanmış, fütur getirmiş, yorgun. 4. Ruhsuz, hareketsiz: Alış veriş pek durgundur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. flat. still. untroubled. unruffled. static. airless. bovine. depressed. ditch-water. ditchwater. halcyon. inactive. languid. lifeless. placid. quiescent. serene. settled. slack. sleepy. stagnant. standing. stock-still. tranquil. windless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

placid. quiet. sedate. serene. stagnant. standing. still. tranquil. windless. calm. flat. dull.

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. quiet. unruffled. subdued. withdrawn. stagnant. inert. level. inactive. streamless. silent. dead. dead-calm. motionless. slack. stockstill. static. smooth. uneventful. slow. stationary. placid. quiescent. serebe. torpid. tranquil.

Türkçe Sözlük

(i.). Hareketsizlik, Ar. sükûn, rükûdet: Havanın durgunluğu. 2. Gevşeklik, sâkinlik, ağırlık: O durgunlukla hizmet göremez. 3. Bıkıntı, usanç, yorgunluk: Bir durgunluğu var. 4. Ruhsuzluk, hareketsizlik: Ticaretin durgunluğu. 5. Hayret, şaşakalma. Ar. veleh: İnsana durgunluk gelir: Gök cisimlerinin azamet ve hareket düzenleri akıllara durgunluk getirir.

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.) 1. Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik. 2. Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik) Cisimlerin sathındaki durgun elektrikle alâkalı hadiseleriinceleyen fizik kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ter, test) (z). düz, müstevi, yassı: yüzüstü, sırtüstü; yıkık, harap; kati, kesin; mat, donuk, tatsız, yavan; durgun (ticaret); (müz). bemol; (z). açıkça; doğrudan doğruya; tam; (müz). asıl notadan daha aşağı ve yanlış olarak. flat against the wa

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. guderâ, gudürân). 1. Selin ortaya çıkardığı birikinti su, göl. durgun su. 2. Küçük ırmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük durgun su, Ar. buheyre. Van gölü. Işkodra gölü. mec. Suyu çok yer, su basan yer: Yağmurdan ortalık göl olmuş, göl kesildi. Acı göl = Suyu tuzlu göl. Gölayağı = Göl suyunun fazlasını denize veya bir ırmağa akıtan çay. Gölotu = Sarı nilüfer. Gölbaşı = Göl suyunun menbaı, pınarı. Gölkestanesi = Suda yetişen ve meyvesi kestane gibi yenen bir çeşit bitki.

Türkçe Sözlük

(i.). Yazın suyu kuruyan gölcük, küçük göl, durgun su.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) yalıçapkını, iskelekuşu emircik, (zool.) Alcedo atthis; kış başında deniz kenarında yumurtladığı zamanlarda fırtınayı durdurduğu farzolunan hayal mahsulü bir kuş; (s.) bu hayali kuşa ait; durgun, sakin, dingin. halcyon days kış ortasında i

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). T. Kımıldanma, deprenme, oynama, sükûnun zıddı: Hava o kadar durgun ki, yapraklar hiç hareket etmiyor. 2. İş işleme, bir işde bulunma, Ar. amel, icrâ: Nasıl hareket edeceğimi bilmiyorum. Hareket şeklini tayin etmeli. 3. Tarz, tavır, muamele, gidiş, Fars. reviş: Pek fena hareket etti. Hareketini beğenmedim. Pek küstahça harekette bulundu. 4. Yola çıkma, Ar. azîmet, Fars. azm-i râh: Sabahleyin İstanbul’dan hareket edip akşam Edirne’ye eriştik. Hareket gününden başlayarak maaşı işler. 5. İşlemek ve yürümek gibi idman, tenbel zıddı: Hareket sıhhat için lâzımdır. Doktorlar hareket tavsiye ediyorlar. 6. Coşkunluk, telâş: Savaş meydanında bir hareket vardı. 7. Osmanlı devrinde ilmî rütbeler: Hareket-i dâhil, hareket-i hâriç. Hareket-i arz — Zelzele. Hareket-i ihtiyâriyye, irâdiyye = İsteyerek hareket. Hareket-i gayrı ihtiyâriyye = İstemeyerek hareket. Hareket-i cânibiyye, hareket-i dâime, hareket-i devriyye, hareket-i zâhife, hareket-i mâile, hareket-i mütenâvibe, hareket-i merkeziyye, hareket-i müstedire, hareket-i müstakıyme, hareket-i mün’ akise = Bir cismin hareketlerinin çeşitleri. (astronomi) Hareket-i izâfiyye = Arzın dönmesinden, döner gibi görünen gökyüzünün görünüşte hareketi, (askerlik) Askerin savaş sırasındaki hareket ve davranışı: Savunma hareketi, hücum hareketi, geri çekilme, ric’at hareketi. Bilâ-hareket = Kımıldanmaksızın, yerinden oynamaksızın. Ar. terkiplerde «hareke» suretinde kullanılır: Serî-ül-hareke = Hareketi süratli. Batıyyül-hareke = Hareketi yavaş.

Türkçe Sözlük

(i.). Hareket etmeyen, cansız, durgun.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kühûlet» ten) (c. kevâhil). 1. Kühûlet sâhibi, olgun, orta yaşlı. 2. Ağır, hareketli, gayretsiz, tembel, durgun, râkid. Bahr-i kâhil = Durgun deniz.

Sağlık Bilgisi

Kuduz hayvanın ısırması ve salyasının insan vücudundaki herhangi bir sıyrıktan girip, kana karışması sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Tıp dilinde Rabies veya Hydrophobia denir. Kuduz virüsü, vücuda girdikten sonra sinir sistemine yerleşerek, beyne kadar gelir ve orada iltihap yapar. Bu iltihaplanma, ısırıldıktan sonra geçen 7 ila 60 gün arasında meydana gelir. Bu nedenle kuduz aşısının bu süre içinde yapılması gerekir. Kuduz belirtileri ortaya çıktıktan sonra yapılacak kuduz aşısı ile kuduz serumunun kıymeti yoktur. Kuduz hastalığının başlangıcında, yorgunluk, durgunluk, sinir bozukluğu, baş ağrısı ve kalpte sıkışma görülür. Hasta yerinde duramayacak kadar sıkıntılıdır. Bir süre sonra boğaz ve solunum yollarındaki kramplar başlar. Bu dönemde sudan da korkmaya başlar. Kuduz şüphesi olan bir hayvan ısırdıktan sonra ısırılan yerden bol kan akıtılır. Sonra oksijenli suyla yıkanıp, tentürdiyot sürülür. Bu işlem sık sık tekrarlanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محيرالعقول] akıllara durgunluk veren.

Türkçe Sözlük

(i. «olmak» tan). Olabilir, olmak ihtimali olan, mümkün, muhtemel: Olur iş değildir. Olur olmaz = Değme, rastgele, kim olursa, ne olursa. Oluruna bırakmak = Olabildiği kadar yapıp fazlasını istememek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

okay. possible. all right. ok.

Türkçe - İngilizce Sözlük

possible. permission.

Türkçe - İngilizce Sözlük

okay. possible. all right. ok.

Türkçe - İngilizce Sözlük

possible. permission.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili durgun, cansız; pejmurde, kılıksız; çok ağır ve sıkıntı verici, bunaltıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük göl; havuz; su birikintisi; herhangi bir sıvı birikintisi; bir nehrin derin ve durgun kısmı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. râkide). Hareketsiz, durgun, sâkin. MS-i râkid = Durgun su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [راکد] durgun.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hareketsiz, durgun, yavaş.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Durgun, sessiz, hareketsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geri çekilme; (ikt.) düşüş (fiyat); iktisadi durgunluk.

Yabancı Kelime

Fr. recéssion

ekon. durgunluk

Alışverişin azlığı vb. nedenlerle piyasanın durgun olması.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Durulma, durgun ve sessiz olma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sükûn» dan if.) (mü. sâkine) (c. sükkân, sekene). 1. Oynamayan, aynı halde duran, hareketsiz: Değirmenin alt taşı sâkindir. 2. Oturan, ikamet eden, bir yerin ahalisinden olan: İzmir’de sâkin bir tacir. 3. Hareketsiz, durgun: Sâkin bir su, sâkin hava. 4. Kendi hâlinde, uslu, uysal, yumuşak, sessiz: Pek sâkin adamdır. 5. (gramer) Hareke ile okunmayan, seslisi olmayan harf (hece) ki, Arap alfabesinde üzerine sükûn ve cezm denilen işaret yazılır: Harf-i sâkin, hurûf-ı sâkine.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hareketsiz, kımıltısız, durgun. Sessiz. 2.Heyecanı veya kızgınlığı olmayan.

Türkçe Sözlük

(i.). Ekseriya sazlı durgun sularda bulunan bir cins balık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Durgunluk, kesilme. Sekteye uğramak = Durmak, kesilmek. 2. Zarar, bozulma: İşimize sekte geldi. 3. Kan dolaşımının birdenbire durması veya akması gibi Arıza. Sekte-i kalb = kalb durması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

durgunluk vermek, sekteye uğratmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sükunet, huzur; durgunluk, berraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., i. gevşek; sarkık; ağır, yavaş; dikkatsiz; kesat; sıkı olmayan; zayıf; z. gevşekçe; oldukça ağır; i. halatın gevşek kısmı veya sarkık ucu, halatm boşu; iş olmayan devre; durgun su; fazlalık. slack water durgun su. keep a slack hand dikkatsizce

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gevşemek; hafiflemek, şiddetini kaybetmek, durgunlaşmak, durulmak; söndürmek (kireç). slack off yavaş yavaş gevşemek, durulmak. slack up hızını kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içinde su biriken durgun bataklık, gölcük; ahlâk bozukluğu. sloughy s. çamurlu, bataklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çökme; fiyatların birden düşmesi; iş durğunluğu; toprak kayması; kendini bırakmış bir şekilde oturma veya yürüme; f. birden düşmek veya batmak, çöküp düşmek; yığılmak; kaymak (toprak).

Yabancı Kelime

Fr. stagflation

ekon. durgun şişkinlik

Ekonomideki durgunluk ve enflasyonun aynı anda yaşanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. durgunluk; atalet, işlemezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. durgun, hareketsiz, bayatlamış, bozulmuş (su); atıl, kesat, rakit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. durgun olmak, durgunlaşmak, durgunluk sebebinden bozulmak (su); atıl veya hareketsiz olmak; bitki gibi yaşamak. stagnation i. durgunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. durma, işlemez hal, tevakkuf; tatil, paydos, işin durması. be at a standstill durgun halde olmak; inkıtaa uğramak, kesilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., z., f., (bağlaç) sessiz, sakin; hareketsiz, durgun; asude; köpürmez; ölü; i. şiir. sükut, sessizlik, sükun; fotoğraf; z. hala, daha, yine: bununla beraber, mamafih; daima; f. durdurmak, susturmak, teskin etmek, yatıştırmak; sükun bulmak, yatışm

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ned, -ning) i. sersemletmek; şaşırtmak, afallatmak; şaşkına çevirmek; i. sersemletici darbe; şok; sersemleme, afallama. stun'ner i. sersemletici şey veya kimse; k.dili. akıllara durgunluk veren kimse veya sey, fevkalade kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tabiatta en bol bulunan, hidrojenle oksijenin terkibinden ibaret madde, H20, Ar. mâ, Fars. Ab. Tatlı su = Tuzsuz, içilebilir su. Acı su = Tuzlu, içilemeyen su: Deniz suyu gibi. 2. Akarsu, çay, ırmak, dere: Bu memleketin suları çoktur; sudan geçmek. 3. Deniz, göl; durgun su. 4. Meyve vesairenin sıkılmasından çıkan sıvı, öz, usâre: Üzüm, limon, portakal suyu. 5. Bazı bitkilerden çıkarılan kokulu su: Gül suyu, nane suyu. 6. Yemeğin su kısmı: Et suyu. 7. Demir Aletlere ateşte kızdırılıp suya sokularak verilen tav: Bu kılıcın suyu noksan, suyunu iyi vermemişler, suyu yerinde. 8. Cevher, fer: Elmasın, İncinin suyu. 9. Çağ, vakit, zaman, esnâ: Saat beş sularınde; o sularda; akşam sularında. Sular kararmak = Akşam olmak (Bu mânâ ile daima böyle çokluk olarak kullanılır). Arpasuyu = Bira. Ağızsuyu = Salya, imrenmekten akan salya: Ağzımın suyu aktı. Akan sular durmak — Hiçbir şey dinlememek, aslâ itiraz olunmamak: İşte buna akan sular durur. Ayak suya ermek = Gerçeği öğrenmek. Ayaklara karasu inmek = Fazla yorulmak. Su iktizâ etmek = Gusle muhtaç olmak, (gemi) Su etmek = Su almak, içine su geçmek, işlemek. Su inmek = insanın gözüne, atın tırnağına hastalık gelmek. Et suyu = Etin kaynatılmasıy le alınan kuvvetli su. Suyu üfleyip de içmek = Fazla ihtiyatlı olmak: Suyu üfler de İçer. Su içmek gibidir = Gayet kolay. Subaşı = 1. Kaynak. 2. Osmanlı devrinde zâbıta Amiri, binbaşı (aslı: Sü-başı). Baştan soğuk sular dökülmek = Çok müteessir ve rezîl olmak: Öyle bir söz söyledi ki başımdan soğuk sular döküldü. Bir yudum su = Hakkından çabuk gelinir iş veya adam: O bana bir yudum sudur. Suböreği = Kalınca yufkalı ve yufkaları evvelce sıcak suya daldırılarak yapılmış bir cins börek. Bin dereden su getirmek = Birçok bahaneler bulmak. Su terazisi = Su yoluna konulan künklerin uzak mesafe meyli ile basınçtan patlamaması için her biri belirli aralarla yapılan kule ki su boruları oraya çıkarılıp kuvveti azaltılır. Suterazisi = Bir cins nebat; Fr. Cresson denilir ve salatası olur, roka. Çok su götürmek = 0 hususta söz söylenebilmek; birçok mânalara gelmek: Bu lâkırdı çok su götürür. Sudan = Ehemmiyetsiz, boş: Sudan bir cevap yazdı. Su dökmek = İdrar etmek, işemek. Su dökünmek = Gusletmek. Susamuru = Samur denilen kürk hayvanının bir cinsi. Suya sabuna dokunmamak. Kötü bir şeye karışmamak. Susığırı = Manda. Sudolabı = Bostan kuyusundan su çıkarmaya mahsus döner dolap. Sukabağı = İçi oyuk olup su kabı gibi kullanılan kabak cinsi. Karasu = 1. Göze gelen bir illet. 2. Atın ayağında hâsıl olan bir hastalık 3. içimi sert, soğuk akarsu. Sukuşu = 1. Suda yaşayan ve yüzen kuş. 2. Ördek. Su gibi bilmek = Ezberden, yanlışsız bilmek. Sukerevizi = Bir cins bitki. Sukeslmi = Geminin tam yük aldığında suya batan kısmı; bunun hizası ve derecesi. Suyunca gitmek = Uymak, muhalefet etmemek. Suyolu = Su arkına mahsus yer altında lâğım yahut künk veya demir borudan ibaret yol. Yüreğe su dökülmek = Ferahlık gelmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Durme, hareket etmeme, kımıldamama: Makine hareket etmeyip sükûn hâlindedir. 2. Rahat, Asâyiş: Telâştan sonra biraz sükûn buldu. 3. Durgunluk, sezinmek: Havada bir sükûn var. 4. Dinme, durma, kesilme: Yağmur sükûn buldu. 5. (Arap harflerinde) Bir harfin harekeli olmaması, zıddı: hareket, Osm. cezm, sâkin hâli.

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkler’ce yapılmış bir Ar. kelimedir). 1. Durgunluk: Deniz, hava sükûnet buldu. 2. Asâyiş, rahat: Hiddeti geçip biraz sükûnet buldu. 3. Dinme, durma, azalma: Yağmur, rüzgâr sükûnet buldu. 4. (Denizcilik): Mıntak«-I Söküne» = Ekvator yakınlarında rüzgârsız bölge.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Sükûnet bulan, durgunlaşan, duran, dinen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sakin, rahat: Kendisini oldukça sükûnetli gördüm. 2. Durgun, hareketsiz: Deniz pek sükûnetli idi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıcak, boğucu, bunaltıcı, rutubetli, durgun; tutkulu, ihtiraslı. sultriness i. sıcak ve rutubetli oluş; ihtiras.

Türkçe Sözlük

(I.). Yavruyu beslemek için insan ve memeli hayvanların dişilerinin memesinden gelen beyaz ve besleyici bir madde: Çocuğun emdiği süt, koyun, inek sütü 2. Bazı bitkilerden akan veyaz sıvı: İncir sütü. 3. (mec) Fazla beyazlık hakkında kullanılır (kar gibi): Sakalı süt beyaz olmuş 4. Pek sakin ve durgun: Süt liman, deniz süt limanlık. Anasının ak sütü = Helâl şey. Süt ana, süt nine = Bir çocuğu ücretle emziren kadın. Süt vurgunu = Sütten bozulmuş, süt dokunmuş çocuk. Süt oğul = Bir kadından veya bir erkeğin zevcesinden süt emmiş adam. Süt baba = Süt ananın kocası: O benim süt babamdır. Süt kardeş = Aynı kadından süt emmiş, fakat anaları ayrı iki çocuktan herbiri. Süt dişi = Çocuklarda ilk çıkan ve yedi yaşında değişen diş. Süt kuzusu = Süt emen, sütten kesilmemiş kuzu. Süt kuşu = Dünyada bulunmaz şey, imkânsız. Süt kırı = Süt gibi beyaz at. Sütten kesmek = Çocuğa meme vermekten vazgeçmek. Süt kesilmek = Suyu peynirinden ayrılıp süt bozulmak. Süt vermek = Emzirmek, Osm. ırzâ etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uyuşmuş, uyuşuk; cansız gibi; durgun; duygusuz; faaliyetsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sakin, rahat, asude; durgun, sessiz; gönlü rahat tranquil'lity i. sükun. tranquilly z. sükunetle tranquilness i. sükunet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tutulmuş. 2. Düşkün, müptelâ, Aşık. 3. Vücudu tutulmuş gibi ağır hareketli: Tutkun adam. 4. Serbest işlemeyen, sür’at’ ve kolaylıkla söylemeyen: Dili, ifadesi tutkun. 5. İnmeli, felçli: Tutkun bir ihtiyar. 6. Tutulmuş, Ar. meksOf, mahsûf, münkesif, münhasıf: Tutkun güneş, ay. 7. Tıkanmış, kapanmış: Tutkun su yolu. 8. Düşkünlük, iptilâ. 9. Tutulma, Ar. küsûf, husûf: Güneş, ey tutkunu. 10. Durgunluk, tıkanma: Su yolu tutkunu.

Şifalı Bitki

(nicotiana): Patlıcangiller familyasından, anayurdu Amerika olan bir bitkidir. Gövdesi dik, silindir biçiminde, tüylü ve yapışkandır. Batı Anadolu’da yabani tütün adlı türü doğal olarak yetişir. Yapraklarında tanen, zamk, nişasta, reçine ve nikotin vardır. Tohumları yağ bakımından zengindir. Alışkanlık yapar. Tiryakilik derecesine varınca; el-ayak titremesi, sinir bozukluğu, hafıza durgunluğu, migren, mide rahatsızlığı, damar sertliği, tansiyon yüksekliği, akciğer kanseri, astım ve diğer nefes yolları hastalıklarına sebep olur. Kullanıldığı yerler: Sigara olarak kullanıldığında hiçbir faydası yoktur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıntısız; durgun.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyuyan, Ar. nâim. 2. Sâkin, durgun: Uyur su, uyur ırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. durgun, rüzgarsız.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rutûbetli, ıslak. Taşların ve ağaç kabuklarının üzerinde hâsıl olan ince çim: Taş, ağaç yosun bağlamak, yosunlarını ayıkladık. 2. Durgun suların üzerinde hâsıl olan yeşil ketencik: Su yosun, kurbağa yosunu. 3. Denizden çıkan otlar: Deniz yosunu.