Ear(1) ne demek? | Ear(1) anlamı nedir? | Ear(1)

Ear(1) anlamı nedir?

Ear(1) ne demek?

Ear(1) anlamı nedir?

Ear(1) | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ear

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak, işitme duyusu; müziğin inceliklerini sezebilme yeteneği; testi kulpu gibi kulak şeklinde olan herhangi bir şey; dikkat, kulak verme .ear flap soğuktan koruyucu kulaklık. ear lobe kulak memesi .ear trum pet ağır işiten kimselerin kullandıkla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Myrmccophaga cinsinden karınca yiyen bir takım hayvanlardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözükmek, görünmek; belirmek ; meydana çıkmak, zuhur etmek; aşikâr olmak, belli olmak; bizzat veya vekil vasıtasıyla mahkeme huzuruna çıkmak, ispatı vücut etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meme başı etrafındaki renkli halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arka kısım; arkada kalma; (gen). ,(çoğ). ödenmemiş borç, bakaya. be in arrears borcu vaktinde ödeyememek. arrearage (i) geri kalma; vaktinde ödenmemiş borcun bakyyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Balear adaları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayı; ayıya benzer hayvan: ant bear; hantal kimse, kaba kimse; tic. borsada fiyatlar düşecek ümidiyle ilerde alacağı tahvil ve senetleri evvelden satan kimse. the Bear Rusya. bearberry (i). ayı üzümü, (bot). Arctostaphylos uvaursi. bear garden hayvana

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). taşımak, kaldırmak; tahammül etmek, dayanmak; üstüne almak; lâyık olmak; etrafa yaymak; aklında tutmak; (meyva) vermek (ağaç) ; doğurmak. bear down çabalamak; sıkıstırmak. bear on alakası olmak. bear out desteklemek, teyit etmek. bear up dayanmak, c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). sakal; (bot)., zool. püskül, püskül sakal; (f). sakalını yolmak; sakalına yapışmak; siddetle karşı koymak; sakal yapıştırmak. beard grass bot sıçan kuyruğu. bearded s sakallı. beardless (s). sakalsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). taşıyan kimse, hamil kimse; götüren kimse; tabut taşıyan kimse; rutbe veya makam sahibi; hamal. to the bearer hamiline.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hal, tavır, davranış; mahsul, ürün; verme, hasıl etme; taşıma, tahammül etme; ilgi, irtibat, alâka; kiriş ve eşik gibi şeylerin dayandığı destek; mak yatak, mil yatağı; ayak; den. kerteriz .bearing body yatak gövdesi. lose ones bearings şaşırmak, pus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. bearish

ekon. düşen piyasa

Borsada fiyat indirilmesine neden olacak eğilim, fiyat düşürücü özellik.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayı gibi kaba ve sert; yontulmamış; borsada fiyat indirimine sebep olacak sekilde; fiyat indirmeye meyilli. bearishness (i). fiyatlar düşecek düşüncesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bulaştırmak, kirletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., mat. iki çizgisi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü kalpli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s ağrı vermek, sulandırmak (göz); karartmak, kamaştırmak; s. çapaklı, şişmiş (göz).blear-eyed, bleary s. mahmur, uykulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra; sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mavi sakal, masallarda karılarını öldüren canavar tipi; bir çok kadın öldürmüş olan katil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yersiz korku uyandıran gerçek dışı herhangi bir şey; (eski) yaramaz çocukları yiyen umacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir yüzey üzerinde, bir çizgi doğrultusunda yapılmış ya da düzenlenmiş betileri veya öğeleri niteler. 2. İnce kontur çizgileriyle oluşturulmuş betileri ve bu tür betileri içeren resimsel yapıtları niteler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hareket eden bir noktanın yüzeyde bıraktığı iz olarak tanımlanabilecek olan çizginin, kompozisyonda üstlendiği formu ortaya çıkaran hareketi ifade etme, dokuyu verme, dengeyi sağlama gibi rollerin başat olduğu türdeki kompozisyonlar «çizgisel kompozisyonlar» olarak tanımlanır. Sanatın ilk adımlarının, Lascaux mağarasında olduğu gibi çizgiyle atıldığı ve çizginin özellikle perspektif kurallarının henüz yeterince bilinmediği Rönesans öncesinde önemli olduğu bilinir. Barok dönemde ışık-gölge kullanımının devreye girişiyle çizgisellik, ışığın imkân verdiği ölçüde kullanılır. Bu dönemde konturlar, çizgisel kompozisyonlarda olduğu gibi belirgin olmaz. 19. yy.da Neo-klasik Dönemde yeniden önem kazanan çizgi ve çizgisel kompozisyon, Romantizm ile birlikte nerdeyse kaybolmuş, Empresyonistler tarafından da tamamen kaldırılmıştır. Sanatçıların bireysel çıkışlar yaptığı 20. yy.da ise Henri Rosseau, Paul Klee gibi sanatçılar tarafından kendi belirledikleri amaçlar doğrultusunda kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). temizlemek; kurtarmak; aydınllğa kavuşturmak; engeli aşmak; hesabını temizlemek; borcunu ödemek; temize çıkarmak; gümrükten çekmek; tahliye etmek; net kar etmek; tahsil etmek (çek vb); temizlenmek; takas odalannda çek vb'ni değiştirmek; limana giriş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açık, aydınlık vazıh; parlak, berrak; şeffaf, saydam; net; kati, kesin; masum, temiz; sakin; açık (arazi vb); hudutsuz; takıntısız. clear conscience vicdan rahatllğı. clear-cut (s). keskin; açık ve seçik. clear evidence açık ve kesin ispatlayıcı de

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). açıkça, açık olarak; tamamen, bütünüyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından WALKMAN® mp3 ve mp4 çalarlar için geliştirilen yeni Clear Bass teknolojisi, ALC (Otomatik Seviye Kontrolü) aracılığıyla derin ve güçlü bas sesler üretir. Dolayısıyla, ister basların çok güçlü olduğu parçalar ister yavaş şarkılar dinleyin, hiçbir bozulma olmaksızın mükemmel bir ses kalitesi elde edersiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Colour Parazit Azaltma, dijital fotoğrafçılıkta kullanılan bir özelliktir. Görüntünün ışık ve renk frekansları analiz edilir, uzun pozlamalar neticesinde oluşan bozulmalar giderilmiş olur ve doğal tonların resimde oluşumu sağlanır. Özellikle açık mavi gökyüzü, koyu mavi denizler ve yeşil ormanlar gibi büyük alanlarda aynı renklerin bulunduğu manzara fotoğrafları, daha zengin renk tanımlamasından yararlanacak ve daha gerçekçi biçimde oluşturulacaktır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Luminance Parazit Azaltma, daha yüksek çözünürlükte daha net, daha temiz görüntüler sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Parlak ışık altında çekilen görüntüleri geliştirmek için bir filtre kullanır. Bu işlev, resimdeki ayrıntılarla karıştırılabilecek parazitleri önleyerek resimin yüksek aydınlatmalı kısımlarındaki ayrıntıları geliştirir. Geleneksel parazit giderme sistemlerinin aksine, paraziti, görüntü ayrıntılarını etkilemeden bastırır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Photo LCD Plus, daha yüksek ekran çözünürlüğe ve daha yüksek kontrastlı çok sayıda renkle gelişmiş görüşe sahip bir LCD ekrandır. Bu, karanlık ya da aydınlık ortamlarda daha iyi film oluşturma ve odaklanmasına, oynatma sırasında daha net görüntüye olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Clear Stereo, ses sinyallerinin sağ ve sol kanallar arasında kaymasını önlemek üzere geliştirilen bir Sony teknolojisidir. WALKMAN® cihazınızda en sevdiğiniz şarkıları dinlerken daha dengeli, net ve temiz sesler duymanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zeki bakışlı, akıllı. clearheaded (s). iyi düşünen clear-sighted (s). basiretli. clear title ipotekten ari mülkiyet hakkı; sağlam. tapu in the clear engellerden uzak; şüphe altında olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear sakınmak The coa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ClearVid CMOS sensörü, ışığı dijital sinyale dönüştüren video kameranın gözüdür. Daha fazla ayrıntı ve netlikle ve aralarında Kesintisiz Yavaş Kayıt, yüksek ışık hassasiyeti ve Çift Kayıt da bulunan daha gelişmiş işlevlerle daha yüksek kaliteli resme yol açar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleme; açıklık yer; gümrük muayene belgesi, gümrük müsaadesi; takas, sayışma, hesaplaşma; geminin limanı terketme hakkı. cleurance papen geminin limanı terketme izni belgeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. clearing

tic. takas

İki ülke arasında yapılan alışverişin karşılıklı olarak malla ödenmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleme işi; açığa çıkarma; aydınlatma; açıklık, meydan; takas, kliring. clearinghouse (i). kliring odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kolalamak, kolalayıp ütülemek. clearstarcher (i). kolacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). clerestory.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony ClearVoice teknolojisi, konuşma frekansı aralığının ses seviyesini yükseltir; sonuç olarak konuşma sesleri çok daha berrak hale gelir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sony ClearVoice Plus teknolojisi, konuşma frekansı aralığının ses seviyesini yükseltir; sonuç olarak konuşma sesleri çok daha berrak hale gelir. Yavaş kayıt hızında bile hoparlörden çalınan ses mükemmelliğini korur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). katı kalpli, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı doğru çizgi üstünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğrilerden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sevgili; (s). aziz; sevgili; samimi; pahalı. dear John azizim John; bir kızın nişanlısına yazdığı ayrılma mektubu. Dear me I Aman I Canım I Yarabbi I Deme I for dear life canını kurtaracakmış gibi. dearly (z). sevgi ile, samimi olarak; pahalıy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yokluk, kıtlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözden kaybolmak, kaybolmak; yok olmak; zail olmak, ortadan kaybolmak. disappearance (i). gözden kaybolma, kaybolma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cesaretini kırmak, ümidini kırmak; hevesini kırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kitap sayfası köşesini kıvırmak; (i). kıvrık sayfa köşesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyus, kederli, morali bozuk, maneviyatı kırılmış, mahzun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). makul, gerçekçi; uygulanabilir, gerçekleştirilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasvetli, sıkıcı, hazin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Parlak ortam ışığı altında bile net ve yüksek kontrastlı resim kalitesi veren özel kaplamalı yeni tür taşınabilir ekran. DynaClear Screen™ ve yeni VPL-AW15 Sony projektörle, evde büyük ekran eğlencenin tadına varmak için artık büyük özenle aydınlatılmış bir odaya gerek duymazsınız. DynaClear Screen™, geleneksel taşınabilir ekranlardan daha hafiftir ve yalnızca saniyeler içerisinde kurulabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). Başak; (f). başaklanmak, Başak bağlamak, başak tutmak. in the ear kabuklu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak ağrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sallantılı küpe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak damlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,( .A.B.D.), (k.dili) üzerinde çok durulan bir söz; dedikodu havadis; azarlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kont earl'dom (i). kontluk, bir kontun unvanı ve sahip olduğu topraklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaklık; kulak memesi, kulak kepçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). erken; eski; ilk, ilkel; (z). vakitsiz, vaktinden evvel. early bird erken kalkan, sabahçı. The early bird gets the worm Erken davranan istediğini elde eder. early riser erken kalkan kimse .at an early age çocukken.at your early convenience

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). hayvanların kulaklarına takılan marka; damga; (f). kulağa işaret koymak; belirli bir maksatla ayırmak, bir yana koymak, tahsis etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaklık (soğuğa karşı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kazanmak, edinmek, hak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ciddi; gerçek, hakiki; istekli; içten, samimi. in earnest ciddi olarak, samimiyetle, gerçekten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk.) pey, kaparo, avans, teminat. earnest money teminat akçesi, pey akçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanç, kâr; maaş, gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak) headphone.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak temizleyecek alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küpe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) işitilecek mesafe, kulak menzili, kulak erimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kulak tırmalayıcı, sağır edici (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dünya yeryüzü, arz; toprak, kara, zemin; bu dünya; dünya halkı; (kim.) nadir toprak alkali metallerinden her biri; elektrik akımının devresini tamamlayan toprak. earth flax asbest. earth movement (jeol.) Dünya kabuğunun hareketi. earth science d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) inine kaçırmak (tilki); inine kaçmak; (elek.) toprağa bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insanoğlu; fani, dünyevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). maddi; toprağa sıkıca bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). topraktan yapılmış, toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çanak çömlek, toprak işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeryüzünden yansıyıp ayın gölgede kalan kısımlarını aydınlatan ışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeryüzünde yaşayan kimse, fani kimse; kendini dünya işlerine vermiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dünyaya ait, dünyevî; imkân dahilinde, (k.dili) akla yatkın. of no earthly use hiç bir faydası olmayan, beş para etmez. earthlyminded (s). maddi fikirlere sahip, dünyevi fikirli .earthliness (i). dünyevî oluş, maddilik; imkan dahilinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ing.) Amerikan fıstığı, (bot.) Arachis; domuz elması; yermantarı,domalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deprem, yer sarsıntısı, zelzele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inançları kökünden sarsan, fikirleri altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask.) toprak tabyası, topraktan yapılan set, siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). solucan, yer solucanı, (zool.) Lumbricus terrestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). topraktan ibaret, toprağa benzer, topraklı; kaba, incelikten yoksun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulak kiri, kulak salgısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulağa kaçan, (zool.) Forfi cula auricularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kamera modundan çıkmadan kaseti ileri ve geriye doğru izleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

End Search (Son Araması) işlevi etkinleştirildiğinde, kaset otomatik olarak son kaydedilen görüntünün sonuna geçer. Bu görüntünün son iki saniyesi oynatılır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sevdirmek. endearment i. okşama, sevgi ifade eden söz veya hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). korkmak. Never fear. Korkma, öyle bir tehlike yok.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, dehşet; kuruntu, endişe, vehim. fear of God Allah korkusu. for fear of korkusundan. fearless (s). korkusuz, gözüpek, yılmaz. fearlessly (z). korkusuzca, yılmadan. fearlessness (i). korkusuzluk, gözüpek oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korku veren, korkunç; korkak, heybetli; dehşetli; çok fena. fearfully (z). korkarak; korkunç derecede, müthiş bir şekilde. fearfulness (i). korkaklık, ödleklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit kalın yünlü kumaş, bu kumaştan yapılmış palto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dehşetli, korkunç; korkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çorap ve ayakkabılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak giyecekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bore, borne) kaçınmak, sakınmak, çekinmek. forbearance (i). kaçınma, sakınma; sabır, tahammül, kendini tutma. forbearina (s). sabırlı tahammüllü dayanıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). önkol,kolun dirsekle bilek arasındaki kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden silâhlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). ata cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (swore, sworn) bırakmak için yemin etmek; yeminle inkâr etmek, yeminle reddetmek; bırakmak. forswear oneself yalan yere yemin etmek. foresworn (s). yalan yere yemin etmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi; cömert; serbest, kayıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., mak. dişli; dişli takımı; vites, şanjman; donanım, tertibat; elbise; eşya; f. viteslemek; donatmak: giydirmek; uymak, uydurmak. gear box, gear case dişli çark mahfazası. gear down yavaş gitme ayarı vermek. gear shaft dişli mil. gearshift i.,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) teke sakalı, (bot.) Tragopogon pratensis .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dindar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ak sakallı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alicenap, yüksek ruhlu; cömert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) isteksiz, gevşek, gayretsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) güç kazanılmış, alın teriyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) başlık; dizgin, yular; maden kuyusu başındaki makina .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (heard) işitmek, duymak; dinlemek, kulak vermek; haber almak, mektup almak;sorguya çekmek, ifadesini almak. Hear IHear ! (ing)., Bravo ! Yaşa ! hear of, hear about oğrenmek, haber almak. hearout sonuna kadar dinlemek ! won't hear of it Kabul etm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). hear.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). işitme duyusu, işitim; işitme; (huk). celse, duruşma, oturum; ses erimi. hearing aid kulaklık, işitme cihazı. hard of hearing ağır işiten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dinlemek, kulak vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). söylenti, şayia, dedikodu, söz, haber. hearsay evidence (huk). başkalarından işitilerek öne sürülen delil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cenaze arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yürek, kalp; gönül, can; göğüs; vicdan; merkez, orta, orta yer; öz, can damarı; kuvvet, enerji; cesaret, şevk; verimlilik; kalp şeklinde herhangi bir şey; iskambil kupa; (çoğ). bir iskambil oyunu. heert disease kalp hastalığı. a person after one'

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalp ağrısı, ıstırap, keder.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yürek vuruşu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük keder, kalp kırıklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). mide ekşimesinden dolayı boğazda duyulan yanma hissi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıskançlık, kin, gizli husumet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yüreklendirmek, cesaret vermek, canlandırmak, ihya etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yürekten, candan, samimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gönlü birisine bağlı olmayan, âşık olmayan, kalbi boş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ocak, şömine; yurt, aile ocağı; (mad). fırında erimiş madenin döküldüğü yer, ocak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ocak taşı; ocak, yuva; zemini beyazlatmak için kullanılan yumuşak bir taş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalpsiz, merhametsiz, zalim, vicdansız; yüreksiz; cansız, sönük. heartlessly (z). kalpsizce, merhametsizce. heartlessness (i). kalpsizlik, merhametsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yürek parçalayıcı, çok acıklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gönül ferahlığı, kalp huzuru; hercai menekşe, (bot). Viola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok kederli, çok meyus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalbinden vurulmuş, son derece kederli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalbin en kuvvetli hisleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi, açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). candan, yürekten, içten, samimi; sağlam, sıhhatli; kuvvetli, kuvvet veren; (bol). heartily (z). içtenlikle, samimiyetle. heart iness (i). içtenlik, samimiyet; yüreklilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vefasız, riyakâr, güvenilmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) satırlar arasına yazılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaş otu, bot. Coix lachrvma -jobi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Kodiak adasında bulunan iri boz ayı, (zool.) Ursus middendorffi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ed veya learnt) öğrenmek; işitmek; haber almak. learn by heart ezberden öğrenmek, ezberlemek. learn by rote tekrarlaya tekrarlaya ezberlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alim, çok okumuş, bilgili, malumatlı, bilgisi geniş. learnedly (z.) derin bilgi ile, âlimane. learnedness (i.) bilginlik, bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ilim, bilgi, malumat; irfan; öğrenme, ilim kazanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) learn.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden ilâç olarak kullanılan sarımtırak kurşuni renkte bir çeşit toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaygısız, endişesiz, neşeli, şen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışığın bir senede kaydettiği mesafe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çizgilerden ibaret, çizgiye ait, çizgisel; aynı istikameti haiz; mat. yalnız bir derecelik niceliklere ait, doğrusal; bot. pek ince ve uzun (yaprak) linear equation mat. doğrusal denklem. linear measure uzunluk öIçüsü, boy ölçüsü. linear perspecti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معارج] merdivenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sene ortasındaki; i., A.B.D. sene ortasında yapılan imtihan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sedef.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk rrlusikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ariyyet» ten İmef.) (mü. müsteâre). Ariyet, ödünç alınmış, kendi malı olmayan. NSm-ı müsteâr = Kendi ismini belli etmek istemeyen bir adamın kullandığı takma isim. Hayât-ı müsteâr = İğreti ve geçici olan hayat, dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «örf» den if.) (mü. müteârife). 1. Birbirini tanıyan, tanışan. 2. Mâruf, bilinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilinir, belli, gerçekliği açık olan, isbat istemeyen, (bk.) Müteârif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Taâruz eden, zıt giden, muhalif olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan if.) (mü. mütearribe). Arap’laşmış: Arâb-ı mütearribe. Zıddı: Arâb-ı Aribe, Arâb-ı bâide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «arz» dan if.). Taarruz eden, sataşan, tecavüz eden, saldıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متعارفه] kanıtlanmak gerektirmeyecek kadar açık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s., (edat) yakın, yakında; hemen hemen, az daha, neredeyse; aşağı yukarı, yaklaşık olarak; şuracıkta; s. yakın; teklifsiz, sıkı, samimi; sadık (tercüme); soldaki (araba veya at); cimri, eli sıkı; (edat) bitişik, yakın. near at hand yakın. near be

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yaklaşmak, yakına gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. yakından; az daha, neredeyse, hemen hemen. as nearly as I can tell yaklaşık olarak, bildiğim kadarıyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boyuna takılan şeyler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yatak kıyafeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hazır bulunmama, gıyap, yokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) atom bombası olmayan (memleket).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çekirdeksel, nükleer. nuclear family çekirdek aile. nuclear reaction nükleer reaksiyon. nuclear physics nükleer fizik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kalbi açıp yapılan (ameliyat).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık kalpli, samimi. open house herkese açık davet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daha fazla dayanmak; yıpranmak; tüketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-bore, -borne) çöktürmek; başatlanmak, zorbalık etmek; yenmek, üstün gelmek; ağır basmak: fazla ürün vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zorba tavırlı; küstah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-heard) rastlantılı olarak işitmek, kulak misafiri olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cenaze merasiminde tabutu taşıyan veya yanı sıra giden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tıb. rahim kanserini teşhis için yapılan test.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. armut; armut ağacı, bot. Pyrus communis. wild pear ahlat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inci; inci gibi şey; inci rengi; sedef; matb. beş puntoluk harf. pearl barley kabuğu soyulmuş ve yuvarlak hale getirilmiş arpa. pearl diver, pearler i. inci avcısı. pearl fish incibalığı, zool. Alburnus lucidus. pearl fishery inci avcılığı; inci av

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. incilerle süslemek; inciye benzetmek; inci avlamak. pearlash i. kalya taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. bir nevi sert karbonlu pik demir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

PictureGear™, mevcut görüntü dosyalarını genel olarak gösterir ve düzenler. Diğer seçenekler arasında Microsoft® Windows® masaüstü için basit arkaplan tasarımı ve temel slayt gösterileri bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. korkak, ödlek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birden fazla çekirdeği olan, polinükleer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düzenlemek, tertip etmek. prearrangement i. önceden alınan tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) konfeksiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) geri, arka; (ask.) artçı, dümdar; (s.) arkadaki, en geri. rear admiral (den.) tuğamiral rear guard dümdar kolu, artçı. rear line en geri asker safı. rearmost (s.) en geri, en sonraki. rear sight (tüfekte) arpacık. rear view mirror (arabada)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaldırmak, yükseltmek, dikmek; inşa etmek, bina etmek; yetiştirmek, besleyip büyütmek; yükselmek. rear up şahlanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden silahlandırmak; modern silahlarla donatmak veya donanmak. rearmament (i.) yeniden silâhlandırma; silahları modernleştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden düzenlemek, yeniden tanzim etmek. rearrangement (i.) yeni düzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir istikamette bulunan veya giden; hatları veya kenarları doğru olan; (geom.) doğrulu, doğrusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir piyesi prova etmek; alıştlrmak (aktör); nakletmek, hikâye etmek; ezberden okumak, inşat etmek; tekrarlamak. rehearsal i. piyes veya musiki provası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dikkatle arama, derin araştırma, inceden inceye tetkik; tetkik neticesinde çıkarılan eser; f. dikkatle araştırmak, ince tetkikat yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tüfek veya tabanca horozunun emniyet tetiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. kurumuş (yeşillik), kuruyup sararmış; f. çok kurutup yakmak; kızgın tavada çevirmek; yakmak, dağlamak; hissini iptal etmek, körletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. araştırmak, aramak; yoklamak, bakmak; dikkatle tetkik ve teftiş etmek, aletle içini muayene etmek; i. arama, araştırma; yoklama, bakma, muayene; teftiş, soruşturma; gemide araştırma yapma. search out araştırıp öğrenmek. search warrant huk. aram

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. araştırıcı, inceden inceye araştıran; nüfuz eden; keskin searchingly z. arayarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışıldak, projektör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (sheared veya shorn) (i.) makasla kesmek; kırpmak, kırkmak; biçmek; kesip koparmak; mahrum etmek; (i.) makaslama, biçme. shear stress makaslama gerilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ikinci kez kırkılan yapağı; yapağısı ilk kez kırkılan koyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) makas; makarayı tutan vincin iki kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yelkovan, (zool.) Puffinus puffinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırkım. sheepshearer (i.) koyun kırkıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temiz kalpli, sadık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

VCR’a takılan kasetin içeriğini hafızaya alır ve kayıtlı sahnelerin özetini gösterir. Yeni bir kaset kaydedildikten sonra, bir sonraki kasetin hafızası silinir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sürmek; yapışkan veya yağlı bir şeyle sıvamak; lekelemek; A.B.D., (argo) tamamen yenmek; i. leke; iftira. smeary s. yağlı, yapışkan; lekeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşak kalpli, yufka yürekli, merhametli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi kendini inceleme, kendine eğilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kargı, mızrak; zıpkın; mızrakçı, mızraklı adam; ot filizi; f. mızrak veya zıpkınla vurmak; filiz sürmek, fışkırıp uzamak. spear gun sualtı tüfeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kılıçbalığına benzer bir kaç tür balık, zool. Tetrapturus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. mızrak ucu; hücuma geçiş; hücuma geçen asker, öncü; f. öncülük etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mızraklı adam, mızrakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bahçe nanesi, bot. Mentha spicata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düğünçiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. spor giysi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bayraktar, alemdar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. stearik stearic acid stearik asit, içyağı asidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Stearik asit = içyağından çıkarılan beyaz bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yağlardaki gliserinle stearik asitten meydana gelmiş beyaz madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the constituents of animal fats and also of some vegetable fats, as the butter of cacao.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is especially characterized by its solidity, so that when present in considerable quantity it materially increases the hardness, or raises the melting point, of the fat, as in mutton tallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Chemically, it is a compound of glyceryl with three molecules of stearic acid, and hence is technically called tristearin, or glyceryl tristearate. an ester of glycerol and stearic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an ester of glycerol and stearic acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kim. stearin .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (swore, sworn) yeminle tasdik etmek; yemin ettirmek; yeminle vaat etmek; yemin etmek, ant içmek; huk. yeminle ifade vermek; küfretmek, sövmek, sövüp saymak. swear at bir kimseye küfretmek. swear by bir şey üzerine yemin etmek; tam manasıyla güvenmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sevgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .gözyaşı; gözyaşına benzer şey; damla; çoğ. keder. tear bomb göz yaşartıcı bomba. tear gas göz yaşartıcı gaz. in tears ağlamakta .weep bitter tears acı acı ağlamak .tear'y s gözyaşları ile ıslanan, göz yaşları ile dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-tore, -torn) i. yırtmak; yarmak; koparmak; çok hırpalamak; kopmak; yırtılmak, yarılmak; çılgın gibi koşmak; i. yırtık, yırtık şey; (argo) cümbüş, çılgınca eğlence; çılgınca hareket. tear down k.dili. yıkmak, kötülemek. tear into k.dili. saldırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. gözyaşı damlası; s. damla şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözyaşı dolu, ağlayan. tear fully z. ağlayarak. tearfulness i. gözyaşı ile dolu olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili. çılgınca; (İng.) korkunç, kocaman .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,( A.B.D.), (argo) aşırı derecede kederli hikâye veya filim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözyaşı kesilmiş, gözleri kurumuş, gözyaşsız. tearlessly z. ağlamadan, gözyaşı dökmeden. tearlessness i. ağlamayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعری] arınma. 2.çıplaklaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «aref» den masdar). Birbirini tanıma, tanışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t. A. «arz» dan masdar). Birbirine aykırı ve zıd olma, Ar. tebâyün, tahâlüf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تعارض] karşılıklı zıtlık, çelişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çelişmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تعارف] birbirini bilme. 2.herkesçe bilinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tüylü oyuncak ayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müşfik, yufka yürekli, şefkatli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) Allahın veya bir ilahın saltanatı; ilâhlar grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. termonükleer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Renkli taş ya da toprağın öğütülmesiyle elde edilen doğal boya. Maden oksitlerini içerir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meşale taşıyan kimse; bilgi veya doğruluk yayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üç hattan ibaret, üç hatta ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sadık, hakikatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çekilmez, dayanılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulanık; zor anlaşılır; karışık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç çamaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.çalışarak kazanılmamış; hak edilmemiş.unearned increment huk. kendi emeği ile kazanılmamış kıymet artışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeri eşip çıkarmak; kazı ile meydana çıkarmak; meydana çıkarmak, keşfetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dünyaya ait olmayan, dünyevi olmayan; korkunç, müthiş; doğaüstü; k.dili. uygunsuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. işitilmemiş; duyulmayan; duyulmadık. unheardof s. misli görülmemiş, işitilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (learned veya learnt) öğrendiğini unutmak; aksini öğrenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okuma yazma bilmeyen, tahsilsiz, cahil: bilgisiz; çalışarak öğrenilmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılmaz, idrak edilmez, keşfolunmaz; gizli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (swore, sworn) sözünü geri almak, yemininden dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yorulmak bilmez, yorulmaz, bıkmaz, usanmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüreği sıcak, sevgi dolu; samimi, cana yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ütü istemez ve yıkanabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüreksiz, korkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dayanıklılık, dayanma; aşınma, yıpranma, eskime; giysi, elbise. the worse for wear eskimiş, çok kullanıldığı belli. wear and tear normal halde aşınıp eskime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (wore, worn) giymek; göstermek; taşımak; kullanmak; eskitmek, aşındırmak, yıpratmak, yemek; yormak; dayanmak; eskimek, aşınmak, yıpranmak; tükenmek. wear away aşındırmak; biteviye geçmek; tükenmek. wear badly dayanıksız olmak, az dayanmak. wear down a

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıpratıcı; yorucu; giyilmeye elverişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sıkıcı, yorucu, bıktırıcı, usandırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. yorgun, usanmış, bıkkın, bezgin; yorucu, yoran, usandırıcı, sıkıcı; yorgunluk belirten; f. yormak, yorulmak; usanmak, usandırmak; bezmek, bezdirmek. wearily z. canından bezmiş bir halde; yorgunlukla. weariness i. bezginlik, yorgunluk, usanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuyrukkakan, zool. Oenanthe oenanthe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. samimt, içten, candan; gayretli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dünyadan bezmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sene; bir gezegenin güneş etrafinda döndüğü müddet; çoğ. yaş, ihtiyarlık; çoğ. zaman. year after year her sene. a year and a day huk. bir sene bir gün. year by year seneden seneye. year in year out seneden seneye ; daima, her zaman. year of grace milad

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bütün bir yıl boyunca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıllık, salname.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir yıllık; i. bir yaşında hayvan yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sene boyunca devam eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. yılda bir olan, yıllık; bir yıl süren; z. yılda bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hislenmek; müteessir olmak; sevgi beslemek. yearn for arzulamak, özlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arzu, özlem. yearningly z. özlem çekerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçen sene; eski zaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by