Eb ne demek? | Eb anlamı nedir? | Eb

Eb anlamı nedir?

Eb ne demek?

Eb anlamı nedir?

Eb | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: eb

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebâ). Ata, baba, Fars. peder, Ar. vâlid: Eb-i müşfik = Şefkatli baba. Lieb = Bir babadan, babası bir fakat anaları ayrı kardeş: Lieb erkek kardeşidir. Eben an ceddin = Babadan oğula. Ar. nesi en. c. Abâ ve ecdâd = Atalar, Ar. eslâf (selefler). Künyelerin terkibinde vesair Arapça tâbirlerde «ebû, ebâ, ebî» suretlerini de alıyor ki, Arapça’da her birinin kullanılış yeri ayrıdır. Fakat Türkçe’de hepsi için «ebû» kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اب] baba. 2.ata, ced.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın kulu. Cebbar, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kebir’in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah’ın kulu. - Kebir; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Kebir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acib» den itaf.). Daha acayip, daha veya pek garip ve tuhaf: Acebü’l acâyip = Acayiplerin en acayibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجب] tuhaflık. 2.acaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجبا] acaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («galib» den itaf.). 1. En kuvvetli, en üstün: Agleb-i ihtimale göre. 2. En çok, ekser: Agleb şiirleri gazelleridir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.)[اغلب احتمال] çoğunlukla, genellikle, sık sık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلب احتمال] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garîb» den itaf.). Daha ve pek ve en garip ve tuhaf, pek tuhaf : Ağreb havadis. Bunun ağrebi şu ki (en garibi demek elbette daha iyidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احدب] kambur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Daha, en çok veya çok harap, yıkık. 2. Rübâİ vezinlerinden «mef’Ülü» ile başlıyan on iki şekilden her biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Beyaz zırh sahibi yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («karîb» den itaf.) Daha veya en yakın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقرب] en yakın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقرب] akrep. 2.saat ibresi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقربک] saati gösteren ibre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Eldebaran yıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cebir ilmi. algebra'ic (s). cebir ilmine ait, cebirsel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. Alî = yüksek tebâr = soy). Büyük bir nesil ve soya mensup olan, şerefli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). amip. amebic (s). amiplerle ilgili; amiplerin sebep olduğu. amebic dysentery (tıb). amipli dizanteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. anâkib). Örümcek, târ-ı ankebût: Örümcek ağı. (Farsça’ da ankebûd yazarlar, lâkin yine Arapça galatıdır; zira Farsça’da yoktur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنکبوت] örümcek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Lat). harpten evvel (özellikle Amerikan iç harbinden evvel).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Lübnan Suriye sınırında ve Lübnan dağlarının doğrultusunda bir dağ silsilesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ateş düşürücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden kullanılan bir çeşit çakmaklı tüfek. ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İ.) (Erkek İsmi) - 1.Temiz ruhlu ve çabuk. 2.Toy. 3.Namus konusunda titiz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Ot cinsinden olan bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik) (mü. aşebiye). Ot çeşidinden olan (fr. herbace).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sâib.den itaf.). Daha veya en, pek doğru, daha isabetli, en iyisi: Asveb-i efkâra tâbi olmak = Fikirlerin en doğru olanına uymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Atebe’nin c. 1. Eşikler, basamaklar. 2. Iranlılar’ın mukaddes ziyâretgâhı. 3. Eşiği öpülen mukaddes yerler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتبات] eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. atebât). 1. Basamak, kademe, paye. 2. Eşik, Asitân: Atabe-i felek-mertebe-i cenâb-ı pâdişâhîye: Padişah katına. 3. Eşiği öpülen yüksek makam, ziyaret yeri: Atabât-ı aliyyeyi ziyaret etmek. (Atabât başlıca Necef, Kerbelâ, KAzımiye cihetlerindeki kutsal yerlere denir, bilhassa Şİİler’ce ziyaret edilir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عتبه] eşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıtma tedavisinde kininin yerini tutan sarı renkli bir ilâcın adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilinden ateşler püskürür gibi fevkalâde tesirli ve şiddetli söz veya şiir söyleyen, ateş dilli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok güzel, pek güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azb» dan). En lezzetli ve tatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c azâb, azzâb, Azâb). 1. Evlenmemiş, bekâr, ergen, mücerred. (Arapça’da müzekker ve müennesi eşit sıfat olup evlenmemiş kadına da denir). 2. Osmanlı askerf teşkilâtında deniz piyadesi: Azeb askeri, Azeb kapısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر محيط کبير] Büyük Okyanus.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). saçak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Broadband eBook (BBeB), elektronik kitaplar için Sony tarafından geliştirilmiş bir biçimdir. BBeB biçimindeki yeni kitaplar genellikle yalnızca ABD web sitelerinden ABD’li tüketicilere satılsa da, birçok web sitesi bu Reader ile uyumlu biçimde “telif hakkı dışında” ücretsiz e-kitaplar sağlamaktadır. BBeB belirtimi, Sony tarafından büyük kitapların (250 sayfadan fazla) küçük bir dosya boyutuna sığdırmak ve sınırsız içerik kopyalamayı engellemek için Açık MG kopya korumasını uygulamak amacıyla geliştirilmiştir. Yeni açık EPUB dosya biçimi BBeB’nin kitapseverlere sunduğu avantajların birçoğuna sahiptir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bebek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük çocuk ve mec. çocuk tabiatında olan. 2. Çocuk, oyuncağı kabilinden, yapma çocuk veya gelin vesaire. 3. Argoda çok güzel kız, kadın, sevgili, mec. Çok süslü: Sanki bebek. Bezden bebek = Bir işe yaramaz, hayırsız adam. Sakallı bebek = Yaşça büyük, akıl ve tedbirce çocuk halinde olan adam. Gözbebeği = (bk.) Gözbebeği. Kurret-tül-ayn. Fars. merdümek-i çeşm. mec. Pek aziz ve sevgili şahıs: A gözümün bebeği (dostluk tâbiridir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby. infant. infantile. dolly. baby. infant. babe. doll. cookie. cooky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby. infant. infantile. dolly. babe. doll. cookie. cooky. babunbaby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby. doll. babe. child. dolly. infant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave like a baby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

babyhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infancy. babyhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infancy. childishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be childish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karagöz oyunundaki çok kısa adamın adı. Bundan kinaye olarak kısa boylu erkekler için kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Papağan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit dans ve bunun müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kaplana benzer ve ondan büyük ve pek yırtıcı bir canavar ki, Hindistan’da ve Afrika’da bulunur. Postu pul pul olup, güzel pösteki olur. Türkçe’de «bâbur» veya «babur» denir. Erkek adıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ببر] kaplan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bebr tavrı takınmak. (bk.) Böbürlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, zeban dil). Kötü söz söyleyen, hicveden, edepsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزبان] ağzı bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anların yavrulan için hazlrladıkları, çiçeklerin sarı tozu ve proteininden meydana gelen bir gıda karışımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, şeytanların başı, iblis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsiz, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsiz, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bî-edebâne ile = Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bi-edebâne ile Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilsiz, lisansız, Ar. ebkem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی ادب] terbiyesiz, edepsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-irâb = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-İrib = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sebepsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمناسبه] bir münasebetle, sırası geldiğinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمناوبه] dönüşümlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f.). Pek seyrek olarak: O, bize bindebir gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a bit. a little bit. a tiny bit. ray. smidgen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok tesirli, tam uygun: Bu ilâç ağrılara birebirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereign. the most efficacious. just the job. one-to-one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wirksam. sehr geeignet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی ثبات] dayanıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی سبب] dayanıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Sırası düşünce, sırası gelince, sırasında, sırasını bularak, sırasını getirerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nöbetleşe, değişe değişe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Mavi sakal, masallarda karılarını öldüren canavar tipi; bir çok kadın öldürmüş olan katil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çançiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'da yaşayan ve hakim rengi mavi olan birkaç cins kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peygamber çiçeği, mavi kantaron, bot. Centauria cyanus; iri mavimsi sinek, kurt sineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mantık ve elektronik hesap makinelerine uygulanan bir çeşit cebir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şişe fırçası; atkuyruğu, bot .Equisetum arvense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok acâyip, çok tuhaf, çok şaşılacak şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flexible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gövdesi tüylü birkaç çeşit iri arı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. T A). Türk musikisi sisteminde 5 koma değerinde aralık, bu değerde bemol ve diyez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوالعجب] şaşılacak şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dört kaşlı: Ter bıyıklı genç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çarşaf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارشب] çarşaf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). meşhur bir dava; meşhur olan ihtilâf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبابره] zorbalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebânet» ten). Korkak, yüreksiz, ödlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkaklık, cesaretsizlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبانت] korkaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den) (c. cebâbire). 1. Kuvvet, kudret, azamet ve ceberût sahibi (Tanrı’nın sıfatlarındandır). 2. Cebir kuvveti, zor kullanan, cebir, gazab ve zulüm eden: Cengiz Han cebbâr bir adam idi. 3. Büyük bir sabit yıldız (Fr. orion).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبار] zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cebreden, zorlayıcı. 2.Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3.Becerikli. 4.Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cebbâr olana, zor kullanana yakışacak surette.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جباری] zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F.). Zırh, cevşen, pusad.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zırh. 2.Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul’un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zırh giyen, zırhlı (asker).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski Osmanlı ordusunda ordu donatım sınıfı. Cebecibaşı = Bu sınıfın başı olan general.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Cibâl). Dağ. Cebel-i TArik ss Sebte boğazı ve bu boğazın İspanya tarafındaki müstahkem limanı ki, İngilizlerin elindedir. (Meşhur TArik bin Ziyâd’ın ismini taşır). Cebel-i Lübnan = Lübnan’ın dağlık kısmı. Cibâl-i müteselsile, silsile-i cibâl = Zincir gibi uzanan dağlar sırası, sıradağlar: Kafkas silsile-i cibâlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبل] dağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dağ. 2.Tarıma elverişsiz arazi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâhlandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâhlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebel» den) (mü. cebeliyye). Dağa mensup ve müteallik, dağlı, dağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grapple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi gizlice kendisine mal etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kibir, azamet, celâl. (Allah’a mahsus bir sıfat olup, insana yakışmadığı için, insan hakkında ancak kötüleme niyetiyle kullanılır). Alem-i ceberOt = Bu dünyanın ötesi, yücesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) (Erkek İsmi) - İbranice “kudret” anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبهه] cephe. 2.alın. 3.yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebhe» den imen.) (mü. cebhiyye) (anatomi). Alna ait, mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broke. hole in the air. in the hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alın, nâsiye, cebhe: Çİn-i Cebin = Alın buruşukları, mec. Düşünce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebânet» den smüş.). Korkak, yüreksiz, ödlek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبين] korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEBR) (i. A.). 1. Zor, kahır, zorlama: Cebir kullandı, cebir ile malını aldı: Cebr-i nefsetmek = Kendini zorla zaptetmek. 2. Kırık veya çıkık kemiği bağlayıp yerine getirme, yapıştırma. 3. Umumiyetle tamir, onarma, ıslâh. 4. Matematiğin yüksek bahislerinden bahseden ilim. Cebr-I Adi = Bu ilmin başlangıç bahisleri. Cebr-i Alâ = Bunun yüksek bahisleri. Cebr-i hâtır = Hatırı kırılan bir adamın gönlünü alma. Cebr-i mâfât = Kaybedilen bir şeye bedel, başka bir şey kazanıp teselli bulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic. algebraical. algebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebra. compulsion. force. constraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coercion. algebra. compulsion. force. constraint. physical violence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zorlamak. 2.Düzeltme, onarma. 3.Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cebâyir) (cerrahî). Kırık tahtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

splint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cebir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic. algebraical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic equation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cebir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبر] zorlama. 2.cebir. cebr etmek zorlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nefsi zorlama, kendisini zorlama, kendisini tutma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CİBRİL (hi. İbrânîce’ den). Kerrûbiyân denilen büyük meleklerden biri olup, peygamberlere vahiy götürmeye memurdur, vahiy meleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the archangel gabriel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holy- ghost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2.Cibril, İbranice Allahın kulu. 3.Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Öm(Erkek İsmi) Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zorla, cebir kullanarak, rızasını almaksızın: Malını cebren elinden aldı; yazdığı senedi kendisine cebren imza ettirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by force. by compulsorily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by force. by compulsion. under coercion. with strong hand. by the head and heels. by violent means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبرا] zorla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. T.). Zorlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebir» den imen.) (mü. cebriyye). 1. Zorla icra olunan, cebren yaptırılan: Cebrî bir muamele; muâmele-i cebriyye. 2. Cebir ilmine ait, mensup ve müteallik: Işârât-ı cebriyye = Cebir işaretleri. 3. Irade-i cüz’iyeyi inkâr eden cebriyye mezhebine mensup ve tâbî adam. Bu mânâ ile c. cebriyyûn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory. forcible. forced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forced. compulsory. coercive. forcible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبری] zoraki, zorla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forced march.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İrade-i cüz’iyeyi inkâr eden bir mezheb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. brute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلب] sığır tüccarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Selebes adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «çeleb» den). 1. Efendi, ağa, bey, mevlâ. 2. Okuma bilen, efendi. 3. Osmanlılar’ın ilk devresinde şehzâdelere verilen unvan. 4. Konya’da Mevlânâ’nın torunlarından olan Mevlevi tarlkatinln başına 1925’e kadar verilen unvan: Çelebi efendi. Terbiyeli ve nazik: Çelebi adamdır, (bk.) Çalap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. educated person. courteous. well-mannered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. man of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(s.) (Erkek İsmi) 1.Efendi, nazik ve kibar. 2.Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3.Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Efendilik. 2. Terbiye, naziklik, zarafet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). törene katılan kimse; ayini idare eden papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kutlamak, tesit etmek; ilân etmek; ayin yapmak, törenler tertip etmek; bayram yapmak celebra'tion (i). kutlama celebrator (i). kutlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meşhur, şöhretli, ünlü; hakkında çok yayın yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meşhur bir kimse;şöhret,ün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. chatterer. talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چرب زبان] yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ-lums,-la). (anat) beyincik, küçük beyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cerebiyye) (tıp). Uyuza ait, uyuzla alâkalı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). beyne ait; ussal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beyin faaliyeti göstermek; düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beynin faaliyeti; düşünme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat) beyne ve omuriliğe ait, beyni ve omuriliği etkileyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -bra)., (anat). asıl beyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cezbe). Cezbe’nin c. cezbeler, (bk.) Cezbe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). peynirli köfte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawing ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indian ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

China ink. chinese ink. indian ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Hıristiyan cizyesi): Hıristiyanlar’dan alınan cizye, vergi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). örümcek ağı; dayanıklı olmayan herhangi bir şey; tuzak, ağ, hile; (çoğ). örümcek ağları; zihin karışıklığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dulavratotu; kazık otu; pıtrak, (bot). Xanthium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili eski formunu bulma; argo zekice ve yerinde cevap; A.B.D., argo şikayet sebebi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sardunya çiceği, turnagagası,(bot). Geranium maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Cübbenin c. cübbeler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kübabe, (bot). Piper cubeba; Hint biberi tohumu; bu tohumdan yapılan (s). ve ilâç olarak kullanılan bir sigara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mürekkep balığının cilacılıkta kullanılan iç kabuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Saç döken hastalığı, saçkıran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birden çökme, kötü bir yenilgi; nehri tıkayan buz v.b,nin birden çözülmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabaklık, sepicilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mâni olmak, engel olmak, menetmek, mahrum etmek, yoksun bırakmak. debar from menetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gemiden çıkmak, karaya, çıkmak debarka tion (i). karaya çıkma, çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kıymetini düşürmek, ayarını bozmak; şeref ve itibarına halel getirmek, tezlil etmek, alçaltmak, indirmek; bozmak. debased coinage içindeki gümüş veya altın miktarı azaltılmış madeni paralar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). soruşturulması gereken, munakaşa edilebilir; şüpheli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tartışmak, münakaşa etmek, müzakere etmek; çok düşünmek; (i). tartışma, münakaşa, müzakere, fikir mücadelesi. debating society münazaralar tertip eden kurum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). ayartmak, baştan çıkarmak; (i). sefahat, sefahat âlemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sefih kimse, ayyaş kimse, zampara; (fig). çöplük horozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sefahat, ayyaşlık, uçarılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (debâgat’ten. Türkçe: tabak). Derileri sepileyip meşin, sahtiyan, kösele vesaire yapan esnaf: Debbağ ustası, çırağı, işçisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دباغ] sepici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tabakhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dibi yuvarlak bakır kap, bir çeşit bakraç: Yağ, bal debbesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Topuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Patırtı, kütürtü. 2. Tantana, haşmet: Kemâl-i debdebe ve dârât ile şehre girdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

array. state. pomp. display. splendour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pomp and circumstance. pageantry. pomp. show. splendour splendor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دبدبه] gösteriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Tantanalı, gösterişli, şanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. grandiose. pompous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir nevi fıtık hastalığına yakalanmış olan insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arka üstü yatıp iki yana çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to struggle and kick about while lying on one's back. to struggle desperately. flop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıtık çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). tahvil, senet, pusula. debenture bonds tahvilât.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. débit

coğ. akım

Bir akarsuyun herhangi bir kesiminden saniyede geçen suyun hacmi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentally challenged , mentally deficientdefective , moronic , retarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). takatini kesmek, kuvvetten düşürmek , zayıflatmak. debility (i). zayıflık, takatsizlik, kuvvetsizlik; anormal derecede halsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâtip, yazıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دبير] katip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mektep, medrese.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zimmet, borç; (f). zimmet kaydetmek; birinin zimmetine kaydetmek. debit an account bir hesabı zimmetine kaydetmek. debit balance zimmet bakıyesi. debit a person with a sum, debit a sum against a person, debit a sum to a person bir meblağı bir

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nazik, tatlı, güler yüzlü, şirin, zarif, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ask). dar ve kapalı bir yerden meydana çıkmak, çıkmak; açık bir yere çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bir asker, astronot v.b'ni) dönüşünde sorguya çekmek. debriefing (i). dönüşte yapılan soruşturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). döküntü, yıkıntı, enkaz; (jeol). birikmiş parçalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch pedal. clutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). borç, alacak, matlup; suç, kabahat. debt of honor namus borcu. bad debt tahsil olunmayacak borç, tahsili kabil olmayan alacak. balance of a debt borç bakiyesi. be in anyone's debt bir kimseye borçlu olmak. consolidated debts muntazam borçlar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). borçlu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (bir odadan) gizli işitme cihazlarını sökmek; bir makina veya sistemin kusurlarını gidermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k).dili. kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başlangıç; (sahneye) ilk çıkış bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdim olunması. make one's debut ilk defa olarak çıkmak, ilk konser v.b.'ni vermek; sosyeteye ilk defa takdim olunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sosyeteye ilk defa takdim olunan genç kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). beynini çıkartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DE’B) (i. A.). Adet, usûl, kaide, Ayin: Deeb-i dtrin üzere.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Her açıdan kolay izleme için değişebilir açılı yüksek kaliteli geniş LCD ekran. Bu özellik ile çekilecek alanı belirlerken kamerayı yukarı veya aşağı doğru eğerek kadrajı rahatlıkla ayarlayabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Avrupa’da Ortaçağ’da feodal hükümdarlar: Şövalye, baron, vikont, koht, marki vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. overlord. seigneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seigneur. feudal lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. local potentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derebeyinin mülkü, toprağı, devletçiği, idare tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism. bullying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 28 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dün gece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bekçilik, muhafızlık, kolculuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیشب] dün gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİVAN-I MUHASEBAT) (i. F. A.). Muhasebeler dîvânı, Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileri de onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten ‘aspartame’ denilen tatlandırıcı, şekerden 200 kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yazan yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekinmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tabii evinizdeki teneke kutu kolaları suya atıp, yüzme bilip bilmediklerini test etmek gibi bir merakınız yoksa bilemezsiniz. Suya atılan bir teneke kutu diyet kola batmaz ama aynı hacim ve ebattaki normal kola batar. Bunun doğruluğunu ABD’deki kola üreticilerinin yetkilileride onaylamışlardır. Peki diyet kola yüzmeyi nasıl öğrendi?

Her iki kolayı da suya koyduğunuzda (attığınızda değil) diyet kola yüzeye doğru çıkar ama, klasik kola da taş gibi dibe oturmaz. Yüzeye çıkayım mı, çıkmayayım mı dercesine salınır durur.

Üreticilerin bu durumu, diyet kolalarda kullanılan suni tatlandırıcıların yoğunluklarının şekere göre daha az olması ve bu nedenle de bir kutuda daha az miktarda kullanılmaları şeklinde izah ediyorlar. Gerçekten “aspartame” denilen tatlandırıcı, şekerden 2 yüz kez daha tatlıdır. Yani bir kolayı tatlandırmak için 10 çay kaşığı şeker koymanız gerekiyorsa, aynı tatlılığı bir çay kaşığının yirmide biri kadar suni tatlandırıcı katarak verebilirsiniz.

Aslında diyet kola ve kutunun yapıldığı alüminyumun yoğunlukları ayrı ayrı sudan fazladır ama kutunun içindeki hava ve gaz kabarcıkları, onun ortalama yoğunluğunu, suyun yoğunluğunun biraz altına indirir. Arşimet’e göre ortalama yoğunluğu sudan az olan her şey yüzebilir.

Bu arada biradan da bahsetmeden geçemeyeceğiz. Evinizdeki aynı hacimdeki teneke kutu biraları suya koyun, hepsinin farklı derinliklerde kaldıklarını göreceksiniz. Bunun nedeni suyun kaldırma gücünden ziyade tüketici yasalarıdır. Kutunun kenarında yazan hacim miktarı yasal olarak en az olanıdır. Doldurma sistemindeki hassasiyet pek iyi değilse, daha çok dolanlar daha ağır olabilirler.

Kutu biralar eğer üzerlerinde yasal minimum miktar kadar doldurulurlarsa, içlerindeki hava ve karbondioksit sayesinde yüzebilirler. Ancak üreticiler, yasadan çekilmeleri nedeni ile, biraları minimumdan değil de, biraz fazla doldurmayı tercih ettiklerinden kutuların çoğunluğu suda dibe gider.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pressed lamb roasted on a large vertical spit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iki dilli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amendable. improvable. qualifiable. rectifiable. remediable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dağ kırlangıcı, keçisağan. Ar. hattâf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابابيل] kırlangıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. iblis). İblisler, şeytanlar, (bk.) İblis.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eban b. Osman b. Affan: Hz.Osman’ın üçüncü oğlu olup valilik etmiştir. Cemel vakasında Hz, Aişe’ye refakat etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dimension. dimensions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dimensions. size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dimension. dimensions. gauge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bâtıl). Bâtıllar, (bk.) BAtıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اباطل] saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (f). cezir, deniz sularının çekilmesi; bozulma, düşüş, düşkünlük; (f). çekilmek (deniz); bozulmak, düşmek, zayıflamak. ebb tide cezir, inik deniz. at a low ebb çok fena vaziyette, müşkül durumda. ebb and flow gelgit, meddücezir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah ebedi eylesin, daim eylesin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski alfabelerde hecelemelerin alt tarafında bulunan bir ibârenin ilk kelimesi ve bütününün ismidir. Ibâre şudur: Ebced hevvez huttî kelmen sa’fes karaşat sahhız zazzıg. Bu kelimeler, Arap alfabesindeki harflerin sırasını gösterir. Ebced hesabı = Arap harflerinin rakam gibi kullanılışında bir kelime veya ibâreden tarih veya diğer bir sayı çıkarılması. Ebcedhân = Henüz ebced okuyan, tahsilin başında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابجد] sayısal değer verilmiş arap alfabesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. İ.). Arap harfleri ile gösterilen ve birkaç çeşidi olan eski Türk notası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ ابجدخوان] okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi, deneyimsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bedîl). Bediiler, (bk.) Abdâl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدال] derviş, abdal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beden). Bedenler, vücutlar, (bk.) Beden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدان] bedenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğurtma sanatını icra eden kadın veya doktor. Ebe kadın, ebe tabib. Ar. kaabil, kaabile: Ebe iskemlesi, ebe ürikesi = Eski cahil ebelerin doğuracak kadınları oturtmayı Adet edindikleri bir iskemle. Ebe pişiği = Pisi otu. Söz ebesi = Çok söyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midwife. obstetrician. accoucheuse. wise woman. it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midwife. it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midwife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bulgur iriliğinde yağan kar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı çocuk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Abâd) Sonu olmayan gelecek zaman. Ar. müstakbel. Mukabili: Ezel (başı olmayan geçmiş zaman). Ilel-ebed = Nihâyetsiz, dâima. Ebed-ül-eb«d = Hiçbir vakit, aslâ. Minel-ezel ilel-ebed = Başlangıcı olmayan ve nihayetsiz bir zamanda. Ebed-müddet = (Yanlış bir terkiptir). Sonsuz, tükenmez, ebedî müddet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابد] sonsuz gelecek zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Sonu olmayan gelecek. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (menfî cümlede). Hiç bir vakit, ilelebed, nihayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدا] asla, hiçbir zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebed» den imen.) (mü. ebediyye). Sonu olmayan, gelecek zamana mensup ve müteallik. Sonsuz, zevâlsiz, tükenmez: Ebediyyüd-devâm = Ebediyen dâim olacak. Mukabili: Ezelî: Başlangıcı olmayan. Türkçe: Hiç bir vakit, aslâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never ending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abiding. eternal. everlasting. perpetual. never-ending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternal. deathless. perennial. perpetual. timeless. undying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدی] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal / eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternally. forever. for ever. in perpetuity. to perpetuity. for perpetuity. for evermore. ad infinitum. everlasting. evermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evermore. forever. eternally. for ever. for good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in perpetuity. eternally. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.) 1. Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik. 2. Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. endlessness sonsuzluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Ebedî olarak. Ar. ilelebed.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیا] sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیت] sonsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı ebem gümeci). Çiçeği ve kökü tıpta kullanılan ve yaprığı sebze gibi yenilen meşhur bitki, pinpirik. Ar. habbâzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hubbaz): Ebegümecigillerden; çiçekleri ilaç, yaprakalrı da sebze olarak kullanılan ve genellikle tarla kenarlarında kendi kendine yetişen bir ottur. 20-70 cm. boyundadır. Yaprkalrı sarmaldır. Mayıs - Ağustos ayları arasında çiçek açar. Yaprak ve çiçeklerinde fazla miktarda müsilaj vardır. Yaprak ve çiçekleri kurutulmadan kullanılır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Mide ve bağırsakların muntazam çalışmasını sağlar. Kabızlığı giderir. Mide bulantısı ve kusmaları önler. Ateşi düşürüp, vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihaplarını giderir. Nezle, bronşit, nefes darlığı tedavisinde kullanılır. Lapası çıbanların olgunlaşmasını sağlar. Burun kanamasını durdurur. Dişeti hastalıklarını tedavi eder. Mide ağrısını keser. Burun tıkanıklığını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eleğimsağma (alâim-i semâ), gökkuşağı, yağmur kuşağı; alkım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ebenin sanatı ve mesleği. Ar. kıbâle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midwifery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midwifery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Hayırlı, şerefli, faziletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ebed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.) («eb»den). Ana baba, Ar. vâlideyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parent. parents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parents. father and mother. folks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابوین] anababa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yazılım içeriğine bağlı olarak çocukların izlemesini önlemek için ebeveynler tarafından yazılımın “kilitlenmesini” sağlar. Ebeveyn kilitli diskin normal izlenmesi için, kayıtlı tanımlama kodu gerekmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Bahirler, denizler, (bk.) Bahr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahs). Bahisler. (bk.) Bahis.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابحاث] bahisler, tartışmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Temiz kanı yürekten bedene dağıtan büyük bir damar ki, arka boyunca uzanır: Şiryân-ı ebher.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - En parlak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. buhar). Buharlar. (bk.) Buhar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («eb» isminin İrâb’da aldığı bir şekil olup künyelerde bulunur), (bk.) Eb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابی] baba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bikr). Bikrler, bekâretler, (bk.) Bikr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bekâmet» ten smüş.). Dilsiz, Ar. ebsem, ahres.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابکم] dilsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dilsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alaca bulaca. 2. Rengârenk. 3. Alacalı at.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابلق] alacalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Alaca ata binmiş, mec. Yiğit, muharip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Açık kaşlı. 2. mec. Vuzuhlu, nurlu, parlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «belâhet» ten smüş.). Ahmak, akılsız, budala. Ebleh-pesendâne = Budalaların beğeneceği şekilde. Ebleh-firîb = Ancak ahmakları aldatabilir («eblehâne» ve «eblehî» tâbirleri kullanılacak şeyler değildir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbecile. stupid. foolish. moron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابله] bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Ahmakcasına, akılsızcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Avlayan, aptal aldatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهانه] bön bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهی] bönlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ibn). ibnler, oğullar, (bk.) İbn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابنا] oğullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. binâ). Binalar, yapılar, (bk.) Bina.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابنيه] binalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., şiir siyah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing. Fr.). Soğuk ve sıcağa karşı dayanıklılığı kükürt vasıtasıyle arttırılmış kauçuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebonite. hard rubber. vulcanite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard rubber , vulcanite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ebonit, bir çeşit siyah sert kauçuk, volkanit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(s). abanoz, abanoz ağacı, (bot.) Diospyros ebenum; (s).abanozdan yapılmış; siyah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulut.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابر] bulut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Bulutlu, (kelimesi kelimesine) buluta bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ürkme, kaçma. 2.Birden bire ölme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. burç). Kaleler, kale burçları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابرآلود] bulutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «berr» diliEbegümeci mizde kullanılmaz). Hayır sahipleri, temiz insanlar, takvâ sahibi adamlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابرار] iyi insanlar, dürüst insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hayır sahipleri. 2.İyiler, dindarlar, özü sözü doğru olanlar. Şeş Ebrar: Altı hayır sahibi, Hz.Ebu Bekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bars» tan smüş.). Bars yan miskin hastalığına yakalanmış, abraş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابرد] dondurucu soğuk, çok soğuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berş» ten smüş.). Benekli (at), abraş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ابرش] alacalı at. 2.alaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابریشم] ipek, bükülü ipek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. ebruvân). Kaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Farsça ebrî: Bulut renginde ve daha doğrusu Çağatayca ebre: Elbise yüzü, kürk kabı). 1. Hâre gibi dalgalı ve damarlı (kumaş, kâğıt vesaire). 2. kitap ve defter kabı yapmak için kullanılan renkli kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marbling. watering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابرو] kaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kaş. 2.Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. 3.Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan, mermer, damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hüsn-ü hat’ta kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Mermer gibi hâreli veya damarlı olarak boyamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

variegated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde dalga dalga renkler bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. ebrû). Kaşlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. basar). Basarlar, görüşler, (bk.) Basar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابصار] gözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beter» den smüş.). I. Kuyruksuz, kuyruğu kesik. 2. Eksik, noksan, tamam olmayan. 3. Zürriyeti kalmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («eb» isminin İrâbda bir şekli olup künyelerde bulunur), (bk.) Eb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Baba, ata. (bkz.Ebi, peder).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(İbn Sina). Ali Sina’nın babası anlamında. Ünlü Türk bilgini.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Ebu’l-Hakem Amr b. Hişam b. el-Muğire) İslam’ın doğuşunda müslümanların en büyük düşmanlarından. Mekkeli müşrik. Müslümanlara en büyük işkeneler onun tarafından yapıldı. Cehalet ve bilgisizliğin babası anlamında Ebu Cehil denildi. Hakkında ayetler indi. Bedir savaşında İslam mücahidi İbn Mes’ud tarafından öldürüldü.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(acıhıyar): Kabakgillerden elma iriliğinde meyvesi çok acı ve ishal yapıcı bir bitkidir. İçeriğinde “colocynthine” vardır. Zehirlidir. 2 gramdan fazlası öldürebilir. Haricen kullanılır. Kullanıldığı yerler: Romatizma, mafsal ve nikris ağrılarını dindirir. Kaşıntıları geçirir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Süleyman b. el-Eşas es-Sicistani. Kütüb-i Sitte’den birisi olan Sünen-i Ebu Davud’un müellifi. Büyük hadis bilgini. 500.000 hadis arasından seçtiği 4800 hadisten oluşan Sünen’i, ahlak, tarih ve fıkıhla ilgili meseleleri içerir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Asıl adı Halid b. Seyd’dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine’ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir oldu. İstanbul’a kadar gelip Bizanslılarla savaştı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). (Nu’man b. Sabit). Hanefi mezhebinin kurucusu. Müetehid, alim. (Küfe 699-Bağdat 787). Kabil’den gelen büyük babası Kufe’ye yerleşti. İslami ilimler sahasında mükemmel bir eğitim gören İmam-ı Azam ictihad edebilecek seviyeye geldi. Devrinin en meşhur bilginidir. Küfe kadılığı teklifini reddedince Halife Mansur onu hapse attırdı. Hapishanede iken vefat etli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hatmf çeşitlerinden bir çiçek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye’de vefat elti.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Altın sahibi, servet ve zenginlik sahibi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) -Sahabedendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), insanların babası yani Adem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fâtihler babası; II. Mehmed’in lakabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korku babası. Mısır’da, Cİze’de, Ehramlar’ın karşısındaki büyük Sfenks heykeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buselik makamının eski adı. Bûselik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deve yavrusunun babası. - Hulefa-i Raşidin’in ilkidir. Hz.Ebubekir’in lakabı. Rasûlullah (s.a.s)’ın nübüvvetinden önce de sonra da en yakın arkadaşı olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Arapça’da hanzal ve Fransızca’da coloquinte denilen acı bir meyve.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). içi kaynayan, taşkın, coşkun, şevkli; kaynayan, taşan (sıvı) .ebullience, cy (i). kaynayıp taşma; coşkunluk, şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaynama; taşkınlık, coşkunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). Cisimlerin kaynamaya başlama derecesini ölçmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابوالبشر] Âdem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bâb). Bâbiar, kapılar, (bk.) BAb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ابواب] kapılar. 2.bölümler, bâblar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek ak, pek beyaz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beyt). Beytier, evler. (bk.) Beyt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابيات] beyitler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyaz» dan smüş.) (mü. beyzâ). Ak, seftd, beyaz: Bahr-ı Ebyaz = Akdeniz. Yed-i Beyzâ = Hazret-i MÜsâ’nın mucizesi olan ak el.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابيض] bembeyaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bezr). (bk.) Bezr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bûd). Bûdlar, en ve boylar, (bk.) BÜd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ابعاد] boyutlar. 2.uzunluklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابعد] çok uzak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Garip, yabancı. 2. Sert huylu at. (bk.) Ecânib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ECNEBİ) (i. A.) (mü. ecnebiyye). 1. Yabancı, bigâne: Memâlik-i e«nebiyye, düvel-i ecnebiyye, lisân-ı ecnebi = Yabancı ülkeler, devletler, dil. 2. Diğer bir memleket veya ırk ve milliyete mensup olan, diğer bir devlet tabiiyetinde bulunan adam: Ecnebilere mahsus bir yer (ecânib, bizce kullanılmıyan ecneb’in cem’i ise de bir mânâsı müşterek olduğundan, bunun cem’i yerinde kullanılıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign yabancı. foreigner yabancı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alien. foreign. foreigner. stranger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجنبی] yabancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yabancılık, bir yabancı devletin tab’alığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Ecnebilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Edep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادب] terbiye. 2.utanma duygusu. 3.edebiyat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edep öğretici, öğretmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdetshane, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Söz edebi. Kaba kelimeler kullanmayıp, ifade edilecek mefhumu kapalı anlatma usulü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (Öl: 1325). Osman Gazi’nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir rolü oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. edebiyye) (edeb’den imen.). Edebiyata ve edebî ilimlere mensup ve ait: Onun edebî iktidarı büyüktür. Asâr-ı edebiyye = Edebî eserler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary. literate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary. literary yazınsal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary work. literary output.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EDEBİYYAT) (i. A. c.). Edebî ilimler, şiir, kompozisyon, dil, gramer, arûz vs.’ye ait ilimler ki, fennin zıddıdır (Fr. lettres). Edebiyyât-ı Arabiyye, edebiyyât-ı şarkıyye, edebiyyât-ı garbiyye. kütüb-i edebiyyât = Arap, Doğu, Batı, edebiyatı, edebiyat kitapları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature. belles lettres. polite letters. letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature. letters yazın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature. letters. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary history. history of literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edebiyatla uğraşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters. teacher of literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters. man of letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profession of letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. edebi). Edebiyatla uğraşanlar, edipler. Osm. üdebâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اکذب] kuyruklu yalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ayaklanmada veya kötü bir işte önayak olan kimse. Fars. sergerde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ringleader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kingpin. protagonist. ringleader. vanguard. chief. gang-leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ringleader. chief of a bandit gang. protagonist. riot leader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zayıf düşürmek, dermansız bırakmak, mecalsiz bırakmak. enfeeblement i. zayıflatma, zayıflatılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ovalık yerin iniş ve çıkışı. Çukur ve tepeleri, düzleştirilmemiş yer; Arıza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unevenness. roughness. rough ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unevenness. roughness of the country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uneven. rough. bumpy. rugged. rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. rough. rugged. uneven. bumpy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steep and broken. bumpy. hilly. rugged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düzleştirilmemiş yamrı yumru (yer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undulating ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bal, Ar. asel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesîb» den itaf.). Daha münasip, daha veya pek lâyık ve şayan: O adam bu ise ensebdir; cümlenin ensebi odur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -bi) i eski Yunanistan'da reşit olarak tam vatandaşlık haklarını elde eden genç. ephebic s. bu gençlere ait; bir canlının olgunluk dönemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çeşitliliği ve kontrolü parmaklarınızın ucuna getiren EPUB, e-kitap meraklılarına hizmetler ve donanımlar arasında daha fazla birlikte çalışabilirlik sağlayan yeni uluslararası açık standarttır – ve Sony’nin yeni Reader’ı bunu destekleyen ilk özel e-kitap okuma aygıtıdır. EPUB metin ‘akışın yeniden düzenler’, bu da yalnızca ‘yakınlaştırmak’ yerine yazı tipi boyutunu ve sayfa düzenini değiştirmenizi sağlar – böylece kitapları en rahat hissettiğiniz şekilde okuma özgürlüğüne sahip olursunuz. Reader, EPUB biçimiyle birlikte BBeB ve Adobe® PDF gibi mevcut e-kitap biçimlerini de destekler®. Açık bir biçim olduğu için, yasal üçüncü taraf e-kitap mağazalarından, web sitelerinden ve hatta halk kütüphanelerinden edindiğiniz çok çeşitli ücretsiz ve ücretsiz içeriğe de erişebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ağırlık ölçüsü. Bazı Arap ülkelerinde kullanılır. Miktarı yerine göre değişir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accessibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yüzyıllarca önce insanlarda şeytani güçlerin, bebeklerin veya küçük çocukların odalarında dolaştıklarına, onların vücutlarına girmek için fırsat kolladıklarına ilişkin ortak bir inanç vardı. Ayrıca bu şeytani güçlerin, mavi renk tarafından kovulduğuna da inanılıyordu. Çünkü mavi göklerin rengi idi. Hatta bugün bile hala Ortadoğu’da şeytanı kovmak için, bazı evlerin kapıları maviye boyanmaktadır.

O zamanlarda, sülalenin devamı için, erkek bebeklerin önemi daha fazla olduğu için, şeytan korkar da gider diye, erkek bebeklerin ve küçük erkek çocukların giysilerinin mavi olması adet haline geldi ve yüzyıllar boyunca devam etti.

Çok sonraları kız bebekler de “erkek bebekler kadar önem kazanınca”, onların giysilerine de bir renk verilmesi ihtiyacı doğdu ve de çiçeklerin en güzeli olan gülün rengi, yani pembe renk verildi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. erânib). Tavşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ارنب] tavşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeheb» den smüş.) (mü. şehbâ). Kır (at). Haleb-i şehbâ = Evleri beyaz taştan olduğu için Haleb şehrine böyle denir.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.

Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.

Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.

Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.

Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16’dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6’sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.

Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.

Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nazar, bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). gözlü cıvata, mapa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz otu, (bot). Euphrasia officinalis; fırazya otu; lobelya, frengi otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaş. eyebrow pencil kaş kalemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

FACEBOOK . Facebook Inc, insanların arkadaşlarıyla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım web sitesidir. 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi 2006 sınıfı öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulmuştu. Daha sonra Boston civarındaki okulları da içine kapsayan facebook, iki ay içerisindeki Ivy Ligi okullarının tamamını kapsadı. İlk sene içerisinde de; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm okullar facebook’da mevcuttu. Üyeler önceleri sadece söz konusu okulun e-posta adresiyle (.edu,.ac.uk,vb.) üye olabiliyordu. Daha sonrasında da ağ içine liseler ve bazı büyük şirketler de katıldı. 11 Eylül 2006 tarihinde ise facebook tüm e-mail adreslerine, bazı yaş sınırlandırmalarıyla açıldı. Kullanıcılar diledikleri ağlara; liseleri, çalışma yerleri ya da yaşadığı yerler itibarıyla katılım gösterebilmektedirler. Alexa istatistiklerine göre facebook 31 Ekim 2010 itibarıyla; Dünya’nın en fazla ziyaret edilen 2’inci sitesidir. Bunun yanı sıra; Kanada, Güney Afrika ve Norveç’in en fazla ziyaret edilen sitesi;İngiltere ve İsveç’in 2'inci en fazla ziyaret edilen sitesi, Mısır ve Panama’nın 3.üncü ABD, Avustralya ve Türkiye’nin de 5'inci fazla ziyaret edilen sitesidir. Facebook ismini “paper facebooks”dan alır. Bu form A.B.D.üniversitelerinde okulların öğrencilerine, öğretmenlere ve çalışanlara doldurduğu onları tanıtan bir formdur. Facebook’un şu anda 800 milyondan fazla kullanıcısı bulunmaktadır. Site kullanıcılara ücretsizdir ve gelirini banner reklamlarından ve sponsor gruplarından almaktadır (Nisan 2006’da gelirlerin haftalık 1,5 milyon dolar olduğu öne sürülmüştür). Kullanıcılar profilleri fotoğrafları, ilgi alanları, gizli ya da açık mesajları ve arkadaş grupları sergilemektedir. Profillerin gösterimi sadece arkadaşlara görünecek şekilde veya belli ağların dışındakilere açık olmayacak şekilde sınırlandırılabilir. TechCrunch’a göre; A.B.D.’deki üniversitelerdeki öğrencilerin %85’inin facebook’da bir hesabı bulunmakta ve bunların %60’ı her gün bağlanmaktadır. %85 her hafta, %93 her ay bağlananlar arasındadır. Facebook sözcüsü Chris Hughes ise kullanıcıların her gün ortalama 19 dakika facebook’da vakit geçirdiğini söylemektedir. Facebook’un Kurucusu, eski Harvard Üniversitesi Öğrencisi Mark Zuckerberg 13 Mart 2009 itibarıyla facebook’un yeni arayüzü tüm hesaplarda kullanılmaya başlamıştır. Ancak bu arayüz, kullanıcılar arasında ikilik yaratmıştır. Bazı kullanıcılar bu arayüzü çok başarılı bulurken, bazı kullanıcılar protesto etmektedir. Facebook yöneticileri ise bu yeni arayüz için ısrar etmektedirler. Teknik açıdan ise facebook, web otoriteleri tarafından en başarılı Web 2.0 uygulamalarından biri olarak gösterilmektedir. 2006 yılında, MySpace’in News Corporation’a satılmasıyla facebook’un da satılacağı söylentileri çıkmıştır. Zuckerberg ise facebook’u satmak istemediğini belirtmiş ve söylentileri yalanlamıştır. İlk teklifin Viacom tarafından 975 milyon dolar olduğu öne sürülür

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فائده بخش] yararlı, faydalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). February.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Pekâla, ne güzel, öyle olsun: Kendisi gelirse febihâ, gelmediği halde de...

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ateş düşürücü ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hummalı, ateşli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şubat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zayıf, kuvvetsiz, dermansız, takatsiz. feeble joke soğuk şaka. feeble minded (s). geri zekâlı; iradesiz. feebleness (i). zayıflık, kuvvetsizlik. feebly (z). zayıf bir şekilde, hafifçe, kuvvetsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah yolunda. mec. Karşılık beklemeksizin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flebit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی سبيل الله] Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (tıp). Toplardamarlarda iç zar iltihabı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). ata cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden haber vermek; (özellikle uğursuz bir şeyi) önceden hissetmek. foreboding (i). kötü bir şeyin vuku bulacağını önceden hissetme, önsezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). fribord.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hür doğmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Galip gelme, yenme, üstünlük, galibiyet: Galebe çalmak, galebeye nâil olmak. 2. Daha çok olma, ekseriyet: Bu kumaşta kırmızı renk galebe çalıyor. 3. mec. Zaptolunamıyacak derecede azgınlık: Hırs galebesi, şehvet galebesi. 4. İnsan topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sieg. Überlegenheit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غلبه] baskın çıkma, ağır basma. 2.kalabalık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kalabalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i av ,cantası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Apple’ın her Mac’i bîr dijital stüdyoya dönüştürmesini sağlayacak yazılım.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تبدیل] değiştirilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görüş sahası geniş olan balkon veya taraça, manzaralı ev; A.B.D., argo adam, delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karnında cenin, dölüt bulunan, Ar. hâmile: Gebe kadın, gebe kısrak. Gebe etmek, gebe bırakmak = Tohumlamak. Gebe kalmak = HAmile olmak, tohumlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant. expectant. big with child. expecting. with young. with child. in the family way. gravid. heavy with child. in pod. preggers. impregnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnant. expectant. big. in the family way. gone. gravid. quick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın veya dişi hayvanın karnında yavru taşıması. Ar. hami, habâle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnancy. gravidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gestation. maternity. pregnancy. gestation hamilelik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnancy. gestation. utero gestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pregnancy test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölü, gebermiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvan) Ölmek, telef olmak. Osm. mürd olmak: Araba atlarının biri geberdi. Bu hayvan açlıktan geberecektir. 2. mec. Telef ve mahv olmak: Kendisine bakmıyor, bir gün geberip gidecektir (insan için küfür ve hakaret yerine kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to die. to peg out. to pop off. to kick the bucket. to croak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kick the bucket. to die like a dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvanı) Öldürmek, telef etmek, gebermesini mucib olmak: Siz bu hayvanı geberteceksiniz. 2. mec. Çok dövmek, çok eziyet etmek: Onun bana ettiğine karşı, ele geçirsem geberteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyunun erkeği, koç. mec. Akılsız, ahmak adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chunky. stupid. half-witted. goofy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateş-perest, Mecûsî, Zerdüştî, eski İran dinine mensup (gâvur kelimesinin bundan çıktığı sanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گبر] ateşperest, ateşe tapan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir yabanî çalının turşuluk yemişi. Kabara. Fr. capre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). At tımarı kesesi, çuldan yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden, bir bitki familyası. Familyanın örnek bitkisi gebreotu’dur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözetici, gözcü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit yol çan tası, bavul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., şiir yer, toprak; İng. vakıf arazisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yerde oturmayıp çadırla konar göçer olan topluluklar. Ar. bedevi: Arabistan göçebeleri. Göçebelerin ahlâk ve Adetleri. Göçebe kavim, adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nomad. wandering. migratory. roving. migrant. vagrant. nomad. wanderer. immigrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

migrant. nomad. nomandic. migratory. migrating. wandering. nomadic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nomad. wanderer. nomadic. migrant. migratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göçebe olma hali. 2. Devamlı bir yeri olmayıp sık sık yer değiştirme hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nomadic life. migration. wandering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (gonca, leb = dudak). Dudağı goncaya benzeyen: Bir dllber-i gonca-leb.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bektaşi üzümü, (bot.) Ribes grossularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discernible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinguishable. perceptible. visible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discernible. noticeable. plan to view. viewable. visual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precious thing / person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gözün saydam tabakasının arkasında «irisi denen renkli kısmın ortasında siyah bir dairecik şeklinde görülen açıklık. 2. mec. Pek aziz ve sevgili kimse. Gözbebeği gibi sevmek = Pek çok sevmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupilar. pupillar. pupilary. pupillary. pupil. pupilla. apple of the eye. apple of eye. orb. blue boy. dearest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupil. pupil of the eye. apple of the eye. the apple of sb's eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pupil of the eye. pupil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Gözün bir kazayla yaralanması veya romatizmalı hastalarda üşütme sonucu ortaya çıkar. Bazen; şeker hastalığı, burun hastalıkları, ve frengili hastalarda da görülür. Tıp dilinde iritis denilen bu hastalık vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi gerekir. Hasta, ışığa fazla bakamaz. Gözlerinde veya gözlerinin üst kısmına gelen bölgede şiddetli ağrılar vardır. Gözlerde; sulanma ve kızarıklık da görülür. Göze dikkatle bakıldığında; renkli kısmın etrafındaki rengin de koyulaştığı görülür. Üşütme sonucu ortaya çıkan gözbebekleri iltihabında, aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyan kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 50 gram meyan kökü konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir dalgıç kuşu, küçük yumurta piçi, (zool.) Podiceps ruficollis. red necked grebe kırmızı boyunlu yumurta piçi, (zool.) Podiceps grisegena .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rehber, rehber kitabı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayçiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower. helianthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower. sunflower ayçiçeği.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5 bin civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzdde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır. Ancak 5 milyar yıl hayli uzun bir zaman süresidir, şimdiden telaşa kapılmaya gerek yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. garîb). Garipler. Gurebâ Hastahanesi = Eskiden kendilerini baktırmaya parası olmayan fıkaranın bakılıp tedavi olundukları hastahane. Bugün İstanbul’dadır, (bk.) Garip.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غربا] garipler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hadebe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدب] kamburluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi botanik). Kambur, yumru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi botanik). Kamburluk, yumruluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sağılmış süt. 2. Süt sağma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Halebli, haleb şehri halkından olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (bisiklette) gidon; ABD, (k.dili) palabıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çançiçeği, yaban sümbülü, (bot.) Campanula rotundifolia .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuş beyinli, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'ya mahsus iri bir antilop .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Değer, kadir, şahsî, kıymet. İnsanın kendi tabiî değeri, neseb mukabili: Bu adamın haseb ve nesebir vardır (böyle beraber kullanılması aynı mânâda olmaları zannına sebebiyet vermiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İtibar, «be» edatıyle beraber «bihaseb» kullanılır ki, itibariyle, göre, -ce demektir Behasebülİrâb = Irâb itibariyle, İrâbca. Türkçe «ile» veya «-ce» edatıyle de kullanılır: Akrabalık hasebiyle, hasebince: Münasebetiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cem’i haşebe, haşebât gelirken biz yanlış olarak ahşab kullanıyoruz). Ağacın odun kısmı, kerestesi, aslı: Ceviz ağacının haşebi iyi cilâ alır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خشب] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. haşebât). Ağaç, odun, yonga.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حصبه] kızamık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Odun yapısında, odun gibi, oduna ait, odun cinsinden 2. (botanik) Ağaç gibi, ağaca benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. T). Dolayısıyle, -den ötürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

because of. by reason of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. İnce toz. HebS-i mensûr = Havaya kalkmış ince toz. 2. İsraf, telef: Hebâ oldu, hebâya gitti. Boş, beyhude, nafile: Bu kadar çalışmamız hebâya gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste. loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هبا] boş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yitirmek, yazık etmek, elden kaçırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yitmek, yazık olmak, yok olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

boşa gitmek, yazık olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yedi günlük müddet, hafta; yedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Yu). (mit). tanrıların sakisi olan gençlik ve bahar tannçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tarihte ahmaklığı ile meşhur bir Arab’ın adı. 2. mec. Zeki ve becerikli olmadığı halde kendini öyle sanan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zihnini körleştirmek, zekasını söndürmek. hebetation (i). körleştirme, zihin körlüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin körlüğü, anlayışsızlık; letarji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.)(Erkek İsmi) -Rüzgar.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ibranilere veya ibraniceye ait. Hebraically (z). ibraniceye göre; ibranilere göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibranice deyim; ibrani düşüncesi veya geleneği; Musa dini.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ibranice bilgini; Musevi gelenek ve mezhebine bağlı kimse. Hebraistic (s). ibranilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). ibrani; Musevi; ibrani dili, ibranice; (s). ibranilere veya Musevilere ait. Hebrew calendar (bak). calendar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo yürek çarpıntısı, korku nöbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çöpleme, (bot). Helleborus. black hellebore kara çöpleme, karacaot, (bot). Helleborus niger. white hellebore akçöpleme, (bot). Veratrum album. helleborin (i). çöplemeden elde edilen zehirli bir madde. helleborism (i)., (tıb). bu maddeyi ilaç olarak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir meşrepte bulunan, tabiatı ve yaşayışı aynı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mezhepte bulunan, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir dil kullanan, sözleri bir olanların her biri: Hepsi hem-dil ve hem-zebân idiler. Aynı dili konuşanlar: Çerkesler kabilelere ayrılmışlarsa da hepsi hem-zebândırlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همزبان] aynı dili konuşan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). bu vesile ile, bundan dolayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dar görüşlü, eski kafalı; derisi kemiğine yapısmış (hayvan).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trickster. fraud. swindler. cardsharp. cardsharper. deceitful. tricky. wily hileci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence man. faker. falsificator. sharper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيله باز] hilekâr, düzenbaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evde oturmayı tercih eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. eve doğru giden; vatana dönmekte olan, kendi limanına doğru seyreden (gemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yerli, evde yetiştirilmiş, evde büyümüş, ehli; kaba, yontulmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evde yapılan içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., z. at sırtı; z. at sırtında, ata binerek. on horseback ata binmiş, at üstünde, beygirle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. binektaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at terbiyecisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Huyu güzel, sevimli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüzen ev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uşak, erkek hizmetçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ev soyan hırsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dışarıda veya belirli bir yerde pislemeye alıştırılmış (köpek, kedi); halim selim, munis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nargile; karışıklık, gürültü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبب] taneler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaban mersini ve çay yemişine benzer Amerika'da yetişen bir cins ufak ve siyah meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalça kemiği; aşık kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bumblebee.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free enterprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mikroskop, (bk.) hurdabîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خرده بين] büyüteç. 2.mikroskop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dudağı kurumuş, susamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) , (m. hatîb). Hatîbler. (bk.) Hatîb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حکومت مستبده] istibdat hükümeti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz adası, buzdağı, aysberk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. donmuş nehir veya göl üstünden geçmeye mahsus yelkenli kızak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etrafı buz ile çevrilmiş (gemi); her tarafı donmuş (liman).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D buzdolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buzkıran; bir toplantıda insanları birbirine kaynaştırmak için vasıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drinkable. potable. smokable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drinkable. fit to drink. potable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ikebana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Japon usulü çiçek düzenleme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ebede, ebediyete, sonsuza kadar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الی الابد] sonsuza dek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. borçlu, verecekli; minnettar. indebtedness i. borçluluk; borç miktarı, borçlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üzüm, engür.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عنب] üzüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Üzüm tanesi. 2. (tıp) Gözde çıkan, sivilce, arpacık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (mü. inebiyye). Üzüm tanesi şeklinde olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sarhoş edici; i. sarhoş eden sey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s., i. sarhoş etmek, mest etmek; s. sarhoş, mest; i. sarhoş kimse. inebria'tion i. sarhoş ol- ma. inebri'ety i. sarhoşluk, ayyaşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Televizyonda seyretmiş, gazetelerde okumuş belki de bizzat şahit olmuşsunuzdur. Bazı insanlar kızgın korlar üzerinde, üstelik de çıplak ayakla yürüyebilmekte, ayaklarına da bir şey olmamaktadır. Bu 3-4 metre uzunluğundaki ateş yığınım hiç acı çekmeden ve yara almadan yürüyerek geçenler bunu nasıl ve niçin yapıyorlar, kendilerini nasıl hissediyorlar?

Ateş yürüyüşü Hindistan, Japonya, Güney Afrika, Endonezya, Tahiti gibi yerlerde binlerce yıldan beri dini geleneklere dayanarak uygulanagelmiştir. Günümüzde ise gösteri ve psikolojik tedavi de dahil bir çok amaçla uygulanmakta, bu konuda bilimsel toplantılar ve seminerler düzenlenmektedir.

Psikolojik tedavi amacı ile uygulayanlar asıl amacın ateşin üzerinden yürümeyi başarmak değil, bunu başardıktan sonra güven duygusu ile özel hayatta ve iş yaşamında da başarılı olmak olduğunu söylüyorlar. Önemli olanın ateşe hükmetmek değil, güvenemediğimiz her şeyin üzerine cesaretle gitmek olduğunu savunuyorlar.

Peki nasıl oluyor da ateşte yürüyenlerin ayaklarına bir şey olmuyor? Olaya ruhsal bilinç değil de bilimsel açıdan yaklaşanların değişik görüşleri var. Bir görüşe göre 200 - 300 derece sıcaklıkta ayak tabanları normalden çok ter atmakta, bu ter tabakası koruyucu bir örtü oluşturmaktadır.

Nasıl kızgın bir tava üzerine düşen su damlası, aralarında oluşan buhar tabakası nedeniyle hemen yok olmaz, tava üzerinde zıplayıp durursa, onun gibi bir şey. Ancak ayak tabanı ile kızgın kömürler arasında böyle bir şeyin oluşması mümkün görülmüyor.

Bir diğer görüşe göre önemli olan ayağın kömürler üzerine basış süresidir. Buna göre yüksek sıcaklıklar, çok kısa bir sürede etkili oldukları zaman acı vermiyorlar. Deri yüzeyindeki alıcılar ısıya oldukça yavaş reaksiyon gösterdiklerinden 0,3 saniyeden kısa bir sürede etkili olan 500 derecelik bir sıcaklığı yalnızca 2 derece olarak algılıyorlar. Bu nedenle ateş üzerinde yürüyenler işin tekniğini biliyorlar ve çok hızlı hareket ediyorlar, böylece ateşe basış sürelerinin çok kısa olmasını sağlıyorlar.

Ama bu görüş de tam tatminkar değil. Basış süresi 0,3 saniyeyi geçmesine hatta 7 saniyeyi bulmasına rağmen ayakları yanmayan yürüyücüler de var. Ateş üzerinde çorapla yürüyenlerin ayaklarının duyarsızlığı trans hali ile açıklansa bile bu, çorapların nasıl olup da yanıtladığını açıklayamaz.

Yürüyüş sırasında beynin acıyı bastıran ‘endorfin’ gibi maddeleri salgıladığı doğrudur ama bu da ayak taban derilerinin nasıl olup da yanmadığına açıklık getirmez.

Psikologlara göre ateş yürüyüşü henüz bilimsel yöntemlerle tam açıklığa kavuşturulabilmiş değildir. Hiç bir dini inancı olmayanlar da dahil, ateşte yürüyenlere kendilerinin bu gücü nereden aldıkları sorulduğunda, tümü aynı cevabı veriyor: İnanç.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir cismin suyun üstünde kalabilmesi için sudan hafif olması gerekir. Ancak 120 kiloluk bir insanın suda çok rahat sırt üstü yattığını, çok zayıf bir kişinin ise suyun üstünde kalabilmek için debelendiğini çok kez görmüşsünüzdür. Burada önemli olan ağırlık değil yoğunluktur. Yani cismin hacim olarak bir santimetreküpünün veya bir litresinin ağırlığıdır.

İki konuyu birbirinden ayırt etmek lazımdır. Yüzme bilmek insanın suda bir noktadan diğerine bir şekilde gidebilmesidir ki, bunu insanın karadaki yürümesine veya koşmasına benzetebiliriz. Suyun üstünde kalmak ise karada ayakta durmak gibidir. Doğuştan bu yetenek bize verilmiştir.

Suyun yoğunluğu, yani bir litresinin ağırlığı l kilogram olduğundan sadece l ,00 olarak gösterilir. Kemiklerimizin yoğunluğu 1.80, adalelerimizin 1.05, vücudumuzdaki yağların 0.94, ciğerlerimizdeki havanın ise 0.00’dır. Bu yoğunlukların vücudumuzdaki miktarlarına göre ortalaması alınınca, ortalama bir insanın vücudunun yoğunluğunun sudan biraz az olduğu görülür. Yani istesek bile suyun dibinde kalamayız, su bizi yukarı iter.

Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Memeli hayvanların, koyunlar da dahil olmak üzere çoğunluğu suyun üstünde kalabilir. İnsanlarda çok adaleli olanlarla, bir deri bir kemik olanların yoğunlukları daha yüksektir ve suyun üstünde kalmaları pek rahat değildir. Kadınların vücutlarında erkeklere oranla daha çok yağ bulunduğundan, yoğunlukları nispeten azdır ve su onları daha rahat taşır.

Yüzme sporu yapanlarda ise durum farklıdır. Özellikle erkeklerin uzun boylu ve ince olmaları gerekir. Bu yapıda olanların vücutlarının yoğunlukları ortalama insandan daha fazladır ama onlar için önemli olan, suyu geri çekerek ileri hareketi sağlayacak olan kas gücü ve suya en az direnci gösterecek vücut yapısıdır.

Tuzlu su, tatlı sudan biraz daha yoğundur. Bu yüzden denizde yüzmek, tatlı su dolu bir havuzda yüzmekten daha rahattır ve tuzlu suda daha hızlı yüzülebilir. Bütün diğer kara sporlarının aksine, yüzmede kadınların performansı erkeklere çok yakındır. Şüphesiz bunun nedeni ise kadınların erkeklere göre yoğunluklarının daha az olması ve böylece suyun onlara sağladığı kolaylıktır.

Bazı ülkelerde kadınlara havuzda, suyun içinde doğum yaptırıldığını medyada izlemişsinizdir. Doğan bebekler sağlıklı olarak suyun üzerine gelebilmekte, daha sonraki gelişmelerinde, suyun altında çok rahat hareket edebilmektedirler. Çünkü bebekler, ana rahminde su içindedirler. Suyun içinde olmak onlar için değişik değil, zaten alışık oldukları bir ortamdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir cismin suyun üstünde kalabilmesi için sudan hafif olması gerekir. Ancak 120 kiloluk bir insanın suda çok rahat sırt üstü yattığını, çok zayıf bir kişinin ise suyun üstünde kalabilmek için debelendiğini çok kez görmüşsünüzdür. Burada önemli olan ağırlık değil yoğunluktur. Yani cismin hacim olarak bir santimetreküpünün veya bir litresinin ağırlığıdır.

İki konuyu birbirinden ayırt etmek lazımdır. Yüzme bilmek insanın suda bir noktadan diğerine bir şekilde gidebilmesidir ki, bunu insanın karadaki yürümesine vaya koşamasına benzetebiliriz. Suyun üstünde kalmak ise karada ayakta durmak gibidir. Doğuştan bu yetenek bize verilmiştir.

Suyun yoğunluğu, yani bir litresinin ağırlığı bir kilogram olduğundan sadece 1.00 olarak gösterilir. Kemiklerimizin yoğunluğu 1.80, adelelerimizin 1.05, vücudumuzdaki yağların 0.94, ciğerlerimizdeki havanın ise 0.00’dır. Bu yoğunlukların vücudumuzdaki miktarlarına göre ortalaması alınınca, ortalama bir insanın vücudunun yoğunluğunun sudan biraz az olduğu görülür. Yani istesek bile suyun dibinde kalamayız, su bizi yukarı iter.

Bu sadece insanlar için geçerli değildir. Memeli hayvanların, koyunlar da dahil olmak üzere çoğunluğu suyun üstünde kalabilir. İnsanlarda çok adeleli olanlarla, bir deri bir kemik olanların yoğunlukları daha yüksektir ve suyun üstünde kalmaları pek rahat değildir. Kadınların vücutlarında erkeklere oranla daha çok yağ bulunduğundan, yoğunlukları nispeten azdır ve su oranları daha rahat taşır.

Yüzme sporu yapanlarda ise durum farklıdır. Özellikle erkeklerin uzun boylu ve ince olmaları gerekir. Bu yapıda olanların vücutlarını yoğunlukları ortalama insandan daha fazladır ama onlar için önemli olan, suyu geri çekerek ileri hareketi sağlayacak olan kas gücü ve suya en az direnci gösterecek vücut yapısıdır.

Tuzlu su, tatlı sudan biraz daha yoğundur. Bu yüzden denizde yüzmek, tatlı su dolu bir havuzda yüzmekten rahattır ve tuzlu suda daha hızlı yüzülebilir. Bütün diğer kara sporlarının aksine, yüzmede kadınların performansı erkeklere çok yakındır. İüphesiz bunun nendeni ise kadınların erkeklere göre yoğunluklarının daha az olması ve böylece suyun onlara sağladığı kolaylıktır.

Bazı ülkelerde havuzda, suyun içinde doğum yaptırıldığını medyada izlemişsinizdir. Doğan bebekler sağlıklı olarak suyun üzerine gelebilmekte, daha sonraki gelişmelerinde, suyun altında çok rahat hareket edebilmektedirler. Suyun içinde olmak onlar için değişik değil, zaten alışık oldukları bir ortamdır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Yüzümüz kişiliğimizin aynasıdır. Duygularımızı, düşüncelerimizi yansıtır. Yüzümüz sayesinde birbirimizi tanır, bir kimsenin yaşını hatta hangi coğrafyadan olduğunu tahmin edebiliriz. Çocuklar konuşmada olduğu gibi insan yüzlerini ayırt etmeyi de sonradan öğrenirler.

Yetişkinler ise başka ırktan olan kişileri tanıyıp ayırt etmekte zorluk çekerler. Beyaz ırka göre tüm Japonların birbirlerine benzemesi gibi. Oysa aynı milletten olanların hatta dışa kapalı bir toplumda yetişmiş olanların bile yüzleri birbirlerinden çok farklıdır. Bu özellik sayesinde insanlar birbirlerini tanımayı başarırlar.

Bildiğimiz, gördüğümüz kişilerin bırakın şimdiki yüzlerini görür görmez tanımayı, o kişiye ait çocukluk fotoğrafını bile ilk gördüğümüzde, ona ait olduğunu çıkartabiliriz. Tüm insanların yüzlerinde aynı organlar var, kaş, göz, ağız, kulak, burun, vb. Beynimiz nasıl oluyor da bu organların insandan insana değişen ve her insana değişik ve kişisel bir yüz ifadesi veren bu çok küçük farkları tespit edebiliyor?

Yüzün hangi bölümünün kişiyi tanımada daha önemli bir rol oynadığı sorusu kesin bir cevap bulabilmiş değildir. İnsanların karşısındakileri tanımak için yüzün tamamına bir göz atması yeterlidir.

Karşımızdaki yüzü beynimizin algılaması ve tanıması bir kaç kademeden sonra oluyor. Önce yüzden yansıyan ışık gözümüze giriyor, yani aydınlık ortam şart. Beyin önce açık ve koyu renkli noktalan, sonra da renkleri tespit ediyor. Daha sonra da her şeklin köşelerini kontrol ediyor. Bütün bunlar çok süratli oluyor ama bir anda değil. Bu yüksek seviyede tespitte asıl şaşırtıcı olan bunu beynimizin çok küçük ve sırf bu işle görevlendirilmiş bir kısmının yapmasıdır.

Beynimizin bu minik kısmı yüz görüntüsünü tespit ettikten sonra hafıza ile kontrol ederek, kime ait olduğunu bize hatırlatıyor. Tüm bu kademelerin sırrı henüz çözülebilmiş değildir. Günümüzde en gelişmiş bilgisayarların bile halen başaramadığı bu işlem en çok bilgisayarlarla ilgili araştırma yapan bilim insanlarının ilgisini çekmektedir.

Hayvanlar insanları çoğunlukla kokularından ayırt ederlerken insan beyninin yüzleri hafızaya alma ve zamanı gelince karşılaştırmalı değerlendirme için geliştirdiği mekanizma gerçekten çok şaşırtıcıdır.

İnsan beyninin bu görüntü hafızası ile bilgisayarlar arasında çok önemli bir fark vardır. Bilgisayarlar yazı ve numaraları hafızalarına daha kolay alırlarken resimler hafızada daha çok yer kaplarlar. İnsan beyninde ise durum bunun tam tersidir. Bu nedenle beynin resim hafıza kapasitesi çok geniştir.

Beynin bir yüzü tanıyabilmesi için bazen de ilave bilgiler gerekir. İlk bakışta tanınamayan bir kişi hakkında geçmişi ile ilgili biraz bilgi verildiğinde hemen akla gelebilir. Bütün bu müthiş meziyetine rağmen beynimiz, insan isimlerini hatırlamada bu kadar başarılı değildir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (zool.) omurga kemiği olmayan, omurgasız, vertebrasız; mukavemetsiz, dayanıksız, zayıf iradeli; (i.) omurga kemiği olmayan hayvan; dayanıksız kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Akıl, zihin, zekâ. 2. Akıllılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرق ابيض] beyaz ırk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [استفاده بخش] yararlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عشوه باز] işveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kutu açılınca içinden fırlayan yaylı kukla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İsrail kralı Ahab'ın karısı İzabel; şirret kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

içine para atılınca istenilen plakları çalan otomatik pikap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. astronomi). Gökyüzünün kuzey yarımküresinde görülebilen Akreb burcunun en parlak yıldızı, Fr. Antares, Lat. Alpha Scorpius.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: KâL’A-BEND) (i. F., Ar. kal’a, Fars. benden = bağlamak). Bir kaleye hapsedilmiş mahkûm, (bk.) Kal’abend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalebent olma cezası. bk. Kalebent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kebap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Baharattan karabibere benzer bir tane.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(hindistaneriği): Cava, Sumatra ve Borneo’da yetişen “piperaceae”nin kurumuş meyvesidir. Taze iken %6-15 terementi ruhunun polimeri bir esans ve kübebik asidden mürekkep bir reçine ve kübebin denilen kristalize, lezzetsiz bir cevher ihtiva eder. Kullanıldığı yerler: Mide ve idraryolları hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ya benzemekle beraber Arapça değildir). Lüle dibi tütün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kebîr) (mü. kebîre). Kebîreler, büyükler, bk. Kebîre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kebîse). Sene-i kebîseler, bir gün fazlası olan yıllar, şubat 29 çeken yıllar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEBAB) (i. A.). 1. Susuz olarak ateşte şişle veya başka şekilde pişmiş et: Kebap pişirmek, kebap yemek, orman kebabı, tencere kebabı, hırsız kebabı, şiş kebabı vesaire (et yemeklerinin çeşitleri). 2. Ateşte kavrulmuş veya alazlanmış, her çeşit yiyecek: Mısır, kestane, fındık kebabı. 3. Ateşte pişmiş, kavrulmuş, alazlanmış kebap et, kestane, mısır. 2. mec. Yanmış, yanık, Ar. mahruk, Fars. sûhte: Yüreğim kebâb oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kebab. kabob. roasted meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kebab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shish kebap. meat broiled or roasted in small pieces. roasted. broiled. kebab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şişte et pişirip sade veya pide tiridiyle ve yoğurtla hazırlayarak satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cook and seller of shish kebap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kebapçı mesleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iki kat dalyan ağı çekme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Çobanların ve köylülerin giydikleri ve yere serdikleri yünden kaba aba: Tandır kebesi, ter kebesi (çeşitleri). Yanbolu kebesi = Tüylü çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekbâd). Karaciğer. Iltihâb-ı kebed, elem-i kebed, hasât-ı kebed, seretân-ı kebed vs. = Karaciğer hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کبد] karaciğer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kebediyye). Karaciğere ait.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kedi tırnağı): Bir çeşit çalıdır. Fransa’da ve ülkemizin Akdeniz bölgesinde yetişir. Yemişi nohuttan büyüktür. Turşusu yapılır. Kökünün kabukları kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, vücuda rahatlık verir. İştah açar. Skorbüt tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Koyunun erkeği, koç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. zooloji). Keklik, bk. Kebk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kebîre) (c. kibâr küberâ). 1. Büyük, ulu, koca: Cebel-i kebîr, dâire-i kebîre (maddî şeyler için daha çok azîm ve cesîm kullanılır). 2. Yaşlı, büyük: Veled-i kebîr = Büyük oğul. Şeyh-i kebîr = Yaşlı ihtiyar. 3. Büluğ yaşına erişmiş, çocukluktan kurtulmuş: Bir kebîr oğlu ve iki kebîre kızı ile diğer bir sagîr oğlu vardır, c. Küberâ = Büyük adamlar, yüksek mevkilerde bulunan devlet adamları: Küberâ konakları, c. Kibâr = Asil ve şerefli adamlar: Kibar meclisi, kibar kıyafeti, bk. Kibar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big. great.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کبير] büyük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Büyük, ulu azim. 2.Yaşça büyük yaşlı. 3.Çocukluktan çıkmış genç. 4.Allah’ın isimlerinden. Abdülkebir şeklinde kullanılmalıdır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kebâir) (müz. kebîr). Katil ve zinâ gibi büyük günah, zıddı: sagıyre.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Kebir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kebs» ten smüş.). Sene-i kebîse = Bir gün fazlası olan yıl ki, şubat 29 çeker. c. Kebâis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Keklik, bk. Kebg.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Çukurluğu doldurup düzleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kibâş). Erkek koyun, koç, çepiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کبش] koç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mavi, gök renginde Çeşm-i kebûd = Mavi göz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کبود] mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mâvi, gök renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mavilik. 2. Mâvi renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) Güvercin. Kebüter-i nâme-ber = Mektup getirip götürmeye alışık güvercin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کبود] güvercin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güvercin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güvercin yetiştiren veya besleyen, güvercin sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kebûter). Güvercinler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omuz kürkü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesilmiş koyunların omuz küreklerine bakarak kayıptan haber vermek iddiasında bulunan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yazın bahçelerde ve çayırlarda uçuşan dört kanatlı, kanatları rengârenk toz gibi ince pullarla süslü böcek. Kelebek gibi = Pek güzel giyinmiş küçük kız. 2. Koyunların ciğerine Arız olan hastalık ki, kelebek şeklinde parçalar hâsıl eder: Koyunlar kelebek olmuş; o sürüye kelebek düştü. 3. Bazı Aletlerde bulunan bir çeşit mandal. Kelebekotu = Dağ yoncası. Kelebeksarmaşığı = Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butterfly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butterfly. throttle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butterfly. moth. butterfly nut. wing nut. butterfly valve. damper in a flue. throttle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türü olan böcek. 2.Narin, ince kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vent glass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kelebek denilen ciğer hastalığına uğramış (koyun).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کمان ابرو] kaşı yay gibi olan sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kâtîb). Kâtipler, yazıcılar, bk. Kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. ketebe yani «onu yazdı» tâbirinden gelir). 1. Levha, kitap vesaire imzası ki, nihayette «ketebüi-fakıyr filân» diye yazılmak Adetti. 2. Hattat icâzeti (diploması): Ketebe aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kevâkib). Yıldız, gök cismi, Ar. necm, Fars. sitâre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کوکب] yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Yıldız gökyüzündeki parlak cisimleri ifade eden genel isim. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vaktiyle büyük adamların yanında sancak gibi tutulan bir alâmet ki, uzun bir sırığın ucuna yerleştirilmiş parlak bir küreden ibaretti. 2. mec. Alay, debdebe, tantana.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کوکبه] gösteriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kevkebiyye). Yıldıza ait veya yıldız şeklinde olan (necmî gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kaf’ın zam ve kesri caizdir). Kenevir, kendir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرم ابریشم] ipek böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کرم شب افروز] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bıçak temizlemeye mahsus tahta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copying ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözleri bağlanan birinin arkadaşlarından birini el yordamıyla yakalamaya çalışması şeklinde olan bir çocuk oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind man's buff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Köşe tutturan; köşeyi tutturmaya yarayan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle iron. brace clamp. brace. gusset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusset. angle iron. cornerpiece. bracket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ver sıçanı, kör sıçan. Köstebek illeti = Sıracanın bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mole. spy. infiltrator. taupe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hobble. mole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.) (musiki). Türk musikisinde 5 koma değerinde aralık. s

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Küçük mücenneb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Fr.) (musiki). Türk musikisinde 5 koma değerindeki bemol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. A. Fr.) (musiki). Türk musikisinde 5 koma değerindeki diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Üst kısımları bembeyaz ve küme hâlinde, taban kısmı koyu renkli ve çok defa düz bulut, kümülüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Dudak, Ar. şefe. Gonca-leb = Gonca dudaklı. Şeker-leb = Tatlı dudaklı. 2. Sahil, kıyı, kenar. Leb-i deryâ = Deniz kenarı. Lebâleb, leb-rîz = Ağız ağıza dolu. Leb-ber-leb = Dudak dudağa, öpüşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لب] dudak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dudağı açık. mec. Konuşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لب دریا] sahil, deniz kenarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Akıl sahibi olma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Akıllılık, zeyreklik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dudak dudağa, ağız ağıza, dolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لبالب] ağzına kadar dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Lübnan Cumhuriyeti; Lübnan dağları. Lebanese i., s. Lübnanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). Efendim, buyurun, ne emriniz var? emrinizi bekliyorum (cevap ve soru için kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sahtiyan şeridinden örme sade at başlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Süt. 2. Ekşi süt, yoğurt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لبن] süt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lebeniyye). Süte ait veya süt çeşidinden olan. (anatomi) Ev’iyye-i lebeniyye = Süt damarları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lübb» den smüş.) (mü. lebîbe). Akıllı, zeki, akıl ve zekâ sahibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Akıllı, zeki, fatin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Lebib).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A botanik). Fasîle-i leblâbiyye = Sarmaşık çeşidinden bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A botanik). Sarmaşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğlencelik olarak yenilen kavrulmuş nohut. Leb demeden leblebiyi anlamak = Daha söze başlar başlamaz ne denmek istenildiğini anlayıvermek. Sakızleblebisi = Beyaz leblebi. Leblebi unu = Leblebinin öğütülmüşü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted chickpea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted chickpeas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted chickpea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted chickpeas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Leblebi kavuran ve gezdirip satan adam, leblebici dükkânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Giyme. 2. İki şeyi birbirinden farkedememe (iltibâs daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alev. Ebû-Leheb = («Alev babası» yani «cehennemlik»). Peygamberimizin amcası olduğu halde en fazla aleyhinde bulunup düşmanlık eden adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaşamak için gerekli olan kan; hayat veya kuvvet veren tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cankurtaran sandalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kireç ocakçısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhabbetkuşu, zool. Meleopsittacus undulatus; ufak bir papağan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama edâtı, sebak «sebk» den geçmiş zaman, 3. müz. şahıs). Sebk eden, geçen, geçmiş: Mâ-sebakı unutmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahlep, bot. Prunus mahaleb.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Süt ve pirinç unu ile yapılan pelte kıvamında bir tatlı. Mahallebi çocuğu = Nazlı büyütülmüş. Su mahallebisi = SUtsüz yapılan ve pekmezle yenilen mahallebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mahallebi yapıp satan kimse. 2. Nazlı büyütülmüş, çıtkırıldım kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yalandan inanma; s. sahte, samimi olmayan, sahtekâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماسبق] geçen, geçmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meâdib). Ziyafet, davet, düğün.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مباد] sakın, aman sakın, olmaya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مبادا] sakın, aman sakın, olmaya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mebde’). Mebde’ler, başlangıçlar, (bk.) Mebde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبادی] ilkeler, prensipler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. c.) (m. mebhas). Mebhaslar. (bk.) Mebha».

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مباحث] konular, bahisler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. meblağ). Mebleğlar. (bk.) meblağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (müfredi yoktur). 1. Yapılar. S. Temel, esas, kaideler: Mebânî-l hendese.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبانی] temeller. 2.yapılar, binalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبدأ] başlangıç noktası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Baş, başlangıç, ilke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبدأ تاریخ] tarih başlangıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bede’» den mimli masdar) (c. mebtdt). Başlama, başlangıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (I. A. «bugz» dan imef.). Bugzolunan, bugz ve kine uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bahsi den İm.) (c. mebâhis). 1. Bir bahse alt yazı, makale veya fasıl, kısım, bölüm: Mebâhls-I llmlyye. 2. Terimlerde Yunanca «logie» tâbirini tercüme eder: Mebhasüi-esmâr (carpologie), mebhasü’l-ezhâr (çiçekler ilmi) vesaire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبحث] bölüm, fasıl. 2.bilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «behr» den İmef.) (mü. mebhûre). Nefes darlığına uğramış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soluyan, soluğan, nefes darlığına yakalanmış olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) (bkz.Mebhur).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبحوث] bahsedilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. mebhûsü anhâ). Bahsolunan şey, mezkOr: Mes’ele-i mebhûsü anhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «beht» ten imef.) (mü. mebhûte). Sersem, şaşkın, hayran: Mebhût oldu kaldı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبهوت] şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mebâltğ). Para miktarı: Gönderilen meblâğ geldi; biriken para epey bir meblâğ olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sum. amount. sum of money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amount. sum (of money. quantum. sum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبلغ] tutar. 2.para.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «beli» den İmef.) (mü. meblûle). Islanmış, ıslak, nemli, yaş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبنی] bina.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «blnâ» dan imef.) (mü. mebniyye). 1. Bina olurtmuş, yapılmış, kurulmuş: Bir kayanın üstünde mebnt bir kale. 2. mec. Bir şeye dayanan. Ar. müstenld: Kuvvetli delillere mebni. -dan dolayı, -dan nâşl: Keyifsiz olduğuna mebnt bugün gelemedi, bugün gelmeyişi yağmur yağdığına mebntdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبنی] dayanan. 2.bina edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tebrike şayeste. Kullu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mebruk).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berr» den imef.) (mü. mebrûre). Makbûl, hayırlı, övülen: Hizmet-! mebrûresi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Beğenilmiş, hayırlı, yararlı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mebrur).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mebsut).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bast» tan İmef.) (mü. mebsûta). 1. Açılmış, yayılmış, serilmiş, döşenmiş, açık: Cömertliği mebsûttur. 2. Etrafıyla anlatılmış, mufassal. Zamme-I mebsûta = Arap harfleri İle yazılan Türkçe’de açık okunan zamme ki, kol ve yol gibi ağırı, göz ve söz gibi hafifi olurdu. Zıddı: Zamme-I makbûza.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبسوط] yaygın, açık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Açılmış, yayılmış. Uzun uzadıya anlatılan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(!. A.), mebsut olarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبسوطا] yaygın olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deputy. member of parliament milletvekili.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member of parliament. deput. congressman. deputy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبعوث] gönderilmiş. 2.milletvekili. 3.ölümden sonra dirilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEBZUL) (i. A. «bezi» den İmef.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. opulent bol. çok.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. bounteous. generous. handsome. lavish. plentiful. profusely. superabudant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبذول] bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبذولا] bolca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مبذوليت] bolluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bolluk, çokluk. Ar. kesret: Meyvenin mebzûllyyetl. 2. Bol verme, esirgememe: Lutuf ve ihsânının mebzûllyyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEB’ÜS) (i. A.) (mü. meb’ Üse). 1. Gönderilmiş, gönderilen: Hak dinine davet İçin Tanrı tarafından meb’Üs olan peygamberler. 2. Ölümden sonra diriltilmiş olan. 3. Milletvekili (Farsça çokluğu: meb’Üsân).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Meb’Osun sıfatı ve durumu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهول النسب] onun bunun çocuğu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مدینة النبی] Medine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kisb»den mimli masdar) (c. mekâsib). 1. Kazanç, kâr. 2. Kazanca vasıta olan iş: Bu, benîm meksebimdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مکتب] okul. 2.ekol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب عالی] yüksekokul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب حربيه] harp okulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب ابتدائی] ilkokul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب اعدادی] lise.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب رشدی] ortaokul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب سلطانی] Galatasaray Lisesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nedb» den mimli masdar). Gürültüyle ağlama. Bâb-ül-Mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz ki, tehlikesi sebebiyle böyle adlandırılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ji.). Hayırsız, haylaz, Aciz, yaramaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرکب] binit. 2.eşek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükûb» dan im.) (c. merâkib). 1. Yolculukta binilecek şey, hayvan, araba vesaire gibi. 2. Bilhassa gemi: Merâkib-i bahriyye. 3. (Türkçe) Eşek: Merkebe binmek, beyaz merkepler meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Merteban’da yapılan bir cins çanak çömlek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâtib). 1. Basamak, derece: Mertebe mertebe çıktılar. 2. Rütbe, pâye, menzile. Yükseliş derecesi: Bu mertebeye erişti. 3. Miktar, değer, kıymet: Bu mertebede sabır ve tahammülü herkes gösteremez. 4. (musiki) Musikide usullerin derecesi, 2, 4, 8 veya 16 derecesinde olması. Silsile-i merâtib = Rütbeye göre, aşağıdan yukarıya sırasiyle: Sllsile-i merâtibe rîayet etmek. Ali meritiblhlm = Rütbelerine göre, rütbe sırasiyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extent. degree. stage. rank. position. grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. grade. rank. step. stage. position. place. point. quality. rate. state. estate. standing. extent. measure. peg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرتبه] derece. 2.miktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sözlük yazarı, sözcük anlamı uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meşârib). t. Tabiat, huy, maya. 2. Adet, huy, yaratılış. 3. Hareket, gidiş, tavır: Açık meşrebli, derviş meşrebinde, rind-meşreb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مشرب] yaratılış, tabiat. 2.içme yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشربه] maşrapa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مذهب] yol. 2.mezhep. 3.ekol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., k.dili az kültürlü, sıradan zevkleri olan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihlab.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şarlatanlıkla sahte ilâç satan kimse; şarlatan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. muarrebe). Arap’laşmış; Arapçaiaşmış: Farsça’dan muarreb bir kelime (insanlar hakkında «mütearreb» ve «rnüstareb» kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «muâtebe», itâb’dan imef.). Paylanan, azarlanan. Muâteb olmak = Paylanmak, azarlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «itâb» dan masdar). İtâb etme, birinin suçunu yüzüne vurup ondan dolayı tekdirime, çıkışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayb» tâyîb’den İmef.) (mü. muayyebe). Tâyîb olunmuş, ayıplı, Ar. mâyûb, müstehcen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tâyîb olunan şeyler, ayıp ve müstehcen işler: Muayyebâttan kaçınmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azâb, tâzîb’den İmef.). Azap içinde bulunan, eziyet çeken, çok sıkıntı gören (Arapça’da olduğu gibi «ceza görmüş» mânâsiyle dilimizde kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معذب] acı çeken, azap çeken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenb» den masdar). Bir tarafa çekilme, uzaklaşma, sakınma, kaçınma: Kötülükten mücânebet etmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «cevâb» dan masdar). Birbirine cevap verme, atışma, sözle veya yazıyla tartışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezb» den masdar). Birbirini çekme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act of god. act of providence. act of got. force majeure. circumstances beyond one's control. acts of God. fortuituous / unforeseeable event / circumstances. case of absolute necessity. superior force. main act. impossibility of performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vücûb», İcâb’dan imef.). 1. Bir söz veya işin icap ettiği şey, netice: Hadîs-i Şerîf mucibince. 2. Büyük bir memurun kendisine sunulan evrakı tasdik için ettiği işaret. 3. Bir irade veya fermanın icabını açıklamak için yazılan yazı. (bk.) MÜcib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Büyük Müeenneb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Küçük Mücenneb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tecrübe» den imef.) (mü. mücerrebe). Denenmiş, tecrübe olunmuş: Böyle olduğu mücerrabdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Tecrübe olunmuş işler, görgü: O adamın ilmi yoksa da mücerrebâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Seçilmiş, seçkin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Seçilmiş, seçkin. Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «darb»dan) (c. mudârebât). 1. Dövüşme, vuruşma: Münakaşa mudârebe ile neticelendi. 2. Bir taraftan sermaye, diğer taraftan emek konmak üzere akdoluran şirket.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tedbir alınmış, düşünce ile hareket edilmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müdebbire). Her işin arkasını ve sonunu düşünüp önden çare arayan, işin har cihetini iyi düşünen tedbirli, tedbir alan, çare bulan: Müdebbir bir kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tedbirli şekilde: Müdebbirine harekette bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tedbirli olma, uzağı düşünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Debdebeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebed» den imef.) (mü. müebbede). 1. Ebede kadar süren, sonsuz, ebedî: Cennet’te müebbed bir ömre kavuşacağız. 2. Ömrün sonuna kadar devam edecek olan: Müebbed hapis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ebede kadar, sonsuz: Müebbeden bahtiyar olsunlar’. 2. Ömrü oldukça, ömrünün sonuna kadar: Müebbeden hapse mahkûmdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetual. endless. unending. lifelong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life imprisonment. imprisonment for life. life sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «edeb» den imef.) (mü. müeddebe). İlim ve edep öğrenmiş, terbiye olmuş, edip, terbiyeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «galebe» den). Birbirine galebe çalmaya, galip gelmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «gayb» den imef.) (tekliği dilimizde kullanılmamıştır). Gizli ve görünmez şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hadeb» den imef.) (mü. muhaddebe). 1. Kanbur, tümsekli. 2. (matematik, geometride) Kürenin bir kısmı gibi ortası tümsekli ve daire şeklinde olan, zıddı: mukaar, Fr. convexe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahallebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custard. pudding. milk pudding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mollycoddle. namby pamby. softy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dairy bar. dairy lunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربات] harpler, muharebeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHAREBE) (İ.A. «harb» den) (c. muhârebât). 1. İki veya fazla devlet veya taraf arasında savaş, harb, cenk: Fransa Prusya muharebesi; bir muharebe çıkması muhtemel değildir; muhârebât-ı bahriyye (bu mânâsı dilimizde yerini «harb» ve «savaş» kelimelerine bırakmıştır). 2. Bir defada yapılan vuruşma, meydan muharebesi: Mohaç, Çaldıran, Haçova muharebeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. war. action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle. combat. engagement. fighting. war.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محاربه] harbetme, savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hesap işleri. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay, (bk.) Muhâsebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUHASEBE) (i. A. «hisâb»dan) (c. muhâsebât). 1. Hesaplaşma, sayışma, hesap görme: Sizinle bir muhasebemiz vardır. Kendisiyle kat’-ı muhasebe ettik = Hesabımız kalmadı. 2. Hesap ilmi ve usûlü, muntazam hesap ve defter tutma usûlü: Muhasebede mahareti vardır; muhasebeden hiç anlamam. 3. Bir resmî dairenin hesap şubesi, gelir ve giderlerin hesaplandığı, ödemelerin yapıldığı şube veya kalem: Muhasebe-i vilâyet; muhasebe kalemi; muhasebe mümeyizi; muhasebe kâtipleri. Devr-i muhasebe = Selefin halefe hesap verip defter, senet, mevcut nakit vs.’yi teslim etmesi. Dîvân-ı Muhâsebât = Sayıştay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeping. accountancy. business office. cashier's office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accounting. bookkeeping. accounting or bookkeeping department of a firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İmparatorluk devrinde bir nezâretin (bakanlığın) hesap ve para işlerine bakan yüksek memur: Maliye, maarif muhasebecisi. 2. İmparatorluk devrinde bir sancağın (vilâyet = ilin) hesap ve para işlerine bakan memur: Saruhan, Kütahya muhasebecisi (vilâyetinkine «eyalet» defterdâr ve kazânınkine mal müdürü denirdi). 3. Bir şirkette aynı işle uğraşan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. controller. chamberlain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountant. bookkeeper. bookkepeer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bookkeeper accountant. bookkeeper. bursar. chamberlain. bookkeeping clerk. entering clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir bakanlık veya resmî dairenin yahut bir vilâyetin muhasebe işlerine ve mâlî işlerine başkanlık eden zatın memuriyet ve vazifesi: Dahiliye, adliye, posta ve telgraf, Amasya muhasebeciliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accountancy. accountant. bookkeeping. the profession of an accountant. clerkship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hezb» den imef.) (mü. mühezzebe). Düzeltilmiş, yoluna konmuş, terbiye olunmuş: Ahlâk-ı mühezzebe sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUKAABELE-Bİ’LMISL) (i. A.). Fena bir harekete, aynı şiddette bir başka hareketle cevap verme, misilleme («mukabele-i bi’l-misl» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «kurb» dan). Birbirine yakın olma, yaklaşma, yakınlık, akrabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kurb» dan imef.) (mü. mukarrebe). Yaklaşmış, yakın. Melek-i mukarreb = Allah’a yakın olan melek. ( A. c. mukarrebîn) Hükümdarın yakın hizmetinde bulunanlar, mâbeynciler, musâhibler vs.: Mukarrebîn-i hazret-i pâdişâhîden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقرب] yakın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ketb.den masdar) (c. mükâtebât). Biribirine yazma, mektuplaşma, muhabere: Babamla muntazam mükâtebemiz vardır; ortağımla mükâtebeyi kestim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabs»dan imef.) (mü. muktebese). Bir yerden alınan, faydalanılan: Bu haber diğer bir gazeteden muktebestir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقتبس] alıntı yapılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabs» dan if.) (mü. muktebise). Birinin bilgi ve tecrübesinden faydalanılan (asıl Arapça’da «ateş yakmak için birinden ateş alan» demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kisb» den imef.) (mü. müktesebe). Kazanılan, kazanılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. c.). Edinilen bilgiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lebs» ten imef.) (mü. mülebbese). 1. Giyilmiş. 2. İltibastı, farksız, karışık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kadın olma hali, kadınlık; kadınlık hususiyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «lebs» ten lf.) (mü. mültebise). İltibastı, diğer bir şeyden farkolunmayan, şüpheli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as possible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münâsebet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜNASEBET) (İ.A. «nisbet» ten masdar) (c. münâsebât). İki şey arasındaki nisbet, uygunluk, muvafakat: Hâli ile kıyafeti arasında münasebet yoktur. 2. Yakışma, uyma: Münasebet almaz. 3. Alâka, yakınlık, bağlılık: Kendisiyle biraz münasebetimiz vardır; onun bizimle münasebeti vardır. 4. Vesile: Bir münasebetle kendisine işi açtım; münasebet düşerse söylerim. Ne münasebet? = Oyle şey mi olur? Bunun imkânı var mı? S. İki şahıs veya topluluk arasındaki iş ve bağlılıklar: Onunla münâsebâtımıZ pek İyi değildir; biz onunla münasebeti kestik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. relation. connection. intercourse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. connection. reason. means. comparison. contact. intercourse. pertinency. proprieties.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in connexion with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the occasion of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uygun, muvafık, münasip: Bu iş pek münasebetli oldu. 2. Yakışır, yaraşır: Münasebetli bir kıyafet. (hâl) Münasebetli münasebetsiz = Münasebet olsun olmasın: Oraya münasebetli münasebetsiz gidiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportune. appropriate. securely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasebeti olmayan, uygunsuz, yersiz: Bu iş münasebetsiz oldu. 2. Yakışıksız, yaraşmaz: Münasebetsiz bir kıyafet. 3. Söyleyeceğine ve yapacağına münasip vakit ve hâl düşünmeyen: Pek münasebetsiz adamdır. 4. Münasebet düşmeksizin, vesilesiz: Ben oraya münasebetsiz gidemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inappropriate. inopportune. tactless. thoughtless. impertinent. impossible. improper. inapposite. incongruous. inconvenient. inexpedient. irrational. malapropos. naughty. out of the way. unbecoming. undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inopportuness. unseemliness. tactless action. tactlessness. impertinence. impolicy. inconvenience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nevbet» ten masdar). Nöbetle iş görme, nöbetleşme: Münâvebe ile bekleriz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternation. rotation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nöbetle, sıra ile: İki kişiye bir at düştüğünden münâvebeten biniyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nebeh» ten if.) (mü. münebbihe). 1. Uyandıran, uykudan kaldıran. 2. Gafletten uyandıran: Münebbih ihtarlar. 3. (tıp) Uyku kaçırıcı maddeler: Kahve münebbihtir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hübût tan if.) (mü. münhebita). Yukarıdan aşağıya inmiş, düşmüş, Osm. hubût etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. mûrebe). Arap gramerinde İrâb kabûl eden kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rebeve» den if.) (mü. mürebbiyye). Bir veya birkaç çocuğun eğitilmesiyle görevli erkek veya kadın, terbiyeci, hususî öğretmen: Mürebbiyeler ve mürebbîler elinde büyümüş adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

governess of children. governess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadın terbiyeci. (bk.) Mürebbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «rücûb» dan imef.). Saygı değer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Birkaç parçadan yapılmış maddeler. 2. iki veya fazla kelimenin birleşmesinden yapılmış kelimeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «retb.den imef.) (mü. mürettebe). 1. Tertip olunmuş, sıralanmış, sıraya konmuş. 2. Kurulmuş, uydurulmuş, yalandan düzenlenmiş. 3. Tayin ve tahsis olunmuş, hususî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Maaş ve tâyinât: Hazineden mürettebatı vardı. 2. (denizcilik) Savaş gemisinin insan mevcûdu; yolcu vapurları ve şilebleri kullanan vazifelilerin tamamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. complement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew. flight crew. ship's crew. man. member of the crew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rabt» tan if, iftiâl). Irtibâtı olan, bağlantılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh, şebeh» den masdar). Benzeme, iki şey arasındaki benzeyiş: Bu iki adam, bu evler arasında ne kadar müşâbehet var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seb» den imef.) (mü. müsebbaa). 1. Yedi parçadan yapılmış, yedili. 2. Yedi kat, yedi ile çarpılan. 3. (matematik) Yedi köşesi veya açısı olan, yedi köşeli: Şekl-I müsebbâ. 4. (edebiyat). Yedi mısrâdan meydana gelen manzume.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A. «şeb’» den imef.) (mü. müşebbaa). 1. Doymuş, tok. 2. (kimya) Bir maddeden erimiş hâlinde tutabileceği miktarı alıp fazla eritemeyen (sıvı), Fr. satur6 («meşbû» da denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «sebeb» den imef.) (mü. müsebbebe). Sebep verilip vücuda getirilmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şibh» den imef.) (mü. müşebbehe). Benzetilen, teşbih olunan. Müşebbehün-bih = Kendisine teşbih olunan (cesur adamı arslana teşbih ettiğimizde «cesur» müşebbeh ve «arslan» müşebbehün-bih’tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine benzetilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebeb» den İf.) (mü. müsebbibe). 1. Sebep ve vesile olan, icap ettiren. 2. Kuran, vücuda getiren, icat eden, tertip ve teşkil eden. Müsebbib-i hakîkî, müsebbibü’l-esbâb = Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. causer. author. instigator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyb» den imef.) (mü. müseyyebe). Kayıtsız, işine dikkat ve ihtimam etmeyen, ihmalci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kayıtsızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garabet» ten imef.) (mü. müstağrebe). Şaşılan, garip, acaip, inanılmayacak: Pek müstağreb bir iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. müstârebe). Arap’laşmış, Arap değilken zamanla Arapça konuşmaya başlamış: Arâb-ı müstârebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan imef.) Apaçık, meydanda olan, vâzıh, şüphe bıTakmayacak şekilde anlaşılan: Söylediklerimden müstebân olduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den imef.) (mü. müstebdele). Değiştirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» ten if.) (mü. müştebihe). Şüpheli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebek» ten if.) (mü. müştebike). Ağ ve kafes gibi birbirine geçip örülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEBİDD) (i. A. if.). İstibdatla hareket edenemrindekilere söz hakkı tanımayan: Müstebit bir Amir, müstebit bir kı rai.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotic. tyrannical. despot. tyrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bu’d»dan). Uzak görülen, olacağı zannedilmeyen, baîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Talep edilen şeyler, İstekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطالبات] istekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «taleb» den masdar) (c. mütâlebât). Hakkını isteme, dâvâ, iddia.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مطالبه] istek. 2.isteme, talep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

istemek, talep etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tayyib» den mas.) (c. mutâyebât). Şakalaşma, karşılıklı latife söyleşme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مطایبه] şakalaşma, birbirine fıkra anlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den if.) (mü. mütebâdile). 1. Bir birinin yerine geçebilen, nöbetle değişen. 2. (matematik, geometri) Karşılıklı. Zâviyetân-ı mütebâdiletân = Karşılıklı iki açı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «büdûr» dan if.) (mü. mütebâdire). Ortaya çıkan. Mütefeâdir-i hâtır = Hatıra gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bahr»den if.) (c. mütebahhirîn). İlimde deniz gibi derin ve geniş olan, ilmin derinliklerine varan: Mütebahhirîn-i ulemâdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «buhâr» dan if.). Tebahhur eden, buharlaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bud’» dan if.) (mü. mütebâide). Birbirinden uzak bulunan, uzaklaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «beka» dan if.) (mü. mütebâkıyye). Geri kalan, artan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the rest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürûz» dan if.). Tebarüz eden, belirmiş, bâriz, Aşikâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «basbasa» dan if.). Tabasbus eden, yaltakçı, yaltaklanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »beyn» den if.) (mü. mütebâyine). Birbirine zıt olan, birbirinin aksi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedeli» den if.). Tebeddül etmiş, değişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «billûr» dan if.) (mü mütebellire) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Billûr şekil ve suretinde donmuş olan, tebellür etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ubûr» dan imef.) (mü. mâtebere) (F. c. muteberân). 1. İtibarlı, hatırı sayılır, hürmetli, saygı değer: MÜteber bir zat, kendisi memleketince pek mûteberdir. 2. Sözü ve imzası geçer, sözüne ve namusuna emniyet ve itimat olunan: Muteber tüccar, kendisi buraca mûteberdir. 3. Geçer, sayılır, kullanılır, makbûl, hükmü olan: Bu söz muteber değildir (bu suretle bilhassa cem’i kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solvent. valid. esteemed. respected saygın. legal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authentic. binding. valid. in force. in effect. esteemed. estimable. worthy. eminent. trustworthy. approved. significant. reputable. noted. sound. admissable. standing. honorable. passable. accredited. good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ معتبر] itibarlı. 2.geçerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. 2.İnanılır, güvenilir. 3.Yürürlükte olan geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bereket» ten if.) (mü. müteberrike). Mübarek, bereketli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «besm»den if.) (mü. mütebessime). Gülümseyen, tebessüm eden, güler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smiling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gülümseyerek, tebessümle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» den if.) (mü. mütebeyyine). Tebeyyün etmiş, meydana çıkmış, ispat olunmuş, apaçık ortada.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den if.) (mü. mütecebbire). Ceberût takınan, cebir ve zorla hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Ceberûtla, zorla: Mütecebbirâne hareket ederdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «kibr» den if.) (mü. mütekebbire). Tekebbür eden, kibirli, azametli, ululuk satan, fodul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kibir ve azametle: Mütekebbirâne cevap verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «libâs» tan if.) (mü. mütelebbise). Giyinmiş («lâbis» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neb’-nübüvvet» ten if.) (mü. mütenebbiye). Nübüvvet dâvâsı eden, peygamberlik taslayan (X. asırda yaşamış büyük bir Arap şairinin lakabıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nübh» den if.) (mü. mütenebbihe). Uyanık, uyanan, bir ihtar, öğüt veya olaydan ders alıp aklını başına toplayan, ibret alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebbek» ten imef.) (mü. müşebbeke). Ağ ve kafes gibi, dallı budaklı, birbirine geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebk» den if.) (mü. müteşebbeke). Ağ gibi birbirine geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den İf.) (mü. müteşebbihe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebes» den İf.) (mü. müteşebbise). Teşebbüs eden, yapışan, girişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. enterprising. entrepreneur girişimci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrepreneur. enterprising. go ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tib» dan İf.) (mü. mütetebbia). Tetebbû eden, arkasına düşüp araştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zebzebe» den if.) (mü. mütezebzibe). Kararsız, tereddüt içinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zebzebe» den imef.) (mü. müzebzebe). 1. Bir şeye karar veremeyen, mütereddit, elinden iş gelmez, mızmız. 2. Karmakarışık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zebzebe» den if.) (mü. müzebzibe). 1. Bir şeye karar veremeyen, mütereddit, elinden iş gelmez, mızmız. 2. Karmakarışık eden, karıştıran, (bk.) Müzebzeb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeheb» den imef.) (mü. müzehhebe). Altın suyu veya yaldız ile süslenmiş, yaldızlanmış, yaldızlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجرب] deneyimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤبدا] ömür boyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکاتبه] yazışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسب] kazanılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسبات] bilgi birikimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتسبه] kazanılmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناسبات] münasebetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مناوبة] dönüşümlü olaram.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منبه] uyarıcı, uyandırıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مربی] eğitmen, eğitici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرکب] oluşan, bileşen. 2.mürekkep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مرتب] düzenlenmiş, tertip edilmiş. 2.dizilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسبب] yol açan, sebep olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlaşılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستبد] despot.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبحر] derin bilgi sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متبحرانه] derinlemesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متباقی] kalan, geriye kalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبارز] açık seçik, belirgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبصبص] yaltakçı, yardakçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متبسم] gülümseyen, tebessüm eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متکبر] kendini beğenmiş, şişinen, büyüklenen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متلبس] giyinmiş, kuşanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متشبث] girişen, teşebbüs eden. 2.girişimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متتبع] araştırmacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذهب] altın yaldızlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Hab(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin şanı ve şerefi. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Şan, şeref. 2. Şan ve şeref sahibi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Şan, şeref, onur. 2.Şan, şeref sahibi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Zekilik. 2.Büyüklük, ululuk. 3.Cömertlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NEBAT) (i. A.) (c. nebâtât). Ot, ağaç ve çiçek gibi yerden biten şey, bitki, (c.) İlm-i nebâtât = Botanik. Nebâtât bahçesi = Bitki çeşitlerini bir araya taplayan bahçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

herb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plant bitki.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نبات] bitki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نبات] nöbet şekeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nebat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نباتات] bitkiler. 2.botanik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

botanical garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nebâtiyye). Nebata, bitkiye ait ve bitki cinsinden, (i. A. c.). Nebâtiyyûn. Botanik bilgini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. botanical. botanical bitkisel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. botanical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نباتی] bitkisel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. zavallı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEBE’) (i. A.) (c. inbâ). Haber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suyun yerden çıkması, kaynama, fışkırma: Nil›in nebeân ettiği yerler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk, harb, kavga. Muharebeye alışık, çok muharebeler görmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نبرد] savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nebeviyye). Peygambere ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neb’»den smüş.) (c. enbiyâ). Peygamber. «Resul» den farkı şudur: Resûl kitap sahibi olan peygambere, «nebî» ise kitap sahibi olmayana da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prophet savacı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prophet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نبی] peygamber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Haberci. Peygamb(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Namlı, şerefli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nebih).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A «nebel» den smüş.) (mü. nebîle). Zekî, güzel huylu, akıllı ve terbiyeli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yüksek meziyet ve onur sahibi. 2.Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz, Nebil).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نبيره] torun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nabiye).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hurmadan ve kuru üzümden çıkarılan içki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bitme, hâsıl olma, yerden çıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nebülöz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -lae) astr. pek uzak olduğundan bulut gibi görünen yıldızlar yığını, nebula; tıb. gözbebeğine arız olan duman. spiral nebula sarmal yapılı yıldız takımı, spiral nebula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulut gibi görünen yıldız kümesine ait. nebular hypothesis güneş sisteminin aslında bulut şeklinde bir madde yığınından ileri gelmiş olduğu varsayımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bulutlu, dumanlı, bulanık; karışık; astr. bulutumsu, nebülöz. nebulos'ity i. bulutluluk, bulanıklık. nebulously z. belirsiz olarak. nebulousness i. belirsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. astronomi). Gökyüzünde geceleri görünen ve bizden milyonlarca ışık yılı uzakta bulunan ve bulutu andıran ışıklı uzay cisimleri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. nébuleuse

gök b. bulutsu

Uzayda gaz ve toz bulutu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nebula bulutsu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Az miktar, ufak şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

particle. bit. dribble. glimmer. rap. shadow. shred. whit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hauch. spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ensâb). Soy, şecere: Bütün insanların nesebi Hazret-i NÜh’a çıkar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نسب] soy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nesebce, soyca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «neseb» den imen.) (mü. nesebiyye). Nesil ve nesebe ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legitimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (musiki). Türk musikisinde şimdi kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisi makam ve dizilerinde tam sekizli ve beşlilerin toplam sayısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) atın yem torbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yuların atın burnu üzerinden geçen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) burun kanaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. notebook

dizüstü

Bilgisayarın her türlü donanımı ile küçültülerek taşınabilir duruma getirilmiş biçimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) not defteri, muhtıra defteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. necîb). Necîbler, asiller, (bk.) Necîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi, güzel, yürekli erkek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mukavva; hamur tahtası; (argo) kartvizit, iskambil kâğıdı; s. mukavvadan yapılmış; dayanıksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ödenebilir; ödenmesi gereken, verilecek; karlı, kar sağlayan. pay able at sight görüldüğünde tediye olunur. payable on demand ibrazında tediye olunur. payable to bearer hamiline tediye olunur. payable to order emre tediye olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çakıl taşı, ufak yuvarlak taş; gözlük camı yapımında kullanılan bir çeşit neceftaşı; pürtüklü deri; f. deriyi pürtüklü hale getirmek. pebbled s çakıl döşeli. pebbly s. çakıllı; üstü pürtüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Pasifik Havzası Ekonomik İşbirliği

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پشه بند] cibinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. filebit, flebit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. damardan kan alma. phlebotomist i. kan alma mutehassısı. phlebotomize f. kan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit sinekyutan, zool. Sayornis phoebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mit. güneş tanrısı Apollo; ( şiir )güneş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -bos, -boes) hastaya ilâç diye verilen tesirsiz madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tar. eski Roma'da avamdan biri, plep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. askeri akademide birinci sınıf öğrencisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. adi, bayağı, avama ait; pleplere ait; i. aşağı tabakadan adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. plebisit, bir mesele hakkında bütün halkın oy kullanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir mesele üzerinde yurttaşların evet veya hayır şeklinde oylarını alma işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Roma'da avam tabakası; avam, halk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. katedralin papaza bağladığı tahsisat; bu tahsisatı temin eden vakıf; katedralden tahsisat alan papaz. prebendary i. katedralden tahsisat alan papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneybatı. A.B.D.'de kızılderili evi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. saf kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kızartılmış ekmeğe sürülen eritilmiş peynir, (bak.) Welsh rabbit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baklagillerden kurumuş tohumları çıngırak sesi çıkaran bir bitki, (bot.) Crotalaria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çalçene kimse, geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(«RÜBAB» şekli galattır) (i. A.). Türk musikisinde bir yaylı çalgı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bir çeşit kemençe. 2.Arapça’da dostlar anlamına gelir. Hz.Hüseyin’in hanımının ismidir

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) iskonto etmek, indirim yapmak, tenzilât yapmak, bir kısmım geri vermek; (i.) indirim, tenzilât, iskonto, geri verilen kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) rabbet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) rebap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) isyankâr, zorba, serkeş; (i.) asi, şaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (led, ling) isyan etmek, ayaklanmak, karşı gelmek; zorbalık etmek, serkeşlik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) isyan, ayaklanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) asi, serkeş, isyankâr. rebelliously (z.) asice, isyan ederek, isyankâr şekilde, serkeşçe. rebelliousness (i.) asilik, isyankarlık, serkeşlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İlkbahar. Rebîülevvel = Hicri 3. ay. Rebîülâhır = Hicrî 4. ay. Nokta-i rebî = İlkbaharın başlangıcı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ربيع] bahar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bahar, ilkyaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Rebi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(!. A.). Üvey oğul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üvey kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. rebîlyye). İlkbahara ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeniden doğma, tekrar dünyaya gelme; yeniden uyanış, uyanma, canlanma, intibah, rönesans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rebî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rebî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Kış sonlarında yapılan ekim. 2.Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sundukları kaside.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) şiddetle yankılanan (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeniden doğmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) çarpıp geri sıçramak, geri tepmek; yansımak, yankılamak (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) esneklik; geri tepme; yankı; (k.dili) hayal kırıklığından sonraki tepki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (f.) (rebroad cast veya ed) tekrarlanan (radyo veya televizyon programı); (f.) tekrarlamak; tekrar yayımlamak; naklen yayımlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) ret; azarlama, ters cevap; geri püskürtme; (f.) reddetmek; ters cevap vermek, azarlamak; geri püskürtmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) azarlamak, paylamak, tekdir etmek; (i.) azar, paylama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sorulan kelime veya cümlenin kısımlarını ayrı ayrı resimlerle göstererek oynanan bir çeşit bilmece (msl. bir dal ile bir kavuk resmi dalkavuk diye okunacak) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (ted, ting) çürütmek; (huk.) delillerle reddetmek. rebuttal (i.) delillerle çürütme ve reddetme. rebutter (i.), (huk.) bir davada davacı tarafından verilen ikinci cevap; delille reddeden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hicrî 7. ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Receb ile şâbân ayları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehb.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zakkum, ağıağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül koncası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gül ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rütbe), (bk.) Rütbe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [روز و شب] gündüz gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sırtı çukur olan herhangi bir şey; sırtında semere benzer çizgileri olan kuş veya kelebek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hurç, heybe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eyer kaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. A.B.D'ne mahsus bir çeşit kokulu çalı, bot. Artemisia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) SAleb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثعلب] sâlep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SA’LEB) (I. A.) (c. saâllb). Tilki.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili büyüklerine karşı saygısızlıkta bulunan çocuk; terbiyesiz kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canopy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سایبان] gölgelik. 2.çadır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sayvan, gölgelik. Büyük çadır. 2.Koruyan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثعلب] tilki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ince tahta parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. scoreboard

sayı göstergesi

Sayıları veya sayı durumunu gösteren levha.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. su mancanası; (argo) şayia, söylenti, dedikodu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Seb’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece, Ar. leyi: şeb-i hicrân = hicranla geçirilen gece; şeb-ü rûz = gece gündüz; şeb-i yeldi = yılın en uzun gecesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبع] yedi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب] gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sövme, Ar. ta’n, Fars. düşnâm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb gece, çerağ = ışık). Bir cins değerli taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. şeb = gece, efrûhten = parlamak). Gece parlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hâsten = kalkmak). Gece kalkan, gece kalkıp ibâdet eden veya çalışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, hûn = kan). Gece baskını, düşmanı gece vakti ansızın basma. »

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gelin gecesi 2. Mevlânâ’nın öldüğü gece.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شب عروس] düğün gecesi. 2.Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ölüm gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شب یلدا] yılın en uzun gecesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, periden = uçmak). Gece kuşu, yarasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece renginde, siyah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, reften = gitmek). Gece giden, yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Geceden sabaha kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, tâften = parlamak). Ateşböceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece gündüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şeb = gece, zinde = diri, dâşten = tutmak). Geceyi diri tutan, gaflet uygusuyla geçirmeyip ibâdetle canlandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yemen’in meşhur bir eski şehri. Belkıs’ın taht şehri olup, eski eserlerde de adı çok geçer.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yedi. İslam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayısının kutsal bir nitelik taşıdığına inanırlardı, “yedi” sayısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gençlik: ahd-i şebâb = gençlik zamanı («şebâbet» yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شباب] gençlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gençlik, tazelik. -Türk dil kuralına göre «b/p» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Şebâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Şebâbiyye). Gençliğe ait.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. et yağı gibi, yağa ait; yağ salgılayan. sebaceous gland anat. saç köklerinin altında bulunan ve yağ ifraz eden gudde, yağ bezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sabahat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Suda yüzme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Benzeme, benzeyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شباهت] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. sebîke). (bk.) Sebîke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbak). Ders, öğrencinin bir defada öğretmenindeln alıp öğrendiği şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Geçti. Mâ-sebak = Geçen, daha önce olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبق] ders.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeb). Geceler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبان] geceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir gece ve gündüzün toplamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geceye ait, gecelik, gece vakti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece vakti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبانگاه] geceleyin, gece vakti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yerinde durma, sâbit ve kararlı olma, devamlılık, yerinden veya sözünden oynamama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverance. constancy. permanency. fastness. persistence. pertinacity. strenght of purpose. resoluteness. steadfastness. steadiness. stoutness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. perseverance. persistence. tenacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The eleventh month of the ancient Hebrew year, approximately corresponding with February.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmness. perseverance. tenacity. constancy. persistence. decision. determinatedness. determination. insistence. patience. permanency. stability. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثبات] yerinden kımıldamama, kararından vazgeçmeme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sabit).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hold fast to one's purpose. to show resolution. to persevere. hang in. persist. stand. stand one's ground. stand to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Sebatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ثباتکار] sebat eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perseverant. constant. stable. pertinacious. sedulous. steadfast. sturdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflexible. permanent. sedulous. stable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who is not steadfast. erratic. inconsistent. infirm. variable. various. weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of steadfastness or perseverance. infirmity of purpose. instability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شباویز] ishak kuşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سه با دو] üç ve iki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SE BA DÜ) (i. F ). Tavla zarlarından birinin üçü, öbürünün ikili düşmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şehadet parmağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبابه] işaret parmağı, şehadet parmağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sibâhet» den imüb.). Suda yüzen, yüzücü, yüzgeç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEBBÜY) (i. F. şeb = gece, bûy = koku). Güzel kokulu bir çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleeding heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wallflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(matthiola): Turpgiller familyasından; güzel kokulu, kırmızı, açık sarı veya mor çiçekleri olan çok yıllık bir bitkidir. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب بوی] şebboy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sebep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبب] sebep, neden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. sebebiyye). Sebeple alâkalı, sebebe ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (masdara masdar edatı ilâvesiyle yapılmış uydurma bir sözdür). Sebep olma, icab ettirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causality. used in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سببيت] sebep olma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sebep olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبد] sepet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب افروز] geceyi aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Geceyi aydınlatan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıçı kırmızı, tüysüz bir çeşit maymun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ağ, balık ağı. 2. Kafes, demir kafes veya parmaklık ve bilhassa bir mezarın sandûkasını çeviren ka• fes. 3. Bir memleketteki demiryolları, karayolları v.s.: Demiryolu şebekesi. 4. Iskara. 5. (anatomi) Ağ ve kafes şeklinde zar vesaire. 6. Üniversite talebesi pasosu için kullanılan tâbir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. network. system. graticule. grid. gridiron. plexus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

network. system. grating. band. gang. student's pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

network. ring organized for criminal purposes. system. network. identity card of a university student. grate. lattice. gridiron. net. pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شبکه] ağ. 2.balık ağı. 3.dokular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Şebekiyye) (anatomi). Ağ ve kafes şeklinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (zooloji). Primatların alt takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Gözde meydana gelen hafif bir perde ki, dumanlı görmeye sebep olur, Fr. pannus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gece kuşu, yarasa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbâb) (asıl mânâsı «ip» tir). 1. Bir şeyin meydana gelmesini gerektiren şey. Ar. bâis, mûcib. 2. Vesile, bahâne, münasebet: Kavga çıkarmak için sebep arıyor. 3. Vasıta, Alet. Bilâsebeb = Sebepsiz. Sebep tahtında = Hususî bir maksatla, kendiliğinden olmayarak. Sebeb-i hayat = Baba, Ar. vâiid. Esbâb-ı mûcibe = Bir işi gerektirip meydana getirmeye sebep olan şeyler: Bu cinayetin esbâb-ı mûcibesi bulunamadı. Li sebebi = Bir sebepten, bir işten dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. cause. occasion. ground. subject. why. account. causation. consideration. inducement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. score. cause. reason. source. means. occassion. reason neden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causa. cause. pretext. excuse. means. medium. ground. motive. account. bond. casus. inducement. motivation. peg. reason. score. source.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause. to bring about. beget. breed. bring on. call forth. conduce. induce. to be the occasion of sth. to give occasion to sth. occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinden geçinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get a share of the pie. to get a piece of the action. to get a share of sth good that is come to sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for no evident reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any reason. innocent of reason. causeless. groundless. gratuitous. unprovoked. wanton. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a cause/reason. for no reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is done for no apparent reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,.). Yük hayvanına takılan gem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگرد] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگير] geceleri uyuyamayan, uykusuzluk çeken. 2.sabah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gece öten bir cins bülbül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gençlik, tazelik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den smüş.) (mü. şebîhe). Benzer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شبيه] benzer, benzeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüzme, yüzüş.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبيخون] gece baskını.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sebâik). Eritilip parça şeklinde dökülmüş maden, külçe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبيکه] külçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free distribution of water. public fountain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سبيل] yol. 2.su dağıtım yeri, sebil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Yol, büyük cadde. 2.Su dağıtılan y(Erkek İsmi) Hayır için parasız dağıtılan su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sübül). 1. Yol, cadde. Ebnây-i sebil = Yolcular. Fi sebîl-Ullah = Hak yolunda, sevap için, hayrat olarak. 2. Allah rızası için her zaman parasız su dağıtılan hususî yapı: Lâleli Camii’nin sebili. 3. Hayır maksadıyla sokakta parasız dağıtılan su. Sebil etmek = mec. Parasız olarak dağıtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah rızası için gelip geçenin su içmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sokakta kırba ile su gezdirip parasız dağıtan ve bu vesile ile ekseriya dilenen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eski iranlılar’da harem dairesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شبستان] yatak odası. 2.harem dairesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). Geçme, takaddüm etme, ileride bulunma, evvelce geçmiş ve vuku bulmuş olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A.). 1. Bir madeni eritip kalıba dökme. 2. (edebiyat-gramer) Cümlenin tertip ve tanzimi,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden Akdeniz’de kullanılan kıç tarafı dar ve uzun bir çeşit karavele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبک] üslup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İfadede sözlerin birbirini tutması: Sebk-ü rabtı yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (geçme mânâsıyla sebk yerine kullanılıyorsa da Arapça’da mânâsı başka olup Türkçe’de hiç kullanılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبقت] geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبلا] uzun kirpikli göz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Uzun, kirpikli göz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew. dew çiy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبنم] çiy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları, çiğ.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çiy, Ar. nidâ, Fars. jâie.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gecenin nuru, gecenin ışığı, aydınlığı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب پره] yarasa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ölçülü, deneyimli. Sahabeden bu ismi taşıyanlar olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شب رنگ] siyah. 2.gece rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cumartesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yazma, kaydetme, yazıp zabtetme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ثبت] kayda geçirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kayda geçirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبتاب] ateş böceği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Testi, şarap kabı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبو] testi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sibâ). Yırtıcı hayvan, arslan ve kaplan gibi vahşî hayvan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Küçük kap. Küçük testi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hafif, çabuk, serî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. 2.Sevgili, aziz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (sebük = hafif, bâr = yük). 1. Hafif yüklü, yanında çok eşya bulunmayan. 2. mec. Hızlı giden, ayağına hafif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mağz = beyin) (c. sebük-mağzân). Hafif beyinli, akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. mizâç = huy, tabiat). Hafif mizaçlı, hafif meşrepli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pây = ayak). Ayağı çabuk, ayağına çabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, pervâz = uçma). Hızlı uçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. sebük = çabuk, reften = gitmek, yürümek). Çabuk giden, süratle yürüyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Fars. sebük = hafif, Ar. rûh = can). Ağır canlı olmayan, sohbeti hoş ve güzel.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hızlı, atak, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sebük).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب و روز] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک] hafif. 2.kıvrak, çevik. 3.çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک مز] dangalak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سبک مزاج] hoppa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبک پای] ayağına çabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبک سر] dangalak. 2.aşağılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(.i A.). Düşman memleketindeki erkek ve kadın ahaliyi esir edip götürme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yılın en uzun gecesi (22 Aralık).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeşil. Sebz-pûş = Yeşil giyinen. Sebz-fim = Yeşil renkli, yeşil boyalı. Hatt-ı sebz = Genç delikanlılarda sakal ve bıyıktan evvel gelen ince tüy.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سبز] yeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yeşillik, çimen, çayır. 2. Yemek pişirmeye mahsus yeşillik, zerzevat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. vegetable. vegetables. greens.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. green plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. cross- over store. garden ware. produce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سبزه] çimenlik. 2.sebze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable soup. pottage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yeşillik biten, yeşillikle örtülü yer; çayırlık, çimenlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable seller. greengrocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable seller. greengrocer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F.) (sebze’nin çokluğu. Türkçe şekli: zerzevat). Pişirilerek yemekte yenen, salata ve turşusu yapılan: Bamya, patlıcan, domates, fasulye, lahana vesair yeşillikler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شب زنده دار] geceleri ibadet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A.). Yedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şib’» den smüş.). Tok, karnı tok, doymuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seb’iyye) (tıb). Yedi günde bir gelen (sıtma vs.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبعين] yetmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سبعون] yetmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eligible for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eligible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (Ar. sedâb’dan). Sedef otu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سفيرکبير] büyükelçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. şeker; leb = dudak). Dudağı şeker gibi tatlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکرلب] tatlı dudaklı. 2.şirin sözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سله باف] sepetçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hafif ve lezzetli su. Cennet’te bir çeşmenin ismidir. 2. Çeşitli deliklerden su akıtan sebil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Tatlı ve hafif su. 2.Cennette bir çeşmenin adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Artık yıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سنه بسنه] yıldan yıla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo şey, mesele. the whole shebang hepsi, tümü, bütünü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (İrl.) izinsiz içki satan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

şiş kebap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kundura boyacısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta diskleri itip belirli bir boşluğa düşürmek suretiyle oynanılan bir çeşit salon veya güverte oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büfe, kontrbüfe (yemek odasında).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., A.B.D. favori (saçlarda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ شکسته بال] kanadı kırık. 2.çaresiz, üzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکسته بسته] kırık dökük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صناعات ادبی] edebî sanatlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سينه بند] sütyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşcasına davranışları hep merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Bu arada şunu söyleyelim ki, sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde, insana bir faydası vardır.

Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen tuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, altı bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer dört bacak daima sabit durumdadır.

Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar, çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler.

Belki böyle şeyler ilginizi çekmiyor olabilir ama, asıl merak edilen konu sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır. Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tepetakla konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir, ama nerede, ne zaman ve nasıl?

Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı ve sineklerin bir sırrı daha açığa kavuştu.

Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil, sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek sıra düğmeli (ceket).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيرین زبان] tatlı dilli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bal ile sirke şerbeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ستبر] kalın. 2.yoğun. 3.kaba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيوه باز] işveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaz karabatağı, zool. Anhingarufa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yılan ısırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

zam., i. biri, birisi, bir kimse; i. hatırı sayılır kimse, büyük şahsiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. uzay yoluyle taşınan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyis yamağı, ahırda hizmet eden uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki Sony STAMINA NiMH (Nikel Metal Hidrit) şarj edilebilir pil birlikte verilmiştir: olağanüstü pil ömrü sunar. Dünyanın her yerinde kullanılabilecek voltaj uyumluluğuna sahip Sony pil şarj cihazı da sağlanmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dikenli balık, zool. Gasterostus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tamamıyla kor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. taş taşımakta kullanılan tahta kızak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by