Ece ne demek? | Ece anlamı nedir? | Ece

Ece anlamı nedir?

Ece ne demek?

Ece anlamı nedir?

Ece | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ece

Türkçe - İngilizce Sözlük

queen kraliçe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic Commission of Europe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic Commission for Europe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic Commission for Europe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic Commission for Europe See UN/ECE.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electrical Conductivity of soil saturation extract. , adj , eternal, everlasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Baş reis. 2.Kraliçe. 3.Ana. 4.Yaşlı kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. script. alphabet alfabe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabet. the ABC.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetical sequence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl piyesten sonraki oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receivables and payables. assets and liabilities. owings and receivables.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evvellik, öncelik, takaddüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i). önce gelen, evvel, mukaddem; (i). önerti; geçmişte vaki olay; geçmiş, mazi; ,(cog). ced, soy; (gram). zamirin yerini aldığı isim veya tümleç; (mat). bir denklemin ilk ünitesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). parça başına, her biri, her birine, tane olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. beçegân). İnsan veya hayvan yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Beççe ve beçe’nin çokluğu). Yavrular, çocuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bir kuş ki, ötmesi bu kelimeye benzer. Beced kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to argue. to quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. accomplishments. attainments. skill. know-how. accomplishment. address. adroitness. art. artfulness. artifice. craft. cunning. deftness. dexterity. faculty. feat. finesse. ingeniousness. ingenuity. knack. resource. savoir faire. science. sle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. artistry. asset. competence. facility. faculty. flair. knack. skill. stunt. trick. ability. dexterity. agility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skill. cleverness. being in shape. art. artifice. device. hand. ingenuity. knack. technique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işi başarı ile halletme, muvaffakiyyet, kâr-güzârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elinden iş gelir, tuttuğu işte muvaffak olur. Fars. kâr-güzâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resourceful. capable. efficient. skilful. skillful. skilly. dextrous. adept. adroit. agile. clever. deft. designing. dexterous. facile. gifted. handsome. ingenious. knowing. light-handed. neat. nimble-fingered. performing. practical. pushful. pushing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplished. adroit. clever. deft. dexterous. efficient. good. ingenious. practical. practised. proficient. skilful. skilled. capable. resourceful. accomplished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adroit. clever. skilful. resourceful. able. adept. deft. dexterous. diplomatic. facile. great at. handy. hot and strong. ingenious. inventive. savior faire. tricky. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deftness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleverness. skill. adroitness. dexterity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elinden iş gelmez, bir işde muvaffak olamaz. Ar. Aciz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu. ama

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elinden iş gelememe, bir işde muvaffak olamama, Ar. acz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetence. clumsiness. incompetency. improficiency. awkwardness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Hallolunmak, muvaffakiyetle icrâ olunmak: O iş becerilemedi. 2. mec. Katil ve idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Güzellikle icrâ ve tesviye etmek, halle muvaffak olmak: Bu işi becerebilecek misiniz? O adam bir iş beceremiyor. 2. mec. Katil ve idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do well. manage. get things done. tackle. swing. knock off. fuck. have a screw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrive. manage. to manage. to contrive. to break up. to mess up. to ruin. to seduce. to lay. to make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to carry out successfully. to mess up. to kill sb. to rape sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Yaptırmak, birinin işini bitirmek. 2. Katlettirmek: Tutulan haydutları becertmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beced.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkalarına hallettirmek üzere söylenilen muğlak şey, muammâ, lugaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

riddle. enigma. puzzle. conundrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzle. riddle. enigma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puzzle. riddle. conundrum. enigma. twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayniyle bu tarzda, tıpkı bu suretle: Böylece söyliyeceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus. thence. in this way. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. consequently. shareholder split. thereby. thus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Çiçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Ikikanatlılardan, insana uyku hastalığını aşılayan, bir cins Güney Afrika böceği (glossina).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gönül. 2. Çiçek hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuzey Kafkasya kavimlerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeçen dili. Kafkas dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kundurayı kolaylıkla giyebilmek için kullanılan Alet, kerata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoehorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoehorn kerata.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoehorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «çekmek» ten). 1. Masa ve yazıhanenin çekmekle açılan gözü: Evrakı yazıhanenin çekmecesinde muhafaza ediyor. 2. Çekilir gözü olan küçük sandık veya dolap. 3. Bir gözlü ve dört ayaklı küçük yazıhane. 4. Çekmesiz ve ufak tefek ve ekseriya kıymetli şeyler vazına mahsus küçük sandık: Evrak, para, mücevherat çekmecesi. 5. Çekilip tekrar konur veya açılır kapanır köprü. 6. Fırtına çıktığı zaman gemilerin çekildiği küçük liman, mahfuz koy. İstanbul’daki Büyükçekmece ve Küçükçekmece adlarını bu mânâdan almışlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffer. drawer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herhangi bir şeyin ortasına konulan süsleyici eşya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çepeçevre, (bk.) Çepçevre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strawberry jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingeneler’e yakışır surette. 2. Pek arsızca, hayâsızlıkla. 3. Pek fazla hasislikle, vakar ve haysiyet gözetmeksizin. 4. (hi.). Çingene dilinde: Çingenece söylemek. Çingeneler’in konuştukları dil: Çingenece, Arî dillerdendir.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Aslında nedeni tam bilinmiyor. Bir görüşe göre, vakti zamanında Çin imparatorlarından biri halkın ayaklanmasından korktuğundan, eritilip silah olarak tekrar kullanılabilecek metal olan her şeyin toplanmasını emretmiş. Ellerindeki bıçak, kaşık ve benzeri şeyleri vermek zorunda kalan Çinliler ne yapsınlar, çaresiz bambu kamışlarından yapılmış ince çubuklarla yemek yemeye alışmışlar.

Akla daha yatkın gelen diğer bir görüşe göre ise çubukla yemek adeti Çinlilerin yiyeceklerini küçük parçalara bölüp yeme alışkanlıklarından ve buna bağlı olarak zaman içinde çok önemli bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor.

Yemek çubukları milattan bir yüzyıl önce doğmuş. Yemeği içindeki yağa atıp karıştırarak pişirmeye yarayan tava benzeri kaplar kullanılmadan önce yiyecekler odun ateşi üzerinde pişiriliyormuş. Nüfus çoğaldıkça artan yiyecek ihtiyacından dolayı ormanlar kesilip tarlalar açıldıkça bu sefer de odun, yani yakacak sıkıntısı başlamış.

Zamanla etleri ve sebzeleri çok küçük parçalara bölüp, yağ içinde karıştırarak kızartmanın hem süratli pişmeyi hem de odundan tasarrufu sağladığını görmüşler.

O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle, yemek masası kullanmak zenginlere mahsus bir lüks olduğundan insanlar bir elleri ile yiyecek veya pirinç tabağını tutuyor, yemek yemek için de sadece diğer ellerini kullanabiliyorlarmış.

Çinlilerin yemeklerinin bol soslu olduğunu söylemeye gerek yok. Yerken çubukları kullanmak, her şeyi tek elle yemek zorunda olan Çinlilerin bütün parmaklarının kirlenmesi sorununu çözdüğü için hızla yayılmış. O zamanlar çubukların çok azı ağaçtan, çoğunluğu fildişi ve kemiktenmiş.

Şimdi artık ne metal ne de ağaç kıtlığı var. Zaten onların yerini sentetik malzemeler çoktan almış durumda. Ne var ki bırakın Çin’i, diğer ülkelerdeki bir çok insan bile bir Çin lokantası bulup, çubuklarla yemeğe uğraşıp, Çin imparatorunun veya odun yokluğunun yarattığı eziyete seve seve katlanıyorlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). italyada 16. yüzyıl; 16. yüzyıl italyan sanat ve edebiyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birbirini çaprazlama kesen herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öIüm, öIme, vefat; (f). öImek. the deceased merhum, rahmetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). öImüş kimse, ölen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, yalan; hilekarlık, dolandırıcılık, düzenbazlık. deceitful (s). hilekar, aldatıcı. deceitfully (s). hilekarlıkla, yalancılıkla. deceitfulness (i). hilekarlık, yalancılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, yalan söylemek. deceiver (i). aldatıcı kimse, hilekâr kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yavaşlamak; sürati kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aralık, birinci kânun, kânunuevvel. Decembrist (i). 1825 tarihinde Rusya'da meşrutiyet hükümeti kurmak isteyenlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Roma'da on üyesi olan hükümet meclisi azalarından her biri; yetkili makamda bulunan on kişiden her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). terbiye, edep, nezaket; ıIımlılık, itidal; kanunlara uyma; iffet, namus; bu şekilde yapılan herhangi bir iş veya davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). on senede bir olan; (i). onuncu yıldönümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). terbiyeli, nazik, nezih, temiz, iyi. decently (z). terbiye ölçüsünde; nezih bir şekilde; yeteri kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sorumluluğun dağıtılması,bir merkezden idare edilmeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sorumluluğu dağıtmak, bir merkezden idare etmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aldatma, aldanma; yalancılık; hile, düzen, dolap. deceptive (s). aldatan, aldatıcı. deceptively (z). aldatarak, aldatıcı bir surette. deceptiveness (i). aldatıcılık, düzenbazlık, hilekarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (tıb). beynini çıkartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir belgeyi iptal etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Musikide ses dizilerinde seslerin sıra ve görevi: Mâhûr makamında lâ notası ikinci derecedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. derecât). 1. Yukarıya çıkacak basamak: Bir derece yukarı •çıktı (Zıddına yani aşağı inenine «dereke» denir). 2. Dairenin bölündüğü küçük dilim, 360 kısmın beheri ki, açıları vesaireyi ölçmeye yarar: 35 dereceli bir açı. 3. Termometrenin bölündüğü kısımların beheri ki, sıfırdan yukarı ve sıfırdan aşağı olmak üzere iki takım ise de, sıfırdan aşağı olanlara «dereke» denilirse, sıfırdan yukarı veya aşağı kaydına hacet kalmaz: Mısır’da ısı 50 dereceye kadar çıkar. Moskova’da soğuğun 25 derekeden aşağı düştüğü olur. 4. Mertebe, pâye: Şan ve şerefin en yüksek derecesine çıktı. 5. Miktar, rütbe: Bu derece ilim ve irfanı vardır. Bir derecede hastadır ki, elini oynatmaya iktidarı yoktur. Derece derece = Yavaş yavaş, tedrîcen, birer derece: Derece derece yükselerek bu mertebeye ulaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. grade. scale. rank. stage. rate. rating. step. clinical thermometer. thermometer. extent. gradation. pitch. remove. standard. states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. degree. extent. grade. level. measure. point. rank. rate. scale. step. thermometer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. grade. gradation. measure. point. rank. scale. step. thermometer. pitch. graduation. honor. range. brand. frame. stage. order. standard. standing. mark. score. rating. quality. estate. extent. level. peg. plane. remove. shade. sphere. station.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درجه] derece. 2.aşama. 3.kat. 3.miktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by degrees. gradational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Tonlarla, taramalarla vb. ile dereceli etkilerin yaratılması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradational.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graduated. graded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graded. graduated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freezing level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Tencere daha 14. yüzyılda hemen hemen tamamıyla bugünkü şeklini aldı. O zamanlar tencereler sadece yemek pişirmek için değil, su kaynatmak hatta içinde çamaşır yıkamak için bile kullanılıyordu. En eski tencereler dökme demirdendiler. Sonraları toprak, bakır, alimünyum, emaye ve camdan olanları da yapıldı

Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın sık sık kalaylanmaları gerekir. Alimünyum tencerelerin sakıncalı yanları ise kesif soda ve alkali eriyiklerin alimünyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks) olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz.

Düdüklü tencerelerin yan yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapakları ise ilginçtir. Çevrilince tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.

Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı, istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder. Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır.

Düdüklü tencerenin pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir.

Normal tencere ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100 derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.

Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek, vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.

Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı Londra’da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35 yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir.

Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679’da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış, hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile kullanılmıştır.

Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.

‘Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’ diye bir vecizenin sahibi olan Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Düzme, sahte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

false. forged. fake. sham. spurious düzme. sahte.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

False. fake. forged. falsified. phony. pseudo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Akıllı çocuk.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ece).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - (bkz.Ece).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Her canlının ve insanın ölüm vakti: Ecel gelince baş ağrısı bahane olur. Ecel-i kazâ = Bir kazaya uğrayarak ölüm. Ecel-1 müsemmâ, ecel-i mev’Üd = Tanrı katında tekdir edilmiş olan: Ecel-i mev’Üdlyle öldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ECELL) (i. A. «celîl» den itaf.). Daha veya pek büyük. Ar. celîl, Alî, eşref: Ecelf-i mahlûkat = Yaratıkların en şereflisi olan insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time of death. death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the appointed hour of death. fate. time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجل] hayatın sonu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mantrap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجل] çok büyük, ulular ulusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çok bilmiş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yeni, güzel, iyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Herkesin yardımıyle ve elbirliği ile görülen: Emece günü, emece iş (meci şeklinde yazanlar da vardır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uçtaki parça, uç, baş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yavaş yavaş gözden kaybolmak, zail olmak, kaybolmak. evanescence (i.) yavaş yavaş kaybolma, zeval. evanescent (s.) gözden kaybolan, hafızadan silinen, zail olan, çabuk uçan; (bot.) dayanmayan, çabuk solan; mat son derece küçük, cüzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). fasulye familyası. fabaceous (s). fasulye familyasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) feces.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. facir). (bk.) Facir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فجره] günahkarlar. 2.kötü insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tortu, posa; pislik, bok, dışkı. fecal, faecal (s). tortulu; pislik ile ilgili, dışkıya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). koyun postu; bir koyunun bütün yapağısı; yün gibi yumuşak örtü; muflon; (f). koyunu kırkmak; (bir kimseyi) soymak, yolmak; yünle kaplamak, yün gibi kaplamak. fleecelined (s). içi muflonlu. fleecy (s). yün veya yapağı gibi (bulut); yünden; yü

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). yaprak şeklinde, yapraksı; yapraklara ait veya yapraklardan ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kitabın basındaki resimli veya süslü sayfa; yapı cephesi binanın yüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. vakitsiz demek olan gec’ten). Yirmi dört saatlik günün karanlık kısmı ki, mevsime göre uzayıp kısalır. Ar. leyi, Fars. şeb. Asıl Türkçe’si tün, dün: Yarın geceyi bekliyor. Gece olmak — Karanlık basmak. Ayın on dördüncü gecesi: Dolunay, Ar. bedr. Gece safası = Gece açılır bir cins çiçek. Kına gecesi = Vaktiyle geline kına sürdükleri gece. Sonradan düğünierdeki eğlence gecesi. Gece kuşu = 1. Puhu kuşu. 2. mec. Uyku uyumaz adam, geceyi uyanık geçiren adam. Gece yatısı = Gece yatmak üzere olan misafirlik: Gece yatısına buyrun. Gece yarısı = Ar. nısfılleyl, saatin 24 olduğu an. Gece yanığı = Yüz ve elde çıkan siyah bir yara. Gece vakti = Geceleyin: Gece geliniz, gece çalışıyor. Gece serin olur. Bu gece = Mazi veya istikbale en yakın gece. Bu gece üşüdüm. Bu gece gideceğim. Dün gece Dünkü günün gecesi. Evvelki gece = Dün geceden evvel olan gece. Gece gündüz = Daima, Fars. şeb-ü-rûz, Ar. leyi ü nehâr. Her gece Gecelerin hepsinde. Gece gündüz dememek = Vaktin uygun olup olmadığına aldırmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Geçtiği halde: Saat beşi çeyrek geçe. Mukabili: Kala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nocturnal. at night. in the night. by night. nocturnally. night. noct-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night. evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night porter / watchman. night watchman. sereno.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day and night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day and night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night-life. night life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night attire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Beslenmedeki A vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Hasta; alacakaranlıkta gereği gibi göremez. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : Bir kilogram havuç önce soğuk su ile yıkanır. Sonra 3 eşit parçaya bölünür. Sabah, öğle, akşam birer parça yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightclub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabaret. clip joint. nighterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gece Mavisi, yeni ÇİZGİ tasarım konseptinden ilham alınarak yaratılmıştır. TV kapalıyken, dikkatin dağılmasına neden olmadan görüntüleme deneyimi keyfini en üstü düzeye çıkarmak için, siyah rengin karanlığına bağlı olarak, çerçeve tamamen yok olur. Ama yakından bakınca, gece yarısı gökyüzünde parlayan yıldızlar gibi, odanızın gerçekten ayrılmaz bir parçası haline gelen çerçevenin içerisine katıştırılmış parlak tozları görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night flight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Nöbeti geceye tesadüf eden. 2. Bir yerde geceleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working on the night shift. night-worker. night-watchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working on a night shift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İzinsiz olarak bir gecede yapılıveren ev, yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty. squatter's house. slum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty. squatter's house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overnight stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yerde gece kalmak, geceyi geçirmek: Ormanda geceledik. Yatacak yer bulamayıp dışarda geceledik. 2. Vakit gece olmak, karanlık, gece basmak: Geceleyince yolu göremediğimizden durmaya mecbur olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night. to spend the night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night (in a place. to stay overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gece vakti, Ar. leylen: Geceleyin yola girdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by night. at night. during the night. overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geceli gündüzlü, gece gündüz: Geceli gündüzlü çalışarak iki haftada bitirdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geceye mahsus: Gecelik kıyafet. 2. Gece giyilen entari, gece vakti veya gündüzün dahi evin içinde giyilen esvap: Geceliğini giymiş: Gecelikle sokağa çıkmak ne kadar çirkindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightgown. nightdress. lingerie. nightshirt. bedgown. gown. nighty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightdress. nightie. pertaining to the night. night dress. fee for the night. nightgown. nighty. overnight. lasting the night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night gown. pertaining to the night. lasting the night. night dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akıp giden: Buradan geçen adamlar. Gelen geçen, gelip geçen. 2. Uzanan veya akan, Osm. cereyan eden: Evimin önünden geçen yol, ark, dere. 3. Geçen, eski, geçmiş olan: Geçen sene, bıldır. Geçen gün = Öte gün, birkaç gün evvel. Geçen ay. 4. Geçen zaman veya hal ve vak’a: Geçen unutulur, geçen geçti: c. Geçenlerde = Birkaç gün önce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

last. past. former. late. other. yester. passing. transitive. in excess of. hereinabove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passing. past. last.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

last. past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elapsed time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lately. recently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passageway. corridor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laterly. recently. the other day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Geçerli olan, Osm. tedavül eden: Geçerli akça. 2. Revaçlı, satılır, aranılır, makbûl: Geçer mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valid. current. acceptable. received. passable. passing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. passable. in circulation. in common use. valid. in force. desired. acceptable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. in circulation. in common use. desired. acceptable. in demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth valued and respected by everybody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valid. current. acceptable. in use. effective. effectual. received. available. eligible. far-out. operative. passable. prevailing. regnant. ruling. sound. viable. in force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. living. operative. orthodox. sound. valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency. availability. effectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency. effectiveness. availability. soundness. force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

currency. standing. validity. effectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. dead. dud. invalid. null. void. null and void.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illegal. invalid. void. null. nugatory. bad. without effect. insufficient at law. lapsed. null and void. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become null and void. to lapse. to expire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disuse. invalidity. nullity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidity. not being valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(eskiden: GECESAFA) (i. botanik). İkiçeneklilerden, süs bitkisi olarak yetiştirilen bir bitki (mirabilis ialapa).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uçuk gibi, birdenbire oluveren, kabarcıklı türlü deri döküntülerine verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşamaya, yiyip, içmeye ait olan şey, gelir, irad: O ailenin geçineceğini temin etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ar. Ati, müstakbel, öndeki, ilerdeki: Gelecek sene, gelecek yaz. 2. Gelmesi beklenilen: Gelecek adam. Eve gelecek gelinin nasıl çıkacağı meçhul. 3. Atî, müstakbel, istikbal: Geleceği ancak Allah bilir. 4. Kaza, kader, yazılı olan şey: Gelecek bozulmaz. Geleceği var ise = Eğer gelecekse. Geleceği tutarsa = Gelmeye kalkışırsa. 5. Gelecekler = Bizden sonrakiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. coming. oncoming. forthcoming. the future. futurity. hereafter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming. fate. forthcoming. fortune. future. next. prospect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. coming. next. forthcoming. unborn. upcoming. years ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

science of future. futurology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

posterity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futurism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothing. handout. clothes. wearing apparel. garment. gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes. wearing apparel. issue. stich. general store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative bağıl. izafi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative. notional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comparative. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relativity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görmek şartıyle: Görmece alış veriş. 2. Göz tahmini il«, ölçüp tartmaksızın, götürü: Görmece pazarlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Yunanistan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülmeye sebep olacak şey, Osm. şâyân-ı hande, tuhaf, garip: Size gülecek bir şey söyleyeyim; gülecek bir haldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humorous story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyılda Üçüncü Ahmet’in oğlu İehzade Mustafa’nın sünnet düğününde bir cambaz Haliç’i gemi direkleri üzerinde gerilen bir ipte geçti.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) baş zırhı, miğfer; başlık; akıl, kafa; (matb.) bölüm başlarına konan süs .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: HECA) (i. A.). 1. Bir defada okunan bir veya birkaç harf terkibi: Bir, iki, üç heceden mürekkep kelime. 2. Harfleri birer birer söyleyerek okuma: Hece ile okumak, hecelemek. Hurûf-ı hecâ = Alfabeyi meydana getiren harfler (eski).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabic. syllable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllable. expletive. phonogram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Şiirde millî Türk vezni ki, mısrâlarda hecelerin sayısının eşit olması esasına dayanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hece vezniyle şiir yazan şair.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Heceleri yani harfler ve harekeleri birer birer söyleyerek okumak: Heceleyerek okuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spell. spell out. articulate. syllabicate. syllabify. syllabize. syllable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spell out by syllables. to syllable. to utter the syllables of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spell. syllabify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadar hecesi olan: Bir, iki, üç... hecesi olan kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having syllables. syllabic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خيره چشم] arsız, hayasız. 2.cesur, gözüpek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her çeşit içilecek şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drink. beverage. potable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverage. drink. refreshment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beverage. drink. board. potation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tiksinmeyi gerektirecek, Osm. ikrâh olunacak, Ar. müstekreh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondarily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collateral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beraber, birçok kimsenin toplanıp elbirliğiyle bir kişinin işini görmesi ve herkesin işinin sıra İle bitirilmesi. Bu köyün tarlaları imece ile sürülür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working together for the community or one of its members.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yakışıksız, edebe aykırı, edepsiz, hayâsız, çirkin, kaba; huk. toplum töresine aykırı. indecency i. ahlâksızlık indecently z. edepsizce, ahlâksızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mum yapımında kullanılan balina yağı: İspermeçet mumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Night of Power. the 27th of Ramadan when the Koran was revealed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree of comparison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dokunmaksızın yalnız dövülmekle yapılmış kaba yün aba, tepilmiş yün: Keçe döşemek, keçeden çadır, ayaklarına keçe sarmış. Kar keçesi = Erimemek için kar sardıkları keçe ki halı gibi de kullanılır. 2. Cda döşemesi üzerine yayılacak yün dokuma: Avrupa keçesi, yerli keçe, odaların keçelerini döşemek, kaldırmak. Sıfat: 1. Keçeden, yani dövülmüş yünden mamul: Keçe külâh, keçe yağmurluk. 2. mec. Uyuşuk, hisst uyuşmuş, çok çalışmadan ve taş, toprak vs. tutmaktan hışır hışır olmuş: Ellerim keçeleşdi. 3. Taranmamış, birbirine geçmiş: Saçı keçe olmuş, (denizcilik) Karine keçesi = Gemilerin karinesine kaplanan bakırın altına konan kaba keçe. Keçe külâh etmek = Rütbesini kaldırıp apoletlerini sökerek meslekten atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

felt. felt. felting. mat. pad. haircloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

felt. mat. carpet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keçe denilen dövülmüş yünden ibaret abayı veya keçe halı ve kilimlerini imal eden ve satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker of felt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کچل] kel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). T. Uyuşmak, hışır hışır olmak: Bahçede çalışmaktan ellerim keçeleşti 2. Karışıp teller belli olmayacak surette keçe gibi olmak: Bu kızın saçı keçeleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become matted. to become callused and rough. to become numb. mat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uyuşturmak, hışır hışır etmek: İş, elleri keçeleştirir. 2. Saçı birbirine geçirip telleri belli olmayacak surette keçe gibi yapmak: Acı su saçı keçeleştirir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth into felt. to cause to become matted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

felted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavun ve karpuz gibi meyveleri kesip beğenirse almak şartiyle: Kesmece satıyor; kesmece aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that will be cut and shown for approval.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

korean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Korean language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetecezzâ = tecezzî’den geniş zaman). Parçalanmaz, bütün. Cüz’i lâyetecezzâ = Artık bölünmesi mümkün olmayan küçük parça, atom.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتجزا] parçalanmaz, ayrılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıl elek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şair Virgilius ile Horatius'un hamisi; hami, bilhassa edebiyat ve sanat hamisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaheser, üstün eser; harika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mecellât). 1. Kitap, dergi, mecmua, broşür, risâle: Edebiyata ait güzel bir mecelledir. 2. İslâm hukukunun muâmelât kısmı: Mecelle dersi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجله] dergi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Samanyolu. 2.Harekete müsait yol, cadde veya y(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. mimli masdar). Gelme, geliş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dürûc) dan im.) (c. medâric). 1. Basamaklı yol, merdiven. 2. Dar yol, dağ yolu.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışken, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonra da yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullanılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ ve şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildin Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırınına, giysilerinizden birini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırının içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacak ve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışkenn, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonrada yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullnılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ, şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildir. Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırına, giysilerinizdenbirini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırını içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının

çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacakve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağızlık; çalgının dudaklar arasına alınan kısmı; bir diğerinin hesabma söz söyleyen kimse, sözcü; argo suçlunun avukatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ilâç» tan masdar) (c. muâlecât). İlâç kullanma, bir hastalık ve yaraya karşı deva arama, tedavi: Bu çıbana hiç muâlece etmediniz mi? Doktorun muâlecesi bana iyi geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den if.) (mü. mütecebbire). Ceberût takınan, cebir ve zorla hareket eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Ceberûtla, zorla: Mütecebbirâne hareket ederdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cedd» den if.) (mü. mütecedide). Yenilenen, yeniden başlayan veya yeni hâline giren, Osm. teceddüd eden: Kuvve-i müteceddide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan if.) (mü. mütecehhize). Takımı tamamlanmış, donanmış, mücehhez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celâ»dan if.) (mü. mütecelliyye). 1. Meydana çıkan, görünen, apaçık. 2. Parlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem’» den if.) (mü. mütecemmia). Toplanmış, birikmiş, yığılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den if.) (mü. mütecemmile). Bezenmiş, donanmış, süslenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenn, cünûn» dan if.) (mü. mütecennine). Tecennün etmiş, cinnet getirmiş, delirmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesed» den if.) (mü. mütecesside). Vücut hâline gelen, cisim ve cesed hâline geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cism» den if.) (mü. mütecessime). Vücut peydâ ederek cisim gibi görünen, tecessüm eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cess» den if.) (mü. mütecessise). Yoklayan gizli şeylerden haber almaya çalışan, araştıran, teftiş eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curious. inquisitive. overcritical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tecessüsle yoklayıp araştırarak: Daima mütecessisâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «câz» den if.) (mü. mütecezziye). Parçalara bölünebilen, perçalanan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ متجدد] yenilikçi. 2.yenileşen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متجلی] görünen, tecelli eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متجسس] meraklı, merak eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متجسسانه] merak ederek, meraklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

what language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in welcher sprache?.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). 1. Hazret-i Alî’nin gömüldüğü Irak şehri. Kûfe’nin banliyösüdür. 2. O civarda çıkan bir cins billûr: Necef taşı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yüksek, sırt tepe, tümsek. Kufe civarlarında Hz.Ali’nin türbesinin bulunduğu y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pebble. rock cristal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pislik, murdarlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. gerekli, zorunlu, lüzumlu, zaruri, lâzım; çaresiz, kaçınılmaz; i., gen. çoğ. gerekli şey. necessarily z. ister istemez; muhakkak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gerektirmek, icap ettirmek; zorunlu kılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. çoğ. gerekli şey; ihtiyaç, zaruret, gerekseme, lüzum; kaçınılmaz durum. logical necessity mantıki ihtiyaç. of necessity zaruri olarak. physical necessity tabii ihtiyaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Alman veya Avusturyalı tarz usul veya dilinde olan, Almanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Alman veya Avusturyalı tarz usul veya dilinde olan, Almanca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kardeş kızl, kız yeğen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh başlığının burun siperi; mikroskopta merceğin takıldığı yer; at takımında burun kayışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just so. just in that way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just so. just in that way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden kadınların sokakta yüzlerine örttükleri tüle benzer örtü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. peçegân). 1. Yavru, insan ve hayvan yavrusu, küçüğü. 2. Çocuk, oğlan, Fars. gulâm. Muğpeçe, muğbeççe = Mecûsî çocuğu, meyhanesi çırağı, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veil. shield. net. face shield. camouflage. screen. facial mask.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kirli, pis, iğrenç adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin üzerine ağaç dalı, çalı gibi şeyler örterek uzaktan görünmesini önlemek, alalamak, kamuflaj.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

veiled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Yemek havlusu, makrame, küçük peşkir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

napkin. table napkin. serviette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

napkin. serviette. table napkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

napkin. table napkin. serviette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.), ince halat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışığa hassas olan alıcı sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parça, kısım, bölüm; dama taşı; satranç piyadeden yüksek taş; tüfek, top; müz. parça; piyes; resim; numune, örnek; madeni para. piece goods tic. metreyle satılan kumaş. piece of eight İspanyol doları, sekiz riyal'den ibaret dolar. give one a pie

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. parça eklemek, parça vurmak, yamamak, parçalarını bir araya getirerek tamir etmek; birleşmek. piece on eklemek, ilâve etmek piece. out parça ilâve ederek tamamlamak. piece together parçaları bir araya getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., s. parça parça, yavaş yavaş; s. parçalardan yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. parça başı iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önde olmak, önce gelmek, takaddüm etmek; önünden yürümek; önce vaki olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önce gelme; üstünlük; önce vaki olma, takad- düm. take precedence takaddüm etmek, başta gelmek. order of precedence kıdem sırası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önceki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emsal, numune, örnek; evvelce vaki olmuş ve tekrar vuku bulması hak veya adet olan şey; teamül, yapılageliş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. takip edilen, önde bulunan. the preceding bundan evvelki, yukarıda gösterilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilisede müziği idare eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, hüküm; ahlâki kural; yönerge, talimat; huk. mahkeme emri. precep'tive s. nasihat kabilinden, ihtar yollu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretmen, hoca; okul müdürü. preceptor'ial s. öğretmenle ilgili. preceptorship i. öğretmenlik, hocalık. preceptress i. kadın öğretmen; okul müdiresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önce geliş, takaddüm; astr. presesyon. precession of the equinoxes astr. gün-tün eşitliği zamanının gerilemesi, presesyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (birinden) önce ölmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birinden önce gelen kimse, öncel, selef; ata, cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. on beş yıla veya on beşinci yıldönümüne ait; i. on beşinci yıldönümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hicrî 7. ay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Receb ile şâbân ayları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) çekilmek, geri çekilmek; uzaklaşmak; vaz geçmek, sözünden dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Sarsılma, halecan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) reçete; makbuz, alındı; (çoğ.) hasılât; alma; (f.) makbuz vermek, ödendiğine dair imza koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) alınacak, alınması mümkün; tahsil olunacak; (i.) matlup, alacak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) almak; kabul etmek; haber almak; anlamak, kavramak; taşımak, kaldırmak; uğramak, maruz kalmak. receiving line teşrifatçılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alan veya kabul eden kimse; tahsildar; (huk.) davalı malları idareyle görevli kimse; çalıntı malı alan kimse; (kim.) distilasyonda toplama kabı; (fiz.) hava boşaltma tulumbasının cam kavanozu; ahize, alıcı, almaç. receivership (i.) davalı malların

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekerle kaynatılmış meyve tatlısı: Çilek, gül, vişne reçeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. preserve. preserves. conserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. marmalade. preserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jam. preserves. marmalade. conserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yenilik, yeni vuku bulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski bir eserin çeşitli nüshalarına bakılarak tespit edilen en uygun metin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeni, yeni olmuş, yakında olmuş; (bh), (jeol.) dördüncü zamana ait. recently (z.) geçenlerde, son zamanlarda. recentness (i.) yeni vuku bulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Receb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. 2.Gösterişli, haybetli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (psik.) birbiriyle ilgili görüntülerin tekrarlanmasıyle zihinde meydana gelen imge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kap, zarf; depo, havuz; hazne; (bot.) çiçek tablası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alma, alınma; kabul, kabul etme; misafir kabulü, kabul merasimi, resepsiyon; radyoda ses alma. reception room bekleme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) resepsiyon memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alır, kabul eder. receptively (z.) kabul edercesine. receptiveness, receptiv'ity (i.) alma eğilimi; (psik.) alırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) alıcı sinir, reseptör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tatil vakti, paydos, teneffüs, ara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) girinti, oyuk, (gen.) (çoğ.) gizli yer, iç taraf; (f.) girinti yapmak, oymak; ara vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) geri çekilme; (ikt.) düşüş (fiyat); iktisadi durgunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) geri çekilmeye ait; (i.) papaz ve koro heyeti kiliseden çıkarken okunan ilâhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) geri çekilme eğiliminde olan; (biyol.) dominant olmayan (vasıf), resesif; (i.) diğeri tarafından bastırılan özellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. ricetta). Doktorun hastaya ilâçları yazdığı pusula: Reçete yazmak, reçete vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prescription. prescription. recipe. formula. receipt. cure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formula. prescription. receipt. recipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Arûz’da bir vezin: Bahr-i Recez.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sürüş sırasında kolay çalıştırma ve gelişmiş sürüş güvenliği sunan bir uzaktan kumanda.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. only. simply. merely. exclusively. nothing but. but. nigh but. nothing else. purely. solely. itself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alone. exclusively. just. mere. merely. only. simply. solely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merely. solely. only. just. entirely. simply.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çekilmek, ayrılmak (özellikle siyasi veya dini bir örgütten).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

choice. option. alternative. selection. pick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. choice. pick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. option.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eşcâr). Ağaç, Fars. dıraht.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شجر] ağaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Bir tek ağaç. 2. Bir sülâle ve hanedânın kurucudan başlayarak üyelerini aşağıya doğru gösteren dallı budaklı bir ağaç şeklinde, silsile, silsilenâme: Şecere-i Al-i Osmân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genealogy. pedigree. genealogical tree. family tree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family tree. pedigree. genealogical tree. genealogy. genealogical table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شجره] soyağacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nesil ve nesebi bir şecere ile belli olan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayırt etmek, tefrik etmek; tb. ifraz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ifraz edici gudde veya ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayrılma, uzaklaşma; b.h.,(A.B.D.) 1860-61'de Güney Eyaletlerinin Birlikten ayrılması. secessionist i. ayrılma taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(!.). Seçmekle alınıp satılan, seçmek şartıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by allowing the customer to pick and choose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tender. compassionate. benignant. benign. endearing. affectionate. caressing. heartthrob. sisterly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectionate. benign. charitable. compassionate. good. humane. kind. kindly. merciful. soft. tender. sympathetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tender. compassionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humaneness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. kindness. tenderness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compassion. tenderness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göstermeye değer bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük hamam havlusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiper. wind wiper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wiper. windscreen wiper. windshield wiper. large bath towel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

windscreen wiper. bath towel. windshield wiper. doormat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damn. eminently. extreme. extremely. most. profoundly. simply. terribly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extreme. exceeding. last. adv. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu suretle, böylece.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arkaya ilave edilen parça; kitabın sonuna gelen resim veya süslü şekil; kemanın kuyruk tarafında tellerin bağlandığı ağaç parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebr» den masdar). Kibir edinme, kibirlenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TECEDDÜD) (i. A. «cidd» den masdar). Yenilenme, yeni olma, tazelenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

renewaled. renaissance. innovation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A F.). Yenilik taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجدد] yenilenme, yenilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجددات] yenilenmeler, yenilikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ceff» den masdar). Kuruma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan masdar). Hazırlanma, malzemeyi tedarik etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tecellî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Tecelli).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celâ» dan masdar) (c. tecelliyyât). 1. Görünme, açığa çıkma. 2. İlâhî kudret eserlerinin görünmesi, açığa çıkması. 3. İlâhî lutfa erişme. 4. Talih, kader: Benim tecellim böyle imiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfiguration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. fate. luck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. becoming manifest. revelation. destiny. fate. phenomenon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تجلی] görünme, ortaya çıkma. 2.kader.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Görünme, belirme. 2.Kader, talih. 3.Allah’ın lütfuna erişme.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

görünmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجليگاه] görünme yeri, zuhur yeri, ortaya çıkış yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yalandan cesaret gösterme. 2. İnat ve serkeşlik etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den masdar). Toplanma, yığılma, birikme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجمع] toplanma, bir araya gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

toplanmak, bir araya gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tecemmû). Toplanmalar, yığılmalar, birikmeler

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cemâd» den). Donma, katılaşma, sertleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cemâl» den masdar) (c. tecemmülât). Ağır, kıymetli eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüme, çoğalma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجمل] süslenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dağ keçisi. 2. mec. Azgın hayvan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Mağrur, gururlu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenn ve cünûn» dan ) Meyve devşirme, devşirilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenn, cünûn» dan masdar). Delirme, çıldırma, mecnûn olma: Tecennün etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجنن] cinnet geçirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Becerikli. 2.İç Anadolu’da sıradağ. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cür’a» dan masdar). Cür’a çekmek, yudum, suyu bir nefeste içme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجرع] yudumlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yudumlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cered» den masdar). 1. Soyunma, çıplak olma. 2. Her şeyden uzak olma. 3. Evlenmeyip tek başına yaşama. 4. (botanik) Tecerrüd-i evrâk = Yaprakların dökülmesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تجرد] bekarlık. 2.çıplaklık. 3.soyutlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.çıplak kalmak. 2.soyutlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cesed» den masdar). Cesetleşme, cisimleşme, gövdeleşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cism» den masdar). 1. Cisimleşme, vücut hâline gelme. 2. Görünme, gözün önüne gelme: Hayâli gözümün önünde tecessüm ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assuming a bodily form. embodiment. becoming tangible. appearance. becoming apparent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cess» den masdar) (c. tecessüsât). 1. Yoklama, araştırma, inceleme. 2. Bir şeyin içyüzünü araştırıp bilmeye çalışma, (askerlik) Tecessüs kolu = Keşif birliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prying curiosity. nosiness. snoopiness. spying. pry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجسم] cisimleşme, şekillenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

cisim halinde ortaya çıkmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تجسس] araştırma. 2.merak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

araştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تجسسکار] meraklı, mütecessis.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eevSz.dan). I.Cevaz verme, câiz görme yapılmasını uygun görme. 2. Sözü mecâzlı söyleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mecâz yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجوف] kofluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tecezzüv.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجزی] bölünme, parçalanma, ayrışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cüz’» den masdar) («tecezzi» galattır). Cüz’lere, parçalara bölünme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başparmağın dokunacağı veya kullanacağı parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saat, kronometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. on dördüncü yüzyıl (İtalyan sanat veya edebiyatı bakımından).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aldanmış halden veya hatadan kurtarmak, gözünü açmak. undeceived s. aldatılmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lüzumsuz; faydasız, gereksiz. unnecessarily z. gereksiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. öncelsiz; benzeri görülmemiş, yeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [و هلم جری] var gerisini kıyas et.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borç, Ar. deyn, alacak mukabili: Aramızda alacak, verecek kalmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debt. money owed. debit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debt. money owed. debit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Şimdiye kadar dünyamızda tespit edilebilen en düşük sıcaklık güney kutbunda eksi 89.6 derece ile Antarktika Vostok istasyonunda ölçülmüştür. Sanılmasın ki güney kutbu devamlı kar yağışı aldığı için dünyanın en soğuk yeridir. Antarktika daima karla kaplı olmasına rağmen dünyanın en az yağış alan çöllerinden daha kuraktır. Soğuk hava çok uzun aralıklarla da olsa düşen her yağışı dondurup, koruduğu için sürekli kar ve buzlarla örtülüdür.

Ortalama sıcaklık olarak güney kutbu eksi 49 derece ile kuzey kutbundan 2 derece daha soğuktur. Çünkü güney kutbu deniz seviyesinden daha yüksektir, güneşten daha az ışık alır ve güneşin gittiği zamanlarda bu ışığın getirdiği ısıyı süratle kaybeder. Dünyadaki buzların yüzde 90’ı güney kutbundadır, buzlar denizin altında 600 metre derinliğe kadar iner. Yaşam ancak buz parçalarının kıyılarında penguen ve fok sürüleri olarak görülür.

Kuzey kutbu, altında hiçbir kara parçası olmaksızın, denizin üstünde yüzen bir buz kütlesidir. Kuzey kutbunda bulabileceğiniz her taş mutlaka göktaşıdır.

Dünyamızda ölçülebilecek en düşük soğukluk eksi 273 derecedir. Bundan daha düşük sıcaklıkta moleküller hareket edemeyeceği için buna ‘mutlak sıfır’ denilir.

Dünya üzerindeki ortalama sıcaklık 5-10 derece artsa Grönland ve Antarktika’daki buzullar erir, okyanuslardaki su düzeyi 100 metre artar ve tabii dünya haritası da önemli bir şekilde değişirdi.

Dünyada bugüne kadar saptanabilen en yüksek sıcaklık gölgede 58 derece olarak 13 Eylül 1922 tarihinde Libya’da El-Azizia’da ölçülmüştür.

Tabii en yüksek sıcaklık insanı en fazla rahatsız eden sıcaklık anlamına gelmez. Burada havadaki nemin, yani rutubetin çok önemli bir rolü vardır. Göremeyiz ama havanın içinde su da, daha doğrusu su buharı da vardır. Atmosferde bulunan su miktarı toplanabilseydi, dünya yüzeyini 2,5 santimetre kalınlığında bir su tabakası kaplardı.

Ancak havanın içine alabileceği su miktarının bir sının vardır. Bu suya doyma seviyesine gelince hava artık içine su alamaz. İnsanlar terleyince ter buharlaşıp havaya karışamaz ve artık terleyemezler, rahatlayamazlar. Çok kuru bir havada 35 derecede terleyebildiğiniz için fazla bir rahatsızlık duymaya bilirsiniz de, nemli, suya doymuş havada 25 derece bile bunalma hissi verebilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İimdiye kadar dünyamızda tespit edilebilen en düşük sıcaklık güney kutbunda eksi 89.6 derece ile Antartika Vostok istasyonunda ölçülmüştür. Sanılmasın ki güney kutbu devamlı kar yağışı aldığı için dünyanın en soğuk yeridir. Antartika daima karla kaplı olmasına rağmen dünyanın en az yağış alan çöllerinden daha kuraktır. Soğuk hava çok uzun aralıklar da olsa düşen her yağışı dondurup, koruduğu için sürekli kar ve buzlarla örtülüdür.

Ortalama sıcaklık olarak güney kutbu eksi 49 derece ile kuzey kutbundan 2 derece daha soğuktur. Çünkü güney kutbu deniz seviyesinden daha yüksektir, güneşten daha az ışık alır ve güneşin gittiği zamanlarda bu ışığın getirdiği ısıyı süratle kaybeder. Dünyadaki buzların yüzde 90’ı güney kutbundadır, buzlar denizinaltında 600 metre derinliğe kadar iner. Yaşam ancak buz parçalarının kıyılarında penguen ve fok sürüleri olarak görülür.

Kuzey kutbu, altında hiçbir kara parçası olmaksızın, denizin üstünde yüzen bir buz kütlesidir. Kuzey kutbunda bulabileceğiniz her taş mutlaka göktaşıdır.

Dünyamızda ölçülebilecek en düşük soğukluk eksi 273 derecedir. Bundan daha düşük sıcaklıkta moleküller hareket edemeyeceği için buna ‘mutlak sıfır’ denilir.

Dünay üzerindeki ortalama sıcaklık 5-10 derece artsa Grönland ve Antartika’daki buzullar erir, okyanuslardaki su düzeyi 100 metre artar ve tabii dünya haritası da önemli bir şekilde değişirdi.

Dünyada bugüne kadar saptanabilen en yüksek sıcaklık gölgede 58 derece olarak 13 Eylül 1922 tarihinde Libya’da El-Azizia’da ölçülmüştür.

Tabii en yüksek sıcaklık insanı en fazla raatsız eden sıcaklık anlamına gelmez. Burada havadaki nemin, yani rutubetin çok önemlibir yolu vardır. Göremeyiz ama havanın içinde su da, daha doğrusu su buharı da vardır. Atmosferde bulunan su miktarı toplanabilseydi, dünya yüzeyini 2.5 santimetre kalınlığında bir su tabakası kaplardı.

Ancak havanın içine alabileceği su miktarının bir sınırı vardır. Bu suya doyma seviyesine gelince hava artık içine su alamaz. İnsanlar terleyince ter buharlaşıp havaya karışamaz ve artık terleyemezler, rahatlayamazlar. Çok kuru bir havada 35 derecede terleyebildiğiniz için fazla bir rahatsızlık duymaya bilirseniz de, nemli, suya doymuş havada 25 derece bile bunalma hissi verebilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde ‘sabit’ dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız. Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki. dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte 1000 kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksisinin ışığı dünyaya milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. Şimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7000’dir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasının sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşamazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışıklar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde “sabit” dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki, dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte bin kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksinin ışığı dünyaya 2.2 milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. İimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7 bindir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasını sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşmazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışılar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yenir, yenmeye yarar: Yiyecek bir şey yok mu? 2. Yenecek şey, azık, rızk: Yiyecek tedarik etmeli, biçarenin yiyeceği yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comestible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airdrop. bite. chow. diet. eats. fare. feed. food. forage. grub. keep. nosh. nourishment. nutrition. provender. refreshment. restorative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aliment. board. bread. chow. comestible. diet. eats. fare. feed. food. grub. keep. nosh. nutriment. nutrition. pabulum. provender. rations. scoff. sustenance. tack. tucker. victuals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Yiyeceği tuzlamak insanlık tarihinde bilinen en eski muhafaza metodudur. Arkeolojik kazılarda bu usulün taş devrinde bile bilindiğine dair bulgular elde edilmiş, hatta Çin’de bu konuda MÖ 2000 yıllarına dayanan kayıtlar bulunmuştur. Romalılar eti, balığı, zeytini, karidesi ve peyniri tuzlayarak saklıyorlardı. Eski Mısır’da da ölülerin vücutları bozulmamaları için tuzla kaplanıyordu.

Tuz, suyu çok seven bir kimyasaldır. Yiyecekteki suyu emerek, bakterilerin gelişmek için muhtaç oldukları nemli ortamı ortadan kaldırır ve bakterilerin yiyeceği bozmalarını önler. Tuz aynı zamanda bu bakterileri kendisi de doğrudan öldürür. Günümüzde eti muhafaza etmek için tuza kuvvetli bir bakteri düşmanı olan ‘potasyum nitrat’ da ilave edilir.

Aslında tuzlama bir tür pişirmedir. Et ve balığı tuzladığımızda aynen onları pişirmişiz gibi kimyasal bir reaksiyon oluşur (lakerdayı hatırlayın). Tuzlanan ette proteinler gevşer ve çözünür ki, bu, et ısıtıldığında olan olay ile aynıdır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Yolgeçen hanı = mec. Girip, çıkanı çok olan yer.

Türkçe Sözlük by