Ed-dai ne demek? | Ed-dai anlamı nedir? | Ed-dai

Ed-dai anlamı nedir?

Ed-dai ne demek?

Ed-dai anlamı nedir?

Ed-dai | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ed dai

Türkçe Sözlük

(bk.) DAİ.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

1 GB’ı aşkın hafıza alanı için 6 CD-R ve 1 CD-RW ile gelmektedir. CD-RW ile aynı diski 300’den fazla kez biçimlendirebilirsiniz. CD-R ile aynı yüksek kapasiteyi ve sorunsuz kamera/PC iletişimini sağlayan CD-RW biçimi, aynı CD’nin birden fazla kullanılması düşünü gerçeğe dönüştürüyor.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

Her ne kadar Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar) milattan önce 46 yılında takvimin başlangıcını Ocak ayı olarak ilan ettiyse de, 16. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da yeni yıl geleneksel olarak, bahar aylarının başlangıç tarihi olarak da kabul edilen, Mart ayının 25’inde başlardı.

1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, takvimi değiştirerek yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. O zamanki iletişim şartlarında bazı insanların bundan haberi olmadı, bazıları ise bu kararı protesto etmek amacıyla eski adetlerine devam ettiler. l Nisan’da partiler düzenlediler, birbirlerine hediyeler verdiler.

Diğerleri ise bunları Nisan aptalları olarak nitelendirip bu güne ‘Bütün Aptalların Günü’ adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak bir partiye davet ettiler, gerçek olması mümkün olmayan haberler ürettiler.

Yıllar sonra takvimin ayları yerine oturup, Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar l Nisan gününü kendi kültürlerinin bir parçası olarak görmeye başladılar. Adeti gittikçe süsleyerek, zenginleştirerek ve yaygınlaştırarak devam ettirdiler. Bu adetin İngiltere’ye ulaşması yaklaşık iki yüzyıl sürdü, oradan da Amerika’ya ve bütün dünyaya yayıldı.

1 Nisan şakalarının sembolünün ‘Nisan Balığı’ olmasının nedeni ise Mart ayının sonlarına doğru, Güneş’in Balık Burcu’nu terk ediyor olmasıdır.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

MP3’e göre %25 daha kaliteli olan müzik sıkıştırma formatıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) metruk, terk edilmiş; hayâsız, ahlâksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın isimlerinden.- Bedi’nin kulu. (bkz.el-Bedi).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Aslan’ın kulu.- Hz.Rasûlullah (s.a.s)’m reddettiği isimlerdendir. Müslümanlar kullanmazlar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vedud’un kulu.- Allah’ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını seven, onlara rahmet ve rızasını yönelten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kimseye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Allah’ın kulu. - Samed, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz. Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i) çok basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z) yatakta, yatağın üstünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. m.). Abid’ler, ibadet edenler, kullar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zihin meşguliyeti, dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iktidara gelmek, iş başına geçmek; razı olmak, muvafakat etmek accede to the throne cülus etmek, tahta çıkmak accede to one's wishes birinin isteklerine razı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inanmak, güvenmek, itimat etmek, itibar etmek; itimatname vererek memur etmek accredita'tion (i),(ABD). (bir okul, yüksek okul veya üniversiteye teftişten sonra verilen) muadelet belgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Lânetlenmiş, melun, meşum; nefret uyandıran, menfur. accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halsizlik, kaygısızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open credit. bank of overdraft. blank credit. clean credit. credit in blank. open-book credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğruluğunu kabul etmek, teslim etmek, onaylamak, tasdik etmek; şükranla tanımak; gerçek veya kanuni olduğunu kabul etmek. acknowledgment (i). teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul, teşekkür; senet, tasdikname, borç ikrarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be considered. to be deemed. to be regarded as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدد] sayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sayı bakımından, sayıca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عددا] sayıca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adediyye). 1. Adede yani miktar veya rakama, sayıya mensup ve müteallik. 2. Hukuk: Yumurta gibi sayılan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عددی] sayısal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Common Stock)

Şirket ana sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmayan ve sahiplerine eşit haklar sağlayan hisse senedidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). itiraf edildiği gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Advanced Titler özelliği, çeşitli dillerde 8 ön ayar ve 2 özel alt yazı sağlar. Alt yazının ekrandaki konumu ver rengi ayarlanabildiğinden, ayarlama esnekliği sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). akıllıca, tedbirli olarak: bilerek, düşünerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. Affet-zedegân) (A. Afet, F. zeden = vurulmak). Bir musibete ve bilhassa yangın, zelzele gibi bir felâkete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.) (Afetzede’ nin çokluğu. Afete, belâya, felâkete uğramışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a misfortune. sufferer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت زده] belaya uğramış, afet görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). taklitçi, sahte tavırlı, poz yapan; etkilenmiş, tesir altında kalmış, müteessir. affectedly (z). yapmacık tavırlarla. affectedness (i). yapmacık, sahte tavır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. excuse me. i'm sorry. i beg your pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardon me! excuse me! sorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be forgiven. to be pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be granted a pardon. to receive pardon. pardoned to be. receive a pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mutabık; kararlaştırılmış olan. Agreed. Kabul Tamam Peki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, Parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır.

Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayali de olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşulan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ağrı olayı, ince sinir sistemimizle, beyin, kas sistemimiz ve dolaşım sistemimizle doğrudan ilgilidir. Ancak bu iletişimin sırları tam olarak çözülebilmiş değildir. Ağrı, doktorun hastalığı teşhis etmesine yardım eder, öyleyse faydalıdır. O zaman kadınlar niçin ağrılar içinde doğum yapar? Niçin çok ciddi bazı hastalıklarda ağrı hiç ortaya çıkmaz?

Ağrılar dört sınıfa ayrılır. İlk ikisi toplumca bilinen klasik ağrılardır. İlki, parmağımıza inen bir çekiç darbesi sonucu duyulan ağrı. İkincisi, vücudumuzun içinden kaynaklanan, romatizma, migren vb. ağrılar. Üçüncü sınıf ağrılar, tuhaf ve mantıkdışı görülen ve olaydan çok uzun bir süre sonra ortaya çıkabilen ağrılardır. Örneğin, bir kolun kesilmesinden yirmi yıl sonra olmayan kolda ağrı hissedilmesi olayları ile karşılaşılmıştır. Dördüncü sınıf ağrılar ise, doğrudan kişinin ruhsal hali ile ilgili olan hayali ağrılardır. Nedeni hayalide olsa ağrı gerçektir. Bu tip ağrıların yüzde 30’unun ilaç niyetine verilen etkisiz maddelerle giderildiği bilinmektedir.

Baş ağrısını ise diğerlerinden ayrı bir yere koymak gerekir. Yapılan araştırmalara göre, baş ağrılarının yüzde 90’ı kas ağrılarıdır. Ağır bir el çantası ya da omuz çantası taşımak, telefonu çenenin altına sıkıştırarak konuşmak, başın öne eğik olduğu konumda sürekli daktilo yazmak ve okumak gibi hareketlerin boyun ve baş kaslarını etkilemesi, baş ağrılarının en yaygın nedenlerini oluşturmaktadır.

Tarih boyunca ağrıyı gidermek için, sıcak su, kızgın demirlerle dağlama gibi başka bir ağrı uygulama da dahil olmak üzere çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bunların ortaya koyduğu en önemli yarar, ağrının, oluşum ve engelleme mekanizmasının omurilikte değil, beyinde bulunduğunun saptanması olmuştur.

En kuvvetli bir ağrının bile gerilim durumunda veya tam tersi olan uyku halinde ortadan kalkması, ağrının denetiminde beynin ne kadar büyük bir rolü olduğunu gösterir. Örneğin kimi kazalardan sonra kendileri ile konuşılan yaralı kazazedelerin hiç acı duymadıklarını söyledikleri çok görülür.

Ağrı üzerinde en etkili iki ilaç, haşhaştan elde edilen morfin ile söğüt kabuğundan elde edilen aspirindir. Bu maddeler ağrılı duyuyu uyarmak yerine, ağrının hissedilmesini engeller. Ağrı özellikle insanları ilgilendirir. Bize ağrı çektiren olayların çoğu hayvanlarda görülmez.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(hi. F. A.). İncil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عهد جدید] İncil ve ekleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

{i. A.). 1. -daha, pek, çok, en çok methedilmiş olan. 2. Erkek adı. 3. Peygamberimizin adlarından biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur’an-ı Kerim’de Saf suresinin 2.ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: “...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici olarak geldim” şeklinde geçen isimlendirme ile Peygamberimizin isimlerinden birisi olarak anıldı ve kullanılmaya başlandı.- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Ahmed-i Muhtar, Hz.Muhammed (s.a.s).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.

Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.

‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.

Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilirle özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz. Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor. Akıl somut olarak ölçülemez ama zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقل مجرد] soyut akıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accreditation

denklik

Denk olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accreditation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bankaların kendi şubelerine veya başka bir bankaya bir kimse için açtırdığı, miktarı belli hesap.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accréditif

1. ekon. güven yazısı, 2. ekon. kredi mektubu

1. Belirli bir nicelikteki para için, bir bankanın yükümlülüğü altında, üçüncü bir kişi yararına bir başka bankada veya aracısında açtırılan hesap. 2. Bankaların veya mali kuruluşların müşterilerine ticari işlemlerle ilgili kredi hesabı açtırmak için şubelerine veya muhabirlerine gönderdikleri yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of credit. commercial letter of credit. documentary letter of credit. documented credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکس صدا] yankı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Erkek İsmi) - Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih’in hocasıdır. İstanbul’un fethinde bulundu. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari’nin mezarını bulduğu söylenir. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ses dalgalarının dik bir satha çarpıp geri dönmesi sonunda duyulan ikinci ses.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). beyazlık derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aralıksız, durmadan, biteviye, arasız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الدوام] sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implements. paraphernal property. tools and tackle. toolings , furniture and fixtures. tooling and implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). müttefik, aralarında anlaşma olan; hısım olan, akraba olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده دامن] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça’da geçmiş zaman fiili olup imas. gibi kullanılır). 1. Geliş, gelme, vusul: Amed şüd = Gidip gelme, eyâb ve zehâb. 2. Vaktiyle defterlerde kayıt işareti olup, kaydı terkin olunanlarda «reft» kelimesiyle işaret olunurdu (Bundan «Amediyye» yanlış tâbirini de teşkil edip gümrük terimlerinde kullanıyorlarsa da, kabûle şayân değildir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمد] gelme, geliş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bâb-ı Alt’de MAbeyn-i Hümâyûnla olan muhabere kaleminin reisi ve Meclis-i HAss-ı Vükelâ başkâtibi: Amedci Bey. Asıl resmî adı: Amedî-i Dİvân-i Hümâyûn’dur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amedci unvan ve mansıbı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amedî-i Dİvân-ı Hümâyûn. (bk.) Amedci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geliş, vusul. Yalnız «resm-i hoş-Amedî» tabirinde kullanılır, safa geldiniz demek makamında edilen selâm resmine denir. Kudum tebriki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمدشد] geliş gidiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمدورفت] geliş gidiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آمدوشد] geliş gidiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir Yunan tanrıçası ; (astr). Andromeda takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angora cat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sahadaki bilgileri veya bütün bilgileri sistemli veya alfabetik bir tarzda sıralayan eser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopaedia. encyclopedia. cyclopaedia. cyclopedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedia. enyclopedia. encyclopaedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclopaedia. encyclopedia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopaedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encyclopedic dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evvellik, öncelik, takaddüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i). önce gelen, evvel, mukaddem; (i). önerti; geçmişte vaki olay; geçmiş, mazi; ,(cog). ced, soy; (gram). zamirin yerini aldığı isim veya tümleç; (mat). bir denklemin ilk ünitesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir mektuba veya senede geçmiş bir tarih atmak; daha evvel gelmek, takaddüm etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Tufandan evvelki. antediluvian (s).,(i). Tufandan evvelki devre ait; (i). eski kafalı kimse; çok yaşlı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok eski; modası geçmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tatbiki, uygulamalı; denenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).su yolu kemeri, kemerli su yolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga, nizâ, gürültü: Çarşıda bir arbede oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fray. melee. affray. row. tumult. uproar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uproar. tumult. riot. hurly burly. squabble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عربده] kavga.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. arbede = kavga, F. cüsten = aramak). Kavga çıkarmayı seven, kavgacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عربده جو] kavgacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ünlü Yunan matematikçisi Arşimed'e ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir arı kolonisinde on binlerce işçi arı, binlerce erkek arı ve sadece bir tane ana (kraliçe) arı vardır. Ana arı kovanın her şeyidir, yokluğunda iş düzeni ve üretim durur. Ana arı kovanda tek olduğu gibi, ölümü halinde yerine geçebilecek ikinci bir arıya da izin vermez. Kovanda ana arı adayı olmak demek ölüm demektir.

Ana arının yok olmasına bir şekilde ölmesi neden olabileceği gibi arıcı tarafından da bilinçli olarak kovandan alınabilir. Ana arı yok olunca koloninin kendisine süratle yeni bir ana arı edinmesi gerekecektir. Bu yeni ana arı eskisinin yumurtladığı son yumurtalardan çıkacaktır.

Bu yumurtaların arı sütü ile beslenmesi, yeni ana arının arı sütü içinde doğuş ve gelişme evrelerini geçirmesi gerekmektedir. Burada görev yine işçi arılara düşer. İşçi arılar üst çene bezlerinden beyaz renkte, pelte kıvamında, hafif keskin koku ve tatta bir sıvı salgılarlar. İşte arı sütü budur. Bu salgı ile beslenen yumurtalar 16 gün sonra arı olarak gözü terk ederler.

Arı yetiştiricileri bu safhada larvaları yok ederek, arı sütünü kaşıklarla gözlerden toplarlar. Her bir gözden yaklaşık 0,1 gram arı sütü alınabilir. Yüzde 65’İ su, yüzde 35’i ise protein, yağ, şeker ve vitamin ihtiva eden kuru maddeden oluşmuştur.

Arı sütü, özellikle sinir sistemi hastalıklarında, yorgunluk sorunlarında, kısırlık ve damar sertliği tedavilerinde, insana güç ve zindelik kazandırmada kullanılan, doğrudan doğadan gelen önemli bir tabii gıdadır. Piyasaya saf veya bala karıştırılmış halde, draje veya tablet halinde sunulmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir. Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretir. Böylelikle malzeme tasarruflu kullanarak balmumu israfı önlemiş olur. Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar. Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder. Bunun nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökülmemesidir. Ve bu açı hiçbir zaman şaşmamamıştır.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıyamet gününde iyilik ve kötülük orduları arasında sıkacak savaşa sahne olacak meydan, mahşer; ölüm kalım savaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).silahlı. armed forces silahlı kuvvetler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle of latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Altın, Osm. zeheb, zer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). utanmış, mahcup olmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

command office. recruiting office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Assosiated Press haber ajansı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yıldız şeklinde yansıtan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشفته دل] gönlü perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ateş-ged). Zerdüştîlerin ateş yakdıkları mâbed.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتشگده] ateşkede, ateşperest tapınağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sürtünmeyle aşınmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). altln renginde, yaldlzlı; parlak, mükemmel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outpatient treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin ululuğu, emaneti. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Azer-ged). Ateşgede, mecûsî mâbedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dismissed. to be discharged / removed from office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bisiklette ayak frenine basmak; sözünü geri almak, söyledigini değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arkası olan, yardım edilmiş, himaye edilmiş; arkalıklı (iskemle v.b.); çifte dokunmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). elin tersi öne doğru olduğu halde vurulan; samimi olmayan , sinsice, zıt anlamı ima eden. backhanded compliment tenkit niteliğinde olan kompliman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبدست] eli boş, züğürt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aksi, huysuz, ters.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tied loan. tied credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باخرد] akıllı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dengeli, muvazeneli. be well balanced denk gelmek, muvazeneli olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikenli, kancalı. barbed wire dikenli tel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tipte satılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

Şimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkod olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır. 1) Makinenin okuduğu dikey çizgiler kısmı; 2) İnsanların okuyabildiği 12 adet rakam. İlk altı rakam eşyanın tanım numarası olup, üreticiler yıllık bir ücret karşılığında, bu kodları veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş rakam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılamaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili her hangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasyonlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder, yani altlarındaki rakamın bilgisayar tarafından okunmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bu günlerde çarşı pazardan aldığınız her şeyin üzerinde bir etiket var. Bu etikette kalınlıkları farklı dikey çizgiler ve bazı numaralar bulunuyor. Kasiyerler bu malın etiketli tarafını bir camın üzerinden geçiriyor veya etikete bir ışık tutarak, fiyatlarını otomatik olarak yazar kasalarına geçiriyorlar.

Barkodlar önceleri marketler için, işlemlerini hızlandırmaları ve stoklarını daha iyi kontrol edebilmeleri için hazırlanmıştı. Ancak sistem o kadar başarılı oldu ki, süratle her tiptesatılan eşyaya konulmaya başlanıldı.

İimdi, süpermarketten aldığınız ve üzerinde barkd olan herhangi bir malı elinize alın ve bu bir tip etikete bakarak anlatacaklarımızı dinleyin.

Gördüğünüz gibi, bir barkodda iki kısım vardır.

1) Makinenin opkuduğu dikey çizgiler kısmı;

2) İnsnların okuyabildiği 12 adet rakam.

İlk altı rakam eşyanın tanmım numarası olup, üreticiler yılık bir ücret karşılığında, bu kodlaeı veren uluslararası bir konseyden kendi ürünlerine tahsis ettirebilirler.

İkinci gruptaki ilk beş raklam malzeme numarasıdır. Aynı kod birden fazla çeşitteki ürün için kullanılmaz. Yani üreticinin sattığı her değişik üründe, her değişik paketlemede, hatta paketlerin koli olarak tekrar paketlenmelerinde hep değişik malzeme numarası verilir. Böylece markette ne kadar mal satıldığı, depoda ne kadar kaldığı, hep kontrol altında tutulur.

Örneğin, teneke kola ile şişe kolanın kod numaraları farklıdır. Hatta kutu kolanın bir kolide 6’lık, 12’lik veya 24 adet bulunması durumunda bile farklı kod verilir.

Sağdaki en son rakam ise kontrol numarasıdır. Bu numara bütün taranan dikey çizgilerle hafızaya alınan bilgilerin, bir çeşit sağlamasını yapar.

Görüldüğü gibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Bu merkez mağazadaki malların fiyatlarını her zaman değiştirebilme imkanı sağlar.

Çeşitli kalınlıktaki dikey, kalın ve ince çizgiler ile aralarındaki boşluklar, çeşitli kombinasynlarda dizilerek, her biri, bir rakamı temsil eder yani altlarındaki rakamın bilgisyar tarafından okunmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). demir çubuklarla kapatlımış; yasaklanmış; çizgili, yollu (kumaş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). En yüksek rütbeli assubay.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ucuna tüy takılmış mantarla oynanan bir oyun; bu oyunda kullanılan raket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holiday gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bir kuş ki, ötmesi bu kelimeye benzer. Beced kuşu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Kötü, fena. 2. Çirkin, nâhoş, soğuk: Bed koku. Kötülük, fenalık, şer: Nİk ve bedi (iyi ile kötüyü) farketmek. (Birçok sıfat terkiplerinin teşkiline de girer ki başlıcaları sıralarında zikrolunacaklardır). Bed-renk = Açıkla koyu arasında kirlimsi renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An article of furniture to sleep or take rest in or on; a couch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically: A sack or mattress, filled with some soft material, in distinction from the bedstead on which it is placed , or this with the bedclothes added.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a general sense, any thing or place used for sleeping or reclining on or in, as a quantity of hay, straw, leaves, or twigs. Marriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plat or level piece of ground in a garden, usually a little raised above the adjoining ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mass or heap of anything arranged like a bed; as, a bed of ashes or coals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bottom of a watercourse, or of any body of water; as, the bed of a river.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer or seam, or a horizontal stratum between layers; as, a bed of coal, iron, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Gun carriage, and Mortar bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The horizontal surface of a building stone; as, the upper and lower beds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A course of stone or brick in a wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place or material in which a block or brick is laid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lower surface of a brick, slate, or tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The foundation or the more solid and fixed part or framing of a machine; or a part on which something is laid or supported; as, the bed of an engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The superficial earthwork, or ballast, of a railroad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The flat part of the press, on which the form is laid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To place in a bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make partaker of one's bed; to cohabit with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with a bed or bedding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To plant or arrange in beds; to set, or cover, as in a bed of soft earth; as, to bed the roots of a plant in mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay or put in any hollow place, or place of rest and security, surrounded or inclosed; to embed; to furnish with or place upon a bed or foundation; as, to bed a stone; it was bedded on a rock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dress or prepare the surface of stone) so as to serve as a bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay flat; to lay in order; to place in a horizontal or recumbent position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To go to bed; to cohabit. a piece of furniture that provides a place to sleep; 'he sat on the edge of the bed'; 'the room had only a bed and chair' a plot of ground in which plants are growing; 'the gardener planted a bed of roses' a foundation of earth o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a piece of furniture that provides a place to sleep; 'he sat on the edge of the bed'; 'the room had only a bed and chair'. a plot of ground in which plants are growing; 'the gardener planted a bed of roses'. a depression forming the ground under a body of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The steel flat table of a cylinder printing press upon which the type sits during the printing process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area surrounding the lane, including the approach, the pit, and the gutters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Base on which the type rests on a flat-bed letterpress printing machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bed is the foundation on which the lathe is built.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire area a lane is set into, from the approach to the pit, including the channels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A narrow flat-topped ridge on which crops are grown with a furrow on each side for drainage of water or an area in which seedlings or sprouts are grown before transplanting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock in the earth Also the bottom of a body of water such as a river, lake, or sea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bottom of a channel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In geology the term bed refers to a individual layer of the rock, which is distinguishable from the beds above and below it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock, usually sediments, which is homogeneous in composition One bed is separated from another by a bedding plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The substrate plane, bounded by banks, over which the water column at some point in time resides.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subdivision of a stratified sequence of rocks, lower in rank than a member or formation, internally composed of relatively homogeneous material exhibiting some degree of lithologic unity, and separated from the rocks above and below by visually or physi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the relatively flat or level bottom of a body of water, as in a lakebed or riverbed. the base on which the paper is held in a press. A ridge of soil formed for planting crops above furrows on each side, An area in which seedlings or transplants

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer within a sequence of sedimentary rocks defined by planar to irregular boundaries representing an original depositional surface. In relation to any river - i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of la

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That part or a conveyor upon which the load rests or slides while being conveyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bottom of a watercourse, or any body of water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sedimentary structure that usually represents a layer of deposited sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A section of a number, usually used when referring to triples and doubles All three darts in the same triple is called Three in a Bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That part of a conveyor upon which the load or carrying medium rests, rolls or slides while being conveyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In geology, a smal, distinct rock unit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spring portion of a trampoline that athletes bounce on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بد] kötü. bed etmek başlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak, karyola; çiçeklik, tarh; yığın; evlenme; nehir yatağı; tabaka, kat (kaya,arazi); mezar. bed linen yatak takımları. bed and board yiyecek ve yatacak yer, iaşe ve ibateş confined to bed yatağa düşmüş. go to bed yatmak. make a bed yatak yapmak. m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yatak temin etmek, yatırmak; misafir etmek; dikmek (çiçek); gömmek; tabakalar halinde dizmek; yatmak. bed down at ve inek gibi hayvanlara samandan yatak yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Başlangıcı kötü; kötü bir şekilde başlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (bed = kötü, ahter = yıldız, talih). Talihi kötü, bedbaht.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, A. asi = soy). Kötü soylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, Ayîn = resm ve Adet). Adeti, Ayîn ve mezhebi kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeyi fenâ gören adama yakışacak surette, kötümserce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fenâ görürlük, kötümserlik, bedbinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, bû = koku). Kötü kokulu, fena kokan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, çehre = yüz). Kötü çehreli, çehresiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Kötü endamlı, biçimli olmayan, biçimsiz, çarpık, kambur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, endîşîden = düşünmek). Kötülük düşünen, herkesin kötülüğünü düşünen ve arzu eden, bed-hâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, fercam = encâm). Encamı kötü, sonu fena.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, fiâl = işler). İşi kötü, fena işler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, gevher = asıl, maya). Aslı, esası ve mayası kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, güften = söylemek). Herkes hakkında kötü söz söyleyen, dedikoducu, müzevir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, güman = zan). 1. Fenalık düşünen, herkesin fenalığında bulunan, bed-hâh. 2. Her işde bir fenalık gören, vesveseli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, hâsten = istemek). Başkasının kötülüğünü isteyen, kimsenin iyiliğini arzu etmeyen, garazkâr, kötülük isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâli kötü, kötü halli, fena bir halde bulunan, düşkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BED-HUY (i. F. bed = kötü, hû = tabiat, ahlâk). Kötü huylu, fena tabiatlı, kötü alışmış, huysuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kâr = iş). İşi kötü, fenalıkta bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, kirdâr = tabiat). Kötü tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. bed = kötü, likâ = yüzü). Yüzü çirkin ve kötü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mayası bozuk, soysuz, sütübozuk

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. 1. Sarhoşluğu kötü, fenâ sarhoş. 2. Kendini bilmeyecek derecede sarhoş, kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Bedmestlik, sarhoşluk, kendinden geçmişük

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nihâd = tabiat, huy). Kötü tabiatlı, fena huylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nijâd = nesil). Soyu kötü, (Osm.) bed-asl, fürûmâye, soysuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed =. kötü, sîret = ahlâk). Kötü ahlâklı, ahlâksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, zeban dil). Kötü söz söyleyen, hicveden, edepsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bediîlik, güzellik; yenilik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدعهد] sözünde durmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BEDAHE (i. A.). 1. Açık, bedîhî, yani zâhir ve lyan ve delil ve ispattan müstağni olma: Bedâhete karşı söz söylenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) Birdenbire, ansızın, düşünmeksizin: Bedâheten bir beyit söyledi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداهة] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بداخلاق] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Amu-derya’nın kaynağı olan Perc’in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bedahşan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).bulaştırmak, sürmek, kirletmek, karalamak; aşırı derecede süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça bâd-ı hava’ dan). Parasız, meccanen, beleş (bilâ şey): Bedava sirke baldan tatlıdır, mec. Pek ucuz: Bunu bedava almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. free of charge. no charge. cheap as dirt. dirt cheap. dirt-cheap. gratis. gratuitous. for nothing. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. free. gratis. gratuitous. buckshee. dirt cheap. very cheap. for free. for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. free. gratis. for nothing. dirt cheap. cost- free. costless. for free. free of charge. free of payment. as a / by free gift. gratuitous. no expense to be incurred. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her işini parasız veya çok ucuza sağlamaya çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who wants to get things for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giveaway fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدآواز] kötü sesli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bedevîlik, bâdiyenişinlik, göçebelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بداوت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bedîa). Bedîalar, güzellikler, (bk.) Bedia.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایع] yeni ve güzel şeyler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözünü kamaştırmak, şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, baht = talih). Talihi kötü, talihsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfortunate. unhappy. unlucky. miserable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elend. unglücklich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبخت] tahilsiz. bedbaht etmek mutsuz etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahtsızlık, talihin müsaadesizliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misfortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, dîden = görmek). Kötümser, herkesin kötülüğünü gören ve arayan. Bilhassa politika dilinde Fransızca pessimiste kelimesinin tercümesi olarak kullanılır ki, her hali fena görmeye meyleden demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic kötümser. karamsar. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. despondent. downbeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبين] kötümser, karamsar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبو] kötü kokulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahtakurusu, zool. Cimex lectularius

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدچشم] kötü gözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدجنس] kötü cinsli, cinsi bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,coğ. yatak örtüsü, battaniye gibi yatak takımları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بددل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak takımı; samandan yapılmış hayvan yatağı, gelembe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin aleyhinde olunan dua, tersine dua: Birinin bedduasını almak, bedduasına uğramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. malediction. imprecation. damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curse. malediction. imprecation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprecation. malediction. curse. damn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بددعا] ilenç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başlama, (Osm.) şurû, Agaz: işe, yazıya bede etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). süslemek, tezyin etmek; donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitutional. worth. substitute. equivalent. price. pay. worth. compensation. consideration. forfeit. offset. purchase money. quid pro quo. quittance. rate. requital. wages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. price. toll. value. worth. equivalent. substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Beadle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. worth. price. remuneration. value. equivalent of. in exchange for. sum paid for exemption from military service. person who makes the pilgrimage to Mecca in the name of another. compensation. cost. offset. pay. quid pro quo. quittance. subs

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Değer, kıymet. 2.Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدلات] bedeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satarak bundan istifade ve ticaret eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satmak işi ve bundan olunan ticaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bedel olarak, bedel suretiyle, aynen ve şahsen tâbirinin mukabili: Tâyînâtı aynen mi, yoksa bedelen mi alıyorlar? Askerlik hizmetini bedelen veya şahsen ifa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bedel ödenilen, bedeli olan. 2. Bedelci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having the value of. one who has paid to be exempted from his military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Rights Issues)

Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir. Söz konusu hisse senetleri ortaklara satılabileceği gibi (rüchan hakkının kullandırılması), ortaklar dışındaki yatırımcılara da satılabilir. (rüchan haklarının kısıtlanması). Bedelli sermaye artırımına katılım bedeli belli bir süre ile sınırlıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bedel ödenmeyen, bedeli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge. gratuitous consideration. free of cost. without cost. costless. for free. nonremunerative. on the house. past consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Bonus Issues)

Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır. Bedelsiz hisse senedi alma hakkı bir süre ile sınırlandırılamaz.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). beadsman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebdân). 1. Gövde, vücut, ten: İnsanın, hayvanın bedeni. 2. Vücudun kol, bacak ve baş gibi ayrıca kısımlarından başka merkezî kısmı, ağacın dal ve budaktan başka olan kısmı, kütük, gövde. 3. Kale bedeni, bârû. 4. Kendilik, nefs, zât, şahıs: Köprünün masraflarını bedeninden verdi. Beden duvarı = Binanın dört tarafına yapılan kalın duvar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. trunk. size. form. flesh. frame. person. tabernacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. flesh. frame. the flesh. trunk. size.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Abyssinian or Arabian ibex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is probably the wild goat of the Bible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. trunk. size. aspect. bone. frame. physique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calisthenic exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gym.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calisthenics. exercise. gymnastics. physical education. physical jerks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manual worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بداندیش] kötü düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bedeniyle, cismiyle, şahsen, vücudiyle, nakden ve bedenen mukabili: bedenen hizmet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدنا] vücutça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedeniyye). Bedene mensup ve müteallik, cismânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnal. corporeal. corporal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. corporal. bodily. carnal. corporeal. fleshly. gestic. material. organic. sensual. somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal. bodily. corporal. earthy. personal. physical. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodily. fleshly. material. physical. physically. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalarına dua etmekle hayatını kazanan kimse, duahan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bezistân, kullanılanı: Bedesten). Kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vesaire alışverişine mahsus örtülü ve mahfuz çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

covered bazaar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market where antiques. objets d'arts. jewelry etc. are sold. vaulted and fireproof part of a bazaar where valuable goods are kept.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedeviyye). Bâdiyede yani çölde, çadır ile konup göçerek yaşayan; medenî mukabili: Akvâm-ı bedeviyye = Bedevî kavimler. Bu halde yaşayan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedouin. bedouin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bedouin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bedouin. nomadic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدوی] çöl arabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çileden çıkartmak, azap vermek, eziyet etmek; cinnet getirtmek; bozmak, ifsat etmek. bedevilment (i). çileden çıkartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bâdiye ve çölde, çadır altında yaşayan ve konup göçen halkın hali. Çadırda oturma, medeniyyet (şehirlilik) zıddı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدویت] göçebelik. 2.bedevîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çiğ taneleri ile ıslatmak, nemlendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak arkadaşı, yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدفرجام] kötü sonlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدگو] dedikoducu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدگهر] kalbi bozuk, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدخواه] birinin kötülüğünü isteyen, kötü niyetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başkasının kötülüğünü arzu eden adamın hali. Garazkârlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدخو] huysuz, kötü huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. bedîa). 1. Nümune ve emsali olmayan bir şeyi yaratan ve icad eden: Bedi-üs-semâvât vel-arz = Arzın ve semanın yaratıcısı, yani Tanrı. 2. Nümune ve emsali olmayan, yeni icad, yeni, görülmemiş, nâdîde: Nazm-ı bedî, sun’-ı bedî (edebiyat). Yazının lafzî ve manevî süslerinden bahseden ilim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیع] güzel, yepyeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2.Yoktan vareden. Allah’ın 99 isminden birisidir. 3.Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4.Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh alimi (Sivas-1223). El-Bahru’1-Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (c. bedâyî). Nâdide ve güzel, yeni icad edilmiş şey: Bugünkü medeniyetin bedâyti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیعه] yepyeni şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2.Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3.Ülkü, ideal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Bedîdar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Görünür, Ar. meşhûd, zâhir, lyan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).(eski) donatmak, süslemek, tezyin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şan ve şerefi büyük olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ansızın, düşünmeden söylenilen güzel söz. Hazırcevaplık, ber-bedîhe, bedâheten, irticâlen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیهه] düşünmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2.Başlangıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bedîhiyye). Delil ve ispata muhtaç olmayacak derecede zâhir ve açık olan: Kâinatın bir yaratıcının kudret elinden çıktığı bedîhîdir. (mantık) Mantıkta bir kıyas çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدیهی] kuşkusuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Besbelli, açık-apaçık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. mantık). Delil ve ispata muhtaç olmayacak görünüşte açık ve anlaşılan şeyler, umûr-ı bedîhîyye: Be dîhiyyâta karşı söz söylemek abestir

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Estetik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Estetik ilmi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karartmak, donuklaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Bedi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bedr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dolunay, ondört gecelik ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İşleri kötü idare eden. 2.Çapkın kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) - İleri görüşlü, aydın lid(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zamanın harikası. 2.Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eski gösterişli ve kaba bir şekilde süslemek, donatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدکار] kötü hareketli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük karışıklık ve gürültü, şamata; akıl hastanesi, tımarhane; b.h. Londra'da bulunan St Mary of Bethlehem adlı akıl hastanesi. Bedlam broke loose Kızılca kıyamet koptu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akıl hastası, deli kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yataksız, karyolasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kötülük, çirkinlik 2. Sertlik, katılık, sert muamele.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدلقا] çirkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yatak gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمایه] mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمست] içip içip dağıtan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمستی] içip içip dağıtma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) ed+mes] içip içip dağıtma. bedmestlik etmek içip için dağıtmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدمهر] sevgisiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, nâm = ad). Kötü ad kazanan, kötülükte şöhret bulan, kötülükle ismi yâd olunan: Bu harekâtıyla bed-nâm oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنام] adı kötüye çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنگاه] kötü gözlü, kötü bakışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدنهاد] kötü yaratılışlı, soysuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Orman horozu, yaban tavuğu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bedevi, çölde yaşayan göçebe Arap; (s). bedevilere ait, bedevilerle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak lâzımlığı; yatak ısıtacak kap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karyola direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدر] dolunay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Dolunay, on dört gecelik ay. (coğrafya). Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer ki, Peygamberimizin meşhur gazasının geçtiği yerdir. Ashâb-ı Bedr: Bu gazâda bulunan sahâbe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kirletmek bulaştırmak, ıslatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Aslı «bedraha» ya ni yolun büyüğü olup Arapçalaşmıştır). Rehber, kılavuz, yol gösterici, delil (Bedrika okunması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sert başlı at.2.Daima. 3.Hoş latif, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدره] para kesesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Din’in nuru, ışığı. 2.Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرفتار] kötü davranışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرقه] uğurlama, yolcu etme. 2.kılavuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yol gösteren, kılavuz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sırılsıklam etmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2.Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yatalak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay’a ait. 2.Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzeydeki tabakalar altındaki asıl kaya; en alt seviye; temel ilkeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırtta taşınabilen tomar şeklinde bağlanmış yatak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدرود] veda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ay yüzlü. 2.Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dolunay yüzlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). yatak başucu, hastaya bakan kimsenin veri; (s). yatak başucunda olan. bedside manner doktorun hastaya karşı tutumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسگال] kötü düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدسيرت] ahlaksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدسرشت] kötü yaratılışlı, mayası bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tıb. yatak yarası, uzun zaman yatmaktan ileri gelen yatak çıbanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak örtusü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karyola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eskiden şilte yapmak için kullanılan bir çeşit saman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدتر] daha kötü, beter.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatma vakti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بدطينت] tıynetsiz, karaktersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski yazıda mektup zarflan üzerine yazılması ve zarfa basılan mühüre kazdırılması mûtad, aslı meçhul bir sözdür. «Buda» isminden galat olması düşünülebilir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزبان] ağzı bozuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزهره] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpected. sudden. unimagined. surprise. abrupt. adventitious. heaven-sent. improbable. snap. unannounced. unforeseen. unhoped. unhoped-for. unlooked-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrupt. sudden. unexpected. unforeseen. unlooked-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça belâ = musibet, Farsça zede = vurulmuş). Musibete uğramış, felâkete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gecikmiş, geç kalmış. belatedly z. gecikerek, vaktinden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büldân, bilâd). 1. Yer, memleket, hıtta. 2. Kasaba, şehir: Beled-i emin (el-beled-ül-emîn): Mekke-i Mükerreme. Şeyh-ül-beled = Arap ülkelerinde belediye reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلد] kent. 2.memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beled» den imen.) (mü. belediyye). 1. Şehir ve kasabaya mensup ve müteallik. 2. Şehir ve kasaba ahalisinden olan, şehirli. Bedevi veya köylü olmayan. 3. Yerli, mahallî. 4. Belediye idaresine mensup ve müteallik: Meclis-i beledî, nizâmât-ı belediyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yukarıdaki Arapça kelimeden). Yerli kumaş, çit bezi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدی] kentli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya kasabanın sokaklarıyla başka umumî işlerine, temizlik vesair ihtiyacına bakan idare: Belediye nizamları, belediye reisi, meclis-i belediye, belediye dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. city hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the town council. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city council. municipal council. town council. municipal board. municipal councillor / council / assembly / board. town / municipal council. shop council. select council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the business of governing a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدیه] belediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yayvan ağızlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sevgili, aziz; i. sevgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it., mim. tepe köşkü, binaların özellikle üst kat taraçaları; manzara seyredilmesi için yapılmış bina. the Belvedere Roma'daki Vatikan sanat galerisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (ünlem) şükretme;(ünlem) Hamd olsun!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Shakespeare'in Much Ado About Nothing,- adlı oyununda kendine çok güvenip de sonunda evlenen bekâr: yeni evli adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzun bir bekârlık devresinden sonra evlenen adam; yeni evli adam; evli adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Benediktin papazları tarikatlnln üyesi; k.h. ilk önceleri Benediktin papazlan tarafından yapılan bir Fransız likörü; s. bu tarikata ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdis, kilise ayinlerinin sonunda okunan takdis duasıı; takdis sonunda hasıl olan bereket, rahmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bilgisiz; gece karanIığına kalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. amfetamin, burun tıkanıklığını açıcı bir ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsiz, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsiz, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bî-edebâne ile = Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bi-edebâne ile Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akılsız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی بدل] eşsiz, benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی ادب] terbiyesiz, edepsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Veletsiz, çocuksuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilinmeyen, malûm olmayan, tanınmayan, meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilmeyen: Bunu bilmedik kimse kalmadı. 2. Bilinmeyen: Bilmediğimi öğrenmek isterim. 3. Bilmeyiş, cahillik: Bilmediğini bilmez.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki loplu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. boru çiçegi, kahkaha çiçedi, gunduz sefası, cadır çiçegi, bot Convolvulus arvensis hooded bindweed kopek pençesi, bof Calystegia sepium

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki ayaklı hayvan. bipedal s. iki ayaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at one go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Evlerinde köpek bulunduranlar, köpelkerinin yaşlarını insan yaşlarıyla karşılaştırabilmek için, her köpek yaşının yedi insan yaşına eşit olduğunu varsayarlar. Peki bu doğru mudur?

Tam olarak değil...

Bu konuda üretilen çeşitli formüller var ama en basit ve akla yatkın olanı şu:

Köpeğin birinci yaşı= 21 insan yaşı

Köpeğin sonraki her yaşı:4 insan yaşı

Buna göre 7 yaşında bir köpeğiniz varsa insan ömrüne göre;

21+(6*4)=45 yaşındadır.

Bu hesaba devam edersek 10 yaşındaki bir köpeğin yaşı, insanın 57 yaşına eştir. 15 yaşındaki bir köpek ise 77 yaşındaki bir insanla aynı yaştadır.

Bu hesap şekli akla uygundur. Bir köpek yaşı yedi insan yaşına eşittir düşüncesi seksüel olgunluğa erişmiş bir yaşındaki köpekle 7 yaşındaki bir çocuk arasında farkı düşününce anlamsız kalıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Niçin bahar gelince insanların yaşama sevinçleri yükselir? Niçin koyunlar baharda ve hemen hemen aynı zamanda kuzularlar? Niçin kuşlar vakti gelince bir anda hep beraber göç yollarına düşerler? Bu zamanlamayı, fiziksel ve psikolojik davranış biçimlerindeki değişimi sağlayan nedir?

İnsan vücudu her gün aynı saatte otomatik olarak belirli fonksiyonları yerine getirir, vücut ısısını değiştirir, hormonlar salgılar. Biz bunların çoğunun farkına bile varmayız. Örneğin bu biyolojik beden saatine uygun olarak vücudumuz akşam saatlerinde ısı kaybını önlemek için beden ısısını düşürür, sabahları ise bedeni günlük aktivitelere hazırlamak için arttırır. Yani vücut ısısı insanlarda, bir günde yaklaşık bir derece iner ve çıkar.

Tabiattaki bu müthiş dengeyi sağlayan, canlılarda beynin merkezine yakın yuvalanmış, küçük ve gösterişsiz bir organ olan hipofiz salgı bezidir. Varlığı milattan yüzyıllarca önce bile bilinen, insanda bir hap kadar küçük ve hafif olan bu bez, balıklarda, sürüngenlerde, hem suda hem karada yaşayan hayvanlarda, kuşlarda ve memelilerde, hemen hepsinde vardır.

Bilindiği gibi hayvanların bir çoğunun üreme aktiviteleri mevsimlere bağlıdır. Deneylerde hipofiz bezi çıkartılan hayvanların aynı zamanda doğurmaları daha doğrusu tabiatın takvimine bağlı kalmaları özelliklerini yitirdikleri görülmüştür. Aynı şekilde vücut sıcaklıklarını ve günlük yaşam ritimlerini düzenleyemedikleri, kuşların göç etme içgüdülerini kaybettikleri tespit edilmiştir.

Biyolojik ritmi düzenleyen hipofiz bezinin bunu, salgıladığı ‘melatonin’ hormonu ile yaptığı biliniyor. Bu hormonun salgı miktarı dış dünyanın gece ve gündüz zamanları, daha doğrusu havanın karanlık ve aydınlık süreleri tarafından ayarlanmaktadır. Yani beden saati gün ışığı döngüsüyle eş zamanlı çalışmaktadır.

Sürekli gece çalışanlarda, uçakla uzun yolculuk yapanlarda hatta kış mevsimine girerken gündüz saatlerinin kısalmasıyla bazı insanlarda, beden saatinin ritminin bozulmasıyla oluşan fiziksel ve psikolojik sorunlar görülmektedir.

Melatoninin beyne nasıl bir sinyal göndererek bu kontrol mekanizmasını yarattığı ve bu saatin moleküler ve hücresel düzeyde nasıl çalıştığı tam açıklığa kavuşabilmiş değil.

Koyun ve benzeri hayvanların sonbaharda günlerin kısalmasıyla çiftleşip, bütün bir kış yavruyu karnında taşıyıp, baharda doğurmalarına karşın, kuş, balık gibi memeli olmayan hayvanlarla diğer bazı küçük memelilerin hipofizlerinin bu iş için niçin ve nasıl bahar aylarını seçtikleri ve üreme mevsimi dışında hipofizden gelen hangi emirle doğurganlıklarını kaybettikleri konularını açıklığa kavuşturmak için çalışmalar devam ediyor.

Bu çalışmaların bir diğer amacı da hayvanların çoğunun sonbaharda hep beraber aktif üreme dönemine girmeleri, doğumların da aynı tarihlere rastlamaları, bu nedenle belli mevsimlerde piyasalarda lüzumundan fazla et bulunmasıdır. Araştırmacılar hayvanların biyolojik saatlerinde ayarlama yaparak, üreme döngülerini değiştirmeye, üremenin yıl içine dağılmasına çalışıyorlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, el = harf-i tarif, müşahede = görme). Görerek, muayene ederek, gözleriyle görerek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kötü kalpli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanmış; mahvolmuş, tahrip edilmiş; Allahın belâsı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.kan kaybetmek, kanamak, kanı akmak; akmak, solmak (boya); su boşaltmak; matb. sayfanın kenarına kadar basmak; bitkilerin özü gibi akmak; kan ağlamak, çok kederli olmak; k.dili para çekmek, sızdırmak. bleeder i. tıb. hemofili hastalığı olan kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra; sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mübarek; Allahın cezası: We didn't catch a blessed fish Allahın cezası bir balık bile tutamadık. blessed event k.dili doğum blessed thistle kalkan dikeni, bot. Carduus benedictus. bless edness i kutluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kan kırmızısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cins, saf kan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kan dokme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. engerekotu, bot. Echium vulgare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili hata , gaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vucütlü, bedenli, cüsseli. able-bodied s. güçlü kuvvetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Lüzumsuz işe karışan, halt edici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagantly promises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeri ayrılmış; temsil için anlaşmış; defterde kayıtlı. booked-up s. bağlanmış; ing. bütün yerleri satılmış. bookend kitap desteği, kitapların devrilmemesi için iki yana konan destek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıkıntı, can sıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir satırın sağdan sola ve diğerinin soldan sağa yazıldığı eski bir yazı şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çarpık bacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. göğüslü. double breasted kruvaze, çift sıra düğmeli. single breasted tek sıra düğmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. breed bred out dejenere olmuş, cinsi karışmış. ill-bred s. terbiye görmemiş .well-bred s. iyi terbiye görmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. doğurmak, yavrulamak; çiftleştirmek, üretmek; özel olarak yetiştirmek; sebep olmak, hâsıl etmek, kaynak teşkil etmek; gelişmek; hâsıl olmak; türemek; i. cins, soy, nesil; çeşit, tip. breeder reactor üretici reaktör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğurma, üreme; yetiştirme; terbiye; bitki ve hayvan türlerini ıslah etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık fikirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geniş omuzlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as an instance of this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) patlak gözlü; gözleri faltaşı gibi açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin delili. Burhaneddin Mahmud b. Taceddin el-Buhari (Öl. 1149). Hanefi fıkıh alimi. Önemli yapıtı. el-Muhit el-Buhari’dir. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili yorgun, bitkin; ne yapacağını şaşırmış bir halde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. potin, çizme veya eski Yunan ve Roma tiyatrosunda oyuncuların giydigi sandaleti giymekte olan; trajediye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) tutuklanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. büt = put, gede = yer). Putperestlerin ibâdethanesi, puthâne

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif. Bedahât = düşünmeden ve birdenbire yapmak). Düşünmeksizin, derhal, ansızın, Anîde, bedâhaten, irticâlen: Bil-bedâhe şu kıt’ayı söyledi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ,şiir iskoçya. Caledonian (i)., (s). Iskoçyalı (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktarı bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Kumların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir. Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkle göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmekledir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktar bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جامه دان] gardrop.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şekerlenmiş; şekerleme haline konmuş; şeker gibi kristalleşmiş; tatlı dilli, dil döken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad’ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konserve halinde muhafaza edilmiş; argo önceden hazırlanmış, önceden söylenmiş, bir yenilik getirmeyen; argo kovulmuş, yol verilmiş; argo banda alınmış, plağa doldurulmuş (müzik).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). asit fenikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzeyden sertleştirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kale tipinde inşa edilmiş, mazgallı ve kuleli olarak yapılmış; çok kulesi olan castella'tion (i). mazgallı barbata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(z). çapraz; (z). çaprazlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (Lat). piskoposun bölgesi dahilindeki en buyük kilisede bulunan kürsüsü; resmi kürsü, profesörlük kursüsü. ex cathedra yetkisine dayanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). katedral, piskoposluk kilisesi; büyük kilise; (s). piskoposluk kürsüsüne ait; otoriter; katedral gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(zool). kuyruklu, kuyruğa benzer bir uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جاذبه دار] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CCD kameranın ışığı alan kısmıdır. 3CCD, kameranın uçana renk olan kırmızı, yeşü ve mavi (RGB) İçin ayrı bir CCD göz özelliği olmasıdır. Gelen ışık üç ana renge ayrılır ve renkleri ayrı olarak ele aldığından; daha gerçekçi ve parlak görüntüler elde edilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ecdâd). Baba ve ananın babası, büyükbaba, dede. Ata mânâsında da kullanılır. Cedd-i Alâ = Bir hanedanın başı olan zat: Osmanoğulları’nın cedd-i Alâsı Osman Gazi’dir. Ced-be-ced = Sülâlece, soydan. Abâ-an-ced = Babadan babaya, irsen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bol yağmur. 2. Hediye, ihsân. 3. Kazanç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sedir ağacı; erz ağacı,(bot). Cedrus; bu ağaçların tahtası. cedar of Lebanon Lübnan selvisi, (bot). Cedrus libani. Himalayan cedar, Indian cedar çin ağacı, (bot). Cedrus deodara. cedar chest yünluleri güveden korumak için sedir ağacının odunundan y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cedvel). Cedveller. (bk.) Cetvel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جداول] cetveller, çizelgeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جد] ata.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Atalardan gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. felsefe). Atacılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyükana, baba veya ananın anası, büyükanne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bırakmak; terk etmek; devretmek, göçetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga etme, çekişme, mücadele: llm-i cedel = Mantıkta bir bahis. Osm. ilm-i Adâb-ül-bahs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name of an international clearing system established in 1970 in Luxembourg for the settlement of securities transactions, especially Eurobond operations Another international clearing house performing similar functions is Euroclear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An international book-entry settlement and depository system based in Luxembourg, which is merging with Deutsche Borse Cedel and Euroclear are connected by an 'Electronic Bridge' for processing purposes; a transnational depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A centralized clearing system for Eurobonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centrale de Livraison de Baleurs Mobilieres; a clearing system for Euro-currency and international bonds Cedel is located in Luxembourg and is jointly owned by a large number of European banks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European depository located in Brussels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the two European international central securities depositories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدل] tartışma. 2.mücadele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çekişme yeri. mec. Dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Münakaşaya Ait. 2. Münakaşacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدلی] tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Ghana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the basic unit of money in Ghana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدی] oğlak. 2.oğlak burcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Gana`nın para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cedîde). 1. Yeni, kullanılmamış. Fars. nev. Libâs-ı ctdîd = Yeni elbise. 2. Ortaya çıkması üzerinden çok vakit geçmemiş. Fars. nev-zuhûr: Keşf-i cedid = Yeni keşif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدید] yeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدیده] yeni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle kadınların ve ilmiye ricâlinin yine o renkte kundura içinde giydikleri sarı mest. Bunun altı da sarı meşinden olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çedik denilen sarı mest ve kundurayı yapıp satan haffaf (kavaf).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çengel işareti, ç ve ş harflerinin altındaki işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cedur» dan smüş.). Lâyık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Keçi yavrusu, oğlak. 2. (astronomi) 12 burçtan bir burç ki, güneş bu burca aralık ayının sonlarında girer. Medâr-ı cediy = Bu burca muvazi olarak gökte ve arzın üzerinde farazî bir çizgi ki, sıcak iklimler ile güney cihetindeki mutedil iklimleri ayırıp güneşin güneye doğru en aşağıya vardığı dereceyi gösterir. Mukabili: Medâr-ı seretân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tıp). Çiçek hastalığı: Cedrî-i kâzib = Suçiçeği. Telkîh-i cedrî = Çiçek hastalığına tutulmuş bir adamın çıbanından alınmış cerahatle yapılan aşı (inekten olursa telkîh-l bakarî denirdi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدول] cetvel. 2.çizelge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dini savunan. 2.Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meşhur, şöhretli, ünlü; hakkında çok yayın yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırkayak, çıyan, (zool). Scolopendra. yellow centipede sarı ,çıyan, (zool). Cermatia nobilis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tasdikli, onaylı; tevsik edilmiş, bir belge ile tasdik edilmiş; garanti edilmiş; ruh hastası olduğuna kanunen hükmedilmiş. certified bill of lading tasdikli konşimento. certified carrier yetkili nakliyeci. certified check tasdikli çek, vizeli çek. c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kadıköy yakasının eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalseduan, Kadıköytaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). meşru müdafaa sırasında adam öldürme; kasıtsız cinayet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kareli, ekose; değişik olaylarla dolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumuşak bir cins ingiliz peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuş otu, sıçankulağı, (bot). Cerastium arvense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maden ocağının içindeki oksijeni az ve karbondioksiti fazla olan öksürtücü hava, boğucu gaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın omuzlarının arası. (bk.) Cidav.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu görüş nereden, kimden doğdu belli değil. Bir kere burada uzay denilince gezegenler ve ışık yılı bazında uzaklıktaki yıldızlar kastedilmiyor. Gözlemin yapıldığı yer olarak dünya üzerinde yörüngede dönen, insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemleri esas alınıyor.

Dünya yörüngesinde dönen uzay araçlarından dünyadaki pek çok şey görülebilir. Uzay araçları dünya üzerinde ortalama 165 ile 330 kilometre yükseklikte dönüp dururlar. Bu yükseklikten ancak kilometrelerce düz olarak devam eden kanallar hatta otoyollar görülebilir. Oysa dünyadaki insan yapısı şekiller ile akarsular gibi tabiat yapısı şekillerin çoğunluğu böyle değildir.

Çin Seddi milattan önce 3. yüzyılda Hun Türklerine ve Moğollara karşı ülkenin kuzey sınırını oluşturmak ve korumak için parça parça yapılmaya başlanmıştır. 6 bin kilometre uzunluğunda olan Çin Seddi, ortalama yüksekliği 7-8 metre olan iki duvardan oluşmuştur. Bu iki duvarın arasındaki ortalama 6,5 metre mesafe doldurulup taş döşenmiş, birkaç atlının yan yana at koşturabileceği bir yol haline getirilmiştir. Çin Seddi 7. yüzyılda stratejik önemini kaybetmiştir.

İdeal görüşe sahip bir insan, 6,5 metre genişliğindeki Çin Seddi’ni teleskop kullanmadan ancak 20 kilometre yükseklikten görebilir. Yere düşen gölgesi de hesaba katıldığında bu mesafe 60 kilometreye çıkabilir ama burada atmosferin görüş mesafesine olan olumsuz etkisini de unutmamak gerekir. Her iki durumda da bu yükseklik dünya etrafında dönen bir uzay aracı yüksekliğinin çok altındadır.

Uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığım, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini söylüyor.

Bırakın uzay araçlarını insan daha aya gitmeden önce bazı kişiler Çin Seddi’nin Ay’dan görülebildiğini iddia etmekteydiler. İüphesiz bu hiç de doğru değildir. Ay’a giden astronotlara ve bu görevler sırasında çekilen fotoğraflara göre, Ay’dan bakınca dünyada görülenler, beyaz kısımlar (bulutlar), mavi kısımlar (okyanus ve denizler), sarımsı kısımlar (çöller) ile kahverengi ve yeşil kısımlardır (ormanlar ve bitki alanları).

Zaten Neil Armstrong (Apollo-11) ve Jim Irwin (Apollo-15) Ay’dan Çin Seddi’nin görülmediğini, bunu düşünmenin bile çok saçma olduğunu ayrıca belirtmişlerdir.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چيره دست] yetenekli, becerikli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). muhtelif cisimlere yapışarak denizde yaşayan kabuklu bir hayvan; kıvrıkbacaklar familyasından bir hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bir şehri veya şehirleri kapsayan; şehir haline konmuş; şehir gibi meydana getirilmiş. citified (s). şehir hayatına uymuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). medeni, uygar; kibar, nazik, ince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zeki bakışlı, akıllı. clearheaded (s). iyi düşünen clear-sighted (s). basiretli. clear title ipotekten ari mülkiyet hakkı; sağlam. tapu in the clear engellerden uzak; şüphe altında olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear sakınmak The coa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uğursuz sayılan kelimelerden kaçınma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cimri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).ince damarlı (ağaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (den). orasına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sıkı ağazlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) sIkI ağızlı, konuşmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaba damarlı (ağaç); kaba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı gözlü; çarpık, eğri; argo saçma, budala; argo kufelik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karma yüksek okullarda kız talebe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karma öğretim. coeducational (s). karma öğretimi uygulayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Multiple Price Continuous Auction Method)

Çok fiyat yöntemi; bir menkul değer için verilen alım satım emirlerinin fiyat ve zaman önceliği kurallarına uygun olarak teker teker karşılaştırılması sonucunda oluşan fiyatlarla alım satım işleminin gerçekleştirilmesidir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by and by. soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). duygusuz, merhametsiz, hunhar; soğuga karşı hassas; (biyol). soğuk kanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). katı kalpli, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). toplanmış; kendine hakim, aklı başında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renkli; beyaz ırk dışındaki bir ırka, özellikle zenci ırkına mensup; tesir altında kalmış, etkilenmiş, tarafsız olmayan; aldatıcı, göz boyayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melez Güney Afrikalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komedi artisti, komedyen; komedi yazarı comedienne(i). kadın komedi artisti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal kırıklığı, düşüş, sukut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). komedi, güldürücü piyes veya filim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). subay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teslim etmek, kabul etmek, ikrar etmek; vermek, bırakmak, ihsan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ilgili, alâkalı; endişeli, düşünceli. be concerned for veya about endişe duymak, merak etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun bir duruma getirilmiş; şarta bağlı. conditioned reflex, conditioned response (psik). şartlı refleks, şartlı davranış. air-conditioned (s). klimatize edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çeşitli bağımsız devletlerin konfederasyon halinde bir araya gelmeleri, ittifak, birlik; kanunen yasak olan bir fiilin yapılması için çeşitli parti, grup veya kimselerin birlik olmaları. the Confederacy Amerikan iç harbi esnasmda Güney Eyaletlerinin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). müttefik, müttehit, birleşik; (i). suç ortağı. Confederate (s)., (i). Amerikan iç harbi sırasında Güney Eyaletlerinin federasyonuna bağlı olan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ittifak etmek, ittifak ettirmek, birleşmek, birleştirmek, (bak). federate confederated (s). birleşik, (bak). federated confederation (i). konfederasyon, birleşik devletler, (bak). federation.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tıkanık, şişkin; (tıb). kan veya su toplamış, nefes alıp vermede zorluk çeken; tıkanık (yollar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kim). asitlerde mavi alkalilerde kırmızı olan ve labaratuvarlada kullanılan bir boya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yeni Loewe Concept serisinin İçinde 160 GB’lık sabit kaydediciye sahip versiyonu.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). çok fazla, yanarcasına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasılmış, çekilmiş, büzülmüş, kısalmış; pazarlığı edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halk oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gazet). bir metni baskıya vermeden evvel tashih etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iple bağlanmış; kabarık çizgili; kütük öIçüsü ile öIçüIüp yığılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tıpalanmış; mantar kokusu ile bozulmuş;(ABD). mantar siyahı ile boyanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). salamura edilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mısırla beslenmiş besili, gürbüz; taşralı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). boynuzlu, boynuz şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiğit. cottonseed oil pamuk yağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). tohumdan ilk çıkan tek veya çift çenekli yaprak, kotiledon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köylümsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başlık şeklinde, kukuletalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ters, aksi, huysuz, sert, haşin; anlaşılması güç, muğlak (yazı). crabby (s). ters, huysuz, sert, haşin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saçma, acayip; kaçık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güven, itimat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itimat sebebi, delil; (çoğ). kimlik kartı, ehliyet, vekaletname, itimatname gibi evrak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inanılır, güvenilir, itimada şayan. credibil'ity (i). inanılmaya layık oluş, güvenilebilir olma. credibility gap belirtilenle gerçek arasındaki tutarsızlık. credibly (z). güvenilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itimat etmek, inanmak; (tic). matluba geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kredi, güven, itimat, emniyet; itibar, şeref; nüfuz, tesir; okullarda bir kursun başarıyla bitirilmesiyle kazanılan hak; üniversite kurslarının değer birimi; (çoğ)., (sin). filimde tanıtma yazıları. credit agency tüccarların veya müşterilerin mali

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeref kazandıran, beğenilir, takdir edilir, övülmeye değer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iman ikrarı, amentü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). safdillik, her şeye inanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saf, her şeye inanan. credulously (z). safiyane, safdillikle. credulousnessi safiyet, safdillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iman ikrarı, amentü; itikat, akide.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (yaprak, kâğıt) kenarı diş diş olan, tırtıllı. crenature (i). yaprağın kenarındaki tırtıl, diş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). crenellated.(s). mazgallı. crenelation (i). mazgallı siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğri, çarpık; kancalı; namussuz, kanuna karşı; hileli, dalavereli; dolandırıcı, yalancı, sahtekar. crooked dealings namussuzca yapılan işler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). damarları ters veya kırışık olan (tahta); ters, huysuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bağdaş kurmuş, ayak ayak üstüne atmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). melez; (f). melez (i). elde etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ansiklopedi. cyclopedic (s). geniş (bilgi, malumat).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [داد و ستد] alışveriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «duâ»dan). 1. Dua eden, duacı: Dâtniz, dâtleri, ed-dâİ (din Alimlerinin bendeniz ve bendeleri yerine kullandıkları eski tâbirdir). 2. Celp ve dâvet eden, sebep olan: Bu iş mesuliyeti dât olur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irlanda millet meclisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (i). gündelik, günlük; (z). her gün; (i). gündelik gazete; (ing). gündelikçi (hizmetçi). daily bread günlük ekmek, geçim, rızk, maişet. daily double at yarışlalarında çifte bahis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan) (mü. dâlime). Devam eden, devam üzere olan, eksik olmayan, kesilmeyen, sürekli, her vakit, mütemadiyen, fâsılasız, daima: Dâim eyler zâhir Ü bâtında taklîb-İ umûr. Devr-i dâim = Durmadan hareket. Saadet-i dâime = Sürekli saadet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائم] sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Devamlı sürekli, her zaman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka kalın okunur) (I. A.). Her vakit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİMA) (i. A.). Devam üzere, her vakit, bir düzüye: Sabahları daima erken kalkarım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. every time. forever. forever more. evermore. ever. forever and ever. forevermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. everlasting. forever. for ever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. continually. invariably. all along. ever more. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİMİ) («dâim’den imen. olmak üzere uydurma bir kelime olup Arapça değildir). 1. Daim, devam üzere bulunan, bâkî, sürekli: Bu sıcak dâimî değildir, geçicidir. Benim hastalığım dâimidir. 2. Devam ve mülâzemet eden, eksik olmayan: O, daimî misafirlerdendir, bu rüzgâr burada dâimîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permanent. constant. perpetual. endless. standing. imprescriptible. indissoluble. invariable. perdurable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standing. steady. constant. permanent. perpetual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. perpetual. permanent. continual. habitual. imprescriptible. perdurable. perennial. in and out of season. standing. stationary demand. steady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائمی] sürekli, devamlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Her gün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «deyn»den if.). Borç veren, ikraz eden, alacaklı, medyûn (borçlu) mukabili: Dâinler kendisini sıkıştırıyorlar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). narin, zarif, nazik, sevimli; titiz, itinalı; nefis, lezzetli; (i). lezzetli şey. daintily (z). nazikâne, zarafetle. daintiness (i). zarafet, nezaket; titizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rom ve misket limonu suyundan yapılan bir içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİR) (i. A. «devr» den s.). 1. devreden, dönen, dolaşan. 2. T. Bir şey hakkında olan, ait, bâhis: Edebiyata dair bazı bahisler yazdı, bu kitap neye dairdir? Yolların tamirine dair konuşuyoruz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relating to. about. regarding. concerning. relating to. respecting. as regards. touching. anent. re.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. regarding. concerning. relating to. on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about. concerning. relating to. for. in re. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائر] ilişkin, hakkında. 3.dönen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Def.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAİRE) (i. A. «devr» den) (c. devâir). T. Bir merkezî noktayı az, çok uzaktan çevirip her yeri merkezden aynı uzaklıkta bulunan eğri. Bu çizginin içinde kalan yuvarlak yer ki, kürenin yüzey resmi hükmündedir. 3. Büyük bir apartman vesair binanın bölündüğü kısımların beheri: Her biri birkaç oda vs. den mürekkeptir: Misafirhanede bir daire kiraladı. 4. Devlet idare eden şubelerin beheri ve beherinin kalem, meclis vesairesini içine alan binaları: Başbakanlık, maliye, millî eğitim dairesi. Devâlr-i hükümet = Hükümet daireleri. 5. Belediye şubelerinin beheri, bir büyük şehrin her kısmının belediyesi: Belediye dairesi, birinci, ikinci daire, daire Amirleri. 6. Bir resmî idarenin yönettiği yer: Konya vilâyetinin dairesi pek geniştir, orası kazamızın dairesinin dışındadır. 7. Büyük ev, konak: Filânın dairesi büyüktür. Bu dairede beş, elti sofra çıkar, daire halkı. 8. mec. Bir mânevî emrin hükmünde bulunan yer: Filânı haddi daresine sokmak, edep ve terbiye dairesi içinde söz söylemek, (astronomi) DAlre-tüşşems = Güneş dairesi. Dâiret-ül-bürûc = Burçlar dairesi (Fr. 4cliptique) (tıp). Dâire-i iltihâbiyye = Bir çıban vesaire iltihabının uzandığı yer ki, bir daire teşkil eder (askerlik). Dâire-i te’sîr = (tesir evleri) Mermilerin ulaşabildiği uzaklık. Rub’ıdâire = Dairenin dörtte biri ki, bir dik açı teşkil edip dairenin kavsi bir açısının yerini tutar. Muhît-i daire = Daire-i çenberi. Nısıf daire =s Dairenin yarısı. Dâiro-I irtifâ, dâiret-üs-semâvât = Bir gök cismi ile rasat yapılan yerin tepe noktasından geçen daireler. Dâire-i tOl = TÜl dairesi, boylam çizgisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. round. disc. verge. apartment. bureau. department. board. hoop. rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circle. round. disc. verge. apartment. bureau. department. board. hoop. rooms. circuit. compartment. pad. ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. circle. department. office. ring. round. apartment. flat. room. section. hall. administration. office building. ward. tenement. roundel. compartment. compass. studio. accomodation. area. bureau. chamber. circle chart. circuit. desk. hi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائره] daire. 2.büro, ofis. 3.devlet dairesi. 4.tef, zilli tef.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Seçim bölgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Resmî dâire, hükümet dâiresi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Def çalan musiki san’atkârı, hânende (eskiden hânendeler def çalarak okurlardı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dönerek, dolaşarak, ihata ederek, çevirerek. Dâiren mâdâr = Çepeçevre, etrafını tamamen dolaşarak: Şehre dâiren mâdâr hendek çevirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çepeçevre, fırdolayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائرا مادار] çepeçevre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. orbicular. annular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. cyclic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dâireviyye). Daire şeklinde: Dairevî bir yer, dâirevî bir şekil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دائروی] dairemsi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دائره زن] daire çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süthane, mandıra; sütçü dükkânı. dairy farm mandıra. dairymaid (i). sütçü kız. dairyman (i). sütçü. dairy products süthanede imal edilen ve satılan mallar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kürsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). papatya, margarit, ilkbahar çiçeği, (bot). Bellis perennis; argo fevkalade şey. daisy chain papatyalardan yapılmış zincir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dâİ’nin c. duâ edenler, duâcılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [داعيه] arzu, istek. 2.iddia.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Sebep, mucip, bâis.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). melun; mahkum; Allahın belâsı. Damned if I know. Bilmem, Biliyorsam kahrolayım damnedest (s)., (i)., (k).dili en lânetli; çok şaşırtıcı; (i). en iyisi, en gayretlisi. He did his damnedest to please them. Onları memnun etmek için elinden geleni yapt

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üniversite.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İstanbul’da Belediye konservatuarının eski adı. Daha sonra Şehir Tiyatrosu denmiştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالبدایع] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik, örneğin Mini cihazlar için bas güçlendirmesini kontrol edebilmenizi sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clutch pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). on yüzlü şekil. decahedral (s). on yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). öImüş kimse, ölen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesin, kati, şüphesiz; kararlaştırılmış, mukarrer, muhakkak; sebatkar, inatçı. decidedly (z). kesinlikle, katiyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Et yiyen yabânî hayvan. Dâd ü ded = Ot ve et yiyen yabânî hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دد] yırtıcı hayvan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Büyükbaba, Ar. ced: babası ve dedesi. 2. Yol babası = Kıdemli derviş ve bilhassa Mevlevi tarîkatinde çile merasiminden geçmiş derviş (bu mânâ ile Farsça sanılarak ve yanlış olarak «dedegân» şeklinde cem’i yapılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandfather. grandpa. granddad. grandpapa. grandsire. progenitor. accestor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granddad. grandfather. grandpa. grandad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandfather. uncle ancestor. old man. a senior dervish. forebear. gaffer. grand dad. grandpa. patronymic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lit 'Grandfather,' an elder dervish with spiritual standing within the order, usually the same level as a Khalifa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Ana ve babanın babası. 2.Ced, ata. 3.Çok yaşlı kimse. 4.Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5.Bektaşilerde şeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i). «Baba» denen Bektaşî şeyhlerine saygı mübalağası olarak verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meylevî dervişlerine saygı mübalağası olarak verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Detektif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective. investigator. detective. dick. spotter. bloodhound. ferret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective. sleuth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detective. body guard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Detektör.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. détecteur

algılayıcı

Gaz, mayın, radyoaktif mineral, manyetik dalga vb.ni bulmaya, tanımaya yarayan cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). adamak, tahsis etmek, takdis etmek, vakfetmek; vermek, ithaf etmek. dedicated (s). ithaf olunmuş, verilmiş; tahsis edilmiş. dedica'tion (i). adama, tahsis veya takdis etme, tahsis olunma, ithaf .ded'icato'ry (s). ithaf kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bul headed. pontifical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söylenmiş: O «damın dediği dediktir = Söylediği sözü hakkıyle söylemiştir, geri dönmesine imkân yoktur. Sözü sözdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (asıl demek ve komak fiillerinin mazileridir). 1. Boş söz. Ar. kiyl-ü-kaal, Fars. güft-ü-gû. 2. Şunu bunu çekiştirme, nemmâmlık, suhançinlik, laf getirip, götürme, laf toplama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. tale. tittle-tattle. tittletattle. dirt. grapevine. grapevine telegraph. hearsay. report. rumor. rumour. scandal. scuttlebutt. talk. tattle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. rumour. scandal. tale. tittle-tattle. whisper. rumor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. rumour. tittle-tattle. backbiting. broadcast. chit chat. clatter. on the cry. dope. old gossip. hearsay. rumbling. scandal. tale. tittle tatle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gossip. vent a tale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dedikoduyu sever. Osm. nemmâm, suhançtn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossipy. scandalous. gossipper. gossipmonger. scandalmonger. taleteller. back biter. backbiter. tittle-tattle. babbler. newsmonger. peddler. pedlar. retailer of news. talebearer. tattler. telltale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossip. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossiper. flibbertigibbet. scandalmonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gossipy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tedirgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tedirginlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Demeye sevk ve icbar etmek, zorlamak, demeye bırakmak, söyletmek: Kendisine lâf dedirmez.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlamak, mantıki olarak sonuç çıkarmak, istihraç etmek, istintaç etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çıkarmak, tenzil etmek; istintaç etmek , sonuç çıkarmak deduction (i). istintaç, netice çıkarma; (man)., tümdengelim; sonuç, netice, istidlâl; hesaptan düşme, tenzil. deductive (s). istintaç ve istidlâl yolunda olan; tümdengelimli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. déduction

fel. tümdengelim

Tümel bir önermeden tikel bir önermeye, yasalardan olaylara, etkenden etkiye geçme yolu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). iş, fiil, amel, hareket; (huk). senet, tapu senedi, hüccet; (f). senetle devretmek. draw up a deed senet yazmak. in deed aslında, hakikatte title deed tapu senedi. witness a deed tanık olarak senede imza koymak; bir işe şahit olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ertelenmiş; kâr hisseleri ertelenmiş; mecburi askerliği ertelenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buried. to be interred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دمبدم] her an.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). deli, kaçık, çıldırmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Balinagiîlerden, 8 9 metre boyunda denizde yaşayan bir memeli hayvan (mondon monoceros). Deniz gergedanlarının erkeğinin burnunda uzun bir diş bulunur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geçmiş, müteveffa, vefat etmiş. the departed ölmüşler. ölmüş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soygunculuk, yağma; hasara uğratma, tahribat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). basılmış, bastırılmış, indirilmiş; canı sıkılmış, kederli, üzüntülü; miktarı azaltılmış, değeri düşürülmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gelir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [در آمد] kazanç, gelir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapı kapı gezen, serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. tramp. irregular. untidy. slovenly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slovenly. untidy. fugitive. slipshod. unkempt. vagabond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دربدر] aylak, avare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kapı kapı gezenin hali, serserilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دست بدست] elden ele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesin, kati, azimkâr, metin, niyetinden şaşmaz. determinedly (z). metanetle, azimle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(chardon): Bileşikgillerden; tarlalarda yetişen 1 metre kadar boyunda bir bitkidir. İnce ve çengellidir. Yaşken güzel kokuludur. Kuruyunca bu koku kaybolur. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür, terletir ve vücuda rahatlık verir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük merkezi olan, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sadık, bağlı, merbut, vakfedilmiş. devotedly (z). fedakârcasına, sadakatle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins amfetamin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). iki çenekli bitki, tohum zarfı iki kısma ayrılan bitki. dicotyledonous (s). tohum zarfı iki kısma ayrılan, iki çenekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kablosuz ve kullanımı kolay Digital Media Port (veya DM Port), PC’nizi, VAIO dizüstü bilgisayarınızı, MP3 çalarınızı ve diğer Bluetooth® etkin aygıtlarınızı BRAVIA TV’ye veya Sony ürünü ev sinema sistemine bağlar. TV’niz üzerinden en sevdiğiniz parçaları dinleyin veya bir dijital radyo istasyonuna ayarlayın ve salonu süper bir ses kalitesiyle doldurun. ATRAC, WMA, MP3 ve AAC dahil olmak üzere başlıca müzik dosyası biçimlerinin tümüyle uyumludur.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dihedral, (açısı) iki düzlemden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

RGB (Kırmızı, Yeşil ve Mavi) Dinamik LED teknolojisi orijinaline mükemmel şekilde benzeyen görüntüler yaratır. Sürekli yanan floresan (CCFL) tüpler yerine LED teknolojisi kullanılarak renk kontrastı iyileştirilmiş ve daha yüksek netlik sağlanmıştır. Dinamik RGB LED ekranda olup bitenlere tepki verir, böylece görüntünün karanlık olduğu bölümlerde arka ışığın anlık olarak kapatılabilmesini sağlar. Sonuç, size daha ayrıntılı bir görüntü ve enerji bakımından daha verimli bir TV sunan saf, gerçek siyahlardır. Geleneksel beyaz yerine kırmızı, yeşil ve mavi LED’lerin kombinasyonlarını kullanarak, ekrandaki görüntüler daha geniş bir renk aralığına sahip olur – bu da Blu-ray Disc™’leri, DVD’leri ve PLAYSTATION®3 oyunlarını yapımcıların amaçladığı şekilde izleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreign credit. external credit / loan. external loan. foreign loan. oversea loan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkar etmek, kabul etmemek, reddetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sevgisi azalmış, soğumuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itibardan düşürmek, kötülemek; şüpheye düşürmek, güvenini sarsmak; inanmamak, kulak asmamak, itimat etmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itibarsızlık; itimatsızlık, şüphe. be to somebody's discredit birinin şerefine halel getirmek, bir kimsenin şerefini lekelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ayıplanacak haysiyet kırıcı, şerefe halel getirici. discreditably (z). şerefe halel getirecek şekilde, yakışık almaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). küçük görme, tepeden bakma, hor görme; kibir, gurur; (f). tenezzül etmemek, hakir görmek, hor görmek. disdainful (s). kibirli, tepeden bakan, mağrur. disdainfully (z). tenezzül etmeyerek, hor görerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hasta, mariz, hastalıklı. He was diseased in body and mind. Hem vücutça hem akılca hasta idi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itaatsizlik, baş kaldırma, serkeşlik. disobedient (s). itaatsiz, asi, serkeş. disobediently (z). itaatsizce, serkeşçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keyifsiz, neşesiz. dispiritedly (z). keyifsiz olarak. dispirited ness (i). keyifsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Avrupa’da (özellikle İngiltere) FM radyo sinyallerinin yerini alması beklenen bir standarttır. Bu yayın türü sayesinde, hem data hem de ses DAB uyumlu yazılımlar vasıtasıyla iletilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). on iki yüzlü şekil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inatçı, bildiğinden şaşmaz, sebatkâr, doggedly (z). sebatla. doggedness (i). sebat, inat, bildiğinden şaşmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k.dili). çok yorgun, bitkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır.

Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde ‘kek’ demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanya’da olmuştur. 13. yüzyılda Almanya’da çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu.

Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta (kek) eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu.

Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti.

Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayırımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Yani kısaca çekirdeği olan tüm yiyecekler meyvedir. Geriye kalanlar, yani patates, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki kökleri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bile birer sebzedir.

Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayrımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Geriye kalanlar, yani patetes, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki köklerri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bilen birer sebzedir. Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make friends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meyus, kederli, morali bozuk, maneviyatı kırılmış, mahzun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). korku yaratan, ürkütücü, korkunç; haşmetli, heybetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (mak). tarak, tırmık, tarama aleti; (f). deniz dibini taramak, tarakla temizlemek (liman, nehir); tarama aleti kullanmak. dredger (i). tarak dubası, tarama makinası. dredging (i). tarama. dredging machine tarama aleti, ırmak vb'nin kum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzerine un serpmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). dry.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hecin, tek hörgüçlü binek devesi, (zool). Camelus dromedarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mercimeği, (bot.) Lemna minör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dümdüz olarak, tamamen düz bir şekilde. 2. Açıktan açığa.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha yüksek dinamik aralık sağlayan, parlak ve karanlık ayrıntıları koruyan bir dijital fotoğraf işleme sistemi. 16.384 seviye parlaklık ile 14 bit dxp, 12 bit sistemlere göre dört kat artış sağlar ve daha derin ve gerçekçi dijital görüntüler elde edilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzağı görebilen, eagleyed nüfuz edici bakışları olan. keskin gözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kartal gibi hızlı ve yüksekten uçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah ebedi eylesin, daim eylesin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski alfabelerde hecelemelerin alt tarafında bulunan bir ibârenin ilk kelimesi ve bütününün ismidir. Ibâre şudur: Ebced hevvez huttî kelmen sa’fes karaşat sahhız zazzıg. Bu kelimeler, Arap alfabesindeki harflerin sırasını gösterir. Ebced hesabı = Arap harflerinin rakam gibi kullanılışında bir kelime veya ibâreden tarih veya diğer bir sayı çıkarılması. Ebcedhân = Henüz ebced okuyan, tahsilin başında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابجد] sayısal değer verilmiş arap alfabesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. İ.). Arap harfleri ile gösterilen ve birkaç çeşidi olan eski Türk notası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ ابجدخوان] okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi, deneyimsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Abâd) Sonu olmayan gelecek zaman. Ar. müstakbel. Mukabili: Ezel (başı olmayan geçmiş zaman). Ilel-ebed = Nihâyetsiz, dâima. Ebed-ül-eb«d = Hiçbir vakit, aslâ. Minel-ezel ilel-ebed = Başlangıcı olmayan ve nihayetsiz bir zamanda. Ebed-müddet = (Yanlış bir terkiptir). Sonsuz, tükenmez, ebedî müddet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابد] sonsuz gelecek zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Sonu olmayan gelecek. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (menfî cümlede). Hiç bir vakit, ilelebed, nihayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدا] asla, hiçbir zaman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebed» den imen.) (mü. ebediyye). Sonu olmayan, gelecek zamana mensup ve müteallik. Sonsuz, zevâlsiz, tükenmez: Ebediyyüd-devâm = Ebediyen dâim olacak. Mukabili: Ezelî: Başlangıcı olmayan. Türkçe: Hiç bir vakit, aslâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

never ending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abiding. eternal. everlasting. perpetual. never-ending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternal. deathless. perennial. perpetual. timeless. undying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدی] sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal / eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternally. forever. for ever. in perpetuity. to perpetuity. for perpetuity. for evermore. ad infinitum. everlasting. evermore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evermore. forever. eternally. for ever. for good.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in perpetuity. eternally. evermore. forever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EBEDİYYET) (i. A.) 1. Ebedî olan şeyin hali ve sıfatı, daimîlik, müebbetlik, zevalsizlik. 2. Sonsuz, gelecek zamanın hâli: Ebediyyeti düşündükçe akla durgunluk gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. endlessness sonsuzluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Ebedî olarak. Ar. ilelebed.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیا] sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابدیت] sonsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابرد] dondurucu soğuk, çok soğuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Daha, pek, en iyi olan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.En iyi olan. 2.Eli açık cömert. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak okunur.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Gelişmiş Tanımlamalı (ED) Tweeter. Bu karbon kompozit tweeter, hafifliği üstün dayanıklılıkla birleştirerek, Super Audio CD’lerin dinlenilmesi için ideal, 70kHz’ye uzanan bir frekans aralığına sahiptir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAİ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ödeme, verme, tediye: Edâ-yı deyn etti = Borcunu ödedi. 2. yapma, kılma, icra, ifa: Namazını eda etti, edâ-yı teşekkür (edâ, icrâ, ifâ, infâz arasında fark vardır. Edâ borç veya borç gibi olan bir şeyin ifasında kullanılır: Deyn, namaz, şükran edâsı gibi. İcrâ bir kararın, fiilin tatbik mevkiine konulması hakkında kullanılır: Mahkemenin, meclisin kararını kanun ve nizamı icrâ etmek: İcrâ-yı adâlet eylemek gibi. İfâ, vazifeden sayılan bir işi yapmak demektir: Ifâ-yı vazîfede kusur etmemek. İnfâz ise, alınan bir emrin yerini bulmasına çalışmak demektir: Emr-i Alînizi infâz ettim = Yüksek emrinizi yerine getirdim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki Ar. kelimeden). 1. Tarz, üslûp: İfadesindeki edâ diğer hiç bir şairin sözünde yoktur. 2. Şive, naz: Dilberin edâsı Aşıkı usandırır. 3. Tavır, kurum: Bunun edâsı çekilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manner. air. expression. face. mien. affectation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. mien. manner. air. tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paying a debt. paying (a moral obligation. expression. mien. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation The successor to CAE, refers to software tools used by general or specialized designers of chips.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation; the name used for activities or facilities that involve software design aids used in chip design, or the industry sector making the aids.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A class of statistical techniques which are designed to let the analyst display data and extract information from it in a manner which is not overly sensitive to any underlying assumptions about how that data is distributed These Exploratory Data Analysis

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym: Electronic Design Automation EDA refers to the design tools and environment utilized to render the logic, schematics, insert scan, insert BIST, etc for a new chip design.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Excess Defense Articles program allows the US military to rid itself of unwanted surplus by selling weaponry and equipment cheaply -- or giving them away free -- to foreign countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Design Automation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Economic Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Eastern Deilvery Area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generic name for software that assists in the design of electronic circuits. Generic name for all methods of entering and processing digital and analog designs for further processing, simulation and implementation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادا] ödeme. 2.yapma, yerine getirme. 3.tarz, tavır. 4.çalım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Naz, cilve. 2.Kurum, ca(Kadın İsmi) 3.Alınan şeyi geri ödeme. 4.Bir vazifeyi yerine getirmek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). obur, açgözlü .edaciously (z) oburcasına edacity (i). oburluk, çok yeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Eda).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kendisine has edası olan. 2. Tavırları güzel olan, nazlı: Edalı bir kız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. coquettish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dışı kırmızı mumla kaplı içi sarı bir Hollanda peyniri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). «Allah devâm ettirsinl» mânâsına gelen duâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ednâ). Ednâlar, en denîler, en alçaklar, (bk.) Ednâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. edevât). 1. Alet, avadanlık: Alat ve edevât. 2. (gramer) Kendikendine mânâ ifade etmeyip isim ve fillere katılan küçük kelime: Ünlem edatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition. particle. preposition ilgeç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). girdap, anafor; rüzgâr veya tozun girdap gibi dönmesi; (f). girdap gibi döndürmek veya dönerek gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Edep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادب] terbiye. 2.utanma duygusu. 3.edebiyat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edep öğretici, öğretmen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Abdetshane, ayakyolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Söz edebi. Kaba kelimeler kullanmayıp, ifade edilecek mefhumu kapalı anlatma usulü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (Öl: 1325). Osman Gazi’nin kayınpederi ve hocası. Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda önemli bir rolü oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. edebiyye) (edeb’den imen.). Edebiyata ve edebî ilimlere mensup ve ait: Onun edebî iktidarı büyüktür. Asâr-ı edebiyye = Edebî eserler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary. literate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary. literary yazınsal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary work. literary output.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EDEBİYYAT) (i. A. c.). Edebî ilimler, şiir, kompozisyon, dil, gramer, arûz vs.’ye ait ilimler ki, fennin zıddıdır (Fr. lettres). Edebiyyât-ı Arabiyye, edebiyyât-ı şarkıyye, edebiyyât-ı garbiyye. kütüb-i edebiyyât = Arap, Doğu, Batı, edebiyatı, edebiyat kitapları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature. belles lettres. polite letters. letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature. letters yazın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literature. letters. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary history. history of literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edebiyatla uğraşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters. teacher of literature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters. man of letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profession of letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. edebi). Edebiyatla uğraşanlar, edipler. Osm. üdebâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). edelvays, Alp dağlarına mahsus küçük beyaz bir çiçek, (bot.) Leontopodium alpinum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb.) ödem, vücudun bir yerinde su toplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Aden, cennet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). dişsiz; (zool.) bazı dişsiz memeli hayvanlara ait; (i). bu hayvanlardan biri .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EDEB) (i. A.) (c. Adâb). 1. Terbiye, iyi ahlâk ve karakter. 2. Zarafet, naziklik. 3. Utanma, çekinme, hicap, hayâ. 4. Örtülmesi edeb ve terbiye icabı olan yerler, avret: Edep yerleri. 5. Edebiyat ilmi, edebî ilimler, (bk.) Edebiyat. Edeb-ülbahs = ilm-i münâzara, ilm-i Adâb. Edebül-kâzî, edeb-ül-kâtib vesaire = Kadı, kâtip vesair adamların kendi mesleklerinde bilmeleri ve riâyet etmeleri lâzım gelen usul ve kaideler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding. manners. decorum. decency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good manners. politeness. good breeding. decency. proprieties. propriety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edep ve terbiye kazanmak, terbiye olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiyeli, zarif, nazik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-behaved. well-mannered. seemly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) terbiyeli, edep sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edep ve terbiyesi olmayan, terbiyesiz, utanmaz, arsız, hayâsız. Çok bağırıp çağıran, sert tabiatlı, ters: Edepsiz bir kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hussy. indecent. nasty. naughty. spicy. immoral. ill-mannered. shameless. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-mannered. rude. shameless. insolent. / adj. ill- bred. immoral. impudent. indecent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edepsizikle, Osm. bîedebâne: Edepsizce hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act rudely. to be rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edep ve terbiye eksikliği, terbiyesizlik, arsızlık, hayasızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad manners. rudeness. impertinence. immorality. piece of impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer, edeceği, ne edeceği: Sen malın ederini söyle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Urfa'nın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. edat). Edatlar, Aletler, (bk.) Edat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tools. instruments. implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipment. tools. instruments. implements. gadgets. utensils. appliances. device. tool equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادوات] avadanlık, araçlar, aletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

GSM sisteminde, GPRS altyapısını kullanarak veri iletim hızının yaklaşık olarak üç katına çıkartılabilmesine olanak sağlayan teknolojidir. GPRS altyapısını kullanabilmek için gerekli olan operatör aboneliklerinden farklı bir abonelik gerektirmeden data hızını arttırması en önemli avantajıdır. Her an alınan ve gönderilen verinin hızı, baz istasyonlarındaki yoğunluğa, telefonunuzda bulunan modemn terminal sınıfına göre değişiklik gösterebilir. Maksimum 236 Kbps veri iletim hızına erişilebilmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2G ve 2.5G cep telefonlarının daha hızlı veri transferi yapmasını sağlayan bir tür kodlama sistemi.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenar, ağız; (geom.) ayrıt; keskinlik; sınır, hudut; (A.B.D.), (k.dili) avantaj, üstünlük . edge tool kesecek alet, keskin ağızlı alet . give an edge to bilemek; açmak (iştah); (A.B.D.), (k.dili) avantaj tanımak.on edge sabırsız; endişeli, aksi, s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanaşmak, yavaş yavaş sokulmak, yaklaşmak; yan yan ve yavaş yavaş sürmek; bilemek, keskinletmek; kenar geçirmek. edge in sokulmak.edge out kıl payı ile yenmek; kenara itmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel bir LED arka ışığı genellikle LCD ekranın arkasında yer alır ve ekrana ışık verir. Sony’nin en son buluşu olan Edge LED, optik bir plaka kullanarak LED ışıklarını ekranın kenarları boyunca yerleştirir. Sonuç, taşınması ve evde istediğiniz yere yerleştirilmesi daha kolay olan daha ince ve daha hafif bir LCD ekrandır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim


Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kenarı üste gelecek şekilde, yan yan, yandan . not be able to get a word in edgeways karşısındakinin fazla konuşmasından dolayı ağzını açamamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenar, kenar için kullanılan şerit, dantel, sutaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Edgü).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Edgü).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sinirli, alıngan, huzursuz; keskin kenarlı; (güz.san.) ana hatları fazla bariz .edginess(i). sinirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dühn). Sürülecek yağlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karayağız at.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Karayağız at. -Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. İbrahim Edhem: İslam tarihinde meşhur sofi

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Kafa dengi, birbirinden ayrılmayan iki kişiden bahsederken kullanılan Edi İle Büdü sözünde geçer.’ 2. Elinden iş gelmeyen iki kişiden bahsedilirken söylenen «Edi ile Büdü Şakire dudu» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange, Contact between companies exchanging orders via intra- or internet A standard for that is EDIFACT This can be more secure using internet-tunneling, i e two partners use connections that can not be accessed by anybody else. Thi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange -- the transmission of trade documents electronically using standardized formatting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The abbreviation for Electronic Data Interchange, EDI system allows linked computers to conduct business transactions such as ordering and invoicing over telecommunications networks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange is a subset of Electronic Commerce It is a set of standardized electronic business documents, which are exchanged in agreed upon formats The two largest EDI standards are ANSI X12 and EDIFACT. The exchange of information throug

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange Exchange of business data through computers between trading partners. electronic data interchange Electronic communication of operational data such as orders and invoices between organizations. - Older version of electronic com

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange Usually refers to the automated and electronic method of ordering products via computers. - this happens when organisations, or departments within them, share information electronically across organisational boundaries This can

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange - a standard format for exchanging business data and documents The standard is ANSI X12 and it was developed by the Data Interchange Standards Association ANSI X12 is either closely coordinated with or is being merged with an i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interface. electronic data interchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange is the application-to-application transfer of business documents between computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange is a form of electronic messaging used by business and government to make purchases, payments, and other routine transactions. is Electronic Data Interchange EDI provides electronic formats, which allow for an exchange of busin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

EDI is a standard format for exchanging business data The standard is ANSI X12 and it was developed by the Data Interchange Standards Association ANSI X12 is either closely coordinated with or is being merged with an international standard, EDIFACT EDI me

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for electronic data interchange A set of standards for controlling the transfer of business documents, such as purchase orders and invoices, between computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Data Interchange refers to the structure and representation of electronic data exchanged between organizations or entities as defined by the ANSI X12 standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ted , Teddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادیب] edebiyatçı. 2.edepli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. 2.Edebiyatla uğraşan kimse. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. Edip Ahmet Yükneki: (XII. yy.) Türk şair yazar. Tek ve önemli yapıtı Süleymaniye kütüphaneside mevcut olan Atabetul Hakayık isimli eserdir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t.,Edepli ve terbiyeli bir adama yakışır, terbiyeli: Edîbâne bir tavrı vardır. 2. Ediplere, edebiyatçılara lâyık: Edîbâne konuşmalara girişti. Edep ve terbiye ile veya edebiyatçılara yakışır surette: Edîbâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادیبه] bayan edebiyatçı. 2.edepli bayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Edip).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s),(i). yenebilir; (i). yenen şey, yiyecek. edibil'ity (i). yenebilme niteliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir, ferman, bildiri, tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) zihni ve ahlâki yönden geliştirme, yetiştirme, takviye etme; bilgi verme; ıslah ve terbiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bina, büyük bina, yapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öğretmek; ıslah ve terbiye etmek; moral bakımından takviye etmek. edifying (s). iyi bir örnek olan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme, yumuşak ve renkli sahtiyandan yapılmış yarım konçlu lapçın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer y. k.). Meçhul ve pasif fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delil), (bk.) Delil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادله] deliller. 2.rehberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edilme fiili, yapılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Sahtiyan, tabaklanmış deri. 2. Satıh, yüz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادیم] tabaklanmış deri. 2.yüzey, yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Fiil, amel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquirement. gain müktesebat. competence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquiring. obtaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edinme fiili, kendisini sahip kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obtain. acquire. get. fall into. come by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquire. gain. obtain. procure. to obtain. to acquire. to gain. to get. to contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopt. to get. to acquire. to obtain. come by. invest in sth of one's own. procure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EDİB) (i. A. edep’den smüş.) 1. Edepli, terbiyeli: Bir tıfl-ı edîb = Terbiyeli bir çocuk. 2. Nazik, zarif: Edip bir adam. 3. Edebiyatla uğraşan, edebiyatçı: Şair ve edip bir zat. i. Edebiyata mensup adam, edebiyatta geniş bilgi sahibi, bilge: Udebâ-yı asr = Zamanın edipleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

man of letters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literary man. writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

edirne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in northwestern Turkey; a Thracian town that was rebuilt and renamed by the Roman emperor Hadrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adrianople.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a city in northwestern Turkey; a Thracian town that was rebuilt and renamed by the Roman emperor Hadrian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. édition

1. bası, 2. baskı

1. Resim klişesi, dökme harf, taş kalıp kullanarak makine yardımı ile kâğıt, bez vb.ne yazı, resim, çıkarma işi. 2. Bir eserin tekrarlanarak yapılan baskı işlemlerinden her biri.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başkasının yazdığı bir yazıyı basılmak üzere hazırlamak, telif etmek; düzeltmek, düzenlemek; bir gazetede mesül müdür olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kamera modundan çıkmadan kaseti ileri ve geriye doğru izleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baskı, tabı, bir kitabın bir defada basılması veya basılma sekli; bir kitabın bir defada basılan nüshalarının sayısı,tiraj .de luxe edition lüks baskı. first edition ilk baskı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. éditeur

yayımcı

Bir sanatçının, bir yazarın eserini yayıma hazırlayan kimse veya kuruluş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

publisher. editor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir kitabı matbaaya gitmek üzere tertip edip hazırlayan kimse, müellif, editör; gazete müdürü, başyazar. editorship (i). kitap hazırlama veya yazma, müelliflik, editörlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). gazete vb'nin müdürüne ait veya böyle bir kimsenin uslubuna göre; (i). başmakale. editorialize (f). haber naklederken yorum yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yüksek, yüksek y(Erkek İsmi) 2.Ulu, yüce, değerli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kara yağız, esmer adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). İki nokta, iki şey arasını birleştirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. denî’den itaf.) (c. edânî). 1. Daha yahut pek aşağı ve alçak, Alâ mukabili. 2. Daha yahut pek aşağı ve hor hakir: Ednâ bir adam. 3. Daha veya pek bayağı: Kumaşların ednâsı. 4. Pek az. Ar. cüz’İ, kalîl: Ednâ düşünmekle anlaşılır, i. c. Ayak takımı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادنی] en aşağı. 2.alçak mı alçak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.İdris).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğitmek ve öğretmek, terbiye etmek, yetiştirmek, talim etmek, okutmak, öğrenim yaptırmak. educated (s). öğrenim görmüş, tahsilli, aydın. educator (i). eğitmen, öğretmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğitim, eğitim ve öğretim, tedris, tahsil, maarif, yetiştirme, eğitme; ilim, irfan; pedagoji, eğitim bilimi. educational (s). tahsille ilgili, eğitimsel, terbiyevi .educationally (z). terbiye bakımından, eğitim yönünden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sonuç veya anlam çıkarmak, sonuca varmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çıkarılan şey. educ'tion (i). çıkarma, istihraç etme; çıkarılan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) DA’ın c. illetler, dertler, hastalıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Eski musiki nazariyat kitaplarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. devr). Devirler, çağlar, (bk.) Devir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادوار] devirler, çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gözü dumanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. devâ). Devâlar, çareler, (bk.) Devâ (edviyye şeklinde çift y ile okunması galattır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادویه] ilaçlar, devalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Devalar, ilaçlar, çarel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dîn). Dinler, (bk.) Din.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادیان] dinler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادیار] manastırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. duâ). Dualar, (bk.) Dua (ed’iyye şeklinde çift y ile okunmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ادعيه] dualar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yumurta biçiminde oval, beyzi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Gal ülkesinde edebiyatçılarla saz şairlerinin yıllık yarışması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dinin en olgunu, en olgunlaştırdığı isim. 2.Dinin tamamı. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır. - (bkz.Ekmelettin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. elem = keder, F. zeden = vurmak). Dert ve kedere düşmüş, acı görmüş. Ar. mükedder, Fars. gam-dîde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. elem-zede). Elemliler, dertliler, kederliler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [الم زده] elemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da canı kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince işçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, vedâ = ayrılma). Allaha ısmarladık, Allaha emanet olunl

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. goodbye. good-bye. goodday. vale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

farewell. farewell!. goodbye!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adieu. farewell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الوداع] elveda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. kenarı veya tepesi çentikli, dişli (yaprak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ded, -ding) içine koymak, gömmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. mecd’den itaf.). (c. emâcid). Daha yahut pek şan ve şeref sahibi: Cedd-i emced-i hazret-i pâdşâhî = Eskiden padişahların atalarından herhangi biri hakkında kullnılan saygı tâbiri. Iftihâr-ül-emâcid vel ekârim = Eski fermanlarda muhâtaba yazılan unvanlardan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امجد] çok onurlu, çok şerefli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Son, nihâyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credit on landed property / on real estate property. land / mortgage credit. credit on mortgage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Daha veya en genç, körpe ve nâzik (vücûd ve dal). Müennesi: Meldâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. merd’den smüş.). Henüz bıyık ve sakalı çıkmamış, tüysüz: Şibemred = Daha bıyığı ve sakalı gelmemiş delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امرد] bıyıkları yeni terlemiş genç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin emrettiği. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ansiklopedi. encyclopedic s. ansiklopedik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ansiklopediyi yazan veya derleyen veya bu işe katılan kimse; ansiklopedik bilgisi olan kimse. the Encyclopedists on sekizinci yüzyılın büyük Fransız Ansiklopedisini yazmış olan âlimler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşgul, tutulmuş; nişanlı; dövüşmekte; birbirine geçmiş. engaged column mim. yarısı duvarda yarısı meydanda olan direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. efedrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. -di.a) mersiye, ağıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tomcat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tom. tomcat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. reşîd’den itaf.). Daha ve en reşîd. Doğru yola diğerlerinden daha yakın, her hal ve hareketi daha doğru ve daha makbul olan: Ekber ve erşed evlâdı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Er reşid, ergin olan, doğru yola daha yakın, hareket hattı daha iyi olan. (bkz.Reşid).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslan, Fars. şîr. Esedullah = Tanrı’nın arslanı (Hazret-i Ali’ nin unvanıdır), (astronomi) Burc-ı Essd = Arslan burcu, 12 burcun beşincisi ki, Güneş bu burca rûmî temmuzun onbirinde girer. Kalb-ül-esed = Arslan burcunda birinci derecede bir sâbit yıldız. (Fr. regulus). Zeneb-ül esed = Yine o burçda ikinci derecede bir sabit yıldız (Fr. denebola). Zahr-ül esed = Yine o burçta ikinci derecede bir yıldız (Fr. geba). Esed-i asgar = Arslan burcu ile Dübb-i Ekber arasında bir yıldız kümesi (Fr. petit lion).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EŞEDD) (i. A. «şedid» den itaf.). Daha, en veya pek şiddetli, pek ağır, pek kuvvetli, pek sert veya güç: Eşedd-i ihtiyâç = Pek kuvvetli ihtiyaç: Eşedd-i mücâzât = Cezaların en ağırı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسد] arslan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Arslan. Gazanf(Erkek İsmi) Haydar. Cesur ve kahraman kişi anlamında kullanılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana ait. Üzerinde arslan resmi bulunan madenî para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. (zooloji) Arslangiller. 2. (botanik) Sukamışıgiller (Fr. typhacees).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin arslara. - Şeref lakabıdır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Allah’ın arslanı) Hz.Ali, Hayber’in fethinde gösterdiği kahramanlıktan dolayı Rasûlullah (s.a.s), Hz.Ali’ye bu ismi vermiştir. Astronomi’de: Güneşin rumi, temmuzun 9’unda ve Efrenci temmuzun 23’ünde içine girdiği ve semanın kuzey yarımküresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil 5.burç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Esericedit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ESER-İ CEDID) (i), iyi vasıflı yazı kâğıdı mânâsında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâd»den smüş.) (mü. sevdâ). Kara, siyah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسود] siyah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Siyah, kara.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adopt. adopt a child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yüceltilmiş, yükseltilmiş; yüksek, ulu, yüce, büyük; asil, soylu, haşmetli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) yetkili olarak, salâhiyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) geçmek, aşmak; üstün olmak, başkalarını geçmek; haddini aşmak, ifrata kaçmak, ileri gitmek. exceeding (s.), (z.) olağanüstü, fevkalâde. exceedingly (z.) fazlasıyla, ziyadesiyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ.) (drae) (i.) eski mimarîde kapalı toplantı yeri; kavisli bank.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s), (i). doğru yolu aramadan istenilen sonucu elde etmek için en kolay yolu teşkil eden; uygun, münasip, muvafık, kestirme; (i). yol, çare, tedbir. expediency (i). yarar veya amaca erişmek için başvurulan çare; politika, bir işi doğru veya haklı olup olm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çabuklaştırmak, hızlandırmak, kolaylaştırmak; çabuk icra etmek;(nad). göndermek, sevk etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güçlük ve eksiklere çare bulan kimse, bir iş için lüzumlu malzemenin vaktinde gelmesini temin eden memur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sefer, kesif heyeti veya seferi; zor yolculuk; sürat, acele; gönderme, sevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). süratli ve becerikli; iş bilir. expeditiously (z). süratle, acele olarak, vakit kaybetmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açıkça, meydanda; açık,maruz, korunmasız, muhafazasız; (foto). çekilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. teyyid masdarından olup, dua yerine kullanılan bazı Arapça terkiplerde geçer). Eyyed-allah = Allah müeyyed etsin I Eyyed-allah-ı meleke = Allah mülkünü müeyyed etsin!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء جدیده] yeni çağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ziyâde’den itaf). Da ha veya en ziyâde, çok fazla

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin övdüğü, diniyle övünen. Dinin seçkini. Fahreddin Razi: (Rey 1149-Horat 1209). Müfessir, kelamcı. Dilbilimci. Fizikçi. Tıpçı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hayal mahsulü olan, muhayyel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok meşhur, şöhreti çok yaygın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tabii olmayan, zorlanmış, zoraki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uzağı iyi gören; (tıb).hipermetrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeritli, kemer veya sargı ile bağlı; (bot). bir çok dalların birleşmesinden meydana gelmiş ve yassılaşmış; renk renk çizgileri olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vicious circle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot). dik olarak aynı düzlemde biten (dallar), koni şeklinde (servi, kavak); (zool). koni şeklindeki demet gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s)., (i). işsizliği önlemek için bir işe gereğinden fazla işçi almak; (s). bununla ilgili; (i). bu sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kuş beyinli, budala, ahmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kolay bükülen sivri uç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). feed.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir insanın kurtarılması için verilen şey, kurtarma bedeli (bu mânâ ile fidye daha çok kullanılır). 2. Bir adamın uğruna verilen veya sarfedilen şey, kurban: Onun uğruna canım feda olsun; Bu işin olması için uykularımı feda ettim; mademki istiyorsunuz size feda olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice. sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Further Education Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Further Education Development Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فدا] yoluna can koyma. 2.kurban. 3.uğruna verme. fedâ edilmek 1.uğruna harcanmak. 2.kurban edilmek. fedâ etmek 1.uğruna harcamak. 2.kurban etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sacrifice. lay down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Fedakârlık, fedâkâr olanın hâli, menfaatini, canını fedâ etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendi menfaatlerini ve canını bile esirgemeyen, iyi bir İş uğrunda her fedakârlığı göze alan, serdengeçti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard. gorilla. bouncer. chucker-out. heavy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodyguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who risks one's life for a cause. bodyguard. bouncer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Canını esirgemeyen, mühim bir maksat uğrunda canını vermeye hazır bulunan. 2.Allah yoluna başkoymuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayırlı bir iş uğrunda şahsî menfaatlerini ve canını bile feda eden adamın hali. Ar. hamiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başkalarının menfaati ile din ve devlet uğurunda şahsî menfaatlerini feda eden, hamiyetli: Fedakâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکار] özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Erkek İsmi) - Birleşik isim. Kendini veya şahsi menfaatlerini esirgemeyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fedakâr bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکارانه] özveri ile, özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self sacrificing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکاری] özveri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kendi menfaatlerini umumî ve hayırlı İşlere yahut dost ve akraba yoluna sarfetme; fedakâr adamın hali ve sıfatı: O adam bu uğurda çok fedakârlık etti; onun fedakârlığı inkâr olunmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacrifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-sacrifice. altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Arap memleketlerinde) komando, fedai; komando örgütü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Canını vermeye hazır, canını verme.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فدائی] yoluna canını hiçe sayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.), t. Tarlayı süren bir çift öküz, sapana koşulmuş öküz çifti. 2. Bir çift öküzle bir günde sürülen toprak parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir devletler federasyonu ile alâkalı, yahut ona alt: Federal birlikler; A.B.D. federal anayasası. Federal devlet = Bir devletler birliğine dahil, iç işlerinde serbest devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to a league or treaty; derived from an agreement or covenant between parties, especially between nations; constituted by a compact between parties, usually governments or their representatives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Composed of states or districts which retain only a subordinate and limited sovereignty, as the Union of the United States, or the Sonderbund of Switzerland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Consisting or pertaining to such a government; as, the Federal Constitution; a Federal officer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Friendly or devoted to such a government; as, the Federal party. see Federalist. any federal law-enforcement officer a member of the Union Army during the American Civil War national; especially in reference to the government of the United States as disti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the Union Army during the American Civil War. any federal law-enforcement officer. national; especially in reference to the government of the United States as distinct from that of its member units; 'the Federal Bureau of Investigation'; 'fede

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of groups or states in which each member agrees to give up some of its governmental power in certain specified areas to a central authority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of government where the some of the power is at the national level and some of the power is at the state level. revenue received by the district directly from the federal government or distributed by the TEA or other state entities for programs suc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with government on a national level.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Having to do with the national government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acquisition Network : a huge network that links numerous computer servers within all areas of the United States The Federal Government aids supply chains for the Government and large corporations that have adopted EC-based transactions as the way to do bu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The design period following the American Revolution and running roughly through the 1820s Federal style incorporates the neo-classic influences of Hepplewhite and Sheraton including straight and delicate lines, tapered legs, inlay and contrasting veneers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The government of the United States, including its branches, military and other entities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A union of states under a central government distinct from the individual governments of the separate states.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Federal is a term which refers to a nation state where power is divided between a national government and several regional governments, normally called states or provinces A federation, unlike a confederation, normally makes no provision for its dissoluti

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All funding decisions are made by a federal administering agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). federasyon şeklinde; bir federasyona ait; birleşik devletlere ait. Federal (s)., (A.B.D). merkez hükümetine ait veya sadık; Amerikan iç Savaşında birleşme taraftarlarına ait. Federal Bureau of Investigation (ABD). ulusal polis örgütü, (FBI). Federa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (pol). federasyon halinde birleşme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advocate of confederation; a friend of the Constitution of the United States at its formation and adoption; a member of the political party which favored the administration of president Washington. an advocate of federalism a member of a former politic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of a former political party in the United States that favored a strong centralized federal government. an advocate of federalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). federal sistem taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). devletleri birleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Muhtelif müstakil devletlerin hükümranlık haklarından bir kısmını müşterek bir üst otoriteye bırakmalarından İbaret siyasî sistem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Müşterek bir devlet meydana getiren muhtelif küçük devletler birliği. 2. Birçok teşekkülün meydana getirdikleri birlik: Öğrenci federasyonu, sendikalar federasyonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation. fed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federation. federacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (s). federasyon halinde birleştirmek; birleşik devletler hükümeti idaresi altında örgütlendirmek; (s). birleşik, müttefik, müttehit. federative (s). federasyona ait, federasyon esasına dayanan, federatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) Federalizmle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). federasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

federate. federated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fötr şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (fed) yedirmek, beslemek, yiyeceğini vermek; malzemesini vermek, ihtiyacını temin etmek; desteklemek; gıdası olmak; otlamak; yemek yemek, gıda almak, beslenmek; spor pas vermek, geçirmek. feed on karnını doyurmak. feed up fazla yedirmek; semirtmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yeme; yem, yemek; yiyecek, gıda; (mak). besleme, işlenecek malzemeyi makinaya verme; bu malzemeyi makinaya veren cihaz; bu suretle verilen malzeme. feedback (i). geri itilim. feedbag (i). yem torbası. put on the feedbag argo yemek yemek. feed l

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tâbir). Felâkete, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فلاکت زده] felakete uğrayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. felek = semâ, F. zeden = vurmak). Sanki feleğin zulmüne uğramış, bedbaht, musibet görmüş, kötü talihli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فلک زده] kader kurbanı, felek vurgunu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Feng Shui Çin’in 3500 yıllık uyumlu bir ortam yaratmak için kullandığı bir yöntemdir.Kelime anlamı ise, “rüzgâr - su” dur. Bu iki güç Çinliler’e göre, yeryüzünün eğimini, şeklini, topografyasını belirler. Feng-Shui metodu yaşanan mekanlardaki enerjiyi, huzur, sağlık ve bereketi sağlamak ve arttırmak üzere değerlendirmeyi amaçlar.

Feng-Shui’ye göre.

***Yatağı pencerenin önüne koymak yanlıstır. Çünkü cam kırılgandır ve güvensizlik yaratır. Ertesi gün işinizden kovulma endişesi duyarsınız. Kendinizi güvende hissetmezsiniz. Uyumak için önce kendinizi güvende hissetmelisiniz.

***İmzanızda adınız ve soyadınız mutlaka olsun. Soyadınızı yazmak, atalardan gelen enerjiyi de kullanmanız için gerekiyor. İmza atarken, adınızda geçen g, y ve ğ’lerin kuyruklarını torba gibi yapın, bir süre sonra ekonomik olarak ferahladığınızı göreceksiniz. Harflerin bu kuyruklarına “para torbası” deniyor.

***Yatak odanıza arada sırada ateşi getirmek için bir mum yakın. Mümkünse bir kaç da çiçek olsun. Metal enerjisini kırmalısınız.

***Çok önemli bir toplantıya giderken kırmızı iç çamaşırı giyin. Bu sizin enerjinizi artıracak ve daha dinamik olmanıza yardımcı olacak.

***Önemli biriyle kritik bir görüşme yapıyorsanız, etrafınızdaki sütun ya da üçgenlere sizin değil, onun yüzü dönük olsun. Tehdit altında kalan o olacaktır.

***Evlerinizde kare değil de, yumuşak hatlı koltuklar kullanın. Eğer koltuklarınızı değiştiremiyorsanız, mutlaka yumuşak yastıklar kullanın. Çünkü evinizde gevşemeniz gerekiyor.

***Bembayaz bir eviniz varsa, bitkiler kullanmalısınız. Mavili, yeşilli yatak örtüleriyle, su, akarsu posterleriyle değişik bir hava yaratabilirsiniz. Yatağın üzerine yastıklar koyabilirsiniz.

***Kurutulmuş çiçeklerin de belli bir ömrü var. Uzun süre evlerinizde bulundurmayın. Plastik çiçeklerin de ağaç enerjisi vardır ancak belli bir süre sonra eskir, enerjisini kaybeder.

***Gümüs takı kullanmak insanı olumsuz yönde etkiler, duygusallaştırır ve ağlama isteği verir. Depresyona yol açtığı için dikkatli kullanın. Altının daha özel ve iyi bir enerjisi vardır.

***Yatak odasında, yattığınız yerden kendinizi bir aynada görüyorsanız, bu uykunuzu bozabilir. Rüya görmenizi ve dingin uyanmanızı engelleyebilir.

***Balkonları depo olarak değerlendirmemeli, kullanmalıyız.

***Florasan ışık insan doğasına aykırıdır.

***Dijital saatler kalp ritmini etkiler, uyanmak için başucunuzda klasik saatler kullanın.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.” c.) (m. fâsid). Fâsitler. (bk.) FAsid.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, eski Boş Iâf ! Saçma !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). saçaklı, püsküllü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (zool). çok tırnaklı, parmakları birbirinden ayrı olan (hayvan); (i). Fissipedia familyasından bir hayvan (kedi, ayı, vb).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). durağan, kımıldamaz, bağlı; sabit, solmaz (renk); (A.B.D)., (k).dili önceden ayarlanmış. well fixed argo paralı. fixed assets sabit değerler. fixed charges sabit masraflar. fixed focus (foto). sabit mihrak. fixed idea sabit fikir, idefiks. fixed

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). cürmümeşhut halinde, suçüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). flee.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüyleri çıkıncaya kadar beslemek; tüylendirmek; uçmak için tüy çıkarmak, tüylenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tüyleri henüz bitmiş yavru kuş; acemi çaylak, bir işe yeni başlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çiçeklerle süslü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). zorla yedirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). güvertenin ön tarafı, bilhassa palavranın ön tarafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). önceden mahkum etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D). ihtiyatlı, tedbirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). evvelden takdir etmek, önceden tayin ve tertip etmek. foreordination (i). kader, takdir, kısmet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çatal şeklinde, çatallı, kollara ayrılmış. forked lightning zikzaklı şimşek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski (ing). (huk). bir semtte her erkeğin bütün semt halkının davranışlarından mesul olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -men) azatlı köle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özgürlük, hürriyet, serbestlik, azatllı; ihtiyar, irade; açık sözlülük; laubalilik, aşırı samimiyet; serbest düşünüş; muafiyet; fahri hemşehrilik veya üyelik sıfatı; bir şeyi serbestçe kullanma hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cömert, eli açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi; cömert; serbest, kayıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yağda pişirilmiş; kızartılmış; argo sarhoş. fried eggs sahanda yumurta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ürkmüş, korkmuş, dehşet içinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Tasa evi, yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (A. gam = keder, F. zeden == vurmak). Keder ve hüzne kapılmış, Ar. mağmum, mükedder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i eski Yunan efsa nelerinde mabutların sakisi; oğlan, puşt; astr Jupiter gezegeninin üçuncü ve en buyük uydusu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ing hayret uyan dıran ,sey GAR kls Grand Army of the Republic gar bak garfish

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accelerator pedal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gas pedal. accelerator pad / pedal. foot accelerator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. gedâyân). 1. Dilenci, Ar. sâil. 2. Yoksul, fakir: Ben gedâ’ya... mec. (eski tevazu tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گدا] dilenci. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.). Gedâlar, yoksullar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gedâlık, yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ev, hane (mey-gede ve Ateş-gede gibi’terkiplerde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yivli büyük ok kuburu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çentik, yıkık yer. Ar. fürce, rahne: Duvarın gediği, dağ gediği. 2. Düşük diş, dişlerin dizisindeki eksik. 3. Eksik, noksan, kusur: Eksik, gedik tamamlamak. 4. Büyük dairelerde ve bilhassa Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûnda bir hizmetin vazife ve imtiyazı. 5. Esnafa kendi başlarına ticaret etmek üzere verilen ruhsat ve imtiyaz: Esnaf gediği. 6. Bazı mülklerin vakfa ait vergisi: O dükkânın gediği vardır. Gedikler kalemi, kâtibi. 7. mec. Tunus gediği = Kelepir şey ve bilhassa serveti için evlenilen yaşlı zengin kadın 8. Ön dişlerinden bir, ikisi düşük olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. inroad. crevice. notch. nick. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. inroads. gap. mountain pass. pass. difficulty. fault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breach. gap. mountain pass. fault. defect. privilege. indentation. notch. notching. slap. brach. chase. serrate. skip. dent. kerfi nick. dented. license. aperture. chasm. pocket. rift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yıkık, çentikli ve düşük yeri olan: Gedikli duvar, kale, diş. 2. Vaktiyle bir büyük dairede ve Osmanlı devrinde saray-ı hümâyûnda belli başlı bir hizmete memur olup o hizmete ait vazife ve imtiyazı haiz bulunan, bir hizmetli sınıfı: Gedikli ağalar. 3. Mülk olduğu halde vakfa ait bir tarafı olan: Gedikli mülk, gedikli dükkân. 4. (denizcilik) Deniz assubayı ki, eskiden yükselerek subay olabilirdi. Sonradan kara ve hava assubayları için de kullanılmıştır. Küçük zabit de denmiştir. Şimdi assubay deniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequenter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breached. regular guest. constant frequenter. regular NCO.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyulmak, gedik olmak, çentilmek, rahne açılmak. 2. Kaşınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Külünklü kazma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Oymak, çentmek, kertmek, diş diş etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe halk diinde bazen: zergerdan). 1. Ot yiyen büyük ve vahşî, çok kalın derili memeli hayvan ki, burnu üzerinde tek ve bir cinsinin iki boynuzu vardır. 2. Gergedanın burnundaki boynuzu ki, kılıç vesaire kabzası ve fincan zarfı gibi şeyler yapılır: Gergedandan kabza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhino. rhinoceros.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rhinoceros. rhino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gıdâiyye). Beslemeye yarayan, besleyişe ait: Mevâdd-ı gıdâiyye = Besleyici maddeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pezevenk, kaltaban. 2. Çıkışma ve hafif azarlama tâbiri olarak kullanılırsa asıl mânâsındaki ağır hakareti taşımaz: Seni gidi senil

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre “d/t” olur.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (k.dili) karışık ve anlamsız yazı veya söz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Allah yardımcın olsun !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu işin daha ilginç bir yanı var. Güneşin ışığı ne renktir, hiç düşündünüz mü? Çoğunuzun sarı diyeceğine eminim. Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, bütün renklerin karışımıdır.

Bunun ispatı ise çok kolaydır. Eğer evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize belli etmeden alın ve güneşe doğru tutun. Kristalin ışığı kırarak aynı gökkuşağının renkleri gibi ayrıştırdığını göreceksiniz.

Bilindiği gibi, güneşin beyaz ışığı aslında mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir.

Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.

Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün gökyüzü geceleri olduğu gibi karanlık olacak, güneşle beraber diğer yıldızlar da görünüyor olacaktı.

Peki aslında beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler nedeniyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor?

Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeni ile gözümüze ulaştığı mesafe de uzadığından, ışınları ona bakanlara daha çok yol kat ederek ulaşır. Bu, ışınların havada daha çok molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar tarafından daha çok yansıtılması ve dağıtılması demektir.

Böylece güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer tarafından emildiği için gökyüzü mavi, güneş sarı renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bu işin daha ilginç bir yanı var. Güneşin ışığı ne renktir, hiç düşündünüz mü? Çoğunuzun sarı diyeceğine eminim. Güneş ışığı beyazdır, yani bir renk değildir, bütün renklerin karışımıdır.

Bunun ispatı ise çok kolaydır. Eğer evinizde kristal bir avize varsa, bir parçasını annenize belli etmeden alın ve güneşe doğru tutun. Kristalin ışığı kırarak aynı gökkuşağının renkleri gibi ayrıştırdığını göreceksiniz.

Bilindiği gibi, güneşin beyaz ışığı aslında mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızı renklerin karışımıdır. Güneşten çıkarak atmosferimize kadar yol alan güneş ışınlarının çoğunluğu teğet geçerken, bir kısmı atmosferimiz tarafından emilir.

Bu ışık atmosferden geçerken mor tarafındaki ışıklar, kırmızı tarafındakine göre daha fazla dağılırlar ve atmosferde çoğunlukla mavi renk kırılarak yeryüzüne yansıtılır. Bu durumda biz gökyüzünü mavi renkte görürken, güneşi de beyaz-sarı karışımı bir renkte görürüz.

Atmosferimiz olmasaydı, güneşi yine parlak bembeyaz renkte görecek ancak bütün gökyüzü geceleri olduğu gibi karanlık olacak, güneşle beraber diğer yıldızlar da görünüyor olacaktı. Peki aslında beyaz renk olan güneş ışınları yukarıda bahsedilenler nedeniyle sarı renk görülüyor da, güneş ufka yaklaşıp batarken nasıl turuncu, hatta kıpkırmızı bir renk alabiliyor?

Güneş ufukta alçaldığı zaman, açısı nedeniyle gözümüze ulaştığı mesafe de uzandığından, ışınları ona bakanlara da çok yol kat ederek ulaşır. Bu, ışınların havada daha çok molekül ve parçacık arasından geçmesi, onlar tarafından daha çok yansıtılması ve dağatılması demektir.

Böylece güneş ufukta alçalmaya, batma noktasına doğru gelmeye başlayınca, o anda tepesinde bulunduğu yerlerde kırmızı dışındaki renkler atmosfer tarafından emildiği için gökyüzü mavi, güneş sarı renkte görüldüğü halde, güneşi ufukta görenlere kırmızı ve biraz da turuncu renkler ulaşır.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [غنجه دهان] küçük ağızlı, gonca ağızlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mezarcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alicenap, yüksek ruhlu; cömert.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hırs, tamah, açgözlülük. greedy (s.) tamahkar, hırslı; obur, açgözlü; haris, hasis; hevesli, arzulu. greedily (z.) hırsla, açgözlülükle. greediness (i.) hırs, açgözIülük, tamahkarlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeşil gözlü, kem gözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) uyanık, tetikte; korunan, muhafazalı; ihtiyatlı, tedbirli. guardedly (z.) ihtiyatla. guardedness (i.) tedbirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gudde). Guddeler. (bk.) Gudde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غدد] salgı bezleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül bedenli, gül vücutlu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah’ın kızı.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Şimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Cuma-Arapça-toplama, toplanma)

Cumartesi-Arapça-(ertesi - Türkçe)

Pazar-Farsça-(ba = yemek, zar = yer)

Pazartesi-Farsça-(ertesi - Türkçe)

Salı-İbrânice-(üçüncü)

Çarşamba-Farsça-(cehar şenbe = dördüncü gün)

Perşembe-Farsça-(penç şenbe = beşinci gün)

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)

Şubat = Süryanice

Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars’tan)

Nisan = Süryanice

Mayıs = Latince (Tanrıça Maria’nın ayı)

Haziran = Süryanice

Temmuz = Arapça / Süryanice

Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus’un adından)

Eylül = Süryanice

Ekim = Türkçe (Toprağı ekmekten)

Kasım = Arapça (Bölen)

Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şes). İimdi de yedi sayısını öğreniyoruz. Farsça yedi ‘heft’ dir (veya hefte). Yedi günlük ‘hafta’ ismi de buradan alınmıştır. Halen Türkçe’de kullandığımız gün isimlerinin kökenlerinin neler olduklarını biliyor musunuz?

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de İubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryani-ce, Kasım ayının ise Arapça.

İşin daha ilginç yanı bunlardan İubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerde güneş ışığı tesiriyle meydana gelen dönüş. (bk.) Göçüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (f. c. gurbetzedegân) (A. gurbet, F. zeden = vurmak). Memleketinin dışında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غربت زده] gurbet elde yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gûş = kulak, zeden = vurmak). Kulağa ilişen, işitilen, Ar. mesmû.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) damlaya benzer; benekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [گلبانگ محمدی] ezan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گنبد] kümbet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجر اسود] karataş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) adi, harcıa1em, günlük; dile düşmüş; basmakalıp; kaşarlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hadîka). Hadîkalar, bahçeler, (bk.) Hadîka.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدائق] bahçeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

claimant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yarı pişmiş; iyi düşünülmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i .) melez, yanm kan (kimse) .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) isteksiz, gevşek, gayretsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ahmak, budala, ebleh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.) (Ar.’da geçmiş zamanın 3. müfred şahsı olup dua yerinde bazı Ar. tâbirlerde bulunur). Dâim ve bâki etsin: Halled-Allah = Allah dâim ve baki eylesin.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

‘Ham’ kelimesinin İngilizce’deki anlamı ‘domuzun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek’ demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atlıları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında ona tuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen ‘Tatar Bifteği’ ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacı ile gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg Bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servise sunar ve ona ‘Hamburg’a ait’ anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Almanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi ve aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getirir. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önceden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de ‘Salisbury Bifteği’ adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihinin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD’de İngilizce’deki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de ‘Salisbury Bifteği’ olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

“Ham” kelimesinin İngilizce’deki anlamı “domuızun bacağının üst kısmından tuzlanarak ve kurutularak yapılan yemek” demektir. Öyleyse hamburger domuz etinden yapıldığı için mi bu adı almıştır?

Kesinlikle hayır! Hamburgerin tarihi Orta Asya’ya Tatar diye bilinen Türk toplumlarına kadar uzanır. O zamanlar savaşçı Tatar atları çiğ et yiyorlardı. Zamanla bu eti eğerlerinin altına koyduklarında, uzun seferlerde atın hareketleri sonucunda bu etin bir şekilde az da olsa piştiğini ve daha kolay çiğnenebilir hale geldiğini keşfettiler.

Yıllar geçtikçe, Asya steplerindeki uzun seferlerinin sonunda bu eti eğerin altından çıkarttıklarında onatuz, biber ve soğan da ilave ettiler ve sonunda bugünkü bilinen “Tatar Bifteği” ortaya çıktı.

Almanya’nın Hamburg şehrinden bir tüccar, ticaret amacıyla gittiği Orta Asya’da 19. yüzyılın ortalarında Tatar Bifteği’ni görür ve Almanya’ya getirerek Hamburg bifteği olarak sunar. Daha sonraları bir aşçı bu eti kızartarak servie sunar ve ona “Hamburg’a ait” anlamında hamburger adını verir.

Hamburger Amanya’yı iki yolla terk eder. Yine 19. yüzyılda bir fizikçi aynı zamanda yemek geliştirme uzmanı olan Dr. J. H. Salisbury hamburgeri İngiltere’ye getiri. Salisbury sağlıklı bir yaşam için günde üç kere, önden sıcak su ile yıkanmış biftek yenilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu şekilde hazırlanan hamburgere İngiltere’de “Salisbury Bifteği” adı verildi.

Diğer yolla ise, 19. yüzyılın sonlarında Alman göçmenleri ile Amerika’ya gitti. Hamburger etinden yapılan köftelerin ismi burada hamburger olarak yerleşti. Yani tarihin hiçbir safhasında hamburgerin içinde domuz eti olmadı. Gerisin geriye Türkiye’ye döndüğünde ise tarihinin atalarımıza dayandığını bilmeyenler geleneksel damak tadımıza uygun olmadığını ileri sürdüler.

Bu arada belirtelim ki, Birinci Dünya Svaşı sonrası ABD’de İngilizcede’ki Alman kökenli kelimeleri ayıklamak için yapılan çalışmada, hamburgerin ismi de “Salisbury Bifteği” olarak değiştirilmeye çalışıldı, ama tutmadı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) eli olan, elli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (k.dili) kullanılmış, elden düşme; (i.) kullanılmış elbise veya eşya .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Büyük sülâle, asil ve büyük aile: Al-I Osman Osmanlı hânedânı, Habsburg, Hohenzollern, Romanof hânedanları. 2. Bir yerde evi daima misafirlere açık, cömert ve asil adam (bu mânâ ile isim ve sıfat gibi, müfred ve sonundaki «An» a bakılarak yanlış olarak cemî gibi kullanılır): O hânedân adamdır. Bu memleketin hânedânındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynastic. heraldic. dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. of noble descent. generous and hospitable. family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty. dynastic family. house. ruling house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاندان] sülale, hanedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kökten, asil ve büyük aile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Asalet, büyük bir aileye mensûp olma. 2. Kapısı gelene geçene açık olmaklık, misafirperverlik, ikrâm. edicilik, cömertlik: O adamın hanedanlığı meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dynasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confinement. detainer. body execution. incarceration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be imprisoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) lop, katı (yumurta); (k.dili) sert; kolay kanmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) güç kazanılmış, alın teriyle kazanılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çirkin, sert ifadeli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamahkâr, cimri, eli sıkı; yumruğu kuvvetli .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) makul düşünen, hislerine mağlup olmayan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) katı yürekli, kalpsiz, merhametsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), argo kendi menfaatini düşünen, çıkarcı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuş beyinli, kafasız .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.) (c. harîk-zedegân) (Ar. harîk = yangın, Fars. zeden = vurmak). Yangına uğramış, yangın vermiş: Harîk-zedegâna iane toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Harîkzede’nin c. Yangına uğramış kimseler, yangından zarar görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Department of the Ministry of National Defence responsible for instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Başkasının nimet ve faziletini çekemeyip bunların yok olmasını arzu etme, kıskanma: Hased etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حسد] kıskançlık. hased etmek; kıskanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâsıd). (bk.) HAsıd.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin büyüklüğü, ihtişamı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hasret, Fars. zeden = vurmak) (c. hasret-zedegân). Mahrumiyet veya iştiyak düşkünü, hasrete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. R. F. c.) (m. hasret-zede). Hasrete uğramışlar, hasrete düşmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accommodation paper. accomodation bill. windbill. accomodation bill / note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kin, nefret, düşmanlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin bakışlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gaga burunlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarı çiçekli bir bitki, (bot.) Hieracium mouseear hawk weed tırnak otu, farekulağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin hayırlı eylediği mübarek kıldığı insan. -Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F, Ar. hayret = şaşkınlık, Fars. zeden = vurmak) (c. hayret-zedegân). Hayrete düşmüş, şaşakalmış, Ar. mütehayyir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت زده] şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) saman tohumu; ABD, (k.dili) kaba köylü veya çiftçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خزینه دار] haznedar, hazinenin birinci derecede sorumlusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. haznedarlık). Hazinedar vazife ve görevi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being the keeper of a treasury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Bir hazneyi bekleyen, yöneten kimse. (bk.) Hazine-dâr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hararetli, öfkeli, kanı beynine sıçramış. heatedly (z). hararetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

he had; he would.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدایا] armağanlar, hediyeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dokuma tezgahında gücü takımlanndan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Nişan, nişan yeri, amaç: Hedefe vurmak, isabet etmek. 2. mec. Kasd ve merâm olunan nokta:

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

target. target. aim. goal. objective. blank. bourn. bourne. butt. clout. cock-shy. destination. intention. mark. object. land of promise. promised land. terminus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

target. aim. goal. objective. blank. bourn. bourne. butt. clout. cock-shy. destination. intention. mark. object. land of promise. promised land. terminus. cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

target. aim. goal. object. market. cause. design. destination. dream. mark. objective. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدف] amaç, hedef.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nişan, nişan alınacak yer alanı. 2.Meram, maksat, gaye, amaç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

target audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim at. take aim at. aim. have in one's sights. intend. sight. home. work up. zero in on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to aim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plan on. to set one's sights on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kanın, intikamsız ve kısassız dökülmesi; bir cinayetin intikam ve kısassız kalması. 2. Boş yere sarfolunma, telef ve hebâ olma. 3. Birinin katlini kanunen mübâh edip, katiline ceza vermeme: Eşkıyanın kanı heder olundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste. loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدر] yazık olma, boşa gitme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazık etmek, yitirmek, boşa harcamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yazık olmak, yitmek, kaybolmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (bahçe, tarla) etrafını çevirmek için dikilen ağaç veya çalı; mania, engel; her iki taraf için bahse girişme; olasılı zararlara karşı tedbir; (f). etrafına çalı dikmek, çalı ile çevirmek; kuşatmak, sarmak, ihata etmek; çevirmek; iki taraf içi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kirpi, ufak bostan kirpisi, (zool). Erinaceus europaeus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Hedging)

Nakit piyasada bulunulan bir pozisyondan oluşan risklerden diğer piyasalarda (futures, options vs.) pozisyon alarak korunmadır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(aslı: HEDİYYE) (i. A.) (c. hedâyâ). 1. Armağan, Fars. pîşkeş: OiğerII hediye, çok pahalı hediye. 2. Kur’an’ ın bedeli (para ile alınıp satılmaması hakkında bir hadîs-i şerif rivayet edildiği için, bedeli hediye ile te’vil olunur. Başka kitaplar hakkında kullanılması yersizdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donative. gift. present. bounty. donative. gratuity. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. gift armağan. price fiyat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonus. gift. present. gratuity. prezzie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Hediye, armağan. 2.Karşılıksız verilen şey. - Hediyetullah: Allah’ın hediyesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a present of. to give sth as a gift. give.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift voucher. free gift coupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hediye olarak takdime değer, pek nefis: Hediyelik mallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fit for a present. choice thing. suitable for a present.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suitable to be used as a gift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هدیه] armağan, hediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Armağan suretiyle, pişkeş olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yıkma, bir binayı düşürme, tahrip: Harap binaları hükümet hedm ettiriyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). hayatın esas gayesini zevk kabul eden öğreti, hedonizm, hazcılık; zevke düşkünlük. hedon'ic (s). hedonizme ait. he'donist (i). zevk düşkün kimse; hazcılık taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who believes in hedonism. someone motivated by desires for sensual pleasures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone motivated by desires for sensual pleasures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y., Fr.). Felsefede hazcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hedonism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). dikkat etmek, dinlemek, önemsemek, ehemmiyet vermek; (i). dikkat, ihtimam. pay heed, give heed, take heed dikkat etmek, bakmak; sakınmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, basiretli, ihtiyatlı. heedfully (z). dikkatle, ihtiyatla. heedfulness (i). dikkat, basiret, ihtiyat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatsiz, düşüncesiz; önem vermeyen, pervasız, çekinmeyen. heed lessly (z). pervasızca, dikkatsizce. heedlessness (i). pervasızlık, dikkatsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hicaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). yedi yüzlü cisim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalıtsal, irsi. hereditabil'ity (i). kalıtsallık, irsi oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (huk). miras yoluyla kalabilen mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). miras yoluyla intikal eden; irsi, kalıtsal, soydan geçme. hereditar'ily (z). miras olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). irsiyet, kalıtım, soyaçekim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). altı yüzlü cisim. hexahedral (s). altı yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin gösterdiği doğru yol.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s)., (i). karmakarışık, altüst; (i). karmaşa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). asil, soylu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok baharatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tahakküm eden, amirlik taslayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). âlicenap, yüce gönüllü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok tiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). son süratle giden, büyuk hızla giden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cesur; canlı, oynak (at).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaliteli; sosyetik; yüksek perdeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin hikmeti. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kalçalı; kabarık çatılı; (A.B.D)., argo fazla meraklı; (ing)., (k).dili üzüntülü, çökmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıl, fikir, zihin. Bîhıred = Akılsız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرد] akıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خرد] akıl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hıred-mendân). Akıllı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hıredmend). Akıllılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akiline, akıllıca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خردمند] akıllı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

growth stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. stock. share certificate. stock certificate. share. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Stock)

Anonim ortaklıklar tarafından çıkarılan ve anonim ortaklığın sermayesine belirli bir katılma payını temsil eden, yasal şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş, kıymetli evraktır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.) {c. hissedârân). Hisse sahibi, hissesi olan. Bir şirkete para verip ortak olan kimse: Hissedarlar meclisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. stock holder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shareholder. part owner. joint owner. certificate holder. fundholder. law partner. security holder. stockowner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه دار] pay sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by