Eh ne demek? | Eh anlamı nedir? | Eh

Eh anlamı nedir?

Eh ne demek?

Eh anlamı nedir?

Eh | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: eh

Türkçe Sözlük

(e.). Peki, artık, şöyle böyle mânâlarında bir ünlem edatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well. all right. well enough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An expression of inquiry or slight surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

English Heritage is the national heritage body for England created by Parliament in 1984, charged with the protection of the historic environment and with promoting public understanding and enjoyment of it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The two-character ISO 3166 country code for WESTERN SAHARA.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Potential generated between an oxidation or reduction half-reaction and the H electrode in the standard state. expresses doubt NA - no; not WE - pronoun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

HAMILTON-SMITH Elery, 1998, Pers comm to Max G METH.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The potential that is generated between an oxidation or reduction half-reaction and the standard hydrogen electrode In soils it is the potential created by oxidation-reduction reactions that take place on the surface of a platinum electrode measured again

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Endolymphatic Hydrops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European Norm. electronic helicopter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Ey ! Vay ! Ya !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah’ın kulu. Ehad, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan Allah’ın kulu. Vehhab, Allah’ın isimle-rindendir. - “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open city. open town. unenclosed // unenclosed town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

address book / booklet. directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmatlı, bilen, vâıf: Bu sırra agâh mısın? Ben, bu işten Agâh değildim. 2. Uyanık, müteyakkız, basiretli. Bu ikinci mânâ ile sıfat terkibi dahi teşkil eder: Dil Agâh = Kalbi uyanık, gönül adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Malûmat, vukuf, haberdarlık. 2. Uyanıklık, teyakkuz, basiret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگه] haberdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Agâh, Agâhî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آگهی] haberdarlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabîh» ten itaf.). Daha veya pek ve en çirkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقبح] çok çirkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). Alkol veya asitlerden elde edilen uçucu bir sıvı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Seherleyin, seher vakti, gün doğmadan evvel.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhane, birahane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Cehaletle, bilmeyerek, bilmezlikle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vesayet altına almak ; tutuklamak, tevkif etmek; anlamak, idrak etmek, kavramak; korkmak, endişe etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, fark olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). korku, endişe, kuruntu, vesvese; (psik). ilk sezi; anlayış, kavrayış, idrak; zan, tahayyül; akıl, zihin; tevkif, tutuklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). endişeli, vesveseli ; anlayışlı, müdrik; hassas, duygulu. apprehensively (z). vesveseli olarak. apprehensiveness (i). endişe, vesvese.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آسوده خاطر] gönlü rahat, huzurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (bazan: Atah). Bunama, ihtiyarlıktan alıklaşma, bunaklık: Ateh getirmek = Bunamak: Kendisine ateh gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عته] bunama. ateh getirmek bunamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باده خوار] içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eskiden «ondan sonra» mânâsında kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fırın, ekmekçi dükkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital başkent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital of a country. capital. chief town. principal town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعده] daha sonra, ondan sonra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, çehre = yüz). Kötü çehreli, çehresiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدزهره] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı kovanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bahâ, paha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güzellik ve zarafet: Hü$n ü behâda bî-menend = Güzellik ve zarafette benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بها] değer, kıymet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yan, taraf. on behalf of (birisinin) namına, adına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. davranmak, hareket etmek; görgü kurallanna göre hareket etmek. behave oneself terbiyesini takınmak, iyi hareket etmek. well-behaved s. uslu, terbiyeli. behavior, ing. i. hal ve hareket, tavlr, davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, psik. davranışçılık kuramı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BİHBUD) (i. F. bih = iyi, bûden = olmak). İyilik, sağlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهبود] sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Güzellik, hüsn ü behâ. (Bazı lugatlarımızda bu kelimeye sevinç mânâsı dahi veriliyor. Vakıa «behc» maddesi o mânâya da geliyorsa da, «behcet» kelimesi asla sevinç mânâsına gelmez).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهجت] sevinç. 2.güzellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sevinç. 2.Güzellik, güleryüzlülük. 3.Şirinlik. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’in Neml suresi 60.ayetinde geçmektedir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boynunu vurmak, kafasını kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. behold.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهم] birlikte, beraber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (aslı: be-hemehâl). Mutlaka, ne yapıp yapıp, ne olursa olsun, her halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in any case. no matter what happens. for sure. come what may.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بهه حال] her halükârda, mutlaka, ne olursa olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabl Mukaddes'te bahsi geçen suaygırına benzer bir hayvan; A.B.D., k.dili iri ve kuvvetli insan veya hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.) (be: bağlama edatı, her. Asıl Farsça’da her birine demek olup, dilimizde galat olarak kullanılır). Her, herbir: Beher kitabın ciltlenmesine on lira istiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

each. per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to each. for each.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهر] her, her biri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, buyruk, irade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (be hey). Hey, ey, be. (Ekseriya hiddet ve infial makamında kullanılır): Behey adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Behcet’den). Şen, güzel; güleryüzlü adam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهيج] güleryüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz.Hac, ayet 5).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Şen, güzel; güleryüzlü kadın. 2. Kadın adı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz.Behiç).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. behâyim). Dört ayaklı, hayvan. Fars. çâr-pâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvanca duygu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهيمی] hayvanî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvanlık, hayvana benzerlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهيميت] hayvanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BIHIN) (i. F.). İyi, Alâ, beğenilmiş, beğenilen: Ayîn-i bihîn = Beğenilen Adet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat), i. arkada, arkasında, ardında, gerisinde; (edat) geri, arka planda, geride; geri kalmış (saat v.b.); i., k.dili kıç. behindhand z., s. geç; geri kalmış; borçlu, borca batmış. be behind the times geri kafalı olmak, zamana ayak uyduramamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel kadın. Soyu-sopu temiz kadın. 2.Şişmanlıktan dolayı nefes darlığı olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uçmak, cennet, firdevs. Behişt-Aşyân: Behişt-mekân = Cennet-mekân. Firdevs-makar = Büyük ölüler için kullanılmış tâbirler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشت] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Cennet. 2.Uçmak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cennete mensup ve müteallik, cennetlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشتی] cennetlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. behâ’dan smüş.) (mü. behiye). Güzel, Ar. hasen, cemtl: Hediyye-i behiyye = Güzel hediye. Telgraf ve posta nezâret-i behiyyesi. (Eskiden nâzırı vezir rütbesinden aşağı rütbede bulunan nezaret ve idarelere verilir unvandı).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Beha’dan güzel.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهيه] güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğancı eldiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. Arapça’da doğrusu bühlûl’dür. (bk.) Bühlûl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok gülen, çok gülücü. 2.Hayır sahibi, çok iyi adam. 3.Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid’in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهمان] falan, filan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Filan filanca. 2.Fars takviminde 11.ay’a ve her ayın 2.gününe delalet ed(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iran hükümdarlarından Isfendiyâr’ın oğlu Erdşîr’in lâkabı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kavza kökü): Turp’a benzer, otsu bir bitkidir. 20 Ocak ile 20 Şubat arasında çiçek açar. Çiçeğinin rengine göre kızılbehmen ve akbehmen adında iki türü vardır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina’nın kitaplarını şerhetmişir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., ünlem bakmak, müsahede etmek; gözlemlemek; görmek; (ünlem) işte! Hah !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. borçlu, medyun; minnettar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fayda, yarar, menfaat, çıkar

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yakısık almak; lazım gelmek, icap etmek, gerekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Onun için ondan dolayı. 2.Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Merih yıldızı. 2.Her ayın 20.gönü. 3.Acem pehlivanlarından birinin adı. 4.İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan “Behram Gûr”dür.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.(bkz.Behram). 2.Gazne sultanı. 3.Kirman Selçukluları hükümdarı.. 4.Eyyubilerin büyük şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pay, hisse, kısmet, nasip: İlimden behresi yoktur. Behre almak = Nasibi olmak, hissesi olmak. Bî-behre = Nasipsiz, mahrum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهره] nasip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hisse ve nasibi olan, hissedar: ilim ve terbiyeden behredâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasibi olan, hissedar, bilen, anlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Asfur çiçeği kırmızı gül.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهرمند] hisse sahibi. 2.yararlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nasipsiz, mahrum: İlimden behresizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şaşma, şaşa kalma, şaşkınlık, hayret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهت] şaşkınlık. behte uğramak şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Dilimizde buhur şeklinde kullanılır). Tütsü, künlük: Behûr yakmak. Behûr-ı Meryem = Köküne tuz ağırşağı denilen bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Buhurdan. Tütsü yakmaya mahsus kap. («dan» Farsça’da zarf edatı olduğundan, yine bu mânâda olan «lık» edatının ilâvesiyle buhurdanlık demek galattır), (bk.) Buhurdan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ressam, minyatürcü. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده خانه] benim evim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Hintçe’den) (c. berâhime). 1. Hindûlar’ın «Brahma» mezhebine tâbî ve en yüksek kastına mensup adam. 2. Hindû ve Mecûsî rûhânî reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برهنه] çıplak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İkisi arasında: Beynehümâ uyuştular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasipsiz, mahrum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bİ-râh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی بهره] nasipsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتهلکه] tehlikesizce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاتأخر] gecikmeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Göktürk hakanı (683-734). Babası Kutluğ İlteriş Han’dır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Konuşmak süreliyle, konuşarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili aptal, mankafa kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerkabuğunda araştırmalar yapmak için açılan kuyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Brahmanizme mensup. 2. Brahman rahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بومهن] deprem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çıplak, açık, yalın: Bürehne-ser = Başı açık. Bürehne-pâ = Yalın ayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Çıplaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalınayak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başıaçık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metropole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b. = edat, el = harf-i tarif. Muvacehe = yüzleşme, yüzleştirme). Yüzleşerek, yüzleştirerek, Fars. rûbe-rû, yüz yüze, yüzleştirerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). On dört.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چارده] ondört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzeyden sertleştirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cennet gibi yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuyu, çukur, (bk.) ÇAh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چه] kuyu. 2.çukur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çek Bohemya ahalisinden olan, bu memlekette oturan kavim ki, Kuzey Slavlar’ındandır: Çeh kavmi. (bk.) Çek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEHALET) (i. A.). Bilmezlik, nâdanlık, ilimden mahrum ve her malûmattan habersiz olma: İnsanlığın en büyük kısmı hâlâ cehâlet karanlığı içindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. darkness. night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignorance. illiteracy. unculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهالت] cahillik, bilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yağmur vermeyen bulut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dört, Ar. erbaa (çihâr yanlıştır). Çehâr-yâr = Hulefây-ı RAşidîn, ilk dört halîfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهار] dört.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (g kalın okunur). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Santûrî Edhem Efendi tarafından yapılmış, başka bestekâr kullanmamıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü gün, çarşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dördüncü, (bk.) ÇArüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çeh kavmine mahsus tarz ve usulde veya Çeh dilinde olan: Çehçe şarkı, Çehçe bir kitap. Çeh tarz ve usul veya dilinde: Çehçe hora tepmek, Çehçe söylemek, yazmak. Çeh dili: Çehçe Kuzey Slav dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çalışma, çabalama, gayret: Çok cehd ettiyse de muvaffak olamadı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهد] çalışma, çabalama. cehd etmek çalışıp çabalamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cahil). Cahiller. (bk.) Cahil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهله] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ibrânîce’den: Asıl Kudüs yakınlarında hayvan leşlerini ve idam olunan suçluları attıkları bir derenin ismi idi). Ahırette günhkârların azab gördükleri yer, Türkçe tamu, Fars. dûzah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infernal. hell. inferno. gehenna. hades. lower world. nether world. swelter. underworld. blazes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infernal. hell. inferno. gehenna. hades. lower world. nether world. swelter. underworld. blazes. broiler. scorcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hell. abyss. pandemonium. pit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunar caustic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demon. brute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cehenneme müstahak, cehennem azâbına lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abyssal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hellish. infernal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جهنمی] cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cehenneme müstehak, cehennem azâbına lâyık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hamamın ateş yanan yeri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihaz» dan galat), (bk.) Cihaz, çeyiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bilmezlik, ilimsizlik, cahillik: Her şeyin ilmi cehlinden iyidir. Cehl-i mürekkep = Bilmemekle beraber bilmediğini de bilmeyip kendini Alim zannetme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهل] cahillik, bilgisizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bilmeyerek, bilmeksizin, bilmemekle, cahillikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bohemya ahalisinden olan. Bohemyalı, Çek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.’a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz’de yaşadılar. Daha sonra Eş’ariye mezhebine girmişlerdir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıktan ve yüksek sesle (söyleme veya okuma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pamuk ve ipek sardıkları saplı çıkrık. 2. Bir cehreye sarılan bürümcük miktarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Yüz, vech, surat: Güzel çehre, çehresini göstermek. 2. mec. Abûsluk, ekşi yüz, dargınlık: Çehre etmek = Yüz ekşitmek. 3. Görünüş: Odanın çehresi değişti. Çehre züğürdü = Çirkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. lineas. aspect. visage. physiognomy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. front. mien. visage. countenance. aspect. appearance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. aspect. appearance. sour face. countenance. favour. mien. muf. visage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهره] yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıktan, alenen, yüksek sesle: Cehren söylemek, okumak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهرا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهره پرداز] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aşikâr surette, açıktan açığa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sarı boya kökü. Alâcehrî (ve galat: eli-ceri) = Cehrinin bir çeşidi. (Fr. cehri demek olan alizari bundan gelse gerektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cehriyye). Açık ve yüksek sesle geçen, vâki olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cehd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahudi, çıfıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çıfıtcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehl» den imüb). Pek cahil, karacahil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Kurtuba’da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k.dili). budala kimse, kalın kafalı kimse. chuckleheaded (s). kalın kafalı. chuckleheadedness (i). kalın kafalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitkileri korumak için üzerine konan çan şeklindeki muhafaza; çan şeklinde olup başa sıkı oturan şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). anlamak, idrak etmek, kavramak; kapsamak, içine almak, ihtiva etmek. comprehensible (s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, makul. comprehension (i). anlayış, idrak; kapsam, şümul. comprehensive (s). geniş, şümullu, etraflı; idraklı,anlama yeteneği ola

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğlence yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

internist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) dâm-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Daniş-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). On, Ar. aşer. Deh sâle = On senelik, on yaşında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Hayvanları yürütmek için söylenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Directorate of Engineering and Housing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ده] on.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). On yıllık, on yaşında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Onda bir. (bk.) Öşr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hârikulâde zekâ ve yaradılış, yaratma kabiliyeti. Fr. genie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genius. wiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genius. wiz. wizard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genius.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دها] dahilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dehâ sâhibi olma, dâhilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dihkan). 1. Çiftçiler, köylüler. 2. Köy ağaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kimsenin merhametine yahut himayesine sığınma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دخالت] karışma. 2.sığınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dehliz). Holler, koridorlar, dehlizler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهاليز] dehlizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهان] ağız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağız. Engüştber-dehân = Parmağı ağzında, hayrette, şaşkın, şaşıp kalmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Susmuş, kapanmış ağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söyleyen, açılmış ağız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهان بسته] suskun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Dehân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دهن] ağız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söylemeye hazırlanan, ağız oynatan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (bot). (bitki tohumları kabuğu) kendi kendine açılmak, yarılıp açılmak, çatlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Hayvanları «deh» diyerek yürütmek. 2. Kovmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dehâlîz) (Farsça’dan Arapça’laşmıştır). 1. Sokak kapısı ile merdiven arasındaki aralık. Fr. vestibule. 2. (anatomi) Kulağın içinde bulunan oyuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance-hall. vestibule. corridor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

labyrinth. long and narrow corridor. gallery. hall. lobby. vestibule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهليز] koridor.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Geniş ve susuz ova, sahra, çöl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan’da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dühûr) 1. Zaman, uzun müddet, devir, hengâm, ebed: llâAhırid-dehr = Zamanın sonuna kadar. 2. Cihan, Alem, tabiat, hayat. Dehr-i dûn = Alçak dünya (eski bir tâbir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهر] dünya. 2.devir, zamane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Türkçe’de: dahra). Testere gibi dişli ve eğri budama Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. dehriyye). 1. Devir, zaman ve tabiatla alâkalı. 2. Dinsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهری] materyalist.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دهریه] materyalistlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ahrete inanmayanlar, maddeciler, maddeci. Fr. materialiste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir işe başlama, 2. Karanlık, bulanıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkunç bir şey veya büyük bir tehlike önünde şaşıp kalma, ürkme: İnsana dehşet gelir. Zihinlere dehşet verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terror. fright. horror. dread. fear. frightfulness. alarm. consternation. dismay. funk. trepidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alarm. consternation. dismay. dread. fear. funk. horror. terror. super. terrific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horror. terror. alarm. consternation. fear. funk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Korku ve dehşet saçan, çok korkutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Ürkütücü dehşet saçan, korkunç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F„ Arapça: dehşet, Fars.: engîhten = koparmak). Korkup ürkmeyi mucib, ürküten, korkunç: Dehşetengiz bir uçurum.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت آور] dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دهشت انگيز] ürkünç, dehşet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Korkunç, ürkütücü, pek korkutucu: Dehşetli bir manzara, bir fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direful. fearful. fearsome. frightful. horrendous. dire. terrifying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formidable. horrible. terrible. tremendous. marvelous. desperate. dire. dreadful. fearful. fearsome. ghastly. horrific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi. F.). Onuncu, Ar. Aşir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). insanlıktan çıkarmak, canavarlaştırmak; şahsiyetsizleştirmek, makinalaştırmak, robot yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rutubetini gidermek. dehumidifier (i). rutubeti gideren alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ezber okuma, hatırlama.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). suyunu çıkarmak; suyu çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Dergâh.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dicle’nin hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutucu kimse, inatçı kimse, kaybettiği davada devam eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Baca, duman yeri, ocak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pâdişâhlara lâyık iri inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.). On iki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). On iki imam. Ar. eimme-i isnâ-aşer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(dsi. F.). On ikinci, on ikide bir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DÜzah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دوازده] oniki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «belâhet» ten smüş.). Ahmak, akılsız, budala. Ebleh-pesendâne = Budalaların beğeneceği şekilde. Ebleh-firîb = Ancak ahmakları aldatabilir («eblehâne» ve «eblehî» tâbirleri kullanılacak şeyler değildir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imbecile. stupid. foolish. moron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابله] bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Ahmakcasına, akılsızcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Avlayan, aptal aldatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهانه] bön bön.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابلهی] bönlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saflık, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (Ebu’l-Hakem Amr b. Hişam b. el-Muğire) İslam’ın doğuşunda müslümanların en büyük düşmanlarından. Mekkeli müşrik. Müslümanlara en büyük işkeneler onun tarafından yapıldı. Cehalet ve bilgisizliğin babası anlamında Ebu Cehil denildi. Hakkında ayetler indi. Bedir savaşında İslam mücahidi İbn Mes’ud tarafından öldürüldü.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(acıhıyar): Kabakgillerden elma iriliğinde meyvesi çok acı ve ishal yapıcı bir bitkidir. İçeriğinde “colocynthine” vardır. Zehirlidir. 2 gramdan fazlası öldürebilir. Haricen kullanılır. Kullanıldığı yerler: Romatizma, mafsal ve nikris ağrılarını dindirir. Kaşıntıları geçirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Arapça’da hanzal ve Fransızca’da coloquinte denilen acı bir meyve.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - (bkz.Ece).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احد] bir, tek. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Bir, tek. 2.İlk sayı. 3.Allah’ın isimlerinden, bir ve tek olan Allah. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. hadîs). Hadîsler, Hz. Muhammed’in sözleri, (bk.) Hadîs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احادیث] hadisler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احدیت] birlik. 2.Tanrı’nın birliği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hafîf’ten itaf.). Daha veya en hafif, ehven: Ehaf ceza.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهالی] ahali, halk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. has’dan itaf.). En has, en başlı: Ehass-ı Amilim, ehass-ı ahibbam = Emellerimin, dostlarımın başta geleni.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخص] başlıca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهداف] hedefler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMM) (i. A. mühim’den itaf.). Daha ehemmiyetli, daha mühim, fazla itinaya değer: Ehemm-i umûr = işlerin en ehemmiyetlisi. Takdîm-ül-ehem alelmühim = En ehemmiyetli olan işin mühimlere tercihi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهم] en önemlisi. ehemmiyet atfetmek önem vermek, önemsemek ehemmiyet kesb eylemek önem kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHEMMİYYET) (i. A.) (Büyütme ismi olan «ehemm»e masdar edatı katılarak yapılmış yeni kelimedir. Tek y ile söylenir). Mühimlik, ağırlık, ye ğerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam: İşe ehemmiyet vermek, üstünde ehemmiyetle durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence önem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

importance. consequence. consideration. gravity. import. moment. significance. value.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim, değerli, ağır. Üzerinde durulması lüzumlu: Ehemmiyetli mesele, ehemmiyetli hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

important. consequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mühim ve değeri olmayan, nazarı itibara alınmaya lâyık olmayan, hafif, Adî: Ehemmiyetsiz iş, ehemmiyetsiz hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificant. unimportant. frivolous. immaterial. inconsiderable. petty. trifling. trivial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insignificance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهميت] önem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. habîb). Habîbler, dostlar, (bk.) Habib, ahibbâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احبا] dostlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHL) (i. A.) (hem teklik, hem çokluk gibi kullanılır). 1. Sahip, mâlik, mutasarrıf: Ehl-i servet, ehl-l hüner, ehl-i nâmOs, ehl-i vukuf = Servet, hüner, namus, bilgi sahibi veya sahipleri. 2. Oturan, Ar. halk, sâkin, mütemekkin: Ehl-l karye, ehl-i Cennet = Köy halkı, Cennet halkı. 3. Muktedir, becerikli, erbab: Bu işin ehlidir. Bu memuriyet için ehil bir adam aramalı. 4. Eşlerden beheri: Karı, koca: Ehliyle hoş geçinmek, ehl ü ayal = Aile, çoluk çocuk. Ehlullah = Velî, evliyâ. Ehl-l beyt = Ev halkı, aile, hanedân, sülâle. Ehl-i beyt-i Nebi ve sadece Ehl-i beyt = Evlâd-ı Resûl-ullâh (Peygamberimizin kızı Fatma, damadı Ali ve torunları Hasan’la Hüseyin). Muhibb-i ehl-i Beyt = Ehl-i Beyt’i seven. Ehl-i hâl = Vecd ve hal sahibi. Ehl-i hibre = Bir iş hakkında bilgi sahibi olanlar, bazı hususların tahkik ve halli için o işin mütehassıslarından kurulan hey’et, bilirkişi (y. k.). Ehl-i dil = Gönül adamı. Ehl-l dünyâ = Dünya adamı, dünya işleriyle meşgul adam. Ehl-i Sünnet = Sünnîler. Ehl-i tarik = Bir tarikata mensup, girmiş. Ehl-i kıble = Müslüman. Ehl-l kitap = Mukaddes kitaplardan birine inananlar: Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler. Ehl-i vukuf = İşi iyi bilen ve bildiren. Fars. kâr-Aşinâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connoisseur. expert. owner. possessor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skilled and qualified. qualified person. able. competent. connoisseur. efficient. entitlement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اهل] maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere mensup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sahip, malik. 2.Becerikli, yetenekli. 3.Karı-kocadan her biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. halil). (bk.) Halil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اهل] maharet sahibi. 2.evcil. 3.bir yerde ikamet eden. 4.bir yere veya görüşe mensup.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. tarih). Hz. Muhammed’in ailesi; ehl-i beyte kızı, damadı ve torunları dahildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Rind tabiatlı, kalender, gönül ehli, kalp adamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل دین] bir dine inananlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل حال] halden anlayan

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. A.). Bilgili, tecrübeli, ehl-i vukuf, bilirkişi (y. k.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل خبره] bilirkişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل ایمان] iman edenler, inananlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (tarih) Haçlılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل صليب] haçlılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A). Konuyu iyi bilen, bilirkişi (y. k.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهل وقوف] bilirkişi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. imen.) (mü. ehliyye). Alışık, uysal, yabaninin gayrı: Ehlî hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. domesticated. tame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

domestic. tame. domesticated. homebred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become tame evcilleşmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become tame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - inançlı inanan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLIYYET) (i. A.) (ehl ile masdar edatından mürekkep). 1. İktidar, işin ustası olma: Ehliyeti müsellemdir. Eshâb-ı ehliyyettendir = Ehliyet sahiplerindendir. 2. Ehliyet vesikası, ehliyetnâme: Şöförlük ehliyetini aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's licence. driver's license. driving licence. licence. competence. competency. qualification. proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licence. efficiency. capacity yeterlik. uzluk. driving licence. driver's license sürücü belgesi. ehliyetname.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driver's license. driving license. capacity. competency. efficiency. ability. adequacy. capability. competence. credentials. licence license. proficiency. qualification. ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İşe yarar halde bulunuş, bir işi hakedebilecek durumda bulunuş, selahiyet, yetki. 2.Mahirlik, iktidar, liyakat, kabiliyet, kifayet, mensubiyet. 3.İktidar, kabiliyet ve liyakat vesikası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ehliyeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. having a licence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capable. competent. talented. fit for office. having a license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EHLİYET-NAME) (i. A. F.). Ehliyeti belirten vesika, şöförlük vesikası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ehliyeti olmayan. 2. Ehliyetnamesi olmadan vasıta kullanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicenced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incapable. incompetent. unqualified. not having a license. unfit to plead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompetence. disability. inadequacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اهليت] beceri sahipliği, yeterlilik, yetki. 3.yeterlilik belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Allah’ın adamı, veli, evliya. 2.Allah’a teveccüh etmiş, kulluğunu yanlız ona yöneltmiş. Küfür ehlinden, ve şirkten kaçınan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. herem). Piramidler. (bk.) Herem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toga.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اهرام] piramit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اهرمن] kötülük tanrısı, şeytan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Zerdüşt dinine mensup eski Iranlılar’ın inandıkları iki kuvvetin biri ki, kötülük ve karanlık kaynağı idi. Diğeri iyilik ve aydınlık kaynağı idi, İzd denilirdi. İslâm’dan sonra İzd ismi Allah’a ve Ehrimen, Şeytan’a verildi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احساس] duygular, hisler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. havâ). Havalar, (bk.) Hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hevl). Hevlier, korkular, (bk.) Hevl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Daha hafif, daha zararsız: Ehven-i şer veya ehven»i şerreyn = iki fenalığın en hafifi. 2. Daha ve pek ucuz: Ehven fiyatla satılıyor. Bunu ehven almışsınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexpensive. cheap. commodious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

billig. preiswert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اهون] çok ucuz. 2.çok kolay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the lesser of two evils. the lesser evil. of two evils choose the less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ucuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Ucuzluk, ehveniyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احزاب] hizipler. 2.partiler. 3.gruplar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sivilce, (bk.) Ejah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Ejhân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Doğuştan kör, anadan doğma kör.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). En kerîh, çok iğrenç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebîh» den itaf.). Daha veya en bezer, daha veya en çok benzeyen ve denk (az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eskisehir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meerschaum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz çukuru, gözevi; delik,göz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فاحشه خانه] genelev.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fahamet).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sadrâzama ve Mısır hidîvi ile prenslere verilen unvan: Devletlû fahâmetlû paşa hazretleri, Almanya prenslerinden fahâmetlû hazretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.) (tarih). Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrâzamlara ve prenslere verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فهارس] fihristler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (fehm’den Imüb.). İyi anlayan, çok anlayışlı, pek zekî. (bk.) Fehîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den smüş.) (mü. fehîma). Anlayışlı, kavrayışlı, zekî, akıllı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فهيم] anlayışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anlayış, idrak, zekâ: Fehmetmek = Anlamak. Fehmolunmak =Anlaşılmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فهم] anlama. fehm eylemek anlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den imen.) (mü. fehmiye). Anlayışla, idrak ve zekâ İle alâkalı, anlayıştı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Fehme mensup, fehim ile ilgili (bkz.Fehim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fehmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mânâ, meal, mefhûm: Kendi düşen ağlamaz fehvâsınca.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فحوا] içerik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çil ve bıldırcın gibi kuşların pilici.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته خو] melek gibi, melek huylu, güzel huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (meteor). dağlardan esen sıcak ve kuru rüzgâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., tenis sağ vuruş, forhend; atın boynu ve omuzları; menfaatli mevki; (s). sağ vuruşla yapılan; önderlik eden; önceden yapılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (A.B.D). ihtiyatlı, tedbirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alın; herhangi bir şeyin ön tarafı veya cephesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Formol.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). formaldehit, formol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (güz.san). öIçü ve araç kullanmaksızın elle yapılmış (resim).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cömert, eli açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi; cömert; serbest, kayıtsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). mülk; iyelik hakkı, mülkiyet. freeholder (i). mülk sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fasîh). Fasîhler, açık konuşanlar, (bk.) Fasih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zaman, vakit, bazen, bazı defa, bazı vakit, kimi vakit: Gâh bulunur, gâh bulunmaz. Gâh olur ki... Gâh gâh, geh, geh = Vakit vakit, ara sıra. Bi-gSh = Vakitsiz. Nâ-gih = Ansızın. Gâh 0 bi-gâh = Vakitli vakitsiz, (bk.) KAh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bazı Farsça kelimelere katılarak zaman veya mekân gösteren mürekkep kelimeden meydana gelir: Seyir-gâh = Seyir yeri. Namaz-gâh = Namaz yeri. Seher-gâh = Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل فهم] anlaşılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. burnundan ziyade gözü ile av kollayan köpek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گه] kimi zaman, bazı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAh ve gâh.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Cehennem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beşik, Ar. mehd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گهواره] beşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Gıda zehirlenmeleri; çoğunlukla bayatlamış ve bozuk yiyecekler veya bayat balık yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarında ağrı ve kramplar vardır. Baş dönmesi, halsizlik, mide ağrısı ve bulanık gördüğünden şikayet eder. Bazı hastalarda kabızlık, bazılarında da ishal görülür. Yapılacak ilk iş, hastayı kusturmaktır. Gerekiyorsa sunni solunum da yapılır. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür. Mümkün değilse aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, kahve, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 4 tane limon sıkılır. Karıştırılıp bir kerede içilir. Sonra şekersiz kahve veya koyu çay içilir.


Sağlık Bilgisi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران بها] değerli, kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gonca, dehân = ağız). Ağzı gonca gibi küçük ve güzel olan: Gonca-dehân bir dilber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [غنجه دهان] küçük ağızlı, gonca ağızlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kaz çobanı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül çehreli, güzel ve taze yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

( Fars.) (Kadın İsmi) - Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günâh kelimesinin hafifletilmiş şekli. (bk.) Günah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گل چهره] gül yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گنه] günah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dökümevi, döküm yapılan fabrika. Osmanlı devrinde tersanenin, döküm işleri yapan bölümü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blooming mill. rolling mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roller mill. rolling mill / plant. drawing mill. tilt. rolling mill. rolling plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حائز اهميت] önemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خانه خراب] perişan. 2.evsiz yurtsuz. 3.cahil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kirpi, ufak bostan kirpisi, (zool). Erinaceus europaeus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eşek anırması, anırma; kahkaha atarak kaba bir şekilde gülme; (f). anırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hem-râh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir şehir ahalisinden olan, memleketli: Bir hemşeri gelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fellow townsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ هم شهری] hemşeri. 2.yurttaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هژده] onsekiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hantal ve beceriksiz delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خودبخود] kendi kendine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hoarhound i. köpekayası, kavkas, bot. Marrubium vulgare; bu bitkiden çıkanlan öz veya bu öz ile yapılan şeker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at kılı; at kılından dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. ev halkı, aile; s. eve ait; evcil. household word her gün kullanılan kelime. householder i. aile reisi, evsahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون بها] diyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Şen ve gönül açan yer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buz deposu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İDARE-HANE) (i.). Bir işe bakan hey’etin toplanarak iş gördükleri yer ve daire: Bu gazetenin idarehanesi başka ve matbaası başka yerdedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اداره خانه] yönetim bürosu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılamaz, kavranmaz, akıl ermez. incom prehensibil'ity i. anlaşılmazlık. incom prehen'sibly z. anlaşılmaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anlayışsızllk, akıl erdirememe, idrak noksanlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. kendikendine açılmayan (tohum).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bu konuda daha güncel ve romantik bir hikaye var. Biliyorsunuz insanda beş ana duyu var: Dokunma, görme, koklama, tat alma ve işitme. Yemeğe gidilen bir restoranda şarap ısmarlanırsa, garson şarabı getirdikten sonra bardağa bir parmak koyar ve kontrol etmesi için doğrudan erkeğe uzatır. Hiç bir kadının da itiraz etmediği bu durum gerçekten anlaşılmazdır. Çünkü dünyadaki aroma ve tat alma uzmanlarının çoğu kadındır.

Neyse biz gelelim restorana... Kadehin soğuk temasıyla dokunma duyusu tatmin edildikten sonra kadeh havalı bir şekilde göz hizasına kadar kaldırılıp şarabın rengine bakılır. Görme duyusu kontrolünden sonra kadeh burun hizasından bir sağa bir sola gezdirilerek koklanır.

Minik bir yudum alarak tadını da algıladınız. Zaten şaraptan pek anlamıyorsunuz. Garsonun da mantarını açtığı şarabı kendisi içmezse başka birine verecek hali yok. Mecburen ‘mükemmel’ diyorsunuz. Ama hala bir duyu kaldı, işitme duyusu. İşte o duyuyu da kadehleri tokuşturup, ‘çınnn’ sesini duyduktan sonra tatmin ediyoruz.

Hikaye gerçekten romantik ama işin aslı biraz değişik. Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip, onu ortadan kaldırmak için zehirli bir içki sunması görülmemiş bir şey değildi. Ev sahibi içkisinin zehirsiz olduğunu ispat etmek için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir miktarını kendi bardağına dökmesine müsaade ederdi. Her iki kişi de içkilerini aynı anda içerek birbirlerine olan güvenlerini gösterirlerdi.

Misafir ev sahibine olan güveninin çok fazla olduğunu göstermek için bardaklar havada yan yana geldiğinde, kendi içkisinden onun bardağına bir şey dökmez, bardağını yavaşça onun bardağına vururdu. Duyulan ‘çın’ sesi gerçek bir güvenin ifadesi idi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdar, kumandan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yehova, Allah (Tanrının İbraniceden İngilizceye geçen bir ismi) Jehovah's Witnesses Yehova Şahitleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski İsrail kralı Yehu; atları çılgınca süren arabacı sürücü, arabacı. drive like Jehu çılgınca araba sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekdâh). 1. Bardak, kâse; su, şarap vesaire içmeye mahsus her çeşit kab, Fars. câm, piyâle: Bir kadeh su, bir kadeh şarap. Idâre-i ekdâh etmek = İçki içmek, işret eylemek. 2. Rakı ve konyak gibi içki içmeye mahsus billûr, cam vesaireden küçük bardak: Rakı kadehi; kadeh takımı. 3. (botanik) Çiçeklerin çanağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. goblet. bowl. chalice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chalice. goblet. glass. cup. wineglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glass. tumbler. goblet. wine glass. cup. pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قدح] bardak. 2.içki kadehi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kadeh kıran. mec. Sarhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Küçük kadeh, küçük peymâne. 2. (botanik) Çiçek çanağı-

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Meşelerde, meyveyi ortasına kadar içine alan küçük kadeh şeklindeki kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Saman. Kâhkeşân, kehkeşân = Samanuğrusu, Samanyolu (samançeken). Kâhrübâ, kehrübâ = Samankapan, kehribar, bk. Keh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kahve içilip oturulan yer, kahve: Kahvehâne havadisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse. cafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

café (serving only coffee , tea or soft drinks. cafe. coffee house. coffee stall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood poisoning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blood poisoning. septicemia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kara Mehmet halk arasında gücüyle ün yapmış bir pehlivandır. Ne kadar güçlü olduğunu ölmek üzereyken başından geçen bir olayla son kez kanıtlamıştır. Kara Mehmet bir semt kahvehanesinde kalp krizi geçirerek ölmüştür. Kriz anında dayandığı dokuz çubuklu demir parmaklığı kağıt gibi birbirinin içine geçirmişti. Çubuklar öylesine iç içe geçmişti ki daha sonra onları demir küskü ile açmak isteyenler başarılı olamadılar.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kec-fehmân). Ters ve yanlış anlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Gûyâ, sanki, sözde: Keennehü kendisi herkesten fazla bilirmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Saman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahçup, utangaç tabiatlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KİHANET) (i. A.) Eski ibrânîler’de, Yunanlılar’da vesair eski kavimlerde bazı ruhanîlerin ve kimselerin çeşitli vasıtalara başvurmak iddiasıyle gaaipten haber vermeleri: İslâm’da kehânet yasak ve haramdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oracular. sibylline. soothsaying. divination. augury. prophecy. oracle. prediction. denouncement. omen. portent. presage. prognostic. prognostication. second sight. vaticination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omen. prediction. prophecy. soothsaying. augury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prediction. soothsaying. prophesy. augury. omen. presage. prognostication. prophecy. second sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کهانت] falcılık, kahinlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a prediction. cast. predict. prophesy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کهنه] kahinler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kühûf). 1. in, mağara, Ar. gaar. 2. mec. Sığınacak yer, Ar. melce, melâz. 3. (tıp). Vücutta mağara gibi oyuk yer ki tabiî veya bir hastalıktan hâsıl olur: Kehf-i rie = Veremden akciğerde açılan oyuk. Eshâb-ı kehf = Uzun müddet bir mağarada uyumuş olan meşhur yedi kişi ile köpekleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کهف] mağara.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kihâlet» ten imüb.). 1. Gözlere sürme süren, sürmeci. 2. (tıp) Göz doktoru, Fr. oculiste.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ کحال] göze sürme çeken. 2.göz hekimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Göz hekimliği, göz hastalıklarına mahsus doktorluk: Kehhâllık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (keh = saman, keşân = çekenler). Gökteki samanuğrusu, hacılar yolu, Samanyolu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کهکشان] samanyolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. kehle). Kemâlini bulmuş, olgunluk yaşına erişmiş, otuz ile elli yaşları arasında bulunan, olgun adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kahl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bit: Kehle tutmak, baş kehlesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

channeling , gorge , throat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bitlenmek, bit tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kehlesi olan, bitli, bit tutmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güher = elmas, barîden = yağdırmak). 1. Cevher yağdıran, pek faydalı. 2. bk. Kehrübâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber. amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber. amber samankapan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Kehribar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kirsehir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dize kadar yükselen, diz boyunda. kneehigh to a grasshopper (k.dili) çok kısa boylu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. = köfte yiyen). Şarlatan, tafra satan, gösterişçi (ekseri takılmak için kullanılır): Seni köftehor senil

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Eski tarzda başlık ki, üzerine sarık sarılırdı, Fars. serpûş, Ar. kalensüve. 2. Bilhassa dervişlerin başlığı ki, ekseriya ucu sivri olur: Mevlevî külahı, külâh giymek. Hırka külah = Derviş kıyafeti. 3. Keçeden başka konacak hafif şey: Arnavut külahı, gecelik külâh. 4. Bir şeyin üzerini örtmeye mahsus ve ucu sivri şey: Minare külâhı, nargile külâhı. 5. mec. Hile, dolandırma: Bana külâh etti. Külâh-tabya = Sivri bir çeşit tabya. Külâh kapmak = Bir karışıklıktan faydalanıp kendi menfaatine uydurmak. Keçe külâh = Rütbesi kaldırılmış (vaktiyle rütbe ile beraber, onun alâmeti olan kavuğu da alınıp en alttaki keçe külâhla bırakılırdı). Gec külâh = Başlığını eğri giyen. mec. Nazlı, cilveli, edâlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Külâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), (y. k.). Birçeneklilerden, çeşitli tatlı su ve deniz bitkilerini toplayan bir familya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kısa, bodur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Kısa kollu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kısa elli. mec. Pinti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kısa düşünceli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کله] külah, şapka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (IS = menfilik edatı, mehâle = çare). Çaresiz, ister istemez, başka türlü olmaz: Yarın lâmehâle gidilecektir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) göz yaşına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لامحاله] ister istemez, çaresiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (Al.) ihtiyat askerleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاشه خوار] leş yiyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Polonya ülkesi ve ahalisinden olan: Leh diyârı, Leh dili: Ülkeye Lehistan denir ki, «Polonya» karşılığıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. terkip) (I = harf-i cer, e = Birleşik zamir, müfret müzekker). 1. Onun için, ona. Mağfûruleh = Af ve gufran olunmuş. 2. Birinin menfaati ve iyiliği için olan hareket, aleyh zıddı: Kimsenin leh ve aleyhinde söz söylemez, onun lehinde şahadet edecek çok adamlar vardır ama aleyhinde kimse şahadet edemez. O, benim lehimde idi. Müennesi: lehâ, tesniyesi: lehümâ, cem’i: lehüm olup bazen bunlar da kullanılır: Mağfûru lehâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polish. pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behalf. pole. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polish. a Pole. for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [له] yan, yana, yararına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Lehliler’in dilinde veya tarz ve usûlünde olan: Lehçe dil, Lehçe hora. Lehliler’in dilinde, Lehçe söylemek, yazmak. Lehliler’in dili: Lehçe, Slav dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Konuşulan dil ve bilhassa bir dilin dallarından her biri, Fr. dialecte. Türkçe’nin Oğuz, Çağatay, Uygur lehçeleri. 2. Sözlük: Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmânî’si. 3. Beniz, çehre, sima: Lehçesi bozuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialect. vernacular. idiom. patois. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialect. polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Polonese. idiom. language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alev. Ebû-Leheb = («Alev babası» yani «cehennemlik»). Peygamberimizin amcası olduğu halde en fazla aleyhinde bulunup düşmanlık eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alev. 2. Ateşin sıcaklığı, hararet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehm» den). Madenleri yapıştırmaya yarayan kalay vs. (kalay ve kurşun karışımı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. hard solder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. soldered place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solderer. metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tinsmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solderer. metal worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdenî şeyleri kalay vesaire ile yapıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solder. hard-solder. sweat out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to solder. to cast the lead. to seal with lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdenî bir şey kalay vesaire ile yapıştırılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be soldered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be soldered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mâdent bir şeyi kalay vesaire ile yapıştırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalay vesaire ile yapıştırılmış (madenî şey).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Acı çiğdem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Fesîle-i lehlâhiyye = Acı çiğdem çeşidinden bitkiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Lehistan (Polonya) ahalisinden olan: Bir lehli geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Leh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oyun, eğlence, faydasız ve lüzumsuz iş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لهو] oyun. 2.yararı olmayan işler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Oyunlar, eğlenceler. 2. Mânâsız şeyler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir defa bakışlar, bir göz atışlar.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليل و نهار] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Ay, Ar. kamer. Mlhr-Ü mâh = Güneş ve ay. Mlh-ı nev = Yeni ay, hilâl. Mâh-rû = Ay yüzlü. Meh-plre — mec. Ay parçası, çok güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mah, meh = ay, rû = yüz). Ay yüzlü, güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Mantar yedikten bir süre sonra; şiddetli karın ağrısı, bulantı veya kusma, şiddetli derecede susama, vücutta soğuma ve morarma veya ishal görülürse, mantar zehirlenmesinden şüphe edilir. Bu durumda yapılacak ilk iş; hastayı kusturmaktır. Sonra gerekiyorsa, sunni solunum yaptırılır. Ağır vakalarda, hastayı mutlaka hastaneye götürmek gerekir. Aksi halde 48 ile 72 saat arasında ölümle sonuçlanabilir. Hafif vakalarda aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak, limon suyu, su.

Hazırlanışı : 2 diş sarımsak dövülür. Üzerine 1 su bardağı limon suyu ve 1 su bardağı su konur. Karıştırıldıktan sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(hf. A.). «Nehrin ötesi». 1. Amu Deryâ ile Sır-Deryâ arasındaki büyük Batı Türkistan ülkesi. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ay. (bk.) MAh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مه] ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. meh-rûyân) (meh = ay, rû = yüz). Ay yüzlü, yüzü ay gibi parlak, güzel,dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» ten masdar). Şan ve heybet sahibi birini görmekten meydana gelen çekinme ve saygı duygusu: Padişahın mehâbeti, mehâbet-i hükümet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهابت] heybetlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünüşü çekinme ve saygı duygusu veren, heybetli, şanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mehbil). Mehbiller, rahim yolları, (bk.) Mehbil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâfe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâkim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahleb). (bk.) Mahleb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهالک] tehlikeli yerler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahmedet). (bk.) Mahmedet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâmil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yular.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهار] yular, dizgin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mihrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahreç). Mahreçler, çıkışlar, (bk.) Mahreç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hüsn). Hüsnler, güzellikler, (bk.) Hüsn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأخذ ]] kaynak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzen), (bk.) Mahzen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. mahzûr). Mahzurlar, (bk.) Mahzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. muhzır), (bk.) Muhzır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mehâbil) (anatomi). 1. Rahim yolu, rahmin ağzından dışa kadar olan mesafe. 2. Rahim, döl yatağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهبل] rahim yolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A) (mü. mehbiliyye) (tıp, anatomi). Rahim yoluna ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hübût» tan im.). Düşecek yer, inilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hebt» ten imef.) (mü. mehbûte). Korkudan şaşırmış, hayret ve korkuyB kapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MAH-ÇE) (i. F.). Minarenin tepesine, sancak vesaire ucuna takılan küçük hilâl şekli. Ar. alem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hecr» den imef.) (mü. mehcûre). 1. Uzaklaşmış uzakta kalmış, ayrı düşmüş: Evlâdından mehcûr kaldı. 2. Bırakılmış, terkedilmiş, unutulmuş, kullanılmayan: Mehcûr bir kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Uzaklık, ayrılık. 2. Bırakılıp unutulma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Beşik, Fars. gehvâre. Mehd-i Ulyây-ı Saltanat = Valide Sultân.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهد] beşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hidâ»dan imef.). (mü. mehdiyye). 1. Doğru yola girmiş, doğru yolda bulunan, hidâyete erişmiş. 2. (hi.) On iki imâmın sonuncusu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kendisine rehberlik edilen. Allah tarafından hidayet verilmiş olan. - Doğru yolu tutan. 2.Şiilere göre 12 imamın sonu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Mehdi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hedm» den imef.) (mü. mehdûme). Yıkılmış, indirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEHEKK) (i. A.) (Türkçe’ de kullanılan şekli; mehenk). 1. Gümüş ve altının ayarına bakmaya mahsus bir cins taş ki, bu madenlerin üstüne sürmekle ayarları anlaşılır. 2. mec. Bir şeyin cinsini ve değerini gösteren şey, ölçü, terazi: İçki, birçok insanın mehekkidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [محک] mihenk taşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müstahak. Meheldir = Müstahaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (pehen-gîr’den galat). (bk.) Pehen-gîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehekk» ten galat). 1. Altın ve gümüşün ayarını anlamaya mahsus taş: Mehenk taşı. 2. mec. ölçü, terazi, bir şey veya şahsın değerini ölçmeye vasıta olan şey: Mehenge vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(!.). Şahıs ve eşyayı mehenge vururmuş gibi takdir eden, adam sarrafı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mâhir). Mâhirler, mehâret sahipleri, (bk.) MAhir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mehme). (bk.) Mehme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهيب] heybetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Heybetli, azametli, korkunç (mehub). 2.Arslan (Esed, gazanfer, haydar, şir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهل] süre tanıma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omuz başından çıkan külbastılık et.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهلکه] tehlikeli yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEH-LİKAA) (i. F., Fars. meh = ay, Ar. likaa = çehre). Ay çehreli (güzel), dilber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [مه لقا] ay yüzlü, güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay yüzlü güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten im.) (c. mehâlik). Mahv ve helâk olacak yer, tehlikeli yer, muhâtaralı yer veya iş: Mehâlikten kaçınmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Olduğu kadar. Mehmâ emken = Mümkün olduğu kadar, mümkün mertebe (dilimizde yalnız bu tâbirde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), fok. Mehmâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Muhammed isminin türkçesi. (bkz.Muhammed).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Türk askerinin senbolü. Bütün Türk askerlerine verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mahmuz, (bk.) Mahmuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hemze» den imef.) (mü. mehmûze) (edebiyat, Arapça gramerinde). Hemzeli, aslî harflerinden biri hemze olan: Mehmûz-ül-fâ = İlk aslî harfi hemze olan. Mehmûz-ül-ayn = İkinci aslî harfi hemze olan. Mehmûz-ül-lâm = Son aslî harfi hemze olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEH-PARE) (i. F.). Ay parçası kadar güzel şahıs.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مه پاره] ay parçası. 2.güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay parçası, çok güzel.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مه پيکر] güzel yüzlü, parlak yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mihr» şekli galattır) (c. mühür). Şer’İ nikâhta kocanın kadına tayin ettiği para ki, iki çeşit olup «mehr-i muaccel» peşin verilen ağırlıktan ve «mehr-i müeccel» ayrılma ve ölüm hâlinde verilecek meblâğdan ibarettir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهر] mehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Güney Arabistan’da Ummân ile Hadramût arasındaki ülke ki, «mehrt» ve «mehârî» denilen hızlı hecin develeriyle meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hind okyanusu sahili ile Hadramut arasında bir ülke.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mehre’den çıkan hızlı hecin develeri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهرو] ay yüzlü, güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay yüzlü güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mehtap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مهتاب] mehtap, ay ışığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk şiir ve musikisinde mehtaptan bahseden veya mehtap vesilesiyle yazılıp bestelenmiş eser ki, ekseriya kasîde veya medhiye şeklindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış kelime). Ay aydınlığında oturmaya mahsus üstü açık kameriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. meh = ay, tâb = ışık). Ay ışığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moonlight. moonshine. moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moonlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moon. moon light. moonlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. 2.Alay, eğlence, zevklenme. - Türk dil kuralı açısından “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça mîh-ter’dan). 1. Vaktiyle BAb-ı Alî çavuş veya kavası. 2. Rütbe, nişan veya görev alanların evlerine müjde götürenler: Mehterler müjdeye gittiler. 3. Tanzimat’tan önce padişah çadırlarını kurup kaldırmakla görevli asker: Çadır mehteri. 4. Osmanlı askerî mızıkası ve buna mensup müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. 1826’dan önce Türk askerî musiki teşkilâtı. 2. Umumî hapishane. Mehter musikisi = Mehterhâne repertuarı, klasik Türk askerî musikisi. Mehter takımı = Mehter musikisi çalan Türk askerî muzikası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأخوذ] alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEH-VEŞ) (i. F.) (c. mehveşân). Yüzü ay gibi olan, güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مهوش] ay gibi, ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ay gibi, ay yüzlü, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezl» den imef.) (mü. mehzûle). Arık, lagar, zayıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» ten imef). (mü. mekfûlün lehâ). Kefalet olunan, kefili bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çekirge. Pây-ı meleh = Çekirge ayağı (budu) ki, efsâneye göre, karınca tarafından Hazret-i Süleymân’a sunulmuştur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Mete)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موقوف له] vakfeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış anlamak. misapprehension i. yanlış anlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yaramazlık etmek; fena hareket etmek. misbehavior i. fena hareket; yaramazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köstebeklerin yeraltını oyarak çıkardıkları toprak yığnı, köstebek tepesi; önemsiz şey. make a mountain out of a molehill habbeyi kubbe yapmak, pireyi deve yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fare deliği; çok ufak delik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctor's office. consulting room. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «behcet» ten if.). Memnun, sevinçli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sevinçli, sevinmiş, memnun, mesrur, şad. (bkz.Behçet, Şadan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan imef.) (mü. mücehheze). 1. Hazırlanmış, tamamlanmış: Savaş için mücehhez bir gemi, mücehhez bir gelin. 2. Yelken, halat ve demir gibi şeyleri tamamlanmış ve donanmış (gemi): Mücehhez bir gemi, bir filo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipped with. furnished with. fitted out with. prossessing. armed. rigged. tackled. well-equiped. reinforced. outfit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan İf.). Lüzumlu şeyleri hazırlayan, bu işle görevli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den İf.) (c. müctehidin). Kur’an ve hadislerden yeni hükümler çıkaracak kudrette din ve hukuk bilgini, imam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İctihad eden, gücü yettiği kadar çalışan. Ayet ve hadislerden şer’i hükümler çıkaran din alimi. - İmam-ı Azam gibi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .sersem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fahr» dan if.) (mü. müftehire). 1. Övünen, iftihar eden, bir şeyi övünme vesilesi sayıp onunla sevinen ve koltukları kabaran, zeki ve terbiyeli evlât babası olmakla İnsan müftehir olur. 2. Şanlı, şerefli. 3. Fahrî. Hey’etin ta«y-l müftehiresi = Fahrî üyeleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İftihar eden, övünen. Şanlı, şerefli. 2.Parasız işgören, fahri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehb» den if.) (mü. mültehibe). 1. Alevlenmiş, tutuşmuş. 2. (tıp) Şişip kızarmış, iltihap yapmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. mültehlfe). 1. Alevlenmiş, tutuşmuş. 2. Pek fazla kederli ve hasretli, yanıp yakaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lühûk» tan lf.). İltihak etmiş, ilhak olunmuş, katılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mehdiden if.) (mü. mümehhide). 1. Yapan. 2. Düzenleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehnet» ten imef.). Denenen, imtihan ve tecrübe olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. cmehnet» ten if.). Deneyen, imtihan ve tecrübe eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nikâh» tan masdar) (c. münâkehât). Nikâh kıyışma. islâm hukukunda nikâha ait bahisler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nezâhat» ten imef.) münezzehe). Bir şeye muhtaç olmayan, arınmış, temiz: Cenâb-ı Hak mekândan münezzehtir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fehm»den if.) (mü. münfehlme). Anlaşılan, Osm. fehmolunan: Mektubundan münfehim olduğuna göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nihâyet» ten im.). Bir şeyin varabildiği en uzak yer, son derece. 2. Son, nihayet, Akıbet, uc: Memleketin müntehây-ı hududu. Sidretü’l-müntehâ (bk.) Sidre.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Son, nihayet, uç, en son, akıbet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nahb» dan if.) (c. müntehabât). Intihâb edilmiş, seçilmiş, seçkin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Seçilmiş eserler veya fıkralar, bir veya birkaç müellifin eserlerinden seçilmiş kısımlar, antoloji.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nihâyet» ten). 1. Biten, nihayet bulan, sona eren. 2. Son, en son.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nahb» dan if.) (c. müntehibîn). intihâb eden, seçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nehb» den if.) (mü. müntehibe). Yağma ve çapul eden, Osm. nehb-ü garet eyleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nahl» den if.) (c. müntehilîn). Bir başkasının edebî eserine sahip çıkan, eser çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nehr»den if.) (c. müntehirîn). İntihâr eden, kendini öldüren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nehz» den if.) (mü. müntehize). Vakit’ve fırsatı kaçırmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rüfûh» ten imef.) (mü. müreffehe). Geçimi için her türlü ihtiyacı tamamlanmış, refaha erişmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosperous. well-to-do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who lives in ease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Refah içinde, refahla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine bir şey vasiyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh, şebeh» den masdar). Benzeme, iki şey arasındaki benzeyiş: Bu iki adam, bu evler arasında ne kadar müşâbehet var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şibh» den imef.) (mü. müşebbehe). Benzetilen, teşbih olunan. Müşebbehün-bih = Kendisine teşbih olunan (cesur adamı arslana teşbih ettiğimizde «cesur» müşebbeh ve «arslan» müşebbehün-bih’tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine benzetilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» den imef.). Arzu olunan, iştiha ve şehvet veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havase»den imef.) (mü. müstehâse). Toprağın altında kalıp saklanmış, fosilleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. müstehâsât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir) (jeoloji). Pek eski zamandan yer altında kalıp taşlaşmış hayvan veya bitkiler, fosil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hücnet» ten imef.) (mü. müstehcene). Ayıp, edep dışı, açık saçık: Müstehcen sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lewd. obscene. pornographic. ribald. risqué. rough. rude. salacious. smutty. suggestive. bawdy. salacious açık saçık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscene. pornographic. dirty. filthy. salacious. scabrous. smutty. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscenity. pornography. salacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (if. suretinde müştehiyât şekli galattır). Arzu olunan, şehvet veren şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten if.) (mü. müştehiyye). iştihası olan, arzu eden, şehvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten if.) (mü. müştehire). Şöhret bulan, meşhur, adlı sanlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İştihar eden, şöhret bulan, meşhur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten imef.) (mü. müstehleke). Sarf ve istihlâk olunan, yenip içilerek bitirilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten if.) (mü. müstehlike). Sarf ve istihlâk eden, yiyip içerek bitiren, (maliye) Kendi ihtiyacı için bir şeyi satın alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müstehziyye). istihzâ eden, biriyle eğlenen, herkesle eğlenmek tabiatında olan, alaycı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic. jeering. mocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İstihzâ ile, eğlenerek: Müstehziyâne bir tebessümle, o sözleri müstehziyâne söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerâhet» ten imef.) (mü. müstekrehe). İğrenç, iskirâh olunan, mekrûh, nefret edilen: Pek müstekreh yer, adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan if.) (mü. mütecehhize). Takımı tamamlanmış, donanmış, mücehhez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ehl» den if.) (mü. müteehhlile). Evlenmiş, evli: Müteehhil adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEHABB) (i. A. «hubb»den if.) (mü. mütehâbbe). Sevişen, İyi münasebetlerde bulunan, birbirine dost olan. Düvel-i mütehâbbe = Dost devletler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den if.) (mü. mütehaccire). Taş hâline gelmiş, taş olmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hudûs» tan if.) (mü. mütehaddise). Ortaya çıkan, yoktan var olan, meydana gelen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hakk»dan if.) (mü. mütehakkıka). Doğruluğu meydana çıkan, gerçekliği ispat olunan, gerçekleşen, tahakkuk eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F. A. «hükm.den if.) (mü. mütehakkime). Hâkimlik takınan, hâkim ve Amir kesilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperious. domineering. masterful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «half» ten if.) (mü. mütehalife). Birbirine aykırı bulunan, birbirine uymayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten lf.) (mü. mütehâlike). Kendini tehlikeye atacak derecede arzu ve telâşla bir işe koşan, tehâlükle bir işe girişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huly» den if.) (mü. mütehâlliye). Donanmış, süslenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hulk» tan if.) (mü. mütehallika). Tabiatlanmış, iyi, güzel huylar edinmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hail» den if.) (mü. mütehallile). 1. Erimiş. 2. Çözülmüş, sökülmüş. 3. (kimya) Mürekkep olan bazı cisimler birbirinden ayrılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hllm» den if. (mü. mütehallime). Yalandan yumuşaklık, uysallık gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulûs» tan if.) (mü. mütehalllse). 1. Kurtulmuş, halas bulmuş. 2. Mahlası olan, şiirde kullanılan bir mahlası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hami» den lf.) (mü. mütehammile). 1. Tahammül eden, çeken, yüklenebilen, dayanabilen: Bu direk o kadar ağırlığa mütehammil değildir. 2. (denizcilik) Mütehammil su hattı = Geminin son derecedeki yükle çektiği su derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enduring. patient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «harb» den if.) (mü. mütehâribe) (tes. mütehâribeyn). Savaşan tarafların her biri: Düvel-i mütehâribe, tarafeyn-i mütehâribeyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. müteharrike). 1. Kımıldanan, oynayan, dönüp hareket eden: Buharla müteharrik makine. 2. Harekesi olan, harekeli (harf). Gayr-ı müteharrik = Hareketsiz, sabit, müteharrik olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powered by. driven by. mobile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşy» den if.) (mü. mütehâşiyye). Çekinen, sakınan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûmet» ten if.) (mü. mütehâsıma) (tes. mütehâsımeyn). 1. Karşılıklı husumet, düşmanlık eden: Terafeyn-i mütehâsımeyn. 2. Karşılıklı davaları olanların herbiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huşû» dan if.). Kendisini alçak tutan, tevâzû sâhlbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşd» den İf.) (mü. mütehaşşide). Birlikte, bir harekette bulunmak veya birbirlerine yardım etmek için koşuşup toplanan: Sınır üzerinde mütehaşşid olan asker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl.dan if.) (mü. mütehassıla). Hâsıl olan, husule gelen, vücut bulan: Yağmurlardan mütehassıl bataklıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hısn.dan if.) (mü. mütehassına). Kaleye kapanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasret» ten if.) (mü. mütehassire). Hasret çeken, hasrette kalan, isteğine erişemeyen, mahrum kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûs» tan if.) (mü. mütehassısa) (c. mütehassisin), t. Bir şeye mahsus olan, ayrıca bir işte kullanılan. 2. Bir ilim ve san’atın yalnız bir dalıyla uğraşan, ihtisas sahibi: Mütehassıs bir tarihçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hiss» ten if.). Duygulu, pek duygulu (Arapça’da mânâsı: haberlere kulak asan).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specialist. expert uzman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expert. specialist. connoisseur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hatm» dan if.) (mü. mütehattime). Son derece lüzumlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den if.) (mü. mütehavvile). 1. Değişmiş, başka bir hâl almış. 2. Çabuk değişen, bir hâlde kalmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayâl» den if.) (mü. mütehayyile). Kuruntu, kuran, hayalle meşgul. Kuvve-i mütehayyile = Kuruntu ve hayal gücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hayret» ten İf.) (mü. mütehayyire). Şaşmış, şaşırmış, hayrete uğramış, ne yapacağını bilmeyen. Hâmse-I mütehayyire = Eskilerce bilinen beş gezegen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayz» dan if.) (mü. mütehayyize) (c. müteheyyizîn) (Fars. c. mütehayyizân). Haysiyet ve itibar sahibi, ehemmiyetli: Mütehayyizân-ı memleket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzû»dan if.). Alçak gönüllü, mütevâzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevr»den if.) (mü. mütehevvire). Hiddet ve öfkeye uğramış olan, neticeyi düşünmeksizin saldıran, gözü dönmüş, coşkun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiddete kapılıp neticesini düşünmeksizin saldırarak, coşkunlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyecân» dan if.) (mü. müteheyyice). Heyecana gelmiş, coşkun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezz» den if.) (mü. mütehezzize). Titreyen, zangırdayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ieheb»den if.) (mü. mütelehhibe). Alevlenmiş, alev çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lehef» den if.) (mü. mütelehhife). Kederli, yanıp yakılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «mehdi» isminden). Mehdtlik iddiasında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehd» den if.) (mü. mütemehhide). Yayılmış, serilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehm» den if.) (mü. mütevehhime). Vehim getiren, vehimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» dan imef.) (mü. müttehaza) (»müttehız» yanlıştır). İttihaz olunan, kabûl edilen, geçer, kullanılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vehm» den imef.) (mü. mütteheme) («müttehim» şekli yanlıştır). 1. İtham olunan, şüphe olunan, kendisine bir cürüm ve kabahat yüklenen. 2. Kabahatli, bir suç işleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vahdet» ten if.) (mü. müttehide). Birleşmiş, birlik olan, müttefik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birlikte, beraber olarak, birden: Müttehiden hareket ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vech»den mas.). 1. Yüzleşme, yüz yüze gelme: Mahkemede muvâcehe olundular. 2. Karşı, mukabil, huzur: Umumun muvâcehesinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confrontation. identification parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مواجهه] karşı, yüzyüze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüz yüze olarak: Muvâceheten söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vech» den imef.) (mü. müveccehe). Herkesin yöneldiği, makbûl, uygun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan if.) (mü. müzdehime). Kalabalıklı, birikip sıkışmış, pek sık yığılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeheb» den imef.) (mü. müzehhebe). Altın suyu veya yaldız ile süslenmiş, yaldızlanmış, yaldızlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühr»den). Çiçeklenmiş, çiçekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çiçekli, çiçeklenmiş, çiçek açmış. - (bkz.Zühre).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kitapları yaldızlamak san’atı, kitap yaldızcılığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهز] donanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفتخر] iftihar eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ممتحن] sınav yapan, sınayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منتها] son.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sona ermek, son bulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرفه] refah içinde, bolluk içinde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرتهن] rehinli, ipotekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشابهت] benzerlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشتهر] ünlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستهلک] tüketici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستهزی] alaycı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متأهل] evli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحجر] taşlaşmış, fosilleşmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متخالف] birbirine uymayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحمل] dayanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحری] araştırıcı, araştıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحرک] hareket eden, kıpırdayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحاشی] çekingen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحسر] özlem duyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متخصص] uzman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحسس] duygulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحول] değişken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحير] şaşkın, şaşırmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متحد] birleşik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذهب] altın yaldızlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, zamansız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ehil olmayan, ehliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ansızın olan, oluveren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ansızın, birden olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نابهره] nasipsiz. 2.soysuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ناأهل] ehil olmayan, ehliyetli olmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-GAH) (i. F ). 1. Vakitsiz, münasip vakitte olmayan. 2. Ansız, ansızın. Agâh ve nâgâh = Vakitli vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-GEH) (I. F.) (bk.) NAgâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NA-GEHAN) (i. F.). Ansız, ansızın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ناگهان] ansızın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ansızın, birdenbire.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüz. Leyl-ü nehâr = Gece gündüz. Nısf-ı nehâr = Gündüzün ortaSfı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهار] gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) -Gündüz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gündüzün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. nehâriyye). Gündüze ait. Nehârî mektep = Yalnız gündüzün ders için devam olunup, gece yatılmayan mektep, zıddı: Leylî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهاری] yatılı olmayan okul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yeğma, çapul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tarz, yol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نهج] yol. 2.kast teşkilatı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نهنگ] timsah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dehşet, korku. 2.Yağmacı, çapulcu. - Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(NEHR) (i. A.) (c. enhâr) (tes. nehreyn). Akarsu, büyük ırmak: Tuna nehri. Mavarâü’n-Nehir = Türkistan’da nehrin yani Ceyhun’un ötesindeki yerler. Mâ-beyn-en-nehreyn =: İki ırmak (başlıca Fırat’la Dicle) arası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

river. fluvial. potamic. river. stream. artery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

river. river ırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inland waters. river. inland shipping. water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Akarsu, ırmak. Çok bol su.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embouchure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estuary. influx.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nehir).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نهی] olumsuzluk. 2.yasaklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Bazı hastalara Arız olan oburluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yüksek himmet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نهر] ırmak, nehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Nehir yoluyla: Musul’dan Bağdad’a nehren de gidilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki nehir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nehriyye). Nehre ait. İdâre-i nehriyye = Nehirde işleyen vapurlar idaresi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Nehirle ilgili, nehire ait.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1 Men ve yasak etme, zıddı: emir, bir işi yapmamayı emir ve tenbih etme: Emir ve nehye itaat etmeli. 2. (gramerde) Emir kipinin menfîsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نهی] olumsuzluk. 2.yasaklama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yasaklamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bakış, bakma, nazar. Atf-ı nigâh etmek = Nazar atmak, şöyle bir bakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nigâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نگه] bakış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bakan ve muhafaza eden, muhafız, bekçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözcülük, bekçilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Himaye eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (musiki). Türk musikisinde tîz sekizlideki bir perdenin adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NISFÜ’N-NEHAR) (i. A. astronomi). Meridyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصف النهار] meridyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) burun aşağı uçmaya veya hareket etmeye çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek elli; bir elden çıkmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek atlı; ikinci derecede, adi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پابرهنه] yalınayak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zehire karşı içilen ilâç, zehrin tesirini gideren şey, Ar. dâfî’u’ssem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پادزهر] panzehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (aslı pâlâheng). Atla kullanılan ve ata çektirilen bir cins büyük kement.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAd-zehr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antidote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antidote. cure all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Beğenme edatı olup ekseriya alay yollu kullanılır: Peh peh maşallah!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Yan, igi. 2. Tilkinin yanlarından çıkan kürk. 3. Mezar sandukasının yan taşı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پهلوان] yiğit. 2.pehlivan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. F.). Sâsânî devrinde konuşulan Farsça.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Şehir. 2.Kahraman, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Güreşçi, Fars. keştigîr: Yusuf pehlivan. Hasan pehlivan. 2. Cesur, yiğit, kahraman, Fars. dilâver. Pehlivan tekkesi = Güreş talimhanesi. Pehlivan yakısı = Keskin yakı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrestler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. pehlevân.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Güreşçi. 2.Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kahramana lâyık, yiğitçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a wrestler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yan, iği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پهلو] böğür, yan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پهن] geniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Geniş, enli, Ar. vâsi. 2. En, genişlik, Ar. vüs’at.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. «mehengî» ve «pelengîr»den galat). Tahtanın enini almaya mahsus doğramacı Aleti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پهناور] engin. 2.geniş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Sığınacak yer, Ar. melce, müttekâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gömlek (pîrâhen gibi).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (maymun kuyruğu gibi) sarılma ve kavrama hassası olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tutma, yakalama; anlayış, kavrayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tarihöncesi, tarihten önceki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tarihöncesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

tarih öncesi

Yazının bulunmasından önceki insan topluluklarının evrimini inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koşu atı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Yol. 2. Meslek, usûl, düzen. Harcırâh = Resmen bir memuriyete gönderilen görevliye verilen yol masrafı. Şâh-râh = Cadde, ana yol. Hemrâh = Yoldaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yol gösteren, kılavuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yol kesen, eşkiya, yol vuran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çalçene kimse, geveze kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ره] yol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yolun geçtiği yer, geçit, ayakaltı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Yol gösteren, kılavuz, delil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Yola giden, yol alan, yolcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yol bulan, girebilen fırsat bulabilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAh-zen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kurtulma, iyileşme, halâs. Rehâ bulmak = Kurtulmak, iyileşmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رها] kurtuluş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Kurtulma, kurtuluş. 2.(Ar.) Bolluk, genişlik, varlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. rehâ-kârân). Kurtarıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., rehâ = kurtuluş, yâften = bulmak). Kurtulan. Rehâ-yâb olmak = Kurtulmak, hastalıktan kalkmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réhabilitation

ekon. ve tıp iyileştirme

1. ekon. İflas hâlindeki işletmeyi iyi yönetimle kâra geçirme. 2. tıp Bir kimsenin iş yapmaya engel olan sakatlığını, yetersizliğini gidermek veya bozuk olan ruhsal durumunu düzeltmek amacıyla uygulanan tedavi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rehabilitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rehabilitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tamir etmek, onarmak; yeniden ehliyetini vermek; namus veya itibarını iade etmek, eski haklarını iade etmek. rehabilita'tion (i.) eski itibara iade, eski hale gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهاکار] kurtarıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sesin ince, yavaş ve tatlı olması.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Tazelik, yumuşaklık. 2.Ucuzluk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. eski bir meseleyi yeniden tartışmak; i. eski bir meseleyi yeni isimle meydana çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gevşeklik, sülpüklük. 2. Tenbellik, ihmalkârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

languor. slackness. lethargy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lanquor. lassitude. laze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رخاوت] gevşeklik. 2.tembellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [رخاوتکار] rehavet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («rehâ, ruhâ» yani Urfa şehrine ait). 1. Sandıklı, küçük çalgı. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Türk müziğinin en eski birleşik makamı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Kurtulma, necat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (reheb şekli de vardır). Korku, Ar. havf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ reh = yol, bürden = götürmek). Yol gösteren, kılavuz, delil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directory. handbook. guidebook. guide. guidance conselor. pathfinder. careers officer. cicerone. conductor. courier. pilot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guide. handbook. rudder. guidebook. directory. guidebook kılavuz. telephone directory. telephone book. phone book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directory. guide. guidebook. transit guide. telephone directory. address directory. guide book. companion. companion guide. consultant. courier. finger board. guru. handbook. instruction booklet. leader. pathfinder. pilot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهبر] kılavuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yol gösteren, kılavuz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student advisor adviser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kılavuzluk, yol gösterme: Rehberlik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guidance. guiding. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guidance. being a guide. guiding. being a guidance counselor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conduct. guide. lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir piyesi prova etmek; alıştlrmak (aktör); nakletmek, hikâye etmek; ezberden okumak, inşat etmek; tekrarlamak. rehearsal i. piyes veya musiki provası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهگذار] geçit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(REHN) (i. A.). Bir şeyin diğer bir şey karşılığında alınabilmesi: Rehin bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Rehin bırakılmış. 2. Yakınlaşmış, mümkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pawn. pledge. security. hypothec. mortgage. gage. hock. hostage. pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortgage. pledge. security. pawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pledge. pawn. security. surety. collateral. deposition. mortgage lien. mortgaging. accessory contract. hypothec. pawnage. pawning. in pledge. pledging. pop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهين] rehinli, ipotekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to redeem. to redeem a pawn. to take out of pawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Teminat maksadıyle düşman veya eşkıya tarafından alıkonan insan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostage. hostage tutak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hostage. pawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rehîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رهن] rehin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهنما] yol gösterici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azarlamak, serzeniş etmek, tekdir etmek, şiddetle eleştirmek, kabahatli bulmak, suçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekdire layık, takbih edilir. reprehensibly z. tekdir edercesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azar, paylama, serzeniş, tekdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekdir kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رشحات] sızıntılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tilki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RÜbâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [روبه] tilki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. sakarine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sakarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. lavanta torbası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şahlardan bahseden manzum kitap. 2. Firdevsî’nin eski İran hükümdarına dair yazdığı Farsça büyük manzum destân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Odanın sokak tarafına çıkıntısı ki üç tarafı pencereli ve döşemelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük cadde, Osm. tarîk-ı sultanî. Şaşırılması mümkün olmayan doğru ve açık yol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAhinşah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şehinşahltk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden tıpta kullanılan bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شارب الليل والنهار] ayyaş, gece demez gündüz demez içki içen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili büyük harf manşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şehrazat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Geceden sabaha kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞSh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شه] şah, padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAhbâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAh-bâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAh-beyt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAhname.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) ŞAh-nişîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) ŞAh-per.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAh-râh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞAH-SÜVAR) (i. F.). Atlılar başı, pek mahir ve şanlı binici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) ŞAhvâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eshiye) (anatomi). Beyin zarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, elaçıklığı. Ar. semâhat, sehâvet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سخا] cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شها] ey şah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Sehavet, kerem, cömertlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cömert, eliaçık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sehâib). Bulut, Fars. ebr. mec. T. Karanlık. 2. Uçuşan çekirge gibi şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سحاب] bulut.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Bulut. 2.Karanlık. 3.Bulut gibi uçan böcekl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحاب آلود] bulutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (sondaki e teklik gösterir). Tek bulut.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Tek bulut.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.), (bk.) Şahadet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهادت] tanıklık. 2.şehitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - (bkz.Şahadet).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهادت نامه] diploma, mezuniyet belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akıl noksanlığı, akılsızlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سخاکار] cömert, eliaçık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) - Evrenin hükümdarı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zekâ ile beraber cesaret ve şecâat. Şehîmet-penâh, zât-ı Sll-i şehlmet-penthtleri: Osmanlılar’ın İran şahı hakkında kullandıkları tâbirler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهامت] yiğitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zeka ve akılla birlikte olan yiğitlik, cesaret.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Zekâ ve şecâati olan. Iran ŞAhı’na verilen unvandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sıcaklık, isilik, kızgınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cömertlik, elaçıklığı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سخاوت] cömertlik, eliaçıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Cömertlik, (bkz.Sahavet).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (müz. Eşheb). (bk.) Eşheb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Kır, akçıl. 2.Haleb şehri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبال] kanattaki en uzun tüy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kuş kanadının en uzun tüyü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolos; başşehbender — başkonsolos. Şehbender vekili = Konsolos muavini (bk. Şâhbender).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر] konsolos.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Konsolosluk bina ve makamı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهبندر خانه] konsolosluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konsolosluk, konsolos sıfatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Gümeç balı. 2. Bal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهد] bal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bal şerbeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde: şehtâne). 1. Kenevir tohumu; yaban şeh-dânesi. 2. İri taneli ve makbûl inci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. şehd = bal, F. kâm = damak). Damağında lezzet kalmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهنشاه] büyük şah, şahlar şahı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eshâr). Sabahleyin, tan yerinin ağarmaya başladığı vakit. Alesseher (ale’s-saher) = Sabah sabah, erkenden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Gece uyuyamamak hastalığı, uykusuzluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

early morning. twilight. aurora.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daybreak. time just before dawn. early morning. dawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daybreak. dawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sabahın gün doğmadan önceki zamanı, tan ağartısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. seher = sabah, Fars. gâh, geh = vakit). Sabah vakti, sabah vaktinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. seher = sabah, Fars. hâsten = kalkmak). Sabahları erken kalkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحرگاه] seher vakti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحرخيز] seher vakti kalkan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. seheriyye). Sabahla alâkalı, sabaha ait. Miirg-ı seheri = Sabah kuşu, bülbül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şehvet). Şehvetler. (bk.) Şehvet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهوات] şehvetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şehvetle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnal. libidinous. lewd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den İmüb.) (mü. sehhâre). 1. Mübalağa ile büyü yapan, büyücü, sihirbâz. 2. mec. Sihre benzer bir kuvvetle kendine çeken.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سحار] büyüleyici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok güzel, büyüleyici kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A «sehâ»dan smüş.) (müsehiyye). Cömert, eliaçık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سهی] fidan gibi. 3.düz, doğru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهيد] şehit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Allah yolunda canını feda eden müslüman, İslam uğruna ölen müslüman, şehadet mertebesine erişen kimse. 2.Fikri, inancı, ülkesi uğruna ölenler için de teşmilen kullanılmaktadır. Vatan şehidi. 3.Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Ayrıca isimlerde ek yapılabilir. Şehidcan, Şehidnur, Şehidhan. - Türk dil kuralına göre «d/t» olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) 1. Nefesi içeriye alarak seslenmek, hıçkırık. 2. tıp: Nefes alma, zıddı: zefîr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سهی قد] servi boylu, düzgün boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [سهی قامت] servi boylu, düzgün boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deflection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. portion. treasury bond. government bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سهيم] pay sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Akıllı ve kurnaz yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Şehim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

ŞEHİNŞEH, ŞEHENŞEH (bk.) ŞShinşâh.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Şahların şahı, en büyük hükümdar. 1.Daha çok unvan olarak verilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ŞEHR) (i. F.). Büyük belde, büyük kasaba. Bugünkü anlayışa göre nüfusu 20.000’i geçen meskûn yer; İstanbul şehri; Şehr-i Bağdâd. Şehr-emâneti = İstanbul belediyesinin eski adı. Şehr-emîni = Eskiden İstanbul belediye başkanı. Şehiroğlanı = İstanbullu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(L A., »şöhret» den smüş.). Şöhret kazanmış, meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urban. city. town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city. town. town kent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city. community. place. town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهير] ünlü, meşhur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

town centre. city center. centre of the town. city centre. centre center of the town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mimarlığın, yeni mahalleler, şehirler kurmak veye eskileri düzenlemekle alâkalı kısmı. Şehircilik mütehassısı = Bu işte ihtisas sahibi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interurban. intercity. long-distance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long-distance. intercity. interurban. inter city. overland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şehir ahalisinden olan, zıddı: taşralı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEHİD) (i. A. «şehâdet» ten smüş.) (c. şühedâ). Din uğrunda cenini fedâ eden, savaşta ölen Müslüman (Müslüman olmayanlar için kullanılması kesin şekilde yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martyr. casualty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

martyr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Muslim who had died for Islam or who has died while serving the Turkish sta. martyr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sehv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEHİYY) (i. A., «şehvet» den smüş.) (mü. Şehiyye). Arzu olunacak, iştiha veren, şehvetli, şehvet uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A ). Dövme, ezme, kırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hıçkırık, keskin çığlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kolay, Fars. Asân. Sehl-i mümtenî = (edebiyat) Kolay ve sade göründüğü hâlde bulunup söylenmesi ve taklidi zor olan söz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سهل] kolay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kolay, sade. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (müz. «eşhel»). 1. Koyu mavi, elâ. 2. Şaşı, yan bakan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهلا] hafif şaşı. 2.ela gözlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Koyu mavi ela göz. 2.Hafif, tatlı şaşı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - 1.Yumuşak. 2.Kolay. 3.Taze, körpe. Habeşistan’a hicret eden kadın sahabelerden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kolaylıkla. Ehlen ve sehlen = Hoşgeldiniz, safa geldiniz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Leventlerin şahı, boylu poslu, canlı, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sihâm, eshâm). 1. Ok, yayla atılan ucu sivri demirli kamış (bu mânâ ile birinci cem’i kullanılır). 2. Hisse, pay, Ar. nasîb, Fars. behre. 3. Devlet tarafından ikraz olunan paraya mukabil alınan resmi senet (bu mânâ ile ikinci cem’i kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korku, dehşet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سهم] pay. 2.ok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سهم] korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Korkunç, dehşetli, müthiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سهمگين] korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سهمناک] korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şah, hükümdar soyundan gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAhnameci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «nazlı şûh, güzel») (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Türk musikisinde mürekkep bir makam ve perde. 2.Çok nazlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde ttz sekizlide bir perde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.) (musiki). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهنشين] cumba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. şehd = bal, Fars. Ab = su). Bal şerbeti. (bk.) Şehd-Abe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee table. stand. tripod. horse. stillage. trestle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand. trestle. tripod. coffee table. easel. gallows. three-legged stool or table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee table. trestle. tripod. easel. gallows. gantry. carriage. horsejack. horse cradle. sawbuck. sawhorse. lifting jack. jacktable. derrick. rack. block. buck mount.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Satıcıların üstüne tablayı oturtmak üzere kullandıkları üç ayaklı masa. 2. Uç ayaklı küçük iskemle. 3. Darağacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهپر] kuş kanadındaki en uzun tüy.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kuş kanadının en uzun tüyü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şuhûr). 1. Yeni ay, hilâldir. 2. Tahrir ayı. Şehri ramazan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهر] ay.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Pehlevî>F.) [شهر] kent, şehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., şehr = şehir, Arâsten = tutmak). Şehri süsleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hükümdara yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara ait, şâhâne. •

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Geceleri uyanık duran.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Şehri süsleyen, şehre süs veren. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهر آشوب] şehir karıştıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEHR-AYİN) (i. F„ şehr = şehir, Ayin = tören). Şehrin donatılmasıyle yapılan umumî eğlence, şenlik, donanma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kendi kendine yaşayan, özgür.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civic. urban.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden İstanbul belediyesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.-T.) 1.belediye. 2.belediye başkanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden İstanbul belediye başkanı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.-T.) belediye başkanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şehir ahalisinden, bir şehirde doğup büyümüş, köylü ve taşralı olmayan. 2. İstanbullu. 3. Nâzik, zarif, hareketlerinde kabalık eseri olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. şehriyye). Aya ait olan, ayda bir olan, aylık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهری] şehirli, kentli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Şehirli. 2.Nazik, terbiyeli. 3.Aya ait, aylık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ŞEHR-YAR) (i. F.). Hükümdâr, şâh, imparator.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Şehrin büyüğü, ileri geleni.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Türk müziğinin en eski makamlarından.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük şehir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهرستان] kent, büyük şehir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Padişah, hükümdar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâriyye» den galattır). Çorbalık makarna, (bk.) ŞAriyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noodle. vermicelli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermicelli. noodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Büyük çay, nehir.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهریار] hükümdar, şah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهریاری] hükümdarlık, şahlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهسوار] binici, usta binici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEH-DANE) (I. F. şeh-dâne’den galat), (bk.) Şeh-dâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söz, lâkırdı, Ar. kelâm, nutuk. (bk.) Suhan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanlış, hata, Ar. galat. Sehv-i kalem = Dalgınlıkla yanlış yazma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سهو] yanılgı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. şehvâniyye). Şehvete ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهوانی] şehvetle ilgili. 2.şehvet düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شهوات] şehvetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanlışlıkla, yanılarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سهوا] yanlışlıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. şehevât). 1. Cin»! arzu. 2. Çok şiddetli ve mâkul olmayan istek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sensuality. lust. sexual desire. lech. eroticism. lustfulness. carnality. concupiscence. desire. flesh. salacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. concupiscence. lust. sensuality. sexual desire. sexual appetite. concupiscence kösnü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lust. concupiscence. desire. salacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ شهوت] aşırı cinsel istek. 2.aşırı istek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

libidinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lascivious. lewd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

licentious. lascivous. libidinous. lustful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şehvet, Fars. engîhten = kopmak). Şehveti artıran, şehvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ Ar. şehvet, Fars. peresten = tapınmak). Şehvete tapan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهوت انگيز] şehvet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lustful. hot. sensual. lascivious. concupiscent. fleshly. prurient. randy. salacious. voluptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. lascivious. licentious. lustful. lusty. randy. raunchy. sensual. voluptuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lustful. horny. hot. hot- blooded. lascivous. passionate. raunchy. salacious. steamy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شهوت پرست] şehvet düşkünü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Yanlışlar, yanlışlıklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سهویات] yanlışlıklar. 2.yanılgılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEH-ZADE) yahut ŞAH-ZADE (i. F. şeh = hükümdar; zâden — doğmak) (c. şehzâde-gân). 1. Hükümdar oğlu. 2. Osmanoğulları’nın erkek üyeleri: Şehzâde Ertuğrul Efendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهزاده] şah çocuğu, şehzade.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeh-zâde). Şehzâdeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهزادگان] şehzadeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Şahzat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aldırış etmeden, çekinmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek şiddetli hırs ve tamah, tamahkârlık, açgözlülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pek şiddetli hırs ve tamah, tamahkârlık, açgözlülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. (=.). Hudut muhafızı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Seyahat, gezi. 2.Gölgenin güneşle beraber dönmesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hissedar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekecek, kerata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سدرة المنتها] uzayda bulunduğu varsanılan ve ötesine geçilemeyen bir ağaç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tek kişi ile işletilen; tek el ile çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. temiz kalpli, sadık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sipâh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سپه] ordu. 2.asker.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kumandanlık. 2. Kumandanlığa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Asker başı, serasker, serdâr, başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.). 1. Başkumandanlık. 2. Başkumandanlığa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sipeh = asker, sâlâr = reis). Serasker.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپه سالار] başkomutan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Siyah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سيه] kara, siyah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. siyeh = kara. baht = tali). Karatalihli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Siyeh = kara, dil = yürek). Kötü yürekli, kötülük isteyen, gönlü kararmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|, F. siyeh = kara, fâm = boya). Kara boyalı, diyaha boyanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. siyeh = kara, kâr = iş). Günahkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. siyeh = kara, pûşîden = giymek). Karalar giyinmiş, mateme girmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Siyah renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüzü kara olan, mec. rezil,

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köleleri olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. et veya balık ve derinin tütsü ile kurutulduğu yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. bir yolunu bulup, her nasılsa. somehow or other her nasıl olursa olsun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) yenilgiyi hazmedemeyen kimse, kinci kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahne görevlisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir bahis için ortaya konan parayı muhafaza eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (A.B.D.) eyalet olma durumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. külhan ağzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ambar, ardiye, depo, mahzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sefîh). Sefihler. (bk.) Sefih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i c. A.) (m. sâlih). Sâlihler, doğru insanlar, (bk.) SAlih.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صلحا] salih kişiler, iyi amelli kullar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Salih, iyi, yarar, selahiyet, günah işlemeyen.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Saf ırklar.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [شوریده خاطر] gönlü perişan, aklı karışık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سفها] alçaklar, sefihler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Taype, Formoza'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( A.B.D.) net maaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تصفيه خانه] rafineri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tebâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan masdar). Hazırlanma, malzemeyi tedarik etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «te’hîr» den). 1. Sonraya, geriye kalma. 2. Gecikme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being delayed. delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تأهل] evlenme. 2.evcilleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

evlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأخر] gecikme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gecikmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm»den) Azar azar, fakat iyice anlama; farkına varma Meseleyi tefehhüm etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coming to understand sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تفهم] anlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

anlamak, farkına varmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. teferrüc, Fars. gâh, geh = yer). Eğlenmek için gezinmeye mahsus yer, eğlenme, dinlenme yeri: Bu şehrin teferrücgâhları çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dip, Ar. ka’r. Teh-i çâh = Kuyunun dibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ته] dip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hecâ» dan). 1. Hicvetme. 2. Karşılıklı hiciv söyleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهاجی] hicivleşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücûm» dan.) (c. tehacümât). Birlikte ve birden hücûm etme, her taraftan koşup toplanma, üşüşme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerted attack. rush. rushing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تهاجم] saldırı. 2.üşüşme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

üşüşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbiri üstüne atılma, tehacüm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخلف] uygunsuzluk, uymama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخلص] mahlas kullanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (hukuk), iki tarafin ikisine de yemin verilme, ikisinin de yemin etmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hulf»ten). Birbirine uymama, birbirine zıd olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten). Büyük bir istekle atılma, tehlikeyi düşünmeksizin bir şeye dalma, birbirini itip çiğneyecek surette koşuşma: Halk büyük bir tehâlükle bu işe girişti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تخالف] uygunsuzluk, uymama. 2.farklılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهالک] can atış, can atma, atılma, çok arzu etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haşy» den). Korkup çekinme, Ar. ihtirâz, ictinâb: Bu işten tehâşî ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحاشی] çekinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasm» dan). Karşılıklı düşmanlıkta bulunma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخاصم] birbirine düşmanlık gütme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تخاصم] birbirine düşmanlık gütme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevn» den). Ehemmiyet vermeme, mühimsemeyiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهاون] hafife alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tahiyye). (bk.) Tahiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hicret» ten). Göç ettirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهجير] göçe zorlama, göç ettirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

göç ettirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهدید] gözdağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözdağı verilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gözdağı vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tehdîd, Fars. Amihten = karıştırmak). Tehdit karıştıran, tehditle karışık, korkutucu şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تهدید آميز] gözdağı vererek, tehdit edici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهدیدا] gözdağı vererek tehdit ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تهدیدکار] gözdağı verici, tehdit edici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تهدیدکارانه] tehdit ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEHDİD) (i. A. «hüdûd» tan) (c. tehdidât). İlerde verilecek bir ceza ile korkutma: Hapis ile, silâhla tehdit etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

threat. menace. threatening. danger. intimidation. jawbone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constraint. menace. threat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coercion. menace. threat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

menace. threaten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intimidate. to menace. to threaten. impend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hedy ve hidyet» ten). Hediye verme, bahşetme, bağışlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hecâ» dan). Heceleme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهجی] heceleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hecelemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hecd» den). 1. Gece uyumayıp namaz kılma. 2. Gece vakti kılnan nâfile namazı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f.,( ünlem )kıkır kıkır gülme; f. kıkır kıkır gülmek; (ünlem )bu gülüşü belirleyen söz; slang. Ayvayı yedin mi ?

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hekeme» den). Görünüşte ciddî, gerçekte ise küçültecek bir şekilde alay etme: Tehekküm için bu fıkrayı yazdı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İri yan, boylu boslu yiğit. Eski İran kahramanı Zaloğlu Rüstem’in lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tahran, İran'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهوع] kusma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kusmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yahûdî dinin! kabûl etme, Yahûdî olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sonunu düşünmeden bir işe saldırma, hiddet ve şiddetle atılma: Tehevvürle söze karıştı; tehevvüründen gözleri karardı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهور] küplere binme, köpürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

küplere binmek, köpürmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyecân» dan). Heyecana gelme, coşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهيج] heyecanlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafifçe titreme, Osm. lerzân olma, Fars. lerze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Boş: Tehî bir evde. 2. İlim ve hüneri olmayan, Fars. bî-behre: O adam tehî değildir. Tehî değil = Sebepsiz, hikmetsiz: Böyle geceleyin gelmesi tehî değildir. Tehi-dest = Eli boş, züğürt.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهی] boş. 2.anlamsız, yararsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهی دست] yoksul. 2.eli boş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهيدستی] yoksulluk. 2.eli boşluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تهی مغز] samankafalı, boşkafalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ تهی ميان] içi boş. 2.kof.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. delay. putoff. suspension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. postponement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deferment. delay. postponement. delaying. deferral. adjournement. late arrival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. te’hîrât). Geriye, sonraya bırakma, geciktirme: imtihanı bir hafta daha tehir ettiler; bir haber alıncaya kadar gelişinizi tehir edin. Bilâtehir = Sonraya bırakmaksızın, acele olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hey’et» ten). Hazırlama, hazır etme, tedarik etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهيه] hazırlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Selam. Selam verme. 2.Hayır dua etme. 3.. Be(Kadın İsmi) 4.Mülk, malikiyyet.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hazırlamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEHLÜKE) (i. A. «helâk» den). Helâki, yok olmayı gerektirebilecek hâl, Ar. muhâtara: Tehlikeye girmek; kendini, canını tehlikeye koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

danger. danger. risk. jeopardy. emergency. hazard. peril. shoal. storm cloud. threat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

danger. distress. hazard. jeopardy. menace. peril. pitfall. risk. threat. trouble. emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

danger. hazard. peril. risk. adventure. gravity. jeopardy. off the hook. threat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tehlikesi olan, Osm. muhâtaralı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangerous. risky. unsafe. hazardous. perilous. venturesome. adventurous. breakneck. danger. daring. forbidding. hairy. noxious. parlous. pestilent. pestilential. touch-and-go. wildcat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critical. dangerous. desperate. dodgy. fatal. forbidding. hazardous. nasty. noxious. perilous. precarious. risky. serious. treacherous. unhealthy. vicious. noxious res.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangerous. hazardous. perilous. risky. riskiness. adventuresome. adventurous. critical. desperate. dodgy. hairy. insecure. mean. murderous. parlous. precarious. serious. speculative. unsafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risk free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. safe. dangerless. free of risk. benign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safe. free from danger. free of risk. benign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

risklessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endanger. hazard. imperil. jeopardize. risk. stake. venture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hazard. to peril. decoy. endanger. imperil. stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to endanger. to imperil. risk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tehlîlât). «LAilâhe illallâh» cümlesini söyleme: Tehlîl ile meşgul idi. Tehlîl-hân = Tehlîl okuyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Eskiden İranlı kahraman ZAloğlu Rüstem’in lâkabı olup, kahraman mânâsıyla kullanılırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mehl» den). Mühlet verme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهنيت] kutlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Tebrik, kutlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hevn» den) (c. tehvînât). 1. Kolaylaştırma, hafifletme: İnsan, işini mümkün mertebede tehvîn etmeye çalışmalıdır. 2. Fiyatını azaltma, ucuzlatma, ehven hâle getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyecân» dan). Heyecana getirme, coşturma: Böyle şarkılar insanı tehyîc ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهيئه] hazırlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Düzeltme, temizleme, tesviye, Ar. ıslâh ve tathîr. Tehzîb-i ahlâk = Ahlâkı temizleyip ıslâh etme (hemen yalnız bu tâbirde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهذیب] süsleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهزیل] alaya alış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ince ve devamlı surette titretme, Osm. lerzân etme, ihtizaza getirme: Sazın tellerini tehzîz etmek; sinirlerimi tehzîz etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تهزیز] titretme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dayanacak yer, Fars. istinad-gâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermicelli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vermicelli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telephone directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. directory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telephone directory. telephone book / directory / index.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Türkiye’deki telefon şehir kodları listesine bakarsanız, birbirine komşu şehirlerin kodlarının çok farklı, kod numaraları yakın olan şehirlerin ise birbirlerinden çok uzak olduklarını görürsünüz.

Bunun nedeni, kod sisteminin tuşlu telefonlar yaygınlaşmadan önce kadranlı telefonlara göre kurulmuş olmasıdır.

Kadranlı telefonlarda 9’u çevirmek için, hizasındaki deliğe parmağınızı sokup, sonuna kadar kadranı çevirmeniz ve bırakmanız gerekiyordu. Kadran da otomatik olarak geri dönerek eski konumuna geliyor ve bir tek numara çevirme işlemi tamamlanıyordu.

Bu işlemde 1’i çevirmek 9’u çevirmekten, 212’yi çevirmek 989’u çevirmekten çok daha kısa bir sürede gerçekleşiyor ve santraller daha az meşgul oluyorlardı. Şüphesiz bugünkü tuşlu telefonlar çok hızlı çalıştıklarından, numaraları aramak bakımından bir zaman farkı yok.

Bu nedenle, 212 gibi kısa süre tutan kod numaraları ülkenin en büyük, en çok telefon kullanılan şehirlerine verilmiştir. Örneğin, NewYork ve İstanbul’un kod numaraları aynı, yani 212 iken, Chicago ve Ankara’nın da 312’dir.

Bu sisteme göre bugün Türkiye’de üçüncü en kısa kod 222 ile Eskişehir iken, en uzun süren kod ise 488 ile Batman’dır.

Zamanla şehirler çok büyüyünce, onları kısımlara bölüp, yeni kod numaraları vermek ihtiyacı doğdu. Yeniler eskilerle karışmasın diye farklı numaralar verildi. Örneğin kodu 212 olan New York ikiye bölününce, ikinci kısma 718 kodu verildi. Bizde ise buna pek dikkat edilmedi, ben 212 mi Avrupa yakasıydı, yoksa 216 mı, hala karıştırırım.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Türkiye’deki telefon şehir kodları listesine bakarsanız, birbirine komşu şehirlerin kodlarının çok farklı, kod numaraları yakın olan şehirlerin ise birbirlerinden çok uzak olduklarını görürsünüz.

Bunun nedeni, kod sisteminin tuşlu telefonlar yaygınlaşmadan önce kadranlı telefonlara göre kurulmuş olmasıdır.

Kadranlı telefonlarda 9’u çevirmek için, hizasındaki deliğe parmağınızı sokup, sonuna kadar kadranı çevirmeniz ve bırakmanız gerekiyordu. Kadran da otomatik olarak geri dönerek eski konumuna geliyor ve bir tek numara çevirme işlemi tamalanıyordu.

Bu işlemde 1’i çevirmek 9’u çevirmekten, 212’yi çevirmek 989’u çevirmekten çok daha kısa bir sürede gerçekleşiyor ve santraller daha az meşgul oluyorlardı. İüphesiz bugünkü tuşlu telefonlar çok hızlı çalıştıklarından, numaraları aramak bakımından bir zaman farkı yok.

Bu nedenle, 212 gibi kısa süre tutan kod numaraları ülkenin en büyük, en çok telefon kullanılan şehirlerine verilmiştir. Örneğin, NewYork ve İstanbul’un kod numaraları aynı, yani 212 iken, Chicago ve Ankara’nın da 312’dir.

Bu sisteme göre bugün Türkiye’de üçüncü en kısa kod 222 ile Eskişehir iken, en uzun süren kod ise 448 ile Batman’dır.

Zamanla şehirler çok büyüyünce, onları kısımlara göre bölüp, yeni kod numaraları vermek ihtiyacı doğdu. Yeniler eskilerle karışmasın diye farklı numaralar verildi. Örneğin kodu 212 olan NewYork ikiye bölününce, ikinci kısma 718 kodu verildi. Bizde ise buna pek dikkat edilmedi, ben 212 mi Avrupa yakasıydı, yoksa 216 mı, hala karıştırırım.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «leheb.den). Al lenme, tutuşma, parlama, Ar. iltihâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «iehef» den). El. çıkan bir şeye üzülüp teessüf ederek a yıp sızlama: Evine ve eşyasına acımıyor yanan kitaplarına telehhüf ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلهف] yanıp yakılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehâdet» ten). Namazda «ettahiyyât» duasını okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehm»den) (c. tevehhümât). Zannetme, vehimlenme, esassız ve yersiz şüpheye düşme: Benim kendisinin aleyhinde bulunduğumu tevehhüm etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühd»den). Kendini dine verme, zâhid olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühre»den). Çiçeklenme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çiçeklenme.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s eski zamandan beri icra olunan, eskiliğinden dolayı muteber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. unvan sahibi, şampiyonluk ünvanına sahip kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güreşte hasmının ayağını bükme, topuk elleme; ancak basacak yer; başlangıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Görgülü (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı böcek kozalarında bulunan şekerli ifrazat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sadık, hakikatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Türe - han.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Saçma sapan sözler, hezeyan, herze, yersiz ve boş söz: Türrehât dinlemeye vaktim yoktur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترهه] zırva.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Tarihte kayda geçen ilk un patlaması 1785 yılında İtalya’da Turiri’de bir ekmek fırınında, bir lambanın un tozunu tutuşturması sonucu oldu. Ölüme ve fazla zarara yol açmayan bu patlamadan sonra konu unutuldu gitti. Modern günlerimizin başlangıcında, insanlık tarihinin ana gıdası ekmeğimizin en önemli girdisi olan unun çok ciddi bir şekilde yanarak patlayabileceğini kime söyleseniz herhalde şaka kabul eder gülerdi. 1981’de ABD’de büyük bir hububat silosu infilak edip, 9 kişi ölüp, 30 kişi de yaralanınca gülmeler durdu. 1988’de hububat bulunan yerlere belirli bir emniyet standardı getiren kuralların uygulanmasına başlanılmasına rağmen 90’lı yıllarda sadece ABD’de undan kaynaklanan ortalama yılda 13 patlama oldu.

Peki nasıl oluyor da un bu kadar tehlikeli bir şekilde patlayabiliyor? Sebebi basit. Çünkü o bir karbonhidrat. Havada toz olarak asılı duran karbonhidratın miktarı, bir metreküpte 50 gramı aşınca herhangi bir şekilde tutuşturulduğunda patlar. Un tozları o kadar küçüktür ki, anında yanar ve bu yangın diğerlerine zincirleme yayılır. Bu da toz bulutunda, ortama da bağlı olarak, patlayıcı bir güç oluşturur. Benzer durum şeker, puding ve hatta çok ince testere talaşlarında bile oluşabilir.

Bir yangının çıkması için üç şeyin bir arada olması gerekir. Hava (içindeki oksijen), yanıcı madde (burada un oluyor) ve tutuşturucu. Silolarda insanların çalıştıkları yerlerde tutuşmak için gereken metreküpte en az 50 gram un tozu miktarına pek ulaşılamaz. Tabii burada unutulmaması gereken patlamaya sebep verenin yanıcı maddenin havada asılı duran toz miktarı olduğudur, yoksa yere serilen unda böyle bir tehlike yoktur.

Silolarda tutuşmaya sebep olan şeyler, bilinçsizce yapılan bir kaynak, bir kesme işlemi, sigara, asansörler ve konveyörlerin mekanizmalarından çıkan kıvılcımlar olabilir. Şüphesiz ortamın da çok önemi vardır. Patlamanın yarattığı büyük basınç boşalacak yer bulamazsa binayı bile yıkabilir. Açık havada ise patlama olmaz ama yine de tehlikeli bir alevlenme olur.

Hanımlar, endişelenmeyin, kurabiye veya börek yapmak için aldığınız bir kilo undan 50 gramı havaya uçmaz. Bu olay için tonlarca un gerekir. Hamur yoğurmak için balkona çıkmanıza hiç gerek yok!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Tarihte kayda geçen ilk un patlaması 1785 yılında İtalya’da Turiri’de bir ekmek fırınında, bir lambanın un tozunu tutuşturması sonucu oldu. Ölüme ve fazla zarara yol açmayan bu patlamadan sonra konu unutuldu gitti.

Modern günlerimizin başlangıcında, insanlık tarihinin ana gıdası ekmeğimizin en önemli girdisi olan unun çok ciddi bir şekilde yanarak patlayabileceğini kime söyleseniz herhalde şaka kabul eder gülerdi. 1981’de ABD’de büyük bir hububat silosu infilak edip, 9 kişi ölüp, 30 kişi de yaralanınca gülmeler durdu. 1988’de hububat bulunan yerlere belirli bir emniyet standardı getiren kuralların uygulanmasına başlanmasına rağmen 90’lı yıllarda sadece ABD’de undan kaynaklanan ortalama yılda 13 patlama oldu.

Peki nasıl oluyor da un bu kadar tehlikeli bir şekilde patlayabiliyor? Sebebi basit. Çünkü o bir karbonhidrat. Havada toz olarak asılı duran karbonhidratın miktarı, bir metreküpte 50 gramı aşınca herhangi bir şekilde tutuşturulduğunda patlar. Un tozları o kadar küçüktür ki, anında yanar ve bu yangın diğerlerine incirleme yayılır. Bu da toz bulutunda, ortama da bağlı olarak, patlayıcı bir güç oluşturur. Benzer durum şeker, puding ve hatta çok ince testere talaşlarında bile oluşabilir.

Bir yangının çıkması için üç şeyin bir arada olması gerekir. Hava (içindeki oksijen), yanıcı madde (burada un oluyor) ve tutuşturucu. Silolarda insanların çalıştıkları yerlerde tutuşmak için gereken metreküpte en az 50 gram un tozu miktarına pek ulaşılamaz. Tabii burada unutulmaması gereken patlamaya sebep verenin yanıcı maddenin havada asılı duran toz miktarı olduğudur, yoksa yere serilen unda böyle bir tehlike yoktur.

Silolarda tutuşmaya sebep olan şeyler, bilinçsizce yapılan bir kaynak, bir kesme işlemi, sigara, asansörler ve konveyörlerin mekanizmalarından çıkan kıvılcımlar olabilir. İüphesiz ortamın da çok önemi vardır. Patlamanın yarattığı büyük basınç boşalacak yer bulamazsa binayı bile yıkabilir. Açık havada ise patlama olmaz ama yine de tehlikeli bir alevlenme olur.

Hanımlar, endişelenmeyin, kurabiye veya börek yapmak için aldığınız bir kilo undan 50 gramı havaya uçmaz. Bu olay için tonlarca un gerekir. Hamur yoğurmak için balkona çıkmanıza hiç gerek yok!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nisan ayı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابهت] ululuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امهات] anneler. 2.temeller, esaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [وه] vah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Aş erme, gebe kadının iştahası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Verme, bağışlama, Ar. atiyye, ihsan, hibe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهب] bağış, vergi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bağışlama, bağış, vergi. Vehb b. Münebbih: Kitabü’l-Kader’in müellifi.- Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهبی] Tanrı vergisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi, fıtri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. vehbiyye). Allah’ın vergisi neticesi olan, Allah vergisi, Fars. hudâ-dâd: Onun terbiyesi vehbîdir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vehbi).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [و هلم جری] var gerisini kıyas et.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şiddetli, hiddetli; ateşli vehemence, -cy i. hiddet, şiddet, ateşlilik. vehemently z. şiddetle, hiddetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehb» den imüb.). Fazlası ile bağışlayan ve veren (Allah’ın sıfatlarındandır). Abd-ül-vehhâb as İhsan sâhibi olan Allah’ın kulu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهاب] çok bağışlayıcı Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok hibe eden, bağışlayan. Sayısız nimetler veren yüce Allah. Bu isim Esmau’l-Hüsna’dan-dır. Kur’an-ı Kerim’de, Al-i İmran, ayet: 8; Sa’d suresi ayet: 9 ve 35’te geçmektedir. - (bkz.Abdülvehhab).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. vehhâbiyye) (c. vehhâbiyyûn). Abdülvehhâb isminde biri tarafından Necd taraflarında çıkarılan mezhebe bağlı kimse ve bu mezheple alâkalı: Vehhâbî mezhebi, Hanbelî mezhebinin bir dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهابيت] vehhâbîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهابيون] vehhâbîler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehc» den imüb.). Pek fazla yanan, pek parlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok parıltı. Çok alevli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vehm» den imüb.). Pek kuruntulu, vehimli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vehme tâbi olma, kuruntu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vaslta, araç, taşıt; ecza. vasıta, vehikül. vehicular s. taşıtlara ait; taşıt olarak kullanılan; vasıta olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vehm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fantasy. suspicion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groundless fear. apprehension. delusion. hallucination. suspicion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهم] kuruntu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zaaf, gevşeklik, kuvvetsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dakika, an, lahza. Vehle-i Ülâda = Önce, birdenbire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birdenbire, önce: Bunu işitince vehleten başka şey zannettim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهلة] ansızın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهم] kuruntu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evhâm). T. Esassız ve bâtıl fikir, yanlış inanış. 2. Şüphe, kuruntu, tereddüt. 3. Yersiz korkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuruntulu, vehme tâbî, fazla vehimli, Ar. mütevehhim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to imagine groundlessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. vehmiyye). Gerçekte var olmadığı hâlde, farz ve tasavvur olunan, Ar. mefrûz, mevhûm.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وهمی] kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Gerçekte var olmaksızın tasavvur olunan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [وهمناک] kuruntulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şaşkınlık, şaşakalma, hayret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip). «Bu da onundur» mânâsıyle bir şairin gazelleri ve kıtaları arasında «eyzan» gibi ve bazen onunla beraber yazılır: Velehu eyzan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eşya deposu; ambar; antrepo; toptan satış yeri; mağaza. ware houseman i. eşya deposu sahibi veya işçisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. terbiyeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kızgın, akkor; k.dili kızgın, öfkeli, ateş püsküren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. samimt, içten, candan; gayretli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genelev, umumhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

tel. gibi tüyleri olan teriyer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beygir; çok çalışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İbr. Yehova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یازده] onbir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cins isim olup çokluk mânâsiyle kullanılır). Yahudiler, Benî İsrâil.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yahudi, Hz.Ya’kub’un oğlu Yahuda soyundan gelenler, İsrailoğulları.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Ya’kub’un on iki oğlunun en büyüğü.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Kramp vücudumuzdaki kaslardan bir veya birkaçının elimizde olmadan, irade dışı, ağrı yaparak aniden kasılmasıdır. Krampların başlıca sebepleri soğuk, kötü duruş, alkol zehirlenmeleri ve B vitamini eksikliğidir. Bu nedenlerin birinden veya başka bir nedenden dolayı kaslara bol miktarda oksijen alınır ve yakılır. Bu arada laktik asit açığa çıkar. Bu asitin fazlası kaslar tarafından taşınamayarak kramplara sebebiyet verir.

Örneğin mide krampları, mide kaslarının karın tarafında ağrılı olarak kasılmalarıdır. Bilimsel olarak mide kramplarının açlık belirtisi veya bir mide hastalığının işareti olabileceği ileri sürülürken halk arasındaki genel inanış, tok karnına denize girmenin de mide krampına sebep olabileceği şeklindedir.

Eskiden uzmanlar da böyle düşünüyordu ama artık değil. Yıllar önce boğulma olaylarının çoğunun dolu mide ile yüzmeden ve bu nedenle mideye giren kramptan kaynaklandığı sanılıyordu. Aslında mide krampı özellikle denizde yüzerken oluştuğunda sonuç bakımından en tehlikeli olanlarındandır

Daha sonraları yapılan araştırmalar gösterdi ki, yemekten sonra denize girme ile oluşan mide krampları çok sık rastlanan bir olay değildir. Belki de yemekten sonra biraz rahatça kestirmek isteyen cankurtaranların abarttığı bir şeydir. Ancak yine de dolu mide ile uzun mesafeler yüzülmesi tavsiye edilmez. Nedeni ise kramp değil tehlikeli bir şekilde aşırı yorulmadır.

Bu yorulmanın altında yemekten sonra duyulan uyuşukluk hissi yatıyor. Vücudumuzun kol ve bacak kısımları kuvvetle çalıştıkları zaman daha güçlü bir kan akımına gerek duyarlar. Bu nedenle de koşarken veya yüzerken bacaklarımıza daha çok kan gider.

Yemekten sonra ise sindirim organlarımız yoğun bir şekilde çalışmaya başlarlar ve bu sefer onlar ekstra kana ihtiyaç duyarlar. Bu kan kaslardan ve beyinden çekilerek gelir. Bundan dolayı yemekten sonra uyuşukluk ve yorgunluk hissedilir. Hele bir de kanı çekilmiş kol ve bacaklarla yüzmeye kalkışılırsa, risk yaratacak şekilde bir yorulma ortaya çıkabilir. En iyisi yemekten sonra yüzmek yerine kısacık güzel bir uyku çekmektir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Pislemek, büyük aptes etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (zihâb şekli yanlıştır). Bir fikir ve zanna tâbî olma, sapma, bir fikir ve zanda bulunma, zan, itikat: Benim zehâbım yanlış çıktı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ذهاب] gidiş. 2.sanıya kapılma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dinde perhizkârlık, Ar. zühd, takvâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Perhizkâr, dindar. Eski nesir dilinde şeyhlere ve zâhidlere verilen unvandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Altın, zer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ذهب] altın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Altın. (bkz.Zer).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zehebiyye). 1. Altınla alâkalı. 2. Altından yapılmış, Fars. zerrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahr» dan). Pek dalgalı ve oynak, coşkun ve taşkın: Bahr-ı zehhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Ne güzel, ne mutlu: Zehî cesaret, zehî hamiyyet (alay yollu da kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZEHR) (i. F., Türkçe kullanılan şekli: zehir. Asıl Türkçesi olan «ağu» kullanılmadıığndan, bu kelime onun yerine Türkçe’ye girmiştir). Yeme, dokunma veya koklaması ölüme sebep olan şey, ağu. mec. Pek acı şey: Bu yemek zehirdir. Zehir zemberek = Pek acı veya şiddetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemlock. poison. venom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poison. potion. poison ağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poison. venour. bane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ağılamak, zehir vererek öldürmeye çalışmak. 2. mec. birine zararlı düşünceler, zararlı duygular aşılamak: Komünistler onu da zehirlemişler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contaminate. poison. to poison ağılamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to poison. to fill sb's mind with harmful ideas. administer poison. envenom. taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

botulism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poisoning. intoxication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Zehirlenmek İşine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zehiri olan, ağu: Zehirli mantar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miasmal. miasmatic. nocuous. poisonous. toxic. toxical. toxicant. venomous. viperine. viperish. viperous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noxious. poisonous. toxic. venomous. virulent. venomous ağılı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poisonous. toxic. poisoned. baneful. deadly. venomous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Değişik biçimlerde maruz kalma sonucu zarara yol açabilen kimyasal maddeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ezhâr) (m. zehre). Çiçek, Fars. şükûfe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زهر] çiçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زهر] zehir, ağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zehrâbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F„ zehr = zehir, Ab = su). Pek acı su. meç. Acılık, acı, dert ve keder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zehr = zehir, Alûden = bulaşmak). 1. Zehirli. 2. mec. Pek acı ve üzüntü verici: Zehr-Alûd bir söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zehr = zehir, Amîhten = karışmak). Zehirli, acı: ZehrAmîz bir azarlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., zehr = zehir, bârîden = yağdırmak). Zehir yağdıran, pek acı, zehirli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zehir saçan. ZEHR-HAND (i. F„ zehr = zehir, hand = gülme). Acı veya çok hüzünlü gülme, istihza ile gülüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zehirli, ağulu, Osm. semli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.itaf.«ezher» in müennesidir). (Ar.) (Kadın İsmi) - Çok beyaz ve parlak yüzlü. Hz.Muhammed’in (S.A.V.) kızı Hz.Fatıma’nın (R.A.) lakabı. Hz.Fatıma bin Muhammed (R.A.), Fatıma Zehra, Fatimeh El Zehra veya Ez Zehra (Arapça: فاطمة الزهراء, Farsça: فاطمه زهرا), İslam peygamberi Hz.Muhammed (S.A.V.)’in kızı, Ali bin Ebu Talib’in (R.A.) eşi. İslam peygamberi Hz.Muhammed (S.A.V.)’in ilk eşi Hz.Hatice bint Hüveylid’den olan kızıdır. Hz.Muhammed (S.A.V.)’in soyu, Hz.Fatıma ve eşi Hz.Ali bin Ebu Talib (R.A.)’ın çocukları yoluyla devam etmiştir, çünkü Hz.Muhammed (S.A.V.)’in vefatından sonra hayatta kalan tek çocuğu Hz.Fatıma’dır (R.A.) Sünni inanışına göre 606, Şia’ya göre 614 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. 632 yılında, Medine’de babasının vefatından 6 ay sonra vefat etmiştir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çok beyaz ve parlak yüzlü. Hz.Muhammed’in kızı Hz.Fatıma’nın lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. ezhâr). Çiçek, Fars. şükûfe (zehr gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زهره] çiçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çiçek. (bkz.Şükufe).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Kur’an’daki sure-i Bakara ile Sure-i Al-i İmran. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زهرخند] acı gülüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zehriyye) (botanik). Çiçekle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زهرناک] zehirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Çene. Sîb-i zenehdân = Sevgilinin elmaya benzeyen çenesi. Çâh-ı zenehdân = Çenenin ortasındaki çukur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زنخدان] çene.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by