El Ihsan Bi-t-temam ne demek? | El Ihsan Bi-t-temam anlamı nedir? | El Ihsan Bi-t-temam

El Ihsan Bi-t-temam anlamı nedir?

El ihsan Bi-t-temam ne demek?

El ihsan Bi-t-temam anlamı nedir?

El ihsan Bi-t-temam | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: el ihsan bi temam

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şey verilince tam olmalı, bir iyilik edilince bu iyilik tamamlanmalı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CD ve DVD biçimlerinden gelen dijital ses verilerini, amplifikasyon için analog sinyallere dönüştüren Dijital Sinyal İşleme (Digital Signal Processing – DSP) tekniği. Bu teknik, orijinal kaydın özelliklerini koruyarak geniş bir dinamik aralığa sahip yüksek kaliteli ses sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

1280 x 960 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, Internet, e-posta ile gönderme ve hızlı baskı için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. BRAVIA D3000 Serisi için kullanılan 10 bit panel, 1024 geçiş gölgesi sağlar. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve yine gördüğünüz görüntünün aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DVD yazılımında resimler, 8 bit çözünürlükte MPEG-2 teknolojisi kullanılarak kodlanmıştır. Sony DVD oynatıcılar bunları 10 bite dönüştürerek, dijital görüntüdeki suni ayrıntıları en aza indirir ve resim geçişlerini orijinal film master’indeki daha benzer şekilde oluşturur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. Gelişmiş 10-bit LCD panel teknolojisi, 1024 gölge geçişi sunmak için Sony tarafından BRAVIA TV’ler için geliştirilmiştir. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve her şeyin aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ses, 6 ses bölümünde kaydedilir (= 1/2 kare, 1 stereo kanal). 32 kHz örnekleme frekansı ca. 16 kHz çalma frekansına izin verir. 12 bit modu genellikle ses ekleme ve ses üstü kayıt için kullanılır; ek stereo kanallar, ör. orijinal 6 ses bölümüne müzik ya da konuşma eklenebilir. Toplam 2 stereo kanal (her biri 16 kHz çalma frekansında).

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu modda, ses eklemenin yanı sıra ses üstü kayıt da kullanılabilmektedir. Birinci stereo kanal, genellikle video sinyalleriyle birlikte verilen orijinal ses içindir. İkinci stereo kanal ise, art alandaki müzik, konuşma ya da diğer ses efektleri için kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

DAT ya da CD kalitesindeki yüksek kaliteli sesler kaydedilebilir ve çalınabilir. Bu 16 bit/48 kHz stereo ses sinyali, video sinyalleriyle birlikte kaydedilir; sesin kalitesi, müzik programlarının kaydedilmesi için uygundur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

1600 x 1200 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, yüksek kaliteli baskı ya da ayrıntılı görüntü gerektiren Internet uygulamaları için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Oynatma hızını kontrol ederek, bozulmayı engelleyin ve herhangi bir dersi, semineri veya röportajı kolayca yazıya dökün.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Gelişmiş ses kalitesi için genişletilmiş 24 bit çözünürlüklü yüksek kalite Dijital Analog Dönüştürücü.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2048 x 1536 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

640 x 480 piksel görüntü çözünürlüğü sunan bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Dosya boyutunun küçük olması, Internet, e-posta ve hızlı baskı için çok hızlı resim transferi olanağı sağlar. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu işlev, resimlerin geleneksel fotoğraf biçiminde oluşturulmasına izin vermektedir. Standart biçim 4:3’tür.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekrandaki parlaklık ve rengin tutarlı olması için BRAVIA Dijital Projektörler 3D Gamma Düzeltme özelliğini kullanır. Özellikle karanlık sahnelerde, görüntüler en ince ayrıntısına kadar hatasız ve tutarlıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2240 x 1680 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, müthiş hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren çok profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2560 x 1920 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir. 5,0 megapiksel görüntü, büyük biçim ve poster baskılarında bile en ince görüntü ayrıntılarının gösterilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Yüksek çözünürlüklü ses örnekleme hızı. Bu yüksek örnekleme hızı, normal bir Audio CD ile kıyaslandığında daha fazla derinlik, zenginlik ve netlik sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bluetooth üzerinden müziklerin stereo olarak dinlenmesini sağlayan standart.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Abd’ler, kullar köleler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب آبستنی meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah’ın kulu. el-Melik, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük, ulu, yüce Allah’ın kulu. Celil, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şeyin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah’ın kulu. (bkz.el-Habir). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kebir’in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah’ın kulu. - Kebir; Allah’ın isimlerindendi. (bkz.el-Kebir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı. Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah’ın kulu. - el-Veliyy kelimesi Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Veli).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah’ın kulu. - es-Selam kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılamaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) akçakavak (bot) Populus alba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ayva. 2. Suda yaşıyan ve meydana gelen. 3. Açık mavi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبی] mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (ibr) nisan ayının eski bir ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ibadet» ten if.) (mü. Abide) (c. abede). Tapan, tapınan, ibadet eden, takvâ ehli, zâhid: Abid adamdır, Abide bir kadın, Abidin ibadeti. Abede-i evsân = Puta tapanlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عابد] ibadet eden. 2.erkek adı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبيد] kullar. 2.köleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Allah’a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar, kölel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Abid ve zâhide yakışır surette, Abidce: Bir Abidâne tavır ile; Abidâne ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آبدات] anıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Abidât). Bir hadiseyi gelecek nesillere hatırlatmak için inşa edilen yapı, heykel, anıt (mecazî mânâda da kullanılır: bu kitap bir Abidedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monument. memorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monument. memorial anıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To wait; to pause; to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stay; to continue in a place; to have one's abode; to dwell; to sojourn; with with before a person, and commonly with at or in before a place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remain stable or fixed in some state or condition; to continue; to remain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To wait for; to be prepared for; to await; to watch for; as, I abide my time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To endure; to sustain; to submit to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bear patiently; to tolerate; to put up with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To stand the consequences of; to answer for; to suffer for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monument. cenotaph. memorial. edifice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwell; 'You can stay with me while you are in town'; 'stay a bit longer--the day is still young'. put up with something or somebody unpleasant; 'I cannot bear his constant criticism'; 'The new secretary had to endure a lot of unprofessional remarks'; 'he

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آبده] anıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) bir yerde kalmak; sabit durmak; tahammül etmek, dayanmak, çekmek; ikamet etmek, oturmak, sakin olmak, mukim olmak abide by sebat etmek; itaat etmek durmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Anıt. Önemli ve değerli yapıt.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Abide gibi, Abideyi andırır. 2. Çok büyük (fr. monumental) (mecazi mânâda da kullanılır: Abidevî bir şiir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آبدوی] anıtsal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İbadet edenler-Zeyne’l-Abidin’den kısaltma isim ad. Zeynelabidin: Hz.Ali’nin torunlarından biri, ibadet edenlerin ziyneti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

water of life bengisu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Orta cüz Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere, Hive hanlıklarına karşı ustaca savundu (1711-1781).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبله] su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iktidar, yetenek, kabiliyet; marifet, hüner; dirayet, zekâ; huk ehliyet, kudret abilities (i) kabiliyetler; hassalar, melekeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat) başlangıçtan, aslından.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) cansızdan canlı oluşumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Abire) (c. Abirîn) «ubûr» dan if.). Geçen, ubûr ve mürOr eden: Mirîn ve Abirîn = Gelip geçenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anber.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عابر] yaya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبرو] yüzsuyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denizlerin dokuz bin metreyi geçen derinlikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abyss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبشخور] sulama yeri. 2.nasip.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İlhanlı komutan. (XIII-XIV. yy.) bkz.Abuşga.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hâmile, gebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gebe, 2. Dişi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستن] gebe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبستنگاه] döl yatağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gebelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in full dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir gazete ve saireye abone olma, abone olanın hal ve sıfatı, iştirak. 2. Bir gazete ve süreli yayın ve sairenin belirli bir zaman için peşin verilmek suretiyle tahsis edilmiş bedeli, filan gazetenin bir sene için aboneliği şudur (Bunun yerine Fr. «abonnement» da kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having. subscribers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(müz). çalgı eşliği olmadan söylenen (şarkı v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (aççelerando okunur). Sür’at arttırılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually accelerating the movement. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos' gradually increasing in tempo with increasing speed; 'here you must play accelerando'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual quickening of the tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Becoming gradually faster Abbreviated accel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Increase of speed in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What happens when drummers have to keep a steady beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning getting faster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An increase in velocity. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos'. with increasing speed; 'here you must play accelerando'. gradually increasing in tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(it) , (müz). tedricen artan hız ile, accelerando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hızlandırmak, süratlendirmek , tacil etmek, hızlanmak, sürat kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma, tacil etme, süratin artması accelerator (i)., oto gaz pedalı; (fiz). siklotron veya benzeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acebü’l acâib» den galat). Pek acayip, pek garip, çok tuhaf ve gülünç: acelacâib bir kıyafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bir işi çabuk yapmaya veya çabuk bitirmeye çalışma, sabırsızlık, ivgenlik, ivedilik, şitâb: acele etmek; acele ile iş görmek, acele ile = Çabuk, ivgenlikle, sabırsızlıkla, aceleten, aceleye gelmek — Dar vakitte acele ile yapılmak, aceleye getirmek = Çabucak yaptırmak, alelacele = Acele ile, çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haste. urgency. hurry. flurry. bustle. cursory. dispatch. with dispatch. expedition. hasty. hustle. make a beeline. precipitance. press. pressing. prompt. in short order. speedy. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجله] acele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. hasten. hurry. hustle. nip. rush. scurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurry up. to make haste. to hasten. to be quick. to rush. to scurry. to flurry. beetle. come on. to put one's best foot forward. get a hump / hustle. hotfoot. hump on. hurry. hurry on. hurry up. to put one's best leg foremost. to shake a leg. look ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedy dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile iş gören, sabırsız, içi dar, acul: Pek aceleci adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. hustler. impatient. slippy. precipitant. rash. precipitate. precipitous. brash. impetuous. headfirst. headforemost. headlong. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash. hothead. impetuous. precipitate. rash. hasty. impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasting person. impatient. brash. expeditious. hasty. impetuous. precipitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness. rashness. precipitance. unwise or excessive haste. hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجلة] çarçabuk, alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azalea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.i.) (Kadın İsmi) - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçekler açan bir bitki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde dügâh perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ekşilik, acılık; terslik, sertlik, huysuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Ebûcehil karpuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open handed. generous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open heart surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musculous. muscled. strong. having muscular strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şartlara ve çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti, uysallık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. Adil’den). Adâletli, çok doğru.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak, yapıştırmak, vermek (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a doctor of forensic medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

judiciary / court police. judiciary police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). istenildiği kadar, istenildiği gibi; (müz). tempo vb hususunda istenildiği gibi çalınabilen notalar;(kıs) ad lib.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerobic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aerobics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nezaket, tatlılık, hatırşinaslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kıra, kırda, evden uzak. far afield sadetten uzak, konu dışında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتابی] güneşlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). plasenta, son, meşime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gabî). Gabiler, bönler, (bk.) Gabî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغبيا] kalın kafalılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. unanimity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Meydan korkusu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agoraphobie

tıp alan korkusu

Bazı kişilerin alan, park, sokak vb. açık alanlarda duydukları ürkeklik hastalığı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agoraphobia. agoraphobia alan korkusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آخربين] ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ethics. moral science.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice squad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق عملی] uygulamadaki ahlak anlayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اختربين] astrolog, yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havl»den smüş). Şa-

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احول] şaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. T.). Arkasından, hemen arkadan, ardından, hemen ardından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately afterwards. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately after. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ardından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Akarsu. 2.Uzun mesafeler geçerek denize dökülen akarsu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. akîbe, anatomi). Ökçeye müteallik: Azm-ı akbî = Okçe kemiği.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Alim, bilgili, dürüst kimse.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Doğru, dürüst işler yapan kimse. Dürüst, güvenilir erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Bir işin sonu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Akıbet, son, F.: dîden: Görmek). Her işin sonunu evvelden gören, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عاقبت بين] sonu gören, ileri görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقل اول] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقل سليم] sağduyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. receipt in full / in full discharge. final / full receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross one's mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça terkib). Sağduyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقل سليم] sağduyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acı bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tepki, reaksiyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Erişilmek istenen en büyük emel, hedef, mefkûre, ülkü, fr. ideal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقصای امل] ülkü, ideal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accélérographe

fiz. ivmeyazar

Bir hareketin ivmesini çizerek belirleyen araç.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. accéléromètre

fiz. ivmeölçer

Bir hareketin ivme niceliğini belirten, taşıtın hızlanmasından doğan sarsıntıları, titreşimleri gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undesired reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکس العمل] tepki, reaksiyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Panelin iki yüzle kullanılmasını sağlayan benzersiz bir kafa birimi tasarımı. Ön panel (dev bir ekran içeren) açılarak kapsamlı kumandaları ortaya çıkartır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şimdiki, bugüne ait.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. actuel

1. güncel, 2. fel. edimsel

1. Günün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb.). 2. Edim niteliğinde olan, gerçek olarak var olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. contemporary. up-to-date. newsworthy. topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sulu boya resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Son haddine kadar, olanca hızı ile, olabildiği kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to the brim. hammer and tongs. supremely. wildly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doğuştan beyaz saçlı, albinos, akşın hayvan veya insan. al binism (i). albinizm; abraşlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i L.). (bk.) akşar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. albinos

akşın

Doğuştan boya maddesi bulunmadığı için kıllarında ve gözlerinde, bazen de derisinde ak olan (hayvan veya insan).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir ingiltere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çok acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Çok acele ederek, çarçabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in great haste. in a big hurry. head over heels. headfirst. posthaste. sharpish. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العجله] çarçabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olağan, bayağı, sıradan, alışılagelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrian. ordinary. usual. common. commonplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. matter of fact. matter of-fact. moderate. run of the mill. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العاده] sıradan, bayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العميا] körükörüne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاکثر] çok defa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الخصوص] özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاجمال] topluca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الانفراد] birer birer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاستمرار] sürekli, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.) Umumiyetle, umumî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاطلاق] genellikle. 2.rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الکفایه] yeterince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Umumiyetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العموم] genellikle, genelde, genel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Usûle göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in due form. as a formality. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). imbik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه السلام] selam onun üzerine olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (huk). suç işlendiği anda zanlının başka yerde bulunduğunu ispat etmesi; ABD, (k).dili özür, mazeret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem sevinç if ade eden bir kelime, elhamdülillah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - genç, delikanlı, (bkz.Alp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir sesin verdiği titreşimli yan seslerin pest olanları.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Altınbaşak).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (güz). (san). yüksek kabartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki elini aynı şekilde kullanabilen kimse; iki yüzlü kimse. ambidexter'ity (i). iki elini aynı şekilde kullanabilme hüneri; iki yüzlülük. ambidextrous (s). iki elini aynı şekilde kullanabilen; çok cepheli, usta; iki yüzlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhit, çevre, ortam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dolaşan; kuşatan, çevreleyen , ihata eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belirsizlik, muğlâklık , müphemiyet, şüpheli oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). belirsiz, müphem , iki anlamlı, muğlak. ambiguously (z). muğlak olarak. ambiguousness (i). muğlâklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ortam ışığını içeriğin keyfîni tam olarak çıkarabilmeniz için görüntü kalitesine uygun olarak yansıtan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çevre, muhit, etraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hırs, ihtiras (iyi şeyler için olunca makbul sayılır); heves; şiddetle arzu olunan şey. ambitious (s). haris, hırslı; çok istekli, tutkun; başarma isteği olan; büyük işler peşinde koşan. ambitiously (z). ihtirasla, hırsla, hevesle. ambitiousn

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kararsız, karışık hisler besleyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ambiance

hava

Durum, ortam, çevre.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diarrhea. diarrhoea. catharsis. act. action. runs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. action. deed fiil. practice. performance. diarrhoea. diarrhea. the runs. the trots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enamel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To enamel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. action. practice. performance. diarrhea. deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمل] iş. 2.ishal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MANDE) (i. F.) (A. amel: İş. F. mânden: Kalmak). İşten kalmış, iş göremez, battal, muattal, ihtiyarlıktan veya bir sakatlıktan artık hiç bir iş göremez hale gelmiş adam: Amel-i mânda bir ihtiyar. Amel-i mândalara mahsus hayrat-hane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Amil) (lisanımızda bu mânâ ile kullanılmaz. Türkçe’de müfret gibi de kullanılır). İşçi, rençber, ırgat, gündelikle ağır iş ve hizmetlerde bulunan adam: Amelenin geçiminin temini düşünülecek iştir. Bir amele bulmalı. Çiftliğini ameleye işletiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workman. worker. laborer. labourer. coolie. hobo. hodman. peon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worker. workman. labourer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worker. hand. manual worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمله] işçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workfolks work folk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a worker/labourer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Fiilen, işliyerek yaparak, çalışarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملا] bilfiil, işleyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ameliye). Sırf ilme ve nazariyata ait olmayıp ameliyat ve icraatla dahi yapılan, icraattı, tecrübeli, pratik: Cerrahlığın ilmî cihetini bilmek kifayet etmez, amelî cihetinde dahi alışkanlık elde etmek iktiza eder. Hastahaneye, eczahaneye devam etmekle sırf amelî cerrahlık, eczacılık öğrenmiştir. Amelî bahçıvanlık: İlmî ve amelî çiftçilik. Hikmet-i amelîye: Vaktiyle ilm-i servet ve ilm-i idare-i mülk (sciences politiques et iconomie politique) gibi ameliyat ve icraat için lâzım olan ilimlerin hepsine verilen isimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practical. applied. functional. operational. operative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملی] pratik, uygulamalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). biraz ıslah etmek, iyileştirmek, düzeltmek; iyileşmek,; düzelmek, biraz ıslah olmak. ameliora'tion (i). iyileşme, düzelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ameliye» bu mânâ ile lisanımızda kullanılmaz). Bir fen ve ilmin icraat ve tatbikat ciheti: Ameliyat-ı cerrahiye, ameliyat-ı kimyeviye, ameliyat görülmedikçe kimyadan bir şey anlaşılmaz. Tıp fakültelerinde talebelerin tahsillerini tamamlamaları, mahir profesörlerin nezaretinde büyük hastahanelerde ameliyat görmelerine bağlıdır. Dilimizde fiil gibi de kullanılır: Filan operatör dün pek büyük bir ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical. operating. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. surgery. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical operation. performance. practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليات] işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hastaların ameliyat edildiği oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. theater. theatre. operating theater. operating theatre. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theatre. operating theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. operating theater. operating theatre. operating theater theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has undergone a surgical operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belli bir gaye ile yapılan iş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليه] işlem, uygulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uysallık, yumuşak başlılık, boyun eğme; yükümlülük, mükellefiyet ; sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve


Ülke by

Yabancı Kelime

Fr. amphibie

1. biy. iki yaşamlılar, 2. yüzergezer

1. Hem suyun içinde hem de karada yaşayabilen canlılar. 2. Karada olduğu gibi suda da kullanılabilen (araba, tank, uçak vb. araç).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amphibian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amphibique

iki yaşamlı

Hem suyun içinde hem karada yaşayabilen.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yumuşak huyluluk , sevimlilik, tatlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). hem suda hem karada yaşayan hayvan; hem suya hem karaya inip kalkabilen uçak; (s). böyle hayvanlarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hem suda hem karada yaşayabilir, iki yaşayışlı; hem su hem kara ile ilişkisi olan; iki tabiatlı, iki sınıfa mensup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yakın vakitten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motherly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (biyol). oksijensiz yaşayabilen; oksijenin yokluğu ile ilgili veya oksijen yokluğuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaerobic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation of capital. reinvestment of dividends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Melek ‘ otu. (Hıristiyanlar’da kadın ismi de olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bülbül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عندليب] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To anoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give extreme unction to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer an oil or ointment to ; often in a religious ceremony of blessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melek; ölmüş bir kimsenin ruhu; melek gibi adam, melek huylu kimse; (k).dili bir piyes vb'nin masrafını üzerine alan kimse. angelfish (i). maymunbalığı, (zool). Squatina vulgaris. angel food cake beyaz ve hafif bir çeşit pasta. angelic (s).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melekotu, (bot). Angelica,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Katoliklerin sabah, öğle ve akşam okudukları ''tecessüdü isa duası; bu duanın okunacağı zaman haber veren çan sesleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefes darlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the tomb of Atatürk in Ankara. mausoleum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Anıtkabir, Atatürk’ün “Buradan Ankara ne güzel görünüyor” dediği Rasattepe’de 9 Eylül 1944 yılında atılan temel çalışmalarıyla başlamıştı. İnşaat çalışmaları sırasında yapılan kazılarda buranın Frigyalılar’a ait eski bir mezar alanı olduğu bulunan mezarlardan anlaşılmıştı. Ata’nın bu kabire nakli ölümünden ancak 15 sene sonra gerçekleşti.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay phone. pay telephone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denote. imply. mean. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comprehensible. intelligible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apprehensible. comprehensible. deductible. perceptible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., zool. halkalı; (s). halkalılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motherhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motherhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be a mother to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sıtma mikrobunu taşıyan ve aşılayan sivrisinek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıtma sivrisineği, anofel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Lat). harpten evvel (özellikle Amerikan iç harbinden evvel).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antilop; ceylan, gazal, ahu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözlerin önünde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşin ışığında bulut üzerinde görülen renkli halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). solucanları bağırsaktan defeden;(i). solucan ilâcı, solucan düşürücü ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antibiyotik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Birçok mikroplara karşı öldürücü etki yapan aureomycetin, neomycin, penicillin, streptomycin ve terramycin gibi maddelerin ortak adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antibiotic. antibiotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antibiotic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). plan ve karakterlere önem vermeyip konuyu duygusal yönden ele alan roman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insan öldürücü (silahlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart hotel. apartment hotel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Cash-call for the unpaid portion of capital)

Pay bedelinin taksitle ödenmesinin sözkonusu olduğu durumlarda, ortaklık yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrıya denir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gezegen veya bir kuyruklu yıldız yörüngesinin güneşten en uzak olan ucu, afel, evc, yeröte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). esvap, elbise, kıyafet, kılık, kisve: (f). giydirmek, donatmak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye temyiz eden kimse, davanın yeniden görülmesini talep eden taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). davaların yeniden görülmesine ait.appellate court temyiz mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ad, isim, nam, lakap, unvan, mahlas; isimlendirme, ad verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). cins isim; lakap, mahlâs, unvan; (s). cins isme ait; tanımlayıcı, tavsif edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). dava temyizinde davalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suluboya resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Arabiye). 1. Arap milletine veya diline mensup ve müteallik: Lisân-ı Arabî = Arap dili. Edebiyât-ı Arabiyye = Arap edebiyatı. 2. Arap dili, Arapça: Arabî bilir misiniz? Arabî pek geniş ve düzgün bir dildir. Arap dilinde, Arapça: Arabî söylemek, Arabî konuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Arâb). Çölde oturan Arap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عربی] arapça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arabistan. Arabia Felix Yemen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (s). Arap, Arabistanlı; (s). Arabistan a ait. Arabian Nights Binbir Gece Masalları. Arabian Sea Umman Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Arapça; (s). Arabistan-a veya Araplara ait. Arabic League Arap Birligi. Arabic numerals Arap rakamları, bugün kullandığımız rakamlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arap terimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One well versed in the Arabic language or literature; also, formerly, one who followed the Arabic system of surgery. a scholar who specializes in Arab languages and culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a scholar who specializes in Arab languages and culture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arap dil ve edebiyatı âlimi,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Arap memleketi. Arap ahali ile meskûn yer, Cezîre-t-ül-Arab = Arabistan yarııVıadası: Arabistan’da çok dolaştığı için güzel Arapça söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arabia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Arabic studies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Arabiyyet). (bk.) Arabiyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. Arabiyyât). Arap dili, edebiyatı ve tarihi: Arabiyyet ile uğraşmak; Arabiyyette, Arabiyyâtta geniş bilgi sahibidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

every now and then.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakem, iki taraf arasındaki bir mesele hakkında kesin karar verme yetkisi olan tarafsız kimse: son söz sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic). bir borsada satın alınan tahvilatı aynı zamanda diğer bir borsada kâr ile satma; arbitraj; hakem vasıtası ile bir davayı halletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tahviller, hisse senedi, yabancı para v.s. yi daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. arbitrage

tic. ara kazanç

Hisse senedi, tahvil, yabancı para vb. değerli kâğıtları daha kârlı görülen başka kâğıtlarla değiştirme işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital consumption allowances. arbitrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Arbitrage)

Fiyat farklarından yararlanmak amacıyla para, kıymetli maden, tahvil ve hisse senedi alıp satma işlemidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karar verme hakkı veya yetkisi; hakem sıfatıyla karar verme; hüküm, karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). indi, kendince, ihtiyari , keyfi. arbitrarily (z). keyfi olarak. arbitrariness (i). keyfi hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hakem sıfatıyla dinleyip karar vermek; karar vermek; hakem kararıyla halletmek.arbitra'tion (i). hakem kararıyla halletme. arbitration court (huk) hakem mahkemesi. arbitrator (i). hakem, iki taraf arasındaki bir meselede kesin karar verebil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baş melek; melek otu, (bot). Archangelica officinalis archangelic (s). baş meleğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başpiskopos. archbishopric (i) başpiskoposluk makamı veya bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan deniz; takımadalar ; adalar grubu. the Archipelago Adalar Denizi, Ege Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آردبيز] elek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, dürüst kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). Yunan filozofu Aristo'ya ait; (i). Aristo nazariyeleri taraftarı. Aristotelianism (i). Aristoculuk. Aristotelic (s). Aristo'ya veya felsefesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kameralarda, arkadan güçlü bir ışık geldiğinde nesneler silüetler şeklinde görünebilir. Tüm Handycam modellerinde, bunu engelleyen ve nesnelerin net görünmesini sağlayan Backlight Compensation (Arka Işık Telafisi) sistemi bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. asabiye) (Asâbî dememeli). Sinirleri zayıf ve pek hassas olup küçük sebeple müteessir olan ve hiddete gelen, kızan: Asabi adam, asabî mizaçlı: Asabiyyül-mizâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritable. nervous. prickly. quick-tempered. short-tempered. hot-blooded. choleric. crusty. hot-headed. ratty. techy. testy. waspish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritable. peppery. prickly. sinirli. neural sinirsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous. irritable. neutral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبی] sinirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sinirlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get nervous. to be irritated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sinir hastalıkları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nervous diseases. neurology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sinir hekimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nerve specialist. neurologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

short temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tension. irritability. pepperiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritability. nervousness. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبی المزاج] asabî mizaçlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendi akraba ve yakınlarını veya vatan, din ve milliyetini müdafaa ve iltizam etmek gayreti, hamiyet, gayret: O adamın asabiyyeti vardır. Asabiyyet-i dîniyye, asabiyyet-i milliyyesi müsellemdir. 2. Asabî mizaçlı olma, sinirlilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عصبيت] sinirlilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

C vitamini

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik) (mü. aşebiye). Ot çeşidinden olan (fr. herbace).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bal, ş«m-i asel = Balmumu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عسل] bal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıpta ve kokuculukta kullanılan bir reçine. Aynı adla anılan ağacın (Styrax officinalis’in) kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bal renginde olan. 2. Yahudiler’in ayırdedilmek üzere, omuzlarına taktıkları sarı kumaş. 3. Eskiden kullanılan, bal renkli bir çeşit kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstanbullu, Osm. şehrî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çirişotu, (bot). Asphodelus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(Ing). ylldlnm ve gök gürültüsünden aşım korku.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i) astrobiyoloji.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Diğer birçok alışkanlıkta olduğu gibi, bunun da sebebi, insanların çoğunun sağ ellerini kullanıyor olmalarıdır. Asırlar önce, daha çok sağ ellerini kullanan insanlar, kılıçlarını kolay çekebilmeleri için, kılıçlarını kınlarında, sol taraflarında taşıyorlardı.

Ata binerken, sol dizin altına kadar inen bu uzun kılıçla ata sağdan binmek, yani sağ ayağı üzengiye koyup, sol ayağı atın üzerine atarak binmek kılıç nedeni ile zor oluyordu.

Soldan, sol ayağı üzengi üzerine koyup, sağ ayağı atın üzerine atarak binince kılıç sorun yaratmıyordu. Özellikle savaşa giden ordularda disiplin nedeni ile bir örnek hareket edilmesi gerektiğinden, solaklar da ata soldan binmek zorunda kalıyorlardı.

Artık biniciler kılıç taşımıyorlarsa da, ata soldan binmek günümüze kadar uzanan bir gelenek haline geldi.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quality or office of anattaché.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr) imalâthane, atölye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Zanaat sahiplerinin veya sanatçıların çalıştıkları işyeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atelier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tar). asil kimse; kral naibi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).(ar). ( s). kara sevdalı, hüzünlü, melankolik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekicilik, cezbetme kabiliyeti attractable (s). cezbedilir, cezbedilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tavîl»den itaf.) (mü. tûlâ). Daha veya pek uzun Cenab-ı Hak atvel-i ömür ile muammer eylesin = Tanrı pek uzun ömürle yaşatsıhl

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

terbiye edilmeden hazırlanmış yemek; çıplak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otobiyografi , bir yazarın kendi hal tercümesi. autobiograph'ical (s). kendihayatından bahseden yazarın biyografisine ait. autobiographically (z). kendi hayat hikâyesi ile ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomobıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come to be wandering aimlessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Serserilik. 2. İşsizlik (eskiden bunun yerine Avâregî kullanılması abestir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idleness. inaction. inactivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı korumak için giyilen altı kösele, lastik gibi dayanıklı maddelerden yapılan giyecek. Ayakkabılarını çevirmek = Birine, kendisinden hoşlanılmadığını bir hareketle anlatmak, istiskal etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağı korumak için giyilen altı kösele, lastik gibi dayanıklı maddelerden yapılan giyecek. Ayakkabılarını çevirmek = Birine, kendisinden hoşlanılmadığını bir hareketle arilatmak, istiskal etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe. footwear. pump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

footwear. shoe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe. footwear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bootlace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoelace. shoestring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe lace. shoe string.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakkabı yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker. shoe-seller. shoe-dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaker. seller of shoes. shoerepairer's shop. shoe repairer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoemaking. shoe trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shoe cupboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Çıkış sinyalinin hassas biçimde ayarlanmasını sağlar. Sinyal seviyesinin diğer cihazlarla eşleştirilmesi için sıklıkla kullanılır.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Büyük ay, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ayben).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Eski Türk hükümdarlarından birinin hanımının ismi.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.

Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu, ve 10’uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.

Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.

Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.

Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.

Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.

İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.

Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) - Melek gibi, melek görünüşlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

TV/Monitör ekranını izlerken kolay düzenleme için kontrol panelini çıkartabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kullanıcının, en iyi güvenlik için ön paneli çıkartmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Bol ışık saçan, ay. 2.Ay’ın en parlak zamanında doğan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yükselen ay.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bu gün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD’ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD’li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay’da kaldılar. Bu arada sağa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30 bin fotoğraf getirdiler.

Bütün bunlar az şey değil. Onca çalışma, emek, bilgi, para ve risk. Ay için sarf edilen ve katlanılan bunca şeye karşılık Ay’ın ABD’ye ait olması pek mantıksız gelmiyor. Niçin Ay’ı da bir eyaletleri ilan edip bayraklarına bir yıldız daha ilave etmediler? Aslında insanların çoğu tarafından, Neil Armstrong’un aya ilk ayak basığından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay’ın ABD malı ve toprağı olduğu sanılıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil.

Sovyet Rusya ile ABD’nin uzaya gitme yarışına başlamaları ile birlikle uzayı sahiplenme konusu da gündeme geldi. Sonunda 1968 yılında, yani Ay’a seyahatten bir yıl önce yapılan uluslararası bir anlaşma ile çözüme ulaşıldı. Ay’ın ve diğer gökcisimlerinin ve uzayın araşlırılması ve kullanılması konusunda belirli kurallar getirildi.

Bu anlaşmaya göre, uzay hiç bir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underdeveloped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ekonomik ve fiziksel gerileme gösteren bölge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Allah’ın sıfatı). Aziz ve celîl olan (Allah).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعرابی] çöl arabı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vaytmetal, mil yataklarında kullanılan bir alaşım; buna benzer herhangi bir alaşım. babbitt bearings bu maden ile yapılan mil yatağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Babil şehri ve kulesi; yüksek bina; (kh). kargaşalık, ana baba günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F). Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrâzamların (başbakanların) resmî makamlarının adı. Daha önce Paşakapısı denirken, I. Abdülhamid zamanından itibaren BAb-ı Alî (Yüksek Kapı) denmeye başlanmıştır. Bâbıâlî, XVIII. yüzyılın sonlarına kadar, Veılr kapısı, Mİrî saray, Paşa sarayı, Bâb-ı Asafî, Sadrâzam kapısı diye de anılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Galatı: Babullâne). Eskiden Babil şehri gibi fuhuş yeri olan fâhişeler mahalli, fuhuşhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

XIX. yüzyılda İran’da BAb adında biri tarafından kurulan din sistemi, Bahâİlik, bu mezhepten çıkmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Babilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekâr erkek, evlenmemiş erkek; fen veya edebiyat fakültesi mezunu; bir başkasının bayrağı altında hizmet eden genç şövalye. bachelor'sbutton (i)., (bot). peygamber çiçeği. bachelordom, bachelorhood bachelorship (i). bekârlık. Bachelor of Art

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gıyabındaçekiştirmek, arkasından konuşmak, iftira etmek. backbiter (i). dedikoducu kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بادبيز] yelpaze.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katılır, karıştırılır. Gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quinsy. tonsilllitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önemsiz şey; bilardoya benzer bir oyun; çoğunlukla piyano için bestelenmiş kısa ve hafif parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins tatlı küçük ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Beslenme bozuklukları, soğuk veya sıcak içecekler veya kullanılan bazı ilaçlar, hastalığın nedenleri arasındadır. Tıp dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastır. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnıbahar, kabak, domates, yağlı et suları, yağlı et ve balıklar, konserveler, av etleri, pastırma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakınca olmayanlar : un veya sebze çorbaları, yağsız ızgara etler, yoğurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç çorbası, yoğurt.

Hazırlanışı : 1 kase pirinç çorbası ile birlikte, bir su bardağı dolusu taze yoğurt yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enteritis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-aligned countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahçeleri çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place full of gardens. plot for a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحر محيط کبير] Büyük Okyanus.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kuvvetlerine bağlı asker, öğrenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. sailor. seaman. naval officer. naval cadet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor. naval officer. jack tar. jar tar. leatherneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tic. mark. bakalit; telefon ahizeleri v.b. yapımında ve elektrik veya hararet tecridi için kullanılan bir çeşit plastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virginhood. virginity. maidenhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virginity erdenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maidenhood. virginity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ichthyology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bebek, çocuk; sanat eserlerinde isa'yı temsil eden çocuk tasviri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. (bâme»den gelir ki sakal demektir). 1. Alt dudağın altındaki kıllar. 2. Sazın en kalın ses veren teli. Bamteline basmak = Hiddetlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بامقاوله] sözleşme ile, sözleşmeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

açık havada çalan müzik topluluklarını koruyan yarım küre şeklindeki önü açık duvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Baobap cinsinden olan ağaçlar fasilesi, baobapgüler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baran).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sakallı tatlı su balığı; karakeçi, zool. Barbus fluviatilis; balığın dudağındaki sakal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir hisar veya şatonun damında bulunan müdafaa kulesi; gözleme kulesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ecza. barbiturat, uyku hapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ancak, güçbelâ; açıkça, gizlemeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). varil, fıçı; bir varilin içine alacağı miktar; top veya tüfek namlusu; (f). fıçıya koymak; A.B.D. arabayı hlzlı kullanmak. barrel buoy fıçı şamandıra. barrel organ latarna. barrel roll uçuşta uçağın ekseni üzerinde tam bir devir yapması. barrel

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuisance. pain. sod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. nuisance. pain in the arse. pest. scum of the earth. thorn in one's flesh. troublemaker. troublesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

- Kulak ağrısı

- Araç tutmaları

- Ani hava değişimi

- Bazı göz hastalıkları

- İlaç zehirlenmeleri

- Düşük veya yüksek tansiyon

- Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları

- Kansızlık ve kan hastalıkları

- Mikrobik hastalıklar

- Beyin hastalıkları

- Sara ve bazı ruh hastalıkları

Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit baş dönmelerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 1 kahve kaşığı anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). asılsız, temelsiz, esası olmayan. basielessly (z). asılsızca. baselessness (i). asılsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

press release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. befall. happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

woodblock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

template.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heyketıraşçılıkta yarım kabartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (bak). basrelief.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ölümden sonra dirilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Türk musikisinde kürdîli bir mürekkep kep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F). Türk musikisinde bûselikli bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعدالميلاد] milattan sonra, İsa’dan sonra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعث بعد الموت] ölümden sonra diriliş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit kokulu reçine; bu reçinenin elde edildiği ağaç; Mekke pelesenk ağacı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to argue. to quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fr.), (ahçı) beyaz sos, beşamel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir şeyi beğenmeyen, her şeyi fenâ gören adama yakışacak surette, kötümserce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fenâ görürlük, kötümserlik, bedbinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, dîden = görmek). Kötümser, herkesin kötülüğünü gören ve arayan. Bilhassa politika dilinde Fransızca pessimiste kelimesinin tercümesi olarak kullanılır ki, her hali fena görmeye meyleden demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic kötümser. karamsar. pesimist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. despondent. downbeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بدبين] kötümser, karamsar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitutional. worth. substitute. equivalent. price. pay. worth. compensation. consideration. forfeit. offset. purchase money. quid pro quo. quittance. rate. requital. wages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. price. toll. value. worth. equivalent. substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Beadle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. worth. price. remuneration. value. equivalent of. in exchange for. sum paid for exemption from military service. person who makes the pilgrimage to Mecca in the name of another. compensation. cost. offset. pay. quid pro quo. quittance. subs

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Değer, kıymet. 2.Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدلات] bedeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satarak bundan istifade ve ticaret eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satmak işi ve bundan olunan ticaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bedel olarak, bedel suretiyle, aynen ve şahsen tâbirinin mukabili: Tâyînâtı aynen mi, yoksa bedelen mi alıyorlar? Askerlik hizmetini bedelen veya şahsen ifa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bedel ödenilen, bedeli olan. 2. Bedelci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having the value of. one who has paid to be exempted from his military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Rights Issues)

Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir. Söz konusu hisse senetleri ortaklara satılabileceği gibi (rüchan hakkının kullandırılması), ortaklar dışındaki yatırımcılara da satılabilir. (rüchan haklarının kısıtlanması). Bedelli sermaye artırımına katılım bedeli belli bir süre ile sınırlıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bedel ödenmeyen, bedeli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge. gratuitous consideration. free of cost. without cost. costless. for free. nonremunerative. on the house. past consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Bonus Issues)

Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır. Bedelsiz hisse senedi alma hakkı bir süre ile sınırlandırılamaz.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. corporal. bodily. carnal. corporeal. fleshly. gestic. material. organic. sensual. somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal. bodily. corporal. earthy. personal. physical. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodily. fleshly. material. physical. physically. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak arkadaşı, yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kestirme yol; düz çizgi, düz hat. make a beeline for something bir şeye en kestirme yol ile ulaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, şeytanların başı, iblis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ineğin doğum yapmasından sonraki ilk sütü, ağız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. behold.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mücevherle donatmak; ziynet eşyasıyla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEL’) (i. A.). 1. Yutma: Bel’etti, yuttu. 2. Emmek, cezb ve massetmek: Toprak suyu bel’etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Bil). 1. Bedenin ortası, kuşak bağlanan yeri, göğüs ile karnın arası, hasr, miyân: Bele bağlamak, ince bel, belim ağrıyor. 2. İnsan ve hayvanda karnın arkası, sağrı ile omuzlar arasındaki yer, sulb: Beli bükülmüş, bu atın beli düşükçe. 3. Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı. Dağ beli ve belan dahi denilir. Bel ağrısı: Osm. Vecâ-ı ktnî. Belbağlamak = Bir işe azmetmek ve bu işten büyük bir şey ummak: Himmetinize bel-bağladım. Bel bükülmek = İhtiyarlıktan kanburlaşmak. Bel bükmek = Çok yormak, yahut fütura düşürmek: Bu gaile belini büktü. Belsoğukluğu = Tenasül uzvu hastalığı, Osm. seyelân-ı muhâtî. Belkemiği Osm. Amûd-ı fıkarî. Bel vermek = Eğilmek, kavisli olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Aslı: Bil). Ayakla basarak yere batırmakla toprağı kazmakta kullanılan bahçıvan ve bağcı Aleti. Çeşitleri vardır: Arnavut, sakız, bostan beli, kürek bel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come. middle. saddle. semen. spunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Babylonian name of the god known among the Hebrews as Baal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Baal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thorny rutaceous tree of India, and its aromatic, orange-like fruit; called also Bengal quince, golden apple, wood apple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit is used medicinally, and the rind yields a perfume and a yellow dye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. the small of the back. sperm. spade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The base-10 logarithm of the ratio of two power values The basis for the more-common term decibel: One bel equals 10 decibels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fundamental division of a logarithmic scale for expressing the ratio of two amounts of power, the number of bels denoting such a ratio being the logarithm to the base 10 of this ratio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm 10 ; 2 logarithm 10 ; and 2 logarithm 10 See dB.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm sub 10 of P sub 1/P sub 2):2 logarithm sub 10 ; and 2 logarithm sub 10 See dB.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dimensionless unit for expressing the ratio of two values of power, being the logarithm to the base 10 of the power ratio , is 10 times the logarithm to the base 10 of the power ratio A bel is 10 decibel ).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belarus ).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equal to 10 decibels, see decibel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Establishment Listing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measurement of sound intensity named in honor of Alexander Graham Bell First used to relate intensity to a level corresponding to hearing sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A title meaning Lord The Babylonian God Marduk was refered to as Bel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Named for Alexander Graham Bell, who did the original scientific investigations; Also see decibel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stylized creeper pattern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Babylonian-Assyrian version of Baal, a common name for Marduk, chief god of Babylon , sometimes called Merodach by the Jews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بل] belki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلع] yutma. 2.yutulma. bel’ edilmek yutulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kls Belgium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

: Esaslı bir hastalıktan kaynaklanmayan bel ağrıları, çoğunlukla yorgunluk sonrası görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel ağrılarında mutlaka doktora görünmek gerekir. Yorgunluktan doğan bel ağrılarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Bele; dört kat lahana yaprağı konur, üstü sıkıca sarılır. İstirahat edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Hayretle, şaşkın şaşkın: Bel bel bakmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Cinsel ilişki sırasında, meninin vaktinden önce boşalmasına verilen isimdir. Halk arasında erken boşalma. Tıp dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çoğunlukla ruhsaldır. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açık havada dolaşmak, sabah akşam ılık banyo yapmak ve hazmı kolay şeyler yemekle başlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : Her sabah, bir kahve kaşığı çörek otu az su ile içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incontinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Gonore denilen bir çeşit zührevi hastalıktır. Cinsi münasebetle bulaşır. İdrar yollarında acıma, yanma, şişlik ve akıntı ile belirir. Akıntı cerahatlıdır. Bu cerehat ellere bulaşacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüğe neden olabilir. Kadınlarda da, beyazımtırak cerahatlı akıntı, sık sık idrara gitme, idrar yaparken ağrı ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarında akıntı görüldüğünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soğukluğu görülen, bu hastalığı cinsel ilişkide bulunduğu herkese bulaştırır. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri tedavi amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su

Hazırlanışı : Yarım tencere suya, 1 demet maydanoz konur. Kaynatılır. Buğusunun üzerine oturulur. Aynı işleme iyileşinceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sag. sagging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. nüktedan insan, zarif kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Evet, hay hay, pekî. Kalû-belâ = Evet dediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Cem’i kullanılmayıp «belâyâ» ise «beliyye» nin cem’idir). 1. Gam, keder, tasa. 2. Afet. 3. Adamın ne yapacağını bilmediği ağır ve sıkıntılı iş veya şahıs. 4. Ağırlık, sıklet, sıkıntı, müşkülât. 5. Ceza, mücazât, hak edilen ceza: Belâsını bııldu. Belâya uğramak = Istemiyerek biriyle kavgaya girişip başına sıkıntı celbetmek. Belâya uğratmak = Tehlikeli ve gaileli bir işe sokmak. Baş belâsı = Uzaklaştırılması müşkül gaile, tâciz eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bugger. evil. hassle. mess. scourge. scrape. tartar. trouble. calamity. misfortune. nuisance. plague. pest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. misfortune. calamity. evil. aggro. cancer. curse. damnation. deep trouble. disaster. firework. fuck up. hot water. plague. predicament. scourge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلا] felaket, musibet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلی] evet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. belâ = mihnet, Fars. keşiden = çekmek). Mihnet ve meşakkat çeken, mihnetkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça belâ = musibet, Farsça zede = vurulmuş). Musibete uğramış, felâkete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. siddetle dövmek; ağır darbelerle vurmak; dil uzatmak, alaya almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmahlık, kalın kafalılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلادت] dangalaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بلادیده] belaya uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. edebiyat). Meramın iyi suretle, düzgün ve san’atlı sözlerle ifadesi. Fesâhat dahi belâgatın şartlarından olmakla, her söz fasîh ve belîğ değilse de, her beliğ sözün fasîh olması şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence. rhetoric. declamation. fluency. oratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاغت] kusursuz söz söyleme

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eblehlik, hamâkat, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاهت] eblehlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müşkülât, eziyet ve sıkıntıyı mucib, müşkül: Belâlı bir iştir. 2. Bir Aşüfteye cebren ve tehditle kendini dost tutturan haşarı adam: Bir belâlısı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaguesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamitous. troublesome. toughy. bully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamitous. troublesome. quarrelsome. pimp who lives off a prostitute. thorny. tough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2.Hz.Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz.Musa’ya beddua etmesiyle tanınmış olan “Bel’am b. Baura” adında İsrail kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gecikmiş, geç kalmış. belatedly z. gecikerek, vaktinden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., den. halatı volta etmek; bağlamak. belaying pin den. armadora çeliği, bağlama direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beliyye). Musibetler. (bk.) Beliyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلایا] belalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. geğirmek; püskürtmek, fırlatmak; i. geğirme; fırlatma, püskürtme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Fransızca Belgique). Batı Avrupa’da bir devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belgian. belgium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belgium. benelux countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Brüksel.

Nüfus: 10.063.000.

Yüzölçümü: 11.787 km2.

Komşuları: Batı’da ve Güney’de Fransa, Güneydoğu’da Lüksemburg, Doğu’da Almanya, Kuzey’de Hollanda.

Önemli Şehirleri: Brüksel, Antwerp, Ghert, Charleroi, Liege.

Din: %75 Katolik.

Dil: Fransızca, Almanca.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monark’a bağlı parlamenter demokrasi.

Siyasi Partiler.

Flaman Bloğu, Halkın Birliği, Fransızca Konuşanların Demokratik Cephesi, Özgürlük ve İlerleme Partisi, Reformcu Liberal Parti, Hristiyan Halk Partisi, Sosyal Hristiyan Parti, Sosyal Parti.

Tarih: Belçika ismi, ülkenin ilk yerleşik insanları olan Belgae’lerden gelmektedir. Ülke olarak Julius Caesar tarafından fethedilmiş ve Romalıların, Frank’ların Burgundy’nin, İspanya’nın, Avusturya’nın ve Fransa’nın da dahil olduğu bir dizi işgalci devlet tarafından 1800 yıl yönetilmiştir. 1815’ten sonra Belçika Hollanda’ya bağlandı fakat bağımsız bir anayasal monarşi olması 1830’a rastlar. Belçika’nın tarafsızlığı her iki dünya savaşında da Almanya tarafından ihlal edildi. Kral 3. Leopold 28 Mayıs 1940’ta Almanya’ya teslim oldu. Savaş sonrası, tahtından feragat edip yerini oğlu Kral Baudovin’e bırakması konusunda siyasi baskıya maruz kaldı. Kuzey Belçika’da yaşayan Flamanlar Hollandaca, güneydeki Valonlar ise Fransızca konuşurlar. Bu dil farklılığı daimi bir karşıtlık kaynağı olmuş, iki grup arasında düşmanlığa yol açmıştır. Parlamento, gücün merkezi hükümetten 3 bölgeye -Valonya, Flander ve Brüksel- transferini amaçlayan bir takım önlemler almıştır. Belçika yaptığı dış ticaret ile ekonomisini yürütmektedir ve toplam ücretiminin %50’si dış ülkelere satılmaktadır.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Belçika ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belgian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kocakarı, acuze; (eski) nine, büyükanne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kasaba, şehir. Ar. medîne: Belde-i tayyibe= Medîne-i Münevvere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلده] kent. 2.diyar, memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büldân, bilâd). 1. Yer, memleket, hıtta. 2. Kasaba, şehir: Beled-i emin (el-beled-ül-emîn): Mekke-i Mükerreme. Şeyh-ül-beled = Arap ülkelerinde belediye reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلد] kent. 2.memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beled» den imen.) (mü. belediyye). 1. Şehir ve kasabaya mensup ve müteallik. 2. Şehir ve kasaba ahalisinden olan, şehirli. Bedevi veya köylü olmayan. 3. Yerli, mahallî. 4. Belediye idaresine mensup ve müteallik: Meclis-i beledî, nizâmât-ı belediyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yukarıdaki Arapça kelimeden). Yerli kumaş, çit bezi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدی] kentli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya kasabanın sokaklarıyla başka umumî işlerine, temizlik vesair ihtiyacına bakan idare: Belediye nizamları, belediye reisi, meclis-i belediye, belediye dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. city hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the town council. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city council. municipal council. town council. municipal board. municipal councillor / council / assembly / board. town / municipal council. shop council. select council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the business of governing a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدیه] belediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hediye, armağan. 2.Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinden yol geçen tepe

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çocuğu kundaklamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koni biçiminde olan bir çeşit fosil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık y(Erkek İsmi) 2.Akdeniz bölgesinde İskenderun’da Suriye’nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(BERELMEK) (f.). Gözü, akı iri iri görünecek şekilde açılmak: Gözü belerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERELTMEK) (f.). Gözü hiddetle çok açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. e.) (Arapça «bilâşey»den galat). Ücretsiz, meccanen, bedava, caba: Bunu beleş aldım. Beleş at kusurlu olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. buckshee. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. gratis. for nothing. freebie. freebee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Pelesenk ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parasız geçinmeyi huy edinen, lüpçü, bedavacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloader. sponge. sponger. cadger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponger. free loader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan kulesi, çan kulesi sahanlığı; çanın üzerine asıldığı tahta iskele

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Belyium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1926'da kullanılmaya baslanan beş Belçika frangı degerindeki para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir halin, bir hadisenin veya sözün doğruluğunu gösteren, inandırıcı şey, vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document. certificate. voucher. brief. card. deed. instrument. letter. muniment. note. present. record. reference. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. deed. record. voucher. voucher copy. instrument. paper. process. proof. testimonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. authenticate. be a record of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authenticate. document. to document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be documented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documented. certificated. qualified. documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documented. dismissed from school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive. film archive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film. documentary picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Belçikalı; s. Belçika'ya ait. Belgian hare büyük bir çeşit evcil tavşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. evident. precise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

klar. deutlich. offen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Alamet, nişan, mar(Kadın İsmi) 2.Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belçika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belgrad, Yugoslavya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(e.). Evet, hay hay. (Farsça’dan gelir ve bazı Doğu ülkelerinde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلی] evet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, iblis; kötülük, şeytanet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «belâdet» den smüş.). Akılsız, ahmak, bön.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalancı çıkarmak, tekzip etmek, yalanlamak; iftira etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inanç, itikat, iman, kanaat, akide, doktrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. inanmak, güvenmek, itimat etmek; iman etmek; zannetmek; in ile güvenmek, itimat etmek Believe me! Sözüme inan ! believable s. inanılır believer i. iman eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «belagat» dan smüş.). 1. Kâfi derecede, çok fazla. 2. Belâgatla yani düzgün ve süslü ibare ile meramını ifade eden: Şair-i belîğ. 3. Belâgatla ifade olunan düzgün ve süslü: Kelâm-ı belîğ = Belâgatli söz, mektûb-ı belîğ = Belâgatli mektup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بليغ] fasih konuşan. 2.fasih, düzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fasih ve düzgün konuşan. 2.Açık, yeterli, tam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

braid. plait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Saç örgüsü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözlerini açıp bakakalmış, şaşkın. Ar. mütehayyir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f). Gözlerini açıp şaşkın şaşkın bakmak, şaşa kalmak. Uykudan sıçrayarak kalkıp etrafa şaşkın şaşkın bakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. manifest. distinctive. blazing. upfront. clear-cut. distinct. evident. explicit. marked. positive. prominent. pronounced. salient. sharp-cut. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. distinct. explicit. prominent. salient. evident. marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. evident. marked. pronounced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. to become clear. to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clear / evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. to make clear. to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. set off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarity. emphasis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. definition. specification. assignation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation. determination. resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determine. define. specify. state. identify. assign. limit. adjust. appoint. assess. condition. decide. detect. dictate. establish. peg. set. set down. settle. single out. slate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. determine. fix. pinpoint. predicate. set. to determine. to designate. to set. to fix. to assign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set. to determine. to designate. to fix. condition. modify. state precisely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirli belli olan, muayyen: O günden sonra belirli bir iş tuttu. Belirli bir yerde buluşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific. certain. particular. stated. clear. definite. definitive. determinate. precise. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. definite. given. particular. set. specific. determined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific. determined. designated. definite. determinate. fixed. given. particular. stated. very.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specificity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emergence. appearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appearance. appearing. becoming visible / distinct. advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Belirmek, açık ve aşikâr olmak, meydana çıkmak. 2. (Gözler) hiddet veya hayretle çok açılıp bakmak, (bk.) Belermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appear. become clear. dawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appear. to emerge. to loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appear. to become visible. to become definite. emerge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Belirsiz, belli olmayan, fark olunmaz, bellisiz. 2. İyi farkolunmaz: Zâhir ve açık olmayan, şüpheli. Ar. meşkûk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct. uncertain. unclear. undetermined. undefined. unsettled. cloudy. shadowy. foggy. indefinite. ambiguous. backhanded. clouded. dubious. dusty. equivocal. fuzzy. hazy. indefinable. indescribable. indeterminate. inglorious. lax. misty. obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. ambiguous. borderline. dim. distant. equivocal. fuzzy. inarticulate. indecisive. indefinite. indeterminate. nebulous. vague. uncertain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefinite. uncertain. undetermined. imperfection. ambiguous. in the background. chancy. dicey. dim. doubtful. dreamy. equivocal. foggy. hazy. inappreciable. indeterminate. vague information. misty. recondite. shadowy. vague. woozy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinctness. uncertainty. ambiguity. indefiniteness. dark. doubtfulness. dreaminess. dreariness. drift. dubiousness. equivocalness. fogginess. fuzziness. generality. gloom. haze. haziness. if. incalculability. laxity. laxness. limbo. suspense. twi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. limbo. uncertainty. indefiniteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefiniteness. ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverb. adverb zarf. determinant. indicator. reagent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinative. indicative. diacritic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telling. modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modifier. defining word. qualifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirti, alâmet, Arâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. indication. symptom. mark. clinic. evidence. foretoken. glimpse. impression. note. prognostic. prognostication. spark. spark of. stamp. strain. streak. tinge. token. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hint. indication. mark. precursor. sign. symptom. token.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. symptom. symbol. augury. badge. distinction. foretoken. indication. indicator. mark. omen. prognostication. show. spark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.J. Belirtili, belirtisi olan, belirtilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirtisiz, belirtilmemiş olan. Belirtisi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirtme, belirli hale getirme, tebârüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specification. clarification. clear revelation. clearly revealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation. determination. full definition. denotation. specification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Belirtmek, açıklamak, açıp göstermek. 2. (Gözleri) açıp hayretle veya hiddetle bakmak: Göz belirtmek. (bk.) Belertmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specify. point out. define. remark. represent. signify. deliver oneself. denote. embody. emit. enumerate. evidence. exude. feature. import. indicate. manifest. predicate. purport. show. sign. state. ventilate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assert. betray. couch. define. denote. designate. emphasize. enumerate. expound. express. frame. indicate. mark. predicate. register. remark. signify. state. stress. suggest. tinge. underline. to indicate. to state. to denote. to express. to remark. to fr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küçültmek, küçümsemek; alçaltmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بليات] belalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. belâyâ, belâyat). Belâ, musibet, müşkülât.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Belmopan.

Nüfus: 209.000.

Yüzölçümü: 8.867 km2.

Komşuları: Kuzey’de Meksika, Batı’da ve Güney’de Guatermala.

Önemli Şehirleri: Belize City.

Din: %62 Katolik, %32 Protestan.

Dil: İngilizce, İspanyolca, Maya ve Garifuna dilleri.

Yönetim Biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Tarih: Belize (eski İngiliz Hondura’sı) Amerikan kıtalarındaki son İngiliz kolonisidir. 21 Eylül 1981’de bağımsızlığını kazanan Belize’de İngiliz birlikleri güvenlik sağlarlar.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Omurga kemiği. Bir şeyin esas kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. spine. basis. foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. back bone. spine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.), ihtimal, muhtemel, olabilir, umulur: Belki bu akşam yağmur yağar. Evvelâ, hattâ: Onu yalnız diğer ahbaplarına değil, belki akrabasına da tercih eder. Kuvvet ile değil, belki ilimle galebe çalınır. (Halk dilinde galat olarak «belkim» ve «belkileyim» de derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. possibly. contingently. mayhap. peradventure. perchance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. possibly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. it all depends. peradventure. possibly. perchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بلکه] olabilir, belki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Belki.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz.Süleyman’a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur’an’da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz.Süleymanla arasında geçen olaylar Neml suresinde anlatılır. Kur’an’da bahsedilen kadının o olduğu rivayet edilir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çıngırak veya zil takmak; böğürmek, bağırmak (geyik v.b.); çan şekline girmek; i. kösnüme devresinde geyiklerin çıkardlığı ses, böğürme. bell the cat tehlikeli bir işi başarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan, kampana; çan şeklinde herhangi bir şey; zil, sıngırak; den. gemide saati belirtmek için çanın vuruş sayısı. bell buoy çanlı samandıra. bell jar çan şeklindeki kavanoz. bell metal çan yapımında kullanılan bakır ve teneke karışımı bir metal. bell pu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yayvan ağızlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. i. botanik). Güzelavratotu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An herbaceous European plant with reddish bell-shaped flowers and shining black berries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole plant and its fruit are very poisonous, and the root and leaves are used as powerful medicinal agents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Its properties are largely due to the alkaloid atropine which it contains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also deadly nightshade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of Amaryllis ; the belladonna lily. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United State

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United States; roots and leaves yield atropine. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belladonna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzelavratotu, belladon, bot. Atropa belladonna; bu bitkiden çıkarılan zehirli ilaç. belladonna lily nergis zambağı, bot. Amaryllis belladonna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. otellerde oda hizmetçisi çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzellidiyle tanınan kadın veya kız, dilber; salon kadını

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). Hafıza, (bk.) Hafıza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. core memory. mind. recollection. retention. store. engram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. mind. storage. store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storage. memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın belini örtmek üzere eğerin altına konulan fanila, çul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zaptetme, ezberleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öğrenmek, zihne koymak, ezberlemek, zapt ve hıfz etmek: Dersi bellediniz mi? 2. Zannetmek, bir zanda bulunmak: Ben öyle bellemiştim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (MAruf bahçıvan Aletinin ismi olan «beliden). Bel ile işlemek, kazmak: Bağı bellemek lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to commit to memory. to learn by heart. to suppose. to observe sth well so as impress it on one's mind. to turn over with a spade or fork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öğrenilmek, ezbere okumak, zapt ve hıfz olunmak: Bu ders kolay bellenmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bel ile işlenmek, kazılmak: Kuraklıktan bağlar bellenemiyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,çoğ., Fr. edebiyat, gökçe yazın; güzel sanatların bir kolu olarak edebiyat; edebiyatın seçme örnekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dergi. bulletin board ilân tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, öğretmek, zihnine koymak: Çocuğa alfabeyi belletmek. 2. Aşikâr ve belli etmek, meydana çıkarmak: Kalbindekini belletmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bel ile kazdırmak: Bağı bellettiniz mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zihne koyma, ezberleme, zapt ve hıfz etme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çançiçeği, bot. Campanula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Zahir, aşikâr, ayan, meydanda olan, bedihî: Bunun böyle olacağı belli idi. Zekâ kuvveti, alnının genişliğinden bellidir. Belli etmek = İzhâr eylemek, göstermek: Düşmanlığını belli etmiyor. Bell i başlı = MAruf, itibarlı. Besbelli = Pek aşikâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şöyle veya böyle beli olan: İnce belli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. clear. certain. specific. particular. known. avowed. broad. conspicuous. explicit. express. given. manifest. noticeable. palpable. patent. perspicuous. precise. prominent. self-evident. shadowless. stated. translucent. unmistakable. upfront.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. broad. concrete. manifest. obvious. palpable. prominent. unmistakable. evident. certain. definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evident. obvious. clear. visible. certain. definite. broad / adj ,. express. notable. signal. unmistakable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. eminent. notable. well-known.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct. nebulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kavgacı, dövüşken, mücadeleci; savaşmayı seven. bellicosely z. dövüşkence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dövüşkenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münakaşaya meyilli oluş, münakaşacılık; harpçilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency i. kavgacılık eğilimi, dövüşkenlik; harp hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. münakaşacı, kavgacı, dövüşken; cenkçi, harbe meyilli; muharip, harbe girmiş; harbe ait; i. harpte taraflardan birini teşkil eden devlet veya millet; bu devlet ordusunun mensubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Malûm olmayan, meçhul, belirli, muayyen olmıyan: Gidip gitmeyeceği bellisizdir. 2. Fark olunamaz, görülemez: Babil’in harabeleri bellisiz olmuştur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bekçi gibi çan çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. böğürmek; kükremek; yüksek sesle konuşmak; bağırmak; i. böğürme, kükreme, bağırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tek., çoğ. körük; akciğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Belli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kösemen, boynunda çan asılı olan koç; ne yaptığını bilmeyen bir topluluga önderlik eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f. karın; oburluk; rahim; herhangi bir şeyin içi veya Sişkin olan kısmı; anat. adalenin yumuşak (etli) kısmı; müz. keman veya benzeri bir sazın ön kısmı; f. şişmek, şişirmek. bellyache i., f. kann ağrısı; (argo) sızlanış; f., (argo) şikayet etmek, sızl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ait olmak, mensup olmak. It belongs to me Benimdir. belongings i., çoğ. (bir kimsenin) şahsi eşyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sevgili, aziz; i. sevgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat) aşağı, aşağıda, alt katta; dünya yüzünde; cehennemde; altında; (edat) -den aşağı. below par ikt. başabaştan aşağı, paritenin altında. watch below den. palavra nöbetsisi, rahatçı vardiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kimya). Pelesenk yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. belsemiye, kimya). Pelesenk yağına mensup ve müteallik veya onunla mürekkep, (botanik). Fasile-i belsemiye = Pelesenk ağacı nevinden ağaçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üreme organlarının bulaşıcı bir hastalığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kemer bağlamak; kuşatmak; etrafını çevirmek; kayışla dövmek. belted s. kuşaklı, çemberlenmiş. belting i. kayış; kayış tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuşak, kemer, bel kayışı; kayış (argo) darbe. belt buckle toka, kayış bağlaması. belt line çevre yolu; şehrin etrafımı dolaşan demiryolu, tramvay v.b. hattı. belt pulley kayış kasnağı. belt saw şerit şeklinde sonsuz çelik testere. hit below the belt b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. F.). Belûcistanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلوط] pelit, palamut. 2.meşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it., mim. tepe köşkü, binaların özellikle üst kat taraçaları; manzara seyredilmesi için yapılmış bina. the Belvedere Roma'daki Vatikan sanat galerisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Gırtlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulluk, kölelik, bağlılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Benelux Devletleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Vurup çürütmek, bere hasıl olacak surette vurmak: Yüzünü berelemişler. 2. (Meyve vesaireyi) vurmak, zedelemek, çürütmek: Erikleri sepetin içinde çok sallayıp berelemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. chafe. contuse. maul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmaktan çürümek, çürük ve bere peyda etmek: Bütün yüzü berelenmiş. 2. (Meyve). Bir şeye dokunmaktan vurulup bir tarafı zedelenmek: Şeftali berelenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beresi, hafif yarası olan. 2. Başına bere giymiş insan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - güçlü el.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. berkelyum, bir radyoaktif unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aktinitlerden, atom ağırlığı 244 olan radyoaktif bir eleman. Bk senbolü ile gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برسابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açıkça belli: Besbelli artık gitmemiz lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evident. obvious. obviously. patent. self-evident. evidently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. obviously. certainly. quite evidently. clear. evident. self evident. point- blank. self-evident. sure as eggs is eggs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İri cins muşmula.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beş altınlık eski para, beşibiryerde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) «Bismillâhirrahmânirrahîm» cümlesi. Besmele ile işe giriştim. Besmele-hân = Bu cümleyi okuyan, bir işe başlayan. Besmele-hân olarak = Besmele okuyarak. Besmele demek — Başlamak. Besmele çekmek = Bismillâh cümlesini okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). Beste yapmak, Fr. composer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compose. to compose. to set to music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compose. make up. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. bestseller

çoksatar

En çok satılan yayın.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Doğu Hindistan'da yerlilerin çiğnediği fındığa benzer bir yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutsal yer; gemiciler için küçük kilise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descriptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s., mak. iki yüzeyin 90° dışındaki herhangi bir eğimi; açı; iletki; f. şevlendirmek, eğik olarak kesmek; s. şevli, meyilli, eğik. bevel gear konik dişli. bevel square dülgerlerin, eğik olarak biçilen yüzeylerin doğruluğunu ve açılarım öIçmede kull

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Bevvâb). Kapıcılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بوابين] kapıcılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uselessness. vanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halk arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaşıtlar arasında, akranlar arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ümit ile korku arası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Milletlerarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international uluslararası. enternasyonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Soyluluk, asâlet, necâbet, kişizadelik. mec. Müsriflik, düşüncesizce hareket, hoppalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevli uç veya kenar; façeta, yüzük kaşı; pırlanta şeklinde kesilmiş taşın eğik yüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green pea. sweet pea. pea. pease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea. pod. peas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pisum): Baklagillerden tırmanıcı bir bitki ve onun tohumudur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Kimya). Bizmut elemanının simgesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). He, ye, ile, için mânâlariyle bazı Arapça tertiplerde bulunur: NeÜzu billâh = Allaha sığındık. Bismillâh = Allahın adiyle. Billâh = Allah için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Aksini gösteren mânâsiyle isimlerin başına girer: Bi-edeb = Edebsiz. Bî-asl-ü-esâs = Asıl ve esası olmıyan. Biamân = Amansız. Bî-behre = Nasipsiz. Bîpervâ = Pervasız. Bî-tâb = TAkatsiz. Bîhuzûr — Rahatsız. Bî-haber = Habersiz, malûmatsız. Bî-şek, bî-gümân = Şüphesiz. Bi-nevâ = Sahipsiz. Bî-vâye = Mecalsiz.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek iki kere, iki defa, ikişer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amansız, aman vermez, merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çift amplifikasyon, iki amplifikatörün her bir hoparlörü çalıştırması için bir hoparlör ve bir amplifikatör sistemi arasındaki bağlantıdır. Bir çift stereo hoparlörü çift güçlendirmek için iki stereo amplifikatör ya da dört monobloğa ihtiyacınız vardır. Genellikle bir amplifikatör, hoparlörün bas bölümünü, diğer amplifikatör ise orta / yüksek frekans bölümünü çalıştıracaktır. Bu, bozulma düzeylerini en aza indirger ve ses kalitesini büyük ölçüde artırır. Bu yeteneğe sahip alıcılar için kullanılmayan amplifikatörlerin bu özellikten faydalanmak için değiştirilebileceği anlamına gelir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Arsız, utanmaz yırtık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Durup dinlenmeyen. 2. Bir düzüye. 3. Rahatsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paha biçilemeyecek kadar değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korkusuz, korkmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasipsiz, mahrum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Yersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cansız, ruhsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bî-çâre’nin c. bîçâreler, zavallılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i: F.). Emsalsiz, ortaksız, benzersiz. (Tanrı hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Emsalsiz, ortaksız, benzersiz. (Tanrı hakkında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulüm, işkence. 2. Zâlim, amansız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Zulüm, işkence. 2. Zâlim, amansız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dinsiz, imânsız, kâfir. 2. Merhametsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sür’atli, seri, hızlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sür’atli, seri, hızlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Esirgenmeyen. 2. Esirgemeyen, elinden geleni yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Esirgenmeyen. 2. Esirgemeyen, elinden geleni yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsiz, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsiz, terbiyesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bî-edebâne ile = Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Edepsizce, edepsizlikle edilen: Bir tavrı bi-edebâne ile Edebsizcesine: Bİ-edebâne oturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeriksiz, ortaksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeriksiz, ortaksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Faydasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Faydasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, uygunsuz vakitte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, uygunsuz vakitte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yabancılık, bîgânelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yabancılık, bîgânelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garazsız, halis, tarafsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Garazsız, halis, tarafsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Garazsız bir sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Garazsız bir sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Sonsuz, pâyansız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). Sonsuz, pâyansız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bİ-GİRAN (i. F.). Kenarsız, sonsuz, sınırsız, hesabsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kenarsız, sonsuz, sınırsız, hesabsız,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şüphesiz, şeksiz, doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şüphesiz, şeksiz, doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günahsız, suçsuz, kabahatsiz, mazlûm, masûm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günahsız, suçsuz, kabahatsiz, mazlûm, masûm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uykusuz, uyumaz, uyanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uykusuz, uyumaz, uyanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Habersiz, bilgisiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hadsiz, hudutsuz, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hadsiz, hudutsuz, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hayasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hayasız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortağı ve dengi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, nâbehengâm, münasebetsiz vakitte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, nâbehengâm, münasebetsiz vakitte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hesapsız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hesapsız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akılsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kendine malik olmayan, kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kendine malik olmayan, kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hadsiz hududsuz, pek çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi, misli ve benzeri olmayan. Fars. bî-memend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eşi, misli ve benzeri olmayan. Fars. bî-memend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir hüner ve marifeti olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklı başında olmayan, baygın. Kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aklı başında olmayan, baygın. Kendinden geçmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahatsız, huzursuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rahatsız, huzursuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah’ın, Tanrı’ nın izniyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah’ın, Tanrı’ nin izniyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Meramına nail olmamış. Ar. hâib, hâsir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meramına nail olmamış. Ar. hâib, hâsir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşsiz, meşguliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İşsiz, meşguliyetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Kararsız, sebatsız. Fars. nâ-pâyidâr, fânî. 2. Huzursuz. Osm. Arâmsız, muztarib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Kararsız, sebatsız. Fars. nâ-pâyidâr, fânî. 2. Huzursuz. Osm. Arâmsız, muztarib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kayıtsız, alâkasız, aldırmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kayıtsız, alâkasız, aldırmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kimsesiz, koruyucusuz, hâmisiz, dul ve yetim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Kimsesizlik, kokoruyucusuzluk, hâmisizlik, dulluk ve yetimlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beyinsiz, akılsız, boş kafalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Mânâsız, münasebetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Benzersiz, eşsiz, emsalsiz, (bk.) MAnend, menend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hasta. Ar. marîz, mâ

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. bîmâr). Hasta, (bk.) Bİmâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hastane. (Arapça’da dahi kullanılıp, Abbâsîler zamanında hastaneler bu namla yâd olunurdu).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hükümsüz, mânâsız, saçmasapan söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mecalsiz, kudretsiz, dermansız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Mekânsız, evsiz. Ar. lâ-mekân. 2. Serseri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ettiği iyiliği başına kakmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Dikkatsiz, kayıtsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). Çekinmeksizin, pervâsız, bir kayda tâbi olmaksızın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f. A.). Nisbeten, bir dereceye kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İsimsiz, nâmsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Helk dilinde: Beynamaz. Namaz kılmayan, namazı terkeden. Bî-namaz özrü = Makbûl olmayan özür, bahane. İki cimi arasında kalmış bî-namiz = Ne yapacağını şaşırmış adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasibsiz, behresiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendiliğinden, kendi kendisine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(F.). Tuzsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasipsiz, kimsesiz, mahrum, fakir, muhtaç, zavallı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Nihâyetsiz, sonsuz, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İhtiyacı olmayan, muhtaç olmayan, Ar. müstağni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sonsuz, tükenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir şeyden çekinmez, sakınmaz, lâubâlî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Bİ-REH) (i. F.). 1. Yolsuz. 2. Münasebetsiz ve kötü yola sapan. 3. Musiki bilmeyen okuyucu, hânende.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bİ-râh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Renksiz. 2. Renksiz, taslak hâlinde bulunan resim. 3. Tasavvufta, ilâhî cevher.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Renksizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Servetsiz, sermayesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Benzersiz, emsalsiz, Fars. bînazîr, bîmânend.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sabırsız, sabrı tükenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Başsız ve ayaksız, mec. Perişan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boş, faydasız, neticesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sayısız, hesapsız, çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Şuursuz, düşüncesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R. A.). Şuursuzca, düşünmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tabiatiyle, normal olarak: Çocuk iyi beslenmezse bittabi zayıf kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tafsilâtıyle, etrâfiyle, uzun uzadıya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Harekete getirerek. 2. Teşvik ederek, kışkırtarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamamiyle, tekmil, bütün: İstediğini bittamâm aldı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bitkin bir halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Belirsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kuvvetsiz, kudretsiz, yorgun, bitkin: İki saat koştuktan sonra bîtâb düştü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tâkatsizlik, halsizlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tamamiyle, bütün, tekmil, hep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Müzekker için). Tamamiyle, tamamlanmış olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiç bir tarafı tutmayan, tarafsız. Bîtaraflık = Devletler hukukunda iki veya daha fazla devlet arasında açılan savaşa katılmayan devletin siyasî vaziyeti, tarafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kimseyi tutmama hali, tarafsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakitsiz, münasebetsiz vakitte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Melcesiz, koruyucusuz, hâmîsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Sebepsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vefasız, sadakatsiz, dönek, sözünde durmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vezinsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vücutsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vukufsuz, malûmatsız, bihaber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Durmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilsiz, lisansız, Ar. ebkem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zevalsiz, daim, bSki, kalıcı, geçici olmayan: HudSy-ı bî-zevâl = Zeval bulmayan Tanrı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Ziyâsız, ışıksız, karanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی امان] amansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki açılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yılda iki defa vaki olan. biannually z. yılda iki kez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی عار] arsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., z., f. meyil, temayül, peşin hüküm; şev; taraf tutma; s. verev, meyilli, şevli, çapraz; z. verev olarak, meyilli olarak; f. meylettirmek, aleyhte tesir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kimsenin hükümranlığını tanıma, itaat kılma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki kulaklı veya kulağa benzer iki uzvu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yardımiyle mânâsına Arapça: Biavnillâh-ı Taâlâ = Tanrı’nın yardımiyle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki mihverli; çift eksenli. biaxially z. iki eksenli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayniyle, olduğu gibi: O yazıyı biayniha dercetmiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocukların boynuna bağlanan mama önlüğü; iş yaparken takılan önlüğün üst parçası. bib and tucker k.dili giysi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. bible.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی بها] çok değerli, paha biçilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayyaş kimse, içkiye düşkün kimse..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ucu aşağı doru kıvrık olan musluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی بدل] eşsiz, benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی بهره] nasipsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.küçük süs eşyası, biblo, antika küçük parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BÜBER) (i. Hindce’den gelir). Hind’den ve o cihetteki adalardan gelen yakıcı bir habbe ki tozu yemeğe konur. Ar. fülfüt. Kara biber dahi denilir. Asıl Türkçesi ısıot. Kırmızı biber = Arnavut biberi. Yeşil biber = Bunun tazesi. Tuz biber = Baharat, mec. Lezzet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper. paprika. cruet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beaver , beavers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(filfil): Patlıcangillerden; taze iken yeşil ve çoğu acı olan meyvesi; sebze ve baharat olarak kullanılır. Bol miktarda C vitamini vardır. Acı ve tatlı, yeşil ve kırmızı çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kırmızı biber ile hazırlanan ilaç, nevralji, lumbago ve romatizmada faydalıdır. Ayrıca biber, mideyi kuvvetlendirir. İştahı açar ve hazmı kolaylaştırır. Kanamaları önler. Cinsel arzuları kamçılar.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rosemary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(kuşdili): Ballıbabagillerden; Akdeniz çevresinde çok yetişen; küçük, kalınca, ensiz ve kokulu yaprakları ile çiçeklerinden faydalanılan bir bitkidir. Yaprakları iğneye benzer. Boyu 2 metre kadardır. Çiçekleri mavi veya eflatundur. Çiçeklerinden renksiz veya soluk sarı renkte olan biberiye esansı çıkarılır. İçeriğinde kafuru, sineol, kamfen, pinen, borneol ve bornilasetat vardır. Kullanıldığı yerler: Hazımsızlığı giderir. Çarpıntıyı keser. Yarımbaş ağrılarını giderir. Baş dönmesini keser. Astım, bronşit ve kansızlıkta faydalıdır. Yağlı saçların yağını alır. Burkulmalarda ve deri yaralarında da haricen kullanılır. İdrar ve adet söktürür. Safra ifrazatını arttırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Eklîl-i cebel denilen bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biber saçılmış: Bu külbastı çok biberli, mec. Çok pahalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. peppery. peppered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peppery. peppered. hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), içine biber konan küçük kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caster. castor. pepper-castor. pepperbox. shaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper-pot. pepper-shaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepper shaker. papper mill. caster. pepper pot. sifter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Emzik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baby bottle. nursing bottle. feeding bottle. feeder. bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeding bottle. baby's bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeding bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Babanın kız kardeşi, hala.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes; Eski ve Yeni Ahit; k.h. herhangi bir dinin kutsal kitabı; müracaat kitabı olarak kabul edilen herhangi bir kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Kitabı Mukaddes'e ait veya bunda bulunan. Biblically z. Kitabı Mukaddes'le ilgili olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes'i kelimesi kelimesine kabul eden kimse; Kitabı Mukaddes bilgini . biblio- önek kitaplarla ilgili, Kitabı Mukaddes'le ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüphanelerde çok değerli veya çok kullanılan kitapların fotografını çekmede kullanılan mikrofilm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. bibliography.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bibliyografya bilgini veya uzmanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bibliyografyaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bibliyografya, belirli bir konuya ait olan kitapların fihristi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes'e fazlasıyle tapınma; kitaplara aşırı derecede tutkun olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap falı; bilhassa Kitabı Mukaddes'le kitap falı açma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap toplama merakı bibliomaniac s., i. kitap meraklısı, kitap koleksiyonu yapan, kitap delisi; i. kitaba tutkun kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap ciltleme sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap seven kimse, kitap hastası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, bilhassa nadir bulunan kitapları satan kimse, sahaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüphane; kitap kataloğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliophile

kitapsever

Öz ve biçim yönünden iyi nitelikli kitapları seçen, kitaba tutkuyla bağlı (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kitaplar üzerinde geniş bilgisi olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliographie

kaynakça

Belli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan veya en iyilerini seçen eser.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography. bibliography kaynakça.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kitap bilgisi: 1. Kitaplar hakkında bilgi. 2. Belirli bir konu üzerindeki yayınların tamamı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

kaynakça

Belli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan veya en iyilerini seçen eser.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography kaynakça.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bibliyomanisi olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliomane

kitap düşkünü

Hastalık derecesine varan kitap sevgisi olan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Hastalık derecesine varan kitap sevgisi, kitap düşkünlüğü, kitap deliliği.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliomanie

kitap düşkünlüğü

Kitap düşkünü olma durumu.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. bibliothèque

kitaplık

Kuruluş amaç ve görevine uygun kitap, film, plak gibi her türlü düşünce ve sanat ürününü toplayan, düzenleyen ve genel olarak ilgilenen okurlara sunan kuruluş.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Salonlarda, raf ve masaların üstüne süs için konan vazo, heykel gibi küçük eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knicknack. trinket. doodah. doodad. doohickey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trinket. knick-knack. bibelot. curio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knicknack. trinket / figurine. curio. curiosity. knick nack. statuette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayyaş, işkiye düşkün; emici, suyu çekici çbibulously z. içkiye düşkün olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيجا] yersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bıçmak, biçmek» ten). Kesecek Alet ki, hançerin küçüğü ve çakının büyüğüdür. Çeşitleri vardır: Aşçı bıçağı, bahçıvan bıçağı, cerrah bıçağı, kasap bıçağı. Bıçak bıçağa = Bıçakları çıkararak birbirine hücum etme: Bıçak bıçağa geldiler. Ağzını bıçak açmaz = Pek meyus ve mükedder. Burun bıçağı = Oymacı Aleti. Yan bıçağı = Kınında olduğu halde, silâh makamında bele asılan bıçak, cenbiye.. (İki tarafı keser cinse kama derler). Bıçak yarası = Sahtiyanda ve ayakkabıda çatlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife. chive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canteen. guillotine. knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife. couvert. cutlery. dagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife edge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

back of a knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıçak yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutlery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıçakla yaralamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife. stab. to stab. to knife.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stab. knife. pierce. pink. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be stabbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki meclisi içine alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی جان] cansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Cansız, ruhsuz. 2.Canını esirgemeyen, şehit.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bicarbonate of soda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bikarbonat bicarbonate of soda bikarbonat de süd, soda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Bİ-ÇARE) (i. F.). Çaresiz, çaresi kalmamış, zavallı. Fars. derdmend, miskin: Ne yapsın biçare. Biçare bir adamdır. Biçare kaldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. wretched. helpless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poor. wretched. unfortunate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيچاره] çaresiz. 2.zavallı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيچارگان] çaresizler. 2.zavallılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakır karbonatları renginde olan mavi veya yeşil renk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. 200 yıllık, 200 yılda bir tekrarlanan; i. 200. yıldönümü, 200. yıldönümünü kutlama töreni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. iki başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat., zool. iki başlı kas; bilhassa kolun üst kısmmdaki ve kalça kemiğinin arkasındaki kaslar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de demet hale koyan biçme makinesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper-binder. reaping-machine. binder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekini hem biçen, hem de harman eden makine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine harvester. combineharvester. harvester thresher. harvester. reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. combine harvester biçilmiş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combine. harvester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. biklorit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Esvap biçen adam, makasdâr. 2. Ekin biçen adam, orakçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aşık kemiğinin altında bulunur bir küçük kemik. 2. Bu kemikle oynanılan bir zar oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Atın ayağında çıkan unulmaz bir çatlak ve yara. 2. Böyle bir yarası olan at. Unulmaz, tehlikeli yara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yarılmak, bıçkı ile ortasından ayrılmak: Çam tahtası kolay biçilir. 2. Kesilmek, kat’olunmak: Pantolon böyle biçilmez. Esvabı biçildi. 3. Orakla kesilmek, hasad edilmek: Ekinler daha biçilmedi. Çayırın otu biçildi. Biçilmiş kaftan = Tamamiyle hâline münasip. Ar. enseb, elyak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be cut. to be moved / reaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biçmek tarz ve sureti. 2. Esvab şekil ve sureti: Bu biçimde ceket. Pantolonun bu biçimi; eski, yeni biçim. 3. Tarz, suret, üslûp. 4. İstenene muvafık suret, endam, tenasüp: Bu adamın, bu atın biçimi güzel. 5. Orak vakti, hasad mevsimi. Biçimine getirmek = Uydurmak, güzel bir şekil vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biçmek tarz ve sureti. 2. Esvab şekil ve sureti: Bu biçimde ceket. Pantolonun bu biçimi; eski, yeni biçim. 3. Tarz, suret, üslûp. 4. İstenene muvafık suret, endam, tenasüp: Bu adamın, bu atın biçimi güzel. 5. Orak vakti, hasad mevsimi. Biçimine getirmek = Uydurmak, güzel bir şekil vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form. shape. style. cast. configuration. conformation. face. fashion. figuration. format. genre. guise. make. mode. semblance. morpho-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bathos. configuration. fashion. figure. form. format. make. manner. mode. semblance. shape. strain. stripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

format. form. manner. shape. way. well-proportioned form. conformation. cut. fashion. figure. make. method. model. stripe. turn. turn of phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir nesnenin, görme ya da dokunma duyuları ile algılanmasını sağlayan kendine özgü gerçekliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle güzel sanatlarda, fotoğrafta ve dansta; verilerini doğadan alan ve belirli normların ya da normal (olağan) biçimlerin bulunduğu kabul edilen görüntülerde biçimi abartarak sunma, « normal» in göstergelerini tümüyle yok etmeden değiştirme. Biçim bozmada amaç, daha güçlü bir etki yaratmak ya da güçlü bir anlatım sağlamaktır. Dışavurumculuk ya da Gotik sanat gibi duygu ve anlatımın vurgulandığı, izleyiciyle iletişimin etkili olmasının amaçlandığı sanat türlerinde biçim bozma yoğun olarak kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deform. disfigure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formulation. moulding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form. mould. shape. give shape to. model. carve out. fashion. mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. form. shape. style. to shape. to form. to give shape to. to put into a form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give form. to shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take shape. be formed. distil. distill. jell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take shape. to shape up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take form / shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve endamı güzel, yakışıklı, mütenasip: Biçimli adam, at, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve endamı güzel, yakışıklı, mütenasip: Biçimli adam, at, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-shaped. well-cut. shapely. shaped. beautiful. clean-cut. clear-cut. sleek. trim. well-proportioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-proportioned shape. well-shaped. well-cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve endamı çirkin, yakışıksız, mütenasip olmayan: Biçimsiz adam, at, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şekil ve endamı çirkin, yakışıksız, mütenasip olmayan: Biçimsiz adam, at, elbise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misshapen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awkward. clumsy. formless. shapeless. unsightly. ill-shaped. ugly. unmannerly. unsuitable. deformed. disfigured. unstylish. irregular. distorted. disproportionate. amorphic. unproportionate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become deformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misshapenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unshapeliness. bad behaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hıyâr-ı Ermenî. Kına-ı berî. Sülüklü pancar (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Demir delikleri cilâ ve perdaht etmeye mahsus demirci Aleti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. atışmak, çekişmek, münakaşa etmek; titremek, pırııdamak (alev); i. münakaşa, tartışma, çekişme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Testerenin büyüğü, tahta yaran maruf dişli Alet, minşar. Ön bıçkısı: Önden kullanılan incesi. Art bıçkısı: Sonradan kullanılan kalını. Şam bıçkısı = Tarakçı Aleti (belki doğrusu «şâne bıçkısı» dır; zira Farsça’da «şâne» tarak demektir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçki, kumaşı biçme ve dikiş. Biçki dikiş = Biçki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçki, kumaşı biçme ve dikiş. Biçki dikiş = Biçki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saw. crosscut saw. rip saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

two-handed saw. bucksaw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting out. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawdust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawdust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bıçkı ile tahta yaran adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sawmill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tecrübeli çapkın, külhanbeyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tough. toughie. brave. fearless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rascal. scamp. roughneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçmek fiili. Biçilmiş, biçmekle vücude gelmiş. Seren biçmesi = Sereni biçmekle hasıl olan uzun döşemelik tahta. (bk.) Biçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçmek fiili. Biçilmiş, biçmekle vücude gelmiş. Seren biçmesi = Sereni biçmekle hasıl olan uzun döşemelik tahta. (bk.) Biçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plank. deal. cutting. sawing. slitting. clipping. shearing. intersection. chopping. mowing. harvesting. reaping. assessment. prism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesmek, kat’etmek: Keserim, biçerim diye herkesi korkutuyor. 2. Yarmak, bölmek, ortasından ayırmak: Tahta biçmek. 3. (Esvab vesaire) ölçüp kesmek: Esvab biçmek. 4. (Ekin vesaire) oraklamak, hasad etmek: Ekin, ot biçmek. Ölçüp biçmek = Düşünmek ve tedbir etmek. Bol biçmek = İsraf etmek. Paha biçmek = Kıymet tahmin etmek. Pay biçmek = Kıyas etmek, ibret almak. Kesip biçmek = Halletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kesmek, kafetmek: Keserim, biçerim diye herkesi korkutuyor. 2. Yarmak, bölmek, ortasından ayırmak: Tahta biçmek. 3. (Esvab vesaire) ölçüp kesmek: Esvab biçmek. 4. (Ekin vesaire) oraklamak, hasad etmek: Ekin, ot biçmek. Ölçüp biçmek = Düşünmek ve tedbir etmek. Bol biçmek = İsraf etmek. Paha biçmek = Kıymet tahmin etmek. Pay biçmek = Kıyas etmek, ibret almak. Kesip biçmek = Halletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harvest. mow. saw. to cut. to saw. to cut out. to reap. to mow. to harvest. to estimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cut. to cup up. to reap. to mow. to estimate. harvest. saw. shear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki renkli, çift renkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla biçmek, kestirmek, yardırmak, ortasından ayırtmak: Tahta biçtirmek. 2. (Terziye esvab) yaptırmak, ölçü aldırıp kestirmek: Bir kat elbise biçtireceğim. Çocuğun elbisesini biçtin mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir vasıtayla biçmek, kestirmek, yardırmak, ortasından ayırtmak: Tahta biçtirmek. 2. (Terziye esvab) yaptırmak, ölçü aldırıp kestirmek: Bir kat elbise biçtireceğim. Çocuğun elbisesini biçtin mi?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir memlekette bulunan iki ayrı kültür unsuruyla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی چون و چرا] sorgusuz sualsiz. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. öğütücü dişlerle köpek dişleri arasında her bir tarafta dörder tane olmak üzere bulunan kesici dişler. bicuspid valve ikili kapakçık, mitral kapak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bisiklet; f. bisiklete binmek, bisikletle dolaşmak. bicyclist i. bisikletle gezen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيد] söğüt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. müzayedede fiyat arttırmak; (briç), deklarasyon yapmak; teklif vermek; i. teklif; kalkışma, teşebbüs; (briç) deklarasyon. bideler i. teklif veren kimse;(briç) deklarasyon yapan kimse. bidding i. müzayedede fiyat artırma; (briç); deklarasyon serisi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.,i. emretmek, kumanda etmek; demek, söylemek; davet etmek; i., k. dili davet. bid fair ihtimal dahilinde olmak. bid farewell veda etmek. do as one is bid boyun eğmek, itaat etmek. bidding i. emir; davet, arzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيد مجنون] salkımsöğüt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداد] zulüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدادگر] zalim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyanık, uykusuz, uyumayan. Ar. yakzân. Baht-ı bîdâr = Yaver ve müsaid, uyanık talih. Dil-i bîdâr = Uyanık gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدار] uyanık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيداربخت] talihli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Uyanıklık. 2. Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Uyanıklık. 2. •Uğraşma. 3. Dikkatlilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başlama, Ar. bidâ, mübaşeret: Bir işe bidâyet etmek. 2. Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Başlama, Ar. bidâ, mübâşeret: Bir işe bidâyet etmek. 2. Evvel, ibtidâ, başlangıç: Bu işin bidâyet ve nihayeti. Mahkeme-i bidâyet = Son devir Osmanlı adlî teşkilâtında davaların ilk ve başlıbaşına görüldüğü mahkeme ki kazalarda ve kaza hükmünde olan yerlerde olurdu. (Bunun üstünde mahkeme-i istînâf ve daha üstte mahkeme-i temyiz vardı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدایت] başlangıç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Başlama, başlangıç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Mahkeme-i bidâyet marifetiyle ve ilk def’a olarak: Bu davâ bidâyeten görülüp hükmolunduktan sonra istînâf olunmuştur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) d] başlangıçta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşak başlı, muti, söz dinleyen; (briç) deklarasyon yapmaya müsait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tavuk; (argo) kocakarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bidet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dwell; to inhabit; to abide; to stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remain; to continue or be permanent in a place or state; to continue to be.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To encounter; to remain firm under ; to endure; to suffer; to undergo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To wait for; as, I bide my time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Abide. dwell; 'You can stay with me while you are in town'; 'stay a bit longer--the day is still young'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bidet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwell; 'You can stay with me while you are in town'; 'stay a bit longer--the day is still young'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.dayanmak, yıkılmamak; oturmak, beklemek. bide one's time uygun zamanı beklemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. bidey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tubby. squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدل] aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hindistan’da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی دین] dinsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İçine su, benzin, petrol gibi sıvı maddeler konulan, silindir biçiminde saç veya çinkodan büyük kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İçine su, benzin, petrol gibi sıvı maddeler konulan, silindir biçiminde saç veya çinkodan büyük kap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drum. jerry can. skip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bin. can. drum. metal barrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil drum. metal barrel. plastic jerry can.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

French term for a water bottle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

veya BİRDÜZİYE (i.). Durmadan, arkası kesilmeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeni olan şey. 2. Dine müteallik olup Peygamber’den sonra ortaya çıkan şey: Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie (iyi ve kötü bid’at).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeni olan şey. 2. Dine müteallik olup Peygamber’den sonra ortaya çıkan şey: Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie (İyi ve kötü bid’at).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدعت] sonradan ortaya çıkma. 2.dinde yeni getirilmiş şey.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی ادب] terbiyesiz, edepsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی امان] amansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. biennal

yılaşırı

Bir yıl ara ile, iki yılda bir.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی اندیشه] düşünmeyen, umursamayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iki yılda bir olan; bot. ömrü iki yıl içinde biten; iç.iki yılda bir tekrarlanan olay; iki senelik ömrü olan bitki. biennially z. iki yılda bir olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cenaze teskeresi; tabut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., (argo) darbe, yumruk; f. vurmak, yumruklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. pişirilen bir nevi kırmızı kış elması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ortadan ikiye ayrılmış olan, yarık. bifid'ity i. yarık oluş. bifidly yarık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki tarafı bükülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bifokal, çift odaklı. bifocal glasses, bifocals i. bifokal camlı gözlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki yapraklı, çift yapraklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ing.). Izgara veya tavada pişirilen yumuşak sığır eti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Izgara veya tavada pişirilen yumuşak sığır eti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beefsteak. steak. rump steak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steak. beefsteak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steak. beefsteak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s. iki kola ayırmak iki kola ayrılmak; çatallanmak; s. iki kola ayrılmış, çatallaşmış. bifurca'tion i. iki kola ayrılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük, iri, kocaman, cüsseli; gebe; büyümüş; mühim, etkili; yüksek ruhlu, a1i; yuksek (ses). Big Ben ingiliz parlamento binasındaki büyük saat ve çanı. Big Brother diktatör. big business büyük sermayeli ticaret. big game büyük av; ağır ve tehlikeli teş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.) (m. bagal). (bk.) Bagal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. c.) (m. bagal). (bk.) Bagal.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki kişiyle aynı zamanda evli olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aynı zamanda iki kişiyle evli olan, bu suçu işlemiş olan; bu suça ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki kişiyle evli olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bildik olmıyan, yabancı, yâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bildik olmıyan, yabancı, yâd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيگانه] yabancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Evlenmemiş, çouğu olmamış.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. körfez, koy; den. roda, kroz; halat bedeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mutaassıp kimse, bağnaz kimse; dar görüşlü kimse. bigoted s. mutaassıp, bağnaz. bigotedly z. bağnazca bigotry i. bağnazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kadınların, kıvrım için, saçlarını sarıp sıkıştırdıkları açılır kapanır küçük zıvana.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kadınların, kıvrım için, saçlarını sarıp sıkıştırdıkları açılır kapanır küçük zıvana.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bigoudi

sarmaç

Kadınların saçlarını kıvırmak için kullandıkları, metal, sünger veya plastikten, boru biçiminde küçük araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hair ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curler. hair curler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

innocent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی گمان] kuşkusuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی گناه] günahsız. 2.suçsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili kodaman, mühim kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Terkib A.) (mü. biha) (tes. behme) (c. behem). Ona, onunla, onda: MahkOm-u-bih = Ona hükmolunmuş. Mâmûl-u-bih = Onunla amel olunan, mer’İ, müstamel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kök, asıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Terkib A.) (mü. biha) (tes. behme) (c. behem). Ona, onunla, onda: Mahkûm-u-bih = Ona hükmolunmuş. Mâmûl-u-blh = Onunla amel olunan, mer’İ, müstamel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kök, asıl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيخ] kök.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Bih, febiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Bih, febiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oblivious. unaware. ignorant. uninformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. unaware of. ignorant of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی خبر] habersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حد] sınırsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka kalın) (F. b = e. kasem, A. hak). Hakkıçün: Bihakkı Hudâ = Allah hakkı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. e.). Hakkiyle, lâyıkı veçhile, tamamiyle, gereği gibi: Vazifeyi bihakkın ifa etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perfectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحق] hakkıyla, hak ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd = şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحمدالله] Allah’a şükürler olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. c.) (m. bih). İyiler, iyi adamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. bih). İyiler, iyi adamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (BuhOr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bahr). Denizlelr. (bk.) Bahr. (Buhûr, ebhâr ve ebhar gibi).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحار] denizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حرکت] hareketsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-irâb = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, hasebi = itibar, nazar). İtibariyle, nazariyle, ce, cihetince: Bihaseb-ir-rütbe = Rütbece, bihaseb-ül-İrib = Irabca (böyle Arapça terkiplerde bulunur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حاصل] sonuçsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حيا] utanmaz, hayasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حيات] cansız, yaşamayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهذا الامر] buna göre, bu durumda, böylelikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İyi, sağ, sağlam, sıhhî vücut. (bk.) Behbûd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهبود] sağlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی همتا] benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حساب] hesapsız, sonsuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Behîn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Behîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی حس] hissiz, duygusuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهشت] cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيخود] baygın. 2.kendine olmama, kendinden geçme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. her iki saatte bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail’in zevcesi. Çaldıran’da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail’in zevcesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha İyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Daha iyi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهتر] daha iyi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Pek iyi, daha iyi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). En iyi, alâ, enfes.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - En iyi, pek iyi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهده] boşuna, beyhude.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmünce, hükmiyle: Bihükmi kader = Kader hükmünce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükmünce, hükmiyle: Bihükmi kader = Kader hükmünce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی انصاف] insafsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lug wrench.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. ziynet eşyası, mücevherat, küçük ve zarif olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. mücevherat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bijouterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jewellery. jewelry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BIKA (i. A. c.) (m. buk’a) Buk’alar (boyunduruklar), (bk.) Buk’a.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيکار] işsiz. 2.bekar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی قرار] kararsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicarbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicarbonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili bisiklet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Benzersiz, eşsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıkıntı gelmek, usanılmak: Her gün bir türlü yemek yemekten bıkılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini. two-piece. two-piece swimming suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bikini.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a woman's abbreviated two-piece bathing suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bikini, iki küçük parçadan ibaret mayo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Usanç, bezme, bıkma, nefret, üşenme: Adama bıkıntı gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok bıkmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fed up. jaded. tired. sick. bored. fed-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bored. tired. gutted. job boredom. weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok bıkmış olma hali.

Türkçe Sözlük by