El Işçiliği ne demek? | El Işçiliği anlamı nedir? | El Işçiliği

El Işçiliği anlamı nedir?

El işçiliği ne demek?

El işçiliği anlamı nedir?

El işçiliği | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: el isciligi

Türkçe - İngilizce Sözlük

handicraftsmanship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

1280 x 960 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, Internet, e-posta ile gönderme ve hızlı baskı için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Normal şartlarda LCD TV’ler için kullanılan standart 8 bit paneller, 256 kademeli renk geçişi yeteneğine sahiptir. BRAVIA D3000 Serisi için kullanılan 10 bit panel, 1024 geçiş gölgesi sağlar. Bu özellik, ten tonlarından günbatımına her görüntüye canlılık katar ve yine gördüğünüz görüntünün aslına mümkün olduğunca yakın olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

1600 x 1200 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, yüksek kaliteli baskı ya da ayrıntılı görüntü gerektiren Internet uygulamaları için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Oynatma hızını kontrol ederek, bozulmayı engelleyin ve herhangi bir dersi, semineri veya röportajı kolayca yazıya dökün.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2048 x 1536 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

640 x 480 piksel görüntü çözünürlüğü sunan bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Dosya boyutunun küçük olması, Internet, e-posta ve hızlı baskı için çok hızlı resim transferi olanağı sağlar. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekrandaki parlaklık ve rengin tutarlı olması için BRAVIA Dijital Projektörler 3D Gamma Düzeltme özelliğini kullanır. Özellikle karanlık sahnelerde, görüntüler en ince ayrıntısına kadar hatasız ve tutarlıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2240 x 1680 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, müthiş hassas ayrıntılı görüntüler gerektiren çok profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

2560 x 1920 piksel görüntü çözünürlüğü sunan, profesyonel kalitede uygulamalar için uygun bir dijital fotoğraf CCD biçimidir. Efektif piksel sayısı, son görüntüyü oluşturan piksellerin sayısıdır. Fotoğraf makinesinin piksel sayısı ne kadar çoksa, fotoğraf, görüntü kalitesinde kayıp yaşanmadan o derece çok büyütülebilir. 5,0 megapiksel görüntü, büyük biçim ve poster baskılarında bile en ince görüntü ayrıntılarının gösterilmesine olanak tanır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bluetooth üzerinden müziklerin stereo olarak dinlenmesini sağlayan standart.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

AAC-LC, dört Gelişmiş Ses Kodlama profilinden biridir. Mp3’ten daha iyi bir ses kalitesi sağlar ve dört profil içinde en basit ve en yaygın olarak desteklenen formattır. AAC-LC, çok çeşitli cihazlarla uyumludur; bu nedenle Sony WALKMAN®, PSP® veya PlayStation® ürününüzde aynı mükemmel ses kalitesinin tadını çıkarabilirsiniz..

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah’ın kulu. el-Melik, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük, ulu, yüce Allah’ın kulu. Celil, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı. Yarattıklarına mütevelli ve nazar edici olan Allah’ın kulu. - el-Veliyy kelimesi Allah’ın isimlerindendir. (bkz.el-Veli).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah’ın kulu. - es-Selam kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılamaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alphabetic. alphabetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) akçakavak (bot) Populus alba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir gazete ve saireye abone olma, abone olanın hal ve sıfatı, iştirak. 2. Bir gazete ve süreli yayın ve sairenin belirli bir zaman için peşin verilmek suretiyle tahsis edilmiş bedeli, filan gazetenin bir sene için aboneliği şudur (Bunun yerine Fr. «abonnement» da kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having. subscribers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(müz). çalgı eşliği olmadan söylenen (şarkı v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (aççelerando okunur). Sür’at arttırılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually accelerating the movement. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos' gradually increasing in tempo with increasing speed; 'here you must play accelerando'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual quickening of the tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Becoming gradually faster Abbreviated accel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Increase of speed in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What happens when drummers have to keep a steady beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning getting faster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An increase in velocity. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos'. with increasing speed; 'here you must play accelerando'. gradually increasing in tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(it) , (müz). tedricen artan hız ile, accelerando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hızlandırmak, süratlendirmek , tacil etmek, hızlanmak, sürat kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma, tacil etme, süratin artması accelerator (i)., oto gaz pedalı; (fiz). siklotron veya benzeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Acebü’l acâib» den galat). Pek acayip, pek garip, çok tuhaf ve gülünç: acelacâib bir kıyafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bir işi çabuk yapmaya veya çabuk bitirmeye çalışma, sabırsızlık, ivgenlik, ivedilik, şitâb: acele etmek; acele ile iş görmek, acele ile = Çabuk, ivgenlikle, sabırsızlıkla, aceleten, aceleye gelmek — Dar vakitte acele ile yapılmak, aceleye getirmek = Çabucak yaptırmak, alelacele = Acele ile, çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haste. urgency. hurry. flurry. bustle. cursory. dispatch. with dispatch. expedition. hasty. hustle. make a beeline. precipitance. press. pressing. prompt. in short order. speedy. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجله] acele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. hasten. hurry. hustle. nip. rush. scurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurry up. to make haste. to hasten. to be quick. to rush. to scurry. to flurry. beetle. come on. to put one's best foot forward. get a hump / hustle. hotfoot. hump on. hurry. hurry on. hurry up. to put one's best leg foremost. to shake a leg. look ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedy dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile iş gören, sabırsız, içi dar, acul: Pek aceleci adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. hustler. impatient. slippy. precipitant. rash. precipitate. precipitous. brash. impetuous. headfirst. headforemost. headlong. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash. hothead. impetuous. precipitate. rash. hasty. impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasting person. impatient. brash. expeditious. hasty. impetuous. precipitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness. rashness. precipitance. unwise or excessive haste. hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجلة] çarçabuk, alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azalea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.i.) (Kadın İsmi) - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçekler açan bir bitki.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde dügâh perdesinde kalan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. franchise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Ebûcehil karpuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open sitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open handed. generous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open heart surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musculous. muscled. strong. having muscular strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. Adil’den). Adâletli, çok doğru.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kıra, kırda, evden uzak. far afield sadetten uzak, konu dışında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق عملی] uygulamadaki ahlak anlayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havl»den smüş). Şa-

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احول] şaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Akarsu. 2.Uzun mesafeler geçerek denize dökülen akarsu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Doğru, dürüst işler yapan kimse. Dürüst, güvenilir erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Bir işin sonu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

En yüksek ses kalitesini sağlamak için hassas dijital voltaj darbelerini, dengeli akım darbelerine dönüştürür.

Teknolojik Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقل اول] Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عقل سليم] sağduyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

release. receipt in full / in full discharge. final / full receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross one's mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça terkib). Sağduyu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقل سليم] sağduyu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acı bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tepki, reaksiyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Erişilmek istenen en büyük emel, hedef, mefkûre, ülkü, fr. ideal.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقصای امل] ülkü, ideal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accélérographe

fiz. ivmeyazar

Bir hareketin ivmesini çizerek belirleyen araç.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. accéléromètre

fiz. ivmeölçer

Bir hareketin ivme niceliğini belirten, taşıtın hızlanmasından doğan sarsıntıları, titreşimleri gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undesired reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عکس العمل] tepki, reaksiyon.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Panelin iki yüzle kullanılmasını sağlayan benzersiz bir kafa birimi tasarımı. Ön panel (dev bir ekran içeren) açılarak kapsamlı kumandaları ortaya çıkartır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şimdiki, bugüne ait.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. actuel

1. güncel, 2. fel. edimsel

1. Günün konusu olan, şimdiki, bugünkü (haber, olay vb.). 2. Edim niteliğinde olan, gerçek olarak var olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. contemporary. up-to-date. newsworthy. topical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sulu boya resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çok acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Çok acele ederek, çarçabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in great haste. in a big hurry. head over heels. headfirst. posthaste. sharpish. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العجله] çarçabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olağan, bayağı, sıradan, alışılagelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrian. ordinary. usual. common. commonplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. matter of fact. matter of-fact. moderate. run of the mill. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العاده] sıradan, bayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العميا] körükörüne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاکثر] çok defa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الخصوص] özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاجمال] topluca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الانفراد] birer birer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاستمرار] sürekli, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.) Umumiyetle, umumî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاطلاق] genellikle. 2.rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الکفایه] yeterince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Umumiyetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العموم] genellikle, genelde, genel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Usûle göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in due form. as a formality. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه السلام] selam onun üzerine olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem sevinç if ade eden bir kelime, elhamdülillah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir sesin verdiği titreşimli yan seslerin pest olanları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (güz). (san). yüksek kabartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Amâl). 1. İş, kâr, fiil: Amel-i hayr = Hayırlı iş, amel-l kesir = Uzun iş. 2. İcra, tatbik, bir kaide veya ilâhî emrin yürürlüğe konması: İlmi ile amel ediyor, icab-ı şer’İsini bilerek amel ediyor. 3. Bir adamın mezhebinin emirlerine ve yasaklarına göre ettiği hareket: Onun ameli iyidir. Ameli bozuktur. Mahşer gününde herkes ameline göre muamele görecektir. 4. Eser, mahsul, sây, masnû: Bu kılıç hangi ustanın amelidir? 5. Tesir, fiil ve icrasını gösterme: İçtiğim ilâç amel etmedi. 6. Ter, ishal, liynet: Ameli vardır. Amelden rahatsızdır. Bu gece beş defa amel etti. 7. Edebiyat. (Arap gramerinde)Bir kelime veya mânevi Amilin diğer bir kelimenin İrâbına verdiği değişiklik: Harf-i cer bir isim üzerine amel edip onu mecrû eder. 8. (matematik). Hesapta dört işlem de denilen dört başlı kaidenin beheri ki cem, tarh, darb, taksimdir. 9. Vaktiyle Araplar’ca Amil denilen bir vali veya mutasarrıfın hükümeti ve idaresi altında bulunan yer. (Tıp) Amel-i kayseri = Doğurmaya yakın bir kadının hayatından ümit kesildikte, karnını yarıp çocuğunu almak ameliyatı ki, meşhur kayser Juliues Caesar böyle alınmış olmakla, ismine izafetle tesmiye olunmuştur. Şimdi Fransızca’dan (sezaryen) deniyor. Düstûrül-amel = Ona göre tatbik olunan esas kaide. Bir memura rehber-i harekât olmak üzere verilen emir ve talimat vesaire: Elinde düstûr-ül-amel olacak talimatı vardır. Mühendislerce düstûr-ül-amel olacak esaslı bir kitaba ihtiyaç vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diarrhea. diarrhoea. catharsis. act. action. runs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. action. deed fiil. practice. performance. diarrhoea. diarrhea. the runs. the trots.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Enamel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To enamel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. action. practice. performance. diarrhea. deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمل] iş. 2.ishal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MANDE) (i. F.) (A. amel: İş. F. mânden: Kalmak). İşten kalmış, iş göremez, battal, muattal, ihtiyarlıktan veya bir sakatlıktan artık hiç bir iş göremez hale gelmiş adam: Amel-i mânda bir ihtiyar. Amel-i mândalara mahsus hayrat-hane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Amil) (lisanımızda bu mânâ ile kullanılmaz. Türkçe’de müfret gibi de kullanılır). İşçi, rençber, ırgat, gündelikle ağır iş ve hizmetlerde bulunan adam: Amelenin geçiminin temini düşünülecek iştir. Bir amele bulmalı. Çiftliğini ameleye işletiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workman. worker. laborer. labourer. coolie. hobo. hodman. peon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worker. workman. labourer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worker. hand. manual worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمله] işçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workfolks work folk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a worker/labourer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Fiilen, işliyerek yaparak, çalışarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملا] bilfiil, işleyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ameliye). Sırf ilme ve nazariyata ait olmayıp ameliyat ve icraatla dahi yapılan, icraattı, tecrübeli, pratik: Cerrahlığın ilmî cihetini bilmek kifayet etmez, amelî cihetinde dahi alışkanlık elde etmek iktiza eder. Hastahaneye, eczahaneye devam etmekle sırf amelî cerrahlık, eczacılık öğrenmiştir. Amelî bahçıvanlık: İlmî ve amelî çiftçilik. Hikmet-i amelîye: Vaktiyle ilm-i servet ve ilm-i idare-i mülk (sciences politiques et iconomie politique) gibi ameliyat ve icraat için lâzım olan ilimlerin hepsine verilen isimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

practical. applied. functional. operational. operative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملی] pratik, uygulamalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). biraz ıslah etmek, iyileştirmek, düzeltmek; iyileşmek,; düzelmek, biraz ıslah olmak. ameliora'tion (i). iyileşme, düzelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ameliye» bu mânâ ile lisanımızda kullanılmaz). Bir fen ve ilmin icraat ve tatbikat ciheti: Ameliyat-ı cerrahiye, ameliyat-ı kimyeviye, ameliyat görülmedikçe kimyadan bir şey anlaşılmaz. Tıp fakültelerinde talebelerin tahsillerini tamamlamaları, mahir profesörlerin nezaretinde büyük hastahanelerde ameliyat görmelerine bağlıdır. Dilimizde fiil gibi de kullanılır: Filan operatör dün pek büyük bir ameliyat yaptı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical. operating. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. surgery. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surgical operation. performance. practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليات] işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hastaların ameliyat edildiği oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. theater. theatre. operating theater. operating theatre. surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theatre. operating theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operating room. operating theater. operating theatre. operating theater theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has undergone a surgical operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belli bir gaye ile yapılan iş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمليه] işlem, uygulama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

key word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rumca). Melek ‘ otu. (Hıristiyanlar’da kadın ismi de olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bülbül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عندليب] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To anoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give extreme unction to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer an oil or ointment to ; often in a religious ceremony of blessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melek; ölmüş bir kimsenin ruhu; melek gibi adam, melek huylu kimse; (k).dili bir piyes vb'nin masrafını üzerine alan kimse. angelfish (i). maymunbalığı, (zool). Squatina vulgaris. angel food cake beyaz ve hafif bir çeşit pasta. angelic (s).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). melekotu, (bot). Angelica,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Katoliklerin sabah, öğle ve akşam okudukları ''tecessüdü isa duası; bu duanın okunacağı zaman haber veren çan sesleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefes darlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay phone. pay telephone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denote. imply. mean. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., zool. halkalı; (s). halkalılara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motherhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motherhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be a mother to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sıtma mikrobunu taşıyan ve aşılayan sivrisinek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıtma sivrisineği, anofel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Lat). harpten evvel (özellikle Amerikan iç harbinden evvel).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). antilop; ceylan, gazal, ahu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşin ışığında bulut üzerinde görülen renkli halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). solucanları bağırsaktan defeden;(i). solucan ilâcı, solucan düşürücü ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). plan ve karakterlere önem vermeyip konuyu duygusal yönden ele alan roman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insan öldürücü (silahlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart hotel. apartment hotel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Cash-call for the unpaid portion of capital)

Pay bedelinin taksitle ödenmesinin sözkonusu olduğu durumlarda, ortaklık yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrıya denir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). bir gezegen veya bir kuyruklu yıldız yörüngesinin güneşten en uzak olan ucu, afel, evc, yeröte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). esvap, elbise, kıyafet, kılık, kisve: (f). giydirmek, donatmak, teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). davayı daha yüksek bir mahkemeye temyiz eden kimse, davanın yeniden görülmesini talep eden taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). davaların yeniden görülmesine ait.appellate court temyiz mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ad, isim, nam, lakap, unvan, mahlas; isimlendirme, ad verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). cins isim; lakap, mahlâs, unvan; (s). cins isme ait; tanımlayıcı, tavsif edici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). dava temyizinde davalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suluboya resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baş melek; melek otu, (bot). Archangelica officinalis archangelic (s). baş meleğe ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üzerinde irili ufaklı çok sayıda ada bulunan deniz; takımadalar ; adalar grubu. the Archipelago Adalar Denizi, Ege Denizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, dürüst kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). Yunan filozofu Aristo'ya ait; (i). Aristo nazariyeleri taraftarı. Aristotelianism (i). Aristoculuk. Aristotelic (s). Aristo'ya veya felsefesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kameralarda, arkadan güçlü bir ışık geldiğinde nesneler silüetler şeklinde görünebilir. Tüm Handycam modellerinde, bunu engelleyen ve nesnelerin net görünmesini sağlayan Backlight Compensation (Arka Işık Telafisi) sistemi bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bal, ş«m-i asel = Balmumu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عسل] bal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tıpta ve kokuculukta kullanılan bir reçine. Aynı adla anılan ağacın (Styrax officinalis’in) kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bal renginde olan. 2. Yahudiler’in ayırdedilmek üzere, omuzlarına taktıkları sarı kumaş. 3. Eskiden kullanılan, bal renkli bir çeşit kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peerage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstanbullu, Osm. şehrî.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çirişotu, (bot). Asphodelus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quality or office of anattaché.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr) imalâthane, atölye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Zanaat sahiplerinin veya sanatçıların çalıştıkları işyeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workshop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atelier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tar). asil kimse; kral naibi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tavîl»den itaf.) (mü. tûlâ). Daha veya pek uzun Cenab-ı Hak atvel-i ömür ile muammer eylesin = Tanrı pek uzun ömürle yaşatsıhl

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

terbiye edilmeden hazırlanmış yemek; çıplak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come to be wandering aimlessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Serserilik. 2. İşsizlik (eskiden bunun yerine Avâregî kullanılması abestir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idleness. inaction. inactivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) - Melek gibi, melek görünüşlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istatistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği akşam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jül Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e bölünemeyen yüzyıllarda Şubat’ın 29 çekememesi idi. Yani Şubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda Şubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Günlük yaşantımızı, çalışma hayatımızı, sosyal, kültürel, ekonomik tüm aktivitelerimizi takvime göre düzenler ve planlarız. Takvimle ilgili en büyük güçlüğümüz sürekli ‘şu tarih hangi güne geliyor’ sorusunu sormak zorunda kalışımızdır. Başta milli bayram, kutlama ve tatil günleri olmak üzere aynı tarihin her yıl değişik günlere rast gelmesi sadece yıl içersinde sağlıklı planlama yapmamızı etkilemez, aylardaki aktif iş günlerinin değişmesi nedeni ile tüm kurumların hesap, plan ve istalistiklerini de alt üst eder.

Bunun sorumlusu Dünya’nın Güneş’in etrafındaki dönme süresidir. Çok eski çağlarda bile insanlar etkinliklerini Güneş’in görünür hareketlerine göre düzenlemişler, yani basit hali ile de olsa Güneş Takvimi’ni kullanmışlardır. Ancak bu bir yılın süresi bir günün tam katı olmadığından, küsuratlar oluşmakta, bu da ideal bir takvim düzenini pratikte zorlaştırmaktadır.

Güneş Takvimi’ni ilk kullananlardan Mısırlılar’da bir yıl 365 gün (aslında 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 46 saniye) kabul ediliyordu. Aradaki bu farktan dolayı, örneğin ilkbaharın başlangıcı ancak 1508 yılda bir aynı tarihe denk geliyordu.

Eski Babil, Helen, Çin ve Hint medeniyetleri, Ay’ın evrelerine dayanan 29 ve 30’ar günlük 12 aydan oluşan Ay Takvimi’ni kullanmayı tercih ettiler. Bu takvimde bir yıl 354 gün olup mevsim tarihleri Güneş Takvimi’ne göre her yıl 11 gün kayıyordu. Ardarda iki hilalin oluşması arasında geçen süre (29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2,78 saniye) yine günün tam katı olmadığından Ay Takvimi’nin de çok sağlıklı olduğu söylenemez.

Günümüzde Ay Takvimi’ni kullanmaya devam eden İslam ülkelerinde ay süreleri hilalin gözle görülmesine bağlı olduğundan, yani hilalin ilk gözlemlendiği aksam eski ay bitmiş, yeni ay başlamış sayıldığından, bir ayın kaç gün süreceği önceden bilinemez. Farklı İslam ülkeleri, ayları değişik günlerde başlatabilirler. Bu, özellikle Ramazan ayının son günü ve takip eden bayramın ilk günü için karışıklık yaratır.

Nispeten daha doğruya yakın gibi görünen, günümüzde ülkelerin çoğunda kullanılan ve Gregoryan Takvimi olarak da bilinen Güneş Takvimi’ndeki aksaklıkları gidermek için biri milattan önce 46 yılında Jul Sezar, diğeri de milattan sonra 1582 yılında Papa Gregory XIII tarafından iki kez önemli değişiklik yapılmıştır.

Sezar ardarda üç yılı 365 gün, dördüncü yılı ise 366 gün olarak saptamıştır. Bu sürenin olması gerekenden 0,0078 gün daha uzun olması, yıllar boyu birikerek 128 yılda fazladan bir gün yaratması sonucunu doğurmuştur.

1582 yılına gelindiğinde bu fark 10 günü bulunca Papa Gregory XIII takvimi 10 gün ileri aldı. 4 Ekim’den sonraki gün 15 Ekim kabul edildi. 10 gün yaşanmadan atlanmış oldu. Parasal hesaplar karıştı, halk ‘on günümüzü geri isteriz’ diye gösteriler yaptı.

Papa’nın asıl önemli reformu 400’e böiünemeyen yüzyıllarda İubat’ın 29 çekememesi idi. Yani İubat 2000 yılında 29 çekebilirken 2100, 2200 ve 2300 yıllarında çekemeyecekti, o yıllarda İubat 8 senede bir 29 gün olabilecekti. Bu sayede kullanılan takvim ile ideali arasındaki fark yılda 0,00030 güne düşürülmüştü ki bu da 33.000 yılda l günlük kayma demektir ve çok önemli değildir.

Bu takvimi İngiltere 1752’de, Rusya 1918’de, Türkiye ise l Ocak 1926’da kabul etti. Ne var ki ay sürelerinin eşit olmaması ve haftanın 7 gün olması nedenleri ile, belli bir tarihin her yıl değişik güne rastlaması sorunu yine çözülemedi.

Dünya Takvim Reformu Birliği’nin (AWCR) bahsedilen tüm sorunları ve eksikleri ortadan kaldıracak çok kullanışlı ideal bir takvim önerisi var ama henüz hiçbir ülke, değişikliğin kurulu düzende yaratacağı karışıklığı ve maliyeti göze alıp bu takvimi uygulama cesaretini gösterememektedir.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

TV/Monitör ekranını izlerken kolay düzenleme için kontrol panelini çıkartabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Kullanıcının, en iyi güvenlik için ön paneli çıkartmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Bol ışık saçan, ay. 2.Ay’ın en parlak zamanında doğan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yükselen ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underdeveloped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Ekonomik ve fiziksel gerileme gösteren bölge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Allah’ın sıfatı). Aziz ve celîl olan (Allah).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Babil şehri ve kulesi; yüksek bina; (kh). kargaşalık, ana baba günü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekâr erkek, evlenmemiş erkek; fen veya edebiyat fakültesi mezunu; bir başkasının bayrağı altında hizmet eden genç şövalye. bachelor'sbutton (i)., (bot). peygamber çiçeği. bachelordom, bachelorhood bachelorship (i). bekârlık. Bachelor of Art

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önemsiz şey; bilardoya benzer bir oyun; çoğunlukla piyano için bestelenmiş kısa ve hafif parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir cins tatlı küçük ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-aligned countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bahçeleri çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place full of gardens. plot for a garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kuvvetlerine bağlı asker, öğrenci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marine. sailor. seaman. naval officer. naval cadet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor. naval officer. jack tar. jar tar. leatherneck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., tic. mark. bakalit; telefon ahizeleri v.b. yapımında ve elektrik veya hararet tecridi için kullanılan bir çeşit plastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virginhood. virginity. maidenhood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

virginity erdenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maidenhood. virginity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. (bâme»den gelir ki sakal demektir). 1. Alt dudağın altındaki kıllar. 2. Sazın en kalın ses veren teli. Bamteline basmak = Hiddetlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بامقاوله] sözleşme ile, sözleşmeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

açık havada çalan müzik topluluklarını koruyan yarım küre şeklindeki önü açık duvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baran).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sakallı tatlı su balığı; karakeçi, zool. Barbus fluviatilis; balığın dudağındaki sakal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halter.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ancak, güçbelâ; açıkça, gizlemeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). varil, fıçı; bir varilin içine alacağı miktar; top veya tüfek namlusu; (f). fıçıya koymak; A.B.D. arabayı hlzlı kullanmak. barrel buoy fıçı şamandıra. barrel organ latarna. barrel roll uçuşta uçağın ekseni üzerinde tam bir devir yapması. barrel

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuisance. pain. sod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. nuisance. pain in the arse. pest. scum of the earth. thorn in one's flesh. troublemaker. troublesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

- Kulak ağrısı

- Araç tutmaları

- Ani hava değişimi

- Bazı göz hastalıkları

- İlaç zehirlenmeleri

- Düşük veya yüksek tansiyon

- Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları

- Kansızlık ve kan hastalıkları

- Mikrobik hastalıklar

- Beyin hastalıkları

- Sara ve bazı ruh hastalıkları

Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit baş dönmelerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 1 kahve kaşığı anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). asılsız, temelsiz, esası olmayan. basielessly (z). asılsızca. baselessness (i). asılsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

become. befall. happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to happen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heyketıraşçılıkta yarım kabartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (bak). basrelief.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ölümden sonra dirilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Türk musikisinde kürdîli bir mürekkep kep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F). Türk musikisinde bûselikli bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعدالميلاد] milattan sonra, İsa’dan sonra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعث بعد الموت] ölümden sonra diriliş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit kokulu reçine; bu reçinenin elde edildiği ağaç; Mekke pelesenk ağacı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to argue. to quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fr.), (ahçı) beyaz sos, beşamel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. bedelât). 1. Bir şeyin yerini tutan veya tutabilen, yerine geçen: Bir deve iki beygire bedeldir. 2. Karşılık, ivaz, bir şeyin yerine verilen: Malımı kaybettinizse bedelini vermeye mecbursunuz. e. Bedel olarak, yerine: HÜn-ı dil nûş ederim bâde-i gül-gûna bedel. Bed«l-i askerî = Osmanlı devletinde Müslim olmıyan tab’anın askerlik hizmetine bedel verdikleri vergi, eski cizyenin yerini almıştır. Bedel-i şahsî = Osmanlı devrinde bizzat askerlik etmek istemeyenlerin, maaşla kendi yerlerine gönderdikleri adam. Bedel-i nakdî = Askerlik hizmetinden kurtulmak için verilen belirli meblâğ. Tayın bedeli = Askerlere tayınları yerine verilen para.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitutional. worth. substitute. equivalent. price. pay. worth. compensation. consideration. forfeit. offset. purchase money. quid pro quo. quittance. rate. requital. wages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. price. toll. value. worth. equivalent. substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Beadle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. worth. price. remuneration. value. equivalent of. in exchange for. sum paid for exemption from military service. person who makes the pilgrimage to Mecca in the name of another. compensation. cost. offset. pay. quid pro quo. quittance. subs

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Değer, kıymet. 2.Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بدلات] bedeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satarak bundan istifade ve ticaret eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Askerlerin tâyînât puslalarını alıp satmak işi ve bundan olunan ticaret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bedel olarak, bedel suretiyle, aynen ve şahsen tâbirinin mukabili: Tâyînâtı aynen mi, yoksa bedelen mi alıyorlar? Askerlik hizmetini bedelen veya şahsen ifa etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bedel ödenilen, bedeli olan. 2. Bedelci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having the value of. one who has paid to be exempted from his military service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Rights Issues)

Şirketlerin sermaye artırımı karşılığında çıkardıkları hisse senetlerini nominal değerinden veya daha yüksek bir fiyattan satmak suretiyle gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarına denir. Söz konusu hisse senetleri ortaklara satılabileceği gibi (rüchan hakkının kullandırılması), ortaklar dışındaki yatırımcılara da satılabilir. (rüchan haklarının kısıtlanması). Bedelli sermaye artırımına katılım bedeli belli bir süre ile sınırlıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Bedel ödenmeyen, bedeli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. without charge. gratuitous consideration. free of cost. without cost. costless. for free. nonremunerative. on the house. past consideration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Capital Increase Through Bonus Issues)

Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır. Bedelsiz hisse senedi alma hakkı bir süre ile sınırlandırılamaz.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

physical. corporal. bodily. carnal. corporeal. fleshly. gestic. material. organic. sensual. somatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animal. bodily. corporal. earthy. personal. physical. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bodily. fleshly. material. physical. physically. sensual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak arkadaşı, yakın dost.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kestirme yol; düz çizgi, düz hat. make a beeline for something bir şeye en kestirme yol ile ulaşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, şeytanların başı, iblis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. behold.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mücevherle donatmak; ziynet eşyasıyla süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEL’) (i. A.). 1. Yutma: Bel’etti, yuttu. 2. Emmek, cezb ve massetmek: Toprak suyu bel’etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı: Bil). 1. Bedenin ortası, kuşak bağlanan yeri, göğüs ile karnın arası, hasr, miyân: Bele bağlamak, ince bel, belim ağrıyor. 2. İnsan ve hayvanda karnın arkası, sağrı ile omuzlar arasındaki yer, sulb: Beli bükülmüş, bu atın beli düşükçe. 3. Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı. Dağ beli ve belan dahi denilir. Bel ağrısı: Osm. Vecâ-ı ktnî. Belbağlamak = Bir işe azmetmek ve bu işten büyük bir şey ummak: Himmetinize bel-bağladım. Bel bükülmek = İhtiyarlıktan kanburlaşmak. Bel bükmek = Çok yormak, yahut fütura düşürmek: Bu gaile belini büktü. Belsoğukluğu = Tenasül uzvu hastalığı, Osm. seyelân-ı muhâtî. Belkemiği Osm. Amûd-ı fıkarî. Bel vermek = Eğilmek, kavisli olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Aslı: Bil). Ayakla basarak yere batırmakla toprağı kazmakta kullanılan bahçıvan ve bağcı Aleti. Çeşitleri vardır: Arnavut, sakız, bostan beli, kürek bel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. middle of the back. loin. grubber. paddle. spade. come. middle. saddle. semen. spunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Babylonian name of the god known among the Hebrews as Baal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Baal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thorny rutaceous tree of India, and its aromatic, orange-like fruit; called also Bengal quince, golden apple, wood apple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fruit is used medicinally, and the rind yields a perfume and a yellow dye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist. loins. the small of the back. sperm. spade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The base-10 logarithm of the ratio of two power values The basis for the more-common term decibel: One bel equals 10 decibels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fundamental division of a logarithmic scale for expressing the ratio of two amounts of power, the number of bels denoting such a ratio being the logarithm to the base 10 of this ratio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm 10 ; 2 logarithm 10 ; and 2 logarithm 10 See dB.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm sub 10 of P sub 1/P sub 2):2 logarithm sub 10 ; and 2 logarithm sub 10 See dB.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dimensionless unit for expressing the ratio of two values of power, being the logarithm to the base 10 of the power ratio , is 10 times the logarithm to the base 10 of the power ratio A bel is 10 decibel ).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belarus ).

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equal to 10 decibels, see decibel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Establishment Listing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measurement of sound intensity named in honor of Alexander Graham Bell First used to relate intensity to a level corresponding to hearing sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A title meaning Lord The Babylonian God Marduk was refered to as Bel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Named for Alexander Graham Bell, who did the original scientific investigations; Also see decibel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stylized creeper pattern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Babylonian-Assyrian version of Baal, a common name for Marduk, chief god of Babylon , sometimes called Merodach by the Jews.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بل] belki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلع] yutma. 2.yutulma. bel’ edilmek yutulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kls Belgium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

: Esaslı bir hastalıktan kaynaklanmayan bel ağrıları, çoğunlukla yorgunluk sonrası görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel ağrılarında mutlaka doktora görünmek gerekir. Yorgunluktan doğan bel ağrılarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : Bele; dört kat lahana yaprağı konur, üstü sıkıca sarılır. İstirahat edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backache.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Hayretle, şaşkın şaşkın: Bel bel bakmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Cinsel ilişki sırasında, meninin vaktinden önce boşalmasına verilen isimdir. Halk arasında erken boşalma. Tıp dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çoğunlukla ruhsaldır. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açık havada dolaşmak, sabah akşam ılık banyo yapmak ve hazmı kolay şeyler yemekle başlanır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazırlanışı : Her sabah, bir kahve kaşığı çörek otu az su ile içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incontinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waist belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Gonore denilen bir çeşit zührevi hastalıktır. Cinsi münasebetle bulaşır. İdrar yollarında acıma, yanma, şişlik ve akıntı ile belirir. Akıntı cerahatlıdır. Bu cerehat ellere bulaşacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüğe neden olabilir. Kadınlarda da, beyazımtırak cerahatlı akıntı, sık sık idrara gitme, idrar yaparken ağrı ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarında akıntı görüldüğünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soğukluğu görülen, bu hastalığı cinsel ilişkide bulunduğu herkese bulaştırır. Aşağıdaki reçetelerden herhangi biri tedavi amacıyla kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su

Hazırlanışı : Yarım tencere suya, 1 demet maydanoz konur. Kaynatılır. Buğusunun üzerine oturulur. Aynı işleme iyileşinceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sag. sagging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. nüktedan insan, zarif kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Evet, hay hay, pekî. Kalû-belâ = Evet dediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Cem’i kullanılmayıp «belâyâ» ise «beliyye» nin cem’idir). 1. Gam, keder, tasa. 2. Afet. 3. Adamın ne yapacağını bilmediği ağır ve sıkıntılı iş veya şahıs. 4. Ağırlık, sıklet, sıkıntı, müşkülât. 5. Ceza, mücazât, hak edilen ceza: Belâsını bııldu. Belâya uğramak = Istemiyerek biriyle kavgaya girişip başına sıkıntı celbetmek. Belâya uğratmak = Tehlikeli ve gaileli bir işe sokmak. Baş belâsı = Uzaklaştırılması müşkül gaile, tâciz eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bugger. evil. hassle. mess. scourge. scrape. tartar. trouble. calamity. misfortune. nuisance. plague. pest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. misfortune. calamity. evil. aggro. cancer. curse. damnation. deep trouble. disaster. firework. fuck up. hot water. plague. predicament. scourge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلا] felaket, musibet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلی] evet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. belâ = mihnet, Fars. keşiden = çekmek). Mihnet ve meşakkat çeken, mihnetkeş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça belâ = musibet, Farsça zede = vurulmuş). Musibete uğramış, felâkete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. siddetle dövmek; ağır darbelerle vurmak; dil uzatmak, alaya almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ahmahlık, kalın kafalılık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلادت] dangalaklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بلادیده] belaya uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. edebiyat). Meramın iyi suretle, düzgün ve san’atlı sözlerle ifadesi. Fesâhat dahi belâgatın şartlarından olmakla, her söz fasîh ve belîğ değilse de, her beliğ sözün fasîh olması şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eloquence. rhetoric. declamation. fluency. oratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاغت] kusursuz söz söyleme

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eblehlik, hamâkat, bönlük, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلاهت] eblehlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Müşkülât, eziyet ve sıkıntıyı mucib, müşkül: Belâlı bir iştir. 2. Bir Aşüfteye cebren ve tehditle kendini dost tutturan haşarı adam: Bir belâlısı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plaguesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamitous. troublesome. toughy. bully.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamitous. troublesome. quarrelsome. pimp who lives off a prostitute. thorny. tough.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2.Hz.Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz.Musa’ya beddua etmesiyle tanınmış olan “Bel’am b. Baura” adında İsrail kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gecikmiş, geç kalmış. belatedly z. gecikerek, vaktinden sonra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., den. halatı volta etmek; bağlamak. belaying pin den. armadora çeliği, bağlama direği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. beliyye). Musibetler. (bk.) Beliyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلایا] belalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. geğirmek; püskürtmek, fırlatmak; i. geğirme; fırlatma, püskürtme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya) (Fransızca Belgique). Batı Avrupa’da bir devlet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belgian. belgium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Belgium. benelux countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Brüksel.

Nüfus: 10.063.000.

Yüzölçümü: 11.787 km2.

Komşuları: Batı’da ve Güney’de Fransa, Güneydoğu’da Lüksemburg, Doğu’da Almanya, Kuzey’de Hollanda.

Önemli Şehirleri: Brüksel, Antwerp, Ghert, Charleroi, Liege.

Din: %75 Katolik.

Dil: Fransızca, Almanca.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monark’a bağlı parlamenter demokrasi.

Siyasi Partiler.

Flaman Bloğu, Halkın Birliği, Fransızca Konuşanların Demokratik Cephesi, Özgürlük ve İlerleme Partisi, Reformcu Liberal Parti, Hristiyan Halk Partisi, Sosyal Hristiyan Parti, Sosyal Parti.

Tarih: Belçika ismi, ülkenin ilk yerleşik insanları olan Belgae’lerden gelmektedir. Ülke olarak Julius Caesar tarafından fethedilmiş ve Romalıların, Frank’ların Burgundy’nin, İspanya’nın, Avusturya’nın ve Fransa’nın da dahil olduğu bir dizi işgalci devlet tarafından 1800 yıl yönetilmiştir. 1815’ten sonra Belçika Hollanda’ya bağlandı fakat bağımsız bir anayasal monarşi olması 1830’a rastlar. Belçika’nın tarafsızlığı her iki dünya savaşında da Almanya tarafından ihlal edildi. Kral 3. Leopold 28 Mayıs 1940’ta Almanya’ya teslim oldu. Savaş sonrası, tahtından feragat edip yerini oğlu Kral Baudovin’e bırakması konusunda siyasi baskıya maruz kaldı. Kuzey Belçika’da yaşayan Flamanlar Hollandaca, güneydeki Valonlar ise Fransızca konuşurlar. Bu dil farklılığı daimi bir karşıtlık kaynağı olmuş, iki grup arasında düşmanlığa yol açmıştır. Parlamento, gücün merkezi hükümetten 3 bölgeye -Valonya, Flander ve Brüksel- transferini amaçlayan bir takım önlemler almıştır. Belçika yaptığı dış ticaret ile ekonomisini yürütmektedir ve toplam ücretiminin %50’si dış ülkelere satılmaktadır.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Belçika ahalisinden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belgian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kocakarı, acuze; (eski) nine, büyükanne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kasaba, şehir. Ar. medîne: Belde-i tayyibe= Medîne-i Münevvere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلده] kent. 2.diyar, memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büldân, bilâd). 1. Yer, memleket, hıtta. 2. Kasaba, şehir: Beled-i emin (el-beled-ül-emîn): Mekke-i Mükerreme. Şeyh-ül-beled = Arap ülkelerinde belediye reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلد] kent. 2.memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beled» den imen.) (mü. belediyye). 1. Şehir ve kasabaya mensup ve müteallik. 2. Şehir ve kasaba ahalisinden olan, şehirli. Bedevi veya köylü olmayan. 3. Yerli, mahallî. 4. Belediye idaresine mensup ve müteallik: Meclis-i beledî, nizâmât-ı belediyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yukarıdaki Arapça kelimeden). Yerli kumaş, çit bezi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدی] kentli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya kasabanın sokaklarıyla başka umumî işlerine, temizlik vesair ihtiyacına bakan idare: Belediye nizamları, belediye reisi, meclis-i belediye, belediye dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. city hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the town council. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city council. municipal council. town council. municipal board. municipal councillor / council / assembly / board. town / municipal council. shop council. select council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the business of governing a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدیه] belediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hediye, armağan. 2.Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinden yol geçen tepe

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çocuğu kundaklamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koni biçiminde olan bir çeşit fosil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık y(Erkek İsmi) 2.Akdeniz bölgesinde İskenderun’da Suriye’nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(BERELMEK) (f.). Gözü, akı iri iri görünecek şekilde açılmak: Gözü belerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERELTMEK) (f.). Gözü hiddetle çok açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. e.) (Arapça «bilâşey»den galat). Ücretsiz, meccanen, bedava, caba: Bunu beleş aldım. Beleş at kusurlu olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. buckshee. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. gratis. for nothing. freebie. freebee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Pelesenk ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parasız geçinmeyi huy edinen, lüpçü, bedavacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloader. sponge. sponger. cadger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponger. free loader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan kulesi, çan kulesi sahanlığı; çanın üzerine asıldığı tahta iskele

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Belyium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1926'da kullanılmaya baslanan beş Belçika frangı degerindeki para birimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir halin, bir hadisenin veya sözün doğruluğunu gösteren, inandırıcı şey, vesika.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document. certificate. voucher. brief. card. deed. instrument. letter. muniment. note. present. record. reference. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. deed. record. voucher. voucher copy. instrument. paper. process. proof. testimonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. authenticate. be a record of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authenticate. document. to document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be documented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documented. certificated. qualified. documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documented. dismissed from school.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive. film archive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film. documentary picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Belçikalı; s. Belçika'ya ait. Belgian hare büyük bir çeşit evcil tavşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. evident. precise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

klar. deutlich. offen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Alamet, nişan, mar(Kadın İsmi) 2.Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belçika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belgrad, Yugoslavya'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(e.). Evet, hay hay. (Farsça’dan gelir ve bazı Doğu ülkelerinde kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلی] evet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeytan, iblis; kötülük, şeytanet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «belâdet» den smüş.). Akılsız, ahmak, bön.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yalancı çıkarmak, tekzip etmek, yalanlamak; iftira etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inanç, itikat, iman, kanaat, akide, doktrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. inanmak, güvenmek, itimat etmek; iman etmek; zannetmek; in ile güvenmek, itimat etmek Believe me! Sözüme inan ! believable s. inanılır believer i. iman eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «belagat» dan smüş.). 1. Kâfi derecede, çok fazla. 2. Belâgatla yani düzgün ve süslü ibare ile meramını ifade eden: Şair-i belîğ. 3. Belâgatla ifade olunan düzgün ve süslü: Kelâm-ı belîğ = Belâgatli söz, mektûb-ı belîğ = Belâgatli mektup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بليغ] fasih konuşan. 2.fasih, düzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fasih ve düzgün konuşan. 2.Açık, yeterli, tam.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

braid. plait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Saç örgüsü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Gözlerini açıp bakakalmış, şaşkın. Ar. mütehayyir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f). Gözlerini açıp şaşkın şaşkın bakmak, şaşa kalmak. Uykudan sıçrayarak kalkıp etrafa şaşkın şaşkın bakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. manifest. distinctive. blazing. upfront. clear-cut. distinct. evident. explicit. marked. positive. prominent. pronounced. salient. sharp-cut. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. distinct. explicit. prominent. salient. evident. marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. evident. marked. pronounced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. to become clear. to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clear / evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. to make clear. to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. set off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarity. emphasis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. definition. specification. assignation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation. determination. resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determine. define. specify. state. identify. assign. limit. adjust. appoint. assess. condition. decide. detect. dictate. establish. peg. set. set down. settle. single out. slate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. determine. fix. pinpoint. predicate. set. to determine. to designate. to set. to fix. to assign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set. to determine. to designate. to fix. condition. modify. state precisely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirli belli olan, muayyen: O günden sonra belirli bir iş tuttu. Belirli bir yerde buluşalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific. certain. particular. stated. clear. definite. definitive. determinate. precise. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. definite. given. particular. set. specific. determined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specific. determined. designated. definite. determinate. fixed. given. particular. stated. very.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specificity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emergence. appearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appearance. appearing. becoming visible / distinct. advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Belirmek, açık ve aşikâr olmak, meydana çıkmak. 2. (Gözler) hiddet veya hayretle çok açılıp bakmak, (bk.) Belermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appear. become clear. dawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appear. to emerge. to loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to appear. to become visible. to become definite. emerge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Belirsiz, belli olmayan, fark olunmaz, bellisiz. 2. İyi farkolunmaz: Zâhir ve açık olmayan, şüpheli. Ar. meşkûk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct. uncertain. unclear. undetermined. undefined. unsettled. cloudy. shadowy. foggy. indefinite. ambiguous. backhanded. clouded. dubious. dusty. equivocal. fuzzy. hazy. indefinable. indescribable. indeterminate. inglorious. lax. misty. obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. ambiguous. borderline. dim. distant. equivocal. fuzzy. inarticulate. indecisive. indefinite. indeterminate. nebulous. vague. uncertain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefinite. uncertain. undetermined. imperfection. ambiguous. in the background. chancy. dicey. dim. doubtful. dreamy. equivocal. foggy. hazy. inappreciable. indeterminate. vague information. misty. recondite. shadowy. vague. woozy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinctness. uncertainty. ambiguity. indefiniteness. dark. doubtfulness. dreaminess. dreariness. drift. dubiousness. equivocalness. fogginess. fuzziness. generality. gloom. haze. haziness. if. incalculability. laxity. laxness. limbo. suspense. twi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambiguity. limbo. uncertainty. indefiniteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indefiniteness. ambiguity. ambiguousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverb. adverb zarf. determinant. indicator. reagent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinative. indicative. diacritic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telling. modifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

modifier. defining word. qualifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirti, alâmet, Arâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. indication. symptom. mark. clinic. evidence. foretoken. glimpse. impression. note. prognostic. prognostication. spark. spark of. stamp. strain. streak. tinge. token. trace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hint. indication. mark. precursor. sign. symptom. token.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sign. symptom. symbol. augury. badge. distinction. foretoken. indication. indicator. mark. omen. prognostication. show. spark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.J. Belirtili, belirtisi olan, belirtilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirtisiz, belirtilmemiş olan. Belirtisi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Belirtme, belirli hale getirme, tebârüz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specification. clarification. clear revelation. clearly revealing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation. determination. full definition. denotation. specification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Belirtmek, açıklamak, açıp göstermek. 2. (Gözleri) açıp hayretle veya hiddetle bakmak: Göz belirtmek. (bk.) Belertmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

specify. point out. define. remark. represent. signify. deliver oneself. denote. embody. emit. enumerate. evidence. exude. feature. import. indicate. manifest. predicate. purport. show. sign. state. ventilate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assert. betray. couch. define. denote. designate. emphasize. enumerate. expound. express. frame. indicate. mark. predicate. register. remark. signify. state. stress. suggest. tinge. underline. to indicate. to state. to denote. to express. to remark. to fr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küçültmek, küçümsemek; alçaltmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بليات] belalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. belâyâ, belâyat). Belâ, musibet, müşkülât.

Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Belmopan.

Nüfus: 209.000.

Yüzölçümü: 8.867 km2.

Komşuları: Kuzey’de Meksika, Batı’da ve Güney’de Guatermala.

Önemli Şehirleri: Belize City.

Din: %62 Katolik, %32 Protestan.

Dil: İngilizce, İspanyolca, Maya ve Garifuna dilleri.

Yönetim Biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Tarih: Belize (eski İngiliz Hondura’sı) Amerikan kıtalarındaki son İngiliz kolonisidir. 21 Eylül 1981’de bağımsızlığını kazanan Belize’de İngiliz birlikleri güvenlik sağlarlar.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Omurga kemiği. Bir şeyin esas kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spinal column.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. spine. basis. foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backbone. back bone. spine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.), ihtimal, muhtemel, olabilir, umulur: Belki bu akşam yağmur yağar. Evvelâ, hattâ: Onu yalnız diğer ahbaplarına değil, belki akrabasına da tercih eder. Kuvvet ile değil, belki ilimle galebe çalınır. (Halk dilinde galat olarak «belkim» ve «belkileyim» de derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. possibly. contingently. mayhap. peradventure. perchance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. possibly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. it all depends. peradventure. possibly. perchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بلکه] olabilir, belki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Belki.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz.Süleyman’a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur’an’da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz.Süleymanla arasında geçen olaylar Neml suresinde anlatılır. Kur’an’da bahsedilen kadının o olduğu rivayet edilir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. çıngırak veya zil takmak; böğürmek, bağırmak (geyik v.b.); çan şekline girmek; i. kösnüme devresinde geyiklerin çıkardlığı ses, böğürme. bell the cat tehlikeli bir işi başarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çan, kampana; çan şeklinde herhangi bir şey; zil, sıngırak; den. gemide saati belirtmek için çanın vuruş sayısı. bell buoy çanlı samandıra. bell jar çan şeklindeki kavanoz. bell metal çan yapımında kullanılan bakır ve teneke karışımı bir metal. bell pu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yayvan ağızlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. i. botanik). Güzelavratotu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An herbaceous European plant with reddish bell-shaped flowers and shining black berries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole plant and its fruit are very poisonous, and the root and leaves are used as powerful medicinal agents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Its properties are largely due to the alkaloid atropine which it contains.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Called also deadly nightshade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A species of Amaryllis ; the belladonna lily. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United State

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perennial Eurasian herb with reddish bell-shaped flowers and shining black berries; extensively grown in United States; roots and leaves yield atropine. an alkaloidal extract or tincture of the poisonous belladonna herb that is used medicinally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belladonna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzelavratotu, belladon, bot. Atropa belladonna; bu bitkiden çıkarılan zehirli ilaç. belladonna lily nergis zambağı, bot. Amaryllis belladonna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. otellerde oda hizmetçisi çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzellidiyle tanınan kadın veya kız, dilber; salon kadını

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). Hafıza, (bk.) Hafıza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. core memory. mind. recollection. retention. store. engram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. mind. storage. store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storage. memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın belini örtmek üzere eğerin altına konulan fanila, çul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zaptetme, ezberleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öğrenmek, zihne koymak, ezberlemek, zapt ve hıfz etmek: Dersi bellediniz mi? 2. Zannetmek, bir zanda bulunmak: Ben öyle bellemiştim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (MAruf bahçıvan Aletinin ismi olan «beliden). Bel ile işlemek, kazmak: Bağı bellemek lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to commit to memory. to learn by heart. to suppose. to observe sth well so as impress it on one's mind. to turn over with a spade or fork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öğrenilmek, ezbere okumak, zapt ve hıfz olunmak: Bu ders kolay bellenmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bel ile işlenmek, kazılmak: Kuraklıktan bağlar bellenemiyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,çoğ., Fr. edebiyat, gökçe yazın; güzel sanatların bir kolu olarak edebiyat; edebiyatın seçme örnekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dergi. bulletin board ilân tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, öğretmek, zihnine koymak: Çocuğa alfabeyi belletmek. 2. Aşikâr ve belli etmek, meydana çıkarmak: Kalbindekini belletmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bel ile kazdırmak: Bağı bellettiniz mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zihne koyma, ezberleme, zapt ve hıfz etme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çançiçeği, bot. Campanula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Zahir, aşikâr, ayan, meydanda olan, bedihî: Bunun böyle olacağı belli idi. Zekâ kuvveti, alnının genişliğinden bellidir. Belli etmek = İzhâr eylemek, göstermek: Düşmanlığını belli etmiyor. Bell i başlı = MAruf, itibarlı. Besbelli = Pek aşikâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şöyle veya böyle beli olan: İnce belli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. clear. certain. specific. particular. known. avowed. broad. conspicuous. explicit. express. given. manifest. noticeable. palpable. patent. perspicuous. precise. prominent. self-evident. shadowless. stated. translucent. unmistakable. upfront.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. broad. concrete. manifest. obvious. palpable. prominent. unmistakable. evident. certain. definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evident. obvious. clear. visible. certain. definite. broad / adj ,. express. notable. signal. unmistakable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. eminent. notable. well-known.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indistinct. nebulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kavgacı, dövüşken, mücadeleci; savaşmayı seven. bellicosely z. dövüşkence.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dövüşkenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. münakaşaya meyilli oluş, münakaşacılık; harpçilik, muhariplik, harp hali, harp etme. belligerency i. kavgacılık eğilimi, dövüşkenlik; harp hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. münakaşacı, kavgacı, dövüşken; cenkçi, harbe meyilli; muharip, harbe girmiş; harbe ait; i. harpte taraflardan birini teşkil eden devlet veya millet; bu devlet ordusunun mensubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Malûm olmayan, meçhul, belirli, muayyen olmıyan: Gidip gitmeyeceği bellisizdir. 2. Fark olunamaz, görülemez: Babil’in harabeleri bellisiz olmuştur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bekçi gibi çan çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. böğürmek; kükremek; yüksek sesle konuşmak; bağırmak; i. böğürme, kükreme, bağırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tek., çoğ. körük; akciğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Belli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kösemen, boynunda çan asılı olan koç; ne yaptığını bilmeyen bir topluluga önderlik eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f. karın; oburluk; rahim; herhangi bir şeyin içi veya Sişkin olan kısmı; anat. adalenin yumuşak (etli) kısmı; müz. keman veya benzeri bir sazın ön kısmı; f. şişmek, şişirmek. bellyache i., f. kann ağrısı; (argo) sızlanış; f., (argo) şikayet etmek, sızl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ait olmak, mensup olmak. It belongs to me Benimdir. belongings i., çoğ. (bir kimsenin) şahsi eşyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sevgili, aziz; i. sevgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sevilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat) aşağı, aşağıda, alt katta; dünya yüzünde; cehennemde; altında; (edat) -den aşağı. below par ikt. başabaştan aşağı, paritenin altında. watch below den. palavra nöbetsisi, rahatçı vardiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kimya). Pelesenk yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. belsemiye, kimya). Pelesenk yağına mensup ve müteallik veya onunla mürekkep, (botanik). Fasile-i belsemiye = Pelesenk ağacı nevinden ağaçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üreme organlarının bulaşıcı bir hastalığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kemer bağlamak; kuşatmak; etrafını çevirmek; kayışla dövmek. belted s. kuşaklı, çemberlenmiş. belting i. kayış; kayış tertibatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuşak, kemer, bel kayışı; kayış (argo) darbe. belt buckle toka, kayış bağlaması. belt line çevre yolu; şehrin etrafımı dolaşan demiryolu, tramvay v.b. hattı. belt pulley kayış kasnağı. belt saw şerit şeklinde sonsuz çelik testere. hit below the belt b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. F.). Belûcistanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلوط] pelit, palamut. 2.meşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., it., mim. tepe köşkü, binaların özellikle üst kat taraçaları; manzara seyredilmesi için yapılmış bina. the Belvedere Roma'daki Vatikan sanat galerisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Gırtlak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kulluk, kölelik, bağlılık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Benelux Devletleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Vurup çürütmek, bere hasıl olacak surette vurmak: Yüzünü berelemişler. 2. (Meyve vesaireyi) vurmak, zedelemek, çürütmek: Erikleri sepetin içinde çok sallayıp berelemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. chafe. contuse. maul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmaktan çürümek, çürük ve bere peyda etmek: Bütün yüzü berelenmiş. 2. (Meyve). Bir şeye dokunmaktan vurulup bir tarafı zedelenmek: Şeftali berelenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beresi, hafif yarası olan. 2. Başına bere giymiş insan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - güçlü el.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. berkelyum, bir radyoaktif unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aktinitlerden, atom ağırlığı 244 olan radyoaktif bir eleman. Bk senbolü ile gösterilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açıkça belli: Besbelli artık gitmemiz lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evident. obvious. obviously. patent. self-evident. evidently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. obviously. certainly. quite evidently. clear. evident. self evident. point- blank. self-evident. sure as eggs is eggs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) «Bismillâhirrahmânirrahîm» cümlesi. Besmele ile işe giriştim. Besmele-hân = Bu cümleyi okuyan, bir işe başlayan. Besmele-hân olarak = Besmele okuyarak. Besmele demek — Başlamak. Besmele çekmek = Bismillâh cümlesini okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). Beste yapmak, Fr. composer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compose. to compose. to set to music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compose. make up. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. bestseller

çoksatar

En çok satılan yayın.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Doğu Hindistan'da yerlilerin çiğnediği fındığa benzer bir yemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kutsal yer; gemiciler için küçük kilise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

descriptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., s., mak. iki yüzeyin 90° dışındaki herhangi bir eğimi; açı; iletki; f. şevlendirmek, eğik olarak kesmek; s. şevli, meyilli, eğik. bevel gear konik dişli. bevel square dülgerlerin, eğik olarak biçilen yüzeylerin doğruluğunu ve açılarım öIçmede kull

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uselessness. vanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halk arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaşıtlar arasında, akranlar arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ümit ile korku arası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Milletlerarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international uluslararası. enternasyonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Soyluluk, asâlet, necâbet, kişizadelik. mec. Müsriflik, düşüncesizce hareket, hoppalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevli uç veya kenar; façeta, yüzük kaşı; pırlanta şeklinde kesilmiş taşın eğik yüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green pea. sweet pea. pea. pease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea. pod. peas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pisum): Baklagillerden tırmanıcı bir bitki ve onun tohumudur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بی بدل] eşsiz, benzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.küçük süs eşyası, biblo, antika küçük parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wretchedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهذا الامر] buna göre, bu durumda, böylelikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Veletsiz, çocuksuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. bilgilik). Bilge olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wisdom. erudition. savoir vivre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wisdom. sagacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scientific. scholarly. erudite. academic. academical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scientific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scientific.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scientific thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cognitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in exchange for. and the same to you.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمقابله] karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a metal ball.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ball bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ball bearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(hypericum calycinum): Çalılık ve fundalıklar arasında yetişen uzun ömürlü bir otsu bitkidir. 30-80 santimetre boyundadır. Gövdesi dört köşelidir. Yaprakları sapsızdır. Çiçekleri parlak sarı renktedir. Mayıs ve eylül aylarında çiçek açar. Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. İştah açar. Sinirleri yatıştırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amass. cluster. congregate. gather. mass. muster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come together. to happen at the same time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one- time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. individualistic. singular. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. individual ferdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. civil. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualism ferdiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haecceity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) Tek hücreden meydana gelen hayvan yahut bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

togetherness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synergy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bisexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monotony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetal. herbal. vegetative. galenic. vegetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

botanical. vegetal. vegetable. vegetal nebati.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable. vegetal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vegetable oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). İç yakımlı motorlarda pistonu kırank miline; lokomotifte, pistonu tekerleklere bağlayan madenî çubuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting rod. piston rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tie-rod. push rod. crank arm. connecting rod. motion rod. piston rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir organizmanın varlığını sürdürme ve üreme yeteneği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Karşılık olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block of neutral countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çançiçeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bölge Paneli Hizalama özelliği renk yönetimindeki boşlukları telafi eder. Ev sinema projektörünüzdeki SXRD™ panellerini hareket ettirmek hizalamayı geliştirir ve Bölge özelliği de ekranın çevresindeki kırmızı ve mavi anormallikleri sadece 0.1 piksel adımlarda çekebilmenizi sağlar. Sonuç ise daha keskin ve daha net bir görüntüdür.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regional. sectional. territorial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regional. vernacular. zonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD Video ile kullanılmaya başlanan oynatım yönetme sistemi, dünyayı altı satış bölgesine ayıran, her bölgenin tanımlama kodunu oynatıcılar ve disklerde belirleyen bir sistemdir. Disklerin yalnızca ilgili bölgede oynatılmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

Finansal Terim

(Regional Markets)

Ulusal (Kot İçi) Pazar’da işlem görme koşullarını taşımayan ve Borsa Yönetim Kurulu’nca geçici veya sürekli olarak Ulusal Pazardan çıkarılmasına karar verilen şirketlerin hisse senetlerine likidite sağlamak, bu hisse senetlerinin fiyatlarının düzenli ve şeffaf bir piyasada, rekabet koşulları içinde oluşmasını temin etmek amacıyla kurulan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divided. sectioned. paned. partitioned. checkered. checker-work. cellular. double-bucketed. cantoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bomba mermisi; büyük sürpriz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, kitap satan kimse veya firma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap rafı, kitaplık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genelev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Stock Exchange Members)

Sermaye Piyasası Kurulu’ndan yetki belgesi ve Borsa’dan üyelik belgesi almış aracı kuruluşlardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bağırsak; gen. çoğç iç kısımlar; f. bağırsaklarını çıkarmak. bowel movement dışkı çıkarma; dışkıç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu tarz, bu üslûp, bu gidiş: Böylelikle iş görülmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hereby. herewith. in this manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. thus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. laundering. no brainer. francise policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Uzun boylu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yağmur getiren lodos rüzgarı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilezik; k.dili kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kabloları görüş alanından çıkaran BRAVIA 1080 Wireless teknolojisi, harici Blu-ray Disc™ ve DVD oynatıcılarını, PLAYSTATION®3 konsollarını ve diğerlerini BRAVIA televizyonunuza kablosuz olacak bağlayabileceğiniz anlamına gelmektedir. Bileşenler, BRAVIA LCD setinizle Wi-Fi® aracılığıyla iletişim kuran ayrı bir şık Medya Alıcısı kutusunda barındırılmaktadır. Bu da, manzarayı bozan kablo kalabalığını düşünmeden büyük ekranda 1080i yüksek kaliteli dijital görüntünün ve sesin keyfini çıkarabileceğiniz anlamına gelmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. ıslahhane, hapishane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek kabartmalı bir çeşit kumaş; özellikle ispanya ve italya'ya has bir çeşit renkli süs mermeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. genelev, umumhane .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brussels sprout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brussels sprout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brüksel. Brussels carpet Brüksel halısı. Brussels lace el dokuması. Brüksel danteli. Brussels sprouts Brüksel lahanası, ufak lahana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kasık fıtığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curled up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nostril.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nostril.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Türk musikisinin 13 basit makamının 2’incisi; lâ (dügâh) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarayan 6 basit tam beşlinin ikincisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarayan 6 çeşit tam dörtlünün ikincisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. T. F.). Türk musikisinde orta sekizlideki «si» perdesi ki portenin üçüncü çizgisine yazılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Aşîrân «mi» perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kile; ing. 4/5 kile. hide one's light under a bushel örnek olmak istememek; yeteneğini gizlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D. biçimini değiştirmek, tersyüz etmek, onarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budgeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

total total.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir sinek çeşidi. Bu sineğin soktuğu hayvan delirmiş gibi koşar. (bk.) Böğe, böğelek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). En yüksek pâyeli elçi. Osm. sefîr-i kebîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassador.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassador. ambassador sefiri kebir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassador.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embassy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

embassy. ambassadorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toplanıp çekilir yeri olan, kumaşı büzülerek yapılmış: Büzmeli kese, entari.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing ara seçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kafese kapanmış kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of employment. employment certificate. work permit / license.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ecza). tatlı süIümen, kalomel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). deve, hecin; (den). sığ yerlerde gemi yüzdürmek için kullanılan tombaz. cameleer (i). deveci; hecin süvarisi. camelhair (i). deve tüyü, bu tüyden dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamelya, çingülü, japongülü, (bot). Thea japonica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski zürafa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Zürafa takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kral Artür'ün efsanevi Sarayı; ABD Başkan Kennedy'nin maiyeti ve zamanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). üstüne çizgi çekmek, silmek; iptal etmek; geçersiz hale koymak; (matb). çıkarmak; (mat). kısaltmak; (i). çizgi çekme, silme, iptal; çıkarma. cancela,tion (i). iptal etme; işaretleme; iptal olunan şey; çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). bünyesi sünger gibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -bra, -brums) üstü işlemeli kollu şamdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mum ışığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cork jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

linyit kömürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit çançiçeği, (bot). Campanula medium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatlılara renk ve lezzet vermede kullanılan yanmış şeker, karamel; karamela.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanmıs şeker haline gelmek veya koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karavela.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatsiz; ilgisiz, kayıtsız; düşünülmeden söylenmiş veya yapılmış; ihmalkar. carelessly (z). ihmalkar bir şekilde, dikkat etmeden. carelessness (i). dikkatsizlik, ihmal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çarkıfelekgillerden, sarmaşık bir süs bitkisi, fırıldak çiçeği (passiflora caerulca), 2. Yakılınca döne döne kıvılcım saçan havaî fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the wheel of fortune. wheel of fortune. catherine-wheel. passionflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion flower fırıldakçiçeği. catherine wheel firework. fate. destiny talih. kader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortune's wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fırıldakçiçeği): Çarkıfelekgillerden; çiçekleri tekerlek biçiminde, sarmaştığı için duvar kenarlarına ve kameriyelere ekilen bir çeşit süs bitkisidir. Hekimlikte yapraklarının üst kısımları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Çarpıntıyı keser. Yüksek tansiyonu düşürür. Spazmları çözer. Uyku verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayrı çanakyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). 12.yüzyılda Filistin'deki Karmel dağında kurulmuş olan tarikata mensup keşiş veya derviş; bu tarikata bağlı rahibe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuyumculukta kullanılan kırmızımsı bir çeşit akik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atlıkarınca; at yarışlarında gösteri turnuvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). meyva yaprağı, karpel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

multiplication table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kütüphanede küçük çalışma yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kartel, ticaret birlikleri veya sendikalar arasında yapılan anlaşma; savaş halinde olan devletlerin esir mübadelesi için aralarında yaptıkları anlaşma; düelloya davet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). el yardımı ile yanlamasına atılan takla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). caravel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Katolik; başpiskopos, başpapaz, büyük papas, patrik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale kumandanı veya muhafızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kale tipinde inşa edilmiş, mazgallı ve kuleli olarak yapılmış; çok kulesi olan castella'tion (i). mazgallı barbata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). savaşı gerektiren olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çarkı felek; el yardımı ile yanlamasına atılan takla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). meşhur bir dava; meşhur olan ihtilâf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sebepsiz, nedensiz, asılsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaysılardan bir çeşit ot.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekicilik kudreti ve hassası olan, herkesin gönlünü çeken, celbeden, sevimli. Fars. dilrübâ, dilkeş: Pek cazibeli bir kızdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attractive. charming. enticing. prepossessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charming. appealing. attractive çekici. alımlı. albenili.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catching. charming. inviting. prepossessing. seductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). fasılasız, durmayan, biteviye ceaselessly (z). durmaksızın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Cibâl). Dağ. Cebel-i TArik ss Sebte boğazı ve bu boğazın İspanya tarafındaki müstahkem limanı ki, İngilizlerin elindedir. (Meşhur TArik bin Ziyâd’ın ismini taşır). Cebel-i Lübnan = Lübnan’ın dağlık kısmı. Cibâl-i müteselsile, silsile-i cibâl = Zincir gibi uzanan dağlar sırası, sıradağlar: Kafkas silsile-i cibâlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جبل] dağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dağ. 2.Tarıma elverişsiz arazi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâhlandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Silâhlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cebel» den) (mü. cebeliyye). Dağa mensup ve müteallik, dağlı, dağa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dağlık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grapple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi gizlice kendisine mal etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broke. hole in the air. in the hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic. algebraical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic equation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Aygıtlar arasında ek iletişim bilgilerini aktarabilen ve bunların kullanımını kolaylaştıran yeni tür HDMI™ bağlantısı. Örneğin, CEC özelliğine sahip HDMI™, ‘BRAVIA Theatre Sync’ işlevini destekler. Bu özellik, ‘BRAVIA’ Theatre Sync uzaktan kumandasındaki tek bir tuşa dokunarak ev sineması kurulumunuzdaki tüm uyumlu aygıtları senkronize etmenize olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga etme, çekişme, mücadele: llm-i cedel = Mantıkta bir bahis. Osm. ilm-i Adâb-ül-bahs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Name of an international clearing system established in 1970 in Luxembourg for the settlement of securities transactions, especially Eurobond operations Another international clearing house performing similar functions is Euroclear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An international book-entry settlement and depository system based in Luxembourg, which is merging with Deutsche Borse Cedel and Euroclear are connected by an 'Electronic Bridge' for processing purposes; a transnational depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A centralized clearing system for Eurobonds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centrale de Livraison de Baleurs Mobilieres; a clearing system for Euro-currency and international bonds Cedel is located in Luxembourg and is jointly owned by a large number of European banks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European depository located in Brussels.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the two European international central securities depositories.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدل] tartışma. 2.mücadele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Çekişme yeri. mec. Dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Münakaşaya Ait. 2. Münakaşacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدلی] tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدول] cetvel. 2.çizelge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hiç düşünüp taşınmadan, rastgele. (bk.) Ceffe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جف القلم] çalakalem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cahil). Cahiller. (bk.) Cahil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهله] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arguable. debatable. contestable. contentious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contentious. in contestation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Memleketinden ayrılma, gurbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Denizcilikte kullanılan boyalı ecza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, bahadırlık, metanet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلادت] yiğitlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Gözüpeklik. 2.Yiğitlik. 3.Kahramanlık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük, ululuk, azamet, şân. (Başlıca Tanrı’nın azameti hakkında kullanılır): Zül-celâl-ü-ve’l-ikrâm; Celle-celâlihu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلال] ululuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Büyüklük, ululuk azamet. 2.Hiddet, öfke. 3.Allah’ın “Kahhar, cebbar, mütekebbir” gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur’an’da Rahman suresi 27, 78.ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dini savunan. 2.Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılmaktadır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyüklük, azamet, şân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. celâliyye). Selçukoğlu Sultan Celâleddin Melikşâh’ın zamanında vezir Nizâm-ül-Mülk’ün. himmetiyle düzeltilen ve ıslâh olunan ve 471 Hicri yılında başlayan güneş takvimi. Târîh-i Celâli, Azer-i Celâli = Celâlî takvimi yılı. Şuhûr-ı Celâliye = Celâlî takvimine ait aylar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çabuk parlar, sert tabiatlı: Celâlî adam. 2. Asî, serkeş. Bilhassa XVII. asırda Anadolu’da ortaya çıkan bir zümre hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öfkelenmek, hırslanmak, öfke ile parlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Celâllenmiş kimse.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kırlangıç otu,(bot). Chelidonium majus. Iesser celandine mayasıl otu, basurotu, (bot). Ranunculus ficaria; kediayası, (bot). Ficaria ficaria.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CİLASUN (i.). Yiğit, eli çabuk ve becerikli (eski kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, beceriklilik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2.Genç sağlıklı, gürbüz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çekme, çekiş, kendine çekme. 2. Yazı ile çağırma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلب] kendine çekme. celb edilmek 1.kendine çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak. celb etmek 1.kendine çekmek. 2.yazı ile çağırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. celb = davet, F. nâme = mektup, kâğıt). Birini mahkemeye davet için yazılan tezkere: Celbnâme yazıldı; bir celb-nâme aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Avcı çantası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). 1. Kendisi çekmek. 2. Getirtmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accite. invite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلب نامه] çağırı mektubu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

santigrat termometresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Büyük kamçı. 2. Kamçı ile vurma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلب] sığır tüccarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Selebes adası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «çeleb» den). 1. Efendi, ağa, bey, mevlâ. 2. Okuma bilen, efendi. 3. Osmanlılar’ın ilk devresinde şehzâdelere verilen unvan. 4. Konya’da Mevlânâ’nın torunlarından olan Mevlevi tarlkatinln başına 1925’e kadar verilen unvan: Çelebi efendi. Terbiyeli ve nazik: Çelebi adamdır, (bk.) Çalap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. educated person. courteous. well-mannered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. man of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(s.) (Erkek İsmi) 1.Efendi, nazik ve kibar. 2.Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3.Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Efendilik. 2. Terbiye, naziklik, zarafet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). törene katılan kimse; ayini idare eden papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kutlamak, tesit etmek; ilân etmek; ayin yapmak, törenler tertip etmek; bayram yapmak celebra'tion (i). kutlama celebrator (i). kutlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meşhur, şöhretli, ünlü; hakkında çok yayın yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meşhur bir kimse;şöhret,ün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yakışıklı delikanlı. 2.Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3.Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4.Evlerin dışında bulunan saçak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Rekor sahipleri arasında elden ele geçen kupa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ÇELENG) (i. F.). 1. Cevahirle donatılmış sorguç: Başa çelenk takmak. 2. Halka biçiminde tertiplenmiş çiçek demeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garland. wreath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wreath. garland. crown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den). Kesilecek hayvanları ve bilhassa koyun sürüsünü celbederek kasaplara satan tacir. (Halk dilinde celebci denilip, celb ve sevk edici mânâsı düşünülürse belki bu, dahe doğrudur. Vaktiyle sürü ile esir sevk ve esircilere satan insan tacirlerine de denirdi). Celep devesi = Kesilip eti yenmeye yarar genç deve.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kereviz, (bot). Apium graveolens rapaceum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hız, sürat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sap kerevizi, (bot). Apium graveolens .celery root kereviz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلسات] oturumlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). göğe ait, semavi; kutsal, ilâhi; gökte oturan; (i). göksel varlık; (bh)., (alay) çinli. Celestial Empire ,Çin imparatorluğu. celestial equator gök büyük kuşağı. celestially (z) göksel olarak .celestial navigation yıldızlara bakarak yön tayini

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yaralanarak kaçan av hayvanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cilâ» dan smüş.) (mü. celiyye). 1. Açık, zâhir, Aşikâr, ayân, meydanda olan: Hafi (gizli) ve celî (açık) surette tahkikat yapmalı. 2. Uzaktan okunacak surette kalın (yazı): Celî hatt ile yazılmış (bu ikinci mânâ Arapça’dan olmayıp, birincisinden alınmıştır. Parlak ve aydınlık mânâsiyle dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karın boşluğuna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bekârlık; evlenmeme yemini (dini sebeplerden öturü).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bekâr; (s). özellikle dini sebeplerle evlenmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kısa kesilmiş dal, sert değnek. 2. Kök salmak üzere yere gömülen ağaç budağı, parçası: Çelikten yetişme. 3. Çocukların oynadığı çelik çomak oyununda çomağa vurmaya yarayan değnek: Çelik çomak oyunu. 4. mec. Halat bağlamak için ağaç ve madenden yapılmış bir Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karbonla birleştirilerek kuvvet ve dayanaklılığı artırılmış demir, pûlât çelikten yapılmış, pûlâdî: Çelik bıçak. Çelik gibi = Güçlü, kuvvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel. steely. steel. fid. cutting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel. layer. shoot. bracing. brace. diagonal brace. batter brace. tie. toggle bolt. diagonal. portal bracing. stretcher. pin. scion. slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Su verilip sertleştirilen demir. 2.Çok güçlü kuvvetli. 3.Kısa kesilmiş dal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steel helmet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tipcat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cash safe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü el.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü hakan, yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steelworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü soydan gelen kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelik vasıtasıyle ağaç yetiştirme yolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çelik).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çelik).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celâl» den smüş) (mü. celîte) (c. ecille). Büyük. Ar. azîm, yüce, Alî, kadri büyük ve mertebesi yüksek: Rabb-i celîl = Tanrı; dâhiliyye nezâret-i celîlesi, Aydın vilâyet-i celîlesi (resmî yazışmada vezir ve müşir rütbesinde bulunanlara mahsus olup, meselâ nazırı veya valisi bu rütbeden aşağı rütbede bulunan nezaret ve vilâyete nezaret-i celîle ve vilâyet-i celîle denilmeyip, behiyye veya aliyye denilirdi): Ecilie-i rictl-i devlet-i allyye = Osmanlı devletinde bâlâ ve daha yukarı rütbe taşıyan memurlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جليل] ulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Büyük, ulu. (bkz.Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2.Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3.Güzel sanatlarda bir yazı stili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şan ve şerefi pek büyük.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Celil).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tavır, edâ, çalım. 2. Endam, cüsse, vücut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Endamlı, gösterişli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Endamsız, zayıf, arık, ufak tefek yapılı, gösterişsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puny. frail. weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puny. scrubby. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çelimsiz olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Haç, Ar. salîb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چليپا] haç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cülûs» dan smüş.) (c. cülesâ). Birlikte oturan, arkadaş. Ar. refik, Fars. hemdem, hem-nişîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جليس] arkadaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. mantık) (y. k.). Birbiri ile çelişen, mütenâkız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. conflicting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictoriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. contrast. discrepancy. paradox. contradictoriness. antinomy. cleavage. excursion. variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. discrepancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. conflict. disagreement. discrepancy. paradox. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradictory. inconsistent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paradoxical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. mantık). Tenakuz, birinin doğruluğu ötekinin yanlış olmasını gerektiren iki halin bu vaziyeti çelişmedir. Çelişme prensibi felsefede muhakemenin prensibi olup «bir şey aynı zamanda hem var hem yok olamaz» şeklinde ifade edilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradiction. controversy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradict. be in contradiction with. belie. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contradict. contrast. to contradict. to contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conflict. to be in contradiction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controversial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hücre; küçük oda; ünite; (elek). pil. cell-block (i). hapishanede birçok hücreden meydana gelen bölüm. cell fluid lenf. cell wall hücre çeperi. dry cell kuru pil. padded cell çok azgın deliler için duvarları pamukla kaplanmış hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (coğ -Iae) eski Yunan ve Roma tapınaklarında mabudun heykelinin bulunduğu iç oda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلاد] cellat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cellâtlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جلادی] cellatlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kiler; mahzen; bodrum, bodrum kat; şarap mahzeni; şarap stoku. salt cellar tuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum; depo, kiler veya mahzen yeri; bu gibi bir yer için ödenen kira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). manastır kilercisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içki dolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CELLAD) (i. A.) (Asıl mânâsı: Kırbaççıdır). Idam’a mahkûm suçluları idam etmekle görevli adam. Ar. seyyâf. mec. Pek merhametsiz adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. hangman. hatchet man. jack ketch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. hangman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

executioner. deathman. hangman. headsman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça «celâl» fiilinden). Celîl ve aziz olsun mânâsiyle şu dua tâbirlerinde kullanılır: Celle celâli, celle şâne (Tanrı hakkında).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). viyolonsel çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). viyolonsel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). selofan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hücrelerle ilgili; hücreleri olan, hücreli. cellular structure hücreli bünye .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hücrecik, gözcük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tic).,(mark). selüloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, (kim). selüloz cellulose acetate suni deri veya sentetik kumaş ve iplik yapımında kullanılan selüloz asetat karışımı cellulose tape selüloz bandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çelmek işi. 2. Arkadan bağlanan baş örtüsü. 3. Birini düşürmek için ayağının önüne ayak uzatma. Çelme takmak = Çelme ile düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (çalmak fiilinin hafifi). 1. Vurmak, çarpmak: El, kanat, kılıç çelmek. 2. Düşürmek, yere vurmak. 3. Kesmek, Osm. zebhetmek. 4. Kapmak, çarpmak. 5. Gidermek, akıl çelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to divert. to deviate. to dissuade. to tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to trip up. to change sb's mind. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çelme takmak. 2. Başarıya ulaşmasına engel olmak: Parlak bir istikbali vardı, ama zavallıyı çelmelediler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çekme, kendine doğru getirme, cezbetme: Herkesin sevgisini celbetti. Celb-i kulûb = Kalbleri celbetme. 2. Getirtme, yazıp göndertme: Bağdad’ dan bir tay celbettim; istediğiniz kitapları İstanbul’dan posta ile celbedebilirsiniz. 3. Davet, çağırma: Kendisini mahkemeden celbettiler; müteahhitlerin meclise celbi lâzım gelir. 4. (hukuk) Sanığın veya şahidin mahkemeye getirilmesi için yazılan müzekkere ve pusla, davetnâme: Kendisine celb yazıldı; bir celb geldi. (bk.) Celb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attraction. summons. call. writ of capias. citation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CELBNAME) (i.). Celp kâğıdı, (bk.) Celb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

summons. written citation. capias ad respondendum. letter of convocation. process. subpoena. writ of subpoena.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir meclis veya cemiyetin aralıksız olarak yaptığı her toplantı, oturum: Bu kanun Millet Meclisi’nde beş celse görüşüldü. Bugünkü celse çok hararetli geçti. Bir celsenin başlamasına celsenin açılması, bitmesine de celsenin kapanışı denir. Celseyi tatil etmek = Konuşulacak mevzular bitmeden celseyi kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

session. sitting. hearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

session. hearing. sitting of the court. meeting. hearing in court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جلسه] oturum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).Kelt, bugünkü Breton, irlanda ve Galyalıların aslım meydana getiren Hint Avrupa asıllı kavim. Celtic, Keltic (s), (i). Keltlere ait; (i). Keltçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ark) eski devirlere ait taş veya madeni balta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kabuğu içinde olup dövülmemiş pirinç. 2. Pirinç tarlası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paddy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rice in the husk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ibis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yerini yurdunu terk etmek. 2.Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi’nin kurduğu tarikatının adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cimâl). Erkek deve.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمل] deve.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Çok konuşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voluble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Orman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «çengâl» den). 1. Demirden, asılı ve bir şey asmaya mahsus büyük kanca: Kasap çengeli. Ar. külüb. 2. Kanca, ucu eğri demir. 3. Eskiden işkenceli idamlarda çengele asmak cezası. Çengele gelmek = Bu suretle asılmak. Çengel takmak = Asılmak, bir işe yapışıp artık ayrılmamak. Kuyu çengeli = Kuyuya düşen kova vesair şeyleri tutup çıkarmaya mahsus Alet. Bu Alet ipe takılı bir büyük yahut demirden bir halkaya bağlı birkaç küçük çengelden ibarettir. Çengel şekil ve suretinde olan: Çengel burun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. grappling hook. grappling iron. holdfast. grapnel. grapple. hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hook. gudgeon. hanger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جنگل] orman.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Orman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok sık ağaçlardan müteşekkil orman. Bilhassa Hindistan ve daha çok Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sık ağaçlı orman. Bilhassa Bengal ormanları hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çengeli takmak, çengele asmak. 2. Çengel cezasıyle idam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ucunda çengel bulunan, ucu çengel şeklinde olan, kancalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooked. having a hook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

safety pin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile phone. cell phone. cellular phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

GSM phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyu, kesif, bulanık: Çepel hava Karlı. 1. Karışık fırtına. 2. Çamur mevsimi (eski kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fırtınalı, şiddetli (hava). 2. Karlı, kar yağacağını gösterir (hava). 3. Çamurlu, batak, cıvık (mevsim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. depot. ammunition store. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. ammunition dump. powder magazine. depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Natıkalı, konuşkan, konuşması tesir eden, becerikli: Cerbezeli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeye çerçeve geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frame. to frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çerçevesi olan: Çerçeveli resim, levha. 2. Kenarı cetvelli, Çizgili.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ-lums,-la). (anat) beyincik, küçük beyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsanız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralından gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmalarını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya dokuz voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsınız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgaları, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralınden gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Yazı bilmeyen ekmekçi vesair esnafın tuttukları hesap Aletidir ki, uzunlamasına ikiye ayrılmış bir çubuktan ibarettir. Gerektiği zaman çubuğun alıcı ve satıcıda bulunan iki parçası birleştirilerek üzerine bıçakla eski Latin rakamlarına benzer rakamlar veya sadece kertikler çentillr ve biri satıcıda, diğeri de alış veriş eden adamda kalır: Çetele tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tally. tally stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tally. tally stick. notch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Çetin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(CEDVEL) (I. A.) (c. cedâvil). 1. Tabiî veya sun’İ su arkı, kanal: Süveyş cedveli. 2. Çizgi ve sıraları olan ve hanelere bölünen defter veya kâğıt: Bir cetvel çizmek: Cetvel tahtası = Doğru çizgiler çizmeye mahsus düz tahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruler. rule. foot rule. scale. tabulated form. list. chronology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rule. ruler. scale. schedule. list. table. straightedge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruler. scale. table. tabulated list. register. schedule. column in a list. graduator. sluiceway. ditch. sluice. deposit slip. form. norm. rule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telegram with notice of delivery. reply paid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dolaşma, gidip, gelme, deveran: Kanın damarlarda cevelânı. Osm. cevelân-ı dem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جولان] dolaşma, gezinti. cevelân etmek 1.dolaşmak, akmak. 2.gezinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cevelân = dolaşma. F. gâh = yer, mahal). Dolaşılan yer, gidip gelinen mahal: Oraları avcıların cevelângâhıdır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [جولانگاه] gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İçine almak, kuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surround. encircle. enclose. inclose. circle. ring in. ring. begird. cincture. environ. girdle. orb. swathe. twine about. twine around. wreathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encircle. encompass. swathe. to surround. to encircle. to enclose. to circumscribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to surround. to encircle. to enclose. to circumscribe. gird. girdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşatılmak, sınır içine alınmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be surrounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

environmental. peripheral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

environmental. peripheral. circumferential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cezbeye tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aruzda «mütefâilün» cüz’ünün dördüncü harfi kaldırılıp ikincisi sâkinleştirilerek «müfteilün» kalması ve böyle cüz’lerden mürekkep vezin: Bahr-i cezel = Cezel bahri: Mütefâilün, feûlün, mütefâilün, feûlün gibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bukalemun, (zool). Chamaeleon vulgaris; sık sık fikir ve tavır değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilisede mihrabın yanında bulunan din adamlarına mahsus bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rektorlük; kançılarya, sefaret kançılaryası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüksek rütbeli hakim veya diğer devlet memuru; saray katibi; rektör; (Almanya'da) şansölye, başbakan. Chancellor of the Exchequer ingiltere'de Maliye Bakanı. Lord Chancellor ingiltere'de Lordlar Kamarası Başkanı ve Adalet Bakanı. chancellorship (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avize.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). değişmeyen, sabit, biteviye. changelessly (z). değişmeyerek. changelessness (i). değişmezlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok küçükken gizlice bir diğeri ile değiştirilen bebek; perilerin değiştirdiğine inanılan bebek; eski budala kimse, aptal kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kanala dökmek, mecraya sevketmek; kanal açmak, oymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yatak (nehir), kanal, mecra; bir su yolunun derin kısımları; geniş boğaz; U demiri, oluk demiri; (den) palasartalar; hat; oluk. the English Channel Manş Denizi. Channel Islands Angloormand Adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

oluklu demir, bir dikdörtgenin üç tarafı şeklinde olan U demiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). sazlarda tiz teli; beğenilerek yenilen sarı renkli bir mantar, horozmantarı, (bot). Cantharellus cibarius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). özel ibadet yeri; kilisenin özel törenlere ayrılmış bölümü; küçük kilise, mabet; bir okul, saray vb,nin ibadete ayrılmış odası; böyle bir kilisede yapılan ayin; kilise koro veya orkestrası; eski matbaa, basımevi; bir basımevine bağlı olarak çalışan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

cesetlerin veya öIü kemiklerinin konulduğu mahzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şato sahibi kadın; buyük ve güzel bir evin hanımı; kadınların anahtar taşımak için bellerine taktıklan zincir; kadınların yakalarına taktıkları süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). menkul mal, taşınır mal; köle. chattel mortgage menkul rehin. goods and chattel ev bark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan' da mürit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -Iae). (-li) yengeç veya ıstakoz gibi deniz hayvanlannın kıskacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (zool). kaplumbağa cinsinden hayvanlar. chelonian (i). kaplumbağa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içten düğmeli palto veya pardesü; kanepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). keski, kalem; (f). kalemle kesmek; (argo). aldatmak, hile ile elde etmek; keski ile çalışmak. chiseled (s). keski ile şekil verilmiş; güzel bir şekil verilmiş; keskin hatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). altın ve fildişinden yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzel kokusu için yetiştirilen maydanoz familyasından bir bitki, (bot). Myrrhis odorata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arka ayaklarıyla tepmek (at, katır vs.). 2. sert havalarda geminin ikinci demirini de atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. İki art ayağıyla birden vuran: Çifteli katır. 2. mec. Hilekâr, madrabaz, serseri: Çifteli adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstanbul menşeli bir oyun ve oyun havası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ne kadar pişerse piçsin, çiğ kalacak gibi bir hal almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pop up. show one's face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strawberry jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çilesi olan. 2. Üzüntülere yol açan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cilve yapmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dalliance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Karşılıklık olarak cilve yapmak. 2. Birbiriyle dostça şakalaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to flirt with each other. to bill and coo. to joke with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coquettish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arch. coy. flirtatious. coquettish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

come hither. coy. demure. kittenish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Sinderella; güzelliği ve değeri anlaşılmamış kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Doğru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çingene cinsiyeti: Onun çingeneliği yüzünden bellidir. 2. mec. Arsızlık, hayasızlık. 3. Pek fazla hasislik: Ne çingene adaml

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexual. sex. carnal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnal. sexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexual. carnal. fleshly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Tam manasıyla tatmin olamayan kadının cinsel ilişkiye gereği gibi cevap vermemesine; tıp dilinde firijidite denir. Nedeni daha çok ruhsaldır. Aşağıdaki reçeteleri kullanmakta fayda vardır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya, 1 kahve kaşığı kekik konur. Kaynatılıp, süzülür. Ilık ılık içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexual harassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexuality. sex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex. sexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çise halinde yağmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drizzle. sprinkle. spit. mist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drizzle. sprinkle. to drizzle. to sprinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drizzle. mizzle. spit. sprinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hisar, kale; harp gemisinde zırhlı bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canlı ve oynak yavru: Deve civeleği, mecazen oynak kadın. 2. Yeniçerilerde hizmet ve mülâzemet eden delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frolicsome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Civelek tüysüz yeniçerilere verilen isimdir. Osmanlı döneminde yüzleri pürüzsüz ve tüysüz olan civelek gençler pamuk ipliğinden bir peçe örterek sokağa çıkarlardı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Cetvel, (bk.) Cetvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chart. table. graph. exploded view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

schedule. table. chart tablo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

table. chart. form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linelike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir yüzey üzerinde, bir çizgi doğrultusunda yapılmış ya da düzenlenmiş betileri veya öğeleri niteler. 2. İnce kontur çizgileriyle oluşturulmuş betileri ve bu tür betileri içeren resimsel yapıtları niteler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Hareket eden bir noktanın yüzeyde bıraktığı iz olarak tanımlanabilecek olan çizginin, kompozisyonda üstlendiği formu ortaya çıkaran hareketi ifade etme, dokuyu verme, dengeyi sağlama gibi rollerin başat olduğu türdeki kompozisyonlar «çizgisel kompozisyonlar» olarak tanımlanır. Sanatın ilk adımlarının, Lascaux mağarasında olduğu gibi çizgiyle atıldığı ve çizginin özellikle perspektif kurallarının henüz yeterince bilinmediği Rönesans öncesinde önemli olduğu bilinir. Barok dönemde ışık-gölge kullanımının devreye girişiyle çizgisellik, ışığın imkân verdiği ölçüde kullanılır. Bu dönemde konturlar, çizgisel kompozisyonlarda olduğu gibi belirgin olmaz. 19. yy.da Neo-klasik Dönemde yeniden önem kazanan çizgi ve çizgisel kompozisyon, Romantizm ile birlikte nerdeyse kaybolmuş, Empresyonistler tarafından da tamamen kaldırılmıştır. Sanatçıların bireysel çıkışlar yaptığı 20. yy.da ise Henri Rosseau, Paul Klee gibi sanatçılar tarafından kendi belirledikleri amaçlar doğrultusunda kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayağında çizmesi olan. Sarı çizmeli Mehmed Ağa = Meçhul, hekkıyle tarif olunamayan şahıs hakkında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşteriler, müvekkiller, hastalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birlikte harbeden devletlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yavru horoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Omuriliğin ön kordonlarının iltihaplanması sonucu felçle neticelenen bir hastalıktır. Tıp dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarında görülür. Nedeni bir çeşit virüstür. Lağım sularının yiyeceklere bulaşması, sineklerin taşıdığı mikroplar, hastalığa yakalanmış kişinin ağız ve burnundan çıkan damlacıklarla bulaşır. Çocuk felcine küçükler yakalanabileceği gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalık mikrop kapıldıktan 7-21 gün içinde ortaya çıkar. Hastada ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, kusma, yorgunluk, boyunda kasılma, ve sırt ağrıları vardır. Hastalığın ilk günlerinde gerekli tedaviye başlanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastalığın başlangıcında hastayı diğer kimselerden ayırmak ve yatırmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için Salk aşısı veya Sabin aşısı yaptırmak gerekir. Bu aşının ilki çocuk 6 aylık olmadan önce, ikincisi ilk aşıdan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci aşıdan 6 ay sonra yapılır. 5 ve 15 yaşlarında da tekrarlanır. Tedavi için mutlaka doktora başvurmak gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Çocuklarda görülen gelişme bozukluklarının çoğu kötü beslenmeden kaynaklanır. Bunun yanı sıra; geçirilen bir hastalıktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelişme bozukluğu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora başvurmak gerekir. Gelişmeye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah akşam birer su bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). mercan ve denizanası gibi torba vücutlu hayvan, selentere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., anat karın boşluğu ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dişli çark.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Süzülüp suyun dibine duran çamur, lüleci ve çömlekçi çamuru, süzülmüş balçık. 2. Yağsız sütten yapılmış, çok tuzlu bir cins ham peynir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitation. sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitation. sedimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir miyar yardımıyla sıvının dibine çökmek, teressüp etmek (o sıvı içinde erimiş halde olan katı maddeler için kullanılır), (bk.) Çökünmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to precipitate. subside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çökel, çökelek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dregs. precipitate. sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

precipitate. detritus. refuse parts. sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. kimya). Çökelmeye uğratmak, tersip etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Birden fazla hücreden meydana gelen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

soğuk keski, demir kalemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kılıç, süngü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). albay Iieutenant colonel yarbay. colonelcy, colonelship (i). albaylık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squatting down. squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dizleri toplayıp kalçalar baldırlara dokunacak surette durmak: Eteklerini toplayıp çömeldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crouch. squat. to squat. to crouch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to squat down. cower. crouch. squat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Çömelme işini yaptırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb squat down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sevimli, güzel, yakışıklı, zarif; uygun, yakışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (-Ied, -ling) zorlamak, icbar etmek, mecbur etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). radyo dalgalarını casuslara karşı korumak için kullanılan sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zool). yılanbalığı şeklinde küçük ön ayakları olan bir çeşit semender.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). takımyıldız, burç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hakaret, tahkir, küfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). dirsek. corbel block kısa dirsek tahtası. corbel out böyle bir dirseğe dayanıp çıkmak. corbel table böyle dirseğe dayanan çıkma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dindaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karaniya, (bot). Cornus cornel cherry kızılcık, (bot). Cornus. wild cornel kızıl çubuk, (bot). Cornus danguinea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). akik taşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısır tarlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). karşılıklı ilişkisi olmak, aralarında uygunluk sağlamak, (iki şey, netice, rakam) arasında ilişki kurmak; (i). birbiri ile ilgisi olan şeylerin her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşılıklı ilişki; (mat). değişkenlerin birbiri ile bağlantısı; (biyol). organların birbirleriyle olan bağlantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). karşılıklı, mütekabil; (i). karşılıklı ilişkisi olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). danışma, müşavere, istişare; dava vekili; tedbir, ihtiyat, basiret; öğüt, nasihat; düşünce, gaye, maksat, plan; (f). nasihat vermek, öğüt vermek, akıl öğretmek. keep one's own counsel fikirlerini kendine saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışman, müşavir; öğüt veren kimse; (çocuk kamplarında) yardımcı; (pol). müsteşar, bir elçilikte elçiden sonra gelen dışişleri memuru; avukat, dava vekili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). counterespionage.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ineklerin boynuna asılan çıngırak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solution. liquor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

solution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analytical. analytic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balık sepeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kreton, çiçekli kalın pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). crenellated.(s). mazgallı. crenelation (i). mazgallı siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gevşek bükülmüş iplik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zalim, gaddar, insafsız, merhametsiz; çekilmez, dayanılmaz; çetin, müşkül. cruelly (s). zalimane, insafsızca. cruelty (i). zulüm: zülmetme: gaddarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dwarfishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kısa kalın sopa, çomak; (f). sopa ile dövmek, dayak atmak; (çoğ)., spor eskrim gibi bir oyun. cudgel one's brain hatırlamaya çalışmak, zihnini yormak. take up the cudgels for şiddetle müdafaa etmek, savurmak, tarafını tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Cahiller, (bk.) Cahil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cümle). Cümleler, takımlar, kelime toplulukları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ufak pota; (f). potada tasfiye etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gövdesi büyük, cesîm, iri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

big-bodied. bulky. burly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulky. great. huge. hulking. portly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). tırnakların etrafını çevreleyen ölü deri; (bot). kutikul; epiderma, üst deri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جهلاء] cahiller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جمل] cümleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). Siklat Adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

D-Aralık Geliştirici işlevi, yüksek kontrastlı çekim koşullarının etkilerine karşı görüntünün pozlama ve kontrastını ayarlar.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Dağaşan).

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Çıkarılabilir Memory Stick™’e gerek kalmadan depolama imkanı sağlayan yerleşik bellek

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Dijital fotoğraf makinelerinin artık yedek saklama çözümü sağlamak için dahili bir belleği vardır. Birçok Cyber-shot fotoğraf makinelerinde bellek boyutu en az 32MB’dir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. orbicular. annular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular. cyclic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diving suit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). genç kız, küçük hanım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kara hindiba çiçeği, (bot). Taraxacum officinale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taneli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). iplikle örülen yahut bazı kumaşların kenarına işlenen türlü biçimde ince örgü, tentene. Dantel ağacı: Dulaptalgillerden, Antiller’de yetişen bir ağaç (lagetta).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. ruche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. lacework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace. lacework.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a low income. person with modest regular income. of small means.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), istanbul’daki Dar-ül-bedâyî’nin musiki ile meşgul bulunan şubesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cennet. 2. Bağdad’ın eski adı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Titreşimlerden kaynaklanan veri okuma sorunlarını telafi ederek sürekli ve hatasız müzik çalımını sağlayan bir tampon hafıza.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(DARB-I MESEL) (i. F. A.). Atasözü, (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب مثل] atasözü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çanakkale Boğazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). delice otu, (bot). Lolium temulentum; karaçayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالالحان] konservatuvar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالسلام] Bağdat. 2.cennet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fully furnished. furnished. fitted and arranged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Tantanalı, gösterişli, şanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. grandiose. pompous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Arka üstü yatıp iki yana çabalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to struggle and kick about while lying on one's back. to struggle desperately. flop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıtık çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yavaşlamak; sürati kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). sesin şiddetini öIçme birimi, desibel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk ağzında: tefeli). Tezgâhın tefesine çok kuvvet verilerek tarak fazla basılmakla sık dokunmuş (bez vs.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde bir parçanın usul geçkili olması: Değişmeli şarkı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu modda, enstantane ayarlanır; diyafram açıklığı buna göre fotoğraf makinesi tarafından belirlenir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Deklanşör hızının kullanıcı tarafından manuel olarak ayarlandığı çekim modu. Ardından doğru pozlamayı sağlamak için diyafram açıklığı makine tarafından otomatik olarak belirlenir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delil). Deliller, (bk.) Delil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلائل] kanıtlar, deliller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yünlü veya yün ile pamuk karışık ince elbiselik kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Naz, işve.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delâlet). Yol göstermeler, alâmet olmalar, kılavuzluklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yol gösterme, kılavuzluk, rehberlik: Bana filân zatın yanına kadar delâlet etmenizi rica ederim. 2. Delil ve alâmet olma, gösterme, İmâ: Bu sözü, şuurunun yerinde olmadığına delâlet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guidance. mediation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلالت] delillik, yol gösterme. delâlet etmek 1.yol göstermek. 2.anlamına gelmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act as a guide (for. to be a sign of. to indicate. to act as an intermediary (for. bode. denote. guide. import. point. signify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaymak. delator (i). iftiracı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). ertelemek, tehir etmek, sonraya bırakmak, alıkoymak, geciktirmek, maniolmak; gecikmek, geç kalmak; (i). tehir, gecikme, geç kalma; muhlet, vade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Delmeye sevk ve mecbur veya müsaade etmek. Osm. sakb ettirmek: Bir marangoz çağırıp şu tahtayı birkaç yerinden deldirmell. Bu kızın kulağını deldirmedlniz mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth bored.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (matb). ,Çıkarınız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, latif, nefis, leziz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iezzet, haz, büyük zevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elçilik, murahhaslık; murahhaslar heyeti; delegasyon; delegasyona verilen yetki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegation. body of delegates. delegacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mission. abordnung. delegation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (del'ıgeyt) temsilci, murahhas, delege, mümessil, elçi, vekil; (f). delege göndermek; delegeye yetki vermek; havale etmek, emanet etmek. delega'tioni delegasyon, mümessil heyeti; veka1et verme, yetki verme; murahhaslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Murahhas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegate. commissioner. deputy. envoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegate. envoy. representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegate. representative. negotiator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delegation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

position of a delegate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). silmek, bozmak, çizmek, çıkarmak. deletion (i). silme, bozma; yazıdan çıkarılan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir Özel Dosya özelliğidir. Delete Shuffle ya da Delete Play altında seçilen programlar, örneğin CD çalar ya da değiştiricide kullanılmak üzere saklanabilirler.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Örneğin CD çalar gibi aygıtlarda belirli parçaların tekrar çalınmasını önleyen bir programlama işlevi.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Belirli parçaların, karışık çalma dizisinden çıkartılmasını sağlayan bir CD çalar özelliği.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sağlıga zararlı, muzır, fena.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Tanınmış bir memeli deniz hayvanı, yunus. 2. (astronomi) Semada bir yıldız topluluğu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.). - Yunus balığı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hollanda'nın Delft şehrinde yapılan çini işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforator. puncher. punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit. bore. drill. punch. wimble. gimlet. auger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punch. drill. gimlet. borer. broach. perforator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Delhi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (eski Türkçe’de: tilbe). J. Akıl ve şuuru yerinde olmayan, çılgın. Osm. mecnûn, divâne, meczûb, aklı bozuk. 2. Azgın, iş ve hareketlerinde pervasız. 3. Düşkün, mübtelâ, bir şeye lüzumundan fazla sevgi ve alâke gösteren: Kitap, av, oyun delisi. 4. Her şeyin yabanisi, terbiyesizi, sert ve zararlısı: Deli bal. Dell alacası = Birbirini tutmaz parlak renklerden mürekkep. Deli orman = Pek sık ve azmış orman. Deli ırmak = Çok şiddetle akan, çağlayışı çok kuvvetli nehir. Deli du 4. man = Pek sert ve saygısız muameleli adam. Dell saçması = MAnâsız ve münasebetsiz söz. Delidolu = Rabıtasız, hoppa. Delikanlı — (bk.) Delikanlı. Zır cMi, zır zır doli, kızıl deli = Büsbütün mecnun ve azgın adam. Ne oldum delisi = Beklemediği bir şekilde ulaştığı makam veya servetle çok gurura kapılan. Deliye pösteki saydırmak = Boş şeylerle uğraşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad. insane. crazy. loony. lunatic. out of one's mind. out of one's senses. not all there. possessed. mad about. batty. bonkers. daft. delirious. demented. demon. demoniac. demoniacal. dippy. distracted. distraught. gaga. loco. nutty. off one's onion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balmy. bats. batty. crackers. crank. crazy. cuckoo. demented. insane. loony. lunatic. mad. maniac. manic. mental. nuts. nutshell. possessed. potty. soft. daft. nutty. crazy about. mad about. potty about. fond of. madman. madwoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crazy. insane. mad. lunatic. alienated. psychotic. person. idiotic. foolish. mad about. moonstruck. devotee (of. no all there. arrage. batty. crackers. crackpot. crochety. daft. demented. deranged. over the edge. harum scarum. loony. madman. maniac. moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a shop selling delicatessen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mad cow disease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strait jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thrift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

utter nonsense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasti, önceden düşünülmüş,mahsus ; düşünceli, ihtiyatlı, tedbirli, telaşsız, aklı başında, ağır. deliberately (z). kasten, düşünerek, mahsus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek, ölçünmek, üzerinde durmak, tartmak, mütalaa etmek, istişare etmek. delibera'tion (i). üzerinde düşünme, kafa yorma, mütalaa; müzakere; tartışma; karar vermekte ihtiyat. deliberative (s). düşünceli, ihtiyatlı; düşünen, müzakere eden, kara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iezzetli şey; incelik, nezaket, zarafet, hassasiyet, kibarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nazik, narin, ince, zayıf, kolay kırılır; hassas,(aletler) dakik, titiz; en ufak değişiklikleri kaydeden , hassas; nefis, leziz; güzel, zarif, kibar; açık (renk). delicately (z). nazikane, zarif bir şekilde, incelikle delicateness (i). incelik, zara

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezeci dükkânı,şarküteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dellmsi, deli gibi hareket eden. 2. Her şeyin yabanisi, terbiyesizi, zararlısı, azgını: Delice mantar, delice doğan, delice bal, delice ırmak. 3. Buğday ve çavdar ekini içinde biten hastalıklı siyah bir tane ki, ekmeğin içinde yenince bir nevi sarhoşluk ve sersemlik verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maniacal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frenzied. madly. like hell. like mad. nutty. crazy. insane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somewhat mad. crazy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madly. like mad. to distraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madly. maniacal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piercing. penetrating. penetrative. poignant. perforator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drilling. perforating. driller. perforator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

driller. penetrative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Ieziz, lezzetli, nefis, güzel, tatlı. deliciously (z). nefis bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). haksız fiil, suç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Turpgillerden, bir süs bitkisi, kuduz otu (alyssum).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). memnun etmek, sevindirmek; memnun olmak, sevinmek; hazzetmek, zevk almak, eğlenmek; (i). sevinç, zevk, keyif, haz; sevinç verme hassası; füsun, sihir. be delighted with -den memnun olmak. delightful (s). hoş, latif, güzel, şirin. delightfully

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derin çukur veya bir yandan bir yana açılmış yarık: Toprakta bir delik açmak. Bu kâğıtta, basmada delik vardır. İğne deliği, sıçan deliği, kulak, burun deliği. Delinmiş, delikli: Delik bir kova. Delik deşik = Her tarafı delinmiş. Kulağı delik = Anlayışlı, iş bilir. Fars. Agâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Gül tohumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hollow. hole. opening. aperture. bore. den. prison. cavity. mortice. mortise. perforation. port. slot. stir. vent. ventage. venthole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hollow. hole. opening. aperture. bore. den. prison. cavity. mortice. mortise. perforation. port. slot. stir. vent. ventage. venthole. blowout. eye. leaky. nutcase. orifice. outlet. prick. rent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hole. bore. orifice. perforation. opening. prison. jail. jug. socket. gap. mesh. eye. leak. tunnel. aperture. pore. puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. broach. clip. drill. hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bülûğa ermiş. Ar. şâb, genç: Bir delikanlı gördüm. Köyün delikanlıları oynuyorlardı. 2. Yiğit, cesur, babayiğit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juvenescent. youth. young man. adolescent. teenager. teen. teeny. boy. killer. lad. laddie. pup. conceited pup. puppy. sapling. a slip of a boy. sprig. stripling. whelp. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kid. lad. sapling. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

youth. young man. adolescent. blade. blood. boy. lad. laddie. stripling. young person. youngster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gençlik, Ar. şebâb. 2. Cesaret, yiğitlik, babayiğitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild youth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deliği veya delikleri olan, delinmiş. Ar. maskub: Delikli tahta, kâğıt, taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

holey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforated. punched. sprocketed. alveolate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforated. having a hole. skimmer. hollow. bored. pierced. punched. celled. spongy. honeycombed. leachy. porose. porous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Delikli ve sert bir tabaka ile kaplı bir hücreli hayvanlar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deliği olmayan. Deliksiz uyku = Hiç uyanmadan uyunulan uyku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a hole. imperforate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sound sleep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «delâlet» ten smüş.) (c. delâil, edille, edlâ). 1. Kılavuz, rehber, yol gösterici: Çölde yol bulmak için delile İhtiyaç vardır (bu mânâ ile üçüncü cem’i gelirse de dilimizde az kullanılmıştır). 2. Bir davayı ispata yarayan şey, senet, burhan: Bu davaya bir delil getirmeli. Bunu ispat için deliliniz var mıdır? Davasını kuvvetli delillerle ispat etti. Irld-ı edille = belliler gösterme. 3. Nişan, alâmet: Bu söz, akıl ve zekâsına delildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proof. evidence. supporting document. argument. averment. case. document. earnest. voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evidence. lead. proof. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argument. evidence. indication. proof. sign. guide. demonstration. fact sheet. index. indicator. means of evidence. piece of evidence. reason. testification. testimony. witness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دليل] kanıt. 2.rehber. 3.şahit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dell adamın hâli ve sıfatı. Ar. cünûn, cinnet. 2. Makul olmayan iş, hareket veya söz: Ben delilik ettim de oğlumu mektebe göndermedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daftness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frenzy. insanity. lunacy. madness. mania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanity. madness. alienation. foolish behaviour. foolishness. craze. crotchet. folly. lunacy. mania. paranoia. possession. termination of offer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahdit etmek, sınırlamak, hudut tayin etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şeklini çizmek, resmetmek, portresini çizmek, tasvir etmek, tarif etmek. delinea'tion (i). resmetme, çizme; resim, şekil, kroki; tarif, vasıflandırma, nitelendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Delik peydâ etmek. Delta delikli olmak: Kova delindi. Çıban daha delinmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be worn through. to be pierced. to be punctured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wear through. to get a hole. to be pierced. to be punctured. to be perforated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). kabahatli, vazifede ihmalkâr olan, suçlu, mücrim; zamanı geldi- ği halde ödenmemiş; (i). görevini ihmal eden kimse, kabahatli kimse, suçlu kimse. juvenile delinquent (huk). çocuk suçlu. delinquency (i). kabahat, kusur, hata; ihmalcilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kendi kendine havadan rutubet kapıp yavaş yavaş erimek. deliquescent (s). havadan çektiği su ile eriyebilen. deliquescence (i). havadan çektiğisu ile eriyebilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hezeyan, sayıklama; çılgınlık; taşkınlık. delirium tremens içki iptilâsından gelen titremeli hezeyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(fT). Çıldırmak, deli olmak. Osm. tecennün etmek. 2. mec. Çok kızmak, fazla hiddet etmek. 3. Aşk ve sevdaya düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go haywire. go mad. go crazy. go nuts. loose one's senses. go crackers. be nuts. be touched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go mad. to lose one's marbles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become insane. to go mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çıldırtmak. Osm. mecnûn ve dîvâne etmek. 2. mec. Çok kızdırmak. 3. Aşk ve sevdaya düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drive smb. nuts. drive mad. madden. bedevil. craze. distract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

derange. to drive mad. to craze. to enrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drive sb crazy. drive out of his mind / wits. madden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Delice tavırlı, tavır ve hareketinde lâubâli ve serbest olan: Delişmen bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

madcap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devil may care. harum scarum. highflier. madcap. rambunctious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

highflying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tevdi etmek, teslim etmek, bırakmak, vermek; kurtarmak, serbest bırakmak; çocuğu almak, doğurtmak; irat etmek, söylemek (nutuk); atmak (tokat); hüküm vermek. deliver oneself of konuşma haline dökmek. be delivered of doğurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teslim etme, verme; kurtarma, kurtuluş; fikrini açıklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurtaran kimse, kur tancıkimse ; teslim eden kimse; dağıtıcı,evlere tevzi eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kurtarma, kurtuluş; teslim, postadan mektupların dağıtılması, tevzi; doğum; konuşma tarzı; topa vuruş, servis (beysbol). deliveryman (i). satılan malı eve kadar götüren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ovma, ovuşturma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلق] derviş hırkası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Dervişlere mahsus eski ve yamalı hırka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fındıkçılık, kokettik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuytu yer, küçük vadi, korulu vadi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tellâk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلاک] tellak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tellâklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «delâlet» ten imüb.) (Türkçe’de tellâl). 1. Bir şeyin satılacağını veya bir ilân ve tenbihi çarşı ve pazar yerlerinde yüksek sesle herkese duyuran adam. Ar. münâdt: Dellâl çağırtmak, dellâl koymak. 2. Emlâk, akar ve hayvan vesaire satışında satıcı ile müşteri arasında vasıta olup pazarlığı kestiren adam, komisyoncu: Emlâk tellâlı. Tellâla müracaat etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلال] komisyoncu, tellal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tellâl vasıtasıyla satılan bir şey için satıcı ve müşteri tarafından tellâla belli bir yüzde nisbetinde verilen ücret, tellâl hakkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tellâllık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Delmek işi. 2. Delinmiş, delmekle yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

piercing. boring. drilling. perforation. penetration. fenestration. puncture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prick. boring. drilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drilling. piercing. boring. perforated. perforation. pricking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Delmek, bir şeyin içine delik açmak, bir yandan bir yana, yahut yalnız bir yanda yarık ve çukur açmak. Osm. sakbetmek: Tahtayı, toprağı, kâğıdı, kızın kulağını delmek: Kurşun, ağacı delip geçti: Toprağı delip su aramak. İşi delmek = iç yüzüne vakıf olmak. Kulak delmek = İkaz etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pierce. hole. bore. drill. make a hole in. broach. dig into. dig through. perforate. pick. prick. ream. ream out. spike. stab. stave in. stick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. drill. impale. perforate. pierce. prick. puncture. to pierce. to bore. to drill. to perforate. to prick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make a hole in. to pierce. to bore. to drill. to puncture. to perforate. to prick. to tap. to riddle. to cut-through. to wimble. to stick. to stave. to punch. broach. pick. stab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bitlerini ayıklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eski Yunanistan'daki Delfi'yle ilgili; Delfi mabedinin gaipten haber veren kâhinine ait; muğlak, meçhul, anlaşılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). birkaç çeşit hezaren çiçeğinden çıkarılan zehirli billursu bir alkaloit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hezaren, (bot). Delphinium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. coğrafya). Alüvyonların yığılmasıyle bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yerde meydana gelen ve kabaca üçgene benzeyen kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tract of land shaped like the letter delta , especially when the land is alluvial and inclosed between two or more mouths of a river; as, the delta of the Ganges, of the Nile, or of the Mississippi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The closed figure produced by connecting three coils or circuits successively, end for end, esp. in a three-phase system; often used attributively, as delta winding, delta connection , etc. the 4th letter of the Greek alphabet a low triangular area where

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delta.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ratio of the change in the price of an option to the change in the price of the asset underlying the option.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount by which an option's price will change for a one-point change in price by the underlying entity Call options have positive deltas, while put options have negative deltas Technically, the delta is an instantaneous measure of the option's price c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of how much an option premium changes, given a unit change in the underlying futures price Delta often is interpreted as the probability that the option will be in-the-money by expiration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rate of change of the price of a derivative security relative to the price of the underlying asset; i e , the first derivative of the curve that relates the price of the derivative to the price of the underlying security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of the relationship between an option price and its underlying futures contract or stock price BACK TO TOP.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The percentage of price movement in the underlying stock that will be translated into the price movement in a particular option For example, a delta of 50 percent indicates that the option will move up by one-half point for each one-point rise in the unde

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The measure of change in the value of an option compared with a change in the price of the underlying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The low, nearly flat, alluvial tract of land at or near the mouth of a river, commonly forming a triangular or fan-shaped plain of considerable area, crossed by many distributaries of the main river, perhaps extending beyond the general trend of the coast

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The change in the value of the option premium relative to the instantaneous change in the value of the underlying instrument, expressed as a coefficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also called the hedge ratio, the ratio of the change in price of a call option to the change in price of the underlying stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The change in the price of a derivative due to a change in the price of the underlying asset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fan--shaped area at the mouth, or lower end, of a river, formed by eroded material that has been carried downstream and dropped in quantities larger than can be carried off by tides or currents The Nile and Mississippi Rivers have deltas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is a measure that indicates the change of an option price relative to a change in the currency price A delta of 5 would indicate that the long option holder is long the equivalent of 1/2 of a futures currency contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alluvial deposit, often in the shape of the Greek letter 'delta,' which is formed where a stream drops its debris load on entering a body of quieter water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In an RCS or SCCS file, the set of changes that constitute a specific version of the file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ratio of the change in price of a call option to the change in price of the underlying stock Also called the hedge ratio Applies to derivative products Measure of the relationship between an option price and the underlying futures contract of stock pr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The change in the value of the option premium made fully paid by the capitalisation of reserves and given relative to the instantaneous change in the value of the; underlying instrument, expressed as a coefficient. An alluvial deposit made of rock particl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The percentage of the price movement in the underlying stock that will be translated into price movement in a particular option series For example, a delta of 50 percent indicates that the option will move up by one half point for each 1 point rise in the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Large deposit of alluvial sediment located at the mouth of a stream where it enters a body of standing water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A value used in referring to power tables that combines gamma and the sample size. a low triangular area where a river divides before entering a larger body of water. the 4th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Yunan alfabesinin dördüncu harfi; delta şeklinde herhangi bir şey; üçgen; (coğr). delta; (elek). trifaze akımda üçgen bağlantı .delta -wing (airplane) kanatları üçgen şeklinde olan jet uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). delta şeklinde, üçgen, üç köşeli; (i)., (tıb). deltakası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deli. (bk.) Deli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aldatmak, yanlış yola sevketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tufan, büyük sel, çok şiddetli yağmur; (f). suya boğmak, su basmak. the Deluge Hazreti Nuh tufanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hile, oyun; hayal, hulya, vehim, kuruntu; bir çeşit delilik. Iabor under a delusion bir durumu yanlış anlayarak hareket etmek. delusive, delusory (s). aldatıcı,asılsız, hayale dayanan, hayali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (Fr). Iüks, ihtişamlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kova, kuyudan su çektikleri kap. 2. (astronomi) 12 Burç’tan biri ki, HOt ile Cediy burçları arasında olup, güneş, şubatta bu burca girer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دلو] kova. 2.kova burcu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). araştırmak, bellemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Demirağ).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Demir gibi güçlü eli olan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). evlenmemiş kadın, kız; telli turna, (zool). Anthropoides virgo; yusufçuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experimental. tentative. empirical. empiric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empirical. experimental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alias. empirical. experimental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balancing. compensation. stabilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. fizik). Kuvvet katarak veya eksilterek denge haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. equalize. equilibrate. level. stabilize. cancel out. counterpoise. juggle. offset. poise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. cancel. equate. offset. scale. to balance. to poise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. to balance. to stabilize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equalizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balancing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by