Elem-zede-gan ne demek? | Elem-zede-gan anlamı nedir? | Elem-zede-gan

Elem-zede-gan anlamı nedir?

Elem-zede-gan ne demek?

Elem-zede-gan anlamı nedir?

Elem-zede-gan | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: elem zede gan

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. elem-zede). Elemliler, dertliler, kederliler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah’ın kulu.- Allah’ın isimlerinden, (bkz.Gani).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Acıyıp merhamet etmek. 2. Himaye etmek, sahip çıkmak, korumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zambakgillerden bir bitki, soğanından ilâç yapılır (Urginea Maritima).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Scille, Scillae bulbus, Sea onion, Urginea maritima): Zambakgillerden bir çesit bitkidir. Yaprakları uzun şerit şeklindedir. Çiçekleri yeşil ve beyaz damarlıdır. 2 kilogram kadar olan soğan kısmı, yapraklarının altındadır. Acı ve zehirlidir. 7,5 gram adasoğanı, bir insanı rahatça öldürebilir. Tazeyken kullanılmaz. Aksi halde zehirlenme ve kusmalara yol açar. Soğanın etli olan orta kısmı, dilimlenerek kurutulur. Sonra dövülüp toz haline getirilir. Çok iyi bilmeden kullanılmamalıdır. Kullanıldığı yerler:İdrar söktürür. Kalp hastalarında vücudda biriken suyu boşaltır. Azotemiyi azaltır. Böbrek hastaları kullanmamalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. Affet-zedegân) (A. Afet, F. zeden = vurulmak). Bir musibete ve bilhassa yangın, zelzele gibi bir felâkete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.) (Afetzede’ nin çokluğu. Afete, belâya, felâkete uğramışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a misfortune. sufferer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت زده] belaya uğramış, afet görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Afganistan, Afgan krallığı; Afganistan milleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afghan. afghan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afghan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Afghan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya’da yaşayan müslüman bir kavim. Cemalettin Af-gani: Müslüman alimlerden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Afghanistan) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Pakistan’ın kuzey batısında, İran’ın doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 33 00 Kuzey enlemi, 65 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 647,500 km²; Kara: 647,500 km²; Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 529 km.

Sınır komşuları: kuzeydoğuda Çin 76 km, batıda İran 936 km, doğu ve güneyde Pakistan 2,430 km, kuzeyde Tacikistan 1,206 km, kuzeyde Türkmenistan 744 km, kuzeyde Özbekistan 137 km

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)

Sahip olduğu denizler: yok (kara ile çevrili).

İklimi: Sert bir bozkır iklimi hakimdir; kışları soğuk, yazları sıcak geçer.

Arazi yapısı: Kuzeydoğu ve güneyde engebeli dağlık arazilere ve ovalara sahiptir. Kuzey doğusunu Hindu Kuş dağları kaplar. Ayrıca güneyde Süleyman, kuzeyde Bendi Türkistan dağları mevcuttur. Güney bati bölgeleri geniş çöllerle kaplıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Amu Darya 258 m; en yüksek noktası: Nowshak 7,485 m.

Doğal kaynakları: doğal gaz, petrol, kömür, bakır, krom, kükürt, kurşun, çinko, demir, berilyum, yakut, tuz, kıymetli taşlar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.3.

Otlaklar: %46.

Ormanlık arazi: %3.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 27.200 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Hindu Kuş dağları bölgesinde depremler; su baskınları; kuraklıklar.

Akarsuları: En önemli akarsuyu Hilmend’dir. Amuderya, Kokça, Kunduz ve Kâbil adlı akarsuları bulunmaktadır. Bunların dışında küçüklü büyüklü çok sayıda akarsuyu mevcuttur.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 31,056,997 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlarda: %44.6 (erkek 7,095,117/kadın 6,763,759).

15-64 yaşlarda: %52.9 (erkek 8,436,716/kadın 8,008,463).

65 yaş ve üzerinde: %2.4 (erkek 366,642/kadın 386,300) (2006 tahmini).

Nüfus artış oranı: %2.67 (2006 tahmini).

Not: Bu oran İran mültecilerini de kapsar.

Mülteci sayısı: 23.06 mülteci/1,000 nüfus (2004 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.05 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.95 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 160.23 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 43.34 yıl.

Erkeklerde: 43.16 yıl.

Kadınlarda: 43.53 yıl (2006 tahmini).

Ortalama çocuk sayısı: 6.69 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01(2001 verileri).

Ulus: Afgan.

Nüfusun etnik dağılımı: Pestunlar %42, Tacikler %27, Hazaralar %9, küçük etnik unsurlar (Aymaklar, Türkmenler, Beluciler ve diğerleri) %13, Özbekler %9.

Dinler: Sünni Müslümanlar %80, Şii Müslümanlar %19, diğerleri %1.

Dil: Resmi dil Pestuca ve Tacikçedir. Nüfusun %35 i Pestuca, %50 si Farisice (Dari), %11 i Özbekce ve Türkmence, %4 ü Belucice ve Pasice) ve diğer azınlıkların dillerinde konuşmaktadır.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %36.

Erkeklerin: %51.

Ka


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i.). Afganistan halkından olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afghan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Akanyıldız, ağma

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Saf, temiz, duru insan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A.) (m. agniye) Şarkılar, (bk.) Agniye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Laçka veya yısa edilen bir halatı sıkıca tutma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gerfalcon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Doğan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Alan, fetheden, fatih.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Her şeyden alınan, her sözü kendi aleyhine tefsir edip gücenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift to take offence. easily offended. touchy. sensitive. fragile. susceptive. susceptible. sore. pettish. petulant. squeamish. stuffy. edgy. irritable. techy. tender. testy. tetchy. ticklish. tickly. umbrageous. thin skin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. irritable. petulant. sensitive. squeamish. touchy. thin-skinned. quick to take offence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

touchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

irritability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

touchiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit, kahraman.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğuştan yiğit olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Alûde). 1. Bulaşmışlar, bulaşıklar. 2. Suçlular, namussuzlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alüfte’nin cem’i: Namussuz kadınlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüzar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. bestowal. bounty. gratuity. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. present hediye. award. prize ödül.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. anniversary volume. box. buying incentive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Hediye, peşkeş, tuhfe, bergüz(Erkek İsmi) 2.Birinin gördüğü işe veya başarısına karşılık olarak verilen şey, mükafat.3.Bir ilim adamını tanıtmak veya çalışmalarından ötürü mükafatlandırmak maksadıyla adına çıkarılan ilmi es(Erkek İsmi) (Köprülü Armağanı). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shallot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yulafa benzer bir nebat. Yaban arpası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kibir, kendini beğenme , kibirlilik, gurur; küstahlık, haddini bilmezlik. arrogant (s). kibirli, marur, azametli; küstah. arrogantly (z). kibirle; küstahça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Kafkasya’daki Astrahan şehrinin adından). Anasının karnından doğmadan çıkarılan kuzunun kıvırcık ve parlak postu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrakhan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrakhan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güçlük ve tehlikeden yılmayarak kendisini daima ileriye atan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gutsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. audacious. bold. brittle. dashing. impetuous. impulsive. reckless. plucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bold. audacious. hardy. reckless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Karşısına çıkabilecek engellerden ve tehlikelerden korkmadan her zaman ileriye atılan. 2.Karşı çıkan, çekinmesi olmayan, cüretkar. 3.Hevesli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

venturesomeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boldness. recklessness. pluckiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boldness. audacity. pluck. hardiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gebe inek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Azâde). Kayıtsız, serbest ve hür olan kimseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Az vermek, esirgemek, dlrîğ etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hadde ermeden düşen yavru, düşük, cenîn, sâkıt. 2. Olü doğan kuzunun derisi. (Bundan nakledilerek F. bağane).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Küskütotunun bir adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslen İrlanda'nım Balbriggan şehrinde imal edilip çorap ve iç çamaşırları yapımında kullanılan ince pamuklu kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Baldıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağırlık basmakla muztârip olmak, kâbûsa tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Beççe ve beçe’nin çokluğu). Yavrular, çocuklar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. begin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça belâ = musibet, Farsça zede = vurulmuş). Musibete uğramış, felâkete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinden yol geçen tepe

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çocuğu kundaklamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koni biçiminde olan bir çeşit fosil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. authenticate. be a record of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authenticate. document. to document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. bende). Bendeler (kullar), (bk.) Bende.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بندگان] kullar. 2.köleler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Menekşe renkli. mec. Gökyüzü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Vurup çürütmek, bere hasıl olacak surette vurmak: Yüzünü berelemişler. 2. (Meyve vesaireyi) vurmak, zedelemek, çürütmek: Erikleri sepetin içinde çok sallayıp berelemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. chafe. contuse. maul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). Beste yapmak, Fr. composer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compose. to compose. to set to music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compose. make up. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: bâzâr-gân). Tacir, tüccar, alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen unvandır. Bezirgin başı — Eskiden konvoy başı, tüccar vekili. Ayak bezirginı = Eşya gezdirip satan, satıcı, bohçası. Korkak bezirgan = Tereddüt içindeki kimse, cesaretsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازرگان] tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ticaret, alış veriş eden esnafın hal ve şanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bî-çâre’nin c. bîçâreler, zavallılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yabancılık, bîgânelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Yabancılık, bîgânelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيچارگان] çaresizler. 2.zavallılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Atın ayağında çıkan unulmaz bir çatlak ve yara. 2. Böyle bir yarası olan at. Unulmaz, tehlikeli yara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Demir delikleri cilâ ve perdaht etmeye mahsus demirci Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bildik olmıyan, yabancı, yâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bildik olmıyan, yabancı, yâd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيگانه] yabancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهذا الامر] buna göre, bu durumda, böylelikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bilge). Bilge Kağan (683-734). Göktürk hakanı. İkinci Göktürk hanedanlığının kurucusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Asmak veya suya atmak suretiyle öldüren, (bk.) Boğmak. İtboğan = Acı çiğdem. Kurtboğan = Bir cins nebat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Düğünçiçeğigillerden bir bitki (aconitim). Bu bitkinin her tarafında bilhassa kökünde akonitin adlı çok tehlikeli bir zehir vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türk adlarından.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Buram buram dönerek kar veya yağmurla karışık esen şiddetli rüzgâr, fırtına: Bir borağana tutulduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kuluçka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karpuz biçiminde kap.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türklerde birleşik rütbe unvanı. Suci yazıtında Kırgız kabilesinden Yaplakar Kan Ata’nın ünvanı olarak geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Doğan kuşunun bir türü. 2. Eski devirlerde kullanılan altı toplu bir gürz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir şahin türü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eşkıya, haydut, saki. brigandage i. eşkıyalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. den.gulet (gemi); perkende.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir nevi kalın ayakkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budgeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Evde cilalı parke üzerinde çorapla yürürken düşme olasılığınız, halıya oranla çok daha fazladır. Çünkü halı ile ayağımız arasında, cilalı parkeye nazaran daha çok sürtünme ve daha fazla temas vardır. Buzlu bir yüzeyin üzerinde ayağımızın kaymasını benzer bir sebebe dayandırabiliriz, ancak buz pateni yapanlar pütürlü buz yüzeyinde, düz bir buz yüzeyinden çok daha fazla bir hızla kayarlar.

Buz, sanıldığı gibi, düzgün bir yüzey olduğu için kaygan değildir. Olay, buz pateninin çok küçük yüzeyinin buza basınç yapması dolayısıyla o noktadaki buzun erimesi ve oluşan bu ince su tabakası üzerinde patenin hareket etmesidir.

İnsan ayağının boyunun ortalama 25 santimetre, eninin ise 10 santimetre olduğunu kabul edelim. Ortalama insan ağırlığı olan 75 kg., iki ayakla 500 santimetrekare yere bastığında, her santimetrekareye 0,15 kg. ağırlık biner. Topuklu ayakkabı giyen kadınlarda yere basılan alan o kadar küçülür ve basınç o kadar artar ki, kadınların topuklu ayakkabı izi sıcak asfaltta kalır, hatta bu basınç nerede ise filinki ile aynıdır.

Ucu neredeyse bıçak gibi olan patenlerin buza değen alanı o kadar küçüktür ki, erime ısısını l derece azaltmak için 130 kg/cm2 gereken buz yüzeyini derhal eritir.

Buz pütürlü olunca, paten sadece buzun pütürünün çıkıntılarına basar, böylece temas yüzeyi iyice küçülür ve basınç artar ve buz daha kolay eriyerek, paten buz ile arasında oluşan ince su tabakası üzerinde rahatça kayar.

Bu arada buzun bir başka şaşırtıcı özelliğine de değinmeden geçemeyeceğiz. Dişimiz ağrıdığında elimizin üzerine konulan buz bu diş ağrısının azalmasına yardımcı olur.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde bir ağrı oluştuğunda, uyarıcı sinirler buradan orta beyine ağrı sinyalleri gönderirler.

Bu sayede beyin tarafından uyarılarak vücudun doğal ağrı kesicileri olan ‘endorfin’ ve ‘enkefolin’ salgılanır.

Bu salgıların kaynağa gidebilmesi için sinir sisteminin diğer bölümlerine, ağrı algılarının geçtiği diğer kapıları ‘kapat’ sinyali gönderilir. El üzerinden gelen ağrı sinyallerinden dolayı salgılanan doğal ağrı kesiciler sonucu yüz sinirlerinden gelen ağrı kapıları beyinde kapanmaktadır.

Diş ağrılarında vücudun başka bir yerinde değil de el üstüne buz konulmasının nedeni bu olup, bu noktaya akapuntur uygulanmasıyla da benzer sonuca ulaşılmaktadır. Baş parmakla işaret parmağı arasındaki bu noktaya HO-KU noktası denilmektedir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büzürg’ün c bü yükler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyük kimseye yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزرگان] büyükler. 2.ulular.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalın ve sağlam deve kösteği.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bayram, şenlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çengi defçiği, bir nevi çalpara.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Körfez, liman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz yengeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çok çağıran, yaygaracı. 2. Çok bağırır saksağan cinsinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Doğan cinsinden bir yırtıcı kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). 1. Isıran. 2. Azgın (köpek), çıyan. Çalagan otu = Isırgan otu. 3. Atmaca.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cana doğan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hırka, ceket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çelme takmak. 2. Başarıya ulaşmasına engel olmak: Parlak bir istikbali vardı, ama zavallıyı çelmelediler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چراغان] aydınlatma, donatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeye çerçeve geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frame. to frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to frame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir atlı spor. (bk.) Cirit. 2. Türk askerî musikisinde bir usul vurma Aleti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چوگان] çevgen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İçine almak, kuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surround. encircle. enclose. inclose. circle. ring in. ring. begird. cincture. environ. girdle. orb. swathe. twine about. twine around. wreathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

encircle. encompass. swathe. to surround. to encircle. to enclose. to circumscribe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to surround. to encircle. to enclose. to circumscribe. gird. girdle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Arka ayaklarıyla tepmek (at, katır vs.). 2. sert havalarda geminin ikinci demirini de atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut ÇIĞIRTKAN (i.) Diğer kuşları celbetmek üzere öttürülen avcı kuşu, pırlak, (bk.) Çığırtkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaçlar bağlayarak kırık bir direği tamir İşi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çise halinde yağmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drizzle. sprinkle. spit. mist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drizzle. sprinkle. to drizzle. to sprinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to drizzle. mizzle. spit. sprinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kökü ve dalları sabun gibi köpüren bitki, çöven.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağdayı ve giyeceği ağartmak için kullanılan, reçel ve helvaya konulan bir nevi kök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tanelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Perişan, dağınık, çok dağılmış: Dardağan sarık. Daha mübalâğa için (darma dağan) denilir. Dardağan darısı = Uğursuzluk için lânetleme niyetiyle saçtıkları darı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dayanan, dayanıklı. Ar. mütehammil, Fars. tâb-Aver.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balancing. compensation. stabilization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. fizik). Kuvvet katarak veya eksilterek denge haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. equalize. equilibrate. level. stabilize. cancel out. counterpoise. juggle. offset. poise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. cancel. equate. offset. scale. to balance. to poise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance. to balance. to stabilize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Selenterelerin bir altsınıfı (Fr. acaliphes).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dermânde). Bîçâreler, çaresizler, zavallılar, düşkünler, beceriksizler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Şurasını burasını deşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tie in sheaves. bundle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. c.) (m. dîde). Görmüşler. LOtf-dide-gân = Lutuf görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دیدگان] gözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, nizamını bozmak, karmakarışık etmek, altüst etmek, karıştırmak. disorganiza'tion (i). düzensizlik, nizamsızlık, karışıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «doğmak» tan. Soy ve asıl demektir). Kuş vesaire avlamak üzere alıştırılan yırtıcı kuş, çakır. Bozdoğan = Bir çeşit armut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rising. orient. nascent. falcon. hawk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

falcon. hawk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

falcon. hawk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Doğan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ayın ilk günleri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Doğan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Osmanlı İmparatorluğu zamanında doğanları besleyip idare ve doğanla av işlerine nezaret eden adam; doğancı başı. 2. Yeniçeri ocağında bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sabahın ilk ışıklan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Doğanbey).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nurun doğması.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şafak vakti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok doğuran (dişi): Doğurgan kadın, kedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fecund. prolific. fertile. procreant. procreative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertile. prolific. fecund.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fecund. prolific. fertile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertility. prolificacy. fecundity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profligacy. fecundity. fertility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). hayatta olan bir kimsenin eşruhunu taşıdığı tasavvur edilen ve yalnız o kimseye görünen hayalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. ikiz, çift. 2. İki rekât Salât-ı dü-gâne = İki rekât namaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Eskiden üzerlik, günlük ve ödağacı yakarak cin dâvet eden büyücü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Düğmeyi iliğe geçirerek (elbise veya çamaşırı) kavuşturmak: Gömleği, ceketi düğmeledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to button up. button.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yer değiştirmeyen, sabit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inert. constant. stable. immobile. immutable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immobile. stable. stationary. fixed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant. fixed. stationary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagnant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) BAkireler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Figan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Hind Avrupa kavimlerinden bir millet ki, Afganistan ve Pakistan’da yaşar ve Afganca konuşur (Arapça c. efâgıne).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افغان] feryat etme, figan etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Figan, ağlayıp inleme, feryat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Eğe ile işlemek, eğe ile yontmak veya cilâ vermek: Madeni cilâlandırmak için eğelerler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file. to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file with a file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mim). binaların cephelerini süslemek için silmelerin yüzeyine süs olarak yapılan yumurta ve kargı seklinde kabartmalar, beyzi mimari süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zarafet, şıklık, incelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zarif, şık; nazik, ince, kibar; mükemmel, üstün. elegantly z. zarafetle, nezaketle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alâm). 1. Ağrı, acı, sancı. Ar. vecâ. 2. Keder, dert, gam: Elem çekmek: Keder etmek, gam yemek, (tıp) Osmanlıca’da organ isimlerine izafetle ağrılı birtakım hastalıkların ilimlerini teşkil eder: Elem-i üzn, elem-i mide.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anguish. cross. sorrow. grief. distress. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrow. pain. affliction. care. burden. distress. mental anguish. suffering. woe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [الم] acı, üzüntü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. elem = keder, F. zeden = vurmak). Dert ve kedere düşmüş, acı görmüş. Ar. mükedder, Fars. gam-dîde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. elem-zede). Elemliler, dertliler, kederliler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Unsur.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. élément

öge

Birleşik bir şeyi oluşturan basit şeylerden her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element. component. factor. personnel. rmployee. staff member.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element. staff member. employee. worker. component.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. element. staff member. part. primary matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Elemek işi, eleyiş. 2. Elekten geçirilmiş, elenmiş: Eleme un. 3. Seçilmiş, intihap olunmuş: Eleme kömür (elleme de deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elimination. sifting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elimination. sifting. screening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of figs of superior quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sifting. screening. garbling. bolting. elimination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elimination examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Elekten geçirmek, elekle çalkamak, eleklemek: Unu elerler de sonra hamur yaparlar, mec. 2. İnceden inceye arayıp tarayarak araştırmak ve teftiş etmek. 3. Seçmek, ayıklamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (ipliği) İlmikten geçirerek sarmak: İplik elemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sift. sieve. eliminate. screen. annihilate. bolt. riddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eliminate. pan. riddle. screen. sieve. sift. to sift. to sieve. to riddle. to eliminate. to select.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sift. to sift. to sieve. to eliminate. to select. to screen. to winnow. to bolt. to discard. to garble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the simplest or essential parts or principles of which anything consists, or upon which the constitution or fundamental powers of anything are based.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the ultimate, undecomposable constituents of any kind of matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically: A substance which cannot be decomposed into different kinds of matter by any means at present employed; as, the elements of water are oxygen and hydrogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To compound of elements or first principles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To constitute; to make up with elements. the most favorable environment for a plant or animal; 'water is the element of fishes' a straight line that generates a cylinder or cone the situation in which you are happiest and most effective; 'in your element'

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an abstract part of something; 'jealousy was a component of his character'; 'two constituents of a musical composition are melody and harmony'; 'the grammatical elements of a sentence'; 'a key factor in her success'; 'humor: an effective ingredient of a s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic unit of an HTML document HTML documents use start and stop tags to define structural elements in the document These elements are arranged hierarchically, to define the overall document structure The name of the element is given by the tag, and i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Within these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains onl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a document structuring unit declared in the DTD The element's content model is defined in the DTD, and additional semantics may be defined in the prose description of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Elements define the hierarchical structure of a document Most elements have start and end tags and contain some part of the document content Empty elements have only a start tag and have no content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Each document contains one or more elements, the boundaries of which are either delimited by start-tags and end-tags, or, for empty elements by an empty-element tag Each element has a type, identified by name, and may have a set of attributes Each attribu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A material consisting of atoms, all with the same atomic number Approximately 90 different elements are known to exist in nature and several others have been created in nuclear reactions For more information about the elements, see the Periodic Table of t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The elements define the hierarchical structure of a document The majority of elements have opening and closing pointers Among these pointers, pieces of text or even the whole document being written can be found There are empty elements which contains only

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic substance consisting of a 'family' of naturally occurring isotopes For example, hydrogen, lead, and oxygen are elements All atoms of an element contain a definite number of protons and thus have the same atomic number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a piece of data within a document that may contain either text or other subelements such as a paragraph, a chapter, and so on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Substance entirely composed of atoms of the same atomic number that cannot be further broken down into a chemical reaction Currently there are 112 known elements, of which 92 occur naturally and 20 are artificial Each element has a specific number of prot

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of over a hundred fundamental materials containing only one kind of atom Some common elements are oxygen, gold, hydrogen, and silicon All other materials are made of compounds or mixtures of elements Water, for example, is made of two hydrogen atoms a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element one of the basic chemical ' building blocks' for example oxygen or hydrogen Each element has characteristics which identify it as such For more information on elements and their properties visit the Sheffield University Chemistry department pag

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of structure in an HTML document; many elements have start and stop tags; some have just a single tag; some elements can contain other elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element, often referred to as tag, is what HTML is constructed with It has a name, perhaps one or more attributes and can be a container or empty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a substance which cannot be broken down into simpler components by chemical means There are 92 naturally occurring elements in the universe, familiar examples of which include copper, iron, carbon, lead, uranium etc Elements may be gases, so

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An element is a unit of a document marked up in XML, SGML, or HTML Elements can be considered as boxes, each of which contains text and/or other boxes Elements can be identified by the tags that encapsulate them Tags surrounding an element will be labelle

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic building block of an HTML document When an element consists of a start tag, an end tag, and text or some other content it can also be referred to as a 'container' An 'empty element', such as that commanding a line break, has only one tag and no

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fundamental substance which can occur in nature, composed of atoms having identical numbers of protons The lightest element is hydrogen, with a single proton in its nucleus which characterizes all isotopes of hydrogen Deuterium and tritium are isotopes

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule composed of one type of atom Chemists have recognized or created 112 different types of elements See the following WWW link for the chemical description of these different elements Two or more different elements form a compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

element , item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğe, eleman, unsur; cevher; cüz; esas; basit cisim; (hava, ateş, toprak, su gibi) dört ana unsurdan her biri; kim. element, öğe. the elements hava, açık hava; kötü hava şartları; temel esaslar. be in his element k.dili havasını bulmak. be out of o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. esasa ait, esas, ana, temel, başlıca; basit, ilkel; tabiat kuvvetleri ne ait; kim bileşik olmayan; saf, halis. elementally z. esasa ait olarak; saf bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. basit, sade, öz; ilk, başlangıç, giriş. elementary education ilköğretim. elementary proposition man. asıl önerme. elementary school ilkokul; ilk ve ortaokul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vernik yapımında kullanılan parlak bir reçine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorrowful. sorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [الم زده] elemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Endâze ile ölçmek. 2. Tahmin ve hesap etmek, tasarlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ensesinden yakalamak. (argoda). Yakalamak, ele geçirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seize by the neck. take smb. by the scruff of the neck. catch. nick. cop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seize. to collar. to seize by the neck. cop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit doğan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. A.). Org ve orgun eski asırlardaki ilkel şekilleri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارغنون] org.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stamen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

male organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ارمغان] armağan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. adjournment. delay. putoff. suspension. suspense. continuance. holdover. procrastination. respite. retardation. stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stay. suspension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjournment. deferment. postponement. putting back. putting off. standoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Erteye bırakmak, bir gün geriye atmak: Orada ertelemeye mecbur oldu, yemek ertelerse bayatlaşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postpone. delay. adjourn. defer. suspend. carry over. continue. hang up. hold off. hold over. lay aside. lay by. lay over. leave over. procrastinate. reserve. respite. scrub. shelve. sidetrack. stay. table. waive. put off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjourn. defer. delay. postpone. shelve. stay. suspend. to postpone. to delay. to defer. to put sth off. to put sth back. to hold over. to adjourn. to suspend. to adjurn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postpone. defer. to postpone. to delay. to defer. to put off. to adjourn. carry over. continue. hold over. procrastinate. put back. put over. remit. respite. stall. stand adjourned. stay. suspend. table. wait. waive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamurun yapışmaması için tepsiye un serpmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eşelemek işi. (bk.) Eşelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.), 1. (toprak, kül, ateş vesaireyi) Karıştırmak, hafifçe eşmek. 2. Aramak, araştırmak, Osm. taharri etmek. 3. Kışkırtmak, tahrik etmek,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scratch about. dredge up. grub up. grub. root. forage. disinter. rout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scratch and scrabble. to investigate. grub. scratch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Esre harekesini koymak, esre (i. sesi vererek) ile okumak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağzında dolaştırmak, (bk.) Gevelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to try to evade. to mince words. mince.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the first instance. for one thing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) işin başında, her şeyden önce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). israf,aşırılık, ifrat, taşkınlık, delilik, saçmalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutumsuz, müsrif, aşırı, müfrit, çok pahalı, mübalâğalı, fazla. extravagantly (z). tutumsuzca, aşırı olarak,mubalâğa ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fantezi, zarif ve hayal gücüne dayanan müzik veya piyes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(özellikle Messina Boğazında görülen) serap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tâbir). Felâkete, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فلاکت زده] felakete uğrayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. felek = semâ, F. zeden = vurmak). Sanki feleğin zulmüne uğramış, bedbaht, musibet görmüş, kötü talihli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فلک زده] kader kurbanı, felek vurgunu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Holanda: Felemenk peyniri — Bu memleketten çıkan cinsi. Felemenk-i cedîd = Yeni Holanda, Avustralya. Felemenk taşı = Felemenk’ te işlenen Ad! elmas (isim gibi yalnız Felemenk dahi denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Felemenkliler’ in lisanında veya onların tarz ve usûlünde olan. 2. Felemenk dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the Dutch language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Felemenk ahalisinden, Holandalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dutch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hl. coğrafya). Orta Asya’ da Maverâ-ün-nehr’ln güney doğu tarafında bir büyük bölge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sebze fidesi dikmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). İnleme, feryat: Benim figanım ve feryadım komşularımın rahatını kaçırdı. Bülbülün Aşıkane figanı, e. Aman, feryat, eyvâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groan. lament. lamentation. outcry. wail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فغان] feryat etme, ah çekme. figân eylemek bağırmak, feryat etmek, inlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gammazlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticize sb behind his / her back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. fütâde). Düşmüşler, düşkünler, bîçareler, tutkunlar, Aşıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (A. gam = keder, F. zeden == vurmak). Keder ve hüzne kapılmış, Ar. mağmum, mükedder.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eski began: bak begin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ghana. ghanaian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ghana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Accro.

Nüfus: 17.225.000.

Yüzölçümü: 238.533 km2.

Komşuları: Batıda Cote D’Ivoire, Burkina, Faso Kuzeyde, Doğuda ise Togo.

Önemli Şehirleri: Accro.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Askeri Rejim.

Tarih: MS 400-1240 arası Afrika İmparatorluğu adıyla Nijer ırmağı boyunca adlandırılan Gana, Altın sahilleri adıyla Britanya İmparatorluğu eliyle 113 yıl yönetildi. 1957 yılında bağımsız oldu. 1960 yılında İngiliz Devletler Topluluğu içinde Cumhuriyet statüsüne sahip oldu. 964 yılı referandumu ülkede imar faaliyetlerinde bulunan ancak ülkeyi borç batağına sürükleyen, ardından da rüşvet suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Nkrumah 1966 yılında iktidardan indirildi. 1969 yılında seçimler yapıldı, ancak ardından 1972, 198, 1979 ve 1981 yıllarında 4 darbe girişimi ile ülke karşı karşıya kaldı. 1979 ve 1981 yıllarında hava gerginleşti “Jerry Rawlings”in darbeleri anayasayı ortadan kaldırdı ve siyasi partileri yasakladı. Çok partili siyasete olanak tanıyan yeni bir anayasa 1992 yılında kabul edildi.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. ganîmet). Ganimetler. (bk.) Ganimet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غنائم] ganimetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ghanian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Brik usûlünde ve topla silâhlı harp gemisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Küçük yapıda ve az su çeker, fakat nisbeten ağır toplarla silâhlanmış savaş gemisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i erkek kaz; ABD argo bakış Take a ganderl argo şuna bakıverl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ganof i, argo hırsız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ağnâm). Koyun, (bk.) Ağnâm: Aded-i ağnâm = Koyunların yıllık vergilerinin alınması maksadıyle koyunların sayılması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غنم] koyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al. jeoloji). Maden cevheri veya değerli taşları kaplayan toprak kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Haydut çetesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To go; to walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A going; a course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A number going in company; hence, a company, or a number of persons associated for a particular purpose; a group of laborers under one foreman; a squad; as, a gang of sailors; a chain gang; a gang of thieves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A combination of similar implements arranged so as, by acting together, to save time or labor; a set; as, a gang of saws, or of plows.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set; all required for an outfit; as, a new gang of stays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The mineral substance which incloses a vein; a matrix; a gangue. tool consisting of a combination of implements arranged to work together an organized group of workmen an association of criminals; 'police tried to break up the gang'; 'a pack of thieves' a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an association of criminals; 'police tried to break up the gang'; 'a pack of thieves'. an informal body of friends; 'he still hangs out with the same crowd'. an organized group of workmen. tool consisting of a combination of implements arranged to work to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Group of frames or impositions in the same forme of different jobs arranged and positioned to be printed together. To halftone or separate more than one image in only one exposure To reproduce two or more different printed products simultaneously on one s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Printing multiple pages or documents on the same sheet to save money and paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A grouping of forms arranged to print together with a single impression Also known as gang printing, gang run, or gang up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To combine unrelated jobs on one printing plate in order to save costs and setup charges.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To halftone or separate more than one image in only one exposure Also to print two or more finished products on the same sheet during one press run. klik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Artworks mounted together so that they can be reproduced/printed together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duct , course , action , corridor , errand , gait , gangway , gear , hallway , operation , passage , passageway , running , speed , tread , vein , visit , walk , walkway , way , working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f çete; takım, ekip; guruh, suru; avene; yardakçılar; işçi takımı; mak alet takımı; f takım olmak, işbirliği yapmak; kdili çete halinde saldırmak; iskorj gitmek, yurumek gang plow çok bıçaklı pulluk gang up on ABD, argo saldırmak, karşı gelmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zilsiz arab defi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i Ganj nehri

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s fazla uzun boylu, colloq Ieylek gibi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, t/b ganglion, sinir düğümü, lenfa bezi; ufak ur ganglion'ic s gangliona ait, ganglionlu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i iskele tahtası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. gangrene). Çürüyüp hayatsız ve ölü haline geçen ve kesilip ayıklanmadığı takdirde hastalığı gittikçe genişleyen organ veya et: Ayağı gangren oldu. (bk.) Kangren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f, tlb kangren; f kan gren etmek veya olmak gangrenous s kangren olmuş, kangrenli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Bir çeteye mensup olan haydut, gangster.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a criminal who is a member of gang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangster. mobsman. plug ugly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a criminal who is a member of gang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bandit , gunman , mobsman , mobster , racketeer , thug , gangsters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i gangster

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, jeol gang

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ünlem yol, geçit, pasaj; den ambarda eşya arasındaki geçit; guvertede bir kısımdan ötekine geçilen iskele; iskele tahtası; ünlem Yol ver I Yağlı boya I Destur I

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ganiyye) (c. ağniyâ). 1. Sahip olduğu şeyle yetinip fazla, istemeyen: İnsanın gönlü ganî olmalı. 2. muhtaç olmayan, Ar. müstağnî: Tanrı yardım edilmekten ganîdir. 3. Zengin, servet sahibi: Ganî ve fakir, ağniyâdan bir zat, ağniyâya mahsus pahalı şeyler. 4. Bol, fazla, Ar. vâfir: Bu aşçıda yemek pek ganîdir, Cenâb-ı Hak ganî ganî rahmet eyleyel

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. rich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غنی] zengin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zengin varlıklı, bol doygun. 2.Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah’ın isimlerinden. - (bkz.Abdülgani).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ganimet alan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Ganim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ganâim). 1. Harpde düşmandan alınan mal: O muharebede gazilerin ellerine geçen ganîmet malı hesapsız idi. Hums-ı ganâim = Ganimetlerin beşte biri ki, eskiden padişah hissesi idi. 2. mec. Tesadüfen ele geçip bir daha elde edilmesi umulmayan nimet veya fırsat: Sizi görmeyi ganîmet sayarım, bu mevsimde bu güzel havaları ganimet bilka: Garb ocakları = Vaktiyle Osmanlı devletinin Cezâir, Tunus ve Trablusgarb (Libya) eyaletleri. Trablusgarb = Libya’da Trablus şehri ve vilâyeti ki, Osmanlı devletinde bir vilâyet ve onun merkezi idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booty. plunder. spoil. godsend. capture. loot. pillage. prize. trophy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booty. capture. haul. loot. plunder. spoil. swag. trophy. spoils.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booty. loot. spoils. capture. captured property. pillage. prize. spoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غنيمت] savaşta düşmandan alınan her türlü eşya. 2.bedelsiz kazanç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i ocakların iç tarafına doşenen çakmaktaşı ve balçıktan ibaret bir cins tuğla

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Zengin kadın. Zengin kız. 2.Çok hoş. 3.Şarkıcı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i sumsuk kuşu, zool Morus bassanus

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s, i parlak, cilâlı gibi (balık pulu); i, zool parlak pullu bir balık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak gauntlet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, ask elleri değnekli iki sıra askerin arasından geçirilmek suretiyle uygulanan eski bir dayak cezası: iki veya her taraftan hücum; üzucu durumlar run the gantlet sıra dayağı yemek; birçok kimsenin hışmına uğramak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, gauntry i makas koprusu; dy sinyal iskeleti gantry scaffold uzay roket için seyyar servis kulesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the winner. winning ticket. winner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the winner horse. winning ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i eski Yunan efsa nelerinde mabutların sakisi; oğlan, puşt; astr Jupiter gezegeninin üçuncü ve en buyük uydusu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kocaman, iri; obur, doymaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overnight stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yerde gece kalmak, geceyi geçirmek: Ormanda geceledik. Yatacak yer bulamayıp dışarda geceledik. 2. Vakit gece olmak, karanlık, gece basmak: Geceleyince yolu göremediğimizden durmaya mecbur olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night. to spend the night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night (in a place. to stay overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (böcek veya başka hayvan). Sokmak, gagalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Dişsiz kimseler) Çene kemikleriyle çiğnemek. 2. mec. Maksadı açıkça anlatmayıp boş lâflar karıştırmak. Evelemek gevelemek — Gevelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mumble. hum and haw. stutter. waffle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chew slowly and ineffectively. to hem and haw over sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dev gibi, deve ait; kocaman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. kocaman, cesim, cüsseli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( I.F.). Ceviz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shadowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gölge düşürmek. 2. mec. Bir şeyin değerini azaltacak harekette bulunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overshadow. shade. shadow. to put in the shade. to overshadow. to shade in. to leave in the shade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put in the shade to cast a shadow. to overshadow. to shade in. cloud. shade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fertilizing. fertilization. manuring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gübre atmak, gübre ile beslemek: Tarlayı gübrelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to manure. to fertilize. fertilize the soil. muck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (f. c. gurbetzedegân) (A. gurbet, F. zeden = vurmak). Memleketinin dışında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غربت زده] gurbet elde yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.İran’ın kuzeydoğusunnda bir y(Erkek İsmi) 2.Aksak Timur’un lakabı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görgülü, güzel, gösterişli. 2. Doğu Türkleri ve Moğollar’da imparatorluk (hâkanlık) hanedanına dâmâd olan (Timur’un unvanı buradan gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Polo oyunu, cirit. mec. Söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. güzide). Güzîde’nin c. seçkinler, seçilmişler, beğeğenilmiş söz, şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hâbîde). Uyuyanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hoca) (Türkçe m.). Vaktiyle BAbıâli kalemleri efendilerinden, hususi bir rütbe taşıyan adam: Dİvân-ı hümâyûn hâcegânı, hâcegân rütbesi. (bk.) HAce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ خواجگان] hocalar. 2.efendiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle BAbıâli kalemleri efendilerine verilen büyücek bir rütbe olup Tanzimat’tan sonraki rütbeli hâmiseye eşitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rolling. hot working.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to roll. to mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. hânende). Hânendeler, ses san’atkârları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.) (c. harîk-zedegân) (Ar. harîk = yangın, Fars. zeden = vurmak). Yangına uğramış, yangın vermiş: Harîk-zedegâna iane toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Harîkzede’nin c. Yangına uğramış kimseler, yangından zarar görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hasret, Fars. zeden = vurmak) (c. hasret-zedegân). Mahrumiyet veya iştiyak düşkünü, hasrete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. R. F. c.) (m. hasret-zede). Hasrete uğramışlar, hasrete düşmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F, Ar. hayret = şaşkınlık, Fars. zeden = vurmak) (c. hayret-zedegân). Hayrete düşmüş, şaşakalmış, Ar. mütehayyir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت زده] şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syllabication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spelling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Heceleri yani harfler ve harekeleri birer birer söyleyerek okumak: Heceleyerek okuyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spell. spell out. articulate. syllabicate. syllabify. syllabize. syllable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spell out by syllables. to syllable. to utter the syllables of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spell. syllabify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Organlarını sallaya sallaya yürümek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همگان] tümü, hepsi, herkes.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hooligan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili sokak serserisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Padişah. 2. Tanrı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Hüray).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crack. pinprick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İğne ile delmek. 2. Kalıbını almak üzere kenarlarını iğne ile delerek işaret etmek. 3. Toplu iğne ile iliştirmek. 4. mec. Sözle hırpalamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pin. prick. taunt. to pin. to prick. to hurt sb's feelings being sarcastic. to cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pin sth to. to speak sarcastically of sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. psikoloji) (uyd. k.). Muhayyile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. fantasy. imagination. fancy muhayyile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. psikoloji) (uyd. k.). Tahayyül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Tahayyül etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envisage. fancy. imagine. to imagine. to fancy tahayyül etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İMİZGENMEK ) (f.)l. Uyuklamak, uykulu halden kurtulamamak, ayakta sallanıp durmak. 2. (ateş) Kararıp sönmüş gibi durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observing. compendium. examination. study. research. survey. surveying. analysis. anatomy. checkover. checkup. dissection. inquisition. investigation. perusal. sifting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakdown. check. observation. shakedown. study. survey. examination. investigation. exploration. research. scrutiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. investigation. analysis. canvass. dissertation. inspection. memoir. observation. scrutiny. sifting. study. thesis. verification. vetting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tetkik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examine. investigate. search. go into. dig. dig out. analyse. analyze. audit. check over. con. construe. dissect. examine into. look into. look through. observe. peruse. research. research into. scan. study. make a study of. survey. twig. vet. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. examine. inspect. observe. peruse. research. scrutinize. study. survey. suss. view. to examine. to scrutinize. to observe. to inspect. to look into. to look over. to look through. to go over sth. to investigate. to explore. to study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to examine sth in detail. to go into a matter carefully. to analyze. abstract. analyse. canvass. check. investigate. look over. to take or have a look and see. peruse. probe. reconnoitre. research. run the tape over. study. view. weigh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zarif olmayan, zarafetsiz, çirkin. inelegance, inelegancy i. zarafetsizlik. inelegantly z. inceliği bir yana bırakarak, zarafetsiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzvi olmayan, cansız, inorganik. inorganic chemistry inorganik kimya. inorganic substances inorganik maddeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.) (kimya). Organik olmayan, madenî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inorganic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (Fr.) entrikacı, hilekâr, dalavereci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examination. investigation. study.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to examine. to study. to scrutinize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider at length.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yerinde oynama, kımıldama,, sallanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinde oynayıp durmak, kımıldanmak, sallanmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Uğurluluk, saadet, ikbal. 2.Terbiye eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Isıran, dişle sıkıp koparan. Isırgan otu = Dokununca cildi yakan bir bitki ki, genişçe ve ince bir havla örtülü yaprakları vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nettle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(urtica urenus): Isırgangillerden ilkbaharda yetişen, her tarafı sert tüylerle kaplı bir büyük ottur. Tüylerinin içeriğinde formik asit vardır. Sürüldüğü yeri kaşındırır ve yakar. Tohumları da kullanılır. Kullanıldığı yerler: Dıştan tatbik edildiği zaman, iç organlarda biriken kanı çeker. Romatizma ve mafsal ağrılarını dindirir. Burun kanamasını keser. Egzamanın şikayetlerini giderir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Böbrek kumlarını döker. Balgam söktürür. Haricen tatbik edildiği zaman, dalak hastalıklarına ve çıbanlara da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik), İkiçeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi ısırgandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bir çiğdem çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). itmek, geriye itmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

push. repel. repulse. elbow. hustle. poke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to keep on pushing. to force on. to shove. to nudge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yırtıcı hayvanların sesi. 2. Sağlamlık, Osm. resânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hâkan kelimesinin aslı. bk. Hâkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hâkan, han unvanlarının eski şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan. ruler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hakan, imparator. 2.Kükremiş, öfkelenmiş, kükreyen, öfkelenen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kağan tarafından yönetilen ülke, Türk imparatorluğu. 2. Kağan olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kalem, Fars. zeden = vurmak). Yazılmış, kaleme alınmış, Ar. muharrer: Yukarıda kelem-zede-i beyân olunduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to laminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapraklı, yani tabakalara bölünmüş bir çeşit taş ki döşeme için ve yazı taşı yerine kullanılır, Fr. artoise.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Yaprak yaprak ayrılabildiği için evlerin damlarını örtmekte kullanılan yumuşak ve koyu mavimtırak bir taş, arduvaz. Bu taş üzerine yazı yazılan taş tahta yapmakta da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kayan, kaydıran, kayıcı, kayağan, kaypak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slippery. slippy. greasy. lubricious. lubricous. slick. slithery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

creamy. greasy. running. slippery. slick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slippery. slick. greasy. sliding. slimy. smooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çalkanıp yağda pişen yumurta, omlet, Fr. omelette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omeleette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slipperiness. smoothness. greasiness. lubricity. sliminess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slipperiness. slickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAZA-ZEDE) (I. F., Ar. kazâ, Fars. zeden = isabet etmek vurmak). Bir kazâ görmüş, kazaya uğramış, kaza ile sakatlanmış veya tahrip olunmuş: Gemisi kazazede oldu, sahilde fırtınadan kazazede olan gemilerin enkazı duruyordu, zavallı adam kazazededir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

survivor. sufferer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casualty. disaster victim. castaway. wrecked. shipwrecked. struck down by an accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of an accident. struck by an accident. shipwrecked person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Serçegillerden, gagası oldukça geniş, bir kuş ki, hayvan sürülerinin etrafında uçuşan böcekleri avlamakla geçinir (caprimulgus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (atı) Kese ile silmek, timar etmek. 2. (atın tüylerini) Parlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stammering. stuttering. hack. hesitation. stutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harfleri, heceleri tekrar ederek konuşmak, keke gibi söylemek: Küçükken çok kekeliyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stutter. stammer. falter. have a stutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stutter. to stammer. to hem and haw. to speak flatteringly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâhana, kapuska (Anadolu’da kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcuff. to handcuff. to manacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to handcuff. manacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kepazeletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradualness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hamamda kese sürmek, kese sürerek vücudun kirini çıkarmak: Bu tellâk iyi keseliyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to rub with a coarse bath-glove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragile. brittle. eggshell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brittle. fragile. frail. touchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragile. breakable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fragility. touchiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük yumru, veba uru. Kırlağan sürüsü = Zararlı insanlar topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Esirgemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ of smell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hisar kale.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Köşe şeklinde, köşemsi olan: Köşeleme bir taş; köşeleme bir kâğıt. 2. Köşeli olarak: Köşeleme kesmek, çizmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diagonally. in a diagonal position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(t.). Kudurmuş, azgın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. uncontrollable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggregation. heaping up. grouping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggregate. to heap up. to pile up. clump. heap. pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shovel up. to clear away with a shovel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Yerde bulunan toprak vesaireyi kürekle sürüp temizlemek: Bahçeyi, ahırı küremek. Toprağı, gübreyi küremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kurmak’tan). Hisar, kale.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cairn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit dolama, etyaran, domuzburnu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Boğanotunun bir cinsi (aconitum napellus).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (huk.) deniz dibine batmış olup yeri şamandıra ile belli edilen şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aspersion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Lekeli hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stain. to soil. to sully. to besmirch. to blacken the name of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue. to list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

list. to list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catalogue. to list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

list. to list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yokel. yahoo. lout. hick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yokel. yahoo. lout. hick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mahun, maun, bot. Swietenia mahogani; maun rengi, kırmızıya çalan kahverengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manganese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Mangonel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Manisa’nın eski adından) (kimya) Elemanlardan bir cins maden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim manganat, manganik asidin herhangi bir. tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mangan, manganez. manganese steel manganezli sert çelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanlar da dahil olmak üzere bir çok canlı için gerekli bir ağır metal. Eksikliği büyümenin sınırlanmasına yol açabilir, ama çok miktarda alınması da sinir sistemini etkileyebilir.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Mn

Atom Numarası:25

Kütle Numarası:54,938

Yoğunluk: 7,43 g/cm3

Erime Sıcaklığı:1246 °C

Kaynama Sıcaklığı: 2061 °C

Özellikle okyanus tabanlarında çok miktarda bulunduğu sanılıyor.

Çeşitli bileşikler oluşturmada kullanılır.

Çeliğin sertliğini ve dayanıklılığını artırır.

Mıknatıs özelliği taşıyan bileşikler oluşturabilir.


ELEMENTLER by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir manganez filizi; dört değerli mangandan oluşan tuz .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Maske ile örtmek. mec. Gizlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. mâtem = yas, Fars. zeden = vurmak). Yasa tutulmuş, yaslı, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماتم زده] yaslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyun ve kuzu gibi hayvanların «mee...» diye bağırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Beceriksiz, çapaçul. 2. Bir yabânf bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. ses taklidi) (koyun, kuzu ve keçi). Mee etmek, bağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baa. bleat. to bleat. to baa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bleat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. testere gagalı ördek, zool. Mergus merganser.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyol. mikroorganizma, mikrop.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. mihnet = dert ve belâ, Fars. zeden = vurmak). Afet ve belâya, mihnete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Mikrop.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dengi olmayan (izdivaç). morganatic marriage krallık ailesinden birinin aşağı tabakadan biriyle unvan ve miras hakkı vermemek şartıyle evlenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gınâ» dan if.) (mü. muganniyye). Şarkı söyleyen, şarkıcı, hânende, ses san’atkârı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغنی] şarkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغنيه] bayan şarkıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ses san’atkârı kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kâğıdı) Mühre ile cilâ etmek, cilâlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Müjde vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

announce good news. herald. harbinger. usher in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tell the good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tell sb a piece of good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. müje’den) (fazla kullanılmıştır). Kirpik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kirpikler, kirpik.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مژگان] kirpik. 2.kirpikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. nekbet-zedgân) (Ar. nekbet = düşkünlük, Fars. zeden vurmak). Nekbete uğramamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boruçiçeği, patlıcançiçeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quantify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bakan, nâzır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (i.). Vasıflandırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (f.). Vasıflandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to describe. to modify. to qualify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualify. to qualify. feature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Kadın İsmi) - Nurlu insan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(UGAN) (i.). Tanrı (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - (bkz.Okan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğan (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğan (Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğan soy.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Olan, olabilen, tabiî: Olağan işlerdendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

usual. regular. ordinary. normal. common. everyday. commonplace. mediocre. mundane. run-off-the-mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frequent. mundane. natural. normal. ordinary. simple. usual. common. everyday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

normal. usual. common. natural. mundane. petty. regular. run of the mill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preternatural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

off- beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Olağandışı, fevkalâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. extreme. supernatural. supernormal. incredible. exceptional. remarkable. spectacular. terrific. breathtaking. classical. dreamy. exceeding. extra. fantastic. fantastical. glorious. huge. marvellous. marvelous. miraculous. necromantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exceptional. extraordinary. magnificent. phenomenal. prodigious. remarkable. singular. spectacular. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extraordinary. unusual. wonderful. abnormal. dreamy. fantastic. marvellous. miraculous. preternatural. prodigious. rare. remarkable. superior. unaccountable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phenomena.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani mercanköşk, farekulağı, bot. Origanum vulgare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. anatomi). Uzuv.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

member. organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument or medium by which some important action is performed, or an important end accomplished; as, legislatures, courts, armies, taxgatherers, etc., are organs of government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A natural part or structure in an animal or a plant, capable of performing some special action , which is essential to the life or well- being of the whole; as, the heart, lungs, etc., are organs of animals; the root, stem, foliage, etc., are organs of pl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A component part performing an essential office in the working of any complex machine; as, the cylinder, valves, crank, etc., are organs of the steam engine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A medium of communication between one person or body and another; as, the secretary of state is the organ of communication between the government and a foreign power; a newspaper is the organ of its editor, or of a party, sect, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wind instrument containing numerous pipes of various dimensions and kinds, which are filled with wind from a bellows, and played upon by means of keys similar to those of a piano, and sometimes by foot keys or pedals; formerly used in the plural, each p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To supply with an organ or organs; to fit with organs; to organize. wind instrument whose sound is produced by means of pipes arranged in sets supplied with air from a bellows and controlled from a large complex musical keyboard a fully differentiated str

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ. agency. instrumentality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fully differentiated structural and functional unit in an animal that is specialized for some particular function. a government agency or instrument devoted to the performance of some specific function; 'The Census Bureau is an organ of the Commerce Dep

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collection of tissues which performs a particular function or set of functions in an plant's body The leaf, stem, and root are three organs found in many plants Organs are composed of tissues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A part of the body that consists of different types of tissue and that performs a particular function Examples include the kidneys, heart and brain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any multicellular structural or functional unit of an animal of plant, often composed of different tissues that perform specific roles, such as the liver and leaf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Group of cells and tissues that have a particular function for an organism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wind instrument consisting of at least one row of pipes, which are made to sound by air being directed under pressure from a wind-raising device, and key- and pedal-boards, which admit air to the pipes by means of valves. An agency that carries on speci

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A keyboard instrument dating back to 200 AD To generate the large volumes of air it requires, the organ was first powered by foot pedals, gravity and water More recently organs have been powered by steam, hydraulics, gas and electricity The essential comp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A keyboard instrument in which sounds are generated by air blowing through pipes or reeds, or an electronic simulation of such an instrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keyboard instrument consisting of pipes and reeds Today almost exclusively used in churches.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two or more tissues working together to do a job for the body Examples: bone, brain, and stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Organs are made of many tissues that work together to perform a specific function in the organism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Part of a plant with a particular structure and function. 1 A keyboard instrument with both manual and pedal keyboards that produces sound by sending air through pipes of various lengths 2 An electronic instrument that creates the sounds made by a pipe or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of semi-circular stepped shelving containing hundreds of bottles of raw materials. structure made up of different types of tissues that work together to do a certain job. a part of the body made of several tissues, with a particular function.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A keyboard instrument with a variety of sizes and construction The largest kind of organ is a church organ, built right into the structure of a sanctuary and featuring a large number of pipes; the keys send an electric signal to send air into a particular

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medium , organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. org, erganun; biyol. örgen, uzuv; haber organı; araç, alet, vasıta. organ grinder latarnacı. organ loft kilisede org galerisi. organ stop org düğmesi. mouth organ ağız mızıkası. party organ parti organı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ. uzuv. alet. araç. org. örgüt. kuruluş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organ. uzuv. alet. araç. org. örgüt. kuruluş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, organdie i. çok ince ve şeffaf muslin, organze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. örgensel, organik; yaşayan, canlı; tıb. organizmayı etkileyen (hastalık); kim. karbon bileşiklerine ait; kalıtımla geçen, doğuştan, yapısal. organic chemistry organik kimya. organic disease organik hastalık. organic law anayasa. organic substance or

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel LED’lerin tersine, OLED (Organik Işık Yayan Diyot) ekranın arka ışığa ihtiyacı yoktur. Üzerinden elektrik akımı geçtiğinde ışık veren özel bir katman kullanır. Bu da, Sony’nin 3 mm kalındığında ekrana sahip XEL-1 ürününde olduğu gibi, evinizde çok daha az yer kaplayan ultra ince bir ekran demektir. Yeni teknoloji enerji tasarrufu da sağlar – arka aydınlatma olmadan, çalışması için çok daha az elektrik gerekir ve bu da çevre ve elektrik faturalarınız için çok daha iyidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). 1. Uzvî. 2: (jeoloji) Hayvan ve bitki artıklarının birikip taşlaşmasıyle meydana gelmiş madde: Maden kömürü organik bir maddedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic. structural.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organic chemistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örgenlik, organizma; oluşum, örgüt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Org çalıcısı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. org çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) 1. Düzenleme, tanzim, hazırlama. 2. Teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. organisation

düzenleme

Düzenlemek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. set-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. set-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization. organisation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. örgüt, kurum, teşekkül, dernek; düzen; düzenleme; organizma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Organizasyon işini yapan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. organisateur

düzenleyici

Herhangi bir işi, kuruluşu gerçekleştirip düzenli sonuç alınmasını üstlenen kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer. promoter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. organisé

1. düzenli, örgütlü, 2. düzenleme

1. Düzeni olan, 2. Örgütlenmiş olan, 3. Düzenlemek işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with organs; to give an organic structure to; to endow with capacity for the functions of life; as, an organized being; organized matter; in this sense used chiefly in the past participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To arrange or constitute in parts, each having a special function, act, office, or relation; to systematize; to get into working order; applied to products of the human intellect, or to human institutions and undertakings, as a science, a government, an a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing in parts; as, to organize an anthem. bring order and organization to; 'Can you help me organize my files?' arrange by systematic planning and united effort; 'machinate a plot'; 'organize a strike'; 'devise a plan to take over the director's office

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create ; 'social groups form everywhere'; 'They formed a company'. cause to be structured or ordered or operating according to some principle or idea. plan and direct ; 'he masterminded the robbery'. bring order and organization to; 'Can you help me organ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To furnish with organs; to give an organic structure to; to endow with capacity for the functions of life; as, an organized being; organized matter; in this sense used chiefly in the past participle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To arrange or constitute in parts, each having a special function, act, office, or relation; to systematize; to get into working order; applied to products of the human intellect, or to human institutions and undertakings, as a science, a government, an a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To sing in parts; as, to organize an anthem. bring order and organization to; 'Can you help me organize my files?' arrange by systematic planning and united effort; 'machinate a plot'; 'organize a strike'; 'devise a plan to take over the director's office

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

create ; 'social groups form everywhere'; 'They formed a company'. cause to be structured or ordered or operating according to some principle or idea. plan and direct ; 'he masterminded the robbery'. bring order and organization to; 'Can you help me organ

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düzenlemek, intizama sokmak; örgütlemek, teşkil etmek; teşekkül etmek, teşkilâtlanmak; sıralamak, tasnif etmek; yerleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek örgensel, organik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki ve hayvan organlarının yapı ve görevleriyle uğraşan biyoloji dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-num i. bir felsefenin ilke ve kurallarını meydana getiren sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organdy. organza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organdy. organza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

organza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bükülmüş ipek, ipek dokumasında atkı teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabani mercanköşk, bot. Origanum vulgare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Eskitmek, bozmak, bozup zedelemek: Yolculuk, elbiseyi örseler. 2. Zedelemek, vurmak, bereleyip bozmak: Hayvan üstünde getirilmesi meyveleri örseler. 3. Tâkat bırakmamak, kırıklık vermek, zayıflığa, dermansızlığa uğratmak: Bu sıtma beni çok örseledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to knock about. to handle roughly. crumple. mishandle. ruck. tumble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok yellenen. Osurganböceği = Çıkardığı pis bir koku ile savunan ve bu koku yüzünden bu adla anılan bir böcek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition intikal. translation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition intikal. translation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to translate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to translate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz doğan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öne geçen, kazanan, başarılı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Paganizme mensup olan kimse, putperest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who worships false gods; an idolater; a heathen; one who is neither a Christian, a Mohammedan, nor a Jew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to pagans; relating to the worship or the worshipers of false goods; heathen; idolatrous, as, pagan tribes or superstitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who does not acknowledge your God. not acknowledging the God of Christianity and Judaism and Islam. pay-gan; There is much debate as to the proper definition of this word My definition is 'a Nature-oriented religion' Pagan is derived from the lat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pagan is someone who practices a religion other than Christianity, Judaism or Islam, especially the polytheistic religions of the ancient Romans and Greeks Paganism also refers to a group of practices originating from pre-Christian Europe, which include

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This word has many unrelated meanings Some definitions are: Wiccans and other Neopagans sometimes use Pagan as a synonym for Neopagan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Latin 'Paganus' meaning country dweller Country folk were the last people to be converted to Christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A religion which isn't Christian, Jewish or Muslim based Nature worshipping religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who follows non christian or other socially established faiths They are usually of an earth based faith or religion This includes family's taught practices that might including witch craft, psychic gifts and the like. 1 A follower of paganism 2 S

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who is not a Christian, Muslim, or Jew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

According to Webster's if you are a pagan, you are a non-Christian, non-Moslem, non-Jew - heathen If you were to look up the word heathen in the dictionary you would discover that you are an uncivilized, unenlightened or irreligious person. a practitioner

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who is not a member of a widely held religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An umbrella term to describe most earth based religions, with worship of God and Goddess as equals an intrinsic part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nintendo64 emulator for Win32.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who worships false gods; an idolater; a heathen; one who is neither a Christian, a Mohammedan, nor a Jew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to pagans; relating to the worship or the worshipers of false goods; heathen; idolatrous, as, pagan tribes or superstitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who does not acknowledge your God. not acknowledging the God of Christianity and Judaism and Islam. pay-gan; There is much debate as to the proper definition of this word My definition is 'a Nature-oriented religion' Pagan is derived from the lat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pagan is someone who practices a religion other than Christianity, Judaism or Islam, especially the polytheistic religions of the ancient Romans and Greeks Paganism also refers to a group of practices originating from pre-Christian Europe, which include

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This word has many unrelated meanings Some definitions are: Wiccans and other Neopagans sometimes use Pagan as a synonym for Neopagan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Latin 'Paganus' meaning country dweller Country folk were the last people to be converted to Christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A religion which isn't Christian, Jewish or Muslim based Nature worshipping religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who follows non christian or other socially established faiths They are usually of an earth based faith or religion This includes family's taught practices that might including witch craft, psychic gifts and the like. 1 A follower of paganism 2 S

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who is not a Christian, Muslim, or Jew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

According to Webster's if you are a pagan, you are a non-Christian, non-Moslem, non-Jew - heathen If you were to look up the word heathen in the dictionary you would discover that you are an uncivilized, unenlightened or irreligious person. a practitioner

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who is not a member of a widely held religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An umbrella term to describe most earth based religions, with worship of God and Goddess as equals an intrinsic part.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nintendo64 emulator for Win32.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. putperest kimse; kâfir veya münkir kimse; s. putperestlikle ilgili; dinsiz, putatapan, kâfir. paganism i. dinsizlik; putperestlik. paganize f. dinsizleştirmek, putperestleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Hıristiyanların politeizmin ilk yüzyıllarına verdiği isim: Paganizm Roma imparatorluğunun sonlarında ortadan kalktı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. paganisme

top. b. çok tanrıcılık

Birçok tanrının varlığı düşüncesini benimseyen inanç.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i i papagallo’dan). Dudu kuşu. mec. Söylediğini bilmeden, anlamaksızın ezberleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parrot. polly. popinjay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parrot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parrot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyin üzerine ağaç dalı, çalı gibi şeyler örterek uzaktan görünmesini önlemek, alalamak, kamuflaj.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to veil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nehirlerde kullanılan altı düz kayık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pençe atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to paw. to sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pepelikle söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stutter. stammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

screening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

screening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to curtain. to conceal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Mikrop öldürücü bir madde olan potasyum permanganatının kısa adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. permanganat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kan fincanı, hacamat kabı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Herhangi bir düşünceyi yaymak, başkalarını da kendi tarafına katmak için söz, yazı veya başka vasıtalarla geniş halk kitlelerine tesir etme.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. propaganda

yaymaca

Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda. canvassing. agitprop. publicity. boost. build-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A congregation of cardinals, established in 1622, charged with the management of missions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The college of the Propaganda, instituted by Urban VIII. to educate priests for missions in all parts of the world.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, any organization or plan for spreading a particular doctrine or a system of principles. information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

professional expenditure. propaganda. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

information that is spread for the purpose of promoting some cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Control of information, ideas, facts, or allegations spread deliberately to further one's cause or to damage an opposing cause.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A way of presenting a belief that seeks to generate acceptance without regard to facts or the right of others to be heard Propaganda often presents the same argument repeatedly, in the simplest terms and ignores all rebuttal or counter-argument It is esse

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Persuasive communication designed to influence political behaviour, usually on a large scale. generation of more or less automatic responses to given symbols.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any information, ideas, doctrines, or special appeals spread to influence the opinions, emotions, attitudes, or behavior of any specified group to benefit the sponsor, either directly or indirectly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Written or spoken pieces that are intended to influence the reader or listener strongly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the military context, the deliberate effort to advance one's own cause by spreading information or disinformation which will damage the enemy's cause Propaganda is not a function of Army public affairs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information given to show something or someone in a biased way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. propaganda; herhangi bir prensibi yaymaya çalışan teşkilât. propagandist i. bir prensibi yay- maya çalışan kimse, propagandacı. propagandize f. propaganda yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propogandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a propagandist. propagandizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. propagandiste

tanıtıcı

Piyasaya yeni çıkarılmış ilaç, kitap vb. şeyleri tanıtan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A person who devotes himself to the spread of any system of principles. a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a person who disseminates messages calculated to assist some cause or some government. of or relating to or characterized by propaganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

propagandist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ormantavuğugillerden kuzey yarıküreye özgü bir kuş, zool. Lagopus. willow ptarmigan bataklık ta- vuğu, zool. Lagopus albus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. rakam, Fars. zeden = vurmak). 1. Yazılmış, kayıtlı. 2. Sözü edilen, anılan,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to thumbtack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bedelsiz, karşılıksız, bedava. 2. mec. Bol: Lutfunuzun râyegân buyurulması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رایگان] parasız, bedava.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Rendeden geçirmek, rende ile düzeltmek veya doğramak: Tahtayı, soğanı rendelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grate. plane. rasp. shave. to plane. to grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to plane. to grade. to surface. to planish. to shave. to dub. to flake. grate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réorganisation

yeniden düzenleme

Yeniden düzen verme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden teşkil etmek, düzenlemek; ıslah etmek. reorganiza'tion i. yeniden teşkil veya teşekkül; ıslah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («rûgan» galattır). Yağ. Revgan-ı sâde — Sadeyağ. Revgan-ı zeyt = Zeytinyağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. rugan

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) RCganî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kapıyı) Reze ile kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (F. revganî’den). Ayakkabı imalinde kullanılan parlak sahtiyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent leather.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patent leather. grease. varnish. lacquer. oil dressed kid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [روغن] yağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rugan derisine veya yağına ait. «Revâni» de buradan gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (sahtiyanı) Parlatmak, cilâ verip parlak hâle sokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ciltli, parlak (sahtiyan).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sağnak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drench. shower. heavy shower. rainfall. downpour. squall. down pour. flurry. hail. soak. soaker. spate. spatter. torrent. waterspout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloudburst. downfall. downpour. flurry. shower. spate. spatter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downpour. shower. cloudburst. thunderstorm. cloud burst. rainfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sağan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play. stage. to stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stage. to put on (a play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve her şeyden sakınan, çekingen, ürkek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudent. cautious. cagey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alaca kargaya benzeyen ve ondan küçükçe siyahlı beyazlı bir kuş ki, testere ile tahta yarar gibi sürekli garip bir ötmesi ve sıçrayarak yürümesi vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magpie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magpie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Filipin yerlilerinin dilinden). Hint ve Çin denizleri kıyılarında yaşayan bir cins kırlangıç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Mütecaviz

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. offensive. thrusting. pushy. get-tough. hard-hitting. militant. aggressor. attacker. assailant. assailer. invader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. assailant. gross. militant. truculent. vicious. aggressor. attacker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressive. belligerent. aggressor. assailant. hostile. militant. oppugnant. rebarbative. transgressor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become aggressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggression. offensiveness. militancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aggressiveness. belligerence. truculence. militancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bir cins sarıdoğan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çorak yerlerde biten bir ot. 2.Bir tür balık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Akan, akıntılı: Şarlağanlı göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Boş yere çok harcayan, müsrif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

high roller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagant. improvident. lavish. prodigal. profligate. spendthrift. wasteful. profligate müsrif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prodigal. spendthrift. wasteful. extravagant. lavish. profuse. spender. uneconomical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prodigality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagance. improvidence. waste. prodigality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prodigality. extravagance. wastefulness. profusion. splurge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: ŞâYEGAN) (i. F.). 1. Lâyık, münasip, şâyân. 2. Bol.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شایگان] yaraşır, yakışık alır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Layık, yakışır, münasip, yansır. 2.Ucuz, bol, çok.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Şâyegânlık, ucuzluk, bolluk. 2. Layıklık münasiplik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kendini saydıran, saygın kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeh-zâde). Şehzâdeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شهزادگان] şehzadeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sarsılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staggering. tottering. stagger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ayakta duramayıp sarsılmak veya tökezler gibi olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagger. totter. stumble. blunder. careen. dodder. falter. halt. lurch. pitch. reel. swing. teeter. topple. waver. wobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

falter. lurch. reel. stagger. teeter. topple. totter. trip. wabble. to totter. to stagger. to lurch. to reel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stagger. to totter. to reel. to lurch. to be shocked. falter. stumble. waver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) - Sevinçli, neşeli ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (yağmur). Serpinti hâlinde hafif hafif yağmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başvurmuş, baş gösterilmiş. Ser-zede-i zuhûr olmak = Çıkıvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Sepelemek

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sprinkle down. to spit down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sevdâ, Fars. zeden = vurmak) (c. sevdâ-zedegân). Aşk ve alâka vurgunu, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سودازده] sevdalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (k.dili) kurnazlık, açıkgözlük; (k.dili) maskaralık, saçmalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürgüne tutulup her yanı pislik içinde bırakan: Sıçırgan bir kedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çekingen, utangaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shy. timid. bashful. sheepish. embarrassed. retiring. self-conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. timid. shy. timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashful. shy. easily embarassed. unsure of himself. ashamed. self-conscious. diffident. inhibited. retiring. sheepish. timid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bashfulness. shyness. embarassment. lack of self-assurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Silkmeyi bir müddet tekrarlamak, devamlı silkmek, sallamak, silkmeye devam etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shake off. shake. shake up. shake out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shake. to shake sth out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

represent. to symbolize. to represent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to symbolize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. şir = süt; rugan = yağ). Şırlayan, susam yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Susam yağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akan, akıntılı, şırlağanlı göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to plane. to smooth (a surface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Yıldızlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Kısa ve çarpıcı propaganda sözü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slogan. catcword. catch-phrase. battle-cry. cry. shibboleth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catchword. motto. slogan. watchword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The war cry, or gathering word, of a Highland clan in Scotland; hence, any rallying cry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slogan. catch phrase. catchword. rallying cry. tag live. watchword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A memorable phrase that says something positive about the business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short set of words to help you remember something. 'Do a good turn daily '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A catch phrase or small group of words that are combined in a special way to identify a product or company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is similar to a tie-breaker in that you have to create an original, apt and sometimes witty saying for a product or service There is usually a word limit so read the rules carefully For inspiration look at the company literature, logos, promotional m

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. slogan, şiar, parola; harp nidası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach base before sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zambakgillerden, toprağın içinde gelişen yumruları yemeklerde çeşni vermek için kullanılan bitki. 2. Soğan gibi top şeklinde çiçek kökü: Sünbül, lâle soğanı. Arpacıksoğan = Soğanın küçük ve dayanıklı bir cinsi. ÖkûKajsıtı = Bir cins bitki. Fr. th4rique 6gypte. Sakala soğan doğramak = Yüze gülüp alay etmek. Soyup soğana döndürmek = Soyup herşeyini almak. Kabasoğan = Zahmet ve meşakkate gelemeyen adam, lâpacı. Kırmızı soğan = Bir cins tatlı soğan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onion. bulb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

onion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(basaliye): Zambakgiller familyasından; yumrumsu ve yeşil yaprakları kullanılan keskin kokulu, acı bir otsu bitkidir. Bileşiminde uçucu ve sabit yağ, şekerler, fermentler ve amino asitler vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar. Romatizma, mafsal iltihabı, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Zayıflamayı sağlar. Böbrek ağrısını dindirir. Zihin yorgunluğunu dindirir. Baygınlığı geçirir. Prostat bezinin hastalanmasını önler. İktidarsızlıkta faydalıdır. Cinsel gücü artırır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Öksürük söktürür, bronşları temizler. Astım nöbeti, akciğer hastalıkları, grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır. Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İhtiyarlamayı geciktirir. İştah açar. Kalbi kuvvetlendirir. Koroner damarları genişletir. Cerahatlerin boşalmasına yardımcı olur. Dolama ve arpacıkta da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olmasının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliğe de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarmısakta sülfür ihtiva eden aminoasitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan ‘S1 propenylcysteine-sulphoxide’ adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden ‘proponal-S oxit’ adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayı veya soğanı çeşmeden akan suyun altında kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasında bir limon dilimi, dişler arasında bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanın doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Soğanın anavatanının Güneydoğu Asya olduğu sanılıyor. Günümüzde ise dünyanın her yerinde, özellikle sıcak iklim kuşaklarında yetiştirilmekte ve tüketilmektedir. Soğanın tarihi o kadar eskiye gitmektedir ki, kayıtlı tarihten de önce Çin, Hindistan ve Ortadoğu’da yiyecek olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

Soğan besleyici bir gıda olamsının yanı sıra müthiş bir aromatik özelliği de sahiptir. Bu aromada içindeki kükürtlü maddelerin büyük etkisi vardır, ancak aroma tek başına kükürtlü maddelerden kaynaklanmamaktadır. Soğan ve sarımsakta sülfür ihtiva eden amino asitlerin türevleri de vardır.

Bir soğanı kestiğinizde bunlardan “S1 propenylcysteinesulphoxide” adı verilen kısım çözülür ve gözlerimizi tahriş eden “proponal-S oxit” adlı kısmı ortaya çıkar. Kimya ilminin karışık kelimeleri aklımızı karıştırmadan esasa geçersek, bu maddenin gözümüze değmesi ile bir çeşit hidroliz olur ve içinde eser miktarda bulunan sülfrik asit gözümüzü yakar ve yaşarmasına neden olur.

Bu bileşimler çok dengeli değillerdir. Örneğin çok düşük bir ısı işlemi sonucunda dahi tamamen yok olurlar. Bu nedenle de pişmiş soğanda hiç bulunmazlar ve göz yaşartamazlar. Soğan doğrarken gözlerinizin yaşarmaması için önerilen birçok önlem vardır.

Önce en ciddisini söyleyelim. Bazı aşçılar soğanı kesmeden önce ıslatmayı, keserken de ıslak tutmayıveya soğanı çeşmeden akan suyun altındfa kesmeyi öneriyorlar. Bir başka görüş ise soğan doğrarken ağızdan nefes almayı tavsiye ediyor. Bu görüşe göre gaz nefesimizle birlikte burnumuza girip gözümüze yaklaşmak yerine doğrudan ciğerlerimize girer ve çıkarmış. Bunu sağlamak için de dişlerimizin arasına bir metal kaşık koymak yeterliymiş.

Soğan doğrarken gözlerimizin yaşlanmasını önlemek için, dudaklar arasına bir limon dilimi, dişler arasına bir kesme şeker veya dörtte bir dilim ekmek bulundurmayı önerenler de var. Böylece ağzımıza alacağımız bu gibi şeylerin, aldığımız nefesteki sülfür gazını emdiğini iddia ediyorlar.

Diğer görüşler ise, soğanın doğranılmasına tepesinden başlanılması ve cücüğünün en sona bırakılması veya soğanı doğramadan önce yarım saat buzdolabında tutulması şeklinde. Soğan doğrarken deniz gözlüğü veya kontakt lens takılmasının faydalı olacağını ileri sürenler de var. Bu kadar çok önlem seçeneğinin içinde, siz bir tanesini bile uygulamıyorsanız, yapacak bir şey yok, soğanı ağlaya ağlaya doğramaya devam edeceksiniz.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Soğanla yapılmış: Soğanlı yahni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Soğan dikilmiş yer, soğan tarlası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her yere sokulan, her yere giren, herkesle çabuk bildik ve ahbap olan, mûnis: Sokulgan adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companionable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociable. friendly. folksy. ingratiating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

companionability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sociability. friendliness. ingratiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i,). Az bir hareketle nefesi darlaşan, bir çeşit nefes darlığı hastalığına uğramış: Soluğan adam; soluğan at. Deniz soluğanı = Fırtınadan sonra, seyrek ve soluk alırcasına sahile gelip çarpan dalga.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yardımcı (piskopos).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sürme sürmek: Gözlerini sürmelemek. 2. Kapının sürmesini koymak, kilidin içeriden sürülen dilini sürmek: Kapıyı sürmelemek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Suyurgamış).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gınâ.dan). 1. Zenginleşme. 2. Muhtaç olmama. 3. Makamla okuma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تغنی] zenginlik. 2.makamına göre şarkı söyleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

şarkı söylemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ağaran şafak.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Tane tane etmek: Narı tanelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to shell. to strip the kernels from an ear of (wheat , corn , etc. to remove the pulpy seeds from (a pomegranate. to granulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .Tanganika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Perişan, dağınık: Dardağan sarık. Daha mübalâğa için «darmadağın» denilir Dardağan darısı = LAnetleme niyetiyle saçılan darı. (bk.) Dardağan, darmadağın.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Pınar, kaynak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scallion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Taze yapmak, tazelik vermek. 2. Yeniletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freshen. freshen up. renew. refresh. renovate. brush up. recreate. rub up. top up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

renew. to renew. freshen up. to replenish. to freshen up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to replace sth old with sth fresh. freshen. refresh. revive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gınâ»dan). T. Zengin olma, mal ve servete kavuşma. 2. Gınâ getirme, muhtaç olmama, kanaat etme. 3. Nağme ile okuma, şarkı söyleme, ırlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ganc»dan). Nazlanma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eşsiz, benzersiz doğmuş olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). (keçi) Azmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tekme atmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boot. kick. to kick. to boot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kick sb. boot. hoof.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teleprinter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayakta dönmek veya çabucak durabilmek için ağırlığı öndeki kayağa verip ucunu içe doğru çevirerek yapılan dönüş .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a kind of soft and unsalted cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir makina veya aleti radyo vasıtasıyla uzaktan idare etme usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. telemetre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telemeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telemeter. range finder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلمذ] öğrencilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

öğrenci olmak, öğrencilik etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. kaptan köprüsündeki dümen dolabı ile dümen arasındaki donanım .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. mec. Öldürme. 2. İyice dövme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tepe teşkil edecek surette doldurulmuş, çok dolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beating or thrashing severely. heaping full or brimful. heaping portion of. heap of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öldürmek. 2. İyice dövmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give sb a severe beating or thrashing. to defeat soundly. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yaygaracı ve şirret (kadın), cadaloz (kadın). termagancy (i.) şirretlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ayaksız ve ucu kalkık alçak kızak; f. böyle kızakla kaymak veya gitmek. toboggan slide böyle kızakların kayması için yapılmış ve çoğunlukla setlerle çevrilmiş dönüşlü yokuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğan, şahin.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Dolanma, dolaşma.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Doğan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Türk soyuna mensup.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Macar Çingenelerine veya müziğine ait; Macar Çingenesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Yüce, yüksek, güçlü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Uğan bike.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in eastern Africa; achieved independence from the United Kingdom in 1962.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a landlocked republic in eastern Africa; achieved independence from the United Kingdom in 1962.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Uganda.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Uganda.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğuştan yüce, uğurlu kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Onmuş kişi, mutlu. 2.Yürekli, yiğit kişi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teşkilatsız, organize edilmemiş, düzenlenmemiş; inorganik; sendikalaşmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Karaib dilinden) (coğrafya). Birkaç kasırganın karşılaşmasıyle meydana gelen fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurricane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalın ip, ince halat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rope. tether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Urgan denilen ince halatları, yani kalın ipleri yapıp satan işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstelemek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. «üst» ten). 1. Bir şeyin üzerine eklenmek, artmak. 2. Bastırmak, galip gelmek, üste çıkmak. 3. Tekrar dönmek, avdet etmek: Sıtma üsteledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entreat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persist. press. to persist. to insist. to dwell on. to recrudesce. to recur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

persist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Utanan, mahcup.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uyumlu, uyan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ افتادگان] düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وابستگان] bağlılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (Kanada) ağaç kütüklerini kesme yerinde gereçlerin saklandığı dolap; kulübe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., terz tela. wigeon oak widgeon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Yağmur, kar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çiçek yaprağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yataghan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yatağan; saldırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yazan, yazar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Yazgan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (art arda kullanılır). Yegân yegân = Birer birer, ayrı ayrı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یگان] birler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Tekler, birl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یگان یگان] bir bir, tek tek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tek, Ar. münferid, mücerred, Fars. yektâ: Yegâne maksadı okumaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یگانه] biricik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Biricik, tek.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [یگانگی] birlik, teklik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yelpeze ile serinletmek. 2. mec. Körüklemek, şiddete, hiddete getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Yıldırak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yatakta örtünmeye mahsus içi pamuklu örtü: Yorgan örtünmek, yorgana sarılmak, misafir yorganı, yorgan yüzü, çarşafı. Yorgan kaplamak = Çarşaf geçirmek. 2. Yorgan yüzü: Yazma yorgan, işlemeli, sırmalı yorgan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comforter. quilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duvet. quilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

puff. quilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yorgan yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yorgancı işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yorganla örtmek, yorgana sarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yorgana elverişli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. c.) (m. zâde)

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زادگان] soylular, aristokratlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

soyluluk taslamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زغن] çaylak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şahin cinsinden bir kuş, çağanoz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زخم زده] yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzun burunlu ve mavi kemikli, yılan balığına benzer bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gar. garfish. needlefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garfish. garpike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «zeden» fiilinden; terkiplerde bulunur) (c. zede-gân). Vurulmuş, uğramış. Ar. musâb, Fars. dûçâr, giriftâr. Musîbet-zede = Musibete, felâkete uğramış. Harik-zedegân = Yangına uğramış olanlar. Ser-zede = Başgöstermiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زده] vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela olmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, berelemek, çürütmek: Sepeti sallayarak içindeki meyveleri zedelemişler. 2. Zarar ve hasara uğratmak: Muharebe daima ticareti zedeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmak, berelenmek, çürümek: Bu meyveler zedelenmiş. 2. Zarar ve hasara uğramak: Ticareti çok zedelendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (mü. zinde), (bk.) Zinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dirilik, canlılık. 2. Yaşayış, yaşama, beslenme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زندگانی] yaşam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by