Emr-ü Ferman Hazret-i Men Le ne demek? | Emr-ü Ferman Hazret-i Men Le anlamı nedir? | Emr-ü Ferman Hazret-i Men Le

Emr-ü Ferman Hazret-i Men Le anlamı nedir?

Emr-ü Ferman Hazret-i Men Le ne demek?

Emr-ü Ferman Hazret-i Men Le anlamı nedir?

Emr-ü Ferman Hazret-i Men Le | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: emr ferman hazret men le

Türkçe Sözlük

(T. A.). Emir ve ferman, emir sâhibi olan kimsenindir. Eskiden padişah ve sadrâzamlara yazılan mektupların sonunda kullanılan protokol cümlesi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat), (huk). sofradan ve yataktan (boşanmanın bir çeşidi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) آب عدالت adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) terk; metrukiyet, terk edilmiş olma; tam feragat ile kendini teslim etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. c. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Sıcak ülkelerde yetişir, kerestesine «abanoz» denir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

()i karın, batın; biyol haşarat gövdesinin art kısmı abdom'inal (s) karna ait abdominal cavity (anat) karın boşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah’ın kulu. Ehad, Allah’ın isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Aslan’ın kulu.- Hz.Rasûlullah (s.a.s)’m reddettiği isimlerdendir. Müslümanlar kullanmazlar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlangıcı bulunmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afrika’da ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağacın yağlı ve tatlımsı meyvesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) – Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah’ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah’ın sıfatlarındandır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) akçakavak (bot) Populus alba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آبله] su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güçlü, muktedir, kadir; istidadı olan, hünerli, becerikli; yetkili able-bodied (s) vücudu sağlam olan güçlü able-bodied seaman gemici tayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) çok kötü, iğrenç, nefret uyandıran abominable snowman (bak) yeti abominably (z) çok fena bir şekilde, berbat olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köprünün karada olan ayağı, mesnet; (mim). kemer veya kubbenin ağırlığını destekleyen kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İlk çağ’ın 7 hârikası. 7 şaşılacak şey. 1. Mısır’ ın ehramları. 2. Bâbil’in asma bahçeleri. 3. Zeus’un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes’ te Artemis mâbedi. 6. Bodrum (Halikarnas)da Mosoleos’un türbesi. 7. İskenderiye deniz feneri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجالة] alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become odd / awkward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (aççelerando okunur). Sür’at arttırılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually accelerating the movement. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos' gradually increasing in tempo with increasing speed; 'here you must play accelerando'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual quickening of the tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Becoming gradually faster Abbreviated accel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Increase of speed in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What happens when drummers have to keep a steady beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning getting faster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An increase in velocity. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos'. with increasing speed; 'here you must play accelerando'. gradually increasing in tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(it) , (müz). tedricen artan hız ile, accelerando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hızlandırmak, süratlendirmek , tacil etmek, hızlanmak, sürat kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma, tacil etme, süratin artması accelerator (i)., oto gaz pedalı; (fiz). siklotron veya benzeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yanına girilebilir, içine girilebilir; kolay bulunur; kandırılabilir; alınır, bulunur accessibil'ity (i). yanına gitme imkânı, içine girilebilme imkanı, kolay bulunma imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşlik eden şey, refakat eden şey; (müz). akompaniman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başarı, muvaffakiyet; icra, tamamlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), Loğusalık; doğum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sorumlu, mesul; tarif edilebilir, anlatılabilir accountabil ity (i). sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Bir işi çabuk yapmaya veya çabuk bitirmeye çalışma, sabırsızlık, ivgenlik, ivedilik, şitâb: acele etmek; acele ile iş görmek, acele ile = Çabuk, ivgenlikle, sabırsızlıkla, aceleten, aceleye gelmek — Dar vakitte acele ile yapılmak, aceleye getirmek = Çabucak yaptırmak, alelacele = Acele ile, çabucak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haste. urgency. hurry. flurry. bustle. cursory. dispatch. with dispatch. expedition. hasty. hustle. make a beeline. precipitance. press. pressing. prompt. in short order. speedy. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجله] acele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolt. hasten. hurry. hustle. nip. rush. scurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurry up. to make haste. to hasten. to be quick. to rush. to scurry. to flurry. beetle. come on. to put one's best foot forward. get a hump / hustle. hotfoot. hump on. hurry. hurry on. hurry up. to put one's best leg foremost. to shake a leg. look ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speedy dispatch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acele ile iş gören, sabırsız, içi dar, acul: Pek aceleci adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. hustler. impatient. slippy. precipitant. rash. precipitate. precipitous. brash. impetuous. headfirst. headforemost. headlong. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash. hothead. impetuous. precipitate. rash. hasty. impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasting person. impatient. brash. expeditious. hasty. impetuous. precipitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restlessness. rashness. precipitance. unwise or excessive haste. hastiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to quicken. to hasten. to accelerate. to rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجلة] çarçabuk, alelacele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asetilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(biyol). ökçe veteri, Aşil kirişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to speak out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hukuk). Vadeye bağlı olarak, vadesi hululünde icra olunmak üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, müstacel olarak, serian, derhal: Mektebin Acilen açılması isteniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. hastily. promptly. in haste. now.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. promptly. immediately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. without delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاجلا] derhal, acil olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) bendeniz, ben.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğruluğunu kabul etmek, teslim etmek, onaylamak, tasdik etmek; şükranla tanımak; gerçek veya kanuni olduğunu kabul etmek. acknowledgment (i). teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul, teşekkür; senet, tasdikname, borç ikrarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kazanç, iktisap; ilim, marifet, hüner.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sivri; iğneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dirayet, feraset, çabuk kavrayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Ai.) (c. adalât). Kas, vücudu hareket ettiren organ, (bk.) kas.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beef. muscle. myo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muscle. muscle kas. muscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muscle. brawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [1[عضله kas. 2.kaslar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazırlanışı : 4 Bardak suya, kabukları soyulmamış 3 elma doğranır. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardağı içilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

musculous. muscled. strong. having muscular strength.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hak elde etme ve herkesin haklarına tamamiyle riayet, adi, madelet, dâd, insaf: IcrS-yı adalet, adâlet icra etmek, adâlet mûcib-i saadettir, saadeti mûciptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. fairness. equitableness. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equity. justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justice. equity. act of justice. jus. law. reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدالت] adalet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) /(Erkek İsmi) - 1.Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2.Haksızlıktan uzaklaşma. 3.Düzenli ve dengeli davranma. 4.Hakkaniyet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

court of justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court of Justice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adil, adâletli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Adâletli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدالتکار] adil, adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. T.). Adâlete uygun düşen veya adâletli olan: Adâletli bir hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right. just. equitable. fair. judicious. clean adil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i! A. T.). Adâlete aykırı düşen veya adâletli olmayan’ Adâletsiz karar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iniquitous. unjust. inequitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust. inequitable. oppressive law. unfair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hak ve insafa mugayir hareket, adalet ve insaf eksikliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

injustice. inequity. unjust act. iniquity. travesty of justice. unfairness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (s). bozmak, şaşırtmak; çürümek, cılk çıkmak; (s). çürük, cılk addlebrained (s). ahmak addled egg cılk yumurta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adamcasına, insaniyete yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Doğruluk gösteren. 2.Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3.Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat’ta valilik yapan Süleyman Paşa’nın hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). takdire şayan, beğenilecek , çok güzel admirably (z). beğenilecek surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, kabule şayan. admissibil'ity (i) makul oluş, kabul olunabilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gençlik, büyüme çağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). delikanlı, genç, büyümekte olan.(kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Edirne.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Advanced Titler özelliği, çeşitli dillerde 8 ön ayar ve 2 özel alt yazı sağlar. Alt yazının ekrandaki konumu ver rengi ayarlanabildiğinden, ayarlama esnekliği sunar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tavsiye edilebilir; uygun, münasip, muvafık. advisabil'ity, advisableness (i). uygunluk, muvafık olma, tavsiyeye lâyık olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışma, müşavere , düşünme. under advisement muallâkta ; incelenmekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nezaket, tatlılık, hatırşinaslık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nazik, tatlı, hatırşinas, sokulgan.affably (z). nezaketle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

african violet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Çileğe ve daha ziyade böğürtlen meyvasına benzer, lâkin ondan büyük, güzel, kokulu bir meyva.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâlenin ağaçta yetişen cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) sütleğen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,modernleşme, asrileşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çevik, tetik. agility (i). çeviklik, tetiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy weight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). parlak, ışıltılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («galib» den itaf.). 1. En kuvvetli, en üstün: Agleb-i ihtimale göre. 2. En çok, ekser: Agleb şiirleri gazelleridir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.)[اغلب احتمال] çoğunlukla, genellikle, sık sık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اغلب احتمال] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayakkabı bağı vb'nin ucundaki küçük demir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, muvafakat, ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename , kontrat, bağıt. come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's agreement karşılıklı anlayışa dayanan ve yazılı metni olmayan anlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to bring in accord / agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرالامر] sonunda, işin sonunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Muaheme yapmak, sözleşmek, aht ve peymân etmek, yeminleşmek, biribirine karşı taahhüt altına girmek: Kendisiyle bu iş hakkında ahitleştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pledge mutually. to conclude an agreement with one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختر دنباله دار] kuyruklu yıldız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) idare ve geçimleri bir adama ait olan zevce, evlât, ana baba vesair şahısların hepsi, familya, ev halkı, hanedân, eş, zevce: Ailesini beslemek için gece gündüz çalışmaya mecburdur; büyük bir aileye, fakir lâkin namuslu bir aileye mensubdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. domestic. family. stirpes. relations. stirps. brood. kin. next of kin. menage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. house. kindred. wife. domestic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family. wife. house. household. people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائله] aile. 2.eş, karı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family budget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family doctor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family doctor. family doctor / physician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of domestic relations. family law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hearth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family planning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family planning. birth control. planned parenthood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

house husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master. patriarch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

family head. head of the family. genarch. head of a family. head of the household. housefather. household head. householder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (hav). kanatçık, goşisman, eleron. aileron controls goşisman kumandaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aile ile ilgili, ailelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pertaining to the family. concerning the family.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عائلوی] aile ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sert kıllı ve irice teriyer köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ara yol, yan taraf, geçit (özellikle kilise ve tiyatroda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Karındanbacaklı yumuşakçaların bir ciğerle nefes alanları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقبت الامر] sonunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.

Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.

‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.

Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilirle özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz. Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor. Akıl somut olarak ölçülemez ama zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yenirce denilen yara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقله] akıllı kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Akil)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Akıl ile, akıl iktızasınca, akılca, akla tatbik olundukta. Mukabili: Naklen: içki, aklen ve naklen insana muzırdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقلا] akılca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Örümcekler ailesinden bir takım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. accélérographe

fiz. ivmeyazar

Bir hareketin ivmesini çizerek belirleyen araç.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. accéléromètre

fiz. ivmeölçer

Bir hareketin ivme niceliğini belirten, taşıtın hızlanmasından doğan sarsıntıları, titreşimleri gösteren araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). Ters davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Cıva ile klordan mürekkep zehirleyici tesiri fazla bir tuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capitalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to capitalize. carry asset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squat toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). albümin, yumurta akı. albuminous (s). albuminil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plasterboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit bira.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Derecelerine göre, sırasıyle. (bk.) Alâ: Alâ-merâtibihim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Derhal, bir defada, birden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.). Hesâba sayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Hele, husûsiyle, en çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Topluca, toplu olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sabahleyin, erkenden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Seherleyin, seher vakti, gün doğmadan evvel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.), t. Müsâvât üzere. 2. Bir boyda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Tafsilatlı olarak, uzun uzadıya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Muhakkak sûrette, besbelli, apaçık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aşağı yukarı, tahminen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Husûsî olarak hususiyetle, bilhassa, hele, en çok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Arası kesilmeksizin, arka arkaya, birbiri ardınca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şansa bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Aralıksız, durmadan, biteviye, arasız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الدوام] sürekli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., den rüzgar altında veya altına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvanların yediği ot ve samart. Umumiyetle hayvan yemi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علف] ot. 2.hayvan yemi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. allégorie

ed. yerine

Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. allégorique

ed. yerinel

Alegori ile ilgili.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meyhane, birahane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علقه] kan pıhtısı. 2.balçık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Okuma kabiliyetinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. alexie

tıp okuma yitimi

Görmede hiçbir bozukluk olmadığı hâlde okuma yetisinin yok olması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

word blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çok acayip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Çok acele ederek, çarçabuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in great haste. in a big hurry. head over heels. headfirst. posthaste. sharpish. whip and spur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العجله] çarçabuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Olağan, bayağı, sıradan, alışılagelmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrian. ordinary. usual. common. commonplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordinary. usual. matter of fact. matter of-fact. moderate. run of the mill. unexceptional. workaday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العاده] sıradan, bayağı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العميا] körükörüne.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاکثر] çok defa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الخصوص] özellikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاجمال] topluca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الانفراد] birer birer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاستمرار] sürekli, aralıksız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاشتراک] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.) Umumiyetle, umumî olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الاطلاق] genellikle. 2.rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الکفایه] yeterince.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Umumiyetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی العموم] genellikle, genelde, genel olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Usûle göre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in due form. as a formality. duly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alâm). 1. Alâmet, nişan, işaret. 2. Bayrak, sancak. 3. Has isim. Coğrafya ve tarihe müteallik bir şey veya şahsa, meselâ bil memlekete, dağa, nehre, adama mahsus olan isim: iskender, Ömer, İstanbul, Meriç gibi. Kaamûs ülAlâm = Has isimlere mahsus ansiklopedi. 4. Minare tepesi, mahçe: Bu geceki fırtınadan minarenin alemi düşmüş. 5. Sarığın altın oluklu teli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c Alemîn, avâlim). 1. Kâinat, mahlûklar, bütün gök cisimleri, cihan: Cenab-ı Hak Alemi yaratmıştır; bütün Alemin yaradanı ve sahibidir. 2. Bir güneş ile ona tâbî olan yani onun etrafında dönen gezegenlerin teşkil ettikleri daire: Alem-i şems = Güneş sistemi, Rabb-ülAlemîn = Alemlerin, kâinatın Tanrısı (Allah). 3. Dünya, arz: Devr-i Alem, Alemin her tarafı dolaşıldı. 4. insanlar, halk: Alem bilir, Alem işitti. 5. Cemiyet, cemaat, ayrıca bir hal ve sûret gösteren topluluk ve keyfiyet: Bir eğlence Alemi yaptık, çocukluk Alemi, mektep Alemi başka bir haldir; Alem-i mânâ = Rüya hali; Alem-i Ab = içki meclisi, kendi Aleminde = Kendi halinde; Alem-i ervah = Ruhlar Alemi, Alem-i melekût = Melekler Alemi, Alem-i lâhut = Öteki dünya, Fahr-i Alem = Peygamberimiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe. world. kingdom. class of beings. state. condition. party. booze. booze-up. entertainment. spree. junket. razzle-dazzle. whoopee. bat. bender. binge. blast. blind. blow-out. burst-up. bust. buster. carousal. creation. jollification. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

binge. blowout. jamboree. kingdom. merrymaking. orgy. revelry. spree. flag. the crescent and the star on top of a minaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The imperial standard of the Turkish Empire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

world. universe. state. condition. field. people. the public. banner. kingdom. macrocosm. rave. rave up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combination of individual and whole class approach which helps to integrate students with special needs into the classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

World So Addis Alem is 'New World' and Madane Alem is 'Savior of the World '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crescent made out of bronze or copper which is placed on the domes and at the peak of the mosques and minarettes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالم] dünya; evren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علم] sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = Cihan, F. Arâsten = Donatmak). Alemi süsleyen, Alemin süsü olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. efrûhten = Parlatmak). Alemi parlatan, bütün Aleme ışık saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Dünyayı gösteren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. penah = melce). Cihanın sığındığı (yer veya saha): Pâdişâh-ı Alempenâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. sûhten = yakmak). Cihanı yakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Alem = cihan, F. taften = parlamak). Cihanı parlatan: Aftâb-ı Alemtâb = Dünyayı aydınlatan güneş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم آرا] dünyayı süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). imbik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carouser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debauched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Alem = Bayrak, F. dâşten = taşımak). Bayrağı veya sancağı taşıyan, bayrakdar, sancakdar: Alemdar Mustafa Paşa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standard bearer. leader önder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علمدار] sancaktar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) 1.Bayrak veya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2.İşe önderlik eden. Alemdar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bayrakdarlık, sancakdarlık: Alemdarlık vazifesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) alemdârî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالم افروز] dünyayı parlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İki Alem dünyâ ile Ahiret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. Alem = Cihan, F. giriften = Tutmak). 1. Cihanı tutan, dünyayı zabteden, fâtih, cihangir. 2. Bütün Aleme yayılan, dünyayı dolduran: Onun nam ve şöhreti Alemgîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمگير] dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Alemiyye). Cihana mensup ve müteallik veya ait olan (c. F.). Alemiyân = Dünya adamları, bütün arz ahalisi, insanlar: Valî-nîmet-i Alemiyân = Bütün halkın velinimeti (eskiden büyük hükümdarlara denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Alem), (bk.) Alem.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالميان] insanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir ismin has isim olması, alem olmak hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dünya çapında, dünyaya yaygın, evrensel, cihanşümûl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universal. worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علم شمول] dünyayı kaplayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عالمتاب] dünyayı aydınlatan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıktan, Aşikâr, meydanda, gizlemeksizin, saklamaksızın: Alenen kumar oynamak, ben yapamıyacağımı alenen söyledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

publicly. openly. in public. avowedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

publicly. openly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

publicly. openly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علنا] açıkça.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handsome. showy. complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. aleniyye). Açıktan ve meydanda olan, gizlenmeyen, saklanmayan, meydanda yapılan: O, benim alenî düşmanımdır, bu, bana karşı bir alenî garaz, alenî düşmanlıktır. Muhakeme-i alenîye = Mahkemenin açık tutulmasıyla her isteyen girip dinleyebilmek şartiyle icra olunan muhakeme. Açıktan, meydanda, alenen: O, alenî söylüyor, mektubunuzu alenî okudu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. declared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confessed. overt. public. open.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public. open. declared. professed. to the view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علنی] açık, aşikâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being publicly known. publicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işin açıkta ve meydanda olması: Müzakeratın aleniyyetine karar verildi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Halep şehri. Aleppo button , Aleppo boil (tıb). Halep çıbanı, şark çıbanı, yıl çıbanı. Aleppo pine Halep çamı, (bot). Pinus halepensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bazı canlıların birtakım yiyecek, ilâç veya başka şeylere karşı hastalık derecesinde gösterdikleri tepki.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.

Tedavi için gerekli malzeme : Siyah turp

Hazırlanışı : Büyükçe bir siyah turp iyice yıkanır. Sonra kabukları soyulup, rendelenir ve sıkılır. İnce ve temiz bir tülbentten süzülerek içilir. Alerjik belirtiler kayboluncaya kadar, her gün devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allergic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). tetik, açıkgöz, atik, uyanık, zeyrek; (i). alarm işareti the alert (ask). uyanık ol'' işareti. be on the alert gözünü açmak, uyanık olmak, hazır olmak. alertness (i). tetiklik, açıkgözIük , atiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Allesta). Hazır, müheyya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. prepared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready. right away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Alât). 1. Bir iş işlemekte veya bir sanat icrasında kullanılan edevat, avadanlık: Harb Aleti, cerrahlık Aleti, Alât ve edevat. 2. Uzuv: Erkek ve dişide tenasül organları. Mec. sebep, vasıta, bir şeyin icrasına aracılık eden: Hayra, şerre Alet olmak. (Sonundaki «t» müenneslik te’si ise de, hiç bir vakit Ale şeklinde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental. gadgety. tool. appliance. instrument. device. aid. apparatus. implement. jigger. job. organ. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. appliance. device. implement. instrument. organ. pawn. rig. tool. utensil. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. implement. device. apparatus. machine. instrument. means. appliance. appliance producer. engine. tool equipment. handle. organ. utensil. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آلت] araç, alet. 2.aygıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

implements. paraphernal property. tools and tackle. toolings , furniture and fixtures. tooling and implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to use sb. to make a fool of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be an instrument to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Sırasıyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی التفصيل] ayrıntılı olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی التوالی] peşpeşe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Aleut adaları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı alav). 1. Ateşten çıkan parlak ve yanar hava. 2. Mızrak ucuna takılan küçük bayrak, flama. Alev kesilmek = Pek ziyade kızmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze. fire. spunk. pennant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blaze. fire. flame. blaze yalım. yalaz. alaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. blaze. flash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2.Aşk ateşi, sevda. 3.Alımlı, cazibeli kadın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blowtorch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flamethrower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alevlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alevlenen, parlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Alev saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ali» den imen). 1. Hazret-i Ali ile Hazret-i FAtıma sülâlesinden gelen veya geldiğini iddia eden veya geldiğine inanılan şahıslar, seyyid ve şerifler. 2. Hazret-i Ali’ye mensup, taraftar. 3. Bir islâm mezhep ve inancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partisan of the caliph ali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Ali soyundan, Hz.Ali’ye hususi ilgi gösteren, ona taraftar olan. Şii mezhebinin kollarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Alevî tarikatı’nın umumî adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shiism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflammation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alev çıkarır hale getirmek, tutuşturmak, yakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to inflame. to exacerbate. to incite. enkindle. fan deliberately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blazing up. blaze. flare up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Alev çıkarmak, iştial etmek, tutuşmak. Mec. 1. Şiddetlenmek. 2. Gazaba gelmek, hiddet etmek, birden parlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. to take fire. to blaze. to grow violent. to flare up. to flame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break out in flames. to burst into flames. to grow violent. to flare up. flame. glow. inflame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alevlenmiş, alevi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablaze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in flames. furious. fiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskenderun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). İskenderiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısraları on ikişer heceli şiir; İskenderiyeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dedeağaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). okuma kabiliyetinin kayboluşu, aleksi , okuma yitimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Arapça’da zamir olup 1. Onun üzerine, ona mânâsiyle kullanılır: Aleyhisselâm = Ona selâm olsun. Rahmetullahı aleyh = Ona Allah’ın rahmeti olsun. Aleyhürrahme = Ona rahmet olsun. 2. Yine onun üzerine mânâsiyle bazı fiillere katılarak birlikte birleşik bir kelime teşkil eder: Mebnî-i aleyh = Üzerine bina olunan şey. 3. Onun zıddına ve ona karşı mânâsiyle yine böyle terkiplerde kullanılır. Müddei aleyh = Kendisine karşı dava olunan. (Mü. Aleyhâ. Tes. Aleyhimâ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه] karşı, karşıt; üzerine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleyh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عليه دار] karşıt, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleyh

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. gainst. con-. against. versus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damning. against sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary to. against. hostile to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه السلام] selam onun üzerine olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Karşı olan, aleyhte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opponent. opposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

«Senin üzerine» mânâsına gelen Arapça terkip: Aleykesselâm = Senin üzerine selâm olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Arapça terkip. «Sizin üzerinize» demektir. Esselâmü aleyküm = Size selâm olsun, ve Aleyküm Selâm = Size de selâm olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bizim üzerimize olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cameraman. operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yiyecek, gıda, beslenme; maişet, nafaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beslenmeye ait, besleyici alimentary canal hazım borusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beslenme, besleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iddia, söz; (huk). dava takriri; özür, bahane, mazeret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iddia- etmek, söylemek; delil göstermek, kaynak göstermek. allegedly (z). sözde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vatan veya hükümdara sadakat; sadakat, bağlılık, merbutiyet (gerçeğe, bir partiye v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir öykü, bir düşünce ya da kavramın figüratif bir simge hâlinde betimlenişidir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alegorik, kinayeli , remzi. allegorically (z). kinaye kabilinden , mecazi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). remiz ve kinaye yolu ile öğüt verici hikâye haline getirmek; bir hikâyeyi remiz ve kinaye şeklinde yorumlamak. allegorist (i). kinayeli hikâyeler meydana getiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). remiz ve kinayeli hikâye , kinaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegretto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quicker than andante, but not so quick as allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement in this time. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro faster than allegro in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately fast, lively Faster than Andante, slower than allegro. a little slower than allegro. Fast and lively, but not as fast as allegro. - Just a 'little allegro', slower than allegro [back]. A rather fast tempo, somewhat slower than allegro but faste

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Somewhat slower than allegro Moderately quick movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moderately lively. : a little bit lively and fast. slightly slower than Allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light and cheerful Faster than moderato, slower than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quickly. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro. in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'. faster than allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (müz). allegretto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allegro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brisk, lively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allegro movement; a quick, sprightly strain or piece. a musical composition or passage performed quickly in a brisk lively manner a brisk and lively tempo fast in a quick and lively tempo; 'play this section allegro'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lively, brisk, rapid. lively, fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Italian for 'merry' or 'lively'; a musical direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term meaning quick or lively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning fast Tempo Notation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lively, brisk, rapid Faster than allegretto, slower than presto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quick and lively. a brisk and lively tempo. a musical composition or passage performed quickly in a brisk lively manner. in a quick and lively tempo; 'play this section allegro'. fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (müz). allegro.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ünlem sevinç if ade eden bir kelime, elhamdülillah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Allem etmek, kallem etmek» deyiminde geçer. Allem etmek, kallem etmek her çareye baş vurmak demektir. Allem etti, kallem etti, sonunda beni kandırdı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). alerji. aller-gic (s). belirli bir şeye karşı aşın derecede hassas, alerjik. allergen (i). alerji meydana getiren madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hafifletmek, yatıştırmak , teskin etmek. allevia'tion (i). hafifleme; teselli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçit, dar sokak, pasaj, ara yol; patika; bowling oyununa mahsus dar yol. up his alley tam onun işi, biçilmiş kaftan. alley cat sokak kedisi. alleyway (i). binaları birbirine bağlayan geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir sesin verdiği titreşimli yan seslerin pest olanları.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده دامن] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confused. perplexed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kararsız, karışık hisler besleyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eşkin gidiş; binek hayvanlannın eşkin ve rahvan yürüyüşü; (f). eşkin gitmek; avare avare gezinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. emblème

belirtke

Soyut bir şeyin, bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emblem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emblem. emblem belirtke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emblem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Amil) (lisanımızda bu mânâ ile kullanılmaz. Türkçe’de müfret gibi de kullanılır). İşçi, rençber, ırgat, gündelikle ağır iş ve hizmetlerde bulunan adam: Amelenin geçiminin temini düşünülecek iştir. Bir amele bulmalı. Çiftliğini ameleye işletiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workman. worker. laborer. labourer. coolie. hobo. hodman. peon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worker. workman. labourer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worker. hand. manual worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عمله] işçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

workfolks work folk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a worker/labourer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Fiilen, işliyerek yaparak, çalışarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عملا] bilfiil, işleyerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem âmin; argo Haklısınız I

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uysallık, yumuşak başlılık, boyun eğme; yükümlülük, mükellefiyet ; sorumluluk, mesuliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uysal, yumuşak başlı; yükümlü, mükellef, sorumlu. amenableness (i)., (bak). amenability amenably (z). uysalca, boyun eğerek, yumuşak başlılıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. aménagement

huk. düzenleyim

Devlete ve kişilere ait ormanların, önceden hazırlanıp kabul edilmiş esaslara uygun olarak işletilmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ıslah etmek, düzeltmek, tashih etmek; (huk). bir tasarı vb'ni tadil etmek; tamir etmek; değişiklik yapmak; iyileşmek , düzelmek; iyileşmeye yüz tutmak., amendable (s). tadil edilebilir, düzeltilebilir. amendatory (s). ıslah edici, düzeltici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tashih, ıslah; bir kanunu değiştirme; değişiklik; (huk). mahkemenin rızası ile davadaki yanlışlığı düzeltme ; toprağı ıslah etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ). tazminat. make amends for özür dilemek; af dilemek; kusurunu düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tatlılık, letafet; (çoğ). hoş tavırlar; hayatın hoş ve konforlu yönleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. «İman» dan geçmiş zaman fiili, yalnız birinci şahıs kullanır). İnandık, tasdik ederiz. Ona diyecek yok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آمنا] diyecek bir şey yok, inandık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). âdetin anormal zamanda kesilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credo. creed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hoş, sevimli, tatlı. amiably (z). hoş surette, tatlılıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dostane, dostça amicably (z). dostçasına

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common good. public benefit. public interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (min). amfibol kimya ve fizik bakımından piroksenlerden farklı olan bir silikat familyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geniş, büyük; bol, mebzul; kâfi, çok; etraflı, mufassal. ampleness (i). bolluk, genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). ampul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Kötülükleri uzaklaştırdığına, uğur getirdiğine, hastalıkları iyileştirdiğine ve özel güçlere sahip olduğuna inanılan , doğal ya da insan eliyle yapılmış nesne; bir tür nazarlık ya da muska. Üstte taşınabildiği gibi çeşitli yerlerde de saklanabilir. Değerli taşlar, metaller, hayvan dişleri ve pençeleri gibi pek çok nesne amulet olarak kullanılmıştır. Amuletin kökeni Eski Mısır`a dayanır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muska, nazarlık, tılsım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master agreement. main agreement. main contract. principal agreement. founding charter. primary contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). seçme, seçilmiş. an'alects(i)., (çoğ). seçme eserler veya parçalar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Birçeneklilerden, örneği ananas olan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To anoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To give extreme unction to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer an oil or ointment to ; often in a religious ceremony of blessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). olta ile balık avlamak. angler (i). olta ile balık tutan kimse; başka balıkları yutan büyük ağızlı ve boynuzlu bir çeşit balık, fenerbalığı, (zool). Lophius piscatorius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açı, zaviye; sivri köşe; görüş açısı; vecih, cihet, safha; argo kâr. angle of incidence gelme açısı. angle of reflection yansıma açısı. angle of vision görüş açısı. acute angle dar açı. adjacent angles bitişik açılar. aIternate angles iç ve

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). köşeler yaparak dönmek, viraj almak; (k).dili ima yoluyla bir şeyi veya fikri öne sürmek; el altından soruşturmak. angle iron köşebent demiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çog). beşinci yüzyılda İngiltere'yi istilâ eden bir Cermen kabilesi, Anglo'lar (ingiliz ve ingiltere kelimeleri bu kelimeden türemiştir).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). solucan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ingiliz hayranı ve taraftarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kocakarı gibi bunamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mikroskopla görülebilen hayvancık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay phone. pay telephone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak bileği. ankle bone (anat). aşık kemiği, astragalus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayak bileğine takılan bilezik , halhal; kısa çorap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halkacık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilga, kaldırma, iptal, fesih, bozma; evliliğin butlanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıtma sivrisineği, anofel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

ANSI Lümen Amerikan Ulusal Standartlar Enstitüsü tarafından tanımlanan, parlaklık birimi standardıdır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

( i.c ). Ayrı taçyapraklılardan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). papaz sınıfına muhalif, papazların siyasete karışmalarına karşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ateş düşürücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), (fiz). zıt zerre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geyik ve karaca boynuzu veya boynuzunun dalı. antlered (s). boynuzlu , boynuzlarla süslenmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apartman dairesi. apartment house apartman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épaulette

ask. omuzluk

Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformaların omuzlarına takılan işaretli parça.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epaulet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epaulet. epaulette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inme veya felce ait; felce meyilli. an apoplectic fit inme gelmesi, felç inmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). inme, nüzul, felç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oniki havariden biri, apostol; herhangi bir ahlaki reform hareketinin öncüsü; Mormon kilisesi idare heyeti üyelerinden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). havarilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). dava temyizinde davalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). elma. apple blossom elma baharı. apple butter elma marmelâdı. apple green elma yaprağı renginde. applejack (i). elma rakısı. apple juice elma suyu. apple of discord (mit). kavga tanrıçası tarafından tanrılara atılan ve Paris tarafından Venüs

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygulanabilir , tatbik edilebilir; uygun, münasip. applicabil'ity (i). uygulanabilme, tatbik edilebilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin; memuriyet, hizmet, görev, iş; randevu; emir; (çoğ).. donatım, teçhizat (gemi, otel v.b.)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). diğer parmakların uçlarına dokunabilen (baş parmak).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sezilebilir, tefrik edilebilir; değer biçilebilir, takdir edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). anlaşılabilir, idrak olunabilir, fark olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istimlâk edilebilir , mal edilmesi mümkün veya caiz olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textile finishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to finish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut APOLET (i. Fr. epaulette). Askerlerin rütbe ve sınıflarına göre sırma, ipek veya yünden omuzlarına taktıkları saçak. Apulet köprüsü = Apuleti tutmak için ceketin omuzu ile yakası arasında çuha veya şeritten köprücük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suluboya resim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sürülüp ekilebilir, işlenebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Underwriting)

Halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının tamamının satılacağının aracı kuruluş veya kuruluşlar tarafından ihraçcı şirkete taahhüt edilmesidir. İki türlü olur: bakiyeyi yüklenim veya tümünü yüklenim.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Taşınabilir CD’lerde bulunan hızlı ileri ve geri ses aramasına izin veren bir işlevdir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski zamanda ok atmak için kullanılan bir çeşit zemberekli yay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karar verme hakkı veya yetkisi; hakem sıfatıyla karar verme; hüküm, karar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «art» tan). 1. Katarın en gerisindeki deveye takılan büyük çan. 2. Hayvanın sağrısına konulan şilte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Pek çok: Leşker-i aremrem = Çok asker. (Osmanlıca’da az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meme başı etrafındaki renkli halka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). içinde gümüş bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa; karşısındakileri ikna etmek için öne sürülen delil veya hususlar; bir kitabın savunduğu fikirlerin özeti. argumen'tal (s). münakaşa veya delil göstermeye ait. argumenta'tion (i). tartışma, münakaşa; yargılama, muhakeme. argumen'

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). tartışmada karşı tarafın söz ve hareketlerini kendi görüşünü savunmada delil olarak kullanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir. Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretir. Böylelikle malzeme tasarruflu kullanarak balmumu israfı önlemiş olur. Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar. Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder. Bunun nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökülmemesidir. Ve bu açı hiçbir zaman şaşmamamıştır.

Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Aristo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arithmetic operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). silahlandırma, donatım, teçhizat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). tedavi usul ve araçlarının tümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Ermenistan. Armenian (i).,(s).Ermeni, Ermenice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Seste, ara sesin titreşiminden hasıl olan alt ve üst sesler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

archiving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kedi cinsinden gelen bütün etoburları içine alan hayvan familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). damar sertliği, arterioskıleroz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) makale, yazı; bent, madde, fıkra, fasıl, bahis; ey, nesne, madde; kısım; gram harfi tarif ve harfi tenkir : (zool) boum, bitki boumu articles of apprenticeship usta ile çırak arasında anlama articles of association şirket mukavelesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) maddeler halinde tertip etmek; madde madde şikayetleri içine alan bir dilekçe vasıtasyyla bir kimseyi dava etmek; usta yanyna mukavele ile çırak vermek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). top gibi büyük harp siIâhları , ağır silâhlar; topçu sınıfı; topçuluk. artilleryman (i). topçu neferi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hilesiz, saf, açık sözlü; hünersiz, sanatsız, kaba; tabii, doğal. artlessly (z). hilesizce, saflıkla. artlessness (i). hilesiz oluş, saflık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of supply and demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Talip, çok isteyen, istekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). istek, heves.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sinirlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get nervous. to be irritated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bal peteği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kök demek olan «asılıdan). 1. Köklü ve esaslı olma, metanet. 2. Zadegânlık, necabet, soy ve neseb sahibi olma. 3. Bizzat kendi işi için ve kendi namına hareket, vekâletin zıddı: Asalet yoluyla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobleness. blue blood. dignity. peerage. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobility. nobleness soyluluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobility. nobelness. definitive appointment. blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصالت] asillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Soy temizliği, soyluluk.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A.). Bizzat kendi işi için, vekâlet yoluyla olmayarak: Hem kendi tarafından asâleten, hem filan tarafından vekâleten tebrike geldim. Şimdiye kadar vekâlet etmekte iken bu defa asâleten memur oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting as principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting as principal and not as a representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive / permanent appointment. definitive appointment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil. Osmanlı devrinde resmî yazışmada büyükelçilere ve Hıristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. assemblée

kurul

Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk.


Yabancı Kelime by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tip şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duyguları uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bir kere kafalarına bir şeyler giymeleri zorunludur. Yoksa saçları yiyeceklerin içine düşebilir. Ama aşçıların bu kafanın üzerinde silindirik bir şekilde yükselen, ucu da balonumsu şekilde kıvrımlarla biten beyaz şapkaları giymelerinin asıl nedeni başkadır.

Bu tıp şapkalarda, özellikle mutfakların çok sıcak ortamlarında, hava şapkanın içinde rahatlıkla dolaşabilir ve aşçının kafasını serin tutar, terlemeyi önler. Mutfağın kalabalık ve hareketli yaşamında, aynı tip giysiler içindeki aşçılar arasından aşçıbaşını ilk görüşte ayırt edebilmek için onun şapkası biraz daha uzun ve ucu kıvrımlıdır.

Bu şapkaların beyaz, yani boyasız olmalarının nedeni ise beyaz kumaşın, boyalı kumaşa göre daha hijyenik olarak kabul edilmesidir. Beyaz renk her yerde insanlarda temizlik, saflık, iyi niyet ve barış duygulan uyandırır. Muharebe sırasında barış mesajı göndermek isteyen birliklerin beyaz bayrak çekmelerinin nedeni de budur. Gelinliklerin beyaz olması ise barıştan ziyade saflığı ve masumiyeti simgeler.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Yunanlıların tıp ilâhı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Renksiz, sarımsak kokulu, kuvvetli ve beyaz bir ışık vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetylene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acetylene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to grow rebellious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırma mânâsında kullanılan uydurma bir kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stealing. pinching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Toprağın ve suyun asitli emisyonlarla kirlenmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Askerî bir durum almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

militarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soldiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). uykuda olan, uyuşmuş; (z). uyurken, uykuya. fall asleep uykuya dalmak. fast asleep derin uykuda. My foot is asleep. Ayağım uyuşmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A.). Kök veya soy bakımından.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

originally. essentially. fundamentally. intrinsically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

originally. fundamentally. basically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing the duties of an office by right and not as a substitute. in the capacity of a principal and not agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçeneklilerden bir bitki familyası, örneği üzüm asmasıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Asrî hale gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become modernized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Arı kovanı. 2. Bal peteği. 3. Balansı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). toplamak, birleştirmek, bir araya getirmek, kısımlan birbirine uydurmak ; parçaları yerli yerine takmak; toplanmak , birleşmek, bir araya gelmek, toplantı yapmak, içtima etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i takdir edilen kıymet; kıymet takdir etme; vergi; ödenecek veya toplanacak meblâğ .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin etme; tayin edilen şey; (huk). feragat etme, feragat senedi, havale senedi; davanın görulmesi için gün tayin edilmesi; müflisin malınl bir vekile emaneten teslim ve havale; temlik; okul ödevi, evde hazırlanacak ders assignment

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl vazifesi takım komutanlığı olan en küçük rütbeli subay. Osm. zâbit vekili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second-lieutenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

second lieutenant. sublieutenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i). hayret, şaskınlık, şaşırma.be filled,(seized,struck). with astonishment şaşmak, şaşakalmak, donakalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ata binmiş gibi bacaklan birbirinden ayn olarak, eyere binmiş olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., kalpteki kasılma yetmezliği .As you were !Ask. emir. Eski vaziyetinizi alınl

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), işsizlik, boş durma, battal ve muattal olma: insana atâlet yakışmaz. (Tıp) atâlet-havâs: Duymamış, duygusuzluk (fr. dysesthösie).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia. lethargy. laziness tembellik. unemployment işsizlik. inertia süredurum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia. idleness. inaction. lethargy. stagnancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عطالت] durgunluk. 2.tembellik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignition. priming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firing. setting on fire. arson. gunning. ignition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tutuşturmak: Ocağı ateşlemek. Cephaneliği ateşlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fire. to fire. to set fire. to set on fire. to ignite. to provoke. to inflame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set fire to. to ignite. to kindle. to commit arson. to fire. pull on the trigger. touch off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ateş vermek, tutuşturmak. 1. Ziyade kızdırmak. 2. Fesadı şiddetlendirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set on fire. to provoke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ateş almak, tutuşmak. 1. Çok kızmak, pür-hiddet olmak. 2. Şiddet kesbetmek, azmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fired. to be ignited. to run a temperature. to get angry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ordeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). At, eşek ve zehirleri içine alan tekparmaklı memeliler familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i)., (tıp)damarlar ın tıkanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atlet, sporcu, pehlivan. athlete's foot madura ayağı, (tıb). mantar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). atletik, atletlere ait. athletically (z). atletik bir şekilde.athleticism (i).atletizim sporculuk.athletics (i ). atletizm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yeniden kullanmak amacıyla atık maddelerin toplanması ve işleme tabi tutulması; kağıdın, camın, alüminyumun ve plastiğin yeniden işlenmesi gibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sızlayan, titreyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası örneği atkestane‘ si ağacıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Damarlı çiçeksizlerden bir bitki familyası. Örneği atkuyruğudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İkiçeneklilerden bir bitki familyası. Bu familya bitkileri sıcak ve kurak ülkelerde yetişir, gövde ve yaprakları etli ve dikenlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Atletizmle meşgul olan şahıs. 2. Vücudu iyi gelişmiş kimse. Atlet fanilası: Onü, arkası ve omuz yerleri hayli açık, erkek fanilası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athlete. runner. singlet. sleeveless undershirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athlete. undershirt. vest. undershirt. west.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athlete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Atlet veya atletizmle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athletic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athletic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Çeviklik, atiklik, kuvvet gibi beden kabiliyetlerini geliştirmeye yarayan ve koşu, atlama, ağırlık kaldırma ve atma gibi, tek başına yapılan beden çalışmaları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athleticism. athletics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athletics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

athletism. athletics. track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını Öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşularında, pistin köşelerinde koşucular hafif içe meylederek koştukları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece yüzde 5’i, kadınların ise yüzde 3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Sağ elini kullanan insanlar, ayakla yapılan hareketlerde de, sağ bacaklarını öncelikle kullanırlar. Bu nedenle de sağ bacakları daha güçlüdür.

Sola kavis çizerek koştuklarında, sağ ayak dışarıda kalır. Özellikle kısa mesafe koşullarında, pistin köşelerinde koşucular haifif içe meylederek koştuları için sağ ayağa daha çok yük biner ve koşucu bu kuvvetli ayağı ile sola doğru daha rahat koşar.

İnsanların çoğu sağ ellerini kullanırlar. Erkeklerin sadece %5’i, kadınların ise %3’ü solaktır. Çoğunluğun rahatı düşünüldüğü için de atletler pistte saat yönünün aksi yönde koşarlar. Tabii bu durumda ve özellikle 400 metre koşularında solakların şansı biraz azalmış oluyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). titreyen, korkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlılık, merbutiyet; ilgi, alaka; sevgi, muhabbet, dostluk; (huk). zapt ve müsadere, haciz; zapt ve müsadere ilamı; ek parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).hüner, marifet; elde etme, erişme, edinme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işitileilir, duyulabilir. audibil'ity, audibleness (i). işitilebilme duyulabilme. audibly (z). işitilebilecek surette, duyulacak şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslına uygun müzik çalan elektronik araçlar (radyo, teyp, fonograf v.b. ) meraklısı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony tarafından sunulan gelişmiş DVD oynatıcılarda, DVD Video seslerinin ve ses CD’lerinin çalınması sırasında en iyi ses kalitesinin elde edilmesi için audiophile (yüksek müzik kalitesi sunan) dirençler ve kapasitörler kullanılmaktadır. Düşük manyetik akı sızıntısına ve zengin düşük frekansta ses üretimine sahip, gereğinden büyük bir R-Core transformatör kullanılmaktadır. Ses devresi, video devresinden ayrıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zam, ilâve; ilâve harf veya hece (Yunan, sanskritçe v.b. gibi dillerde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyütmek, artırmak, çoğaltmak; uzatmak; büyümek, artmak, çoğalmak ; uzatmak; augmentable (s). artırılması mümkün olan, çoğaltı!abilir. augmenta'tion (i). artırma, büyütme, çoğaltma, uzatma. augmentative (s)., (i). artma yahut artırma kuvveti

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hale, agıl, ayla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). sayvan, kulak kepçesi; kulakçık; (bot)., (zool). kulağa benzeyen şey, kulacık, kulakçık. auricled (s). kulaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Al). antlaşma, anlaşma, bilhassa Avusturya ile Macaristan arasında 1867'de imzalanan birleşme anlaşması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). otomobıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kullanışlı, hazır, elde mevcut; piyasada bulunan. availabil'ity, avail'ableness (i). hazır bulunma; muteber olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to come to be wandering aimlessly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). biraz, kısa bir zaman için, bir müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dingil, mil. axle box dingil kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). araba dingili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ayakların normalden fazla terlemesi genellikle ter bezlerinin aşırı derecede çalışmasından kaynaklanır. Diğer taraftan, kalın çorap giymek, ateşli bir hastalık veya normal vücut sıcaklığının düşmesi de ayak terlemesine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : Büyükçe bir tencereye su doldurulur. Üzerine bir avuç adaçayı ilave edilip kaynatılır. Ilıdıktan sonra bu su ile ayak banyosu yapılır.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay’a ait arzu, istek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Memeli etoburların ayıları içine alan takımı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.

Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu, ve 10’uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.

Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.

Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.

Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.

Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.

İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.

Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.


Genel Bilgi by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) - Melek gibi, melek görünüşlü kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - 1.Devletin gözü. 2.Devletin kaynağı. Aynüddevle (Öl. 1152). Danişmendli hükümdar. Melikşah’ın oğlu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

genellikle kahverengi ile karışık beyaz renkte bir çeşit iskoçya sığırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.a.i.) (Kadın İsmi) 1.Ay kıvılcımı. 2.Ay ışığı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerikan hanımeli, açalya, (bot). Rhododendron.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atık oluşturmadan kaçınma, buna karşılık kaynaklardan gerçekleştirilen üretimin niceliğini ve niteliğini arttırma çalışmalarını içeren koruma önlemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zulüm görmüş, incitilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dismissed. to be discharged / removed from office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zalim» den itaf.). Daha veya pek zalim ve haksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supersession from office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Birini işinden atmak, çıkarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depose. recall. to dismiss. to discharge. to fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

terminate. discharge/dismiss/terminate. to dismiss. to discharge from office. to depose from office. unseat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزمند] hırslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Allah’ın sıfatı). Aziz ve celîl olan (Allah).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعلم] en iyi bilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). anlaşılmaz sözler söylemek; gevezelik etmek, saçmalamak; çağlama; manasız ve saçma bir şekilde if ade etmek; boşboğazlık etmek, ağzından kaçırmak ; (i). boş laf, manasız söz; gevezelik, mırıltı babbler (i). geveze kimse, boşboğaz kim

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). şaşırtmak; engel olmak; boşa çıkarmak, aciz bırakmak; beyhude yere mücadele etmek, bocalamak (gemi v.b.) ; (i). su, hava veya ses hareketlerini kontrol eden bir levha; hoparlör ekranı. be baffled şaşırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). önemsiz şey; bilardoya benzer bir oyun; çoğunlukla piyano için bestelenmiş kısa ve hafif parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-aligned countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). kefil olunabilir, teminat olarak verilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). emanetçi, kendisine saklamak için verilen malı kabul eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir derebeyi şatosunun etrafını çeviren dış duvar; şatonun dış avlusu. Old Bailey Londra ağır ceza mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). kefalet, malları teminat olarak verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Stand-by Underwriting)

Sermaye piyasası araçlarının, aracı kuruluşlarca halka arz yoluyla satışında, satılmayan kısmın tamamının, bedeli satış süresi sonunda tam ve nakden ödenerek satın alınacağının satışı yapana karşı taahhüt edilmesini ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bakla, fasulye, akasya, keçiboynuzu v.s. gibi pek çok sebze ve ağaçları içine alan büyük bir bitki familyası. Baklagiller, ikiçenekll ayrı taçyapraklılardandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leguminosae.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leguminous seeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bakterileri içine alan bir bitki ailesi.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uzun boylu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بالابلند] uzun boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Koreograf i kompozisyonu. Dans ve hareketlerle anlatılan musiklli kompozisyonu sunanların meydana getirdiği topluluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bundle or package of goods in a cloth cover, and corded for storage or transportation; also, a bundle of straw, hay, etc., put up compactly for transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make up in a bale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Bail, v. t., to lade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Misery; calamity; misfortune; sorrow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Evil; an evil, pernicious influence; something causing great injury. a large bundle bound for storage or transport make into a bale; 'bale hay'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a large bundle bound for storage or transport. a city in northwestern Switzerland. make into a bale; 'bale hay'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A package of wool, compactly compressed, warped in a protective cover One or more bales can make up a sale lot A bale of wool is 1 25 meters high, up to 204 kg and is one cubic meter in capacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bag, sack, square or oblong package into which fiber is compressed The size and weight of a bale is variable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end product of a compaction process that is used to decrease the volume that material occupies by increasing the density and weight Bales are typically 3' x 4' x 5' and must be bound with plastic stripping or wire to keep from falling apart. a large b

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compacted and bound cube of recycled material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large rectangular shaped compressed package of waste paper, rag, pulp etc Bale dimensions and weight varies widely depending on the baling material and handling capabilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large compressed, bound, and often wrapped bundle of a commodity, such as cotton or hay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Solid, compressed stack of pulp or paper sheets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large block of crushed PET bottles held together tightly with plastic strapping Recycled PET bales can hold more than 9,600 bottles and weigh more than 1,200 pounds each.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A densified and bound cube of recyclable material or solid waste, such as paper, cardboard, or metal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large bundle of compressed and bound goods, such as cotton.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fitting on the end of a spar, such as the boom, to which a line may be fed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed block of grass usually weighing in from a 1- 10 kilos from source. open air pavilion. harm or disaster; sorrow, woe; something which is harmful. n sorrow, grief [OE Angl balu].

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed pack of wool/cotton/cloth of a convenient form for transit The heavily compressed bale is also less fire hazardous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). balya, denk; (f). balya yapmak, denk bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Balear adaları

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., zool. balinanın ağızında oluşan elastiki bir madde, balina

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada yakılan büyük ateş, şenlik ateşi; işaret vermek için yakılan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). meşum, ugursuz; sahte; zararlı. balefully (z). sahte ifade ile. balefulness (i). sahte yüz ifadesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tatlı dilli, cana yakın kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bale yapan kız veya kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballerina. ballet dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballerina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballerina.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

male ballet dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ballet-dancer. ballet dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Denizde yaşayan memeli hayvanlar familyası. Bunlar balık biçiminde olur. Başlıca örneği balinadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balerin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bale, danslı oyun; bale trupu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) iki çenekli ve bitişik taçyapraklılardan bir bitki familyası. Nane, lavanta çiçeği, kekik gibi kokulu bitkiler bu familyaya girer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

siyah ve portakal renginde Kuzey Amerika'ya mahsus sarıasmagiller familyasından bir kuş, zool. Icterus galbula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k.dili). aldatmak, dolandlrmak; şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [بامقاوله] sözleşme ile, sözleşmeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ince ve uzun bayrak; bandrol; den. flandıra; (mim). üzerine kitabe yazılan kordele şeklindeki tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fişeklik; omuz kayışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halka, bilezik, halhal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bütün vücudumuz, bir kısmı gözle görülebilen, büyük bir kısmı da ancak dikkatli bakınca fark edilen kıl ve tüylerle kaplıdır. Bu tüy ve kılların dibinde ‘sebum’ adı verilen yağ bezleri vardır. Bunların çıkardığı yağ, su geçirmez keratin bir tabaka oluşturur ve suyun derimizden içeri girmesini önleyerek derimizi yumuşak tutar.

Belki de en çok kullanılan yerler olmaları nedeni ile vücudumuzda sadece parmak uçlarımız ve tabanlarımızda kıl veya tüy yoktur. Dolayısı ile koruyucu keratin tabaka da yoktur. Ayrıca parmaklarımızın uçları ve ayaklarımızın tabanları kalın bir deri tabakası ile kaplanmıştır.

Parmaklarımızın uçları ve tabanlarımız suyun altında belli bir süre kalıp iyice ıslanırsa, osmos denilen daha sulu bir maddenin daha koyu bir maddenin içine girişi sonucunda derimizin altına su girer ve bu su burada kendine yer bulmak ister. Ancak buradaki kalın derimizin genleşerek bu suya ayırabileceği fazla yeri olmadığı için, aynen yazın çok sıcak havalarda yollardaki asfaltlarda olduğu gibi eğilir, bükülür yani büzüşür.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Baobabiyye.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyük tüy kenarındaki küçük tüy.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). Venedik gondolcularının şarkısı; bu tarzda yazılmış parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir.

Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için buz küpçükleri bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan buzlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Buzun erimesi için sadece sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların sık sık kayma nedenleri de budur. Buzulun muazzam ağırlığının yarattığı basınç en alt tabakaların erimesine, orada kaygan bir su tabakası oluşmasına neden olur.

Genellikle yemeklerde içkiye veya suya atılmak için bu küpçükler bir kap içersinde getirilir. Bir süre sonra bir tanesini almak istediğimizde, bir kaçı birbirlerine yapışmış olarak gelirler, bunları birbirlerinden ayırmak da hayli zor olur.

Bir kabın içinde veya bardakta bulunan bazlar üst üste yığıldıklarında her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktadaki çok küçük bir kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda bu iki buz küpçüğünün birbirine en yakın olduğu noktada tekrar donar, iki küpçük arasında sanki kaynak yapılmış gibi çok güçlü bir bağ oluşturur. Artık ikisi tek bir parça gibi olduklarından bu noktadan tekrar erimeleri de mümkün değildir.

Bir buz küpünü buzluktan doğrudan elimizle almaya kalkıştığımızda da elimize yapışır. Bu nedenle buzlukta suyu dondurmada kullanılan kapların çoğu plastiktir. Peki elimizi veya dilimizi bir buz parçasına veya çok soğuk bir metal yüzeye değdirince niçin yapışıp kalıyor?

Bunun nedeni parmaklarımızın ve dilimizin ucunda daima çok ince bir nem tabakasının olmasıdır. Bu tabaka çok soğuk bir cisimle temas ettiğinde anında donar. Örneğin çok soğuk, sıfırın altındaki bir sıcaklıkta bir bayrak direğine dilinizle dokunursanız, metaller çok iyi iletken olduklarından direk hemen üzerindeki ısıyı dilin üzerindeki nem tabakasına yansıtır, dilin üzerindeki bu nem tabakasının donmasına sebep olur. Artık direk ile dilin arasında her iki yüzeye de yapışmış buzdan bir bağ vardır.

Sonuç olarak çok soğuk havalarda dilinizle metal yüzeylere dokunmayın. Belki dilinizi çekerek kurtarabilirsiniz ama bir daha ömür boyu yediklerinizden tat alamazsınız.

Elmas gibi değerli bir taş cam kesmede nasıl kullanılıyor?

Antik Çağ’da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Günümüzde ise mücevherlerin bu kraliçesi, aşkın, çekiciliğin ve zenginliğin simgesidir.

Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en serti olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. Işığı kırma, yansıtma ve renk dağıtma özelliği kuvvetlidir. Bu özelliklerinden dolayı çok kıymetlidir. Elmasın değeri rengine, saflığına ve işleniş şekline de bağlıdır.

Peki elmas bu kadar değerli ve az bulunan bir mineral ise nasıl oluyor da cam kesmede, sert metalleri işleme ve delmede, torna ve matkap uçlarında bol miktarda kullanılabiliyor? Nasıl oluyor da en küçük bir parçası bile bir servet olan bu taş köşedeki camcının cam kesme bıçağının ucunda bulunabiliyor?

Aslında elması iki ayrı şekilde düşünmek gerekmektedir: Süs taşı olarak ve endüstride. Süs taşı olan elmasın değeri dört ‘C’ ile belirlenir. Bunlar; ‘Carat=ağırlık’, ‘Clarity=şeffaflık’, ‘Colour=renk’ ve ‘Cut=işleniş’dir. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir. Bugüne kadar bulunan en büyük elmas 621 gram gelen Cullian’dır.

Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. ‘Karbonado’ denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler.

Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkla grafiti elmasa dönüştürmektir.

Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistör telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.

Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir.

Peki, elmas ile pırlanta arasında ne fark var biliyor musunuz? İkisinin de aslı aynı, yani karbon kömüründen farksız taş parçaları. Çok yüksek basınç ve sıcaklıkta, yerin 150 - 200 kilometre derinliklerinde kristalleşmiş, daha sonra volkanik patlamalarla yeryüzüne itilmiş saf karbondan oluşmuşlardır.

İşte bu saf karbon, kesim veya şekline göre elmas ya da pırlantaya dönüşür. Pırlanta daha parlak, kesim oranı daha fazla ve alt kısmı kubbe gibidir. Elmasın alt kısmı düz ve yüzey sayısı 12 ile 37 arasında değişirken, pırlantanın kesimi daha zordur ve yüzey sayısı 57’dir. Yani pırlanta elmastan daha değerlidir, daha ince isçiliktir. Renkli olanlarına ‘fantezi’ denilir ki fiyatları astronomiktir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arpa, (bot). Hordeum vulgare. barleycorn (i). arpa, arpa tanesi. barley meal arpa unu. barley sugar arpa özü ile yapılan bir şekerleme. pearl barley frenk arpası. wall barley duvar arpası, (bot). Hordeum murinum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Bar tezgâhtarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barkeeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barman. bartender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bartender. drawer. tapster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gemi diplerine veya kayalara yapışan midyeye benzer birkaç cins kabuklu deniz hayvanı; bir cins yabani kaz; (mec). yapıskan huylu sırnaşık adam fig. çamsakızı. acorn barnacle beyaz kurt, zool. Bolanus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (gen). (çoğ). at nallanırken burnuna takılan kıskaç, nalbant yavaşası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bas güçlendirme, tek bir dokunuşla bas sinyalinin güçlendirilmesini sağlayan bir Sony teknolojisidir. Sony WALKMAN® mp3 veya mp4 çalarla, HiFi veya başka bir ses cihazıyla müzik dinlerken daha zengin ve güçlü bas sesler duymak isterseniz, tek yapmanız gereken, bir düğmeye dokunmaktır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). icabında kaldırılacak bir ağırlığa denk ağırlık koymakla meydana gelen sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Hasta, kendisinin veya etrafındaki eşyanın boşlukta döndüğünden şikayet eder. Tıp dilinde vertigo denen baş dönmelerinin nedenleri çeşitlidir. Bunlardan başlıcaları şunlardır:

- Kulak ağrısı

- Araç tutmaları

- Ani hava değişimi

- Bazı göz hastalıkları

- İlaç zehirlenmeleri

- Düşük veya yüksek tansiyon

- Damar sertliği ve bazı kalp hastalıkları

- Kansızlık ve kan hastalıkları

- Mikrobik hastalıklar

- Beyin hastalıkları

- Sara ve bazı ruh hastalıkları

Tedaviye başlanmadan önce hastalığın gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Baş dönmelerine yapılacak ilk iş; hemen oturmak veya öne eğilmek ve mümkünse hemen yatmaktır. Baş dönmesi sık sık oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit baş dönmelerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 1 kahve kaşığı anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). asılsız, temelsiz, esası olmayan. basielessly (z). asılsızca. baselessness (i). asılsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bodrum katı, zemin kat; herhangi bir yapnın kaidesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become simple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simplify. to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to simplify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Gazete ve dergilerin baş tarafına konan önemli makale, başyazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editorial. leading article. feature article. shirttail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir ilkokulun idaresinden sorumlu olan öğretmen.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bass tepkisi, ses yoluna akustik olarak ayarlı açıklıklar ekleyerek geliştirilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Orta ve yüksek frekanslı ses kalitesinden ödün vermeden bas ses üretimini en iyi hale getiren delik ya da delikler içeren bir hoparlör tasarımı.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Fiziksel olarak küçük sürücü birimleri kullanıldığında bas ses üretimi çok zordur. Bu nedenle bazı hoparlörlere bass reflex sistemi eklenmektedir. Bass tepkisi, ses yoluna akustik olarak ayarlı açıklıklar ekleyerek geliştirilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Paris'teki Bastil hapishanesi; k.h. hapishane olarak kullanılan herhangi bir kale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A). Başbakanlık

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İşsizlik, işlemezlik, battallık, tenbellik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). muharebe, savaş; dövüş; (f). savaşa katılmak; mücadele etmek, savaşmak. battle array harp safı. battle-ax (i). cenk baltası, teber; argo huysuz kocakarı. battle cruiser ağır kruvazör. battle cry savaş narası; herhangi bir kampanyada kullanılan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ucuna tüy takılmış mantarla oynanan bir oyun; bu oyunda kullanılan raket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kale burcundaki mazgallı siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ucuz ve adi süs eşyası, biblo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bezel» den if.) (cerrahî). Göğüs ve karnın içinde hasıl olan gaz veya su şişlerinin mahfazasını delmeye mahsus, boru içinde mahfuz bir nevi mil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing. mübaşir; bir kilise görevlisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir seşit küçük av köpeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave like a baby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bebr tavrı takınmak. (bk.) Böbürlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çekişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to argue. to quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bulaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözünü kamaştırmak, şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bedel olarak, bedel suretiyle, aynen ve şahsen tâbirinin mukabili: Tâyînâtı aynen mi, yoksa bedelen mi alıyorlar? Askerlik hizmetini bedelen veya şahsen ifa etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yataksız, karyolasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kirletmek bulaştırmak, ıslatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tokmak, çomak; ağır çekiç, sahmerdan; f. tokmaklamak, çakmak, kakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. sarkık, taşan; f. sarkmak, dışarı doğru çıkıntı yapmak; taşmak. beetlebrowed s. sarkık kaşlı; çatık kaşlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kınkanatlılar familyasından herhangi bir böcek. black beetle ing. hamamböceği, zool. Blatta orientalis bombardier. beetle fanfan böceği, domuzlan böceği, zool. Brachinus crepitans dung beetle bokböceği reed beetle kamış böceği, zool. Donanica rove beet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sarhoş etmek, sersemletmek; şaşırtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). İ ktçenekl ilerden bir bitki familyası. Örnek bitkisi begonyadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aklını çelmek, ayartmak, aldatmak; cezbetmek, saptırmak; hoşça vakit geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kandırarak elinden almak. beguilement i. aklını çelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğancı eldiveni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iran hükümdarlarından Isfendiyâr’ın oğlu Erdşîr’in lâkabı.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kavza kökü): Turp’a benzer, otsu bir bitkidir. 20 Ocak ile 20 Şubat arasında çiçek açar. Çiçeğinin rengine göre kızılbehmen ve akbehmen adında iki türü vardır. Kullanıldığı yerler: Basur memelerinden doğan şikayetleri giderir.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina’nın kitaplarını şerhetmişir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nasibi olan, hissedar, bilen, anlayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بهرمند] hisse sahibi. 2.yararlanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleme, koruma, muhafaza. Ar. sıyânet. 2. Gözleme, Ar. İntizâr, tarassut. 3. Nöbet ve gözleme yeri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiting. wait. waiting. expectance. expectancy. anticipation. contemplation. expectation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipation. expectation. wait. waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

standby. waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital radyolarda, radyoyu, kullanıcı tarafından belirlenen bir saatte açan bir özellik.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anteroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiting room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiting room. waiting hall. entry hall. lobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

period of waiting. waiting period. waiting line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Mobil cihazlarda, hiç görüşme yapılmadan, şarj edilebilir bataryanın tam olarak dolduğu andan, tükenene kadar geçen süredir. Bu süre, en başta baz istasyonuna yakınlık olmak üzere çeşitli nedenlerle değişiklik gösterebilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f.) (aslı «bek» olan «pek» yani kuvvetli ve sağlam kelimesinden). 1. Beklemek, korumak, muhafaza ve sıyânet etmek, yanında durup nezaret eylemek: Çayırı, ormanı beklemek. Dağları korku bekler. 2. İntizar etmek, muntazır ve mutarassıt olmak: Birini bekliyorum. Misafir beklemek. 3. Ummak, ümid etmek: Ben, sizden bunu beklemezdim!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark time. wait. wait for. hope. expect. look forward to. watch. abide. anticipate. await. bargain for. bide. hang about. hang around. hold on. look for. have smth. in prospect. stand by. stay. tarry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipate. await. expect. guard. think. wait. watch. to wait. to await. to hang on. to hold on. to stick around. to expect. to anticipate. to guard. to watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wait. to wait for. to expect. to expect from. to guard. to watch over. to attend. anticipate. await. bide. to keep guard. hang in. hope. look for. look forward to. stay. watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due. inevitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due. foregone. prospective. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipated. expectation. expected. foreseeable. likely. specific performance. prospective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Beklenilmek, intizar olunmak: Güneş altında beklenilmez. 2. Umulmak, ümid edilmek: O adamdan her iyilik beklenir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpected. sudden. unimagined. surprise. abrupt. adventitious. heaven-sent. improbable. snap. unannounced. unforeseen. unhoped. unhoped-for. unlooked-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abrupt. sudden. unexpected. unforeseen. unlooked-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Beklenmek, intizar olunmak: Bugünkü posta ile cevap bekleniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be expected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be expected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectation. hope. expectance. expectancy. jam tomorrow. look-out. prospect. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemplation. expectancy. expectation. promise. prospect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Müştereken ve birlikte beklemek: Birçok halk bekleşiyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wait together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be kept waiting. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

süresi isim Vapur, uçak vb.nde önceden ödeme yapmadan belli bir tarih için yer ayırtma, opsiyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spooling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bekletmek, beklemeye sevk ve mecbur etmek, intizar ettirmek: Beni çok bekletmeyin. 2. Bekçi koymak: Çayırı bekletmek. Kışın köşkü kime bekletiyorsunuz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

keep smb. waiting. stand up. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make wait. to keep sb waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb wait. to delay. to postpone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Beklettirmek, gecikmekle, başkalarını beklemeye mecbur etmek, intizarda koymak: Affedersiniz, beklettirdim!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleyici, bekleyen, intizar eden, muntazır. 2. Muhafaza ve siyânet eden, muhafazacı, muhafız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleyiş, bekleme, intizar, tarassut. 2. Koruma, muhafaza, sıyânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipation. wait. waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. muhasara etmek, kuşatmak, etrafını çevirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büldân, bilâd). 1. Yer, memleket, hıtta. 2. Kasaba, şehir: Beled-i emin (el-beled-ül-emîn): Mekke-i Mükerreme. Şeyh-ül-beled = Arap ülkelerinde belediye reisi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلد] kent. 2.memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beled» den imen.) (mü. belediyye). 1. Şehir ve kasabaya mensup ve müteallik. 2. Şehir ve kasaba ahalisinden olan, şehirli. Bedevi veya köylü olmayan. 3. Yerli, mahallî. 4. Belediye idaresine mensup ve müteallik: Meclis-i beledî, nizâmât-ı belediyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yukarıdaki Arapça kelimeden). Yerli kumaş, çit bezi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدی] kentli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şehir veya kasabanın sokaklarıyla başka umumî işlerine, temizlik vesair ihtiyacına bakan idare: Belediye nizamları, belediye reisi, meclis-i belediye, belediye dairesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. city hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipality. municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the town council. municipal corporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

city council. municipal council. town council. municipal board. municipal councillor / council / assembly / board. town / municipal council. shop council. select council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

19. yüzyılın sonra İstanbul’un belediye reislerinden Hüseyin Bey, kahvede iskambil oynamaya giden bir seyyar ekmekçiyi cezalandırmak için atının yerine bağlattı. Seyyar sırtındaki ekmek küfeleriyle bekledi.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal police. a municipal police force charged with seeing that various laws and ordinanc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the business of governing a city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدیه] belediye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Hediye, armağan. 2.Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinden yol geçen tepe

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çocuğu kundaklamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koni biçiminde olan bir çeşit fosil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık y(Erkek İsmi) 2.Akdeniz bölgesinde İskenderun’da Suriye’nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(BERELMEK) (f.). Gözü, akı iri iri görünecek şekilde açılmak: Gözü belerdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BERELTMEK) (f.). Gözü hiddetle çok açmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. e.) (Arapça «bilâşey»den galat). Ücretsiz, meccanen, bedava, caba: Bunu beleş aldım. Beleş at kusurlu olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. buckshee. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. gratis. for nothing. freebie. freebee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Pelesenk ağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Parasız geçinmeyi huy edinen, lüpçü, bedavacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freeloader. sponge. sponger. cadger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sponger. free loader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. authenticate. be a record of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authenticate. document. to document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

document.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be documented.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f). Gözlerini açıp şaşkın şaşkın bakmak, şaşa kalmak. Uykudan sıçrayarak kalkıp etrafa şaşkın şaşkın bakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. to become clear. to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become clear / evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. to make clear. to crystallize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crystallize. set off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. definition. specification. assignation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. designation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

designation. determination. resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determine. define. specify. state. identify. assign. limit. adjust. appoint. assess. condition. decide. detect. dictate. establish. peg. set. set down. settle. single out. slate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assign. determine. fix. pinpoint. predicate. set. to determine. to designate. to set. to fix. to assign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

set. to determine. to designate. to fix. condition. modify. state precisely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declared.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. küçültmek, küçümsemek; alçaltmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güzellidiyle tanınan kadın veya kız, dilber; salon kadını

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). Hafıza, (bk.) Hafıza.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. core memory. mind. recollection. retention. store. engram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. mind. storage. store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storage. memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın belini örtmek üzere eğerin altına konulan fanila, çul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zaptetme, ezberleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öğrenmek, zihne koymak, ezberlemek, zapt ve hıfz etmek: Dersi bellediniz mi? 2. Zannetmek, bir zanda bulunmak: Ben öyle bellemiştim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (MAruf bahçıvan Aletinin ismi olan «beliden). Bel ile işlemek, kazmak: Bağı bellemek lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to commit to memory. to learn by heart. to suppose. to observe sth well so as impress it on one's mind. to turn over with a spade or fork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Öğrenilmek, ezbere okumak, zapt ve hıfz olunmak: Bu ders kolay bellenmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bel ile işlenmek, kazılmak: Kuraklıktan bağlar bellenemiyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.,çoğ., Fr. edebiyat, gökçe yazın; güzel sanatların bir kolu olarak edebiyat; edebiyatın seçme örnekleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned journal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

dergi. bulletin board ilân tahtası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, öğretmek, zihnine koymak: Çocuğa alfabeyi belletmek. 2. Aşikâr ve belli etmek, meydana çıkarmak: Kalbindekini belletmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bel ile kazdırmak: Bağı bellettiniz mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zihne koyma, ezberleme, zapt ve hıfz etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benim gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Benekler peyda etmek, lekelenmek, pul pul olmak: Kitaplar rutubetten beneklenir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilikseverlik; cömertlik; yardım, sadaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen; kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Düzelterek bir hizaya getirmek veya müsavi etmek, eşit kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Berâber gelmek, bir hizada veya müsavi, eşit olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Hintçe’den) (c. berâhime). 1. Hindûlar’ın «Brahma» mezhebine tâbî ve en yüksek kastına mensup adam. 2. Hindû ve Mecûsî rûhânî reisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Vurup çürütmek, bere hasıl olacak surette vurmak: Yüzünü berelemişler. 2. (Meyve vesaireyi) vurmak, zedelemek, çürütmek: Erikleri sepetin içinde çok sallayıp berelemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. chafe. contuse. maul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmaktan çürümek, çürük ve bere peyda etmek: Bütün yüzü berelenmiş. 2. (Meyve). Bir şeye dokunmaktan vurulup bir tarafı zedelenmek: Şeftali berelenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şecaat, cesaret, yiğitlik, bahadırlık: Ibraz-ı besâlet etti = Yiğitlik gösterdi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beslemek işi. (bk.) Beslemek. 2. Boğazı tokluğuna tutulan ve evlâtlık gibi alınan hizmetçi kız. 3. Altı doldurulmuş şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beş saz veya ses için bestelenmiş çoksesli musiki eseri. Fr. quintette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beş kat etme, tahmis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead-in. supply. feeding. sustenance. sustentation. handmaid. servant girl. nurse. alimentation. nourishment. nurture. nutrition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

housemaid. sustenance. feeding. nourishing. nutrition. feed. servant girl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feed. feeding. nourishing. girl servant brought up in the household. nourishment. nurse child. nutrition. servant. sustentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Yiyip içeceğini tedarik etmek: Çoluk çocuğunu beslemek için çalışıyor. 2. Semirtmek, tavlandırmak, şişmanlatmak: Kazları kesmeden evvel beslemeli. 3. Yetiştirmek, idare etmek: Çiftliğinde hayvan besliyor. 4. Kalınlaştırmak, kabartmak, altını doldurmak: Altını pamukla beslemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feed. nourish. raise. breed. bring up. cherish. foster. harbor. harbour. nurse. nurture. suckle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feed. foster. nourish. raise. rear. to feed. to nourish. to breed. to raise. to rear. to keep. to support. to maintain. to cherish. to nurse. to bear. to harbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feed. to nourish. to fatten. to support. to reinforce. to fill up. cultivate. entertain. feed on. foster. harbour. keep. maintain. nurture. rear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nourished. to be fed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alimentary. nutritive. nutrition. alimentation. nourishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutrition. alimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutrition. feeding. aliment. alimentation. nourishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malnutrition. nutrition disorder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutritionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dietetician. nutrition expert. nutritionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yiyip, içip gıdalanmak. Bu adam iyi besleniyor. Etle beslenmek. 2. Semirmek, tavlanmak: Hindiler cevizle beslenir. 3. Kabartmak, şişmek, kalınlaşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feed. to feed. to be fed. to be nourished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nourished. to take nourishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yiyip, içirtmek, Osm. İaşe ve infak ettirmek: İhtiyarın kendisini evlâdına besletmesi tabiîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıda verici, Osm. İnfak ve tagdiye eden, mugaddî: Fasulya besleyici bir sebzedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alimentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutritious. nutritive. nutrient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeder. nutritive. nutritious. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıda veriş, Ar. infak, tagdiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) «Bismillâhirrahmânirrahîm» cümlesi. Besmele ile işe giriştim. Besmele-hân = Bu cümleyi okuyan, bir işe başlayan. Besmele-hân olarak = Besmele okuyarak. Besmele demek — Başlamak. Besmele çekmek = Bismillâh cümlesini okumak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pul veya payet ile süslemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. serpmek, saçmak, lekelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. F. T.). Beste yapmak, Fr. composer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compose. to compose. to set to music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to compose. make up. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bacaklarını ayırarak binmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. bestseller

çoksatar

En çok satılan yayın.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beytlehem şehri; Londra'da meşhur bir akıl hastanesi. star of Bethlehem tükürükotu, bot. Ornithogalum stachyoides.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

description. representation. description tasvir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

description. imagery. portrait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depict. describe. paint. picture. portray. represent. to describe. to depict. to represent. to portray tasvir etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to describe. to depict. portray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Islah, iyileşme; huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar; bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Sancak beylerinin başı. Osmanlı eyalet umumî valisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Milletlerarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international uluslararası. enternasyonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذله] şaka, latife.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بذله گو] şakacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Saçmak, bol bol vermek, esirgemeden vermek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kitabı Mukaddes; Eski ve Yeni Ahit; k.h. herhangi bir dinin kutsal kitabı; müracaat kitabı olarak kabul edilen herhangi bir kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitap seven kimse, kitap hastası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, bilhassa nadir bulunan kitapları satan kimse, sahaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formulation. moulding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

form. mould. shape. give shape to. model. carve out. fashion. mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion. form. shape. style. to shape. to form. to give shape to. to put into a form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give form. to shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conformation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

take shape. be formed. distil. distill. jell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take shape. to shape up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to take form / shape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become deformed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bisiklet; f. bisiklete binmek, bisikletle dolaşmak. bicyclist i. bisikletle gezen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yumuşak başlı, muti, söz dinleyen; (briç) deklarasyon yapmaya müsait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki tarafı bükülü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهذا الامر] buna göre, bu durumda, böylelikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Veletsiz, çocuksuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلامهلت] zaman tanımadan, süre vermeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entirely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالجمله] tümüyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Beraber, Ar. maan: Onunla bile gittiler. 2. Hattâ, velev: Bir çocuk bile bunu anlar. Şimdi gelse bile faydası yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very. even. even if. already. nor yet. as much as. as well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even. very.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yellow, or greenish, viscid fluid, usually alkaline in reaction, secreted by the liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It passes into the intestines, where it aids in the digestive process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Its characteristic constituents are the bile salts, and coloring matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bitterness of feeling; choler; anger; ill humor; as, to stir one's bile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A boil. a digestive juice secreted by the liver and stored in the gallbladder; aids in the digestion of fats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

even. also. already. very. yes. yet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a digestive juice secreted by the liver and stored in the gallbladder; aids in the digestion of fats. green fluid produced by the liver and stored in the gallbladder, where it is released into the duodenum to aid in the digestion and absorption of fats. a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The yellowish-brown or green fluid secreted by the liver and discharged into the duodenum, where it aids digestion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alkaline liquid produced by the liver and stored in the gall bladder Assists in the digestion and absorption of fats by the action of bile salts, which chemically reduce fatty substances an decrease the surface tension of fat droplets so that they are bro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A by-product of the liver, the fluid flows to the intestines to aid in digestion and remove waste. yellowish-brown or green fluid secreted by the liver; this liquid carries away waste and helps in the digestive process.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fluid produced by the liver, stored in the gallbladder and released into the small intestine to help absorb dietary fats. fluid produced by the liver that is transported to the intestines to help digestion and remove waste products.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thick brown liquid made by the liver that helps the body digest fats It is stored in the gallbladder and released when food enters the small intestine. a greenish-yellow fluid secreted by the liver and stored in the gallbladder Bile contains cholesterol

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bitter yellowish substances that is released by the liver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yellow or orange fluid made by the liver Bile is stored in the gallbladder It passes through the common bile duct into the duodenum, where it helps digest fat. a yellow, green fluid made in the liver and stored in the gallbladder Bile may then pass thro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. öd safra; huysuzluk, terslik, aksilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberately. intentionally. knowingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on purpose. in cold blood. consciously. designedly. knowingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hone. grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whetstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesici Aletleri bileyecek Alet. Ar. meşhaz: Bileği çarkı = Bilemeye mahsus çark. Bileği demiri = Kasap masadı. Bileği taşı = Bilemeye mahsus maruf taş. Bileği kayışı = Berberlerin ustura biledikleri kayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kol ile el arasında yani dirsekten aşağı olan oynak yeri. Ayak bileği = Ayaktaki oynak yer. Bilek damarı = Nabız. (Çeşme suyu) bilek gibi akmak — Bol akmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wrist. ankle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güç, kuvvet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the strength of one's fists.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bileğe takılan bend, kelepçe. Ar. mukattara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oyunlarda bilek incinmelerini önlemek için bileğe takılan meşin sargı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wristband. wriststrap. wristlet. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supporter. wristband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bileği taşına sürüp keskin etme, Ar. teşhîz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharpening. grinding. honing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kesici Aletleri bileği taşına veya çarka tutup keskin etmek, keskinleştirmek: Bıçak, kılıç bilemek. Dişbilemek = Yemeye hazırlanmak, mec. Çok düşman olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grind. sharpen. whet. to sharpen. to whet. to grind. to hone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sharpen. to whet. to grind. edge. hone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bilgili, görgülü, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Bileği taşı veya (arkına geçirilip keskin olmak: Bıçaklar bilendi. Ustura böyle bilenmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. constituent. component. ingredient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. constituent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

component.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleşik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound. complex. combined. composite. compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composite. compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound interest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound fraction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Bileşikgiller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleşim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compo. compound. composition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. composition. compound. constitution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beraberinde, maiyetinde, birlikte: Bileşince gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleşke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resultant. product.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to combine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Birleştirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. safra kesesinde meydana gelen taş, safra tası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. billet). Tiyatro, vapur ve tren gibi yerlere girebilmek için gösterilmesi lâzım gelen basılı kâğıt ki ücret karşılığında alınıp ücretin verilmiş olduğuna alâmettir: Bilet almak; bilet göstermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ticket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Tiyatro, vapur, demiryolu vesaire girişinde bilet satan yahut biletleri toplayan veya yoklama eden memur: Vapur biletçisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booking clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductor. bus conductor. ticket inspector. inspector. ticket seller. lottery ticket seller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ticket taker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occupation of a ticket taker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir kesici Aleti bileği taşına sürdürüp keskin ettirmek, keskinleştirmek: Bıçakları biletmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth sharpened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesici Aletleri bileği taş veya çarkında bilemekle geçinen işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife-grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. aslı: bilek yüzüğü). 1. Kadınların süs olarak bileklerine taktıkları halka ki altın, gümüş, elmaslı veya sırçadan olur. 2. Kuyunun ağzına konulan yekpâre delikli taş, taş halka. 3. Topun kalın çenberi. Ayak bileziği = Arap kadınlarının ayaklarına taktıkları halka. Ar. halhâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. bangle. wristlet. collet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle. bracelet. metal ring. bush. collar. segment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. metal ring. handcuffs. collar. thimble. heel ring. annulus. nipple. husk. hoop. retaining ring. clamp. collet. muff. bangle. charm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

data processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruct. catch up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to acquaint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to acquaint oneself with sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb conscious of sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awakening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become conscious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. askerlere kışlalar dışında temin edilen ikametgâh, konak yeri; bu ikametgâhı temin için çıkarılan yazılı veya sözlü emir, konak tezkeresi; iş, vazife, ödev; pusula, not; kütük, demir veya çelik çubuk; f. konaklatmak , yerleştirmek, yer temi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. aşk mektubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bilen, anlayan, bilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in exchange for. and the same to you.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالمقابله] karşılığında, aynen, mukabele ederek, mukâbil olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan ötürü, bunun üzerine, bundan dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore. consequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بناء عليه] bu yüzden, bundan dolayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

motorized forces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) uyuşturucu madde paketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousands of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thousands of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., den. pusula dolabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. biyosferin üç sahasından biri: deniz, tatlı su veya kara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bakterilerle ayrışabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek hızlı Bionz görüntü işleme motoru, kullanıcının ışık hızında resim yakalamasına olanak sağlar. Motor, kesintisiz olarak saniyede üç kareye kadar, 10,2 megapiksel çözünürlükte ve en iyi JPEG sıkıştırma formatında, yüksek hızda burst çekim yapılmasına olanak sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at one go.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere de tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren ‘antidiuretic’ denilen bir hormondur. Biz buna kısaca ‘ADH’ diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasa da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman ‘ADH’ böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanımızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani ‘ADH’ vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler ‘ADH’nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile ‘ADH’den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda aynı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında ‘ADH’ salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bira, insanlığın en eski ve en güzel içeceklerinden biridir. Ama bu güzel içkinin küçük bir kusuru vardır. İki bardağı bitirene kadar en az iki kere tuvalete gitmek zorunda kalınır. Neredeyse içilen bira kadarı tuvalete bırakılıp, gidilir.

Aslında bu olayın biranın sıvı kısmı ile pek alakası yoktur. Bira içince tuvalete gitme ihtiyacını hissettiren “antidiuretic” denilen bir hormondur. Biz buna kısaca “ADH” diyeceğiz. Vücudumuzda üretilen bu hormon idrar miktarını ayarlar ve doğrudan olmasada da kanımızdaki su miktarını etkiler.

Susuz kaldığımız zaman “ADH” böbreklerimize sinyal gönderip idrar üretimini durdurtur. Böylece su harcaması kesilerek kanıızdaki su miktarı korunur ve plazmadaki tuz miktarının yükselmesine mani olunur. Yani “ADH” vücudumuzdaki su ve tuz miktarını dengeleyen, koruyucu bir işlev görür.

Halk arasında idrar söktürücü adı da verilen bazı maddeler “ADH”nin salgılanmasına mani olur. Bu durumda böbrekler idrar üretip üretmeyeceklerine karar veremezler ve sonunda üretmeye devam ederler. Mevcut dengenin bozulduğunu bilmeden suyu dışarı atarlar, insanı tuvalete gitmeye mecbur bırakırlar ve vücudun kurumasına sebep olurlar.

Vücudumuzdaki bu hormonu en çok etkileyen maddelerden biri de alkoldür. Birayı bolca içince, içindeki alkol nedeni ile “ADH”den sinyal de gelmeyince böbrekler fazla mesai yaparak vücuttaki suyu idrar haline getirirler. Tabii biranın sıvı kısmının da buna katkısı vardır, ama aynı sürede, aynı miktarda su içildiğinde bu kadar tuvalet ihtiyacı duyulmaz.

Aslında aynı durum tüm alkollü içeceklerde de geçerlidir. İçilme zamanı ve miktarı biraya eşdeğer olduğunda ayı etki onlarda da görülür. Bu hormonu etkileyen bir diğer önemli madde de kafeindir. Kahve ile birlikte yeterli kafein alındığında “ADH” salgılanması durur ve böbrekler idrar üretmeye devam eder.

Görüldüğü gibi içiki içmenin sonuçlarından birisi de vücudun kurumasıdır. Buna karşı vücutta susama ile birlikte acıkma duyusu da uyarılır. Kaybedilen suya karşı gece yarısı yemek yeme ihtiyacı duyulur. Durum buna uygun değilse sabah kalkıldığında bir sürahi su içilir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecutive. sequent. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (y. k.). Embriyonu bir çenekten ibaret olan çiçekli bitki sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

some people.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Bir ile), (bk.) Bir ile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yapmîik, birleştirmek, tevhit etmek. 2. Birdir diye iddia etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Bir noktada kesişen, birbirini kesen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concurrent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concurrent. confluent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birleşmiş olan, bir anlaşma ile aralarında birlik kurulmuş olan, müttehit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Birleşerek meydana gelmiş, mürekkep. 2. (kimya) Ayrı elemanların moleküllerinin çeşitli oranlarda kaynaşması ile meydana gelen madde: Benzin birleşik bir maddedir. Birleşik faiz = Bir sermayeye her yıl getirdiği faizlerin de katılmasıyle elde edilen paranın tamamı üzerinden yürütülen faiz. Birleşik fiil = (gramer) Bir kelimeye yardımcı fiillerden birini katmak suretiyle yapılan fiil: Eziyet etmek. Zengin olmak gibi. Birleşik kelime = İki veya daha çok kelimeden meydana gelerek tamamen değişik bir mânâ ifade eden kelime: Devetabanı gibi. Birleşik kesir = Ondalık kesirle beraber bir yahut birkaç birimi içine alan sayı: 2,5, 3,75 birer birleşik kesirdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

united. joint. connected. conjoint. combined. adjunctive. confederate. conjugate. conjunct. federate. integrated. jointed. unified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confederate. federal. joint. united. compound. composite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composite. joint. united. associated. combined. confederate. federal. solid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(United Arab Emirates) Başkent: Abu Dabi.

Nüfus: 2.791.000.

Yüzölçümü: 30.000 sg.m:.

Komşuları: Kuzeyde Katar, Batıda ve Güneyde Suudi Arabistan, Doğuda Umman.

Önemli Şehirleri: Abu Daki, Dubavy.

Din: %96 Müslüman, Hindu, Hristiyan.

Dil: Arapça (Resmi) birçok diğer diller.

Yönetim Biçimi: Emirler Federasyonu.

Tarih: Bölgedeki Şeyhler 19. yy. da Dışişleri ve savunmanın kontrolünü İngiltere’ye verdi. 2 aralık 1971’de bu şeyhlikler bağımsız olmak için birleştiler.

Abu Dabi Petrol Şirketi, 1975’de tamamen ulusallaştırıldı. Petrol hatları BAE’ye dünyanın en yüksek kişi başına GSMH’nı sağlar. Son yıllarda uluslararası bankacılık gelişme içindedir.


Ülke by

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joint session.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Tek taçyapraklı bitkilerden, zengin bir familya. Papatya, enginar, kasımpatı, devedikeni vs. bitkiler bu familyadandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya) (y. k.). Birleşim, birleşmek işi ve sonucu, terkip. Havanın birleşimindeki başlıca maddeler azot ve oksijendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjunction. consolidation. mix. session. sitting. union.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). Bir cisme tatbik edilen birkaç kuvvetin, tesir bakımından toplamını gösteren kuvvet, muhassala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birleşmek fiili. (bk.) Birleşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

union. joining. coalition. cohesion. conjugation. accord. alliance. association. coalescence. concrescence. concretion. conjunction. copulation. fusion. hookup. incorporation. integration. joinder. juncture. meeting. merger. reunion. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alliance. bond. coalescence. coalition. combination. conjunction. consolidation. fusion. incorporation. mating. union. unity. association. junction. unification. merger. sexual intercourse. intercourse. coitus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merger. combination. accord. adjunction. alliance. coalescence. coalition. cohesion. concert. conjunction. consolidation. join. joining. league. marriage. sodality. tie up. unification. union. unity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir olmak, iştirak ve ittihat etmek: İki şirket birleşip bir fabrika yaptılar. 2. Bir yere gelmek, toplanmak: Bugün belediye dairesinde birleşip bir karar verecekler. 3. Uyuşmak, ittihat etmek: Müteahhitler birleşip müzayedede arttırmıyorlar. 4. (kimya, fizik). İki veya daha çok unsur bir araya gelerek yeni bir unsur meydana getirmek terekküp etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inosculate. join. unite. confederate. coalesce. combine. conjoin. reunite. agree. affiliate. ally. ally oneself. amalgamate. associate oneself. band together. congregate. conjugate. converge. couple. fasten. federate. fuze. gang. incorporate. knit. k.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. assemble. associate. bond. close. coalesce. cohere. combine. communicate. confederate. consolidate. conspire. federate. incorporate. join. knit. merge. reunite. unite. to unite. to join. to connect. to associate. to combine. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make one. to unite. to meet. to agree. to combine. accrete. ally. amalgamate. close. coalesce. cohere. confederate. congregate. conjoin. conjugate. consolidate. consort. converge. incorporate. link. merge. piece. warm wise. to merge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consolidative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniting. connective. splicer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being united. consolidating. amalgamation. connection. combination. compounding. union. combining. assembling. connecting. unification. coordination. synthesis. synthetic. grouping. merger. uniting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir yere getirilip bir haline konulmak, tevhit edilmek: İki arsanın parselleri birleştirilerek bir arsa haline getirildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combining. assembling. joining. affiliation. aggregation. combination. fusion. incorporation. integration. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combination. consolidation. incorporation. union. joining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembling. combination. concatenation. consolidation. fusion. joinder. match merging. unification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yere getirip bir etmek, birleştirmek: İki dükkânı birleştirip büyük bir dükkân haline kodu. 2. Uyuşturmak, muvafakat ettirmek: İki köy ahalisini birleştirip yolu yaptırdı. 2. (fizik) İki veya daha çok vektörün, paralelkenar kaidesine uygun şekilde geometrik toplamını almak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consubstantiate. unite. join. combine. consolidate. assemble. put together. stick together. aggregate. ally. amalgamate. associate. colligate. compound. confederate. congregate. conjoin. connect. couple. dovetail. federate. fuze. incorporate. inoscul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. associate. bind. bond. cement. close. combine. compose. compound. confederate. connect. consolidate. couple. incorporate. join. link. merge. pool. reunite. unify. unite. to unite. to bind. to join. to bond. to couple. to combi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

join. merge. combine. defragment. to unite. to put together. to combine. to assemble. to joint. to tie. to interlace. to weld. to compound. to incorporate. to connect. to compose. to mix. to unify. to consolidate. to hook up. to integrate. to interweave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tek olan, benzeri olmayan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). İki veya üç tekerlekli ve tekerlekleri pedal vasıtasıyle çevrilen tek kişilik taşıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle. bike. cycle. push-bicycle. push-bike. roadster. velocipede. wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle. bike. cycle. push-bicycle. push-bike. roadster. velocipede. wheel. pushbike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crew neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bike lane. bike path. cycle path. cycle track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bicycle. bike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ride a bicycle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. artık yıla ait; i. artık yıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki sabit durumu olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir adam veya hayvanın bitlerini ayıklayıp kırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pediculosys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kendi bitini ayıklayıp kırmak: Güneşte oturup bitleniyordu. 2. Bitlenmek, bitli olmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. zift, katran; f. ziftlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. iki değerli çift değerli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A.). Karşılık olarak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. bir cins sığır vebası; dolandırıcı, kumarbaz kimse; ing. greve uymayan işçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. beyazlatmak, ağartmak; beyazlanmak, ağarmak; i. çamasır suyu, ağartan sey, beyazlatıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çamaşır suyu; gen. çoğ. stadyumda seyirciler için üstü açık sıra veya yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inci balığı, zool. Alburnus; akkefal, gökçe balığı, zool. Alburnus mento.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rüzgâra maruz, açık, çıplak; soğuk, ısınması güç; kasvetli, sıkıcı, solgun. bleakly z. rüzgara açık bir sekilde. bleakness i. rüzgara açık oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., s ağrı vermek, sulandırmak (göz); karartmak, kamaştırmak; s. çapaklı, şişmiş (göz).blear-eyed, bleary s. mahmur, uykulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. melemek, meler gibi konuşmak;i. meleme, melemeye benzer ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb kabarcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f.kan kaybetmek, kanamak, kanı akmak; akmak, solmak (boya); su boşaltmak; matb. sayfanın kenarına kadar basmak; bitkilerin özü gibi akmak; kan ağlamak, çok kederli olmak; k.dili para çekmek, sızdırmak. bleeder i. tıb. hemofili hastalığı olan kimse .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra; sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bozmak, güzelliğine halel getirmek, lekelemek; i. leke, kusur, hata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ürkmek, çekinmek, benzi atmak; ağartmak. blencher i. tehlikeli veya tatsız seylerden çekinen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karıştırmak, harman yapmak; harman olmak, karışmak, uymak; i. harman, karışım; dilb. yakın anlamlı iki ayrı kelimenin kaynaşmasından meydana gelen kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çinko sülfür; diğer birkaç çeşit sülfür.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. blender

karıştırıcı

1. İki veya daha çok maddeyi birbiri içinde dağıtmaya, karıştırmaya yarayan araçların genel adı. 2. Çeşitli besin maddelerini karıştırma ve çarpma işinde kullanılan araç veya alet.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. karıştırıcı şey veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kanatları dikenli birkaç çeşit küçük balık, horozbina, zool Blennius.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz kapaklarının iltihabı, blefarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. takdis etmek, kutsamak, mübarek kılmak; Allahtan niyaz etmek; inayet etmek; mesut etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mübarek; Allahın cezası: We didn't catch a blessed fish Allahın cezası bir balık bile tutamadık. blessed event k.dili doğum blessed thistle kalkan dikeni, bot. Carduus benedictus. bless edness i kutluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takdis, hayır dua, nimet, inayet, lütuf, hamt, şükran; azarlama; slang haşlama

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. bless.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. blow.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

block of neutral countries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kansız, solgun, renksiz; cansız; kan dökmeden olan; beyaz; ruhsuz, kuvvetsiz bloodlessly z. kan dökmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kan alma; kan dokme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kan bağışı toplayan araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hava deliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kısa ve kalın sopa; cop, bir ucu tokmak gibi olan sopa; f. böyle bir sopa ile vurmak; bir işi yapmaya zorlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peygamber çiçeği, mavi kantaron, bot. Centauria cyanus; iri mavimsi sinek, kurt sineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bluetooth® teknolojisiyle heyecan verici bir kablosuz işlevler dünyasının kapısını açar. Bluetooth® Temel Görüntüleme Profilini destekleyen herhangi bir aygıttan görüntülerin doğrudan indirmenizi sağlayan Bluetooth®, sizi ‘kablo stresinden’ kurtarmanın yanı sıra, uzaktan video kamera işlevselliğini de sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili hata, gaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (Biberlemek). Biber saçmak, mec. Yakmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili hata , gaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bebr gibi kurulup kabarmak, (bk.) Bebr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boast. assume an arrogant air. brag. dramatize oneself. flash. plume oneself on. plume oneself upon. vapor. vapour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boast. brag. crow. to boast. to brag. to crow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to boast. brag. crow. plume. to put on side. swank. swing the lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (ekin, zahire vesaire). Böcek peyda etmek, böceklerle kaplanarak bozulmak, bitlenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livestock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Biz insanlar kendimizi tabiattaki en mükemmel varlık olarak kabul eder, dünyanın asıl sahibi olduğumuzu zannederiz. Oysa diğer canlılar bir yana insanlar böceklerle yaptığı savaştan bile galip çıkamamıştır. Bir kere böcekler, insanın ortaya çıkmasından milyonlarca yıl önce de dünyada yaşıyorlardı.

O devirlerde onlarla birlikle yaşayan, başta dinazorlar olmak üzere, bir çok canlı türü tabiattan silindikleri halde, onlar çoğalma kapasiteleri ve farklılaşarak yeni türler çıkarma yetenekleri sayesinde günümüze kadar gelebilmişler, okyanusların derinlikleri hariç dünyanın her köşesinde yaşamayı başarmışlardır.

İnsan en baştan beri böceklerle savaş halindedir. Bilim ve teknolojinin bu kadar gelişmesine rağmen insan bu savaşta nihai zafere ulaşamamıştır. Halbuki böcekler fare piresi ile yayılan veba mikrobu aracılığıyla tarihte 100 milyonun üzerinde insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Böceklerle taşınan virüs, bakteri ve mikropların insana verdiği zarar ve zayiata tarih boyunca hiç bir savaş sebep olamamıştır.

İlk bakışta boyutlarının küçüklüğü böcekler için bir dezavantaj olarak görülebilir. Oysa böceklerin insanlarla savaşlarındaki başarılarının en önemli faktörlerinden biri de bu boyutlarındaki küçüklüktür. Böcekler bu bedenleri ile her yere girebilmekte, kolaylıkla kaçabilmekte, saklanabilmekte, gıdamıza ortak olmakta, evimizde yaşamakta hatta kanımızı bile emebilmektedirler.

Böceklerin beden yapılarının küçük olması, onların çok kuvvetli bir kas sistemine ve inanılmaz fiziksel özelliklere sahip olmalarını sağlamıştır. Bacak uzunluğu 1,2 milimetre olan bir pire 196 milimetre yüksekliğe sıçrar ve 330 milimetre uzaklığa rahatça atlar.

Eğer insanoğlu kendi bedenine göre pire kadar kuvvetli olabilseydi bacak uzunluğu 90 santimetre olan ortalama bir insan 146 metre yüksekliğe sıçrayabilir, 247 metre uzağa atlayabilirdi. Muhteşem kas yapıları nedeni ile bir kaç milimetre boyunda olan bir sinek saniyede 330 kez kanat çırpabilir, küçük bir karınca ağırlığının 50 katı kadar bir yükü itebilir.

Böcekler üreme bakımından da insanlardan çok üstündürler.

Bir çift sineğin bıraktığı yumurtaların hepsi yaşasa ve bunlar erginleştikten sonra hepsi üremeye devam edebilse 5 ay içerisinde sayıları inanılmaz bir miktara ulaşırdı (l91’in yanına 18 tane sıfır koyun). İükür ki tabiatın dengeleri hiçbir zaman buna müsaade etmez.

Böceklerin bir çoğu insan kemiğinden daha sert, daha dayanıklı ve hafif, mekanik ve kimyasal dış etkenlere hatta aside dayanıklı bir dış iskelete veya beden duvarına sahiptirler.

Ayrıca böceklerin dünyada yaşadıkları yerlerde nüfus yoğunlukları da çoktur. Çekirgelerin sürü halindeki uçuşlarında 320 kilometrekarelik bir alanı kapladıkları görülmüştür. Ormanlık bir bölgede 4 bin 500 metrekarelik bir alanda, toprağın üstünde ve altında 65 milyon böcek yaşayabilmektedir. Eğer dünyadaki bütün böcekler bir araya gelebilselerdi, bunların toplam ağırlığı, dünyamızda yaşayan tüm insanların ve hayvanların ağırlıklarının toplamından fazla olurdu.

Şimdiye kadar böceklerin hep zararlarını anlattık. İpeği yapan ipek böceği ya da balı yapan arı da birer böcektir. Çiçeklerin ve meyvelerin çoğunun üremeleri böceklerin taşıdıkları tozlarla olur.

O halde dünyamızın bu üstün yaratıkları ile savaşla, iyi ile kötüyü ayırt etmeye, tabiatın dengesini bozmamaya çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Zaten şimdilik her iki taraf da belirgin bir üstünlük sağlamış değillerdir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vücutsuz, bedensiz, cismani veya maddi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ürkmek, korkmak, tereddüt etmek, harekete geçmekten çekinmek; iç acemilik; paniğe kapılma. boggler i. ürkek kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gulyabani, cin, şeytan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden dikenli bir çalı çeşidi ve meyvesi. Bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişir (rubus fruticosus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackberry. dewberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackberry. bramble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(tilkiüzümü): Gülgillerden bahçe çitlerinde, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen, dikenli bir çalıdır. Yemişi ahududuya benzer, fakat ondan küçüktür. Önceleri kırmızı iken sonraları kararır. Yaprakları; çiçekleri açmadan toplanıp, kurutulur. Birçok türü vardır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Ayaklardaki şişlikleri indirir. Yüksek tansiyonu düşürür. Gözlerdeki zafiyeti giderir. Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir. Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kazan, buhar kazanı; ing. su ısıtmada kullanılan ocak veya soba; sıcak suyu muhafaza etmekte kullanılan kazan. boiler compound kazan taşına karşı kullanılan kimyasal bileşim. boiler emplacement kazan ayağı. boiler fittings kazan takımı. boiler incrusta

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağaç gövdesi; birkaç çeşit kil, balçık, çamur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bölme işleminde bölünenin kaç eşit parçaya ayrıldığını gösteren sayı, maksumunaleyh. Ortak tam bölen = İki veya daha çok sayıyı kesirsiz olarak bölen sayılardan her biri. Tam bölen = Bir sayıyı kesirsiz olarak bölen sayılardan her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divider.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

divisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). İspanyol koregrafisinde belirli bir ritmi olan mâruf dans.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Bedeni kısa, kolsuz kadın ceketi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolero.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Spanish dance, or the lively music which accompanies it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of small outer jacket, with or without sleeves, worn by women. a Spanish dance in triple time accompanied by guitar and castanets a short jacket; worn mostly by women music written in the rhythm of the bolero dance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

İspanyol müziği ve dansı. önü açık kısa kadın ceketi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by SAG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In addition to Ja

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Afro-Latin ballad form usually with romantic lyric content.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Operational code name for the build up of US forces in Britain prior to the invasion of France.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Cuban bolero, a musical and dance style, keeps no much likenesses with its old ancestor, the Spanish bolero Romantic, sometimes too much sentimental, it takes its inspiration in opera tunes, French romances and Napolitan songs Ponctuated by a 2/4 time

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by Software AG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In additi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally a Spanish dance in 3/4 time, it was changed in Cuba initially into 2/4 time then eventually into 4/4 It is now present as a very slow type of Rumba rhythm The music is frequently arranged with Spanish vocals and a subtle percussion effect, usua

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Cuban bolero, originally a mid-paced form for string trios, became very popular internationally, usually in a slower and more sentimental form The modern bolero is a lush romantic popular-song form, largely distinct from salsa, and very few singers ar

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Lading Electronic Registry Organization An electronic alternative to the traditional bill of lading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Closely associated to the Latin-American Rumba, where body expression and rhythm is sensually pronounced, the Bolero too is danced with a strong, yet subtle hip-swinging action In character, the Bolero could be thought of as a slower version of the social

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spanish dance in 3/4 time, 19th century Also known as Cachuca [back]. short small jacket with rounded front corners. music written in the rhythm of the bolero dance. a short jacket; worn mostly by women. a Spanish dance in triple time accompanied by guita

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bolero hat , bolero.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. canlı bir ispanyol dansı; bu dansın müziği; bolero, cepken, bel hizasına kadar inen küçük ceket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

partition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirloin steak. fillet steak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirloin steak. fillet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) para; rüşvet, görevini kotüye kullanarak kazanılan para.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. broşür, küçük kitap, risale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gezici kütüphane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kitapçı, kitap satan kimse veya firma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mantık ve elektronik hesap makinelerine uygulanan bir çeşit cebir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., k.dili faydasız iş; f. faydasız işlerle meşgul olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., A.B.D. kaçak içki; s. kaçak olarak imal, ithal veya nakledilmiş; kaçak, kanun dışı; kaçakçılıkla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. içki kaçakçılığı yapmak; kaçakçılık etmek; satmak üzere üzerinde kaçak eşya bulundurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. içki kaçakçısı, kaçakçı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. faydasız, boş, gereksiz. bootlessly z. boş yere, neticesiz olarak. bootlessness i. neticesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerkabuğunda araştırmalar yapmak için açılan kuyu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Stock Exchange Experts)

Menkul kıymetlere ilişkin alım-satım emirlerinin ilgili iç yönetmelikte belirtilen esaslara göre karşılaştırılması ile fiyatların teşekkülünü izleme ve alım satım işlemlerinin sonuçlandırılmasını sağlamakla yükümlü olan görevlilerdir.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Stock Exchange Orders)

Müşteri emirleri, aracı kurum üye temsilcileri tarafından seans içinde borsa bilgisayar sistemine aktarıldığında borsa emrine dönüşür.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market transaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Stock Exchange Members)

Sermaye Piyasası Kurulu’ndan yetki belgesi ve Borsa’dan üyelik belgesi almış aracı kuruluşlardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe flange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şişe; emzik, biberon. bottle gourd sukabağı. be brought up on the bottle mamayla beslenmek, biberonla beslenmek. the bottle alkollü içki; bebekler için süt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şişeye koymak, şişelere doldurmak. bottle up şişelere doldurup saklamak; susturmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şişeye kapanmış cin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. herkesin kendi içkisini getirdiği içkili toplantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şişe fırçası; atkuyruğu, bot .Equisetum arvense.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini hava ile şişirebilen bir balık, zool. Saccopharynx ampullaceus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şişe yapmak için kullanılan adi yeşil cam. bottle green şişe camı yeşili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dar geçit, dar boğaz; engel; iş1erin yürümesini engelleyen kimse veya durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iri burun; bir cins diş1i balina, zool. Tursiops.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bulaşıkşı. chief cook and bottlewasher her türlü ev işi yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dipsiz; çok derin. the bottomless pit cehennem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buklet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sıcak memleketlerde yetişen çiçekli bir bitki, bot. Bougainvillea.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bulvar, iki tarafı ağaçlık geniş cadde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hudutsuz, sınırsız, sonsuz, engin, tükenmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir eserden ahlaka aykırı olduğu düşünülen kısımları çıkarmak veya değiştirmek; ıslah etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çarpık bacaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bowling oyununda topu atan kimse. bowler hat melon şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). (Bu isim işaretinden yakın için olup, uzağa öyle ve orta uzaklığa şöyle denir). Bu türlü, bunun gibi, bu tarz ve üslûpta. Ar. hlkezâ, Fars. çünîn: Böyle yap, böyle söyle. Bu hal ve sıfatta olan, bunun gibi: Böyle adam, böyle hava. Bundan böyle = Bundan sonra. Ar. fîmâbâd. Şöyle böyle = 1. ikisi ortası, oldukça 2. Her ne surette olursa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

such. this kind of. like this. so. thus. of a sort. of sorts. that. this. sic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so. such. thus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so. such. thus. in this way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayniyle bu tarzda, tıpkı bu suretle: Böylece söyliyeceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus. thence. in this way. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thus. so.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. consequently. shareholder split. thereby. thus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu tarz, bu üslûp, bu gidiş: Böylelikle iş görülmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hereby. herewith. in this manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. thus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in this way. laundering. no brainer. francise policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Böylesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suchlike. such a. this kind of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

such a one. this in kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f.). Bu şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so excessively. such.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this. such a. such.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as. as this. such a. such.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bir nesnenin uzunluk ölçüsüyle ifade edilebilen büyüklüğü. 2. Sanat yapıtında boyut kavramı, onun algılayıcıyla olan ilişkisini anlatmaktadır. Örneğin, resim sanatı iki boyutludur. Resmin betimlediği obje yüzeysel olmasa bile, sanat ürünü onu iki boyutlu bir yüzey üzerinde sunmakta ve izleyici de onu iki boyutlu algılamaktadır. Buna karşılık, heykel üç boyutlu bir sanat yapıtıdır. Mimari ürün ise dört boyutlu sayılmaktadır, çünkü; mimari ürünü kullanan kişi, onu yalnızca eni, boyu ve derinliği bulunan bir obje olarak değil, içinde eylemde bulunulan bir yapıt olarak algılamaktadır. Kişinin yapıt içindeki ya da dışındaki sürekli devingenliği onu tek bir noktadan algılanan diğer sanat ürünlerinden ayırmaktadır. Mimari mekân, zaman içinde değişen konuma göre, farklı sanatsal yaşantılar edinilmesini sağlar. O hâlde en, boy ve derinlik boyutlarına ek olarak, mimari yapıtta bir de zaman boyutu söz konusudur.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilezik; k.dili kelepçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. körlerin parmaklarıyla dokunarak okumaları için kabartma harflerden meydana gelen bir baskı sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böğürtlen çalısı, kaba diken, bot. Rubus fruticosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kabloları görüş alanından çıkaran BRAVIA 1080 Wireless teknolojisi, harici Blu-ray Disc™ ve DVD oynatıcılarını, PLAYSTATION®3 konsollarını ve diğerlerini BRAVIA televizyonunuza kablosuz olacak bağlayabileceğiniz anlamına gelmektedir. Bileşenler, BRAVIA LCD setinizle Wi-Fi® aracılığıyla iletişim kuran ayrı bir şık Medya Alıcısı kutusunda barındırılmaktadır. Bu da, manzarayı bozan kablo kalabalığını düşünmeden büyük ekranda 1080i yüksek kaliteli dijital görüntünün ve sesin keyfini çıkarabileceğiniz anlamına gelmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Brazzaville.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teneffüs edilebilir, nefes alınabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nefes nefese, soluğu kesilmiş; nefesini tutmuş, sessiz; soluğu kesen, korkutucu; ölü, cansız; hareketsiz, kımıldamayan. breathlessly z. soluk soluğa. breathlessness i. soluksuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Brahmanizme mensup. 2. Brahman rahibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilardo oyununda bir vuruş; beklenmedik bir darbe veya dolaylı bir hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eyerin atın başına isabet eden kısmı; gem; bağ; den. iki gemi demirini birleştiren zincir veya halat. bridle hand dizgini tutan el, sol el. bridle path atlılara mahsus yol. bridle rein dizgin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gem vurmak, dizginlemek; hareketlerini sınırlamak; baş kaldırmak; karşı gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gri veya kahverengi zemin üstüne benekli veya çizgili renk karışımı; benekli veya çizgili hayvan. brindled s. benekli, çizgili; gri; kahverengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kalın ve sert kıl, domuz kılı; f. tüylerini kabartmak, öfkelenmek: dikelmek; diken diken olmak (saş, kıl,ve tüy); sert kılları andıran bir şeyle dolu veya kaplı olmak; dikeltmek. bristly s. kıllı; öfkeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kolay kırılır, gevrek; i. içinde fındık v.b. bulunup soğuduğu zaman gevrekleşen ve erimiş şekilde yapılan tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük çay veya dere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as an instance of this.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, hava kabarcığı; değersiz ve göz boyayıcı herhangi bir şey; sahte hareket, gösteriş; kaynayış, kaynama; f. kaynamak, flkırdamak, kabarcıklar çıkarmak; kaynatmak, fıkırdatmak. bubble ehamber fiz. elektron v.b. hareketlerini gösteren cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fıskıye, şeklinde çeşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kasık fıtığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. toka, kopça; f. toka veya kopça ile tutturmak, iliştirmek; ısı veya basınç ile bükülmek, eğrilmek veya bükmek (madeni eşya) buckle down to work ise ciddiyetle girişmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f kalkan, siper; den. loça kapağı; f. muhafaza etmek, korumak buck private A.B.D., (arao) er, nefer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Birçeneklilerden, bir bitki familyası. Örnek bitkisi buğdaydır. Bu familyanın pek çok olan cins ve çeşitleri yeryüzünün her yerinde yaygındır. Yulaf, arpa, pirinç, çavdar, mısır, Buğday çeşitleri, çayır otları, bambu bu familyadandır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. boru; f. boru çalmak; boru çalarak çağırmak. bugler i. boru çalan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. mayasıl otu, kısa mahmut; çoğunlukla siyah olan ve elbiseleri süslemekte kullanılan uzun cam boncuk, kesme boncuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nowadays. in these days.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nowadays.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nowadays. today.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BUKALEMUN) (i. A.). 1. Derisi çeşitli renkler gösteren bir cins hayvan, keler, kaya keleri. 2. Cânfes gibi çözüldükçe başka bir renk gösteren kumaş. 3. mec. Sebatsız, fikir ve mizaç değiştiren adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chameleon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chameleon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tam veya yarım daire şeklinde kıvrılmış saç demeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curl. lock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curl of hair. lock. curl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kıvrılmış, küçük lüle şeklinde saç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curled up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

curly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flexible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. c.) (m. be lîğ). Beliğler, (bk.) Belîğ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yüksek, yüce, Ali: Bülend Avâz ile = Yüksek sesle. Bülendpâye = Mevkii yüksek. Bülend-himmet = Yüksek himmetli, çalışkan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yıldızı yüksek. mec. Tâlihi uygun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yücelik, yükseklik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yüce yüksek, ala, ulu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mermi, kurşun; küçük top. bulletproof s. kurşun geçmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bildiri, tebliğ, resmi tebliğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. acemice iş yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gövdesi tüylü birkaç çeşit iri arı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

henceforth. as from now. as of now. from now on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. paket, bohça; kundak; yığın; f. toplamak, bohçalamak, kundaklamak, sarıp sarmalamak; acele olarak bir yere göndermek; slang sepetlemek; veda etmeden aceleyle gitmek; soyunmadan aynı yatakta yatmak. bundle up sarınıp sarmalanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. acemice iş yapmak, yüzüne gözüne bulaştırmak; i. acemice yapılan iş, beceriksizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fıkırdamak, mırıldanmak;i fıkırtı, mırıltı; hav. kanadın kenarındaki hava çalkantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. k.ili ev soymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burlesque.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. hicvederek güldüren; gülünç, komik; i. hicviye, taşlama; f. hicvetmek, alaya almak, taklidini yapmak. burlesque show A.B.D. striptizli ve taşlamalı gösteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. telâş etmek, koşuşmak, acele ile hareket etmek; acele ettirmek; i. telaş, koşuşma, acele; eskiden kadınların eteklerini kabarık tutmasl için kalça kısmına taktıkları yastık gibi şey. hustle and bustle telâş, koşuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

budgeting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir evin baş erkek hizmetkârı; kethuda, baş uşak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). ilik, düğme iliği;(f). ilik açmak; yakasına yapışmak. button-holer (i). ilik açan alet veya kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). İkmâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completion. integration. make-up examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make-up examination. completion. integration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make-up examination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eksik ve noksanını yerine getirip tamamlamak, tekmil etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to complete. to integrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defragment. to complete. to make complete. integrate. to raise to full number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complementary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

integration. concretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coalescence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

integration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coalesce. integrate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defragment. to become a united whole. to be integrated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplemental. supplementary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir sinek çeşidi. Bu sineğin soktuğu hayvan delirmiş gibi koşar. (bk.) Böğe, böğelek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hubris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendisini büyük göstermek, azamet satmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become haughty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Büyük etmek, büyütmek (doğru kelime olmayıp, yerine büyütmek kullanmalı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

captivation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrancement. fascination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birini büyü ile tesir altına almak. 2. Büyük bir manevî tesirle bir kimseyi kendine çekip bağlamak, sihirlemek, teshir etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cast a spell on. enchant. captivate. charm. bewitch. glamorize. glamor. glamour. allure. bedazzle. beguile. catch up. conjure. daze. dazzle. enamor. enamour. enthral. enthrall. entrance. fascinate. hypnotize. inthral. spell. spellbind. voodoo. witch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beguile. bewitch. captivate. charm. enchant. entrance. fascinate. magnetize. mesmerize. to bewitch. to enchant. to charm. to fascinate. to captivate. to entrance. to beguile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fascinate. to charm. to enchant. to bewitch. allure. captivate. carry away. catch. daze. enamour. entrance. hypnotize. infatuate. mesmerise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enthrallment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Büyülü hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be under a spell. be captivated. be charmed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fascinated. to be charmed. fall under sb's spell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewitching. captivating. glamorous. fascinating. enchanting. entrancing. charming. dazzling. enthralling. fetching. ravishing. witching. wizard. challenging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charismatic. charming. enchanting. fascinating. ravishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascinating. charming. challenging. elfin. enchanting. glamorous. ravishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ravishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice mass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Büzülüp oturmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلغاء] belagat sahipleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بلند] yüksek. 2.yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بلندبالا] uzun boylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بلندپرواز] yükseklerden uçan. 2.şerefli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ing ara seçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. b. = edat, el = harf-i tarif, cümle = hep). Hep, bütün: B’il-cümle savaş hazırlıkları sür’atle tamamlandı.

Türkçe Sözlük by