Emr-i Vaki ne demek? | Emr-i Vaki anlamı nedir? | Emr-i Vaki

Emr-i Vaki anlamı nedir?

Emr-i Vaki ne demek?

Emr-i Vaki anlamı nedir?

Emr-i Vaki | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: emr vaki

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.). Beklenmedik emir, beklenmeyen iş, sürpriz, zorlayıcı bir baskıyle bir iş yapmaya mecbur etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آخرالامر] sonunda, işin sonunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عاقبت الامر] sonunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

search warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Pek çok: Leşker-i aremrem = Çok asker. (Osmanlıca’da az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c._) (m. Akıbet). Akıbetler, neticeler, (bk.) Akıbet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عواقب] sonuçlar. 2.sonlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. bakî). Bâkîler, kalanlar. Yalnız şu tâbirde kullanılır: Kassü aleyh-ül-bevâkî -Kalanları da buna kıyas et.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بهذا الامر] buna göre, bu durumda, böylelikle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cemrât). 1. Yanmış kömür parçası, kor. 2. Şubatta yavaş yavaş artan hararet (üç devri olduğuna inanılarak, gûyâ birincisinde cemre havaya, ikincisinde suya, üçüncüsünde toprağa düşer), 3. Hacıların hac sırasında Şeytan’ı taşlamaları. 4. (tıp). Pek iltihaplı bir çıban.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase of warmth in february.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Ateş. 2.Kor halinde ateş. 3.Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4.Hacıların Mina’da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat’ta hacıların şeytan taşlamaları.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Çemrenmek işi. (bk.) Çemrenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Suya girmek üzere paçaları sıvayıp hazırlanmak: Suyu görmeden çemrenmemeli. mec. Bir işe ciddî surette teşebbüse hazırlanmak. Osm. tasaddî etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çekoslovakya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Emir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ امر] emir, buyruk. 2.iş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Osmaıîlı devletinde padişah irâdesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Allah’ın emri, ölüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Allah’ın emri, ecel, ölüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) Sadrâzam emri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Olağan iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.). Beklenmedik emir, beklenmeyen iş, sürpriz, zorlayıcı bir baskıyle bir iş yapmaya mecbur etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(T. A.). Emir ve ferman, emir sâhibi olan kimsenindir. Eskiden padişah ve sadrâzamlara yazılan mektupların sonunda kullanılan protokol cümlesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Anadolu saz şairlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kürkler, hayvan derileri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. maraz). Marazlar, hastalıklar, (bk.) Maraz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امراض] hastalıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Aşık. Mübtela. Vurgun.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill to order. promissory note. note of hand. bill made out to order. bill payable to order. instrument to order. instrument payable to order. order instrument. negotiable note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. merd’den smüş.). Henüz bıyık ve sakalı çıkmamış, tüysüz: Şibemred = Daha bıyığı ve sakalı gelmemiş delikanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [امرد] bıyıkları yeni terlemiş genç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin emrettiği. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.) Emreylemek, emir vermek, emir buyurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bade. command. decree. order. dictate. direct. tell. say the word. bid. enjoin. ordain. prescribe. rule. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid. command. decree. direct. enjoin. instruct. ordain. order. prescribe. tell. to order. to command. to instruct. to enjoin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to command. to order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Emirle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fait accompli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fait accompli. accomplished fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiat accompli. accomplished fact. fait accompli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Emri).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın emri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Fâkihe). (bk.) Fakıyhe.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فواکه] meyvalar. 2.yemişler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-VAKIY) (e. A.). Vâkıa, hakîkaten, gerçekten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الواقع] aslında, gerçekte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی نفس الامر] işin aslında, gerçekte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dişle oyulmak: Bu tahta kolay gemrenmez. f. 1. (at) Gemini çiğnemek: Bu at gemreniyor. 2. Dişleri gıcırdatmak: Gemrenip duruyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. hâkan). Hâkanlar, Türk imparatorları. Türkçe’den Arapça’laştırılmıştır. (bk.) HAkan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(T.>A.) [خواقين] hakanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراه] yoldaş, yol arkadaşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همراز] sırdaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همریش] bacanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

her zaman, daima.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.İlerleyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قلمرو] ülke, diyar, topraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gübre. 2. Pul pul kalkmış deri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. kevkeb). Kevkebler, yıldızlar, bk. Kevkeb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کواکب] yıldızlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevki’), (bk.) Mevki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkib). (bk.) Mevkib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkıf). (bk.) Mevkıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mevkit). (bk.) Mevkit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Hazret-i İbrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı. 2. Bâbil hükümdarlarına İslâm literatüründe verilen umumî unvan. 3. Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Hazret-i ibrahim’i ateşe atan ve meşhur BAbil Kulesini inşa ettiren BAbil hükümdarı. 2. Bâbil hükümdarlarına islâm literatüründe verilen umumî unvan. 3. Yüzü gülmez katı yürekli ve inatçı: Nemrûd bir adam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Babil’in kurucusu olduğu sanılan hükümdar. M.Ö. 2640’ta yaşamış Hz.İbrahim’i ateşe attırmıştır. Babil kulesinin onun zamanında yapıldığı söylenmektedir. -İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Nemrud’ça surat asma, katı yüreklilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nemrud’ça surat asma, katı yüreklilik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «nakıysa» bu mânâda kullanılmaz). Nakıysalar, noksanlar, eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâkıysa) (bu mânâda kullanılmadığından dilimizde «nakıysa» nin cem’i gibi ve «nekaais» yerine kullanılmıştır). Eksiklikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m. nâkûs). (bk.) NAkus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

order of payment. order / warrant / summons to pay / for payment. payment order / summons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Market Order)

Menkul kıymet alım satımında en iyi piyasa fiyatından işlemin gerçekleştirileceği emir türüdür. Bu tür emrin en büyük avantajı, emrin hemen yerine getirilebilme olanağıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(I. A. felsefe). Zenon felsefesinin adı, Fr. portique, stoîcisme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Eski Yunan’da bir felsefe akımının mensupları, stoacılar, Fr. stoîciens.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سمرا] esmer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Esm(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâkıbe). (bk.) SAkıbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sâkin). 1. Oturanlar, sâkin olanlar. 2. (hi.) Sudan’da Kızıldeniz üzerinde bir liman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمر] hurma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hurma.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ok, kargı gibi delici silahların ucundaki sivri demir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. temrînât). Tekrar ettire ettire alıştırma, ekzersiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تمرین] alıştırma, egzersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bir çeşit deri hastalığıdır. Yer yer küme küme bir takım kızartılarla kendini gösterir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Arpa.

Hazırlanışı : Bir çorba kaşığı arpa, ateşte yakıldıktan sonra külü temriyelerin üzerine sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اولو الامر] padişah.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vikaayet» ten if.) (mü. vâkıyye). 1. Saklayan, koruyan ve muhafaza eden. 2. (tıp). Bir hastalığın meydana çıkmasından önce hastalığa mâni olmak için alınan ilâç veya tedbir, Fr. prophylactique.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

happening. true. actual. hapining. occuring. taking place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which has happened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واقع] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l.Vuku bulan, olan, düşen, olagelen, rastlayan. 2.Geçen, geçmiş olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vukû» dan if.) (mü. vâkıa). 1. Vuku bulan, olan, tesadüfen bir hâl ve şekilde bulunan: Bazen vâkî olur, bunu vâkî olduğu vardır, bana vâkî olmuştur. 2. Olağan, olmuş, mevcut. 3. Tesadüfen bulunan: Yol üzerinde vâkî köyler. 4. Geçen, cereyan eden: Ben, vâkî olan hâli nakledeyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vakayî). 1. Vuku bulan hâl, geçmiş olan hâdise, macera: Ben, o vâkıayı gözümle gördüm. 2. Rüya, düş: Vâkıamda gördüm. 3. Gerçi, her ne kadar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A.) (c. vakâyî). (bk.) VAkıa, vak’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fact. event. happening. dream. although. it is true that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واقعه] olay. 2.gerçek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vaki).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واقعات] olaylar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(VAKF) (i. A.). 1. Duruş, durma, hareketten kalma, Ar. tevakkuf. 2. Her söz veya bahsin veya bir Ayetin bittiği yerde, lüzumu kadar durup kesme, durak. Alâmet-i vakıf = Durak işareti. 3. Arapça’da durak yerinde kelimenin İrâbsız ve sonu sakin okunması. 4. Bir mal ve mülkü, satılmamak şartıyle, bir hayır işine tahsis etme, verme: O adam evini, emlâkini, malının bir kısmını vakfetti. 5. Tamamiyle ve büsbütün emrine verme, bağlama: Kendimi hizmetinize vakfettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(vakf) (i. A.) (c. evkaf). 1. Sahibi tarafından hayır işine tahsis olunmuş mal ve mülk: Vakfı iyi idare etmek; vakfına dokunulmamıştır. 2. Hayrata vakfedilmiş, satılmamak şartıyle bir hayır işine verilmiş, terk olunmuş, Ar. mevkuf: Vakıf arazi, vakıf dükkân: Bu ev vakıftır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vakf, vukuf» dan) (mü. vâkıfa). I. Duran, ayakta duran. 2. Arafat’ta vakfede duran. 3. Bir işte bilgisi, vukufu, malûmatı olan, Fars. Agâh, haberdar, Ar. muttali: Ben bu işe vâkıf değildim. 4. Gözü açık, haberli, malûmatlı: Vâkıf adamdır. 5. Bir mal ve mülkü vakfeden, vakıf sahibi: Bu hayratın vâkıfı kimdir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aware. cognizant. charitable foundation. charitable fund. endowed charity. endowed institution. trust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واقف] vakfeden. 2.anlamak, bilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi elde eden, bir işten haberli olan. 2.Duran, ayakta duran. Arafat’ta vakfe yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms deeds. settlement deed. trust indenture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vakfiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter of a wagf. deed of trust. act of foundation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

father time. hour. season. time. when. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season. time. the right time. appointed time. hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time. the right time. time (for doing sth. when. hour. tide. while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (c. evkaat). 1. Zaman, Fars. hengâm: Şimdiki vakitte, vakit nakittir. 2. Saat, günün muhtelif saatleri: Geç vakit, gece vakti, acaba vakit nasıl? 3. Mevsim: Orak vakti, ağaç dikme vakti. 4. Geçim vaziyeti: Onun vakti iyidir, vakitler darlaştı. 5. Devir, asır, çağ, içinde bulunulan zaman: Allâme-i vakt. O vakit = O zaman. Bu vakit = Şimdi. Ne vakit? = Ne zaman? Her vakit = Her zaman, daima. Vaktinde = I. Münasip zamanda. 2. Mevsiminde. Bir vakit = 1. Geçmiş ve muayyen olmayan bir zamanda: Ben de bir vakit öyle bir çiftlik almıştım. 2. Geçmiş zamanda, vaktiyle: Amerika’ya züğürt gidip, zengin dönmek bir vakit idi. Vaktiyle = 1. Zamanında: Bu çiçeği vaktiyle dikmemişsiniz. 2. Eski zamanda, geçmiş zamanda: Vaktiyle öyle bir teşebbüs etmiş idim, vaktiyle bizde Farsça daha çok okunurdu. Vakit vakit = GAh, zaman zaman, nöbet nöbet. Vakit ve hâl (vakt ü hâl) = Geçim vaziyeti. Vakt-i zevâl = Oğle vakti. Vakt-i gurûbî = Güneşin batışından başlanarak hesap olunan vakit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Münasip vakit ve zamanda veya gerekli mevsiminde olan: Vakitli vakitsiz, (bk.) Vakitsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at the right time. done in due season. timely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pünktlich. rechtzeitig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without considering whether or not it is the proper time to do. in and out of season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Münasip vaktinde olmayan, Fars. nâ-be-hengâm: Vakitsiz teşebbüs. 2. Mevsiminde olmayan, Fars. nâbe-mevsim: Vakitsiz meyve. 3. Geç, geç vakitte: Siz vakitsiz geldiniz, şimdi vakitsizdir, gidilemez. 4. Mevsimsiz. Vakitli vakitsiz = Münasip olan veya olmayan zamanda, her vakit: O, bize vakitli vakitsiz gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premature. unearthly. untimely. inopportune. ill-timed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done at an unsuitable time. premature. too early. out of season. ill timed. untimely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

untimeliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقيه] okka.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [یواقيت] yakutlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by