Ent | Ent ne demek? | Ent anlamı nedir?

Ent | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ent

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.

Finansal Terim

(A Type Mutual Fund/Investment Trust)

Fon içtüzüklerinde / esas sözleşmelerinde asgari sınırları belirtilmek kaydıyla, portföy değerinin en az % 25’ini devamlı olarak mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri dahil Türkiye’de kurulmuş ortaklıkların hisse senetlerine yatırmış fonlar/ ortaklıklar A tipi fon/ortaklık olarak adlandırılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fifth month of the Jewish year according to the ecclesiastical reckoning, the eleventh by the civil computation, coinciding nearly with August. the blood group whose red cells carry both the A and B antigens the eleventh month of the civil year; the f

Türkçe - İngilizce Sözlük

the blood group whose red cells carry both the A and B antigens. a bachelor's degree in arts and sciences. the eleventh month of the civil year; the fifth month of the ecclesiastical year in the Jewish calendar. the muscles of the abdomen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A choreographic form in which the A part represents a phrase of specified length and the B part a different phrase of specified length The two A and B phrases are made to complement and enhance each other, but may deal with either two parts of the same th

Türkçe - İngilizce Sözlük

At Bats -- An official at-bat is the number of times a player went up to the plate to hit and did not walk, get hit by a pitch, sacrifice, or get interfered with by the catcher. air base.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a fabric woven from goat and camel hair a loose sleeveless outer garment made from aba cloth; worn by Arabs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Bankers Association. in the US, is a national credential conferred by Accreditation Council for Accountancy and Taxation to professionals who specialize in supporting the financial needs of individuals and small to medium sized businesses ABA i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A three-part compositional form in which the second section contrasts with the first section The third section is a restatement of the first section in a condensed, abbreviated, or extended form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An extension of the AB choreographic structure: after the B phrase, the piece returns to an altered version of the A phrase, which can be manipulated by changing the tempo, rhythm, length, or dynamics of the movement, or by fragmenting, repeating, or chan

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Broadcasting Authority. a fabric woven from the hair of camels or goats A loose sleeveless outer garment worn as traditional dress by men in the Middle East If you are not sure where the Middle East is located, you may wish to find a map from o

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Broadcasting Authority A Commonwealth regulatory authority responsible for broadcaster licensing and regulating content of broadcasting and narrowcasting services under the Broadcasting Services Act 1992.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applied Behavior Analysis, a therapeutic intervention for children with autism and other pervasive developmental disorders. a loose sleeveless outer garment made from aba cloth; worn by Arabs. a fabric woven from goat and camel hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. hyperbole. overstatement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggerated. dithyrambic. fustian. hyperbolic. hyperbolical. overdone. inflated. fond. ornate. magniloquent. puffy. slobbery. spread-eagle. stagey. stagy. steep. swelling. tall. theatrical. turgescent. turgid. well-rounded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exaggeration. turgescence. hyperbole. embellishment. aggrandizement. overcharge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overstatement. amplification. exaggeration. hyperbole. puffing. slush.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) alçaltmak, gururunu kırmak abasement( i) alçaltma, alçalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) azaltmak, indirmek; kısmen yahut tamamıyla kesmek; azalmak, eksilmek, hafiflemek, çekilmek; hükmü kalmamak abatement (i) azaltma, azaltılma, azalış, tenzil; kesilmiş yahut indirilmiş meblâğ.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) hor görmek, iğrenmek abhorrence (i) nefret; nefret edilen veya tiksinilen herhangi bir şey abhorrent (s) nefret uyandıran, iğrenç; (to) ile karşı, muhalif, zıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

monument. memorial anıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bear patiently; to tolerate; to put up with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

monument. cenotaph. memorial. edifice.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Abide gibi, Abideyi andırır. 2. Çok büyük (fr. monumental) (mecazi mânâda da kullanılır: Abidevî bir şiir).

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockade. siege. investment.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir gazete ve saireye abone olma, abone olanın hal ve sıfatı, iştirak. 2. Bir gazete ve süreli yayın ve sairenin belirli bir zaman için peşin verilmek suretiyle tahsis edilmiş bedeli, filan gazetenin bir sene için aboneliği şudur (Bunun yerine Fr. «abonnement» da kullanılmıştır).

Yabancı Kelime

Fr. abonnement

sürdürüm

Bir satıcı veya kamu kuruluşu ile alıcılar arasında yapılan anlaşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). abridged, abridgement.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f) kısaltmak, özetlemek, kesmek; mahrum etmek abridgement (i) kısaltma, özetleme; azalma, kesilme; bir eser, demeç veya sözün kısaltılmış şekli; özet, hulâsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çekilmek, hazır bulunmamak için çekilip gitmek absent oneself gitmek, bulunmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). nâmevcut, yok, gaip absent-minded (s) dalgın absent without leave (ask). vaktinde dönmek üzere kaçan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). vazifesi başında bulunmayan; başka bir memlekette ikamet eden(mal sahibi). absenteeism (i). vazifesi başında veya malın olduğu memlekette bulunmama itiyadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apsent, pelin otu ile yapılan anasonlu yeşil bir içki; (bot). pelin otu, acı pelin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). içine çekmek, içmek, emmek, massetmek; yutmak; işgal etmek, zapt etmek absorbent (s).(i). içe çekici, alıcı, emici (madde). absorbent cotton hidrofil pamuk. absorption (i). içe çekme, içme, emme, zihin meşguliyeti, dalgınlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (yiyecek, zevk v.b. şeylerden) kendini geri tutma; perhiz, imsak abstinent (s). perhizkâr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hungry. covetous. empty. unfed. esurient. greedy for. hollow. ravenous. starveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

queerness. awkwardness. eccentricity. freak. oddity. peculiarity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually accelerating the movement. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos' gradually increasing in tempo with increasing speed; 'here you must play accelerando'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An increase in velocity. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos'. with increasing speed; 'here you must play accelerando'. gradually increasing in tempo.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzerine basarak okumak; önemle belirtmek accentua'tion (i). aksan koyma, vurgulama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaza, arıza; (gram). sarf bölüğü; (fels). ilinek, âraz, accident insurance kaza sigortası acciden'tal (s)., (i). kaza eseri olan, arızi; rastlantı eseri olan, tesadüfi; esaslı olmayan;(i)., (müz). armür dö kle'den sonra tesadüfi olarak gele

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single point won by a stroke, as in handball, rackets, etc.; in tennis, frequently, a point won by a service stroke. a serve that the receiver is unable to reach one of four playing cards in a deck having a single pip on its face someone who is dazzling

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest whole number or a numeral representing this number; 'he has the one but will need a two and three to go with it'; 'they had lunch at one'. one of four playing cards in a deck having a single pip on its face. someone who is dazzlingly skilled

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the European Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products Agenda 21: Agreement on action to be taken to protect the Environment It proposes integrating environmental protection and

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment: a consortium to agree on an open architecture based on the MIPS R4000 chip A computer architecture ARCS will be defined, on which either OS/2 or Open Desktop can be run.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ASIC Compiler Environment The graphical user interface delivery mechanism for submicron gate-array memory compiler elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action by the Community relating to the Environment, for promotion of clean technology and the recycling of waste products.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Computing Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A serve that the opponent cannot return; as a verb, to serve an ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agriculture in Concert with the Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Australian Communication Exchange The current National Relay Service provider and emergency call person for the text based emergency call service. 1 a score of 1 on a hole 2 holing the first shot, or tee shot, on a hole Example: An ace or hole in one is u

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Coaster Enthusiasts The worlds largest rollercoaster club Famous for the Exclusive Ride Time at their events.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A valid serve that is not reached by the opponent. attitude control electronics - Unit in Microlab-1 spacecraft that controls spacecraft attitude Also the suffix of level 0 attitude files.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. urgent. hurried. hurry-up. early. flying. pressing. too previous. hastily. hurriedly. in haste. in a hurry. discomposedly. hotfoot. hurry. haste. rush. dispatch. precipitancy. urgency. bustle. expedition. precipitance. precipitate. press. whir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. cursory. dispatch. haste. hasty. hurried. hurry. hustle. immediate. nippy. precipitate. precipitation. pressing. rush. urgent. hastily. in a hurry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasty. hustler. impatient. slippy. precipitant. rash. precipitate. precipitous. brash. impetuous. headfirst. headforemost. headlong. precipitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brash. hothead. impetuous. precipitate. rash. hasty. impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hasting person. impatient. brash. expeditious. hasty. impetuous. precipitous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

beginner. unskilled. unfamiliar with. unfledged. callow. inexperienced. amateur. clumsy. erk. fresh. gauche. inexpert. johnny raw. left handed. noncongnoscenti. novice. rude. strange. tiro. tyro. unhandy. unpractised. unversed.

Finansal Terim

(Agent)

Acentalık sözleşmesi çerçevesinde, faaliyet gösterdikleri mahalde, sadece sermaye piyasası araçlarına ilişkin alım ve satım emirlerinin aracı kuruma iletilmesine ve gerçekleşen emirlerin tasfiyesine aracılık eden gerçek kişi veya ticaret şirketleridir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. representative. agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

representative. agency. agent. commercial agent. bureau. factor.

Türkçe Sözlük

(i. İ. Agente). 1. Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru. 2. Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili. 3. Bu memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir nevi sentetik kumaş, rayon; asetik asit tuzu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

covetous. avid. greedy. insatiable. acquisitive. esurient. glutton. grasping. hoggish. open-mouthed. piggish. piglike. rapacious. ravenous. voracious. vulturine. vulturous. wolfish. grabber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başarmak, yapabilmek, üstesinden gelmek; kazanmak, meydana getirmek muzaffer olmak achievement (i). başarı, muvaffakiyet; husule getirme, başarma; husule getirilmiş şey. achievement test başarı testi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hot. bitter. peppery. brackish. acrid. biting. painful. sad. sorrowful. lamentable. grievous. tragic. cutting. poignant. sardonic. scathing. shrill. splitting. harsh. severe. incisive. pungent. trenchant. vitriolic. pain. ache. hurt. sting. gnawing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acid. acrid. acrimonious. affliction. agitation. anguish. astringent. bitter. cutting. distress. gnawing. grief. grievous. heartache. heartbreak. hot. pain. pang. piercing. poignant. pungent. rank. sardonic. sorrow. sting. suffering. tart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opener. expander. spreader. switch. polisher. commentator. varnisher.

Şifalı Bitki

(Herbstzeitlose, Krokus, Colchique, Colchicum, Autumn crocuses): Boyu 10-30 cm yüksekliğe ulaşan, otsu ve yumrulu bir bitkidir. Sonbaharda morumsu pembe renkli, 6 parçalı çiçekler açar. Yaprak ve meyvaları ise ilkbaharda ortaya çıkar. Sonbaharda çiçek açtığından dolayı halk arasında “güz çiğdemi” olarak da bilinir. Yetiştiği yerler: Türkiye’de pek bulunmaz. Avrupa’nın sulak çayırlarında bol miktarda yetişir. Kullanıldığı yerler: Tıbbi önemi haiz bir bitkidir. Kullanılan kısmı yumru ve tohumlarıdır. Tohum ve yumruların idrar arttırıcı, terletici, müshil ve romatizma ağrılarını dindirici etkisi vardır. Alkaloitlerin çok yüksek zehirleyici özelliği olduğundan, bu droglar, dahilen ancak hekim kontrolünde kullanılabilir. Eskiden halk arasında romatizma ağrılarını dindirmek için haricen kullanılırdı. Bunun için bir tutam acı çiğdem tohumu, 2-3 diş sarmısak ile havanda iyice dövülür. Elde edilen sulu kısım bir tülbente emdirilip, ağrıyan kısma sarılır. Bu pansuman birkaç gün arka arkaya tekrarlanır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to expose. to reveal. to disclose. bare. give away. give forth. leak. leak out. to blow the lid off. proclaim. pronounce against sb. publish. spit it out. testify. unbosom one's heart. ventilate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. sig

Türkçe - İngilizce Sözlük

on. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorsement in blank. blank endorsement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open account. open account. deficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdy. improper. impure. indecent. lewd. nasty. obscene. pornographic. ribald. risqué. salacious. smutty. spicy. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

public acknowledgement of thanks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

outright. frankly. outspokenly. straight out. directly. clearly. clear. openly. plainly. above-board. nakedly. avowedly. bluntly. cloudlessly. declaredly. definitely. distinctly. downright. evidently. expressly. fairly. flatly. manifestly. outright.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explicitly. above-board. bluntly. above board. evidently. expressly. frankly. obviously. openly. point blank. straight from the shoulder. simply. straight out. unreservedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

explanation. statement. gloss. definition. indorsement. hearing. account. clarification. comment. commentary. declaration. direction. elucidation. endorsement. explication. exposition. illumination. illustration. instruction. paraphrase. profession.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assertion. commentary. disclosure. explanation. exposition. gloss. interpretation. key. profession. rationale. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remark. comment. explanation. statement. revealing. explication. elucidation. interpretation. clarification. exposition. illustration. demonstration. exemplification. account. commentary. declaratory clause. denunciation. direction. exposé. gloss. legend.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. immediate. pressing. exigent. importunate. crying. insistent. direful. instant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

burning. immediate. importunate. instant. pressing. urgent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. pressing. prompt. immediate. hasty. swift. speedy. it admits of no delay. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Council of Independent Laboratories.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shooting from different angles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. hastily. promptly. in haste. now.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. promptly. immediately.

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgently. without delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commentary. praphrasing. dissection. exposition. elucidation. explaining fully. confiding. deployment. development. fade in. fading in.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open oneself. open. be opened. come open. open out. open in. open up. disperse. admit smb. into one's confidence. disclose one's secret. become relaxed. refresh. air. bare. disentangle. diverge. effuse. expand. fine. flower. gape. come loose. get loo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurt. ache. bite. sting. feel sorry for. be sorry for. deplore. feel pity for. pity smb. commiserate. have compassion. feel for smb. have mercy. pity. relent. rue. smart. sympathize.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleed. hurt. pity. smart. sting. to hurt. to smart. to sting. to ache. to be/feel sorry for sb. to have/take pity on sb. to relent. to show mercy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurt. to give pain. to ache. to feel sore. to pity. to feel sorrow for. to feel compassion. to commisserate. deplore. feel. feel for. to feel pity for. relent. show clemency. smart. sting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard-hearted. pitiless. cruel. tyrannic. tyrannical. atrocious. brutal. coldhearted. cutthroat. dead. ferocious. fiendish. flinty. grim. harsh. implacable. inclement. inexorable. inhumane. merciless. outrageous. relentless. without remorse. ruthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocious. barbaric. barbarous. bestial. brutal. cruel. diabolical. ferocious. fiendish. fierce. grim. heartless. inhuman. inhumane. mean. merciless. punitive. relentless. remorseless. repressive. rough. ruthless. satanic. savage. stern. stony. uncharitab

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruthless. cruel. bitter. cutthroat. diabolical. dog- eat dog-. draconian. flinty. grim. harsh. heartless. implacable. inexorable. inhuman. merciless. pitiless. relentless. remorseless. repressive. satanic. truculent. tyrannical. uncharitable. unfeeling. u

Türkçe - İngilizce Sözlük

deplorable. lamentable. pitiable. pitiful. regrettable. sad. sorry. miserable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be pitied. to be regretted. to lament.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğruluğunu kabul etmek, teslim etmek, onaylamak, tasdik etmek; şükranla tanımak; gerçek veya kanuni olduğunu kabul etmek. acknowledgment (i). teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul, teşekkür; senet, tasdikname, borç ikrarı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disclosure. exposure. tip- up. vent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

open. power on. turn on. switch on. to open. to uncover. to unfold. to spread. to shave off. to clear up. to inaugurate. to untie. to unravel. to solve. to make lighter. to disclose / to mention. to let know. to suit a person.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, razı olmak, muvafakat etmek. acquiescence (i). uysallık, razı olma, kabul etme. acquiescently (z). uysallıkla,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Examples: adduce, adhere, adjacent, admit, advent, accord, affect, aggregate, allude, annex, appear, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alzheimer's Disease Alzheimer's disease is a degenerative disorder that strikes brain neurons, causing memory loss and impairing the patient's ability to communicate, pay attention and make judgments As it progresses, the disease also affects the ability

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative leaders within OSU Extension who provide program direction The four program areas in OSU Extension are: Agriculture and Natural Resources, Family and Consumer Sciences, 4-H Youth Development, and Community Development.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Entering a two-digit or four-digit number into a terminal which has been pre-programmed to recognize the number as an abbreviation for a frequently dialed number which can be automatically dialed by the switching center.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applicable Document abbreviation for the documentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ACE Directive/Assistant Director. advertisement GO - to move along ON - batsman's side of wicket.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yapışmak, tutmak; iltihak etmek; bağlanmak, bağlı olmak, merbut olmak. adherence (i). sabit durma: vefa, bağlılık, merbutiyet adherent (s)., (i). yapışık, bağlı, merbut; (i) taraftar, taraf tutan kimse, bir parti veya kiliseye mensup olan kimse

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. dog. person. employee. guy. fellow. fellow man. bean. bird. bozo. chap. cookie. cooky. cuss. feller. jack. joker. buster. dick. fucker. bastard. bloke. bod. gentleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük

man. person. individual. a full man. servant. attendant. one's agent / follower. chap. cove. cuss. guy. herbert. johnny. sod. son of a gun. specimen. wight.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Robert Adam : eminent architect who designed furniture for the houses he built or re-modelled; famous for his revival of the classical style, based on Ancient Greek and Roman taste, begun in England during the 1760's.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Furniture designed by the 18th-Century English architects Robert and James Adam, in the same Pompeiian classicism which marked their houses Pieces are delicate and slim, and have simple straight lines and restrained ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Art Design Architecture and Media. red, a Babylonian word, the generic name for man, having the same meaning in the Hebrew and the Assyrian languages It was the name given to the first man, whose creation, fall, and subsequent history and that of his desc

Türkçe - İngilizce Sözlük

First man mentioned in Genesis and thus the paradigm for the human being Adam features in many pseudepigraphic texts of the Second Temple period found at Qumran.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Armywide Devices Automated Management System.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adam, as first man, is the metaphorical representation of the collective entity who represents all people.

Türkçe - İngilizce Sözlük

applicant. cadet. candidate. aspirant. contestant. entrant. nominee. postulant. remainderman.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. adesat). 1. Mercimek tanesi. 2. Mercimek tanesi gibi ortası kalın ve kenarları ince cam ki gözlük, dürbün ve sairede kullanılır. F. Lentille.

Türkçe - İngilizce Sözlük

number. mounthly periods. mounthly courses. numeral. courses. sum. menses. total. custom. tradition. convention. groove. consuetude. the usual thing. routine. habit. praxis. usage. use. wont. fashion. menstruation. period. flow. bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adi literally means one with a beginning After one realizes intellectually that one is not distinct from God , the adi illusion begins That is, although one knows one is not different from God, one does not experience it.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AutoCAD's Device-Independent Binary Plotter Format, a vector format generated by AutoCAD.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small box-like device that replaced the modem at UC with the advent of the IBX telecommunications system in July, 1988.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). adjective, adjacent, adjustment.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ertelemek, tehir etmek, başka güne bırakmak; oturuma son vermek; dağılmak adjournment (i). ertelenme; oturuma son verme; iki celse arasındaki müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzeltmek, uydurmak, alıştırmak , ayar etmek adjustable (s). ayar edilebilir, düzeltilebilir uydurulabilir. adjustment (i). tasfiye; tanzim, düzeltme, tashih, Islah; düzen, nizam; uyma, intibak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

call. entitle. intitle. refer to. denominate. designate. term.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). süslemek, donatmak, tezyin etmek, çeki düzen vermek. adornment (i). süs, ziynet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilerletmek, ilerlemek, ileri götürmek, ileri gitmek, terakki etmek, terakki ettirmek, terfi etmek, terfi ettirmek; artmak, yükselmek (fiyat) ; avans vermek, ödünç vermek; teklif etmek. advanced (s). ilerlemiş, ileri advancement (i). terfi;

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelme, gelip çatma, görünme , olma, vuku. Advent (i)., (kil). Hazreti İsa'nın dünyaya gelmesi; Noel'den evvel bir ay müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cesaret etmek, göze almak, atılmak. adventurer (i). maceraperest kimse. adventurous (s). macera seven; cüretli; cesaret isteyen (bir iş),

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ilân etmek, bildirmek; reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân, haber, bildirme, reklâm. advertising agent reklâm ajansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). danışma, müşavere , düşünme. under advisement muallâkta ; incelenmekte.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bolluk, refah, servet; (-e) doğru akış (kan),affluent (s). bol akan; bol, mebzul; zengin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azat etmek, serbest bırakmak, muaf tutmak. affranchisement (i). azatlık, azat etme, af.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Identifies the format and type of address in use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Included in the header of a transmitted packet It identifies the format of the incoming message for the receiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and format identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier First byte of the ATM address that determines the address type AFI 39 is DCC, 47 is ICD, and 45 indicates an E 164 format. authority and format Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Fingerprint I D System. Automated Fingerprint Identification System A system originally developed for use by law enforcement agencies, which compares a single fingerprint with a database of fingerprint images Subsequent developments have seen it

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster. placard. posting-bill. advertisement. display poster. marquee. net circulation. notice. pancarte. bill poster. posting bill. signboard. wall advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

excommunication. anathema. banishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Near or towards the stern of a vessel; astern; abaft. at or near or toward the stern of a ship or tail of an airplane; 'stow the luggage aft'; 'ships with square sails sail fairly efficiently with the wind abaft'; 'the captain looked astern to see what th

Türkçe - İngilizce Sözlük

at or near or toward the stern of a ship or tail of an airplane; 'stow the luggage aft'; 'ships with square sails sail fairly efficiently with the wind abaft'; 'the captain looked astern to see what the fuss was about'. situated at or toward the stern or

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire area toward the stern of a vessel from amidships.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (tıb). plasenta, son, meşime.

Türkçe - İngilizce Sözlük

semi-solid. consistent. coagulated. florid. of rich elaborated style. bombastic. highflown. flowery. redundant. syrupy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaş, çağ, devir, devre. chronological age kronolojik yaş. dark ages karanlık devirler. for ages, for an age uzun bir zaman, senelerce, çoktan beri. mental age (psik). zekâ yaşı. of age reşit, rüştünü ispat etmiş. under age reşit olmamış, rü

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vasıta, fail; iş, faaliyet; acentalık, vekâlet; acente.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fail, amil; etkili olan kimse veya şey; acente, temsilci; vekil. free agent başkalarına karşı hesap vermek mecburiyetinde olmayan kimse, kendi kendine karar verebilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyütmek. aggrandizement (i) büyütme; itibarını yükseltme; değer veya rütbesini yükseltme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entertainment of a guest. celebration treat. entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

host. entertain. wine and dine smb. dine. show hospitality. feast. fete. receive. regale. wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to put sb up. to show hospitality to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to entertain. to extend hospitality. fête.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegy. lament. threnody. requiem.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegiac. elegy. lamentation. threnody.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agitated; with excitement. Excited, fast.

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral. jaws. mouth. opening. edge. cutting edge. brink. muzzle. dialect. accent. beak. chop. debouchment. embouchure. gob. jaw. keen edge. kisser. lip. orifice. outlet. potato trap. trap. vent. ventage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mouth. opening. aperture. colostrum. entrance. cutting edge. blade. nozzle. embouchure. orifice. manhole. spout. outlet. estuary. talk. language. muzzle. lip. creek. accent. chop. chops. dialect. gob. inlet. jaw. mug. provincialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

battle of words. hot agreement. row. quarrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to overcome the difficult part of a job. to reach the entrance of a port.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cry. weep. weeping. lachrymation. lament. lamentation. wail. whimper.

Türkçe - İngilizce Sözlük

blubber. cry. lament. wail. weeping. crying. complaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük

weeping. crying. whining. wailing. lamentation. cry. lament.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to weep / to whine. to cry. to sob. to wail. to mourn for. to lament. mourn. turn on the waterworks. weep.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maudlin. plaintive. plangent. tearful. weepy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An assembly; hence, the place of assembly, especially the market place, in an ancient Greek city. a place of assembly for the people in ancient Greece the marketplace in ancient Greece 100 agorot equal 1 shekel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In ancient Greek cities, the open marketplace, often used for public meetings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The public open space that formed the heart of ancient Greek cities and it's the origin of most western conceptions of public, or civic, space as center of for social interaction for ceremony and democratic life on a pedestrian scale.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Israeli coin One hundred agorot equal one new Israeli shekel--NIS. 100 agorot equal 1 shekel. the marketplace in ancient Greece. a place of assembly for the people in ancient Greece.

Yabancı Kelime

Fr. agrandissement

büyültme

Fotoğraf ve resimlere boyut kazandırma işlemi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

noun enlargement. enlargement.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşma, muvafakat, ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename , kontrat, bağıt. come to an agreement bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's agreement karşılıklı anlayışa dayanan ve yazılı metni olmayan anlaşma.

Yabancı Kelime

Fr. agrément

uygunluk

Bir elçinin bir ülkeye atanmasından önce o ülkeden istenen uygun görme yazısı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cagey. close. close lipped. incommunicative. reserved. reticent. secretive. self-contained. unobtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation, expressive of surprise, pity, complaint, entreaty, contempt, threatening, delight, triumph, etc., according to the manner of utterance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amp-Hour A battery capacity rating that equals the achievable product of the current drain and the time duration of that drain The greater the AH rating, the longer the operating battery life For a known current drain requirement, dividing the amp-hour ra

Türkçe - İngilizce Sözlük

The IPSEC Authentication Header, added after the IP header For details, see our IPSEC Overview document and/or RFC 2402.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authentication Header The authentication header is part of the IPSec protocol process It authenticates the entire packet, including the IP address, using the MAC.

Türkçe - İngilizce Sözlük

After Hijra: the event of the Prophet's migration from Makkah to Madina is known as Hijra and marks the beginning of the Islamic Calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Real Player Real Player 0:46 Authentication Header.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authentication Header.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An IPsec protocol that provides for anti-replay and verifies that the contents of the packet haven't been modified in transit AH is a mathematical code that is embedded and transmitted in the IP packet May be applied alone or in combination with ESP Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Archway and Hospitals; AW - Archway Furnival; BD - Bedford; BG - Bounds Green; CF - Chase Farm Hospital; CH - Cat Hill; EN - Enfield; HE - Hendon; IH - Ivy House; NC - National Centre for Work Based Learning Partnerships; NM - North Middlesex Hospital ; Q

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tax2 Amount of second year of delinquent tax certified by county.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation expressing, by different intonations, triumph, mixed with derision or irony, or simple surprise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the people. the inhabitants of. population. the public. community. resident community. resident population.

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. unison. harmony uyum. accord. agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmony. agreement. concord. accord. drinking bout. rhythm. concinnity. accordance. chime. concordance. congruence. consistency. consonance. music. rapport. tune. unison.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to harmonize. to bring in accord / agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in accord. harmonious. tuneful. in order. cadenced. canorous. coherent. concordant. congruent. congruous. consonant. euphonic. euphonious. harmonic. homophonic. melodic. melodious. sweet. symphonious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tuneful. harmonious. in tune uyumlu. amusing. entertaining eğlenceli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmonious. in agreement. rhythmic. melodic. melodious. congruent. consistent. consonant. harmonic. musical. sympathetic. tuneful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inharmonious. not in accord / agreement. discordant. unrhythmic. not in tune. tuneless.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of harmony / agreement. discord. unrhythmic sound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Animal Health Institute is the U S trade association that represents manufacturers of animal health care products -- the pharmaceuticals, vaccines and feed additives used to produce a safe supply of meat, milk and eggs, and veterinary medicines.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pledge mutually. to conclude an agreement with one another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

treaty / pact in writing. convention. pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immorally. corruptly. indecently. obscenely. perversely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conditions. circumstances durumlar. vaziyetler. behaviours davranışlar. events. affairs olaylar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

encashment. legal right of collection.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). rahatsız olmak, hasta olmak; sıkıntı vermek, taciz etmek, rahatsız etmek. ailing (s). keyifsiz, rahatsız, hasta ailment (i). rahatsızlık , hastalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük

family planning. birth control. planned parenthood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Intelligent Tape. advanced intelligent tape; a helical scan technology developed by Sony for tape backup/archive of networks and servers, specifically addressing midrange to high-end backup requirements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Identification Technology.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Agreement on Internal Trade, signed by the federal and provincial governments Text is at http://strategis ic gc ca/SSG/il00021e html.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Intelligent Tape, this a Sony magnetic tape using the 8mm cassette standard, these cassettes can hold up to 100GB. pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. spy. secret agent. courier. gumshoe. infiltrator. intelligencer. spook.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. mole. secret agent casus. representative temsilci.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. secret agent. spy. emissary. nightingale. noser.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agency. being an agent or representation. being a secret agent or a spy.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Filiz sürgün. 2.Çentik çentik olan şey

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately afterwards. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

immediately after. subsequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to conclude. to enter into. to make. to execute. to covenant. to contract. to sign. strike.

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. result. outgrowth. aftermath. curtains. denouement. event. issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

end. outcome. attendant. denouement. event. fate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluid. liquid. fluent. smooth. diffluent. facile. fastmoving. flowing. mellifluous. runny. speaking. torrential. voluble.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fluent. fluid. liquid. mellifluous. smooth. fluent. fluently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

liquid. fluid. fluent. continuous current. smooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental. reason. intelligence. wit. brain. mind. head. wisdom. bean. advice. comprehension. memory. chump. consciousness. gray matter. grey matter. headpiece. intellect. loaf. nous. prudence. psyche. sapience. strength of mind. senses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain. fettle. guidance. head. intellect. intelligence. mentality. mind. reason. sense. wisdom. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lunatic asylum. mental hospital. metal asylum / home / institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mentally disordered person. mentally ill / disordered / defective. mental patient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

smart. clever. intelligent. brainy. wise. reasonable. well-advised. all there. astute. cute. knowing. knowledgeable. longheaded. sagacious. sapient. sensible. sparkling. spiritual. understanding. sage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

astute. brainy. bright. canny. clever. intellectual. intelligent. politic. reasonable. sagacious. sage. sane. sensible. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise. intelligent. reasonable. prudent. clever. he's got brains. brainy. adroit. advised. well advised. clear sighted. intellectual. rational. sagacious. sapient. shrewd. smart.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wisely. cleverly. intelligently. judicious. no-nonsense. sagacious. sane. sensible. shrewd. wisely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatuous. foolish. impolitic. imprudent. irrational. mindless. silly. unreasonable. vacuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. trend. flow. stream. movement. rheo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stream. trend. current cereyan. movement cereyan. tarz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. stream. trend. movement. flow. idea that is gaining ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük

raid. foray. rush. afflux. exodus. flow. incursion. inflow. influent. influx. inroad. inrush. invasion. irruption. razzia. spate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. current. flux. stream. afflux. chute. circulation. drift. effluence. effluent. issue. race.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. stream. current. leak. flux.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. current. leakage. stream. drift. tide. weathering. chute. efflux. race. running. seepage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. flowing. inflow. course. influx. running. run-off. stream. current. outflow. draught. discharge. gliding. run. tenor. tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract mukavele. marriage agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. contract. treaty. covenant. compact.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incandescent. white heat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incandescent. white heat. white hot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. mental. rational.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental. rational. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

letter of credit. commercial letter of credit. documentary letter of credit. documented credit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vespertine. evening. night. eve. dark. dew-fall. eventide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accent. stress. style of pronunciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accessories. accessory. accessaries. accessary. attachment. fixings. ornament. trimming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accessory. refinement. prop. spare part.

Türkçe - İngilizce Sözlük

misfortune. ill luck. mishap. rotten luck. trouble. hitch. perversity. crossness. awkwardness. bile. contrariety. contrariness. contretemps. dourness. fractiousness. gruffness. hardness. misadventure. moodiness. petulance. recalcitrance. reverse. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük

share. action. event. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. plot development. share. stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transshipment. transfer. changing. quotation. retiling. buffered transfer. change. connection. hand over. trans s hipment. transshipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. current. present-day.

Türkçe - İngilizce Sözlük

severe , acute , acutely , acute accent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a silvery ductile metallic element found primarily in bauxite. a state in the southeastern United States on the Gulf of Mexico; one of the Confederate states during the American Civil War. , all', alla, alle - To; used with other words, e g al Fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action Level The concentration of a contaminant which, if found to be exceeded, will trigger further treatment or other procedures that the water system must follow to lower the level.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Annual Leave The Federal government has made provisions for authorized absence from work, usually through earned leave, for most of its employees Annual leave is earned on the basis of years of Federal service Full-time employees with 15 years or more of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Action Level The concentration of a contaminant which, if exceeded, triggers treatment or other requirement, which a water system must follow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Library Association; founded in 1876 to promote library service and librarianship; national conferences are held each year in different parts of the country; American Libraries, published monthly by ALA, provides library related information on a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). su mermeri, kaymak taşı. Oriental alabaster Bektaşi taşı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

interest. concern. connection. relation. attachment. affection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relation. interest. connection. attachment. sympathy. concern. dealing. involvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

interested. concerned. having a claim. pertinent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unconcerned. indifferent. not related. irrelevant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

irrelevant. uninterested. indifferent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mark. omen. sign. stamp. symbol. portent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. field. space. open space. compass. court. domain. extent. open. plaza. range. reach. scope. sphere. spread. public square. sweep. tract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sound or information intended to give notice of approaching danger; a warning sound to arouse attention; a warning of danger.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mechanical contrivance for awaking persons from sleep, or rousing their attention; an alarum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To keep in excitement; to disturb.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To surprise with apprehension of danger; to fill with anxiety in regard to threatening evil; to excite with sudden fear. a device that signals the occurrence of some undesirable event an automatic signal warning of danger fear resulting from the awareness

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear resulting from the awareness of danger. a device that signals the occurrence of some undesirable event. an automatic signal warning of danger. a clock that wakes sleeper at preset time. fill with apprehension or alarm; cause to be unpleasantly surpri

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unsolicited message from a device, typically indicating a problem with the system that requires attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A real-time indication or a signal of an abnormal situation or event Usually includes a Priority or Severity Code.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sound or visual signal triggered by an error condition. Usually, an audio or visual warning to indicate that attention to the computer is required.

Türkçe - İngilizce Sözlük

SNMP message notifying an operator or administrator of a network problem See also event and trap. is an audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been re

Türkçe - İngilizce Sözlük

A problem determination message sent to a network operator within a network management system Sometimes accompanied by an audible tone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An event that occurs at a particular time It is like an alarm on a real alarm clock except that in order to determine whether it is 'ringing', an alarm is 'read' by an explicit application action.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The report of a network event; also called a trap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alarm is related to any abnormal situation on the equipment that may endanger people, equipment, or material being processed GEM allows the host to be notified when alarm conditions are detected and cleared.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Audible, visual, or physical presentation designed to warn the instrument user that a specific level of a dangerous gas/vapor concentration has been reached or exceeded.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regimental. regiment. procession. parade. cortege. troops in line. teasing. mockery. ridicule. fun. mock. irony. banter. derision. fleet. gibe. jape. jeer. jest. jibe. leg-pull. persiflage. quiz. rub. scoff. sneer. taunt. wipe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

derision. gibe. mockery. regiment. ridicule. sarcasm. sneer. taunt. troop. jibe.

Sağlık Bilgisi

İdrarda, albümin bulunmasına; Tıp dilinde Albüminüri; halk arasında ise, aktutma denir. Bir çok hastalıklarda, özellikle Böbrek hastalıklarında, idrarda albümin görülür. Mümkün olduğu kadar süt içmeli, patates haşlaması ile muhallebiyi sofradan eksik etmemelidir. Baharatlı yiyecekler, biber, turşu ve tuz kesinlikle terk edilmeli; kahve ve fazla miktarda su içilmemelidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su

Hazırlanışı : 4 bardak suya; 1 avuç tere otu konur. 15 dakika kaynatılır. İnce ve temiz bir tülbentten süzülür. Her gün, 1 su bardağı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

humble. meek. modest. unpretentious. decent. demiss. frugal. lowly. meek-spirited. pudent. low. simple. simple-hearted. simple-minded. submissive. unassuming. unpresuming. unpretending. hat in hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

going down. losing altitude. losing esteem. abasement. degeneration. deterioration. stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

deception. deceit. cheat. chicanery. dupery. eyewash. have-on. illusion. imposition. infidelity. inveiglement. mystification. shave. spoof.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adult. bad faith. bait. cheat. circumvention. deception. defraudation. gammon. imposition. inveiglement. leg pulling. lie. victimization.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regard. care. attention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pay attention. mind. take heed of. bother about. heed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

care. mind. regard. to make sb take. to get sb to take. to have sth out. to mind. to care. to pay attention. to worry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb get sth. to mind. to pay attention to. to have sth surgically removed. care. reck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb sent out for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

universe. world. kingdom. class of beings. state. condition. party. booze. booze-up. entertainment. spree. junket. razzle-dazzle. whoopee. bat. bender. binge. blast. blind. blow-out. burst-up. bust. buster. carousal. creation. jollification. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük

binge. blowout. jamboree. kingdom. merrymaking. orgy. revelry. spree. flag. the crescent and the star on top of a minaret.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combination of individual and whole class approach which helps to integrate students with special needs into the classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crescent made out of bronze or copper which is placed on the domes and at the peak of the mosques and minarettes.

Sağlık Bilgisi

Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de; şahsa göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile mesele kendiliğinden çözümlenmiş olur.

Tedavi için gerekli malzeme : Siyah turp

Hazırlanışı : Büyükçe bir siyah turp iyice yıkanır. Sonra kabukları soyulup, rendelenir ve sıkılır. İnce ve temiz bir tülbentten süzülerek içilir. Alerjik belirtiler kayboluncaya kadar, her gün devam edilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrumental. gadgety. tool. appliance. instrument. device. aid. apparatus. implement. jigger. job. organ. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. appliance. device. implement. instrument. organ. pawn. rig. tool. utensil. cock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

tool. implement. device. apparatus. machine. instrument. means. appliance. appliance producer. engine. tool equipment. handle. organ. utensil. vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

implements. paraphernal property. tools and tackle. toolings , furniture and fixtures. tooling and implements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flame. to take fire. to blaze. to grow violent. to flare up. to flame.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to break out in flames. to burst into flames. to grow violent. to flare up. flame. glow. inflame.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cezayir. Algiers (i). cezayir (cezayirin başkenti) algerian (i). (s) Cezayirli. Algerine (i). (s). Cezayirli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recipient. buyer. consumer. customer. purchaser. client. taker. addressee. receiver. receiving set. acceptor. accepter. consignee. distributee. pickup. recipient. set. sounder. vendee. wireless receiving set. wireless set.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addressee. buyer. client. customer. purchaser. recipient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

buyer. addressee. receiver. sink. taker. client. consignee. purchaser. shopper. recipient. customer. emptor. film camera. getter. motion picture camera. perquisitor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıraya dizmek, sıraya koymak. alignment (i). sıraya dizme; hiza çizgisi; iki nokta arasında muhayyel bir doğru çizgi çekme; (müh). aynı hizada olma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

detainment. detention. keeping back. retaining. retention. withholding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

debar. detain. deter. stop. to keep. to keep back. to detain. to delay. to hinder. to stop. to prevent. to deter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who collects payments. collector.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). beslenmeye ait, besleyici alimentary canal hazım borusu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

receipt. acknowledgement. quittance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acknowledgement. receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fronton. frontal. pediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be offended. get the needle. take offense. take offence. take umbrage at. be enrolled. be enroled. gain admission. resent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resent. passive of almak. to resent. to take offence. to be offended.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accustomed. customary. frequent. habitual. ordinary. orthodox. routine. usual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

habit. convention. consuetude. custom. groove. habituation. practice. second nature. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

becoming accustomed. breaking in. orientation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be in the habit of doing. get used to. get accustomed to smth. accommodate oneself. addict. acclimate. acclimatize. accommodate. adjust. drop into a habit. become inured to. orient oneself. orientate oneself. become reconciled to. reconcile oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get used to. to become familiar with. to grow used to sth. to be accustomed to. to accustom oneself to sth / to do sth. adjust oneself. get into. orient oneself. orientate. orientate oneself. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It produces the Turkish reds. an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Soluble mineral matter, other than common salt, contained in soils of natural waters. a mixture of soluble salts found in arid soils and some bodies of water; detrimental to agriculture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In glassmaking, a soluble salt consisting mainly of potassium carbonate or sodium carbonate It is one of the essential ingredients of glass, generally accounting for about 15-20 percent of the batch The alkali is a flux, which reduces the melting point of

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance having basic properties In a restricted sense it is applied to the hydroxides of ammonium, lithium, potassium and sodium Alkaline materials in lubricating oils neutralize acids to prevent acidic and corrosive wear in internal combustion engi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that in water solution is bitter, more or less irritating, or caustic to the skin Strong alkalies in solution are corrosive to the skin and mucous membranes. a soluble mineral salt or a mixture of soluble salts, present in some soils, esp in

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alkaline, or 'basic,' chemical substance such as lime or lye Generally present in fresh cement, concrete, or plaster.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). alkali, kalevi. alkales'cent (s). alkalisi biraz fazla. alkaline (s). alkalik, kalevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). herkes, her şey. All went well. Her şey yolunda gitti.above all bilhassa, özellikle, her şeyden fazla. after all nihayet, velhasıl. All aboardl Herkes gemiye ! all in all her şeyi hesaba katarak. at all hiç. in all hepsi, tamamı, yekunu.onc

Türkçe - İngilizce Sözlük

The one, supreme, and only God, the creator of the world and the universe The term 'Allah' is used by Muslims and many Arabic-speaking Christians alike to refer to the God of Abraham, Isaac, and Jacob whom adherents of Christianity, Islam, and Judaism wor

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Muslim name for God used in the Holy Qur'an Allah [CE] is equivalent to the monotheistic God of the Hebrew scriptures and the pre-trinitarian God of Christianity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allah is the Arabic name for the only creator of all existents.

Türkçe - İngilizce Sözlük

genetic endowment. natural endowments. flair. innate. native gifts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement in this time. a quicker tempo than andante but not as fast as allegro faster than allegro in a moderately quick tempo; 'play this more allegretto'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Somewhat slower than allegro Moderately quick movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An allegro movement; a quick, sprightly strain or piece. a musical composition or passage performed quickly in a brisk lively manner a brisk and lively tempo fast in a quick and lively tempo; 'play this section allegro'.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kur'a usulü ile tayin etmek; pay etmek, bölüştürmek; tahsis etmek. allotment (i). hisse, pay; tayin; tahsis; bölüştürme, taksim; tevzi .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). cezbetmek, çekmek, celbetmek, aklını başından almak, meftun etmek. allurement (i). meftun etme, cezbetme, çekme; meftun eden veya cazip şey; sihir. alluring (s). cazip, akıl çelici, çekici. alluringly (z). cazip surette, aklını başından ala

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. inclusion. receipt. reception. taking. receiving. buying.

Türkçe - İngilizce Sözlük

take. get. buy. receive. accept. take in. seize. capture. conquer. pick up. gain. put on. admit. assume. borrow. collect. come in. divest smb. of. draw. enter on. enter upon. enucleate. excise. extract. fetch. garner. have. help one.

Ülke

(Germany) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa, Baltik Denizi ve Kuzey Denizi kıyısında, Hollanda ile Polonya arasında, Danimarka’nın güneyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 51 00 Kuzey enlemi, 9 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 357,021 km².

Sınırları: toplam: 3621 km.

Sınır komşuları: Avusturya 784 km, Belçika 167 km, Çek Cumhuriyeti 646 km, Danimarka 68 km, Fransa 451 km, Lüksemburg 138 km, Hollanda 577 km, Polonya 456 km, İsviçre 334 km.

Sahil şeridi: 2,389 km.

İklimi: Ilıman ve deniz iklimi; soğuk, bulutlu, rutubetli kışlar ve yazlar; ılık rüzgarlar yaygındırlar.

Arazi yapısı: Kuzeyde alçak ovalar, merkezde yüksek araziler, güneyde Bavaria Alpleri yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Freepsum Gölü 2 m; en yüksek noktası: Zugspitze 2,963 m.

Doğal kaynakları: Demir, kömür, potas, kereste, linyit, uranyum, bakır, doğal gaz, tuz, nikel, işlenebilir arazi.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %33.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %31.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 4,850 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 82,422,299 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.02 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.12 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.8 yıl.

Erkeklerde: 75.81 yıl.

Kadınlarda: 81.96 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 43,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1000 den az (2001 verileri).

Ulus: Alman.

Nüfusun etnik dağılımı: Alman %91.5, Türk %2.4, diğer %6.1 (Yunan, İtalyan, Polonyalı, Rus, Hırvat-Sırp, İspanyol).

Din: Protestan %34, Roma Katolikleri %34, Müslümanlar %3.7, diğer %28.3.

Diller: Almanca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Almanya Federal Cumhuriyeti.

kısa şekli : Almanya.

Yerel tam adı: Bundesrepublik Deutschland.

yerel kısa şekli: Deutschland.

Eski adı: Alman İmparatorluğu.

ingilizce: Germany.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Berlin.

İdari bölümler: 16 eyalet; Baden-Wuerttemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Bremen, Hamburg, Hessen, Mecklenburg-Vorpommern, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Rheinland-Pfalz, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Schleswig-Holstein, Thueringen.

Bağımsızlık günü: 18 Ocak 1871.

Milli bayram: Birleşme Günü, 3 Ekim (1990).

Anayasa: 23 Mayıs 1949.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), AG (Avustralya Grubu), BDEAC, BIS (Uluslararası İmar Bankası), CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), CE (Avrupa Konseyi), CERN (Avrup

Türkçe - İngilizce Sözlük

Alanine aminotransferase - a protein which, when found in elevated quantities, generally indiciates liver damage Genotype: Different genotypes of the one virus are similar enough to be regarded as the same type but have some minor differences in their RNA

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancient , anciently , antiquarian , auld , old , oldly.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). münavebe ile birbirini takip etmek veya ettirmek; bir sıra takip etmek, birbiri ardına gelmek. alternating current (elek). dalgalı akım.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gold. metallic currency. golden. m f money. noble metal. world money. nonmonetary investments. piece of gold. yellow metal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

footing. support. base. pad. coaster. horsejack. sole plate. fundament. horse. underlay. bolster. socle. trestle. litter. skid. building block. carriage. centering mount. matting sill. joist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In instrumental music it now signifies the tenor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

1 In most choirs, the lowest female vocal part Occasionally, extremely high tenors may be said to sing this part 2 An instrument in the alto range 3 A viola.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest range of the female voice, also called contralto. The voice part below the soprano, which can be sung by either men , or women, or children It also describes an instrument's range, as in alto saxophone or alto flute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest female voice Sometimes this term is used interchangeably with Mezzo Soprano. 'High ' Commonly, the low female voice Also, when prefixed to the name of an instrument it indicates one size lerger than the soprano member of the family. prefix to c

Türkçe - İngilizce Sözlük

In reference to instrument families such as the clarinet, flute and saxophone, the second or third highest member of the family Search Google com for Alto.

ELEMENTLER

Simgesi: Al

Atom Numarası:13

Kütle Numarası:26,982

Yoğunluk:2,702g/cm3

Erime Sıcaklığı:660 °C

Kaynama Sıcaklığı:2519 °C

Dayanıklı, kolay işlenebilen ve hafif bir element olması nedeniyle elektrik hatlarında ve endüstrinin diğer alanlarında yararlanılır.

Alaşımları, uçak ve roket parçaları yapımında kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wedding-ring. engagement ring. marriage ring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first person singular of the verb be, in the indicative mode, present tense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a radioactive transuranic metallic element; discovered by bombarding uranium with helium atoms. a master's degree in arts and sciences. modulation of the amplitude of the carrier wave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amplitude Modulation AM is the standard broadcast transmission system used by the majority of licensed radio stations The term is commonly used to differentiate between AM and FM radio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

American Management Association.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Against medical advice, notation made in the record of a patient who leaves an inpatient setting against the physician's advice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Message Accounting. aquaculture management area.

Türkçe - İngilizce Sözlük

goal. aim. target. ideal. intention. will. bourn. bourne. cause. consummation. design. destination. dream. drift. function. idea. intent. meaning. mission. object. objective. point. purpose. scope. sense. terminus. turn. use. view. wherefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. cause. end. function. goal. intent. object. objective. point. purpose. sake. target. use. intention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

purpose. aim. goal. objective. cause. design. end. intent. meaning. object. terminus. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture or compound of different things.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To amalgamate. a combination or blend of diverse things; 'his theory is an amalgam of earlier ideas' an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemist

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages-color, breaks down in mouth releasing mercury and other trace metals Stains

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver colored filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantages- expansion/contraction of metallic substance, color, breaks down in 10-20 y

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury, silver and other metals, used to fill teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of different elements.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture with mercury and silver, gold, copper or another metal, known since classical times A major use is in dentistry.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A silver colored dental filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- color, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Typical silver coloured filling made of mix of silver, tin, mercury, and some other trace elements like copper Advantages- placement easier than other materials, cost Disadvantage- colour, breaks down 10-20 years.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical alloy of mercury with one or more other metals. a mixture of silver and mercury that has been used for fillings since the mid 1800s Expands and contracts over time eventually damaging or fracturing the tooth Definitely not part of 21st century

Türkçe - İngilizce Sözlük

Silver-mercury alloy used for dental purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dental filling material, composed of mercury and other minerals, used to fill decayed teeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alloy containing mercury. an alloy of mercury with another metal used by dentists to fill cavities in teeth; except for iron and platinum all metals dissolve in mercury and chemists refer to the resulting mercury mixtures as amalgams. a combination or

Türkçe - İngilizce Sözlük

grim. merciless. relentless. ruthless. stern. stony. cruel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. merciless. inexorable. cutthroat. implacable. unrelenting.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hayran bırakmak, şaşırtmak, hayrete düşürmek. amazement (i). hayret, şaşkınlık. amazing (s). şaşırtıcı, hayret verici, garip, acayip amazingly (z). şaşılacak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). büyükelçi, sefir; büyük yetki sahibi siyasi delege; büyük bir davanın temsilci veya savunucusu. ambassador plenipotentiary büyükelçi. ambassadress (i). sefire. ambassador'ial (s). büyükelçi ile ilgili, sefareti ilgilendiren. ambassador -at

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume. fragrance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A yellowish translucent resin resembling copal, found as a fossil in alluvial soils, with beds of lignite, or on the seashore in many places.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To scent or flavor with ambergris; as, ambered wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To preserve in amber; as, an ambered fly. a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair' a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambergris. scent. perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a deep yellow color; 'an amber light illuminated the room'; 'he admired the gold of her hair'. a hard yellowish to brownish translucent fossil resin; used for jewelry. a medium to dark brownish yellow color.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fossilised resin from ancient trees It is clear, translucent, varying in colour from yellow to brown From it are carved beautiful and expensive pipe stems.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Naturally occurring, yellow to gold gemstone, fairly soft, which is the fossilized remains of tree resin Used in jewelry, mostly in the Roman period. A chromatic color of glass or plastic containers It is used principally to protect the contents of the co

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brown color of glass that absorbs nearly all radiation with wavelengths shorter than 450mm Amber glass offers excellent protection from ultraviolet radiation This is critical for products such as beer and certain drugs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assisted Model Building with Energy Refinement molecular simulation programs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lifts the spirits High electrical charge for positive energy Harmonizes Yin and Yang Powerful healing stone with large amount of organic energy In ancient times, ground to a powder and mixed with honey or oil of roses for various physical problems Filters

Türkçe - İngilizce Sözlük

Obtained from fir trees Gives a fragrance a very rich, warm fragrance tone It is commonly used in fragrances that fall into the 'oriental' category.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Amber is a fossilised resin The most commonly found colours are brown and yellow However, there are also specimens found in red, green and close to white. a hard, translucent, yellow, orange, or brownish-yellow fossil resin, used for making jewelry and ot

Türkçe - İngilizce Sözlük

VLTI Instrument. light yellowish-brown.

Türkçe - İngilizce Sözlük

New name for Acrobat See entry above. a white wine gets approximately this colour after a long ageing or an early oxidation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student at Sunnydale High School, Amber was seen in 'The Witch' trying out for the cheerleading team, during which she spontaneously combusted due to a witch's spell She trained with one of the best cheerleading coaches money could buy , and the rumor i

Türkçe - İngilizce Sözlük

A translucent fossilised resin that comes in a range of colours including, yellows, reds, whites, blacks and blues When rubbed, amber produces static electricity The best quality amber is clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Lightweight fossilized sap, resin, or gum from ancient trees, which can be cut, etched, faceted, or carved Amber can be translucent or opaque and range in color from shades of yellow, brown, and red to gray or green.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance. blood-wagon. casualty department.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Alaskan Malamute Club of America is the 'parent' club for the Malamute breed in the USA Club members are expected to follow a Code of Ethics in breeding and competing with Alaskan Malamutes The AMCA and it's members are also responsible for maintainin

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). amip. amebic (s). amiplerle ilgili; amiplerin sebep olduğu. amebic dysentery (tıb). amipli dizanteri.

Yabancı Kelime

Fr. aménagement

huk. düzenleyim

Devlete ve kişilere ait ormanların, önceden hazırlanıp kabul edilmiş esaslara uygun olarak işletilmesi.

Ülke

(The United States of America) Coğrafi Verileri

Konum: Kuzey Amerika’da, Kuzey Atlas Okyanusu ve Kuzey Pasifik Okyanusu kıyısında, Kanada ile Meksika arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 38 00 Kuzey enlemi, 97 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Kuzey Amerika.

Yüzölçümü: 9,631,420 km².

Sınırları: toplam: 12,248 km.

Sınır komşuları: Kanada 8,893 km (2,477 km Alaska dahil) Küba 29 km, Meksika 3,326 km.

Sahil şeridi: 19,924 km.

İklimi: Çoğunlukla ılıman, Hawaii ve Florida’da tropikal, Alaska’da arktik, Mississippi Nehri kıyısında yarı bozkır, güneybatıda çorak iklim görülür.

Arazi yapısı: Geniş merkez ovası, batıda dağlar, doğuda tepelikler ve alçak dağlar, Alaska’da engebeli dağlar ve geniş nehir vadileri, Hawaii’de engebeli, volkanik arazi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Death Valley -86 m.

en yüksek noktası: McKinley Dağı 6,194 m.

Doğal kaynakları: Kömür, bakır, kurşun, molibden, fosfat, uranyum, boksit, altın, demir, cıva, nikel, potas, gümüş, tungsten, çinko, petrol, doğal gaz, kereste.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %30.

Diğer: %27 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 223,850 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Volkanlar, depremler, kasırgalar, toprak kaymaları, tsunami.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 298,444,215 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.91 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.18 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.43 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.85 yıl.

Erkeklerde: 75.02 yıl.

Kadınlarda: 80.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.09 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.6 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 950,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 14,000 (2003 verileri).

Ulus: Amerikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: beyaz %81.7, zenci %12.9, Asyalı %4.2, Kızılderili %1, Hawai ve diğer Pasifik Ada yerlileri %0.2 (2003).

Din: Protestan %52, Roma Katolikleri %24, Musevi %1, diğer %12, inançsız %10 (2002).

Diller: İngilizce, İspanyolca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

erkekler: %99.

kadınlar: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Amerika Birleşik Devletleri.

kısaltma: US yada USA (ing.), ABD (tr).

ingilizce: United States.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Washington, DC.

İdari bölümler: 50 eyalet ve 1 bölge; Alabama, Alaska, Arizona, Arkansas, California, Colorado, Connecticut, Delaware, Kolombiya, Florida, Georgia, Hawaii, Idaho, Illinois, Indiana, Iowa, Kansas, Kentucky, Louisiana, Maine, Maryland, Massachusetts, Michigan, Minnesota, Mississippi, Missouri, Montana, Nebraska, Nevada, New Hampshire, New Jersey, New Mexico, New York, Kuzey Carolina, Kuzey Dakota, Ohio, Oklahoma, Oregon, Pennsylvania, Rhode Adası, Güney Carolina, Güney Dakota, Tennessee, Texas, Utah, Ve

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Pasifik Okyanusu’nda adalar grubu.

Coğrafi konumu: 14 20 Güney enlemi, 170 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Okyanusya.

Yüzölçümü: toplam: 199 km².

Kara: 199 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 116 km.

İklimi: Tropikal deniz iklimi, güneydoğudan hafif rüzgarlar esmekte; Kasım - Nisan ayları yağışlı, Mayıs - Ekim ayları kuru geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklı beş volkanik ada, sınırlı kıyı ovaları, iki mercan adası yer almaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Lata dağı 964 m.

Doğal kaynakları: Sünger taşı.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %10.

Ormanlık arazi: %70.

Diğer: %10 (2005 verileri).

Doğal afetler: Aralık - Mart ayları arasında ortaya tufanlar çıkmaktadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 57,794 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %34.7 (erkek 10,388; kadın 9,654).

15-64 yaş: %62.4 (erkek 18,698; kadın 9,654).

65 yaş ve üzeri: %2.9 (erkek 633; kadın 1,071) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.19 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -21.11 mülteci/1,000 nüfus (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.08 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.08 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.59 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.06 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 9.07 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.05 yıl.

Erkeklerde: 72.48 yıl.

Kadınlarda: 79.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Amerikan Samolilisi.

Nüfusun etnik dağılımı: Samoliler (Polonezler) %89, Beyaz ırklar %2, Tongan %4, diğer %5.

Dinler: Hıristiyanlar %50, Roma Katolikleri %20, Protestanlar ve diğer %30.

Dil: Samoaca, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %97.

Erkeklerin: %98.

Kadınların: %97 (1980 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: American Samoa.

kısaltma: AS.

ingilizce: American Samoa.

Başkent: Pago Pago.

Bağımsızlık günü: yok (ABD yönetiminde).

Milli bayram: Bayrak günü, 17 Nisan (1900).

Anayasa: 1966’da imzalanmış, 1967 yürürlüğe girmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), SPC (Güney Pasifik Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Toprakların %90’ı halka aittir. Ekonomik aktiviteler ABD’ye kuvvetli şekilde bağlıdır ve ABD Amerikan Samoa’sının diş ticaret hacminde büyük rol oynamaktadır. Ton balığı üretimi ve ihracatı Amerikan Samoa’sı ekonomisinin en başlıca unsurlarından biridir.

İş gücü: 17,630 (2005).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: devlet %33, ton balığı avcılık ve üretimi %34, diğer %33.

İşsizlik oranı: %29.8 (2005).

Bütçe: gelirler: 121 milyon $; Giderler: 127 milyon $.

Endüstri: Tonbalığı üretimi, el sanatları.

Elektrik üretimi: 130 milyon k

Türkçe - İngilizce Sözlük

causa. factor. agent. reason. motive. course. element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

antrieb. moment. faktor. ursache.

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor. superior. chief. commander. boss. commandant. imperative. immediate manager. president. top brass.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leader or commander. blue. an independent ruler or chieftain.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amman, Ürdün-ün başkenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

public administration. local government.

Yabancı Kelime

Fr. amortissement

yıpranma payı

Taşınmaz malların aşınmalarına karşılık olarak yıllık kârdan ayrılan belirli pay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğlendirmek, avutmak. amusement (i). eğlence, zevk. amusement park luna park. amusing (s). hoş, eğlendirici. amusingly (z) hoş ve eğlendirici bir şekilde.

Türkçe - İngilizce Sözlük

moment. split second. second. instant. wink. flash. jiff. jiffy. minute. point. snatch. span. trice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

flash. instant. jiffy. minute. moment. point. second. shake. snatch. span. tick. time. twinkling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In such expressions as 'twice an hour,' 'once an age,' a shilling an ounce , it has a distributive force, and is equivalent to each, every.

Türkçe - İngilizce Sözlük

moment. instant. breath. minute. sec. span. twinkling. wink.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Access Node See Node. access node A broadband Integrated Services Digital Network remote switch that performs grooming, concentration, and switching functions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

NAT, ann, anna, initial six months or year's income due in payment to executors of an estate. ammonium nitrate - used for explosives. article. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contains all temperature telemetry points and is most useful when studying the thermal trends of the SIs and vehicle The aft-shroud light shield temperatures are reported in AN format and are currently the best indicators in determining the periodic chang

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. principal. key. main. primary. basic. leading. guiding. broad. capital. cardinal. fundamental. governing. grand. master. parent. staple. mother. principle. main part. head. matron.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arterial. basic. cardinal. central. chief. fundamental. grand. leading. ma. main. mama. mammy. momma. mother. primary. rudimentary. mum. mom. maternal. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thus, Scaligerana is a book containing the sayings of Scaliger, Johnsoniana of Johnson, etc. a collection of anecdotes about a person or place mother of the ancient Irish gods; sometimes identified with Danu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. master. major. mother. patroness. fundamental. basic. capital. stock. principal. broad / adj ,. cardinal. central. chief. leading. mama mamma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother of the ancient Irish gods; sometimes identified with Danu. a collection of anecdotes about a person or place.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Network Analyzer - A computer-controlled test system that measures microwave devices in terms of their small signal S-parameters The use of this instrument by both engineering and production permits quick and accurate characterization of the inp

Türkçe - İngilizce Sözlük

directive / leading idea. main idea. basic idea. basic message. burden. central idea. governing idea. directive idea. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük

master agreement. main agreement. main contract. principal agreement. founding charter. primary contract.

Türkçe - İngilizce Sözlük

eddy. rip. countercurrent. counterflow. illicit profit. rake-off. loot. boodle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

countercurrent. eddy. extra profit. illicit gain. windfall. boodle. swirl. undertow. whirlpool.

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a countercurrent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rearrangement of the letters of a word or phrase For example, orchestra is an anagram of cart-horse and Old England is an anagram of golden land Anagrams are a common type of Wordplay in Cryptic Clues.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to, or situated near, the anus; as, the anal fin or glands. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compu

Türkçe - İngilizce Sözlük

of or related to the anus; 'anal thermometer'. a stage in psychosexual development when the child's interest is concentrated on the anal region; fixation at this stage is said to result in orderliness, meanness, stubbornness, compulsiveness, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Analog refers to electronic transmission accomplished by adding signals of varying frequency or amplitude to carrier waves of a given frequency of alternating electromagnetic current Broadcast and phone transmission have conventionally used analog technol

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mode of transmission in which information is represented by a continuously variable electrical signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Describes any device that represents changing values by a continuously variable physical property such as voltage in a circuit, fluid pressure, liquid level, and son on An analog device can handle an infinite number of values within its range By contrast,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information presented in the form of a continuously varying signal See Digital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The simple way to transmit speech, which is translated into electronic signals of different frequency and/or amplitude The first networks for mobile phones, as well as broadcast transmissions, were analog Due to being longer established in some countries,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Information represented continuously Because computers require digital information, analog-to-digital converters are available to 'condition' analog data before it is sent to a computer A watch with hands is usually analog One with only numbers is digital

Türkçe - İngilizce Sözlük

As used in the National Ocean Service, a continuous measurement or a continuous graphic display of data See ADR gauge and marigram. is a continuous signal that constantly varies In contrast, digital transmission has specific intervals or values that are u

Türkçe - İngilizce Sözlük

In sound system applications, an analog electrical signal represents the measured sound level in its exact continuous form Likewise, an analog device is an electronic device that processes analog signals in their continuous form.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An analog voltage or signal refers to the continuous nature of valid voltage potentials in analog circuits An analogy of the difference between digital and analog signals is like the difference between real numbers and integers; real numbers are continuou

Türkçe - İngilizce Sözlük

Quantities or representations that are variable over a continuous range such as output of an amplitude-modulated, single-sideband transmitter The amplitude as such a signal fluctuates over a continuous range from zero to the maximum, or peak, output.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transmission mode in which data is represented by a continuously varying electrical signal. something having the property of being analogous to something else. of a circuit or device having an output that is proportional to the input; 'analogue device';

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation of capital. reinvestment of dividends.

Türkçe - İngilizce Sözlük

constitution. constitutional charter. fundamental law. ground law. constitutional law. organic law. paramount law. polity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

relic. remembrance. souvenir. memento. keepsake.

Türkçe - İngilizce Sözlük

souvenir. memento. reminiscence. rememberances. trophy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A movement or piece in andante time. a moderately slow tempo moderately slow at a moderately slow temp; 'this passage must be played andante'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In moderately slow time, flowing easily and gracefully Slower than moderato, faster than lento.

Ülke

(Andorra) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Avrupa’da, Fransa ile İspanya ortasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 42 30 Kuzey enlemi, 1 30 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 468 km².

Kara: 468 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 120.3 km.

Sınır komşuları: Fransa 56.6 km, İspanya 63.7 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

Denizleri: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: ılıman; kışları karlı ve soğuk, yazları kuru ve ılık geçer.

Arazi yapısı: Dik kayalıklar ve dar vadilere sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Riu Runer 840 m; en yüksek noktası: Coma Pedrosa 2,946 m.

Doğal kaynakları: hidro enerji, kaynak suları, kereste, demir yatakları, kurşun.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

Otlaklar: %45.

Ormanlık arazi: %35.

Diğer: %18 (2005 verileri).

Doğal afetler: çığ, kar fırtınaları.

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71,201 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %14.7 (erkek 5,456; kadın 4,254).

15-64 yaş: %71.04 (erkek 26,632; kadın 24,172).

65 yaş ve üzeri: %14 (erkek 4,918; kadın 5,029) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.89 (2006 verileri).

Mülteci sayısı: 6.47 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.07 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.9 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.98 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.08 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.04 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 83.51 yıl.

Erkeklerde: 80.61 yıl.

Kadınlarda: 86.61 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.3 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Andoralı (Andorra).

Nüfusun etnik dağılımı: İspanyollar %43, Andoralılar (Andorra) %33, Portekizliler %11, Fransızlar %7, diğer %6 (1998).

Dil: Katalanca (resmi), Fransızca, Kastilyanca.

Din: Katolik.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Andora (Andorra) Prensliği.

kısa şekli : Andora (Andorra).

Yerel tam adı: Principat d’Andorra.

yerel kısa şekli: Andorra.

Yönetim Biçimi: Parlamentoyla Yönetilen Yetkisiz Prenslik.

Başkent: Andorra la Vella.

İdari bölümler: 7 bölge; Andorra la Vella, Canillo, Encamp, La Massana, Escaldes-Engordany, Ordino, Sant Julia de Loria.

Bağımsızlık: 1278.

Milli bayram: 8 Eylül (1278).

Hukuk sistemi: Fransa ve İspanyol hukuku temel alınmıştır. Andoralı seçmenler 715 yıllık feodal sistemi sona erdirmişler ve 14 Mart 1993’te parlamenter bir hükümet sistemi benimsemişlerdir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), UN (Birleşmi

Türkçe - İngilizce Sözlük

administer an oil or ointment to ; often in a religious ceremony of blessing.

Yabancı Kelime

Fr. engagement

bağlantı

Yapılacak işle ilgili sözlü veya yazılı anlaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engagement. undertaking.

Yabancı Kelime

Rum.

yüklenti

Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açı, zaviye; sivri köşe; görüş açısı; vecih, cihet, safha; argo kâr. angle of incidence gelme açısı. angle of reflection yansıma açısı. angle of vision görüş açısı. acute angle dar açı. adjacent angles bitişik açılar. aIternate angles iç ve

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). köşeler yaparak dönmek, viraj almak; (k).dili ima yoluyla bir şeyi veya fikri öne sürmek; el altından soruşturmak. angle iron köşebent demiri.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Afrika’da, Güneyde Atlas Okyanusu ile, Namibya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 30 Güney enlemi, 18 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: toplam: 1,246,700 km².

Kara: 1,246,700 km².

Su: 0 km².

Sınırları: toplam: 5,198 km.

Sınır komşuları: Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2,511 km, Kongo Cumhuriyeti 201 km, Namibya 1,376 km, Zambiya 1,110 km.

Sahil şeridi: 1,600 km.

İklimi: Güney ve Luanda sahil şeridi boyunca kuru bir iklim hakimdir; kuzeyde Mayıs - Ekim ayları arasında serin ve kuru, Kasım - Nisan ayları arasında sıcak ve yağmurlu bir mevsim sürmektedir.

Arazi yapısı: Kıyıdan başlayan dar ovalar iç kısımlara gidildikçe yerlerini geniş yaylalara bırakmaktadırlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Morro de Moco 2,620 m.

Doğal kaynakları: petrol, elmas, demir yatakları, fosfat, bakır, altın, boksit, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %43.

Diğer: %32 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 800 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Şiddetli yağışlar periyodik su baskınlarına neden olmaktadır.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 12,127,071 (2006 Temmuz ayı tahmini).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %43.7 (erkek 2,678,185; kadın 2,625,933).

15-64 yaş: %53.5 (erkek 3,291,954; kadın 3,195,688).

65 yaş ve üzeri: %2.8 (erkek 148,944; kadın 186,367) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.45 (2006 verileri).

Mülteci sayısı: 3.55 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.03 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.8 erkek/kadın.

Toplam nüfus: 1.02 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 185.36 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 38.62 yıl.

Erkeklerde: 37.47 yıl.

Kadınlarda: 39.83 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 6.35 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Angolalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Ovimbundular %37, Kimbundular %25, Bakongolar %13, Melezler (Avrupalılar ve Afrika yerlilerinin karışımı) %2, Avrupalılar %1, diğer %22.

Din: Yerel inançlar %47, Roma Katolikleri %38, Protestanlar %15 (1998 verileri).

Dil: Portekizce (resmi), Bantuca ve diğer Afrika dilleri.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfus: %66.8.

erkekler: %82.1.

kadınlar: %53.8 (2001 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Angola Cumhuriyeti.

kısa şekli : Angola.

Yerel tam adı: Republica de Angola.

yerel kısa şekli: Angola.

Eski adı: Angola Halk Cumhuriyeti.

Yönetim Biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Luanda.

İdari bölümler: 18 il; Bengo, Benguela, Bie, Cabinda, Cuando Cubango, Cuanza Norte, Cuanza Sul, Cunene, Huambo, Huila, Luanda, Lunda Norte, Lunda Sul, Malanje, Moksico, Namibe, Uige, Zaire.

Bağımsızlık: 11 Kasım 1975.

Milli bayram: Kurtuluş günü, 11 Kasım (1975).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayip Denizinde ada, Porto Riko’nun doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 18 15 Kuzey enlemi, 63 10 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 102 km².

Kara: 102 km².

Su: 0 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 61 km.

İklimi: Tropikal iklim.

Arazi yapısı: Zemininde kireç taşı bulunan yassı bir mercan adası.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Crocus Tepesi 65 m.

Doğal kaynakları: tuz, balık, ıstakoz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %100 (genellikle kayalıklardan oluşur) (2005).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar yaygındır. (Temmuz - Ekim).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 13,477 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %22.8 (erkek 1,557; kadın 1,510).

15-64 yaş: %70.4 (erkek 4,878; kadın 4,608).

65 yaş ve üzeri: %6.9 (erkek 412; kadın 512) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.57 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 6.9 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.03 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.06 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.81 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.03 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 20.32 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 verileri).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.28 yıl.

Erkeklerde: 74.35 yıl.

Kadın: 80.3 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.73 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Anguilla.

Dinler: Anglikan %29.

Dil: İngilizce (resmi).

Okur yazar oranı: 12 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.

erkekler: %95.

kadınlar:: %95 (1984 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Anguilla.

Başkenti: Pago Pago.

Milli bayram: Anguilla Günü, 30 Mayıs.

Anayasa: 1 Nisan 1982; 1990’da değiştirilmiştir.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), OECS (Doğu Karayip Devletleri Teşkilatı), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Anguilla kısıtlı miktarda doğal kaynaklara sahiptir, ekonomisi konfor turizmi, ıstakoz ürünleri, mültecilerden gelen para havaleleri sayesinde gelişme göstermiştir.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi: - 108.9 milyon $ (2004 verileri).

GSYİH (Reel Büyüme): %10.2 (2004 verileri).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3.

İş gücü: 6,049 (2001).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: ticaret %36, hizmet %29, inşaat %18, taşımacılık %10, imalat %3, tarım/balıkçılık/ormancılık/madencilik %4.

İşsizlik oranı: %8 (2002 verileri).

Bütçe: gelirler: 22.8 milyon $; Giderler: 22.5 milyon $.

Endüstri: Turizm, tekne yapımı, denizaşırı finansal hizmetler.

Endüstrinin büyüme oranı: %3.1 (1997 verileri).

Tarım: Az miktarda tütün, sebzeler; büyük baş hayvanlar.

İhracat tutarı: 14.56 mily

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. blur. memento. memoir. mind. rememberance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification. abbr Automatic Number Identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification A feature in which a series of digits, either analog or digital, are included in the call, thus identifying the telephone number of the caller.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification: digits representing the calling party's phone number.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic system that identifies line number.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification Also known as CLID, ANI is a mechanism that informs the called party of the phone number identification of the calling party. automatic number identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification is a Telco service which allows a recipient to determine the number and other call information of the caller BEFORE the call goes through ANI is supported on Centrex and ISDN ONLY, and NOT T1 or DEA CallerID on the other ha

Türkçe - İngilizce Sözlük

A feature of the telephone network that identifies the billing telephone number of the calling party It was originally used for automatic billing purposes, but now is available for numerous other applications Part of ISDN, the series of digits that arrive

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic number identification A service implemented by ISDN that enables the receiver of a phone call to see the phone number of the caller on a special display See also ISDN.

Türkçe - İngilizce Sözlük

NAS Implementation Program.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification; the term ANI has come to mean a phone's number Automatic Number Identification refers to the system used to identify the phone number of an incoming call.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification SS7 feature in which a series of digits, either analog or digital, are included in the call, identifying the telephone number of the calling device.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A service offered by long distance carriers where the billing telephone number of the trunk used by the caller is delivered as DTMF digits along with the call ANI identifies the caller for Automatic Data Delivery/Screen Pop applications or specialized Cal

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Number Identification; An algorithm that automatically indentifies the phone number of an incoming call. automatic number identification A PSTN system that transmits the billing number of the calling party for accounting and billing purposes. bl

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be remembered. to be mentioned. to be commemorated. to be called.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be mentioned / remembered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

simultaneous. instantly. on the instant. in an instant. right away. outright. on the spur of the moment. right of the bat. then and there.

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the fly. in the instant. at a moment's notice. on the spur of the moment. right off. straight off. like winking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to acquire a monument status.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the capital of Turkey; located in west-central Turkey; formerly known as Angora and is the home of Angora goats.

Türkçe Sözlük

Eriyik hâlde balmumu bağlayıcı ile pigmentlerin karışımından elde edilmiş boyalarla yapılan resim türü. Antik Çağdaki belli başlı resim tekniklerinden biri olan ankostik resim, MÖ IX yy.da Yunan sanatçı Pausias tarafından yetkinleştirilmiştir. Günümüze ulaşan en önemli örnekler, Mısır`daki el- Feyyum Vahası`nda Roma dönemine ait mezarlarda bulunan Feyyum Portreleri` dir (II. yy.).

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaning. sense. point. explanation. acceptation. construction. content. denotation. effect. hang. import. inference. purport. purview. significance. significancy. signification. sound. strain. tenor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

meaningful. significant. expressive. eloquent. meaning. pointed. pregnant. purposeful. revealing. rich. significative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

absurd. blank. facile. feeble. freakish. inane. incoherent. meaningless. nonsensical. pathological. pointless. purposeless. senseless. vacuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understandable. comprehensible. intelligible. clear. apparent. apprehensible. cognoscible. decipherable. direct. exoteric. inferable. lucid. pellucid. perceptible. unequivocal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. articulate. clear. decided. lucid. transparent. unequivocal. intelligible. comprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agreement. settlement. deal. bargain. accord. understanding. pact. alliance. arrangement. axis. compact. composition. concert. concord. conspiracy. contract. covenant. entente. hookup. rapport.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. accordance. agreement. alliance. arrangement. assent. bargain. conclusion. concord. consensus. covenant. deal. settlement. understanding. compact. bond.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accord. agreement. handshake. understanding. pact.

Türkçe - İngilizce Sözlük

come to an agreement. reach an agreement. agree. get along. get along with. settle with. come to terms. bargain. close. compound. compromise. concert. conspire. cotton. covenant. fix on. fix up on. getting on with. go along. hit it off with smb. kee.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. assent. compact. conclude. concur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to understand each other. to come to an understanding. to reach an agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arranged by agreement. working under an agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. odds. incompatiblity. disaccord. discord. fight. mix-up. conflict. controversy. discordance. dissension. disunion. disunity. divided counsel. division. embroilment. friction. imbroglio. quarrel. run-in. strife.

Türkçe - İngilizce Sözlük

altercation. argument. conflict. controversy. difference. disagreement. discord. dispute. dissension. dissent. dissidence. friction. quarrel. variance. misunderstanding.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. misunderstanding. conflict. difference. disaccord. discord. embroilment. friction. incoherence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

narration. recital. rehearsal. telling. explaining. commentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

describe. elucidate. express. narrate. recite. recount. rehearse. relate. report. tell. weave. word. to tell. to express. to narrate. to relate. to recount. to explain. to expound. to describe. to commentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explain. to tell. to relate. communicate. define. denote. depict. explicate. express. illuminate. illustrate. narrate. recoup. render. report. represent. show. utter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. intelligence. sensibility. comprehension. mentality. apprehension. cognizance. discernment. horizon. percipience. sagacity. savvy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. comprehension. intelligence. sympathy. acumen. apprehension. concept. conception. discernment. insight. judicial conception. penetration. perception. reason. turn of mind. wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

understanding. considerate. wise. quick-eyed. comprehensive. discerning. gentle. heartthrob. indulgent. receptive. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. discerning. perspicacious. quick. sensible. understanding. intelligent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intelligent. understanding. apt. judicious. levelheaded. penetrant. penetrating. perceptive. percipient. perspicacious. quick. sagacious. shrewd. tactful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

celebration. commemoration. mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. remembrance. commemoration. celebration. rated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remembrance. commemoration. evocation. mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

remember. think. memorialize. celebrate. mention. make mention of. cite. commemorate. embalm. reminisce.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commemorate. mention. quote. to remember. to call to mind. to mention. to commemorate. to call. to name adlandırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to commemorate. to call to mind. to remember. to talk of. to mention. to make mention of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sister Anne Sister of Fatima, the seventh and last of Bluebeard's wives.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bildirmek, beyan etmek, haber vermek, ilân etmek. announcer (i). spiker. announcement (i). tebliğ, ilân, bildiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıllık taksit; tahsisat, her yıl tahsil edilen belirli bir gelir; hizmete bedel olmayarak bir yerden verilen yıllık maaş.contingent annuity şarta bağlı yıllık maaş. deferred annuity ilerde belirli bir zamanda verilecek yıllık maaş. join

İngilizce - Türkçe Sözlük

f yağlamak, meshetmek; sıvamak. anointing, anointment (i). yağlama , yağlanma.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A suffix sometimes marking the agent for action; as, merchant, covenant, servant, pleasant, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

jurament. oath. pledge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A one-hundred-percent Java based build tool that is used to compile, assemble, and run applications Instead of the traditional model where build envionrments are extended with shell-based commands, Ant is extended using Java classes Instead of writing she

Türkçe - İngilizce Sözlük

Antenna, either retractable, 1', 3', 6' rubber flex, stubby. , referred to in Prov 6:6; 30:25, as distinguished for its prudent habits Many ants in Palestine feed on animal substances, but others draw their nourishment partly or exclusively from vegetable

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ant is an amazingly useful tool for building, testing, deploying, and managing Java-based projects It replaces make as the tool of choice for building projects, as well as providing an excellent cross-platform utility for basic programming-task-related sc

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who contends with another, especially in combat; an adversary; an opponent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drug or a compound that opposes the physiological effects of another At the receptor level, it is a chemical entity that opposes the receptor- associated responses normally induced by another bioactive agent [IUPAC Medicinal Chemistry] Compare agonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An agent or substance that counteracts the action of another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemical that binds to a receptor and blocks it, producing no response, and preventing agonists from binding, or attaching, to the receptor Antagonists include caffeine and naloxone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drug that prevents or reverses the action of another drug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Opponent of the protagonist in a drama. a neutral term for a character who opposes the leading male or female character See hero/heroine and protagonist Close Window.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A molecule that prevents the activation of a receptor See Agonist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One agent that opposes or fights the action of another For example, insulin lowers the level of glucose in the blood, whereas glucagon raises it; therefore, insulin and glucagon are antagonists.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Biological agent that reduces the number or disease-producing activities of a pathogen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a town in southern Turkey; ancient commercial center and capital of Syria; an early center of Christianity.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (bot). çiceklerde ercik başı, enter, haşefe, başçık.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında bulunan bir ada, Porto Riko’nun güney doğusunda yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 17 03 Kuzey enlemi, 61 48 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 442.6 km² (Antigua 281 km² ; Barbuda 161 km²).

Kara: 442.6 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 153 km.

İklimi: tropikal deniz iklimi.

Arazi yapısı: Daha fazla yassı olan kireçtaşı ve mercan adaları, birkaç volkanik arazi bulundururlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Boggy Doruğu 402 m.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %18.

Otlaklar: %9.

ormanlık: %11.

Diğer: %62 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar (Temmuz - Ekim arası); periyodik kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 69,108 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.6 (erkek 9,716; kadın 9,375).

15-64 yaş: %68.5 (erkek 23,801; kadın 23,524).

65 yaş ve üzeri: %3.9 (erkek 1,020; kadın 1,672) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.55 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -6.08 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.61 erkek/kadın Toplam nüfusta: 1 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 18.86 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.16 yıl.

Erkeklerde: 69.78 yıl.

Kadınlarda: 74.66 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.24 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

Ulus: Antiguanlar, Barbudanlar.

Nüfusun etnik dağılımı: siyahlar, Britanyalılar, Portekizler, Lübnanlılar, Suriyeliler.

Dinler: Anglikan (baskın), diğer Protestanlar, Roman Katolikleri.

Dil: İngilizce (resmi), yerel lehçeler.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %85.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Antigua ve Barbuda.

ingilizce: Antigua and Barbuda.

Yönetim biçimi: Anayasal monarşi altında parlamenter demokrasi.

Başkent: Saint John’s.

İdari bölümler: 6 bölge ve 2 bağımlı bölge; Barbuda, Redond, Saint George, Saint John, Saint Mary, Saint Paul, Saint Peter, Saint Philip.

Bağımsızlık günü: 1 Kasım 1981.

Milli bayram: Bağımsızlık Günü, 1 Kasım (1981).

Anayasa: 1 Kasım 1981.

Hukuk sistemi: İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), C, Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı), CDB (Karayipler Kalkınma Bankası), ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Feder

Türkçe - İngilizce Sözlük

antique. ancient. archaic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquarian. antique. queer. eccentric. crusted. kooky. old world. quaint. antique. curiosity. curio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

antique. queer. eccentric. hemstitch. curiosities. curiosity. quaint.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr ). Parlamento tutumuna aykırı veya karşı olan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

league. treaty. alliance. covenant. concordat. agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

treaty. pact. solemn agreement. concordat.

Yabancı Kelime

Fr. entracte

sin. ve tiy. ara

Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre.

Türkçe - İngilizce Sözlük

break. intermission. interval. interlude. entr'acte.

Yabancı Kelime

Fr. entrée

giriş

Bir yapıda içeri geçilen yer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. doorway. ante-room. antechamber. entree. entry. hall. vestibule.

Türkçe - İngilizce Sözlük

entrance. foyer. vestibule. doorway. foyer giriş. methal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

doorway. entrance. entry. hors d'oeuvre. lobby. vestibule.

Yabancı Kelime

Fr. entraïnement

sp. alıştırma

Vücudun gücünü ve dayanıklılığını artırmak için yapılan uygulama, hazırlık çalışması.

Yabancı Kelime

Fr. entraîneur

sp. çalıştırıcı

Bir spor dalında, sporcuyu eğiten, yetiştiren ve çalıştıran kişi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonded warehouse. entrepot. packing house. storehouse. warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse. bonded warehouse. bounded warehouse. entrepot. bond. chandlery. store warehouse. principal store. wharfage.

Yabancı Kelime

Fr. anthropocentrisme

fel. insanmerkezcilik

İnsanı evrenin merkezi sayan, bütün öbür yaratıkların insan için yaratılmış olduklarını söyleyen dinî nitelikli öğreti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidentally. by the way. between brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. as plain as a pikestaff. manifest. very clear. glaring. wide-open. conspicuous. crying. beyond dispute. without dispute. evident. evidential. evidentiary. gross. incontrovertible. self-evident. transparent. obviously. clearly. evidently. ope.

Türkçe - İngilizce Sözlük

aboveboard. explicit. incontrovertible. obvious. palpable. wide open. very clear. self-evident.

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. self-evident. clear. open. wide open. crystal clear. as clear as crystal. self evident. glaring. plain as a pikestaff. plainly. signal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart hotel. apartment hotel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. apartment building. apartment block. apartment house. rooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

building. apartment building. apartment block. apartment house. rooms. room.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apartment building. apartment house. apartment block. appartement. flatted house.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). apartman dairesi. apartment house apartman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay anlaşılır, idrak edilir; açık, vazıh; gözle görülebilir, meydanda olan, ortada olan; zahiri, görünüşte olan. heir apparent taht, unvan vb'nin vârisi. apparent time mahalli saat. apparently (z). görünüşte, galiba; güya. apparentness (i

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teskin etmek, yatıştırmak; tatmin etmek; bastırmak, susturmak. appeasable (s). teskin olunabilir, yatıştırılabilir, bastırılabilir. appeasement (i). yatıştırma; (pol). harp tehdidinde karşı tarafa taviz verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eşit olarak bölmek, paylaştırmak, taksim etmek. apportionment (i). pay; paylaştırma, bölme, taksim, hisselere ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). değer biçmek, kıymet takdir etmek, keşfini yapmak; tahmin etmek. appraisement (i). değer biçme, kıymet takdir etme; tahmin appraiser (i). muhammin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f) çırak; (den). miço; (f). usta yanına çırak olarak vermek, usta yanına koymak. apprenticqship (i). çıraklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). haber vermek, bilgi vermek; paha biçmek, kıymet takdir etmek. apprizer (i). muhammin. apprizement (i). paha biçme; haber verme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bishop's seat or throne, in ancient churches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ada Programming Software Enviroment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ada Programming Support Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A semicircular and usually vaulted projection from a rectangular structure Origins of the word are classical, but it is most commonly used to describe an element of a Gothic church A recess, usually singular and semi-circular, at the east end of a Christi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Association for Persons in Supported Employment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the two points of an orbit, as of a planet or satellite, which are at the greatest and least distance from the central body, corresponding to the aphelion and perihelion of a planet, or to the apogee and perigee of the moon.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The rate data is transferred by the user access channel The speed of the access channel determines how rapidly the end user can inject data into a frame relay network. The standard Mallinckrodt grade of analytical reagents; suitable for laboratory and gen

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autoregressive AR models include past observations of the dependent variable in the forecast of future observations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Armor Rating To achieve a hit, you must roll over the character's AR Rolls Equal to or less than the AR, down to a 10, are considered a hit to the opponents armor, and damage is figured to the SDC All Player Characters have a natural AR of 12 Others have

Türkçe - İngilizce Sözlük

Administrative Record, a required,comprehensive file of documents that forms the basis of decisions made regarding cleanup.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Accounts Receivable. analytical standard of reagent purity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application Relay An NRS term which, for mail, refers to the name of another entity which the mail should be sent to. antireflective coating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AGRICULTURAL RESIDENTIAL DISTRICT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

half time. intermediate. break. interval. intermission. distance between two things. relation between people. interlude. space. spacing. intermediary. interstice. hiatus. cessation. inherent delay. interruption. interspace. letup. lull. meantime. recess.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apple Remote Access, a protocol allowing network access from Macintosh systems via dialup Now almost entirely obsolete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutory judgment. interlocutory decree. interlocutory decision. interlocutory sentence. order of the court. interim order. interlocutory order. interlocutory writ.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15 - 25 kilometre süratle çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi ‘sodyum azide’dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanıyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaNS’ün bulunduğu tüpe bir elektrik sinyali gönderir. Burada çok küçük bir spark oluşur ve bunun yarattığı ısıdan da NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Hava yastıkları 80’li yılların başında ortaya çıktıklarından beri binlerce hayatı kurtarmışlardır. Aslında hava yastıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında uçakların yere çakılmalarında bir önlem olarak tasarlanmış ve ilk patent o zamanlarda alınmıştı.

Hava yastıklarının arabalara uygulanmasında birçok problemle karşılaşıldı. Basınçlı havanın araba içinde muhafazası, süratle şişmenin sağlanması, ani şişme sırasında yastığın patlamasının veya kişiye zarar vermesinin önlenmesi vs...

Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir.

İkinci olarak yastığa ne zaman şişeceğini bildiren, arabanın ön tarafında bir sensör vardır. Bir tuğla duvara yaklaşık saatte 15-25 kilometre süratlşe çarpıldığında oluşacak kuvvet karşısında sinyal verecek şekilde ayarlanmıştır.

Son olarak da şişme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salıverilmesiyle şişmezler. Bir kimyasal reaksiyonun sonucunda şişerler. Bu kimyasal reaksiyonun ana maddesi “sodyum azide”dir, yani NaN3. Normal şartlarda durağan olan bu molekül ısıtılınca anında ayrışır ve ortaya nitrojen gazı çıkar. Çok az miktarından, yani 130 gramından 67 litre nitrojen çıkabilir.

Ancak bu ayrışmadan ortaya bir de sodyum (Na) çıkar ki, çok reaktiftir. Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir gaz daha kullanabiliyorlar ki, bu da potasyum nitrattır (KNO3). Bu reaksiyondan da yine ortaya nitrojen çıkar.

Arabanın önündeki sensör belli bir seviyenin üstündeki çarpmada, NaN3 çözülür, açığa çıkan nitrojen hava yastığına dolarak şişirir. Burada ilginç olan sensörün çarpmayı algılaması ile yastığın şişmesi arasında geçen zamandır. Sadece 30 milisaniye yani 0.030 saniye.

Bir saniye sonra yastık üzerindeki özel delikler vasıtası ile kendi kendine söner ve kazazedeye devamlı baskı yapılmasına mani olur.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzoz gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle bir alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi pek çok model binek arabalarda arka kapıların camları dibine kadar tam açılamaz. Yaklaşık üçte bir mesafeye gelince dururlar. Tabii bu sürücüler için bir problem değildir. Onlar ön camları tam açıp püfür püfür giderler. Klimalı araç sayısı çoğalıp tüm camların kapalı tutulması durumu ortaya çıkınca arka camların tam açılamaması konusu gündemden iyice düşmüştür.

Arabaların arka camlarının tam açılmamasının içeriye egzos gazı, böcek veya gürültü girmesiyle ve arabanın emniyetiyle biri alakası yoktur. Arabaları dizayn eden mühendisler bunu kullanıcıların çocuklarının arabadan sarkmamaları için tercih ettiklerini söylüyorlar. Hatta arka camların açılmaması için arabaya kilit dahi koyuyorlar.

Gerçek ise farklıdır. Performansı en yüksek arabayı yapabilmek için katlanılması gereken bir durumdur bu. Dikkat ederseniz orta ve küçük boy arabaların çoğunda arka tekerlekler arka kapılara çok yakındır. Bu nedenle ön ve arka kapıların şekilleri farklıdır. Ön kapıda camın dibine kadar girmesi için yer varken arka kapılarda tekerleğin ve çamurluğunun konumlarından dolayı alt kısım daraldığından yer yoktur. Bu, şekilden dolayı zaten arka kapıdan inmek de daha zordur. Cam, kapının düz devam eden kısmındaki yuvasına kadar inebilir, daha sonra gidebileceği bir yer yoktur.

Peki arabalarımızın kapıları niçin arkadan öne doğru açılıyor? Bir sürücü olarak kapınızı hep sol elle açtığınız dikkatinizi çekti mi? Kapı arkadan öne doğru açıldığından zaten sağ elle hiç denemeyin sorun yaşarsınız. Arabaların ilk yapıldıkları zamanlarda kapıların menteşe ve kilit sistemleri bugünkü kadar sağlam değildi. Ancak insanların çoğu sağ ellerini kullandıklarından sürücü tarafındaki kapı önden arkaya açılır şekilde yapılıyor, diğer kapı(lar)da da bu şekle uyuluyordu.

Bu durum hareket halinde iken aniden açılan kapının karşıdan gelen hava akımıyla kapanamamasına hatta kopmasına yol açabiliyordu. Bu nedenle kapıların arkadan öne doğru açılır şekilde yapılmasına başlandı. Artık kilit kazara boşalsa bile karşıdan gelen hava akımı kapının açılmasına müsaade etmiyordu.

Konu arabalardan açılmışken fabrikadan yeni çıkmış arabalardaki güzel kokudan da söz edelim. ‘Yeni araba kokusu’ denilen ve insanların hoşuna giden bu koku tek bir koku olmayıp, birçok kokunun birleşmesinden oluşan çok özel bir kokudur. Zamanla kaybolur ve arabaya asılan suni koku yayıcılardan hiçbirinin kokusu onun yerini tutamaz.

Bu koku, boya ve boyadan önce kullanılan astar boya, konsolda, pencere ve kapılarda kullanılan

lastik ve plastik malzemelerin kokularının bir karışımıdır. Bunlara yapıştırıcıların, izolasyon malzemelerinin, koltuklardaki kumaşın, deri parçalarının ve döşemelerde kullanılan vinilin kokuları da karışır. Ortaya çok özel ve taklidi imkansız bir koku çıkar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vehicular. vehicle. means. appliance. tool. instrument. facility. implement. medium. organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

instrument. tool. vehicle. means. appliance. implement. medium. organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agent. intermediary. middleman. mediator. go-between. broker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermediary. agent. go-between. mediator. middleman. negotiator. conciliator. us- weather market-maker. fixer. friendly arbitrator. go- between. go between. interagent. interceder. intercessor. intermediate. intermediate agent. mesne. transactor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediation. intervention. mediatorship. agency. agency business. intercession. intermediate trade. procuration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mediation. intervention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Shadow Rift N/A. any of various strong liquors distilled from the fermented sap of toddy palms or from fermented molasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gap. interval. space. opening. time. moment. passageway. corridor. toilet. watercloset. ajar. half open.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spaced-out. sparse. discontinuous. episodic. fitful. intermittent. scattered. spasmodic. sporadic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermittent. spasmodic. spaced. at intervals.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spaced. at intervals. intermittent. sporadic. periodic.

Yabancı Kelime

Fr. arrangement

müz. düzenleme

Belirli bir düzene göre bir araya getirilmiş olan nesne.

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. special composition. setout.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for Apple Remote Access Protocol, an Apple authentication protocol which uses challenges and responses, like CHAP, to avoid sending clear text passwords through the network.

Türkçe - İngilizce Sözlük

research. exploratory. explorative. inquisitional. inquisitorial. investigative. inquiries. research. exploration. search. study. review. inquiry. ascertainment. checkback. checkover. checkup. discourse. disquisition. investigation. probe. pursuit. q.

Türkçe - İngilizce Sözlük

researcher. research man. research worker. student.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). arbour (i). çardak, kameriye; (mak). mil, dingil. Arbor Day ABD'de ağaç dikmeye tahsis edilen bir ilkbahar günü. arborvitae (i). ömür ağacı, dirim ağacı, mazi ağacı, (bot). Thuya orientalis. arbored (s). kameriyeli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A place in which a collection of rare trees and shrubs is cultivated for scientific or educational purposes. a facility where trees and shrubs are cultivated for exhibition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A landscaped space where trees, shrubs, and herbaceous plants are cultivated for scientific study, educational purposes, and to foster appreciation of plants.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). arktik, Kuzey Kutbuyla ilgili veya o bölgede bulunan; çok soğuk. Arctic Circle Kuzey Kutup dairesi. Arctic Current Kuzey Buz Denizinden gelen akıntı. arctic fox kutup tilkisi. Arctic Ocean Kuzey Buz Denizi. Arctic Zone Kuzey Kutbu ile Kuzey Kutup

Türkçe - İngilizce Sözlük

an agency of the Intelligence Community that conducts advanced research and development related to information technology.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ateşli, gayretli, şevkli, hararetli. ardently (z). gayretle, şevkle, istekle. ardency (i). ateşlilik; şevk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential. successive. successor. consecutive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The area in the central part of an amphitheater, in which the gladiators fought and other shows were exhibited; so called because it was covered with sand.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any place of public contest or exertion; any sphere of action; as, the arenaof debate; the arena of life. 'Sand' or 'gravel' in the kidneys. a playing field where sports events take place the central area of an ancient Roman amphitheater where contests an

Türkçe - İngilizce Sözlük

a particular environment or walk of life; 'his social sphere is limited'; 'it was a closed area of employment'; 'he's out of my orbit'. the central area of an ancient Roman amphitheater where contests and spectacles were held; especially a sand-strewn are

Türkçe - İngilizce Sözlük

In an arena audience members are seated in tiers on three sides of the stage in a configuration that resembles a horseshoe The Perelman Theater's center section of seats is removable, allowing for arena seating.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Stage entirely surrounded by the audience; also known as theater-in-the-round. a sports hall.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An area from which shared memory is allocated Usually the arena is the default one created by pfInit or pfInitArenas, but some objects may be created in any arena returned by acreate OpenGL Performer calls that accept an arena pointer as an argument can a

Türkçe - İngilizce Sözlük

The central open space of an amphitheater; also, any building for public contests or displays in the open air. an industrial sector within which a practice occurs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An experimental Web browser program, being developed at CERN.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Part of the ancient amphitheatre strewed with sand and used for the combats of gladiators and wild beasts.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A huge structure, focused around organized battles There is a small community of residents comprised of gladiators, shopkeepers, scribes, etc The arena is often viewed as a city in its own right.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It inhabits the mountains of Siberia and central Asia. wild sheep of semidesert regions in central Asia.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Arjantin. Argentine (s)., (i). Arjantinli.

ELEMENTLER

Simgesi: Ar

Atom Numarası:18

Kütle Numarası: 39,848

Yoğunluk: 1,784 g/cm3

Erime Sıcaklığı: -189,3 °C

Kaynama Sıcaklığı:-185,8 °C

Renksize ve kokusuz bir gazdır. Atmosferdeki oranı yaklaşık % 1’dir.

Bir soygaz olduğu için öteki elementlerle bileşik oluşturmaz.

Bu özelliğinden dolayı elektrik ampullerinde kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance regarded as an element, contained in the atmosphere and remarkable for its chemical inertness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colorless, odorless inert gas sometimes used in the spaces between the panes in energy efficient windows This gas is used because it will transfer less heat than air Therefore, it provides additional protection against conduction and convection of heat

Türkçe - İngilizce Sözlük

Argon is a natural element that comes in a gaseous form It will not react with other elements so it makes a good air-replacement insulator for use in experiments Small amounts of argon exist in the Earth's atmosphere.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A colorless, odorless element Uses include shield in arc welding, furnace brazing, electric and specialized light bulbs and for use in geiger-counting tubes, and lasers Hazard: May cause dizziness and drowsiness and rapid suffocation In liquid form, is ex

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gas and air constituent used to fill insulating units to increase thermal performance in windows.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inert gas that makes up less than one percent of air.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inert gas used in incandescent and fluorescent lamps Inincandescent lamps it helps to retard evaporation of tungsten filament. a dense gas generally used to insulate drysuit diving Not for breathing purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gas which, when mixed with mercury, is used in fluorescent lamps and neon tubes In neon tubes, the combination of gases creates a blue color In a neon tube by itself, argon is a pale lavender. an inert gas that makes up less than one percent of air.

Yabancı Kelime

Fr. argument

kanıt

Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa; karşısındakileri ikna etmek için öne sürülen delil veya hususlar; bir kitabın savunduğu fikirlerin özeti. argumen'tal (s). münakaşa veya delil göstermeye ait. argumenta'tion (i). tartışma, münakaşa; yargılama, muhakeme. argumen'

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Room Identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air-conditioning and Refrigeration Institute An independent body that sets standards for the air conditioning industry and rates the capacity and efficiency of manufacturers equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Average Recurrence Interval, of a rainfall event.

Türkçe - İngilizce Sözlük

detergent. conditioner. sterilizer. purger. refiner. rectifier. filter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

refining. refinement. purification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

purification. clarification. refinement. decontamination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

refinement. purification. cleaning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

purification. clea sing. refining. treatment. sublimation. reduction. reducing. cleaning. processing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

malfunction. defect. fault. failure. breakdown. trouble. obstruction. unevenness. roughness of a country. accidental. tie-up. profile. accident. hitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of order. defective. rugged. rough. uneven. broken. damaged. accidented. undulating. hilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. casual. temporary.

Ülke

(Argentina) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın güneyinde, güneyde Atlas Okyanusu kıyısında yer alır. Atlas Okyanusuna kıyısı 4.000 km`yi aşar. Güneyinde ve batısında Şili, kuzeyinde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğusunda Brezilya ve Uruguay yer alır.

Coğrafi konumu: 34 00 Güney enlemi, 64 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Güney Amerika.

Yüzölçümü: toplam: 2,766,890 km².

Kara: 2,736,690 km².

Su: 30,200 km².

Sınırları: toplam: 9,665 km.

Sınır komşuları: Bolivya 832 km, Brezilya 1,224 km, Şili 5,150 km, Paraguay 1,880 km, Uruguay 579 km.

Sahil şeridi: 4,989 km.

İklimi: Arjantin, tamamen güney yarıkürenin ılıman iklim kuşağında yer alır. Kuzeyinde yağmurlu subtropikal iklim hakimdir, güney bölgesinde ise sub-kutupsal bir iklim hakimdir. Yazları hava sıcak ve rutubetli kışları ise serindir.

Arazi yapısı: Kuzeydoğudaki astropik düzlükler, Pampalar, Patagonya ve dünyanın en sarp yükseltilerinin bulunduğu Andlar Bölgesi olmak üzere Arjantin dört ana bölgeye ayrılır. Arjantin topraklarının büyük bölümü kıraç yada yarı-kıraçtır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Laguna Del Carbon -105 m; en yüksek noktası: Cerro Aconcagua 6,960 m.

Doğal kaynakları: Pampalarda verimli topraklar, kurşun, çinko, kalay, bakır, demir yatakları, manganez, petrol, uranyum.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %10.

Otlaklar: %52.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %19 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 15,500 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Andlar Bölgesinde yer alan San Miguel de Tucuman ve Mendoza arazileri deprem riski taşırlar; Pampalar başlayan şiddetli kasırgalar kuzeydoğuya doğru ilerleyebilirler; yoğun su baskınları yaşanabilir.

Coğrafi Not: Güney Amerika’nın ikinci en büyük ülkesi. (Brezilya’dan sonra).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 39,921,833 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.2 (erkek 5,153,164; kadın 4,921,625).

15-64 yaş: %64.1 (erkek 12,804,376; kadın 12,798,731).

65 yaş ve üzeri: %10.6 (erkek 1,740,118; kadın 2,503,819) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.96 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.4 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.7 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.97 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 14.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 76.12 yıl.

Erkeklerde: 72.38 yıl.

Kadınlarda: 80.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.16 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.7 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 130,000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 1,500 (2003 verileri).

Ulus: Arjantinli.

Nüfusun etnik dağılımı: beyazlar (çoğunlukla İspanyol ve İtalyanlar) %97, melezler, Amerika Kızılderilileri ve diğer beyaz olmayan gruplar %3.

Din: Roma Katolikleri %92 , Protestanlar %2, Museviler %2, diğer %4.

D

Türkçe - İngilizce Sözlük

argentinian. argentin. argentine. argentinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In it Moses placed the two tables of stone containing the ten commandments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large flatboat used on Western American rivers to transport produce to market. a boat built by Noah to save his family and animals from the Flood sacred chest where the ancient Hebrews kept the two tablets containing the Ten Commandments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sacred chest where the ancient Hebrews kept the two tablets containing the Ten Commandments. a boat built by Noah to save his family and animals from the Flood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

You must have come out of the ark, or you were born in the ark, because you are so old-fashioned, and ignorant of current events.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cabinet that houses the Torah In the Torah, the Ark contained the tablets of the Ten Commandments In Hebrew, it is called the 'Aron Kodesh '. a large, flat-bottomed boat, as in: They loaded the grain on the ark and floated it down the river. 1 A sacre

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicability. amity. attachment. companionship. company. comradeship. fellowship. friendship. society. togetherness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

without influential friends.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kol; dal; mil: şube; pazı; koy, küçük körfez; kuvvet, güç, otorite. armchair (i).koltuk.armful (i). kucak dolusu. armhole (i)., (terz). kolevi.armlet (i). kısa kol (elbise) ; pazıbent; halis, koy. arm of the law güvenlik kuvvetleri. armpit (i).

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autoregressive Moving Average A time-series model that includes both AR and MA components See also AR and MA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Auto-Regressive Moving Average A time series model that includes both AR and MA components See also AR and MA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Specifically, the Spanish fleet which was sent to assail England, a. d. 1558. a large fleet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. bestowal. bounty. gratuity. presentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. present hediye. award. prize ödül.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gift. present. anniversary volume. box. buying incentive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This refers to the smell of brewed coffee It is a sensation linked closely to flavor Some key words relating to aroma are faint, delicate, moderate, strong and pungent Some of the more subtle nuances are 'floral' or 'winy' characteristics.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Odors in the wine that originate from the grape alone These varietal fragrances can change during fermentation and aging.

Türkçe - İngilizce Sözlük

I'm stepping on some toes here Aroma is the overall smell of the wine due to natural fruits, fermentation and aging Traditionally this has not been the case but in this case tradition is screwy!! See Bouquet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term loosely used to describe the smell of wine, specifically it refers to the smells that derive from grapes and from fermentation Now it more commonly means the wine's total smell, including changes that resulted from oak ageing or that occurred in th

Türkçe - İngilizce Sözlük

Address Resolution Protocol A network protocol that allows hosts to discover a node's hardware address from its IP address ARP requests are generally sent as broadcast to all nodes, and the node whose IP address matches that in the request replies The arp

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency The agency which initially sponsored the development of the ARPAnet, the forerunner of the Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency The governmental organization responsible for creating the beginnings of the Internet. sponsored a wide area network called ARPANET Today ARPA is called DARPA and the network is called The Internet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency Now called DARPA, the U S government agency that funded the ARPANET.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency The US governmental agency responsible for creating the ARPANET, the ancestor of the Internet Now known as Defense Advanced Research Projects Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Defense Advanced Research Projects Agency is the central research and development organization for the Department of Defense It manages and directs selected basic and applied research and development projects for DoD, and pursues research and technolo

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency of the U S Department of Defense ARPA funded research and experimentation with ARPANET, the predecessor to the Internet See also TCP/IP. 'The Defense Advanced Research Projects Agency is the central research and developme

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Project Agency of the Department of Defense.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency Research and development organization that is part of Department of Defense ARPA is responsible for numerous technological advances in communications and networking ARPA evolved into DARPA, and then back into ARPA again S

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Project Agency USA's defense department agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Advanced Research Projects Agency , founded in 1957 by President Eisenhower and controlled by the U S Department of Defense, was part of the U S reaction to the Soviet Union's launch of Sputnik.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is the U S Advanced Research Projects Agency. US governmental organization responsible for creating an experimental network which heralded the beginning of the Internet Now known as Defence Advanced Research Projects Agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Research Projects Agency An agency of the U S Department of Defense responsible for the development of new technology for use by the military ARPA was responsible for funding much of the development of the Internet we know today, including the Be

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (huk). mahkeme huzuruna çağırıp cürüm isnat etmek, suçlamak, itham etmek; kusur bulmak. arraigning, arraignment (i)., (huk). mahkemede davayı resmen sanığa tebliğ etme; kusur veya kabahat yükleme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

archive. archives. record office. records. muniments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

archives. muniment room. record. record office. old records.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. barefaced. cheeky. impudent. unblushing. sassy. unabashed. bare faced. vigorous. bold. bold-faced. brassy. calm. daft. flip. flippant. fresh. hard-bitten. hardy. malapert. perky. pert. randy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

audacious. barefaced. blatant. bold. brazen. cheeky. fresh. gross. impudent. shameless. saucy. vigorous.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shameless. impudent. violent. brassy. free. hoggish. impertinent. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The second person singular, indicative mode, present tense, of the substantive verb Be; but formed after the analogy of the plural are, with the ending -t, as in thou shalt, wilt, orig. an ending of the second person sing. pret.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The employment of means to accomplish some desired end; the adaptation of things in the natural world to the uses of life; the application of knowledge or power to practical purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An image format with extremely aggressive compression at the expense of quality This format is most frequently seen by AOL users as AOL automatically compresses online images of other formats into Johnson-Grace images This is why AOL users often do not se

Türkçe - İngilizce Sözlük

A form of human activity created primarily as an aesthetic expression, especially, but not limited to drawing, painting and sculpture. 1 audible ringing tone A signal sent back to the calling party to indicate the called number is ringing 2 administrative

Türkçe - İngilizce Sözlük

Detail Inventory Table category including: drawings, engraving, frame, heads, images, likeness, maps, miscellaneous, painting, pictures, portraits, prints, profiles, and sculptural. human endeavor thought to be aesthetic and have meaning beyond simple des

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Reasoning Tool, is an expert system software development environment from Inference-Corporation ART provides knowledge engineers with a comprehensive set of knowledge representation and storage techniques and graphics capabilities for building e

Türkçe - İngilizce Sözlük

All treatments or procedures that involve the handling of human eggs and sperm for the purpose of establishing a pregnancy Types of ART include IVF, GIFT, ZIFT, embryo cryopreservation, egg or embryo donation, and surrogate birth. 1 Unconscious potential

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) makale, yazı; bent, madde, fıkra, fasıl, bahis; ey, nesne, madde; kısım; gram harfi tarif ve harfi tenkir : (zool) boum, bitki boumu articles of apprenticeship usta ile çırak arasında anlama articles of association şirket mukavelesi

Türkçe - İngilizce Sözlük

left. waste. residual. anymore. no longer. no more. at that. dregs. leftover. scraps. waste. discard. spoils. rest. dreg. dross. effluent. fag-end. hog-wash. refuse. remainder. remnant. residual. residue. shoddy. tag end.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dross. oddment. offal. refuse. remainder. remains. remnant. residual. residue. rump. scrap. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük

left. leftover. overage. rest. remainder. refuse. surplus. excess. residue. offal. waste product. increment. residual. anyhow. anyway. ever. hangover. leavings. now. remnant. residuary. scrap. tag. tag end. trim. waste.

Türkçe - İngilizce Sözlük

surplus value. residual cost / value. incremental value. appreciation surplus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increment. saving. economizing. auction billing. augmentation. enhancement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augment. add. upgrade. raise. bid up. economize. save. aggrandize. amplify. boom. boost. build up. bump up. compound. deepen. eke out. enhance. escalate. exalt. fade up. gain. heighten. improve. outbid. overbid. put on. scale up. screw up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

augment. boost. compound. develop. heighten. increase. redound. save. to increase. to raise. to augment. to enhance. to boost. to bump sth up. to step sth up. to put away. to economize. to save.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. to increase. to add to. to save. to raise the bid at an auction. to overbid. augment. deepen. heighten. multiply. raise. run up. swell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augmentation. rise. rising. raise. addition. climbing. explosion. accrual. advance. enhancement. increment. jump. step-up. up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

boom. boost. buildup. gain. growth. increase. increment. leap. multiplication. rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augmentation. remaining. accretion. accrual. build up. escalation. gain. rise. upswing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A practicing fine artist who is not necessarily a resident of the Kansas City metro area Generally recognized by critics and peers as a professional of serious intent and ability The artist may not be a member of the project architectural firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An attribute which may be used in the Recording and Source elements to specify the name of the recording artist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The traditional skills of fine artists like painters or sculptors in visually defining and describing objects is a core influence on the work of the designer for industry Designers in Britain in the early years of the 20th century were called commercial a

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. improvement. gain. pickup. accession. increment. scaling. step-up. swell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accession. gain. increment. rise. increase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. growth. argumentation. leftover. access. accession. gain. growing. increment. ratchet effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük

increase. augment. go up. rise. scale up. be left. be left over. accrete. accrue. advance. ascend. deepen. harden. heighten. mount up. remain. soar. step up. swell. wax.

Türkçe - İngilizce Sözlük

augment. develop. escalate. grow. increase. proliferate. to increase. to go up. to augment. to mount. to remain. to be left over.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Karayip Denizinde bir ada Venezuela’nın kuzeyinde yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 12 30 Kuzey enlemi 69 58 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 193 km².

Kara: 193 km².

Su: 0 km².

Sınırlar komşuları: 0 km.

Kıyı uzunluğu: 68.5 km.

İklimi: tropikal deniz.

Arazi yapısı: Sınırlı bitki örtüsüne sahip düz tepelikli bir araziye sahiptir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m; en yüksek noktası: Jamanota Dağı 188 m.

Toprakları: tarıma elverişli: %10.53.

Otlaklar: %0.

ormanlar: %0.

Diğer: %90 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 0.01 km².

Doğal afetler: Tropikal fırtınalar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 71891 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaşlar: %19.5 (erkek 7175; kadın 6849).

15-64 yaşlar: %68.2 (erkek 23894; kadın 25140).

65 yaşlar ve üzeri: %12.3 (erkek 3616; kadın 5217) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.44 (2006 verileri).

Cinsiyet oranı: doğumlar: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.93 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 5.79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ulus: Arubalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Karayip yerlileri ile beyazların karışımı %80.

Dinler: Roma Katolikleri %82 Protestanlar %8 Hinduistler Müslümanlar Museviler.

Diller: Flemenkçe (resmi) Papiamento (İspanyol Portekiz Hollanda İngiliz lehçesi) İngilizce (yaygın) İspanyolca.

Okur yazar oranı: Toplam nüfus: %97.

Yönetimi

Ülke ismi: Aruba.

Bağımlılık durumu: Hollanda Krallığına bağlıdır.

Yönetim biçimi: parlamenter demokrasi.

Başkent: Oranjestad.

Bağımsızlık günü: yok (Hollanda’ya bağlıdır).

Milli bayram: Bayrak günü 18 Mart.

Anayasa: 1 Ocak 1986.

Hukuk sistemi: Hollanda Medeni hukuku ve İngiliz Genel hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu kuruluşlar: Caricom (Karayipler Topluluğu ve Ortak Pazarı) ECLAC (Birleşmiş Milletler Latin Amerika ve Karayipler Komisyonu) Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı) IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü) WCL (Dünya Emek Konfederasyonu) WToO (Dünya Turizm Örgütü).

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Turizm Aruba ekonomisinin başlıca desteğidir. Offshore bankacılık ve petrol arıtımı da önemli sektörlerdendir.

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2005 verileri).

İş gücü: 41500 (2004 verileri).

Sektörlere göre işgücü dağılımı: Genellikle işgücü otel ve restoranlarda toptan - perakende ticarette ve petrol arıtım işlerinde yoğunlaşmıştır.

İşsizlik oranı: %6.9 (2005 verileri).

Endüstri: turizm gemi taşımacılığı petrol arıtımı.

Elektrik üretimi: 770 milyon kWh (2003).

Elektrik üretimi için kaynaklar: Fosil yakıtlar: %100.

Hidro: %0.

Nükleer: %0.

Diğer: %0 (2003).

Elektrik tüketimi: 716.1 milyon kWh (2003).

Elektrik ihracatı: 0 kWh (2003).

Elektrik ithalatı: 0 kWh (2003).

Tarım ürünleri: aloe; çiftli

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any individual ennobled by his/her own continuing effort on the path to enlightenment. an aspiring soul, one who rises to the noble aspiration and who does the great labour as an offering in order to arrive at the good and the bliss [Ved ].

Türkçe - İngilizce Sözlük

presentation. demonstration. submission. offer. supply. preferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

offer. presentation. demonstration. submitting. submission. supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the earth. land. presentation. demonstration. submitting sth to one's superior. offer. latitude. submission. world.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring in. lodge. offer. peg out one's claim. prefer. present. proffer. propose. propound. put in. send in. show. submit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

will. thirst. desire. longing. yearning. wish. want. request. affect. appetence. appetency. appetite. aspiration. conation. craving. hankering. hunger. intentness. lust. maggot. passion. prurience. pruriency. rage. urge. yen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

desirous. ambitious. athirst for. longing. yearning. wishful. agog. avid. prurient. solicitous. wistful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Denoting equality or likeness in kind, degree, or manner; like; similar to; in the same manner with or in which; in accordance with; in proportion to; to the extent or degree in which or to which; equally; no less than; as, ye shall be as gods, knowing go

Türkçe - İngilizce Sözlük

For instance; by way of example; thus; used to introduce illustrative phrases, sentences, or citations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a very poisonous metallic element that has three allotropic forms; arsenic and arsenic compounds are used as herbicides and insecticides and various alloys; found in arsenopyrite and orpiment and realgar. a United States territory on the eastern part of t

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous System, a unique number identifying an Internet-connected network that has routing policies distinct from their upstream connection Used in the BGP routing protocol.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Autonomous System On the Internet, an autonomous system is the unit of router policy, either a single network or a group of network that is controlled by a common network administrator on behalf of a single administrative entity An autonomous system is al

Türkçe - İngilizce Sözlük

Apollo-Saturn The NASA mission designator for Apollo project missions launched using one of the Saturn family of rocket boosters NASA's convention in the 1960s and 1970s for designating a mission used one letter to represent the responsible project and on

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application Server. sessment: A charge imposed by a co-operative or condominium apartment building on apartment owners to cover the cost of an improvement on the building Assessments are levied proportionately to the number of shares or the percentage of

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ancient name of a gum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film speed rating The numbers are identical to those in the ISO system.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Assistant Secretary of the Army for Research, Development and Acquisition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the following. the undermentioned. downstairs. lower. nether.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contempt. humiliation. insult. abasement. contemptuousness. disparagement. insolence. mortification. opprobrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nobility. nobelness. definitive appointment. blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

acting as principal and not as a representative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

definitive / permanent appointment. definitive appointment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As soon as possible In ITV, this term means 'as soon as possible after NTID projects, RIT projects for deaf students, exchange projects with use dates, and exchange projects without use dates '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Metasolv, formerly Nortel Networks, and Architel Solutions product referred to as Automatic Service Activation Program ASAP delivers service activation through the process of receiving service requests from the service order entry system, translating them

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğrusunu anlamak, tahkik etmek, araştırmak, soruşturmak. ascertainable (s). soruşturulabilir, tahkik edilebilir , anlaşılabilir. ascertainment (i). soruşturma , tahkik, anlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük

asphalt. blacktop. motorway. pavement. tarmac.

Türkçe - İngilizce Sözlük

asphalt. pavement. tar. tarmac. asphalted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disobedient. insurgent. rebel. beat. contumacious. insubordinate. insurrectional. insurrectionary. mutinous. rebellious. seditious. ungovernable. unruly. unsubmissive. wayward. insurgent. insurrectionist. mugwump. mutineer. rebel. rioter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insubordinate. insurgent. mutineer. rebel. rebellious. refractory.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebel. rebellious. refractory. contumacious. disaffected. disobedient. insubordinate. insurgent. insurrectionist. mutineer. mutinous. rebellious assembly. stormy petrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

additional skill identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Speed Indicator Tells you how fast you moving through the air HAZARD THE ASI IS AN ALMOST HYPNOTIC DEVICE IT WILL TRY TO PULL YOUR EYES TOWARDS IT AT EVERY OPPORTUNITY, NORMALLY TO THE DETRIMENT OF YOUR FLYING USE LOOK-OUT AND ATTITUDE FOR SPEED CONTR

Türkçe - İngilizce Sözlük

Additional Skill Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Application Service Identifier A string token used in uOne applications signifying functionality offered by the given application Used by TNT for routing/Group Handoff decisions.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a line spoken by an actor to the audience but not intended for others on the stage. a message that departs from the main subject. on or to one side; 'step aside'; 'stood aside to let him pass'; 'threw the book aside'; 'put her sewing aside when he entered

Türkçe - İngilizce Sözlük

In drama, a few words or a short passage spoken by one character to the audience It is a theatrical convention that the aside is not audible to other characters on stage Compare with soliloquy, below.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. blazing. clear. evident. unmistakable. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

true. real. original. actual. main. elementary. principal. cardinal. master. authentic. central. in chief. intrinsic. pivotal. virtual. principally. original. origin. origination. extraction. foundation. gist. groundwork. provenance. root-stock. foun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. essence. fountain. main. master. original. parentage. seed. virtual. foundation. base. reality. truth. origin. source. the original. real. true. genuine. essential. principal. primary. actually.

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. origin. original (copy. original. essence of a thing. essential. real.

Türkçe - İngilizce Sözlük

True. fundamental. family stock. capital stock. institutional copy. derivation. descent. essence. germ. original copy. pivotal. premier. prime. principal. source. stuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lordly. noble. permanent vekil karşıtı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

noble. aristocratic. official definitively appointed. permanent. principal. dignified. elevated. generous. gentle. great. high. high- born. master. U.

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. centenary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

age. century. century yüzyıl. period. time çağ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

century. age. time. period. era. reign.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a century old. centenary yüzyıllık.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Bir işin başında bulunan bir kimsenin yardımcısı. Daha çok profesör ve doçent yardımcıları için kullanılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To invite; as, to ask one to an entertainment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also known as the Ask Price or the Offer Price The price a seller is currently willing to accept for a particular security On NASDAQ, this is the price at which a market maker is willing to sell a stock.

Türkçe - İngilizce Sözlük

This represents the lowest price a prospective seller is willing to accept for a security.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The price at which the currency or instrument is offered.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Also referred to as the offer It represents the price at which someone is willing to sell their stock on a market order.

Türkçe - İngilizce Sözlük

love. attachment. zeal. keenness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

recruitment. recruiting. military service. service. soldiering. draft. enlistment. soldiery.

Türkçe - İngilizce Sözlük

excessive. exceeding. beyond. transcendent. transcendental.

Türkçe - İngilizce Sözlük

transcendent. in excess. over. more.

Şifalı Bitki

(Yabani acimarul, Karahindiba, Taraxacum officinalis, Dent de lion, Dandelion): Bileşikgiller familyasından, yol kenarlarında, çayır ve hendeklerde yetişen bir çeşit bitkidir. Yaprakları rozet şeklindedir. Çiçekleri sarıdır. Taze yaprakları salata olarak yenilebilir. Kökünde, Teraxacin, Levulin, Inulin ve şeker vardır. Yaprakları ilkbahar, kökleri ise sonbahar aylarında toplanıp kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür. Mesane ve kalınbağırsak iltihaplarını giderir. Gögsü yumuşatır, öksürüğü keser. Balgamlı ishalleri keser. Karaciger şişkinliğini indirir. Böbrek ve safra taşlarını düşürür. Sarılıkta faydalıdır. Anne sütünü artırır. Taze filizleri kırıldığı zaman akan sütü de dişleri temizler. Ögütülen kökü, kahveye de katılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

originally. essentially. fundamentally. intrinsically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

originally. fundamentally. basically.

Türkçe - İngilizce Sözlük

performing the duties of an office by right and not as a substitute. in the capacity of a principal and not agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. fundamental. essential. principal. radical. original. genuine. primitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

n A drug used in the treatment of arthritis, commonly found in a container with a childproof cap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çog)., (tic). emval, servet, mevcudat, aktif, varlık. assets and liabilities varlıklar ve borçlar asset and liability statement bilanço. current assets döner varlıklar. fixed assets sabit kıymetler, duran varlıklar. personal sssets menkul

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atama, tayin etme; tayin edilen şey; (huk). feragat etme, feragat senedi, havale senedi; davanın görulmesi için gün tayin edilmesi; müflisin malınl bir vekile emaneten teslim ve havale; temlik; okul ödevi, evde hazırlanacak ders assignment

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasnif etmek, sınıflandırmak, cinslerine göre ayırmak; uymak, uygun olmak, yakışmak. assorted (s). çesitli assortment (i). tasnif, sınıflandırma; çesitle

Türkçe - İngilizce Sözlük

Professor Andrew S Tanenbaum, writer of MINIX and several essential O/S books. aspartate aminotransferase.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A liver enzyme that is measured in the blood Elevations in this blood value are consistent with hepatitis or inflammation of the liver Often followed as a marker for response to treatment during a course of therapy for hepatitis C.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mechanism that signals an asynchronous event to a process.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آستانه] eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

( i). hayret, şaskınlık, şaşırma.be filled,(seized,struck). with astonishment şaşmak, şaşakalmak, donakalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sıkmak, sıkıştırmak, teksif etmek. astrin'gency (i). sıkıştırıcılık, sıkıcılık,kabız, kasılma astringent (i)., (s). Iokal olarak doku ve damarlan büzen ilaç; (s)sıkıştırıcı büzücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) Asunsion, Paraguay ,ın başkenti,

Türkçe - İngilizce Sözlük

The relation of some employment or action; occupied with; as, at engraving; at husbandry; at play; at work; at meat ; except at puns.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The relations of time, age, or order; as, at ten o'clock; at twenty-one; at once; at first.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a highly unstable radioactive element ; a decay product of uranium and thorium. 100 at equal 1 kip.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for AT Attachment, a disk drive implementation that integrates the controller on the disk drive itself There are several versions of ATA, all developed by the Small Form Factor Committee ATA: Known also as IDE, supports one or two hard drives, a 16-

Türkçe - İngilizce Sözlük

A period of active duty for training of 12 or 14 days each year, required of members as part of a Ready Reserve assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The model name of the second-generation, 80286-based IBM computer Many aspects of the AT, such as the BIOS, CMOS, and expansion bus, have become de facto standards in the PC industry The physical organization of the components on the motherboard is called

Türkçe - İngilizce Sözlük

father. ancestor. elder. forebear. forefather. foregoer. gee. parent. patriarch. predecessor. progenitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment Also known as IDE ATA defines the physical, electrical, transport, and command protocols for the internal attachment of storage devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment A popular 16-bit interface standard that extends the ISA bus of the IBM PC-AT to attach peripherals; it has evolved through over 5 generations; the original ATA is better known as IDE.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment A disk drive implementation that integrates the controller on the drive itself There are several versions of ATA, all developed by the Small Form Factor Committee: ATA: Also known as IDE, supports one or two hard drives, a 16-bit interface a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Technology Attachment; a disk drive interface standard for IDE.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Transport Association of America. 'Advanced Technology Attachment' - The common disk drive interface technology that puts the drive controller right on the drive itself There are a number of ATA versions, from the original a k a IDE) to the 33MBps ATA

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment Interface for hard drives. , in the US, is a national credential conferred by Accreditation Council for Accountancy and Taxation to professionals who handle sophisticated tax planning issues, including ownership of closely held businesses, q

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short for AT Attachment, a disk drive implementation that integrates the controller on the disk drive itself ATA: Known also as IDE, supports one or two hard drives, a 16-bit interface and PIO modes 0, 1 and 2 ATA-2: Supports faster PIO modes and multiwor

Türkçe - İngilizce Sözlük

Advanced Technology Attachment An interface standard generally used for data storage devices.

Türkçe - İngilizce Sözlük

AT Attachment - also known as IDE.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rash. reckless. confident. gutsy. daring. pushing. pushful. dapper. dashing. heady. mettled. mettlesome. militant. spunky. venturous. attack. push.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rash. bold. reckless. audacious. forward. impulsive. militant. nervy. venturesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük

inertia. lethargy. laziness tembellik. unemployment işsizlik. inertia süredurum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. placement. posting. assignation. assignment. co-optation. commission. creation. designation. installation. installment. instalment. institution. investiture. investment. nomination. preferment. cooptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. designation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

assignment. appointment. nomination. constitution. posting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Maker of early computers such as the Atari 400 and 800, which brought computers home for low prices, and later the Atari ST, which again earned attention for power at a low price, but also at a low quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Atari is an arrangement of stones where there is only one more move until a capture In the middle of the board, for example, if your stone is surrounded on three of the four sides by opposing stones, your stone is in atari.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherent of Atatürk's policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As an ending of participles or participial adjectives it is equivalent to - ed; as, situate or situated; animate or animated.

Türkçe - İngilizce Sözlük

As a noun suffix, it marks the agent; as, curate, delegate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is also used in the case of certain basic salts. goddess of criminal rashness and its punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

goddess of criminal rashness and its punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ATM Terminating Equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated test equipment used to perform electrical testing of integrated circuits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Test Equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Test Equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Test Equipment; computer controlled equipment used in the production testing of packaged ICs Test voltage sequences are applied and responses compared to data on file or to a known-to-be-good IC.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym: Automatic Test Equipment Also known simply as 'the tester' Computer driven hardware designed to test integrated circuits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automatic Test Equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Test Equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Equipment that automatically tests populated circuit boards and can be used to program Lattice ISP devices.

Genel Bilgi

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.

Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı ‘soğuk ışık’tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.

Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4’ünü, florasan ampul ise yüzde 10’unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına... Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkansızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştiirebildikleridir.

Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır.

Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.

Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.

Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiery. burning. passionate. ardent. fevered. feverish. armed. enthusiastic. aglow. eager. febrile. fervent. fierce. flamboyant. flaming. gut. hectic. het up. hot. impassioned. mettled. mettlesome. perfervid. racy. red-hot. skittish. sulphurous. sultr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablaze. ardent. fervent. feverish. fiery. heated. hot. impassioned. intense. passionate. quick. spirited. hot-blooded. torrid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiery. having fire. ardent. passionate. fervent. flaming. feverish. fierce. gallant. hot- blooded. igneous. impassioned. vehement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste. waste. waste product. faecal matter. contaminant. fallout. fall-out. contamination. faeces. refuse. rejectamenta. rejection. throw-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enterprise. leap. advance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap. dash. lunge. development. progress.

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush. dash. make a dash. take a step. adventure. burst. dart. embark. embark upon. fling. fly. hurl oneself. launch out into. leap. walk the plank. plunge. rip into. shoot ahead. stand out. stand out against. start in. throw on. throw oneself into. t.

Türkçe - İngilizce Sözlük

throwing. casting. discharging. swaggering. inventing. exaggeration. shooting. pitching. pulsation. pitch. round. shoot. shot. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A work in which subjects are exhibited in a tabular from or arrangement; as, an historical atlas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A volume of maps, plates, engravings, tables, etc with or without descriptive letterpress It may be an independent publication or it may have been issued to accompany one or more volumes of text. the result of a comprehensive survey of a large geographica

Türkçe - İngilizce Sözlük

An atlas is a package of maps coverring some part of the world, suitable for use in an application For instance an atlas might have maps of Scotland with more detailed coverage of major cities. a computer-controlled instrument which measures the Staple Le

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of maps in book or loose-leaf form, with a standard design, organized around a coherent theme For example, a world atlas, a national atlas, or an historical atlas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of two huge particle detectors being built for use in experiments at the LHC.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finest woven silk, the best quality of jacquard with the folklore that an entire yard of atlas can be strung through a small ring to show how fine the weave is Expensive and very exclusive and is mostly used for very formal or bridal wear and in collector

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. the slip. beat smb. to it. overcome. put off. get over. come through. bypass. circumvent. dish. dodge. escape. jump. let down. outwit. parry. pull through. shake. skip. slip. stall off. take. throw off. tide over. turn. ward off.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeze. cheat. circumvent. dodge. escape. fend. to make jump. to leap sth over sth. to recover from. to overcome. to escape. to elude. to avoid. to weather. to doge. to throw sth/sb off. to get rid of. to cheat. to evade.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sb jump. to have a narrow escape from. to overcome. to put off sb with empty promises. circumvent. come through. dodge. escape. fob off. send sb to the right about. shake. shed. shirk. to get through. weather.

Türkçe - İngilizce Sözlük

throwing. projectile. throwing. throw. shoot. chuck. cast. ejectment. banishment. bragging. elimination. postpone. fling. heave. heaving. hurl. inset. ouster. pelt. shy. volley.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Inner Reality , , Soul, but also: body, spirit, senses End of the I-illusion; Self-remembrance in unity with Krishna Atma: 'the Sun of Suns, the Effulgence of Effulgences; it is the Supreme Light, the Swayamjyothi, the Self-effulgent' Atma: Unconquerable,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Universal spirit The divine Monad The seventh principle, so-called in the septenary constitution of man. another name for the Soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spiritual principle. soul, an integral part of Brahma present in all.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi elden bırakıp az çok fırlatmak: Elindeki taşı attı. 2. İçeriden dışarıya çıkarıp bırakmak, defetmek: Evden attılar; sokağa attılar; üstünden attı. 3. Bırakmak, terketmek: Babasını bir köşeye atmış. 4. Açmak, sermek, üste almak, örtmek: Omuzuma bir şal attım; Bu gece bir yorgan daha atmalı. 5. Düşürmek, gidermek, kaybetmek: Rengini, tüyünü, esvabını attı. 6. Saçmak, serpmek, dağıtmak: Tohum atmak. 7. Dövmek, kovmak, koymak: Anbara zahire atmak; kışlık kömürü atmak. 8. Vurmak, yapıştırmak: Tokat atmak; çifte atmak. 9. Uzatmak, sunmak: El atmak. 10. Boşatmak, teşhir etmek: Tüfek, top, tabanca atmak. 11. Geciktirmek: Sonraya, yarına attı. 12. Atıf ve isnat etmek, yükletmek: Kabahati falana attılar. 13. Düşürmek, yatırmak: Yere attılar. 14. Esassız söz söylemek, yalan söylemek. 15. Öğünmek, asılsız şeylerle iftihar etmek. 16. Vurmak, oynamak: Nabzı atıyor. 17. Açılmak, sökmek: Şafak, tan atmak. 18. Boşanmak, ateş almak: Bu tüfek atmıyor. 19. Bir şeyin kenarı kırılıp çentilmek. 20. Solmak, uçmak: Benzi attı. Atıp tutmak = Asılsız şeyler söyliyerek öğünmek. Adım atmak = Yürümek. Beniz atmak = Sararmak, solmak. Pamuk atmak = Hallaç yayla pamuğu kabartmak. Perendeden atmak = Kandırmak. Pösteki atmak = Rezil etmek. Temel atmak = Esasını ortaya koymak. Can atmak = Çok arzu etmek, pek fazla istemek. Çene atmak = Can çekişmek, komaya girmek. Harf, söz atmak = 1. Dolayısiyle târiz etmek. 2. Takılmak, çapkınlık etmek. Taş atmak = İtiraz etmek, aleyhinde bulunmak. Topu atmak = İflâs etmek. Tıpayı atmak = Çok hiddetlenip kızmak. Kaş atmak = İşaret etmek. Kaşık atmak = Hırsla ve çok yemek. Kapağı atmak = Savuşup kurtulmak. Göz atmak = Tamah ve gıbta etmek. Gövdeye atmak = Yemek. Lâf atmak = Gevezelik etmek, lüzumsuz yere çok söylemek. Nâra atmak = Bağırmak. Yabana atmak İtibar etmemek, saymamak.

Türkçe Sözlük

Tarihsel Gelişim Tarih Öncesi çağlarda (Prehistorya) zanaatçıların nasıl örgütlendiklerine ilişkin kesin bulgular olamamakla birlikte, el sanatları kapsamındaki ürünlerin, önceleri aile işliklerinde üretildiği ama daha zor işlenen metalin (maden sanatı) kullanılmaya başlanmasıyla aile dışı bir örgütlemeye gidildiği varsayılabilir. Eski Mısır` da ya da Mezopotamya` da önemli yapıların inşasında; da yapı ustalarıyla işçilerin belli bir hiyerarşi içinde çalıştıkları düşünülmektedir. Atölyelere ilişkin ilk arkeolojik bulgular, Tel-el Amarna` nın (Mısır) MÖ yaklaşık 1375` te kuruluşu sırasında kent dolaylarında ustalar için kurulan yaşama ve çalışma alanlarının varlığıdır. Aynı dönemde günlük kullanım eşyası genellikle evlerde ve aile reisinin denetimi altında üretilirken; özel yapım teknikleri gerektiren metal eşya, çoğu kez gezgin ustalar tarafından ve geçici kurulan atölyelerde yapılmıştır. Yunanistan`da Antik Çağda üretilen seramiklerin üstün niteliği, bu kapların geçici değil yerleşik atölyelerde üretildiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemde babadan oğula geçen aile ilişkileri giderek ortadan kalkmış, özellikle ünlü ressamların açtığı özel atölyeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Büyük yapı projeleriyse genellikle yapı alanında toplanan ustalarla sürdürülmüştür. Kuşaklar boyu zanaatçı yetiştiren Roma dönemi atölyeleri, bir süre sonra, bir anlamda seri üretime geçmiş, dönemin beğenisini yansıtan farklı üsluplara bağlı olarak çalışmışlardır. İlk heykel atölyeleri de yine Roma Döneminde açılmıştır. Ortaçağ boyunca atölyeler, Loncalarla birlikte hem üretim hem de eğitim merkezleri olmuş, saray manastır ya da kentler tarafından desteklenmiş ve korunmuşlardır. Bu tür büyük atölyelerde ya az sayıda müşteri için üstün nitelikli küçük eşya üretilmiş ya da yapımı uzun yıllar süren katedraller gibi büyük yapı projeleri yürütülmüştür. Ismarlayanlarla projeyi yürütenler arasında kurulan yakın ilişki sonucunda yeni yapım sistemleri denenebilmiş, Romanesk ve Gotik gibi birçok üslup bu atölyelerdeki denemelerin de etkisiyle biçim bulmuştur. XIII. yy.ın sonlarında atölyeler bir yandan projeler üretirken bir yandan da bunları gerçekleştirmek için gerekli ustaları da bulmaya başlamıştır. Çoğu gezgin olan ustalar, atölyenin başıyla birlikte kent kent dolaşırlardı. Üslupların bir bölgeden öbür bölgeye yayılmasında bu gezici atölyelerin önemli katkısı olmuştur. XIV. yy.da sanatçıların yaşam öykülerinin yazımına geçilmesiyle birlikte atölyelere ilişkin bilgiler de kesinlik kazanmaya başlamıştır. Atölyelerdeki usta, yardımcı ve çırak düzeni de yasalarla belirlenmişti. Usta hem atölyenin başıydı hem de yanında çalışanların eğitiminden sorumluydu. Çıraklık 13-14 yaşında başlar, beş- altı yıllık bir eğitimle sona ererdi. Bu süreyi izleyen üç- dört yıllık ikinci çalışma döneminden sonra zanaatçı artık usta sayılır ve dilerse kendi atölyesini açabilirdi. Eğitim işlevini XV. yy. boyunca ve XVI. yy.ın başlarında sürdüren atölyeler, XVI. yy. içinde akademilerin ortaya çıkmaya başlamasıyla yalnız üretime yönelmiştir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A constituent particle of matter, or a molecule supposed to be made up of subordinate particles.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of matter that can enter into combination; one of the elementary constituents of a molecule.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To reduce to atoms. a tiny piece of anything the smallest component of an element having the chemical properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

the smallest component of an element having the chemical properties of the element. a tiny piece of anything.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can exist either alone or in combination Composed of an electron cloud and a central nucleus. the smallest particles of an element that can exist either alone or in combination, considered a source of vast potentia

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle into which a chemical element can be divided and still retain the properties characteristic of the element; consists of a central core or nucleus composed of PROTONs and NEUTRONs, encircled by one or more ELECTRONs that move around t

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of an element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that retains any of the properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic unit of matter It is the smallest particle of an element that still has the characteristics of that element Every atom has a positively charged central nucleus, surround by a number of negatively charged electrons More about atoms.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest part of an element that has all the properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The basic building block of all matter The smallest particle of an element that has the same properties as the element It consists of a central core called the nucleus that is made up of protons and neutrons Electrons revolve in orbits in the region surro

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of an element It consists of a nucleus containing one or more protons , surrounded by an equal number of electrons. the smallest indivisible unit of matter that retains the properties of an element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A building block of matter, the smallest particle that has the chemical characteristics of a particular chemical element It contains a nucleus of protons and neutrons surrounded by a cloud of electrons.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can take part in a chemical reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that can exist either alone or in combination with similar particles of the same element or a different element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest component of an element having all the properties of the element 2.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A particle of matter indivisible by chemical means It is the fundamental building block of molecules It consists of a positively charged nucleus and orbiting electrons The number of electrons is the same as the number of protons in the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element having the chemical properties of that element; the fundamental building block of matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle that retains all the chemical properties of a given element. the smallest particle of an element which can exist alone or enter into a chemical combination.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that cannot be divided or broken up by chemical means It consists of a central core of protons and neutrons called the nucleus Electrons revolve in orbits in the region surrounding the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that cannot be divided or broken up by chemical means It consists of a central core of protons and neutrons, called the nucleus Electrons revolve in orbits in the region surrounding the nucleus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of matter into which an element can be resolved by chemical means; retains the same chemical properties as the original element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of a chemical element that can still retain the properties of that element Atoms combine to form molecules, and they themselves contain several kinds of smaller particles An atom has a dense central core consisting of positively charged

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle that makes up all matter and yet retains the chemical properties of the element.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest particle of an element that still retains the characteristics of that element Every atom consists of a positively charged central nucleus, which carries nearly all the mass of the atom, surrounded by a number of negatively charged electrons,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Music that lacks a tonal center, or in which all pitches carry equal importance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Music that lacks a tonal centre, or in which all pitches carry equal importance. a commonly misused term which refers to music having no perceived tonal center This perception is often due to the uneducated ears of the listener Twelve-tone and serial musi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Music that has no well-defined tonal center; it often also implies the lack of chords or other traditional harmonic structures. the absence of a tonal center. 1 What most songs sound like on a first sight-reading 2 Music that looks better than it sounds.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). telâfi etmek, (bir suç, kabahat v.b.'ni) affettirecek harekette bulunmak, kefaret etmek. atonement (i). kefaret, tazminat , özür dileme, tarziye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs.attention, for the attention of dikkatine; attorney.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ataşe attache case genellikle deriden yapılan, dik dörtgen ve menteşeli evrak koyacağı, çanta. naval attache deniz atasesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) dikkat, ihtimam, üzerine titreme, meşgul olma; teveccuh, iltifat,nezaket; (çoğ). aşığın sevgilisine gösterdiği ilgi. Attention I Hazır ol I attention span (psik). bir kimsenin konu degiştirmeden aynı şeye dikkat edebildiği müddet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, hizmete hazır; kibar, ince, nazik attentively (z). dikkatle, hizmete hazır olarak; nezaketle attentiveness (i). dikkat; nezaket, incelik

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f) süslu veya gösterişli elbise , esvap, kıyafet, kisve; (f). giydirmek, donatmak attirement (i). giyim kuşam, esvap; tezyinat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyütmek, artırmak, çoğaltmak; uzatmak; büyümek, artmak, çoğalmak ; uzatmak; augmentable (s). artırılması mümkün olan, çoğaltı!abilir. augmenta'tion (i). artırma, büyütme, çoğaltma, uzatma. augmentative (s)., (i). artma yahut artırma kuvveti

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güvenilir, inanılır, sahih, hakiki. authentic'ity (i). güvenilir olma, sıhhat, salâhiyet. authen'tically (z). güvenilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). doğru olduğunu ispat etmek, sıhhatini tevsik etmek. authentica'tion (i). doğru olduğunu ispatlama , sıhhatini tevsik etme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The code in the PAS used to specify a movable asset's current status as determined by physical inspection or report by the Department Property Officer, as follows: U - Property that is in use within the control of the noted department A - Property that is

Türkçe - İngilizce Sözlük

Artificial Ventilation The mouth to mouth/nose component of cardiopulmonary resuscitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Added volume A subsequent part of a series or set already catalogued and in the library collection.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authorized Version. the eleventh month of the civil year; the fifth month of the ecclesiastical year in the Jewish calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

kit. set of tools. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

engine. equipage. gadget. gearing. kit. set of tools. implements. utensils. hand tools. set. gear. gear and tackle. requisite. facilities. apparatus. instrument. appliance. equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorsement of a bill of exchange by a third party. stupid. aval. bill guarantee. guarantee commission. guarantor of a bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advance. advance payment. retaining fee. head start. retainer. earnest.

Türkçe - İngilizce Sözlük

advantageous. favored. favoured. expedient. favorable. favourable.

Yabancı Kelime

Fr. aventure

macera

Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri.

Teknolojik Terim

Karasal HD yayınlarını AVC (MPEG4) biçiminde alan entegre TV tuneri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

hunting. dropping thereturn gently over the net to an unprotected spot.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attorney. barrister. attorney at law. advocate. lawyer. solicitor. articled clerk. public attorney. champion. counsel. counsel l or. defender. law agent. pleader. solicitor at law.

Ülke

(Australia) Coğrafi Verileri

Konum: Avustralya dünyanın en eski kıtalarından biridir. Hint ve Pasifik Okyanusları arasında uzanır. Komple bir kıtayı kaplayan tek ülkedir.

Coğrafi konumu: 27 00 Güney enlemi 133 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avustralya kıtası.

Yüzölçümü: toplam: 7686850 km².

Kara: 7617930 km².

Su: 68920 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 25760 km.

İklimi: Kıtanın hemen hemen üçte biri tropik ve kalanı ılıman bölgedir. En soğuk bölgeler Tasmanya’nın yayla ve yüksek yerlerinde ve anakaranın güney doğu kıyılarındadır. Yıllık ortalama sıcaklık kuzeyde 27 dereceden güneyde 13 dereceye kadar değişir.

Arazi yapısı: Genellikle yüksek olmayan yaylalar güneydoğuda verimli ovalar yer almaktadır. Erozyonla ortaya çıkan asıl ana kara 3000 milyon yıldan daha yaşlıdır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Eyre Gölü -15 m.

en yüksek noktası: Kosciuszko Dağı 2229 m.

Doğal kaynakları: boksit kömür demir yatakları bakır kalay gümüş uranyum nikel tungsten mineraller kurşun çinko elmas doğal gaz petrol.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %6.

Otlaklar: %54.

Ormanlık arazi: %19.

Diğer: %21 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 25450 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: Kıyı boyunca kasırgalar; sert kuraklıklar.

Coğrafi Not: Toprak bakımından Rusya Kanada Çin Amerika ve Brezilya’dan sonra dünyanın 6. en büyük ülkesidir. Avustralya dünyanın en büyük adası ve en küçük kıtasıdır. Ayrıca bir ülkeden oluşan tek kıtadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 20264082 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %19.6 (erkek 2031313; kadın 1936802).

15-64 yaş: %67.3 (erkek 6881863; kadın 6764709).

65 yaş ve üzeri: %13.1 (erkek 1170589; kadın 1478806) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.85 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.85 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.02 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.79 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.99 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.63 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.5 yıl.

Erkeklerde: 77.64 yıl.

Kadınlarda: 83.52 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.76 çocuk/1 kadın (2006 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 14000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Avustralyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Beyaz ırk %92; Asya Kökenli %7; Aborjinler ve diğerleri %1.

Din: Anglikan %26.1; Roman Katolik %26; Diğer Hıristiyan Mezhepleri %24.3.

Dil: İngilizce ve diğer yerel lisanlar.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.

Erkek: %99.

Kadın: %99 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Avustralya.

ingilizce: Australia.

Yönetim biçimi: Federal Parlamenter Demokrasi.

Başkent: Canberra.

İdari bölümler: 6 eyalet New South Wales Victoria Queensland

Ülke

(Austria) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Avrupa’da İtalya ile Slovenya’nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 47 20 Kuzey enlemi 13 20 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: toplam: 83870 km².

Kara: 82444 km².

Su: 1426 km².

Sınırları: toplam: 2562 km.

Sınır komşuları: Çek Cumhuriyeti 362 km Almanya 784 km Macaristan 366 km İtalya 430 km Liechtenstein 35 km Slovakya 91 km Slovenya 330 km İsviçre 164 km.

Sahil şeridi: 0 km.

İklimi: Ilıman kıtasal iklim.

Arazi yapısı: Batı ve güneyinde Alpler doğu ve kuzey kısımlarda çoğunlukla düzlükler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Neu***dler See 40 m; en yüksek noktası: Grossglockner 6960 m.

Doğal kaynakları: Demir kereste magnezit kurşun kömür linyit bakır hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %1.

Otlaklar: %23.

Ormanlık arazi: %39.

Diğer: %20 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 457 km² (2003 verileri).

Coğrafi Not: Kara ile çevrili.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 8192880 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 1.94 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.05 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 1.01 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.68 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.95 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 4.6 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.07 yıl.

Erkeklerde: 76.17 yıl.

Kadınlarda: 82.11 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.36 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 10000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri).

Ulus: Avusturyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Avusturyalı %98 Hırvat Sloven diğer (Macar Çek Slovak diğer).

Din: Roma Katolikleri %73.6 Protestanlar %4.7 Müslümanlar ve diğer %21.7.

Diller: Almanca (resmi) macarca slovence hırvatca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %98.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Avusturya Cumhuriyeti.

kısa şekli : Avusturya.

Yerel tam adı: Republik Oesterreich.

yerel kısa şekli: Oesterreich.

ingilizce: Austria.

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet.

Başkent: Viyana.

İdari bölümler: 9 eyalet; Burgenland Kaernten Niederoesterreich Oberoesterreich Salzburg Steiermark Tirol Vorarlberg Wien.

Bağımsızlık günü: 1156 (Bavarya’dan).

Milli bayram: Ulusal gün 26 Ekim (1955).

Anayasa: 1920.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası) AsDB (Asya Kalkınma Bankası) AG (Avustralya Grubu) BIS (Uluslararası İmar Bankası) BSEC (Karadeniz Ekonomik İşbirliği) (gözlemci) CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi) CE (Avrupa Konseyi) CEI (Orta Avrupa Girişimi) CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı) EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi) EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası) ECE (Birleşmiş Milletl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tente, güneşlik, sayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). absent without leave asker kaçağı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Yes; yea; a word expressing assent, or an affirmative answer to a question.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Yılın on iki bölümünden biri. 2.Dört hafta, 29-30, 31 günden oluşan zaman dilimi. 3.Kutsal kitapta adı geçen kent. Kudüs’ün kuzeyi. 4.Dünyanın uydusu. Ay: Mısır kralı. Amarnada memurdu. Genç kral Tutank Hamon’un danışmanı oldu. Daha sonra o ölünce dul karısıyla evlenip tahta çıktı (İ.Ö. 1320).

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjusting. regulating. tuning. standard. carat. gauge. gage. accuracy. adjustment. readjustment. tune-up. touchstone. regulation. content. foot rule. yardstick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjusting. regulating. tuning. standard. carat. gauge. gage. accuracy. adjustment. readjustment. tune-up. touchstone. regulation. content. foot rule. yardstick. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük

setting. tune. standard. adjustment for accuracy. adjustment. setup. fineness. carats. quality character. gauging. calibration. control. focusing. assay. proof. standard of finess.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjustment. calibration. tuning. tune-up. setting-up. fitting. standardization. arrangement. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulation. adjustment. gauging.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjustment. regulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

not regulated. out of adjustment. below standard. immoderate in one's behaviour. out of focus. tuneless. unballasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of adjustment. intemperateness. disproportion. bug.

Türkçe - İngilizce Sözlük

seductive. enticing. corrupting. perverting. seducer. abusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tempted / seduced / enticed / perverted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abduct. enticement. enticing away. perversion. seduction. temptation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. debauch. entice. lure. pervert. seduce. tempt. to seduce. to tempt. to entice. to pervert. to allure. to lure. to debauch. to lead astray.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to seduce. to lead astray. to pervert. to entice sb to change employer. beguile. corrupt. debauch. deprave. entice. inveigle. lead sb astray. lure. suborn. tempt. unbend the mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlightenment. illumination. lighting. clarification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. lighting. enlightenment. clarification. edification. elucidation. irradiation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clarification. illumination. stage lighting. clearing. enlightenment. lightening.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bright. sunny. luminous. sunlit. light-well. clear. high-speed. brightly. illumination. light. daylight. skylight. enlightenment. radiance. air-shaft. airway.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparatus. device. instrument. utensil.

Finansal Terim

(Bear Market)

Gelecek hakkında karamsarlığın ve fiyatların düşeceği beklentisinin hakim olduğu piyasalardır. Bu piyasalarda kişiler ellerindeki hisse senetlerini gelecekte daha düşük fiyattan satın alabilecekleri düşüncesi ile satarlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ceremony. rite. service. ceremonial. litany. observance. ordinance. ritual. sacrament.

Türkçe - İngilizce Sözlük

testing reagent. touchstone. criterion. standard.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. assignment. demarcation. detachment. separation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

allocation. allotment. separating. separation. assortment. choice. detachment. disassociation. discrimination. disjunction. dissociation. distinction. earmarking. isolation. segregation. selection. setting apart. sorting. sorting out.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. allocate. allow. appropriate. assign. detach. differentiate. disconnect. disengage. dissociate. distinguish. divide. divorce. except. grade. insulate. isolate. part. rend. reserve. save. segregate. separate. sever. spare. split. thin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discernment. distinction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

differentiate. distinguish. spot. tell.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to distinguish. to discriminate from. differentiate. discern. discriminate. know. signalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosswise. transverse. anomalous. antithetic. antithetical. contradictious. contradictory. heterodox. impolitic. incongruous. inconsistent. repugnant. thwart. gainst. crosswise. crossways. athwart. counter. anti-. against.

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary. contrary to / against. inviolation of. diverging. divergent. transverse. crosswise. sidelong. abnormal. thwart. adverse. eccentric. contradictory. derogative. derogatory. inconsistent. traverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition. disagreement. incongruity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreement. difference. incongruity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

idleness. unemployment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

carelessness. inattention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

identical. alike. identic. same. equal. in rem. like. look-alike. one. self. selfsame. uniform. very. the same. of a piece. to a hair. idem. all of a piece. similarly. as much as. the same. no change. facsimile. like. homo-. homeo-. homoeo-. like.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alike. even. identical. image. one. same. uniform. very.

Türkçe - İngilizce Sözlük

identical. the same. alike. equal. facsimile. one. parallel. self-same. true. very.

Türkçe - İngilizce Sözlük

at the same time. simultaneously. also. backwardation. compensatory damages. concurrently. concurrently with. downstick. equally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sameness. identity. uniformity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenthesis. parentheses.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. separate. unconnected. divided. another. dissimilar. discontinuous. discrete. distanced. distinct. divergent. especial. isolated. segregate. apart. aside. aloof. detachedly. hetero-. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apart. detached. different. dissimilar. distinct. especial. separate. single. singular. torn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. apart. different. distinct. freestanding. aloof. aside. differing. free. independent. individual. remote. semi. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separately. one by one. independently. distinct. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

concessionairy. privilege. concession. speciality. eligibility. favor. favour. benefit. cachet. charter. faculty. franchise. immunity. incident. oracle. peculiar. prerogative. refusal. royalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exception. special treatment.

Şifalı Bitki

(GemeineQecke, Chiendent commun, Common Couch Grass, Scutch, Twitch): Temmuz-agustos ayları arasında yeşil veya morumsu-yeşil renkli başaklar veren, 30-100 cm boyunda, çok senelik otsu bir bitkidir. Toprak altında çok fazla yayılmış olan ana kökleri bulunur. Bilhassa kumlu toprakları sever. Gövdeleri dik, tüysüz ve içi boştur. Yaprakları dar, uzun, ince, paralel damarlı, sivri uçlu, koyu yeşil renklidir. Çiçekler gövdenin ucunda ve yassı bir başak durumunda toplanmışlardır. Meyve sarımsı renkli ve uzuncadır. Bitkinin etli kökleri çok eskiden beri üriner hastalıklarda kullanılan önemli bir halk ilacıdır. Kökler mesane ve böbrek iltihapları dahil, mesanedeki taş ve kumları düşürmek için kullanılan iyi bir idrar söktürücüdür. İdrar arttırıcı olarak mısır püskülü, arpa ile beraber kaynatılarak kullanılır. Hatta köpekler bile ağız ve barsaklarını temizlemek için bitkinin yapraklarını büyük bir zevkle yedikleri için bitki “köpekçimeni” olarak da bilinir. Tarlalarda belirtilen türden başka, buna çok benzeyen büyük ayrıkotu (cynadan dactylon) olarak bilinen çeşidinin daha kalın kökleri olup, nişasta da taşımasıyla ayrılır ve digeri gibi kullanılır. Türkiye’de; İstanbul, Trakya, Mugla, Anadolu’da yetişir. Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları kökleridir. Köklerinde triticin, uçucu yağ, müsilaj ve potasyum bulunur.

Türkçe - İngilizce Sözlük

parting. separation. dissimilarity. difference. standoff. clash. disagreement. dissentient. divorce. faction. gap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

difference. separation. separateness. remoteness. lack of accord. deviation. legal separation. contrast. detachment. discrepancy. disunity. exception. gap. split. variance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

secessional. disconnection. separation. parting. split. leaving. breakup. divorce. departure. breakaway. check-out. cleavage. decampment. defection. deviation. disconnexion. disjunction. dissociation. disunion. divergence. divergency. excursion. leav.

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakaway. detachment. dichotomy. partition. secession. separation. leaving. departure. divergence. deviation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissociation. separation. separating. departure. dispersion. fission. solution. cleavage. rupture. disassociation. branching. detachment. divergence. farewell. leave. leaving. parting. schism. secession. selection. split up. starting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

discrimination. differentiation. section. difference.

Türkçe - İngilizce Sözlük

different. divided into sections.

Türkçe - İngilizce Sözlük

little. few. small. short. under. insufficient. poor. contracted. inconsiderable. meager. meagre. poco. scrimp. scrimpy. shoestring. skimp. skimpy. slender. slim. spare. stingy. a bit. hypo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

few. inconsiderable. little. low. meager. narrow. poor. remote. scant. scanty. short. skimpy. slender. spare. tenuous. small. insufficient. rarely. seldom. insufficiently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. decrease. abatement. reduce. drop. alleviation. attenuation. decline. decrement. degradation. diminution. falling off. falling-away. impairment. let-up. letdown. remission. scale-down. shortening. subsidence. wane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrease. reduction. lightening. curtailment. decline. depletion. diminution. letup.

Türkçe - İngilizce Sözlük

reduction. decrease. lightening. abatement. compression. curtailment. cutback. cutting down. dampening. derogation. diminution. extenuation. minimization. mitigation. paring. reducing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

make a dent in. decrease. diminish. abate. cut back. lessen. reduce. shorten. minimize. alleviate. appease. attenuate. ax. axe. bate. cut down on. deaden. depress. derogate. detract. dock. fade in. impair. mitigate. put down. retrench. scale down. si.

Türkçe - İngilizce Sözlük

decrement. decrease to. to reduce. to lessen. to diminish. assuage. abate. attenuate. bring down. curtail. cut back. cut down. cut into. decrease. derogate. extenuate. fall. lower. make dent in. mitigate. pare down. retrench.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pain. torment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. the pangs of hell. pain. dolour. rack. twinge.

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberation. enfranchisement. dismissal. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to dismiss. to set free. affranchise. affranchisement. emancipate. enfranchise. liberate. release.

Türkçe - İngilizce Sözlük

delirious. disorderly. effusive. frenetic. furious. horny. hot. lecher. lecherous. licentious. lustful. lusty. rabid. randy. raunchy. unruly. mad. wild. naughty. oversexed. wild. strong. very rough.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wild. mad. ferocious. tender. sensitive. easily inflamed. naughty. oversexed. in heat. in rut. rabid. rogue. turbulent. unbridled.

Türkçe - İngilizce Sözlük

very small amount. just a litttle bit. for a moment. dab. niggardly. in a small way. trifle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolution. determination. firm intention. will. strenght of purpose. purpose. constancy. devoutness. doggedness. pep. perseverance. resoluteness. resolve. steadfastness. tenacity. zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolute. determined. dogged. strong-minded. single-minded. stubborn. set. dauntless. decided. decisive. flat-footed. hellbent. high-pressure. militant. peppy. persevering. pertinacious. professional. resolved. single-eyed. single-hearted. stable. st.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambitious. bound. determined. earnest. intent. resolute. sedulous. sturdy. unbending. unflinching. dogged.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resolute. determined. decisive. hell- bent on. patient. pertinacious. purposeful. resolved. scrappy. stable. strong minded. stubborn. sturdy. tenacious. unbending. unswerving.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to regard as too little. to consider insufficient.

ELEMENTLER

Simgesi: N

Atom Numarası: 7

Kütle Numarası:14,007

Yoğunluk: 1,2506 g/cm3

Erime Sıcaklığı: -210,1 °C

Kaynama Sıcaklığı: -195,79 °C

Dünya atmosferinin % 78’ini oluşturur. Canlılar için gerekli temel elementlerden biridir.

Bazı azot bileşikleri, tarımda gübre olarak kullanılır. Sıvı azot soğutma amacıyla kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Ebvâb). 1. Kapı, giriş, medhal: Bâb-ı merhamet (merhamet kapısı) açıktır. Minel-bâb ilel-mihrâb = Kapıdan mihraba kadar, cümlesi, hepsi, tamamı. 2. Dergâh, derbâr, umumî merci, başvurma yeri olan büyük kapı: Bâb-ı devlet = Devlet kapısı; herkesin başı bu bâba bağlıdır. 3. Büyük daire, kapı: Bâb-ı Ali = Sadrazamlık ve dîvân-ı hümâyûn ile dahiliye ve hariciye nezaretlerini ve şûrây-ı devleti havi yüksek daire. Paşa kapısı = Sadrâzam dairesi. Bâb-ı meşihat, Bâb-ı fetvâ = Meşîhat-ı Islâmiye (şeyhülislâmlık) dairesi, şeyhülislâm kapısı. Bâb-ı seraskeri = Askerî daire, serasker kapısı (millî savunma bakanlığı, harbiye nezareti). 4. Bir kitabın bölündüğü kısımların beheri, ki taksimatın en büyüğü olup, ekseriya her bâb birkaç fasla ayrılır: Bâb-ı evvel, bâb-ı sânî = Birinci bâb, ikinci bâb. 5. Arapça fiil tasnif şekillerinin beheri: Birinci, dördüncü bâb; ef’Al, tef’il, istif Al bâbları. 6. Husus, madde, keyfiyet: Ol bâbda = O hususta; bu bâbda malûmatım yoktur. O bâb-ı Ahar = O başka iş. 7. Geçit, boğaz, derbent (Bu mânâ ile Türkçe’de çok kullanılmaz, yalnız bazı has isimlerde bulunur): Bâb-ül-ebvâb = Şirvan’daki derbent. Bâb-ül-mendeb = Kızıldeniz’in güneyindeki boğaz. Bâb-üzzekkak = Cebel-i TArik Boğazı. Bâb-üsSaâde’t iş şerife = Harem-i Hümâyûn. Bâb-üs-Saâdet-iş-Şerife Ağası = Kızlar Ağası, Başağa. Bâb-ı Hümâyûn = Topkapı Sarayı’nın büyüft ve resmî kapısı. Gerek bâb ve gerek kapı isimleri bu mânâ ile kullanıldığından, ikisini de bu mânâ ile kullanmak, meselâ: Bâb-ı Seraskeri kapısı demek hata ise de, bâb bu mânâ ile ve kapı ise lügat mânâsında kullanılarak, «BAb-ı Seraskerî» denilen dairenin kapısı mânâsiyle «BAb-ı Seraskerî kapısında duran nöbetçi» denilirse, bu tâbirde hata görmek hatadır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatherhood. parenthood. paternity. pop. pops.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). elin tersi öne doğru olduğu halde vurulan; samimi olmayan , sinsice, zıt anlamı ima eden. backhanded compliment tenkit niteliğinde olan kompliman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). denizkadayıfı, zool. Alaria esculenta

Sağlık Bilgisi

Bademciklerin iltihaplanmasına tıp dilinde tonsilit denir. Bademcikler şiş, kırmızı ve yeşilimtrak beyaz renkte cerahatlı görünümdedir. Yutkunma sırasında ağrı yapar. Hastada kırıklık, baş ağrısı ve vücut ağrıları vardır. Hastalık birdenbire üşütme ve ateş ile başlar. Gereği gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabı, böbrek iltihabı, romatizma ve kalp hastalıklarına neden olabilir. Aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katılır, karıştırılır. Gargara yapılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. brace. cord. tie. string. knot. vineyard. vinculum. beginnings. alliance. bandage. binder. connection. connexion. copula. copulation. corelate. daughter. fascia. fastener. fastening. header. lace. ligament. ligature. link. linkage. linkup. nexu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bond. brace. connection. contact. fastener. lace. ligament. link. string. tie. till. yoke. cord. bandage. bunch. sheaf. relation. impediment. restraint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

agree. reach an agreement. square with. accord. comport. consort. square.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İrak’ın başkenti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban’ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han’ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldürüldü.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent. conditional. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dependent. conditional. relative.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addicted. dependent. hooked. subsidiary. in the bondage of vice. clinging. confirmed. habitual. inveterate. subject. linked. addict. interdependent. freak. given to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

addict. reliant. subject. dependent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

independent. free. detached. unattached. unconnected. distanced. sovereign. crossbench.

Türkçe - İngilizce Sözlük

free. independent. maverick. sovereign.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stand-alone. independent. autonomous. cross bencher. free. frc- floating. on one's own. substantive. unaffiliated. uncommitted.

Finansal Terim

(Independent External Auditing)

Ortaklıkların ve sermaye piyasası kurumlarının kamuya açıklanacak veya Kurulca istenecek mali tablolarının, genel kabul görmüş muhasebe kavram ilke ve standartlarına uygunluğu ile bilgilerin doğruluğunun ve gerçeği dürüst bir biçimde yansıtıp yansıtmadığının, denetçiler tarafından denetim ilke ve kurallarına göre, defter, kayıt ve belgeler üzerinden incelenmesini ve tespit edilen sonuçların rapora bağlanmasını ifade eder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

independence. independency. independent means. self-dependence. sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük

intestinal. gastral. enteric. bowels. intestine. bowel. gut. enteron. ileo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

donation. gift. endowment. benefaction. bestowal. bounty. contribution. donative. grant. largess. largesse. offer. offering.

Türkçe - İngilizce Sözlük

donation. grant. gift. charitable bequest. charitable contribution. charitable gift. endowment. gratuity. offering. relief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting. affiliation. attribution. coupling. fastening. fixture. immobilization. lacing. lashing. folk instrument with three double strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. fastening. connecting. binding. tying. brace. crossbeam. an instrument with three double strings.

Türkçe - İngilizce Sözlük

coupling. fixture. linkage. mooring. switching. tying. binding. crossbeam. binding joist. accouplement. tieing up. tie. adhesion. conclusion. assembly. connection. connexion. linking. connecting. chord. joining. locking. fixing. splicing. engagi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixate. tie. bind. attach. fasten. connect. tie down. unite. conjoin. assign. affiliate. attribute. band. bandage. bond. brace. braid. clasp. colligate. concatenate. copulate. cord. couple. do up. engage. enthral. enthrall. fasten up. fix. grapple. g.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commitment. connection. mooring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

connecting. connection. link. relation. tie. channel. commitment. communication. concern. connexion. contact. contact man. coordination. coupling. dealings. header. hookup. intercourse. liaison. linkage. linkup. noose. tie-in. tie-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. link. linkage. connection. commitment. communication. coupling. hookup. joint. tie. attachment. fixing. fixture. brace. bracing. knot. engagement. crossband. connexion. clamp. splice. fastening. jack. binder. clip. accouplement. jun.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to reach on agreement ittifak etmek.

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. connecting. stringent. linking. connective. restrictive. subordinative conjuction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. obligatory. connecting. binding agent. binder.

Türkçe - İngilizce Sözlük

binding. fixer. coupler. switch. rigger. fixing agent. binder. obligatory. connecting. connective. binding effect. tying.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bound. tied. conditional. bonded. connected. dependent. dependant. attached. hooked. faithful. adherent. adhesive. adjective. affiliated. amenable. appurtenant. banded. cohesive. conjoint. consequent. corded. devoted. germane. incidental. laced. obse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendant. bound. connected. dependent. devoted. faithful. inseparable. loyal. relative. reliant. subject. tied. dependent. contingent. related. connected. impotent. spellbound.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ancillary. appurtenant. bound. tied. dependent on. related to. connected with. devoted. committed. adherent. affiliated. appertaining. attached. bound up in. cohesive. consequent. faithful. fixed. geared. inseparable. related. relative. subordinate. subsi

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment. correlation. interdependence. obedience. allegiance. faith. faithfulness. adherence. adhesion. cementation. cohesion. cohesiveness. constancy. devotion. fidelity. homage. interdependency. loyalty. singleness. subordination. troth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adherence. allegiance. alliance. commitment. constancy. devotion. faith. fidelity. loyalty. dependence. faithfulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of the sect of the Babis consisting of the adherents of Baha , the elder half brother of Mirza Yahya of Nur, who succeeded the Bab as the head of the Babists.

Ülke

(The Bahamas) Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Kuzey Atlas Okyanusunda adalar grubu Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola`nın kuzeyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 24 15 Kuzey enlemi 76 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 13940 km².

Kara: 10070 km².

Su: 3870 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 3542 km.

İklim: İki mevsimli yumuşak astropik iklimi büyük ölçüde Stream Körfezi Akıntısı ile Atlas Okyanusu meltemlerinin etkisi altındadır. Kasırga mevsimi Temmuz ortalarından kasım ortalarına kadar sürer.

Arazi yapısı: Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallarla ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşur. Adaların kıyıları mercan kayalıklarıyla çevrilidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Alvernia dağı 63 m.

Doğal kaynakları: tuz kereste tarıma elverişli topraklar.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %1.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %32.

Diğer: %67 (2005 verileri).

Doğal afetler: Tropikal kasırgalar su baskınlarına neden olarak zarar vermektedir.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 303770 (2006).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.5 (erkek 41799; kadın 41733).

15-64 yaş: %66.1 (erkek 98847; kadın 102074).

65 yaş ve üzeri: %6.4 (erkek 7891; kadın 11426) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.64 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -2.17 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.02 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.69 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.96 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 24.68 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 65.6 yıl.

Erkeklerde: 62.24 yıl.

Kadınlarda: 69.03 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.18 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %3 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıkları taşıyan insan sayısı: 5600 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Bahama.

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %85 beyaz ırk %12 Asyalılar ve Hispaniola’lılar.

Din: Baptistler %32 Anglikanlar %20 Roma Katolikleri %19 Methodistler %6 diğer %23.

Dil: İngilizce(resmi) Creole (hem Avrupa hem de Asya soyundan gelen kişilerin konuştuğu dil).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %95.6.

Erkek: %94.7.

Kadın: %96.5 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Bahama.

ingilizce: Bahamas The.

Yönetim Biçimi: meşruti monarşi.

Başkent: Nassau.

İdari bölümler: 21 bölge; Acklins ve Crooked Adaları Bimini Cat Adaları Exuma Freeport Fresh Creek Governor›s Limanı Green Turtle Cay Harbour Adası High Rock Inagua Kemps Bay Long Adası Marsh Limanı Mayaguana New Providence Nicholls Şehri ve Berry Adaları Ragged Adası Rock Sound Sandy Burunu San Salvador ve Rum Cay.

Bağımsızlık günü: 10 Temmuz 1973.

Milli bayram: Kur

Türkçe - İngilizce Sözlük

A weight used in certain parts of the East Indies, varying considerably in different localities, the range being from 223 to 625 pounds.

Türkçe - İngilizce Sözlük

spices. seasoning. spicery. spice. condiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

condiment. seasoning. spice. spices.

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2.Denizci, levent. 3.Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.

Türkçe - İngilizce Sözlük

conferment. dotation. granting.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mention. make mention of. talk about. speak of. refer. advert. chew over. cite. discourse. make noises. slip in. talk on. talk over. talk round.

Türkçe - İngilizce Sözlük

cite. mention. to talk about. to mention.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to mention. to discuss. to talk about. allude. cite. deal with. speak. touch. treat of.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kayıktan su boşaltmaya mahsus tas; çember kulp, halka; tente desteği; ahır bölmesi; kriket oyununda kullanılan çubuk; (f). kayığın suyunu boşaltmak. bail out tayyareden paraşütle atlamak. bailer (i). kayığın suyunu boşaltan kimse; (kriket) sipe

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stand in bewilderment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ministerial. ministry. department. secretaryship. office. portfolio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ministry. cabinet post. department. government department. executive department. governing department. office. ministerial office.

Türkçe - İngilizce Sözlük

permanent. everlasting. remaining. remaining. enduring. everlasting. remaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük

everlasting. permanent. remaining. perpetual.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursing. respect. regard. aspect. point of view. care. attention. maintenance. nursing. attendance. custody. handling. keep. keeping. nurse. nurseling. nursling. nurture. overhaul. upkeep. way.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attendance. attention. care. charge. maintenance. respect. standpoint. trust. upkeep.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maintenance. care. servicing. upkeep. attention. attendance. control. overhaul. nursing. curing. after care. after sales service. charge. fosterage. keeping. staff management. provident care.

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle. contention. light. outlook. perspective. viewpoint.

Türkçe - İngilizce Sözlük

refer. to look. to look at. to look for. to overlook. to face. to take care of. to examine. to inspect. to check. to be in charge of. to depend on. to see to sth. to see that sth is done. to pay attention. attend. behold. care for. command. feel. to care.

Türkçe - İngilizce Sözlük

BAL: British Anti-Lewisite A name for the drug dimecaprol--a treatment for toxic inhalations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Anti-Lewisite - A name for the drug dimecaprol - a treatment for toxic inhalations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

British Anti-Lewisite A name for the drug dimecaprola treatment for toxic inhalations.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term applied to 19th century raiders penetrating the Grassfields. 'powers' Among various groups of powers the following five are most frequently met with in the texts: faith , energy , mindfulness , concentration , wisdom.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Narural or synthetic compound used to make the cover for top-standard golf balls Its soft, elastic qualities produce a high spin rate and it is favoured by tournament players. rubber like material used for making the outermost layer of a golf ball softer

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tente, gölgelik, sayvan; ağır brokar, diba.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compressed pack of wool/cotton/cloth of a convenient form for transit The heavily compressed bale is also less fire hazardous.

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

centre for the marketing and taxation of fish. fish market. fishstore. fishhouse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üç bentten ve bir de ağırlama mısraından meydana gelen bir nazım şekli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A resin containing more or less of an essential or volatile oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To treat or anoint with balsam; to relieve, as with balsam; to render balsamic. a fragrant ointment containing a balsam resin any seed plant yielding balsam any of various fragrant oleoresins used in medicines and perfumes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

any seed plant yielding balsam. any of various fragrant oleoresins used in medicines and perfumes. a fragrant ointment containing a balsam resin. a water insoluble, semi-solid or viscous, resinous exudate of trees and bushes similar to gum resins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A natural raw material exuded from a tree or plant Balsams are resinous masses, semi-solid materials or viscous liquids and are characterized by their high contents of benzoic acid, benzoates, cinnamic acid or cinnamates.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Resinous product used as a soothing agent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hair conditioning agent extracted from the bark of a firtree, it forms a thin shield on the outside of the hair strand This invisible coating provides support and helps the hair maintain moisture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balm , balsam , cream , lotion , ointment , remedy , soothing medication.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belesan; pelesenkağacı, (bot). Commiphora opobalsamum; kınaçiçeği, (bot). Impatiens. balsam apple kudret narı. balsam fir Kuzey Amerika'ya mahsus bir cins pelesenkağacı; bu ağacın tahtası sweet scented balsam yabani nane. balsamıc (s). belesan gibiüz

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bamako, Mali'nin başkenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

quite different. utterly different.

Türkçe Sözlük

(i. Malezya yerlilerinin dilinden). Sıcak ülkelerde yetişip 25 metre kadar uzayan ve mobilya, merdiven, baston gibi birçok eşya yapımına yarayan bir çeşit kamış. Buna hezaren ve Hind kamışı da denir. (Calamus rudentum).

Şifalı Bitki

(hibiscus esculentus): Ebegümecigiller familyasından; yaprakları asma yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak gri renkte, sebze olarak yenen bir bitkidir. Amasya, Balıkesir bamyası gibi çeşitleri vardır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In present usage, in France and Prussia, the most effective part of the population liable to military duty and not in the standing army.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pecuniary mulct or penalty laid upon a delinquent for offending against a ban; as, a mulct paid to a bishop by one guilty of sacrilege or other crimes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An ancient title of the warden of the eastern marches of Hungary; now, a title of the viceroy of Croatia and Slavonia. an official prohibition or edict against something 100 bani equal 1 leu prohibit especially by legal means or social pressure; 'Smoking

Türkçe - İngilizce Sözlük

Notes issued by states and municipalities to obtain interim financing for projects that will eventually be funded long term through the sale of a bond issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basement Area Network.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Body Area Network means wireless communication between varios components attached to the body, such as data spectacles, earphones, microphones and sensors for medical applications and for work and leisure.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A removal of a user from the channel for infringement of channel rules With a ban a user can not return under most circumstances until a channel operator removes the ban For more information, please visit our Channel Guidelines page.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To disallow a chatter from entering a chat room Bans may be temporary, or permanent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short-term debt instrument that is issued by a municipality or a state At maturity, the debt is paid from the proceeds of a new bond issue.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muz, (bot). Musa paradisiaca sapientum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student member of the Emerald Brigade.

Ülke

(Bangladesh) Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da Bengal koyuna kıyısı olan Birmanya ve Hindistan arasında yer alan bir ülkedir.

Coğrafi konumu: 24 00 Kuzey enlemi 90 00 Doğu boylamı.

Harita konumu: Asya.

Yüzölçümü: toplam: 144000 km².

Kara: 133910 km².

Su: 10090 km².

Sınırları: toplam: 4246 km.

Sınır komşuları: Birmanya 193 kilometre Hindistan 4053 kilometre.

Sahil şeridi: 580 km.

İklimi: Tropikal iklim Ekim - Mart ayları arasında süren kışlar hafif Mart - Haziran ayları arasında yazlar sıcak ve rutubetli geçer Haziran - Ekim ayları arasında sıcak musonlar ortaya çıkar.

Arazi yapısı: Çoğunlukla yatık alüvyonlu ovalardan ve güneydoğuda tepeliklerden oluşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Keokradong 1230 m.

Doğal kaynaklar: Doğal gaz işlenebilir toprak arazi kereste kömür.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %55.39.

Sürekli ekinler: %3.08.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %15.

Diğer: %21.53 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 47250 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklık kasırgalar ülke geneli yaz muson yağmurları sırasında su baskınları ile karşı karşıya kalır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 147365352 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %32.9 (erkek 24957997; kadın 23533894).

15-64 yaş: %63.6 (erkek 47862774; kadın 45917674).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 2731578; kadın 2361435) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.09 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.68 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.06 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.06 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.04 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.16 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.05 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 60.83 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 62.46 yıl.

Erkek: 62.47 yıl.

Kadın: 62.45 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.11 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 (2001 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 13000 (2001 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 650 (2001 verileri).

Ulus: Bangladeşli.

Nüfusun etnik dağılımı: Bengalli %98 Kabile grupları Bengalli olmayan Müslümanlar (1998).

Dinler: Müslüman %83 Hindu %16 diğer %1 (1998).

Dil: Bengalce (resmi) İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %43.1.

Erkek: %53.9.

Kadın: %31.8 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bangladeş Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Bangladeş.

Eski adı: Doğu Pakistan.

ingilizce: Bangladesh.

Yönetim biçimi: Parlamenter Cumhuriyet.

Başkent: Dakka.

İdari bölmeler: 6 belediye; Barisal Chittagong Dhaka Khulna Rajshahi Sylhet.

Bağımsızlık günü: 16 Aralık 1971 (Batı Pakistan›dan ayrıldı).

Milli bayram: Bağımsızlık günü 26 Mart (1971).

Anayasa: 4 Kasım 1972 16 Aralık 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir 24 Mart 1982 darbesinde bir süre askıya alınmış 10 Kasım 1986 tarihinde yeniden d

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Hindistan'da giyilen bir çeşit bol gömlek, ceket veya entari; Hindistan'da et yemeyen bir tüccar slnıfı; banyan ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sürgün etmek; kovmak, uzaklaştırmak. banisher (i). sürgüne gönderen kimse. banishment (i). sürgün.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bench; a high seat, or seat of distinction or judgment; a tribunal or court.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The regular term of a court of law, or the full court sitting to hear arguments upon questions of law, as distinguished from a sitting at Nisi Prius, or a court held for jury trials.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An establishment for the custody, loan, exchange, or issue, of money, and for facilitating the transmission of funds by drafts or bills of exchange; an institution incorporated for performing one or more of such functions, or the stockholders , acting in

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument utilized in the financing of foreign trade, making possible Acceptance the payment of cash to an exporter covering all or a part of the amount of a shipment made by him Such an arrangement originates with the foreign importer who instructs h

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slot or group of slots that must be populated with modules of like capacity and fulfill the data width requirement of the CPU.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The portion of the channel cross section that restricts lateral movement of water at normal levels The bank often has a gradient steeper than 45[[ordmasculine]] and exhibits a distinct break in slope from the stream bottom An obvious change in substrate m

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Bank holds all of the money at the start of the game Payments of dividends to players are made from the bank Payments for new trains and terrain costs are made to the bank Payment for shares purchased from the initial offering or from the open market,

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organization, usually a corporation, chartered by a state or federal government, which does most or all of the following: receives deposits, pays interest on them, makes loans, invests in securities, and collects checks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In MIDI instruments, a group of patches Each bank can contains up to 128 patches, numbered from 0-127 or 1-128 In favorite lists, a group of patches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A business, with a state or federal government charter , that provides services such as paying interest on deposits , issuing and collecting checks , and making loans , especially to businesses Shareholders receive part of a bank's profit as a return on t

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is a method of addressing Data Memory Since enhanced devices have 8-bits for direct addressing, instructions can address up to 256 bytes To allow more data memory to be present on a device, data memory is partitioned into contiguous banks of 256 byte

Türkçe - İngilizce Sözlük

An approved company that accepts monetary deposits or loans money In the UK, the Bank of England approves all banks. A range of frequencies between upper and lower limits or a group of tracks on a magnetic drum or magnetic disc or telco carrier equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who conducts the business of banking; one who, individually, or as a member of a company, keeps an establishment for the deposit or loan of money, or for traffic in money, bills of exchange, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

banker. stockbroker. very rich person. money agent. shroff.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A clearing bank, with settlement facilities at the SA Reserve Bank, appointed by a settling participant to pay the funds required to settle a purchase.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iflas. declare bankruptcy iflas etmek. fraudulent bankruptcy hileli iflas.

Yabancı Kelime

Fr. banlieue

yörekent

Genellikle oturma alanı niteliğinde olan, şehir merkezinden uzakta veya sınırlarına yakın yerlerde bulunan şehir yöresi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bath. bathtub. bathroom. watering place. spa. development. washing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Behavior Assessment Plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bovine Access Point An access point that is installed on cattle There are different versions of the BAP, depending on species, gender, weight, beef or dairy. a small loaf or roll of soft bread.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which obstructs, hinders, or prevents; an obstruction; a barrier.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The place in court where prisoners are stationed for arraignment, trial, or sentence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A special plea constituting a sufficient answer to plaintiff's action.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bars divide the staff into spaces which represent measures, and are themselves called measures.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the crust of a horse's hoof which is bent inwards towards the frog at the heel on each side, and extends into the center of the sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To restrict or confine, as if by a bar; to hinder; to obstruct; to prevent; to prohibit; as, to bar the entrance of evil; distance bars our intercourse; the statute bars my right; the right is barred by time; a release bars the plaintiff's recovery; somet

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cross with one or more stripes or lines. a rigid piece of metal or wood; usually used as a fastening or obstruction or weapon; 'there were bars in the windows to prevent escape' an obstruction placed at the top of a goal; 'it was an excellent kick but

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar. night club. counter where drinks are served. habitué de la maison. honky tonk. profit centre. watering hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a room or establishment where alcoholic drinks are served over a counter; 'he drowned his sorrows in whiskey at the bar'. a counter where you can obtain food or drink; 'he bought a hot dog and a coke at the bar'. a rigid piece of metal or wood; usually us

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measure of atmospheric pressure One bar is equal to 0 987 atmospheres, 1 02 kg/cm2, 100 kilopascal, and 14 5 lbs/square inch. a barrier inside the main entrance to each chamber and across the space between benches leading to the floor of the Sen

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure equal to 106 dyne per square centimeter , 1000 millibars, 29 53 inches of mercury See torr.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure, equal to the sea-level pressure of Earth's atmosphere; 1 bar is equivalent to 0 987 atmosphere or 10,000 newtons per square meter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The raised ridge down the center of a backgammon board dividing the home board from the outer board, where checkers are placed after they have been hit A player with a checker on the bar must enter that checker before he can make any other move.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A submerged or emerged embankment of sand, gravel, or other unconsolidated material built on the sea floor in shallow water by waves and currents.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of pressure equal to one million dynes per square centimeter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A ridge down the center of the board dividing a player's home and outer boards The bar is not counted as a space Place where hit blots are placed until they reenter into play.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Karayipler’de Atlas Okyanusu`nun batısında Rüzgarüstü Adalarının 160 km doğusunda Venezuela`nın 435 km kuzeybatısında yer alır.

Coğrafi konumu: 13 10 Kuzey enlemi 59 32 Batı boylamı.

Harita konumu: Orta Amerika ve Karayipler.

Yüzölçümü: toplam: 431 km².

Kara: 431 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 97 km.

İklimi: Tropik iklimin egemen olduğu adada kuru (Aralık-Mayıs) ve yağışlı (Haziran-Kasım) geçen iki mevsim görülür. Antiller kasırga alanın güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır.

Arazi yapısı: Ada tortul kayaçları kaplayan ve kalınlığı 90 m`ye ulaşan mercan birikintilerinden oluşmuştur. En yüksek noktası olan Hillaby dağının bulunduğu kuzey kesimi dışında genellikle alçak ve düzdür. Yüzey suları oldukça azdır; az sayıdaki doğal su kaynakları kireçtaşı yataklarında toplanan yeraltı sularıyla beslenir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Hillaby Dağı 336 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık.

Arazi kullanımı: işlenebilir toprak arazi: %37.21.

Sürekli ekinler: %2.33.

Otlaklar: %5.

Ormanlık arazi: %12.

Diğer: %43.46 (2005 verileri).

Doğal afetler: Antiller kasırga alanının güney sınırındaki yer alan ülkede daha önceki yıllarda kasırgalar büyük yıkımlara yol açmıştır. Ayrıca periyodik heyelanlar gözlemlenmektedir.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 279912 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %20.1 (erkek 28160; kadın 28039).

15-64 yaş: %71.1 (erkek 97755; kadın 101223).

65 yaş ve üzeri: %8.8 (erkek 9508; kadın 15227) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.37 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.31 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.01 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1 erkek/kadın.

15-64 yaş: 0.97 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.62 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 11.77 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.79 yıl.

Erkek: 70.79 yıl.

Kadın: 74.82 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.65 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - taşıyan insan sayısı: 2500 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenler: 200 (2003 verileri).

Ulus: Barbadoslu yada Bajan (halk arasında).

Nüfusun etnik dağılımı: Siyah ırk %90 beyaz ırk %4 diğer %6.

Dinler: Protestan %67 (Anglikan %40 Pentekostal %8 Methodist %7 diğer %12) Roma Katolikleri %4 inançsız %17 diğer %12.

Dil: İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %99.7.

Erkek: %99.7.

Kadın: %99.7 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Barbados.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Bridgetown.

İdari bölmeler: 11 bölge; Christ Church (İsa Kilisesi) Saint Andrew Saint George Saint James Saint John Saint Joseph Saint Lucy Saint Michael Saint Peter Saint Philip Saint Thomas.

Bağımsız

Türkçe - İngilizce Sözlük

classification and promotion system for the salaries of government employee. assize. ready reckoner. scale of salary ies. tariff schedule.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be reconciled. to make it up. to come to an agreement. to bury the hatchet.

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective embankment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. conspicuous. blazing. avowed. blatant. gross. as plain as a pikestaff. pronounced. sharp. conspicuously.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. obvious. blatant. conspicuous. eminent. salient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Noun Low ranking British noblemen, and in Japan However, it can be a nobleman of various rank in other countries For example Baron von Richtorfen. dark bluish-green, low- growing, disease resistant and relatively problem free. 1 an early scientific Britis

Türkçe - İngilizce Sözlük

Medieval category of soft instruments, used principally for indoor occasions, as distinct from haut, or loud, instruments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Application Services A function of the CICSPlex System Management product which manages CICS resource definitions and the CICS installation process.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bureau of Apprenticeship Standards.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Activity Statement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. head. top. knob. heading. beginning. bow. chief. coconut. costard. leader. n.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. head. arch. capital. central. in chief. especial. first. foremost. general. governing. grand. initial. master. premier. primal. primary. prime. principal. beginnings. top. knob. heading. beginning. bow. coconut. costard. leader. n. base. cardinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. achievement. accomplishment. victory. win. triumph. hit. performance. click. deed. effort. feat. go. joy. prosperity. show. smash. speed. stroke.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. achievement. diplomacy. hit. prosperity. success.

Türkçe - İngilizce Sözlük

success. accomplishment. achievement. feat. go. hit. smash. win.

Türkçe - İngilizce Sözlük

achievement. success. accomplishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

prime minister. chancellor. minister president.

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether. entirely. simply. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük

. the extent of hipline pelvic cavity. pelvis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

head doctor. chief physician. head physician. medical superintendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skin of a sheep tanned with bark. leaves or the common basil; used fresh or dried the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church any of several Old World tropical aromatic annua

Türkçe - İngilizce Sözlük

any of several Old World tropical aromatic annual or perennial herbs of the genus Ocimum. the bishop of Caesarea who defended the Church against the heresies of the 4th century; a saint and Doctor of the Church. leaves or the common basil; used fresh or d

Türkçe - İngilizce Sözlük

An herb with a pungent flavor described as a cross between licorice and cloves The ancient Greeks called this member of the mint family the 'royal herb ' Most varieties have green leaves, but one variety, the opal basil, is purple. ocimum baslicum a bread

Türkçe - İngilizce Sözlük

Type: Herb Description: Most varieties have green leaves Member of the mint family Flavor: Sweet clove-like flavor, pungent Uses: Chicken, eggs, fish, pasta, tomatoes, Italian and Mediterranean recipes.

Türkçe Sözlük

(f). 1. Ayakla çiğnenmek, ayak altında kalmak. Pâymâl olmak = Basılmış toprak. 2. Ezilmek, sıkılmak, tazyik olunmak: Üzüm, zeytin, incir basıldı 3. Ansızın hücuma uğramak, tutulmak: Düşmanı gece basmışlar. 4. Tab’olunmak, tezgâha konup basılmak: Filan kitap yeniden basılıyor. 5. Söndürmek, itfâ olunmak: Yangın, ateş basıldı. 6. Teskin olunmak, sükûn kesbetmek, durmak: Rüzgâr basıldı. 7. Damga ve kalıp vurulmak: Bu tülbent iyi basılır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

forethought. foresight. insight. discernment. prudence.

Türkçe - İngilizce Sözlük

prudent. circumspect. cautious. politic. provident. prudential. sagacious.

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprudent. improvident. short sighted.

Türkçe - İngilizce Sözlük

simple. basic. easy. elementary. countrified. crude. elemental. everyday. facile. foolproof. frugal. homely. humble. jejune. potty. primitive. simplex. simplificative. simplistic. small. straightforward. undemanding. vulgar. frugally.

Türkçe - İngilizce Sözlük

artless. bluff. chaste. cheap. commonplace. dry. easy. elementary. facile. homely. plain. quiet. rudimentary. simple. spartan. uncoloured. unpretentious. unsophisticated. easy kolay. basic. plain sade. ordinary. unimportant. small-time. small-time. simple

Türkçe - İngilizce Sözlük

elementary. plain. simple. ordinary. common. manifest. natural. incomplex. unaffected. artless. bare. chaste. fiddling. homely. jammy. rustic. simple bonus. simple person. single. straight up and down. straightforward. uncoloured. uncolored.

Türkçe - İngilizce Sözlük

derive or receive pleasure from; get enjoyment from; take pleasure in; 'She relished her fame and basked in her glory'. be exposed; 'The seals were basking in the sun'.

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. another. different. alternative. distinct. other than. apart from. else. forth. otherwise. except. save. but. saving. hetero-. beside. save. barring. excepting. saving. another.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alternative. another. atypical. different. else. further. other.

Türkçe - İngilizce Sözlük

other. another. different. except. apart from. other than. alternative. else. several.

Türkçe - İngilizce Sözlük

somewhat different. further.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to change. to grow different.

Türkçe - İngilizce Sözlük

president. chairman. chieftain. chairperson. chief executive. dean. head. moderator. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chairman. chief. head. leader. president. principal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chief. president. chairman / chairwoman. chairman. chieftain. front. governor. chief magistrate. moderator.

Türkçe - İngilizce Sözlük

vice chairman. vice president. deputy chairman. vice-chairman. vice chairman. deputy chief. vice- president.

Türkçe - İngilizce Sözlük

presidential. presidentship. presidency. chairmanship. chieftainsy. headship.

Türkçe - İngilizce Sözlük

office of a chairman. office of president.

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital city. seat of government. capital of a country. capital. metropolis. principal city.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The contents of a basket; as much as a basket contains; as, a basket of peaches.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basket applies to derivative instruments in the marketplace A basket is a group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Applies to derivative products Group of stocks that is formed with the intention of either being bought or sold all at once, usually to perform index arbitrage or a hedging program.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cup at the bottom of a ski pole, which encircles a sharp tip that bites into the snow to prevent slipping. an outer row of millefiori canes, pulled together underneath the motif to form a staved enclosure for the decorative element; a latticino ground

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plastic RfootS on the end of a pole shaft that provides a pushing platform for the poling motion Smaller and lighter on performance equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An arrangement of steel bars, and panels that form a basket-like cage around the grip These are most commonly found on Scottish basket-hilted swords, and European rapiers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A designated sum below which claims will not be made for breaches of representation and warranties. the metal frame of a speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dominant. prepotent. predominant. preponderant. overpowering. heavy. raid. sudden attack. descent. forage. foray. incursion. inroad. irruption. surprise. swoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bust. descent. foray. incursion. inroads. predominant. raid. surprise. inroad. bust. descent. unexpected visit. dominant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. commencement. start. beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. start. commence. get going. come on. cut along. enter into. enter on. enter upon. fall to. get. get to. go. go off. inaugurate. introduce. kick off. knuckle down to. launch. launch out. launch out into. lay down. get a move on. open. set about.

Türkçe - İngilizce Sözlük

begin. come. commence. initiate. originate. start. undertake. to begin. to start. to commence. to come on. to enter into. to fall to. to get cracking. to originate. to accede.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commencing. starting. beginning. early. elementary. opening. preliminary. beginning. incunabula. start. commencement. origin. big bang. departure. approach. cradle. dawn. doorway. exordium. first. go-off. inception. incipience. incipiency. infancy. i.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. beginning. birth. commencement. elements. genesis. germ. inception. infancy. initiative. introduction. origin. outset. preliminary. prelude. start. threshold. preface. foreword. elementary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

initial. origin. beginning. start. birth. commencing. conception. debut. elementary. genesis. germ. inception. infancy. introduction. opening. outset. preamble. prelude. prolegomenon. prologue. push off. seed. spring. starting. startup. threshold.

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate / dependent in itself independently. by oneself. on one's own.

Türkçe - İngilizce Sözlük

major. main. primary. prime. cardinal. essential. leading. ruling. staple. mainly. primarily. mostly. principally. chiefly. largely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential. mainly. primary. prime. principal. ruling. uppermost.

Türkçe - İngilizce Sözlük

chiefly. mainly. principally. grand. largely. leading. for the most part. pre eminently. primal. primarily. principal. ruling.

Türkçe - İngilizce Sözlük

caption. heading. title. cap. headline. headscarf. crown. helmet. capital. heading. address director. capital heading. contents heading. cowl. crest. ferrule. head gear. head piece. headpiece. hood. superscription.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wearing a cap. entitled. headed.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Tülbent üzerine kalıp basan adam. 2. Matbaacı. 3. Basma yapan ve satan adam. 4. Türkistan’da Ruslar’a karşı çete savaşı veren Türk gerillası.

Türkçe - İngilizce Sözlük

stereotype. conventional. cliche.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lack of government. anarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeasement. compression. depression. repression. stranglehold. suppression.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A file with this extension is most likely a batch file for either CP/M or MS-DOS and is not likely to work on a different platform than the one for which it was originally written It should be simple ASCII however, so it might be possible to figure out wh

Türkçe - İngilizce Sözlük

Best Available Techniques BAT Standards are used to judge the performance of industrial processes and to provide a target for improvement plans They are gathered in a BAT Reference Document.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Best Available Techniques BP/RAC: Blue Plan Regional Activity Centre BUR: Bureau. a creature of the night, which uses sound rather than light to find their way, their basic message is when you cannot 'see', 'listen' for direction.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bay Area Theatre CAT: Chicago Area Theatre Chicago Showcase CORST: Council on Resident Stock Theatres COST: Council on Stock Theatres Guest: Guest Artist HAT: Hollywood Area Theatre LA 99-Seat Plan LOA: Letter of Agreement LORT: League of Resident Theatre

Türkçe - İngilizce Sözlük

Beam Auto Tracker A feedback mechanism used to compensate electronically for outboard antenna misalignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The cylindrical equipment piece players use when hitting All Major League Baseball bats are wooden; most are 34-40 inches long and weigh 31-40 ounces On non-major league levels, most hitters use aluminum bats, which provide more power than wooden bats.

Türkçe - İngilizce Sözlük

swamp. march. unsound. unstable. floundering. spades. marsh. morass. nonsolvent. quagmire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

swindler. fraudulent borrower. cheat. crook.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Bathurst, Gambia'mn başkenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

western. occidental. west. occident.

Türkçe - İngilizce Sözlük

west. the west. western. the occidental westwind. occidental. occident.

Türkçe - İngilizce Sözlük

. the west. the occident. western. occidental.

Ülke

Başkent: Apra.

Nüfus: 204.000.

Yüzölçümü: 11093 km2.

Komşuları: Batı’da Fiji, Güneyde Tonga.

Önemli Şehirleri: Apra.

Din: %70 Protestan, %20 Romen Katolik.

Dil: Samoaca ve İngilizce (her ikisi de resmi).

Yönetim Biçimi: Anayasal Monarşi.

Tarih: Batı Samoa 1914’de Yeni Zelanda askerleri girip, yönetimi ele alıncaya kadar (1899’dan bu yana) Alman kolonisi idi. 1945 yılında BM’in Yeni Zelanda Vesayeti olarak Common Wealth içinde Yeni Zelanda mandası altına girdi. 1959 Ekim’inde seçilmiş yerli hükümet görev başına geldi. 1 Ocak 1962’de ülke tamamen bağımsız oldu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Technique using hot wax as a resist applied with a tjanting tool; a drawing instrument with a cup and spout from which molten wax is poured onto fabric in a design Dye is then applied in progressive layers over the wax Batik is traditionally done on eithe

Türkçe - İngilizce Sözlük

Centuries-old fabric dyeing technique that uses wax to resist dyes Original designs are hand traced, then hand painted on both sides of the fabric using brushes or droppers Hot wax is applied to the design in the areas where color is not required The fabr

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fabric dying process that uses wax as a resist, usually with layers of wax and colors applied, one over the other When the image is completed, the wax is removed to reveal the gradients of color in the image.

Türkçe - İngilizce Sözlük

superstitious. unreasoningwesterner. occidental. unreasoning.

Türkçe - İngilizce Sözlük

western. occidental. westerner. occident.

Türkçe - İngilizce Sözlük

westernwesterner. occidental. western. westerner.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruin. setting. shipwreck. smash. sting. stitch. sinking. foundering. setting. decline. decay. financial collapse. bankruptcy. piercing. entry. prick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small body of water set off from the main body; as a compartment containing water for a wheel; the portion of a canal just outside of the gates of a lock, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess or indentation shaped like a bay.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A principal compartment of the walls, roof, or other part of a building, or of the whole building, as marked off by the buttresses, vaulting, mullions of a window, etc.; one of the main divisions of any structure, as the part of a bridge between two piers

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compartment in a barn, for depositing hay, or grain in the stalks.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hence, in the plural, an honorary garland or crown bestowed as a prize for victory or excellence, anciently made or consisting of branches of the laurel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To dam, as water; with up or back. a horse of a moderate reddish-brown color a compartment in an aircraft used for some specific purpose; 'he opened the bomb bay' a compartment on a ship between decks; often used as a hospital; 'they put him in the sick b

Türkçe - İngilizce Sözlük

an indentation of a shoreline larger than a cove but smaller than a gulf. the sound of a hound on the scent. small Mediterranean evergreen tree with small blackish berries and glossy aromatic leaves used for flavoring in cooking; also used by ancient Gree

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess or inlet in the shore of a sea or lake between two capes or headlands, not as large as a gulf but larger than a cove See also bight, embayment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wide, curving indentation, recess, or arm of a sea or lake into the land or between two capes or headlands, larger than a cove, and usually smaller than, but of the same general character as, a gulf.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A part of an ocean or lake extending into the land. a unit of a building marked by vaulting or roof compartments.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess or INLET in the shore of a sea or lake between two capes or headlands, not as large as a GULF but larger than a COVE See also BIGHT, EMBAYMENT.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An opening in the chassis used for installation of mass storage equipment such as a CD-ROM drive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A recess or INLET in the SHORE of a SEA or lake between two capes or HEADLANDS, not as large as a GULF but larger than a COVE See also BIGHT, EMBAYMENT See Figure 5.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Space between two bents.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A telephone industry term for the space between the vertical panels or mounting strips of the rack One rack may contain several bays A bay is another place you put your equipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

banal. coarse. common. low. mean. menial. poor. shoddy. vulgar. ordinary. plain. quite. simply. just. entirely.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dealer. supplier. retailer. seller on commission. licensed retailer of beverages and tobacco from the government monopolies. wholesale distributor of newspapers. seller. selling party. commercant. concessionnaire. dealer's buyer. retail dealer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

be a sucker for. blackout. faint. swoon. pass out. be fond of. adore. conk. lose consciousness. be enamored of. be enamoured of. enthuse. fall for. be taken by. be taken with.

Türkçe - İngilizce Sözlük

development. public works. development charges. prosperity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

foothill. slope. ascent. acclivity. brae. declivity. glacis.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bank. incline. ridge. rise. slope. ascent. hillside.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ascent. slope. acclivity. descent. downslope. elevation. hill. inclination. ridge. rise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sometimes. now and then. occasionally. betweentimes. betweenwhiles. from time to time. between whiles. ever and anon. now and again. off and on. sometime.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Bachelor of Dental Surgery

Türkçe - İngilizce Sözlük

To exist in a certain manner or relation, whether as a reality or as a product of thought; to exist as the subject of a certain predicate, that is, as having a certain attribute, or as belonging to a certain sort, or as identical with what is specified, a

Türkçe - İngilizce Sözlük

To signify; to represent or symbolize; to answer to.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make the action of a verb particular or definite; as, beget ; beset. spend or use time; 'I may be an hour' work in a specific place, with a specific subject, or in a specific function; 'He is a herpetologist'; 'She is our resident philosopher' have the

Türkçe - İngilizce Sözlük

exchange of positions by mutual consent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ability. accomplishments. attainments. skill. know-how. accomplishment. address. adroitness. art. artfulness. artifice. craft. cunning. deftness. dexterity. faculty. feat. finesse. ingeniousness. ingenuity. knack. resource. savoir faire. science. sle.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplishment. artistry. asset. competence. facility. faculty. flair. knack. skill. stunt. trick. ability. dexterity. agility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

resourceful. capable. efficient. skilful. skillful. skilly. dextrous. adept. adroit. agile. clever. deft. designing. dexterous. facile. gifted. handsome. ingenious. knowing. light-handed. neat. nimble-fingered. performing. practical. pushful. pushing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accomplished. adroit. clever. deft. dexterous. efficient. good. ingenious. practical. practised. proficient. skilful. skilled. capable. resourceful. accomplished.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adroit. clever. skilful. resourceful. able. adept. deft. dexterous. diplomatic. facile. great at. handy. hot and strong. ingenious. inventive. savior faire. tricky. versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clumsy. impractical. maladroit. left-handed. inexpert. resourceless. awkward. bungling. duff. feckless. fumbling. gauche. gawky. ham-fisted. ham-handed. heavy-handed. helpless. inapt. incompetent. ineffective. ineffectual. inefficacious. inept. manqu. ama

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay flat; to lay in order; to place in a horizontal or recumbent position.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The entire area a lane is set into, from the approach to the pit, including the channels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer of rock, usually sediments, which is homogeneous in composition One bed is separated from another by a bedding plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A layer within a sequence of sedimentary rocks defined by planar to irregular boundaries representing an original depositional surface. In relation to any river - i For the purposes of esplanade reserves, esplanade strips, and subdivision, the space of la

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sedimentary structure that usually represents a layer of deposited sediment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. free. gratis. gratuitous. buckshee. dirt cheap. very cheap. for free. for nothing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

free of charge. free-of-charge. free. gratis. for nothing. dirt cheap. cost- free. costless. for free. free of charge. free of payment. as a / by free gift. gratuitous. no expense to be incurred. on the house.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pessimistic. despondent. downbeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

substitutional. worth. substitute. equivalent. price. pay. worth. compensation. consideration. forfeit. offset. purchase money. quid pro quo. quittance. rate. requital. wages.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compensation. price. toll. value. worth. equivalent. substitute.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consideration. worth. price. remuneration. value. equivalent of. in exchange for. sum paid for exemption from military service. person who makes the pilgrimage to Mecca in the name of another. compensation. cost. offset. pay. quid pro quo. quittance. subs

Türkçe - İngilizce Sözlük

import without foreign exchange transfer. import with waiver. unpaid non-quota imports. non-cost import. imports free from payment. import without waiver. imports free of payment. import without velue.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çileden çıkartmak, azap vermek, eziyet etmek; cinnet getirtmek; bozmak, ifsat etmek. bedevilment (i). çileden çıkartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kınkanatlılar familyasından herhangi bir böcek. black beetle ing. hamamböceği, zool. Blatta orientalis bombardier. beetle fanfan böceği, domuzlan böceği, zool. Brachinus crepitans dung beetle bokböceği reed beetle kamış böceği, zool. Donanica rove beet

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat.), (bağlaç). önde, önden, önce, evvel, daha önce; önünde, cephesinde; (edat) tercihen, yerine; huzurunda; (bağ laç) -den önce before-cited, before-mentioned s. yukarıda bahsi geçen before Christ (b.c) milattan önce (m.ö.). beforehand z. önce, ön

İngilizce - Türkçe Sözlük

kandırarak elinden almak. beguilement i. aklını çelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Beyrut, Lübnan'ın baskenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

waiting room. waiting hall. entry hall. lobby.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpected. sudden. unimagined. surprise. abrupt. adventitious. heaven-sent. improbable. snap. unannounced. unforeseen. unhoped. unhoped-for. unlooked-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil a logarithmic unit of sound intensity equal to 10 decibels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Babylonian god of the earth; one of the supreme triad including Anu and Ea; earlier identified with En-lil.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fundamental division of a logarithmic scale for expressing the ratio of two amounts of power, the number of bels denoting such a ratio being the logarithm to the base 10 of this ratio.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm 10 ; 2 logarithm 10 ; and 2 logarithm 10 See dB.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit that represents the logarithm of the ratio of two levels The number of bels is equal to the logarithm sub 10 of P sub 1/P sub 2):2 logarithm sub 10 ; and 2 logarithm sub 10 See dB.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Establishment Listing.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measurement of sound intensity named in honor of Alexander Graham Bell First used to relate intensity to a level corresponding to hearing sensation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Named for Alexander Graham Bell, who did the original scientific investigations; Also see decibel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. misfortune. calamity. evil. aggro. cancer. curse. damnation. deep trouble. disaster. firework. fuck up. hot water. plague. predicament. scourge.

Ülke

Başkent: Brüksel.

Nüfus: 10.063.000.

Yüzölçümü: 11.787 km2.

Komşuları: Batı’da ve Güney’de Fransa, Güneydoğu’da Lüksemburg, Doğu’da Almanya, Kuzey’de Hollanda.

Önemli Şehirleri: Brüksel, Antwerp, Ghert, Charleroi, Liege.

Din: %75 Katolik.

Dil: Fransızca, Almanca.

Yönetim Biçimi: Anayasal Monark’a bağlı parlamenter demokrasi.

Siyasi Partiler.

Flaman Bloğu, Halkın Birliği, Fransızca Konuşanların Demokratik Cephesi, Özgürlük ve İlerleme Partisi, Reformcu Liberal Parti, Hristiyan Halk Partisi, Sosyal Hristiyan Parti, Sosyal Parti.

Tarih: Belçika ismi, ülkenin ilk yerleşik insanları olan Belgae’lerden gelmektedir. Ülke olarak Julius Caesar tarafından fethedilmiş ve Romalıların, Frank’ların Burgundy’nin, İspanya’nın, Avusturya’nın ve Fransa’nın da dahil olduğu bir dizi işgalci devlet tarafından 1800 yıl yönetilmiştir. 1815’ten sonra Belçika Hollanda’ya bağlandı fakat bağımsız bir anayasal monarşi olması 1830’a rastlar. Belçika’nın tarafsızlığı her iki dünya savaşında da Almanya tarafından ihlal edildi. Kral 3. Leopold 28 Mayıs 1940’ta Almanya’ya teslim oldu. Savaş sonrası, tahtından feragat edip yerini oğlu Kral Baudovin’e bırakması konusunda siyasi baskıya maruz kaldı. Kuzey Belçika’da yaşayan Flamanlar Hollandaca, güneydeki Valonlar ise Fransızca konuşurlar. Bu dil farklılığı daimi bir karşıtlık kaynağı olmuş, iki grup arasında düşmanlığa yol açmıştır. Parlamento, gücün merkezi hükümetten 3 bölgeye -Valonya, Flander ve Brüksel- transferini amaçlayan bir takım önlemler almıştır. Belçika yaptığı dış ticaret ile ekonomisini yürütmektedir ve toplam ücretiminin %50’si dış ülkelere satılmaktadır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلده] kent. 2.diyar, memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلد] kent. 2.memleket.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بلدی] kentli.

Türkçe - İngilizce Sözlük

city hall. municipal borough. municipality. township. civic government. civil government. community. municipal corporation. incorporated town.

Türkçe - İngilizce Sözlük

document. certificate. voucher. brief. card. deed. instrument. letter. muniment. note. present. record. reference. sheepskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. deed. record. voucher. voucher copy. instrument. paper. process. proof. testimonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate. document. authenticate. be a record of.

Türkçe - İngilizce Sözlük

authenticate. document. to document.

Türkçe - İngilizce Sözlük

documented. certificated. qualified. documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documented. dismissed from school.

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary. documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film. documentary picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. evident. precise.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Belgrad, Yugoslavya'nın başkenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. manifest. distinctive. blazing. upfront. clear-cut. distinct. evident. explicit. marked. positive. prominent. pronounced. salient. sharp-cut. thick.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. distinct. explicit. prominent. salient. evident. marked.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. evident. marked. pronounced.

Türkçe - İngilizce Sözlük

determination. definition. specification. assignation. assignment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

determine. define. specify. state. identify. assign. limit. adjust. appoint. assess. condition. decide. detect. dictate. establish. peg. set. set down. settle. single out. slate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

appearance. appearing. becoming visible / distinct. advent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverb. adverb zarf. determinant. indicator. reagent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

specify. point out. define. remark. represent. signify. deliver oneself. denote. embody. emit. enumerate. evidence. exude. feature. import. indicate. manifest. predicate. purport. show. sign. state. ventilate.

Ülke

Başkent: Belmopan.

Nüfus: 209.000.

Yüzölçümü: 8.867 km2.

Komşuları: Kuzey’de Meksika, Batı’da ve Güney’de Guatermala.

Önemli Şehirleri: Belize City.

Din: %62 Katolik, %32 Protestan.

Dil: İngilizce, İspanyolca, Maya ve Garifuna dilleri.

Yönetim Biçimi: Parlamenter Demokrasi.

Tarih: Belize (eski İngiliz Hondura’sı) Amerikan kıtalarındaki son İngiliz kolonisidir. 21 Eylül 1981’de bağımsızlığını kazanan Belize’de İngiliz birlikleri güvenlik sağlarlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. possibly. contingently. mayhap. peradventure. perchance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

maybe. perhaps. it all depends. peradventure. possibly. perchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The whole plant and its fruit are very poisonous, and the root and leaves are used as powerful medicinal agents.

Türkçe - İngilizce Sözlük

memory. core memory. mind. recollection. retention. store. engram.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. clear. certain. specific. particular. known. avowed. broad. conspicuous. explicit. express. given. manifest. noticeable. palpable. patent. perspicuous. precise. prominent. self-evident. shadowless. stated. translucent. unmistakable. upfront.

Türkçe - İngilizce Sözlük

apparent. broad. concrete. manifest. obvious. palpable. prominent. unmistakable. evident. certain. definite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evident. obvious. clear. visible. certain. definite. broad / adj ,. express. notable. signal. unmistakable.

Türkçe - İngilizce Sözlük

main. eminent. notable. well-known.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Within; in; in or into the interior; toward the inner apartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The inner or principal room in a hut or house of two rooms; opposed to but, the outer apartment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Well Used with other words, e g ben marcato, well accented, emphasized.

Türkçe - İngilizce Sözlük

EPA's computer model for analyzing a violator's economic gain from not complying with the law. Used frequently in 'patronymics' ; Rabbi Akiba ben Joseph means Akiba son of Joseph. a mountain peak. benedictive mood.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Son of; frequently used in personal names, as Ben-Gurion.

Türkçe Sözlük

(i.). Hep kendisinden bahseden, kendisini öven, hodpesent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfish. egoistic. egotistical. self-centered. self-centred. self-absorbed. thoughtless. calculating. piggish. hoggish. egoist. self-seeker.

Türkçe - İngilizce Sözlük

antisocial. egocentric. egoist. egoistic. inconsiderate. selfish. thoughtless. self-centred. self-seeking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

selfish. egoist. egotist. egocentric. hoggish. piggish. self- centered. shabby. thoughtless. ungenerous.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyilik eden, hayır yapan, lütufkar. beneficently z. iyilik ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayırlı; faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen; kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bingazi, Libya,nın başkenti.

Ülke

Başkent: Portonova.

Nüfus: 5.342.000.

Yüzölçümü: 43.500 km2.

Komşuları: Batı’da Togo, Kuzey’de Burkina Faso ve Nijer, Doğu’da Nijerya.

Din: %70 yerel inançlar, %15 Müslüman, %15 Hristiyan.

Dil: Fransızca, Fon, Yomba dilleri.

Yönetim Biçimi: Demokrasi.

Tarih: Abomey Krallığı, 17 yy. da komşu krallıklarla yaptığı savaşlarda güç kazandı; 19. yy.ın son dönemlerinde Fransız hakimiyetine girdi ve 1904’te Fransız Batı Afrikasına dahil edildi. 1 Ağustos 1960’da Dahomey adı altında bağımsızlık kazandı, Benin ismini ise 1975’te aldı. Bağımsızlıktan bu yana yapılan beşinci dairede, general Ahmet Kerekov iktidara geçti. Bundan 2 yıl sonra, 1974’de Benin’in Marksist-Leninizt felsefe güden sosyalist bir devlet olduğunu ilan etti. Aralık 1989’da Kerekov bundan böyle Marksizm ve Leninizm’in devlet ideolojisi olmayacağını açıkladı. Krekov, 30 yıl içinde ilk defa yapılan başkanlık seçimlerinde yerini Nicephore Sogho’ya bıraktı. Ekonomi, tarımsal kaynaklı endüstrilerin gelişimine bağlıdır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Changed by pressure so as to be no longer straight; crooked; as, a bent pin; a bent lever.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Strongly inclined toward something, so as to be resolved, determined, set, etc.; said of the mind, character, disposition, desires, etc., and used with on; as, to be bent on going to college; he is bent on mischief.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The state of being curved, crooked, or inclined from a straight line; flexure; curvity; as, the bent of a bow.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any neglected field or broken ground; a common; a moor. a special way of doing something; 'he had a bent for it'; 'he had a special knack for getting into trouble'; 'he couldn't get the hang of it' a relatively permanent inclination to react in a particul

Türkçe - İngilizce Sözlük

article. dike. dam. weir. reservoir. paragraph. clause. embankments. item. subclause. subparagraph.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a relatively permanent inclination to react in a particular way; 'the set of his mind was obvious'. grass for pastures and lawns especially bowling and putting greens. a special way of doing something; 'he had a bent for it'; 'he had a special knack for g

Türkçe - İngilizce Sözlük

The bent pipe is either half bent or full bent The bowl varies in shape and may be like another model, e g , 'bent Bulldog'. indicates someone who experiences decompression sickness symptoms.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. eğri, kıvrık, bukülmüş, kavisli; i. eğim; temayül, meyil. have a bent for istidadı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. deniz dibi alemi, deniz dibinde yaşayan bitki veya hayvanlar. benthoscope i. deniz dibi araştlrmalarında kullanılan küre şeklinde motorsuz denizaltı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

like. reminiscent. suchlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük

likeness. resemblance. similarity. analogy. mimicry. affinity. approach. community. comparison. conformity. congeniality. identity. kinship. parallel. parallelism. parity. propinquity. sameness. similar. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük

analogy. approach. comparison. correspondence. identity. likeness. parallel. resemblance. sameness. semblance. similarity. similitude. affinity.

Türkçe - İngilizce Sözlük

petrol gauge. gas gauge. gasoline gauge. gasoline indicator. petrol content gauge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. aselbent, aselbent sakızı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An impure benzene, used in the arts as a solvent, and for various other purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be acquitted. to prove innocent / not guilty. to beat the rap.

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusting. dreadful. very bad. soiled. spoiled. arrant. awful. damnable. egregious. execrable. ghoulish. hellish. horrendous. infernal. lamentable. miserable. offending. putrid. rotten. shitty. terrible. unspeakable. venomous. villainous. yucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A loose term given to various peoples who have inhabited North Africa since before the 7th century Arab conquest of the region.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Loop-pile carpet tufted with thick yarn, such as wool, nylon or olefin Often having random specks of color in contrast to a base hue, this floor covering has a full, comfortable feel, while maintaining an informal, casual look Currently, this term has exp

Türkçe - İngilizce Sözlük

beret. bruise. chafe. graze. hurt. indentation. lesion. wound.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mahrum etmek; merhametsizce elinden almak bereavement i. mahrumiyet. bereft s. mahrum edilmiş. the bereaved geriye kalan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. blessing. richness. plentifulness. plenteousness. copiousness. cornucopia. fertility. fruitfulness. plenitude. plenty. profusion. prolificacy. prolificness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. plenty. increase. fruitfulness. blessing. divine gift. rain. fortunately. fertility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. exuberant. fertile. luxuriant. plenteous. plentiful. rich. blessed. fruitful.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. fertile. fruitful. copious. fat. fecund. generous. luxuriant. plentiful. productive. prolific. rich. teeming.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A tree of the Orange family , having a roundish or pear-shaped fruit, from the rind of which an essential oil of delicious odor is extracted, much prized as a perfume.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coarse tapestry, manufactured from flock of cotton or hemp, mixed with ox's or goat's hair; said to have been invented at Bergamo, Italy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

essential oil of the bergamot orange used to flavor a black tea base to make Earl Grey tea.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bergamot oil acts as a natural astringent and is best suited for oily skin and hair conditions Its spicy scent of oranges and lemons also helps to lift the spirits. small tree with pear-shaped fruit whose oil is used in perfumery; Italy.

Ülke

Başkent: Hamilton.

Nüfus: 59.300.

Yüzölçümü: 54 km2.

Komşuları: Atlas Okyanusu’nda ada.

Önemli Şehirleri: Hamilton.

Dil: İngilizce, Portekizce.

Yönetim Biçimi: Koloni.

Tarih: Bermuda’nın ilk sömürge oluşu, İngiliz Sir George Somers ve beraberindekilerin 1609 yılında bir deniz kazasına uğramalarıyla başlar. Bermuda 1684’te İngiliz Kraliyeti’nin buyruğuna girdi ve 1968’de öz yönetimli sömürge haline geldi. Bermuda’da ABD’nin bir deniz ve hava üssü vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bern, isviçre'nin başkenti.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. unclouded. limpid. brillant. crystalline. crystal. bright. just. liquid. lucent. lucid. pellucid. serene. speaking.

Türkçe - İngilizce Sözlük

clear. limpid. lucid. transparent. unclouded. vivid.

Türkçe - İngilizce Sözlük

five. five. cinque. penta-. quin-. quint-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evident. obvious. obviously. patent. self-evident. evidently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. obviously. certainly. quite evidently. clear. evident. self evident. point- blank. self-evident. sure as eggs is eggs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutrition. fattening. nourishment. nurture.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuşatmak muhasara etmek; üstüne varmak. besiegement i. kuşatma. besieger i. kuşatan kimse.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feed. food. nourishment. nutrition. sustenance. nutriment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

food. nourishment. nutrient. nutriment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead-in. supply. feeding. sustenance. sustentation. handmaid. servant girl. nurse. alimentation. nourishment. nurture. nutrition.

Türkçe - İngilizce Sözlük

feed. feeding. nourishing. girl servant brought up in the household. nourishment. nurse child. nutrition. servant. sustentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to feed. to nourish. to fatten. to support. to reinforce. to fill up. cultivate. entertain. feed on. foster. harbour. keep. maintain. nurture. rear.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alimentary. nutritive. nutrition. alimentation. nourishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutrition. alimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutrition. feeding. aliment. alimentation. nourishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nourished. to take nourishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutritious. nutritive. nutrient.

Türkçe Sözlük

(i.). Gülgillerden bir bitki, yol kenarı ve çayırlarda yetişir, ishale karşı kullanılır (potentilla reptans).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hediye etmek, vermek, ihsan etmek, yerine koymak;( kız) vermek. bestowal, bestowment i. ihsan, verme.

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is laid, staked, or pledged, as between two parties, upon the event of a contest or any contingent issue; the act of giving such a pledge; a wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building entrance terminal, aka entrance facility Usually the nearest location within a structure that permits termination and protection of telco entrance cable May also serve as MDF and/or BDF In some situations, the BET is co-located with, or serves as

Türkçe - İngilizce Sözlük

A measure of how a stock's movement correlates to the movement of the entire stock market The Beta is not the same as volatility See also Standard Deviation and Volatility.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The beta coefficient is a means of measuring the volatility of a stock or stock portfolio in comparison with the market as a whole A beta of 1 0 indicates that the price of the stock portfolio will move with the market A beta higher than 1 0 indicates tha

Türkçe - İngilizce Sözlük

book. letter. document.

Türkçe - İngilizce Sözlük

description. representation. description tasvir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

depict. describe. paint. picture. portray. represent. to describe. to depict. to represent. to portray tasvir etmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kum, çakıl gibi maddelerle su ve çimentodan yapılan ve çeşitli yapı işlerinde kullanılan karışım.

Yabancı Kelime

Fr. bétonnaière

betonkarar

Beton yapmak üzere çimento, kum ve suyu karıştıran makine.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Islah, iyileşme; huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar; bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şaşlrtmak, sersemletmek, hayrette bırakmak. bewilderment i. şaşkmlık, sersemlik, hayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. büyü yapmak; tehir etmek; cezbetmek, hayran etmek. bewitcher i. cezbedici kimse, çekici kimse, alımlı kimse. bewitching s. cazibeli. bewitchingly z. cazibeli olarak. bewitchment i. büyü, cazibe.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mr. mr. gentleman. mister. lord. ace. bey. don. esquire. governor. the governor. monsieur. sahib. seigneur. squire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

don. gentleman. squire. gent. sir. mr. mister. prince. ruler. master. ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mr. prince. ruler. chieftain. notable. country gentleman. ace. esquire.

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. statement. representation. asseveration. profession. pronouncement. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

profession. pronouncement. rescript. statement. declaration. announcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. announcement. statement. clarity. account. affirmance. asseveration. avowal. description. expression. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. declaration. speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. declaration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. declaration. written statement. manifest. declaration form. proclamation.

Ülke

(Belarus) Başkent: Minsk.

Nüfus: 104.405.000.

Yüzölçümü: 80.134 km2.

Komşuları: Batı’da Polonya, Kuzey’de Litvanya, Letonya.

Önemli Şehirleri: Minsk, Homel.

Dil: Belarus Rusçası, Rusça.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bölge, Ortaçağ’da Litvanyalıların ve Polonyalıların yerleşimine sahne oldu. 1503’te başlayan Rusya-Polonya savaşında ödül olarak ortaya kondu. Bölgenin batı kısmının Polonya tarafından yönetilmesine rağmen, 1992’de SSCB’ye bağlandı. 1941’de Alman orduları tarafından işgal edildi. Beyaz Rusya 1944’de Rus birliklerince ele geçirildi. SSCB’ye ilhak edilen Kuzeydoğu Polonya topraklarını almak suretiyle topraklarını genişletti. 25 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991’de dağılması üzerine de bağımsız bir devlet oldu. Ülkenin yeni anayasası 15 Mart 1994’te kabul edildi ve 10 Temmuz 1994 seçiminde de yeni bir devlet başkanı seçildi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. esquire. gent. nibs.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bey sıfatı ve unvanı. 2. Zadegânlık, asalet, necâbet. 3. Bir beyin idaresinde bulunan hükümet, prenslik: Sisam beyliği, Aydın, Menteşe, Anadolu beylikleri.

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonplace. hackneyed. stock. trite. belonging to the state. governmental. stereotyped. principality.

Türkçe - İngilizce Sözlük

international uluslararası. enternasyonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük

evidence. proof. argument. conclusive argument.

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornament. decoration. ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decorate. to adorn. to embellish. to deck. bedeck. ornament.

Ülke

Başkent: Thimphu.

Nüfus: 1.739.000.

Yüzölçümü: 18.147 km2.

Komşuları: Batıda ve Güneyde Hindistan, Kuzeyde Çin.

Önemli Şehirleri: Thimphu.

Din: %75 Lama Budisti, %25 Hindu.

Dil: Dzongkha, Gurung, Assemese.

Yönetim Biçimi: Monarşi.

Tarih: Bölge, 16. yy.da Tibet hakimiyetine girdi. İngiliz etkisi 19. yy.da giderek arttı. 1907’de kurulan monarşi, 1910’da yapılan bir andlaşma ile İngiliz himayesine girdi. 1949’da bağımsızlık kazanan Bhutanın dış ilişkilerini Hindistan yürütmektedir. Dışardan aldığı yardımın büyük kısmı da Hindistan’dan gelmektedir. Butan-Hindistan bağlantıları hava taşımacılığında ve yol yapımında girişilen işbirlikleriyle daha da güçlenmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kininin veya greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da arttırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emil imin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kanserojen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, biberin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe eder ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi Önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Genel Bilgi

Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak kiwinin ya da greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir.

Biberin yakıcılığı, içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olamayan biberin, yenildikçe yakıcılığı daha çok hissedilir.

Kapsaisin maddesi bibere yakıcılık vermekle kalmaz, cilde temas ettiğinde tahrişe de yol açar. Hatta bu özelliğinden dolayı bazı romatizma ilaçlarının formüllerinde de kullanılır.

Yeşil biber kırmızı olanından daha yakıcı değildir. Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberler A ve C vitaminleri bakımından çok zengin olup, sıcak havada yenilen yakıcı biberler insanı terletirler ve terin buharlaşmasıyla insanda bir serinlik hissi duyulur.

Buna karşın, biberin içindeki kapsaisin maddesi, insanda tükürük salgısını da artırır, solunum ve kan basıncında değişimler yaratır, bağırsaklarda emilimin azalmasına yol açar.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonucunda, diğer kansorejen maddelerle birlikte alındığında, karaciğer kanserinin ortaya çıkmasında, hızlandırıcı rolü olduğu konusunda ciddi kuşkular vardır.

Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Peki nasıl oluyor da, bibrin yakıcı tesirini su gideremiyor? Sebebi basit, yağ ve su kesinlikle birbirlerine kaarışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı absorbe der ve mideye taşır.

Bir diğer etkili yol da süt içmektir. Sütün içindeki kasein maddesi bir deterjan görevini üüstlenir, biberin yağı ile karışarak ağzı temizler. Bu da yeterli değilse rakı içilmesi önerilir. Rakı da diğer alkol içeren sıvılar gibi yağı çözer ve sorunu giderir, ama sonuçları ertesi sabah ortaya çıkacak başka sorunlar getirir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

plank. deal. cutting. sawing. slitting. clipping. shearing. intersection. chopping. mowing. harvesting. reaping. assessment. prism.

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remain; to continue or be permanent in a place or state; to continue to be.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük, iri, kocaman, cüsseli; gebe; büyümüş; mühim, etkili; yüksek ruhlu, a1i; yuksek (ses). Big Ben ingiliz parlamento binasındaki büyük saat ve çanı. Big Brother diktatör. big business büyük sermayeli ticaret. big game büyük av; ağır ve tehlikeli teş

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance-sheet. financial statement. statement. balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

balance sheet. annual financial statement. asset and liability statement. balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük

communique. bulletin. proclamation. notice. announcement. manifesto. memorandum. memo. notification. asseveration. edict. memorial. report. service. throwaway. writ.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. assertion. bulletin. communique. declaration. handout. manifesto. notice. notification. paper. report. communiqué.

Türkçe - İngilizce Sözlük

communique. announcement. notice. proclamation. communiqué. handout. judgment judgement. manifesto. paper. pronouncement. statement. declaration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

announcement. notice. declaration.

Türkçe - İngilizce Sözlük

notice. announcement. notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Its characteristic constituents are the bile salts, and coloring matters.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thick brown liquid made by the liver that helps the body digest fats It is stored in the gallbladder and released when food enters the small intestine. a greenish-yellow fluid secreted by the liver and stored in the gallbladder Bile contains cholesterol

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliberately. intentionally. knowingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. constituent. component. ingredient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

component. constituent.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle. bracelet. metal ring. bush. collar. segment.

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise. learned. erudite. omniscient. polymath. profound. sophisticated. wise person. scholar. luminary. owl. sage. sophisticate.

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned. sagacious. wise. sapient.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The lowest part of the hull's interior on either side of the keel The turn of the bilge is the transition of the hull shape from essentially horizontal to vertical in section, described as hard if the transition is relatively abrupt, or slack if the trans

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intersection of bottom and sides The chine for boats with chines and the point of contact of a 45o tangent for boats with round bilges. the lowest part of the ship inside the hull The bilge water, either from rain or from seas breaking abroad would collec

Türkçe - İngilizce Sözlük

info. information. knowledge. acquirements. cognizance. data. dope. griff. intelligence. ken. know. know- how. known. known- how. learning. lore. notion. report.

Türkçe - İngilizce Sözlük

learned. erudite. scholar. bookman. learned man. scientist. pundit. savant.

Türkçe - İngilizce Sözlük

pundit. savant. scholar. scientist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scholar. scientist. pundit. wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük

scientific. scholarly. erudite. academic. academical.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. unidentified. metagnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapient. worldly wise. know-it-all. smart aleck. smarty. wiseacre. wise guy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a container; usually has a lid. the quantity contained in a bin. an identification number consisting of a two-part code assigned to banks and savings associations; the first part shows the location and the second identifies the bank itself. store in bins.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In mainframe computing, a Bin, refers to the 'mailbox' where computer reports are distributed to computer users AITS maintains numbered bins for its clients' output at each campus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The first six digits of the account number appearing on the card Each state implements a unique BIN for state program identification.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A DNA fragment size range within which alleles are assigned based on their relative electrophoretic mobilities.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for 'binary ' bin is frequently used as the name of a directory on a UNIX file system intended to contain executable programs, such as operating system utilities, or CGI programs in a subdirectory of a Web server's content root. equivalent to

Türkçe - İngilizce Sözlük

In CPU-speak, a single speed increment as defined by a 0 5 multiplier jump For example, on a 66MHz system bus, a 266MHz processor is one bin faster than a 233MHz processor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Identification Number BPE: Business Process Engineering.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In CPU-speak, a single speed increment as defined by a 0 5 multiplier jump For example, on a 66MHz system bus, a 266MHz processor is one bin faster than a 233MHz processor.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Each frequency point represented in the frequency domain display of an FFT is called a bin.

Türkçe - İngilizce Sözlük

An electronic capability in the memory of some advanced pulse generators which stores a certain type of data Bins are usually associated with rate ranges For example, one cardiac event is recorded by the pulse generator, classified by rate range and then

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bağlamak yerine tespit etmek, raptetmek; dondurmak; tutmak, menetmek, engel olmak; inkıbaz etmek; kenarını tutturmak ciltlemek; huk. senetle bağlamak; donmak, tutmak (çimento v.b.); i. bağlayan şey. bind over veya down huk. mali kefaletle bağlamak,

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bodywork combining exfoliation, herbal treatment, and light massage. a reusable, adhesive, decoration that is used by women and placed on the forehead between the eyebrows a traditional ornament that was used for women to symbolize that they are married i

Türkçe - İngilizce Sözlük

Body treatment combining exfoliation, herbal treatment and light massage.

Türkçe - İngilizce Sözlük

overlap. scarf. lading. loading. embarkment. mounting. ramming. boarding. falling aboard. clinker work. clinker built. projection. embarkation. overlapping. overlapped.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get up on. to board. to mount. to ride. to travel. to overlap. to be added to. to go aboard. enter. get on / onto. hop.

Türkçe - İngilizce Sözlük

one. single. a. an. unique. sole. the same. owned in common. united. such a. only. any. certain. identical. indifferent. solitary. some. the.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a flash. in a jiffy. momentary. in a snap. trice in a.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abelienate. abandonment. quitting. unleashing. bequest. allowance. laying. permit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to leave. to quit. to abandon. to let go off. to relinquish. to allow. to grow. to fail a student. to put down. to deposit. to entrust. to bequeath. to put off. to postpone.

Türkçe - İngilizce Sözlük

soon. shortly after. ere long. presently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

presently. soon. in a little while. a little later.

Türkçe - İngilizce Sözlük

in a while. a little later. presently.

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecutive. sequent. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

accumulation. accrual. accruement accrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük

first. the first. fundamental. initial. premier. prime.

Ülke

(United Arab Emirates) Başkent: Abu Dabi.

Nüfus: 2.791.000.

Yüzölçümü: 30.000 sg.m:.

Komşuları: Kuzeyde Katar, Batıda ve Güneyde Suudi Arabistan, Doğuda Umman.

Önemli Şehirleri: Abu Daki, Dubavy.

Din: %96 Müslüman, Hindu, Hristiyan.

Dil: Arapça (Resmi) birçok diğer diller.

Yönetim Biçimi: Emirler Federasyonu.

Tarih: Bölgedeki Şeyhler 19. yy. da Dışişleri ve savunmanın kontrolünü İngiltere’ye verdi. 2 aralık 1971’de bu şeyhlikler bağımsız olmak için birleştiler.

Abu Dabi Petrol Şirketi, 1975’de tamamen ulusallaştırıldı. Petrol hatları BAE’ye dünyanın en yüksek kişi başına GSMH’nı sağlar. Son yıllarda uluslararası bankacılık gelişme içindedir.

Ülke

(United Kingdom) Başkent: Londra.

Nüfus: 56.7 milyon.

Yüzölçümü: 244.100 km2.

Komşuları: Batıda Atlas Okyanusu, İrlanda Denizi, İrlanda Cumhuriyeti, Kuzeyde ve Doğuda Kuzey Denizi, Güneyde Manş Denizi.

Önemli Şehirleri: Birmingham, Glasgow Leeds, Sheffield, Liverpool, Brondford Manchester, Edinburg, Bristol, Coventry, Belfast, Nottingham, Leicester.

Din: Anglikan %57, Katolik %13, Presbiteryen %7, Metodist %4, diğer %19.

Dil: İngilizce.

Yönetim Biçimi: Çok Partili Meşruti Monarşi.

Siyasal Partiler.

Muhafazakar Parti, İşçi Partisi, Liberal Parti, Sosyal Demokrat Parti, Büyük Britanya Komünist Partisi, İskoç Ulusal Partisi, Galler Milliyetçi Partisi, Ülster Birleşikleri Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi.

Tarih: II. Dünya Savaşı’na kadar Avrupa’nın ve dünyanın başat gücü olan ülke savaş sonrası yeni bir rol edinmiş, gerek üçüncü dünyadaki ulusçu hareketin etkisiyle, gerekse uluslararası baskıların artmasıyla denizaşırı sömürgelerine bağımsızlıklarını vererek dünyadaki öncü rolünü kaybetmiştir. 1956 Süveyş Krizi’nden sonra Birleşik Krallığın etkisini yitirdiği iyice ortaya çıktı. Bunun İngiliz Uluslar Topluluğu’na yansıması 1970’li yıllarda olmuş, bu yıllardan sonra, topluluk bağımsız üyelerin biraraya geldiği serbest bir birlik halini almıştır. Avrupa bünyesinde oluşturulan örgütlenme hareketlerinin de içinde olan Birleşik Krallık NATO’ya üyeliğinden başka 1973’te de AT’ye dahil olmuştur. Dünya Savaşı’ndan sonra Clemat Attlee’nin liderliğindeki İşçi Partisinin iktidarına rağmen 1951 yılında savaş sırasında başbakanlık yapan Sir Winston Churchill’in oluşturduğu muhafazakarların yönetimine geçerek 13 yıl böyle kalmıştır. 1979 yılına kadar İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti arasında el değiştiren iktidar o tarihten 1990’a kadar Margaret Thatcher’in liderliğindeki muhafazakarların elinde bulunmuştur. Thatcher’in 1990’da istifasıyla boşalan muhafazakar parti liderliği ve başbakanlığa Jon Major seçilmiştir. Birleşik Krallık yönetiminin ülke içindeki en önemli sorunları genel olarak ekonomik nedenlerle dayanmakla beraber Kuzey İrlanda’nın statüsü ve IRA militanlarının yarattıkları terör olayları da yönetimi zor durumda bırakmıştır. Uluslararası alanda en önemli sorun 1982 yılında yaşanan Falkland Krizi olmuş Arjantin Birleşik Krallık yönetiminin başarılı bir sınav verdiği bu olaylar Arjantin’in yenilgisi ile sona ermiş, hemen yapılan genel seçimler sonrasında da Thatcher liderliğindeki Muhafazakarlar iktidarlarını iyice sağlamlaştırmışlardır. Güney Afrika ile geleneksel bağlarına karşın bu ülkede sürdürülmekte olan “apartheid” politikasıyla çeşitli ekonomik yaptırımlar uygulamakta olan Birleşik Krallık yönetimi, 1990’da Nelson Mandela’nın serbest bırakılması üzerine uyguladığı yaptırımlara son verdiği gibi Güney Afrika’ya yatırım yasağını da kaldırılmıştır.

Türkçe - İngilizce Sözlük

affiliate. ally. amalgamate. associate. bind. bond. cement. close. combine. compose. compound. confederate. connect. consolidate. couple. incorporate. join. link. merge. pool. reunite. unify. unite. to unite. to bind. to join. to bond. to couple. to combi

Türkçe - İngilizce Sözlük

join. merge. combine. defragment. to unite. to put together. to combine. to assemble. to joint. to tie. to interlace. to weld. to compound. to incorporate. to connect. to compose. to mix. to unify. to consolidate. to hook up. to integrate. to interweave.

Türkçe - İngilizce Sözlük

unity. union. confederation. combination. unit. corps. troop. alliance. body. brotherhood. coalescence. collaboration. combine. communion. company. confederacy. conference. contingent. ensemble. establishment. fellowship. force. fraternity. gild. gui.

Türkçe - İngilizce Sözlük

alliance. association. block. brotherhood. college. combination. combine. company. concord. confederacy. confederation. consortium. contingent. ensemble. federation. force. fraternity. league. party. pool. solidarity. union. unison. unit. unity. sameness.

Türkçe - İngilizce Sözlük

association. assocation. union. unity. oneness. accord. identity. similarity. equity. corporation. unit. combination. confederacy. consolidation. consortium. federation. gemeinschaft. party. sodality. solidarity. squad. unison.

Türkçe - İngilizce Sözlük

insane delusion. mental delusion.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kurtluca, zeravent, bot. Aristolochia.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the name of Allah [biss-mih-LAH] What Muslims say before engaging in most anything, especially before reading Qur'an, before eating, when entering a room [before entering toilet area, ask for protection from the male and female jinn], when leaving and

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of a key which enters the lock and acts upon the bolt and tumblers.

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the Southern and Southwestern States, a small silver coin formerly current; commonly, one worth about 12 1/2 cents; also, the sum of 12 1/2 cents. 3d sing. pr. of Bid, for biddeth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a small quantity; 'a spot of tea'; 'a bit of paper'. a small fragment of something broken off from the whole; 'a bit of rock caught him in the eye'. an indefinitely short time; 'wait just a moment'; 'it only takes a minute'; 'in just a bit'. an instance o

Türkçe - İngilizce Sözlük

BInary digiT The smallest unit of information in a computer, either on or off, represented in binary as either 1 or 0. -- A single digit number in base-2, in other words, either a 1 or a zero The smallest unit of computerized data Bandwidth is usually mea

Türkçe - İngilizce Sözlük

Binary digit, the smallest unit of information in a computer, represented as a 0 or 1 One character is typically seven or eight bits in length.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contraction of binary digit, a bit is the smallest unit of information that a computer can hold Eight bits is equivalent to a byte The speed at which bits are transmitted or bit rate is usually expressed as bits per second or bps. -- A single digit numb

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest element of computerized data A full text page in English is about 16,000 bits.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The smallest unit of information in a computer, equivalent to a single zero or a one The word 'bit' is a contraction of a 'binary digit ' Eight bits are needed to create a single alphabetical or numerical character, which is called a 'byte '.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of measurement that represents one figure or character of data A bit is the smallest unit of storage in a computer Since computers actually read 0s and 1s, each is measured as a bit The letter A consists of 8 bits which amounts to one byte Bits are

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. parça, lokma, kırıntı, küçük bir kısım; kısa zaman; bilgi iletme birimi, elektronik beyin vb ile muhaverede en ufak birim;(sahnede) ufak rol; A.B.D., (argo) numara; ing. pek az değerli ufak para; A.B.D. yirmibeş sentin yarısı: two bits yirmibeş sen

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. touching. next to. next-door. next-door house. neighbour.

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjacent. contiguous. joining. attached. next door. adjoining. coterminous. neighbouring.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. fagged. groggy. haggard. jaded. listless. prostrate. shot. spent. weary. wonky. worn-out. tired out. dog-tired. all-in. dead beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. broken down. bushed. dead beat. dead tired. down- and-out. effete. gone. jaded. knackered. out on one's feet. peaky. played out. pooped. prostrate. spent. worn. worn out. wretched.

Türkçe - İngilizce Sözlük

exhausted. done for. terminated. finished. all over. clapped out. complete. cut and dried. done. all to pieces. spent. wrapped up.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Characterized by sharpness, severity, or cruelty; harsh; stern; virulent; as, bitter reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavour If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four basic tastes A major source of bitterness is the tannin content of a wine Some grapes - - have a distinct bitter edge to their flavor If the bitter component dominates in the aroma or taste of a wine it is considered a fault Sweet dessert

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unpleasant, biting flavor usually an aftertaste A bitter aftertaste is sometimes associated with variations in manufacturing and curing or aging procedures It is more prevalent in cured cheeses having higher moisture contents Bitterness is often confus

Türkçe - İngilizce Sözlük

A characteristic of over-extracted brews as well as over-roasted coffees, and those with various taste defects; it is a harsh, unpleasant tasted detected towards the back of the tongue Dark roasts are intentionally bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük

BIZ is designed to promote business on the Internet Consistent with this goal, BIZ will utilize the most advanced data formats and architecture to provide a faster and more secure domain name service A sample of BIZ benefits:. business-related activities

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yağcılık etmek. blandishment i. yağcılık; albeni, çekici davranış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ani esen rüzgâr, şiddetli rüzgâr; düdük sesi; yaprakların soğuk veya rüzgârdan kavrulması, yanma; patlama, infilâk; (argo) gürültülü eğlenti; (argo) uyuşturucu maddenin kuvvetli etkisi; f. tahrip etmek, yıkmak; yakmak, kavurmak, mahvetmek. blast fu

Türkçe - İngilizce Sözlük

That stage in the development of the ovum in which the outer cells of the morula become more defined and form the blastoderm. early stage of an embryo produced by cleavage of an ovum; a liquid-filled sphere whose wall is composed of a single layer of cell

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inci balığı, zool. Alburnus; akkefal, gökçe balığı, zool. Alburnus mento.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kalp seklinde pembe ve sarkık çiçek kümeleri olan bitki, kız kalbi, bot. Dicentra; sarı sebboy, bot. Cheiranthus cheiri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. mübarek; Allahın cezası: We didn't catch a blessed fish Allahın cezası bir balık bile tutamadık. blessed event k.dili doğum blessed thistle kalkan dikeni, bot. Carduus benedictus. bless edness i kutluluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük

block. writing pad. apartment building. bloc.

Türkçe - İngilizce Sözlük

construction of apartment buildings abutting against each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük

a man who is old and/or eccentric.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. patlama (lastik); (argo) eğlenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. peygamber çiçeği, mavi kantaron, bot. Centauria cyanus; iri mavimsi sinek, kurt sineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. okumuş kadın; entellektüel kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. board measure, bowel movement.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A genus of large American serpents, including the boa constrictor, the emperor boa of Mexico , and the chevalier boa of Peru.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ORB component that launches servers and accepts notifications about when objects came into existence and when servers are ready to accept incoming requests.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Basic Object Adapter Interface defined by the OMG, which offers fundamental operations for managing remote objects.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Building Officials and Code Administrators - Publishes the National Building Code every three years, with yearly supplements Most commonly referred to in the northeast United States.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Medium-sized Thean rodent, generally found in large herds which can devour all vegetation in sight like overgrown cicadas.

Türkçe - İngilizce Sözlük

basement. cellar. cellarage. halicarnassus.

Türkçe - İngilizce Sözlük

basement. cellar. subterranean vault. dungeon. cellerage.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağızın sonundaki dar yer ki yenilen şey yutulurken oradan geçip mideye gider. Gırtlağın yukarısı. 2. Bunun dış tarafı, boynun önü, gerdan; tilki postunun boğazı. 3. Her şeyin dar ve boğuk yeri. Şişenin boğazı. 4. İki dağ arasındaki dar geçit. Fars. derbent, Ar. akabe: Gülek boğazı. 5. İki kara arasındaki dar deniz: İstanbul Boğazı, Cebel-i TArik boğazı. 6. Çay ağzı, ırmağın denize döküldüğü yer. Menderes boğazı. 7. mec. Yiyecek, azık, kuvvet, yem: Atın boğazı, o yalnız boğazını düşünüyor. Boğazını çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak. 8. Boğaz hastalığı, boğazın şişmesi. Ar. hunnak: Boğaz olmak. Boğaz almak = Boğazı yakmak ve incitmek. Boğaziçi = İstanbul Boğazı ve İki sahili. Boşboğaz = Sır saklamaz. Pisboğaz = Obur, Ar. ekûl, yemeğe dayanamayan. Boğaz boğaza gelmek = Kavga edip döğüşmek. Boğazdan geçmemek = Bir sevdiğini düşünerek yalnız yemeğe kıyamamak. Boğazına sarılmak = Üstüne hücum etmek, karşı durmak. Sıkboğaz etmek = Kıstırıp zorlamak. Boğaza durmak = Yutamamak, yaramamak. Boğaz dokuz boğum = Söyliyeceğini düşünmekten kinaye. Boğaz tokluğuna = Yalnız karnını doyurmak için, ücretsiz çalışmak.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Farenjit veya anjin adı verilen bu hastalığın nedenleri; nezle ve grip gibi ateşli hastalıklarla, havadaki zararlı maddeler, sinüzit, alkol veya sigaradır. Yapılacak ilk iş; istirahat etmektir. Mümkün olduğu kadar az konuşmak da yararlıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, Adaçayı, Arpa, Havuç suyu

Hazırlanışı : Bir litre saf sirkeye batırılan tülbent, boğaza sarılır. Yatmadan önce de ayak tabanları sirke ile oğulup, kurulanır. Veya Ilık adacayı ile gargara yapılır. Yada aç karnına, taze sıkılmış havuç suyu içilir.Bir başka tedavi de Arpa çayı içilir.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fight violently with each other.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dull. hoarse. husky. raucous. stentorian. deep.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kazan, buhar kazanı; ing. su ısıtmada kullanılan ocak veya soba; sıcak suyu muhafaza etmekte kullanılan kazan. boiler compound kazan taşına karşı kullanılan kimyasal bileşim. boiler emplacement kazan ayağı. boiler fittings kazan takımı. boiler incrusta

Türkçe - İngilizce Sözlük

shit. dung. excrement. faecal matter. faeces. crap. bullshit. turd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

shit. feces. excrement. worthless. a mess. turd.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. plentiful. generous. plenty. full. rich. wealthy. loose. hefty. wide. baggy. abounding. affluent. ample. bounteous. bountiful. copious. effusive. exuberant. fecund. flush. handsome. hearty. lavish. liberal. lush. luxuriant. opulent. plenteo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. ample. baggy. copious. full. hearty. large. lavish. lush. luxuriant. opulent. plenteous. plentiful. profuse. rank. redundant. rich. loose. wide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. ample. copious. plentiful. too large. abounding. bounteous. effusive. fat. full. generous. handsome. hearty. hefty. liberal. luxuriant. opulent. profuse. profusely. rich. rife. spacious. superabudant. unsparing. unstinting. wealthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Lading transport or Document used to acknowledge receipt of goods; may also be used to serve as a contract for the cargo. Bill of Lading Document used to acknowledge receipt of goods; may also serve as a contract for the transport of cargo.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Bill of Lading refers to the document on which a carrier acknowledges receipt of materials loaded onto the truck.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by SAG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In addition to Ja

Türkçe - İngilizce Sözlük

An Afro-Latin ballad form usually with romantic lyric content.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Cuban bolero, a musical and dance style, keeps no much likenesses with its old ancestor, the Spanish bolero Romantic, sometimes too much sentimental, it takes its inspiration in opera tunes, French romances and Napolitan songs Ponctuated by a 2/4 time

Türkçe - İngilizce Sözlük

Business Objects Language EnviROnment, application factory for electronic business by Software AG, released Oktober 98 It contains a proprietary object oriented language that compiles to Java bytecode All development data is kept in a repository In additi

Türkçe - İngilizce Sözlük

Originally a Spanish dance in 3/4 time, it was changed in Cuba initially into 2/4 time then eventually into 4/4 It is now present as a very slow type of Rumba rhythm The music is frequently arranged with Spanish vocals and a subtle percussion effect, usua

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Cuban bolero, originally a mid-paced form for string trios, became very popular internationally, usually in a slower and more sentimental form The modern bolero is a lush romantic popular-song form, largely distinct from salsa, and very few singers ar

Türkçe - İngilizce Sözlük

Spanish dance in 3/4 time, 19th century Also known as Cachuca [back]. short small jacket with rounded front corners. music written in the rhythm of the bolero dance. a short jacket; worn mostly by women. a Spanish dance in triple time accompanied by guita

Türkçe - İngilizce Sözlük

area. zone. region. district. division. section. belt. circumscription. climate. corner. department. latitude. phase. precinct. quarter. sector. sky. territory. tract. ward. parts.

Ülke

(Bolivia) Başkent: La Paz.

Nüfus: 7.719.000.

Yüzölçümü: 424.164 km2.

Komşuları: Batıda Peru, Şili; Güneyde Arjantin, Paraguay; Doğuda ve Kuzeyde Brezilya.

Önemli Şehirleri: La Paz, Santa Cruz, Cochabamba.

Din: %95 Katolik.

Dil: İspanyolca, Quechua ve Aymara dilleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: İnkalar 13. yy. da bölgeyi ilk sahipleri Kızılderililerden alarak fethettiler. İspanya’nın hakimiyeti 1530’larda başladı ve 6 Ağustos 1825’e kadar sürdü, ülkenin ismi bağımsızlık savaşçısı Simon Bolivar’dan esinlenerek konuldu. 1879-1935 yılları arasında süren bir dizi savaşta Bolivya; Pasifik sahilini Şili’ye petrol yataklarına sahip Chaco’yu Paraquay’a ve kauçuk yetiştirilen bölgelerini de Brezilya’ya bıraktı. Özellikle maden işçileri arasında başgösteren ekonomik huzursuzluk, uzun süredir devam eden siyasi istikrarsızlığı besledi. 1951-64 yılları arasında Victor Paz Estensaro başkanlığındaki reformcu hükümet (kalay) madenlerini millileştirdi ve Kızılderili çoğunluğun yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik çabalarda bulunda fakat askeri bir cunta tarafından devrildi. Darbeler ve karşı darbeler askeri cuntanın General Villay’ı devlet başkanı olarak seçtiği 1981 yılına kadar sürdü. 1982 Temmuz’unda askeri cunta büyüyen ekonomik kriz ve dış borç zorlukları arasında iktidarı devraldı. Cunta Ekim’de istifa etti ve 1980’de demokratik yollardan seçilen Kongre’nin iktidara gelmesine izin verdi. Kokainin hammaddesi olan koka üretiminin azaltılması yönündeki Amerikan baskısı, polisle koka üreticileri arasında çatışmalara yol açtı ve Bolivyalılar arasındaki Anti-Amerikan duyguları artırdı.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get wide. to get loose. to abound. to become plentiful. to be in good supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fit loosely. to get wide. to get loose. to get loosely. to abound. to become plentiful. to be in good supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to loosen. to make plentiful. to provide liberally. widen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to provide liberally. to make plentiful. to loosen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. lashings. plenty. stores. plentifulness. wealth. looseness. wideness. affluence. ampleness. amplitude. bonanza. copiousness. cornucopia. effusion. effusiveness. exuberance. exuberancy. fleshpot. fleshpots. flood. fullness. fulness. glut. h.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. amplitude. glut. opulence. plenty. profusion. redundancy. stack. store. wealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. affluence. plenitude. plenty. wideness. looseness. amplitude. flood. glut. latitude. luxuriance. milk and honey. opulence. overmeasure. plethora. profusion. quantity. richness. stack. stores. wealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

dividing. divisional. division. partition. splitting. dividing wall. screen. curtain. screening. section. compartment. closet. bay. chamber. fraction. hatch. hatchway. repartition. septum.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay. compartment. division. partition. screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük

compartment. partition. screen. splitting. divison. dividing wall. bulkhead. dividing. separation. sectioning. severing. cutting. fission. pitch. side. index. panel. component. parcellation. panelling. cell. stall. pane. cabin. resolution. niche. bo.