Ep ne demek? | Ep anlamı nedir? | Ep

Ep anlamı nedir?

Ep ne demek?

Ep anlamı nedir?

Ep | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ep

Türkçe Sözlük

(tekses unsuru) Bazı sıfatların başına girip tekit ve mübalâğa gösterir: Epeyi = Çok iyi. Epeyce, epiyce = Hayli oldukça.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü yarattı.

Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kabul etmek, almak; icabet etmek; onaylamak, tasdik etmek, razı olmak; anlamak, mana vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kabul olunabilir, makbul be acceptable makbule geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul; kabul edilme ; tasdik ve imza olunmuş tahvil, poliçe v,b non-acceptance (i), (huk). ademi kabul, ret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kabul; anlam, mana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Şaşma, şaşa kalma, taaccüb, hayret: Acebde kaldım. 1. (müzekkeriyle müennesi bir) acib, garib, şaşacak, tuhaf: N« acep iş = Acaba, yarın bayram mı acep?

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başsız, reissiz; (zool). asefala sınıfından; (bot). başsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). usta, mahir;(i). mütehassıs, uzman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landing net for fishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Akarib). 1. Kuyruğu ucunda zehirli iğnesi bulunan zararlı hayvan ki zarar vermekte yılanın eşi sayılır: Akrep soktu. Akrep gibi sokar. 2. Saatin iki ibresinden kısası ki, on iki saatte bir dolanıp saatleri gösterir. 3. (Astronomi). On iki burcun biri ki, güneş, ekim ayında bu burca girer: Burc-ı Akrep. 4. (mec.) Akrep gibi gizliden zarar veren adam: Ne akreptir!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion. hour-hand. hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hand. scorpion. hour hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorpion. hour hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Akrep; sıcak ve nemli yerlerde yaşayan, kıvrık ve kalkık kuyruğuyla zehirli bir iğnesi olan böcektir. Akrep soktuğunda yapılacak ilk iş; soktuğu yerin altını ve üstünü sıkıca bağlamaktır. Sonra; iğnenin bulunduğu yer, iki parmak arasına alınıp, kan akıncaya kadar sıkılır ve üzerine amonyak sürülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Domates. 2- Sirke ve Sarımsak

Hazırlanışı : 1- Olgun bir domates, tam ortasından kesilir ve akrebin soktuğu yere temiz bir bezle bağlanır. 2- Sokulan yer steril bir jiletle kanatılıp, emilir. Sirke ile yıkanır. Sarmısak lapası bağlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Örümcekler ailesinden bir takım.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Halep şehri. Aleppo button , Aleppo boil (tıb). Halep çıbanı, şark çıbanı, yıl çıbanı. Aleppo pine Halep çamı, (bot). Pinus halepensis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sondan üçüncü hece.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Bir ağaç ve bu ağacın kabuklu meyvesi. Yanlışlıkla şamfıstığı da denen bu bitki Antepfıstığıgillerin örnek bitkisidir. (Pistacia vera).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Şam fıstığı): Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

( i.c ). Ayrı taçyapraklılardan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). böbrek hastalıklarına karşı faydalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mikropları ilâçlarla öldürme yolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antisepsis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). antiseptik. antiseptically (z). antiseptik suretiyle. antisepsis (i). antisepsi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Antisepsi yapmakta kullanılan veya antisepsi vasfı olan madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gümrük veya oktruva harcı ödenmemiş olan malların saklandığı depo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonded warehouse. entrepot. packing house. storehouse. warehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bonded warehouse ardiye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse. bonded warehouse. bounded warehouse. entrepot. bond. chandlery. store warehouse. principal store. wharfage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehouse line. warehousing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). idrak, kavrama, intikal kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). art fikir, gizli düşünce veya maksat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

law of supply and demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Yunanlıların tıp ilâhı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tıbbî Aletleri İlâç kullanmadan, yalnız ısı yardımı ile mikropsuzlaştırma işi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). mikropsuzluk, asepsi. aseptic (s). mikropsuz, aseptik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). uykuda olan, uyuşmuş; (z). uyurken, uykuya. fall asleep uykuya dalmak. fast asleep derin uykuda. My foot is asleep. Ayağım uyuşmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kil). kendi kendini idare eden, müstakil, başına buyruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). barmen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı yetiştiricisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. iki başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat., zool. iki başlı kas; bilhassa kolun üst kısmmdaki ve kalça kemiğinin arkasındaki kaslar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. göz kapaklarının iltihabı, blefarit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f. mavi kopya; proje, plan; f. mavi kopya çekmek; tasarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saklanıp sonradan boo diye ortaya çıkarak oynanan cocuk oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muhasebeci. bookkeeping i. muhasebecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe clip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kısakafalı, brakisefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Karadeniz Çevre Programı

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyük İskender'in savaş atı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clothes basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunan ayinlerinde başının üstünde sepet taşıyan kız; başında yastığa benzer bir şekil bulunan kız heykeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tlb). katalepsi, adalelerin donması ile irade ve hissin birdenbire kaybolması hastalığı. catalep'tic (s). katalepsi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çok acı birkaç çeşit toz kırmızı biber; Arnavut biberi, Hint biberi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهره پرداز] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «celb» den). Kesilecek hayvanları ve bilhassa koyun sürüsünü celbederek kasaplara satan tacir. (Halk dilinde celebci denilip, celb ve sevk edici mânâsı düşünülürse belki bu, dahe doğrudur. Vaktiyle sürü ile esir sevk ve esircilere satan insan tacirlerine de denirdi). Celep devesi = Kesilip eti yenmeye yarar genç deve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (A. ceyb). 1. Yaka, yaka açıklığı: Başını ceyb-i mürâkabeye çekti = Düşünceye, hayal ve iç Alemine daldı. 2. Cep elbisenin öte berisinde para, mendil, evrak vesaire koymaya mahsus olarak yapılan kese (eskiden Araplar, yaka açığının göğüse gelen kısmını bu işe kullandıkları için bu isimle adlandırılmıştır). Cebinden = Kesesinden, kendi malından. Cebi delik = Züğürt, eli boş. 3. (geometri). Bir açının bir ucundan başlayarak diğer ucundan merkeze uzanan yarıçapa indirilen dik çizgi (Fr. sinüs). Tamam-ı ceyb = Yarıçapın ceybinin eriştiği noktadan merkeze kadar olan kısmı. 4. (anatomi). Bedenin et veya kemikteki bazı oyuklara, boşluklara denir. 5. (Osmanlı saray teşkilâtında) Ceyb-i hümâyûn = MAbeyn-i Hümâyûn’ca ödenmesi padişah hazinesine havale olunmayan masraflara mahsus ve ser-kurenâlık makamına bağlı dâire. Ceyb-i Hümâyûn kâtibi = Bu dairenin Amiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sol. Çep ü râst = Sağ ve sol, sağa, sola.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket. vest-pocket. pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket. pouch. lay-by. rest stop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circular error probable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Contributions Equivalent Premium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

USEPA's Cumulative Exposure Project for 1990.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cooperative Education Program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Civil Emergency Planning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Committee on Educational Policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Career Entry Profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چپ] sol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket almanac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flashlight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket lamp. torch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket money. packet money. pocket cash. spending money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocketbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket volume. pocketbook. pocket book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket watch. pocket-watch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket dictionary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pocket calendar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile phone. cell phone. cellular phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

GSM phone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (lügat mânâsı: sol atan). Hilekâr, aldatıcı, desiseci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her tarafını kuşatacak şekilde, fırdolayı, (bk.) Çepe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (çevre kelimesiyle beraber ki. anılır). Çepeçevre veya çepçevre: Etrafında, Ar. dâiren-mâdâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çepeçevre, (bk.) Çepçevre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyu, kesif, bulanık: Çepel hava Karlı. 1. Karışık fırtına. 2. Çamur mevsimi (eski kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fırtınalı, şiddetli (hava). 2. Karlı, kar yağacağını gösterir (hava). 3. Çamurlu, batak, cıvık (mevsim).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cidar, duvar,

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

membrane. wall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başa ait, kafa ile ilgili; baş gibi, kafa cinsinden. cephalic index kafatasının en uzun ve en geniş noktaları arasındaki oranın yüz ile çarpımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kefalonya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kafadanbacaklı. Cephalopoda (i)., (çoğ)., (zool)., kafadanbacaklılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kabuklular ve örümcek gibi eklembacaklılarda baş ve göğüs kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). başlı, kafası olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı «cebehâne). 1. Barut vesair yanıcı maddelerin konulup, saklandığı yer: Cephanenin muhafazasına memur. 2. Yanıcı maddeler levazımı: Cephane arabası, cephane sandığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. armoury. magazine. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ammunition. munitions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. depot. ammunition store. magazine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arsenal. ammunition dump. powder magazine. depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Alın, Ar. nâsiye: Cephe-sây = Alnını süren. 2. Bir bina vesairenin ön tarafı, yüzü: Kışlanın cephesi doğuya bakıyor. 3. (askerlik). Ordunun ön tarafı, öndeki kısmı; cephe harekâtı, müdafaası, hücumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front-line. front. front line. frontispiece. face. facade. aspect. exposure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front. frontage. façade alnaç. yüz. side yan. yön.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

front. frontage. side. front. front line. march. face. facade. aspect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind the front-lines. army service area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Cepheus takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Bir yaşında keçi (Farsça’ da «çepiş» denilip ikisi arasındaki münasebet açık ise de hangisi asıl olduğu bellisizdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük çapa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeleğe benzer giyecek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (aslı çapkan). Kolları yarık olup ekseriya sarkıtılan harçlı salta Sırmalı çepken (şimdi cepken deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine geçmiş, dolaşık. Fars. girift, pîçâ-pîç (şimdi çapraşık deniyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birbirine geçmek, çitişmek, çapraz olmak. 2. Sıkışmak, kenetlenmek, şiddetlenmek (şimdi çapraşmak deniyor).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr). 1870' lerde Fransız ordusunda kullanılmaya başlanan bir tüfek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). cıvıldamak, ötüşmek; (i). cıvlltı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). altın ve fildişinden yapılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (cleped veya clept, ycleped veya yclept)., (eski). adlandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ -dras -drae) eski bir çeşit su veya civa saati.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). kleptomania.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavram mefhum anlayış görüş, fikir, telakki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gebe kalma, ana rahmie düşme; baylangıç; kavram, mefhum, fikir, anlayış görüş, telakki, düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mefhumlarla ilgili, kavramsal; fikirlerin doğmasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). kavramcılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gebelikten korunma. contraceptive (s)., (i). gebeliği önleyici (hap veya alet).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wastebasket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

waste paper basket. litter basket / bin. waste-paper basket. litter basket. litter bin. waste- paper basket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). yanları basamak şeklinde sivri tepelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (crept, creeping) sürünmek, emeklemek; ağır ve ihtiyatlı hareket etmek; nüfuz etmek, sokulmak; ürpermek; hafifçe kaymak; (bot). sarılmak, uzun dal sürmek. creep up on hissettirmeyerek yaklaşmak. My flesh creeps Tüylerim ürperiyor. creepy (s). ür

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yerin yavaş yavaş kayması; (argo). hoşa gitmeyen kimse. the creeps (k.dili). tüyleri diken diken olma, ürperme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürünen şey veya kimse, emekleyen kimse; sürüngen asma; birkaç çeşit tırmaşık kuşu, (zool). Certhia: (çogğ). bebek tulumu; telefon direklerine tırmanmak veya buz üzerinde yurümek için ayağa takılan demir dişler; kamyonlarda en yavaş hızı sağlayan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). krep; (bak). crape. crepe de Chine krepdöşin. crepe paper krepon kâğıdı. crepe rubber krepsol, ayakkabı tabanı için kullanılan tırtıklı Lastik. crepes suzette (ahçı). krep suzet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çatırdamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). creep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). alaca karanlığa ait (sabah ve akşam); (zool). alaca karanlıkta uçan (kuş, yarasa veya böcek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aldatma, aldanma; yalancılık; hile, düzen, dolap. deceptive (s). aldatan, aldatıcı. deceptively (z). aldatarak, aldatıcı bir surette. deceptiveness (i). aldatıcılık, düzenbazlık, hilekarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eskimiş, yıpranmış, hemenhemen işlemez hale gelmiş, ihtiyarlıktan zayıflamış, eli ayağı tutmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çatırdatarak ateşte kavurmak (tuz, maden vb)', ateşte çatırdamak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ihtiyarlıktan ileri gelen elden ayaktan kesilme, düşkünlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). derin derin, derinde. deep laid schemes enine boyuna düşünülmüş. planlar, gizli ve geniş planlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derinlik, engin, deniz. the deep ,şiir enginler, deniz, derya. the deep of winter karakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). derin; anlaşılmaz; şiddetli, ağır; koyu (renk) ; kalın, boğuk, pes (ses). deep -dyed (s). hakiki, tam. deep in debt borca batmış, gırtlağa kadar borç içinde. deep in thought derin düşünceye dalmış. deep -rooted (s). uzun köklü; kökleşmiş (inanç vb),

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). derinleşmek, derinleştirmek; artırmak; koyulaştırmak (renk); kalınlaşmak (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dondurulmuş yemekleri muhafaza eden buzdolabı, dipfriz; dondurup saklama ; (f). dondurup saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bol miktar yağda kızartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. départ

sp. çıkış

Verilen bir işaretle yarışa başlama.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrılmak, gitmek; hareket etmek; ölmek, göçmek vefat etmek; from ile sapmak, inhiraf etmek ayrılmak; bir yeri terketmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). geçmiş, müteveffa, vefat etmiş. the departed ölmüşler. ölmüş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. département

bölüm

Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlık dalında eğitim sağlayan birimlerinden her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

department. squad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

department.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısım bölüm şube, daire, kol; vekâlet, bakanlık .departmentstore her şeyi satan büyük mağaza, bonmarşe. departmen'tal (s). kısımlara ait; bölüme ait, daireye ait. departmen'talize (f). şubelendirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hareket, gidiş ayrılış, terk; kalkış (vapur, tren); yenilik; dönüşme; sapma, ayrılma, inhiraf; vazgeçme, feragat; den bir geminin doğuya veya batıya doğru kestiği mesafe; bir geminin yola çıkmadan evvelki boylam ve enlem derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). on veya upon ile güvenmek, itimat etmek; bağlı olmak, tabi olmak, mütevakkıf olmak; ihtiyacı olmak; from ile asılmak, sarkmak; sallantıda kalmak mualIâkta kalmak. Depend upon it Emin olunuz. dependable (s). güvenilir, emniyet edilir, itimada layık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlı olma; taalluk; itimat, güven; bir kimsenin eline bakma; dayanma; muallâkıyet, sarkma, asılma; tabi oluş, bağlılık, emir kulluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bağlı olma, tabi olma; sömürge, müstemleke; müştemilat, ek bina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). asılı sarkan; bağlı, tabi; ait; (gram). bağlı, merbut dependent variable (mat). bağlı değişken dependently (z). bağlı olarak, tabi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkasının yardım veya desteğine ihtiyacı olan kimse; bir kimsenin bakmakla yükümlü olduğu şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kişisel ilişkilerini kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). resmetmek, çizmek portresini çizmek; anlatmak tasvir etmek tanımlamak; tarif etmek. depiction (i). çizme; tarif, tasvir, tanımlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüylerini veya kıllarını almak; tüylerini veya kıllarını yok etmek. depilatory (s)., (i).kıl döken (ilaç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. deplasé

yeri değişmiş

“Yerini değiştirmek” anlamındaki deplase etmek, “yeri değişmek.” anlamındaki deplase olmak birleşik fiillerinde geçer.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. déplacement

sp. dış saha

1. Spor takımlarının kendi sahaları dışında oynaması durumu. 2. Sporcuların daha önce oynamadıkları veya rakip takımla karşılaşma yapmak üzere geldikleri rakip takımın sahası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

playing away. displacement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a shift / change in the position of the players. an away game.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüketmek bitirmek; boşaltmak; (tıb). kan almak suretiyle beden dolgunluğunu izale etmek. depletion (i). tüketme, azaltma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). den dolayı kederlenmek, teessüf etmek, acımak; beğenmemek, taraftar olmamak. deplorable (s). müessif, acınacak halde, acıklı. deplorably (z). acınacak surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). plana göre yerleştirmek; sağa sola yaymak veya yayılmak. deployment (i). acılma, yayılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tüylerini yolmak; soymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tepmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Eşya ambarı. 2. Bir malın toptan satıldığı yahut fazlaca bulunduğu yer. Depo etmek = Yığmak, biriktirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depot. store. warehouse. storage. storeroom. stock room. entrepot. goods yard. packing house. repository. repertory. receptacle. reservoir. tank. depository.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depot. magazine. repository. storage. store. storehouse. storeroom. warehouse. tank. reservoir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spike. depository. depot. magazine. storehouse. tank. warehouse. store. can. canister. jerrycan. reservoir. storage tank. storage room. yard. bin. garner. pack house. chamber. stock room. hopper. silo. security. deposit. garage. repertory. standpipe. chan

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Depositary Receipt)

Yerel bir saklama kuruluşunda depo edilen yabancı menkul kıymetleri temsilen çıkarılan ve bu menkul kıymetlerin verdiği hakları aynen sağlayan, bunlara özdeş, hamiline yazılı, nominal değeri temsil ettiği yabancı menkul kıymetin para birimi cinsinden ifade edilen sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehousing. storage business. storage operation. storekeeping. storing business. trade of storing. warehouse company / concern. warehouse line. warehousing business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storage. storing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

warehousing. storage. storing. cellerage. housage. modular. wharfage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

store. to store. to lay sth up. to lay sth in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). depolarize etmek, kutbiyeti izale etmek. depolariza'tion (i). kutuplarını yoketme, kutupengellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). yeminle şahitlik eden; (i). tanık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nüfusunu azaltmakveya boşaltmak. depopula'tion (i). halkın başka yere gitmesi veya afet sonucu nüfusun azalması veya tükenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t). hudut harici etmek. deport oneself davranmak, hareket etmek. deporta'tion (i). hudut harici etme. deportee' (i). hudut harici edilen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavır, davranış hareket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tahttan indirmek, hal'etmek, azletmek; yeminle yazılı ifade vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanet; depozito; pey, rehin; mevduat; teminat akçesi; tabaka,tortu; döküntü, birikinti, sel kumu; (mad). birikinti, maden yatağı; depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para, mevduat. time d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). koymak; dibine çökmek, tortu bırakmak döküntu bırakmak; emanet etmek, depozito etmek tevdi etmek; bankaya yatırmak; paranın bir kısmını vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emanetçi, depo, ambar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tahttan indirme, hal', azil; yeminle yazılı ifade, ifade, delil; depozito verme; tortu veya dökuntü bırakma; tortu, döküntü, sel kumu. make one's deposition yeminle yazılı ifade vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tevdi eden kimse, mudi, para yatıran kimse; tortu bırakan şey, birikinti bırakan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). depo, ambar; (A.B.D.). istasyon; (ask). cephanelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. deposito

ekon. güvence akçesi

Herhangi bir sorumluluk yerine getirilmediğinde karşı tarafça el konulacak olan para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consigned money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Bir taahhüt sırasında yatırılan teminat akçası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. deposito

ekon. güvence akçesi

Herhangi bir sorumluluk yerine getirilmediğinde karşı tarafça el konulacak olan para.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deposit. security. down payment. caution money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caution money. deposit. security.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). baştan çıkarmak, bozmak, ayartmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahlak bozukluğu azgınlık; fesat, doğru yoldan ayrılma dalalet; günahkar olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, şiddetle itiraz etmek, protesto etmek: küçümsemek, yukarıdan bakmak; eski kötülüklerden korunmak için dua etmek. depreca'tion (i). karşı koyma protesto, itiraz. deprecatory (s). küçümseyen, karşı koyan, itiraz eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). fiyatını kırmak, kıymetten düşürmek, (paranın) satın alma gücünü düşürmek; ucuzlatmak; amortize etmek. deprecia'tion (i). kıymetten düşme veya düşürme; aşınma payı, amortisman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). soygunculuk, yağma; hasara uğratma, tahribat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Zelzele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake. quake. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake. quake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake. calamity. earth tremor. shake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthquake area. disturbed area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismic belt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epicentre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldamak, hareket etmek, titremek, çabalamak (deprenmek teprenmek daha çok kullanılır), (bk.) Tepremek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldanmak, harekete gelmek, titreşmek, çabalamak, (bk.) Teprenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

setback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldanmak, oynatmak, harekete getirmek, (bk.) Tepreştirmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). üzmek, kasvet vermek, canını sıkmak, moralini bozmak; kuvvetten düşürmek, zayıflatmak; k.dili kolunu kanadını kırmak; değerini veya miktarını azaltmak; mevki veya rütbesini indirmek; bastırmak; meyus etmek. depressible (s). şevki kırılır, bastırılab

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (tıb). faaliyeti azaltan, müsekkin, yatıştırıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). basılmış, bastırılmış, indirilmiş; canı sıkılmış, kederli, üzüntülü; miktarı azaltılmış, değeri düşürülmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kasvet, keder, hüzun, can sıkıntısı; piyasada durgunluk, buhran, buhran devresi; (tıb). düşkünlük, dermansızlık; alçak basınç alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kasvet verici, kasvetli; durgunluk sebebi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıkan şey veya kimse; indiren şey; (anat). aşağı çeken (kas). tongue depressor (tıb). dili aşağıda tutan pens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kımıldatmak, oynatmak, harekete getirmek, (bk.) Tepreştirmek.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. dépression

1. ruh b. bunalım, 2. ekon. çöküntü

1. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk. 2. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. depression çöküntü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. nervous depression. downdrag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yerinden oynatmak, sıçratmak, taHrik etmek. (bk.) Tepretmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yoksunluk, mahrumiyet, mahrum olma, ihtiyaç; kayıp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gen). of ile mahrum etmek, yoksun bırakmak, kaybettirmek. deprivali yoksunluk, mahrumiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). içten gelen (feryat), bazı Hıristiyan mezheplerinde cenaze merasiminde okunan bir mezmur dept. (kıs). department.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derinlik, derin yer, engin. depth charge su altındaki herhangi bir hedefe özellikle denizaltılara atılan patlayıcı madde. depth of winter kışın ortası, karakış. depths (i). denizin derinlikleri, umman; öz nüve depths of degradation. rezalet, kepazeli

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasfiye etmek, arıtmak, temizlemek, temizlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temsilciler heyeti, murahhas heyet; bir kimse veva heyeti temsilcitayin etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vekil tayin etmek, temsilci olarak atamak, yerine seçmek; vekile yetki vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vekil olarak tayin etmek; for ile bir kimsenin yerini doldurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vekil; yardımcı, muavin; bir polis rütbesi; mebus, milletvekili. deputychief asbaşkan, başkan yardımcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

up hill and down dale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Resimde oluşturulan planlar ile elde edilen derinlik duygusu veya yanılsaması.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iki başlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). ara beyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayrılık, zıtlık, ihtilaf, başkalık. discrepant (s). farklı, zıt, muhalif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tamire muhtaç olma; bakımsızlık. in disrepair tamire muhtaç, harap halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). itibarsız, kötü şöhreti olan, haysiyetsiz, namussuz, rezil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). itibarsızlık, kötü şöhret. fall into disrepute şöhreti lekelenmek, ismi kötüye çıkmak, itibardan düşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyol). bölme, ayıran zar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dinyeper nehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). doliko sefal, uzunkafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(tıb.) hazımsızlık. dispepsi dyspeptic (i),(s). hazımsızlığı olan kimse; (s). hazımsızlığa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EDEB) (i. A.) (c. Adâb). 1. Terbiye, iyi ahlâk ve karakter. 2. Zarafet, naziklik. 3. Utanma, çekinme, hicap, hayâ. 4. Örtülmesi edeb ve terbiye icabı olan yerler, avret: Edep yerleri. 5. Edebiyat ilmi, edebî ilimler, (bk.) Edebiyat. Edeb-ülbahs = ilm-i münâzara, ilm-i Adâb. Edebül-kâzî, edeb-ül-kâtib vesaire = Kadı, kâtip vesair adamların kendi mesleklerinde bilmeleri ve riâyet etmeleri lâzım gelen usul ve kaideler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breeding. manners. decorum. decency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good manners. politeness. good breeding. decency. proprieties. propriety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edep ve terbiye kazanmak, terbiye olunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Terbiyeli, zarif, nazik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

well-behaved. well-mannered. seemly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) terbiyeli, edep sahibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edep ve terbiyesi olmayan, terbiyesiz, utanmaz, arsız, hayâsız. Çok bağırıp çağıran, sert tabiatlı, ters: Edepsiz bir kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hussy. indecent. nasty. naughty. spicy. immoral. ill-mannered. shameless. insolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ill-mannered. rude. shameless. insolent. / adj. ill- bred. immoral. impudent. indecent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edepsizikle, Osm. bîedebâne: Edepsizce hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act rudely. to be rude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Edep ve terbiye eksikliği, terbiyesizlik, arsızlık, hayasızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad manners. rudeness. impertinence. immorality. piece of impertinence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fil white elephant elde bulundurması güç olan ender rastlanır kıymetli mal; külfetli mal, bir işe yaramadığı halde başa dert olan şey. elephant apple fil elması, bot. Feronia elephantum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. fil hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fil gibi; çok büyük, iri, çok ağır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., anat. beyne ait, dimaği. enceph'aloid s. beyin maddesine benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. beyin iltihabı, ansefalit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. beyin, dimağ, ansefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ambar, antrepo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. işadamı, müessese sahibi; müteşebbis kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ABD Çevre Koruma Kurumu ( Environmental Protection Agency )

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. güneş ve ay yılları arasındaki gün farkı (genellikle on veya on bir gün); yeni doğan aydan itibaren geçen günlerin yılın ilk gününe eklenen sayısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Yunanistan'da vali; Rum Ortodoks kilisesinde piskopos. eparchy i. eski ve bugünkü Yunanistan'da vilâyet; Rum Ortodoks kilisesinde piskoposluk bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. apolet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Estimated Position Error The term used by Airbus Industries as a measure of the current estimated navigational performance Also referred to as Actual Navigation Performance or Estimated Position Uncertainty Note: The RTCA DO-236 Term is Estimated Position

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Electronic Plan Examination - the comparison of new with old survey information utilising specially developed computer software and an electronic survey accurate plan database. extended period of eligibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European Partners for the Environment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Curse causing total malfunctioning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskrimde kullanılan kılıç meç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. ses türemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sofra ortasına konulan tabak veya kase.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. izahlı ilave.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça fazla, epeyi. bk. Ep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

some. a good deal of. a great many. not a little. goodish. tidy. quite. well. a great deal of. fairly. reasonably. pretty well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty. quite. respectable. rather. fairly. considerably. a great deal of. a lot of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blooming. heartily. many. much. quite. reasonably. sort of. tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodish. notably. rather. quite. fairly. pretty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerably. fairly. a good few. mightily. rather. relatively. respectable. some. tolerably. tons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Epeyce, (bk.) Ep.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Elektronik Program Kılavuzu (EPG), zamanlanmış televizyon programlarının yayımlanması için bir ekran kılavuzudur. Kullanıcı, zamana, başlığa, kanala, türüne, vb. göre içerik seçebilir, keşfedebilir ve gezinti yapabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekranda TV programını görebilmemizi sağlayan uyg.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

TV’nizin nexTView menüsünde kaydetmek istediğiniz programı seçtiğinizde, zamanlayıcı programlaması için gereken tüm bilgiler otomatik olarak VCR’ınıza aktarılır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. otuz yedi litrelik eski İbranî tahıl ölçü birimi, efa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -bi) i eski Yunanistan'da reşit olarak tam vatandaşlık haklarını elde eden genç. ephebic s. bu gençlere ait; bir canlının olgunluk dönemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ecza. efedrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. kısa ömürlü böcekler sınıfı, efemeridler; kısa ömürlü herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir gün devam eden; ömrü kısa olan, geçici, devam etmeyen. ephemerid i., zool. bir çeşit kısa ömürlü sinek, su sineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. senenin her gününde güneş ve birkaç yıldızın mevkiini tayin eden astronomik takvim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Efes, şimdiki Selçuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski İbrani rahiplerinin ayinlerde giydikleri kıyafet, efod.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -ors, Lat. -ori) i. eski Isparta'da beş kişiden kurulu hükümet üyesi; bügünkü Yunanistan'da bayındırlık müfettişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) üstünde, üstüne, yakınında, -de, önce, evvel, sonra, takiben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. dışderi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) destansı, hamasi, menkıbevi; (i.) destan; bu tür konulu roman veya oyun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) epikardiyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. -di.a) mersiye, ağıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) her iki cinse ait, her iki cinsin özelliğini taşıyan; (gram.) eril ve dişil şekilleri bir olan (kelime); ne biri ne öteki;cinsiyetsiz; kadınımsı (erkek)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (jeol.) deprem merkezinin üstündeki yer

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ince zevk sahibi kimse (bilhassa yemek, müzik, sanat v.b.'nde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Epikür felsefesi taraftarı, epikürcü; keyfine ve boğazına düşkün kimse; (s.) Epikür veya felsefesine ait; zevk ve safaya düşkün epicureanism (i.) epikürcülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mat.) merkezsel bir daire çevresi üzerinde devreden küçük daire.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) salgın, yaygın,genel; (i.) salgın hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) salgın hastalıklardan bahseden ilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épiderme

anat. ve bit. b. üst deri

1. anat. Deriyi oluşturan iki tabakadan dışta olanı. 2. bit. b. Yüksek bitkilerde bütün bölümleri sararak onları dış etkilerden koruyan renksiz, saydam, bir hücreli tabaka.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuticle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The epidermis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hayvan derisininveya bitki kabuğunun dış zarı, beşere, üstderi epidermal, epidermic (s.) üstderiye ait epidermoid (s.) üstderiye ait veya benzer olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épiphyte

bit. b. üst bitken

Başka bir bitkinin üzerinde biten ancak asalak olmayan (bitki).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) deprem merkezi üstünde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (anat.) mide hizasındaki karın duvarlarına ait. epigastrium (i.) üstkarın, göbeğin üst kısmındaki karın duvarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) yerkabuğunun yüzeyinde veya çok derin olmayan bir kısmında meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épigénèse

biy. sıralı oluş

Birbirini takip etme.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) epiglot, gırtlak kapağı epiglottal (s.) bu kapağa ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. epigraphie

yazıt bilimi

Konusu, yazıtları incelemek olan tarihe yardımcı bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short poem treating concisely and pointedly of a single thought or event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The modern epigram is so contrived as to surprise the reader with a witticism or ingenious turn of thought, and is often satirical in character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An effusion of wit; a bright thought tersely and sharply expressed, whether in verse or prose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The style of the epigram. a witty saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a witty saying. a brief witty poem Randle Cotgrave translates 'Epigramme' as 'An Epigram; a Couplet, Stanzo, or short Poeme, wittily taxing a particular person, or fault; also, a title, inscription, or superscription '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pithy, sometimes satiric couplet or quatrain which was popular in classic Latin literature and in European and English literature of the Renaissance and the neo-Classical era Epigrams comprise a single thought or event and are often aphoristic with a wi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A short poem with a witty turn of thought or a wittily condensed expression in prose It was originally a form of monumental inscription in ancient Greece but was developed into a literary form by the poets of the Hellenistic age and by Martial, a Roman po

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nükteli kısa şiir, hicviye; nükte, nükteli söz, vecize. epigrammat' ic (s.) nükteli, vecizeli epigram'matist (i.) nükteci, vecize yazan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kitabe; bir kitap veya bahsin özünü belirtmek için başına konan kısa yazı. epigraph'ic (s.) kitabelere ait epigraphist (i.) kitabe okuma ilmi uzmanı. epigraphy (i.) kitabeler; kitabeleri okuma ilmi, epigrafi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kahramanlık ifadesi taşıyan sanat eseri, şiir veya musiki parçası.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épique

ed. destansı

Destan niteliğinde olan, destana benzer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. epical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épicrise

tıp hikâye

1. Hastanın rahatsızlığı ile ilgili geçmişi. 2. Hastalığın teşhis ve tedavisiyle ilgili her türlü bilgi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. felsefe). Filozof Epikür tarafından kurulan ve talebeleri tarafından geliştirilen doktrin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrolysis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

removal of unwanted hair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épilepsie

tıp sara

Zaman zaman kendini kaybederek olduğu yere düşme, vücutta şiddetli çırpınmalar ve ağız köpürmesi ile ortaya çıkan bir sinir hastalığı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epilepsy. falling sickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epilepsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) sara, tutarak, tutarık, yilbik, peri hastalığı. epileptic (i.) saralı kimse; (s.) saraya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épilogue

ed. son söz

Bazı edebî eserlerde yer alan son söz niteliğindeki bölüm.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epilogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epilogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a short speech addressed directly to the audience by an actor at the end of a play. a short passage added at the end of a literary work; 'the epilogue told what eventually happened to the main characters'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epilog , epilogue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sonsöz, hatime, son; nutkun son kısmı; tiyatro oyun sonuna ilâveedilen kısa söylev veya şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Piyanonun atası olan çalgılardan biri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) görünüş, tezahür, bir tanrının tecelli etmesi; (b.h.) Mecusilerin Hazreti İsa'yı görmek için Bethlehem'e gelmelerini kutlayan ve Ocak ayının 6'sına tesadüf eden yortu; Ortodoks kilisesinde İsa'nın vaftizine remiz olarak haçın suya atılma yortusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ,-na) sonuç yaratmada başlı başına bir etkisi olmayan ve başka olayların yanında yer alan ikinci dereceden bir olay; (tıb.) yan tesir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) kemikucu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) asalak olmadığı halde başka bir bitkinin üstünde büyüyen bitki, üsbitken bitki. epiphytic (epıfit'ik) (s.) bu bitkilere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épicentre

jeol. deprem ortası

Depremin gerçekleşmesine neden olan fay kırılmasının tam olarak gerçekleştiği yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kiliseyi piskoposlar vasıtasıyla idare usulü; piskoposluk; piskoposlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) piskoposlara ait; piskoposlar tarafından idare olunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) piskoposlara ait piskopos idaresi usulüne ait episcopalianism (i.) piskoposlarla idare usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) piskoposluk; piskoposlar sınıfı; piskoposluk süresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) olay, hadise, vaka; eski Yunan tiyatrosunda bir perde; (roman, piyes,hikaye) bölüm, parça; tefrika; (müz.) kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayrı ayrı olaylardan meydana gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (tıb.) kabarcık hası1 eden; (i.) yakı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) burun kanaması

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (fels.) epistemoloji, bilgi kuramı, bilginin esas ve sınırlarından bahseden bilim dalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). İlmin felsefe bakımından incelenmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épistémologie

bilgi kuramı

Bilginin temelini, bilim alanında uygulanan yöntemleri, sınır ve güvenilirlik bakımından inceleyip araştıran felsefe dalı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mektup, name, risale; Yeni Ahit'te bir Resulün yazdığı mektup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mektup kabilinden, mektup tarzında; mektuplardan meydana gelmiş (roman); mektubun içinde geçen; mektuplaşma ile yürütülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (mim.) üst taban, baş taban, saçaklığın alt kısmı ve sütun başlığı üzerine dayanan taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (man.) astasım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mezar kitabesi; bu tarzda yazılan manzum veya düz parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. anatomi). İç zarların dış tabakası: Geniş ağız, mide gibi iç boşluklar epitelyumla kaplıdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğün kasidesi, düğün için yazılan şiir veya şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (biyol.) epitelyum, mukozanın dış tabakası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıfat, lakap; hakaret veya hoşnutsuzluk belirten söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) özet, öz; örnek, misal;sivrilmiş veya zirveye ulaşmış kişi. epitomist (i.) özet çıkaran veya hulasa eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) özetlemek, hulasa etmek; temsil etmek, örnek teşkil etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. -zo.a) (zool.) başka hayvanlar üzerinde yaşayan asalak hayvancık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (bayt.) salgın olan (hayvan hastalığı)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épisode

ed. dilim

Değişik anlatı türü, masal, efsane, bilmece vb. bir metnin, bir eserin aslından az çok ayrılan değişik biçimli olanı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) birçok şeyden meydana gelen tek şey, Amerika Birleşik Devletlerinin resmi sloganı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) devir, çağ, çığır; tarih, zaman. mark an epoch yeni bir devir açmak. epochal (s.) yeni bir devre ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), şiir eski Yunan şiirinde kısa bir beytin uzun bir beyti takip ettiği manzume şekli; lirik gazelin üçüncü kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ismi bir aile, kavim, şehir veya millete verilmiş olan kimse, bu kimsenin ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bir kavim v.b.'ne kendi ismini veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épopée

ed. destan

Tarih öncesi tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiir.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epic. epic poem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

epopoeia (i.) destan şeklinde yazılmış şiir, epik şiir tarzı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) destan, manzum hikaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), epoxy resin boya, tutkal,tamir işlerinde kullanılan dayanıklı bir plastik; iki ayrı maddenin bileşiminden meydana gelen ve karıştırıldığı zaman sertleşen dayanıklı bir tutkal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Burundan, genizden konuşmak (eski kelime).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilsiz, ebkem. 2. Sükût eden, sâkit, sessiz: Epsem olmak = Sükût etmek, ses çıkarmamak: Epsem etmek = Susturmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilsizlik, ebkemlik. 2. Sükût, sessizlik. Er Erbiyum elemanının senbolü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the 5th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the 5th letter of the Greek alphabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epsilon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Yunan alfabesinin beşinci harfi (Türk alfabesinde (e) harfinin karşılığıdır).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ecza.) müshil olarak kullanılan magnezyum sulfat, İngiliz tuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çeşitliliği ve kontrolü parmaklarınızın ucuna getiren EPUB, e-kitap meraklılarına hizmetler ve donanımlar arasında daha fazla birlikte çalışabilirlik sağlayan yeni uluslararası açık standarttır – ve Sony’nin yeni Reader’ı bunu destekleyen ilk özel e-kitap okuma aygıtıdır. EPUB metin ‘akışın yeniden düzenler’, bu da yalnızca ‘yakınlaştırmak’ yerine yazı tipi boyutunu ve sayfa düzenini değiştirmenizi sağlar – böylece kitapları en rahat hissettiğiniz şekilde okuma özgürlüğüne sahip olursunuz. Reader, EPUB biçimiyle birlikte BBeB ve Adobe® PDF gibi mevcut e-kitap biçimlerini de destekler®. Açık bir biçim olduğu için, yasal üçüncü taraf e-kitap mağazalarından, web sitelerinden ve hatta halk kütüphanelerinden edindiğiniz çok çeşitli ücretsiz ve ücretsiz içeriğe de erişebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) sindirim sisteminin iyi çalışması, iyi hazmetme. eupeptic (s.) kolay hazmettiren; kolay hazmedilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) saymamak, hariç tutmak, ayrı tutmak; karşı çıkmak, itiraz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (bağ.) -den gayri, -den başka, hariç; (bağ.) yoksa, meğerki, olmadıkça, etmezse. not excepting dahil. always excepting -den gayri, hariç. exceptfor olmasaydı; hariç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) istisna; (huk.) mahkemenin ara kararlarına itiraz. take exceptionto itiraz etmek, kabul etmemek; gücenmek. The exception proves the rule. istisna kuralı bozmaz. (Asıl anlamı: istisna kuralı bozar). without exception ayrım yapmaksızın, istisnasız with

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) itiraz olunabilir, yakışık almaz, makbul olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) müstesna, istisnai, ender, fevkalade. exceptionally (z.) müstesna olarak, fevkalade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak.) tornada düz ayna,torna tezgâhında işin bağlandığı ayna.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) şüphesiz olarak birinci gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adım; ayak sesi; ayak izi; basamak. follow in one's footsteps bir kimsenin izinde olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). pens forseps.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ön taraf, ilk kısım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fosse septique

lağım çukuru

Atık suları ve pislikleri toplamak için kazılmış kapalı kuyu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

septic tank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i avlak bekçisi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kickback.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

recoil. kick of engine. repercussion. repulsion. back kick. back pressure. backset. back fire. back-firing. back draft. backing. back-up. blowback. backfiring. bound. rebound. repercussions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to recoil. to kick. back fire. rebound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Mavi tepe.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yol işareti, yol gösteren direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Serbest davranışlı, iffeti şüphe uyandıran kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

of doubtful morality. flighty. loose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frivolity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Haseb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Bütün, Ar. cümle, kâffe: Hep işleri bitirdik. Hep Alem bilir. Onlar hep böyledir. Hepimiz, hepiniz. 2. Her vakit, daima: O hep böyle yapıyor. Hep benimle uğraşıyor. Zamir olarak hepsi şeklini alır: Hepsi gitti. Hepsini gördük. Hepsinden ziyade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. always. all the time. every time. evermore. routinely. ever. all. wholly. omni-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

always. ever. forever. throughout. all. wholly. entirely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Hip, the fruit of the dog-rose. informed about the latest trends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. the whole. always. invariably. ever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High Energy Physics. acronym standing for High Energy Physics It's the real reason we're all here.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Habitat Evaluation Procedure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Higher Education Publications, Inc. high-explosive plastic. informed about the latest trends.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., argo açıkgöz, uyanık; bilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altogether.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all together.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all at once.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all at once. in solido.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karacigere ait; karaciğer renginde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ciğerotu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hepatitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hepatitis. hapatitis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karaciğer iltihabı, kara sarılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,,(tıb). bir dokunun bir hastalık esnasında karaciğer rengini ve kıvamını alması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cesur, yiğit kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Gül gibi güzel kadın. 2.Neşeli ol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Hepgül).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. all of. in all. all of them. all of it. the whole shebang. all and sundry. all. the lot. total. entire. all.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all. lot. all of it. all of them. in all. everyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

all of it. all of them. the lot. all. altogether. caboodle. gross. the whole lot. one and all. whatever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hep.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yedilik grup veya sayı; (kim). yedi değerli atom.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yedigen, yedi kenarlı çokgen. heptag'onal (s). yedi açısı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (geom). yedi yüzlü cisim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yedi açılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamiyle, bütünüyle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Tavla oyununda iki zarın tek benekli taraflarının üste gelmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

double one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Heper).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Lakırdıda şaşirıp tereddüt etme (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karmakarışık şey; türlü yemeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eşek şakası; hoyratlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. at sulama veya yıkama havuzu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. beygirgücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evde kâhya kadın, ev işlerine nezaret eden kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خرافه پرور] hurafelere inanan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.-T.) hurafelere inanış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. beyinde su toplanmasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. beyinde su toplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görülemez, seçilemez, farkedilemez, hissolunamaz; gayri mahsus. imperceptibil,ity, impercep'ti bleness i. görülemez oluş, farkedilmez oluş. impercep'tibly z. farkedilmez bir şekilde, görülmez olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başlama, başlangıç. inceptive s. başlayan, başlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, dency i. serbestlik, bagımsızlık, istiklal, hürriyet; geçinecek kadar malı olma. Independence Day Birleşik Amerika'da Bağımsızlık Günü (4 Temmuz). Declaration of Independence Birleşik Amerika'da bağımsızlığı ilan eden resmi belge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hür, bağımsız, başlı başına, ayrı, serbest; kendi geliri ile geçinebilen; pol. parti dışı olan; i. bağımsız kimse; parti üyesi olmayan kimse. independently z. bağımsız olarak; aynca, birbirini etkilemeden, birbirinden habersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etraflı, geniş kapsamlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uygun olmayan; beceriksiz, hünersiz, toy. ineptitude i. beceriksizlik. ineptly z. hünersizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayrılmaz; bağlı; gram. ayrılmaz surette kullanılan (önekler). inseparables i. ayrılamayan şeyler, çok yakın dostlar. inseparableness i. ayrılmazlık. inseparably z. birbirinden ayrılmaz surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayağın üst kısmı, tabanın oyuk tarafının üstündeki kısım, ayakkabı veya çorabın üst kısmı; at bacağının art diz ile bukağılık arasındaki kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duygusuz, hissiz; to ile hissetmez, etkisinde kalmaz; of ile çözümlenemez, yapılamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

SpeedStep® işlemcinin işlem hızının yazılım tarafından dinamik olarak değiştirilebilmesini sağlar. İşlemcinin daha yüksek işlem hızlarında çalıştırılması, daha yüksek performans sağlar. Ancak, işlemci düşük hızda çalıştığında, çekirdek gerilimi azalarak, daha düşük güç tüketimi ve ısı dağılımı sağlar.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) durdurmak, yolunu kesmek; yolda iken tutmak, tevkif etmek. interception (i.) tevkif, durdurma. interceptor (i.) yol kesen kimse; avcı uçağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karşılıklı dayanışma. interdependent (s.) bir birine bağlı olan. interdependently (z.) birbirine dayanarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yağışların bir kısmının, bitkilerin toprak üstü kısımları tarafından tutularak tekrar buharlaştırılması sürecidir. Bu yolla, toprağa varmadan tekrar atmosfere dönen yağış suyu miktarı, özellikle ormanlarda yağışın yüzde 30’una kadar varabilir. ( Interzeption/interception )

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yılmaz, korkusuz, cesur, yiğit. intrepid'ity (i.) yiğitlik. intrep'idly (z.) yiğitçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (biyol.) içine alma; (tıb.) bir kısım bağırsağın yanındaki kısmın içine girmesi; yiyecek gibi yabancı bir maddenin vücuda girerek doku haline gelmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tamir olunamaz, çaresiz, telâfisi imkânsız. irreparabil'ity (i.) tamir kabul etmeme. irrep'arably (z.) tamir veya telâfi edilemeyecek şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeri doldurulamaz, yenisi tedarik edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) söndürülemez, bastırılamaz, baskıya gelmez; zaptolunamaz; önüne geçilemez. irrepressibly (z.) söndürülemeyecek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kusur bulunamaz, aleyhinde söylenecek bir şey olmayan. irreproachableness (i.) kusursuzluk irreproachably (z.) kusur bulunamaz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Rusça). Bozkır, bk. Step.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yılan yastığına benzer bir Amarikan bitkisi, (bot.) Arisaema triphyllum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ژنده پوش] yamalı hırka giyen. 2.derviş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hazreti Yusuf; k.h. on sekizinci yüzyılda kadınların ata binerken giydikleri uzun cüppe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. horozibiği, bot. Amaranthus tricolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ilâca karıştırılan tatlı bir sıvı; içine buz ve nane karıştırılan bir içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قافيه پرداز] şair.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kanepe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couch. sofa. davenport. lounge. settee. canape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settee. sofa. couch. canapé.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couch. divan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik karaoke performansınız için 10 taneye kadar şarkıyı depolamanıza izin verir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). İradenin kaybı, dış tesirlere karşı hassasiyetin ortadan kalkması ve hereket organlarına verilen herhangi bir durumun olduğu gibi sürüp gitmesi ile beliren bir hal.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulayamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir.

Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belli bir noktada tam tersini yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar.

Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fazla hasar yaratacağı tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık bin metre yüksekliğindeki, otuz iki katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, yedi katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, hatta ölüm vakaları görülmüştür. Bilim insanları bunu da “limiz hızı” ile izah ediyorlar.

Havadan yere düşen cisimler, önce gittikçe artan bir hızla yere düşerler. Sonra kütlelerine bağlı olarak belirli bir mesafede hızdaki bu artış durur ve “limit hız” denilen sabit bir hızla yere düşmeye devam ederler. Yani bir gökdelenenin tepesinden atılan madeni bir paranın yere düşme anındaki hızı ile uçaktan atılan (aynı) paranın hızı arasında bir fark yoktur. İyi ki de yoktur, çünkü bu “limit hız” olmasaydı ve cisimler gittikçe artan bir hızla düşmeye devam etmeselerdi, yağmur damlaları kafamıza kurşun gibi düşebilirlerdi.

Bu teoriye göre yüksekten düşen kediler, yaklaşık saatte yüz kilometre sürate gelince limit hıza ulaşırlar, artık hep aynı hızda düşerler ve stresi atlatıp, kendilerine gelir ve gevşerler. Başlangıçta bahsettiğimiz dönme hareketini yaptıktan sonra, Avustralya’da yaşayan uçan sincapların uçuşuna benzer şekilde, tüm vücutlarını paraşüt gibi kullanarak, yaralanma olasılığını en aza indirerek, yere inerler.

Tabii bütün bu deney sonuçlerı ve teoriler, hayvan hastanelerine gelen kediler göz önüne alınarak ortaya çıkartılmıştır. Yüksekten düşüp de ölen veya alçaktan düşüp, ölmeyip, olay yerini terk eden, her iki şekilde de hayvan hastanalerine uğramamış kedilerin sayıları bilinmiyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (kept) tutmak, saklamak, hıfzetmek, elde tutmak, muhafaza etmek; yedirip içirmek, ücretle maiyetinde tutmak; metres olarak tutmak; sahibi olmak, işletmek (dükkân); beslemek; idame etmek, sürdürmek, devam ettirmek; himaye etmek; kalmak, durmak, mevkii

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçim; himaye; kale; kale zindanı. for keeps her zaman için, temelli olarak, sonuna kadar. He earns his keep Geçimini sağlıyor. He's not worth his keep Masrafına değmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saklayan veya koruyan kimse; bekçi; gardiyan; bakıcı; uzun zaman dayanan şey. keeper of the King's conscience İngiltere'de başhakim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tutma, koruma, muhafaza etme; geçim, geçimini temin etme; himaye. in keeping with uygun olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. andaç, anmalık, hatıra, yadigar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük iplik çilesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suçluların kaçmaması için bileklerine tadılan çifte halka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcuff. bracelets. handcuffs. clamp. darbies. cleat. manacles. cuff. manacle. nippers. shackle. wristlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. handcuffs. manacle. handcuff. pipe clip. clamp. shackle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcuffs. pipe clip. bracelets. cleat. darbies. manacles. shackles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcuff. to handcuff. to manacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to handcuff. manacle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be handcuffed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcuffed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zahmetsiz ve ücretsiz veya pek ucuz ele geçen: Bu atı, bu arabayı kelepir aldım; bin liraya böyle bir at kelepirdir; o, kelepir mal arıyor. 2. Emeksiz evlât, üvey evlât: Kendi evlâdı olmayıp yalnız bir kelepiri vardır (eskimiş tâbir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secondhand. bargain. good bargain. good buy. snip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain. gift. snip. steal. very cheap. dirt cheap. buy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a bargain. a steal. a very good buy. dirt-cheap. very cheap. bon marché. chance bargain. chance purchase. golden opportunity. pennyworth. snip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bedavaya veya pek ucuz mal almaya alışmış, kelepir mal arayan: O, kelepirci bir adamdır, bu fiyatla mal almaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain hunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atın baş vurmasına mâni olan kayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). bir çeşit başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cap. bonnet. mortarboard. tile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cap. mortarboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cap. mortarboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kebâde» den galat). 1. Tâlim için kullanılır yay. itibarsız, kıymetsiz, müptezel: Ucuzlatmada biribirlerine rekabet ederek san’atı kepaze ettiler. 2. Saygıya lâyık olmayan, haysiyetsiz, rezil: Pek kepaze adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. infamous. scandalous. shameful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ridiculous and contemptible. shameless. disgraceful. infamous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kepazeletmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). İtibar ve haysiyetini kaybetmek, rezil, maskara rüsvây olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kıymetsiz ve itibarsız etmek, rezil ve rüsvây etmek, haysiyetini gidermek: Böyle hareketlerle kendini kepazeletti. 2. Pek ucuzlatarak veya bozarak kıymet ve itibardan düşürmek: San› attan anlamaz birtakım matbaacılar baskı san›atını kepâzelettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kıymetsizlik, itibarsızlık, hakaret, rezalet: Onun ettiği kepazeliktir; ben, o kepazeliği yapmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignominy. degradation. contemptible act. scandal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çift katlı dalyan ağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kef-çe» den). 1. Köpük almaya ve yemek karıştırmaya mahsus maden veya tahtadan delikli veya deliksiz büyük ve uzun saplı kaşık: Kepçe ile karıştırmak; çorba, yemek kepçesi. 2. Dökmecilerin erimiş madeni, kazandan alıp kalıba dökmeye mahsus büyük demir kaşıkları. 3. Balıkçıların, saplı bir daireye geçirilmiş ağları ki, denize daldırıp balık tutarlar: Kepçe ile balık tutmak, mec. Kepçekuyruk = Kaparozcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladle. scoop. skimmer. digger. dipper. dipper dredger. shovel. soup ladle. spoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladle. scoop. skimmer. dip net. scoop net. butterfly net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladle. dip net. scoop net. butterfly net. dipper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyükçe ve öne çevrik kulak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şunun bunun sırtından geçinen, tufeyli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Pek ufak yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Buğday vesair hububatın öğütülmüş kabuklarından ibaret olup un elendikçe eleğin üstünde kalan kaba şey; hayvanlara yem de olur: Undan kepeği ayırmak; ata, tavuklara kepek vermek. 2. Derinin kabuklanıp düşmesinden ileri gelen baş konağı: Saçlarım çok kepek yapıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dandruff. scurf. bran. whole meal. dandriff. scall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bran. chaff. scurf. scuff. dandruff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bran. dandruff. scurf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become scurfy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurfy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wholemeal. containing bran. scurfy. having dandruff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tüylü buğday böceği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheat moth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir. Atasözü

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yukarıdan aşağıya inmek için yapılmış kapak örtüsü: Mahzen kepengi: Merdiven kepengi. 2. Bir Adî kapı veya açıklığın yukarıdan aşağı indirilerek veya iğreti takılarak kapanan kanadı: Dükkân kepengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shutter. pull-down shutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

metal rolling shutter. roll top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kenarındaki iri kaya.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Fransız askerlerinin giydiği düz tepeli kasket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. keep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleptomaniac. kleptomaniac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kleptomania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cleptomania. kleptomania.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hırsızlık illeti, kleptomani kleptomaniac i. hırsızlık hastası, kleptoman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) diz boyu derinliğinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dizkapağı kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. concept

1. fel. kavram, 2. anlayış, görüş, 3. tarz, 4. düzen

1. Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım. 2. Benzerlerinden ayıran özellik. 3. Güzel sanatlarda üslup. 4. Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Kâinatın madde ile var olduğunu, maddeden ayrıldığı takdirde sadece mefhumdan ibaret kalacağını ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. conceptualisme

fel. kavramcılık

Kavramın, onu bildiren sözden farklı bir varlık olduğunu ve gerçeğin zihinde bulunmadığını ileri süren öğreti.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir çeşit ince ipek kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepe. crêpe. crape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crep. a small thin pancake. crepe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepe de chine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kıvır kıvır bir çeşit ince kumaş yahut kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auricle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir pikselin açılması ya da kapanması için geçen süre

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Large Electron Positron collider, the world's largest particleaccelerator, which is 26 7 km in circumference and some 100 metres underground,situated at CERN LEP collides electrons and positrons atenergies sufficent to produce the Z and W particles, c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subset of LM--those from language minority households who are not proficient in English One estimate of the number of LEP students is drawn from Census questions that ask about individual's home language use and spoken English proficiency Federal progra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficient A student who was not born in the U S or whose native language is a language other than English; comes from an environment where a language other than English is dominant; and has such difficulty speaking, reading, writing, or u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

CERN's 100 GeV Large Electron-Positron collider, started in 1989, and due to stop at the end of 2000 Its collision energy has now been upgraded to 202 GeV.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited-English-proficient A national-origin-minority student who is limited-English-proficient This term is used in Idaho legislation for state funding Therefore is used in all state documents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Housed at CERN, the LEP is the largest particle accelerator in the world Its tunnel, which is 27 km in circumference, is buried 100 m underground At four separate Points four gigantic detectors - ALEPH, DELPHI, OPAL and L3 - measure collisions between ele

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Large Electron Positron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Limited English Proficiency This is a term for students who need additional instruction in English for academic purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Licensed Environmental Professional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Locally Entered/Engaged Personnel Civilian personnel working for one of the Armed Forces or directly for the Ministry of Defence who are recruited at overseas MOD locations normally for work at those locations Also includes Gurkhas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Students are those who have been found to be eligible for bilingual education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light Emitting Polymers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Large Electron-Positron collider, the world's largest particle accelerator, which is 26 7 km in circumference and some 100 metres underground, situated at CERN LEP collides electrons and positrons at energies sufficient to produce the Z and W particle

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leaped.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Large Electron Positron collider, the world's largest particleaccelerator, which is 26 7 km in circumference and some 100 metres underground,situated at CERN LEP collides electrons and positrons atenergies sufficent to produce the Z and W particles, c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A subset of LM--those from language minority households who are not proficient in English One estimate of the number of LEP students is drawn from Census questions that ask about individual's home language use and spoken English proficiency Federal progra

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficient A student who was not born in the U S or whose native language is a language other than English; comes from an environment where a language other than English is dominant; and has such difficulty speaking, reading, writing, or u

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited English Proficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

CERN's 100 GeV Large Electron-Positron collider, started in 1989, and due to stop at the end of 2000 Its collision energy has now been upgraded to 202 GeV.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Limited-English-proficient A national-origin-minority student who is limited-English-proficient This term is used in Idaho legislation for state funding Therefore is used in all state documents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Housed at CERN, the LEP is the largest particle accelerator in the world Its tunnel, which is 27 km in circumference, is buried 100 m underground At four separate Points four gigantic detectors - ALEPH, DELPHI, OPAL and L3 - measure collisions between ele

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Large Electron Positron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Limited English Proficiency This is a term for students who need additional instruction in English for academic purposes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Licensed Environmental Professional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Locally Entered/Engaged Personnel Civilian personnel working for one of the Armed Forces or directly for the Ministry of Defence who are recruited at overseas MOD locations normally for work at those locations Also includes Gurkhas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Students are those who have been found to be eligible for bilingual education.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Light Emitting Polymers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Large Electron-Positron collider, the world's largest particle accelerator, which is 26 7 km in circumference and some 100 metres underground, situated at CERN LEP collides electrons and positrons at energies sufficient to produce the Z and W particle

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunanistan'da İnebaht şehri ve limanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüzamlı kimse, miskin kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pulkanatlılar familyası. lepidopterous s. bu familya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Leipzig şehrinden gelen bir çeşit ipeğe benzer sarı ve güzel saça denilir: Lepiska saçlı, lepiskalarını tarakla ikiye bölmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft. silky blond. flaxen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tavşan cinsinden; tavşana ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

tıp cüzzam

Hansen basilinin sebep olduğu, sinir sistemi ve deri başta olmak üzere birçok sistem ve organı etkileyebilen bulaşıcı bir hastalık.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leprosy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İrlanda hikayelerinde adı geçen büyük hazineye sahip ve kısa boylu ayakkabıcı cin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cüzam, miskin hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cüzamlı, cüzam gibi, cüzama ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. lalssez-passer). 1. Bir ülkenin sınırından geçebilmek için verilen izin kâğıdı. 2. Gümrük engellerini kaldırmak isteyen liberal ticaret sistemi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birbiri arkasından aralık bırakmaksızın yürüyüş şekli; sıkı intizam, değişmez usul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük başlılık, iri beyinlilik. macrocephalous s. iri beyinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. delikli mercan; bu mercanı yapan hayvancık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mahaleb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mahaleb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mandepsiye basmak veya mandepsiye düşmek = (Aldatılmak, atlatılmak) gibi argo tâbirlerinde geçer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. büyük kafalılık. megalocephal'ic, megalo ceph'alous s., tıb. büyük kafalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEKTEB) (i. A. «ketebe» den im.) (c. mekâtib). Okul. İlk mektep, orta mektep, askerî mektep, leylî, neharî mektep, mektep hocası, mektep arkadaşı. Mektep görmüş = Bilgili ve terbiyeli. Mektep görmemiş = Cahil, terbiyesiz (Arapça’da asıl mânâsı «yazıhane» olup başlıca yazı öğrenildiği için, «ilkokul» mânâsına da gelirse de asıl mekteplere «medrese» denilir. Tanzimat’tan önce bizde de «mektep» yalnız ilkokullar için kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکتب] okul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mektepte okuyan, mektepte okumuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cennetten kovulduğu farzedilen yedi şeytandan ikincisi, Mefisto; kötü insan, hain adam. Mephis tophe'lian, -lean s. şeytanca, haince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerden çıkan zehirleyici pis kokulu buhar; pis koku. mephitic s zehirleyici; fena kokulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

donkey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükûb» dan im.) (c. merâkib). 1. Yolculukta binilecek şey, hayvan, araba vesaire gibi. 2. Bilhassa gemi: Merâkib-i bahriyye. 3. (Türkçe) Eşek: Merkebe binmek, beyaz merkepler meşhurdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZHEB) (i. A. «zehâb» dan im.) (c. mezâhib). 1. Gidilen ve yürünen yer, yol. 2. İlim ve felsefede seçilen yol, meslek: Aristo mezhebi, mezheb-i KÜfiyyûn. .3. Din: Mezheb-i İslâm. 4. Bir dinin şubelerinden her biri: Hanefî, ŞAfiî mezhepleri, Protestan mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sectarian. sect. doctrine. creed. order. cult. denomination. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cult. denomination. religion. sect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious sect or denomination. school of thought. cult. order. persuasion. religious order. sect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., tıb. ufak kafalı, kafası normalden küçük, mikrosefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. millipede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. denizdanteli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayın tarama gemisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış ve ya yalan yere anlatmak; kötü temsil etmek. misrepresenta'tion i. yalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanlış adım; yanlış teşebbüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. tek başlı, monosefal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act of god. act of providence. act of got. force majeure. circumstances beyond one's control. acts of God. fortuituous / unforeseeable event / circumstances. case of absolute necessity. superior force. main act. impossibility of performance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired. vested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquired right. vested interest. vested rights.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜREKKEB) (i. A. «rükûb» dan imef.) (mü. mürekkebe). İki veya fazla şeyin karışmasından meydana gelen, sade ve düz olmayan. Cehl-I mürekkeb = Kendini bilgin senan insanın cahilliği. Fâiz-i mürekkeb = Faize de faiz yürütmekten iberet faiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yukarıdaki kelimeden). Yazı yazmaya mahsus boya terkibi: Siyah, kırmızı, yeşil mürekkep. Mürekkep balığı = İçinde siyah bir sıvı bulunan ve bunu İstediği vakit koyuvererek etrafındaki suları karartıp kendini kurtaran bir cins balık ki, yenir. Mürekkep yalamış = mec. Okuyup yazmış, cahil olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ink. consisted of compound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compound. composed of. made up of. artists'medium. ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) musiki). Türk musikisinde basit makam hususiyeti taşımayan makam.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Mürekkep püskürtmeli, bir görüntü yaratmak için küçük bir diyafram açıklığından mürekkep damlalarının optik bir diskte belirtilen bir konuma doğrudan püskürtüldüğü, etkisiz bir nokta grafikli baskı teknolojisidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.) (musiki). Türk musikisinde birden fazla usûlün birleşerek yaptığı usuller ki, 4 zamanlıdan başlayarak bütün usûller mürekkeptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squid. cuttlefish. cuttlefish supya.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to smear ink on. to blot sth with ink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ink-stained. blotted with ink. inky. nib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yazı yazmak için mürekkep koymaya mahsus kap kl, içine kalem batırttır. Hokka, divit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müretteb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühr»den). Çiçeklenmiş, çiçekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gilt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ince uç; oya işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Asya’da, Çin ile Hindistan arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 28 00 Kuzey enlemi, 84 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 140,800 km².

Sınırları: toplam: 2,926 km.

sınır komşuları: Çin 1,236 km, Hindistan 1,690 km.

Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili).

İklimi: Kuzeyde serin yazlar ve sert kışlar, güneyde subtropikal yazlar ve ılıman kışlar yaşanır.

Arazi yapısı: Güneyde Gang Nehri havzası, orta kısımlarda tepelikler, kuzeyde dik Himalaylar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Kanchan Kalan 70 m.

en yüksek noktası: Everest Dağları 8,850 m (1999 verileri).

Doğal kaynakları: Kuvars, su, kereste, doğa güzelliği, linyit yatakları, bakır, kobalt, demir.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %17.

daimi ekinler: %0.

Otlaklar: %15.

Ormanlık arazi: %42.

Diğer: %26 (1993 verileri).

Sulanan arazi: 8,500 km (1993 verileri).

Doğal afetler: Sert yıldırımlı fırtınalar, su baskınları, toprak kaymaları, kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 25,284,463 (Temmuz 2001 verileri).

Nüfus artış oranı: %2.32 (2001 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 74.14 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 58.22 yıl.

Erkeklerde: 58.65 yıl.

Kadınlarda: 57.77 yıl (2001 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 4.58 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.29 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 34,000 (1999 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 2,500 (1999 verileri).

Ulus: Nepalli.

Nüfusun etnik dağılımı: Brahman, Chetri, Newar, Gurung, Magar, Tamang, Rai, Limbu, Sherpa, Tharu, ve diğer (1995).

Din: Hinduizm %86.2, Budizm %7.8, İslam %3.8, diğer %2.2 (1995).

Diller: Nepalca (1995).

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %27.5.

erkekler: %40.9.

kadınlar: %14 (1995 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Nepal Krallığı.

kısa şekli : Nepal.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Katmandu.

İdari bölümler: 14 bölge; Bagmati, Bheri, Dhawalagiri, Gandaki, Janakpur, Karnali, Kosi, Lumbini, Mahakali, Mechi, Narayani, Rapti, Sagarmatha, Seti.

Bağımsızlık günü: 1768 (Prithvi Narayan Shah tarafından birleştirilmiştir).

Milli bayram: Kral Gyanendra’nın doğum günü, 7 Temmuz (1946).

Anayasa: 9 Kasım 1990.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AsDB (Asya Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Fede


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nepal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (şiir) eski Yunanlılarca acı ve üzüntüyü unutturduğu farzolunan bir ilâç; ıstırabı yok eden herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kardeş oğlu, erkek yeğen. nepho- önek bulut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., böbrek sancısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. böbreği çıkarma ameliyatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. böbreklere ait; tıb. böbrek hastalığına ait; i. böbrek hastalığı ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. böbrek iltihabı, nefrit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. böbrek taş ameliyatı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akrabalara yapılan iltimas, akraba kayırma; akrabasını işe alarak maaş bağlama. nepotist i. akraba kayıran kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who practices nepotism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Güneş sistemindeki gezegenlerin güneşten uzaklık bakımından sekizincisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Güneş sistemindeki gezegenlerin güneşten uzaklık bakımından sekizincisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neptunian. neptune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neptun. neptune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Lat.) (Erkek İsmi) - Güneşe yakınlığı 8.sırada olan gezegen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (eski) Roma'da deniz tanrısı; astr. Neptün gezegeni. Neptune's cup kâse şeklinde iki çeşit çok iri süngerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .tanrı Neptüne ait; astr. Neptünle ilgili; jeol. su tesiri ile meydana gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Uranyumdan üretilen ve Np senbolüyle gösterilen radyoaktif bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Uranyumdan üretilen ve Np senbolüyle gösterilen radyoaktif bir eleman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

genealogy. ancestry. descent. line. genealogical line. lineage. pedigree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sonuçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tahta yuvarlakla oynanan dokuz kuka oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.), (huk.) takipsizlik kararı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yazarın takma adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zırh başlığının burun siperi; mikroskopta merceğin takıldığı yer; at takımında burun kayışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) gürültücü, şamatacı, yaygaracı; ele avuca sığmaz, idaresi güç, haylaz. obstreperously (z.) haylazca. obstreperousness (i.) ele avuca sığmama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tek adım dansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, orthocephalous s. kafatasının uzunluğu ile eni arasındaki oran orta derecede olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğru telaffuz ilmi; doğru telaffuz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slept) fazla uyumak.; vaktinde uyanmadığı için (randevuyu) kaçırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ped, ping) geçmek, aşmak, haddini aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. altı yüzü paralelkenar olan cisim, paralelyüz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., huk. suç ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. bantla çerçevelenmiş camlı resim; bir binadaki bütün kilitleri açan anahtar ana anahtar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arabulucu kimse veya grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ateşkesten sonra tarafların antlaşma koşullarına uymasını sağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. civciv veya fare gibi cik cik diye ses çıkarmak; ince ve cırtlak sesle konuşmak; i. civciv sesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kapı aralığından gizlice bakmak, gözetlemek, slang. dikizlemek, röntgencilik etmek; aşılmak (çiçek); i. kaçamak bakış; bir yarık veya delikten gözetleme. peep hole i. gözetleme deliği. peeping Tom röntgenci. peep of day gün ağarması. peep show b

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gizlice gözetleyen kimse; (argo) göz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. civciv gibi öten hayvan; bir çeşit kurbağa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. peneplen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. coğrafya). Yalama yazı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pénéplaine

coğ. yontuk düz

Erozyon etkisiyle oluşmuş, yumuşak engebeli yeryüzü parçası.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peneplain. peneplane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kuvvet, enerji; çeviklik, azim, şevk; f., up ile hareketlendirmek. pep pill amfetaminli hap. pep talk k.dili moral verici kısa konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dili tutuk, kelimeleri rahatlıkla söyleyemeyip ilk harfelerini art arda söyleyen, kekeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pepelikle söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stutter. stammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dil tutukluğu, kekemelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pepe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Pepelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. biber, bot. Capsicum; karabiber, bot. Pipernigrum; biber fidanı; kırmızıbiber; f. üzerine biber ekmek, biberlemek, biber gibi ekmek; üzerine kurşun ; veya taş yağdırmak; (bir yazı veya konuşmayı) çekici duruma sokmak. pepperand salt s. tuz bibe

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepesi delikli biberlik; çabuk öfkelenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekilmemiş biber, dövülmemiş biber, tane biber; önemsiz kimse veya şey. peppercorn rent huk., (eski) yalnız itibari mahiyeti olan kira bedeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tere, acı tere otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. nane, bot. Mentha piperita; naneşekeri; naneruhu; s. naneli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. biberli; sert, keskin; titiz, sert huylu, geçimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili canlı, enerjik,şevkli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mide salgısında bulunan bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An unorganized proteolytic ferment or enzyme contained in the secretory glands of the stomach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In the gastric juice it is united with dilute hydrochloric acid and the two together constitute the active portion of the digestive fluid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is the active agent in the gastric juice of all animals. an enzyme produced in the stomach that splits proteins into peptones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepsin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pepsin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i mide usaresinin hazım kolaylaştıran bir maddesi, pepsin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hazmı kolaylaştıran, hazım, sindirici, hazımla ilgili; i. hazmı kolaylaştırıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Vücut tarafından sindirilecek hâle gelmiş albüminli besin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pepsinin tesiri ile hazımdan hasıl olan bir madde. peptonize f. pepsin tesiri ile hazmı kolaylaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. anlayış, idrak; idrak yolu ile hissedilen şey, algı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılabilir, idrak edilebilir, algılanabilir, duyulur, farkına varılır. perceptibil'ity i. duyulabilme, görülebilme; duyuş, seziş. perceptibly z. gözle görülecek şekilde, hissedilecek derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idrak, algı; anlama kabiliyeti, anlayış, seziş; huk. kira tahsili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. anlama kabiliyeti olan, idrak kabilinden. perceptively z. idrak ederek. perceptivity i. idrak kabiliyeti, anlayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idrakle ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ışığa hassas olan alıcı sinir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinelerinde görüntülerin işlenmesi, organizasyonu ve paylaşımı gibi konularda kullanıcıya yarar sağlayan teknoloji.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. emir, hüküm; ahlâki kural; yönerge, talimat; huk. mahkeme emri. precep'tive s. nasihat kabilinden, ihtar yollu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. öğretmen, hoca; okul müdürü. preceptor'ial s. öğretmenle ilgili. preceptorship i. öğretmenlik, hocalık. preceptress i. kadın öğretmen; okul müdiresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. preparatory, preposition.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili hazırlayıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden tartıp paketlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırlama; hazırlık; hazırlanan şey; hazır ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hazırlayıcı; hazırlık, hazırlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hazırlayıcı, hazırlık niteliğindeki. preparatory school üniversiteye hazırlayan özel okul. preparatory to sending it gönderilmesi için hazırlık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hazırlamak; düzenlemek; donatmak; pişirmek; yapmak; hazırlanmak, hazır olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırlık, hazır olma; gerektiğinde savaşa hazır bulunma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-paid) parasını önceden vermek, peşin ödemek. prepayable s. peşin ödenir. prepayment i. peşin ödeme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., huk. önceden düşünülmüş, tasarlanmış, kasıtlı. malice prepense kasti kötülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır çekmek; baskın gelmek, ağır basmak, galip gelmek; hâkim olmak. preponderance, -cy i. çoğunluk, üstünlük. preponderant s. ağır basan, baskın gelen, hâkim, galip. preponderantly z. üstün şekilde, çoğunlukla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (edat) prepositional s. edat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., gram. nitelenen kelime önüne eklenmiş (kelime).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meşgul etmek, zihnini işgal etmek; lehinde fikir hasıl ettirmek. prepossession i. tarafgirlik; zihin meşguliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cazibeli, alıcı. prepossessingly z. cazibeyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. akıl almaz, inanılmaz, mantığa aykırı, abes. preposterously z. mantıksızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok güçlü, nüfuzlu; biyol. dölüne daha fazla özellikler geçirme yeteneği olanç prepotency i. nüfuzluluk; biyol. dölüne kendi özelliğini geçirme yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. sünnet derisi, gulfe. prepu'tial s. gulfeye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuru laf, boş lakırdı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. önceden belirtme; muhtemel itirazları önceden sezerek cevaplandırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. parça halinde kaya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. sahte veya taklit yazı, özellikle Kitabı Mukaddes yazarları tarafından yazıldığı iddia olunan fakat doğruluğuna inanılmayan yazılar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. dörtbaşlı kas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hızlı askeri yürüyüş; hareketli dans.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyotelefon, telsiz telefon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Receb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. 2.Gösterişli, haybetli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (psik.) birbiriyle ilgili görüntülerin tekrarlanmasıyle zihinde meydana gelen imge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kap, zarf; depo, havuz; hazne; (bot.) çiçek tablası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alma, alınma; kabul, kabul etme; misafir kabulü, kabul merasimi, resepsiyon; radyoda ses alma. reception room bekleme odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) resepsiyon memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) alır, kabul eder. receptively (z.) kabul edercesine. receptiveness, receptiv'ity (i.) alma eğilimi; (psik.) alırlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (anat.) alıcı sinir, reseptör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) şöhret, nam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kabartma çizgili yün veya iplik veya karışık kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. report, representative.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. Republic, Republican.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gitmek, çekilmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tamir etmek, onarmak; zararını telafi etmek, tazmin etmek; i. tamir, onarma; tazmin; çoğ. tamirat, onarım; iyileştirme, şifa verme. repairman i. tamirci. repair ship tamirat gemisi. repair shop tamirci dükkânı. in good repair iyi halde, tamirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tamiri mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eks. çoğ. tazminat, tamirat, onarım. reparative s. tamirat veya tazminat kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırcevap sözlerle dolu konuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bölme, bölüm; yeniden bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yemek, taam; öğün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tekrar memleketine iade etmek; kendi memleketinin vatandaşlığına tekrar girmek; i. tekrar memleketine iade olunan kimse. repatria'tion i. kendi memleketine iade, kendi vatanına dönme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (repaid) geri vermek, ödemek; karşılığını yapmak veya ödemek; karşılığını vermek. repayable s. geri dönmesi mümkün, karşılığı yapılır. repayment i. yeniden tediye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kaldırmak (kanun), feshetmek, iptal etmek; i. fesih, iptal. repealable s. feshedilir, lağvı mümkün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tekrarlamak, tekrar yapmak, tekrar etmek; tekrar söylemek, bir daha söylemek; ezberden söylemek; A.B.D. aynı seçimde birden fazla oy kullanmak; i. tekrarlama, tekerrür; müz. nakarat; nakarat işareti. repeating circle astr. oktant nevinden tam da

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çeşitli tekrarlama işlevleri sağlanmıştır: tek parça, tüm disk ya da özel olarak programlanan bir seçim tekrarlanabilir. Bunlar, Shuffle Play (Karışık Çalma) işleviyle birlikte kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Çeşitli tekrarlama işlevleri sağlanmıştır: tek parça, tüm CD, RMS programı veya istenen bir başlangıç noktası (A) ile bitiş noktası (B) arası tekrarlanabilir. Bunlar, Shuffle Play (Karışık Çalma) işleviyle birlikte kullanılabilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekrarlayan şey veya kimse; düğmesine basılınca çalarak saati belirten cep saati; mükerrer ateşli silah; A.B.D. sabıkalı kimse, suçlu kimse, birkaç kere hapse girmiş kimse; elektromanyetik işaretleri otomatik olarak tekrar gönderen bir alet; A.B.D.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. defetmek, geriye atmak; püskürtmek; bağdaşmamak, uyuşmamak; reddetmek; nefret uyandırmak. repellent s., i. defedici, uzaklaştırıcı; i. haşaratlı defedici ilâç; bir çeşit sugeçmez kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot., zool. yerde yatan; zool. sürünen, sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. pişman olmak, nadim olmak, tövbe etmek, istiğfar etmek. repentance i. pişmanlık, nedamet, tövbe. repentant s. pişman, nadim, tövbekar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden iskân ettirmek; türü azalmış canlıları türetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geri tepme, seğirdim; yansılama, akis. repercussive s. geri tepip aksetmekten ibaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. repertuvar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hazırlanmış piyesler listesi; depo. repertory theater repertuvarındaki piyesleri, her biri birkaç hafta olmak üzere, oynayan tiyatro topluluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. répertoire

1. müz. dağarcık, 2. birikim

1. Bir müzik topluluğunun veya sanatçının hazırlamış olduğu parçalar. 2. Bilim veya sanat alanında sahip olunan bilgi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repertoire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repertoire. repertory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). Bir tiyatro topluluğu veya bir orkestranın seçip hazırlamış olduğu piyes, musiki eserleri vs. nin listesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. zincirleme kesrin tekrar edilen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki ve tiyatroda prova.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tekerrür, tekrar yapma veya söyleme; ezberden okuma veya okunma. repetitious s. tekrarlayan, mükerrer, özellikle gereksiz tekrarlar yapan. repetitive s. tekrarlamalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musiki, tiyatro vs.de prova yaptıran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başka bir şekilde ifade etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar yerine koymak, yerine geçmek; bir şeyin yerine başka şey koymak veya bulmak; iade etmek, ödemek. replacement i. yerine koyma; bir şeyin yerine geçen veya konulan şey; bir başkasının yerine geçen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. halinden şikâyet etmek, can sıkılmak, üzülmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar doldurmak; tamamen doldurmak; türü azalmış canlıları türetmek. replenishment i. tekrar dolma veya doldurma; dolduran şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dolu, tamamıyle dolmuş. repletion i. dolgunluk; tıb. kan dolgunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. gaspolunmuş eşyanın geri alınması için açılan dava; bu suretle geri alma emri; kefalet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gaspolunmuş eşyayı kurtarmak. repleviable s. geri alınabilir, kurtarılabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci nüsha, kopya, bilhassa eser sahibi tarafından yapılan kopya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. katlamak; kopya etmek; cevap vermek; türemek; hücre bölünmesiyle çoğalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tersine katlanmış; katlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. savunanın cevabına davacı tarafından verilen cevap; aksiseda, yankı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cue. catcword.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lines. cue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rejoinder. answer to a reply. cue. replication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

replica , replication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. cevap vermek; mukabele etmek; i. cevap, karşılık, mukabele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

repos. repurchase agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An agreement in which one party sells a security to another party and agrees to repurchase it on a specified date for a specified price See: Repurchase agreement. Purchase of Treasury securities from a securities dealer with an agreement that the dealer w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An agreement in which one party sells a security to another party and agrees to repurchase it on a specified date for a specified price See: repurchase agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Another name for a repurchase agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A contract in which the seller of securities, such as Treasury Bills, agrees to buy them back at a specified time and price Also called a repurchase agreement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A financial transaction in which one party 'purchases' securities for cash and simultaneously the other party agrees to 'buy' them back at some future time according to specified terms Municipal bond and note issuers have used repos to manage cash on a sh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short hand for REPURCHASE AGREEMENT.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Allocations of NERSC resources are made to repositories , which are group accounts In general, a repo has many users, working on a common scientific project, lead by a single PI Any charges incurred by a user must be drawn from the account belonging to so

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Reproduction - normally refers to accessories or cards.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Repurchase Agreement)

Bir menkul kıymetin işlemin başlangıç valöründe satılıp, bitiş valöründe geri alınmasıdır (Menkul kıymetin geri alma vaadiyle satımı).


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. söylemek, anlatmak, nakletmek; rapor vermek veya yazmak; resmen malumat vermek veya yazmak; haber yaymak; haber vermek, şikayet etmek; kendi hakkında malumat vermek; i. rivayet, şöhret, şayia, söylenti; rapor, takrir, malumat; top sesi, patlama

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gazete muhabiri; muhbir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. muhbirlik kabilinden; röportaj kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yatırmak; yatmak, dinlenmek, istirahat etmek; dayanmak, güvenmek; i. rahat, istirahat, dinlenme; emniyet, güven, sükun; ahenk. reposeful s. dinlendirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. teslim etmek, bırakmak, depo etmek, yığmak. repository i. hazine, mahzen, ambar; sırdaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. verevine dokunmuş kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azarlamak, serzeniş etmek, tekdir etmek, şiddetle eleştirmek, kabahatli bulmak, suçlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekdire layık, takbih edilir. reprehensibly z. tekdir edercesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azar, paylama, serzeniş, tekdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tekdir kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. göstermek, tasvir et mek, resmetmek; anlatmak, söylemek, ifade etmek; taslamak, gibi göstermek; temsil etmek, simgelemek; rolünü yapmak; tarif etmek, açıklamak; yerine geçmek; numunesi olmak. representable s. temsil edilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temsil etme veya edilme; simgeleyen şey, resim, suret; temsil, tiyatro oyunu, piyes; rol; başkalarını temsil etme hakkı; ifade, takrir; önerme; milletvekili seçim sistemi; vekiller heyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir grup veya sınıfı temsil eden, numune olan; vekâlet nev'inden; taklit ve benzeme kabilinden; i. vekil, başkasını temsil eden kimse; mümessil; milletvekili, mebus, saylav. representative arts resim veya heykeltıraşlık gibi temsili sanatlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. baskı altında tutmak, bastırmak; uzaklaştırmak, menetmek; tutmak. repressible s. bastırılır, menolunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. baskı altında tutma, bastırma, hapsetme, tutma, baskı; üzücü ve bastırılmış anı ve isteklerin bilinçdışına itilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bastırıcı, engelleyici; sıkıcı. repressively z. engelleyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (istenilmeyen bir şeyi) tehir etmek; sonraya bırakmak, tecil etmek; idam gibi cezayı tehir etmek; i. muvakkaten kurtarış; bir cezayı geçici olarak erteleme, cezanın tecili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. azar, paylama, tekdir; f. azarlamak, tekdir etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. tekrar basmak; i. yeni baskı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misilleme, misli ile mukabele, aynen karşılığını yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. kira gelirinden kanuni indirim ve ödemeler; müz. tekrarlama, nakarat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. iftira etmek, sitem etmek, serzeniş etmek; ayıplamak, kınamak, şerefsizlik veya leke getirmek; i. ayıp, ar, rezalet; ayıplama, kınama; azar, serzeniş, sitem; leke, yüz karası olan kimse. reproachable s. ayıplanır, serzenişe lâyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sitem dolu; azarlama kabilinden. reproachfully z. sitemli olarak. reproachfulness i. sitemlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. tövbesiz, günahkâr, sefil, melun; i. kötü yola sapmış kimse, ahlâkı bozuk kimse; f. ebedi ceza vermek (günahkâra); uygun görmemek, tensip etmemek; lânetlemek. reproba'tion i. lânetleme; tensip etmeme; melunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar işlemek. reprocessed wool kullanılmamış fakat bir defa örülüp sökülerek tekrar örülmüş yün.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kopya etmek, suret çıkarmak; tekrar meydana getirmek; yeniden hâsıl etmek; tekrar çıkarıp göstermek; biyol. doğurmak, yavrulamak, çoğalmak, üremek; aynını yetiştirmek, türetmek; tekrarlamak, yeniden temsil etmek; hatırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üreme; tekrar hâsıl etme veya husule gelme; hayvan veya bitkilerin üremesi. reproductive s. yeniden hâsıl eden veya olan; zürriyet hâsıl etme kabilinden. reproductive organs üreme organları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. reproduction

çoğaltma

1. Aslına uygun olarak yapılan taklit. 2. Bir sanat eserinin kopyası veya taklidi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproduction. repro. replica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reproduction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

replica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. azar, tekdir, paylama, sitem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. azarlamak, tekdir etmek, paylamak, serzeniş etmek, sitem etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sürüngen, yerde sürünen hayvan (yılan ve kertenkele gibi); alçak kimse; s. sürünen, yerde sürünen; sürüngenlere benzeyen veya onlarla ilgili; alçak, sefil, süfli. reptil'ian i., s. sürüngen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cumhuriyet; cumhuriyet hükümeti. republican s., i. cumhuriyete ait; i. cumhuriyetçi; b.h., A.B.D. Cumhuriyet Partisi üyesi. republicanism i. cumhuriyetçilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tekrar neşretmek; tekrar yürürlüğe koymak (iptal edilmiş kanun veya vasiyetname).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. reddetmek, tanımamak; ödememek, kabul etmemek. repudia'tion i. reddetme, tanımayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iğrenç, tiksindirici, çirkin; zıt, muhalif, karşıt. repugnance, repugnancy i. nefret, tiksinme, iğrenme; zıtlık, muhaliflik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hücum edeni geri püskürtmek, defetmek, tardetmek, kovmak; i. hücumu bozguna uğratma, hezimet, kovma. repulsion i. ret, kabul etmeme; itme, geri itme; defetme, defolunma; fiz. iteleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iğrenç, tiksindirici; soğuk, yavan; uzaklaştırıcı. repulsively z. iğrenç surette. repulsiveness i. iğrençlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itibara lâyık, muhterem, saygıdeğer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ad, şöhret, ün, itibar, şeref.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. saymak, kabul etmek; i. ad, şan, şöhret, itibar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. namlı, şöhretli sayılan, farzolunan. reputedly z. rivayete göre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Çok defa bir merasimle ziyaretleri kabûl etme, resm-i kabûl. 2. Büyük otellerde müşteri kabûl yeri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réception

1. kabul yeri, 2. kabul töreni

1. Otel vb. bir kuruluşta müşterilerle ilgilenen bölüm. 2. Resmî konukları ağırlama töreni.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception. desk. reception desk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desk. reception. reception desk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reception reception / front desk. the reception desk / office. check- in counter. check- in desk. reception desk. reception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Alıcı cihaz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. récepteur

fiz. almaç

Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren cihaz.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receiver. receiving act. receptor. sense organ.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir sanat ürününün, özellikle resmin çoğaltılması. Bu işlem genellikle basım yöntemleri kullanılarak yapılır. Bir sanat eserinin bu anlamda çoğaltılması ve röprodüksiyon sayılabilmesi için, özgün yapıtın gerçekte tek nüsha olarak yapılmış olması gerekir. Röprodüksiyonu kopyadan ayıran özellik, onun taklit olmayıp; yalnızca özgün yapıtın özgün tekniği dışında bir teknikle yeniden üretilmesidir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çok mouse/ klavye kullanan veya çok yazı yazan insanlarda görülen hastalık. El ve bilekte sızı, uyuşma veya bu eylemlerin yapıldığı zamanlarda şiddetli ağrı başlıca semptomlarıdır.

Teknolojik Terim by

Genel Bilgi

İlk olarak eski Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.


Genel Bilgi by

Sağlık Bilgisi

Kafatası derisi üzerinde meydana gelen gevşek pul şeklindeki kabuklara kepek denir. Kuru ve yağlı olmak üzere iki çeşidi vardır. Yağlı sarımtırak görünüşteki kepeklenmeye, tıp dilinde sebore denir. Nedeni, derinin en üst kısmında bulunan tabakanın, ürettiği fazla parçalardır. Bunlar, çoğunlukla saçlar tarandığı zaman dökülür. Tedavinin ilk şartı; temizlik ve fazla miktarda unlu şeyler yememektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : Saçlar önce tuzlu su sonra bol su ile yıkanır. Her gün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saklama, himaye, saklanma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SALEB, SA’LEB) (i.) (Arapça husâ’ü’s sa’leb’den). T. Salepgillerin örnek bitkisi. 2. Bu bitkinin kökünden elde edilen toz. 3. Bu tozla yapılan şekerli içecek. (bk.) Sahlep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

salep. sahlep. drink made from sahlep root in hot milk and cinnamon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The dried tubers of various species of Orchis, and Eulophia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is used to make a nutritious beverage by treating the powdered preparation with hot water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sahlep): Salepgiller familyasından; tel köklü otsu bir bitkidir. Kökünde 2 tane yumru vardır. Gövdesi, dik ve silindirimsidir. Çiçekleri salkım veya başak şeklindedir. Kullanılan yeri köklerindeki yumrularıdır. Yurdumuzda bir çok çeşidi vadır. Salep yumruları müsilaj, glikoz ve uçucu bir yağ taşır. Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır. Öksürük ve bronşitte faydalıdır. Kabızlığı giderir. Basur memelerinde faydalıdır. Zihni çalışma gücünü arttırır. Kalbi kuvvetlendirir. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Vücudun ısınmasını sağlar. Cinsel gücü artırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. salep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sâlep pişirip gezdirerek satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tekçeneklilerden bir bitki familyası, örnek bitkisi sâleptir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzun saplı tencere.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. asa, kral asası; kral hâkimiyeti, saltanat; f. hakimiyet vermek. sceptered s. hükümet asası elinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. skeptic.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (argo) ahmak kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., (argo) çekmek; slang. aşlrmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbâb) (asıl mânâsı «ip» tir). 1. Bir şeyin meydana gelmesini gerektiren şey. Ar. bâis, mûcib. 2. Vesile, bahâne, münasebet: Kavga çıkarmak için sebep arıyor. 3. Vasıta, Alet. Bilâsebeb = Sebepsiz. Sebep tahtında = Hususî bir maksatla, kendiliğinden olmayarak. Sebeb-i hayat = Baba, Ar. vâiid. Esbâb-ı mûcibe = Bir işi gerektirip meydana getirmeye sebep olan şeyler: Bu cinayetin esbâb-ı mûcibesi bulunamadı. Li sebebi = Bir sebepten, bir işten dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. cause. occasion. ground. subject. why. account. causation. consideration. inducement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. score. cause. reason. source. means. occassion. reason neden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causa. cause. pretext. excuse. means. medium. ground. motive. account. bond. casus. inducement. motivation. peg. reason. score. source.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause. to bring about. beget. breed. bring on. call forth. conduce. induce. to be the occasion of sth. to give occasion to sth. occasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birinden geçinmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get a share of the pie. to get a piece of the action. to get a share of sth good that is come to sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for no evident reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without any reason. innocent of reason. causeless. groundless. gratuitous. unprovoked. wanton. gratis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a cause/reason. for no reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is done for no apparent reason.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sızmak; i. sızıntı yeri, kaynak. seep'age i. sızıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendi kendini kınama veya cezalandırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fully certified or set forth in writing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) çanak yaprağı, sepal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayrılabilir, tefrik edilebilir. separabil'ity, separableness (i.) birbirinden ayrılabilme. separably (z.) ayrılır surette, tefrik edilebilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (s.) ayırmak, tefrik etmek; bölmek; arasında bulunmak; aradaki bağlantıyı kesmek; ayrılmak, tefrik olunmak; ayrı bir cisim teşkil etmek; (s.) ayrı, ayrılmış, müstakil. be separated (huk.) ayrı yaşamak, ayrılmak. separately (z.) ayrı ayrı, başka

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değirmen taşının dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Sersem» sözüyle beraber kullanılır: Sersem sepelek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yağmur). Serpinti hâlinde hafif hafif yağmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Üzerlik tohumu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kamıştan, ince söğüt dalından veya saman vesaireden yapılmış muhtelif şekillerde örme ki, ekseriya yemiş, ekmek, çamaşır vesaire koymakta kullanılır. 2. Bir sepetin aldığı miktar: Bir sepet incir, iki sepet çiçek. Sepet sandık = Sepet gibi örülmüş ve üstü meşin kaplı sandık. Balık sepeti = Balık tutmaya mahsus sepet şeklinde ağ. Değirmen sepeti = Değirmen eleği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basket. skep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basket. pannier. sidecar. wickerwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basket. pannier. sidecar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I). Sepet ören veya satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basket maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basketry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sepet şeklinde örülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sepete koymak. 2. (argo) Hoş olmayan bir tarzda uzaklaştırmak:

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get rid of sb. to send sb packing. to fire sb. can. pay off. to give sb the shake. stall off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fired.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) İspanyol Musevileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ham derinin kullanılır hâle getirilmesi için yapılan işler: Bu hayvanın derisi sepi kabûl etmez. 2. Kürkün boyanıp terbiye edilmesi: Kürke sepi vermek

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sepya; mürekkepbalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Deri veya kürklere sepi veren, debbağ. 2. Kürk boyacısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanner tabak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanner. dresser of pelts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning. dressing pelts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beyaz, ak («sefîd» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپيد] beyaz, ak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Beyaz, ak, beyza.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tan vakti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Tan vakti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Sabah aydınlığı 2. Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپيده دم] tan ağartısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tanning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tan (a hide. to dress (a pelt. tan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı «serpmek» ten «serpken»). Serpilen şey. Sulu sepken = Karla karışık yağmur, yarı erimiş halde yağan kar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yalayıp almak, nefesle çekerek içmek, sömürmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Hintli asker, İngiliz ordusuna mensup Hintli asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) kana mikrop ve toksin karışması, septisemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) uruk, kabile (özellikle eski İrlanda'da); (sosyol.) (boy.).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek, (Lat.) yedi, yedinci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) septum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) bölmeli, bölme ile bölünmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eylül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Paris'te 26 eylül 1792 katliamına katılan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) yediden ibaret, yedi sayısına ait, yedi yılda bir olan veya görülen, yedi yıl süren; (i.) yedi sayısı; yedi kişi veya şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yedi yıl süren, yedi yılda bir olan veya görülen. septennially (z.) yedi yılda bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (astr.) Büyükayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuzeysel, yıldızdan gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yedili grup veya takım; (müz.) yedi sesle söylenen veya yedi çalgı ile çalınan parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (tıb.) mikrop veya toksinden hâsıl olan; bulaşık, mikroplu; (i.) kan zehirlenmesi meydana getiren madde. septic tank fosseptik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) kan zehirlenmesi, septisemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (bot.) ek yerlerinden bölünen veya ayrılan, zardan ayrılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Septisizmle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. sceptique

fel. kuşkucu

Açık bir biçimde kanıtlanmamış her şeyden kuşkuya düşen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sceptical. septic. skeptical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sceptic. sceptical. skeptical kuşkucu. şüpheci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Amerikan ve Fransız usulüne göre 24 sıfırlı sayı; İngiliz usulüne güre 42 sıfırlı sayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Organizmada ve kanda devamlı olarak hastalık yapıcı mikrop bulunmasıyle kendini gösteren her türlü hastalık,

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. septicémie

tıp kan zehirlenmesi

Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. felsefe). Şüphecilik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. scepticisme

fel. kuşkuculuk

Özellikle doğa ötesi konularda olumlu veya olumsuz yargıda bulunmaktan çekinme temeline dayanan öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yetmişle yetmiş dokuz yaşları arasında kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Eski Ahit kitabının MÖ 270'de başlanılan Yunanca tercümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. ta) (biyol.) bölüm, septum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (f.) yedi kat; (f.) yediyle çarpmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) gömüt, sin, mezar, kabir; (f.) gömmek, defnetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mezara ait; kasvetli; mezardan geliyor gibi (ses).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) gömme, defin; eski kabir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Bir çeşit siyah boya ve bundan yapılan resim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beş parmağın en küçüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). t. Azar azar saçmak. 2. Azar azar saçılmak, dağılmak: Sakala kır serpmek; biraz yağmur serpmeye başladı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), tek veya (çoğ.) koyun; bön kimse; koyun derisi. sheep dog çoban köpeği. sheep's eyes ürkek fakat arzulu bakış. sheep ranch, sheep run Avustralya, sheepwalk (i.), (İng.) koyun çiftliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ağıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) koyun çobanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) koyun gibi; utangaç, sıkılgan, mahcup; şaşkın, sersem. sheepishly (z.) utanarak, mahcubane. sheepishness (i.) mahcubiyet, sıkılganlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) margarita bağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dişleri koyun dişine benzer birkaç deniz balığından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kırkım. sheepshearer (i.) koyun kırkıcısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) pösteki, koyun postu; üniversite diploması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) çoban; önder, kılavuz; (f.) çobanlık etmek, sürüyü gütmek. shep herd dog çoban köpeği. shepherdess (i.) kadın çoban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çoban çantası, (bot.) Capsella bursapastoris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çoban tarağı, (bot.) Scandix pectenveneris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dükkâncı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kenara çekilmek; yan çizmek, sorumluluktan kaçınmak; bertaraf etmek; uzatmak, sallantıda bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Schlepp

den. yük gemisi

Yük taşımak için yapılan özel gemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cargo boat. freighter. towboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freighter. tramp steamer. cargo boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

freighter. cargo liner / ship / steamer / vessel. wafter. freight ship. tramp. cargo liner. cargo ship. freight boat. ocean carrier. ocean- going tug. cargo vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üzerlik tohumu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şüpheci kimse, septik kimse; Hıristiyanlıktan şüphe eden veya inanmayan kimse. skeptical s. şüphe edici, şüpheci, septik. skeptically z. inanmayarak, şüphe ile. skepticism i., fels. septisizm, şüphecilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. deriden öteye gitmemiş: sathi, yüzeysel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyku. beauty sleep ilk uyku, gece yarısından evvelki uyku; güzellik uykusu. broken sleep devamlı olmayan uyku, kesik kesik uyuma. go to sleep uyumak uykuya dalmak: (ayak el) uyuşmak karıncalanmak. last sleep olum, son uyku. putto sleep yatırmak; hay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slept) uyumak; uyuşuk bir halde olmak; hareketsiz durumda olmak. sleep away veya off uyuyarak geçirmek. sleep in (hizmetçi) evde yatmak; geç vakte kadar uyumak. sleep like a log veya top ölü gibi uyumak. sleep on istihareye yatmak, bir mesele üz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyuyan kimse; kış uykusuna yatan hayvan; yataklı vagon; demiryolu traversi; A.B.D., (argo) beklenmedik bir başarı kazanan filim veya kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. uyku hali; s. uyuyan, uykudaki; uyku için kullanılan. sleeping bag uyku tulumu. sleeping Beauty Uyuyan Güzel. sleeping car yataklı vagon. sleeping partner ing. işin idaresine karışmayan ortak. sleeping pill uyku hapı. sleeping sickness uyku ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uykusuz. sleeplessly z. uykusuz olarak sleeplessness i. uykusuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uykuda gezmek. sleep walking i. uyurgezerlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uyurgezer kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uykusu gelmiş, uykulu; mahmur; uyuşuk, tembel; uyuklatıcı. sleepylittle town gürültüsüz ve sakin kasaba. sleepily z. gözlerinden uyku akarak, mahmur halde. sleepiness i. uykulu olma hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uykucu kimse, ayakta uyuyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sleep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küçük buhar kazanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold storage. cool store. coolhouse. refrigerating chamber. cold storage house. cold store.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. taban levhası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., k.dili. bir yere, bir yerde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Güney Afrika Cumhuriyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. roket alanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. dik, sarp; k.dili. fazla, aşırı, yüksek (fiyat); i. dik yokuş, uçurum. steeply z. dikine; hızla. steepness i. sarplık, diklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. suya bastırmak, iyice ıslatmak, karmak; demlendirmek, demlemek; fig. doldurmak, içine işletmek; demlenmek; iyice ıslanmak; i. demlenme, demlendirme; iyice ıslatma veya ıslanma; içinde bir şey ıslatılan sıvı veya kap. He is steeped in Near East

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilise kulesi, çan kulesi. steepled s. çan kuleli; çok kuleli..

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. engelli yarış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kule veya yüksek baca tamircisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. step

sp. hatalı yürüme

Basketbolda bir oyuncunun top elindeyken yerde zıplatmadan bir adımdan fazla yürümesi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. steppe

coğ. bozkır

Kurakçıl otsu bitkilerden oluşan, sıcak ve ılıman iklimlerdeki ağaçsız doğal alan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steppe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To move the foot in walking; to advance or recede by raising and moving one of the feet to another resting place, or by moving both feet in succession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To walk; to go on foot; esp., to walk a little distance; as, to step to one of the neighbors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To walk slowly, gravely, or resolutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fig.: To move mentally; to go in imagination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set, as the foot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix the foot of in its step; to erect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An advance or movement made by one removal of the foot; a pace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rest, or one of a set of rests, for the foot in ascending or descending, as a stair, or a round of a ladder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The space passed over by one movement of the foot in walking or running; as, one step is generally about three feet, but may be more or less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Used also figuratively of any kind of progress; as, he improved step by step, or by steps.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A small space or distance; as, it is but a step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A print of the foot; a footstep; a footprint; track.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gait; manner of walking; as, the approach of a man is often known by his step.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Proceeding; measure; action; an act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Walk; passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A portable framework of stairs, much used indoors in reaching to a high position.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In general, a framing in wood or iron which is intended to receive an upright shaft; specif., a block of wood, or a solid platform upon the keelson, supporting the heel of the mast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a series of offsets, or parts, resembling the steps of stairs, as one of the series of parts of a cone pulley on which the belt runs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bearing in which the lower extremity of a spindle or a vertical shaft revolves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The intervak between two contiguous degrees of the csale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A change of position effected by a motion of translation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix used before father, mother, brother, sister, son, daughter, child, etc., to indicate that the person thus spoken of is not a blood relative, but is a relative by the marriage of a parent; as, a stepmother to X is the wife of the father of X, marr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Stepchild, Stepdaughter, Stepson, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

At Eton College, England, a shallow step dividing the court into an inner and an outer portion. the act of changing location by raising the foot and setting it down; 'he walked with unsteady steps' support consisting of a place to rest the foot while asce

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

steppe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

any maneuver made as part of progress toward a goal; 'the situation called for strong measures'; 'the police took steps to reduce crime'. the distance covered by a step; 'he stepped off ten paces from the old tree and began to dig'. the act of changing lo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Line which tells an editor or viewer to insert a step in the model file This usually causes a pause in rendering, rendering continues after user input of some sort Denoted by a Comment line with STEP in it.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standard for the Exchange of Product Model Data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transfer of weight from one foot to the other Both feet are on the floor during the transfer This is a very general term for any movement using the feet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In most game systems, each game turn is made up of several parts, sometimes known as Steps All actions in one Step must be completed before the next one can begin, and the Steps must be played strictly in the order listed For instance, a very simple game-

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the six groups of tasks that make up a release life cycle In the project plan, a Step may be further defined as Sub-Steps, Activity Groups, Activities, Sub-Activities, and Tasks See Release Life Cycle. s- 1 If the mortgagee/new owner or old owner a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The step of the pay grade to which employees in the FNA and PBA bargaining units are assigned Step also is used with House Staff/Medical Residents to indicate which ones have 'chief' rank Step is located on Job Panel 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The angular rotation produced by the rotor each time the motor receives a pulse For linear actuators a step translates to a specific linear distance. used in conjunction with a degree of kinship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Vutrax, the coordinate distance travelled for each press of an arrow key, or the 'snap' of the Cursor when the mouse is moved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standard for The Exchange of Product data is the emerging international standard ISO 10303 Many companies both within, and out with, the upstream oil industry are committed to STEP Its goal is to improve the management and use of engineering data to reduc

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standard Product Data Representation and Exchange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An iteration of the LCS.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The nearly horizontal section which more or less divides the BEACH from the SHOREFACE See Figure 3.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single character-state change. an operation done as a part of two or more operations necessary to solve a problem -- ' sometimes two steps are required to solve a word problem '.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A forward or backward movement made without one foot passing another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standard for The Exchange of Product data , SET, and PDES.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rough measure of vertical distance, between 1 and two feet The ropes which border each ringside are spaced 1, 2, and 3 Steps above the ring mat, and the ring apron is itself 2 Steps above the arena floor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Service Test and Evaluation Program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Secure Trade - Expedited Processing The STEP Lane is a pilot program from Juarez to El Paso that provides expedited processing of secure shipments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

With weight on LF and knees slightly flexed commence to move RF forward on the ball of the foot with pressure through the ball of the LF, slightly straightening both knees and slightly flexing both knees as weight is taken on to RF with foot flat Commence

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Standard for The Exchange of Product model data.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ayak basmak; adım atmak, yürümek, ağır adımlarla yürümek; suratle hareket etmek veya davranmak; bir adımda ulaşmak; den. oturtmak, dikmek (direk), yerine yerleştirmek veya oturtmak; adımlarla ölçmek, adımlamak; basamaklar halinde düzenlemek. step

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. adım; birkaç adımlık yer, kısa mesafe; basamak; eşik; kademe; hareket, teşebbüs; ilerleme, terakki; derece; yürüyüş tarzı, gidiş tarzı; ayak sesi; ayak izi; çoğ tedbirler; müz. portenin bir çizgisi veya aralığı; den. ıskaça. step by step adım adım,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek). üvey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. step by step

adım adım

Yavaş bir biçimde.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

üvey erkek kardeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. azaltan; i. azalma, düşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey baba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. külot; topuklu süssüz ayakkabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seyyar merdiven.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey ana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Otomobil vesairenin yedek tekerleği.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. spare tiredan

yedek lastik

Otomobillerde gerektiğinde kullanılmak üzere genellikle bagajda bulundurulan janta takılı lastik.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. istep, bozkır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atlangıç, atlama taşı; ilerleme vasıtası, basamak, ilk adım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey kızkardeş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey oğul.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. artıran; i. artma, yükselme; makina süratini artırma cihazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dükkâncı, mağazacı; ambar memuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soba borusu. stovepipe hat A.B.D., k.dili. silindir şapka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ters görünme (aynada olduğu gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -coc, -ci) streptokok basili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Birçok hastalıklara karşı kullanılan antibiyotik bir ilâç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. streptomisin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cistern. water cistern / depot. storage tank. standpipe. track pan. water cistern. water box. watering depot. water back / reservoir. water depot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kasıtlı yanıltıcı ifade; huk. hakikati gizleyerek bir ayrıcalık veya mülk elde etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Miskin, mıymıntı, üstü başı pis, murdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supine and slovenly dressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gizli, el altından, hile kabilinden; sahtekarca; gizlice yapılmış. surreptitiously z. gizlice, al altından, hileli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çabuk müteessir olan, hassas; alıngan; kolay aşık olan, şıpsevdi. susceptibil'ity, susceptibleness i. hassasiyet, alınganlık. susceptibly z. hissedilir derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çabuk müteessir olan, hassas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (swept) süpürmek, süpürge ile temizlemek, toplamak veya götürmek, süpürüp götürmek; sürüklenmek, sürüklemek; yayılmak; süpürge gibi sürümek; süpürge sürter gibi sürtmek; her tarafına dikkatle bakmak; taramak; salınarak hızla geçmek; azametle yürüy

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çöpçü, sokak süpürücüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. büyük bir alanı kapsayan, şümullü, genel, umumi. sweeping statement geniş ve genel kapsamı olan ifade. sweepings i., çoğ. süprüntü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyango ve at yarışlarında kazanınca verilen büyük meblağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sweep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uçları arkaya doğru çekilmiş (uçak kanadı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ucu arkaya doğru çekilmiş kanat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gram. beklenmedik bir anda anlamı değişen mecaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( A.B.D.) net maaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Taleb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. request. claim. application. charge. petition. plea. requisition. run. sale. solicitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. request. claim. application. charge. petition. plea. requisition. run. sale. solicitation. market. rush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demand. claim. wanting. requiring. demanding. formal request. application. caption. exigency exigence. major concern. postulation. requisition. solicitation. support. waiver of demand , notice and protest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ask. demand. petition. solicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ask. to demand. to claim. to request. to require. to wish. active demand. bound up. call for. call upon. move for. postulate. put in requisition. sue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i .telepati, uzaduyum . telepath'ic s telepatiye ait. telepath'ically z. telepati ile. telepathist i. telepatiye inanan kimse; telepati kabiliyeti olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Uzaklardaki bir hâdiseyi tabiatüstü ve bilinmeyen bir hisle duyma hâli.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. télépathie

ruh b. uza duyum

Birinin düşündüklerini veya uzakta geçen bir olayı hiçbir bağlantı olmadan algılama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telepathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telepathy. telepathy uzaduyum. telephaty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telepathy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. telefon; f. telefon etmek, telefonla konuşmak. telephone central, telephone exchange telefon merkezi, santral on the telephone telefonda, telefonla .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzağa ses götüren: telefona ait. telephonically z. telefon ile .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sesi uzağa nakletme ilmi, telefon kurma veya işletme bilgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., telephoto. lens dürbün gibi fotoğrafı büyüten mercek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uzak mesafeden çekilen fotoğraf. telephotograph'ic s bu usule ait .telephotog'raphy i .telefotografi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tümsek yer, küçük dağ. 2. Zirve, bir şeyin en yukarısı. 3. İnsan ve hayvan başının ucu, en üstü: Tepesine vurdu. Kuşların başındaki hotoz gibi süs. Tepe atmak = Öfkelenmek. Tepeüstü = Başaşağı. Tepesi üstü dönmek = Bozguna uğrayarak geri dönmek. Tepeden tırnağa = Baştan ayağa. Kan tepeye sıçramak = Pek fazla hiddet etmek. Tepegöz = 1. Yukarı bakan. 2. Bir masal kahramanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

top. apical. peak. hill. top. crown. tip. roof. apex. cap. crest. down. eminence. eminency. fell. head. height. hump. mount. peak. ridge. rise. topknot. vertex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apex. brow. crest. crown. hill. mount. top. summit. peak. mound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crest. crown. hill. top. top part. vertex. apex / n /. cap. elevation. eminence. head. height. hump. mount. peak. pinnacle. summit. tip. topknot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

top down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head foremost.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hilltop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük tepe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hillock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hillock. small hill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

which comes from a high official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

from head to foot. from top to bottom. up- and-down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Amerika kızılderililerine mahsus konik çadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) ılık yapmak; ılıklaşmak, ıIımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cyclopes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overhead projector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overhead projector. low-browed sb who has a very low brow or forehead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. mec. Öldürme. 2. İyice dövme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tepe teşkil edecek surette doldurulmuş, çok dolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beating or thrashing severely. heaping full or brimful. heaping portion of. heap of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öldürmek. 2. İyice dövmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give sb a severe beating or thrashing. to defeat soundly. to kill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öldürülmek 2. Dövülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be beaten or thrashed severely. to be defeated soundly. to be killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öldürtmek. 2. Dövdürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Başında kaba ve top tüy, hotoz, sorguç gibi bir süsü bulunan (kuş): Tepeli tavuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crested.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulbul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiden kavuk ve fes gibi başa giyilen şeyin tepesine dikilen düğme veya yafta ki, ekseriya sırma ve inci ile donanmış olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kalın kaltak bellemesi. 2. Enli eyer kolanı (eski Türkçe’de kaltağa tepengü ağacı denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upside down. head over heels. on one's head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

head foremost. head over heels. upside- down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tebhir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (jeol.) bir çeşit gri volkanik kaya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ılık, sıcakça. tepid'ity, tepidness (ı.) ılıklık. tepidly (z.) ılık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) eski Roma hamamlarında orta derecede ısıtılmış soğukluk yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tepinmesine sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). El ve ayaklarını vurarak sıçrama, hiddetten kendini yerden yere vurup çırpınma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tepinme işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stamp. to stamp its feet. to kick and stamp (with anger or range. to jump for joy. to dance about with joy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). ince elemek (asıl mânâsı kıl elekle elemek).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvanlar) Birbirine çifte atmak, vuruşmak. 2. Kavga etmek, hırlaşmak, birbirini çekememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (uyd. k.). Organizmanın herhangi bir tenbihe karşı birdenbire aldığı durum, refleks.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Bir haberi veya bir tesirin uyandırdığı karşı hâdise, Osm. aksülamel. 2. Geri tepen kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. response. answer. countercheck. reagent. rebound. reception. repercussion. revulsion. take. repercussions.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. reflex. repercussion. recoil. thrust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. response. recoil. come- back. retroaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

react.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to react. make a response.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir pikselin açılması ya da kapanması için geçen süre

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Tepki süresi bir pikselin aktif (siyah) durumdan pasif (beyaz) duruma geçip tekrar aktif duruma dönmesi için geçen süredir (milisaniye cinsinden). BRAVIA TV’ler ve ev sinema projektörlerinin sahip olduğu hızlı tepki süreleri, görüntünün kusursuz bir şekilde daha pürüzsüz ve net olmasını sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Tepkisi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactive. jet-propelled. jet-prop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactive. reacting. recoil-operated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactive. recoil operated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jet plane. jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. reaction reaksiyon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reaction. reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to react. to undergo chemical reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ansprechen. reagieren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reactional. reactive. pertaining to reaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unresponsive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

non-reacting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unreactive. inert. nonreactive. which is not recoil-operated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (galatı: tekme). Hayvanın art ayağı ile vurması, çifte. Tepme keçe = Dokumaksızın yalnız dövmekle yapılan kaba keçe, kar keçesi, dibek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (hayvan) Çifte vurmak. 2. mec. Kıymetini bilmemek, ele geçen nimetin kadrini anlamamak. 3. (ateşli silâhlar) Boşanırken geriye çekilmek: Bu tüfek çok teper. 4. Geri dönmek, yeniden görünmek: Sıtma, yara tepti Hora tepmek = Oynamak, raksetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kick. to kick. to spurn. to recoil. to recur. not to appreciate. to throw away. to boot. to recur. to turn down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to kick. to tread on or upon. to trample sth. to turn down. to decline. to reject sth. to throw away. to kick. to recoil. to crop up again. to recur. hoof. react.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Deprenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Depreşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük sini.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. server. salver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tray. baking tin. pan. salver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sürücü, tamamen bir iç muhafaza içinde yer almaktadır ve en iyi resim ve ses reprodüksiyonu sağlayacak tozsuz ve titreşimsiz bir okuma ortamı sunmak için şasiden tamamen izole edilmiştir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(f. «tebs» ten). Gidermek ve teskin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Giderilmek, teskin olunmak: Yangın tepsindi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (Farsça sıtma demek olan “cteb”den). Sıcaktan ve sıtmadan dudaklar kabarmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tepmesine sebep olmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) istihkâmda topIarın konulduğu üst zemin; yerden yüksek düz zemin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Reverse Repo)

Bir menkul kıymetin işlemin başlangıç valöründe alınıp, bitiş valöründe geri satılmasıdır (Menkul kıymetin geri satım vaadiyle alımı).


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. tetesde pont) (Fr.), (ask.) köprübaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kürek ıskarmozu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. üç peni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., elek. trifaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üç katmerli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zaman göstergesi; saat tutan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saat, kronometre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. planı haç şeklinde olan kilisenin iki kanadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ned, -ning) tıb. kafatasını delmeye mahsus yuvarlak cerrah testeresi; kuyu delme burgusu; f. cerrah testeresi ile kafatasını delmek; mak. burgu ile delik açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. bir çeşit denizhıyarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., tıb. yuvarlak cerrah testeresi; f. bu testere ile delmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. titreme; ürperme; korku, dehşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üç başlı kas

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit dans; bu dansın müziği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kabul edilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (United Nations Environment Programme)

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. itirazı mümkün olmayan, itiraz edilmeyen; kusursuz. unexceptionably z. kusursuzca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adi, bayağı; istisna kabul etmez .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hazırlıksız; ihtiyatsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tövbe etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. söylenmemiş, anlatılmamış; bildirilmemiş, beyan edilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ped,- ping) den. yerinden çıkarmak (gemi direği).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (ölümüne) ağlanmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakım, muhafaza; bakım masrafı, idame masrafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepe topuzu. upswept s. tepede toplanmış (saç).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atılacak kâğıt, çöp kağıt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. su çekmez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (wept) i. ağlamak, göz yaşı dökmek; sızmak, damlamak; i. ağlama; ağlama nöbeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ağıtçı: şapkadan sarkan matem kurdelesi; daldan sarkan yosun; duvarda damlama deliği, akak; çoğ., k.dili pırasa bıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ağlayan, gözleri yaşlı; ince ve sarkık dallı. weeping willow salkımsöğüt, bot. Salix babylonica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kablosuz ağlar için kullanılan bir güvenlik protokolü.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. weep.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. rüzgâra açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üzüm cenderesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. perde arkasından ipleri çekme, slang. torpil patlatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. clepe.; s., (eski) adlı, isminde, denilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Bazı sıfatlara gelip mânâyı kuvvetlendirir: Yepyeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nârin, ince yapılı, (bk.) Yepermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Koşmak, sürat ve telâşla gitmek. Yel yeperek = Alelacele, telâşla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tamamen yeni, hiç kullanılmamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand new.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immaculate. spick-and-span. brand-new. crisp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brand new. newfangled. neat as a new pin. spanking new. spick and span.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. batıdan esen hafif ve ılık rüzgar, meltem; zefir (kumaş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. batı rüzgarı tanrısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al. Zeppelin adındaki bir Alman havacısının adından). Güdümlü balon tipi, sevkedilebilir balon, Fr. dirigeable.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Alm. Zeppelin

hava gemisi

Havada yolcu taşımaya yarayan, sert gövdeye sahip, gazla yükselen ve pervanelerle hareket eden araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zeppelin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zeppelin. airship. dirigible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., hav. zeplin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by