Erbab ı Fen | Erbab ı Fen ne demek? | Erbab ı Fen anlamı nedir?

Erbab ı Fen | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: erbab fen

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatkâr, sanat erbabı; icat eden kimse; askeri teknisyen.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şey hakkında vukuf ve malûmatı olmak, vâkıf olmak: Bu işin böyle olduğunu bilirim. O adam mühendisliği iyi bilir. 2. Öğrenmek, vukuf kesbetmek ve malûmat edinmek: Sizin geldiğinizi bilemedim, sonradan bildim. Tanımak, Aşinâsı olmak, Aşinâ çıkmak: Sizi bilemedim. Bu adamı bileceğim geliyor. 4. Hatıra getirmek, yâd ve tahattür etmek: Şimdi bildim. 5. Zan ve itikat etmek, bir fikir ve zanda bulunmak: Ben sizi gitmiş biliyordum. Ben onu dost biliyordum. Herkes seni Alim biliyor. 6. (Yardımcı fiil olarak): Muktedir olmak: Yazabilmek = Yazmaya muktedir olmak. Gidebilmek = Gitmeye muktedir olmak. Menfisi yazamarrıak, bilememk gibi olur. 7. Tanımak, mes’ul tumak: Ben sizi bilirim. 8. Şüphelenmek, bir şey isnad etmek: Ben, ondan bilirim. 9. Müteşekkir ve minnettar olmak İyilik bilir adamdır. O adam iyilik bilmez. İyilik bilmek = Vefalı olmak. Bilen bilir = Erbabına malûmdur. Çok bilmiş = Hilekâr, aldenmaz. Kendini bilmek = Edepli, terbiyeli olmak: Kendini bilir adamdır. Kendini bilmez adam = Terbiyesiz, Fars. nâ-dân. Kendini bilm»mek = Baygın yatmak. Kendi bilir, siz bilirsiniz = Nasıl isterse yapsın, nasıl isterseniz yapın. Bilerek = Ar. Amden, kasden. Bilmeyerek = Kasdî olmayarak, istemeyerek. Bilmiş ol = Malûmun olsun.

Türkçe Sözlük

(i. Rumca’dan). 1. Sahip, malik, mevlâ: Evin efendisi, uşağın, bahçıvanın efendisi. 2. Osm. seyyid, çelebî, hâce (saygı unvanı olup başlıca Alimlerle, kalem erbabına mahsustur. Ağa mukabili): Ahmed Efendi, hoca efendi, kâtip efendi. 3. Şer’İ hâkim, kadı, molla: İstanbul efendisi (saygı ve nezaket mübalağası olarak paşa ve bey gibi unvanlara eklenir): Paşaefendi, bey-efendi, hanım-efendi, sultân efendi. Dîvân efendisi = Eskiden vezirlerin yazı işlerini idare eden resmî memur. Reis Efendi = Tanzimat’tan önce hâriciye nâzırı, reis-ülküttâb. i. Terbiyeli, edîb, temkin ve vakar sahibi, çelebî: Efendi adam (garip bir terkip olarak: Efendiden adam da derler). Efendimiz = Peygamberimiz ve eskiden padişah ve hanedan üyeleri hakkında kullanılırdı.

Türkçe Sözlük

(EHL) (i. A.) (hem teklik, hem çokluk gibi kullanılır). 1. Sahip, mâlik, mutasarrıf: Ehl-i servet, ehl-l hüner, ehl-i nâmOs, ehl-i vukuf = Servet, hüner, namus, bilgi sahibi veya sahipleri. 2. Oturan, Ar. halk, sâkin, mütemekkin: Ehl-l karye, ehl-i Cennet = Köy halkı, Cennet halkı. 3. Muktedir, becerikli, erbab: Bu işin ehlidir. Bu memuriyet için ehil bir adam aramalı. 4. Eşlerden beheri: Karı, koca: Ehliyle hoş geçinmek, ehl ü ayal = Aile, çoluk çocuk. Ehlullah = Velî, evliyâ. Ehl-l beyt = Ev halkı, aile, hanedân, sülâle. Ehl-i beyt-i Nebi ve sadece Ehl-i beyt = Evlâd-ı Resûl-ullâh (Peygamberimizin kızı Fatma, damadı Ali ve torunları Hasan’la Hüseyin). Muhibb-i ehl-i Beyt = Ehl-i Beyt’i seven. Ehl-i hâl = Vecd ve hal sahibi. Ehl-i hibre = Bir iş hakkında bilgi sahibi olanlar, bazı hususların tahkik ve halli için o işin mütehassıslarından kurulan hey’et, bilirkişi (y. k.). Ehl-i dil = Gönül adamı. Ehl-l dünyâ = Dünya adamı, dünya işleriyle meşgul adam. Ehl-i Sünnet = Sünnîler. Ehl-i tarik = Bir tarikata mensup, girmiş. Ehl-i kıble = Müslüman. Ehl-l kitap = Mukaddes kitaplardan birine inananlar: Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler. Ehl-i vukuf = İşi iyi bilen ve bildiren. Fars. kâr-Aşinâ.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rab). (bk.) Rab. Ehil, lâyık ve muktedir: O adam bu işin erbâbı değildir: Erbab adamdır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارباب] sahip. 2.başkan. 3.usta.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fünûn). 1. Nev’i, cins, türlü. 2. İlimlerin her şube ve çeşidi. 3. Fizik, kimya, matematik ve biyoloji ilimlerinin umumî adı. Erbab-ı fen, ehl-i fen = Bir fende çalışanlar. 4. Hile, aldatma: Onun fennine aldanmamalı. Pür-fen = Hilekâr, düzenci. Dâr-ül-fünûn — Üniversite.

Türkçe - İngilizce Sözlük

science. branch of science.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low land overflowed, or covered wholly or partially with water, but producing sedge, coarse grasses, or other aquatic plants; boggy land; moor; marsh. 100 fen equal 1 yuan.

Türkçe - İngilizce Sözlük

science. collective name for physics. chemistry. mathematics and biology. technology. applied sciences. art.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of wetland that accumulates peat deposits; they are less acidic than bogs, deriving most of their water from groundwater rich in calcium and magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sedge-moss type of wetland produced where slightly alkaline water emerges at the surface Peat-forming freshwater wetlands are generally non-acidic, receive nutrients mainly from groundwater sources, and are dominated by marsh-like vegetation. a type of

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of wetland that accumulates peat deposits Fens are less acidic than bogs, deriving most of their water from groundwater rich in calcium and magnesium. wetlands that receive nutrients via direct contact with mineral enriched groundwater A 'poor' fen

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of wetland that accumulates peat deposits Fens are less acidic than bogs, deriving most of their water from groundwater rich in calcium and magnesium Source: US EPA.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plants found in chalky wetland areas typically composed of willowherbs, meadowsweet, reed canary grass and various sedges. a type of wetland that builds up peat and receives some drainage from surrounding mineral soils and supports marsh like vegetation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nutrient rich, organic wetland influenced by mineral-bearing groundwater Forms a moderately decomposed peat near the top The surface is usually level and mostly covered with sedges, brown mosses, grasses and willow and birch trees and shrubs. an open or l

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low marshy or flooded area of land. wet peatland with water mainly coming from groundwater; without sphagnum moss.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sedge or reed dominated peatland, often with some shrubs or small trees, characterized by mineral-rich, aerated waters at or near the surface Fens with lower calcium content often evolve into Sphagnum lawns and, eventually, acid bogs An Old English word

Türkçe - İngilizce Sözlük

A MIRE that receives water from the surrounding land and hence nutrients from rocks and soils Because of this, a fen supports different communities of plants and animals than a BOG.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A habitat composed of woodland and swamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A hyperspace alien species attracted to bright shinny objects and known to mate with space vessels This happened to the Excalibur An alternative definition : A synonym for Babylon 5 fan coined by JMS It is not known if they mate with him.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wetland fed mainly by groundwater.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A peat accumulating wetland that receives some drainage from surrounding mineral soils and usually supports marsh-like vegetation These areas are richer in nutrients and less acidic than bogs The soils under fens are peat if the fen has been present for a

Türkçe - İngilizce Sözlük

Low marshy land, wetlands, or bog, often partially and/or periodically covered with water Fenland is similar to peat bog but generally has more nutrients in the water supply.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A wetland that is at the watertable and has a direct hydraulic connection to it, fens accumulate peat and the vegetation is dominated by sphagnum moss and small herbs.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A bog with springs as a water source other than precipitation.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A low, marshy or flooded area of land.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A type of wetland having alkaline water and unique plant species.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Plural form of fan, by analogy to man and men Usage: Obsolete.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Forsythe-Edwards-Notation. 100 fen equal 1 yuan. low-lying wet land with grassy vegetation; usually is a transition zone between land and water; 'thousands of acres of marshland'; 'the fens of eastern England'.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bataklık, çayır.

Türkçe Sözlük

(FESADA ) (i. A.) (c. fesâdâ). 1. Bozukluk, bozuk şeyin hali, çürüklük, yolsuzluk: Fesâd-ı mide = Mide bozukluğu. Fesâd-ı dimağ = Beyin bozukluğu. Fesâd-ı ahlâk = Ahlâk bozukluğu, bozuk ahlâk. 2. Karışıklık, nifak, fesat karıştırmak; aralarına fesat düştü. Ehl-I fesâd, erbab-ı fesâd = Fesât karıştıranlar, asayişi bozanlar.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yeterlilik, yeter olma, lüzumu kadarına sahip olup fazlasını istememe. Ar. iktifa, kifayet: Tamahkâr adam gınâ bilmez. Kanaat sahibi gınâ getirince daha fazlasını istemez. 2. Zenginlik, servet: Erbâb-ı gınâdan. 3. mec. (Türkçe): Usanç, bıkma: Artık bu yemekten gınâ. Bu adam durmadan kendinden bahseder, artık söylediği sözler gınâ verdi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hıref). Sanat, zanaat. Erbâb-ı hırfet = Sanatkârlar, esnaf.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Namus, ırz, perde: Kadının birinci süsü iffettir. İffet sahibi bir kadın. 2. Rüşvetten kaçınma, irtikâba tenezzül etmeyiş, doğruluk, namus: Hâkimlerin iffet sahibi olmaları şarttır. Erbâb-ı iffetten bir zat. iffet sahibi denilmeye değer bir zattır.

Türkçe Sözlük

(İHTİSAS) (i. A. «husûs» tan masdar). 1. Bir kimsenin bir işe veya bir fen, ilim veya sanata kendini vakfedip o sahada geniş bilgi ve tecrübe kazanması ve yalnız onunla uğraşması: Bu doktorun kalb hastalıklarında ihtisâsı vardır, Fransızca: spicialiti. Erbâb-ı ihtisâs = Mensup bulundukları fen ve sanatın yalnız bir dalıyla uğraşanlar, Fransızca: spicialistes. 2. Bir adama bağlı olma, hususiyet, intisap: Falân zâta öteden beri ihtlsâsım vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gark» tan masdar). 1. Dalma, bir şeyin içine gömülme, bir şeyle kaplanma. 2. Dalgınlık, tasavvuf erbâbının vecde dalıp kendilerinden geçmeleri ve dünya işlerini unutmaları: Hâlet-i istiğrakta ne yaptığın bilmiyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bir şeyle razı ve hoşnut olup, fazlasını İstememe, yetinme: Ben bununla kanâat ederim. Az bir şeyle kanâat eder adamdır. 2. Tamahkârlığın zıddı, az şeyle yetinme: Erbâb-ı kanâattendir. Kanâat tükenmez bir hazinedir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kemâlât). 1. Erginlik, olgunluk, pişkinlik, olma: Kemâl bulmuş, kemâle ermiş meyve. 2. Noksansızlık, tamlık, mükemmeliyet, fazlalık, çokluk: Kemâl-i ihtimamla; kemâl-i merhametinden; kemâl-i azametle. 3. Hayatın pişkinlik zamanı, gençlikten sonra ve ihtiyarlıktan önce olan hal ki, otuz ile elli (bugünkü telâkki ile elli ile yetmiş) yaşları arasındadır: Sinn-i kemâle vâsıl olmak; sinn-i kemâlde bulunan edam. 4. İnsanın bilgi ve ahlâkça eksiksiz ve mükemmel olması, Osm. fazl-ü hüner, ilm-ü fazi: Erbâb-ı kemâlden bir zat; fazl-ü kemâl sahibi (cem’i de başlıca bu mânâ ile kullanılmıştır): Kemâlât-ı beşeriyye; iktisâb-ı kemâlât etmek. 5. Türkçe’de: Değer, kadir, baha, kıymet: Bunun kemâli nedir? Kemâli beş para etmez.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Ar. tâbirlerde «liyâka» şeklinde de kullanılır). 1. Lâyık olma, yararlılık, değerlilik, istihkak: O adamın bu işe, bu işin size liyâkati vardır; her işte liyakat aramalı. 2. Ehliyet, iktidar: Erbâb-ı liyâkatten; onun iktidar ve liyâkati bellidir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Esnaftan ve sanat erbabından olan. 2. mec. Külhanbeyi, Adi, ve kaba (adam). Pırpırı kıyafeti = Vaktiyle esnafa, külhanbeylerine mahsus dar esvap.

Türkçe Sözlük

(RABB) (i. A.) (c. erbâb). 1. Efendi, mâlik, sâhip, idare eden, ehil. Rabbü’d-dâr = Ev sahibi. Erbib-ı nâmûs = Namuslu adamlar. 2. Kâinâtın sahip ve mâliki olan Tanrı: Rabbim! Sen merhamet eyle. Bu mânâ ile «Rabbî = Rabbin» şeklinde de kullanılır: Rabbî’ye emanet olun! Aman yarabb! Yarabbî ne yapayım?

Türkçe Sözlük

(i. A. cvüsûk» tan) (c. sikeat). 1. Güvenme, Ar. itminan, emniyet, vüsuk. Erbâb-ı sika = İtimat ve emniyete şayan olanlar. 2. Güvenilir ve itimada lâyık adam Ar. mutemed, emin: Hadiste sikadır, sikâttenır.

Türkçe Sözlük

(SİYASET) (i. A.). (Kemalpaşazâde’ye göre: Tyasa’dan). 1. Hükümet ve devlet idaresi, politika. 2. Şiddetli ceza. 3. Ölüm cezası: Siyâsete uğramak. 4. Hükümet etmek: Siyasetçe böyle yapmak lâzımdır. 5. Devletlerarası münasebet ilmi, diplomasi. (Bu mânâsı Türkçe’ye mahsustur). Erbâb-ı siyâset = Politikacı. Meydân-ı siyâset = İdam yapılan yer.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Tasavvuf erbabı, mutasavvıf.

Türkçe Sözlük

(i. A ), işlerin gidişini Allah’a terk ve havale edip kadere razı olma: Allah’a tevekkül ettim, erbab-ı tevekkül.

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A.). 1. Durma, duruş, hareketten kalma, Ar. tevakkuf. 2. Bir hâlde bulunma, ileri veya geri gitmeyip aynı hâlde kalma: Hastalığı vukuf hâlinde (bu iki mânâ ile tevakkuf daha çok kullanılmıştır). 3. Bilme, anlama, haberdar olma, Ar. ıttılâ: Bu işe vukufum yoktur. Ehl-i vukuf; erbâb-ı vukuf = Bir iş hakkında tam, yeter malûmatı olan (lar), bilirkişiler.