Erek ne demek? | Erek anlamı nedir? | Erek

Erek anlamı nedir?

Erek ne demek?

Erek anlamı nedir?

Erek | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: erek

Türkçe Sözlük

(i.). İç kale, yüksek hisâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. goal. ideal. end. intention. drift. objective. land of promise. promised land. terminus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. end. goal. purpose. target.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aim. end. goal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Gerçekleştirilmek için tasarlanan ve erişmek istenilen şey, amaç, gaye, hedef.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Bender’in küçültülmüşüdür). 1. Küçük iskele. 2. Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. (Mendirek lügati bunun galatıdır, (bk.) Mendirek).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکات] bereketler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. berekât). 1. Nimet, Tanrı ihsanı, Osm. mevhibe-i subhâniyye. 2. Bolluk, feyz: Bu sene tarımda çok bereket var. 3. Mübareklik, uğur, saadet: Filân zâtın sohbeti bereketiyle, duanızın bereketiyle. 4. Azı çok yerine geçecek surette Tanrı’nın takdirini elde etmek: Helâl kazanılmayan malda bereket yoktur. Bereket versin. 5. Hamdolsun, Allaha şüKürler olsun, hele, bari: Bereket versin hava bulutlu idi, yoksa sıcaktan bayılırdık. 6. Alınan bir şey için dua makamında söylenir; cevabında «bereketini gör» derler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. blessing. richness. plentifulness. plenteousness. copiousness. cornucopia. fertility. fruitfulness. plenitude. plenty. profusion. prolificacy. prolificness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundance. plenty. increase. fruitfulness. blessing. divine gift. rain. fortunately. fertility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [برکت] bolluk. 2.uğur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bolluk. 2.Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Feyz ve bereketi olan, bol, mebzûl: Bu sene ekin pek bereketlidir. Bereketli sene. 2. Meymenet ve saadete kavuşan, meymenetli. 3. Azı çok yerine geçecek surette hayrı görülen: Helâl kazanılan mal daima bereketlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. exuberant. fertile. luxuriant. plenteous. plentiful. rich. blessed. fruitful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abundant. fertile. fruitful. copious. fat. fecund. generous. luxuriant. plentiful. productive. prolific. rich. teeming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lushness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bereket ve meymeneti olmayan, kâfi ölçüde olduğu halde yetişmeyip hayrı görülmeyen: Alnın teri ile kazanılmadığı için bereketsiz bir paradır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unfruitful. scanty. meagre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uğursuzluk, hayırsızlık, kâfi ölçüde olduğu halde hayrı görünmeyen. Bu parada bir bereketsizlik vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Çökelek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. dereke). Derekeler, aşağıya doğru basamaklar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکات] katlar. 2.basamaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. derekât). 1. Aşağıya inen basamak, derecenin zıddı: Cennet’ in dereceleri ve Cehennem’in derekeleri vardır. 2. Termometrenin sıfır elti olan dereceleri ki sayıları büyüdükçe ısının o nisbette azaldığını gösterir: Bu memlekette termometre yazın 40 dereceye kadar çıkar ve kışın 20 derekeye kader iner. Dereke-! emvâc = İk! dalga arasında hasıl olan açıklık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [درکه] kat. 2.basamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek zehirli bir küçük yılan ki, çeşitleri çoktur. Ar. ef’a: Engerek yılanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adder. viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adder. viper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırdili familyasından, türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen yaprakları sert tüylü bir ot (echium vulgare).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erek).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Lâzım, yarar, Ar. muktezi: O, bana gerektir. Neme gerek? 2. Yakışır, şâyân, şâyeste, lâyık, müstahak: Bu memuriyet size gerektir. O adam prangaya gerektir. Gereği budur = Yakışırı, gereği gibi, lâyıkı veçhile. 3. Lüzum, hâcet: Gerek ise, gereği budur. 4. (asıl gerekmek fiilinin geniş zaman 3. şahsıdır) İster, Fars. hâh: Gerek zengin, gerek fakir olsun. Gerek siz, gerek biz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requirement. necessity. requisition. need. exigence. exigency. pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. occasion. requirement. necessity. necessary. needed. whether. or. prerequisite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. needed. need. necessity. requirement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Gerektiren sebep, esbâb-ı mucibe, mucip sebep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excuse. reason. justification. alibi. rationale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reason. leading motives. justification. rationale. motive. ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legal ground. reason. justification. corollary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justified. justifiable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjustified. unjustifiable. groundless. baseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groundlessness. baselessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Determinist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Determinizm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

determinism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. essential. wanted. requisite. imperative. indispensable. material. needful. obligatory. ought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due. essential. imperative. indispensable. integral. necessary. required. requisite. needed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessary. required. needed. integral. mandatory. material. needful. positive. requisite. serviceable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yararlık, lüzum, vücûb: Onun gerekliliği budur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

materiality. necessity. requirement. must. exigence. exigency. pinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. need lüzum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. need. needfulness. requirement. exingency. demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (yalnız gaib sîgalarından tasrif olunur). 1. Lüzum ve gereği olmak, lâzım ve gerekli olmak: Böyle olmak gerektir, gerekti. Ne türlü gerekse öyle olsun. 2. Yakışmak, lâyık olmak: Bu iş size gerekmez. Neme gerek?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be necessary. require. be required. need. be essential. call for. necessitate. suppose. supposed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be necessary. to be lacking. to be needed. to need. to have to. must. should. to be supposed to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be necessary. to be needed. to be required. behove. entail. necessitate. presuppose. want to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. necessity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Duymak, ihtiyacı olmak, muhtaç olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider necessary. to feel the necessity of. to need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. want. requirement. deficiency. demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necessity. need. requirement. urge. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requirement. need. necessity. call. lack. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

need. necessity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to consider necessary. to feel the necessity of. to need.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unnecessary. unneeded. inessential. digressive. excrescent. gratuitous. idle. indecent. indiscreet. needless. no. non-essential. nonessential. otiose. redundant. supererogatory. superfluous. uncalled-for. unjustifiable. unneedful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispensable. gratuitous. inessential. needless. pointless. redundant. superfluous. uncalled-for. unfounded. unnecessary. uncallad-for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unnecessary. inessential. needless. otiose. pointless. superfluous. uncalled for. undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inessentiality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

redundancy. lack of need. needlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). icap ettirmek, gerekli kılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

require. take. want. call for. suppose. beggar. entail. exact. imply. indicate. involve. necessitate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compel. demand. entail. imply. involve. necessitate. require. take. to necessitate. to require. to need. to involve. to exact. to entail. to demand. to call for sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to necessitate. to require. to entail. to imply. exact. involve. redound. want.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yavaş yavaş, derece derece, gittikçe, tedricî olarak: Giderek öyle bir durum meydana geldi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ever. increasingly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to remove. make disappear. cause to cease. gradually. slowly. step by step. by degrees.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gradually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karaman ile kıvırcıktan melez, yassıca kuyruklu koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yanına herek dikmek veya hereğe bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Nâzik, nârin, fidan gibi: incerek boy.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açıklamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. Şeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluştururlar.

Pişmiş bir biftekte en az 600 değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitaminler de ölür. Yanlarına sadece iyice pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Vejetaryenler, yani etyemezler lobisine göre, et yemek insan doğasında yoktur. Et yemenin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi olduğu gibi damakta tat alma hissini de bozmaktadır. Ancak etoburların gözleri önde, ot oburların ise yanda olur teorisine göre, insanın ot obur olduğunu iddia etmek biraz haksızlık olur. İnsanlar et de yer, ot da. Ama niçin pişirerek? İnsandan başka yiyeceğini pişirerek yiyen, bilinen hiçbir hayvan türü yoktur.

Genel açılamalara göre, pişirildikçe yiyecekler yumuşamakta, yemek ve hazım kolaylaşmaktadır. Bu şekilde onları küçük parçalara ayırarak yiyebildiğimiz için, zaman ve enerji kaybı en aza indirilmiş olur. Ayrıca pişirilen yiyeceklerde, bazı hoş olmayan kokular ve sağlığımıza zararlı toksik bakteriler de yok olmaktadır.

Bu görüş insanların pişmiş yiyeceklerden niçin daha çok tat aldıklarını tam olarak açıklayamaz. Bu konu kimya ilminin kapsamına girer. Yiyecekler ısıtıldıkça, bünyelerinde bulunan şeker ve amino asitler parçalanır ve her biri ayrı tat ve kokuya sahip yeni moleküller oluştururlar. Örneğin şekeri yeteri kadar ısıtırsanız rengi kahverengiye dönmeye başlar ve etrafa çok güzel bir koku yayılır. İeker moleküllerinin içindeki karbon, hidrojen ve oksijen atomları, havanın içindeki oksijen ile reaksiyona geçerek, ağzımıza ve burnumuza hoş gelen yüzlerce moleküler yapı oluşturular.

Pişmiş bir biftekte en az 6 yüz değişik ve hoşumuza giden koku türü oluştuğu ileri sürülüyor. Bunu sadece birkaç değişik koku türü taşıyan buğday ve arpa ile karşılaştırırsak, pişirmenin lezzete yaptığı katkının büyüklüğü ortaya çıkar. Tabiattaki hali ile çok koku türüne sahip yiyecekler sadece meyvelerdir. Bir çilekte yaklaşık 300, ahududunda ise 200 koku çeşidi bir aradadır.

Yiyeceklerin pişirilmeleri sırasında, sağlığımıza zararlı bakterilerin yanında, vücudumuz için gerekli vitamimler de ölür. Yanlarına sadece iyi pişirilmiş et alarak yola çıkan kutup kaşiflerinde, vitamin eksikliği problemlerinin yaşandığı tespit edilmiştri. Bu nedenle pişirilmiş yiyeceğin yanında salata, meyve veya haşlanmış sebzeler de yiyerek bu vitamin açığı kapatılmalıdır. Tost ve kahve makinelerinde veya mangalda çok ısıtılan her şeyde vitaminler yok olur ama lezzet artar. Yiyecekleri çok fazla sıcakken yemenin sindirim sistemimize verdiği zararın dışında hiçbir faydası yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. Y.). Mersin yağı ve zamkı, mey’a.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşatmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna ‘Coriolis’ kuvveti diyorlar. Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olamayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40.000 kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutuptakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak be. dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Lavabonuzu veya küvetinizi su ile doldurun ve tıkacı aniden çekin. Su düz olarak delikten boşalmayacak, döne döne bir hortum oluşturacak şekilde boşalacaktır. Bu dönüş yönü kuzey yarımkürede sağa doğru, yani saat yönünde, güney yarımkürede ise tam tersidir. Bilim insanları buna “Coriolis” kuvveti diyorlar.

Her iki yarımkürede böyle birbirine ters yönde hava akımlarının ve okyanus akıntılarının olduğu herkes tarafından kabul ediliyor da, bir lavabodan boşalan suda, böyle küçük bir ortamda dünyanın dönüşünün etkili olup olmayacağı tartışma konusu.

Dünya kendi etrafında dönerken her tarafındaki hız aynı değildir. Ekvatordaki biri, bir günde dünya çapı kadar yani 40 bin kilometre giderken bir diğer ifade ile saatte 1670 kilometre hızla yol alırken, tam kutuptaki bir insan sıfır hızla sadece kendi etrafında dönmektedir. Aynı şekilde gökyüzünde asılı gibi duran bulutlar rüzgarın etkisini katmazsanız yere göre hareketsizdirler ama altlarındaki kara parçası ile birlikte dönerler. Bu durumda ekvatordaki bulutlar da kutupdakilere nazaran hızlı dönmektedirler.

A’yı ekvatorda, B’yi ise onun tam kuzeyinde 45 derece paralelinde iki nokta olarak düşünelim. Bir top mermisini A’dan tam kuzeye nişanlayıp attığımızda, atış sırasında ekvatorun dönüş hızı B noktasına göre neredeyse iki kat olacağından mermi B noktasının doğusuna gidecektir.

Aynı şekilde kuzey kutbundan hemen hemen hareketsiz bir konumdan tam güneye atılan bir mermi 45 paralelinde dünya dönüş hızı daha çok olduğundan bu sefer hedefin batısına düşecektir. Yani kuzey yarımkürede kuzeye veya güneye atılan her şey atanın konumuna göre sağa gitmektedir. Bu durum güney yarımkürede ise sola doğru gerçekleşmektedir.

Her iki yarımkürede kuzey - güney doğrultusunda hareket eden hava akımları ve okyanus akıntıları bu durumdan etkilenirler. Kuzey yarımkürede sağa, güneyde sola dönerler. Ancak bu, dünya yüzünde büyük bir ölçekte okyanusların dibindeki sürtünme ve bulutların, hava akımlarının üzerinde bulundukları yerle birlikte hareket etmelerinin etkileriyle oluşan bir tabiat olayıdır.

Bilim insanları bunun lavabo veya küvet gibi nispeten mikro ölçüde de mümkün olup olmadığını hala tartışıyorlar. Bir kısmı burada suyun musluktan çıkış şekil ve hızının, lavaboya düştüğü noktanın, lavabonun ve suyun gittiği yerin yapısının etken olduğunu söylüyorlar, diğerleri de ideal şartlarda 50 kere deney yapın ve görün diyorlar. Haydi banyoya, bilimsel deney yapmaya...!


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Sun’İ liman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten imef.) (mü. müştereke). İki veya daha fazla şahıs veya heyet tarafından kullanılan, arada bulunan, ortaklaşa kullanılan, (matematik) Fasl-ı müşterek = İki yüzeyin temas ettikleri çizgi. Kaasınvı müşterek, mahrec-i müşterek = İki rakamı kesirsiz bölebilen rakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal. consociate. mutual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. common. mutual. joint. combined. corporate. concurrent. conjugate. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ortaklaşa, birlikte: Bir araba alıp müştereken kullanacağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jointly. collectively. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükûb» dan İf.) (mü. müterekkibe). Birleşmiş, iki veya fazla cismin birleşmesinden hâsıl olan, mürekkep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشترکا] ortaklaşa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

due. dues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey.

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenor Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Rezonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanız rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek fark etmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hala bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını ararken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınızın frekansı ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istasyonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sandpiper of the Old World, breeding in the far north of eastern Europe and Asia and migrating to South Africa and Australia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It frequents rivers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TERİKE) (i. A.). Ölen adamın bıraktığı şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

estate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

succession. estate (left by a deceased person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترکه] ölenin geride bıraktıkları.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükûb»dan) (c. terekkübât). Mürekkeb olma, birkaç şeyin birleşmesinden meydana gelme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

composition. being composed. being put together. formation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be composed of. to be made up of. to be put together. to be formed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ترکب] oluşum. 2.bileşim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

oluşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترکبات] oluşumlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi). Kalça kemiSi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go by foot. to ride shank's mare. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zenberek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coil spring. spring. watch spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spring. winder. driving spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mainspring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «zenbûrek» ten). 1. Hareket ettirmeye veya sıkıştırmaya yarayan demir yay: Saat zenbereği, kapı zenbereği. 2. Mânâyı kuvvetlendirmek ijin zehir kelimesiyle beraber kullanılır: Zehir zenberek bir cevap yazdı: Pek acı, pek sert.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşletmek veya sı-, kıştırmak için demir yayı olan: Zenberekli saat, kapı.

Türkçe Sözlük by