| Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: erkan harbiyye um��miyye

Türkçe Sözlük

(i.). Çarık giymiş. Çarıklı erkânıharp = Şaka maksadıyle uyanık köylüler hakkında söylenir: Sen bizim Mehmed’in görünüşüne bakma, o, öyle bir çarıklı erkânıharptir ki...

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sefarethane; sefaret, elçilik; sefir ve maiyeti, sefaret erkânı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rükn). Rüknler, direkler, (bk.) Rükn.

Türkçe - İngilizce Sözlük

great men. high officials.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ارکان] direkler. 2.temeller, esaslar. 3.ileri gelenler, üst düzeyde bulunanlar. 4.önderler.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir topluluğun ileri gelenleri, büyükler, üstl(Erkek İsmi) 2.General ya da amiral aşamasındaki askerl(Erkek İsmi) 3.Yol, yöntem, adet, usûl. 4.Temel esaslar. Rükünler, direkl(Erkek İsmi)

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Kurmay: Erkân-ı harp zabiti = Kurmay subay.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. üstüvâne). 1. Üstüvâneler. (bk.) Üstüvâne. 2. mec. Bir topluluğun sütun ve direk yerini tutacak surette ileri gelenleri, erkân: Esâtin-i ulemâ = Bilginlerin ileri gelenleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) idari teşkilat, hükümet; yönetim, idare, hüküm; yönetme, hükümet sürme, idare etme; hükümet erkanı; memleket, devlet. government house (ing.) hükümet konağı. Government Issue A.B.D. devletin sağladığı levazım. government papers, government securi

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. harbiyye). Muharebe ve cenge yahut askerliğe ait. Umûr-ı harbiyye = Savaş işleri. Mühimmât-ı harbiyye = Çeşitli cephane. Fünûn-ı harbiyye = Savaş ilimleri. Mekteb-i harbiye = Harbokulu, aslı: Mekteb-i fünûn-ı harbiyye, erkân-ı harbiyye. Erkân-ı harb = kurmay. Harbî yer = Savaşla alınıp ancak askerle idare olunabilir ülke.

Türkçe Sözlük

(HARB) (i. A.) (c. hurûb). Kavga, cenk, muharebe: Harbetmek, harbe gitmek, harb zamanı. Erkân-ı harb, erkân-ı harbiyye = Harb fennini iyi bilip muharebenin tertibini yapan ve mevkileri tayin eden tâbiye mütehassısı subay, kurmay: Erkân-ı harb zabiti, erkân-ı harb reisi. Ilân-ı harb = Bir devletin diğer bir devlete, savaşa girmeye karar verdiğini resmen tebliğ etmesi. Bilâ-harb = Muharebe etmeksizin: Filân memlekete bilâ-harb girdiler. Dâr-ül-harb = Muharebenin geçtiği yer. İslâm hukukunda, İslâm ülkesi olmayan topraklar. Divân-ı harb = Askerî mahkeme. Dîvân-ı harb-i örfî s Örfî idare zamanında, askerlerden başka sivillere de hükmü geçen fevkalâde askerî mahkeme. Saff-ı harb = Muharebe sırasında askerin teşkil ettiği sıra. Fenn-i harb = (eskimiştir) Askerlik ve harple ilgili düzenli bilgiler. Meydân-ı harb = Savaşılan yer, muharebenin olduğu yer: Bir askerin cesareti meydân-ı harbde anlaşılır. Yâver-i harb = Muharebe zamanında veya barışta, kumandanın maiyetinde, emirlerini tebliğe hazır bulunan subay ki, kordon takar.

Şifalı Bitki

(ejderkanı): Birçenekgiller sınıfının, zambakgiller familyasından, Kanarya adalarında yetişen bir ağaç veya ağaçcıktır. Gövdesi kalındır. Yaprakları sert ve kılıç şeklindedir. Dallarının ucunda demet şeklinde toplanmıştır. Yaşlı gövdelerden, boyacılıkta kullanılan, reçinemsi kırmızımtırak bir özsu akar. Kullanıldığı yerler: Yaraları tedavi eder. Dış kanamaları keser.

Türkçe Sözlük

(bugün «KENT» deniyor) (i.). Kale, hisar, şehir, kasaba: Taşkend, Semerkand (Farsça’da da kullanılıyorsa da aslı Türkçe’dir).

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Ordunun savaşa hazırlanmasında ve savaş sırasındaki sevk ve idaresi için hususî olarak yetiştirilmiş subay, Osm. erkân-ı harb.

Türkçe Sözlük

(i. A. «karâr» dan im.). 1. Yer edinilen, durulan yer, karar-gâh. 2. Oturulan yer, ikamet yeri, mesken: O orman vahşî hayvanların makamdır; yezlık ve kışlık makarrı ayrıdır. 3. Merkez, kürsü, başkent: Fransa’nın makarr-ı hükümeti Paris’tir; Semerkand, Timur’un makarrı idi; makarr-ı saltanat; makarr-ı hükümet.

Türkçe Sözlük

(i.). Oda kerevetleri üzerine ve başka yerlere döşenen ot veya kaba yünle dolmuş sert şilte: Oda minderi; mindere geçmek, oturmak. Erkân minderi = Kerevetin yanı başına yere serilip üzerine rahat oturulan minder. Karyola minderi = Karyolada şiltenin altına yayılan ot minder.

Türkçe Sözlük

(Tanzimat’tan önce: ALAY BEYİ) (i.). Bir alay askerin kumandanı ve bu kumandanlığa mahsus rütbe sahibi, albay. Eskiden «bey» unvanını ve «izzetlû» lâkabını taşırdı: Piyade, süvari, topçu, erkân-ı harbiyye miralayı (jandarmanınkine «alay beyi» denirdi). Bahriye miralayı = Birinci sınıf zırhlı süvarisi, deniz albayı.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: baş ağa). Osmanlı imparatorluğu devrinde vezirlere ve yüksek rütbeli askerî ve mülkî erkâna verilen unvandır.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Diplomatlar arasında yapılan ön anlaşma zaptı. 2. Devlet erkânı veya devletler arasındaki münasebetlerde, resmî törenlerde, her türlü siyasî temaslarda uyulan kaideler.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. erkân). 1. Bir şeyin en sağlam ve kuvvetli tarafı, temel di reği, köşe, deyanak: Bir yapının rüknü. 2. Sütün, direk. 3. (c. askerlik). Osmanlı devrinde generaller sınıfına verilen ad: Erkân-ı askeriyye. Üst subaylara «ümerâ», subaylara ise «zâbittn» denirdi. Erkân-ı harb, erkân-ı harbiyye = Kurmay.

Türkçe Sözlük

(i.). Yün döşek veya ot minder üzerine yapılan pamukla dolmuş hafif ve yumuşak döşeme: Yatak şiltesi, minder şiltesi. Erkân şiltesi = Üstüne oturmak üzere dört köşeli şilte ki, oturulacak yere naklolunur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeref» ten) (c. teşrîfât). T. Şereflendirme, şeref verme. 2. Gitme, gelme, Ar. kudüm, vürûd, azîmet: Nereye teşrif ediyorsunuz? Teşrifiniz nereye (kelimeyi dilimize mahsus olan ve asıl mânâsından büsbütün ayrılmış bulunan bu mânâda kullanırken «nereyi teşrif ediyorsunuz?» demek yersizdir). 3. (c.) Teşrîfât: Devlet erkânı ve kordiplomatiğin resmî günlerde sıra ve sınıflara göre kabûl şekilleri, protokol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski Amu Derya ötesi, Semerkant bölgesi.

Türkçe Sözlük

(USÜL) (i. A. c.) (m. asi). 1. Bir ilim ve fennin metodu, metod bilgisi: Usûl-i fıkh, tarih usûlü. 2. Bir ilmin başlangıç bahisleri: Usûl-i hendese. 3. Tertib, düzen, nizam, kaide: Çalışmanın usul ve erkânı. 4. Uslûb, tarz, yol: Onun usûlü budur; bu usûl ile. 5. Yavaşlık, nazik tavır: Usûlünce yerinden kaldırdı. 6. (musiki) Ritm, bir musiki eserinin ölçüsü: Sofyân, çenber, vals, bolero usûlü.

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yüksek devlet erkânının giydiği kırmızı tepeli sarık.