Erş ne demek? | Erş anlamı nedir? | Erş

Erş anlamı nedir?

Erş ne demek?

Erş anlamı nedir?

Erş | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ers

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sakatlanan bir organ için yaralayandan alınan şer’İ diyet. 2. Satıldıktan sonra kusuru ortaya çıkan malın değerinden, bunun için indirilen miktar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). muhalif kimse, düşman , hasım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhalefet belirten , karşı fikri ifade eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zıt, muhalif, ters, karşı, aksi. adversely (z). karşı olarak, muhalefet ederek. adverseness (i). terslik, zıtlık, muhalefet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zorlu sıkıntı, üzgü, zorluk, güçlük; çapraşık durum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sorry. excuse me. i'm sorry. i beg your pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pardon me! excuse me! sorry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıç direk yelkenleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشناس] yıldızbilimci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اخترشمار] yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. fizik). Bir amper şiddetinde akım geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektriğin miktarı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (matb) 've anlamına gelen işaret: &.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yıl dönümü, senei devriye; yıl dönümünü kutlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). insan öldürücü (silahlar).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ter kesici ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iftira etmek, lekelemek, çamur atmak; serpmek. aspersion (i). iftira, leke. cast aspersions taş atmak, laf sokuşturmak, dokundurmak. aspersive (s). iftira kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, (Al). Allaha ısmarladlk; güle güle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Çevirmeye gerek olmaksızın kasetin her iki yüzünü de çalana sistem.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). to ile karşı, aksi fikirde olan, muhalif; çekinen, içtinap eden. averse to going gitmek istemeyen, gitmekten çekinen. averseness (i). çekingenlik çekinme, içtinap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nefret, iğrenme, tiksinme, istikrah; tiksinti veren şey, menfur şey. have an aversion to sevmemek, hoşlanmamak, tiksinmek, yıldızı barışmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kandırarak elinden almak. beguilement i. aklını çelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomparable. matchless. singular. unequalled. unparalleled. unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uniqueness. inimitableness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten yaprağı ile yapılmış afyonlu şurup.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [برسابق] eskiden olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hep, bütün, çok.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. iskandinav efsanelerinde adı geçen cesaret ve kuvvetiyle meşhur bir kahraman; sş bu kahraman gibi çılgınca hareket eden go berserk çıldırmak, tahripkar bir hal almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bak. berserk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Musikide ninni formu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. içine acı otlar da karıştırılan bir nevi içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hem acı hem tatlı olan; aynı zamanda iyi ve kötü olan; i. yaban yasemini, bot. Celastrus scandens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. kadınların jimnastik yaparken, ata binerken v.b.'nde giydikleri bir çeşit şalvar; kısa şalvar gibi don.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., ing., (argo) çakırkeyf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

(Bosnia Herzegovina) Başkent: Saraybosna.

Nüfus: 4.651.000.

Yüzölçümü: 19.741 km2.

Komşuları: Yugoslavya, Hırvatistan, Adriyatik denizi.

Din: %40 Müslüman, %31 Ortodoks, %15 Katolik.

Dil: Sırpça, Hırvatça.

Yönetim Biçimi: Federasyon.

Tarih: Bosna MS. 958’lerde Hırvat Krallar, 1000-1200 yıllar arasında da Macaristan tarafından yönetildi. 1200 yılında örgütlenen Bosna, daha sonra da Hersek’i kontrol altına aldı. Bu krallık, 1391’de ülkenin güney kısmının bağımsız Hersek dükalığı olmasıyla parçalandı. 1463’te Türkler tarafından fethedilince bir Türk eyaleti durumuna geldi. Bölge 1878’de Avusturya-Macaristan egemenliğine girdi ve Bosna Hersek eyaletinin bir parçası oldu. 1918’de Yugoslav egemenliğine giren bölge 1946 anayasası ile bir federe devlet olarak Hersekle tekrar birleşti.

Bosna-Hersek parlamentosu 15 Ekim 1991’de bir egemenlik bildirgesi onayladı. Bağımsızlık referandumu ise 29 Şubat 1992’de yapıldı. Bu referanduma karşı çıkan Sırplar, şiddetli çarpışmalar ve bombalamalar yaşanmasına neden oldular. 7 Nisan’da A.B.D. ve Avrupa Birliği bu cumhuriyeti tanıdılar. Bosnalı Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar arasında 3 yönlü çatışmalar devam etti. Sırp güçleri binlerce Bosnalı Müslümanı katlettiler ve yoğun bir “etnik temizliğe” giriştiler. Başkent Saraybosna kuşatıldı ve Bosnalı Sırp güçleri tarafından etrafı çevrildi. Bosnalı Müslüman ve Hırvatlar 23 Şubat’ta bir ateşkes üzerinde uzlaştılar ve 18 Mart 1994’te, Bosna’da bir Müslüman-Hırvat konfederasyonu kurulması için bir anlaşma imzaladılar. Bosna ve Hırvat hükümetleri bu konfederasyonun asgari ölçülerde Hırvatistanı bağlaması yönünde anlaşmaya vardılar. Müslüman-Sırp çatışmaları ardında bir çok sivil yaralı bırakarak devam etti.

17-20 Şubat arası Bosnalı Sırplar, NATO ültimatomuna cevaben Saraybosna etrafındaki ağır silahlarının bir çoğunu çektiler. 28 Şubat’ta yine bir NATO uçağı, uçak yasağı olan bir bölgede bu yasağı ihlal ettiği gerekçesiyle bir Sırp uçağını düşürdü.

1994’ün yarısına gelindiğinde Bosnalı Sırplar ülkenin %70’inden fazlasının kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bölünmüş Bosna’nın %49’unu Sırplara, %51’ini de Müslüman-Hırvat konfederasyonununa veren uluslararası barış planı Bosnalı Sırplar tarafından sürekli olarak reddedilmiştir. Ancak ABD’nin önderliğinde Dayton Barış Antlaşması 1996’nın başında kabul edildi.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo) şemsiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sakar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biraz yakılmış şeker ve tereyağı ile yapılan bir nevi karamela.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CAN FEZA (i. F.). Can dayanmaz, canın dayanmayacağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان فرسا] ömür törpüsü, yürek tüketen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Buğday arasında biten bir cins darı, karaca darı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dama oyunu. check list kontrol listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem). Sıhhatinize !.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

yarımada. the Chersonese Gelibolu Yarımadası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جگرسوز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tek). yoğurtotu, (bot). Galium aparine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ihtilâflı, çekişmeli; münakaşa edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa, munazara, ihtilâf, çekişme, mücadele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hakkında konuşulabilir; sohbeti tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., with (ile). aşina olan, erbap, yakından bilen, iyi bilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konuşma, sohbet, muhavere mükâleme. conversation piece dikkati çeken ve kendisinden bahsettiren herhangi bir şey. criminal conversation (huk). zina.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konuşmaya ait , konuşmaya hazır, konuşabilir, konuşkan. conversationalist (i). iyi konuşan kimse, sözü sohbeti yerinde kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (gen). with (ile). konuşmak, sohbet etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). zıt, aksi, ters; karşıt; (i)., (man). karşıt olan şey; nakzedici önerme converse'ly (z). aksine olarak,tam tersine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dönme, değişme, tebdil, değiştirme; ilah din değiştirme; ihtida; (huk). başkasının malını zapt etme; (man). önermelerin aksi; (mat). tahvil, hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(mat). eş değerleri gösteren cetvel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temel taşı üzerinde binanın inşa edilme tarihi bulunan taş; bir şeyin dayandığı esas.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). ana şaft ile makinaları işleten şaft arasında vasıta vazifesi gören şaft grup mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). parola.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tasdik için ikinci olarak imza etmek. countersignature (i). ikinci imza, tasdik imzası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). havşa, havşa açmaya mahsus kalem; (f). havşa açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). hantal sıkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Düşük kıymetli, pahası aşağı, kıymetsiz, revaçsız: Değersiz mal. 2. Kadir ve itibarı olmayan, haysiyetsiz: Değersiz adam. 3. Ehliyet ve liyakati olmayan, ehliyetsiz, elinden iş gelmez. Değersiz sanatkârın işi de değersiz olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. valueless. cheap. insignificant. of no worth. no-account. nonvalent. non-valent. two-bit. trashy. despicable. footling. inferior. jerkwater. measly. milk-and-water. niggardly. nugatory. paltry. pitiable. punk. rubbishy. shoddy. tinpot. tri.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. cheap. footling. insignificant. little. measly. null. paltry. trashy. trifling. worthless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthless. of no value. cheap. not much cop. feckless. fiddling. footling. futile. insignificant. little. mean. measly. no- account. not worth a bean. nugatory. paltry. past praying for. pathetic. pitiable. pitiful. rubbishy. threepenny. tin- pot. trashy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small beer. cherrystone. hogwash. jackstraw. nonentity. pin. punk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıymet düşüklüğü, kıymetsizlik, pahasızlık: Zahirenin bu seneki değersizliği çiftlik sahiplerini zarara soktu. 2. İtibarsızlık, şeref ve haysiyet yokluğu: O adamın değersizliği anlaşıldı. 3. Liyakat ve ehliyet yokluğu, liyakatsizlik, ehliyetsizlik: Öğretmenliğe tayininden sonra değersizliği ortaya çıktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paltriness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kişisel ilişkilerini kesmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. dürûs). Bir ilim tahsili için bir programa göre öğrencilere verilen bilgi: Ders almak, ders vermek, ders görmek, derse çalışmak, mec. Öğretme, telkin: Bu dersi sana kim verdiî Kendisine ders vermişlerdir. İyi bir deri varmak = Tenbih ve şiddetli ihtarda bulunmak. Dars-i-Am = Eskiden müderrislerin büyük camilerde, müracaat eden talebeye verdikleri ders. Ders-i-lm hocaları = Böyle ders veren müderrisler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training. period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

class. course. lesson. warning. example. subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extracurricular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instruction book. schoolbook. textbook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

timetable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to give a course of lectures. to give lessons. to hold a course. to give lectures. deliver a course of lectures. instruct. lecture. school. teach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F., A. ders, Fars. hândan = okumak). Ders okuyan, talebe: Filân hocaya ders-hân oldular (aynı mânâda olan «sebk-hân» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [در سعادت] İstanbul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [درسخوان] öğrenci. deruhde edilmek üste alınmak, görev bilinmek. deruhde etmek üstüne almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., A. ders, F. hâne = ev, yer, mahal). Ders yeri, ders vermeye mahsus salon: Bu mektebin dershaneleri dardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom derslik. sınıf. private teaching institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

private establishment preparing students for various exams. schoolroom. classroom. form room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. Imen.) (mü. derslyye). Derse ait, dersle ilgili, (bk.) Derslyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DERS-İ AM) (I. A.). Camilerde umuma verilen din dersi ve bu dersi veren hoca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ders yılı, öğretim yılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide kulağa kötü gelen ses dizisi. Ar. mütenâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musikide bir ses dizisinin kulağa kötü gelmesi. Ar. Tenâfür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

classroom. schoolroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dağılma, dağıtılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). dağıtmak, yaymak, ayırmak, saçmak; ayrılmak, yayılmak, dağılmak. dispersion (i). dağıtma, dağıtım, dağılma; (fiz). dağılım, saçılma, inhilâl (ışın) dispersive (s). dağıtmaya meyilli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhtelif, çeşit çeşit, farklı. diversely (z). muhtelif surette, çeşitli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f).değişik veya çeşitli bir hale sokmak.diöirsifica'tion (i).değişiklik,çeşitlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saptırma, yoldan çevirme; eğlence, oyun; vakit geçirme, oyalama, oyalanma; (ask). şaşırtma hareketi, sahte taarruz. diversionary tactics yoldan çevirmek için şaşırtıcı taktikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başkalık, çeşitlilik, fark; çeşit, cins, nevi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki Auto Reverse mekanik yuvaya sahip bir kaset deck’i

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (çoğ)., (argo). müsekkin, yatıştırıcı maddeler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ,). (Lat). bir oyundaki kişiler; bir piyesin metnin' den önce gelen oyundaki kişilerin listesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exercice

sp. alıştırma

Bir beceriyi, bilgiyi kazanmak için yapılan tekrar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gym. exercise. practice. training. setting-up exercises.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exercise. practice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr). Temrin. Musikide estetik endişe olmaksızın teknik ilerleme için yapılan beste ve icrâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. tam veya yarım tutulmadan sonra bir gök cisminin yeniden görölmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. kitaplar; baş ve sonlarındaki boş yapraklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rasad). Rasadlar, gözlemler, (bk.) Rasad.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(t.f.i.) (Erkek İsmi) - Sevinçli, mutlu erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Şahin gibi güçlü yiğit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Erkek şahin, kuş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitliğinle tanın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersal).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) l. Adıyla, sanıyla ünlenmiş erkek. 2.Güzel, güçlü san bırakmak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitliğiyle tanınmış, ünlenmiş erkek.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) aslının yerine geçen taklit (madde); suni (şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersal).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Saygı değer kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.),(s.) iskoçya yaylalarına mahsus dil; İrlanda dili; (s.) bu yaylalarda oturan İskoçyalılara veya dillerine ait; İrlanda'ya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Seçkin ol.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. reşîd’den itaf.). Daha ve en reşîd. Doğru yola diğerlerinden daha yakın, her hal ve hareketi daha doğru ve daha makbul olan: Ekber ve erşed evlâdı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Er reşid, ergin olan, doğru yola daha yakın, hareket hattı daha iyi olan. (bkz.Reşid).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Hünsalık, hürısa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hermaphrodite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hermaphrodite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Meclis, kurultay, kongre.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Mutlu, neşeli erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Serim).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Seven erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erseven).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sevimli, sempatik erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersezer).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kavrayışı güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kocasız karı, dul, bîkes, kimsesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kocası olmayan kadının hâli, dulluk, bîkeslik, kimsesizlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğit sözlü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.),(s.), eski ilk önce, evvelâ; eski veya şiir evvelce, eskiden; (s.), eski ilk, birinci. erstwhile (s.) sabık, eski.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersöz).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersu).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) (huk.) zaruri levazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tersine döndürme, tersyüzetme; ters dönme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). ilginin içten dışa dönmesi, çevreyle ilgi kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (terz). civankaşı dikiş, zikzak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Döşeme, yayma, serme: Yatak, kilim, seccade, mobilya ferşettller. 2. Toprağı ve umumiyetle basılacak ve gezilecek yeri örtmek üzere bir şeyi döşetme: Kapının önüne mermer, çakıl, malta ferşedeceğim («tefriş» daha çok kullanılır). 3. Yapılan şey, döşeme, kilim, halı, yaygı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرش] döşeme. 2.yaygı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «fersûden» fiilinden imas.). Eskiten, bozan, aşındıran, örseleyen, yoran, bitiren: Takat-fersi = Takat bırakmayan. Hıred-fertft = Akıl bırakmayan, hayrette bırakan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., Farsça «ferkseng» ten Arapça’laşmış). Beş bin metrelik mesafe, üç millik mesafe: Günde beş fersah yol alıyor; buradan on fersah uzaktır. Fersah fersah = Bol bol, ziyade, pek çok: Akranından fersah fersah İleridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Bir çeşit sansar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

league.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fersah, (bk.) Fersah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T.). Cansız, donuk bakış, ışık: Fersiz göz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lackluster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskimiş, yıpranmış, buruşmuş, bozulmuş: Fersûde kıyafetle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فرسوده] solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fersûdelik, eskilik, yıpranmışlık.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

Şimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar. Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

İimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar.

Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tavuk pençesi, (bot). Biyophyllum pinnatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kasap). ön ayak ve yanındaki kısımlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. dead. dud. invalid. null. void. null and void.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illegal. invalid. void. null. nugatory. bad. without effect. insufficient at law. lapsed. null and void. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become null and void. to lapse. to expire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disuse. invalidity. nullity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidity. not being valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bayt. at cinsinden hayvanlara mahsus nezle gibi fakat çok tehlikeli bir hastalık, sakağı, ruam. glandered s. bu hastalığa tutulan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sokak çocuğu, köprüaltı çocuğu, küçük külhanbeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haber almamış, haberi olmayan, haber verilmemiş: Her şeyden habersiz bir halde... Haber vermeden: Habersiz geliverdiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware. not knowing. uninformed. unannounced. ignorant. insensible. insensible of. oblivious. unbeknown. unbeknownst. unconscious. unknowing. unwitting. without notice. in the dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insensible. unaware. unawares. uninformed. without warning. without a word.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uninformed. ignorant of. without warning. without giving advance notice. oblivious. unaware. unknowing. unwitting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unexpectedly. unawares. at unawares. unbeknown. unbeknownst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without warning. without telling anyone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

“Atmosferik perspektif” olarak da bilinir. Resim sanatında fon farklılıklarıyla yaratılan derinlik yanılsaması. Uzaktaki nesnelerin havanın etkisiyle daha açık tonla algılanması temeli üzerine kurulmuştur. Bir terim olarak ilk kez Leonardo Da Vinci tarafından kullanılmakla birlikte, hava perspektifi Antik Çağdan beri bilinmektedir. Roma Döneminde Pompei`deki duvar resimlerinde kullanılmış, 8.yy.daysa Çin resimlerinde görülmüş ve en yetkin düzeyine Song dönemi manzara resimleriyle ulaşmıştır. Bütün Orta Çağ boyunca unutulan bu teknik, 15. yy.da Flaman ressamlarınca yağlıboya resimle birlikte yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Bu tekniği bütün olanaklarıyla doruk noktasına çıkaran sanatçıysa J. M. W. Turner olmuştur. Turner` in resimlerinde sonsuza uzanan mekân duygusu ve buğulu atmosfer, daha sonra Monet ve İzlenimciliğin öbür temsilcileri tarafından da kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) asker çantası; kumanya torbası .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاورشناس] doğubilimci, oryantalist, müsteşrik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) karargâh; kumanda merkezi; merkez büro; merkezde çaIışanlar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ırmağı besleyen kaynaklar .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z)., (s)., (i). aceleyle, telâşla; (s). karmakarışık; gelişigüzel; (i). telâş, karmakarışık şey, kanşıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam). onunki (dişil)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(zam). kendisi (dişil). Ask her herself. Bizzat kendisine sorun. by herself kendi başına, kendi kendine. She has hurt herself. Kendini incitti. She is herself again. Kendine geldi. She is not herself. Tabii halinde değil. She said it herself. Bizzat

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). but (bilhassa kesilmiş hayvanda), kaba et.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hiyarşenbe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo saçmalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İlim, mârifet, ihtisas ve mahareti olmayan: Hünersiz adam. 2. Sanat ve maharetle yapılmamış, sanatsız: Hünersiz bir yapıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lacking in proficiency. clumsy. imperfectly done. artless. inapt. inept. unaccomplished. unskilled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşırı duygun, duygulu; alerjik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sesten çok hızı yol alan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. daldırmak, suya batırmak. immersed in thought dalgın, derin düşüncelere dalmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dalma daldırma: batma, batırılma; butün vücudu suya daldırarak vaftiz etme; astr. gökcisimlerinden birinin bir başkasımn arkasına veya gölgesi içine girmesi, tutulma. immersion lens mikroskopta daldırma merceği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kişisel olmayan, şahsi olmayan; ,sahsiyeti olmayan; özel bir şahsa veya şeye bağlı olmayan; gram. yalnız üçuncü tekil şahıs kullanllan (fiil): (it snows gibi), gayri şahsi (fiil) impersonally z. kişisel olmayarak, bir şahsa veya ,seye bağlı olmaya

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. taklit etmek; temsil etmek; kişilik kazandırmak. impersonation i. taklit etme; şahıslandırma. impersonator i. temsil veya taklit eden kimse, taklitçi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. şahsen, bizzat, kendi şahsında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evet doğrudur. Hatta bu konuda çok ileri gidilirse ölüme yol açabilecek zehirlenmeler bile olabilir. Fakat havuçtan zehirlenme olayı o kadar azdır ki, patatesin yeşillenmiş kısmının yaratabileceği zehirlenmenin yanında değerlendirmeye bile alınmaz.

Havuç, kökü yenilen otsu bir bitkidir. İlk olarak bundan 3 bin yıl kadar önce Orta Asya’da Afganistan dolaylarında yetiştirilmiş, buradan da Ortadoğu yoluyla dünyaya dağılmıştır. Aslı yol kenarlarında, kıraç yerlerde yetişen yabani havuçtur.

İlk havuçların renkleri turuncu değildi. Beyaz, pembe ve sarı idiler. Turuncu veya kırmızımsı havuçlar 1600’lü yıllarda Hollandalılar tarafından geliştirilmişlerdir. Günümüzde tüketilen havuçların hemen hemen tümü Hollanda kökenlidir. Beyaz ve sarı renkteki havuçlar yem olarak kullanılırlar.

Çok besleyicidir. Çiğ veya pişmiş olarak yenilebilir, içinde yüzde dokuz karbon hidrat ve karoten denilen boya maddesi bulunur. Bu boya maddesi, rengi sarı ve turuncu olan bütün meyve ve sebzelerde bulunur. Bunlar yenildiğinde vücudumuz, karoteni A-vitaminine çevirir. Bir adet havuç vücudumuzun günlük A-vitamini ihtiyacının yüzde 220’sini karşılar.

A pro-vitamini şeklinde havuçta bol miktarda bulunan karoten, sağlıklı büyümeye, derimizi ve saçlarımızı canlı tutmaya yarar, enfeksiyonlara karşı vücuda direnç kazandırır, ayrıca geceleyin iyi görmeye yaradığı da ileri sürülüyor. Kandaki hemoglobin miktarını arttırarak kanın tazelenmesini sağlar. Kaynatılarak içilen suyu ishale iyi gelir. Karoten sadece havuçta değil kavunda ve balkabağında da vardır.

Havuç çok miktarda yenildiğinde cildi turuncu renge çeviren de bu karoten denilen turuncu renkli boya maddeleri, yani pigmentlerdir. Aslında normal olarak yenildiğinde bir tesiri olmayan karoten çok miktarda yenilen havuç vasıtası ile aşırı alındığında cildin rengini de değiştirir ama bu geçicidir. Ancak ısrarla aşırı havuç yenilmesine devam edilirse ciddi sonuçları görülebilir.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okullar arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kesişmek; katetmek, kesmek, ikiye bölmek, birbiri üzerinden geçmek (yol).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kesişme, kavşak; (geom.) kesişme noktası veya hattı, ara kesit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yağışların bir kısmının, bitkilerin toprak üstü kısımları tarafından tutularak tekrar buharlaştırılması sürecidir. Bu yolla, toprağa varmadan tekrar atmosfere dönen yağış suyu miktarı, özellikle ormanlarda yağışın yüzde 30’una kadar varabilir. ( Interzeption/interception )

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tatil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ara vermek, aralık bırakmak; (i.) ara, aralık, fasıla .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) arasına serpmek, karıştırmak. interspersion (i.) serpiştirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ABD eyaletleri arasında olan .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yıldızlar arasında vaki olan, yıldızlar arasındaki mesafelere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yarık, çatlak; birbirine yakın iki parça arasındaki açıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) çatlağa ait; dokulararasında bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) başka tabakalar arasında tabaka olarak bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ters çevrilmiş, ters, aksi; (i.), (mat.) ters sonuç. inverse ratio veya proportion (mat.) ters orantı. inverse'ly (z.) tersine olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ters dönme, altüst olma; tersine dönmüş şey; ters çevirme; (kon.) (san.) bir cümledeki kelime sırasının değişmesi; (kim.) değişim, değişme, sakarozun früktoz ve glikoza ayrılması ve bu esnada polarize ışınların titreşim düzleminin sağdan sola çevr

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ters çevrilemez; değiştirilemez, geri alınamaz, kesin, kati. irreversibil'ity (i.) tersine çevrilememe, değiştirilemez oluş. irrevers'ibly (z.) değişrilemeyecek bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Jersey adasının adından). Esnek dokunmuş kumaş, bu kumaştan yapılmış eşya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The finest of wool separated from the rest; combed wool; also, fine yarn of wool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of knitted jacket; hence, in general, a closefitting jacket or upper garment made of an elastic fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a breed of cattle in the Island of Jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jerseys are noted for the richness of their milk. breed from the island of Jersey a slightly elastic machine-knit fabric a close-fitting pullover shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a close-fitting pullover shirt. a slightly elastic machine-knit fabric. breed from the island of Jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is a plain weft-knitted fabric All IL MIGLIORE jersey knits are double mercerized and knit with 50/2 yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The consistent interlooping of yarns in the jersey stitch to produce a fabric with a smooth, flat face, and a more textured, but uniform back Jersey fabrics may be produced on either circular or flat weft knitting machines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soft, plain-knitted fabric used for clothing with a face side that is distinctly different from the backside This fabric was originally made of wool on the island of Jersey, England.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single knit construction which has rows of vertical loops on the face and rows of horizontal half-loops on the back Jersey can be any fiber content and can be knit flat or circular Often used in short sleeve knit shirts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A knitted fabric of one or more textures of wool, cotton, or silks A plain stitch knitted cloth in contrast to rib-knitted fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa’nın kuzeyinde yer alan ada.

Coğrafi konumu: 49 15 Kuzey enlemi, 2 10 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 116 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 70 km.

İklimi: Ilıman iklim; Kışlar fazla sert olmaz, yazları serin geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: 143 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 91,084 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.38 yıl.

Erkeklerde: 76.89 yıl.

Kadınlarda: 82.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Nüfusun etnik dağılımı: Jersey %51.1, İngiliz %34.8, İrlandalı, Fransız ve diğer %6.6, Portekiz/Mederli %6.4, diğer %1.1 (2001).

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Baptist, Methodist, Presbyterian.

Diller: İngilizce (resmi), Portekice ve diğer.

Yönetimi

Ülke adı: Jersey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Kraliyetine bağlıdır.

Başkent: Saint Helier.

İdari bölümler: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Bağımsızlık günü: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 3.6 milyar $ (2003 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %5.

Endüstri: %2.

Hizmet: %93 (1996).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3 (2004).

İş gücü: 52,790 (2004).

İşsizlik oranı: %0.9 (2004 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık, finans, süt ürünleri.

Tarım ürünleri: Patates, karnabahar, domates, sığır eti, süt ürünleri.

İhracat ürünleri: Hafif endüstri ve elektrik malzemeleri, gıda maddeleri, tekstil.

İhracat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

İthalat ürünleri: Makine ve taşıt araçları, sanayi malları, gıda maddeleri, mineral yakıtlar, kimyasallar.

İthalat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Jersey poundu.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: 1 Nisan - 31 Mart.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 73,900 (2001).

Radyo yayın istasyonları: AM -, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.je.

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Karayolları: 577 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Gorey, Saint Aubin, Saint Helier.

Havalimanları: 1 (2006).


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jarse ceket; jarse atlet fanilası; b.h. Jersey adasında bulunan ve sütü çok yağlı bir cins inek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., (argo), (the ile) fazla sinirlilik. jittery s. çok sinirli. get the jitters sinirli olmak, korku duymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Karaciğerin görevini yeterince yapmaması sonucu görülen bir hastalıktır. Belirtileri bağırsaklarda gaz, karın şişliği, sağ böğürde ağrı, burun kızarması, solgun renk, yüz ve elde çil gibi lekeler, paslı dil, ağızda acılık, mide bulantısı, kabızlık, çarpıntı, el ve ayak şişleri, görme ve işitmede azalma görülür. İdrar rengi, sabahları koyu, gündüz ise açık ve durudur. İdrara çok çıkılır. Hastanın çukulata, baharatlı yiyecekler, turşu, kızartmalar, ve yağlı şeyler yememesi gerekir. Tedavi için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ayva

Hazırlanışı : 2 tane ayva külde pişirilip, yemeklerden önce yenir. Bunun yerine ayva marmelatı da yenebilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. worthless. characterless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unprincipled. lacking moral fiber. disreputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Acısız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without a belt. without a vault. trabeated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pezevenk, kaltaban (Türkmenler arasında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalın bir çeşit yünlü kumaş; bu kumaştan yapılmış pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaşmir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) diz altından büzgülü bol pantolon, golf pantolonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) golf pantolonu; (İng.) dizde büzülen kadın donu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. atlarda dizin iç taraflnda meydana gelen çatlak veya yara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüşvet yeme, irtikap, suiistimal, zimmete para geçirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yöneticilik, yönetim; ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Eskişehir taşı, lületaşı; lületaşı pipo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Meğer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâsî). Geminin demir attığı yer, liman: Mersây-ı istanbul.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Liman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). 1. Parlaklık verilmiş iplik. 2. Bu iplikle yapılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yapraklarını kışın dökmeyen ağaçlardan güzel kokulu bir ağaç. Ak, karamersin, yaban mersini: Bu ağacın cinsleri. Mersinbalığı = Bir cins balık. Kazak mersini = Bir çeşit balık pastırması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myrtle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

myrtle. icel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(asmar): Mersingiller familyasından; daima yeşil çalı veya 2-5 metre boyunda bir ağaçcık olan bir bitkidir. Yaprakları deri gibi serttir. Çiçekleri beyazdır. Kokusu güzeldir. 100 kadar türü vardır. Yabani mersin Akdeniz çevresinde yetişir. Meyvesine de mersin denir. Küçüktür. Tatlı bahratlı ve kokuludur. Yenir. Yapraklarında ve çiçek dallarında reçine, tanen, sinaol, terpen, mirtol, pinen gibi maddeler vardır. Meyvelerinde ise uçucu yağ, şeker, sitrik asit bulunur. Kullanıldığı yerler: Bronşitte faydalıdır. Mesane iltihaplarını da giderir. Nezlede faydalıdır. Akciğer iltihaplarında kullanılır. Bel soğukluğunda faydalıdır. İshali keser. Mide ağrılarını giderir. Egzamada faydalıdır. Saçları boyamakta kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). İkiçenekIilerden, mersin, karanfil ağacı, okaliptüs gibi bitkileri içine alan bir familya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Örneği mersin balığı olan ve çoğu yumurtlama zamanında nehir ağızlarına gelen uzun balıklar sınıfı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. merâsî) (çift y ile yazılması yanlıştır). Ölmüş bir adamın iyiliklerini sayarak ölümünden duyulan acıları anlatan şiir veya nutuk, ağıt: Filân şâirin mersiyeleri çok güzeldir. Kerbelâ şehitleri hakkında mersiyeleri vardır. Mersiye, Türk şiir ve musikisinde ayrı bir çeşittir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coronach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elegy ağıt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirge. elegiac. elegy. threnody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مرثيه] ağıt, mersiye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). 1. Mersiye okuyan, bir ölünün cenazesi veya mezarı başında mersiye söyleyen. 2. Muharrem ayında tekkelerde Kerbelâ şehitleri hakkında mersiyeler okuyan müzisyen.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-stood) yanlış anlamak, ters anlamak. misunder standing i. yanlış anlama; anlaşmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çeşitli bölümlerden meydana gelen büyük üniversite.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Allah’tan korkmayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Nurer).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yüzü bakan kimseye dönük; (bot.) dibi tepesinden daha dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) paranın yüz tarafı, yüz; herhangi bir şeyin yüz tarafı; bir meselenin öbür tarafı; (man.) bir önermeyi tersine çevirerek çıkarılan başka bir önerme: Bütün insanlar fanidir. Hiç bir insan baki değildir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ağır basıp ikna etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denizaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (saw, seen) idare etmek, seyretmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. idareci, müfettiş; ustabaşı, kalfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (sold, selling) fazla satış yapmak; satılacak şeyi fazla övmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cinsel istekle fazla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gölge etmek, gölgelemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kendi üstünlüğüyle gölgelemek, düşürmek, küçültmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şoson, lastik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (shot) nişandan öteye atmak; geçmek; aşırılığa kaçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

suyu üstten alan dolap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yanlış, kusur; göze tim, idare.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla geniş, fazla büyük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slept) fazla uyumak.; vaktinde uyanmadığı için (randevuyu) kaçırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., gen. b.h. bütün ruhları birleştiren ve etkileyen evrensel ruh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (spent) fazla masraf yapmak, bütçeyi aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mübalağa etmek, abartmak. overstatement i. mübalağalı söz, abartma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. haddinden fazla kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ped, ping) geçmek, aşmak, haddini aşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok sinirli; müz. üst üste gerilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla dolu; içi doldurularak kaplanmış (ev eşyası).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gereken veya olandan fazlasını taahhüt etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fazlalık; f. fazla tedarik etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu terimin yerine artık PC Card terimi kullanılmaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(I. F. sosyoloji). Soyda temel olarak babayı alan cemiyetin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پدرشاهی] ataerkil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

patriarchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. person, personal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. koyu grimsi mavi; i. bu renk veya bu renk kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zulmetmek, eza etmek, gadretmek; baskı yapmak, tazyik etmek, sıkıştırmak; bir fikre veya dine olan inancından dolayı eza etmek veya öldürmek. persecu'tion i. zulum, zulmetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., astr. her sene 10 ağustosa doğru görülen kayan yıldızlardan biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Fars. pencşenbih’ten). Haftanın beşinci günü, cumadan evvelki gün, Ar. yevmü’l-hamis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thurs. thursday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thursday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Thursday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «pârsenk» ten ki, terazinin eksiğini tamamlamak için bir gözüne konulan taştır). Sözü devam ettirmek üzere laf arasında münasebetli münasebetsiz söylenen ve tekrar olunan «efendim, efendime söyleyeyim, uzatmayalım» gibi tâbirler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sebat, azim, taannüt; ısrar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. psik. bir düşünce veya harekete fazlasıyle saplanıp kalma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sebat etmek, azimle devam etmek, ısrar etmek. persevering s. sebat eden. perseveringly z. sebatla, azimle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iran'ın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iran'a ait, iranlı; i. iranlı, Acem; iran dili, Farsça, Farisi. Persian carpet iran halısı. Persian cat Ankara kedisi. Persian Gulf Basra körfezi, iran körfezi. Persian lamb iyi cins astragan kürk. Persian lilac mor leylâk, bot. Syringa persica

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yazı ve konuşmada lâubalilik önemsemeyiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hurma, Trabzon hurması, Japon inciri, bot. Diospyros.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kalmak, daim olmak; ısrar etmek, üstelemek, üzerinde durmak, inat etmek, sebat etmek. persistencei sebat, ısrar inat, devam etme. persistent s. ısrar eden, inatçı; devamlı. persistently z. ısrarla, üzerinde durarak, inatla; devamlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili titiz, meraklı, kılı kırk yaran; aşırı dikkat ve ihtimam isteyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şahıs, kimse, adam kişi, fert; şahsiyet, sıfat; huk. kanuni hakları ve vecibeleri olan şahıs veya grup; gram. şahıs. first person gram. birinci şahıs. in person şahsen, bizzat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyes veya romanda kişi; psik. etrafa karşı takınılan tavır. persona grata Lat. makbul şahsiyet, saygıdeğer kişi. persona non grata Lat. istenmeyen kişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Lat.

istenmeyen kişi

Bulunduğu ülkenin yasa ve düzenlemelerine uymadığı durumda ilgili devletçe çalışması istenmeyen diplomat.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hoş görünen, cana yakın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şahsiyet, önemli kişi, muhim şahsiyet; sahnede canlandırılan şahsiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. şahsa ait, şahsi, zati, özel, hususi, zata mahsus; huk. şahsi eşyaya ait, menkul eşya ile ilgili; gram. uç şahıstan birine ait; i. gazetede belirli bir sahıs hakkında çıkmış olan yazı; huk şahsi eşya. personal appearance bir filim artistinin si

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kişilik, şahsiyet, ferdiyet; şahıs, zat; gen. çoğ. hakaret niteliğinde söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şahsına mal etmek; şahıslandırmak, kişilik kazandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. şahsen, bizzat; kendine gelince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. şahsi mal; menkul mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. maskeli, personat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., (tiyatro) bir karakteri canlandırmak; huk. aldatmak amacıyle kendini başka bir şahsiyet olarak göstermek; bir diğerinin hüviyetini benimsemek. persona'tion i. başka bir kimsenin hüviyetini benimseme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir işe bağlı insanların bütünü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staff. personnel. staff. employee. staff member. manpower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personnel. staff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

personnel. staff. employees. liveware. manpower. employes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. canlandırmak, şahıslandırmak, şahsiyet vermek; tecessüm ettirmek, cisimlendirmek. personifica'tion i. şahıslandırma, canlandırma; cisimlendirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. personel, bir müessesenin bütün memurları, müstahdemler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. perspektif; görüş açısı; s. perspektife göre resimlendirilmiş. perspective view mesafelere oranla görünüş, perspektif manzara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Eşyayı sabit bir noktaya göre uzaklıklarını ve duruş farklarını canlandıracak şekilde resmetme yolu.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. perspective

1. görünge, 2. bakış açısı

1. Eşya ve nesnelerin uzaktan görünüşü. 2. Bir olay, konu veya düşünce incelenirken izlenen belirli yön.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perspective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perspective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Üç boyutlu gerçeklikleri, iki boyutlu resim düzlemi üzerinde betimleyerek, üçüncü boyut yanılsaması yaratma işine yarayan bir resim ve çizim tekniği. Antikitede bugünkü anlamıyla perspektif tekniği kullanıldığı söylenemezse de örneğin, Pompei duvar resimlerinde üçüncü boyut verme çabası önemli bir yer tutar. Gerçek perspektifin ancak 15. yüzyılda Rönesansla ortaya çıktığı kesindir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. keskin zekâlı, anlayışlı. perspicaciously z. keskin zeka ile, anlayışla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. keskin zekâ, anlayış; nufuz edebilme yeteneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık, vazıh. perspicu'ity i. açıklık, vuzuh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ter; terleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. terlemek, ter dökmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ikna etmek, inandırmak; gönlünü yapmak, razı etmek; kandırmak. persuadable s. kandırılabilir, ikna edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inandırıcı veya ikna edici kimse; A.B.D., (argo) tabanca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ikna edilmesi mümkün; kandırılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. inandırma, ikna etme; kandırma veya ikna etme kabiliyeti; kanaat, inanç, itikat; mezhep, din, akide

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kandırıcı, ikna edici. persuasively z. ikna edici şekilde. persuasiveness i. ikna edebilme gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ters; aksi; yoldan çıkmış, ahlâksız, sapık, huysuz, kotü huylu. perversely z. aksilikle; ahlâksızca. perverseness, perversity i. sapıklık, ahlâksızlık; yoldan çıkma; aksilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sapıklık, cinsel sapıklık; ifsat etme, ayartma; dalâlet; ters anlam verme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Outlook gibi ajanda işlevi gören yazılımlara verilen isim.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. kerpeten; zool. kıskaç; ask. kıskaç hareketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıskaç çoğ. kerpeten; zool. kıskaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. kerpeten.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Büyükayı takımyıldızındaki işaret yıldızları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., İng., (argo) hamile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kişisel görüntü kaydedici.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (bir kütüğü) uzunlamasına dörde biçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden silah olarak kullanılan bir kadem boyunda sopa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geriye çevirme veya çevrilme; geriye bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. devrik yaka gibi astarını gösterecek şekilde katlanmış elbise kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tersine çevirme; huk. kararın bozulması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aksi, arka, ters, tersine dönmüş; terslik yapan. reverse curve S şeklinde demiryolu hattı dönemeci. reverse frame den. ters posta. reverse side ters taraf. reverse turn ters tarafa dönüş. reversely z. tersine, aksi olarak, bilâkis; diğer taraftan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ters çevirmek, tersine çevirmek; yerlerini değiştirmek; iptal etmek, feshetmek; tersine hareket ettirmek; tersine dönmek; geri vitese almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ters taraf, arka taraf; ters, aksi, zıt olan şey; durumun kötüleşmesi, aksilik, felâket; mak. geri çevirme, tornistan; geri vites.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tersine çevrilebilir. reversibil'ity, reversibleness i. tersine çevrilebilme. reversibly z. tersine çevrilerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski haline veya inancına dönme; ters yöne dönme; biyol. iki veya daha fazla kuşak boyunca görülmemiş olan ilkel özelliklerin yeniden belirmesi; huk. tekrar intikal; bir mülkün bir veya birkaç kişinin kullanımına geçtikten sonra başka belirli bir ki

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çocuk tulumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili düşünmeden onaylamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dümen anası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

optional subject.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gofre kumaş, çizgili ve üstü pürtüklü ince dokuma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dopdolu, mâlâmâl, taşkın.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرشار] dolu, ağzına kadar dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «serâsime» den). 1. Aklını toplayamayan: Dumandan sersem oldum. 2. Budala, akılsız, alık: Sersem sersem geziyor. 3. Unutkan, bir şey hatırında kalmaz, zihni meşgul: Sersem oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

giddy. scatty. dizzy. dozy. scatterbrained. foolish. silly. addle-brained. addle-headed. addle-pated. dull. foggy. light-headed. muddleheaded. muzzy. oafish. opaque. sheepish. stupid. woozy. scatterbrain. silly. stupid. clod. dope. dullard. gunsel. n.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clot. dozy. mindless. woozy. stunned. bewildered. stupified. foolish. scatterbrained. silly. stupefied. dazed. confused. muddled. stupid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stupefied. dazed. confused. muddled. addled. muddleheaded. dopey. silly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light headedly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hare brained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stagger. stupor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sersem hâle gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reel. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sersem hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daze. obfuscate. stagger. stump. stun. stupefy. transfix. to daze. to stun. to stupefy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to stun. to stupefy. to daze. to confuse. to muddle sb up. to addle. befuddle. bewilder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sersem olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dizziness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dazedness. mental confusion. muddleheadedness. muddleheaded action. fuddle. muddle. stupefaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ötede beride gezen, başı boş, işi gücü olmayıp boşta dolaşan, derbeder, haylaz, Avâre: Serseri oldu, serseri geziyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vagrant. vagabond. wandering. good-for-nothing. adrift. errant. larrikin. no-good. outcast. roguish. stray. strayed. vagabond. tramp. rascal. bummer. rogue. beat. bum. dawdler. dosser. down and out. drifter. flotsam. flotsam and jetsam. gadabout. hob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bum. drifter. fiddler. hobo. hooligan. outcast. stray. tramp. vagabond. vagrant. drifting. wandering. footloose. stray. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tramp. vagabond. vagrant. good-for-nothing. bum. loafer. adrift. beggar. hedge bird. hiker. layabout. ne'er do well. piker. plug ugly. prowler. punk. runabout. varmint. yob.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرسری] aylak. 2.anlamsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stray bullet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

floating mine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serseri bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become loafer / vagrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Serserinin hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rascality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a ne'er-do-well. loafer. hoboism. hooliganism. vagabondage. vagrancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Serserice.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (c. şerâsif). Kaburga kemiklerinin ön taraftaki uçlarında bulunan kıkırdak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gümüş üzerine çalışan kuyumcu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., k.dili. parçalar. smash into smithereens paramparça etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. büyük bıçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yünden yapılmış ve ıslaklığı çeken kısa bebek pantolonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. yüzü gülmeyen kimse, fazla ağır başlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. taklak, perende; f. taklak atmak, perende atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. serdümen, dümenci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. suya batırmak; su ile kaplamak. submersible s. su altında kalabilir. submersion i. su altında bırakma, batırma, batma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yıkma, devirme, altüst etme, tahrip; harap olma; yıkılma, devrilme; ifsat, bozulma. subversive s. tahrip edici, yıkıcı, altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Yiğitliğiyle ünlü ask(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fazla doymuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne yazmak; zarf üstüne adres yazmak. su'perscript s., i. üste yazılan; i. satırın üstüne yazılan küçük harf veya rakam; mat. satır yukarısına yazılı kuvvet veya türev gösteren işaret. süperscrip'tion i. bir şeyin üstündeki yazı; serlevha, başlı

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yerine geçmek, yerini almak; yerine başkasını koymak; yerine başka bir şey koyarak iptal etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. aşağı bir mahkeme kararının icrasını durduran yüksek mahkeme emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. duygusal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. süpersonik, sesten hızlı. supersonics i. süpersonik ilmi, sesten hızlı olguları inceleyen bilim dalı. supersonic transport süpersonik araç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bütün üç boyutlu yerlerinin nokta olduğu ileri sürülen matematiksel uzam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok güçlü radyo dalgaları gönderen gökcismi; as, mesleğinde üstün olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birkaç bağımlı memleketi idare eden memleket.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. batıl itikat, hurafe, boş inan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. batıl itikat kabilinden; batıl itikatlı, boş şeylere inanan. superstitiously z. batıl inançlara saplanarak. superstitiousness i. batıl inançlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üst tabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeyin üzerine bina etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. temel üzerine kurulan bina, ilâve kat; zemin katı üzerinde bulunan binanın tümü; üst yapı; üst kademe; ilişkiler; demiryolunun taş zemini üstünde bulunan travers veya ray; den. palavra üstündeki yapı kısımları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Dayanılmaz derecede.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تحمل فرسا] dayanılmaz, takat kesici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. tâkat = güç, Fars. fersûden = eskitmek). Tâkati eskitip çürüten, tâkat götürülemez, dayanılmaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طاقت فرسا] takat tüketici, dayanılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

technical university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) kaçamaklı söz söylemek; din veya parti değiştirmek. tergiversa'tion (i.) değişkenlik, döneklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) I. Yüzün zıddı, arka. 2. Bir Aletin kesmeyen tarafı, gerisi: Kılıcın, baltanın tersi, 3. Bir şeyin aşağıdan yukarıya, geriye öne olan istikameti. Ar. aks, hilâf. 4. Bazı hayvanların pisliği: Pire tersi, sinek tersi. 5. Yüzü arka ve arkası yüz olacak surette dönmüş: Ters kürk, ters pantolon 6. Doğru olmayan, doğru gitmeyen: Ters yol, ters yazı. 7. Zıd, aykırı. Ters iş. 8. Fena, aksi, uğursuz: Ticarete başladı, fakat işi ters gitti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverse. inverted. inverse. upside-down. backward. adverse. wrong. opposite. opposing. bad-tempered. cranky. grumpy. unfavorable. unfavourable. acrimonious. agley. amiss. awkward. awry. bloody-minded. churlish. contradictory. contrary. converse. coun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverse. inverted. inverse. upside-down. backward. adverse. wrong. opposite. opposing. bad-tempered. cranky. grumpy. unfavorable. unfavourable. acrimonious. agley. amiss. awkward. awry. bloody-minded. churlish. contradictory. contrary. converse. coun. ali

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inverse. reverse. converse. reverse of sth. back of sth. opposite or other side. edge. or end. inverse or opposite of sth. blunt edge. abrupt. acerbic. adverse. amiss. anti. awry. bloody minded. brusque. churlish. contrary. counter. crabbed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترس] korku.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İki tuş takımına sahip bir kızılötesi uzaktan kumanda. 1. Yüz, yalnızca günlük kullanım için ana düğmelere sahiptir; 2. Yüz ise TV’nin, video kaydedicinin ya da Lazer Disk oynatıcının tam kontrolü için gerekli tüm işlevlere sahiptir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Başka üreticilerinkiler de dahil olmak üzere video kaydediciler, Lazer Disk oynatıcılar ve ses cihazlarının temel çalıştırma işlevlerini öğrenme ve kullanma kapasitesine sahip bellekli kızılötesi uzaktan kumanda.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Resim sanatında, kaçış noktasının betilerin ardında ve ufuk çizgisi üzerinde değil, betilerle seyirci arasında yer aldığı perspektif türü. Böyle bir perspektifte betilerin seyirciye göre daha uzakta olan kesimleri küçük görüneceklerine, aksine daha irileşirler. Bu nedenle betimlenen nesneler gerçektekinin tam tersi bir görünümde resmedilmişlerdir.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Reverse Repo)

Bir menkul kıymetin işlemin başlangıç valöründe alınıp, bitiş valöründe geri satılmasıdır (Menkul kıymetin geri satım vaadiyle alımı).


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inside out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Korkan, korkak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F), Hıristiyan, Nasrânî, Isâ dininden.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترسا] Hıristiyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Korkan, korkarak

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترسان] korku ile, korkarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça dâr-üs-sanâat’ tan değişmiş, Latince darsana’dan). Gemilerin yapıldığı yer.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. tersana

gemilik

Gemi yapılan yer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dockyard. navy yard. dock. shipyard. yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shipyard. naval docks. navy yard. repair shipyard. shipbuilder's yard. shipwright's wharf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Bahriyeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترسایان] Hıristiyanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kısa ve özlü (söz), veciz. terse'ly (z.) kısa ve öz olarak. terse'ness (i.) kısa oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترس انگيز] korkunç, korku salan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترصيع] mücevher işleme, mücevher kakma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترسيب] tortulandırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «resm» den). Çizme, resmini yapma, resim ve şeklini çıkarma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ترسيم] resmetme, resimleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resimlenmek, resmedilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

resimlemek, resmetmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conversely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on the contrary. counter to sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tertiaire

kim. üçüncül

Organik bir birleşiğin formülünde öbür üç karbon atomuna bağlı olan (karbon atomu).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sert cevapla reddetmek. 2. (hayvanlar) Pislemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scold. snub. send to the rightabout. rebuff. snap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebuff. snub. to snap at. to rebuff. to scold. to snap et. to snub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to speak sharply. to give sb a short answer. to snap at. to make representations.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Sertlik, kabalık, huysuzluk etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be given a short answer. to be snapped at. to meet with a rebuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

( (.). ). Tersine dönmüş olan şeyin hâli. 2. Doğru olmayış, eğrilik. 3. Zıddiyet, muhalefet: Bu işin tersliği. 4. Fenalık, uğursuzluk Ticarete başladı, fa kat işinde bir terslik var. 5. Kötü tabiat, huysuzluk, sertlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrimony. hitch. mishap. reverse. spleen. contrariety. contrariness. peevishness. grumpiness. cantankerousness. misfortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverse happening. untoward event. peevishness. contrariness. acerbity. bile. distemper. mood. perversity. setback. tantrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ترسناک] korkunç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invert. reverse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invert. turn. turn inside out. turn out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek sesli ve küfürlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şimşekli yıldırımlı fırtına.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yıldırım çarpmış, yıldırım vurmuş; büyük hayrete düşmüş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (armonide) Uçlü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. yandan yana geçen, karşıdan karşıya, enine; i., geom. bir takım hatları kateden doğru hat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. karşıdan karşıya, enine, çaprazvari; i. çapraz şey; mat. hiperbolde enine mihver. transverse ligament anat. çaprazvari bağ. transversely z. çapraz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Demiryolu raylarının, altına enlemesine konulan ağaç veya demir taban.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. traverse

tabanlık

Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeper. tie. cross arm. sleeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Across; athwart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sleeper. crosstie. horizontal beam. railroad / railway tie. travers. transon. cross arm. header. insulator support. cross beam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. aykırı, çapraz; i. kat eden kısım; çapraz kısım; travers; mim. galeri; bölen şey, engel; çapraz çizgi; karşıdan karşıya geçme; geçiş yolu; makina kısmının yana doğru hareket sahası; huk. resmi red; geminin volta seyri; kestirme mesafe; kay

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. pantolon pair of trousers pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. cımbız; cerrah aletleri takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Sony’nin ürettiği 60 mm’lik 1.8 GB kapasiteli disk.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. (önemini belirtmek için) altına çizgi çizmek; üstünde durmak; i. bir kelimenin altına çizilmiş çizgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. denizaltında olan, denizaltı; denizaltında kullanılmaya elverişli; z. denizaltında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bakan muavini, bakan muşaviri, müsteşar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-sold) fiyat kırarak satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç gömleği, fanila.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-shot) hedefe isabet ettirememek, hedefe erişememek; uçağı normal inişinden önce piste temas ettirerek tekrar havalandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. alt dişleri çıkıntılı olan; suyu altından akarak işletilen (su dolabı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alt taraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. altında imza bulunan. the undersigned imza sahibi, imza sahipleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. normalden daha küçük, cılız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iç etekliği; astar veya duble.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dingile alttan bağlı (şasi makasları).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir şarkı ile söylenen ikinci derecedeki nağme; gizli mana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-stood) anlamak; kestirmek; öğrenmek; kavramak, bilmek; haberdar olmak; mana vermek; şart kabul etmek; farz etmek; tahmin etmek; anlayışlı olmak; hemfikir olmak, hisleri paylaşmak. It is understood that... Koşulan şartlara göre... give one to unde

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. anlaşılır, anlaşılması mümkün, kavranılır. understandebly z. anlaşılır şekilde; mazereti kabul edilir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. anlayış, kavrayış; kafa, zekâ; fikir; söz kesme; anlaşma; anlaşmazlığın halledilmesi; s. akıllı, anlayışlı. understandingly z. anlayışla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. olduğundan eksik veya hafif göstermek. understatement bir şeyi olduğundan hafif gösteren ifade.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. farz edilmiş; söylenmeden anlaşılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. başka aktörün rolunü almaya hazır olan aktör, yardımcı aktör; f. başka aktörün yerini alabilmek için onun rolünü ezberlemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. universal

evrensel

Bütün insanlığı ilgilendiren.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

universal. allround.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. evrensel, kâinatı içine alan, dünya çapında, her yanı kaplayan, külli, umumi; man. tümel; mak. üniversal; i. umumi önerme; evrensel düşünce veya kaide; kardan kavraması. universal applause umumi takdir, umumi alkış. universal coupling, univers

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nihayette her kesin ilâhi affa uğrayacağına inanan kimse veya mezhep. Universalism i. bu yolda inanç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. evren, kâinat, âlem, cihan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Muhtelif fakültelerden meydana gelen yüksek öğretim müessesesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. college. university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

school. university.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

university. varsity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intercollegiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üniversite öğrencisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undergrad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üniversite;( İng.) k.dili. universite spor takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gözden düşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Son dönem elektronik cihazlarda bulunan bağlantı standartıdır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Versay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Çevreye şan ver, ünlen, ünlü ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bayır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok yönlü, çeşitli ye tenekleri olan; şahbaz, çevik ve becerikli, eli her işe yatkın; biyol. kolay yönelebilen. versatil'ity, versatileness i. beceriklilik; çok yönlülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mısra; şiir; koşuk, nazım; beyit, kıta; ayet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., in ile tecrübeli, bilgili; hünerli, marifetli, usta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ayet; bent, parça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çok renkli, rengarenk; yanardöner, şanjan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayetlere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. şiir haline koymak; şiir ile ifade etmek; şiir yazmak. versifica'tion i. şiir yazma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. belirli bir görüşe dayanan açıklama veya tanımlama; çeviri; uyarlama, adaptasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Nüsha. Musiki ve edebiyatta aynı eserin başka bir nüshadan gelen değişik bir tarafı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. version

1. tic. ve bl. sürüm, 2. yorum

1. tic. Bir konuyla ilgili değişik metinlerden her biri, 2 bl. Değişik biçim. 3. Bir ürünün, bir modelin, bir sanat eserinin farklı bir açıdan ele alınarak yeniden oluşturulmuş biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

version.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. serbest nazım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., matb. soldaki sayfa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 1,07 kilometrelik Rus uzunluk ölçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat) karşı, aleyhinde, kıs v. veya vs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. tersine, karşılıklı olarak. call black white and vice versa siyaha beyaz ve beyaza siyah demek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki ne arasındaki set; su bölümü çizgisi; boşaltma havzası; sınır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. sahil, kıyı, yalı; s. sahilde yaşayan; su kenarında biten; sahile özgü; sahilde çalışan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. su kayağı yapmak; i. su kayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ıslak, sırsıklam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. suda eriyebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. denizden veya gölden kasırga kuvvetiyle hortum halinde yukarı çekilen su, deniz hortumu; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. tecrit şeridi yapıştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. kendini bir şey zanneden delikanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. ters yöne; batıdan doğuya; soldan sağa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

una bulanıp kızartılmış dana eti, şnitzel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atın iki kürek kemiği arasındaki yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. widdershins.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

karışık baharatlı et sosu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bilberry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(ayıüzümü): Fundagiller familyasından; 20-50 cm boyunda çok dallı, odunsu bir bitkidir. Karadeniz bölgesinin dağlarında çok miktarda bulunur. Meyvelerinde; organik asitler, şekerler, pektin, tanen ve mirtilin denilen bir boya maddesi ile A ve C vitaminleri vardır. Yaprakları ve meyveleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Yaprakları şeker hastalığında faydalıdır. Meyvesi dizanteride etkilidir. İshali keser.

Şifalı Bitki by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Yere ait, yerle ilgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yerinde olmayan, münasebetsiz. 2. Barınacak yeri olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

improper. indecent. inept. inopportune. mistaken. uncalled-for. undue. unearthly. unfortunate. unfounded. unhappy. untimely. untoward. unwarranted. homeless. out of place. ill-timed. out of turn. gratuitous. groundless. unfit. extraneous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baseless. groundless. inappropriate. incongruous. irrelevant. malapropos. misplaced. out- of-place. beside the point. ill timed. undue. unhappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeterliği olmayan, kifayetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defective. deficient. disqualified. exiguous. half-way. handicapped. inadequate. incapable. incommensurate. incompetent. inconclusive. inefficient. ineligible. insufficient. meager. meagre. powerless. scant. scanty. scrimp. scrimpy. shoestring. short.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficient. impotent. inadequate. incompetent. inconclusive. inefficient. insubstantial. insufficient. meager. poor. powerless. scanty. short. skimpy. slender. subnormal. substandard. unequal. unqualified. weak. incapable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insufficient. deficient. exiguous. hopeless. inadequate. incommensurate. incompetent. meagre. poorly. ropy. scant. scanty. slim. in short supply. thin. unsatisfactory. ropey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. disablement. flimsiness. handicap. inability. inadequacy. incapability. incapacity. incompetence. inefficacy. insufficiency. littleness. paucity. poorness. poverty. scantiness. scantness. slenderness. slimness. spareness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. failure. inability. inadequacy. incapacity. incompetence. insufficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deficiency. disability. inadequacy. incompetence incompetency. insufficiency. paucity. scantiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by