Esb-ran ne demek? | Esb-ran anlamı nedir? | Esb-ran

Esb-ran anlamı nedir?

Esb-ran ne demek?

Esb-ran anlamı nedir?

Esb-ran | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: esb ran

Türkçe Sözlük

(i. F.). At süren, at koşturan, süvari.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bu özellik, ekranda aydınlatması için yedi renk arasında tercih yapmanızı sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. musiki) (aççelerando okunur). Sür’at arttırılarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Gradually accelerating the movement. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos' gradually increasing in tempo with increasing speed; 'here you must play accelerando'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A gradual quickening of the tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Becoming gradually faster Abbreviated accel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Increase of speed in music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What happens when drummers have to keep a steady beat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tempo marking meaning getting faster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An increase in velocity. a gradually increasing tempo of music; 'my ear will not accept such violent accelerandos'. with increasing speed; 'here you must play accelerando'. gradually increasing in tempo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z).,(it) , (müz). tedricen artan hız ile, accelerando.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde çok eski ve çok kullanılan bir mürekkep makam. Çârgâh makamının acem aşîrân (fa) perdesindeki şeddidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Türk musikisinde portenin birinci aralığına yazılan fa perdesinin adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجم عشيران] Türk mûsikisinde bir makam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Adâletlicesine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفت دوران] güzel, dilber.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). azat etmek, serbest bırakmak, muaf tutmak. affranchisement (i). azatlık, azat etme, af.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyütmek. aggrandizement (i) büyütme; itibarını yükseltme; değer veya rütbesini yükseltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyütme (fotoğrafçılıkta kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. agrandissement

büyültme

Fotoğraf ve resimlere boyut kazandırma işlemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

noun enlargement. enlargement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enlarger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [احرارانه] özgürce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «karn» dilimizde kullanılmaz). (Zannolunduğu gibi «karîn» in çokluğu değildir, onun çokluğu «kurenâ» dır). Eşler, yaş veya rütbe ve sınıf ve halce eş ve benzer olanlar, emsal: Akran ve emsalinden geri kalmak. Beynelakrân = Emsali arasında eş, yakın, benzer: O, senin akranın mı? Akranlarını davet etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coequal. coeval. equal. peer. coequal. compeer. contemporary. counterpart. fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contemporary. equal. match. of the same age yaşıt. boydaş. öğür.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. peer. match. coequal. coeval. compeer. fellow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقران] yaşıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gloaming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dusk. gloaming. nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عقورانه] kudurmuşçasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crepuscular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

twilight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Avrupalı tarzında olan. Alafranga giyim, alafranga şarkı gibi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İt. alla franca

Batılıca

Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

European style.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imitation of European ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاقه داران] ilgililer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Altüst, karma karışık, allak bullak: Evde ne varsa alan talan olmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

().i, eski Kur'an ı kerim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (astr). Eldebaran yıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Son derece zorba» anlamındaki «alikıran baş kesen» deyiminde geçer.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ABD, (k).dili yarışı kaybeden at; başarısızlığa uğrayan politikacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

“Altın Bölüm” ya da “Altın Kesit” de denir. Herhangi bir geometrik biçimde, varlığı estetik bir üstünlük sayılan oran. Parçalar arasındaki orantıda, küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün parçaya oranına eşittir. Cebirsel olarak; a/b= b/ (a/b) biçiminde ifade edilir. Parçalar arasındaki oranın değeri olan 1.618 “altın sayı” adını alır. Altın oran, geometrik olarak iki kareden oluşan bir dikdörtgenin köşegeni aracılığıyla kurulur. Antik Çağdan bu yana matematikçilere ve sanat kuramcılarına konu olan Altın oran, bu adı XIX.yy da almıştır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir hayali bir solmaz çiçek; horozibiği çiçeği, yabani kadife çiçeği, (bot). Amaranthus tricolor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). horozibiğine ait; solmaz, ölmez, ebedi; rengi mora çalan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Amire yakışır bir surette vaki olan: Amirâne bir tarzla. Amire yakışır bir surette emrederek: Bu adam daima Amirâne lâkırdı söyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dictatorial. lordly. magisterial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آمرانه] emredercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ter kesici ilâç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidentally. by the way. between brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Şerit. Aptesbozan otu = Gülgillerden, yeşil ve siyah boya elde etmekte kullanılan bir bitki (Opterium spinosum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde şarkıların sonunda ve bazan başında çalınan saz partisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Taharri ve cüst ü cû olunmak. 2. Arzu olunmak. 3. Revaç ve itibar bulmak. 4. Bakılmak, nazar-ı itibara alınmak: Ahbab arasında öyle şey aranılmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be searched. to be searched for. to be in demand. to be longed for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. arrangé

müz. düzenlenmiş

Başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için üzerinde değişiklik yapılmış (eser).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir musiki eserini, yazılmış olduğu şekilden başka bir şekle sokmak. Meselâ piyano eserini orkestra için yazmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. arrangement

müz. düzenleme

Belirli bir düzene göre bir araya getirilmiş olan nesne.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arrangement. special composition. setout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. arrangeur

düzenleyici

1. Herhangi bir işi, kuruluşu gerçekleştirip düzenli sonuç alınmasını üstlenen kimse. 2. müz. Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde değişiklikler yapan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Taharri olunmak, araştırılmak. 2. Sonradan kıymeti anlaşılmak. 3. Kendi kendine ve zihnen aramak. 4. Bir şeyi kendi üst ve başını yoklayarak aramak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trail one's coat. ask for it. seek. ask for trouble. ask. pick a quarrel. seek a quarrel. be spoiling for. court. be looked for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be in demand. to be searched for. to search one's own clothes and pockets. to look for trouble. feel about. fish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Arkadan aydınlatmalı bir ekranda, sıvı kristal veya farklı türde bir elektronik ekranın arka kısmında bir ışık kaynağı (genellikle LED) bulunur. Sony WALKMAN® serimizde kullanılan bu ekran, özellikle parlak günışığında ekranın daha kolay okunmasını sağlar. Arkadan aydınlatmalı ekran teknolojisi sayesinde, dışarıda ve hareket halindeyken de ekran yazılarını kolayca okuyabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenlemek, tertip etmek, tanzim etmek, düzeltmek, sıraya koymak, tesviye etmek, dizmek; bir konuda anlaşmaya varmak; kararlaştırmak, planlamak; islah etmek, bertaraf etmek, bitirmek; hazırlanmak , hazırlamak; (müz). aranjman yapmak. arrang

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok kötü, kötü şohret sahibi olan, ady çıkmış. arrantly (z). kötü bir şekilde; baştan aşağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Osmanlı saltanatının eski devirlerinde polis müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde orta sekizlideki (mi) perdesi. «Hüseynî-aşîrân» da denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). istekli, arzulu, talip (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güven, itimat; inanç, itikat; nefsine itimat, kendine güvenme, cesaret ; söz, yemin, teminat; arsızlık, yüzsüzlük; (ing). sigorta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s) . kıyıda, karaya oturmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sardalya balığı, daha çok konservesi yapılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتش بار] ateş yağdıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتشباز] fişekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kınkanatlılardan, karanlıkta vakit vakit parlayan maruf böcek. (Campyris noctiluca).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Atmosferin alt tabakasında yüksekliğin artması ile oluşan ısı düşmesi oranı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). zamana uygun, çağdaş, modern.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diacritic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distinctive. selective. dispersive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diacritical. distinctive. selective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dövülüp yağı alınmış ve su karıştırılmış yoğurt, ayran. Ayran delisi = Ahmak, bön. Ayranı şişmek = Kibirlenmek. Ayranı kabarmak = Kızmak. (Alay tâbirleri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buttermilk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drink made of yoghurt and water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drink made of yogurt and water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalak. Ayranlık şişmek: Hiddet etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAHADIR-ANE (i. F). Yiğitçe, dilâverce, kahramanca: Bir tavr-ı bahadırâne ile; bahadırâne bir yürüyüşü vardır. Cesur adamlara yakşır surette, yiğitçe: Bahadırâne yürümek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nemli yerlerde yetişen zehirli bir bitki, ağıotu (conium). Maydanozgillerden olan bu bitkinin büyük baldıran, küçük baldıran, su baldıranı gibi çeşitleri vardır. Baldıran şerbeti. Su baldıranı = Rezne. Küçük baldıran = Teft.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hemlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(Ağuotu): Maydanozgillerden nemli yerlerde yetişen 1-2 metre boyunda zehirli bir bitkidir. Gövdesi kalındır. Saplarının alt kısmı erguvani renktedir. Yeprakları büyük, çiçekleri yayvan ve küçüktür. Terkibinde coniine vardır. Büyük baldıran ve küçük baldıran olmak üzere 2 çeşidi vardır. Ev ilaçlarında kullanılmaz. Kullanıldığı yerler: Hekimlikte ağrı giderici ve spazm giderici olarak, siyatik, tetanoz, epilepsi, trilemnius nevraljisi ve kore hastalığının tedavisinde kullanılır.

Şifalı Bitki by

Finansal Terim

(Bank Guaranteed Bills)

Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yağmur, matar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باران] yağmur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yağmur görmüş, mec. Görmüş, geçirmiş. Gürk-i bârândîde = Eski kurt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yağmur saçan, yağmur döken, serpiştiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Yağmurluk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baran).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A F). Sezişe, evvelden görüşe yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.İşleri kötü idare eden. 2.Çapkın kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Sert başlı at.2.Daima. 3.Hoş latif, yakışıklı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mensuplarını kayıran efendiye bağlı olan veya bende-perver şekilde: Eltâf-ı bende-perverâneleri: Eski nezaket tâbirlerinden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kesen, kesici, keskin: Tİğ-ı berrân: Keskin kılıç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Kesen, kesici, keskin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «berr» den imüb.). 1. Sahra ve kıra mensup ve müteallik, yabanî. 2. Haricî, zahirî. 3. Din emirlerine uymayan. (Bu üçüncü mânâ Türkçe’ye mahsustur).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(macis): Hindistancevizi çekirdeğini örten özlü zardır. İçeriğinde esans ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Teskin edici iştah açıcı ve vücudu kuvvetlendiricidir. Tavsiye edilen milktarı aşmamalıdır Aksi halde zehirlenme belirtileri görülebilir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Açıkça belli: Besbelli artık gitmemiz lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evident. obvious. obviously. patent. self-evident. evidently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obvious. obviously. certainly. quite evidently. clear. evident. self evident. point- blank. self-evident. sure as eggs is eggs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Beterin beteri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İri cins muşmula.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaşıtlar arasında, akranlar arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bİ-GİRAN (i. F.). Kenarsız, sonsuz, sınırsız, hesabsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kenarsız, sonsuz, sınırsız, hesabsız,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. bîmâr). Hasta, (bk.) Bİmâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيماران] hastalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kardeşçe, kardeşliğe mensup ve müteallik: Birâderâne muamele = Kardeşçe muamele: Birâderâne görüşüyoruz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Al.). Savaş gemilerinde erlerin yattığı asılı yatak. Biranda bezi yelken bezi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. aslı Moğolca’dır). Ordunun sağ kolu, meymene (mukabili olan sol kola yani meysereye civangâr derler).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Özel, tek yemin. 2.Özelliği olan yemin.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Avustralya yerlilerince silah olarak kullanılan ve ileri doğru fırlatılınca geri gelen eğri bir değnek; ortaya atanın aleyhine dönen durum veya plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Borağan. (bk.) Borağan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

borane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Rüzgar, şimşek, gökgürültüsü, sağanak yağmurun birlikte olduğu iklim hadisesi. Boran Hatun: Emevi halifesi Me’mun’un zevcesi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Boran).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığırdili çeşidinden bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Makara dilinin pirinçten olan zıvanası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pirinçle karışık ıspanak veya diğer sebze yemeği. (Halîfe Me’mûn’ un evlendiği Boran’ın meşhur incili yeşil halısına renkçe benzediği için bu isimle adlandırılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Bulgarca’dan). Rumeli derelerinde kullanılan yekpare kütükten mamul tekne gibi balıkçı kayığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kepek. branny s. kepekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dal, kol, şube, bölüm; akarsu kolu: f. dal budak salmak; kollara ayrılmak, şubelere ayrılmak; bölmek, ayırmak; elişi ile süslemek. branch off ikiye ayrılmak; konu dışına çıkmak. branch out geniş1emek, yayılmak, dal budak salmak. root and branch baş

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. solungaç, galsame. branchiate s. solungaş1ı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir çeşit kabuklu deniz hayvanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. marka, alamet, alameti farika; dağlama, dağ, nişan, damga, işaret; namus lekesi, ayıp; dağlamada kullanılan demir; yanan veya yarı yanmış odun parçası; (eski), (şiir) kılıç; f. dağlamak; lekelemek, damgalamak. brander i. dağlayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yepyeni, gıcır gıcır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). Harp gemilerinde askerin asma yatağı, salıncak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor's hammock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sailor's hammock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas. balecloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sallamak, savurmak; i. sallama, savurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. üzerinde sarı lekeleri olan. kızılkahverenkli ve daha çok gübre yığınlarında bulunan küçük solucan, zool. Helodrilus feotidus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. konyak. brandied s. konyağa yatırılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. branche

kol

Bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subject. branch. major. province.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

branch dal. kol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. koyu renkli birkaç çeşit küçük kaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Hastalığın en ağır ve tehlikeli vakti, kriz. 2. mec. Bir işin tehlikeli ve karışık bir hal peyda etmesi: Fransa’da kabine buhranı devam etmektedir. Ticaret işleri bir buhran içindedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crisis. depression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crisis. emergency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحران] bunalım, kriz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

critical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boomerang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boomerang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürülerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerangın İngilizce’de ‘boomerang’ olan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’da kullanılan ve bu kıtaya özgü isimlerin çoğunun kökeni Aborijinlerden kaynaklanır. Örneğin Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da ‘kanguru’ cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında ‘bilmiyorum’ demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmayan benzerlerinin Aborijinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarından itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarını öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şeklinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere paralel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır.

Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınma düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bilinenin aksine bütün bumeranglar geri gelmezler. Fırlatana geri dönebilen bumeranglar sadece Avustralya yerlileri Aborijinler tarafından spor olarak veya kuş sürelerini avlamakta kullanılırlar. Aborijinlerin tarih öncesi zamandan beri bumerangları kullandıkları biliniyor.

Bumerang İngilizce’de “boomerang” lan ismi de Aborijinlerin kullandığı isimden türemiştir. Aslında bugün Avustralya’yı ilk keşfedenler kanguruları görünce çok şaşırmış ve Aborijinlere bunların isimlerini sormuşlar, onlar da “kanguru” cevabını verince, bu acayip hayvana kanguru ismini vermişlerdir. Halbuki kanguru Aborijin lisanında “bilmiyorum” demektir.

Bumerang şeklinde ancak geri dönme özelliği olmyan benzerlerinin Abojinler gibi Mısır’da, güney Hindistan’da, Endonezya’da (Borneo) ve Amerika’da yerliler tarafından tarihin ilk çağlarında itibaren kullanıldığı biliniyor. Bu tipler daha uzun ve ağırdırlar. Av hayvanlarıı öldürmede kullanılırlar. Savaşlarda çok ağır yaralanmalara ve ölümlere sebep olurlar. Hatta bazılarının ucu tesiri arttırmak için kanca şekllinde yapılır.

Aborijinlerin yaptıkları geri dönebilen bumeranglar ise hafif ve ince olup toplam uzunlukları 50 - 75 santimetre, ağırlıkları da 350 gram civarındadır. Bumerangın iki kolunun ucu yapılırken veya yapıldıktan sonra kül ile ısıtılarak birbirinin aksi istikamete kıvrılır.

Bumerang yere parelel veya biraz aşağı doğru atılırsa biraz sonra yükselişe geçerek, 15 metre yüksekliğe kadar tırmanır. Eğer bir ucu yere çarpacak şekilde atılırsa, yere çarpan bir mermi gibi müthiş bir hızla dönerek yükselir, 45 metrelik bir daire veya elips çizerek yörüngesini tamamlar, fırlatanın yakınına düşer.

Bumerangın nasıl geri döndüğü günümüzün bilim insanları tarafından tam anlaşılmış değildir. Dönüşün aerodinamik kaldırma gücü ile üç eksende yaptığı cayroskobik dönüşün birleşiminin yarattığı sanılmaktadır. Geri dönebilen bumerangların, diğerlerinin uçuş şekillerinin gözlemlenerek veya tamamen tesadüf sonucunda geliştirildiği sanılıyor.

Aborijinlerin bumerangla kuş avlamaları ise ilginç. Bumerangı, kuş sürülerinin uçuş yüksekliğinin üzerine fırlatıyorlar. Bumerangın yerdeki gölgesini gören kuşlar arkalarında yırtıcı bir kuş olduğunu sanıyorlar. Kaçmak için dalışa geçiyorlar ve sonunda ağaçlar arasına gerilmiş ağlara takılıyorlar.

Bumerang fırlatma, tarihte kaydedilmiş en eski sporlardan biridir. Günümüzde başta ABD’de olmak üzere bazı ülkelerde, hedefe yakınlık, mesafe, hız ve yakalama kategorilerinde spor olarak hala yapılıyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) Yel, şimşek ve gökgürültüleri ile karışık yağan ve kısa süren zorlu yağmur: Yazın sık sık buranlar olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam. Aşîrân «mi» perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Donmuş deniz, göl veya nehirlerde buzlan kırarak yol açmada kullanılan gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

icebreaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

icebreaker. iceboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بران] keskin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) ÇAker-perverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kul ve köleye mensup ve müteallik veya lâyık (zarafet tabiri olarak, konuşan şahıs kendisi hakkında kullanırdı): Mâruz-ı çâkerânemdir, arîza-i çâkerânem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance. lifeguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance. lifesaver. lifeguard. meat waggon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rescue ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain / snow shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life raft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life raft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life-boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life buoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cork jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپرانه] canını feda edercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kütüklerden yapılmış sal; çift tekneli kayık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçya dağlık bölgesinde eşkiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cefâkârcasına.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). törene katılan kimse; ayini idare eden papaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F). İyiliksevercesine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (m. cengâver). Cenkçiler, dövüşkenler, savaşçılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenkçiye, savaşana yakışacak sûrette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut CESBAN (i. F.). Münasip, lâyık, şâyeste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Yakışır, lâyık. Fars. şâyeste, sezâ-vâr: Hâlime cesbân bir i; bulunamadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ceylan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Cânîye yakışır hal ve surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. câr). 1. Müşteriler. 2. Komşular. 3. Civarda olan yerler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. girante). Poliçeyi devir ve havale eden şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Y.). Bir senedi ciro eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

endorser. holder in due course. indorser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Hıristiyan cizyesi): Hıristiyanlar’dan alınan cizye, vergi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleme; açıklık yer; gümrük muayene belgesi, gümrük müsaadesi; takas, sayışma, hesaplaşma; geminin limanı terketme hakkı. cleurance papen geminin limanı terketme izni belgeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ortak sigorta poliçesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çadaş, muasır; aynı zamanda vaki olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Çoraniko, çobaniko = Hep beraber, kapı kapamaca.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). karabatak kuşu, (zoo).l Phalacrocorax carbo; obur adam; (s). açgözlü; yırtıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). destekleyici; (i). kuvvetlendirici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bataklık yerlerde yetişen kızılcığa benzer bir meyva, (bot). Vaccinium macrocarpum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). turna (zool). Grus grus; (mak). vinç, macuna; kollu ocak çengeli. crowned crane tuğlu turna. (zool). Belearica pavonina demoiselle crane telli turna, (zool). Anthropoides virgo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vinç ile kaldırmak; turna gibi boynunu uzatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sardunya çiceği, turnagagası,(bot). Geranium maculatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). kafatasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kranyoloji, kafabilim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kafatası, kafa kemiği. cavum cranii (anat). kafa boşluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (mak). dirsek, krank, kol, manivela; (k.dili). garip huyları veya sabit fikirleri olan kimse, huysuz kimse; (f). krankla hareket ettirmek. crank up hareket ettirmek. cranky (s). ters, huysuz, asabi; (den). yan yatma ihtimali olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dirsekli kol mahfazası, yağ karteri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). krank mili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yarık, satlak, rahne. crannied (s) . yarık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). Ribes türünden frenküzümü; kuşüzümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A. F.). Cesurlukla, yiğitlikle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cesurlukatılganlık, yiğitlik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جدران] duvarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir limandaki tekneleri dagalarm tesirinden korumak için denizde yapılan set.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bir limanı akıntılardan ve gelgitlerden korumak amacıyla gelgite açık koylarda, göllerde yada ırmaklarda gerçekleştirilen yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakwater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakwater. jetty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jetty. mole. breakwater. wave braker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Salepgillerden bir bitki (epipactis).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dânişver). Bilginler, Alimler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) DAverî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağa kaldırtmak, durdurmak. 2. Karşı durdurmak, dayandırmak. 3. Cesaret vermek, gayrete getirmek, teşvik etmek: Onu siz davrandırırsanız davranacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davranmak işi. bk. Davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behavioral. behavioural. behavior. behaviour. attitude. conduct. action. demeanor. demeanour. manner. doings. way. act. bearing. deal. dealing. deportment. form. proceeding. stroke. treatment. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. action. asperity. attitude. behaviour. conduct. deportment. fashion. front. manner. treatment. demeanour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. bearing. behaviour. comportment. conduct. course action. demeanour. deportment. fashion. kind act. melodrama. play. treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behaviourism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağa kalkmak, ayağa sıçramak. 2. Karşı durmak üzere hareket ve gayret etmek: Kendisi davrandı ise de silâhı yoktu. Davranırsa vurulacağını anladı. 3. Teşebbüs ve gayret etmek, gevşek durmayıp tetik bulunmak: 4. Bir yolda fiil ve harekette bulunmak: Gevşek davranmak, tetik davranmak, ağır davranmak, tedbirli davranmak. Silâha davranmak = Silâha sarılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behave. act. treat. conduct oneself. proceed. bear oneself. comport oneself. cut up. demean oneself. deport oneself. do by. do to. use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behave. act. treat. conduct oneself. proceed. bear oneself. comport oneself. cut up. demean oneself. deport oneself. do by. do to. use. conduct. do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act. to behave. to treat. to behave toward. to get ready for action. comport. conduct. deal. spurt. use. walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). beyazlatıcı madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). teslim etme, verme; kurtarma, kurtuluş; fikrini açıklama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Alçakça, alçaklıkla edilen: Bu, pek denâet-kârâne bir harekettir. Hakkımda pek denâet-kârâne muamelede bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deodorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A deodorizer. a toiletry applied to the skin in order to mask unpleasant odors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roll on / adj , n / (.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any substance that masks, removes, or prevents unpleasant body odors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Affects liver and detoxification systems due to its ability to absorb or destroy foul odors. a chemical which inhibits the growth of bacteria, rather like an antiseptic Used to control body odour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance that reduces or removes smells. a toiletry applied to the skin in order to mask unpleasant odors.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiperspirant , deodorant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). koku giderici madde; deodoran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düzenini bozmak, karıştırmak, ihlâl etmek; ifsat etmek; çıldırtmak, delirtmek; rahatsız etmek, işine engel olmak. derangement (i). düzensizlik; delilik, akli muvazenesizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DEVERAN) (i. A.). Dolaşım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Dönüp dolaşma, cevelân: Kanın deveranı. 2. Ağızdan ağıza gezme, tedavül: Deveran eden bir havadise göre. Öyle bir söz deveran ediyor. 3. (galat olarak devrân şeklinde) Devir, felek, talih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotation. circulation. revolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circulation. compass. gyration. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوران] dönme, dolaşma, dolaşım. deverân etmek dönmek, dolanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. T. A.). Türk musikisinde 7 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دوران] felek, zamane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Dünya, felek. 2.Zaman. 3.Talih, yazgı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dahran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Otomobillerin tekerlekleri arasında bulunan Difransiyel her iki aks ile aynı zamanda çalışırken aksların farklı hızda dönmelerini sağlayarak virajlarda stabilite sağlar. Otomobil virajı alırken, dairesel yol izler ve bir yay çizer. İşte bu yayı çizerken dışta kalan tekerlekler çapı daha geniş bir daire yayı çizeceğinden yani daha fazla mesafe katedeceğinden içtekilerden daha hızlı dönmelidir. Aşağıdaki şekilde de göreceğiniz bu durumu sağlayan diferansiyeldir. Difransiyel her iki tekerleğin arasında yer alır ve yarım bir dişli şaft ile tekerlere bağlanır. Dört tekerlekten çekişli araçlarda ise her çift teker için ayrı ayrı iki tane difransiyelleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential. differential gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential. differential gear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

differential calculus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. F.).Türk musikisinde bir perde adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dindar bir insana yakışır surette: Dindârâne bir harekette bulundu, dindârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karıştırmak, dağıtmak, düzenini bozmak. disarrangement (i). karışıklık, düzensizlik, dağınıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyüden kurtarmak, vecit halinden kurtarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). vatandaşlık haklarından ve özellikle oy verme hakkından mahrum etmek; herhangi bir hak veya menfaatten mahrum etmek. disfranchisement (i). vatandaşlık haklarından mahrum etme, oy verme hakkını elinden alma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). disfranchise.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be carved. to be chopped into pieces and bits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

direct proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birth rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

birth rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar.

Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir. O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta ‘kurt adam’ efsanesine bile inanılıyordu.

Bilim insanları yine de Ay’ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay’ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistiki bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay’ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.

Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.

Bilindiği gibi Ay’ın dünyada okyanuslardaki ‘gel-git’ denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi? Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi ‘gel-git’ olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.

Dolunay safhasında iken Ay’ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay’ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya’nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş’in, Ay’ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir. Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir.

Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay’ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). 1. Bir sıvıyı (içinde eriyerek) doyma haline getiren madde. 2. Bir çelik çubuğu doyma haline getiren indükleyici mıknatıs.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). drink .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kımıldanmayan, Osm. gayri müteharrik, sabit, sakin. 2. Bulunan, Ar. mevcut, kâin, kaim. Durup duran = Açıkça görünen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hareketsiz halde bulunan, sabit.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tutukluluk, mahpusluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın okunur) (i. Fr. fizik). Üzerine bir cismin hayalinin aksettirildiği saydam olmayan düz satıh.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. écran

sin. ve TV görüntülük

1. Üzerine bir cismin ışık yoluyla görüntüsü düşürülen, saydam olmayan düz yüzey. 2. Beyaz perde. 3. Televizyon camı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

video. screen. display. monitor. display unit. display-unit. telescreen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

screen. display.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

screen. display screen. picture plane. silver screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekran kapısı efekti, yansıtılan görüntüde pikselleri ayıran ince çizgilerin görülebilir hale geldiği yerdir. Bu ismi almıştır çünkü bu efekt ince bir delikli elekten bakmaya benzer. Dijital projektörünüzün lensi keskince odaklanmışsa, her bir piksel ekranda kendi küçük siyah kutusu içerisinde görüntülenir. Kutuların çizgileri kontrol elektronik devrelerinin, ışığın panelde parlamasını önlediği yerlerdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Screen Saver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekran Üstü Talimat Kılavuzu, BRAVIA TV’nizi kolay ve sorunsuz şekilde ayarlamanızı sağlar. BRAVIA talimat kılavuzunu istediğiniz zaman ekranda görüntüleyebilirsiniz; böylece basılı kılavuzu nereye koyduğunuzu düşünmenize gerek kalmaz. Cihazların bağlanmasına kılavuzluk etmek ve TV’nizin tam istediğiniz gibi ayarlanmasına yardımcı olmak amacıyla grafikler eklenmiştir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekran Üstünde Kontrast, inanılmaz derecede zengin renkler için siyah ve beyaz parlaklık arasındaki farkı vurgular. Bu en karanlık gölge (siyah) ile en parlak gölgenin (beyaz) ölçümüdür. Ne izliyor olursanız olun, kontrast oranı ne kadar yüksek olursa, görüntü kalitesi de o kadar yüksek olur.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Ekranda gösterimin büyük karakterleri ve çubuklu grafikleri, TV alıcının tüm önemli çalıştırma durumunu temsil etmektedir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Vizörde ya da LCD monitörde görünür.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dallanma, kollara ayrılma (nehir gibi); dal, kol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şaşırtmak, karıştırmak, dolaştırmak. embranglement i. şaşırtma; birbirine dolaşma, karışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. göçmen, muhacir, bir yerden göç eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kürkler, hayvan derileri.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Bir görüntü veya ekranın en ve boy oranı. DVD ve HDTV yayınları gibi geniş ekran yapımları daha iyi görüntüleyebilmek için, her geçen gün daha fazla sayıda dijital TV kanalı 16:9 oranını (1.78:1) kullanmaya başlıyor.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahammül, sabır, dayanma, kaldırma, tahammül gücü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. imtiyaz vermek, ayrıcalık tanımak; vatandaşlığa kabul etmek, oy kullanma hakkı tanımak; azat etmek, serbest bırakmak. enfranchisement i. vatandaşlık haklarının tanınması; azat etme, özgür kılma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. vecit haline koymak, kendinden geçirmek; büyülemek, teshir etmek. entrancement i. vecit hali.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. giriş, girme; giriş yeri, giriş kapısı, methal; giriş müsaadesi; giriş ücreti, duhuliye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başlayan kimse,girenkimse, kaydolan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) denge unsuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eraltay).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) – Yiğitliğinle anıl, tanın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erdönmez).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir haber veya iş için bir yere gönderilme, bu gönderilmenin gayesi; iş. errand boy ayak işlerine koşulan çocuk, çırak . a fool's errand saçma bir şey, boşuna teşebbüs go on an errand, run an errand bir haber götürmek veya bir iş yapmak için bir yere

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) macera peşinde koşan, maceraperest, serseri; doğru yoldan ayrılan, dalâlete düşen. knight errant sergüzeşt arayan şövalye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) maceraperest şövalyelere has davranışlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). At, beygir. Ar. feres. Esb-i sabâ-reftâr = Rüzgâr yürüyüşlü at.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اسب] at.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). At süren, at koşturan, süvari.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ata binmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sebeb). Sebepler. (bk.) Sebep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسباب] sebepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسباب موجبه] gerekçe, gerekçeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسباب مجبره] zorlayıcı sebepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسباب ضروریه] zorunlu sebepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şibh). (bk.) Şibih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. sâbık’tan itaf.) Bundan önce, kendisinden eski olan, bir görevde bir evvelkinden önce bulunmuş olan: Esbak vali, esbak bakan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسبق] önceki, daha önceki, eski.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kadın baş örtüsü. 2. Tül peçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

causes. reasons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (uyd. k.) 1. Yeryüzünde hava basınçları eşit olan noktalar. 2. Bu noktaların meydana getirdikleri eğri, isobar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sıbt). (bk.) Sıbt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebîh» den itaf.). Daha veya en bezer, daha veya en çok benzeyen ve denk (az kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kömürlük.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اسيران] tutsaklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tutsağa veya köleye yakışır surette: Esîrâne bir muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Polonyalı doktor Zamenhof tarafından 1887’de meydana getirilen basit bir yapma dil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esperanto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An artificial language, intended to be universal, devised by Dr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Zamenhof, a Russian, who adopted the pseudonym 'Dr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Esperanto' in publishing his first pamphlet regarding it in 1887.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The vocabulary is very largely based upon words common to the chief European languages, and sounds peculiar to any one language are eliminated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The spelling is phonetic, and the accent is always on the penult. an artificial language based as far as possible on words common to all the European languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

English.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Language created by Ludwig Zamenhof in 1887 The foundation blocks are: The alphabet consists of 28 letters, each of which has one sound Six standard accented letters exist: c, g, h, j, s, u Stress falls on the penultimate syllable of each word Verbs do no

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Alternative Esperanto Dictionary Esperanto-German-Esperanto Esperanto - German On-line Dictionary Features a translator of words from Esperanto to German French - Esperanto On-line Dictionary. an artificial language based as far as possible on words c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Esperanto dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yabancılaştırmak, uzaklaştırmak; gayesinden uzaklaştırmak; aralarını açmak, soğutmak. estranged (s.) ayrılmış, ayrı yaşayan. estrangement (i.) yabancılaşma, yabancılaştırma, kayıtsızlık, bozuşma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derinlere kadar işleyen yara, dolama, kurlağan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biçme, biçim. 2. Ölçü, mikyas. 3. Biçim, endâm, tenasüp, yakışık. 4. Tahmin, keşif.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (tıb). balgam söktüren: (i). balgam söktürücü ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). irticali, önceden yapılan bir hazırlığa dayanmayan. extemporaneously (z). doğaçtan, irticalen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konu dışı mevzu haricî; dıştan gelen, yabancı, ecnebi. extraneously (z). konu dışı olarak; dıştan gelerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. extranet

bl. dış ağ

Yerel ağlarla birbirine bağlı birçok bilgisayarın Genel Ağ’ı kullanarak birbirleriyle iletişim kurduğu bilgi iletişim ağı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). coşkunluk, taşkınlık; bolluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). coşkun, taşkın; bol, mebzul, bereketli, çok. exuberantly (z). coşkunlukla; bollukla, mebzulen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ay ve güneş. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Övünerek, tefahhurla, iftihar ederek: Birtakım fahûrâne bir tavırla sallanarak geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rate of interest. interest rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. F.). 1. Fakire yakışır surette. Fakirâne bir evim vardır, fakirâne yaşamayı kabüllenip gelirinin çoğunu hayra sarfediyor. 2. Acizane (tevazu tâbiri): Fakirâne takdimine cüret ettim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fedakâr bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فداکارانه] özveri ile, özverili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kaynayıp fışkırma: Yanardağın ağzından ateşler feveran eder. Fıskiyeden bol su feverân etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فوران] fışkırma. 2.kaynama. feverân etmek fışkırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) Sinema ve tiyatroda hiç konuşmayacak veya pek az konuşacak küçük rollere çıkan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra. walk-on. supernumerary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk-on. extra. bit player. figure artist. walking gentleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eril, figurante dişil (i). figüran; balede figüran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ.). Bazı kâğıtların dokusuna işlenen ve ancak ışığa doğru tutulunca görünen şekil.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. filigrane

suyolu

Bazı kâğıtların dokusunda bulunan, ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim veya yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermark. paper mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filigree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermarked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mayıs ortalarında çıkan ve bağ filizlerine zarar veren fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcrackers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Francala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frank.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek tanımlamalı flüoresan ekran

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). pek çirkin, rezalet nevinden; göze batan, bariz (kötülük, ahlaksızIık). flagrancy (i). kabahatin aşikarlığı ve büyüklüğü. flagrantly (z). aleni ve çirkin bir şekilde, bile bile, alçakça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). cürmümeşhut halinde, suçüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güzel koku, rayiha.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güzel kokulu, rayihalı, mis kokulu. fragrantly (z). güzel kokarak, mis gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (Fransa, Belçika, isviçre) para birimi, frank; eskiden altın sonradan gümüş olarak basılan Fransız parası, frank.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. frangiola’dan). Çeşitli şekillerde ve ekseri küçük yahut uzun ve dar has ekmek: Bira francalası = Kurabiye gibi küçüğü. Ay francalası = Hilâl şeklinde yumuşağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Francala yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Fransa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oy verme hakkı; hükümet tarafından tanınan imtiyaz veya muafiyet, bu imtiyaz veya muafiyetin geçerli olduğu yer, melce; imtiyaz, hak: imalâtçı tarafından bayi veya perakendeciye tanınan mallarını satma yetkisi, acentelik. electoral franchise oy ku

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Fransiskan mezhebine veya rahiplerine ait; (i). bu mezhebe mensup rahip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek Fransız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Afrika ve Asya'da bulunan keklik, çil, turaç, (zool). Francolinus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). Fransız akıncı neferi, çeteci asker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Avrupa tarzında: Alafranga yaşamak, giyinmek. Alafranga saat = Zevâlî saat, bugün kullandığımız saat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kırılabilir. frangibil'ity (i). kırılma özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frangipani (i). bir çeşit yasemin ıtırı; alyasemin kokusu; (ahçı). badem ve krema ile yapılan bir çeşit pasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fransızca: franc). Fransa, Belçika ve İsviçre’de para birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

franc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pigsty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To shut up in a frank or sty; to pen up; hence, to cram; to fatten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The common heron; so called from its note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unbounded by restrictions, limitations, etc.; free.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Free in uttering one's real sentiments; not reserved; using no disguise; candid; ingenuous; as, a frank nature, conversation, manner, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Liberal; generous; profuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unrestrained; loose; licentious; used in a bad sense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To send by public conveyance free of expense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To extempt from charge for postage, as a letter, package, or packet, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The privilege of sending letters or other mail matter, free of postage, or without charge; also, the sign, mark, or signature denoting that a letter or other mail matter is to free of postage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A member of one of the German tribes that in the fifth century overran and conquered Gaul, and established the kingdom of France.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A native or inhabitant of Western Europe; a European; a term used in the Levant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A French coin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Franc. a smooth-textured sausage of minced beef or pork usually smoked; often served on a bread roll a member of the ancient Germanic peoples who spread from the Rhine into the Roman Empire in the 4th century exempt by means of an official pass or let

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

franc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a member of the ancient Germanic peoples who spread from the Rhine into the Roman Empire in the 4th century. a smooth-textured sausage of minced beef or pork usually smoked; often served on a bread roll. stamp with a postmark to indicate date and time of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A name given by the Turks, Greeks, and Arabs to any of the inhabitants of the western parts of Europe, as the English, Italians, Germans, Spaniards, French, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An indication on a cover that postage is prepaid, partially prepaid or that the letter is to be carried free of postage Franks may be written, hand-stamped, imprinted or affixed Free franking is usually limited to soldiers' mail or selected government cor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (k).dili sosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ortaçağda Cermen kavimlerinden birine mensup kimse, Frank; Avrupalı, Frenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). postada ücretsiz gitmesi için mektubun üzerine imza atmak, (mektup, telgraf) parasız göndermek; muaf tutmak, istisna etmek; (i). (mektup) posta ile parasız gönderme hakkı; ücretsiz gitmesi için mektupların üstüne atılan imza; ücretsiz giden

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açık sözlü, serbest, samimi, içi dışı bir; açık, aşikâr. frankly (z). açıkça, dobra dobra; samimi olarak. frankness (i). açık sözIülük, samimiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Frankeştayn; kendi yaptığı bir iş sonucunda mahvolan kimse; yaratıcısının kontrolundan çıkıp mahvına sebep olan herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, frankfort(er) (i). bir çeşit baharatlı sosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). günlük, buhur, tütsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ortaçağdaki Frank kavmine ait; (i). bu kavmin dili; Frenkçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadar frank kıymetinde olan: Beş franklık bir kitap.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski devirlerde ingiltere'de orta halli arazi sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Benjamin Franklin tarafından icat edilen önü kapaklı bir çeşit soba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., eski (ing). (huk). bir semtte her erkeğin bütün semt halkının davranışlarından mesul olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Batı Avrupa’da bir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

france.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

France. franc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Paris.

Nüfus: 57.840.000.

Yüzölçümü: 543.965 km2.

Komşuları: Güneyde İspanya, Doğuda İtalya, İsviçre, Almanya, Kuzeyde Lüksemburg, Belçika.

Önemli Şehirleri: Marseille, Lyon, Toulouse, Strasbourg, Bordeaux.

Din: %90 Katolik.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Sosyalist Parti, Sol Radikal Hareketi Fransız Komünist Partisi, Ulusal Cephe, Fransa İçin Birlik.

Tarih: M.Ö. 58-51’de J. Coesar tarafındn fethedilen Celtic Gaul, 500 yıl boyunca Romalılar tarafından yönetildi. Şarlman zamanında Fransız hakimiyeti Avrupa’nın büyük bölümüne yayıldı. Onun ölümünden sonra Fransa ardıl krallıklardan biri olarak ortaya çıktı.

Monarşi Fransız İhtilali ile yıkıldı. (1789-93) onu Birinci Cumhuriyet izledi, ardından Napolyon döneminde I. İmparatorluk (1804-15), Krallık (1814-48), İkinci Cumhuriyet (1848-52), İkinci İmparatorluk (1852-70), Üçüncü Cumhuriyet (1871-1946), Dördüncü Cumhuriyet (1946-58) ve Beşinci Cumhuriyet (1958’den bugüne dek) kuruldu.

Fransa, Birinci Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) Almanya tarafından işgal edildiği zaman ciddi oranda insan gücü ve servet kaybı yaşadı. Versailles Andlaşması ile 1871’de Almanya’nın ele geçirdiği Alsace ve Lorane eyaletlerini geri aldı. Almanya Mayıs 1940’ta Fransa’ya yeniden saldırdı ve Vichy hükümeti ile bir andlaşma imzaladı. Fransa Eylül 1944’te Müttefiklerce kurtarıldıktan sonra 1946’ya dek görev yapacak olan Gen.Charles de Gaulle geçici hükümetin başkanı oldu ve yeni bir anayasa için seçmenlerin onayını almayı başardı. Güçlü yönetici Avrupa Ekonomik Topluluğu bağlamında Fransız ekonomik ve teknolojik gelişmelerini ilerletti.

Fransa 1954’te Hindiçini’den, 1956’da Morocco ve Tunus’tan çekildi. 1958-62’de geriye kalan Afrika topraklarının çoğu özgürlüklerine kavuştu. 1966’da Fransa, NATO’nun askeri emri üzerine bütün askerlerini geri çekti, buna karşılık 60.000 askeri Almanya’da kaldı.

Mayıs 1968’de isyancı öğrenciler Paris’te ve diğer merkezlerde ayaklanarak polisle çatışmaya girdiler, onlara ulus çapında grevleri başlatan işçiler de katıldı. Hükümet, 26 Mayıs’ta grevcilere ücret artışı sözü verdi. De Gaulle, anayasal reformlar hakkında ulus çapında bir halk oylamasını kaybetmesi üzerine Nisan 1969’da görevinden istifa etti.

10 Mayıs 1981’de Francois Mitterand adlı sosyalist aday başkan seçildi. Hükümet Eylül’de 5 büyük endüstriyi ve özel bankaların çoğunu millileştirdi. Bununla birlikte 1986’dan 1993’e kadar Fransa’da pek çok devlet şirketinin satışa sunduğu bir özelleştirme programı izlenmeye devam etti. Mitterand 1988’de ikinci kez 7 yıllık bir dönem için seçildi.

1993’te ülkeye girişler için daha sıkı kurallar getirildi ve hükümetin yabancıları ülke dışına çıkarması kolaylaştırıldı. Haziran 1994’te Ruanda’ya sivilleri devam eden katliamdan korumak amacıyla Fransız askerleri gönderildi.

14 Ağustos 1994’te Çakal Carlos adı ile bilinen uluslararası terörist Sudan’da yakalandı (İlich Ramirez Sanchez), Fransa’ya gönderildi ve orada ömür boyu hapse mahkum edildi.

Korsika


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). Fransa ahalisinden olan, Fransız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. Franseviyye). Fransa’ya, Fransızlar’a yahut Fransız diline ait: Lisân-ı Fransevî, Kaamûs-ı Fransevî, kavâid-i Franseviyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. Avrupa’nın Fransa denilen ülkesi ahalisinden olan ve Fransızca konuşan kimse. Fransız malı, Fransız dili, Fransız altını. 2. Fransız atlını = Fransa’nın eskiden frank kıymetinde olan altın parası: Bunu bir Fransız’a aldım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french. gallic. french. gaul. frog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french. frenchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Frenchman / Frenchwoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cayenne.

Nüfus: 117.000.

Yüzölçümü: 86.504 km2.

Komşuları: Güneyde ve Doğuda Brezilya, Batıda Surinam, Kuzeyde Atlas Okyanusu.

Önemli Şehirleri: Cayenne, Saint-Laurent-du-Maroni.

Din: Katolik %87, Protestan %3.9, Dindışı %3.5.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Denizaşırı il.

Tarih: Bölge 1500 yıllarında İspanyollar tarafından bulunmuş, ilk yerleşim merkezi de 1604’te Fransızlar tarafından kurulmuştur. Sırasıyla Hollanda, İngiltere ve Portekiz denetimine girdikten sonra 1817’de bir Fransız sömürgesi haline gelmiştir. Çoğunlukla Fransızca konuşan halk 1848’den bu yana Fransız yurttaşları olarak kabul edilmektedir. 1970’ten sonra Fransız Guyanası Fransız meclisinde 2 üye tarafından temsil edilmeye başlandı.


Ülke by

Ülke

Başkent: Papeete.

Nüfus: 197.000.

Yüzölçümü: 4000 km2.

Komşuları: Büyük Okyanus’un Güneyinde Adalar Grubu.

Önemli Şehirleri: Papeete.

Din: Protestan %46.6, Katolik %39.4, Diğer %15.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Deniz Aşırı Toprak.

Tarih: Büyük Okyanus’un güneyinde 105 adadan meydana gelen bir ada grubu. Adaların çoğu 1767’de denizci Samuel Wallis tarafından bulunmuştur, ama 1 yıl sonra Fransız Louis de Bouganville bölge üstünde hak iddia etmiştir. 1850’den önce adaların çoğu Fransız himayesine girmiş, 1880’lerde de bütün grup bir Fransız sömürgesi haline getirilmiştir. 1946’dan bu yana bölge halkı tam Fransız yurttaşı sayılmakta ve ulusal meclise iki temsilci göndermektedir.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(hi.). T. Fransızlar’ın tarz ve usûlünde veya Fransız dilinde olan: Fransızca dil, şarkı, raks. 2. Fransız dilinde veya tarz ve usûlünde: Fransızca söylemek, yazmak, Sşinalık etmek. 3. Fransız dili, Osm. lisân-ı Fransevt: Fransızca, Latin diller indendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

french.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

French language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çıIgın, kendinden geçmiş, çileden çıkmış. frantic(al)ly (z). çıIgınca, kendini kaybetmişcesine.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i yardım, muavenet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Merhametsizce, zulüm ve sitemle, cefakârâne. 2. Emniyeti kötü kullanarak, hâincesine.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. garantie

güvence

Bir antlaşmada taraflardan birinin sorumluluğu üzerine alması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the bag. warranty. warrant. guarantee. guaranty. surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assurance. cinch. guarantee. guaranty. surety. undertaking. warrant. warranty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantee. quaranty. warranty. cert. cinch. delcredere. guaranty. indemnity. safeguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assure. guarantee. undertake. warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guarantee. ensure. make for sth. stipulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insure. to guarantee. to make certain. to make sure. to cinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to guarantee. to guaranty. to warrant. to make certain. to make sure (of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

made.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

secure. guaranteed. sure. certain. assured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guaranteed. assigned account. to be in the bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. guarantor

güvenceci

Güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten ve denetleyen (kimse, kuruluş veya devlet).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Büyük bir çalışkanlık ve gayretle, üstün bir iyi niyetle: Gayûrâne müdafaa, gayûrâne davrandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana yakışır surette, cesurca. Fars. şîrâne.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir televizyonu tanımlamak için kullanıldığında, geniş ekran genellikle DVD ve HDTV yayınları izlemek için en uygun oran olan 16:9 en boy oranını ifade eder.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ıtır, sardunya çiçeği, bot. Pelargonium. geranium grass Mekke samanı, bot. Andropogon scoenan thus. feather geranium nezle otu, bot. Chenopodium botrys.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ağır, Ar. sakîl: Bâr-ı girân = Ağır yük. 2. Pahalı, aşırı, ağır: Girân-bahâ = Ağır pahalı. Girân-mâye = Mayası ağır ve pahalı. Mec. Çok değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گران] ağır. 2.pahalı. 3.kokuşmuş. 4.katı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pahası ağır, kıymetli, pek değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) 1. Ağır yüklü. 2. Meyvesi çok ağaç. 3. Zengin. 4. Gebe kadın veya hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. girân = ağır, cân = ruh). Ağır canlı. Ar. sakıyl-ür-rûh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. girân-destân). Eli ağır, işini ağır gören.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. girân-gûşen). Kulağı ağır işiten, sağır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Canı sıkılmış, gücenmiş, kırgın. Ar. münfail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İtibar ve değer sâhibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Çok değerli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Pahası ağır, kıymetli, yüsek mânevî değerli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران بها] değerli, kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kollu şamdan; fıskıye; ufak taşlı bir çeşit küpe; çarkıfelek fişeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [گران قدر] kıymetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [گران قيمت] kıymetli, değerli, pahalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران مایه] değerli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گران سر] mağrur, kendini beğenmiş, kasıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir çeşit çarkıfelek çiçeğinin meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tahıl ambarı; çok tahıl yetiştiren bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) büyük, azim, ulu; baş, başIıca; muhteşem, debdebeli, saltanatlı; heybetli, muazzam; fevkalade, enfes; (i.), (müz.) kuyruklu piyano; A.B.D., argo bin dolar. grandaunt (i.) büyük teyze veya hala. Grand Canal Venedik'te en büyük kanal. grand d

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Grand WEGA®, en yeni, 16:9 resim biçiminde yüksek çözünürlüklü LCD arkadan projeksiyonlu TV’lere verilen addır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yüksek rütbeli adam, ekâbir, itibarlı kimse; İspanyol veya Portekiz asılzadesi .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kibarlık, büyüklük, azamet; ihtişam, güzellik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mainmast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) heybetli, muhteşem, yüksek; göz alıcı; tantanalı, debdebeli, gösterişli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), A.B.D. çiftçi birliği; (İng.) binalarıyla birlikte çiftlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) içinden sayfaları keserek kitablı düzenini bozmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Biga'daki Kocabaş Irmağının tarihi ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tahıl veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) habbe veya tohum şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) granit, pek sert bir çeşit kaya. granite porphyry porfir ile karışık granit, graniteware (i.) emaye kaplar. granit' ic (s.) granit cinsinden; granite ait. granitoid (s.) granite benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tahıl ile beslenen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nineciğim; ihtiyar kadm; (k.dili) eski kafalı veya cahil yaşlı kadın. granny knot acemice yapılmış gevşek düğüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ezilmiş granit çimentosundan yapılmış bir çeşit döşeme taşı. granolith'ic (s.) bu döşeme taşına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ihsan etmek, bahşetmek, vermek; bağışlamak, ferağ etmek, terketmek; teslim etmek; tasdik etmek, kabul etmek, farzetmek; (i.) bağış, teberru; senetle bağışlanan mal veya arazi; (huk.) ferağ, terk, hibe. take for granted olmuş gibi kabul etme

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granular. granule. grain. granulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

granule.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) taneli, tane tane olan; (tıb.) tanecikli, içinde tanecikler bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tanelemek, kabartmak; tanelenmek. granulation (i.) tane tane olma, tanelenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tanecik, habbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) nişastanın şekere ,çevrilebilen kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük dede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the language spoken by the Guarani people of Paraguay and Bolivia a member of the South American people living in Paraguay and Bolivia the basic unit of money in Paraguay; equal to 100 centimos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) kefil; kefalet, teminat; garanti; (f.) garanti etmek, kefil olmak; başkasının sorumluluğunu üzerine almak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kefil, garanti eden kimse veya firma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) garanti, kefalet; (f.) garanti etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) Allah'ın af, merhamet ve rahmeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غفران] bağışlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Günahların affı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Günahkâr şekilde.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Güneş ışığına maruz kaldığında kararan gözlük camları ilk olarak 1960’ların sonlarında geliştirildi, yaygın olarak kullanılmaya başlanılması ise 1990’lı yıllarda oldu.

Bu tip gözlük camları fotokromik veya fotokromatik adı verilen ve yüzde 0,01 ile 0,1 arasında gümüş kristalleri ihtiva eden özel camlardan yapılırlar. Kristaller normalde şeffaf olup son derecede küçüktürler ve gözlük camına bakıldığında fark edilmezler. Gözlük camlarına bol miktarda ultraviyole ışın ihtiva eden güneş ışığı geldiği zaman kristallerdeki gümüş iyonları etkilenerek gümüş atomlarına dönüşür ve camın içinde küçük gümüş parçacıklar oluşturmaya başlarlar. Bu siyah-beyaz fotoğrafçılıktaki partiküllerin oluşumuna benzer ve tamamen kimyasal bir reaksiyondur.

Bu gümüş parçacıkları sivri uçlu ve o kadar düzensiz şekillerdedirler ki gelen ışığı olduğu gibi absorbe ederler, hiçbir rengi yansıtmazlar ve dolayısıyla kararırlar.

Gözlük tekrar loş bir ortama götürüldüğünde, gümüş atomları tekrar birleşerek gümüş kristalleri haline dönüşürler ve gözlük camının rengi normale döner. Her iki yöndeki kimyasal reaksiyonlar da çok hızlı cereyan ederler. Eğer fotokromatik camlar tekrar eski haline dönmezlerse fırında kısa süre ile (çerçeveyi eritmeyecek kadar) ısıtılmaları önerilir.

Başlarda gözlük camının tümü fotokromatik olarak yapılıyordu. Tabii kararma olayı da camın kalın olduğu kısımlarda daha koyu, ince kısımlarda daha açık oluyordu. Sonraları merceklerin üzerleri milimetrenin binde beşi kalınlığında kaplanmaya başlandı.

Günümüzde ise merceğin milimetrenin binde 150’si kalınlığındaki kısmı bir banyoya daldırılarak fotokromatik tabaka kimyasal reaksiyon yolu ile merceğin bünyesine işleniyor.

Fotokromatik camlar gördüğümüz ışığa değil ultraviyole ışınlarına hassastırlar ve reaksiyona girerler. Dolayısıyla ultraviyole ışınlarını geçirmeyen camların arkasında, arabaların içinde, ortam çok ışıklı da olsa kararmazlar.


Genel Bilgi by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Afrika’nın güney kısmında, Hint Okyanusu’nun güneyinde yer alan adalar, Afrika, Antarktika ve Avustralya arasında kalmaktadırlar.

Coğrafi konumu: 43 00 Güney enlemi, 67 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Antarktik Bölgesi.

Yüzölçümü: 7,781 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 1,232 km.

İklimi: Antarktik iklim.

Arazi yapısı: Volkanik.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Kerguelen Adasındaki Ross Tepesi 1,850 m.

Doğal kaynakları: Balık, kerevit.

Sulanan arazi: 0 km² (2006).

Doğal kaynakları: Amsterdam Adası ve Saint-Paul Adası volkanik özelliğe sahiptirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issızdır (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Güneydeki Fransa ve Antarktik Bölgesi.

yerel uzun adı: Territoire des Terres Australes et Antarctiques Francaises.

yerel kısa adı: Terres Australes et Antarctiques Francaises.

Bağımsızlık durumu: 1955 yılından beri Fransa’nın müstemlekesidir; Paris Komisyon üyeleri tarafından yönetilmektedir.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku.

Bayrak: Fransa bayrağı.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomik etkinlikleri meteorolojik hizmetler, jeofizik araştırma istasyonları ve Fransa balıkçılık filoları ile sınırlıdır. Kerguelen adası civarında avlanan balıklar gemilerle Fransa ve Reunion’a ihraç edilir.

İletişim Bilgileri

Internet ülke kodu:.tf.

Ulaşım ve Taşımacılık

Su yolları: yok.

Limanları: yok; sadece kıyıdan uzakta demir atılması mümkündür.

Hava alanları: yok.


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gürleyen, gümürdeyen, hiddet ve şiddetle bağıran: Şİr-i gurrân = Gürleyen arslan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ غران] kükreyen. 2.gürleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F-). Geçme, Osm. mürûr, sebk: Güzerân eden muharrem ayında geçen (asıl Farsça’da geçici mânâsiyle sıfat ise de dilimizde o suretle pek kullanılmaz ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F.). İtibârı, değeri olmayan bir adama ait olan yahut olarak, eskiden bu da yine tevâzu yerinde kullanılırdı: Artza-i hakîrânem; hakîrâne ifâde-i hâle cür’et eylerim.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Free Float Rate)

Halka açık hisselerin nominal değerleri toplamının, tüm hisselerin toplam nominal değerlerine oranını ifade eder.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F. hâme = kalem, rânden = sürmek). Kalem süren, kalem oynatan: Hâmerân olmak = Yazmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) uzun ve şiddetli konuşma, tirad; (f.) uzun ve şiddetli bir şekilde konuşmak, tirad söylemek .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gürültü ile, rasgele, düzensiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şark ile garb, doğu ile batı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاوران] doğu ve batı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hazret-i Ali’ye (veya arslana) yakışır bir cesaretle: Bir savlet-i hayderâne ile hücum etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Büyük bir duyguyla kendinden geçmiş. 2. Şaşakalmış, şaşkın, hayrette kalan, Ar. mütehayyir. Hayran olmak = Şaşakalmak, çok beğenmek. Hayran hayran bakakalmak = Şaşkın şaşkın bakıp durmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lover. admirer. fan. devotee. enthusiast. follower. hanger-on. idolater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admirer. booster. devotee. enamoured. fan. follower. nut. lover. filled with admiration. potty about sb/sth. bewildered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fan. overcome with admiration. admirer. idolater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حيران] şaşkın. 2.hayran, tutkun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Şaşmış, şaşa kalmış, şaşırmış. 2.Çok tutkun. 3.Aşırı derecede sevgi duyan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be overcome with admiration. to admire. to be tranced by. wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şaşkınlık, çok beğenme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiration. adoration. enthusiasm. love. compliment. reverence. wonder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiration. craze. predilection. worship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

admiration. appreciation. adoration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Halk dilinde hezaren denilen bir cins sıcak iklim kamışı ki, sandalye vs. yapılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HAZİRAN) (i. Süryânîce’ den). Yılın dördüncü ayı ki, yaz mevsiminin ilk ayıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

june.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. heveskâr). Hevesliler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] binlerce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinesi ya da video kamera ekranının her tür ışıkta anlaşılır olmasına yardım eder. Doğrudan güneş ışığında bile mükemmel görüş vermek için yansıyan LCD teknolojisini kullanarak bunu başarır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(bk.) RAhatfezâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayrılık acısı. 2. Unutulmaz acı, tesir, dokunma: O söz bana hicran oldu. Yüreğimde hicran vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separation. bitterness of heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هجران] ayrılık. 2.ayrılık acısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ayrılık. 2.Unutulmaz acı, ked(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). engelleme; engel, mâni.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turmeric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiyanetle, hâinâne.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Hezaren ağacı. 2.Harun er-Reşid’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Aile efradı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdara mahsus veya lâyık bir hal ve şekilde: Hükümdârâne azametle; hükümdârâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hükm = hükümet, Fars. rânden = sürmek). Hüküm ve saltanat süren, hâkim, hükümdar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ruling. reigning. sovereign.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hüküm süren kimseye ait. Hüküm sürme, hükümdarlık. Hukuk-ı hükümrânî = Hükümranlık hakları, Fr. suzeraineti denilen siyasî terim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Hükümran olma. 2. Hâkimiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sovereignty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hal). 1. Samimi sevgi ile. 2. Dalkavuklukla, ikiyüzlülükle, hulûs çakarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. hâr). İri gözlü; aslı güzel Cennet kızları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F ). Saygılı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ziyan, zarar. 2. Yokluk acısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment. frustration. chagrin. defeat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frustration. disappointment. damaga zarar. ziyan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disappointment. loss. damage. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمران] hüküm süren, hakim olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hakim olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حکمرانی] hüküm sürme, padişahlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ خسران] zarar. 2.hayal kırıklığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خسران خيز] zarar dolu, hüsran dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ortanca,bot. Hydrangea hortensia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fire hydrant yangın musluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeytanın işine benzer, şeytanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acquittance. certificate of release.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ابرانامه] aklanma belgesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.) (mü. ibrâniyye). Benî İsrail kavmine ait veya bu kavimden olen: Ibrânîler’in Arabistan Yarımadasından Filistin’e göçmüş olduklarına şüphe yoksa da, önce Irak’a gidip sonra Fırat’ı geçerek Kudüs’e gittikleri için «ubûr» kelimesinden «İbrânî» denilmişlerdir: İbrânî dili, İbrânî harfleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). ibrânîler’e ait: İbrânîce lisan, yazı. Ibrânîler’in dil, tavır veya usullerinde: Ibrânîce söylemek, yezmak, okumak. İbrânî dili: Ibrânîce SAmî dillerindendir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hebrew. hebraic. hebrew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Herkesi Aciz bırakan, mucize çeşidinden olan: Icâz-kârâne bîr konuşma ile. Mucize çeşidinden olarak: Icâz-kârâne eser.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cehalet, cahillik. ignorant s. cahil, bilgisiz; bilmeyen; habersiz. ignorantly z. cahilce, bilgisizce; habersiz olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İcat ve ihtiraa alt veya muktedir: Bu adamın ihtirâkârâne bir yaradılışı vardır. 2. İhtirâ sahiplerine yakışır surette: ihtirâkârâne bir tarzla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka İle) (I. A. «karn» dan masdar). 1. Yaklaşma, Ar. takarrüb: Bu rivayet gerçeğe Iktirln ediyor. 2. (astronomi) Gezegenler ile Ay’ın Dünya’ya nisbetle Güneş ile aynı boylamda bulunmaları. Fransızca: conjonction. Zıddı: Tekabül ve iki gezegenin bir boylamda bulunmaları kırin’dır. Sıfat terkibi teşkiline de girer: Hikan-ı midelet-iktirin = Adaletli hakan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اقتران] yakınlaşma, yaklaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). iltifatçı adamlara mahsus bir tarzda: lltifâtkârâne baktı, iltifatçılara mahsus bir tavırla: Beni iltifât-kâre kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. göçmen, muhacir, dış ülkelerden gelip yerleşen göçmen; s. dış üIkelerden gelip yerleşen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Evine bağlı kalan. 2.Hz.Meryem’in babası, Âl-i İmran: İmran ailesi. Musa, Harun-Meryem ve İsa. - Kur’an-ı Kerim’in 3.suresi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. cürmü meşhut halinde, suçüstü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İnayetti kimseye yakışır şekilde, lutufkârâne, merhametle. Lutuf ve keremle: Inâyetkârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanılmaz, hataya düşmez. inerrancy i. yanılmazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kırılamaz; bozulamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İnsaflı bir kimseye yakışacak şekilde: Insaf-kârâne hareket. 2. İnsafla, adalet ve merhametle: Insaf-kârâne hareket etmeli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sigorta, sigorta etme; sigorta parası, sigorta taksiti. insurance broker sigorta acentesinde çalışan kimse. insurance company sigorta şirketi. insurance policy sigorta poliçesi. insurance premium sigorta primi. fire insurance yangın sigortası. hea

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i bir bütünü meydana getiren, bütünleyici; terkibe dahilolan; i. bütünleyici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) aşırılık, ifrat, taşkınlık; aşırı düşkünlük; ayyaşlık .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) hoşgörüsüz, müsamahasız; tahammülsüz. intolerance (i.) müsamahasızlık, hoş görmeme. intolerantly (z.) müsamaha göstermeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. intranet

yerel ağ

Bilgisayar ağlarının birbirine bağlanması sonucu ortaya çıkan, sınırlaması ve yöneticisi olan sadece kurum veya iş yeri içinde kullanılan bilgi iletişim ağı.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs.) intransitive.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uzlaşmaz, uzlasması imkansız; (i.), (pol.) uzlaşmayan kimse, ihtilafçı. intransigence (i.) uyuşmazlık, ihtilafta inat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (gram.) geçişsiz, nesnesi olmayan, nesnesiz (fiil), (abbr.) (nsz.) intransitively (z.) geçişsiz olarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İRAN) (hi.). Asya’da büyük bir ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iranian. persian. iran. persia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

IranTeheranr Iraner/e Iranerin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Orta Doğu’da, Umman Körfezi ve Basra Körfezi ve Hazar Denizi kıyısında, Irak ve Pakistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 32 00 Kuzey enlemi, 53 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 1.648 milyon km².

Sınırları: toplam: 5,440 km.

sınır komşuları: Afganistan 936 km, Ermenistan 35 km, Azerbaycan sınırı 432 km, Azerbaycan - Nahçıvan sınırı 179 km, Irak 1,458 km, Pakistan 909 km, Türkiye 499 km, Türkmenistan 992 km.

Sahil şeridi: 2,440 km.

İklimi: Hazar Denizi kıyısında subtropikal iklim hakimdir. Ülke genelinde bozkır iklimi etkisini gösterir.

Arazi yapısı: Arazi engebeli, dağlarla çevrili, yüksektir; orta kısımlarda çöl ve dağ havzaları vardır; kıyılarda ovalar yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m.

en yüksek noktası: Kuh-e Damavand 5,671 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, kömür, krom, bakır, demir, kurşun, manganez, çinko, sülfür.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %9.78.

ekinler: %1.29.

Diğer: %88.93 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 76,500 km²(2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, su baskınları, kum fırtınaları, depremler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 68,688,433 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.1 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.48 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 40.3 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 70.26 yıl.

Erkeklerde: 68.86 yıl.

Kadınlarda: 71.74 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.8 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.01 den az (2001 verileri).

Ulus: İranlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Persler %51, Azeriler %24, Gilaki ve Mazandarani %8, Kürt %7, Arap %3, Lur %2, Baloch %2, Türkmen %2, diğer %1.

Din: Şii Müslüman %89, Sünni Müslüman %10, Zerdüştçü, Musevi, Hıristiyan ve Bahai %1.

Diller: Persce ve Pers Lehçeleri %58, Türkçe ve Türk lehçeleri %26, Kürtçe %9, Lurice %2, Baloçice %1, Arapça %1, Türkçe %1, diğer %2.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %79.4.

erkekler: %85.6.

kadınlar: %73 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: İran İslam Cumhuriyeti.

kısa şekli : İran.

Yerel tam adı: Jomhuri-ye Eslami-ye İran.

yerel kısa şekli: İran.

ingilizce: Iran.

Yönetim biçimi: Şeriat Cumhuriyeti.

Başkent: Tahran.

İdari bölümler: 28 eyalet; Ardabil, Azarbayjan-e Gharbi, Azarbayjan-e Sharqi, Bushehr, Chahar Mahall va Bakhtiari, Esfahan, Fars, Gilan, Golestan, Hamadan, Hormozgan, Ilam, Kerman, Kermanshah, Khorasan, Khuzestan, Kohgiluyeh va Buyer Ahmad, Kordestan, Lorestan, Markazi, Mazandaran, Qazvin, Qom, Semnan, Sistan va Baluchestan, Tahran, Yazd, Zanjan.

Bağımsızlık günü: 1 Nisan 1979.

Milli bayram: Cumhuriyet Günü, 1 Nisan (1979).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: CCC, CP, ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-19,


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) İran. Iranian (s.), (i.) İran'a ait; (i.) İranlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.) (mü. İrâniyye) (c.F. İrâniyân). İran’a mensup, müteallik ve Iran ahalisinden olan: Devlet-i İrâniyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ایرانی] İranlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Iran ahalisinden olan, (yanlış olarak) Acem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

iranian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Iranian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) fesholunamaz, bozulamaz; kırılmaz (Işın). irrefrangibly (z.) fesholunmaz bir surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İstibdadla yapılan, müstebide yakışır şekilde, istibdadla, müstebitçe.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dolaşan, gezgin, seyyar; durmadan yolculuk eden; (i.) seyyah; gezginci, seyyar kimse. itinerancy (i.) seyyarlık, gezgincilik. itinerantly (z.) gezici olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışkanlık kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üşenen, tenbel, gevşek, ağır. 1, Dalları kesilmiş kütük, ağaç. 2. (Rumeli şivesinde): Ölçek.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.İlerleyen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Saat, pusula gibi cihazların ibre, yazı, rakam veya başka işeretlerinin bulunduğu levha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dial. dial plate. face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

face. dial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâfire yakışır hal ve surette olan: Itikaad-ı kâfirâne = KAfirlere lâyık bir hal ve surette, küfr ile: Kâfirâne itikat, ibadet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Kahharcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaldırmak işini yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erector.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmkâr, bahtiyar insana yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâmperver). Kâm, istek sahipleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâmrân). Kâmrânlar, kâm sahipleri, bahtiyar insanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâmrân olarak, bahtiyarca.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kızıl Deniz’de Yemen kıyılan yakınında bir ada.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. «kâm = istek, rinden = sürmek»). Meram ve arzusuna erişen, bahtiyar (Türkçe’de talâffuzu: kâmuran).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İsteğine kavuşmuş olan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). isteğine erişme, bahtiyar, ikballi olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) KAmrân olma hâli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Kâm sürücü, süren, arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. 2.Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kanâat sahibi olanlara lâyık ve yakışır hal ve surette: Bir tarz-ı kanât-kârânede. Kanâat-kârâne bir ömür sürüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

completely dark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kârdâr). İş tutanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâr-güzâr). İş becerenler, işin hakkından gelenler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Karayağız, kahraman yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(eski şekli: KâRANFÜL) (i.). 1. Hindistan’dan gelen baharattan kuyruklu bir tane: Döğülmüş karanfil. 2. Kokusu bu bahara benzer, katmerli, güzel bir çiçek ki, penbe, beyaz, kırmızı vs. olur: Karanfil çiçeği. 3. (denizcilik) Gemilerde güverteye oturtulan büyük sandalları ve ağır eşyayı içeri almak için pruva ile grandi direkleri arasına gerilen kalın halatlara bağlı palanga tertibatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clove. carnation. pink. dianthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation. clove. pink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir çeşit kokulu çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(caryophyllus aromaticus): Mersingiller familyasından anayurdu Molük adaları olan ve birçok tropik ülkelerde ve başlıca Zengibar, Filipinler ve Hindistan’da yetiştirilen, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Çiçeğinin tomurcuklarına karanfil denir. Baharat olarak kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen karanfilyağının içeriğinde hidrokarbür, euganol, salisilik asid ve karyofilin vardır. Güzel kokuludur. Tadı acıdır. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. İshali keser. Bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Cinsel arzuları kamçılar. Doğumu kolaylaştırır. Karanfil esansı diş macunlarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(dianthus caryophyllu): İkiçenekliler sınıfının, karanfilgiller familyasından; karşılıklı ensiz sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı, 300 kadar çeşidi bulunan, otsu bir süs bitkisidir. Yaprakları pembe, beyaz veya kırmızıdır. Ençok tanınan türü çiçek karanfili’dir. Çok hoş kokuludur. Yapraklarından şurup yapılır. Kullanıldığı yerler: Ateş düşürür, terletir. İştah açar. Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. Dağkaranfilinin çiçekleri balla karıştırılıp yenirse, iktidarsızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Karanfil çiçeğinin pek çok çeşitlerini içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(geum urbanum): Gölgelik yerlerde yetişen sarı çiçekli bir çeşit bitkinin, karanfil kokulu köküdür. İlkbahar ve yaz aylarında toplanıp, kurutulur. İçeriğinde tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir. İshali keser. İştah açar. Ağrıları dindirir. Sinirleri kuvvetlendirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Karanfilgiller.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Orta Anadolu’da bir köy. 2.Veysel Karani’nin doğduğu y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: karanuluk). 1. Işık ve aydınlığın aksi, göz görmeyecek hal, Ar. zulmet, Fars. tîregî: Karanlık bastı, gece karanlığı, karanlıkta kalmak. 2. Işıklı olmayan. Ar. muzlim, Fars. tîre: Karanlık gece, karanlık bir odaya girdim. Sofa karanlık idi. Karanlık oda = Fotoğraf camı banyosu, röntgen muayenesi gibi işlerin yapıldığı ışıksız oda. Karanlıkta göz kırpmak = Bir şeyi anlatmak isterken karşısındakinin anlayamayacağı bir işarette bulunmak veya bir söz söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark. obscure. unlit. clouded. darkling. dun. dusky. foggy. funny. funny peculiar. gloomy. murky. pitchy. shadowy. shady. somber. sombre. tenebrous. darkness. obscurity. dark. deep. deepness. gloom. gloominess. inkiness. murk. night. obscuration. sha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark. darkness. doubtful. equivocal. fishy. gloom. gloomy. murky. obscure. shade. shadow. shadowy. sombre. sullen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the dark. dark place. black. cloudy. darkness. gloom. murk. murky. night. obscure. obscurity. shade. sombre somber. sullen. a touch of the macabre. vague.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

darkroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dark room. camera obscura. dark-room. darkroom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca: Ouarantina). 1. Salgın hastalıklarda sirayetin önünü almak için şüpheli veya bulaşık yerlerden gelenlerin, başkalarıyla görüşmeleri yasaklanarak beklettirildikleri müddet. Eskiden 40 gündü: Karantina beklemek, karantinaya girmek. 2. Gelen gemilerin temiz veya bulaşık olduklarını muayene ve tetkikle, bulaşık olanlarını karantinada beklettiren daire: Karantinaya müracaat etmek. Karantina memuru, doktoru, gardiyanı. Karar.tina yeri = Karantina beklettirilen yer. (denizcilik) Karantina flaması = Henüz muayene edilmemiş geminin çektiği sarı flama ki, hariçle temas etmediğine işarettir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. isolation. absolute quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine. sanitary cordon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarantine period.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karantina idarehanesi, 2. Karantina yeri, Osm. tahaffuzhane.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Karanuluk. bk. Karanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Karışma işini yaptıran: Bu eşyayı, bu kitapları böyle karıştıran kimdir? 2. Fesat, ayrılık koyan: Araları iyi idi, şimdi elbette bir karıştıran vardır. 3. İki nehrin birleşip karıştıkları yer, kavşak. Fransızca: confluent.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Acizce: Fikri kaasırânemce (pek de doğru tâbir olmayıp kaasır daha doğrudur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catamaran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catamaran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çam ağacından veya maden kömüründen çıkarılan koyu, ağır kokulu ve bulaşıcı bir sıvı ki, sanayide ve tıpta kullanılır: Katran suyu = Katrandan tasfiye edilerek çıkarılan tıbbî sıvı. Katran hapı, katran ruhu denilen ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tar. bitumen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tar. pitch. bitumen. common black pitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(sedirağacı): Çamgiller familyasından; Lübnan dağlarında ve yurdumuzda Toros dağlarında yetişen 40 metre kadar boyu olan çok gösterişli ve heybetli bir ağaçtır. Dalları yataydır. Yaprakları iğne gibi olup, demet şeklindedir. Renkleri, genç yaşında koyu yeşildir. Zamanla açık mavi yeşile dönüşürler. Kozalağı, olgunken açık kestane renkli, uzunca, oval şeklinde ve 8-12 cm boyundadır. Tohumlarında reçine vardır. Odunu kokuludur. Gövde ve dallarının kapalı yerlerde yakılmasıyla sarıkatran elde edilir. Kullanıldığı yerler: Mikrop öldürücüdür. Cilt solunum yolları hastalıklarında kullanılır. İdrar söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çayır mantarlarından, şapkasının alt yüzü dilim dilim bir çeşit mantar (polyporus igniarius).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(agaric): Çayır mantarlarındandır. Şapkasının alt yüzü dilim dilimdir. Kullanıldığı yerler: Solunum yolları hastalıklarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürmek: Yere çakılacak kazıkları çürümemesi için katranîamalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tar. to cover with tar. to pitch. to caulk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be tarred. to be covered with tar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Katran sürdürmek: Arabayı katlanlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Katran sürülmüş veya karıştırılmış: Katranlı kazık, katranlı su.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tarry. tarred. bituminous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Bir çeşit yanardağ camı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kavranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be comprehended. to be grasped. to be clutched.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incomprehensible. inconceivable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kavramak işine konu olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(j. botanik). Baklagillerden, çiçekleri kırmızı bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(eşekotu): Baklagiller familyasından; boş arazilerde ve kurak yerlerde yetişen 30-60 cm yüksekliğinde çok yıllık dikenli bir bitkidir. Yaprakları kısa saplıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri küçüktür. Köklerinde tanen, sakkaroz, zamk, uçucu ve sabit yağ, spinosin ve ononin vardır. Kökleri kullanılır. Kullanıldığı yerler: Terletir ve idrar söktürür. Vücuda rahatlık verir. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardım eder. Böbrek ve mesane iltihaplarını giderir. Boğaz ağrılarını geçirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Orman içinde genişçe boş yer, büyük alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kebûter). Güvercinler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Hakirâne, Acizane (konuşan kendisi hakkında kullanırdı): Nâme-i kemterânem. 2. Hakirâne, Acizâne: Kemterâne takdimine cür’et kılındı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kenar, uc: Bİ-kerân = Uçsuz, kenarsız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کران] uç, kıyı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hal. F.). Cömertlik, lutuf ve keremle: Kerem-kârâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) . Zühre, Venüs yıldızının bir adı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسب] çalışarak kazanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çalışıp kazanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کسبی] çalışarak elde edilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars.). Büyük adamlara yakışır hâl ve surette, kibarca: Klbârâne yaşayış, söz; kibârâne kabûl ediş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («karn»dan masdar). 1. Yakınlık. 2. (astronomi) İki gezegenin, bilhassa Zühre (Satürn) ile Müşteri (Jüpiter) gibi eskiden uğurlu olduğu kabûl edilen iki gezegenin bir burçta birleşmesi. Sahib-kırSn = Böyle iki gezegenin bir burçta tesadüfü sırasında dünyaya gelmiş olan mes’ut ve bahtiyar insan. mec. Cihangir, çok kudretli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («kırmak» dan). Öldüren, ortadan kaldıran, yok eden, mahveden, Ar. mühlik, muhrib. Koyun-kıran = Koyunları öldüren salgın hastalık. Saçkıran = Saçı döken hastalık. 3. Kervan kıran: Venüs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breaking. destructive. epidemic. murrain ölet. afet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murrain. pestilence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قران] yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine yaklaşması.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kır, kır düşmüş; kırla karışık: Kıranta bıyık. 2. Bıyığı kır ve sakalsız: Kıranta bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grizzled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kazanma, kazanç, Ar. iktisâb, istifade: Hayli servet kesbetmiştl: Ayda birkaç bin lira kisbi vardır. 2. Edinme, Osm. hâsıl ve peydâ etme: Kisb-i malûmat etmek; yağmur altında av arkasından gezmekten hastalık kesbettim. 3. Geçimini sğalamak için çalışma ile buna Alet olan san’at ve meşguliyet: Kisb ü kâr sahibi, bk. Kesb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kişve-gir). Ülke tutanlar, hükümdarlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ülke tutarcasına, hükümdarca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make suffer greatly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writhing (in pain. moving about agitatedly. squirm. wriggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Zorlu bir acının tesiriyle olduğu yerde vücudunu büküp durmak: Zavallının sesi çıkmıyor, ama acıdan kıvranıp duruyor. 2. mec. Acı çekmek: Yoksulluk içinde kıvranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

writhe. wriggle. agonize. suffer. be pinched. be convulsed. squirm. thrash. thrash about. twist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squirm. writhe. to writhe. to squirm. to be badly in need of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to writhe (in pain. to move about agitatedly. to suffer greatly. to crave. to feel a burning desire for. contort. squirm. wriggle. writhe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. conttrance). 1. Bir mesele hakkında müzakerede bulunan, kararları tebliğ etmek üzere devletlerin murahhaslarından mürekkep meclis: Lahey konferansı, demiryolları konferansı. 2. Bir mevzû üzerinde bir hatibin yaptığı konulma. bk. Kongre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. conference. reading. thinkin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. reading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. international conference. address.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Konferans veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir projektör tarafından ekrana yansıtılan veya ekranda görünen en karanlık ve parlak nokta arasındaki fark.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Kur'an.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle bracket. square brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crankshaft. crank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diseased , ill , invalidly , sick , sickly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Kafatasının şevki tabiî ve kabiliyetlerle olan ilgisini inceleyen ilim kolu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Görülen iyiliği unutma, nankörlük. Küfrân-ı nimet = Velinimete karşı nankörlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyu al donunda (at).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tehlikeden uzaklaştıran, Osm. tahlîs eden. Cankurtaran = Denize düşüp boğulmak tehlikesinde bulunanları kurtaran veya bu işle resmen görevli adam. Cankurtaran demir = Tehlike hâlinde atılmak üzere gemide yedek bulunan ağır demir. Cankurtaran simidi = İcabında tutunup boğulmamak üzere gemilerde bulunan mantarlı halka. Cankurtaran sandalı, flikası = Gemilerde ve tahlisiye idarelerinde yanları mantarlı olarak batmaz bir surette yapılmış sandal. Cankurtaran otomobili = ilk yardıma muhtaç hastaları taşıyan otomobil, ambülans.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kurtulmasını sağlayan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kutru, çapı bakımından: Aldığınız fidanlar kutran ikişer santimetredir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Laboratuvar işlerinde çalışan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laboratory assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A chemist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laboratory assistant. laboratory worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lab assistant , laboratory assistant , operator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) Roma'da Lateran katedrali; bu katedrale bitişik ve içinde eski eserler müzesi bulunan saray; (s.) bu semte ait veya bağlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Ekstra büyük, geniş LCD dokunmatik ekran güneşli açık mekanlarda bile mükemmel renk, kontrast ve ayrıntılara sahip net görüntüler sağlar. Fotoğraf makinesi ayarları doğrudan dokunmatik ekran üzerinden yapılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Sayaç, tarih ve saat, pilin şarj durumu gibi bilgileri gösteren bir bilgi paneli.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

LCD (Sıvı Kristal Ekran) ekran, fotoğraflarınızın çerçevesini oluşturmak ve resimleri göstermek için net bir görünüm sağlar. Fotoğraf makinesi işlevleri ve ayarları da LCD ekranda gösterilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, Lesbian i., s. homoseksüel kadın, sevici; s. sevicilige ait. lesbian love, lesbianism i. sevicilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Midilli'nin eski ismi. Lesbian s. Midilli'ye ait; Midillili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan İtalyanca'dan bozma dil; milletlerarası ticari dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uzun menzilli (top). long-range plans uzun vadeli planlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. radyo sinyalleri ile gemi veya uçağın yerini tespit eden bir sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Anaya yakışır, anaya ait ve lâyık olan: Şefkat-i mâderâne. Anaya yakışır ve anaya mahsus bir tarz ve surette: Kendisini mâderâne kucakladı.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

DVD oynatıcının, ekranda gösterimli menülerle uzaktan kumanda aracılığıyla yönetilmesini sağlayan bir grafik kullanıcı arayüzü (GUI).

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Aldanıp güvenilmeyecek bir şeye güvenerek boş bir şeye dayanarak. 2. Gurur, kibir ve azametle: Mağrûrâne hareket, mağrûrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مغرورانه] gururlanarak, kendini beğenerek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mihracenin karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Maharetle, ustalıkla: Mâhlrâne bir şekilde konuştu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sığır vebası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İ marangone). Dolap, masa ve yazıhane gibi ince tehta işleri yapan san’atkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. joiner. cabinet maker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carpenter. cabinetmaker. joiner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Marangoz san’atı: Marangozluk ince bir san’attır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Amerika’da yetişen bir kamış çeşidi, ararot kamışı (maranta arundinacea).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapçaiaşmış bir kelimedir). Piskopos, despot.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Kafa Birimleri, bazı araba gösterge panellerinde bulunan mavi aydınlatma ile uyumlu renklerde sağlanabilmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. etrafı kara ile çevrilmiş, kapalı (deniz); i., b.h. Akdeniz Mediterranean scad karagöz istavrit balığı, zool. Trachurus mediterraneus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lânetlemeye müstahak olacak surette.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zar, gışa; parşömen parçası. membrana'ceous, membranous s. zarımsı, zardan ibaret; tıb. zar hâsıl eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. L.). Muhtıra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A record of something which it is desired to remember; a note to help the memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A brief or informal note in writing of some transaction, or an outline of an intended instrument; an instrument drawn up in a brief and compendious form.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a written proposal or reminder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes also referred to as a 'Bidder Acknowledgment,' or 'Broker Acknowledgment,' the memorandum is signed by those parties either on the auction floor or in the contract room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Memorandum title is a nonnegotiable title issued when you bring a vehicle from out-of-state, have a lien on the vehicle and your lienholder has possession of your out-of-state title A Memorandum title is not valid unless accompanied by the previous out-

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A written communication much like a letter but having no salutation or complimentary ending Usually used within or between offices of the same organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sometimes also referred to as a 'Bidder Acknowledgment' or 'Broker Acknowledgment', the memorandum is signed by those parties either on the auction floor or in the contract room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An informal note or instrument embodying something the parties desire to have in written evidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Memorandum of Association of an IBC, equivalent to articles of incorporation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

OF TRUST A document, usually recorded, which shows that a trust has been created, names the TRUSTEES and successor trustees, and states their powers, and lists the property subject to the trust It is sometimes called a Certificate of Trust. 1 An informal

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Document setting out main objects of the company and its powers to act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum , minute , note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -da, -dums) ileride hatırlanması için yazılan kısa not; muhtıra; not.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Bir maden vesairenin çekiçle dövülünce yayılmak hassası: Altının, bakırın merânet derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. meşbûa). Doymuş, tok.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مشبوع] dolu. 2.tok, doygun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ke ile) (i. A. «sebk» den imef.) (mü. mesbûke). Kalıba dökülmüş: Mesbûk madenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «sabak»dan imef.) (mü. mesbûka). 1. Geçilmiş, başkaları ilerleyip geçtiğinden, geride kalmış, arkada bırakılmış. 2. Önünde bulunan, ondan evvel geçmiş. Mesbûku’l-emsâl = Misilleri geçmiş. Zıddı: Gayr-ı mesbOk — Misli geçmemiş, görülmemiş, yeni ortaya çıkmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مسرورانه] sevinçle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki), kadın seslerinden orta kalınlıkta olanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. hâl. F ). Misafirleri kabûl edip kendilerine ikram ederek veya böyle yapan adama lâyık surette: Bizi mihmân-perverâne kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Nehir. Pakistan’dan geçen İndus nehrine İslam müellifleri tarafından verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Beyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) («beylerbeyi» demektir). 1. Tanzimat’tan sonra mülkî rütbelerden paşa unvanını taşıyan rütbelerin ikincisini hâiz olan ki, emîrü’l-ümerâ ile Rumeli Beylerbeyi arasında idi. 2. Tanzimat’ tan önce: Beylerbeyi. Orgeneral rütbesi ve askerî-mülkî eyalet valisi, umumî vali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mîrmîrân rütbesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış tercüme etmek. mistranslation i. yanlış çeviri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Motionflow Karanlık Kare Ekleme özelliği 50Hz’den 100Hz’e kadar BRAVIA projektörlerinin kare hızını iki kat arttıran, Sony’e özel bir teknolojidir. Hızlı hareket eden görüntüler için daha fazla pürüzsüzlük sağlar, sıra dışı bir kontrast oranı sunar ve kamera sarsıntısını ortadan kaldırır. Gördüğünüz şey ise akıcı ve doğal hareketlerle gerçeğe dönüştürülen yüksek hızlı aksiyondur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tedbirli şekilde: Müdebbirine harekette bulundu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kısa olarak, tafsilâtsız: Muhtasaran konuştu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مختصرا] kısaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Münhasıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Belirli olarak, mahsus olarak, sadece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exclusively. solely. only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekleyerek, gözeterek, bekler olduğu halde: Yazdığı kâğıdın kurumasına muntazıran bir sigara yaktı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. zooloji). Yılan balığına benzer çok yırtıcı bir deniz balığı (Lat. muraena).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karınca gibi, karıncaya yakışır surette, mec. Acizâne, naçizane: MÜrâne bir hizmette bulunmak üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصرانه] ısrarla, ısrar ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dikkatle bakarak, düşünerek: Mutabassırâne davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Ceberûtla, zorla: Mütecebbirâne hareket ederdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hiddete kapılıp neticesini düşünmeksizin saldırarak, coşkunlukla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Kibir ve azametle: Mütekebbirâne cevap verdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalancılıkla, dolandırıcılıkla, tezviratla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منحصرا] sırf, sadece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متبحرانه] derinlemesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [متفکرانه] düşünceli düşünceli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Lâyık olmayan, yakışıksız.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [نامسبوق] olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslulukla, namusa uyarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Namuslu bir şekilde: Nâmuskârane hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ناموسکارانه] namusluca, namuslulara yakışır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. (mü. Nasrâniyye) (c. Nasarâ) (Hazret-i Isâ’nın doğduğu NAsıra şehrinden). Hıristiyan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نصرانی] Hıristiyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hıristiyanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nazlanarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Göre, bakılırsa: Dediğine nazaran. 2. Nisbeten, nisbetle, kıyasen: Yaşına nazaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to. in comparison to. according to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to. in comparison to. according to. in sb's opinion. as per. considering. in consideration. with regard to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظرا] göre, nispetle, bakılırsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Okşayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nân) (Türkçe’de nûr’un cem’i olarak «nûrlar» mânâsiyle kullanılmıştır), (bk.) NAr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). T. Niyâz ederek, yalvararak. 2. ihtiyaçla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sert tavırlı ve inatçı, nazik olmayan: Pek nobran adamdır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) hazır bulunmama, gıyap, yokluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Gösterişle veya gösteriş için yapılan, gösterişli, gösterişle: Nümayişkârâne bir hareket.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Işıklı. Nurlu, nura ait.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nûrâniyye). 1. Nûrlu. 2. Manzarası saygı veren ve şanlı; mübarek görünüşlü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نورانی] nurlu, ışıklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Işıklı, ışık saçan. Saygı uyandıran, nurlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Nûrlu ve saygıya değer adamın hâli: Yüzünde bir nûrâniyyet var.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ilerlemeye veya ilme karşı olan, bilgisizlik taraftarı, gerici (kimse). obscurantism (i.) bilgisizlik taraftarlığı. obscurantist (i.) bilgisizlik taraftarı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. dirsek çıkıntısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death rate. fatality rate. mortality. mortality rate. rate of mortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir uçağın bulunduğu yeri öğrenmeye yarayan iletici radyo şebekesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. 2.Başaran, bitiren.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kompütörde kullanılan bilgi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biçme, biçim. 2. Ölçü, mikyas, nisbet. 3. Biçim, endam, tenasüb, yakışıklılık. 4. Tahmin, keşif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ratio. proportion. rate. relation. measure. percentage. incidence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidence. measure. proportion. rate. ratio. estimate. symmtry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port city in northwestern Algeria and the country's 2nd largest city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rate. proportion. ratio. estimate. percentage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a port city in northwestern Algeria and the country's 2nd largest city.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. 2.Tahmin. 3.Anlayışlı. 4.Abartma, abartı. 5.Özel işaret, nişan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

Resimde oranlar ile çok farklı yanılsamalar sağlanabilir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. orongoutang.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. portakal, bot. Citrus sinensis; portakal rengi; portakal cinsinden meyva; s. portakala ait; portakal rengindeki. orange blossom portakal çiçeği. bitter orange, Seville orange turunç, bot. Citrus aurantium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. portakal şurubu. orange pekoe ince toz halinde Seylan çayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. soğuk iklimi olan yerlerde portakal yetistirmeye mahsus kapalı yer, limonluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, orangutan i. orangutan, zool. Simia atyrus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (orang-outang Malayca «yaban adamı» demektir). İndonezya’da yaşayan büyük bir maymun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orangutang. orangutan. orangoutang. orangoutan. orang-utan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orangutang. orangutan. orangoutang. orangoutan. orang-utan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large long-armed ape of Borneo and Sumatra having arboreal habits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relatively. beside. in proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in comparison with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relatively. beside. in proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in comparison with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ölçmek. 2. Keşif ve tahmin etmek, paha biçmek, takdir etmek. 3. Tasavvur etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. estimate. to estimate. to compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. to estimate. to compare one thing with another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. estimate. to estimate. to compare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to calculate. to estimate. to compare one thing with another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçimli, mütenasip, endamlı, yakışıklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commensurate with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. sth whose proportions are pleasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commensurate with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. sth whose proportions are pleasing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Proportional Collateral)

Üçer aylık dönemlerde hesaplanan ve Borsa üyelerinin Hisse Senetleri Piyasası’nda gerçekleştirdikleri işlemlerin günlük ortalama tutarının % 4’üdür.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Biçimsiz, tenasüpsüz, yakışıksız, hantal, nisbetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disproportional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportionless. badly proportioned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disproportion. lack of proportion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (i.). 1. Bir şey meydana getiren parçaların kendi aralarında ve parçalarla bütün arasında bulunan nisbet, tenasüp. 2. (matematik) iki oranın birbirine eşit olması, tenasüp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportion. ratio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportion. ratio. proportion oran. tenasüp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportion. balance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. commensurate. comparative. mean.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proportional. proportionate. commensurate. commensurate with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pro rata. proportional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsided.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsidedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lopsidedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hayvanları otlatan çoban.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhabitant. sitting. snug-fitting. inhabitant sakin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resident. residentiary. residing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz duran.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i.Turancılık. PanTuranian s. Turancılıkla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. pantouranisme

Turancılık

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ortaya çıkmış olan, Osmanlılık ve İslamcılık akımları karşısında bütün Türklerin tek vatanda ve tek bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir organın asıl görevini sağlayan temel doku.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parenchyme

anat. özek doku

Selüloz çeperleri kalınlaşmış, odunlaşmamış olan, değişik görevler yapan hücrelerin oluşturduğu doku.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenchyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenchyma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. paranoya, delilik. paranoiac s., i., tıb. paranoya ile ilgili; i. paranoik hasta; evhamlı deli. par'anoid s. paranoya ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. tıp). Olmayacak şeylerden mânâ çıkarmak, yersiz korkulara kapılmak şeklinde kendini gösteren ruh hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoiac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoiac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paranoiac. paranoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Cümle içinde geçen bir sözü metin dışı tutmak için o sözün başına ve sonuna getirilen eğri işaret. Köşeli parantez = Köşeleri kırık düz parantez. Parantez açmak = Söz veya yazı içine asıl konu ile ilgisi az olan bir kısım sıkıştırmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenthesis. parentheses. brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. bracket ayraç. paranthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. round brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sağdıç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Babaya yakışır, babaya lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پدرانه] babaca.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Perestiş edercesine.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پرستشکارانه] taparcasına.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kafatasının dış zarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uçucu, Ar. tâlr.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Uçan, uçucu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sebat, azim, taannüt; ısrar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Saçma, saçmasapan, uydurma, üstünkörü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aldığı ışına göre elektrik akımı ileten transistor.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İhtiyarlara yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piraya, zool. Pygocen trus pırava.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nar, bot. Punica granatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.,i. Prusya eyaletlerinden Pomeranya'ya ait; i. Pomeranya halkından biri; Pomeranya kopeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yemek sonrası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. at gibi zıplayarak oynamak; zıplayarak oynayan ata binmek; caka satmak, gösterişli şekilde yürümek; atı zıplatıp oynatmak; i. zıplayıp oynama; caka satma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. I.). Eskiden ağır cezalı mahkûmların ayaklarına takılan kalın zincir. Prangaya vurmak = Ayağına pranga bağlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ankle bracelet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fetter. irons. shackle. fetters. shackles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a heavy iron chain shackled to a prisoner's ankle with a ring and tied to h. bonds. shackles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dangerous criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Prangaya vurulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Prangası olan, prangaya vurulmuş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kaba şaka; oyun; f. oyun oynamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çok süslemek, donatmak; gösteriş yapmak, caka satmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düzenlemek, tertip etmek. prearrangement i. önceden alınan tertibat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. yaşlılık sonucu olarak yakını görme özelli- ğinin zayıflaması, presbitlik. presbyopic s. presbit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilise ileri gelenlerinden biri; papaz; Presbiteryen kiliselerinde yönetim kurulu üyesi. presbyterial s. yönetim kuruluna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. ihtiyarlar meclisince yönetilen kilise sis- temine ait; i., b.h. bu sistemle yönetilen kilisenin üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilisede yalnız papazların girebildiği perdeli veya kapalı kısım; Presbiteryen kiliselerinde yö- netim kurulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tedarik, elde etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şiş, tümsek, dışarı fırlamış, yumru gibi, çıkık. protuberance, -cy i. tümsek, şiş, yumru, çıkıntı. protuberantly z. tümsek şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. dörtgen; avlu. quadrang'ular s. dört kenarlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. çeyrek daire; yükseklik ölçme aleti. quadran'tal s. çeyrek daireye ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. karantina; f. karantinaya koymak, ayırmak. quarantine flag karantina bayrağı, bulaşıcı hastalık işareti olan sarı bayrak. quarantine period karantina müddeti. quarantine regulations karantina nizamları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat., bak. Q.E.D.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. Ne hak ile? Hangi yetkiyle? q.v. kıs. quod vide müracaat, buna bakınız, b., bk. rabbin'ical s hahamlara veya öğrettikleri şeylere ait

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «rânden» fiilinden imas.) (birleşik sıfat teşkiline girer). 1. Süren, sürücü, sevkeden, yürüten, oynayan. Esbrân = At süren. Hime-rân = Kalem oynatan. 2. icra ve infâz eden, yerine getiren, süren. Hüküm-rân = Hüküm süren, hükmeden, mec. hükümdar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) run.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar..’dan). 1. Güzel, lâtif, parlak, seçkin: Dilber-i rânâ. Rânâ = Yarı kırmızı, yarı sarı gül ki, eski şairlerce pek makbûldü. 2. Pek iyi, pekâlâ: Rânâ bilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2.Arapça’da “er’an” kelimesinin mücnnesi olup “ahmak, sünepe kadın” demektir. Erkek adı olarak da kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) büyük çiftlik, hayvan çiftliği; büyük çiftliğin binaları; (f.) çiftlikte yaşamak; çiftlik işletmek. ranch house çiftlik evi; çatı kenarı çıkıntılı tek katlı ev. ranchman, rancher (i.) kovboy; çiftlik sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Güneybatı ABD kovboy, sığır çobanı; rençper; çiftlik sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), Güneybatı ABD çoban kulübesi, kulübe; büyük çiftlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ekşimiş, kokmuş, küflü (yağ). rancid'ity, rancidness (i.) ekşilik, küflülük. rancidly (z.) ekşice.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) cour (i.) şiddetli kin, hınç. rancorous (s.) kinci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gemilerin mizana direğinin gerisindeki yan yelkeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spanker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spanker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. rendez-vous). Belli bir yerde, belli saatte buluşma, sözleşme. Randevu evi = Gizil fuhuş yapılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. date. rendezvous. assignation. engagement. tryst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appointment. date. engagement. rendezvous. venue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

engagement. appointment. date rendezvous. date. date of appointment. tryst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Randevu evi işleten kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Randevu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicensed brothel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fix an appointment with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr ). Verim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rendement

verim

Çalıştırılan, işletilen, bakılan bir şeyin verdiği sonuç veya bu sonucun niceliği.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

output. yield. production. profit. efficiency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

efficiency. output. yield. production. capacity. annual output. commercial efficiency. labo u r performance. make. spoils. useful work.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nonefficient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.) rasgele oluş: (s.) tesadüfi, rasgele. at random rasgele, tesadüfen. random sample istatistik bir bütünü temsil edecek şekilde seçilmiş örnek grup. random shot rasgele ateş. randomize (f.), istatistik rasgele dağıtmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) dizmek, sıralamak; sınıflandırmak; tanzim etmek, tertip etmek, düzeltmek; dolaşmak, gezinmek; otlatmak, meraya salmak; menzilini bulmak (top); ayarlamak, kurmak (teleskop); uzanmak, yayılmak; dağılmak; (bir yerde) yetişmek, olmak, bulunmak. range fa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) alan, saha; ABD mera, otlak; (biyol.) direy veya bitey alanı; yayılma alanı; (müz.) genişlik; sıra, dizi, silsile; uçak menzili; menzil, erim; uzaklık; poligon, atış yeri; fırınlı ocak; istatistik dağılım. range finder telemetre. range lights (de

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Rangun, Burma'nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) racanın karısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) uzun veya sık büyümü, (s.) (bitki); ağır kokulu, keskin; (fena anlamda) daniska, tam; bitek; (huk.) haksız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sıra, dizi, saf; asker safı; (çoğ.) ordu, neferler, erler; rütbe, derece, sınıf, paye, mertebe, aşama; yüksek rütbe; dama haneleri sırası. pull rank ABD, argo mevkiini istismar etmek. take rankwith aynı seviyede olmak. rank and file fertler; herhan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sıraya dizmek, tertip etmek, tasnif etmek; daha yüksek rütbede olmak; rütbesi olmak, rütbeye göre gelmek; tasnif olunmak; dahil olmak, sayılmak. rank above daha yüksek rütbede olmak. rank next to rütbe veya mevkice ikinci gelmek. rank'ing (s.) k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) dert olmak, acısı unutulmamak; cerahat toplamak, iltihaplanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) iyice araştırmak, yoklamak; yağma etmek, soymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) fidye, fidye ile serbest bırakılma; (f.) fidye ile kurtarmak; fidye alarak serbest bırakmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rente

ekon. getirim

Bir mal veya paranın, belirli bir süre içinde emek verilmeksizin sağladığı gelir.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To rave in violent, high-sounding, or extravagant language, without dignity of thought; to be noisy, boisterous, and bombastic in talk or declamation; as, a ranting preacher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High-sounding language, without importance or dignity of thought; boisterous, empty declamation; bombast; as, the rant of fanatics. talk in a noisy, excited, or declamatory manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rent. unearned income. annuity. annuity cost. government annuities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a loud bombastic declamation expressed with strong emotion. pompous or pretentious talk or writing. talk in a noisy, excited, or declamatory manner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) ağız kalabalığı etmek, yüksekten atmak, büyük söz söylemek, atıp tutmak; (i.) ağız kalabalığı, abartmalı söz. rant and rave atıp tutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rentabilité

ekon. verimlilik

Yatırılmış sermayenin, bir kuruluşun veya bir yatırımın gelir sağlayabilme olanağı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profitability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rentability. profitability. profit-earning capacity. remunerativeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. rentier

getirimci

1. Getirim sağlayan şey. 2. Bankada bulunan paranın faiziyle veya sahibi bulunduğu hisse senedi vb. değerli evrakın geliriyle yaşayan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğünçiçeği, turnaayağı, (bot.) Ranunculus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gemilerde, kışlalarda, okullarda yer darlığı sebebiyle birbiri üzerine yapılan yataklıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berth. bunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunk. berth. bunk bed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bunk bed. berth (for sleeping on a ship / train. berth. bunk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [راست پرورانه] doğruluktan yana.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) yeniden düzenlemek, yeniden tanzim etmek. rearrangement (i.) yeni düzen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir sigorta şirketinin, olabilecek zarara karşı, başka bir ortaklığa yeniden sigorta ettirmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réassurance

ikili sigorta

Bir sigorta ortaklığının sigorta ettiği paranın bir bölümünü, olabilecek zarara karşı, başka bir ortaklığa yeniden sigorta ettirmesi işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reinsurance. counter assurance. counterinsurance. reassurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) girintili (açı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Mühim meseleler hakkında yurttaşların doğrudan doğruya oy vermeleri.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. référendum

huk. halk oylaması

Halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunlar karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referendum. plebiscite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referendum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

referendum. ballot vote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. L. Fr.). 1. Bir kimse hakkında tavsiye mahiyetindeki bilgiler. 2. Bir eserde, bir kaynağa, bir metne bakılması hususundaki işaret, atıf.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. référence

1. tavsiye mektubu, 2. kaynak, 3. tavsiye

1. Birinin işe uygun olduğunu, işe alınmasını bildirmek amacıyla yazılmış mektup. 2. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge. 3. Bir şeyin, bir kimsenin iyi, işe yarar olduğunu ilgili kişiye söyleme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. reference. letter of recommendation. letter of introduction. credentials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. credentials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reference. trade card.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Reference Price)

Bir hisse senedinin işlem görebileceği en üst ve en alt fiyat limitlerinin belirlenmesinde esas teşkil etmeyen, fiyat tescili yapılıncaya kadar üyelerce referans değer olarak kullanılması amaçlanan fiyattır. Sadece Rüchan Hakkı Kupon Pazarı’nda işlem görmeye başlayacakyeni pay alma kuponları için hesaplanır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kırılabilir. refrangibil'ity, refrangibleness (i.) kırılma kabiliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) serinlik verici, soğutkan (ilaç veya içki); soğutucu veya dondurucu (kimyasal madde).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sitem, serzeniş, paylama, protesto.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. sitemli, protesto eden; i. şikâyet eden kimse, protesto eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. lokanta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. Fr.). Lokanta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restaurant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Selâm veya teşekkür maksadıyla öne doğru bel kırarak eğilme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bob. bow. reverence. courtesy. curtesy. curtsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bow. curtsy. curtsey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hürmet ve itibarla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ریاکارانه] ikiyüzlüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i, tıb. kuvvetlendirici; i. kuvvet ilâcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Pit Sinyal İşleme (Pit Signal Processing – PSP) teknolojisiyle, Super Audio CD’nin sinyal yüzüne belirsiz bir görüntü ya da filigran basılabilir. Bu teknoloji sanatçıları ve tüketicileri yasa dışı kopyalamaya karşı korumaktadır.

Teknolojik Terim by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde tinea tonsurans denilen saçkıran, bir çeşit mantarın neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hiç vakit kaybetmeden tedavi etmek gerekir. Saçkıranlı hastanın tarağını kullanmak veya şapkasını giymekle bulaşır. Tedaviye, hastalıklı yerdeki saçları kesmek veya traş etmekle başlanır. Saçlar, haftada iki kere yıkanır. Aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : Saçkıranlı yer, ustura ile hafifçe çizilir. Sonra ortasından kesilmiş bir diş sarımsak sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صدر اسبق] eski sadrazam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yiğitçe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Baharat olarak kullanılan bir bitki. (bk.) Zafran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saffron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saffron. crocus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(zaferan): Süsengiller familyasından; yurdumuzda da yetiştirilen, 10-15 cm boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Etli, yuvarlak, kaidesi yassı, 4 cm kadar çapında, üstü esmer renkli ve zarımsı pullarla kaplı, alt tarafında da kök parçaları bulunan bir soğanı vardır. Yaprakları uzun ve koyu yeşildir. Çiçekleri mor renklidir. Sonbahar mevsiminde yapraklardan önce açar. Meyvesi kapsül şeklindedir ve sonbahar aylarında meydana gelir. İçeriğinde; şekerler, organik asitler, krosin ve uçucu yağ vardır. Tepeciklerinden elde edilen toz; renk, tat ve koku verici olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Sinirleri uyarır. Aybaşı gecikmelerinde faydalıdır. Rahim hareketlerini arttırır. İştah açar. Sinir zayıflığını giderir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır. Fazla miktarda kullanılmamalıdır. Hamilelerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). 1. Cihangir hükümdar. 2. Bir çeşit lâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاحب قران] muzaffer hükümdar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.a.i.) (Erkek İsmi) 1.Her zaman basan, üstünlük kazanan hükümdar. 2.Ünlü bir çeşit lale.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Büyülercesine, büyüler gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شاعران] şairler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şairce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شاعرانه] romantik, şairce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gür ve uzun saçlı kimse. İslam tarihinde bu isimde birçok meşhur vardır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik) (Macarca’ dan). 1. Palanga ve kale varoşunun kazık ağaç kakılarak yapılan kısmı. 2. Kara yollarınnı kenarındaki alçak kısım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve galatı ŞATRANÇ (i. A. Fars. «sadranc»dan). 1. Dama tahtası gibi altmış dört bölümlü tahtada hususî taşlarla oynanan oyon. 2. Satranç tahtası gibi hanelere bölünmüş şekil. Bu şekilde olan: Satranç basma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk halk şiir ve musikisinde bir form.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شطرنج] satranç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess-board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chess piece.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chessman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İngilizce adı ‘backgammon’ olan, bizde ise İtalyanca ‘tavola’dan geçmiş ismi ile ‘tavla’ olarak bilinen oyun, şans ve kabiliyetin çok güzel dengelendiği, kazanmak için ikisinin de gerekli olduğu, toplumun her seviyesinde ve her yerde oynanabilen bir oyundur.

Tavla o kadar bilinen bir oyundur ki, burada kurallarından bahsetmek bile ayıp olabilir. Tavlanın bilinen en eski oyunlardan biri olduğu, 5 bin yıl evvel Mısırlılar tarafından oynanmaya başlandığı, Yunanlılar ve daha sonra da Romalılar tarafından oynanıp Avrupa’ya yayıldığı biliniyor. Bu günkü oynanış kuralları 17. yüzyılda İngiltere’de tekrar düzenlenmiş, 20. yüzyılın başlarında, 1920’lerde ise çift zarla oynanmaya başlanmıştır.

Tavla, kırda, kahvede oynanabilmesi bakımından basit bir halk oyunu olarak bilinmesine rağmen satranç gibi stratejik bir savaş oyunu olup en az onun kadar, hatta araya şans faktörünün de girmesi ile ondan daha zor bir oyundur.

Sonraki hamleleri düşünmeyi zorlaştıracak şans faktörü oyuna eğlenceli bir yan katar. Oyunu kazandığınızda bunu kabiliyetinize yorarken, kaybettiğinizde de kötü şansınızı suçlayabilirsiniz. Ancak tavla şampiyonları şansın yanında oyunda, ihtimaller hesabını, tahayyül ve sezgi yeteneklerini hatta psikolojik faktörleri bile kullanırlar.

Günümüzde bilgisayarda, internet aracılığıyla dünyanın öbür ucundaki kişilerle tavla oynanabiliyor. Bilgisayarla karşılıklı tavla oynayabileceğiniz çok güzel programlar var. Ne var ki bu programlar amatör bir seviyeden öteye geçemiyorlar. Satrançta olduğu gibi dünya şampiyonlarını bile yenebilecek programlar üretilemiyor.

Bir bilgisayarın herhangi bir oyunu bir insan kadar veya daha iyi oynayabilmesi için ya insandan daha akıllı olması yahut da belirli bir sürede insandan daha çok iş yapabilmesi gerekir. Oyun programlarında genel strateji akıl üzerine kurulamaz. Program bir insanın yapamayacağı kadar kısa bir sürede, ilerde yapılabilecek hamleleri ve karşı oyunları hesaplayabilecek şekilde hazırlanır.

Satranç oyununda her bir oyuncunun bir hamlede yapabileceği 20-30 değişik hareket vardır. Tavlada ise her iki zarı attığınızda, zaten 21 tane değişik pozisyon gelme olasılığı vardır. Bu her bir pozisyon da en az 4-6 değişik şekilde oynanabileceği, bir de çift atıldığında 4 kere oynanabileceği faktörlerini de hesaba katarsak, sadece bir kerede tavlada kaç değişik oyun oynama olasılığı olduğu ortaya çıkar.

İşte bu durum tavla oyununun herhangi bir anında çok ileriye bakmayı, sonraki hamleleri görebilmeyi ve tedbir almayı zorlaştırır. En basit bir hesapta bile görülebilir ki tavlada 3 kere zarları atışta oynanabilecek pozisyon sayısı 250 milyona ulaşır. Bunun analizini yapabilmek bilgisayar için bile zordur.

Satranç gibi oyunlarda, bir kerede yapılabilecek hamleler hesaplanırken en mantıksız ve yapılmaması gereken hamleler çıkarıldığında geriye oynanması mümkün 5 bilemediniz 10 hareket kalır. Halbuki tavlada her seferinde atılan zara bağlı olarak 21 değişik seçenek vardır. İşte bu nedenle programlamada arka arkaya olabilecekler için bir fonksiyon türetip, yazılım yapabilmek içinden çıkılmaz bir hale gelir.

Tavlada bir başka faktör de zamandır. Oyunun herhangi bir kademesindeki durumu kavramada geçen zaman açısından insan, bilgisayardan hala üstündür. Tabii bu arada pulları kırma, kritik yerlerde kapı alarak rakibin zarı ne gelirse gelsin onu oynatmama, gele atma gibi durumlar da göz önüne alınırsa, bilgisayarın tavla oyununda niçin çok başarılı olamadığı ortaya çıkar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A., F. «sedrenç» den veya Hindçe «set-renk» den galatı: santraç). Dama gibi hânelere bölünmüş bir tahtanın üzerinde pullarla oynanılan oyun: Şatranç oynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Satranç şeklinde renkleri olan: Satrançlı basma.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Satranç oyununda İah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

İaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi. ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan asıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüîlüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. İah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Satranç oyununda Şah koruma altındadır. O sanki bir köşede korkudan sinmiş bir şekilde olanlara bakan, titrek adımlarla birer birer ilerleyen, arada sırada ‘hadi ne zaman rok yapacaksanız, yapın’ diye inleyen bir insan görünüşü verir. Halbuki vezir, satranç tahtasını oradan oraya dolaşarak, atlayarak, zıplayarak, rakibi yıpratarak, son derecede etkin bir şekilde hareket etmektedir.

Bu taşın bizdeki adı vezir (bakan gibi bir şey) olduğu için bu hareketlilik normal görülebilir ama Batı ülkelerinin bu taşa kraliçe anlamında ‘queen’ adını verdiklerini düşünürseniz ortaya tuhaf bir durum çıkar. Hele satrancın tarihinin 7. yüzyıldan öncesine gittiği göz önüne alınırsa, o zamanlar daima ordularının başında savaşa giden krallara, şahlara satrançta niçin böyle pasif bir rol verilmiştir, anlaşılmaz.

Satrancın ilk olarak 6. yüzyıl içinde Hindular tarafından oynanmaya başlanıldığı, daha doğrusu Hinduların ‘chaturunga’ (şaturanga) isimli oyunundan geliştiği ileri sürülüyor. ‘Chaturunga’ sözcüğü Sanskritce’de ‘dört kol’, ‘dört kollu ordu’ veya ‘dört silah’ anlamına gelmektedir.

O zamanki Hint ordusu dört bölümden oluşuyordu. Filler, savaş arabaları, süvariler ve piyade. Bugün bu dört kola, fil, kale, at ve piyon diyoruz. Avrupa savaşlarında fil kullanılmadığı için bu taşa piskopos (bishop) adı verilmiştir. Bizdeki at Arapçada süvari, Avrupa’da ise şövalye olarak adlandırılmıştır. Yani medeniyetler satranç terimlerinde kendilerine göre bazı değişiklikler yapmışlardır.

Şaturanga Hindistan’dan önce İran’a geçti ve geçerken ismi ‘şatrang’ oldu. Arap orduları onu 1000 yıl kadar önce, fethettikleri İspanya üzerinden Avrupa’ya getirdiler. Araplar oyuna ‘şatranj’ veya ‘al-şah-mat’ (şah ölü) ismini verdiler. Ancak şah oyunda hiçbir zaman ölmez, diğer taşlar gibi oyun tahtasının dışına çıkartılamaz. Vatanı olan karelerde kımıldayamaz hale gelince esir düşer. Satranç ismi Türkçeye Arapçadan girmiştir.

İlk oynanış şeklinde bugünkü hareket kabiliyetindeki bir vezir veya kraliçe yoktu. Gerçi şahın yanında Araplar tarafından akıllı adam diye isimlendirilen bir taş vardı ama hareket imkanı çok kısıtlıydı. Sadece bir kere o da çapraz olmak koşuluyla ilerleyebiliyordu.

Asırdan aşıra, ülkeden ülkeye satranç oyunu gittikçe gelişti ve bazı değişikliklere uğradı. Avrupa’ya ulaştığında vezirin ismi kraliçe oldu ama hareket imkanı hala kısıtlıydı. Bununla belki o yıllarda Avrupa’da yaşayan güçlü kraliçelerin, krallarının daima yanında olup onları kollamaları şeklinde sosyal bir bağlantı kurulabilir.

Bu şekli ile satranç oyunu çok yavaş oynanabildiğinden oyunu süratlendirmek için kraliçe (vezir) ve filin güçleri, yani hareket imkanları arttırıldı, etkinlik sahaları genişletildi. Bir başka kural değişikliği ile satranç tahtasının karşı kenarına varabilen bir piyonun kraliçe (vezir) olabilmesi imkanı tanındı.

Bu, çok çağdaş ve demokratik bir değişimdi. Taşların en güçsüzü ve alçak gönüllüsü piyade, işlerinde sebat eder ve başarı ile ilerlerse en güçlü taş olabiliyor, hatta karşı tarafın şahını mat ederek en son sözü söyleyebiliyordu. Avrupa’da gün geçtikçe gelişen demokrasi, yıkılan krallıklar satranca da yansıyordu. Şah artık örneği çok az kalmış, güçsüz monarşik hükümdarlar gibi köşesinden pek çıkamıyordu.

Gerçeği oyunda iken ikinci bir kraliçenin ortaya çıkması ise başlangıçta oyuncuların kafasını karıştırdı ama hangi şah bir yerine iki kraliçesinin olmasını istemez ki!


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (eski) ince, zayIlf; ahenksiz, cızırtılı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hükümdara yakışacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Geceleri uyanık duran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı ağır, sersem, mahmur, sarhoş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سروران] önderler, liderler, başlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) [شش بش] altı ve beş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ayırma, ayrılma, alakayı kesme. severance pay işten ayrılma tazminatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. «seyr.den). 1. Gezme, dolaşma. 2. Bakıp seyretme: Seyrân etmek, seyrâna gitmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سيران] gezinme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Gezme, bakıp seyretme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Seyir ve temâşâ yeri, mesire.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سيرانگاه] gezinti yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Şeytanlıkla, hileyle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uçak ve gemilerde kullanılan bir nevi radar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). shrink.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kaleler, hisarlar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arslana lâyık, arslanca, Fars. dilîr-Ane: şîrâne mukavemet etti.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., dilb. selenli ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sopranodan daha tiz sesli alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.) (musiki). İnce kadın sesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soprano. treble. soprano. treble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The treble; the highest vocal register; the highest kind of female or boy's voice; the upper part in harmony for mixed voices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A singer, commonly a woman, with a treble voice. the pitch range of the highest female voice the highest female voice; the voice of a boy before puberty a female singer having or denoting a high range; 'soprano voice'; 'soprano sax'; 'the boy still had a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soprano.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest female vocal range, above alto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest register of the female voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest female voice. the highest female voice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest range of voice The usual specified range is from E above middle C to the first G above the top line of the treble staff Some men can achieve the soprano range using Falsetto. the high female voice which is then divided into different types, or

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An alto with a superiority complex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest voice used in four part writing The traditional range of the soprano is C4 to G5. highest range voice, normally possessed by women or boys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The highest vocal part, usually sung by women.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Highest range of human voice. a female singer. the highest female voice; the voice of a boy before puberty. the pitch range of the highest female voice. having or denoting a high range; 'soprano voice'; 'soprano sax'; 'the boy still had a fine treble voic

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ.- s, -ni) s., müz. soprano; s. sopranoya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., dilb. sürtme sesi çıkaran (harf).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. gia) bot. tohum kabı, spor kesesi, ovogon dağarcığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İskoçyalıların kullandığı kürk kaplı para kesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., bak. spring.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kenar, kıyı, sahil, yalı, yalı boyu; f. karaya oturmak; karaya oturtmak; zor durumda kalmak. be stranded karaya oturtulmak; yolda kalmak, vasıtasız kalmak; parasız kalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. f. halatın bir kolu; iplik teli; f. halatın bir kolunu koparmak; telleri birleştirerek iplik yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. görülmemiş, ilk defa görülen; başka yerden gelmiş; yeni, alışılmamış; tuhaf, garip, acayip; yabancı; utangaç, çekingen; acemi, alışık olmayan, tecrübesiz; z. acayip bir şekilde. strange look ing. tuhaf görünüşlü. strange'ly z. tuhaf tuhaf garip

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yabancı; dışarıdan gelen kimse; tanınmamış kimse; bir işin yabancısı veya acemisi; huk. hakkı olmadan bir işe karışan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boğmak, boğazlamak, boğazını sıkarak öldürmek; bastırmak; boğulmak. strangle hold güreşte boğma vaziyeti; boğucu hakimiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. boğmak; tıb. düğümlemek (bağırsak), sıkıştırmak (damar). strangulated hernia boğulmuş fıtık. strangula'tion i. boğma, boğulma; düğümlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. idrar zorluğu; bot. fidanı çok sıkı bağlamaktan ileri gelen normal üstü şişkinlik veya hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Al. buhran devresi (on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında Alman edebiyatında romantizm).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, neous s. yeraltı; gizli, saklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i A.), iyilik bilme, minnettarlık, yürekten teşekkür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratitude. thankfulness. blessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

praise. thanks. thanksgiving. gratitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gratitude. thanksgiving. blessing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F). Şükran, minnettarlık alâmeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Şükranlık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yaşlılık veya yetersizlik sebebiyle işten çıkarmak, emekliye ayırmak; geçersiz diye çıkarmak. superannuated s. emekli; eskimiş; kullanılmaz hale gelmiş; modası geçmiş. superannua'tion i. emeklilik; emekli maaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir veya birden fazla milletin siyasi imkânlarıyla sınırlanmamış olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [شکران] teşekkür borcu, iyiliğin bilinmesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شکرانه] teşekkür borcu olarak, teşekkür alameti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Taassupla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hükümdara, taç sahibine lâyık şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kendini muhafaza ve müdafaa etmek maksadına dayanmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طرفداران] yandaşlar, taraftarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Geniş alan. 2.İn. 3.Kuş ya da balık kümeleri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Rençper, çiftçi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit tatlı su balığı. Kurusu ringa diye satılır (abramis brama).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendi kendini, yani kendi başını veya sakalını taramak: Sabahleyin daha taranmamıştım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comb oneself. primp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be combed. to be raked. to comb oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be combed. to comb one's hair. to be racked. to be harrowed. to be carded. to be hackled. to be dredged. to be raked or strafed. to be hatched. to be hachured. comb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Napoliye mahsus oynak bir dans; bu dansın havası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taramaktan çıkan süprüntü. dökülen kıllar vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

combings. rakings. dredgings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. dans ve müzik manisi husule getiren sinir hastalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rüteyla, bir çeşit büyük örümcek, zool. Lycosa tarentula.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

CNR : Taşıyıcı – Gürültü Oranı (dB). Taşıyıcı – gürültü oranı, alınan taşıyıcı gücünün alınan ses gücüne göre ölçüsüdür.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Ayrı taçyapraklı ikiçeneklilerden bir familya. Örnek bitkisi taşkıranotudur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Taşkırangillerden bir bitki (saxifraga).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uçma, uçuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tecavüzle olan, tecavüz şeklinde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [تهدیدکارانه] tehdit ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tahran, İran'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ılımlılık, ölçülülük; içkiden kaçınma;( eski) kendine hakim olma, sükûnet. temperance drink alkolsüz içecek. temperance hotel (eski )içki bulun durmayan otel. temperance movement içki aleyhinde hareket. temperance society içkiyle mücadele derneği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Nağme, ahenk, makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chant. same old story.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

same old story. tired old refrain. melody. air. tune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ترانه] İran edebiyatına özgü rubai şekli. 2.makam, ahenk. 3.şarkı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «seb’» den). Yediye çıkarma, yedileştirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebâb» dan) (edebiyat). Şiir ile bir kadının güzelliğini övme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tespih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh» den) (c. teşbîhât). 1. Benzetme. 2. (edebiyat) Benzetme sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simile. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

simile. comparison. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تسبيح] tespih.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشبيه] benzetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

benzetilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

benzetmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sübût» tan). Sağlamca yerleştirme, yerinden oynamaz hâle koyma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تثبيت] sağlamlaştırma, tutturma. 2.kanıtlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tutturulmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.tutturmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «subhan»dan) (c. tesbîhât). 1. Subhân-allâh diyerek Allah’ı tenzih ve takdis etme. 2. Duaları saymak için hazırlanmış taneler dizisi: Tespih çekmek. Tesbihağacı = Teşbih tanelerine benzeyen ve ipliğe geçirilip teşbih gibi kullanılan taneler veren büyük bir ağaç. Tesbihböceği = Teşbih tanesine benzer bir böcek, kanfeşe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kibirsizlikle, alçakgönüllülükle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tirane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tirana.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Tiran, Arnavutluk'un başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Sayılan para gibi madenî bir şeyin sesini ifade eder ve çok defa peşin verilen para için kullanılır: Tırank ödedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tırampa.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Satırların dönüşümlü olarak birleştirilmiş iki ızgara taramada tarandığı ekran.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müsamaha, müsaade, hoşgorü, hoş görme, tahammül; mak. tolerans, müsaade edilen hata veya fark derecesi; sikkelerde muteber tutulan ayardan farklı olmasına müsaade edilen ağırlık. derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tolérence

hoşgörü

Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. toleration. allowance. forbearance. complaisance. free play. latitude. margin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. margin. tolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowed variation. error margin. latitude. remedy allowance. tolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant hoşgörülü. müsamahalı.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indulgent. permissive. tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. müsamahakar, tahammüllü, hoşgörücü, sabırlı. tolerantly z. hoş görerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Güçlü, kuvvetli, iri yan kimse. 2.Yiğit, kahraman.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

Amplifikatöre dengeli voltaj sağlayan, yüksek verimli ve düşük manyetik sızıntılı yüksek performanslı bir besleme transformatörü yapısı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Pullu esmer renkli, büyük bir balık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. dalınç, esrime, vecit hali, istiğrak; kendinden geçme; ruhun yücelmesi; f. vecit haline koymak; teshir etmek, büyülemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. tranquillisant

yatıştırıcı

Ağrıyı, sızıyı gideren (ilaç).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sakin, rahat, asude; durgun, sessiz; gönlü rahat tranquil'lity i. sükun. tranquilly z. sükunetle tranquilness i. sükunet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sakinleştirmek, sakinleşmek, yatıştırmak, yatışmak. tranquiliza'tion i teskin etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müsekkin, yatıştırıcı şey; teskin edici ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trance. trans-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix, signifying over, beyond, through and through, on the other side, as in transalpine, beyond the Alps; transform, to form through and through, that is, anew, transfigure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Literally, across Describes isomers of compounds in which similar substituents lie on opposite sides of a double bond or on opposite sides of a transition metal See cis. across, through or between.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Meaning across and referring usually to the geometric configuration of two mutant alleles across from each other on a pair of homologous chromosomes See cis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Translation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In a chiral organic compound, the prefix trans indicates that the substituted atoms are on opposite sides of the compound For example, in trans 1,2-Dichloroethene, the chlorine atoms are on opposite sides of the carbon to carbon double bond The presence o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Some Useful PDL Specifications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A prefix meaning across from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Across.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Tranche)

Tahvil ve Bono Piyasası’nda işlem yapabilme limiti içerisindeki her bir kademedir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Sibirya'yı kateden demiryolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) ötesinde, aşın, karşı tarafta, öbür tarafında; arasından; içinden; tamamen, bütün bütün; çaprazvari.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. transaction, transitive, translator.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yapıp bitirmek, görmek (iş), muamele görmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iş görme; iş, muamele; çoğ. bir kurumun bütün muamelelerini gösteren basılı rapor veya kayıtlar. transactional s. karşılığında cevap gerek tiren. transactional analysis insanlararası ilişkilerin analizi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Alplerin ötesinde (kuzeyinde) yaşayan veya bulunan (kimse veya şey).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transcendantal

fel. deneyüstü

Deneyle kazanılması imkânsız, akılla ilgili olan bilgi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transcendent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transcendental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transcendantalisme

fel. deneyüstücülük

1. İnsan bilgisinin niteliğini ve ilkelerini akıl yoluyla çözmek amacıyla deney alanının ötesine gitmeye çalışan anlayış.2. Ahlakta belli bir gizemciliği savunan, Tanrı, doğa ve insanı kaynaştırmaya çalışan Amerikan felsefe okulu.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. Atlantik okyanusunun ötesindeki; Atlantik aşırı; Atlantik okyanusunu geçen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Okyanus seferleri için yapılmış gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transatlantic. transatlantic liner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ocean liner. transatlantic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kafkasların güneyinde Azerbeycan, Gürcistan ve Ermenistan'ı içine alan bölge.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alıcı verici radyo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstüne çıkmak, faik olmak; geçmek, aşmak; üstün gelmek. transcendence, -cy i. üstünlük, üstün gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstün, faik; âlâ; insan aklından üstün. transcendently z. üstün olarak. transcendentness i. üstünlük, faiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. üstün, faik; fels. deneyüstü, tecrübeden üstün olan; fizikötesi, doğaüstü. transcendental number esas cebir işlemleriyle temin edilemeyen sayı (örneğin Pi sayısı). transcendentalism i. beşer tecrübesi fevkindeki insan bilgisi esaslarını tespit eden

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kıtayı kateden; kıtanın öte tarafındaki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kopya etmek, suret çıkarmak; müz. uyarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ikinci nüsha, suret, kopya; bir öğrenim süresinde okunan derslerden alınan notlann resmi sureti. transcrip'tion i. kopyasını çıkarma; transkripsiyon; müz. uyarlayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çaprazvari uzanan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. enerjiyi bir sistemden başka bir sisteme nakleden cihaz, iletme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f çaprazvari kesmek transec'tion i. kesit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. planı haç şeklinde olan kilisenin iki kanadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir hakkı birinden birine geçirme. 2. Sporcuların bir kulüpten başka bir kulübe geçmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transfert

1. taşıma, 2. ekon. aktarma, 3. sp. alma

1. Taşımak işi. 2. Bir kimsenin herhangi bir hakkını bir başkasına geçirmesini sağlayan iş. 3. Bir iş adamının veya profesyonel sporcunun para karşılığı başka bir işe veya kulübe geçmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To convey from one place or person another; to transport, remove, or cause to pass, to another place or person; as, to transfer the laws of one country to another; to transfer suspicion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make over the possession or control of; to pass; to convey, as a right, from one person to another; to give; as, the title to land is transferred by deed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To remove from one substance or surface to another; as, to transfer drawings or engravings to a lithographic stone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of transferring, or the state of being transferred; the removal or conveyance of a thing from one place or person to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The conveyance of right, title, or property, either real or personal, from one person to another, whether by sale, by gift, or otherwise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That which is transferred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A picture, or the like, removed from one body or ground to another, as from wood to canvas, or from one piece of canvas to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A drawing or writing printed off from one surface on another, as in ceramics and in many decorative arts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soldier removed from one troop, or body of troops, and placed in another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A pathological process by virtue of which a unilateral morbid condition on being abolished on one side of the body makes its appearance in the corresponding region upon the other side. the act of transfering something from one form to another; 'the transf

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transferal. transferring. transference.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the act of transporting something from one location to another. someone who transfers or is transferred from one position to another; 'the best student was a transfer from LSU'. the act of transfering something from one form to another; 'the transfer of t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This term may refer to two different operations For one, the delivery of a stock certificate from the seller's broker to the buyer's broker and legal change of ownership, normally accomplished within a few days For another, to record the change of ownersh

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Nomenclature associated with the J-1 exchange visitor program There are procedures for transferring J-1 exchange visitors from the sponsorship of one institution to another Employment-based nonimmigrants such as H-1 and O-1 cannot transfer between institu

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Despite your best efforts, you may find that your chosen school isn't the perfect fit Or, you may start out at community college and decide that it's time to attend a four-year univeristy In either case, you may need to transfer to a different school Tran

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A change of ownership from one person or party to another. On occasion, domains are sold to another organization or sometimes the name of a company might change Most registries require a letter of permission from the old owner to hand over control to the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To switch enrollment from one educational institution to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The process of copying the media from one source to another For example, transferring your footage from Digital Video to Beta. 1 The change of physical and legal custody of records from the creating administrative unit to the University Archives 2 The cha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A transfer involves a change in the point of diversion, rate of use, place of use, or type of use of a water right Oregon law specifies that a water right remains with the land on which it was established, and that the water must be used as specified in t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

On the London Stock Exchange, the form signed by the seller of a security authorising the company to remove his name from the register, and substitute that of the buyer. means the movement to a different agency of an employee from one position to another

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A change by an employee from one position to another position of the same class or another class having essentially the same maximum salary limit, involving the performance of similar duties and requiring virtually the same basic qualifications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A student may change from one collegiate institution to another after having met the requirements for admission to the second institution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The process of moving photo interpreted data from an aerial photo overlay to an ortho image to register and rectify the data This process varies depending on the type of technology used.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The written instrument, signed by the 'Transferor' , and delivered to the 'Transferee' , by which one person conveys a property to another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The change of an individual, without a break in service of one full workday, from an SES position in one agency to an SES position in another agency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-red, -ring) nakletmek, geçirmek; devretmek, başkasına bırakmak; baskı ile kopya etmek; aktarma yapmak. transferable s. nakli mümkün, devredilebilir, havale edilebilir. transference i. nakletme, naklolunma transferor i., huk. devreden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nakil, havale, transfer, geçirme; devir, feragat; naklolunan veya geçirilen şey; çıkartma; telgraf havalesi; aktarma bileti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., psik. hislerin psikolojik olarak bir başkasına yönelmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transfiguration

biçim değişimi

Şekil ve görünüşü değiştirme işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şeklini değiştirmek; yüceltmek. transfigura'tion i. suret veya şekil değişmesi; b.h. dağda Hazreti İsa'nın suretinin değişmesi, tecelli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. mat. sınır üstü (sayı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mıhlamak; sivri uçla delmek; kazıklamak, kazığa oturtmak; hayretten dondurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

TransFlash miniSD yapısına dayanan yeni nesil cep telefonları için geliştirilmiş hafıza kartıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

TransFlash miniSD yapısına dayanan yeni nesil cep telefonları i çin geliştirilmiş ultra küçük s,bir üründür. TransFlash özellikle kişisel bilgilerin TransHcsr. destekli telefonlar arasında transferi için üretilmiştir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. biçimini değiştirmek, dönüştürmek, tahvil etmek, nev'ini değiştirmek; başka kalıba sokmak; mat. dönüştürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transformation

ruh b. dönüşüm

Bilinçaltına itilmiş bir duygu veya isteğin, karşıtı görünümünde veya başka bir biçimde bilince yükselmesi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şekil değişmesi, dönüşüm, dönüştürüm; kadın perukası; gram. dönüşme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Elektrik enerjisinin geriliminde, şiddetinde veya biçiminde değişiklik sağlayan Alet.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transformateur

fiz. dönüştürücü

Aynı frekansta fakat yoğunluğu, gerilimi genellikle farklı olan bir veya birçok değişik akım dizgesini, değişik bir akım dizgesine dönüştüren elektromanyetik indükleçli duruk araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transformer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i şekil de/gıs/ tirici; elek transformatör, trafo

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, biyol dö nüşümcülük, şekilde/gıs/imcilik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transformisme

fel. dönüşümcülük

Yaşayan türlerin yalın biçimlerden karmaşık biçimlere doğru evrimle gelişerek ortaya çıktığını öne süren öğreti.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sıvıyı bir kaptan başka bir kaba boşaltmak, sıvıyı aktarmak. transfu'sion i. aktarma. blood transfusion kan nakli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transfusion

tıp kan aktarımı

Hasta veya yaralıya, kendi veya uygun bir kan grubundan damar yoluyla kan verme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bozmak, ihlal etmek, çiğnemek, aksine hareket etmek; kanuna itaatsizlik etmek; günah işlemek; hududunu aşmak, haddi aşmak. transgressor i. günahkar kimse, tecavüz eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tecavüz, haddi aşma; ihla1; günah, suç. trans gressional s. günah ve hata kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. transship.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyi otlak için sürülerin mevsim göçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçici hal, geçicilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geçici, süreksiz; fani, kalımsız; çabuk geçen; i. yalnız kısa zaman kalan misafir; radyo. geçici dalga veya cereyan. transiently z. geçici olarak. transientness i. geçicilik; fanilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir şeyden öbürüne atlayan; ani hareketlerle sıçrayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., tıb. arkasından ışık vererek aydınlatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Germanyum veya silisyumun iletkenliğinden faydalanmayı sağlayarak elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transistor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transistor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. transistor. transistorize f. transistorla teçhiz etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir malın veya bir kimsenin ülkeden ülkeye giderken yol üstünde bulunan başka bir ülkeden durmadan geçmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Tüccar malının bir devletten gelip diğer bir devlete gitmek üzere bir üçüncü devletten geçmesi: Transit malı, transit tüccarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transit. transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of passing; passage through or over.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act or process of causing to pass; conveyance; as, the transit of goods through a country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A line or route of passage or conveyance; as, the Nicaragua transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a heavenly body over the meridian of a place, or through the field of a telescope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a smaller body across the disk of a larger, as of Venus across the sun's disk, or of a satellite or its shadow across the disk of its primary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An instrument resembling a theodolite, used by surveyors and engineers; called also transit compass, and surveyor's transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To pass over the disk of. cause or enable to pass through; 'The canal will transit hundreds of ships every day' revolve about its horizontal transverse axis in order to reverse its direction pass across or pass across ; 'The comet will transit on Septembe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a surveying instrument for measuring horizontal and vertical angles, consisting of a small telescope mounted on a tripod. a facility consisting of the means and equipment necessary for the movement of passengers or goods. a journey usually by ship; 'the o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transit time of a celestial body refers to the instant that its center crosses an imaginary line in the sky - the observer's meridian - running from north to south For observers in low to middle latitudes, transit is approximately midway between rise

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transit of a celestial object is when it crosses the prime meridian in the sky The time when the object is at the greatest height above the horizon is practically the same as the time of its transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a celestial body over a specified meridian The passage is designated as upper transit or lower transit according to whether it is over that part of the meridian Iying above or below the polar axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The transit time of a celestial body refers to the instant that its center crosses an imaginary line in the sky, the observer's meridian running from north to south For observers in low to middle latitudes, transit is approximately midway between rise and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The crossing of a celestial object across the observer's meridian caused by the daily apparent motion of the celestial sphere Also the passage of a planet across the face of the Sun or of a planet's satellite across the primary's disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of a celestial body across an observer's meridian; also the passage of a celestial body across the disk of a larger one.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

When a small celestial body moves in front of a much larger one , the event is termed transit rather than eclipse The shadow of a satellite may also transit the disk of its primary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The passage of the moon over the local meridian; it is designated as upper transit when it crosses the observers meridian and as lower transit when it crosses the same meridian but 180 degrees from the observer's location When specified, transit may be re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Precision surveying instrument; a theodolite in which the telescope can be reversed in direction by rotation about its horizontal axis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Since Mercury and Venus are closer to the Sun than the Earth, as seen from here they can occasionally line up directly between us and the Sun, and as a result can be observed as a tiny black dot moving across the face of the Sun Transits of Mercury occur

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Latin, 'to go across', a transit is the crossing of a planet in the heavens over another point The aspect formed between the transitting planet and the point in the horoscope is interpreted using the inherent symbolism of the aspect itself and th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Time that a unit is on the railroad Intermodal transit starts from the ingate load at origin and goes until the notification at destination Transit calculates the amount of time a railroad was in possession of a unit and how long it took to ship that unit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally refers to passenger service, usually local, that is provided to the public Transit operates along established routes with fixed or variable schedules and is available to any person who pays the published fare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A scientific instrument used on excavations to measure horizontal and vertical angles and horizontal distances in order to find out changes in soil level during excavation and the distances between different points of excavation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stationary support structure for a telescope Motion is allowed along the meridian from the zenith to the horizon, but stars cannot be tracked east/west Measurements are only possible when the objects 'transit' the meridian due to the Earth's rotation. 1

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Generally refers to urban passenger transportation service, local in scope, provided to the public along established routes with fixed or variable schedules at published fares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The point in time when an object crosses the Meridian For observers in the southern hemisphere the object will then be directly north and at its highest in the sky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The movement of the sampler from the water surface to the streambed or from the streambed to the water surface. an instrument used to accurately measure horizontal and vertical angles, extend straight lines, measure distances, and when used with a stadia

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The point when the path of the Moon, the Sun, a star, or a planet takes it across the meridian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The apparent journey of Mercury or Venus across the Sun's disc, or of a planet's moon across the disc of its parent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Publicly shared vehicles that provide transportation on fixed or flexible routes For the Central Texas region, transit primarily means buses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A surveyor's instrument very similar to a theodolite and used for measuring horozontal and verticle angles. Another name for 'public transportation,' generally used in contexts which do not include carpools or vanpools.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. geçme, mürur; geçiş; transit; astr. gökcisminin teleskop sahasından geçmesi; astr. ufak bir gökcisminin büyük bir gökcismi ile dünyanın arasından geçmesi; yatay ve düşey açıları ölçmeye mahsus yüzölçümü aleti; f. geçmek, transit geçmek; teleskop s

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçiş, intikal; geçiş yeri veya müddeti; bağlantı; müz., eksen değişimi. transition period, transition stage geçiş devresi, intikal devresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçişe veya değişmeye ait. transitionally z. değişim müddetince.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geçme veya geçirme kabiliyeti olan; gram. nesneli, geçişli; i. geçişli fiil. transitively z. geçişli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçici, süreksiz; fani, kalımsız. transitorily z. geçici olarak. transitoriness i. geçicilik; fanilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Ürdün (devleti).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Aslına uygun olarak, gerekirse hususî işaretler kullanarak yazı ile kopya.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transcription

dil b. çeviri yazı

Bir yazıyı bütün ses inceliklerini belirterek başka bir alfabeye çevirme yolu, yazı çevirimi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çevirmek, tercüme etmek; nakletmek; bir insanı ölmeden göğe nakletmek; dönüştürmek, değiştirmek, tahvil etmek; tercümanlık yapmak; tercüme edilmek; telgrafı alarak tekrar başka yere aynen göndermek (otomatik cihaz). translatable s. tercümesi mümkün

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çeviri, tercüme; verden yere nakil; tahvil, tebdil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tercüman, çevirmen, mütercim; telgrafı gönderen otomatik cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. translitération

dil b. harf çevirisi

Yabancı yazıların, okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başka dilin alfabesiyle yazmak. translitera'tion i. transkripsiyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yarı şeffaf. translucency i. yarı şeffaflık translucently z. yarı şeffaf bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ayın ötesindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. denizaşırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir memleketten başka bir memlekete göç etmek, hicret etmek; tenasüh etmek, slçramak, göçmek (ruh).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hicret; ruh göçü, ruh sıçraması. transmigration of a soul tenasuh, ruh göçü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. geçirilmesi mümkün. transmissibil'ity i. geçirme imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geçirme, nakil, intikal, gönderme, iletme, taşıma; mak. transmisyon, vites. transmission dynamometer bir makina veya cihazdan geçirilen kuvveti ölçme aleti. automatic transmission otomatik vites. transmissive s. naklolunur; nakleder, iletken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transmission.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ted, -ting) geçirmek; göndermek, nakletmek; geçmesine müsaade etmek. transmitter i. radyo veya televizyon verici istasyonu; nakledici cihaz; geçiren kimse; iletken şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şeklini değiştirmek, acayip şekle sokmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dağ(lar)ın ötesindeki; Alplerin kuzeyindeki; Alplerin güneyindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s.cismen değişirilmesi mümkün transmutability i. değişme kabiliyeti, cismen degiştirilme imkânı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahavvül, değiştirilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aslını veya şeklini değiştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. okyanusun ötesinde bulunan, okyanus aşırı, transokyanus, okyanus ötesi; okyanuslar arası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vasistas; pencereyi yatay olarak bölen kiriş; çapraz kiriş; den. kıç yatırması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. ses altından ses üstüne geçerken oluşan durumlarla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. sonic barrier.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., eski Amu Derya ötesi, Semerkant bölgesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transparent

saydam

İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transparent. see-through. sheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transparent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şeffaflık; şeffaf şey; ışığa tutulunca görülebilen cam üzerine yapılmış resim; slayt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şeffaf, berrak, saydam cam gibi; açık vazıh, aşikâr. transparently z. şeffaf olarak. transparentness, transparence i. şeffaflık, açıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sivri aletle delmek, delip geçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i terleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. vaki olmak, olmak; beden veya bitki gözeneklerinden dışarı çıkmak; terlemek; nefes vermek; meydana çıkmak, şüyu bulmak, duyulmak, sızmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bir yerden çıkarıp başka yere dikmek (fidan); başka yere yerleştirmek; tıb. aşılama için doku eklemek; i. nakletme; başka yere yerleştirilen şey; başka yere yerleştirme. heart transplant kalp nakli. transplanta'tion i. doku nakli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. transplantation

1. tıp organ nakli, 2. bit. b. bitki nakli

1. İşlevini yitirmiş bir organın yerine sağlam bir organı koyma, organ aktarımı. 2. Bitkiyi bir yerden alıp başka bir yere dikme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transplantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. radyo sinyaline cevap veren radyo vericisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. köprü ötesinde; Londra'da Thames nehrinin güney tarafında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Litografyada yazı veya resmin eczalı kâğıt vasıtasıyla bir taştan diğerine nakli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry or bear from one place to another; to remove; to convey; as, to transport goods; to transport troops.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry, or cause to be carried, into banishment, as a criminal; to banish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carry away with vehement emotion, as joy, sorrow, complacency, anger, etc.; to ravish with pleasure or ecstasy; as, music transports the soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Transportation; carriage; conveyance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vessel employed for transporting, especially for carrying soldiers, warlike stores, or provisions, from one place to another, or to convey convicts to their destination; called also transport ship, transport vessel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Vehement emotion; passion; ecstasy; rapture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A convict transported, or sentenced to exile. an exchange of molecules across the boundary between adjacent layers of a fluid or across cell membranes move while supporting, either in a vehicle or in one's hands or on one's body; 'You must carry your camp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charges for postal service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A term describing an agreement between a fiber provider and their customer to provide backbone fiber for a fee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a request to transport objects from the software development environment, identified as the source system, to the specified target system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of three distinct processes involved in erosion It is the movement of eroded material in the medium of air, water or ice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any mechanism in physics by which particles or regions of fluid move around, or a mathematical model of such a mechanism such as a PDE.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of emissions from one source being carried by wind to other locations. transportation of racecar to and from selected event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Intercity Transport. the moving of eroded rock or soil particles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by