Exophthalmos - Mus ne demek? | Exophthalmos - Mus anlamı nedir? | Exophthalmos - Mus

Exophthalmos - Mus anlamı nedir?

Exophthalmos - Mus ne demek?

Exophthalmos - Mus anlamı nedir?

Exophthalmos - Mus | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: exophthalmos mus

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) hastalık sebebiyle gözün ileriye fırlaması hali, egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti, akşama doğru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightfall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

british plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğlendirmek, avutmak. amusement (i). eğlence, zevk. amusement park luna park. amusing (s). hoş, eğlendirici. amusingly (z) hoş ve eğlendirici bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kötü niyet, ters mizac; gaye, hedef, maksat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aklını karıştırmak. bemused s. şaşkın; dalgın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Konuşmak süreliyle, konuşarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, el = harf-i tarif, müşahede = görme). Görerek, muayene ederek, gözleriyle görerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgruntled. disillusioned. rancid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adulterated. corrupt. decayed. degenerate. disconcerted. off the hinges. impaired. out of joint. putrid. rancid. vitiated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samt» dan imef.) (mü. musammata). Asıl kafiyesi dışında her beytinde kendi içinde üç kafiye bulunan gazel ve kaside.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hintkamışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. Y.). Camilerde icrâ edilmeye mahsus, saz eşliği olmayan musiki formlarını içine alan musiki ki, Türk dinî musikisinin birinci dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAMUS) (i. A.) (F. «kâvmiş» den Arapça’laşmış). Manda, su sığırı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جاموس] manda, camız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

putrefaction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decayed. rotten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

born. borne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

born.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

born.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Boş yeri kalmamış. Fars. pür: Dolmuş testi, sandık, araba 2. Artık tahammül olunamayacak, taşacak derecede hiddetlenmiş: Osm. pür-hiddet, pürgazab. 3. İskelede, doluncaya kadar yolcu alıp, dolunca hareket eden nöbet kayığı, doldurma suretiyle yolcu taşıma, bu şekilde yolcu taşıyan nakil vasıtası. Dolmuşa gelmek = Kandırılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filled. stuffed. full. jitney. shared taxi. dolmush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taxi or motorboat which only starts when it is filled with passengers and w. full. filled. stuffed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolmuş yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolmuş yapma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

para transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frozen. frappe. pegged. refrigerated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kokmuş, ekşimiş, bozuk: Dönmüş yemek. Gözleri dönmüş = Hiddet veya diğer bir üzüntüden gözleri dışarıya fırlayıp çılgına dönmüş. Sütü dönmüş = Bir üzüntüden sütü çalkanmış (kadın).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frostbitten.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frosted. frozen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Doyma haline gelmiş. Ar. meşbû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saturated. satiated. gorged. gratified. satiate. steeped in. impregnate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. saturated. satiated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saturated. satiate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

satiety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Dursun).*

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Erduran).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) iğ ağacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Değiştiriciye, başka bir CD çalınırken ses kaybı olmadan bir CD takılmasına izin verir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) hastalık sebebiyle gözün ileriye fırlaması hali, egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Unutma, nisyan, hatırdan çıkarma: Ferâmûş etmek = Unutmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فراموش] unutma. ferâmuş etmek unutmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Unutma, hatırdan çıkma, nisyan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Sinema filminin jenerik denen baştaki yazılı kısmında olsun, asıl filmde olsun çalınıp okunan musiki ki, bugün musiki sanatının başlı başına bir dalı hâline gelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ing. Ar. T.). Halk musikisi. Klasik musikiden ilkelliği ile ayrılan, kapalı çevre ve köylerin musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Batı musikisi. Batı musikisi sistemini kullanan musikilerin hepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). İslâm dininden olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. musiki). Asıl durağından başka .bir perdeye nakledilmiş, şed makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophisticated. worldly wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi eskiden görmüş sanarak veya görmüş olarak hatırlama hali: Bu kadını görmüşlüğüm var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having seen before.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

déjà vu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (gömmek’ten). 1. Değerli beyaz maden ki, altından sonra gelir. Ev eşyası, kadın süsleri vesaire imâline ve para basmaya yarar. Gümüş, 10.5 yoğunluğunda Ag senbolü ile gösterilen bir elemandır. Ar. fıdda, Fars. stm: Külçe gümüş, işlenmiş gümüş. 2. Gümüşten çatal, bıçak, kaşık: Gümüşleri kaldırdınız mı? Eskiden kalma çok değerli gümüşleri vardır. 3. Gümüşten yapılmış, Fars. simin: Gümüş şamdan. Gümüş kaşık çatal takımı. 2. Gümüş gibi beyaz; gümüş gerdan, gümüş kol. Gümüş balığı = Atrina, çamuka. Gümüş servi — Ayın suya aksetmesiyle hasıl olan beyaz yol. Gümüş suyu = Berrak su. Gümüş göz = Para göz, paradan başka gözüne bir şey girmeyen. Gümüş yaldız = Gümüşten yapılmış beyaz yaldız.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Ag

Atom Numarası:47

Kütle Numarası: 107,87

Yoğunluk:10,5 g/cm3

Erime Sıcaklığı: 961,78 °C

Kaynama Sıcaklığı: 2162 °C

Saf gümüş, ısı ve elektrik iletimi en yüksek olan metaldir.

Genellikle çeşitli süs eşyaları, ve mücevher yapımında kullanılır.

En önemli kullanım alanlarından biri, fotoğrafçılıktır.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver. argent. luna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver. grey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver. made of silver. metallic currency. nonmonetary investments.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver plated. silver plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver gray.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silversmith.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silvery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silvery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gümüşle kaplamak veya yaldızlamak veyahut süslemek: Şamdanları, kaşıkları, çekmeceyi, sigaralığı gümüşlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to silver-plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gümüş sürdürmek, gümüşle kaplatmak, yaldızlatmak veya donatmak: Kaşıkları, bastonu, sigaralığı gümüşletme!!.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth silver-plated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gümüşü olan. gümüşle süslü: Gümüşlü çekmece, sigaralık, baston.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

containing silver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tecrübeli. 2. İyi günler yaşamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beauty aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Klasik musikinin ve sanat musikisinin aksi. Halk arasında doğan ve yaşıyan, eserleri umumiyetle anonim olan musiki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Susan, Ar. ebkem, sâkit. Hâmûş olmak = Sükût etmek, lakırdı söylememek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خاموش] suskun, sessiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (c. hâmûş). Sessizler, susmuşlar. Vâdî-i hâmûşân = Susmuşlar, sessizler vâdisi: Kabristan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. mus- es, Lat. -mi) suaygırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bitkilerin yetişmesi açısından büyük önem taşıyan, topraktaki ayrışma sonucu oluşan koyu renkte madde; lağım suyu arıtma işlemlerinde biyo-kimyasal süreç sonunda ortamda kalam karmaşık organik madde atığı ( Humus ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

That portion of the soil formed by the decomposition of animal or vegetable matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is a valuable constituent of soils. partially decomposed organic matter; the organic component of soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

humus. mould. topsoil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Partially decomposed organic soil material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark colored semi-soluble organic substance formed from decomposition of soil organic matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Decomposed organic material. organic portion of the soil remaining after prolonged microbial decomposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The well-decomposed, more or less stable part of the organic matter of the soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The well decomposed, relatively stable portion of the partly or wholly decayed organic matter in a soil, which provides nutrients and helps the soil retain moisture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The organic portion of soil; black or brown material formed by partial decomposition of vegetable or animal matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The end result of successful composting is humus It is the rich, dark, and fine mixture of decomposed organic materials Humus contains the microorganisms necessary for healthy soil, as well as a ready supply of the macro- and micro-nutrients necessary for

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of the soil profile that is composed of decomposed organic matter from dead and decaying plants and animals.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dead organic material derived from decomposition of plant and microbial wastes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Decomposed plant or animal matter; the organic portion of soil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Total of the organic compounds in soil exclusive of undecayed plant and animal tissues, their 'partial decomposition' products, and the soil biomass The term is often used synonymously with soil organic matter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

All of the organic compounds in soil exclusive of undecayed plant and animal tissues, their partial decomposition products and the soil biomass It is highly stable and resistant to further alteration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general term for the more or less decomposed plant and animal residues in the lower organic soil layer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark brown, decomposed, colloidal organic matter found in soils Humus usually has a beneficial effect on aeration and soil structure due to its ability to flocculate, or aggregate, multivalent cations. finished compost, formed through the break down of pl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A dark coloured fraction of soil organic matter formed during the decomposition of organic residues.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

From the Latin word for earth or ground, humus is the organic matter in quality soil The reason we work compost into our soil is to increase the humus level which improves the quality and health of the soil. organic material consisting of decayed vegetabl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dark brown or black partially decomposed organic matter. partially decomposed organic matter; the organic component of soil. a thick spread made from mashed chickpeas, tahini, lemon juice and garlic; used especially as a dip for pita; originated in the Mi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki ve hayvan artıklarının çürümesinden meydana gelen organik toprak, kara toprak, humus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cahil kimse

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kasın içine zerkedilen, kasın içini etkileyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kıstak, berzah.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâmîs) (belki Yunanca’dandır). 1. Deniz, okyanus. 2. Lügat kitabı, bir dilin bütün kelimelerini, açıklamalarıyla beraber İçine almak İddiasında bulunan büyük sözlük, Fars. ferheng: Kamûs-ı Arabi, Kamûs-ı Türkî, Kamûs-ı Fransevî. Kamös = Mütercim Asım’ın meşhur kamûsu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قاموس] sözlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be nationalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Çifte demir atıldığı zaman, geminin dönmesiyle zincirlerin dolaşmasını önlemek üzere kullanılan tertibat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted. parched. burnt. torrid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roasted. blasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kemiklerin zamanla yumuşayıp, kırılabilir hale gelmesiyle ortaya çıkan bu hastalığa tıp dilinde osteomalasi denir. Nedeni, kalsiyum veya D vitamini eksikliğidir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Turp yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç turp yaprağı konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincanı içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Y.’dan). Yiyecek ve içeceğin midede hazmolunup erimesinden hâsıl olan sıvı ki, kana karışır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yemeklerin midede kısmen sindirildikten sonra aldığı hâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kötü kokmaya başlamış, bozulmuş: Kokmuş et, peynir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

smelly. stinking. putrid smelling. fetid. fusty. putrid. rancid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fustiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

furious. mad.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berserk. rabid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kurtulmuş, aydınlığa kavuşmuş.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. turnusol. Iitmus paper turnusol kağıdı. litmus test durumun tahlili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. yüksek mahkeme tarafından bir alt mahkemeye veya belediyeye verilen yazılı emir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu., tıb. kuruyup zayıflama. marasmic s. bu illete ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. hapis cezası ilamı;ing., k.dili memuriyetten çıkarma, azletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. Ar. T.) (musiki). Klasik musiki kaidelerine uymayan yeni musiki akımları (batı san’at mukişinde).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Yu. mit. istihza ve kusur bulma tanrısı; kusur bulan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. ölmek üzere olan bizler sizi selâmlarız (gladyatorlerin dövüş meydanına çıkarken imparatoru selamlamaları).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Fare, sıçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [موش] fare.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şüyû» dan imef.) 1. Dile düşmüş, yaygınlaşmış, yayılmış. 2. Hissedarlar kullanılıp bölünmeyen bir yer ahalisine ortaklaşa ait olan: Müşâ mer’a, baltalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Vasiyet edilmiş. Vasi nasbolunmuş, vasiyeti yerine getirmekle vazifelendirilmiş. Tavsiye olunmuş. Sina yarımadısında, Eymen vadisinde Tur dağında Allah’ın lütfuna mazhar olarak, kavmine “on emir” adı altında Allah’ın şeriatını bildiren peygamb(Erkek İsmi) Büyük kitaplardan Tevrat ona indirilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vesâyet» ten). Vasiyet olunan şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine bir şey vasiyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «su’d» dan imef.) (mü. musâada) (Türkler’in yaptığı bir Ar. kelimedir), (kimya) Misad denilen Aletle buhar hâline konulan, buhar hâline getirilen, Fr. sublim6.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAADE) (I. A. «suûd» dan masdar). 1. Yardım: Kendisine zaman müsaade etti. 2. İzin, engel olmayıp serbest bırakma: Müsaade ederseniz gezmeye gideceğiz. Ben müsaadenizle gidiyorum, vakit müsaade etmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. allowance. toleration. permit. leave. sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. leave. the go-ahead izin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permission. permit. license. certificate. go ahead. grace. leave. letter of grant. privilege. toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İzin verici, uygun veye uysal davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şi’r»den masdar). Karşılıklı şiir söyleme, şiir ile birbirine cevap verme, şiir söylemede birbiriyle müsabakaya girişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûb» dan imef.) (mü. musâbe) (c. musâbîn). Üzerine düşmüş, isabet etmiş, düşkün, uğramış, bir Afete tutulmuş: Yangına, koleraya musâb olanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاب] yakalanmış, tutulmuş, uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yakalanmak, tutulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «müşebbek» den galat.). Kafesli, kafes ve ağ şeklinde (nakış veya telkâri işlemeli gümüş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSABAKA) (i. A. «sebk» ten masdar). Birbirini geçmeye ve birbirinden ileri olmaya çalışma, yarış, yarışma, rekabet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yarış, yarışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

competition. contest. race yarış. yarışma. karşılaşma.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contest. competitive bidding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsabaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şibh, şebeh» den masdar). Benzeme, iki şey arasındaki benzeyiş: Bu iki adam, bu evler arasında ne kadar müşâbehet var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabr» dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sabrı dan masdar). Sabretme, katlanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebere» den mas.) Devamlı uğraşma, direnme, sabırla çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» den if.). Benzer, aralarında benzerlik bulunan iki şahıs veya şeyin her biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). MUsabaka yapan, yarışan, yarışçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contestant. competitor. contender. contester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şabeze» den if.). Hokkabaz, hokkabazlık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecer» den masdar). Dövüşme, kavga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan masdar). İki kişi arasında sâdıkane davranış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıdk» dan imef.) (c. musaddaka). Gerçeklendirilmiş, tasdik olunmuş, doğru olduğu resmî bir makam tarafından yazılı şekilde tasdik edilmiş: Musaddak bir mukavele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sıdk» dan if.) (mü. musaddıka). Bir sözün yahut bir işin veya yazılmış bir şeyin doğru ve sahih olduğunu ispat ve tasdik eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gerçekliğini ve geçerliliğini resmi yazı ile bildiren. Tasdik eden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûf» tan masdar). Rastgelme, birlikte bulunma, tesadüf etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sadmeden masdar) (c. müsâdemât). t. Çarpışma, tokuşma, çatma, vuruşma. 2. İki düşman birliğin ansızın karşı karşıya gelmesiyle olan küçük çarpışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «südûr»dan masdar) (c. müsaderât). 1. Tanzimat’tan önce, suçlunun mallarının hazineye alınması. 2. Yasak bir şeyin resmen zabtı: Kaçak eşya müsâdere olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexation. confiscation. seizure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attachment execution. confiscation. seizure. forfeiture. detention charges. impoundage impounding. levy of distress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Südûf» tan if.) (mü. müsâdife). 1. Rasgele birlikte bulunan, rast gelen: Dün yolda ona müsâdif oldum. 2. Takvimce meşhur bir olayın geçtiği (gün) («mütesâdif» dememeli).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصادف] rastlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safaha» dan masdar). El ele tutuşma, selâm ve sevgi maksadıyla birine el uzatma, el sıkma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصافحه] tokalaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tokalaşmak, el sıkışmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» den masdar). Samimî ve saf sevgi: Aramızda musâfât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» ten imef.) (mü. musaffât). Tasfiye olunmuş, saf hâle getirilmiş: Mâ-ı musaffâ, musaffâ şeker.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «savg» dan imef.). Yasak olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sagyr» den imef.) (mü. musaggara). Tasgıyr edilmiş, ism-i tasgıyr hâline konmuş (isim).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصاحبه] konuşma, sohbet etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten masdar). İki veya fazla kişi arasında konuşma, sohbet etme: Akşamları birleşip musâhabe ederdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhr»dan). Evlilik dolayısıyla olan akrabalık, Osm. karâbet-i sıhriyye: O iki aile arasında musâharet vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühud» dan imef.) (mü. müşâhede). Gözle görülen, müşahede olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşahede.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühûd» dan masdar) (c. müşâhedât). 1. Gözle görme, açıkça görebilme: Askerimizin cesaretini müşâhede edenler hayran oldular. 2. (tasavvufta) Düşünce yolu ile lâhût Alemini görür gibi olma: Ehl-i hakikatin müşâhedesi. 3. (c.). Görülen şeyler, Osm. meşhûdât: Benim o mevzudaki müşâhedâtım bu yoldadır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation gözlem.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehl» den masdar). Her işte kolaylık, yumuşaklık gösterme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhhat» ten imef.) (mü. musahhaha). Tashih olunmuş, yanlışları düzeltilmiş, yanlışsız: Musahhah bir müsvedde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصحح] düzeltilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sihr» den imef.) (mü. musahhare). Teshîr olunmuş, zorla ele geçirilmiş, açılmış, fetholunmuş: Bütün o büyük ülkeleri musahhar eyledi, (bk.) Meshûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahs» tan imef. lef’İl). Şahıslandırılmış, cinsi ve nev’i anlaşılmış; şahıs şekline girmiş. Somut (uyd. k.), Fr. concrfcte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concrete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıhhat» ten if.) (mü. musahhiha). Düzelten, basılacak bir metnin dizgisini tashih eden: Bu matbaaya bir musahhih lâzım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musahhih işi ve sıfatı: O matbaada musahhihlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahn» den if.) (mü. müsahhine). Teshin eden, ısıtan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şahs» dan if.) (mü. müşahhısa). 1. Seçebilen. 2. (tıb) Hastalığı iyi teşhis edebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten if.) (mü. musâhibe). t. Biriyle musâhebe eden, konuşan, arkadaş. 2. Eskiden büyük adamları eğlendiren nedîm. 3. Musâhib-i şehryârî = Padişah musâhibi. Padişahın yakın hizfnetinde bulunanlara verilen unvan ve görev.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصاحب] arkadaş, sohbet arkadaşı. 2.padişahın özel işlerine bakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Musâhib sıfat ve görevi, (bk.) Musâhib.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühOd» tan İf.). Gözle gören, müşâhede eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAİD) (i. A. «suOd» dan if.) (mü. müs8ide). 1. Yardım eden, yardımda bulunan. 2. Müsaade eden. Nâ-müsâid, gayrı müsâid = Bir iş! müşkül hâle koyan, zorlaştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. permitting. favorable. opportune. propitious. susceptible. susceptive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

available. convenient. favourable. available uygun. elverişli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convenient. suitable. favorable. favo u rable. friendly. genial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavrulmuş kıyma ile pişmiş sebze, bilhassa patlıcan yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moussaka. mousaka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sakafe»den imef.). Vakıfların binalardan gelen geliri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «sakf»dan) (m. musakkaf). Damlı mülkler. Üzeri damla örtülmüş gayri menkul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» dan mas.). Barışma, barışıklık, .uzlaşma: İki devlet musâlaha ettiler, musâlaha akdolundu. Sulh, asayiş, huzur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» ten mas. müfâale). Barış, barışma, uzlaşma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصالحه] barış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selm»den masdar). İki kişi veya taraf arasındaki sulh ve barışıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Namaz kılmaya mahsus açık yer, namazgâh. 2. Cami önünde cenaze namazı kılmaya mahsus yer. Musallâ taşı = Namazı kılınırken cenazenin konulduğu yüksekçe taş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâtet» ten imef). (mü. musallata). Üzerine düşüp rahat bırakmayan, kahır altında tutan, ikide birde ortaya çıkıp rahatsız eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worrying. annoying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb / sth which constantly pesters or annoys.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to set sb to bothering sb else.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bother. to poster. to pick on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «salât» tan if). Namazını terketmeyen, beş vakit namaz kılan, dindâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «semâhat» tan masdar). 1. Hoşgörme, gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeylp geçiverme. 2. İhmal, dikkatsizlik, gevşekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toleration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allowance. forbearance. tolerance. toleration. forbearance hoşgörü. tolerans.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerance. lenience. indulgence. overlooking. disregarding. complaisance. indulge. latitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamahacı, hoşgören, göz yuman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Müsamaha ve hoşgörürlükle, aldırmayarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görmezliğe gelen, aldırmayan, kusuru olana karşı şiddet göstermeyip yumuşak davranan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Üstü balmumu veya kauçuk gibi bir şeyle kaplanarak su geçmiyecek hâle konmuş. (A.). 2. Balmumu veya kauçukla kaplanmış bez veya başka bir dokuma: Muşambaya sarılı muska. 3. Kauçukla yapılıp su geçirmeyen yağmurluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linoleum. oilcloth. oilskin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oilcloth. oilskin. linoleum. waxcloth. wagon cover. trenchcoat. raincoat. mackintosh. tarpaulin. apron. oil cloth. rubber cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semr» den masdar) (c. müsâmerât). 1. Gece toplanıp konuşma gece sohbet ve müzakeresi. 2. Okullarda verilen temsil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

show put on by schoolchildren. function. performance. special event.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشمع] muşamba.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «samm» den imef.) (mü. musammeme). Tasmîm olunmuş, kesin şekilde kararı verilmiş: Yarın gelmemiz musammemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Odanın kapı tarafındaki yüzünde büyük dolap ki içine yatak vesaire konurdu. Çingene evinde musandıra aramak = Olmayacak yerde bir şey istemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sun’» dan imef.) (c. musannaa). San’atla yapılmış, çok süslü, bilgili ve san’atlı, üstad işi: Musannâ bir cami, bir çeşme, bir köprü, Asâr-ı musannaa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.gösterişli. 2.usta elinden çıkmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sınf» tan imef.) (mü. musannefe). Sıraya konmuş, sınıflandırılmış, bir araya getirilmiş, yazılmış, te’lif edilmiş: XVI. asırda musannef bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kitaplar, te’ lif ve kalem eserleri: Musannefâtı bir kütüphane dolduracak miktardadır. Musennefât-ı meşhûre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sınf» tan İf.) (mü. musann ife) (c. musannifin). Kitap te’lif eden: Kendisi birçok kitapların musannifidir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصنف] yazar, kitap yazarı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevr»den imef.). işaret olunan, işaretle gösterilen. Müşârün bi’l-benân = Parmakla gösterilen, meşhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sar’» dan mas.). Güreşme, pehlivanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sür’at» ten masdar) (c. müsâraât). Sürat, süratle teşebbüs ve davranış (Arapça’daki mânâsı: koşma, yarış).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten masdar). 1. Bir işte başkaları ile birlikte bulunma: Kendisi orada bulunmuş ise de müşâreket etmediği anlaşıldı. Bu işte onun da müşâreketi vardır. 2. Ortaklık, bir şirket, kumpanya vesaire üyelerinden bulunma: Filân maden işletmesinde sizin müşâreketiniz var mıdır? 3. (edebiyat, gramerde) Fiilin iki veya daha fazla şahıs arasında olduğunu göstermeye mahsus fiil ki, Türkçe’de «leş» ve «laş» edatiyle gösterilir: Şakalaşmak, gülüşmek. Bi’l-müşâreke = 1. Birlikte,, ortaklaşa. 2. Karşılıklı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten if.) (mü. müşârike) (tesniyesi: müşârekeyn) (c. müşârikîn). 1. Ortaklık eden, bir işte diğeriyle beraber bulunan, karışan. 2. Bir şirket ve ortaklığa dahil olanların her biri, ortak: Ben, o işte müşârikim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصرع] iki mısraı birbiriyle kafiyelendirilmiş beyit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarahat» ten imef.) (mü. musarraha). Tasrîh edilmiş, sarâhat verilmiş, açıkça söylenmiş, açıklanmış, izah olunmuş, şüphe bırakmayacak surette apaçık: İcabeden muamele kanunda musarrahtır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıkça, sarâhatle, şüphe bırakmayacak şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müşârün-ileyhâ) (tes. müşârün-ileyhümâ) (c. müşârün-ileyhim). 1. Kendisine işaret olunan, işaretle gösterilen. 2. Yukarıda anılan, mezkûr (Osmanlı yazı dilinde büyük rütbe taşıyanlar hakkında kullanılır, mûmâ-ileyh, daha aşağı rütbede bulunanlar, merkum da büsbütün rütbesiz olanlar hakkında kullanılırdı): Paşa-yı müşârün-ileyh, hanım-ı müşârün-ileyhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâşâa» dan imef.) (mü. müşa’şa’a). 1. Parlayan, parıldayan: Altından müşâşâ bir küre. 2. Şaşaalı, debdebeli, tantanalı göz alıcı: Müşâşâ bir düğün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şetm»den masdar) (c. müşâtemât). İki kişinin birbirine sövmesi, sövüşme, atışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sath» tan imef.) (mü. musattaha). Düz bir yüz üzerinde resimlendirilmiş, biçilmiş, en ve boyu olup derinlik ve yüksekliği olmayan, sathî: Şekl-i musattah, küre-i musattaha. Hendese-i musattaha = Düzlem, düzey, geometri, zıddı: hendese-i mücesseme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مسطح] düz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâ» den masdar). Aynı hâl ve derecede olma, beraberlik, farksızlık, birinin diğerinden İmtiyazı ve başkalarına üstünlüğü olmaması hâli, eşit olma, eşitlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSAVİ) (i. A. «sevâ» den if.) (mü. müsâviyye). Diğeriyle bir hâl ve derecede olan, beraber, farksız, eşit: Bu iki ev, kıymetçe müsavidir, (i. A. matematik). İki rakam veya miktarın eşit olduğunu gösteren ( = ) işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal. even.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten if.) (mü. müşâvire). 1. Kendisine danışılan, yol gösteren: Müşâvir-i hâl. 2. Büyük memurluklarda, kendisine danışmak üzere maiyetine tayin olunan memur: Dışişleri hukuk müşâviri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisor. adviser. counsellor. counselor. syndic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. consultant. counsellor. counselor. advisor danışman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adviser. advisor. consultant. advisor adviser. counsel l or. mentor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consultancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» den imef.) (mü. musavvere). 1. Tasvir olunmuş, resimler ve tasvirlerle süslü, resimli: Musavver gazete, el ile yazılmış musavver bir kitap. 2. Zihinde şekil bulmuş, tasavvur olunmuş, düşünülmüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصور] resimli. 2.tasvir edilmiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten if.) (mü. musavvire) (c. musavvirîn). Resim ve tasvir yapan ressam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصور] ressam.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyf»den masdar). Kılıçla vuruşma, birbirine karşı kılıç çekme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «saykal» dan). Dilimizde «eğe ve mıskala ile cilâlanmış ve cilâlı» mânâsıyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime olmayıp «maskul» kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sübOt» tan imef.) (mü. müsbete). 1. Delille gösterilmiş, doğru olduğu anlaşılmış, ispat olunmuş, sağlam, muhakkak: Olayın bu şekilde geçmiş olduğu tarihle müsbettir. 2. (gramer) Menfî olmayan: Gelmek müsbet fiil, gelmemek menfî fiildir. 3. (fizik) Elektriğin iki cinsinden biri ki, menfi denilen diğeriyle temasa gelince şerare çıkarır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Maskat, Umman'ın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misket üzümü; misket şarabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kas, adale; adale kuvveti. muscle-bound s. fazla idmandan kasları çok gelişmiş. Don't move a muscle. Hiç kımıldanma. deltoid muscle anat. deltoid kas, deltakası. extensor muscle kol veya bacak gibi bir uzvu uzatan kas. femural muscle anat. uyluk k

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ham şeker, şeker kamışından alınan nemli esmer şeker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mika.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski Rusya. Muscovy duck Orta ve Güney Amerika'ya mahsus yeşilimsi siyah iri bir ördek, zool. Cairina moschata. Muscovite s., i. Rus, Moskof.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adali, kasa ait; adale ile yapılan; adaleli, kuvvetli. muscularity i. kasların iyi gelişmiş olması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şaire yardım eden ilham, esinleyici güç; b.h. Müzlerden biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. düşünceye dalmak, derin düşünmek; temaşaya dalmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seb» den imef.) (mü. müsebbaa). 1. Yedi parçadan yapılmış, yedili. 2. Yedi kat, yedi ile çarpılan. 3. (matematik) Yedi köşesi veya açısı olan, yedi köşeli: Şekl-I müsebbâ. 4. (edebiyat). Yedi mısrâdan meydana gelen manzume.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A. «şeb’» den imef.) (mü. müşebbaa). 1. Doymuş, tok. 2. (kimya) Bir maddeden erimiş hâlinde tutabileceği miktarı alıp fazla eritemeyen (sıvı), Fr. satur6 («meşbû» da denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «sebeb» den imef.) (mü. müsebbebe). Sebep verilip vücuda getirilmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Şibh» den imef.) (mü. müşebbehe). Benzetilen, teşbih olunan. Müşebbehün-bih = Kendisine teşbih olunan (cesur adamı arslana teşbih ettiğimizde «cesur» müşebbeh ve «arslan» müşebbehün-bih’tir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine benzetilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sebeb» den İf.) (mü. müsebbibe). 1. Sebep ve vesile olan, icap ettiren. 2. Kuran, vücuda getiren, icat eden, tertip ve teşkil eden. Müsebbib-i hakîkî, müsebbibü’l-esbâb = Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cause. causer. author. instigator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sec’» den imef.) (c. müseccaa). Cümlelerinin sonu kafiyeli olan (nesir). Secîlendirilmlş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «seci» den imef.) (mü. müseccele). Sicille geçirilmiş, deftere kaydolunmuş, kayıtlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inscribed. proprietary. registered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiddet» ten imef.) (mü. mü şeddede). 1. Teşdîd olunmuş, kuvvet verilmiş, kuvvetli. 2. Şiddetlenmiş, artmış: Hastalığı müşedded oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seds» den imef.) (mü. müseddese). 1. Altı kısımdan ibaret, altı parçadan yapılmış, altıya bölünebilen. altılık, altılı. 2. (matematik) Altı açısı ve köşesi olan: Şekl-i müseddes. 3. (matematik) Altı açı ve köşesi olan şekil: Bir müseddes. 4. (edebiyat) Altı mısrâdan mürekkep kıt’alardan meydana gelen nazım şekli. Müseddes şarkı = 6 mısrâlı şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sedâd»dan if.) (mü. müseddide). t. Doğrultan, doğru yola sevkeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «sed» den if.) (tıp). Tıkayan, kapayan, tıkanmış, kapanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «şiddet» ten if.) (mü. müşeddide). 1. Teşdîd eden, şiddetlendiren, kuvvet veren. 2. Şiddeti arttıran, azdıran, azdırıcı. Esbâb-ı müşeddide = (hukuk) Suçlu hakkında bir cezanın şiddetlendirilmesin! gerektiren hâller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Şiddetlendirici. (bk.) Müşeddid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «şekl»den imef.) (mü. müşekkele). Şekil ve kıyafeti yerinde, yalnız kalıbı, gösterişi olan: Müşekkel bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “sükûn”dan İf.) (mü. müseskkine) (tıp). Ağrı vesaireyi durduran, teskin eden, rahatlandıran, uyuşturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sedative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calmative. sedative. tranquillizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. “silâh” dan imef.) (mü. müsellaha). Silâhlanmış, silâhlı: Müsellah adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Silâhlı olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selm» den imef.) (mü. müselleme). Tasdik olunmuş, kimse tarafından inkâr veya itiraz olunamayan (Türkçe). Eskiden asker şevkinde baltacılık ve arabacılık etmek şartiyle vergiden muaf köylü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Herkesçe tasdik olunup İnkâr kabûl etmeyen şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selâse» den imef.) (mü. müsellese). 1. Uçlü, üç kat, üç şeyden ibaret, üç kısımdan yapılmış. Ittifâk-ı müselles — Uç devlet arasındaki ittifak. 2. Uç köşeli, üç açı ile çevrilmiş: Şekl-I müselles. 3. (matematik, geometride). Uç köşeli ve üç açı ile çevrilmiş şekil, üçgen. 4. Uç kere kaynatılıp koyulaştırılmış, baharat ve şekerle karışık şurup. 5. Uç mısrâlık nazım şekli, şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. matematik). Trigonometri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «selm» den if.). Tanzimat’tan önce kaymakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müslüman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «silsile» den imef.) (mü. müselsele). Zencir gibi birbirine bağlı olan. kesiksiz bir sıra teşkil eden, bir silsile şeklinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zencir gibi birbirine bağlı olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ism, semv, sümüvv» den imef.) (mü. müsemmât). Bir ismi olan, adlandırılmış: Ahmed ismiyle müsemmâ bir adam. İsmiyle müsemmâ = Kendisine yaraşır ve hâline uygun bir isimle isimlendirilen. Müsemmâ b’ln-nakiz = Hareket ve tutumunun tam tersi mânâda ismi olan: Kötü bir adamın adının «Hayri» olması gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUŞAMMA) (i. A. «şem » den imef.) (mü. müşemmaa). Muşamba (bk.) Muşamba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «semân» dan imef.) (mü. müsemmene). 1. Sekiz kat, sekizli, sekizlik, sekiz parçadan yapılmış. 2. (matematik) Sekiz açılı, sekiz köşeli, sekizgen: Şekl-i müsemmen. 3. (edebiyat) 8 er mısralık kıtalarla yazılmış manzume. Müsemmen şarkı == 8 mısrâlı şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (musiki). Türk musikisinde 8 zamanlı bir usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemsiden imef.) (mü. müşemmese). Güneşe gösterilmiş, güneş görmüş, güneş gören, güneşli: Müşemmes oda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müsennât). 1. İki katlı, iki parçadan yapılmış, ikili, ikilik. 2. Tesniye sîgasında iki şahıs veya şeye delâlet eden (kelime). 3. İki noktalı (harf): Tâ-i müsennâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (m. müsennâ). Müsennâlar, ikililer, (bk.) Müsennâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. müsenneme, matematik). 1. Ev çatısı şeklinde olan. 2. Kabartma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (belki Arapça «mlnşâr» dan). Marangoz ve çıkrıkçı gibi esnafa mahsus eğri testere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» ten imef.). Teşrih olmuş, otopsi ile açılmış ceset.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeref» ten imef.) (mü. müşerrefe). Şereflenmiş, şerefli, şeref ve izzete erişmiş, teşrifinizle müşerref olduk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Şereflendirilmiş kendisine şeref verilmiş, şerefli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şerh» den if.) (c. müşerrihîn). Teşrih yapan doktor ve bilgin, anatomi mütehassısı, Fr. anatomiste.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müze.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. mûsâ» dan imen.) (mü. mûseviyye). 1. Hazret-i MÜsâ’nın dinine tâbî, Yahudi, isrâilî. 2. İmam MÜsâ KAzım nesline mensup: Sâdât-ı MÜseviyye’den.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jewish. judaic. israelite. jew. hebrew. israelite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jew. jewish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jew.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevk» den imef.) (mü. müşevvek) (botanik, paleontoloji). Dikenli veya diken şeklinde sivri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şevâş» dan imef.) (mü. müşevveşe). Karışık, karma karışık, anlaşılmaz, şüpheli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâd» den if.). Başkası tarafından temize çekilmek üzere müsvedde yazan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şevk» den İf.) (mü. müşevvika). 1. Şevk ve gayrete getiren, arzusunu arttıran. 2. Kışkırtan, hırslandıran, harekete getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyb» den imef.) (mü. müseyyebe). Kayıtsız, işine dikkat ve ihtimam etmeyen, ihmalci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kayıtsızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şîyd»den imef.). Yüksek, sağlam yapılmış, tahkim olunmuş (bina).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiyd» den if.) (mü. müşeyyide). Yükseltip sağlemlaştıran, sağlam surette yapan ve kuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şefakat» ten İf.) (mü. müşfika). 1. Merhametli, acıyan. 2. Şefkatle seven, şefkatli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tender. kind. affectionate. benevolent. charitable. soft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affectionate. compassionate. complaisant. kindly. lenient. soft. tender. tenderhearted. kind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tender. kind. compassionate. benign. humane. kindly. merciful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Şefkatli, merhametli, acıyan, seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müşfik).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (I. F.). 1. Merhametle, acıyarak. 2. Sevgi ve şefkatle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Miskli, misk gibi kokan; misk renginde: Zülf-i müşkîn.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. mısır unu lapası; lapa gibi şey; k.dili gözyaşı ile ifade edilen aşırı duyarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., (ünlem) özellikle köpeklerin çektiği kızaklarla kar üzerinde ayakta yolculuk yapmak; (ünlem) Haydi! (kızak çeken köpeklere).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sahafe» den imef.) (c. masâhif). 1. Sahifelerden mürekkep yazılmış şey, kitap. 2. Kur’an-ı Kerim: Mushaf-ı Şerîf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصحف] Kur’ân.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sehl» den if.) 1. Kolaylaştıran. 2. Ishâl veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evacuant. purgative. aperient. laxative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laxative. purgative. purge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laxative. physic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. mantar; mantarımsı şey: türedi şey veya kimse; s. mantarımsı; türedi; f. yayılıp büyümek; mantar şeklinde yayılmak. mushroom cloud (özel likle nükleer patlama sonucunda) mantar şeklinde yükselen bulut. mushroom growth birdenbire büyüyüp y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. lapa gibi; k.dili tatsız bir şekilde hissi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vesâyet» den if., ifâl). Vasiyet eden, bir vasiyet bırakan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «savâb» dan if.) (mü. musîbe). İsabet eden, yanılmayan, doğru hedefine veya maksadına varan: Re’y-i musîbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Görünmez belâ, felâket: Bu, benim için bir musibettir. 2. Pis, uğursuz: Ne musîbet karı; ne musibet mürekkep, her yere bulaştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pest. plague. scourge. calamity. disaster. nuisance. ill-omened.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calamity. disaster. plague. troublesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مصيبت] bela. 2.şirret, uğursuz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Musibet ve Afete uğramış, uğursuz: Babasının öldüğü gün onun için musibetll bir gün oldu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müzik, musiki; ahenk, hava, nağme, makam, nota; müzik ilmi; orkestra, bando. music book nota kitabı. music box latarna. music hall müzik salonu; İng. vodvil tiyatrosu. music master musiki üstadı, müzik hocası. music of the spheres Pitagor kuramın

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. müziğe ait; ahenkli, uyumlu; müziksever, musikişinas, müzik ustası; bestelenmiş; i. müzikli komedi. musical chairs müzik eşliğinde iskemle kapmaca oyunu. musical comedy müzikli, şarkılı ve danslı güldürü. musically z. ahenkle; müzikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. özel resital.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müzisyen; çalgıcı, şarkıcı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kılı kırk yararcasına.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [موشکافانه] kılı kırk yararak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). 1. GOyâ gasında birçok delikler bulunan ve rüzgâr esdikçe çeşitli sesler çıkaran hayalî bir kuş. 2. Türk musikisinde eski bir nefesli çalgı, mıskal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (Yunanca’dan). 1. Seslerin yapısından bahseden san’at ve ilim: İlm-i musiki. 2. Çalgı takımı, muzıka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKIY) (i. A.) (mü. musikıyye). Musikiye ve çalgıya ait: Alât-ı mûsikıyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSİKİY-ŞİNAS) (i. A. F.). Musiki tanıyan, bilen, müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [موسيقی شناس] müzisyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vusûl»den if.) (mü. mûsile). Yetiştirici, Osm. İsâl eden. Mûsile-i Süieymâniyye, mûsile-i sahn = Eskiden müderris (profesör) pâyeleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyelân» dan if.) (mü. müsîle) (tıp). Akıtan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSNİN) (i. A. «sinn» den if.) (mü. müsinne). Yaşlı, geçkin, kocamış, ihtiyar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUSİRR) (i. A. «sarr» dan if.) (mü. musirre). Israr eden, ayak basıp vazgeçmeyen, bir söz veya istekte sebat eden: Fikrinde musir bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Musir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞİR) (i. A. «şevr» den if.) (mü. müşire). 1. Emir ve işaret eden. 2. Mareşal. (F. c.) Müşîrân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gauge. indicator. gage. index hand pointer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مصر] ısrarcı, ısrar eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Haber veren, bildiren. 2.Emir ve işaret eden. 3.Mareşal. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). 1. Müşirlik, mareşallik, müşir rütbesi: Fevzi Paşa’ya müşîriyet rütbesi verilmiştir. 2. Bir müşirin idaresinde bulunan makam ve daire: Tophane müşîriyyeti, hassa ordusu müşirliği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müştriyyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصرانه] ısrarla, ısrar ederek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞG) (I. F.). Misk. Müşkbû = Misk kokulu (mis kokulu).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. misk; misk kokusu; misk otu, amberçiçeği, misk kokulu herhangi bir bitki. musk deer misk geyiği, zool. Moschus moschiferus. musk geranium kokulu sardunya. musk ox misk sığırı, zool. Ovibos moschatus. musk plant misk otu, bot. Mimulus moschatus. mu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. «nüsha» dan galat). bk. Nüsha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amulet. charm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amulet. charm. talisman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., Kan. yosunlu bataklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'nın büyük göllerinde bulunan bir çeşit iri turnabalığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) Krater, yanardağ ağzı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eski model asker tüfeği. musketeer' i. tüfekli asker. musketry i. tüfekler; tüfek atışı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. müşkil = güç, Fars. küşâden = açmak). Müşkülleri gideren. Hallâl-ı müşkilât = Her türlü müşkülleri çözen. mec. Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sekr» den if.) (mü. müskire). Sarhoş eden, sarhoşluk veren, alkollü içki: Şıra eskirse müskir olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Sarhoşluk veren şeyler, alkollü içkiler: Müskirat resmi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «sukut» tan if.) (mü. muskite) (tıp). Çocuk düşürmeye yarayan veya sebep olan (ilâç vesaire).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sükût» tan if.) (mü. müskite). Susturan, sükûta mecbur eden, itiraza yer bırakmayan: Müskit bir cevap verdi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kavun, bot. Cucumis melo.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Kuzey Amerika'ya mahsus misk sıçanı, zool. Ondatra zibethica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜŞKİL) (i. A. «şekl» den if.) (mü. müşkile). Zor, güç, çetin: Müşkül iş, müşkül hâl. (i. A. c. müşkilât). Halli zor iş, engel, mânia.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞKİL)-PESEND (i. F., Ar. müşkil = güç, Fars. pesendîden = beğenmek). Zor beğenir, bir şey beğenmez, her şeye bir bahane bulan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞKİL)-PESENDANE (I.F.). Bir şey beğenmeyen adama mahsus ve lâyık surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trouble. difficult. hard arduous güç. zor. çetin. difficulty engel. güçlük. zorluk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hard. difficult. inconvenient. intricate. knot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: MÜŞKİLAT) (i. A. c.). Güçlükler, zorluklar, müşküller, (bk.) Müşkül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficulties. problems. hobble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kalınca kabuklu, iri ve uzunca taneli bir üzüm çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Güç ve müşkül olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bitchy. captious. choosy. difficult. fastidious. finicky. fussy. particular. pernickety. exacting. choosey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fastidious. hard to please. slow coach. exacting. exigent. old maid. pernickety. picky. pricky. queasy. querulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. misk kokulu; misk gibi. muskiness i. misk gibi kokma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sulh» den if.) (mü. musliha). 1. Islah eden. 2. İyileştiren, sulh getiren, barıştıran.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İslah eden, iyileştiren, düzeltici, arabulucu. Barıştıran. Bu kelime Kur’an’da birkaç defa zikredilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). Barış yoluyle.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dinin salahı için çalışan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. A. «selm» den if.) (mü. müslime) (c. müslimtn) (cem’i müennesi müslimât). islâm dinine tâbî, bafllı olan, Müslüman, mü’min.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muslim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. Müslüman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İslam dininde olan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müslim).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. «Musul şehrinin adından»). Mendil ve iç çamaşırı gibi şeyler yapılan, sıkça dokunmuş, İnce, hafif bir çeşit kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muslin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin cotton, white, dyed, or printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The name is also applied to coarser and heavier cotton goods; as, shirting and sheeting muslins. plain-woven cotton fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muslin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plain-woven cotton fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inexpensive, medium weight, plain weave, low count cotton sheeting fabric In its unfinished form, it is commonly used in fashion design to make trial garments for preliminary fit Return to Index.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An inexpensive, medium weight, plain weave, low count cotton sheeting fabric In its unfinished form, it is commonly used in fashion design to make trial garments for preliminary fit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Cloth used for sheeting with a thread count under 180 threads per inch Muslin is more loosely woven and feels coarser than percale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plain-woven cotton, typically used as the under layer on a piece of upholstered furniture, over which the decorative upholstery material is mounted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A large group of plain weave cotton fabrics ranging from light to heavy weight The sizing may also be light or heavy Muslin can be solid colored or printed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A plain-woven cotton, typically used as the underlayer on a piece of upholstered furniture, over which the decorative upholstery material is mounted. a plain, undyed cotton fabric, available bleached or unbleached A fine quality bleached muslin is used in

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin, fine cotton cloth, used for dresses, curtains, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fine plain weave cotton effect fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

So called from Mosul, in Asia, where it was first manufactured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the oldest scaples known, and is used for aprons, blouses, bedspreads, handkerchiefs, house dresses, interlinings, linings, sheets, underwear, and a host of other articles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. muslin (kumaş). muslinet(te)' i. kaba muslin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Suyu istenildiği vakit akıtıp, istenildiği vakit kapamak üzere çeşme vesaireye takılan burma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tap. cock. stopcock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cock. faucet. spout. tap. turncock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spigot. tap. fauce. cock n. faucet. spout. stopcock. tab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cami musluklarında abdest almak üzere ceketini çıkaranların cüzdanını veya ceket vesairesini aşırmak suretiyle yapılan hırsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumbery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSLİMAN) (hi. F. Arapça: «Müslim» den). 1. İslâm dinine mensup, müslim. 2. mec. Doğru: Müslüman adam, Müslüman sözü. 3. mec. Dindar, Müslüman adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muslim. moslem. mohammedan. mahometan. mussulman. muslim. moslem. mussulman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mohammedan. moslem. muhammadan. muslim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

muslim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. islâm dini tarz ve usûlünde. 2. Doğru şekilde: Müslümanca söz, hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). 1. islâm dini: Müslümanlığı iyi bilir. 2. Doğruluk, dürüstlük: Bu ettiğiniz Müslümanlık mı? 3. Dindarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

islamism. mohammedanism. mahometanism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a muslim. islam. islam İslamiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Islam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. »semen» den if.) (mü. müsmine). 1. Semiz. 2. Semirten, semizlik veren, şişmanlatan (ilâç veya besin).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «semer» den if.) (mü. müsmire). 1. Yemiş veren, meyveli: Müsmir ağaçlar. 2. Faydalı, kârlı. 3. Netice veren, tesirli: Benim nasihatlarım, sözüm müsmir olmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1Birkaç sert çekirdeği olup sonbaharda yetişen bir meyve. Türkçe’de yabanisine «döngel», bahçede yetişenine «ezgil» ve iri bir cinsine «beşbıyık» denir. mec. Buruşuk ve sevimsiz şey hakkında kullanılır: Muşmula suratlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

medlar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Himyertler zamanında Yemen’de kullanılan bir SAmî yazısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünûd» den imef.) (gramer). Bir İsim cümlesinde isnâd olunan parça ki, gramerde «haber» ve mantıkta «mahmul» da denilir: «Allah kadîmdir» cümlesindeki «kadîm» müsneddir. Müsned-ün-ileyh = Cümlenin diğer parçası ki, müsned ona dayanır. Gramerde «mübtedâ» da denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsned.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Söyleyene isnâd olunan söz. 2. Zaman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A.). Hind Okyanus’unda altı ay bir yönden, altı ay öbür yönden esen rüzgâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monsoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsbet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

positive olumlu. pozitif. positive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affirmative. positive. proved. demonstrated. established. constructive. documentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the exact sciences.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «serf» den if.) (mü. müsrife). Isrâf eden, boş yere malını harcayan: Pek müsrif adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şeref» ten if.). 1. Çevreye bakan, gören. 2. Bir hâle yaklaşmış, yüştutmuş. Müşrif-i harabe = Harâb olmaya yüztutmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extravagant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spendthrift. wasteful. extravagant. prodigal. lavish. thriftless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İsrafla, müsriflikle, müsrifçeslne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lavishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prodigality. extravagance. wastefulness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirk» ten if.) (mü. müşrike) (c. müşrikin). Tanrı’ya şerik (ortak) koşan, birden fazla Tanrı’ya inanan, kâfir, putperest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sür’at» ten if.) (mü. müsria). Tesrî eden, acele ettiren.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., A.B.D., k.dili karmakarışıklık, intizamsızlık; kargaşa; kavga, boğuşma; f., gen. up ile buruşturmak, örselemek; bozmak, kirletmek. mussy s., A.B.D., k.dili karmakarışık, buruşuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. midye, kara kabuk midyesi, zool. Mytilus edulis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. (çoğ. -mans) Müslüman, islam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). T. Yumruk. 2. Avuç.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ مشت] yumruk. 2.avuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kızmış (erkek fil veya deve); i. kızgınlık; kızgın fil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

( yardımcı )f., i.- meli, -malı (gereklik, zorunluk, ihtimal ve kesinlik belirtip geçmiş veya şimdiki zaman için kullanılan çekimsiz bir fiil); i., k.dili şart, gereklik. He must go. Gitmelidir. He must have gone. Gitmiş olacak. I must ask you to go. Ha

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. küflülük; küf kokusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., şıra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (muşt = yumruk, zeden = vurmak). Yumrukla güreş eden, yumruk güreşinde mahir pehlivan, boksör, Fr. boxeur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yumruk güreşi, boks, Fr. box.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «muşt» tan galat). 1. Yumruk. 2. Dikicilerin dikdikleri şeyin içine geçirdikleri maden top. Muşta talimi = Boks antrenmanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brass knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knuckleduster. brass knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blow with the fist. brass knuckles. hit. bang. sleeker. punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ebd» dan |f.). Osm. İstib’Ad eden, kul edinen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «acele» den imef.) (mü. müstâcele). Çabuk yapılması istenen, istîcâl olunan, sıkıştırılan, aceleli: Bu iş müstâceldir, müstâcel bir mektup.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgent. pressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele ile, çabuk olarak, İşi tâcîl ederek: Bir mektup yazıp müstâcelen gönderdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

urgency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Acele olma hâli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıyık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUSTAFA) (i. A. «safvet» imef.) Seçilmiş, seçkin. Peygamberimiz’in isimlerindendir: Hazret-i Muhammed Mustafa.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Temizlenmiş, seçilmiş, güzide. 2.Hz.Peygamberin isimlerinden. 3.Sa’d Suresi 47.ayette geç(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Mustafaviyye). Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «afv» dan), istifa etmiş, işinden çekilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who has resigned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gufrân» dan if.) (mü. müstağfire). Ettiği günahların affını Tanrı’dan isteyen, tövbe ve istiğfâr eyleyen: Sonunda müstağfir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (I. A. «şugl» dan İf.) (mü. müştagıle). Bir işle uğraşan, meşgul, iştigal eden («meşgul» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «gıyâs» dan if.) (mü. müstagîse). Istigase eden, yardım isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ganî» den if.) (mü. müstağniyye). 1. İhtiyacı olmayan, muhtaç olmayan: Güzel yüz, boyadan müstağnidir. 2. Sahip olduğu şeyle kaneat eden, tok gözlü: Pek müstağnî adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gark» tan imef.) (mü. müstağraka). Dalmış, daldırılmış, batmış: Servete müstağrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garabet» ten imef.) (mü. müstağrebe). Şaşılan, garip, acaip, inanılmayacak: Pek müstağreb bir iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «garâbet» ten if.) (mü. müstağribe). Şaşıran, şaşa kalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk.dan imef.) (mü. mustahakka). 1. Hak kazanmış, haklı, istihkakı olan, lâyık: O adam mükâfata müstahaktır. Cezaya müstahak bir adam. 2. Hak edilen şey, bir adamın lâyık olduğu mükâfat veya ceza: Allah müstahakını versin (ekseriya ceza, şaka için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

worthy of. deserving of. meriting. condign. just.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get what is coming to one. to get one's just deserts. deserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «haber» den imef.) (mü. müstahbere). Haber alınmış, işitilmiş, duyulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hacer» den imef.) (mü. müstahcere). Sertleşip taşa dönmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıdmet» ten imef.) (mü. müstahdeme). Hizmette bulunan, kullanılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

employee. servant. cleaner. messenger. doorman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who works as a cleaner. messenger or doorman in a government office. employee (generally of a lower status. jobholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hıfz» dan İf.) (mü. mustahfiza). 1. «Muhafız» gibi «koruyan» mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’ da mânâsı değişiktir. 2. imparatorluk ordusunda nizâmiye ve redif hizmetinden sonra yani kırk yaşını geçkin olanların bulundukları ve asıl görevleri savaşta memleketin asayişini korumaktan ibaret olan sınıf ve bu sınıfa ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havi» den if.) (mü. müstahîle). Mümkün ve kabil olmayan, İmkânsız: Bu işin böyle olması müstahîldir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakaret» ten imef.) (mü. müstahkare). Hakaret nazariyle bakılan, itibarsız: Dinsiz, daima müstahkardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hükm» den İf.) (mü. müstahkeme). 1. Muhkem, metin, kuvvetli, sağlam: Müstahkem bir yapı. 2. (askerlik) Kale gibi, düşmana karşı muhafazaya mahsus şeylerle kuvvetlendirilmiş, istihkâmlı, istihkâmlı olan: Müstahkem bir mevkî, bir şehir, bir liman.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strong. solid. fortified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

restricted / prohibited area. fortified post. fortress. citadel. fortified place. fortified position. stronghold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hurûc» dan imef.) (mü. müstahrece). Bir şeyden çıkarılmış, alınmış: Filân kitaptan müstahrec birkaç fıkra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müstahsalât). Husûle gelmiş veya getirilmiş (aslı: «mütahassıl»),

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hasen» den imef.) (mü. müstahsene). 1. Herkesin güzel bulup beğendiği, makbûl, güzel. 2. (musiki) Bir ney ve Ahengin (düzen) çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Husûle getiren ve hâsıl eden (doğrusu: «muhassıl»).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

producer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan İmef.) (mü. müstahzara). 1. Huzûra getirilmiş, celbedilmiş, getirilip hazır ve mevcut olan. Hazırlanmış. 3. Zihinde saklı, hatırlanan. 4. Ambalajlı, hazır ilâ;.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-made drug. preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. factory-made pharmaceutical. chemical or cosmetic. concoction. patent medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. müstahzara) (bu suretle isim gibi pek kullanılmaz). 1. Hatırda tutulup İcabında kullanılan bilgi, tarih ve edebiyata ait fıkra, şiir vesaire. 2. Hazır ilâçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan if.) (mü. müstahzıra). 1. Huzura getiren, celbeden, hazır ve mevcut hâle koyan. 2. Hazır eden, hazırlayan, yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müştalle). Yanmış, tutuşmuş, ateş almış, alevlenmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «avn» den if.) (mü. müstaîne). Yardım isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birinin yardımına başvurarak, imdat ve yardımını isteyerek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTAİDD) (i. A. «uddet» ten if.) (mü. müstaidde). 1. Bir şeye hazırlanmış gibi kabiliyeti olan, istidat sahibi. 2. Terbiye almaya istidat ve kabiliyeti olan, zeki, uyanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şevk» ten if.) (mü. müştâka) (c. müştâkîn). Özleyen, arzu eden, göreceği gelmiş olan, can atan: Evlâdına, memleketine müştaktır («müştakk» ile karıştırılmamalıdır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTAKK) (i. A. «şakk» tan imef.) (mü. müştakka). Diğer bir kelimeden çıkmış, ondan ayrılmış, diğer bir kelimeden türemiş: Kışlak, kış’tan müştaktır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İştiyaklı, özleyen, göreceği gelen, can atan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kararı dan im.) (aslı müstakırr). Yerleşilen ve karar kılınan yer, durulan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabl» den imef.) (mü. müstakbele). 1. Gelecek, önde bulunan, ilerdeki: Müstakbel zaman. (I. A. c. müstakbelât). 2. Gelecek zaman, istikbâl. (edebiyat) Fiilde gelecek zaman kipi, istikbal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future. intended. prospective. unborn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

future.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kıllet» ten if.) (mü. müstakille). 1. Kendi başına, başlıbaşına, bir yere bağlı ve tâbî olmayan. 2. Ayrıca, kendi kendine: Aradaki kapı kapanırsa bu daire müstakil bir ev olur. 3. (Türkçe) Bilhassa, ancak: Bunu müstakil (sırf) beni kızdırmak için yapıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

self-contained. separate. private.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

independent bağımsız. detached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

separate. independent. autonomous. self-governing. detached. self-contained. individual. free. sovereign. integral. freestanding. motor home. substantive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendi başına olarak, bir yere tâbî ve bağlı olmaksızın. 2. Ancak, bilhassa: Müstakillen sizi görmeye geldim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kıyâm» dan if.) (mü. müstakıyme). 1. Doğru, düz: Hatt-ı müstakim. 2. mec. İffetli, namuslu, hilesi olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مستقيم] doğru, düz, dosdoğru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Doğru, düz, dik. Temiz, namuslu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müstakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «karz» dan imef.) (mü. müstakraza). İstikrâz olunmuş, borç alınmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

( i. A. «karz» dan if.) (mü. müstakrize). İstikrâz eden, borç alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kutb» dan if.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Işıkların bazı şeffaf yüzeylerden geçerken aldıkları şekilleri belirtmeye mahsus Alet, Osm. mıkyâs-ı Istiktâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sulh» dan imef.) (mü. mustalaha). 1. Istılahlı, terimli olan 2. Anlaşılmaz ve garip kelime ve terkiplerle dolu olup herkes tarafından anlaşılmayan: Pek mustalah bir mektup yazmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Muşta ile vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hit with one's fist or brass knuckles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTAMEL) (ı. A. «amel» den imef.) (mü. müstâmele). 1. İstimal olunan, kullanılan: Bu tâbir hâlâ müstameldir. 2. Kullanılmış, eski, eskimiş olan: Müstamel elbise satıyor. ‘

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umrân» imef.) (mü. müstâmere). Bir yere göçmen göndererek bayındır hâle getirilmiş, koloni: Afrika’nın müstâmer sahilleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. müstâmerât). Göçmen gönderilmiş ülke: Kanada, vaktiyle İngiltere ve Fransa’nın müstâmeresi idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «umrân» dan if.) (mü. müstâmere). Göçerek yerleşen ve bayındır hâle getiren, kolonizatör.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'ya mahsus yabani at.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k kalın) (i. A.). 1. İstinkab eden, sorguya çeken. 2. Sorgu hâkimi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hardal: hardal bitkisi. mustard gas zehirli bir gaz, iperit. mustard plaster hardal yakısı. mustard seed hardal tohumu. hedge mustard yaban hardalı, çalgıcı otu, bot. Sisymbrium officinale. white mustard akhardal, bot. Sinapis alba. wild mustard y

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Arab» dan imef.) (mü. müstârebe). Arap’laşmış, Arap değilken zamanla Arapça konuşmaya başlamış: Arâb-ı müstârebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

somebody who is suffering mental or emotional anguish. sore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leidend. drückend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten imef.) Birinin yanına ve eşliğine alınmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sohbet» ten if.) Birini yanına alan, eşliğinde bulunduran, beraber götüren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yanında ve eşliğine aldığı halde, birlik alarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tûl» den if.) (mü. mustatile). Uzunca: Şekl-i mustatil. Müstatilü’r-re’s = Başı önden arkaya doğru uzanan (insan cinsi), Fr. dolichociphale. Müstatilü’l-fek = Alt çenesi ileriye doğru uzanan (İnsan cinsi), Fr. prognathe. İki kenarı uzun ve diğer ikisi kısa dörtgen şekli, dikdörtgen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıyâ» dan İf.) (mü. mustazıye). Işık alan, aydınlatılan: Ay, güneşten müstazîdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zıll»den if.) (mü. müstazile). 1. Gölgelenen, gölge altına girmiş. 2. mec. Birinin himayesi altına girj miş, birisine sığınmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «avn»den imef.) (mü. müsteâne). Kendisinden yardım İstenen (Esmây-ı Hüsnâ’dandır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Kendisinden yardım beklenen, yardım istenen. -Allah’ın sıfatlarındandır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (musiki). Türk rrlusikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ariyyet» ten İmef.) (mü. müsteâre). Ariyet, ödünç alınmış, kendi malı olmayan. NSm-ı müsteâr = Kendi ismini belli etmek istemeyen bir adamın kullandığı takma isim. Hayât-ı müsteâr = İğreti ve geçici olan hayat, dünya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan imef.) Apaçık, meydanda olan, vâzıh, şüphe bıTakmayacak şekilde anlaşılan: Söylediklerimden müstebân olduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bedel» den imef.) (mü. müstebdele). Değiştirilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebeh» ten if.) (mü. müştebihe). Şüpheli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şebek» ten if.) (mü. müştebike). Ağ ve kafes gibi birbirine geçip örülmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEBİDD) (i. A. if.). İstibdatla hareket edenemrindekilere söz hakkı tanımayan: Müstebit bir Amir, müstebit bir kı rai.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despotic. tyrannical. despot. tyrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstibşar eden, müjdeleyen. Müjde ile sevinen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bu’d»dan). Uzak görülen, olacağı zannedilmeyen, baîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan imef.) (mü. müstecâbe). Kabûl cevabını alan, isteği, duası kabûl edilen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İsticabe edilmiş, kabul olunmuş, (bkz.Mücab).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lease holder. lessee. renter. tenant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «celb» den if.) (mü. müsteclibe). Kendine doğru çeken, celb eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cem» den if.) (mü. müstecmia). Toplayan, cem’ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevâb» dan if.). Isticvâb eden, sorguya çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTEDD) (i. A. «şiddet» ten if.) (mü. müştedde). Şiddetlenen, iştidâd eden, azan: Hava değişince hastalığı müşted oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan imef.) (mü. müstedâme). Devamlı, dâim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEDELL) (i. A. «delâlet» ten imef.) (mü. müstedelle) («müstedlll» yanlıştır). Istidlâl olunan, bir delil ile ispat olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan İf.) (mü. müstedime). Devamlı, sürekli, dâim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «devr» den if.) (mü. müstedîre). Daire şeklinde olan, dönüp dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan imef.) İstenen: Bu işi yapmanız müsted’Adır, Dilekçe ile istenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. müsted’A-aleyhâ). Aleyhinde dilekçe sunulan, kendisinden dâvâ ve şikâyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Müstedâlar, istenenler. (bk.) Müsted’A.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dâvâ» dan if.) (mü. müsted’iyye). Bir dilekçe sunarak isteyen: Müsted’inin çağırılmasına lüzum görüldü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «feyd» den imef.) (mü. müstefâde). 1. Kazanılmış, kâr edilmiş. 2. Anlaşılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den imef. (mü. müstefheme). Anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fehm» den if.) (mü. müstefhime). Anlamak isteyen, soran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan if.) (mü. müştefiyye). Şifâ bulan, hastalıktan kurtulan, iyi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyd» den if.) (mü. müstefide). Fayda gören, faydalanan, kazanan, istifade eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feyz»den if.) (mü. müstefîze). Feyz kazanan, ilerleyen, gelişen: Sayenizde müsteflz oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. A. «ferâğ» dan if.) (mü. müstefriğa) (tıp). Istifrağ ettiren, kusturan (ilâç).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «fesr» den if). (mü. müstefsire). Bir şeyin açıklanmasını isteyen, soruşturup araştıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fetvâ» dan İf.). İstiftâ eden, bir müftüye başvurup fetvâ isteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müstegillât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «gaile» den if.). Tarımdan elde edilen gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» den imef.). Arzu olunan, iştiha ve şehvet veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «havase»den imef.) (mü. müstehâse). Toprağın altında kalıp saklanmış, fosilleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. müstehâsât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir) (jeoloji). Pek eski zamandan yer altında kalıp taşlaşmış hayvan veya bitkiler, fosil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hücnet» ten imef.) (mü. müstehcene). Ayıp, edep dışı, açık saçık: Müstehcen sözler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lewd. obscene. pornographic. ribald. risqué. rough. rude. salacious. smutty. suggestive. bawdy. salacious açık saçık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscene. pornographic. dirty. filthy. salacious. scabrous. smutty. suggestive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawdiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscenity. pornography. salacity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (if. suretinde müştehiyât şekli galattır). Arzu olunan, şehvet veren şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şehvet» ten if.) (mü. müştehiyye). iştihası olan, arzu eden, şehvetli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şöhret» ten if.) (mü. müştehire). Şöhret bulan, meşhur, adlı sanlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İştihar eden, şöhret bulan, meşhur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten imef.) (mü. müstehleke). Sarf ve istihlâk olunan, yenip içilerek bitirilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «helâk» ten if.) (mü. müstehlike). Sarf ve istihlâk eden, yiyip içerek bitiren, (maliye) Kendi ihtiyacı için bir şeyi satın alan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consumer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müstehziyye). istihzâ eden, biriyle eğlenen, herkesle eğlenmek tabiatında olan, alaycı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic. jeering. mocking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). İstihzâ ile, eğlenerek: Müstehziyâne bir tebessümle, o sözleri müstehziyâne söyledi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekvâ» dan imef.). 1. Şikâyet olunan. 2. Şikâyet, şekvâ.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Kibirlenen kendini büyük gören, büyüklenen. 2.Alah’a karşı büyüklenen kafir ve mülhid. - İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yetecek kadarını isteyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekvâ’dan if.) (mü. müştekiyye). Şikâyet eden, şikâyetçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who complains about / of. complainant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kerâhet» ten imef.) (mü. müstekrehe). İğrenç, iskirâh olunan, mekrûh, nefret edilen: Pek müstekreh yer, adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «lüzûm» dan if.) (mü. müstelzime). Tabiî ve zarurî bir netice olarak icab eden: Tenbelliği cahil kalmasını müstelzim oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

requiring. exacting. what is necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şümûl» den imef.) (mü. müştemele). Bir şeyin içinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (if. şeklinde müştemilât şekli galattır). Bir şeyin içinde bulunan şeyler, bir şeyin ekleri: Çiftliğin müştemelâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zavallı, kederli, çaresiz, dertli, hüzünlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Hüzünle, dertli bir şekilde, yalvarırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «sem’» den if.) (mü. müstemia). Dinleyen, dinleyici, kulak veren, Osm. istimâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEMİDD) (i. A. «meded» den if.)

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şümûl» dan if.) (mü. müştemile). Iştimâl eden, saran, kavrayan: Birçok araziyi müştemil bir çiftlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTEMELAT) (bk.) Müştemilât.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

annexe. annexes. outhouses. appurtenances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auxiliary buildings. appurtenance. annex. appurtenances. fixture. outbuilding. outhouse. accessory. dependencies. dependency. outhouses. outlying building. quasi personality. pertinents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEMİRR) (i. A. «mü. müstemirre). 1. Sürekli, devamlı, dâimî, kesiksiz. 2. Muhkem, sabit, değişmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sürekli ve devamlı olarak, bir düzüye, daimi şekilde, kesiksiz: Müstemirren oruç tutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(|. A.) (cem’I: müstemlekât) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Koloni, sömürge.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. müstenbata). Örtülü olarak, dolayısıyle anlaşılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sened» den if.) (mü. müstenide). 1. Bir şeye dayanan, bir şeyin üzerine kurulmuş. 2. mec. Bir delil ve senedi olan, İspatına yarayacak bir sebebe dayanan: Davası bu delile müsteniddir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dayanarak, güvenerek, istinaden: Elinde bulunan bazı evraka müsteniden dava açtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

based on the. relying on. banking on. using sth as a guideline or guidance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Işıklı, parlak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Müstenir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth which is based on or supported by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekf» den if.). İstlnkâf eden, kabûl veya reddetmeyen, geri duran, el çeken, oy vermekten çekinen, çekimser.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstainer. abstainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nesh» dan if.) (mü. müstensihe). Yazılmış bir şeyin suretini çıkaran, temize çeken, kopyacı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. toplamak; yoklama için bir araya toplamak; bir araya toplanmak; i. geçit töreni veya yoklama için asker veya gemi mürettebatının toplanması; bu iş için toplanan kimseler veya bunların toplamı. muster in askere kaydetmek. muster out terhis etm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sirkat» ten imef.) Çalınan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «recâ» dan imef.). 1. Ümit olunan, umulan. 2. Rica olunan, yalvarılan: Bu işi yapmanız müstercâdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten imef.) (mü. müştereke). İki veya daha fazla şahıs veya heyet tarafından kullanılan, arada bulunan, ortaklaşa kullanılan, (matematik) Fasl-ı müşterek = İki yüzeyin temas ettikleri çizgi. Kaasınvı müşterek, mahrec-i müşterek = İki rakamı kesirsiz bölebilen rakam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal. consociate. mutual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

common. joint. collective. communal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

collective. common. mutual. joint. combined. corporate. concurrent. conjugate. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

book making.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Ortaklaşa, birlikte: Bir araba alıp müştereken kullanacağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jointly. collectively. in common.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «rahm ve ruhum’» dan imef.) İstirham olunan, hakkında birinin merhameti ve yardımı istenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rihâ» dan if.) (mü. müsterhiyye). Sülpük, sarkık, gevşek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜŞTERİ) (i. A. «şirâ» dan if.). 1. Satın alan, bir şey satın almak için başvuran. 2. Bir tacirle veya diğer esnaftan bir adamla her vakit muamele yapan. 3. İsteyen. 4. Güneşin çevresinde dönen gezegenlerin en büyüğü olup beşinci gezegendir ve semada pek parlak bir yıldız şeklinde gözükür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customer. client. buyer. patron. purchaser. shopper. patronizer. taker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buyer. client. clientele. connection. custom. customer. purchaser.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buyer. client. customer. shopper. taker. purchaser. patron. consumer. delegatus non potest delegare. demander. emptor. punter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Customer (client) Orders)

Müşterilerin Borsa’da menkul kıymet alıp satmak amacıyla Borsa üyelerine yazılı ya da sözlü şekilde ilettikleri emirlerdir.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

customer service. service to customer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Customer Name Based Custody System)

Takasbank sisteminde Müşteri kodlarıyla takip edilem alt hesapların Takasbank’ın yapacağı düzenleme ile isme çevrilmesini, her bir yatırımcı için verilecek sicil numarası ile takip edilerek yatırımcının kimlik bilgilerinin tespitinin mümkün hale getirilmesini ve müşterilerin menkul kıymetlerini bloke edebilmesini amaçlayan sistemdir.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râhat» tan if.) (mü. müsterîha). Rahatlayan, rahat eden, gaileden kurtulup gönlü rahat olan: O cihetten siz müsterih olunuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at ease. relieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who has been set at ease. whose worries have vanished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten if.) (mü. müşterike). Bir işe iştirak eden, başkaları ile beraber bir işte bulunan, katılan, ortak, Osm. zî-medhal (Arapça’da «abone» mânâsiyle de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clients. customers. clientele. patronage. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜSTEŞAR) (i. A. «meşveret» ten imef.) (mü müsteşâre). 1. Kendisiyle istişâre olunan, danışılan. 2. Bakan veya büyükelçi yardımcısı; içişleri, maliye, başbakanlık, Londra büyükelçiliği müsteşarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretary. assistant secretary. secretary of state. under-secretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretariat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rank/duties of an undersecretary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undersecretariat. undersecretaryship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şifâ» dan if.) (mü. müsteşfiyye). Şife isteyen, tutulduğu bir hastalığa devâ arayan, kendine baktıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sıklet» ten imef.) Ağır ve soğuk davranıp sertlikle karşılanan, aşağılanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i, A. «saky.dan if.) (tıp) Karnına su dolmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «senâ»dan imef.) veret» ten imef.) (mü. müsteşâre). 1. Kendışı, başkalarından farklı, başkasına benzemeyen. O, müstesna bir hâldir. 2. Seçkin, emsalinden üstün, fevkalâde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supernormal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

except. exceptional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with the exception for. except for. excepted. save for. especial. exceptional. exempt. save- for. unusual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.İstisna edilen, kural dışı bırakılan, bırakılmış. 2.Bütün. 3.Ayrı tutulan, ayrık. 4.Benzerlerinden baskın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şark» tan if.) (c. müşteşrikıyn). Şark ülkeleriyle ilgili tarih, dil, edebiyat vs. ilimlerde İhtisas yapmış İlim adamı, Fr. orientaliste.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «tayyib» den imef.) (mü. müstetâbe). İyi, güzel, makbûl Alâ: Kitâb-ı müstetâb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «setr» den if.) (mü. müstetire). Örtülü, gizli, saklı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vedd’» den imef.) (mü. müstevdaa). Emanet bırakılmış, tevdi edilryıiş, verilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ved’» den imef.) (mü. müstevdia). Bir emanet bırakan, bir şeyi birine veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vefâ» dan if,) (mü. müstevfiyye). Kâfi, yetişir, tam, mükemmel: Müstevfl maaşla bir göreve geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevi» den if.) (mü. müsteviyye). 1. Düz, her tarafı bir. 2. (gramer) Müzekkeriyle müennesi bir olan veya hem müzekker (erkek) hem müennes (dişi) olan (isim veya sıfat).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «vely» den if.) (mü. müstevliyye). 1. Zapt ve istilâ eden, sahip olan, ele geçiren: Cengiz Han bütün Asya’ya müstevli olmuştu. 2. Yayılan, yayılıp her tarafı kaplayan. Illet-i müstevliye = Vebâ veya kolera gibi, bir yere girince yayılan salgın hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invader. incursionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zlyâdet» ten imef.) (mü. müstezâde). 1. Artmış, fazlalaşmış, ziyadeleşmiş. 2. (edebiyat) Her mısraına onunla kafiyeli kısa bir mısrâ eklenen şiir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2.Kibirli, gururlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ecr» den if.) (mü. müste’cire). Bir şeyi kira ile tüten, bir yerde kira ile oturan, kiracı: Bu evin müste’ciri kimdir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kiracı olarak, kira ile: Filân evde müste’ciren oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emn» den imef.) (mü. müste’mene). 1. Kendisine aman verilmiş olan. 2. Yabancı bir ülkede oturan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «emn» den if.) Istimân eden, canını kurtarmak şartıyla teslim olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müste’nefün-aleyhâ) (hukuk), (eskiden) Hakkında dâvâ istînâf (temyiz) olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «enefe» den if.) (mü. müste’nife) (hukuk). (Eskiden) istinaf (temyiz) mahkemesine başvuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «üns» den if.) (mü. müste’nise). Vahşiliği gidip alışmış olan, alıştırılmış, Osm. istinâs etmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «izn» den if.). İzin ve müsaade İsteyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Müjde, sevindirici hab(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjde ve müjdelik’ten galat. (bk.) Müjde, müjdelik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Muştu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjdeci, muştu getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinçli bir haberi bildirmek, müjdelemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to tell the good news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müjdeciye verilen armağan, müjdelik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küflü, küf kokulu; köhne, antika, demode; sönük, ağır, yavan, tatsız. mustiness i. küflülük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir zâtın (hükümdarın) huzûrunda ayakta durma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müşirlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sevâd» dan İmef.) (c. müsveddât). Temize çekilmek üzere yazılıp düzeltilmiş yazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough. draft. draught. roughcast. work sheet. rough copy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough draft of a written work. copy. foul copy. draft. first draft. manuscript. petty journal. rough copy. rough draft. work sheet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

copy book. waste-book. rough book. waste book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mösyö.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zor. Güçlü, dayanıklı. Ashabdan ünlü şehid Mus’ab b. Umeyr’in adıdır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şuûr» dan if.) (mü. müş’ire). Iş’Ar eden, bildiren, haber veren.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Müstahak olmayan. 2. İstihkak olunmamış, hak kazanılmamış, hak edilmemiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) NA-müstahakk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kabiliyeti olmayan. (bk.) Müstait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAMÜS) (i. A.) (c. nevâmîs) (Yunanca’dan). 1. Kanun, nizam. 2. Irz, edep: Namusunu muhafaza etmek, insan dünyada namusu için yaşar. 3. İffet, doğru yol: Namusu olan yalan söyiemez. 4. Büyük melek. Nâmûs-ı Ekber = Cebrail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honor. honour. honesty. decency. purity. virginity. virtue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honour. good name. rectitude. honesty. honor. honest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

integrity. probity. uprightness. virtue. chastity. decency. honesty. honour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Kanun nizam. 2.Ar, edep, haya, ırz. 3.Temizlik, doğruluk. 4.Allah’a yakın olan büyük melek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Namuslulukla, namusa uyarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yatanların görülmemesi için yatağın çevresine asılan perde. 2. Cibinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAMÜS-KAR) (i. F.). 1. Namuslu. 2. Doğru (insan).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ناموسکار] namuslu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Namuslu bir şekilde: Nâmuskârane hareket etti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ناموسکارانه] namusluca, namuslulara yakışır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Namus ve edebi olan: Namuslu hâkim. 2. Doğru, haysiyet ve itibar sahibi: Namuslu adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honorable. honourable. honest. upright. pure. fair. level. modest. respectable. untainted. vestal. virtuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. good. honest. honourable. incorruptible. pure. respectable. right. straight. upright. chaste. honorable. proper. modest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upright. virtuous (woman. aboveboard. chaste. clean fingered. down to earth. honest. hono u rable. incorrupt. like ceasar's wife. respectable. straight. upstanding. virtious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uprightness. virtuousness. chastity. honesty. trustworthiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Irz ve edebi olmayan: Namussuz bir adam. 2. İffet ve doğruluğu olmayan: Namussuz bir kadının sözüne güvenilemez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bent. corrupt. crooked. deceitful. devious. dishonest. dodgy. rascal. rogue. shady. shameless. scoundrel. dishonourable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unscrupulous. immoral. unvirtuous. rotten wretch. damned thing. blighter. corrupt. crooked. dishonest. dishonourable. dodgy. double. ignominious. reptilian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unchasteness. dishonesty. roguery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) gözbebeğinin kendiliğinden sağa sola titremesi, nistagmus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İlim öğrenmiş, tahsilli. 2. Din adamı, rahip, papaz (İstanbul lehçesinde bu mânâda kullanılmaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literate. well-read. learned. educated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who's had some formal education. well-educated. intellectual person. lettered. literate. man of education. educated man. well read.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wide reading.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

killed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Vuku bulmuş, geçmiş, olmuş bitmiş bir iş. 2. Yetişmiş, olgunluğa ermiş: Olmuş şeftali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vefat etmiş, ölü hâle gelmiş: Ölmüşlerinizin canı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

done. happened. grown. ripe. up. has been. has become.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ripe. completed. mature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ripe. cut and dried. past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blasted. dead. defunct. departed. faded. withered. dead person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead person. dead. cold. dead as a door nail. deceased.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türkiye musikisi. Batı Türkleri’nirı san’at musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

settled.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Bergama'nın eski ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. eşleri arasında birinci olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. mi) dal, dalsı kısım; çıkıntı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Batı musikisinde klasik devreyi tâkib eden ekol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Neoklasik Türk musikisi, Hacı Arif Bey ekolü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, argo polis; özel delektif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, biyol. nabız, nabız atması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. şaşılık. strabismal, strabismic(al) s. şaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şems). Şemsler, güneşler, (bk.) Şems.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk dini musikisinin cami musikisinden sonra ikinci dalı, tasavvuf musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. T.) (musiki). Türk dinî musikisinin cami musikisi dışında kalan dalı ki, «tarikat musikisi» de denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(c. sıbyln). BülOğa ermemiş erkek çocuk. Mekteb-I sıbyln = ilkokul. Mel’abe-I sıbyln = Çocuk oyuncağı (daha çok mec. kullanılır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. idrar veya aptes bozma zorluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. mi) (anat.) göz sinirinin beyindeki başı, talamus; (bot.) talam, çiçek tablası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. timüs, özden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. anatomi). Yeni doğan çocukların göğüs kemiği arkasında bulunan ve ergin yaşa gelinceye kadar körelen bir bez, özden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kuşlar gagalarıyla bitleşmek, birbirinin bitini ayıklamak: Tavuklar tomuşup duruyorlardı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. cene kilitlenmesi. trismic s. çene kilitlenmesi ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 24 eşit olmayan aralığa dayanan, Batı musikisinden sonra dünyanın en yaygın musiki sistemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taken. reserved. engaged. hired. lovestruck. in love. stiff. stricken. afflicted. afflicted with. smitten. smitten with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

full. retained.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

afire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on fire. to be in flames.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Ün görmüş.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

USB Music Player, en sevdiğiniz şarkıları veya şarkı listelerini BRAVIA TV’nizde dinlemenizi sağlar. VAIO, WALKMAN® mp3 çalar veya USB Memory Stick™ gibi birçok USB aygıtı TV’nize kolayca bağlanabilir ve MP3 müzik dosyalarınız doğrudan büyük ekrana aktarılır; bu sayede tek bir hareketle odanızı en sevdiğiniz müzikle doldurabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - İş, güç çalışma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: yumuşakçık). Pek yumuşak ve mülâyim: Çocuğun yumuşacık elleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignant. bland. ductile. easygoing. effeminate. flabby. flaccid. floppy. gentle. heartthrob. kid-glove. kindly. lax. lenient. light. limp. malleable. mellow. mild. pulpy. smooth. soft. soft-boiled. spongy. supple. tender. velvet. yielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

benignant. bland. ductile. easygoing. effeminate. flabby. flaccid. floppy. gentle. heartthrob. kid-glove. kindly. lax. lenient. light. limp. malleable. mellow. mild. pulpy. smooth. soft. soft-boiled. spongy. supple. tender. velvet. yielding. creamy. feath

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

berry. clement. easy. easy going. floppy. honeyed. lenient. mellow. mild. pliable. smooth. soft. squashy. sweet. tender. velvety. woolly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resim araması ve yavaş oynatım gibi tüm oynatma hızlarında yumuşak görüntü sağlayan geliştirilmiş bir işlev. Saniyede gösterilen resim sayısı %50 artırılır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Katı olmayan, dokunulunca mukavemet etmeyen ve batmayan, Ar. nâim, latif, Fars. nerm: Yumuşak şilte. 2. Yavaş, halim: Pek yumuşak adamdır, yumuşak tabiatı vardır. 3. Kolay işlenir, sert olmayan: Yumuşak ağaç, yumuşak demir. 4. Rahatça dayanılabilen: Yumuşak iklim. 5. mec. Okşayıcı, gönül alıcı (söz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omurgasız, yumuşak vücutlu, çoğu suda yaşayan ve kabuklu olan hayvanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ductility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

softness. mildness. gentleness. flexibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leniency. softness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i). Yumuşak olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let upon. limber up. let loose. mellow. melt. moderate. relax. relent. soften. sweeten. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ease. relent. soften. to become soft. to become pliant or yielding. to calm down. to soften. to relent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

let up. loosen up. mellow. melt. moderate. to come down a peg. relax. soften. unbend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yumşak olmak, sertliği geçmek. 2. Daha kolay işlenir veya eğilip bükülür hâle gelmek: Mum sıcaktan yumuşamış, demir kızdırılınca yumuşar. 3. Gevşemek, sülpük olmak: Yanakları yumuşamış. 4. mec. Yavaşlık ve sükûnet kazanmak, hiddeti geçmek: Onun sözlerinden yumuşadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balsamic. laxative. relaxing. plasticizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

softener. softening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliği giderilmek, yumuşak hâle getirilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sertliğini gidermek, yumuşak hâle getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attemper. unbend. chasten. dulcify. limber up. loosen. mellow. melt. moderate. mollify. mute. relax. season. shake up. smooth. soft-pedal. soften. supple. tame. unman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mellow. melt. mitigate. moderate. mollify. sanitize. soften. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yumuşamasını sağlamak.

Türkçe Sözlük by