Ey ne demek? | Ey anlamı nedir? | Ey

Ey anlamı nedir?

Ey ne demek?

Ey anlamı nedir?

Ey | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ey

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Nidâya (ünleme) yani çağırmaya yarar: Ey dostum; ey benim canım kardeşim; ey Allah’ım (Farsça ile müşterektir). 2. icap edatıdır, evet, peki, olur (bu mânâ ile eh telâffuz olunur). 3. Nidâya cevap için kullanılır, efendim, ne var: Çağırdım, ey, dedi. 4. Sual ve sorgu için kullanılır: Ey, sonra? Ey, söyle bakalım. 5. Tasdik edatıdır: Ey, orası öyle. 6. Sabırsızlık gösterir: Ey, canım, elverir; ey, artık çok oldu. 7. Hey, yahû: Ey, kimdir o?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

o!. well!. hey!. ye!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An island.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Egg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An interj. of wonder or inquiry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyıl sonlarında İstanbul gençleri arasında şemsiye modası çıkmıştı. Rengarenk ipek püsküllü şemsiyeler yalın ayaklı, dökük kıyafetli gençlerin bile elinde görülürdü.

Kibar ve zengin gençler o zamanın kabadayılarından sayılan Levent’lerin külhanbeyi kıyafetlerini giyerler, at üstünde şemsiye açarak dolaşırlardı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) manastır; manastıra ait bina veya binalar; manastır kilisesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askıda oluş, muallakıyet in abeyance kullanılmaz durumda, askıda, muallâkta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Adamcasına, insaniyete yakışır surette.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşça büyük olan erkek kardeş. Saygı hitabı olarak kardeş olmayanlar arasında da kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. big brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. a title used when addressing a respected person who is older than the speaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elder brother. big brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Koruyucu bir şekilde davranış: O, bana çok ağabeylik etti. 2. Ağabey olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of being an elder brother.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük bir ağaç sevgisi vardı. Avrupa’ya yaptığı seferlerden birinde bir yeniçerinin bir armut ağacının dalını kırdığını görünce yeniçerinin kendi yayının kirişi ile bu ağaca asılmasını emretmişti.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İki kardeş. Osmanlı Alimlerinden Urfalı vâiz Mahmud KAmil efendi’nin babası Mustafa KAmil efendi ile amcası Urfalı Mehmed efendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yemin etme, söz verme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عهد و پيمان] and.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آه و واویلا] feryat, âh çekme, figan etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Bir akitte akdi yapan iki taraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Akşam vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A ). Gücü her şeye yeten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی ای حال] her nasıl olsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fallow deer sığın.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aslı Alderney adasından olan bir çeşit inek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). İki Alem dünyâ ile Ahiret.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Arapça’da zamir olup 1. Onun üzerine, ona mânâsiyle kullanılır: Aleyhisselâm = Ona selâm olsun. Rahmetullahı aleyh = Ona Allah’ın rahmeti olsun. Aleyhürrahme = Ona rahmet olsun. 2. Yine onun üzerine mânâsiyle bazı fiillere katılarak birlikte birleşik bir kelime teşkil eder: Mebnî-i aleyh = Üzerine bina olunan şey. 3. Onun zıddına ve ona karşı mânâsiyle yine böyle terkiplerde kullanılır. Müddei aleyh = Kendisine karşı dava olunan. (Mü. Aleyhâ. Tes. Aleyhimâ).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

against.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه] karşı, karşıt; üzerine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleyh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عليه دار] karşıt, zıt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleyh

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposite. gainst. con-. against. versus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damning. against sb/sth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrary to. against. hostile to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عليه السلام] selam onun üzerine olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Karşı olan, aleyhte olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opponent. opposed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

«Senin üzerine» mânâsına gelen Arapça terkip: Aleykesselâm = Senin üzerine selâm olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Arapça terkip. «Sizin üzerinize» demektir. Esselâmü aleyküm = Size selâm olsun, ve Aleyküm Selâm = Size de selâm olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bizim üzerimize olsun.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçit, dar sokak, pasaj, ara yol; patika; bowling oyununa mahsus dar yol. up his alley tam onun işi, biçilmiş kaftan. alley cat sokak kedisi. alleyway (i). binaları birbirine bağlayan geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

queen bee.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hippodrome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Devlet yönetiminde bir san. Lala.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs, lala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

striker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آتی البيان] aşağıda açıklanacak olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

long horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vekil, dava vekili attorney at law avukat attorney general devletin en yüksek hukuk memuru (adalet bakanı gibi) ; başsavcı, baş müddeiumumi power of attorney vekâlet, temsil yetkisi; vekaletname attorneyship (i). vekâlet, avukatlık

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

very clear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tes. A.) 1. İki deniz (Araplar’ca kullanılan bu tâbirden maksat Akdeniz’le Hind Okyanusu ve ona bağlı denizler olduğu sanılır). Sultân-DI-berreyn ve HAkan-ül-bahreyn = Osmanlı hükümdarlarının unvanlarındandır. 2. Basra Körfezi’nde bir adalar topluluğu.

Türkçe Sözlük by

Ülke

(Bahrain) Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu’da Basra Körfezinde Arabistan Yarımadası kıyısı açıklarında Bahreyn Adası ile 30 kadar küçük adadan oluşan bir takımadada yer alan ülkedir.

Coğrafi konumu: 26 00 Kuzey enlemi 50 33 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: toplam: 665 km².

Kara: 665 km².

Su: 0 km².

Sınır komşuları: 0 km.

Sahil şeridi: 161 km.

İklimi: Bahreyn’de yıl boyunca nem oranı yüksektir. Kış ayları ılımandır. Egemen rüzgar kuzeybatıdan esen nemli şamal rüzgarıdır. Güneyden esen rüzgarlar ise hem sıcak hem de kurudur; bazen kum ve toz getirir.

Arazi yapısı: Bahreyn Adası`nın orta bölgesi kayalıktır. Güneyde ve batıda bazı yerleri tuzlu bataklıklarla kaplı kumlu ovalar vardır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m; en yüksek noktası: Jabal ad Dukhan 122 m.

Doğal kaynakları: Petrol doğal gaz balık inci.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.82.

Sürekli ekinler: %5.63.

Otlaklar: %6.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %85.55 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 40 km² (2005 verileri).

Doğal afetler: periyodik kuraklıklar; kum fırtınaları.

Nüfus Bilgileri

NüfuSu: 698585 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %27.4 (erkek 96567; kadın 94650).

15-64 yaş: %69.1 (erkek 280272; kadın 202451).

65 yaş ve üzeri: %3.5 (erkek 12753; kadın 11892) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.45 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0.82 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.03 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.02 erkek/kadın.

15-64 yaş: 1.38 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 1.07 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 1.26 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 16.8 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 74.45 yıl.

Erkek: 71.97 yıl.

Kadın: 77 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.6 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri).

Ulus: Bahreyn.

Nüfusun etnik dağılımı: Bahreynliler %63 Asyalılar %19 diğer Araplar %10 İranlılar %8.

Dinler: Şii Müslümanlar %70 Sünni Müslümanlar %30.

Dil: Arapça İngilizce Farsça Urduca.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri bilgiler.

Toplam nüfus: %89.1.

Erkek: %91.9.

Kadın: %85 (2005 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi uzun adı: Bahreyn Devleti.

kısa şekli : Bahreyn.

Yerel tam adı: Dawlat al Bahrayn.

yerel kısa şekli: Al Bahrayn.

Eski adı: Dilmun.

ingilizce: Bahrain.

Yönetim Biçimi: Mutlak Monarşi.

Başkent: Manama.

İdari bölmeler: 12 belediye; Al Hadd Al Manamah Al Mint**ah al Gharbiyah Al Mint**ah al Wusta Al Mint**ah ash Shamaliyah Al Muharr** Ar Rifa› wa al Mint**ah al Janubiyah Jidd Hafs Madinat Hamad Madinat ‹Isa Juzur Hawar Sitrah.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1971.

Milli bayram: Milli Gün 16 Aralık (1971).

Anayasa: 14 Şubat 2002 de yeni anayasa kabul edilmiştir.

Hukuk sistemi: İslam hukuku ve İngiliz hukuku temel alınmıştır.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA AFESD


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir derebeyi şatosunun etrafını çeviren dış duvar; şatonun dış avlusu. Old Bailey Londra ağır ceza mahkemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Stand-by Underwriting)

Sermaye piyasası araçlarının, aracı kuruluşlarca halka arz yoluyla satışında, satılmayan kısmın tamamının, bedeli satış süresi sonunda tam ve nakden ödenerek satın alınacağının satışı yapana karşı taahhüt edilmesini ifade eder.


Finansal Terim by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni’nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo saçma sey; bir cins salam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arpa, (bot). Hordeum vulgare. barleycorn (i). arpa, arpa tanesi. barley meal arpa unu. barley sugar arpa özü ile yapılan bir şekerleme. pearl barley frenk arpası. wall barley duvar arpası, (bot). Hordeum murinum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). (mü. baytariyye). Baytarlığa mensup ve müteallik: Fenn-i baytarî, ulûm-ı baytariyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). At vesair hayvanların tedavi ve tımarları ilim ve usûlü: Baytarlık bilir, baytarlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (be hey). Hey, ey, be. (Ekseriya hiddet ve infial makamında kullanılır): Behey adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleyici, bekleyen, intizar eden, muntazır. 2. Muhafaza ve siyânet eden, muhafazacı, muhafız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bekleyiş, bekleme, intizar, tarassut. 2. Koruma, muhafaza, sıyânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anticipation. wait. waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

municipal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Öğrenme, zihne koyma, ezberleme, zapt ve hıfz etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snow-white. extremely white. whiter than white. hoar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grey. snowy. snow-white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snow-white. lily white. snow white. snowy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benim gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Benzeyiş müşabehet, benzer ve denk olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resemblance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıda verici, Osm. İnfak ve tagdiye eden, mugaddî: Fasulya besleyici bir sebzedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alimentary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutritious. nutritive. nutrient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeder. nutritive. nutritious. supporter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıda veriş, Ar. infak, tagdiye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı beğ). 1. Büyük, ileri gelen adam. 2. Baş, reis aşiret beyi. 3. Hâkim, emîr, vali, prens: Sisam, Karadağ beyi. Amir, subay, kumandan: Alaybeyi, sancakbeyi. Eski Türkler’de hükümdar: Orhan Bey, Aydınoğlu Umur Bey. 4. Bazı eski hânedanlara mensup kimselere, paşazadelere ve subaylardan binbaşı, yarbay ve albaylara ve ecnebi büyüklerine verilen unvan olup, isme eklenirdi: Ali Bey, Hasan Bey, kaymakam bey, konsolos bey. 5. Aşık kemiğinin dört yüzünden biri. Şimdi şehirlerde hemen bütün erkeklere «bey» denmektedir. 6. iskambil oyununda kâğıdın birlisi: Kupa beyi. Arıbeyi = Kraliçe arı. Ağabey: Büyük birader. Alaybeyi = Jandarma alayının kumandanı. Beybalığı = Mersin balığının bir çeşidi. Beybörkü = Peygamber çiçeğinin bir çeşidi. Boybeyi = Küçük aşiret ağası. Çiçekbeyi = Çiçeğin kabacası. Rumeli beylerbeyi = Tanzimat’tan sonra bir sivil rütbe. İskambil kâğıtlarının birlileri: Kupa beyi, maça beyi. Külhanbeyi = Sokak çapkını, haylaz ve derbeder çocuk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mr. mr. gentleman. mister. lord. ace. bey. don. esquire. governor. the governor. monsieur. sahib. seigneur. squire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

don. gentleman. squire. gent. sir. mr. mister. prince. ruler. master. ace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A governor of a province or district in the Turkish dominions; also, in some places, a prince or nobleman; a beg; as, the bey of Tunis. the governor of a district or province in the Ottoman Empire a title of respect for a man in Turkey or Egypt; 'he intro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Mr. prince. ruler. chieftain. notable. country gentleman. ace. esquire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a title of respect for a man in Turkey or Egypt; 'he introduced me to Ahmet Bey'. the governor of a district or province in the Ottoman Empire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيع] satış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çöl, Ar. sahrâ, beriyye. Beyâbân-nişîn = Çölde oturan. Beyâbân-neverd — Çöllerde dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيابان] çöl.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(BEYAN) (i. A.). 1. Söyleme, bildirme. 2. (Edebiyat). Belâgatin anlatış yollarını gösteren bölümü. 3. Belli. Beyan etmek bildirmek, söylemek, ileri sürmek, anlatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. statement. representation. asseveration. profession. pronouncement. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profession. pronouncement. rescript. statement. declaration. announcement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration. announcement. statement. clarity. account. affirmance. asseveration. avowal. description. expression. recital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيان] açıklama, ifade etme, dile getirme. beyân edilmek açıklanmak, dile getirilmek. beyân etmek açıklamak, dile getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). 1.Bildirme, söyleme, açıklama. 2.Belagat ilimlerinden ikincisi. 3.Belli apaçık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(BEYANAT) (i. A.). Sayılı kimselerin bir konu üzerine söyledikleri, bildirdikleri demeç: Başbakanın beyanatı büyük bir ilgiyle karşılandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. declaration. speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. declaration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيانات] açıklamalar, demeç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Beyannâme, bildirge (uyd k.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifesto. declaration. affidavit. bill. proclamation. specification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charter. proclamation. declaration. manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. declaration. written statement. manifest. declaration form. proclamation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بيان نامه] bildirge.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bayatî makamının yanlış telâffuz şekli. (bk.) Bayatî.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme. 2.Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir makamdır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Aklık, sefîdlik, beyazlık: Gözün, yumurtanın beyazı. 2. Müsveddenin temize çekilmesi: Beyaz etmek, beyaza çekmek: Osm. tebyîz etmek. Türkçesi: Ak, Ar. abyaz, Fars. sefîd: Beyaz kâğıt, çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white. hoar. white part. heroin. white. leuco-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white. white person. heroin. snow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white. fair-skinned. blank paper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بياض] ak, beyaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Ak, en açık renk. 2.Aydınlık. 3.Deri rengine göre bir insan ırkı. 4.Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

honky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paleface. white. white man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

television screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Beyaz nesnelerin beyaz görünmesini ve daha doğal renk dengesinin elde edilmesini sağlayan bir ayar.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white goods.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hydroelectric power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movie screen. the cinema.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

soft white cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Belarus) Başkent: Minsk.

Nüfus: 104.405.000.

Yüzölçümü: 80.134 km2.

Komşuları: Batı’da Polonya, Kuzey’de Litvanya, Letonya.

Önemli Şehirleri: Minsk, Homel.

Dil: Belarus Rusçası, Rusça.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bölge, Ortaçağ’da Litvanyalıların ve Polonyalıların yerleşimine sahne oldu. 1503’te başlayan Rusya-Polonya savaşında ödül olarak ortaya kondu. Bölgenin batı kısmının Polonya tarafından yönetilmesine rağmen, 1992’de SSCB’ye bağlandı. 1941’de Alman orduları tarafından işgal edildi. Beyaz Rusya 1944’de Rus birliklerince ele geçirildi. SSCB’ye ilhak edilen Kuzeydoğu Polonya topraklarını almak suretiyle topraklarını genişletti. 25 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Sovyetler Birliği’nin 26 Aralık 1991’de dağılması üzerine de bağımsız bir devlet oldu. Ülkenin yeni anayasası 15 Mart 1994’te kabul edildi ve 10 Temmuz 1994 seçiminde de yeni bir devlet başkanı seçildi.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white wine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bakkaldan veya marketten yumurta alırken kabuğunun rengi sizin için önemli mi, bu konuda bir tercihiniz var mı? Sizce kabuk renkleri farklı olan yumurtaların içleri de besin değeri olarak farklı olabilir mi? Tavukların niçin bazılarının yumurtaları beyaz da bazılarının açık kahverengi?

Bu konuda iki zıt ama ikisi de yanlış olan görüş var. Kabuktaki beyaz rengin, yumurtanın ideal oluşumunu tamamladığını gösterdiğini, bunun dışında bir renk değişiminin kalitede düşüş anlamına geldiğini iddia edenlerin yanı sıra kabuğun rengi ne kadar koyu ise besin açısından da o kadar değerli olduğunu ileri sürenler de var. Genellikle Avrupa ülkelerinde kahverengi yumurtalar makbul sayılırken ABD’de durum tam tersidir.

Oysa her iki görüş de yanlıştır. Besin değeri, lezzet ve pişme karakteristikleri bakımından her iki renk yumurtanın da içi aynı değerdedir. Her iki yumurtada da aynı miktarda protein, mineral ve vitaminler (C vitamini hariç) vardır. Tabii tavuğun yediği yemin kalitesi de belirli farklar yaratabilir.

Yumurtanın içi değil de kabuğunun rengi ile haklı olarak ilgilenenler sadece onları paketleyenler ve satanlardır, çünkü bir pakette hep aynı rengin olması müşteri tarafından tercih edilmektedir.

Tabiatta yaşayan hayvanların yumurtalarını renkli veya koyu renkte hatta gölgeli ve çizgili şekilde yumurtlamalarının ana nedeni, bu yumurtaları yemek isteyen düşmanlarına karşı kamuflaj yaparak neslin devamını sağlamaktır.

Yumurtaların kabuklarının renklerini, tavuğun kökenine, atalarının yaşadığı yerlere bağlayanlar da var. Bu görüşe göre Asya kökenli tavukların yumurtaları kahverengi, Akdeniz kıyıları kökenlilerin ise beyaz oluyormuş.

Daha çok kabul gören bir diğer görüşe göre ise beyaz kabuklu yumurtalar beyaz ibikli ve kulak memesi beyaz olan tavuklar tarafından yumurtlanıyormuş. İbik ve kulak memesi kırmızı olanlar ise kahverengi kabukları olanları yumurtluyormuş.

Kabuğu hangi renk olursa olsun işte size yumurta ile ilgili bazı faydalı bilgiler: Yumurtayı haşlayıp haşlamadığınızı unuttunuz. Masanın üstünde fırıldak gibi döndürün. Eğer hemen duruyorsa taze yani pişmemiş, biraz daha uzun süre dönmeye devam ediyorsa içi katı yani haşlanmış demektir. Yumurtanın tazeliğini merak ediyorsanız suya koyun, taze ise suda batacak, bayat ise yüzecektir.

Yumurtada hemen hemen hayati tüm vitaminler vardır. Bulunmayan tek vitamin C vitaminidir. Yumurtanın besin değeri yüksek olan kısmı sarısıdır. Akı ve sarısı karıştırılarak, omlet gibi pişirilen yumurtalarda, aktaki bazı maddeler sarıdaki vitaminlerin bir kısmının etkilerini yok ederler.

Kalori açısından et ve süt ile mukayese edildiğinde 55 gramlık bir yumurta, 40 gram yağlı sığır etine veya 100 gram yağlı süte eşdeğerdedir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white-collar workers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Az ak, aka çalar, beyaz gibi görünür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beyazımsı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ebu Yezid, Yezid’in babası, kısaltılmıştır. - Arapça’dan Türkçeleşmiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağarmak, beyaz olmak: Amerikan bezi, kullanıldıkça beyazlanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whitener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ağartmak, beyaz yapmak: Şu mermerleri ovarak beyazlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiten. bleach. blanch. chalk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whiten. to bleach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with white. wearing white.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aklık, beyaz: Karın beyazlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whiteness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baybars).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Beybolat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bey, beyciğim. (dostluk veya hakaret, küçümseme makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Beyceğiz.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Tehlikeli y(Erkek İsmi) 2.Sahra, çöl. 3.Mekke ile Medine arasında düz bir y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ekin harmanı, harman yeri. 2. Doğru kelime.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. Bey hitabının nezaket için mübalağalandırılmış şekli. 2. Osmanlı hanedanında paşa olmayan dâmatlarla sultanların (prenseslerin) oğullarına verilen unvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

don. gentleman. sir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentleman. esquire. gent. nibs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: BâRGİR) (i. F. bâr = yük, giriften = tutmak, kaldırmak). 1. Yük tutucu, yük kaldıran, yük taşıyan (hayvanlara, hamallara, araba ve gemi gibi şeylere denir). 2. Enenmiş at, iğdiş, feres, esb: Binek, yük, araba, bostan, değirmen, saka beygiri. Ağanın beygiri — Küstah. Beygir sürücüsü = Kira beygirini sürüp arkasından giden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse. workhorse. cart horse. hack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse. nag. packhorse. carthorse. vaulting horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hackhorse. workhorse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

h p.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse power.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Beygir sürücüsü, binek ve yük beygiri besleyip kiraya veren adam, kira ile beygir işleten adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü: Bir beygirgücü 0,736 kilovata eşittir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Horasan’ın Nişabur eyaletinde bir bölge.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Bir çeşit beyaz çiçek, mısırgülü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: Bİ-HUDE) (i. F.). Boşuna, işe yaramaz şekilde. Beyhude yer» = Boş yere, boşu boşuna.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abortive. futile. in vain. vain. useless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in vain. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيهوده] boş, boşuna.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uselessness. vanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafatasının en büyük kısmını kaplayan, kalınca ve dayanıklı bir zarla örtülmüş bir sinir organı. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin, duyum ve bilinç merkezidir. Beyni atmak = Birdenbire ve pek fazla öfkelenmek. Beyni bulanmak = Sersem hale gelmek. Beyni sulanmak = Bunamak. Beyninden vurulmuşa dönmek = Beklenmedik bir durum karşısında çok büyük bir şaşkınlık ve üzüntüye uğramak. Beyin yıkamak = Bir insana zorla ve hileyle evvelce reddettiği bir fikri kabul ettirmek, mec. Akıl, şuur, Ar. fehm, zekâ. Beyin bırakmamak = Zihin yormak, şaşırtmak. Beyin delinmek, sarsılmak = Gürültüden mustarip ve sersem olmak. Beynine girmemek = Anlayamamak. Beyni dağılmak = Aklı perişan olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral. brain. encephalic. brain. cerebrum. brains. intelligence. gray matter. grey matter. loaf. mastermind. sensorium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bean. brain. cerebrum. head. loaf. mind. brains. cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain. mind. intelligence. noddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgeon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain surgery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain storming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainpower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain drain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental exercise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

apoplexy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral hemorrhage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bazı sağlık nedenleri ile beyinlerinin bir kısmı fonksiyonlarını yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak normal sağlıklı insanlar beyinlerinin tüm bölümlerini kullanırlar ama hepsini aynı anda değil. Yani bir beyin hiçbir zaman yüzde yüz kapasite ile çalışmaz.

İnsanlar belirli zamanlarda belirli işler yaparlar. Beyin hücrelerinin kontrol ettiği bir çok şeyi aynı anda yapmazlar, yapamazlar. Satranç oynarken bakkaldan ne alacaklarını düşünmezler. Dolayısıyla yaşamın her anında beyin hücrelerinin yaklaşık yüzde 5’i faal durumdadır.

Bu açıdan bakınca belirli zamanlarda beynimizin az bir kısmını kullandığımız doğrudur ama bu, diğer kısımların görev kendilerine geldiğinde çalışmayacağı anlamına gelmez.

Kısacası sağlıklı bir beynin çalışmayan veya yedek olarak tutulan hiç bir bölümü yoktur. Görev kendisine geldiğinde her bölüm, her hücre çalışır ve görevini yapar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

think tank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kafatasının iç arka kısmında, beynin altındaki organ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebellum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebellum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cerebral.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Beyne benzer: Beyinsi boğumlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), mec. Akılsız, ahmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainless. stupid. addle-headed. dim witted. rattle-pated. rattlebrained. rattleheaded. brainless. stupid. addle-brain. addle-pate. pinhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brainless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blockhead. gormless. soft headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akılsızlık, ahmaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absentmindedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ev. 2. (edebiyat) İki mısradan mürekkep nazım parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

couplet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stave. verse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Satımlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Beycan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Beycan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüksek boğaz, dağ sırtının alçakça, lâkin yine yüksek bir belinden geçen yol. 2. Atın boğazına vurulan boyunduruk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Sancak beylerinin başı. Osmanlı eyalet umumî valisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bey sıfatı ve unvanı. 2. Zadegânlık, asalet, necâbet. 3. Bir beyin idaresinde bulunan hükümet, prenslik: Sisam beyliği, Aydın, Menteşe, Anadolu beylikleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümete ve devlete ait, mîrî: Beylik arazi, arâzî-i emiriyye. Beylik gemi = Savaş teknesi. Beylik = Büyük ve geniş kebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hackneyed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonplace. hackneyed. stock. trite. belonging to the state. governmental. stereotyped. principality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hackneyed. shopworn. threadbare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bitigçi» den galat olsa gerektir). Osmanlı mülkî teşkilâtında Dİvân-ı Hümâyûn kaleminin reisi. Yanlış bir terkiple beylikçi-i dîvân-ı hümâyûn denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ara, aralık. 2. Arada, araya, arasında. Gurâb-ül-beyn = Ayrılık kargası, mec. nefret edilen kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين] ara, orta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halk arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yaşıtlar arasında, akranlar arasında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Ümit ile korku arası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Halk arasında.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بين] arasında, ortasında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Bİ-namâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). İkisi arasında: Beynehümâ uyuştular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Milletlerarası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international uluslararası. enternasyonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

international.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Aralık, fasıla. 2. Fark, ihtilaf, muhalefet, zıddiyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بين الملل] uluslararası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z. ötede, öteye, ötesine, ötesinde, -den ötede; dışında; -den çok; z. fazla; daha ileri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çok nazik, efendi, bey. 2.Hüzünlü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Beycan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Nazik insan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büyüt). Ev, Fars. hâne, Ar. dâr, menzil, konak, mesken. Beyt-ullah, beyt-ül-harâm = KAbe. Beyt-ülmâl = Vaktiyle maliye hazinesi. Veresesi bilinmeyen ölülerin servetlerini saklayan sandık ve idare. Ehl-i Beyt. (bk.) Ehl, ehil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ebyât). İki mısradan ibaret nazım kısmı: Bir beyt söylemek, okumak. Beytler irâd etmek. (bk.) Beyit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيت] ev. 2.konut. 3.beyit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gelin odası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Devlet hazinesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيطار] veteriner.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Eve ait, evle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Baş adet, adetleri yerine getiren.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيت الله] Kâbe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jewel house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyt» ten). Bir yerde geceyi geçirme, gece yatma, gece konup misafir olma: O gece filanın evinde beytûtet ettik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيتوتت] geceleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيت المال] hazine, maliye hazinesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. beyyine). Açık, Fars. aşikâr, Ar. vâzıh, bedîhî. (bk.) Beyyine.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. beyyinat). Delil, bürhan, hüccet, sağlam senet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

evidence. proof. argument. conclusive argument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(yahut: BEYDA) (i. A.). 1. Beyaz (müennes). Hil’at-i beyzâ = Beyaz kaftan. Şeyhülislâm kaftanı. Millet-i beyzâ = Müslümanlar. 2. Yumurta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيضا] bembeyaz, çok beyaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Daha ak, çok beyaz. 2.Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bey oğlu, babası reis veya Amir olan. 2. Soylu, asîl, necîb, kişizâde. 3. Osmanlı prensesleri olan sultanların oğlu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Beyoğlu. 2.Soylu kimse. - Farsça’dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Soyluluk, asâlet, necâbet, kişizadelik. mec. Müsriflik, düşüncesizce hareket, hoppalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tenâsül Aleti. .

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran’da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Kriket’e benzer bir çeşit oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outfield.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Yumurta. 2. Haya. (bk.) Husye. 3. Demir başlık, (bk.) Miğfer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيضه] yumurta. 2.husye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. mü. beyziyye). Yumurta şeklinde, uzunca yuvarlak: Beyziy-üş-şekl = Beyzî şekilde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بيضی] oval.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Satma, Fars. füruht. Hukukta malı mala değişmektir. Bey’-I fâsid, bey’-i sahih, bey’-i lâzım vesaire = Bey’in fıkıhtaki (İslâm hukuku) çeşitleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, eyyi = herhangi). Herhâlde, behemehâl, her nasıl olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Şüphesiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesici Aletleri bileyecek Alet. Ar. meşhaz: Bileği çarkı = Bilemeye mahsus çark. Bileği demiri = Kasap masadı. Bileği taşı = Bilemeye mahsus maruf taş. Bileği kayışı = Berberlerin ustura biledikleri kayış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kesici Aletleri bileği taş veya çarkında bilemekle geçinen işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

knife-grinder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik), (bk.) Meçhul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. occult. mysterious. recondite. obscure. secret. strange. unbeknown. unbeknownst. unknown. x. secret. mystery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nameless. uncharted. unknown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Unknown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bundan ötürü, bunun üzerine, bundan dolayı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

therefore. consequently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بناء عليه] bu yüzden, bundan dolayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

consecutive. sequent. successive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Fert.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. person. individual fert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. private individual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualistic ferdiyetçi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji) (uyd. k.). 1. Topluluk yerine ferdi hedef alan ve ona önem veren doktrin. 2. Ferdin teşebbüs ve menfaatlerini her türlü kontrolün dışında bırakmak isteyen doktrin. 3. Bütün değer, hak ve ödevlerin topluluktan değil, fertten çıktığına inanan görüş, ferdaniye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individuality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. individualistic. singular. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. individual ferdi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individual. civil. separate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

individualism ferdiyet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haecceity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yalnız bir, bir tanecik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yaltaklanma, slang piyazlama, yağcılık, dil dökme. Blarney Stone irlanda'da bulunan birtaş ki bunu öpenlerin yaltaklanmada istidat kespettikleri söylenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. golfta başa baştan bir vuruş fazla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gulyabani, cin, şeytan; ask. kimliği anlaşılmamış veya teşhis edilmemiş uçak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

içinde çeşitli etler bulunan iri bir cins salam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bak. Bologna sausage (argo) saçmalık saçma söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Bosnalı, Bosna ahalisinden olen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kır beyi, gri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

among other things. among the other things.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Koku, râyiha: Anber-bO = Anber gibi kokan. Hoş-bû = Güzel râyihalı. mec. Ümit: BÜy-i vefâ = Vefadarlık kokusu (ümidi).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Amerika'ya mahsus atkestanesine benzer birkaç çesit ağaç Buckeye i., A.B.D. Ohio eyaletinde oturan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (argo) patlak gözlü; gözleri faltaşı gibi açık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(TEKNOLOJİ TERİMİ) Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yüksek hassasiyet, nesne hareketinden kaynaklanan bulanıklık problemlerine savaş açar. Fotoğraf makinesindeki ISO ayarının yükseltilmesi, hareket eden nesnelerin yakalanabileceği daha fazla deklanşör hızı anlamına gelir. Görüntü bulanıklığının başka bir ana nedeni de fotoğraf makinesinin hareket etmesidir. Optik Görüntü Dengeleyiciler, fotoğraf makinesinin titremesini algılayan ve doğru açıyı ayarlaması için objektifi hareket ettirerek her türlü fotoğraf makinesi hareketini telafi eden gyro sensörlerinden oluşmuştur. Çift Bulanıklık Önleyici koşuluna sahip ürünler bu teknolojilerin her ikisini de birleştirmektedir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nişan tahtasının ortası, hedef merkezi; tam hedefe rastlayan kurşun; kısa odaklı mercek; siklon fırtınasının merkezi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Güneş. 2.Sabah.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supplemental. supplementary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bewitching. captivating. glamorous. fascinating. enchanting. entrancing. charming. dazzling. enthralling. fetching. ravishing. witching. wizard. challenging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charismatic. charming. enchanting. fascinating. ravishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fascinating. charming. challenging. elfin. enchanting. glamorous. ravishing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ravishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice hockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ice hockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (k).dili kurnaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yarı sarhoş, içki İçerken sarhoşluğun ilk demlerinde olan adam. (bk.) Çakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

half tipsy. mellow. merry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canım gibi sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki yan, iki taraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algebraic equation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çek Bohemya ahalisinden olan, bu memlekette oturan kavim ki, Kuzey Slavlar’ındandır: Çeh kavmi. (bk.) Çek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gramer). Tekliğinin şekli bozulmadan yapılan Arapça çokluk. İki türlüdür: Cem’-i müzekker, cem’-i müennes.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenâh»tan). İki kanat, iki yan. Zü-l-cenâheyn = 1. Dünyâsı da, Ahireti de iyi olan. mec. İki tarafa yaranmasını bilen, ikiyüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEREYAN) (i. A.). 1. Akma, akıntı, suyun cereyanı: Anadolu’da cereyan eden Kızılırmak. CereySn-ı havi = Hava cereyanı (bu da Türkçe değilse de «Fransızca kurander (courant d’air)»den daha iyidir). 2. Geçme, geçiş, gidiş: Zamanın cereyanı; cereyan etmekte olan temmuz ayında. 3. Vuku, vâki olma. Ar. hudûs: Aralarında bir anlaşmazlık cereyan etmiş; vak’aların cereyan şekli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

course. draught. run. flow. draft. current. course of events. movement. tendency. trend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flow. race. stream. tide. current. draft. course of events. movement. tendency. influx. jet. run. drift. course. rapid. swift. progress. switch. circulation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جریان] akış. 2.oluş. 3.akım. cereyân etmek olmak, gerçekleşmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya 9 voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsanız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgalan, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralından gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmalarını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Size şaşırtıcı gelebilir ama, telefon evimizdeki en basit cihazdır. O kadar basittir ki, ana yapısı yüzyıldır değişmemiştir. Eğer 1920’li yıllardan kalma bir antika telefon bulabilirseniz, fişini duvardaki deliğe takın, gayet iyi çalışır.

Telefon sistemi o kadar basittir ki, evimizin bir ucuna bir aparat, diğer ucuna bir başka aparat koyup, bunları birbirlerine araya dokuz voltluk bir pil ve bir rezistör koyarak bağlarsınız, kendi interkom sisteminizi yaratmış olursunuz. Bu telefonlarla kendi aralarında rahatça görüşme yapılabilir.

Telefonlarımızı duvardaki duylara ve oradan da santrallere bağlayan, genellikle biri kırmızı, diğeri yeşil iki kablo vardır. Yeşil kablo konuşma için ortak hat olup, kırmızı kablo vasıtası ile santralden telefonumuza 6 ile 12 volt arası, 30 miliamper seviyesinde bir akım gelir.

Eğer basit bir granüllü ahizeye sahipseniz, sesinizin dalgaları, bu granülleri az veya çok sıkıştırarak, santralden kırmızı kablo ile verilen, yaklaşık bu 9 voltluk akımın karşı tarafa değişik kuvvetlerle gitmesini sağlar. Karşı tarafta kulaklıkta da, bu defa tam tersi olur ve bu değişik akımlar titreşim yolu ile sese çevrilir.

Telefon konuşmasını ileten bu çok zayıf akımı çok uzaklara taşıyabilmek için bir frekans limitlemesi yapılmıştır. Yani frekans olarak 400 saykılın altında ve 3400 saykılın üstündeki sesleri sistem kabul etmez, yok farz eder. Bu nedenledir ki, bazılarının sesleri telefonda daha farklı gelir.

Telefonun çalışabilmesi için gerekli 6-12 volt akımın telefon santralınden gelen bakır telle sağlandığını belirtmiştik. Bu nedenle evinizde cereyan kesilse bile, telefona gerekli akım santralden sağlandığı için, çalışmaya devam edecektir.

Peki telefon santralının cereyanı kesilirse ne olur? Bu duruma karşı santrallerde çok büyük bir batarya sistemi bulunmaktadır. Ayrıca bir de yedek elektrik jeneratörü vardır ki, cereyanın kesilme durumunda bütün telefon şebekelerini beslerler ve telefonların çalışmasını sağlarlar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drafty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draughty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جيب] cep.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Uzun boyunlu ve güzel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Ceyda).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Güney Anadolu’da Toroslar’dan doğan ve Akdeniz’e dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Orta Asya’da Amu-Derya’ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2.Tevrat’a göre cennetin 4 nehrinden biri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gelin için hazırlanan her türlü eşya. (bk.) Cihaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trousseau. dowry. bottom drawer. dower. marriage portion. portion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dowry. trousseau.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal outfit. trousseau. dower. dowry. marriage outfit. marriage portion. dotal property.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cihazlamak, evlenecek kızın çeyizini düzmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çeyizi i hale gelmek veya getirilmek, (bk.) Cihazlanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cihazı olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cihaz için hazırlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dowerless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ecyâl). 1. insan topluluğu, zümre, kavim. 2. Nesil, batın, kuşak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geyik çeşidinden küçük, ince bacaklı, pek hafif ve çok koşucu bir kara hayvanı, gazâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antelope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antelope. gazelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gazelle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Seylan adası, (bak). Sri Lanka.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Ceylan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. çâr = dört, yek = bir). 1. Dörtte bir, Ar. rubû: Bir elmanın çeyreği. 2. Saatin dörtte biri, on beş dakika: Her çeyrekte bir hap almalı. Bir saat bir çeyrekte gidilir. 3. Mecidiye denilen gümüş sikkenin dörtte biri ki, beş kuruşluk bir gümüş sikkedir: Bunu bir çeyreğe aldım (bugün mecidiye birimi olmadığı halde beş kuruşa yine çeyrek denmektedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarterly. quarter. one fourth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarter. one fourth. quarter of an hour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چهاریک] dörtte bir, çeyrek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarterfinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarter final.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yeni doğan çocukların kollarını, bacaklarını karşılıklı çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yirmi kuruş değerindeki bir mecidiyenin çeyreği kıymetinde olan, beş kuruşluk: Çeyreklik simit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Asker, cünd. Fars. leşker, sipâh, ordu. Sevk-ul-ceyş = Askerî hareketlerden bahseden fen. (Fr. strategie).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جيس] asker.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cevdet» ten) (mü. ceyyide). iyi, hoş, lâtif: Asâr-ı ceyyide = Hoş eserler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جيد] iyi, güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). meşru müdafaa sırasında adam öldürme; kasıtsız cinayet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heyamola şarkısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ABD, (k.dili). adale kasılması, kramp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baca; lamba şisesi; krater, yanardağ ağzı. chimney corner ocak başı. chimney damper baca sürgüsü. chimney piece şömine tablası. chimney pot baca külâhı. chimney sweep baca temizleyicisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

çin lokantalarında yenen sebzeli et, piliç gibi türlü yemeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir çeşit Doğu Hindistan turşusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

— CİLEYİN (bk.) — Cılayın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Elde sıkıştırıp ovalıyarak yıkamak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). zeki bakışlı, akıllı. clearheaded (s). iyi düşünen clear-sighted (s). basiretli. clear title ipotekten ari mülkiyet hakkı; sağlam. tapu in the clear engellerden uzak; şüphe altında olmayan. out of the clear birdenbire. steer clear sakınmak The coa

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı gözlü; çarpık, eğri; argo saçma, budala; argo kufelik

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Londralı, bilhassa Londra'ya has şive ile konuşan (kimse).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Yarış atlarını koşturmayı meslek edinen kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jokey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D., argo (sigara, esrar vb'nden) ansızın mahrum kalma; dobra dobra söylenen söz. ABD, 8rg0 (sigara, esrar vb'nden) ansızın mahrum kalma; dobra dobra söylenen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karakafes, (bot). Symphytum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). cony.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). nakletmek, götürmek, taşımak; geçirmek; ifade etmek; (huk). başkasına terketmek, devretmek. conveyable (s). nakledilebilir; devredilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakletme; araba; (huk). terk, feragatname, temlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nakledici şey veya kimse. conveyor belt taşıyıcı kayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aynı kuluçkadan çıkan yavrulan hepsi ; çil, keklik veya bıldırcın sürüsü; grup, takım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analysing. analyst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analyzer. analytic. analytical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi’l-Kura arasında yaşamaktadırlar.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cism»den) (c. cüseymât). Küçük cisim, cisimcik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cüseym). Küçük cisimler, cisimcikler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(itas. A.) («cezir» den) (botanik). İnce kök, kök dalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Küçük ada, adacık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Dahomey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Her gün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yetimler yurdu, yetimlerin barındırıldığı yurt.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Titreşimlerden kaynaklanan veri okuma sorunlarını telafi ederek sürekli ve hatasız müzik çalımını sağlayan bir tampon hafıza.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Türk musikisinde iki veya ikiden fazla büyük usûlün art arda gelmesiyle yapılmış büyük usuller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Dünya ile Ahıret: Dâreynde saadete vesile olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالایتام] yetimhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yasdanma, Ar. ittikâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). E, haydi! hal ya: De imdi = Haydi şimdi! De de = Ya yal

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). keskin nişancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). boğata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small beer. cherrystone. hogwash. jackstraw. nonentity. pin. punk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

supervisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controlling. supervisory. controller. inspector. supervisor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

controller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. fizik, kimya), ilmî bir gerçeği göstermek için yapılan deneme, tecrübe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pilot. experiment. test. proving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experiment. test.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experiment. test. trial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

test tube.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experimenter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experimental. experimenter. empiricist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. experimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experience. experimentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

versed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced. old. practical. skilled. versed. veteran. practiced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experienced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

callow. child. fresh. green. inexperienced. ingenuous. raw. tender. unskilled. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inexperienced. johnny raw. strange. tiro. tyro. unexperienced. unsophisticated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

experimental. tentative. empirical. empiric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empirical. experimental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alias. empirical. experimental.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trancendental. metaphysical. theoretical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equalizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

balancing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stabilizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten bir müddet sonra suikaste uğramıştı. Kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir denzialtından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek hali kalmamıştı. Denizaltının ve suikastın kimler tarafından yapıldığı tüm araştırmalara rağmen bulunamamıştı.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F. der = zarf edatı, miyân = orta, bel). Ortada, arada bulunan. Darmeyân etmek = Araya sürmek, söylemek, bildirmek: Birtakım özürler dermeyân ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. tarih). Avrupa’da Ortaçağ’da feodal hükümdarlar: Şövalye, baron, vikont, koht, marki vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. overlord. seigneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seigneur. feudal lord.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudal lord. local potentate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Derebeyinin mülkü, toprağı, devletçiği, idare tarzı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feudalism. bullying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [درميان] ortada. dermeyân edilmek ortaya konulmak, ele alınmak. dermeyân etmek ortaya koymak, ele almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Feyzi, bereketi, lûtfu deniz gibi sonsuz olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دی] kış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Cezayir dayısı; 16 yüzyılda Trablusgarp veya Tunus hükümdarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Karanlık, Ar. muzlim: Şeb-i deycûr = Karanlık gece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.), (bk.) Deyü, diye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Diye (ağızlarda).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (y. k.). Asıl mânâsından ayrı mânâ taşıyan klişeleşmiş söz, tâbir: «Karnı zil çalıyor», «küplere binmek», «havadan» sözleri birer deyimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idiom. expression. locution. rede.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expression. idiom. phrase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statement. expression. expression. idiom. phrase. locution. parlance. saying. term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Söyleyiş, deyiş, deme. Deme tarzı, üslûp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anadolu halk şiiri ve musikisinde basit bir şekil ve tarz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

byword. expression. style of speech. folk poem. folk song. saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

style of speech. statement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Daimlik, devam, sürme: Deymûmet-i ömr ü ikbâliniz için dua ederim (eski tâbirlerden).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. düyûn). Borç, belirli bir müddet sonunda ödenmek üzere faizle veya faizsiz alınmış para: Deyni çoktur. Düyûna boğulmuştur. Düyûn-ı Umumiye = Osmanlı Devletinin son zamanlarında, dış borçları ödemek için kurulmuş teşkilât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دین] borç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnce sopa. Davulun sol elle vurulan ince tokmağı ki, usûlün zayıf zamanlarını vurur. Orkestra idare eden şefin sağ elindeki kısa ve ince sopa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Manastır, kilise. 2. mec. Meyhane.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دیر] manastır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut DEYE (e.). 1. Diye, güya, sözde, diyerek, sanki: Bugün ders yoktur deyü beni mektebe gitmekten alıkoydu. 2. Zannıyle, iddiasıyle, bahanesiyle: Ben emektarım deyü köşede oturup hiç bir iş görmek istemiyor (deyi şeklinde söylenmesi galattır. Bugün bu kelime yerine «diye» kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) («dîn» den imüb.). Mükâfatı ve cezayı hakkıyle veren (Esmâ-i Hüsnâ’dan yani Tanrı’nın adlarındandır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kimse, şahıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karısının namussuzluğuna göz yuman, ahlâksız ve alçak adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cuckold. pander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karısının namussuzluğunu çekmek alçaklığı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göğüslük, önlük; eşek; küçük kuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Başka bir doğru üzerinde eşit ve komşu iki açı meydana getiren doğru çizgi. Osm. amudî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular. orthogonal. apeak. normal. plumb. sheer. upright. vertical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

orthogonal. perpendicular. upright. vertical. vertical amudi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpendicular. vertical. upright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çog geys, ghies) (i). ufak kayık; patalya, dingi; ufak gezinti sandalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ier, iest) (i).,(k).dili önemsiz, ehemmiyetsiz, küçük; (i). küçük şey; küçük lokomotif.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Dinleyen, Ar. sâmî, müstemî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener. hearer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

listener. hearer. member of the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audience. the audience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Harman savurmaya mahsus kalın yaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Sathı çıkıntılı ve şişkin olan, konveks. Ar. muhaddeb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convexity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convexity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). itaatsizlik etmek, boyun eğmemek, serkeşlik etmek, emre karşı gelmek, söz dinlememek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wheel horse. work beast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayırımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Yani kısaca çekirdeği olan tüm yiyecekler meyvedir. Geriye kalanlar, yani patates, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki kökleri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bile birer sebzedir.

Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Genellikle meyveler çiğ olarak (tabii yıkandıktan sonra), sebzeler ise pişirildikten sonra yenilir. Bu da bazı yiyeceklerin meyve mi, yoksa sebze mi olduklarına dair karışıklıklara yol açar. Örneğin domates salatada çiğ olarak yenilebilir, bunun yanında tencere yemeği olarak dolması da yapılır. Bu durumda domates meyve midir, yoksa sebze mi? Genel kanının ikincisi olmasına rağmen aslında domates bir meyvedir.

Çarşı, pazar anlayışına göre, tabiatta bulunduğu şekilde yenilen ve tadı tatlı olan yiyecekler meyvedir. Çarşıda, pazarda, marketlerde elma, çilek, üzüm ve muz meyve olarak kabul edilirlerken, taze fasulye, domates, kabak ve patates, sebze reyonlarında bulunur.

Ancak bilim insanları, yani botanistler, sebze-meyve ayrımını böyle yapmıyorlar. Onlara göre meyve, içinde etli veya kuru, çoğunluğunu çekirdek diye adlandırdığımız, kendi tohumu veya tohumları bulunan yiyecektir. Bu tanıma göre kayısı, şeftali, üzüm, taze fasulye, domates, salatalık (hıyar) ve benzeri gıda maddeleri teknik olarak meyvedir. Geriye kalanlar, yani patetes, havuç, şalgam, soğan, sarımsak gibi bitki köklerri, lahana, marul gibi bitki yaprakları, hatta aslında bir çiçek olan karnabahar bilen birer sebzedir. Bu arada belirtmekte fayda var; biz bitkilerin değişik kısımlarını yeriz. Örneğin, maydanoz yetiştiği bitkinin yaprak kısmı iken, karabiber ağacın meyvesi, tarçın kabuğu, susam ise bitkisinin tohumudur.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eşek, merkep; eşek adam, akılsız veya inatçı kimse. donkey engine (mak). donki makinası, küçük yardımcı buhar makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D.)., k.dili şey, asıl ismi bilinmeyen veya hatırlanmayan bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Döşeme işi yapan usta, tesisatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

installer. fitter. plumber. electrician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Yer çekimi istikametinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vertical. vertical şakuli.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

portrait. vertical. perpendicular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meditate. muse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulating. organizing. regulatory. organizer. regulator. regulative. compensator. grader. promoter. trimmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regulator. regulator regülatör. organizer organizatör. regulating.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (uyd. k.). Seviye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level. grade. plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

degree. level. pitch. plane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level. rank. face. plane. rock bottom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.) («eb»den). Ana baba, Ar. vâlideyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parent. parents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parents. father and mother. folks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابوین] anababa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Yazılım içeriğine bağlı olarak çocukların izlemesini önlemek için ebeveynler tarafından yazılımın “kilitlenmesini” sağlar. Ebeveyn kilitli diskin normal izlenmesi için, kayıtlı tanımlama kodu gerekmektedir.

Teknolojik Terim by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Asıl adı Halid b. Seyd’dir. Sahabedendir. Rasûlullah Medine’ye geldiğinde ilk önce onun evinde misafir oldu. İstanbul’a kadar gelip Bizanslılarla savaştı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Suffe ashabındandır. Birçok hadis rivayet etmiştir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (571-639) (Amr b. Abdullah). İslami ilk kabul eden sahabelerden biri. Cennetle müjdelenmiştir. Çeşitli cephelerde ordu komutanlığı yaptı. Suriye’de vefat elti.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. tarih). Hz. Muhammed’in ailesi; ehl-i beyte kızı, damadı ve torunları dahildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electronic brain. computer. devil box. thinking machine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eski Arap devletlerinde serdar, serasker, başkumandan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Oldukça fazla, epeyi. bk. Ep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

some. a good deal of. a great many. not a little. goodish. tidy. quite. well. a great deal of. fairly. reasonably. pretty well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretty. quite. respectable. rather. fairly. considerably. a great deal of. a lot of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blooming. heartily. many. much. quite. reasonably. sort of. tidy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

goodish. notably. rather. quite. fairly. pretty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

considerably. fairly. a good few. mightily. rather. relatively. respectable. some. tolerably. tons.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Epeyce, (bk.) Ep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

field of contest for brave men. field of contest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Genel kural olarak gelişmiş hayvanların beyinleri basit yapılı hayvanlarınkinden, iri yapılı hayvanların beyinleri de küçük hayvanlarınkinden daha büyük ve karmaşıktır. Ama beyin büyüklüğünün zeka ile hiçbir bağlantısı yoktur. İnsanlarda yetişkinlerin beyinlerinin çocuklarınkinden, erkeklerin beyinlerinin kadınlarınkinden biraz daha büyük olmaları yalnızca yaş, vücut ağırlığı ve cinsiyet farkından kaynaklanır.

Bir beyine bakarak, onun bir kadına mı yoksa erkeğe mi ait olduğuna karar veremezsiniz, çünkü aralarında şeklen gözle görülür büyük bir fark yoktur. Ancak her iki cinsiyetin beyinleri arasında ortalama bir büyüklük ve ağırlık farkı vardır. Kadın beyinleri erkeklerinkinden yaklaşık yüzde 10 daha küçüktürler. Ortalama yetişkin bir erkeğin beyninin ağırlığı 1.375 gramdır.

Burada unutulmaması gereken en önemli husus, kadınların vücut ağırlıklarının da erkeklerden yüzde 10’un üstünde bir oranla hafif olmasıdır. Yani kadının beyninin vücuduna oranı yaklaşık yüzde 2,5 iken erkeğin yüzde 2’dir. Sonuçta kadınlar vücutlarına oranla daha büyük bir beyne sahiptirler.

Tek bir beyne bakarak hangi cinse ait olduğuna karar veremezsiniz ama ortada 100 tane beyin varsa en küçüğünün bir kadına, en büyüğünün ise bir erkeğe ait olma ihtimali çok kuvvetlidir.

İnsan beyninin hacim olarak büyüklüğünün zeka ile bir alakası yoktur. Bilimsel çalışmalar ilk insanlardan Neanderthal adamının beyninin günümüz modern erkeğininkine göre 100 santimetreküp daha büyük olduğunu göstermiştir.

Bilinen en büyük beyinlerden biri Rus yazar Turgenyev’inki idi ve 2021 gramdı. Dünyanın en zeki bilim adamlarından biri kabul edilen Einstein’in beyni ise ortalama boyutta bir beyindi.

Yunusun beyni ortalama 2270 gram ağırlıkta olup insanınkinden yaklaşık 1,66 kat daha ağırdır. Ancak bu, yunusların insanlardan daha zeki oldukları anlamına gelmez. Beyin ağırlığı ile zeka orantılı olsaydı 5 kiloluk beyni ile fil karadaki hayvanların hepsinden, 9 kiloluk beyni ile balina tüm canlılardan daha zeki olurdu.

İnsan beyninden 7 kat daha ağır olan balina beyni, kendi vücudunun 40000’de biri kadardır. Memelilerin beyinlerinin ağırlıkları genel olarak vücut ağırlıklarının 100’de biri, kuşların 200’de, sürüngenlerin 300’de, balıkların ise 5 - 6,000’de biridir.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (uyd. k.). Cinsiyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sexual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asexual. neuter. agamous cinsliksiz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koruyan, saklayan. Ar. hâfız. 2. Merhamet edip koruyan: Cenab-ı Hak esirgeyicidir. 3. Kıyamayan, Ar. mümsik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protective.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğrilip doğrulma veya uzanıp toplanma, elâstiklik. 2. Uyku ve can sıkıntısından gelen ağız açma. Ar. se’b.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yawn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affective. affecting. effective. impressive. fascinating. intense. touchy. charismatic. devastating. dramatic. enchanting. expressive. forceful. handsome. imposing. speaking. winged. effectively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. fascinating. forceful. impressive. magical. neat. nifty. profound. salutary. sonorous. affecting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte de aniden ortaya çıkıverirler. Yazın karasinekler gece gündüz evlerimizin baş köşesinde dolanırlarken sivrisinekler gündüzleri ortada görünmezler. Acaba mesai saatlerinin dışında ne yaparlar? Sinekler, böcekler uyurlar mı?

Sinekler ısıya çok hassastırlar. Güneş bir bulutun arkasına girdiğinde oluşan sıcaklık değişikliğinden bile etkilenirler. Kış günlerinde bazı bölgelerde sıfırın bile çok altına inen sıcaklıklar onların, özellikle gelişmiş olanlarının yaşama şanslarını yok eder.

Lavra veya yumurta halindekiler ise yaşamaya devam ederler. Bahar aylarında gelişmiş birer karasinek olarak yaşantımıza katılırlar. Yani evinizde gördüğünüz sinekler geçen senekiler değillerdir, onların çocuklarıdırlar.

İnsanların olduğu yerlerde yaşayan sivrisinekler çoğunlukla gece faaliyet gösterirler. Çoğu alacakaranlık saatlerinde, sabaha karşı ve akşamüstü daha aktiftirler. Aktif oldukları bu süre bir veya en çok iki saati geçmez. Öyleyse sivrisinekler aktif olmadıkları, günün en azından 22 saatlik bölümünde ne yapıyorlar?

Kuvvetli ışık, havadaki nem oranının düşük olması ve rüzgar, sivrisineklerin işe çıkmalarına mani olan en önemli faktörlerdir. Boş vakitlerinde çoğunluğu, bitkiler, otlar, çimenler ve ağaçlar üzerinde dinlenirler. Renkleri ve boyutlarından dolayı onları oralarda fark etmek kolay değildir. Bazıları ise evlerin odalarında loş köşelerde kalırlar.

Sineklerin, böceklerin uyuyup uyumadıkları ise uyumak fiilinin tanımına bağlıdır. Zaten uykunun gizemi de tam çözülmüş değildir. Hareketsiz kalıp, dış ortamdan bağlantıyı koparmayı uyku olarak nitelendirirsek böcekler de uyur, balıklar da. Fakat bu arada beyinlerinde neler oluştuğunu kimse bilmiyor.

Memeli hayvanların, örneğin kedilerin, köpeklerin, ineklerin uykuları ve bu sırada beyinde oluşan elektriksel dalgalar konusunda ciddi araştırmalar yapılmıştır. Onların da bizim gibi uyudukları hatta rüya bile gördükleri kesin olarak biliniyor.

Ancak bir karasineğin veya örümceğin beynine elektrik kabloları bağlayıp bir molekül boyutundaki beyinlerinde neler olup bittiğini araştırmak hala pratikte pek mümkün değil.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Ey, hey: Eyâ şâh-ı hûbân = Ey güzeller şâhıl

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yed). Yedler, eller. (bk.) Yed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zeminler, yeryüzleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. eyâlet). Eyâletler, umumî valilikler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ایالات] eyaletler. 2.memleketler, topraklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eyâlât). Büyük vilâyet, umumî valilik: Budin, Mısır, Anadolu, Provans, Britanya, Gaskonya eyaletleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. state. principality. commonwealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state. province. principslity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Formerly, one of the administrative divisions or provinces of the Ottoman Empire; now called a vilayet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

province. state. commonwealth. county.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

National state.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Koku, Ar. râyiha, Fars. bûy. 2. is, sis, duman, duhân. Eyd ağacı = Tütsü için ve güzel koku vermek için yakılan ağaç, ödağacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). Kendi malının muhafazasını başkasına bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yed). Yedler, eller. (bk.) Yed.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bakmak, süzmek; delmek. eye narrowly dikkatle süzmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz; (poetry) çeşm, ayn; bakış, nazar,basar; görüş; ince ayrıntıları görme yeteneği; dikkatle bakma, gözetme; göze benzer herhangi bir şey; toplanma noktası; ilmik; ilik;iğne deliği. eyed (s). gözlü: blackeyed siyah gözlü. Eyes frontl önüne bak! eye

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz küresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nazar, bakış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). gözlü cıvata, mapa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz otu, (bot). Euphrasia officinalis; fırazya otu; lobelya, frengi otu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaş. eyebrow pencil kaş kalemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu için kullanılan kadeh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze batan veya göz dolduran herhangi bir şey; argo güzel kız, slang bir içim su.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlük; dürbünde göz camı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gözlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz çukuru, gözevi; delik,göz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kirpik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözsüz, kör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) delik; bir deliğin etrafına geçirilen madeni bilezik; gözcük, göz deliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz kapağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. eymek fiilinden). Binmek için atın üzerine konulan şey: Ata eyer vurmak. Talar, Osmanlı, Yarım Osmanlı, Frenk, Kırım eyeri = Eyerin çeşitleri. Eyer boşaltmak = Atın üzerinde bir yana eğilerek yapılan süvari tâlimi. Eyeri boş kalmak = Helâk olmak, öldürülmek (süvari tâbiri). Eyer kaşı = Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılar ki, tahtadan olup meşinle kaplanmıştır. Eyer kaltağı = Eyerin tahtadan olan kaplanmamış kafesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who eyes another.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pommel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Eyer vurmak, eyer kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ata eyer ve takım vurulmak: Daha hayvanlar eyerlenmedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to saddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eyer yani sere vurulmuş, eyerle kullanılan (binek beygiri): İki eyerli bir de palanlı at.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze görünsün diye yapılan iş; hayranlıkla seyretme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakış, nazar; görüş mesafesi, rüyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görme yeteneği, görme duyusu; görüş mesafesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz çukuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göze çirkin görünen şey,çirkin şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). bazı aşağı cins hayvanlarda bulunan basit göz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz yorgunluğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köpek dişi, göz dişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu; argo göz boyama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). göz banyosu, göz damlası; göz yaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kirpik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görgü şahidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - İyi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. eyü’den). iyi. (bk.) İyi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Demek, söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Ameliye, fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. act. activity. verb. deed. fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action. operation. practice. deed fiil. aksiyon. verb fiil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concerted action. operation. activity. aida. commission. drive. effect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

action plan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eylemek işi, etme, kılma, yapma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Etmek, kılmak, yapmak, işlemek. Konuşmada az kullanılıp, eski yazı dilinde etmek yerine yardımcı fiil olarak çok kullanılır ve Arapça mastarlar ile mürekkep fiiller teşkil ederdi: Emreylemek, beyân eylemek, imdâd eylemek. Neyleyim = Ne eyleyeyim, ne yapayım? Neylesin? = Ne eylesin, ne yapsın?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make. do. to do.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

machen. tun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fiilî

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inaction. inertia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EYLÜL) (i.). Eski RÜmî takvimin yedinci şe şimdiki tertiple dokuzuncu ayının Süryanî dilindeki adı. Avrupa dillerinde (september) dir ki, yedinci ay demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sept. september.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

September. september.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Sonbahar’ın ilk ayı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), ilâç, devâ: Kocakarı eymi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yemîn). Yeminler, andlar. (bk.) Yemin (m. «eymen» Türkçe’de kullanılmıyor. Sağ eller).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yemîn» den). 1. Yeminli. 2. Meymenetli, uğurlu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, kutlu. 2.Sağ taraftaki. Eymen b. Hureym . Sahabedendir. Mekke’nin alınışı sırasında müslüman oldu. Babası ve amcası Bedir şehitlerindendir. Hadis rivayetleriyle ün kazandı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kuş yuvası, kartal yuvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yetîm). Yetimler. (bk.) Yetim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایتام] yetimler, öksüzler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. diyalektik) (uyd. k.) 1. İlmî konuşmaları yürütme sanatı. 2. (felsefe) Alman filozofu Hegel’in, mefhumları karşıtlarıyle birlikte düşünerek, gerçeğe varma yolundaki görüşü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dialectic. dialecticts. dialectics. dialectic diyalektik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Sabırlı. 2.Dönen, pişman olan, günahlarına tevbe eden demektir. Kur’an’da adı geçen peygamberlerden. Güzel sabır sahibi. Allah’ın imtihanına güzellikle sabredip mükafat ve ihsana ulaşmıştır. -Türk dil kuralı açısından “b/p” olarak okunur.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «evâ»dan). Kondurma, yerleştirme, menzil ve yer kazandırma, iskân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yazık, heyhat, yazıklar, yanılıp yakılma: Eyvâhlar olsun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alas!. alack!. alas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A. ey = tasdik edatı, vallah = yemin). Evet, Ar. naam, Fars. beli, öyle olsun. 2. Teşekkür ederim, Allah râzı olsun. 3. Allaha ısmarladık. Eyvallah demek = Her şeye razı olmak, dervişçesine boyun eğip tevekkül etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ta. thanks. good-by. thanks!. ta!. cheers!. good-bye!. ta-ra!. ta-ta!. cheerio. okay!. all right!.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thanks. good-by. so be it. bye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Köşk, kasr. 2. Büyük salon, dîvân: Eyvân-ı Kisrâ = Irak’ta Tayısfûn harabelerinde SAsânî şahinşahlarının büyük saraylarının yıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ ایوان] ayvan. 2.sundurma. 3.çardak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. yevm). Yevmler, günler, (bk.) Yevm. m. gibi. 1. Zaman, hengâm, devir: O eyyâmda, onun eyyâmında. 2. Nüfuz, iktidar: Eyyâm buldu; şimdi onun eyyâmdır. 3. Gemiye müsait rüzgâr: Gemi eyyâm buldu; eyyâm ola (gemici dilinde: heyamola). Gemicilerin demiri alırken söyledikleri sözdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

days günler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glückliche tage. zeti. günstiger wind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایام] günler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. teyyid masdarından olup, dua yerine kullanılan bazı Arapça terkiplerde geçer). Eyyed-allah = Allah müeyyed etsin I Eyyed-allah-ı meleke = Allah mülkünü müeyyed etsin!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) «Ya, ey!» gibi hitap edatı. Elâ yâ eyyühessakî = Ey içki sunan! YA eyyühelhuzzâr = Ey hazır bulunanlar!

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yine öyle, keza, kezalik, bu da, öyle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ایضا] ve yine, aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Türk musikisinde belirli bir programla konser icra eden hânende ve sâzendelerden mürekkep topluluk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kaçık, çatlak; ince, narin, sevimli; peri hissini veren.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Taşma,.çok gelme: Su feyezânı, Nil’in fezeyânı. 2. (botanik) Feyezân-ı evrak = Bitkilerin azıp çok yaprak vermesi ki, mahsule engel olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيضان] taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Büyük, geniş, engin.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فيض] bereket, bolluk. 2.ilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Feyzi olan (bk.) Feyz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. felâsife). 1. Felsefe ile uğraşan. 2. Rind, kalender. 3. Dinsiz. 4. Bilgin. 5. mec. Çok akıllı, (bk.) Filozof.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيلسوف] filozof, felsefeci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. feyz’den imüb.). Son derece feyz ve bereket veren. Ar. kerîm: Feyyiz-ı Mutlak = Allah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فياض] verimli, bereketli. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Çok faydalı, çok verimli. 2.Feyiz, bereket ve bolluk veren.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. füyûz) (çokluğunun çokluğu: Füyûzât başlıca dördüncü mânâ ile kullanılır). 1. Bolluk, mahsul vesaire fazlalığı: Feyz ve bereket. 2. Nimet, ihsan, kerem: ilâhî feyz. 3. İlerleme, terakki, olgunluk bulma: Tahsil eden elbette feyz bulur. 4. Mânevî saadet: Tanrı’nın füyOzâtına nail olmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فيض] bereket, bolluk. 2.ilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) Feyiz getiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Arapça feyz = bereket, Farsça bahşîden = bağışlamak). Bereket, nimet ve bolluk veren: Feyz-bahş bir meslek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. feyz = bereket, Fars. resânîden = yetiştirmek). Feyz, bereket ve bolluk getiren, yetiştiren. Blrtn-ı feyz-retân = Bolluk getiren yağmur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Feyiz bulan, feyiz bulucu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Suyun taşıp akması. 2.Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. 3.İlim, irfan. 4.Feyz ile dolu olan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ فيض بخش] verimli, bereketli. 2.feyiz veren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.İlim, irfan. 2.Akma, suyun akıp taşması. 3.Bolluk çokluk, verimlilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın feyzi, bolluğu, bereketi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça fırka’nın tesniyesi olup müfred gibi kullanılır) (denizcilik). Korvetten büyük ve bataryasında 50 ilâ 75 mm. lik toplan olan eski tarzda savaş gemisi (Avrupa dillerindeki fregate kelimesi bu Arapça kelimeden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firkateyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frigate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fit veren, Osm. ifsâd eden.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Flaş Beyaz Dengesi, zorlu çekim koşulları altında renk tonlarının korunmasını sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Çok sayıda yansıtan yüzeyin bulunduğu durumlarda fotoğraf makinesi nesnenin etrafındaki tüm ışık kaynaklarını algılayabilir ve renk bozulması meydana gelebilir. Bunu önlemek için flaş kullanıldığında çekimdeki beyaz dengesi otomatik olarak ayarlanarak, renkler doğal halinde kaydedilir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). trinketa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rengârenk boncuklar veya çakıl, taş, sırça vesair ile donatılmış yüzey ki, Fransızca «mosai’que» (mozayik) denilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kaynama: Su galeyan etti. 2. mec. coşkunluk, coşma: Galeyâna geldi. Nokta-i galeyan = Suyun kaynamaya başladığı ısı derecesi ki, 100 santigrat derecesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferment. fit. agitation. excitement. ebullition. rage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excitement. rage. agitation. paroxysm. popular tumult.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غليان] kaynama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i kadırga, çektirme; eski za manlarda kullanılan bir veya daha fazla sıra kürekleri olan harp gemisi; büyük ka yık; gemi mutfağı; matb dizilmiş harfle rin konulduğu tekne, gale gallev proof matb ilk tashih galley slave Kadırgada çallşan kürek mahkum

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kusma, kay, istifrağ: Gaseyân etmek (Arapça’da asıl mânâsı bulanma ve bulantı’dır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nausea. vomiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غصيان] kusma. 2.kusmuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gece vakti, Ar. leylen: Geceleyin yola girdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by night. at night. during the night. overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uçuk gibi, birdenbire oluveren, kabarcıklı türlü deri döküntülerine verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Çocuk annesine sormuş: ‘Anne gelinlerin giysisi niçin beyaz renkte?’ Annesi cevaplamış: ‘Beyaz renk masumiyetin ve mutluluğun sembolüdür.’ Çocuk tekrar sormuş: Teki o zaman damatlar niçin siyah giyiyorlar?’

Eski Roma’da gelinliklerin rengi sarıydı. Gelinler yine sarı renkte peçe takıyorlardı. Peçe evli ve bekar kadınları ayırt ediyordu. Ortaçağlarda ise gelinliğin rengi üzerinde pek durulmadı. Kumaşın kaliteli ve gösterişli olması daha önemliydi. Herkes en iyi elbiselerini giyiyordu, renk de herkesin kendi tercihine göreydi.

Beyaz gelinlik adetinin yaygınlaşması 16. yüzyılda olmuştur. Bu yıllarda kraliyet ailesi gelinlerinin gümüşi renkte gelinlik giymeleri gelenekti. Kraliçe Viktorya bunu reddetti ve beyaz gelinlik giymekte ısrar etti.

Bundan sonra İngiliz ve Fransız yazarlar, beyaz rengin masumiyetin simgesi olduğu konusunu işlemeye başladılar. O dönem ahlakına göre bekaret evliliğin vazgeçilmez koşulu olduğu için beyaz gelinlik adeti tuttu. Evlenirken beyaz giysi giymek genç kızların bekaretlerini topluma ilan etmelerinin vasıtası oldu.

Gelinlikle ilgili bazı batıl inançlar da var. Bunlara göre gelinin gelinliğini bizzat kendisi dikmesi, damadın düğünden önce gelini gelinlikle görmesi, gelinin gelinliği düğünden önce giymesi uğursuzluk getiriyor.

Söz evlenmeden açılınca evlilik yüzüğünden de bahsetmek gerekiyor. İnsanların evlenince yüzük takmaları eski Mısırlıların inançlarına dayanıyor. Milattan 2800 yıl önce Mısır’da yaşayanlar dairenin veya halka şeklindeki cisimlerin, başlangıç ve bitiş noktalarının olmaması nedeni ile sonsuzluğu temsil ettiklerine inanıyorlardı. Yüzük evliliğin sonsuza dek süreceğini simgeliyordu. Sonra bu inanç ve adet Romalılar vasıtası ile iyice yaygınlaştı. Kazılarda o devirlere ait çok ilginç evlilik yüzüklerine rastlanılmıştır.

Evlilik yüzüğünün sol ele ve sondan bir önceki parmağa takılmasının sebebi ise modern tıbbın gelişmesinden önceki devirlere ait yanlış bir insan anatomisi bilgisidir. O zamanlarda dolaşım sistemimizdeki ana damarın sol elimizde bu parmaktan başlayıp kalbimize gittiği sanılıyordu. Böylece buraya takılan yüzükler evli çiftin kalben bağlılığını simgeliyordu. Gerçi şimdi damarların nereden gelip nereye gittiği biliniyor ama bu da bir adet olarak kaldı.


Genel Bilgi by

Teknolojik Terim

Bu gelişmiş özellik, JPEG biçiminde çekilen dijital fotoğrafların ekranda kolayca görüntülenmesine olanak sağlar. Ayrıca, JPEG görüntülerini Cyber-shot dijital fotoğraf makinenizden Sabit Disk Sürücünüzün / DVD oynatıcınızın dahili sabit sürücüsüne kopyalamanıza imkan tanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Art, jirka, kıç, halef: Evin, geminin, kervanın gerisi. 2. Bir şeyin sonra gelen kısmı, son, art: Kışın, soğuğun, alınan haberlerin gerisi. 3. insan ve hayvanın arkasındaki organ, kıç, kuyruk. Ar. acz, verâ: Tavuğun gerisi. 4. Alt taraf, Ar. mâbâd: Gerisi gelecektir. Gerisi bundan iyidir. 5. Dönüş, avdet; arkaya doğru hareket: Sağdan geri, soldan geri. 6. Arkada bulunan, art, halef, Fars. pesîn: Binanın, geminin geri tarafı, kervanın geri kısmı. 7. Sonraki, Ar. muahhar, ait: Hikâyenin geri kısmı, yazın geri sıcakları. 8. Aşağı bulunan, Fars. dön. Derste arkadaşlarından geridir. 9. Gerçek vakitten az gösteren, ileri mukabili: Sizin saat geridir. 10. Arkada, artta: Geri kalmak, geri geri gidiyor. 11. Sonra, Ar. bâde, muahhar: Şimden geri. 12. Tekrar, yine: Geri gitmek, geri dönmek, geri çevirmek, geri vermek. Katılan harflerle beraber yer ve zaman zarfları teşkil eder: Geriden, geride, geriye, gerisince: Geride kalmak, geriye dönmek, geriden yürümek, gerisince gitmek. Geri almak = Tekrar almak: Malımı beğenmezse geri alırım. Bu sözü geri alın. Gerisini almak = Kalan kısmı da yapıpı bitirmek: O işin gerisini aldınız mı? Ayakları geri geri gitmek = Gönülsüz ve istemiyerek gitmek. Geri çevirmek = İade etmek, yüzgeri etmek. Geri dönmek = Avdet etmek. Geri durmak = Teşebbüs etmemek, karışmamak, ictinâb etmek, çekilmek. Geri kalmak = 1. Diğerlerine yetişememek, arkada kalmak: Arkadaşlarından geri kaldı. O, kimseden geri kalmıyor. 2. Tehir olunmak, geciktirilmek, muvakkaten vazgeçilip yapılmamak: O iş geri kaldı. 3. Uzak olmak, vazgeçmek: Çalışmaktan geri kalmıyor. 4. Gecikmek: Bugün vapur geri kaldı. Geri koymak = Tehir etmek, sonraya bırakmak. Geri gelmek = Geri dönmek. Geri gitmek = Çökmek, çözülmek. Geri vermek = Red, iade etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

regressive. retrograde.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delaying. retrogressive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backward assimilation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Termometre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bugün kullanılmayan eski bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ekseriya ormanlık dağlarda yaşayan ve birçok cinsleri olup çoğunun büyük ve dallı budaklı boynuzları bulunan büyük ve güzel hayvan, Ahû. Ala geyik, sığın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer. stag. cuckold. hart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dittany.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotugillerden, nemli ormanlarda yetişen bir bitki (phyllitis scoloppendrium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gayret, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kıskanç. 2. Hamiyetli. 3. Çalışkan, himmetli. 4. Taraftar: Onun gayretkeşleri vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geisha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geisha.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., İng. suyu çabuk ısıtmaya mahsus kazan, şofben.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fasılalarla sıcak su fışkırtan kaynak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I.). Moğolca’da hakketmiş ve lâyık mânâsına olup, Cengizoğullar’nın Cuci Ulusu’ndan Kırım’da saltanat süren hanedanın prensleri bu unvanı taşır: Ahmed Giray, NÜreddin Giray, Aslan Giray Han.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (k.dili) yapışkan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: gorille). Maymunların en büyük ve en vahşî cinsi ki, Afrika’da yaşar ve insana benzerliği en fazla olan maymun cinsidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peeper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir yerde olup bitenleri görüp anlamakla vazifeli kimse, müşahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

observer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mezarlık, kabristan. graveyard shift gece vardiyası (fab- rikalarda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gruyere cheese.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (f.) gri, kurşuni, kül rengi, boz; ağartılmamış (çamaşır); kır, ağarmış; eski, yaşlı; gri giysili; (i.) kurşuni renkte hayvan veya şey; (f.) ağartmak, ağarmak. gray matter (tıb.) gri madde, (k.dili) beyin, akıl. gray wolf bozkurt. grayness

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yeşil gözlü, kem gözlü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak.) gray.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

digger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scraper. grader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bulldozer. scraper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit. pomelo. shaddock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grapefruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(altıntop): Turunçgiller familyasından; bahçelerde yetiştirilen bir ağaç ve meyvesidir. Meyvesi, portakaldan daha iri, kanarya sarısı renginde, tadı hafif acımsı ve ekşidir. İçeriğinde C vitamini vadır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Karaciğerin normal çalışmasını sağlar. Safra ifrazatını arttırır. Hazmı kolaylaştırır. İdrar tutukluğunu giderir, bol miktarda idrar söktürür. Vücutta biriken suyu ve zehirli atıkları atar. Kanı temizler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Felç ve kanamaları önler. Akciğer ve göğüs hastalıklarında faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Altıntop denilen meyvenin İngilizce adı (citrus grandis).

Türkçe Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, İngiliz kanalında adalar, Fransa’nın kuzeybatında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 49 28 Kuzey enlemi, 2 35 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 78 km².

Kara sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 50 km.

İklimi: Ilımandır. Kışları yumuşak, yazları serindir. Senenin yarısı hava bulutludur.

Arazi yapısı: Güneybatıda genellikle alçak tepeler yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Sark 114 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 65,409 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.26 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 3.82 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 4.65 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 80.42 yıl.

Erkeklerde: 77.41 yıl.

Kadınlarda: 83.53 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.39 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Guernseyli.

Nüfusun etnik dağılımı: İngiliz ve Norman - Fransız kökenliler.

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Presbiteryan, Baptist, Methodist.

Diller: İngilizce, Fransızca, Norman - Fransız lehçeleri.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Guernsey Bölgesi.

kısa şekli : Guernsey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Krallığına bağlıdır.

Başkent: Saint Peter Port.

Bağımsızlık günü: yok (İngiltere’ye bağlıdır).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: yok.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Finansal hizmetler - bankacılık, fon yönetimi, sigortacılık vb. Kanal Adaları ekonomik gelirinin yaklaşık %55’ni oluşturur.

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 2.742 milyar $ (2005 verileri).

GSYİH - reel büyüme: %3 (2005 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %3.

Endüstri: %10.

Hizmet: %87 (2001).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.4 (2006 verileri).

İş gücü: 31,470 (Mart 2006).

İşsizlik oranı: %0.9 (2006 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık.

Tarım ürünleri: Domates, sera çiçekleri, tatlı biber, patlıcan, meyveler, büyükbaş hayvanlar.

İthalat ürünleri: Domates, çiçek ve yeşil bitkiler, tatlı biber, patlıcan, diğer sebzeler.

İhracat ortakları: İngiltere.

İthalat ürünleri: Kömür, benzin, petrol, makine ve parçalar.

İthalat ortakları: İngiltere.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Guernsey pound.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: Takvim yılı.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 55,100 (2004).

Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.gg.

Internet kullanıcıları: 36,000 (2005).

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Saint Peter Port, Saint Sampson.

Hava alanları: 2 (2006 verileri).


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Anglo Norman adalarından biri; bu adada yetiştirilen ve bol süt veren bir çeşit inek; (k.h.) örme kalın yün yelek veya ceket ,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(f.t.i.) (Kadın İsmi) - Beyaz gül.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Gülenay).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bostan ve ormanda daldan yapılan bekçi ve avcı kulübesi. 2. Bostan korkuluğu, höyük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cenup, dört yönden biri. Kuzeyin karşısına raslayan yön. Güney, solunu doğuya veren kimsenin karşısına gelen yöndür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south. southern. southerly. southernly. austral. meridional. south.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south. southern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south. southern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Dört ana yönden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Güney Afrika’da, Afrika kıtasının güney kısmında yer alır.

Coğrafi konumu: 29 00 Güney enlemi, 24 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,219,912 km².

Sınırları: toplam: 4,862 km.

sınır komşuları: Botsvana 1,840 km, Lesotho 909 km, Mozambik 491 km, Namibya 967 km, Svaziland 430 km, Zimbabve 225 km.

Sahil şeridi: 2,798 km.

İklimi: Çoğunlukla yarı çöl iklimi, doğu kıyısında subtropikal iklim görülür.

Arazi yapısı: İç kısımdaki geniş platolar engebeli tepeler ve dar kıyı ovaları ile arazi yapısını oluşturur.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Njesuthi 3,408 m.

Doğal kaynakları: Altın, krom, antimon, kömür, demir, manganez, nikel, fosfat, kalay, uranyum, değerli taşlar, platin, bakır, vanadyum, tuz, doğal gaz.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.1.

daimi ekinler: %0.79.

Diğer: %87.11 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,980 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Uzun süreli kuraklıklar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 44,187,637 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %-0.4 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.16 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 60.66 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 42.73 yıl.

Erkeklerde: 43.25 yıl.

Kadınlarda: 42.19 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.2 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %21.5 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 5.3 milyon (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 370,000 (2003 verileri).

Ulus: Güney Afrikalı.

Nüfusun etnik dağılımı: zenci %75.2, beyaz %13.6, Hintli %2.6, diğer.

Din: Hıristiyan %68, Müslüman %2, Hindu %1.5, yerel inançlar ve animizm %28.5.

Diller: 11 resmi dil: Afrikanca, İngilizce, Ndebele, Pedi, Sotho, Swazi, Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa, Zulu.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %86.4.

erkekler: %87.

kadınlar: %85.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Güney Afrika Cumhuriyeti.

kısa şekli : Güney Afrika.

Eski adı: Güney Afrika Birliği.

kısaltma: RSA.

ingilizce: South Africa.

Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet.

Başkent: Pretoria.

İdari bölümler: 9 bölge; Doğu Cape, Serbest Bölge, Gauteng, KwaZulu-Natal, Mpumalanga, Kuzey Batı, Kuzey Cape, Kuzey Eyaleti, Batı Cape.

Bağımsızlık günü: 31 Mayıs 1910 (İngiltere’den).

Milli bayram: Özgürlük Günü, 27 Nisan (1994).

Anayasa: 10 Aralık 1996.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Ulusla


Ülke by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güney Amerika’nın Güneyinde, Güney Atlas Okyanusunda adalar. Güney Georgia Falkland Adaları’nın yaklaşık 1300 km doğu-güneydoğusunda yer alır. Güney Sandwich Adaları ise Güney Georgia’nın yaklaşık 640 km güneydoğusunda bulunmaktadır.

Coğrafi konumu: 54 30 Güney enlemi, 37 00 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Antarktik Bölgesi.

Yüzölçümü: 3,903 km².

Sınırları: 0 km.

İklimi: Çeşitlilik göstermektedir. Batıdan esen rüzgarlar yıl boyunca çeşitli aralıklarla görülmektedir. Bütün yağışlarla birlikte, adalara kar da düşmektedir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Paget Dağı (Güney Georgia) 2,934 m.

Doğal kaynakları: Balık (Adaların toprakları ya koruma altında alanlar ya da özel bilimsel bölgelerdir; dört özel fok türü ve dört özel penguen cinsi yaşamaktadır.

Doğal afetler: Volkanik aktivite ve gemiler için zor deniz şartları.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issızdır. (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları.

ingilizce: South Georgia and the South Sandwich Islands.

Bağımsızlık durumu: Birleşik Krallıklara bağlıdır. Adalar şimdi aynı zamanda Falkland Adaları’nın valisi de olan bir Komisyoner tarafından yönetilen bir Birleşik Krallık Denizaşırı Toprak alanıdır.

Milli bayram: Liberasyon Günü, 14 Haziran (1982).

Anayasa: 3 Ekim 1985.

Hukuk sistemi: İngiltere hukuku.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomi balıkçılık ve çevre turizmi güdümlüdür. Güney Georgia’yı ziyaret başvuruları, ziyaretçilere bir enformasyon bülteni sunan Komisyoner’e yazılı olarak yapılmaktadır. Grytviken’da bir balina avcılığı müzesi mevcuttur. Isles Koyu fok ve kuş gözlemciliği için pek çok fırsat sunar.

İletişim Bilgileri

İletişim notu: Bütün telefon, faks ve e-posta iletişimleri uluslararası uydu sistemleri vasıtasıyla kullanılmaktadır. Halka açık telefon ve faks imkanları yoktur. Güney Georgia’yla yapılacak telefon görüşmelerinin uluslararası operatör tarafından kaydının alınması gerekir. Güney Georgia pulları kullanılarak posta gönderilebilir, fakat postanın ulaşması iki aya kadar uzayabilir.

Internet kısaltması:.gs.

Ulaşım ve Taşımacılık

Su yolları: yok.

Limanları: Grytviken.

Hava alanları: yok.


Ülke by

Ülke

Coğrafi verileri

Konum: Doğu Asya, Kore yarımadasının güney kısmında, Japon Denizi ve Sarı Deniz kıyısında yer alır.

Coğrafi konumu: 37 00 Kuzey enlemi, 127 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 98,480 km².

Sınırları: toplam: 238 km.

sınır komşuları: Kuzey Kore 238 km.

Sahil şeridi: 2,413 km.

İklimi: Ilıman.

Arazi yapısı: Çoğunlukla tepelikler ve dağlar.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Japon Denizi 0 m; en yüksek noktası: Halla-san 1,950 m.

Doğal kaynakları: Kömür, tungsten, grafit, molibden, kurşun, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %16.58.

daimi ekinler: %2.01.

Diğer: %81.41 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 8,780 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Tufanlar, sismik aktivite.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 48,846,823 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.42 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 6.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.04 yıl.

Erkeklerde: 73.61 yıl.

Kadınlarda: 80.75 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.27 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 8,300 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri).

Ulus: Koreli.

Nüfusun etnik dağılımı: Homojen (20,000 Çinli haricinde).

Din: Hıristiyan %49, Budist %47, Konfüçyanist %3, Şamanist, diğer %1.

Diller: Korece, İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %97.9.

erkekler: %99.2.

kadınlar: %96.6 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kore Cumhuriyeti.

kısa şekli : Güney Kore.

Yerel tam adı: Taehan-min’guk.

kısaltma: ROK.

ingilizce: Korea, South.

Yönetim biçimi: Cumhuriyet.

Başkent: Seul.

İdari bölümler: 9 eyalet ve 7 metropoliten şehir; Cheju-do, Cholla-bukto, Cholla-namdo, Ch’ungch’ong-bukto, Ch’ungch’ong-namdo, Inch’on-gwangyoksi, Kangwon-do, Kwangju-gwangyoksi, Kyonggi-do, Kyongsang-bukto, Kyongsang-namdo, Pusan-gwangyoksi, Soul-t’ukpyolsi, Taegu-gwangyoksi, Taejon-gwangyoksi, Ulsan-gwangyoksi.

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1945 (Japonya’dan).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 15 Ağustos (1945).

Anayasa: 25 Şubat 1988.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu), ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), AG (Avustralya Grubu), BIS (Uluslararası İmar Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antarctic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southwest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southwest. southwestern. southwesterly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southwest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

down. southerly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Afrika’nın güney kısmında, Hint Okyanusu’nun güneyinde yer alan adalar, Afrika, Antarktika ve Avustralya arasında kalmaktadırlar.

Coğrafi konumu: 43 00 Güney enlemi, 67 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Antarktik Bölgesi.

Yüzölçümü: 7,781 km².

Kara komşuları: 0 km.

Kıyı şeridi: 1,232 km.

İklimi: Antarktik iklim.

Arazi yapısı: Volkanik.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m; en yüksek noktası: Kerguelen Adasındaki Ross Tepesi 1,850 m.

Doğal kaynakları: Balık, kerevit.

Sulanan arazi: 0 km² (2006).

Doğal kaynakları: Amsterdam Adası ve Saint-Paul Adası volkanik özelliğe sahiptirler.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: Issızdır (Temmuz 2006 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi adı: Güneydeki Fransa ve Antarktik Bölgesi.

yerel uzun adı: Territoire des Terres Australes et Antarctiques Francaises.

yerel kısa adı: Terres Australes et Antarctiques Francaises.

Bağımsızlık durumu: 1955 yılından beri Fransa’nın müstemlekesidir; Paris Komisyon üyeleri tarafından yönetilmektedir.

Hukuk sistemi: Fransız hukuku.

Bayrak: Fransa bayrağı.

Ekonomik Göstergeler

Ekonomiye genel bakış: Ekonomik etkinlikleri meteorolojik hizmetler, jeofizik araştırma istasyonları ve Fransa balıkçılık filoları ile sınırlıdır. Kerguelen adası civarında avlanan balıklar gemilerle Fransa ve Reunion’a ihraç edilir.

İletişim Bilgileri

Internet ülke kodu:.tf.

Ulaşım ve Taşımacılık

Su yolları: yok.

Limanları: yok; sadece kıyıdan uzakta demir atılması mümkündür.

Hava alanları: yok.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

south-eastern. southeast. south-easterly. southeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southeast. southeastern. southeasterly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meridional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southerner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

southerner. southern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Küreyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Evlenmekte olan erkek, gelin mukabili, Ar. arûs: Güvey ölmek, gelin güvey, güvey gelinin koltuğuna girdi. 2. Bir adamın kızını veya kızı olan yakınlarından bir kızı almış olan adam, damat: Filânın güveysi, o, benim güveyimdir. Güveyotu = Bir cins bitki Fars. merzencûş. Içgüveysi = Karısının evine giden damat. Içgüveyisinden hallice = Kendi hâlinde, kendi derdiyle sessiz sedasız uğraşır durumda. Güvey feneri = KAkünç denilen bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridegroom. bridgeroom. son-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridegroom. son-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(gelinfeneri): Patlıcangillerden; kireçli topraklarda yetişen bir çeşit bitkidir. Çiçekleri pembe-beyazdır. Yemişleri kiraza benzer. Terkibinde C vitamini vardır. Lezzeti acımtıraktır. Meyveleri Eylül - Ekim aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: İdrar ve ter söktürür. Karında toplanan suyu boşaltır. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Sarılıkta da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(bk.) Güvey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hindibâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Güvey hâli, evlenmekte olan adamın hâli. 2. Damatlık, Ar. sıhriyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Gölgede kalan taraf.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (s.), (f.) binek veya koşum atı; kira arabası; (s.), (mec.), çok kullanılmış; adi, bayağı; (f.), (nad.) sokak arabası gibi daima ve her işe kullanmak; eskitmek, körletmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) adi, harcıa1em, günlük; dile düşmüş; basmakalıp; kaşarlanmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitration committee. arbitration committee / commission / board. arbitration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük halı, kilim, seccade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(fiA. tes.) (m. harem). İki harem: Mekke ile Medîne. (bk.) Harem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A ). İki Hasan, yani Hz. Hasan ile kardeşi Hz. Hüseyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

airport. air drome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) keskin bakışlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belli belirsiz, ancak seçilebilir bir halde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vaguely. indistinctly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir fikir ve reyde bulunan, aynı düşüncede ve görüşte olan: Ben onunla daima hem-rey idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

omnipotent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

credulous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

4. Murat bedensel olarak olağanüstü güçlü bir adamdı. Çok iyi silah kullanır, iyi dövüşür, bir ok atışta kalkanı delerdi. Yanında bulunan silahtar Musa Paşa’yı zaman zaman sağ eliyle kuşağından yakalayarak havaya kaldırır, bir müddet dolaştırdıktan sonra tekrar yere indirirdi.

Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Şikâyet ve hasret gibi sözlere mahsustur: Hey felek, hey gençlik günleri, hey ne güzel kitaplardı! 2.. Tenbih ve ihtar beyan eder: Hey bana bak. Hey çocuklar. Behey, be hey: Sabırsızlıkla azarlama beyan eder: A, Ayâ, heyâ: Behey adam, be hey cahil. Hey gidi = Takdir, şaşma ve hasret beyan eder: Hey gidi mal. Hey gidi kiraz hey. Hey medet = Eyvah, yazık. Hey hey = 1. Hay huy. 2. Sevinç nârası: Güveyiyi hey heylerle götürdüler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hello. here. hey. look here. see.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

High.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An exclamation of joy, surprise, or encouragement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cry to set dogs on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look here ! Hey ! Hey you. would / do you mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

) A lively round dance popular in the 16th-century.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Placed at the beginning or end of phrases for emphasis, as in, 'Hey, how 'bout dem Packers?' or 'Hows about dem Packers, Hey!'. placed at the beginning or end of phrases for emphasis, as in, 'Hey, how 'bout dem Packers?' or 'Hows about dem Packers, Hey!'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Haydi ! A ! (teşvik, sevinç veya hayret ünlemi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. heykel). Heykeller. (bk.) Heykel.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هياکل] heykeller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.) (aslı: Eyyâm ola, yahut: Hey yâ mevlâ). Tayfaların gemi demirini alırlarken veya kürek çekerlerken ve bunu taklid ederek ağır bir şeyi çeken her sınıf işçinin bir ağızdan söyledikleri bir tâbirdir. Heyamola ile = Zorla, pek büyük güçlükle: Okulun sınıflarını heyamola ile atladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korkunç, korku verici. 2. Pek utangaç.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Korkunç, korku veren. 2.Çok utangaç.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Eşya koymaya mahsus ve hayvanın eğer kayışına geçirilecek surette iki taraflı meşin veya kıl vesaireden küçük hurç, çifte torba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlebag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlebag. saddle bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saddlebag. shoulder bag made of thick cloth. carpetbag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Omuzunda heybesi olan. Heybeliada = istanbul’daki adaların büyüklük ve nüfus bakımından ikincisi (Yunanca Halki’den).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Korku ve saygı duygusu uyandıracak hal ve durum, mehâbet: Arslanın heybeti çoktur. 2. Mühim ve büyük bir adamın görünmesinden hasıl olan korku ve saygı duygusu: Heybetinden dili tutuldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

majesty. awe and dread. grandeur. majesty mehabet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grandeur. majesty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İnsanlarda korku ile birlikte saygı uyandıran görünüş. 2.Karizma, doğal etkileyiş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Görenlere korku ve saygı duygusu verecek şekilde görünüşü olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

august. grand. imposing. proud. solemn. majestic. stately. sublime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grand. imposing. majestic. awesome. awe-inspiring. dread. gallant. heroic. monumental. redoubtable. solemn. tremendous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga, harb, cenk, savaş, dövüş. Meydân-ı heycâ = Savaş yeri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zindelik devresi, en enerjik çağ.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(HEYECAN) (i. A.), iç telâşı ve hareketi. Coşma, coşkunluk. Bir sözden heyecana geldi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excitement. emotion. sensation. enthusiasm. ardor. ardour. agitation. affect. fever. the shivers. tension. thrill. stir. animation. bang. commotion. dither. drama. exaltation. ferment. fermentation. fire. flap. flurry. flush. flutter. furor. furore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

agitation. animation. ardour. emotion. excitement. feeling. ferment. fever. flurry. fluster. flutter. jitters. kick. scene. spirit. state. stew. stir. storm. thrill. tumult. turn. the jitters. enthusiasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

emotion. excitement. enthusiasm. agitation. ardour. bang. to take one'breath away. dither. electricity. fever. flame of enthusiasm. flurry. hoopla. perturbation. rage. thrill. tizzy. tumult. twitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هيجان] coşku. 2.heyecan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Heyecan vermek, heyecana düşürmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excite. electrify. stir up. stir. thrill. turn on. warm up. work up. carry away. exalt. ferment. flush. hot up. impassion. inebriate. key up. spike. sweep away. sweep off. tickle up. transport. unsettle. wind up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electrify. excite. ferment. fire. send. thrill. titillate. warm. windfall. to excite. to thrill. to turn sb on. to titillate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to get excited / enthusiastic / upset. to arouse sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heyecan duymak, heyecana gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loose countenance. get excited. be excited. thrill. be hyped up. flush. fluster. hot up. stir. take on. work oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ferment. thrill. to get excited. to be moved. to get carried away.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to get excited. to be enthusiastic. to be upset.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çabuk heyecan gösteren. 2. Heyecan veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excited. agitated. dramatic. exciting. thrilling. hot. aglow. agog. crazed. declamatory. emotional. excitable. febrile. feverish. glowing. gone. gripping. heated. hectic. het up. impassioned. inspired. nail biting. rhapsodic. rhapsodical. spirited. s.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ablaze. breathtaking. excited. exciting. feverish. heady. heated. hectic. het up. impassioned. intense. jumpy. lyrical. nervous. sensational. stirring. timorous. tremulous. uptight. thrilling. excitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

exciting. excitable. lively. excited. thrilled. thrilling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heyecanı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stolid. unexcited. unexciting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calm. unexcited. unexciting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toprak kayması.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landslide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landslide. slide. landslip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landslide. avalanche. slip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيلان] toprak kayması, heyelan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

committee. mission. commission. group. board. college. corps. deputation. panel. posse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body. college. commission. committee. corps. retinue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commission. committee. group. delegation. board. form. shape. council. staff. deputation. party. round table. body board. battery. astronomy. system. corps. coterie. posse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bk. hey’et

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت اجتماعيه] toplum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت مجموعه] genel, tüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيئت معلمين] öğretmenler kurulu

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e: A.). Ölmüş, kaybedilmiş bir şeye duyulan hasret için söylenir, yazık, haniya, nerde: Heyhât... Gençlik günleri geçti I

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هيهات] yazık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bu kelime «heyheyleri üstünde, heyheyleri tutmak» gibi bazı deyimlerde «sinir buhranı» mânâsında geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. heyâkil). 1. Büyük bina, anıt, Abide, tapınak, puthâne. 2. (Türkçe) Taş, mermer, tunç, ağaç vs.’den insan, hayvan vs. şekli, Ar. sanem. Fransızca: statue (Arapça’da olmayan bu ikinci mânâ ile kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

statuary. sculptural. statue. sculp. sculpt. image. effigy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abstract. sculpture. statue. statue yontu.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crucifixion. iconoclast. image. sculpture. statue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هيکل] heykel. 2.gövde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculpture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Heykel yapan san’atkâr. Fransızca: sculpteur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculptor. sculptor yontucu. heykelci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculptor. artist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هيکل تراش] heykelci, heykeltıraş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Heykel yapma san’atı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sculpture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bogey. apparition. spook. bogy. spectre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bogy. specter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هيولا] ana madde. 2.zihinde tasarlanmış varlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan ki, o dilde madde demektir). 1. Eski filozoflara göre ilk madde ve hayal Alemi. 2. mec. Var sayılamıyacak kadar zayıf veya ehemmiyetsiz şahıs veya şey. 3. Ürkütücü, belli belirsiz karaltı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hayal veya ilk madde Alemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. heyûlâiyye). Heyûlâya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هيزم] odun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hey’et). Hey’ etler, topluluklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hey’et.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hey’At). 1. Şekil, suret, biçim, görünüş: Bu binanın, bahçenin, hayvanın hey’eti çok hoşuma gidiyor. 2. Duruş, durum, vaziyet: Bu salonu başka bir hey’ete koymalı. 3. Kıyafet: Hâkim, esnaf hey’etinde bir adem. 4. Hal, keyfiyet: Bu hey’etiyle kabûl etmek. 5. Topluluk teşkil eden kişilerin hepsi: Hey’et meclisi. 6. ilm-i hey’et, Fr. astronomi: Hey’et bilmek, okumak. Ehl-I hey’et = Astronomi bilen. Hey’et-i asliyye = Aslındaki şekil ve suret. Hey’etle = Hep birden, toplu olarak: Biz dairece, hey’etle muayeneye gittik. Hey’ et-i mecmûa — Bir şeyin toptan olan hal ve sureti. Teferruat veya parçalarına bakılmaksızın bütününün gösterdiği hal ve manzara: Bu bahçenin her tarafı güzel düzelmiş ise de hey’et-i mecmûasında bir güzellik yoktur. Hey’etiyle = Olduğu gibi, değiştirilmeksizin (Arapça terkiplerde «hey’ e» suretinde de kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هيئت] ekip. 2.dış görünüş. 3.kurul. 4.topluluk. 5.astronomi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Astronomi bilgini.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هيئت شناس] astronom.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sayıklama. 2. Saçma, herze, yâve, halt: Hezeyân etmek, söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delirium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talking nonse. delirium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delirium. nonsensical talk. raving. drivel. ravings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هزیان] sayıklama. 2.saçmalama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde az kullanılmış bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., (k).dili alet, tertibat; sivilce; (mak). boru bükme aleti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حصه یاب] pay alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

payını almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İstanbul’un fethinden sonra oranın ilk kadısı olan Türk alimi ve şairi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hokey oyunu; hokey sopası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kendi rey ve fikriyle iş gören.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [خودرای] başınabuyruk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Bir ucu kıvrık sopalarla oynanan bir top oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effusively or insincerely emotional; 'a bathetic novel'; 'maudlin expressons of sympathy'; 'mushy effusiveness'; 'a schmaltzy song'; 'sentimental soap operas'; 'slushy poetry'. artificially formal; 'that artificial humility that her husband hated'; 'contr

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bak). hocus-pocus; sokakta satılan dondurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gözleri çukura kaçmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ev gibi, rahat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bal; tatlı şey, tatlılık; sevgili; canım; f. bal ilâve ederek tatlılaştırmak; tatlı dil kullanmak. honey bread bot. keçiboynuzu. honeyed s. tatlı, yumuşak (dil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bal arısı, zool. Apis mellifera.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f bal peteği; s. peteğimsi; f. petek şekline koymak, delikleraçmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı bitkilerin yapraklannda bulunan tatlı özsu; bazı ufak böceklerin salgısı olan tatlı sıvı; pekmezle ıslatılan bir çeşit tütün; bal gibi tatlı olan herhangi bir şey. honeydew melon kavun, şamama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. balayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hanımeli, bot. Lonicera caprifolium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bal gibi tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. arıçiçeği, bot. Cerinthe retorta; tüylü yoğurtotu, bot. Galium cruciatum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ünlem, A.B.D, argo saçma şey, zırva; saçmalık; ünlem Saçma !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disagreeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük taze buğday taneceği. Tanecik. Hubeyb b. Adiyy el-Ensarî (Öl. 625): İslam’ın ilk şehitlerindendir. Uhud’un ardından tutsak edildi ve Mekke’ye köle olarak götürüldü. Uhud’ta öldürülen Haris’e mukabil, işkence edilerek vahşi bir biçimde kazığa vuruldu ve şehid oldu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hüceyre). Küçük delikler ve oyuklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hücre» den itas.) (c. hüceyrât) (anatomi). Küçük delik ve oyuk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Mekke’den ağır yürüyüşle 17 km mesafede bir vadi. 2.İslam tarihinde Hudeybiye Musalahası olarak bilinen anlaşmanın yapıldığı y(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Beyaz tenli kadın. 2.Hz.Aişe’nin lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Kedicik, kedi yavrusu. - Ebu Hüreyre: Ashab-ı Kiram’dan en çok hadis rivayet eden sahabi. Kedi yavrularını çok sevdiği için bu ismi aldığı söylenir.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Küçük sevgili. 2.Hz.Muhammed (s.a.s.)’in torunu, Hz.Ali’nin küçükoğlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinin 13 basit makamından biri. Dügâh (lâ) perdesinde kalır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde basit makamları teşkile yarıyan 6 çeşit beşliden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T. musiki). Türk musikisinde bir perde adı. Portenin dördüncü aralığına yazılan «mi» notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hüseynî Zemzeme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. musiki). Türk musikisinde kürdî dörtlüsü ile kalan mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hicaz ve Mısır’da dağınık halde yaşayan büyük bir göçebe kabile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Belli, Aşikâr, Ar. belirli, açık: Bu işin böyle olduğu hüveydâdır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars) (Kadın İsmi) - Açık, apaçık, belli, besbelli, zahir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hayvân» dan itas.) (c. huveynât). Gözle görünmez küçük hayvan, mikrop.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. huveyn). Gözle görünemeyecek kadar küçük olan hayvancıklar, mikroplar, (bk.) Huveyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasala» dan itas.) (c. huveysalat) (tıp). Cild altında olan bir takım kabarcıklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyve» den itas) (tıp). Koleraya benzer salgın ishal, küçük kolera, Fr. chlirine.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kuzey Arabistan’da büyük bir Arap kabilesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجيرات] hücrecikler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حجيره] hücrecik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هویدا] açık, aşikâr, besbelli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geri vermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Yapılabilir ve teorik olarak mümkündür. Hatta ünlü tenör Cruso’nun bunu başardığı rivayet edilir. Reonansını tutturabilirseniz sadece bardak değil başka birçok şeyi kırabilirsiniz. Peki öyleyse, nedir bu rezonans?

Salıncakta bir çocuğu salladığınızı düşünün. Salıncak size gelirken, tam en üst noktaya ulaşmadan salıncağı itmeye kalkışırsanız, onu yavaşlatırsınız. Ancak salıncak size doğru gelirken, itmeyi hep en üst noktada yaparsanız, her seferinde aynı kuvvetle itseniz bile, salıncak gittikçe hızlanacaktır.

Salıncak kendi tabii frekansı ile, diyelim ki, dakikada 30 salınım yaparak sallanıyordu. Siz de dışardan bir kuvvet, fakat aynı frekansta bir kuvvet uyguladınız. Bu iki frekans çakıştı ve salıncak da bu nedenle gittikçe hızlandı.

Salıncak örneğinde olduğu gibi, her cismin bir kendi tabii frekansı vardır. Cisimlere kendi tabii frekansları ile çakışan bir frekansta her hangi bir kuvvet uygularsanzı rezonans denilen kontrolsüz bir ortam oluşabilir.

Eğer önünüzde duran bir bardağa, onun tabii frekansına uyan bir frekansta bağırabilirseniz, daha doğrusu bir ses dalgası gönderebilirseniz, bardağın tabii frekansı ile sesin frekansı çakışarak, bardaktaki titreşimi kontrolsüz bir şekilde artırır, bardak rezonansa girer ve sonuçta çatlayabilir veya kırılabilir.

İnsanlar günlük yaşamlarında pek farketmemelerine rağmen rezonans olayı, otomobilden, köprü dizaynına kadar mühendislerin en çok zorlandıkları konulardan biridir. Hatta bu nedenle, askerler bir köprüden geçerlerken, yürüyüş adımlarının frekansları köprünün tabii frekansı ile çakışıp, köprü yıkılmasın diye, köprülerden uygun adım yürüyüşle geçmezler.

Otomobilde direksiyon mekanizması ile amortisörlerdeki titreşim aynı frekansa gelince, rezonans sonucunda direksiyon şiddetli sarsılmaya başlar. Mühendisler araba dizaynında parçaların biçimlerini, yaylanmalarını ve ağırlıklarını, devir sayıları ve benzeri faktörleri göze alıp rezonansı en aza indirmeye çalışırlar.

Peki bu rezonansın hiç iyi bir yönü yok mu? Var elbette. Örneğin radyo istasyon dalgalarını araken bu dalgaları yakalarsanız, kendi alıcınız ile birbirini tuttuğu an rezonansa girer, genliği artar ve bu istayonu işitmeye başlarsınız.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). İki kira demek olan bu tabir, icâre-i muaccele ve icâre-i müeccele demektir. Böyle iki icâre ile kiralanan bina veya araziye «icâreteynli evkaf» denilir (zıddı: İcâre-i vâhide).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (uyd. k.). Sathı, bir yarım kürenin içi gibi düzgün ve yuvarlak çukur biçiminde olan, obruk, muka’ar, konkav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Karısı tarafının evinde oturan damat. Içgüveysinden hallice = (Şaka yollu) pek de iyi değil, kötüce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İcrâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acid. sarcastic. tart. cutting. biting. sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sarcastic. cutting. biting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

village council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kazanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Bir müddet «vali» karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski Türkler’de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Huzur. 2.Yan, yön, karşı taraf. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(Ar. terkip) (mü. ileyhâ) (tes. ileyhümâ). (c. ileyhüm) (İlâ edatı ile zamirlerden mürekkep. Bazı Arapça terkiplerde bulunur). Ona, onlara, kendisine, kendilerine: MÜmâ-ileyh, mOmâ-lleyhâ, mûmâ-ileyhimâ, mûmâ-ileyhüm: Kendisine, kendilerine İmâ olunan, müşârileyh, müşârileyhümâ, müşârileyhüm: Kendisine, kendilerine işaret olunan. Mef’Ül-ileyh: İsmin «adama, deveye» gibi -e hâli. Müzâfileyh: Yine ismin «adamın, devenin» gibi -in hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İleyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) İleyh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (erkek çift kişi için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (erkek çokluk için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (dişi çift kişi için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (dişi çokluk için). Onlara.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

lağvetmek, kaldırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elaborate. finely. minutely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Özellikle ABD’de Hıristiyanların şükran günlerinin önemli bir sembolü olan hindi aslında Amerika kıtasının yerlisidir. Vahşi hindi cinsleri Kristof Kolomb kıtayı keşfetmeden de önce Kuzey Amerika’da yaşıyordu. Hatta Avrupa’dan Güney Amerika’ya ilk gelenler Azteklerin bir cins hindi ırkını ehlileştirdiklerini görmüşlerdi.

Amerikan hindileri Avrupa’ya 1519 yılında İspanyollar tarafından getirilmiş, daha sonra bütün Avrupa’da yayılıp 1541 yılında İngiltere’ye ulaşmışlardı. Hayvancağızı gören İngilizlerin kafaları karışmış, o zamanlar Türk toprakları olan Batı Afrika’dan Portekizli tüccarların getirdikleri Afrika hindisi veya yine Türkiye üzerinden getirilen Hint tavuğu sanmışlardı. Sonunda her iki ırkın farklı olduğu anlaşılmıştı, ama bu Amerikan kökenli kuşun adı 17. yüzyılda Amerika’ya göç eden İngiliz göçmenler sayesinde Amerika’da ‘Turkey’ olarak yerleşti.

Tabii bu Türkiye’nin isminin niçin İngilizce’de hindi anlamında kullanıldığının resmi açıklaması. Bunun yanında uydurulmuş başka tezler de var. Bunlardan biri Kolomb’un ilk yolculuğuna katılan bir Portekiz Yahudi’si Jose de Torres’in hindiyi görünce, İbrânice ‘büyük kuş’ anlamında ‘Tukki tukki’ diye bağırması, diğeri de sürekli batıya doğru giderek Hindistan’a ulaşmayı hedefleyen Kolomb’un Amerika’ya vardığında burayı Hindistan ve hindiyi de Hint tavus kuşu sanarak onu ‘Tuka’ diye adlandırması ve zamanla bu kelimenin Turkey olarak telaffuz edilmesidir.

Durun daha tezler bitmedi. Bir başka tezde de, Kızılderililer hindiye ‘Fırke’ dediklerinden bu sözcüğün İngilizce’deki telafuzu ile ‘turkey’ye dönüştüğü ileri sürülüyor. Daha başka hindi tezleri de var. Örneğin hindilerin korkunca çıkardıkları seslerin insanlar tarafından turk-turk-turk (törk) diye taklit edilmesiyle zamanla onlara Turkey denilmesine neden olduğu bile iddia ediliyor. Bunda alınıp gücenecek bir şey yok. Türkçe’de de hindi kelimesi Hindistan anlamına çok yakındır. Ayrıca bizde de bir ‘Mısır’ örneği var.

Hindiler başlangıçta renkli tüyleri nedeni ile kümeslerde süs hayvanı olarak yetiştirilmişler, et kalitelerinin farkına ise 1935’den sonra varılmıştır. Erkek hindiler 130 santim boya ve 10 kilo ağırlığa ulaşabilirlerken dişiler neredeyse yarı ağırlıktadırlar. Vahşi hindiler akarsu ve göl kenarlarında yaşamayı tercih ederler ve tehlike anında 400 metre mesafeye uçabilirler.

Bu arada marketlerde niçin hiç hindi yumurtası satılmıyor, dikkatinizi çekti mi? Günümüzde tavuklar yılda ortalama 250’den fazla yumurtlayabiliyorlarken, hindiler 100 - 120 adet yumurtlarlar ve yumurtaları 4 -5 kez daha ağırdır. Daha ziyade yeni hindileri üretmekte kullanılırlar.


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

seçmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

declaration of intention. expression of one's will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business travel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business travel. official tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İşleyici işlevi ile, ağa bağlı herhangi bir cihazdaki dijital içeriği BRAVIA TV’nize iletebilirsiniz. Bu da, bir TV kontrolü olmadan içeriği doğrudan dijital fotoğraf makinesi, cep telefonu ya da bilgisayardan görüntüleyebilirsiniz demektir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). İşlemek işi ve tarzı. bk. İşlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

operation. mechanism. treatment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working. operation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Pazartesi: İsneyn gecesi («İki» = 2 mânâsiyle sayı adı olarak Türkçe’de kullanılmamıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اثنين] pazartesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), ikiden ibaret olma hali, İkilik, Fr. dualiti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unwanted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beastly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncalled for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İstemek işi ve tarzı, talep, arzu, Fars. hâhiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hedef edinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gerektirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advisory council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Beğenilecek, makbule geçecek halde olan, Ar. tayyib, ceyyid, Fars. hoş, nîk: İyi iş, iyi huy, iyi adam. 2. Faydalı, yararlı, kârlı: İyi iş, iyi ticaret. 3. Kâfi, yeterli, elverir, yetişir: Bir elbiseye üç metre kumaş iyidir; on bin lira iyi paradır. 4. Uygun, muvafık, münasip: Bu ceket size iyi geldi; pabuç ayağıma iyi gelmedi. 5. Sıhhatte, sıhhat ve Afiyeti yerinde: İyi misiniz? Biz iyiyiz lâkin babam biraz keyifsizdir. Epeyi = Oldukça iyi; kâfi, hayli miktarda. Pek iyi = Çok iyi, Alâ. 6. İyi şey, bir şeyin iyi tarafı, iyilik: İyiyi kötüden fark etmeli; iyisini alıp kötüsünü bırakmak. İyi olmak = İyileşmek, hastalıktan kalkmak, kurtulmak. İyi oldu ki = isabet oldu ki... İyi etmek = Fayda etmek, iyi gelmek, yararlı olmak: O ilâç beni iyi etti. İyi iş (alay yoluyla) = Böyle iş olur mu? Bu, nasıl iş? İyiden İyi = Tamamiyle, büsbütün: İyiden iyiye sabah olmuştu. İyi saatte olsunlar = Cinlerin ve bundan kinaye olarak kötü adamların isimleri anıldığında söylenir duadır. İyisi = Tercih edileni: iyisi hiç karışmamaktır. İyisi kötüsü = İyi ve kötü olanı. İyi gelmek = Uygun olmak. İyi gün = İkbal, saadet İyi gün dostu = Bir sıkıntısı olan dostunun yanına yanaşmayan. İyi gün görmüş = Evvelce rahat ve servet içinde bulunmuş. İyi gitmek = İşi yolunda olmak ve iyi harekette bulunmak. İyi kötü = Her ne olursa, şöyle böyle: İyi kötü barınacak bir evi var. İyiler = İyi ahlâk sahipleri. İyi varmak = Her şeye rağmen bir iş yapmak: İyi vardım da size haber vermedim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

audience. viewer. televiewer. hanger-on. observer. onlooker. spectator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spectator. viewer. spectator seyirci. onlooker seyirci. tracer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spectator. viewer. follower. following.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The finest of wool separated from the rest; combed wool; also, fine yarn of wool.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A kind of knitted jacket; hence, in general, a closefitting jacket or upper garment made of an elastic fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a breed of cattle in the Island of Jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Jerseys are noted for the richness of their milk. breed from the island of Jersey a slightly elastic machine-knit fabric a close-fitting pullover shirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a close-fitting pullover shirt. a slightly elastic machine-knit fabric. breed from the island of Jersey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Is a plain weft-knitted fabric All IL MIGLIORE jersey knits are double mercerized and knit with 50/2 yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The consistent interlooping of yarns in the jersey stitch to produce a fabric with a smooth, flat face, and a more textured, but uniform back Jersey fabrics may be produced on either circular or flat weft knitting machines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A soft, plain-knitted fabric used for clothing with a face side that is distinctly different from the backside This fabric was originally made of wool on the island of Jersey, England.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single knit construction which has rows of vertical loops on the face and rows of horizontal half-loops on the back Jersey can be any fiber content and can be knit flat or circular Often used in short sleeve knit shirts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A knitted fabric of one or more textures of wool, cotton, or silks A plain stitch knitted cloth in contrast to rib-knitted fabric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa’nın kuzeyinde yer alan ada.

Coğrafi konumu: 49 15 Kuzey enlemi, 2 10 Batı boylamı.

Haritadaki konumu: Avrupa.

Yüzölçümü: 116 km².

Sınırları: 0 km.

Sahil şeridi: 70 km.

İklimi: Ilıman iklim; Kışlar fazla sert olmaz, yazları serin geçer.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Atlas Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: 143 m.

Doğal kaynakları: İşlenebilir arazi.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 91,084 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.28 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 2.74 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 5.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.38 yıl.

Erkeklerde: 76.89 yıl.

Kadınlarda: 82.05 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 1.58 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Nüfusun etnik dağılımı: Jersey %51.1, İngiliz %34.8, İrlandalı, Fransız ve diğer %6.6, Portekiz/Mederli %6.4, diğer %1.1 (2001).

Din: Anglikan, Roma Katolikleri, Baptist, Methodist, Presbyterian.

Diller: İngilizce (resmi), Portekice ve diğer.

Yönetimi

Ülke adı: Jersey.

Bağımsızlık durumu: İngiliz Kraliyetine bağlıdır.

Başkent: Saint Helier.

İdari bölümler: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Bağımsızlık günü: yok (İngiliz Kraliyetine bağlıdır.).

Milli bayram: Liberasyon Günü, 9 Mayıs (1945).

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 3.6 milyar $ (2003 verileri).

GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %5.

Endüstri: %2.

Hizmet: %93 (1996).

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %5.3 (2004).

İş gücü: 52,790 (2004).

İşsizlik oranı: %0.9 (2004 verileri).

Endüstri: Turizm, bankacılık, finans, süt ürünleri.

Tarım ürünleri: Patates, karnabahar, domates, sığır eti, süt ürünleri.

İhracat ürünleri: Hafif endüstri ve elektrik malzemeleri, gıda maddeleri, tekstil.

İhracat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

İthalat ürünleri: Makine ve taşıt araçları, sanayi malları, gıda maddeleri, mineral yakıtlar, kimyasallar.

İthalat ortakları: İngiliz Kraliyeti.

Para birimi: İngiliz Poundu (GBP); Jersey poundu.

Para birimi kodu: GBP.

Mali yıl: 1 Nisan - 31 Mart.

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 73,900 (2001).

Radyo yayın istasyonları: AM -, FM 1, kısa dalga 0 (1998).

Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (1997).

Internet kısaltması:.je.

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km.

Karayolları: 577 km.

Su yolları: yok.

Limanları: Gorey, Saint Aubin, Saint Helier.

Havalimanları: 1 (2006).


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jarse ceket; jarse atlet fanilası; b.h. Jersey adasında bulunan ve sütü çok yağlı bir cins inek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Göl, ırmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - (bkz.Jiyan).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., k.dili yolcuları ucuz fiyatla taşıyan otomobil.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. en iyi vaziyeti elde etmek için manevra yapmak; cokey sıfatıyle ata binmek; hile yapmak. jockey for position (karşılaşmalarda) daha avantajlı bir yer aramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cokey, yarış atı binicisi. jockey cap uzunca siperli kasket. jockey club at yarışlarını idare eden kulüp.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jockey.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yolculuk, gezi, seyahat sefer, yol; f. yolculuk etmek. take a journey yolculuk etmek. undertake a journey uzun bir yolculuğa hazırlanıp çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. usta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. usta işi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Çevrildikçe içindeki renkli cam parçalarını, yine içindeki küçücük aynalara aksettirerek çok renkli geometrik şekiller gösteren boru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kaleidoscope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Karacabey).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Esmer bey, rengi karaya çalan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İki boynuz. 2.Zülkarneyn: Kur’an-ı Kerim’de Kehf 83, 86, 94.ayetlerde adı geçen ve nebi mi, veli mi olduğunda tereddüt edilen zat. 3.Büyük İskend(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tes.). İki kavis.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Kerpeten

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kalın bir çeşit yünlü kumaş; bu kumaştan yapılmış pantolon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kaşmir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.) (m. kevn). İki kevn. bk. kevn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (aslı: kûy) (tıp). Yarayı veya vücudun hasta bir yerini kızgın demirle yakma usûlü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kilitlemek; mak. tutturmak; kilit taşını yerleştirip kemeri tamamlamak; kitapta bakılması gereken yeri gösteren not koymak, böyle bir not sistemi kullanmak; soruların çözüm cetvelini vermek. key up heyecanlan dırmak, coşturmak; müz. perdesini yüksel

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kıyı boyunca uzanan alçak mercandan ada.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. anahtar, açar, açkı; kurgu; çözümyolu; cevap cetveli, şifre cetveli; yazı makinalarında tuş; maniple, telgraf maniplesi; müz. tuş; müz. anahtar, anahtar işareti; müzik aletlerinde tuş; ses perdesi; mak. kama, dil; mim. anahtar taşı; s. baş, ana,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. key). Keyler, şâhlar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Büyük hükümdar, şah.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Key’e, şâha ait, şâhâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. klavye .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hîle, aldatma, dolap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيد] hile, düzen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keyif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيف] keyif, afiyet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيف ما اتفق] rastgele.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Her nasıl. Keyfemâ-yeşâ = Her nasıl isterse.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) 1.Karşılık. 2.Mükafat veya mücazat. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Keyif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Ar. değilse de o suretle kullanılıp müennesi de «keyfiyye» olur). Heves ve arzusuna tâbî olan, hiçbir nizâm ve kanuna uymayan: Keyfî muamele, keyfî hüküm

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrary. high-handed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arbitrary. discretionary. go as you please. gratuitous. permissive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carefree. in fine fettle. high jinks. in high spirits. like the cat that stole the cream.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEYFİYYET) (i. A ). 1. Bir şeyin nasıl olduğu hâli, meselâ bir malın iyi veya kötü olması, hal: Bu işin, bu malın keyfiyeti. 2. Bir isim veya fiilin müzekker veya müennes olması. 3. Bir olayın cereyanı: Keyfiyeti tafsilâtla yazdı. 4. Madde, husus, iş, vak’a, macera: Keyfiyetin araştırılıp bildirilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condition. circumstance. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of affairs. situation. matter. affair. condition. nature.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيفيت] nitelik

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کيفيت] nitelik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيهان] dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Dünya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anahtar deliği. keyhole saw çok ince el testeresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Adil ve ulu padişah. 2.Keykavus’un torunu, Siyavuş’un oğlu olan meşhur hükümdar.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’da «nasıl» ve «nice» demek olup Türkçe’si bundan gelir). 1. Mizaç, sıhhat: Keyfiniz iyi midir? Keyif sormak. 2. Haz, memnuniyet, hoşlanma: Keyfine gidiyor. 3. Ferahlık, sevinç, açılıp sevinme: Keyfetmek. 4. Neşe, hafif sarhoşluk: Keyif yetiştirmek; keyif vermek. 5. Arzu, heves: Keyfine göre hareket etmek; keyfince gitmek. Keyfince = Nasıl isterse. Az sarhoş, yarı mest: Akşam kendisi keyif idi. Keyfolmak = Az sarhoş olmak. Keyif bozulmak = Canı sıkılma. Keyif çatmak = Neş’eli olmak, sevinmek. Çakırkeyif = Hafif sarhoş. Keyfince gitmek = Heves ve arzusuna göre hareket etmek. Keyif vermek — Hafif surette sarhoşluk vermek, neş’e getirmek. Keyif yetiştirmek = İçip az sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joy. pleasure. enchantment. delight. rejoicing. cheer. bliss. conviviality. exhilaration. glee. high spirits. humor. humour. joviality. kef. temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer. merriment. pleasure. temper. health. mood. spirits. fun. slight intoxication.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure in life. feeling of well-being. mood. state of mind. merriment. amusement. euphoria. delight. humour. joy. pleasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sevinmek, zevk almak, sevinçli olmak. 2. Hafif surette sarhoş olmak, neş’elenmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer up. rejoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cheer up. to buck up. to liven up. to get tipsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become merry. to get tipsy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Neş’eli, sevinçli, Ar. münşerih-ül-kalb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasant. delighted. in a good mood. cheerful. cheery. jolly. pleased. up. gay. blissful. bucked. cosy. elevated. jovial. merry. rejoicing. cheerfully. fit as a fiddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerful. merry. in high spirits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merry. in good spirits. cheery. gay. jaunty. joyous. raffish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif hasta veya neşesiz: Keyifsiz olduğu için gelemedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheerless. depressed. doldrums. indisposed. joyless. seedy. rough. in low spirits. in poor spirits. in the doldrums. out of sorts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indisposed. under the weather. ail. ailing. crummy. depressed spirits. dispirited. funny. ill. joyless. liverish. out of sorts. in a pet. seedy. shaky. sick. out of spirits. spiritless. in a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hafif surette hastalanmak, Osm. münharifü’l-mizâc olmak: Akşam keyifsizlendi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif hastalık, Osm. inhirâf-ı mizâc: Keyifsizliği nedir?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malaise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indisposition. complaint. dispiritedness. malaise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Adil, necip. 2.Keyaniyan’ın II. padişahı olup Keykubat’ın torunu ve halefidir. Key’lerin ikinci padişahı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Büyük ve ulu padişah. 2.Keykavus’un dedesi olan ünlü padişah. 3.Key’lerin ilk padişahı. - Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ekyâl). Tahıl ölçmeye mahsus ölçü, ölçek, kile. Cem’i umumiyetle tahıl ölçüleri: Evzân (ölçüler) ve ekyâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Y.’dan). Yiyecek ve içeceğin midede hazmolunup erimesinden hâsıl olan sıvı ki, kana karışır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., müz. esas nota; temel düşünce, ilke, dayanak; f. temel düşünceleri söylemek. keynote address toplan- tıyı açış konuşması. keynoter i. toplantıyl açmak için konuşan spiker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zeka, anlayış, kavrayış.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. anahtar taşı, kilit taşı; esas madde, temel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zühâl (Satürn) gezegeni.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کيوان] Satürn, Zuhal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Satürn yıldızı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. kama yatağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. 2.İnce zarif.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Keyyis).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. böbrek; böbrek şeklinde şey; soy, tip, huy. kidney bean fasulye kidney machine böbrek makinası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. saksıgüzeli, bot. Cotyledon umbelicus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yemeklerin midede kısmen sindirildikten sonra aldığı hâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki omuz küreği.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Koçu arabasını kullanan kişi. Koçu: Gelin arabası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. İng.). 1. Çeşitli içkilerln karıştırılmalıyla yapılan içki. 2. İçkili toplantı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocktail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocktail. cocktail party.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cocktail. swizzle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

council. administrative or consultative council.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. container

taşımalık

Çeşitli eşyaları taşımak için uluslararası standartlara göre tahtadan veya metalden yapılmış büyük kasa.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

container.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

container.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Kayıt ya da çalma sırasında MiniDisc’in kapasitesini gösteren, ekrandaki grafik çizgisi.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conveyor. conveyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deuce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cins Arap atı: KOheylan bir kısrağı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purebred arab horse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.)„ Kendilerine has giyiniş ve konuşma tarzı olan haylaz delikanlı, kabadayı, bk. Külhan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rowdy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rough. tough. toughie. hoodlum. hooligan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corner boy. rounder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rowdiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Koyu doru at. 2. Kırmızı veya siyah şarap.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Güneşe doğru olan taraf; güzey mukabili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. A.). Peygamberimizin de mensûb olduğu Mekkeli Arap kabilesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Hz.Peygamberin soyu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(hi. A. «Kureyş» den imen.) (mü. Kureşiyye). Kureyş kabilesine ait, bu kabileden olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Küreyveler. bk. Küreyve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. küreyvât) (küre’nin ism-i tasgıyri) (anatomi). Küçücük top ve yumru şey, Fr. globule: Küreyve-i beyzâ (alyuvar) kureyve-i hamrâ (kırmızı yuvar).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dried fruit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dry-cleaners.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty headed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dim wit. featherbrain. hare brained. pudding head.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Büyük beni Amir b. Şaşa’a grubuna dahil bir Arap kabilesi. Kuşeyri: İslam aleminin büyük sufi müelliflerinden. Kuşeyri Risalesi adıyla ünlü eseri bulunmakta.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ihmalde bulunmak, hata yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tes.). 1. İki kutup: Kuzey ve Güney Kutupları. 2. mec. Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kuwait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kuwait. kuwaiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kuwait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Orta Doğu, Basra Körfezi kıyısında, Irak ve Suudi Arabistan arasında yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 29 30 Kuzey enlemi, 45 45 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Orta Doğu.

Yüzölçümü: 17,820 km².

Sınırları: toplam: 462 km.

sınır komşuları: Irak 240 km, Suudi Arabistan 222 km.

Sahil şeridi: 499 km.

İklimi: Kuru çöl iklimi, aşırı sıcak yazlar ve kısa, serin kışlar.

Arazi yapısı: Düz ve hafif dalgalı çöl arazisi.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Basra Körfezi 0 m.

en yüksek noktası: 306 m.

Doğal kaynakları: petrol, balık, karides, doğal gaz.

Sulanan arazi: 130 km² (2003 verileri).

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 2,418,393 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %3.52 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 15.66 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 9.71 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 77.2 yıl.

Erkeklerde: 76.13 yıl.

Kadınlarda: 78.31 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.91 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.12 (2001 tahmini).

Ulus: Kuveytli.

Nüfusun etnik dağılımı: Kuveytli %45, diğer Araplar %35, Güney Asya %9, İran %4, diğer %7.

Din: Müslüman %85, Hıristiyan, Hindu, Pers, diğer %15.

Diller: Arapça (resmi), İngilizce.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %83.5.

erkekler: %85.1.

kadınlar: %81.7 (2003 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Kuveyt Devleti.

kısa şekli : Kuveyt.

Yerel tam adı: Dawlat al Kuwayt.

yerel kısa şekli: Al Kuwayt.

ingilizce: Kuwait.

Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi.

Başkent: Küveyt.

İdari bölümler: 5 eyalet; Al Ahmadi, Al Farwaniyah, Al ‘Asimah, Al Jahra’, Hawalli.

Bağımsızlık günü: 19 Haziran 1961 (İngiltere’den).

Milli bayram: Milli gün, 25 şubat (1950).

Anayasa: 11 Kasım 1962.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ABEDA, AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), AFESD (Arap Ülkeleri Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Fonu), AL, AMF (Arap Ülkeleri Para Fonu), BDEAC, CAEU (Arap Ülkeleri Ekonomik Anlaşmalar Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ESCWA (Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, GCC (Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), I


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kuwaiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Kuwaiti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوهء مؤیده] yaptırım gücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Dört ana yönden biri. Doğuyu sağına alan kimsenin tam karşısına düşer, şimâl, mukabili güney. 2. Bu yöne düşen, şimalî. Kuzey noktası (astronomi) = Yer küresinin dönme ekseninin gökyüzündeki İzi farzedilen nokta ki, kutup yıldızının hemen hemen üstüne rastlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

north. northern. boreal. north. the north. north.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

north. northern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

north. upstate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Doğu Asya, Kore yarımadasının kuzey yarısında, Kore Körfezi ve Japon Denizi kıyısında, Çin ve Güney Kore arasında yer alır.

Coğrafi konumu: 40 00 Kuzey enlemi, 127 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Asya.

Yüzölçümü: 120,540 km².

Sınırları: toplam: 1,673 km.

sınır komşuları: Çin 1,416 km, Güney Kore 238 km, Rusya 19 km.

Sahil şeridi: 2,495 km.

İklimi: Yağmurlu yazları ile birlikte ılıman iklim görülür.

Arazi yapısı: Çoğunlukla tepelikler ve dağlarla çevrilidir, dar vadiler, batıda kıyı ovaları yer alır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Japan Denizi 0 m.

en yüksek noktası: Paektu-san 2,744 m.

Doğal kaynakları: Kömür, kurşun, tungsten, çinko, grafit, manganez, demir, bakır, altın, tuz, hidro enerji.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %22.4.

daimi ekinler: %1.66.

Diğer: %75.94 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 14,600 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Kuraklıklar, su baskınları, tufanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 23,113,019 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.84 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 23.29 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.65 yıl.

Erkeklerde: 68.92 yıl.

Kadınlarda: 74.51 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.1 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Koreli.

Din: Geleneksel Budizm ve Konfüçyüsizm, Hıristiyanlık, Chondogyo.

Dil: Korece.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %99.

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti.

kısa şekli : Kuzey Kore.

Yerel tam adı: Choson-minjujuui-inmin-konghwaguk.

kısaltma: DPRK.

ingilizce: Korea, North.

Yönetim biçimi: Tek Partili Sosyalist Cumhuriyet.

Başkent: Pyongyang.

İdari bölümler: 9 eyalet ve 3 özel şehir; Chagang-do (Chagang Eyaleti), Hamgyong-bukto (Kuzey Hamgyong Eyaleti), Hamgyong-namdo (Güney Hamgyong Eyaleti), Hwanghae-bukto (Kuzey Hwanghae Eyaleti), Hwanghae-namdo (Güney Hwanghae Eyaleti), Kaesong-si (Kaesong Şehri), Kangwon-do (Kangwon Eyaleti), Namp’o-si (Namp’o Şehri), P’yongan-bukto (Kuzey P’yongan Eyaleti), P’yongan-namdo (Güney P’yongan Eyaleti), P’yongyang-si (P’yongyang Şehri), Yanggang-do (Yanggang Eyaleti).

Bağımsızlık günü: 15 Ağustos 1945 (Japonya’dan).

Milli bayram: Demokratik Kore Halk Cumhuriyetinin kuruluşu, 9 Eylül (1948).

Anayasa: 1948 yılında kabul edilmiştir, 1972, 1992 ve 1998 yıllarında yeniden düzenlenmiştir.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ARF, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), IOC (Uluslararası Olimpiyat Ko


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

north pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arctic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

north pole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

northwest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

northwest. northwestern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

northwest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

east by north.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

northeast. northeastern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

northeast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

northern.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

northern. northerner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bir şey değil, pek değersiz ve yok denecek kadar küçük.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) uşak, erkek hizmetçi; dalkavuk, çanak yalayıcı; (f.) hizmetçilik yapmak, uşaklık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kuzu kuşu, (zool.) Gypaetus barbatus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yılan balığı şeklinde yuvarlak ağızlı emici bir su hayvanı, (zool.) Petromyzon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). Efendim, buyurun, ne emriniz var? emrinizi bekliyorum (cevap ve soru için kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Romen para birimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay; to wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Lye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grass or meadow land; a lea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fallow; unseeded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rumanian currency ley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A straight line 'on' the landscape, linking sites of ancient significance, proposed by Alfred Watkins in the 1920s as ancient trackways The popular imagination supposes they may be lines of some force or energy, but experimentation and other kinds of inve

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To lay; to wager.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Lye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grass or meadow land; a lea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fallow; unseeded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Rumanian currency ley.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A straight line 'on' the landscape, linking sites of ancient significance, proposed by Alfred Watkins in the 1920s as ancient trackways The popular imagination supposes they may be lines of some force or energy, but experimentation and other kinds of inve

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Leyller, geceler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Gecel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c) (m. leyi). Leyller, geceler, bk. Leyi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليالی] geceler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Parlayan, parlayıcı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Parlayan, parlayıcı, konforlu, lüks hayat.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

içi ve dışı metalle kaplanmış olup elektrik toplanması için kullanılan cam kavanoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Geceyi aydınlatan nur, ışık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. leyâl, leyâlî). Gece, Fars. şeb. Leyl-ü nehâr = Gece, gündüz. Tesâvî-i leyi ü nehâr — Gece ile gündüzün eşit olması ki, yılda iki defa, ilkbaharın ve sonbaharın başlangıcında olur. Nısfü’l leyi = Gece yarısı ki, saat 24’te olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليل] gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Çok karanlık gece. 2. Hicrî ayların son gecesi. Leyle-i leylâ = Çok uzun ve ıztırap veren gece.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Çok karanlık gece. 2.Arabi ayların son gecesi. 3.Leyla ile Mecnun hikayesinin kadın kahramanı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde bir çiçek ve bunu veren ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac. syringa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac. syringa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lilac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir tek gece: Leyle-i mubâreke, leyle-i kadr, leyle-i mîrâc, leyle-i regaaib.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليله] gece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça: leklek). Uzun gagalı, uzun ayaklı kuş. Bataklık yerlere konar ve kışın sıcak iklimlere göçer. Laklak (leylek) fırtınası = Martın sonlarında olan fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gece vakti, geceleyin: Hava sıcak olduğundan leylen seyahat ediyorlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. leyliyye). 1. Geceye ait, gece vakti olan: Içtimâ-ı leylî, musâhebât-ı leyliyye. 2. Gece kalınan, içinde yatılan. Leylî mektep = Yatılı talebeleri olan mektep, yatılı okul. 3. Gece dahi kalan. Leylî talebe = Gece de mektepte yatan talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boarder. boarding student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boarder. boarding student.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليلی] yatılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ليل و نهار] gece gündüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Yokluk. 2.Arslan, esed, haydar, gazanfer, şir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Olsa idi, keşke. Leyte lealle = Bakalım ve bugün yarın gibi sözlerle oyalandırma, sürüncemede bırakma: Leyte lealle ile vakit geçiriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «leymden smüş.) (mü. leyyine). Yumuşak. Leyn-ül-cânib = Görüşülmesi kolay, kibirsiz, kanı sıcak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لين] yumuşak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D., argo İngiliz denizcisi; İngiliz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yünle karışık keten veya pamuktan yapılmış kaba kumaş; eski ne olduğu belirsiz şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lisân» dan itas.) (anatomi, botanik). Küçük dil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ilgi göstermek, iyilik etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chamberlain. gentleman in waiting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Aradaki şey, aralık, ara: Ben, onların mâbeynine girmem, mâbeynlerinde birtakım sözler cereyan etmiş. 2. Harem ile selâmlık arasındaki daire veya oda ki, hem harem, hem selâmlık tarafından kullanılır: Mâbeyn odası. 3. Saray-ı hümâyûn’un harem dışında kalan ve devlet işleriyle ilgili daireleri: Mâbeyn-i hümâyûn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مابين] arası. 2.padişah sarayı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hükümdarın huzuruna adam çıkarmak gibi görevleri olan saray memuru. Karîn, kurenâ. Başmfbaynci — Ser-kurenâ. İkinci mâbaynci = Karln-i sânî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mâbeynci hizmet ve vazifesi: Mâbeyncilik vazifesine getirildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mağzûbualeyhâ, c. mağzûbüaleyhim). Birinin gazabına uğramış, kendisine gazab olunan: Tanrı’nın gazabına uğramış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sevmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu. 2.Kösem Sultan’ın adı.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Yunanistan ve ispanya'da yapılan bir çeşit tatlı şarap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. karmakaşışık şey; müz. potpuri; s. karışık, çeşitli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. gramer). Datif hâli, yaklaşma hâli. (bk.) Datif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [مه پيکر] güzel yüzlü, parlak yüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şarap, içki. Mey-Sşam, mey-hâr = Şarap içen, işret eden. Meyperest = Şarabı tapınırcasına seven. Meyfürûş = Şarap satan, şarapçı. Mey-gûn = Şarap renginde.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ می] şarap. 2.içki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mey = şarap, gûn = renk). Şarap renginde, kırmızı, penbe, al.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birlikte şarap İçen, içki arkadaşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mey = şarap, hâne = ev). Şarap satılan ve içinde şarap ve başka içkiler içilen yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. meydân). Meydanlar, alanlar, (bk.) Meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hayal kelimesine uydu rarak kullanılır: Hayal meyâl bir şey göldüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. meymenet), Meymenetler, uğurlar, (bk.) Meymenet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. maymûn). Maymunlar, (bk.) Maymun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MİYAN) (i. F.). 1. Bel: Çok ince miyânı var. 2. Orta, ortalama. Miyân-ı râh = Yolun ortası. 3. Ara, aralık, Ar. mâbeyn: Meyânımızda olan sevgi. Miyân-beste = Bel bağlamış, hazır. Mû-miyân = Kıl gibi belli, çok ince belli. 4. (musiki) Şarkı ve bestelerin üçüncü mısrâları ki, geçki yapılan parçalardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Miyân-hâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Araya giren, iki kişinin aralarını bulan, aracılık eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Araya girme, aracılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

bk. Miyâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-T.) arasında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Şerbeti yapılan ve ilâç gibi de kullanılan bir bitki kökü.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(piyan): Baklagillerden kalın rizomlu bir ağaçcıktır. Yaprakları tüysü, yaprakçıkları pek çoktur. Çiçekleri beyaz, morumsu veya mavimsidir. Başak biçimindedirler. Yurdumuzda Batı ve Güney Doğu Anadolu’da yetişir. Boyu 50 cm ile 2 m arasındadır. Çok yıllık otsu bir bitkidir. Çiçekleri mavi mor renklidir. Meyankökü adı verilen kökleri tatlıdır. İçeriğinde glikoz, sakkaroz, nişasta, tanen, asparagin, yağ, zamk, reçine ve glisirizin vardır. Meyan balı da kökünden elde edilir. Üç yıllık kökler kullanılır. Kullanıldığı yerler: Grip, nezle, anjin ve nefes darlığında faydalıdır. Öksürük ve balgam söktürür. Vücuda rahatlık verir. İdrar söktürür. Yüksek tansiyonu düşürür. Mide - 12 parmak bağırsağı ülseri ve gastriti tedavi eder. İştah açar, hazmı kolaylaştırır. İncebağırsak iltihaplarını giderir. Vücuda serinlik verir. Kabızlığı giderir. Fazlası tiryakilik yapar ve zararlı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open space. square. arena. agora. common. esplanade. maidan. piazza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circus. clearing. concourse. range. room. square. arena. ring. ground. field. opportunity. occasion. possibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ground. public square. open space. arena. ring. field. place. court yard. piazza. esplanade. piste. room. list. squall. park. quadrangle. bowl. circle. circus. clearing. court. forum. plaza. stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميدان] alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.) (musiki). Türk musikisinde kalabalık bir hey’etle icrâ edilen fasıl musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. dare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

challenge. dare. defiance. stump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F. T.) (musiki). Türk halk musikisinde mızraplı bir çalgı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be revealed. to come to light. to be seen (in public.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compose. make.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring forth. to produce. to be the cause of sth. to generate. to institute. to fabricate. to originate. to develop. to form. to compose. to frame. to work. to make. to establish. to execute. achieve. afford. constitute. grow. make up. to bring to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açık yer, açıklık, hneydanımsı yer: Evimin önünde bir meydanlık var.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eğilme, doğru durmayıp bir tarafa eğilmiş olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mey = şarap, ged, gede = ev). Meyhâne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميگون] şarap rengi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bar room.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boozer. pub. saloon. wine shop. bar. joint. public house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tavern. restaurant. pub. bar room. bistro. dive. dive bar. drinking house. grog shop. public house. joint. pothouse. saloon. taphouse. taproom. watering hole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخانه] şarap içilen yer, içkievi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. T.) (musiki), (bk.) Piyasa musikisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir meyhâne idare eden adam, şarapçı, meyhaneci çırağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميخوار] içkici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mayhoş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEYL) (i. A.). 1. Eğilme, doğru durmayıp bir tarafa eğilmiş olma: Bu duvar dışarıya meyletmiş, bu direğin meyli bellidir. 2. iki taraftan birini fazla tutma, taraftarlık: Arkadaşın olduğu İçin ona meylin fazladır. 3. Sevgi, rağbet, arzu: Bu çocuğun edebiyata çok meyli vardır. Çocuğu bir mesleğe sevketmeden önce tabiî meyline bakmalı. 4. Aşk, iptilâ: Gönlü o kıza meyletti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclination. incline. slope. tilt. bias. liking. tendency. affection. aptitude. cant. declivity. gradient. gravitation. lean. leaning. obliquity. penchant. proclivity. proneness. propensity. slant. talus. tide. trend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bias. grade. gradient. obliquity. proclivity. propensity. slope. incline. inclination. declivity. slant. tendency. fondness. liking. bent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slope. slant. propensity. bent. predilection. penchant. fondness. liking. dip. descent. hang. cantling. grade line. declination. trend. pitch. tilting. splay. tip. bias. bevel. batter. bank. cant. decline. declivity. desire. disposition. drift. fall. grad

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميل] istek, eğilim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

eğilim göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bent on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inclined. oblique. subject. sloping. slanting. capable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slanting. sloping who has a tendency to or a bent for. to be fond of. inclined.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميکده] meyhane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Meyil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ميل] eğim. 2.eğilim, istek. 3.yatkınlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) eğilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slant. to slope (towards. to lean (towards. to be inclined to. to have a bent for. to have a predilection for. to be fond of. decline. incline. lay along. lean. pitch. trend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelimedir). Bir tarafa olan sevgi, istek ve meyil: Meyliyyât-ı nefsâniyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den). Ordunun sağ kolu, sağ cenah, zıddı, meysere.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميمنه] sağ kanat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den mimli masdar) (c. meyâmîn). Uğur, bahtiyarlık, saadet, kutluluk, mutluluk, bereket: Bu işde meymenet vardır, çiftçilik meymenetli bir şeydir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den imef.) (mü. meymûne). Uğurlu, bereketli, mes’ ut, bahtiyar, kutlu, mutlu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميمون] uğurlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uğurlu, bereketli, kutlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Meymun). Hz.Peygamberin en son hanımı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yesâr»dan). Ordunun sol kolu, sol cenah. Zıddı: meymene.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميسره] sol kanat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oyun, kumar, piyango.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kolaylanmış, kolaylaştırılmış şeyl(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Meysur).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميت] ölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

despairing. dejected. crestfallen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأیوس] umutsuz, üzgün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yemiş. Kuru meyva = Kuru yemiş..

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Yemiş satan adam, manav.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yemiş veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «meyve-i huşk» dan galat). Kuru yemiş: Meyvehoş gümrüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meyva ile yapılmış, içinde meyva bulunan veya meyvası olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Meyva ağaçları olan yer. 2. Sofrada yemiş konmaya mahsus kap, meyve tabağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Meyva.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ميوه دار] meşveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyi» den imüb.) (mü. meyyâle). Fazla meyleden, pek mâli, pek istekli ve düşkün: Bu çocuk oyuna meyyaldir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ميال] eğimli. 2.eğilimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyt» ten smüş.) (mü. meyyite). Ölü, ölmüş. (A. c. mevtâ, emvât). 1. Ölmüş adam, ölü. Ölmüş adamın bedeni, cenaze (asıl cenaze teçhiz ve tekfin olunup tabutla götürülen «naaş»; «meyit» ise henüz teçhiz ve tekfin olunmadan, yatakta serilmiş olan ölüdür). 2. mec. Pek zayıf ve sapsarı adam. (anatomi) Teşrîh-I meyt, keşf-i m«yt = Ölümünün sebepleri hakkında şüphe olunan ölünün açılıp muayene olunması, otopsi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ميت] ölü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Karakünlük. Mey’ a-i sâile, mey’a-i yâbise = Bu maddenin iki çeşidi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

A.B.D., (argo) içine gizlice uyuşturucu ilaç katılmış içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Miki Fare; A.B.D., (argo) hava cıva şey; karışlk durum; çok kolay ders; basit, kolay, önemsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. A. tes.). İki yüz: Mieteyn ve elf tarihinde, 1200’de.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para, nakit; para yerine geçen şey. money belt para taşlmaya elverişli kuşak. money market piyasa. money order posta havalesi. easy money kolay kazanılmış para. even money yarışta iki tarafln eşit meblâğlarla bahis tutuşması. hard money madeni para

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. para çantası, para kesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo. zengin kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sarraf.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. faizci, tefeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kargaotu, bot. Lysimachia nummularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. maymun; maymuna benzer kimse; şahmerdan başlı. monkey bread baobap, maymun ekmeği ağacı; baobap meyvası. monkey business maymun işi, yalan dolan, düzenbazlık monkey flower misk otu, bot. Mimulus moschatus. monkey wrench ingiliz anahtarı. throw a m

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., k.dili oynamak, kurcalamak. monkey around oyalanmak, dalga geçmek. monkey (around) with karıştırmak, ile uğraşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., k.dili şaka; aldatıcı veya dürust olmayan hareketler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gözleri gece körlüğünden rahatsız olan; gözleri fal taşı gibi açılmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., argo gezinmek, dolaşmak; ayrılmak, gitmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

fırtınaa kırlangıcı, zool. Procellaria pelagica.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bazı VAIO dizüstü bilgisayar modellerinde bulunan ve gelişmiş video konferansı olanağı sağlayan dahili kamera. Net görüntü aktarımı ile kesintisiz iletişim için, en uygun şekilde LCD’nin üst çerçevesine yerleştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çeşitli kısımlardan meydana gelmiş, birbirine benzemez, ayn cinsten, karmakarışık; karışık renkli, alaca, rengârenk; rengârenk giysili; i. uyumsuz karışım; rengârenk giysi. wear motley soytarılık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kur’anin Felak ve NAs sûreleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan imef.) (mü. mübeyyene). Açıkça söylenip açıklanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan İf.) (mü. mübeyyine). Beyân eden, açıklayan: İtimada değer olduğunu mübeyyin bazı evrak gösterdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyâz»dan if.). Müsveddeleri beyaza çeken, tebyiz eden, temize çeken kâtip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müsveddeleri temize çeken kâtibin işi: Mübeyyizlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eyd» den imef.) (mü. müeyyede). 1. Kuvvet ve metanet verilmiş, sağlam: Kavl-i müeyyed. 2. İmdad ve yardıma erişen, imdad gören. Müeyyed-i min-Allah = Tanrı’nın yardımına erişmiş.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Teyid edilmiş, kuvvetlendirilmiş, sağlam. Doğrulanmış. Yardım gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «eyd» den) (mü. müeyyide). 1. Kuvvet ve metanet veren: Önceki emri müeyyid İkinci bir emir daha geldi. 2. İmdat ve yardım eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müeyyid.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction yaptırım.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sanction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (feriy’den imef. olup müfteriyât şekli galattır. Müfredl dilimizde kullanılmaz). Birine yalandan isnat olunan »uçlar, iftiralar, uydurma ithamlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çölde yetişen bir cins dikenli çalı, devedikeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Heykel gibi, İri ve güzel yapılı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Birini korkudan koruyan. Allah’ın isimlerinden. -”Abd” takısı almadan kullanılmaz. Abdulmüheymin.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hey’et» den imef.). Hazırlanmış, tedarik olunmuş: Yolculuğa müheyyâdır; harekete müheyyâ bulunmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Hazır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hey’et» den İf.) (mü. müheyyie). 1. Hazılayan. 2. (tıp). İstidat ve kabiliyet veren, bir hastalığa istidat kazandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1. A. «heyecân» dan İf.) (mü. müheyyice). Heyecan veren: Müheyyic şiirler okudular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i, A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Keyif veren şeyler, sarhoşluk getiren ve tiryakilik çeşidinden olan şeyler: Tütün, enfiye ve afyon mükeyyifâttandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mukteziyât şekli galattır). 1. İktizâ eden ve lâzım gelen şeyler, lüzumlu işler: Yolculuğun muktezeyâtını hazırlamak. 2. Neticeler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. boynuzsuz (inek).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «linet» ten if.) (mü. müleyyine) (tıp). Yumuşatan, yumuşatıcı, Osm. linet veren.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Tarihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri de vardır. Ayin ve adakların vazgeçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil. Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herhangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan ‘stearin’ kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda da parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırılırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Gerçi şimdi elektrikler kesilince otomatik olarak devreye giren lambalar, hatta jeneratörler var ama mum hayatımız boyunca evimizin demirbaşı olmuştur. Onu o kadar hayatımızın olağan bir parçası olarak algılamışızdır ki, fitiline bir kibrit çaktığımızda onun nasıl yandığını, yandıkça katı kısmının nereye gittiğini düşünmeyiz bile.

Taeihi çok eskiye uzanan mum ışığının adeta büyülü bir gücü vardır. İnsanda romantik duygular uyandırdığı gibi, tüm dinlerde ruhani bir yeri vardır. Ayin ve adakların vageçilmez malzemesidir. Mum tarihin ilk icatlarından biridir. Mısır’da ve Girit adasında milattan 3000 yıl önceden kalma mumlar bulunmuştur ama en yaygın kullanılışı ortaçağda Avrupa’da olmuştur. Tarihi bu kadar eski olup da günümüzde de popülaritesini yitirmeyen ve çok yaygın olarak kullanılan başka hiçbir şey yoktur.

Aslında mumun yapısı çok basittir ama yanma mekanizması o kadar basit değildir. Mumun yapısında iki ana eleman vardır. Birincisi yakıt görevini gören, bir çeşit balmumu, ikincisi de emici özelliği olan bir çeşit sicim, yani fitil, Fitilin emici özelliği çok önemlidir. Çünkü mumun yanma sırrı burada gizlidir. Bu özellik gaz lambalarının fitillerinde de vardır ve onlar da aynı prensiple çalışırlar.

Elinize herjangi bir sicim alıp ucundan su dolu bir kaba daldırdığınızda suyun sicim tarafından emildiğini ve suyun sicim boyunca yukarı çıktığını renginin koyulaşmasından anlayabilirsiniz. İşte fitil de mumun üst kısmında alevden dolayı eriyen balmumunu emerek üst kısmına taşır ve bu bölgede yanmanın devamını sağlar, yani burada asıl yanan ve ışığı veren fitil değil balmumunun kendisidir.

Parafin balmumları ham petrolden yapılır, yani koyu bir hidrokarbon olup iyi bir yanıcıdırlar. Çakmağı çakıp fitili tutuşturunca, mumun en üst tabakasının da erimesine ve dolayısıyla mekanizmanın çalışmaya başlamasına sebep olursunuz. Fitil, bu erimiş balmumunu yukarı aleve doğru taşır, balmumu alevin sıcaklığında buharlaşır ve tutuşur. Yanan şey aslında mumun katı kısmı olduğundan mum tümüyle yanıp bittiğinde geriye pek bir şey kalmaz.

Mum yapmada en çok arı balmumu, benzin üretiminde petrolden çıkan bir yan ürün olan parafin veya bitkisel ve hayvansal yağlardan yapılan “stearin” kullanılır. Günümüzde en fazla kullanılan mumlar bunların karışımı ile elde ediliyor. Mumlar çekme yöntemi ile, dökülerek veya pres edilerek yapılıyor. Her şey tamamlandıktan sonra boya banyolarına sokulurlar ve en sonunda parlaklık kazandırmak için soğuk suya daldırırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «mûmâ» İmâ’dan imef.) (mü. mûmaileyhâ) (tes. mûmâileyhümâ) (c. mumâileyhüm) (ilâ = edat, h = 3. şahıs zamiri), imâ ve işaret olunan, anılan şahıs: MÜmâileyh paşa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مومی اليه] anılan, adı geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مومی اليهم] adı geçenler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «meyz» den İf.) (mü. mümeyyize). Temyiz eden, iyiyi kötüden ve doğruyu eğriden ayırabilen. Kuvve-i mümayyiza = Bu şekilde ayırdedebilme gücü. 1. Bir kalemde yazıları düzelten kâtip: Filân kalemde mümeyyizdir. 2. İmtihanlarda öğretmenlerle beraber bulunan: imtihanda fizik mümeyyizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner. examining official.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

examiner. person who has reached the age of discretion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Alıcı, alacak olan şahıs. Kendisine gönderilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müşârün-ileyhâ) (tes. müşârün-ileyhümâ) (c. müşârün-ileyhim). 1. Kendisine işaret olunan, işaretle gösterilen. 2. Yukarıda anılan, mezkûr (Osmanlı yazı dilinde büyük rütbe taşıyanlar hakkında kullanılır, mûmâ-ileyh, daha aşağı rütbede bulunanlar, merkum da büsbütün rütbesiz olanlar hakkında kullanılırdı): Paşa-yı müşârün-ileyh, hanım-ı müşârün-ileyhâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «seyb» den imef.) (mü. müseyyebe). Kayıtsız, işine dikkat ve ihtimam etmeyen, ihmalci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kayıtsızlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şîyd»den imef.). Yüksek, sağlam yapılmış, tahkim olunmuş (bina).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şiyd» den if.) (mü. müşeyyide). Yükseltip sağlemlaştıran, sağlam surette yapan ve kuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müsned.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. müsted’A-aleyhâ). Aleyhinde dilekçe sunulan, kendisinden dâvâ ve şikâyet olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (if. suretinde müştehiyât şekli galattır). Arzu olunan, şehvet veren şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. müste’nefün-aleyhâ) (hukuk), (eskiden) Hakkında dâvâ istînâf (temyiz) olunan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Muştu).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» den if.) (mü. mütebeyyine). Tebeyyün etmiş, meydana çıkmış, ispat olunmuş, apaçık ortada.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «dîn» den İf.) (mü. mütedeyyine). Din ile vasıflanmış, dinine bağlı, dindâr: Mütedeyyin bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devout. religious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «heyecân» dan if.) (mü. müteheyyice). Heyecana gelmiş, coşkun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «yakaz» dan if.) (mü. müteyakkıza). 1. Uyanık, uyanmış. 2. Gözü açık, gaflette olmayan, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

awake. vigilant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Uyanıklıkla, gaflette olmayarak, uzak görüşle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Müteyemmin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yümn» den if.) (mü. müteyemmene) («müteyemmen» şekli galattır). Mübarek, kutlu, bereketli, uğurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «yüsr» den İf.) (mü. müteyessire). Kolaylaşmış, kolay yapılabilir: Tanrı, her işinizi müteyessir eyleye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Muzâf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeyl» den imef.) (mü. müzeyyele). 1. Zeyl (kuyruk) ve ilâvesi olan, ilâvell, ekli. 2. Kuyruk ve kulak gibi ekleme bir parçası olan. 3. Altına cevabı yazılıp iade olunan (tezkere).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ek ve ilâve olunan şeyler, ekler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Altına ekli cevabı yazılarak: Tezkerenizi müzeyyelen iade ediyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zinet» ten imef.) (mü. müzeyyene). Bezenmiş, süslenmiş, donanmış, süslü.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Zinetlendirilmiş, süslenmiş, süslü.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤیده] yaptırım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهيا] hazır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهيج] heyecan verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکيف] keyif verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مميز] katip. 2.sınava giren öğretmen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مميزه] tırnak işareti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

aydınlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.geçmek. 2.uğramak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مشار اليه] anılan, adı geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متدین] dindar, dinine düşkün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متيقظ] uyanık, teyakkuz durumunda olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزین] süslü, ziynetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Açıkta olmayan, bellisiz, görünmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fizik). Beyaz hâle gelmiş, ateş, akkor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde artık kullanılmayan bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by