Eydan | Eydan ne demek? | Eydan anlamı nedir?

Eydan | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: eydan

Teknolojik Terim

Kullanılan bir çok TV sinyal standardı 50 Hz (ya da saniyede 50 kez) resim tazeleme hızını temel almaktadır. Bu tazeleme hızında resimlerde titreşim meydana gelebilir. 100 Hz teknolojisi tazeleme hızını ikiye katlar ve titreşimi ortadan kaldırarak görüntünün daha yumuşak olmasını sağlar.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna Allah’ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah, Abdurrahim, Abdulmelik gibi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini anında elde eden, zenginlik ve servetine nihayet bulunmayan Vacid’in kulu. Vacid, Allah’ın isimlerindendir. -(bkz.el-Vacid).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları tedbir ve idare eden Allah’ın kulu. - Vali, Esmau’l-Hüsna’dandır. (bkz.el-Vali).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Ayva. 2. Suda yaşıyan ve meydana gelen. 3. Açık mavi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). başarmak, yapabilmek, üstesinden gelmek; kazanmak, meydana getirmek muzaffer olmak achievement (i). başarı, muvaffakiyet; husule getirme, başarma; husule getirilmiş şey. achievement test başarı testi.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık, zaviye. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde «derece», 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde «grat» tır. Açıların büyüklüğü kenarlarının uzunluğuna değil, iki kenar arasındaki açıklığa bağlıdır. Bu açıklık iletki (minkale) ile ölçülür. Açıların ölçülmesinde daha çok «derece» kullanılır. Birbirini bütünleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Birbirini tümleyen açılar: Toplamı bir yatık açıya eşit iki açıdır. Çevre açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Dar açı: Dik açıdan küçük olan açıdır. Dik açı: Doğru açının yarısı büyüklüğünde olan açı. (90 derece veya 100 grat). Doğru açı: Bir kenarı öbür kenarının uzantısı olan açıdır. (İSO derece veya 200 grat). İki düzlemli açı: Aynı doğrudan geçen iki yarım düzlemin meydana getirdiği açıdır. Karşı durumlu açılar: Bir doğru, iki paralel doğruyu kesince, kesen ve kesilen doğrunun aynı tarafındaki açılara denir. Kiriş teğet açısı: Bir dairenin aynı noktasından çizilen bir teğetle bir kiriş arasındaki açıdır. Komşu açılar: Birer kenarları ve köşeleri ortak olan ve öbür kenarları ortak kenarın başka başka tarafında bulunan iki açıdır. Merkez açısı: Köşesi bir dairenin merkezinde bulunan açıdır. Tam açı: Bir doğru çizginin bir noktası etrafında kendi üstüne gelinceye kadar döndürülmesiyle meydana gelen açıdır. Ter» açılar: Kenarları birbirlerinin uzantılarından ibaret olan açılar. Terseş açılar: Bir doğru iki paralel doğruyu kesince doğruların aynı yönünde bulunan açılardır. İki çeşittir: Açı kesilen doğruların içerisinde ise iç ters açı; kesilen doğruların dışında ise dış ters açı denir. Yöndeş açı: Bir doğrunun paralel iki doğruyu kesmesiyle meydana gelen, kesen doğrunun aynı yönünde, kesilen doğruların biri içinde, biri dışında olan aç.

Türkçe Sözlük

(i. «açmak» tan). 1. Kapalının zıddı, açık kapı, ev, sandık. 2. Kapalı olmayan, mânisiz: Açık yol. 3. Geniş, vâsî: Açık meydan, deniz. 4. Örtüsüz, çıplak: Başı, kollan açık. 5. Seyrek, aralıklı: Açık adımlar, açık kaş. 6. Bulutsuz, berrak: Açık hava. 7. Aşikâr, vazıh: Açık söz, ibare. 8. Gönül açıcı, ferah verici: Açık bir yer. 9. Koyu olmayan, beyaza çalan: Açık mavi, pembe. 10. Perdesiz, iffet hususunda laubali: Filan kadın açıktır, açık meşrepli. 11. Sahipsiz, boş, münhal: Açık memuriyet. 12. Mahfuz olmayan, istihkâmsız: Açık liman, kasaba. 13. Bozuk, ihtilâflı: Filanla aramız açıktır. 14. İsim yeri boş olan: Açık bono, poliçe. 15. Aşikâr sarâhaten: Açık söylemek. 16. Sesle: Açık okumak. Açık ağız: Bönlük, şaşkınlık. Açık el: Cömertlik, sahavet. Eli açık: Cömert, sehavetli. Alnı açık: Serbest, pervasız. Açık saçık: Adâb dışı giyinme, söz. Açık kapı: Misafirseverlik: Açıkgöz: Uyanık, becerikli. Gözü açık gitmek: Arzusuna kavuşamayıp hasret İçinde ölmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin geniş tarafı: Deniz açığı: Engin açıklarda, enginde. 2. Bir şeyin dış tarafı, hariç: Açıktan adam alınmaz. 3. Memuriyetsizlik, mâzuliyet: İşten çıkarılma, açığa çıkmak. 4. Vazife ve memuriyeti olmayıp muvakkaten işsiz bulunan subay veya memur: Açıkta kalmış. 5. Açık renk: Açığa boyamak. 6. Hesap muvazenesinde noksan: Bütçe açığı, açığı çıktı. Açıktan, açıktan açığa — Zahiren, alenen, Aşikâre. Açığa vurmak = Meydana çıkarmak. Açıklar livası = Boş gezen.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Meydana çıkarmak, izhar ve ilân etmek. 2. Açıktan ve Aşikâre söylemek veya yapmak.

Türkçe Sözlük

(f.). Meydana çıkarılmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Aralık, mesafe: İki ağaç arasındaki açıklık. 2. Ferahlık, nezaret: Gönül açıktan hoşlanır. 3. Meydan, yapı ve saireden boş arsa: Evin önünde bir açıklık vardır. 4. Havanın bulutsuz ve berrak olması: Bugünkü havanın açıklığı. 5. İffet hususunda laubalilik: Bu kadının açıklığı malumdur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyi kapalı halden çıkarmak: Kapıyı açmak. 2. Örtülü şeyden örtüyü kaldırmak: Baş açmak. 3. Katlanmış şeyi çözmek: Bohça, bayrak açmak. 4. Delmek, kazmak: Delik, kapı açmak. 5. Bir şeyden engelleri giderip serbest bırakmak: Yol açmak. 6. Tıkalı şeyden tıkacı çıkarmak: Şişe, boru açmak. 7. Genişletmek, tevsî etmek: Odayı, bahçeyi, meydanı açmak. 8. Kazıp ziraat etmek, işlemek: Tarla, arazi açmak. 9. Aralığı tevsî edip seyrekleştirmek: Parmaklığı açmak. 10. Yufka haline koymak: Hamur açmak. 11. Tathir etmek, temizlemek: Çamaşırı açmak. 12. Cilâ ve perdah vermek. 13. Umuma ait bir bina kurmak ve idare etmek: Mektep açmak, tiyatro açmak. 14. izah ve tafsil etmek: İbareyi, sözü açmak. 15. İşleri sürmek: Söz, bahis açmak. 16. Emniyet edip söylemek, gizliyi söylemek: Bana bir şey açmadı. 17. Çözmek, halletmek: Düğüm açmak. 18. Yapraklanmak: Çiçek, ağaç açmak. 19. Berrak ve bulutsuz olmak: Hava açmak istemiyor. 20. Cilâlanmak. 21. Açığa varmak, engine açılmak: Gemi açıldı. Adım açmak: Acele ile yürümek. Ağız açmak: Söylemek, söze başlamak. Ağız açmamak: Susmayı tercih etmek. İştah açmak: İştah getirmek. El açmak: Dilenmek. Baş açmak: Beddua etmek. Bayrak açmak: Ayaklanmak. Çığır açmak: Yeni bir tarz ve usul icad etmek. Defter açmak: iane toplamak. Fal açmak: Fala bakmak. Kapı, yol açmak: Bir işte başkalarına örnek olmak. Kalem açmak: Yontmak. Göz açmak -İhtiyatlı ve dikkatli, gaflet etmemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güneş vb. ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliğine ait. actinic rays kimyasal değişiklikler meydana getiren ışınlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). aktivizm, etkincilik ; güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği; eylemcilik.

Sağlık Bilgisi

Boyundaki lenf damarlarının şişmesi sonucu meydana gelen iltahaplı şişliğe adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan, Sarımsak

Hazırlanışı : Öğle ve akşam yemeklerinde yarımşar kuru soğan ile ikişer diş sarımsak yenir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). para dayandırmak; işine gelmek ; hâsıl etmek, meydana getirmek, mahsul vermek. I can-t afford this. Buna bütçem müsait değildir.

Türkçe Sözlük

(i.). Afşar (Avşar) boyunu meydana getiren Türkmenlerin adı.

Sağlık Bilgisi

Ağız yaraları, “basit” ve “derin” veya “sert kenarlı” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çoğunlukla, üşütme veya hazımsızlıktan kaynaklanır. Yaraların etrafı, kırmızı bir çizgi ile çevrilidir. Başlangıçta, içi su dolu kabarcıklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayılır ve sancılı ağrılara neden olurlar. Çocuklarda; kızamık ve çiçek hastalıkları sırasında da aynı yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Soğan

Hazırlanışı : Her gün 1 adet orta büyüklükte çiğ soğan yenir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Meydan korkusu.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

Şifalı Bitki

(Himbeere, Framboise Common, Rasberry bush): Ağaç çileği ve sultan böğürtleni olarak tanınır. Haziran-Temmuz ayları arasında beyazımtırak renkli çiçekler açan, 30-150 cm boyunda, çok senelik, dikenli, çalı görünüşünde bir bitkidir. Dağlık mıntıkaların orman ve korularında tesadüf edilir. Gövdesi dallı, dikenli ve yatıktır. Yaprakları 3-5 parçalı, sivri uçlu, yaprak sapı kıvrık dikenlidir. Çiçekleri ekseriya dalların ucunda 5-10 çiçekli salkım halindedirler. Meyvesi etli ve birçok eriksi tipli meyvelerin biraraya gelmesi ile meydana gelmis, küre biçiminde, kırmızı renkli ve güzel kokuludur. Meyveleri temmuz ve agustos aylarında olgunlaşır. Çoğu çesitleri bahçelerde yetiştirilir. Umumiyetle sonbaharda 1-1,5 m aralık bırakılmak suretiyle dikilir. Ahududurar her 6-7 senede bir yenilenmelidir. Türkiye’de; Ege, Marmara, Karadeniz bölgelerinde yetiştişir Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyve, çiçek ve yapraklarıdır. Meyveler tamamen olgunlaştıkları zaman toplanır. Yapraklarında tanen, meyvelerinde ise organik asitler (malik asit, sitrik asit vs. ) şeker, pektin, uçucu ve sabit yağlar bulunmaktadır. Yaprakları bogaz hastalıklarında gargara için kullanılır. Çiçeklerinden romatizma ve nikris (gut) hastalıklarında faydalanılır. Taze olarak, şeker ve böbrek hastalıklarında perhiz yiyeceği olarak istifade edilir. Halk arasında ishal ve ateşli hastalıklara karşı tavsiye edilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Daha çok yaz geceleri gökyüzünde hızla geçip giden ışıklı iz, şahap. Bunlar, göktaşlarının, atmosfere girince sürtünmeyle akor halini almasından meydana gelir.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Omuriliğin dış, beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu akmadde teşkil eder.

Yabancı Kelime

Fr. activiste

etkinci

Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştiren kimse.

Yabancı Kelime

Fr. activisme

fel. etkincilik

1. Toplumsal veya politik değişim meydana getirmek, belirli sorunlara dikkat çekmek için özel amaçlı etkinlik gerçekleştirme. 2. İnsan hayatı ve düşüncesinde başlıca gerçekliğin etki ve eylem olduğunu öne süren öğreti ve dünya görüşü.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. salâ, Fars. hânden = okumak). 1. Minarede salâ veren, cuma veya cenaze namazına dâvet için salavât okuyan müezzin. 2. Meydan okuyan.

Türkçe Sözlük

(i.A.) (c. alâmât, alâim). 1. Nişan, işaret, bilgilik: Müşterek sürülerde herkesin hayvanları alâmetlerinden belli olur. Hudutta alâmet çakarlar. O madalya, sahiplerine bir iftihar alâmeti olmak için verilir. Ta çocukluğunda, zekâ alâmetleri yüzünde görülürdü. 2. Eser, iz, emare: Oranın ordugâh bulunmuş olduğuna hiç bir alâmet görmedik. Ninova ve Babil şehirlerinin nihayet alâmetleri açığa çıkarıldı. Hırsızın hariçten girmiş olduğunu gösterir birçok alâmetler ele geçirdik. O, ihtiyarlıkta dahi yüzünde güzellik alâmetleri taşıyordu. 3. Remz, işaret : Zeytin ağacı dalı, eskiden beri sulh alâmeti kabul olunagelmiştir. Alâmet-i fârika = Bir şahsıh veya |eyin diğerlerinden ayrılması için kullanılan belirli işaret : Başçavuşların alâmet-i fârikası vardır. Her hastalığın bir veya birkaç alâmet-i fârikası vardır. Alâmet-i fârika nizamnamesi = İmal edilen nesnelerin biribirinden ayrılması ve taklide meydan verilmemesi için, sahibinin arzusuyla tescil olunan alâmete mahsus kanunî hükümler, tıp. Alâmet-i maraz = Her hastalığın kendine mahsus olan hali, Fr. phenomene. Alâim-i semâ = Eleğim sağma, (Türkçe tâbirinden galat olup, her şeyi Arapça’ya veya Farsça’ya tatbik etmek merakında bulunanlarımızın icadıdır).

Türkçe Sözlük

(i.). Orman içinde açıklık, meydan. Fr. clairiere.

Türkçe Sözlük

(i. A.) mü. Aiânîye). Açıkta olan, Aşikâr, görünen meydanda olan («alenî» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(bk.) Aleniyet, (i. A.), t. Bir şeyin zâhir ve meydanda olması, gizli olmayıp gözönünde olması, alenilik: Mahkeme celselerinin alânîyeti. 2. Her şeyin zâhir hâli, dış görünüşü: Alânîyeti pek Alâ ama iç yüzünü kim bilir?

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Madenlerin eriyerek birleşmesi sonunda meydana gelen madde, halita.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Açıktan, Aşikâr, meydanda, gizlemeksizin, saklamaksızın: Alenen kumar oynamak, ben yapamıyacağımı alenen söyledim.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. aleniyye). Açıktan ve meydanda olan, gizlenmeyen, saklanmayan, meydanda yapılan: O, benim alenî düşmanımdır, bu, bana karşı bir alenî garaz, alenî düşmanlıktır. Muhakeme-i alenîye = Mahkemenin açık tutulmasıyla her isteyen girip dinleyebilmek şartiyle icra olunan muhakeme. Açıktan, meydanda, alenen: O, alenî söylüyor, mektubunuzu alenî okudu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir işin açıkta ve meydanda olması: Müzakeratın aleniyyetine karar verildi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Ateşten ve yanıcı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şekillere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2.Aşk ateşi, sevda. 3.Alımlı, cazibeli kadın.

İsimler ve Anlamları

(a.f.i) (Erkek İsmi) - Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. - (bkz.Ali ve Can).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). remiz ve kinaye yolu ile öğüt verici hikâye haline getirmek; bir hikâyeyi remiz ve kinaye şeklinde yorumlamak. allegorist (i). kinayeli hikâyeler meydana getiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). alerji. aller-gic (s). belirli bir şeye karşı aşın derecede hassas, alerjik. allergen (i). alerji meydana getiren madde.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Türkçe Sözlük

(i. Anatomi). Deriyi meydana getiren iki tabakadan iç tarafta olanı.

Türkçe Sözlük

(i. amonyak kelimesinden, kimya). Amonyakın hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle meydana gelen bir birleşikler sınıfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). alüminyumla amonyum nitrat bileşiminden meydana gelen patlayıcı bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., şiir iki kısa ve bir uzun heceden meydana gelen vezin tefilesi, feilun.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (tıb). anevrizma, atardamar cidarlarının (çeperlerinin) zayıflamış noktalarında meydana gelen şişlik.

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Atardamarlardan birinin bir noktasında meydana gelen ve ur biçiminde olan gevşeme şişkinliği.

Türkçe Sözlük

(y. k.) (i.). Büyük bir olayı gelecek nesillere hatırlatmak için meydana getirilen, dikkati çekecek büyüklükte yapı, Abide.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). halkalı, halkalardan meydana gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meydana geleceğine önceden işaret veya ima edilen olay.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kolay anlaşılır, idrak edilir; açık, vazıh; gözle görülebilir, meydanda olan, ortada olan; zahiri, görünüşte olan. heir apparent taht, unvan vb'nin vârisi. apparent time mahalli saat. apparently (z). görünüşte, galiba; güya. apparentness (i

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gözükmek, görünmek; belirmek ; meydana çıkmak, zuhur etmek; aşikâr olmak, belli olmak; bizzat veya vekil vasıtasıyla mahkeme huzuruna çıkmak, ispatı vücut etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görünüş, gösteriş; dış görünüş, zevahir; meydana çıkma, zuhur etme; hadise, olay; (huk). davalı veya davacının mahkeme huzuruna çıkması. for the sake of appearances ele güne karşı, gösteriş olsun diye, zevahiri kurtarmak için. keep up app

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). yaklaştırmak, yakına getirmek, yaklaşmak, yanaşmak, yakına gelmek ; baş vurmak, müracaat etmek; başlamak, işe koyulmak; (i). yaklaşma, yanaşma; methal; başlangıç; spor golf topunu yeşil meydana sokan vuruş. approachable (s). müracaat e

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Lat). su. aqua fortis kezzap, nitrik asit. aqua regia kezzap ile tuz ruhu bileşiminden meydana gelen altın eritmeye mahsus bir sıvı. aqua vitae alkol, ispirto, sert içki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sudan meydana gelen, su ile yapılan, sulu olan. aqueous humor gözde bulunan bir sıvı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İki şey arasında biraz açıklık meydana getirmek. 2. Seyrekleştirmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «arsa» başka mânâya gelir). Kıyamette haşr ü neşr olunacağımız meydan. Mahşer meydanı: Arasâtta hasenât ve seyyiâtımız muvazene olunacaktır.

Şifalı Bitki

(Wacholder, Geniévre, Juniper): Kışın yapraklarını dökmeyen daimi yeşil ağaçlardan. Yaprakları küçük pulsu veya iğne şeklinde olup 1-2 cm uzunluğundadır. Bir evcikli veya iki evcikli bitkilerdir. Ardıç yemişi diye anılan kozalakları dişi ağaçlar üzerinde bulunur. Ardıç türleri kozalaklarının büyüklüğüne, rengine ve özellikle her kozalağın içinde bulunan tohumlarının sayısına göre birbirinden ayırt edilir. Çesitleri ve kullanıldığı yerler: Sıcak iklimlerde ve korunmuş alanlarda ağaç gibi büyümesine karşılık, soğuk bölgelerde çalı manzarasındadırlar. Genel olarak odunu yumuşak ve dayanıklıdır. Kurşun kalem yapılır. Kerestesi de demiryolu traversi olarak kullanılır. Bütün Kuzey Yarımküre’de yetişen 60 türü vardır. Memleketimizde 8 ardıç türü yetişmekte olup önemlileri şunlardır: - Katran ardıcı (Juniperus oxycedrus): Trakya ve Anadolu’da yaygındır. Çalı veya küçük bir ağaç şeklindedir. Yaprakları üçlü ve batıcıdır. Kozalakları kırmızımsı olup iki tohumludur. Dallarından elde edilen katranı cilt hastalıklarında kullanılır. - Adi ardıç (Juniperus communis): Memleketimizde Trakya bölgesinde tesadüf edilen çalımsı veya küçük agaçlardandır, yaprakları batıcıdır. Kozalakları mavimsi siyah renkli, üç tohumludur. İdrar söktürücü olarak kullanılır. - Bodur ardıç (Juniperus nana): Memleketimiz dağlarında, özellikle Kuzey Anadolu dağlarında geniş topluluklar meydana getirir. Kozalakları mavimsi siyah renklidir. Yenir ve idrar söktürücü özelliktedir. - Kokar ardıç (Juniperus foetidissima): Doğu Akdeniz Bölgesi ağacıdır. Memleketimizin dağlık yerlerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli, kozalakları mavimsi siyah renkli, 1-2 tohumludur. Yapraklar ezildiği zaman fena kokular çıkarır. - Yüksek ardıç (Juniperus excelsa): Memleketimizin dağlık bölgelerinde yetişir. Sürgünleri dört köşeli değildir. Kozalakları mavimsi siyah renkli, 4-6 tohumludur. - Finike ardıcı (Juniperus phoenicea): Batı ve Güney Anadolu’da yetişen çalımsı, bodur ağaçlardandır. Kozalakları kızılımsı kahverengi, 4-9 tohumludur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arena, oyun meydanı, amfiteatrın ortasında bulunan meydan; mücadele alanı.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Sıvıların yoğunluk derecesini ölçmeye yarayan Alet. Arşimet (Arkhimides) kanununa dayanılarak yapılan bu Alet, içi boş cam bir silindir ile bunun üst kısmındaki dereceli bir çubuktan meydana gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kil, balçık. argilla'ceous (s). kil gibi; killi.argillif-erous (s). içinde kil ve balçık bulunan, kil ve balçık hasıl eden. argillo-arena'ceous (s). kil ve kum karışımından meydana gelen (toprak). argil'lous (s). kil ve balçığa ait, kil gibi.

Genel Bilgi

Arılar doğanın gerçekten usta mimarlarıdırlar. Kesiti düzgün altıgenler oluşturan prizma şeklindeki petek gözlerinin dipleri bir piramit oluşturarak sona ererler. Kovanlardaki şekliyle dik duran her petekte, petek gözleri yatayla sabit bir açı yapacak şekilde inşa edilirler.

Her bir gözün derinliği 3 santimetre, duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi kadardır. Bu kadar ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapı nedeniyle büyük bir direnç kazanırlar ve arıların depoladıkları kilolarca balı rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini kusursuz bir şekilde altıgen yapmalarının başka sebepleri de vardır. Eğer beşgen, sekizgen veya daire şekillerini seçselerdi bitişik gözler arasında boşluklar kalacak, işçi arılar fazla mesai yaparak ve daha fazla balmumu harcayarak bu boşlukları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Gerçi üçgen veya kare yapsalardı bu boşluklar olmayacaktı ama altıgenin bir başka özelliği daha vardır. Alanları aynı olan üçgen, kare ve altıgen şekillerden toplam kenar uzunluğu en az olanı altıgendir. Yani aynı miktarda balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Aslında matematiğin, geometrinin ve simetrinin en kusursuz örnekleri sadece bal peteklerinde değil doğanın her yerinde görülebilir. Ancak bizler günlük hayatın hayhuyu içinde bu mükemmelliğin farkına varamayız.

Kar taneciklerinin hepsi birbirlerinden farklı altıgen şekilleri, tohumların dizilişlerindeki spiraller, mineral krislallerindeki geometrik yapılar ve değişmez açılar, tavus kuşunun kuyruğundaki lekeler, sümüklü böceğin kabuğu, örümcek ağları, tüm bunlar görünümü olarak kusursuz olmalarına karşın müthiş bir matematik düzen de gösterirler.

Papatyanın ortasındaki sağ spirallerin sayısının 21, sol spirallerin ise 34 olması, Himalaya çamının kozalaklarındaki pulların aynı şekilde 5 sağ, 8 sol spiral oluşturması, kara çam kozalaklarında ve ananas meyvesinde ise 8 sağ, 13 sol spiral bulunması tesadüf değildir elbette.

Leonardo Fibonacci (1170-1250) isimli büyük matematik ustası ta o yıllarda, her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplamı olduğu bir dizi geliştirdi;

1, 1, 2, 3, 5. 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, ...

Dikkat ederseniz yukarıda verilen sağ, sol spiral sayıları, bu dizide artarda yer alan sayılardır.

Bu dizinin ilginç bir yanı da on ikinci terimden yani 144’den sonraki ardışık sayıların birbirlerine oranlarının (233/144 = 377/233 = 610/377) 1,61803 olması, 5. Sayı ile 12. Sayı arasındaki oranların da bu sayıya çok yakın olmalarıdır.

15. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış matematikçi Pacial Luca tabiatta daima kenarları arasında 1,618 oranı bulunan bir dikdörtgen bulunduğunu, hatta insan vücudunun da bu oranda yaratıldığını ileri sürüyor, mahkeme tarafından yakılma tehlikesine karşı da Leonardo da Vinci’nin çizimlerini göstererek meydan okuyordu. Zamanın heykeltraşlanın heykellerinde de bu oranı kullandıklarını belirtmeleri üzerine bu oran ‘Tanrısal Oran’ olarak da anılmaya başlandı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Avârız). Arız olan hâlet, sonradan meydana gelen eksiklik: Bir arızaya uğradı. Avârız-ı mütenevviaya (çeşitli Arızalara) dûçâr oldu. Yeryüzünün düzlüğünü bozan her çeşit iniş, çıkış, tepe, çukur v.s., engebe.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Ayrışmış kuvars ve feldispat tanelerinden meydana gelmiş kütle: Değirmen taşları sert arkozdan yapılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kıyamet gününde iyilik ve kötülük orduları arasında sıkacak savaşa sahne olacak meydan, mahşer; ölüm kalım savaşı.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında it dirseği de denir. Doktorların Hordoleum dedikleri hastalıktır. Göz kapağındaki herhangi bir kılın dibinde; içi dolu bir şişlik meydana gelir. Acı ve zonklama vardır. Arpacıkla, hiçbir şekilde oynamayın, onu sıkmayın! Beslenmenize önem gösterin, üzüntülerinizi bırakıp biraz daha mutlu olmaya bakın.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak

Hazırlanışı : 1 diş sarımsak, iyice dövülür. Arpacığın üstüne sürülür. 20 dakika sonra, ılık su ile yıkanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عرصه] yer, meydan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). insan eliyle yapılan şey, bilhassa ilk insanlann meydana getirdigi sanat eseri; yapı; (biyol). dokuda suni olarak meydana getirilen şey.

Türkçe Sözlük

(i). Ast sıfatının kısaltılmışıdır, önüne getirildiği kelimenin daha aşağı derecelisini anlatan yeni kelimeler meydana getirmeye yarar: Asbaşkan, asteğmen.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Jeoloji). Oldukça yumuşak ve ateşte niteliği değişmeyen lifli bir madde. Tremolitin bozulmasından meydana gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendiliğinden meydana gelme.

Türkçe Sözlük

(Aslı: Aşkâr) (i. F.). Açık, meydanda, belli, ayân, zâhir. Aşikâr etmek = Meydana çıkarmak, açıktan yapmak. Aşikâr olmak = Meydana çıkmak, zihir olmak. Apaçık, zâhir ve ayân olarak: Aşikâr söyledi.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz meydana getirebilen ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek özelliğinde olan hidrojenli birleşik, hamız.

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Aşikâr. Açık, meydanda, belli, ayân, zâhir. Aşikâr etmek = Meydana çıkarmak, açıktan yapmak. Aşikâr olmak, meydana çıkmak, zâhir ve ayân olmak. Açıktan, zâhir ve ayân olarak: Aşikâr söyledi.

Türkçe Sözlük

(i.). Yere dikilmiş bir direğin etrafında döndürülen bir meydan oyuncağı. Bu oyuncağın dönen kısmına, gerçek taşıtların (otomobil, motosiklet vs. gibi) minyatür şekilleri yahut hayvan biçimli (daha çok at) araçlar asılıdır. Çocuklar, bazen büyükler de bunlara binerek eğlenirler.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Yeryüzünü çepeçevre kuşatan 100 km. kalınlığında, çeşitli gazlardan ( %79 azot, %21 oksijen) meydana gelen gaz tabakası, havaküre. Başka gök cisimlerini kuşatan gaz tabakalarına da atmosfer denir: Merih’in atmosferi olduğu bilinmektedir. 2. Basınç birimi 0°’de 76 sm. yükseklikteki bir civa sütununun 1 sm. karelik alan üzerine yaptığı basınca 1 atmosfer denir. Bu basınç 1,033 kilogramdır. Deniz seviyesinden yükseldikçe basınç azalır. 3. Bir yerdeki mânevî hava.

Türkçe Sözlük

(i.). Mercan iskeletlerinin birikmesiyle meydana gelmiş olan halka biçiminde ve ortasında bir göl bulunan adacık; mercan adası. Bu adalar bazen insanların yerleşmesine imkân verecek derecede büyük olur.

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (fizik ve kimya). Bir elemanın bütün hususiyetlerini taşıyan en küçük parçası. Atom ağırlığı = Atomların birim olarak kabul edilen bir atomun ağırlığına nisbeten tayin edilen ağırlıkları. Atom bombası = Atom çekirdeklerinin parçalanmasıyle serbest kalan enerjiden faydalanarak yapılan bomba. Atom çağı = Atomun kontrollü olarak parçalanması tarihinden itibaren başladığı kabul edilen çağ. (İlk kontrollü nükleer parçalanma 2 aralık 1942’de Chicago Üniversitesinde başarılmıştır). Atom denizaltısı, yahut gemisi = Atom reaktörünün sağladığı enerjiyle çalışan denizaltı yahut gemi. Atom enerjisi = Atom çekirdeğinin serbest bıraktığı enerji. Bu enerjinin büyüklüğü Einstein’ ın madde enerji eşitliğini belirten E = mc2 formülü ile belirtilir. Atom pili yahut atom reaktörü = Atom çekirdeğinin parçalanmasından meydana gelen enerjinin patlamaya meydan vermeden kontrollü olarak kullanılmasını sağlayan cihaz. Atom saati = Atom veya molekül titreşimlerinin birim olarak kullanılmasıyla yapılan saat. Bu saatlerin 1270 yılda ancak bir saniye hata yapacağı sanılmaktadır. Atom sayısı = Bir atomdaki proton ve elektron sayısı.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Kâinatın, atomların rastgele birleşmesi neticesinde meydana geldiğini kabul eden felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelip kutuplarda geceleri görülen renkli ve hareket eden ışıklar; tan, doğuş, fecir, tulu, seher; (b.h)., (mit). seher tanrıçası. aurora australis güney yarımkürede geceleri gökyüzünde görülen renkli ışık

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça «ayıp», Farsça «cüsten» = aramak). Herkesin ayıbını arayan, noksanını ve lekesini meydana çıkarmak isteyen, Ar. zemmâm, zemmedici.

Genel Bilgi

Romalılar milattan 758 yıl önce 10 aylık takvim uygulamasına başladılar. Bu ilk orijinal Roma takviminde aylar, gündüz ve gecenin eşit olduğu, binlerce yıldır hayatın başlangıç zamanı olarak kabul edilen Mart ayından başlamak üzere, Martius (Mart), Aprilis (Nisan), Maius (Mayıs), Junius (Haziran), Quintilis (Temmuz), Sextilis (Ağustos), September (Eylül), October (Ekim), November (Kasım) ve December (Aralık) idi.

Bu ay adlarından Quintilis’den (Temmuz), December’a (Aralık) kadar olanlar, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 rakamlarının Roma’lılarca telaffuz ediliş şekliydi yani, Mart başlangıçlı takvime göre bu aylar yılın 5’inci, 6’ncı, 7’nci, 8’inci, 9’uncu, ve 10’uncu aylarıydılar. Bu 10 aylık takvim geride hesaba katılmamış daha 60 gün bırakıyordu.

Yedek olarak bırakılan bu 60 gün sorun yaratınca, Janarius (Ocak) ve Februarius (Şubat) adları ile iki ay daha eklenerek takvim tamamlandı. Yani yılın ilk ayı Martius (Mart), son ayı ise Februarius (Şubat) oldu.

Asırlar sonra milattan 46 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar (Sezar), muhtemelen politik sebeplerden takvimde bazı değişiklikler yaptı. On bir ayı 30 ve 31 gün olarak iki şekilde düzenledi, yılın son ayı olan Şubat’a 29 gün verdi, her dört senede bir Şubat’a bir gün ilavesini kabul etti. Ancak sonra nedendir bilinmez Janairus’u (Ocak) yılın ilk ayı olarak ilan etti. Böyle olunca da, her 4 yılda bir eklenecek bir günün, yeni durumda yılın ikinci ayı konumuna gelmesine rağmen Februarius’a (Şubat) eklenilmesine devam edildi.

Julius Caesar’ın beklenmeyen ölümünden (Sen de mi Brütüs olayı!) sonra, Romalılar bu çok sevdikleri imparatorlarının anısına Quintilİs (Temmuz) ayının ismini July olarak değiştirdiler.

Ondan sora tahta çıkanlardan, Augustus kendi şerefine, Sextilis (Ağustos) ayının adını kendi ismi ile değiştirerek, bu aya August adını verdi. Ama ortaya başka bir sorun çıkmıştı. Sezar’ın ayı 31 gün, Augustus’un ayı ise 30 gün çekiyordu. Sorunu yine imparatorun kendisi çözdü ve zaten 29 gün olan Şubat’tan bir gün daha alarak Ağutos’a ekleyiverdi. Böylece iki ay da eşitlenmiş oldu.

İşte size takvimin, niçin 12 ay olduğunun, ayların isimlerinin nasıl konduğunun ve niçin farklı sayıda günlerden meydana geldiklerinin, dört sene sonra eklenecek artık günün niçin yılın sonuncu değil de, alakasız bir şekilde ikinci ayına eklendiğinin küçük bir hikayesi.

Özellikle ortaçağda takvimler üzerinde o kadar oynanmıştır ki, yapılan bilimsel hesaplamalara göre, İsa’nın bugün kabul edilen Milattan, yani İsa’nın doğumundan yaklaşık 6 yıl önce doğduğu, 36 yıl yaşayıp Milattan sonra 30 yılında öldüğü ileri sürülmektedir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ayda bir ve her ay vuku bulan, aya tâbi olan, Ar. şehrî: Aylık mecmua = Ayda bir neşrolunan mecmua. Bir ayda icra olunan, bir ayda alınan, geçilen: Bir aylık yol, iki aylık iş. 2. Yaşı şu kadar aydan ibafet olan, meydana gelmesinden şu kadar ay geçmiş olan: Altı aylık bir çocuk, üç aylık iş, beş aylık meseli. 3. Bir aylık hizmete mukabil verilen ücret, maaş. Aylık bağlamak = Maaş verilmek. Aylık kesilmek = Maaş kat’olunmak, azledilmek.

Türkçe Sözlük

(yeni kelime) (f. kimya). Bir cismi meydana getiren unsurların birbirinden ayrılması ile o cismin bileşik hali bozulmak, Osm. tahallül etmek.

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?

Genel Bilgi

Güneş sistemimiz oluşurken koşullar çok az farklı olsaydı, bizler için her şey değişik olabilirdi. Dünyanın madde dağılımı, büyüklüğü, enerjisi, dönme ekseni açısı, atmosfer ve mevsimler çok farklı olabilirdi. Dünyamızda hayat belki yine gerçekleşebilirdi ama farklı şekilde. Bu hali ile sanki her şey, en ince detayına kadar insan için özel olarak hazırlanmış gibidir.

Peki bu oluşum içinde ayın görevi nedir? Nasıl oluştuğu ve dünyanın yörüngesine nasıl girdiği hala büyük bir sır olan Ay’ın bu mükemmel düzen içindeki yeri nedir? Yaşamın oluşmasına ne katkısı vardır? Ay olmasaydı ne olurdu?

Dünyadaki yaşam koşulları bakımından Ay’dan kaynaklanan hiçbir olumsuz etken yoktur. Yani Ay’ın varlığının hiç bir zararı yoktur. Ya yararı?

Ay’ın dünya üzerindeki en büyük etkisi, çekim gücü nedeniyle onun kendi etrafındaki dönüş hızını yavaşlatıp, bildiğimiz günlük periyoduna getirmesidir. Ay’ın olmaması dünyanın dönüş hızının artmasına, yaklaşık 15 saatlik bir gün süresinin oluşmasına sebep olacak, günler kısalacak, canlılardaki biyolojik saat alt üst olacak, yaşam biçimleri ve yapılan farklılaşabilecek buna ayak uyduramayanlar yok olacak, fırtına, kasırga gibi atmosferik olaylar çok şiddetlenecekti.

Neyi değiştireceği bilinmez ama Ay’ın yokluğunda artık Ay ve Güneş tutulmaları da olmazdı. Dünya üzerindeki gel-git olaylarının yüzde 70’i Ay’dan, diğer yüzde 30’u ise Güneş ve gezegenlerden kaynaklandığı için Ay olmayınca, gel-git olayları da yüzde 70 azalırdı.

Denizlerdeki gel-git olayı en çok Kanada’da Fundy körfezinde meydana gelir. Bu sırada deniz 15,4 metre yükselir. Bu olay Manş sahillerinde 11,5 metre, Çanakkale Boğazı’nda 5-6 santimetre olup İstanbul Boğazı’nda pek hissedilmez. Ay’ın etkisiyle yalnız denizler değil karalar da hareketlenir. Kara parçalarında saptanan en büyük yükselme ise 50 santimetredir.

Astronomik gözlemlerde nasıl atmosferimiz iyi görüş almamıza mani teşkil ediyorsa Ay’ın ışığı da öyledir. Öyleyse Ay’ın olmaması bu konuda faydalı olacaktı. Dünya’nın yörünge hareketindeki Ay’dan kaynaklanan küçük salınım hareketleri yavaş yavaş ortadan kalkacak ama dünyanın dönme ekseni bundan pek etkilenmeyecekti.

Ay uzay boşluğunda başıboş gezen göktaşlarına karşı bir kalkan görevi yaptığından, yokluğunda dünya yüzeyine daha fazla göktaşı düşebilecekti.

Ay olmayınca etkinliklerini geceleri Ay ışığında sürdürebilen bir çok canlı türü de bunu yapamayacaklardı. Ay olmasaydı insanların dolunaydan etkilenmesi ve kurt adam hikayeleri de ortadan kalkacak ama en önemlisi romantik çiftlerin el ele tutuşup seyrettikleri, gökyüzündeki o muhteşem manzara olmayacaktı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bakteriler vasıtasıyla meydana getirilen kimyasal ayrışma; bakteri hücrelerinin imhası

Türkçe Sözlük

(i. i.). Koreograf i kompozisyonu. Dans ve hareketlerle anlatılan musiklli kompozisyonu sunanların meydana getirdiği topluluk.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Solunum yollarında tahriş ve iltihap dolayısıyle meydana gelen, çok defa öksürerek çıkarılan sümüklü madde. Balgam çıkarmak. Balgam sökmek. Balgam atmak = Yapılmakta olan bir iş hakkında şüphe uyandıracak şekilde konuşmak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Balık kılçığı şeklinde, yol yol iç içe geçmiş açılar biçimindeki çizgilerden meydana gelen kumaş deseni. 2. Ortası yüksek olup iki tarafa doğru hafifçe alçalan: Balıksırtı yol.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üç bentten ve bir de ağırlama mısraından meydana gelen bir nazım şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). merdiven veya taraçanın kenarındaki tırabzanı meydana getiren küçük direklerden her biri. balustered (s). parmakIıklı, korkuluklu.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kutup bölgelerinde deniz suyunun donmasıyle meydana gelen buzların tamamı. Bankizler en çok Kuzey Buz denizinde görülür.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğu, kuzey Anadolu’ da ve bilhassa, Erzurum ve civarında oynanan bir halk dansı: Bilezik barı, hançer barı. 2. Cam kaplarda veya hastalık sebebiyle dilde meydana gelen kir. 3. (İng.) Danslı, içkili, eğlence yeri veya içki ve meşrubat içilen yer. Bir salonda içki içmek üzere hazırlanmış köşe. Amerikan bar = Lokanta ve otellerde bankolu ve yüksek sehpalara oturulacak şekilde hazırlanmış içki köşesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). berber; (f). tlraş etmek. barbers itch birkaç cins parazit mantarın yüzde ve boyunda meydana getirdiği bir deri hastalığı. barbershop (i). berber dükkanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). at zırhını meydana getiren parçalardan biri; (f). ata zırh giydirmek; donatmak.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yolu kapamak üzere, ele geçen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hava basıncında meydana gelen değişiklikleri kaydeden alet, baroskop

Sağlık Bilgisi

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir.

- Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları.

- Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları

- Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları

- Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları

- Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları

- Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları

- Saralılarda görülen baş ağrıları

- Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları

- Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları

- Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları

- Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları

Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır. Aşağıdaki reçeteler; grip, nezle, soğuk algınlığı, yorgunluk veya sinir bozukluğundan kaynaklanan baş ağrılarını dindirmek için uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmısak

Hazırlanışı : 1 baş sarmısak, havanda dövülür. Alna konur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). icabında kaldırılacak bir ağırlığa denk ağırlık koymakla meydana gelen sistem.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Büyük ağırlıkları, küçük bir ağırlık yardımıyle tartmayı sağlamak üzere birkaç kaldıracın uygun bir tarzda birleştirilmesi ile meydana getirilmiş ilet.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin baş tarafı. 2. (Astronomi) yeryüzündeki bir noktada şakul doğrultusunda olan üst yön, semtürre’s Başucu uzaklığı = Bakılan yıldızdan bakan göze gelen ışın çizgisi ile o yerdeki çekül çizgisi arasında meydana gelen açı.

Sağlık Bilgisi

Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir. Aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya bir avuç papatya konur. Kaynatılır, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yıkanır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. batterie, askerlik). 1. Altı (veya dört) top ile asker ve levazımından mürekkep bölük: Bir batarya top. (mec.) Sert muamele, şiddetli tekdir, alabanda: Bataryayı yemek 2. (fizik) Birkaç cihazın bir araya getirilerek usulüne göre bağlanmasından meydana gelen takım: Elektrik bataryası.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. musiki). Caz orkestralarında davul, zil, vurma sazların meydana getirdiği grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sulu hamur; matb. bağlanmış sayfa halindeki dizilmiş harflerde bozukluk; bu bozukluğun meydana getirdiği yanlış; spor topa vuran oyuncu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Adîlik: Bu kâğıdın, bu yazının bayağılığı meydandadır. 2. Aşağılık, dûnluk: Bu adamın bayağılığı ilk sözünden anlaşılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). vuruş, darbe; darbeden ileri gelen ses; (müz). tempo; ses; polis devriyesi; ilginç bir haberin rakip gazeteden evvel neşri; (fiz). birbirine yakın iki sesin meydana getirdigi ritmik çatlşma sesi. beaten (s). dövülmüş; mağlup, yenilmiş; çok kullanılmı

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2.Yoktan vareden. Allah’ın 99 isminden birisidir. 3.Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4.Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh alimi (Sivas-1223). El-Bahru’1-Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anların yavrulan için hazlrladıkları, çiçeklerin sarı tozu ve proteininden meydana gelen bir gıda karışımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bekletilmiş şaraplann üzerinde meydana gelen ince tabaka halindeki kaymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başlamak, ilk adımı atmak (bir işte); meydana gelmek, vücut bulmak, zuhur etmek; başlatmak, önayak olmak, ihdas etmek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Belirmek, açık ve aşikâr olmak, meydana çıkmak. 2. (Gözler) hiddet veya hayretle çok açılıp bakmak, (bk.) Belermek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bildirmek, öğretmek, zihnine koymak: Çocuğa alfabeyi belletmek. 2. Aşikâr ve belli etmek, meydana çıkarmak: Kalbindekini belletmiyor.

Türkçe Sözlük

(i). Zahir, aşikâr, ayan, meydanda olan, bedihî: Bunun böyle olacağı belli idi. Zekâ kuvveti, alnının genişliğinden bellidir. Belli etmek = İzhâr eylemek, göstermek: Düşmanlığını belli etmiyor. Bell i başlı = MAruf, itibarlı. Besbelli = Pek aşikâr.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Birbiri ardından gelen ve kapalı olarak uç uca eklenmiş beş kenarın meydana getirebileceği çeşitli şekillerden her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuş sürüsü; takım, zümre; bilhassa kadınlardan meydana gelen grup.

Genel Bilgi

İnsanoğlu ana rahmine düşünce, embriyon halinde iken, hücreleri bölünerek çoğalmaya baslar. İleride vücudun hangi parçasının bir hücresi olacaklarını bilirler. Yani bir kısmı kas hücresi olarak gelişirken bir diğeri göz, sinir, vb. hücresi olmak üzere çoğalır.

Sinir sistemimizdeki nöron hücreleri ise anne karnında oluşumlarının son safhasına ulaşırlar, tüm yaşam boyunca ulaşabilecekleri en çok sayı olan bu miktarda da kalırlar. Beynimizin milyarlarca hücresinin bu safhada oluşabilmesi için dakikada 2,5 milyon nöron meydana gelir.

Beyin hücreleri oluştuktan sonra ölünceye kadar sayı olarak artmazlar. Aslında vücudumuzda sonradan çoğalmayan başka hücreler de vardır. Ama boyut olarak büyüyebilirler. Eğer vücudu geliştirmek için halter çalışılırsa, kaslar büyür ama bu yeni kas hücrelerinin oluşması demek değildir. Mevcut hücrelerin boyutları büyümüştür. Çalışma bırakıldığında bu kaslar tekrar pörsüyebilirler.

Bir insan doğduğunda beyni 350 gram ağırlığındadır. Bir yaşında 1000 grama, gelişme tamamlanınca da nihai ağırlığına ulaşır. Beyin hücreleri daha anne karnında iken son şekillerini aldıklarına göre bu artış miktarı nereden geliyor diye sorulabilir. Burada da kas örneğinde olduğu gibi hücrelerin çoğalması değil büyümeleri söz konusudur.

20 yaşına gelince beyin hücrelerinde eksilme başlar. Her gün yaklaşık 50 bin tanesi ölür. Bu sayı 60 yaşlarında günde 100 bin hücreyi bulur. 75 yaşına geldiğimizde tüm nöronların yüzde 10’unu kaybetmiş oluruz. Tabii bu doğduğumuz ana oranla zekamızın yüzde 10 azaldığı anlamına gelmez. İnsan hayatında iyi beslenme, tecrübe ve öğrenme gibi faktörler geriye kalan nöronların kapasitelerinin daha da gelişmelerini sağlarlar. Yani beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi durumda olur.

Beynin oksijen tüketimi sabittir. Beyinde oksijenle birlikte sadece glikoz kullanılır ve bunların beyinde yedeği yoktur. Bu demektir ki, sinir hücrelerinin yaşaması her an için kan dolaşımının getireceği miktara bağlıdır. Oksijensizliğin ve kanda glikoz azalmasının yol açtığı kötü ve onarılmaz sonuçlar hatta beynin bazı bölümlerinin ölmesi bununla açıklanabilir. Beyindeki bu kan akımı vücudun diğer kısımlarına oranla bağımsızdır. Kalpten çıkan kanın yaklaşık beşte biri buraya gider.

Vücut ağırlığımızın yalnızca yüzde 2’sini oluşturan beynimiz, toplam enerji üretimimizin yüzde 20’sini tüketir. Bu enerjiyi kanın taşıdığı oksijen ve glikozdan alır. Kanımızdaki glikoz (kan şekeri) seviyesi düşerse önce acıkır ve huzursuz oluruz. Seviye daha da alçalırsa beyin faaliyetini azaltır, biz de yarı baygın hale geliriz. Oksijen daha da hayati bir önem taşır. Oksijensiz kalan beyin hücreleri en fazla 5 dakika içinde ölürler. Beynin bir bölümünde kan dolaşımı duracak olursa, o bölgede hayatiyet sona erer.

Spor yaparken kalp daha hızlı çalışır, daha fazla kan pompalar. Bu durumda beyne daha çok kan gitmesi, dolayısıyla beynin daha iyi çalışması gerekmez mi? Hayır. Beyne giden kan miktarı hep aynıdır. Ortalama bir kalp dakikada yaklaşık 5 litre kanı vücudun her tarafına pompalar. Bunun 750 mililitresi beyne giderken 600 mililitresi de bacakların diz altındaki kısımlarına gider. Spor yaparken kalbin pompaladığı miktar 17 litreye kadar çıkar. Bunun 14.000 mililitresi bacaklara giderken beyne giden miktar yine aynı, yani 750 mililitredir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geviş getiren hayvanların mide ve bağırsaklarında meydana gelen ve eskiden panzehir olarak kullanılan taş; (eski) panzehir.

Türkçe Sözlük

(i. i.). 1. Ticari bir kuruluşun muayyen bir devre sonunda alacak verecek durumunu göstermek üzere meydana getirdiği cetvel. 2. mec. Herhangi bir işte belirli bir müddet sonundaki iyi ve kötü sonuçların karşılıklı durumu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. safra kesesinde meydana gelen taş, safra tası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. kanda bulunan bir nevi asalak kurdun meydana getirdidi bir hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iki madenden meydana gelmiş; iki maden esasına dayanan para sistemine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. iki kısımdan meydana gelen, çift; bot. çift; mat. çift değişkenli, biner; biyol. çift isimli; i. iki şeyin karışımı. binary star çiftli yıldız. binary system çiftli sistem.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) Tek hücreden meydana gelen hayvan yahut bitki.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Birleşerek meydana gelmiş, mürekkep. 2. (kimya) Ayrı elemanların moleküllerinin çeşitli oranlarda kaynaşması ile meydana gelen madde: Benzin birleşik bir maddedir. Birleşik faiz = Bir sermayeye her yıl getirdiği faizlerin de katılmasıyle elde edilen paranın tamamı üzerinden yürütülen faiz. Birleşik fiil = (gramer) Bir kelimeye yardımcı fiillerden birini katmak suretiyle yapılan fiil: Eziyet etmek. Zengin olmak gibi. Birleşik kelime = İki veya daha çok kelimeden meydana gelerek tamamen değişik bir mânâ ifade eden kelime: Devetabanı gibi. Birleşik kesir = Ondalık kesirle beraber bir yahut birkaç birimi içine alan sayı: 2,5, 3,75 birer birleşik kesirdir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir olmak, iştirak ve ittihat etmek: İki şirket birleşip bir fabrika yaptılar. 2. Bir yere gelmek, toplanmak: Bugün belediye dairesinde birleşip bir karar verecekler. 3. Uyuşmak, ittihat etmek: Müteahhitler birleşip müzayedede arttırmıyorlar. 4. (kimya, fizik). İki veya daha çok unsur bir araya gelerek yeni bir unsur meydana getirmek terekküp etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. karıştırmak, harman yapmak; harman olmak, karışmak, uymak; i. harman, karışım; dilb. yakın anlamlı iki ayrı kelimenin kaynaşmasından meydana gelen kelime.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bitkileri kavuran ve mahveden yaygın birkaç çeşit hastalık, küf, mantar; samyeli; herhangi bir felâket meydana getiren afet; f. soldurmak, kavurmak, mahvetmek; kurutmak, yakmak (bitkileri); bu hastalıklardan birine yakalanmak.

Teknolojik Terim

MPEG dijital video sıkıştırması, piksellerden oluşan kare alanların sıkıştırılması temeline dayanır. Bazı koşullarda, resimde blok parazit olarak adlandırılan bozulmalar meydana gelebilir. Blok Parazit Azaltma işlemi, parazit bloklarını işleyerek görünmez olmalarını sağlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. şişmiş; soluğu kesilmiş, nefes nefese olan; içine sürfe bırakılmış; üflemek suretiyle meydana getirilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. blöf yapmak, kuru sıkı atmak; bir şeyi blöfle elde etmek; i. blöf, kuru sıkı. call one's bluff blöfe meydan okumak. bluffer i. blöf yapan kimse.

Sağlık Bilgisi

İdrarda bulunan oksalat billurlarının meydana getirdiği böbrek taşları, kum tanesi kadar olabildiği gibi pinpon topu büyüklüğünde de olabilir. Ufak taşlar böbrekten kolaylıkla çıkabilr. Büyükler ise böbreklerden mesaneye giderken şiddetli ağrılara neden olur. Göğsün yukarı ve ön kısmında, kaburgaların altında, ani ve kıvrandırıcı ağrı hissedilir. Terleme ve kusma da görülebilir. İdrarın rengi bulanık ve bazen kanlıdır. Böbrek taşlarını düşürmek için aşağıdaki reçetelerden faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su

Hazırlanışı : 1 fincan suya, 1 kahve kaşığı gliserin konur. Karıştırılıp içilir.

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, ‘ring’ kelimesi, İngilizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle ‘ring’ denilir. Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önlenirdi. Ayrıca sahnedeki boksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek isteğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü uygulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Genel Bilgi

Bilindiği gibi, “ring” kelimesi, İnglizce’de daire, halka anlamındadır. Parmağa takılan yüzüğe bile bu nedenle “ring” denilir.

Aslında geçmişte profesyonel boksta, boksörler grup halinde, kasabadan, kasabaya dolaşır, oradaki yerli boksörlerle maç yaparlardı.

Boks yapılacak alana seyirciler daire şeklinde yerleştirilir, en önde oturanlara alanı çevreleyen ip tutturularak, başkalarının boks yapılacak yere girmeleri önerilirdi. Ayrıca sahnedekiboksöre meydan okuyan biri kafasını bu ipe çarparak dövüşmek istediğini belirtirdi.

Seyirci miktarı artınca bu usulü ugulamak zorlaştı. Yere dikilen kazıklara ip bağlanarak boks yeri belirlenmeye başlandı. Tabii ki bu iş için en uygun şekil kare idi.

Boks yapılan yerlerin dünyanın her yanında kare olmasına rağmen “ring” diye adlandırılmasının hikayesi işte bu!

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir bölme işlemi sonunda elde edilen sayı, haric-i kısmet 2. (askerlik). Ordu kuvvetlerinin gerektiği şekilde bölünüp dağıtılışı, taksîm-i kuvâ. 3. Herhangi bir bölme sonunda meydana gelen kısımlardan her biri, bölüm. Tabiat bilgisinde, bölümler, sınıftan başlayarak takım, familya, cins, tür ve çeşit kısımlarından geçerek fertte sona erer.

Türkçe Sözlük

(i. ibranîce, Fr. kimya). Bor asidi ile bir oksidin birleşmesinden meydana gelen tuz. Hekimlikte ve lehim işlerinde kullanılan borat, sodyum boratı olup boraks veya tenkâr adları ile de anılır.

Türkçe Sözlük

(i. T. boru F. zeden = vurmak, çalmak). Askere kumandanın talimat ve tenbihatını tebliğ ve meselâ yemek, uyku vesaire vakitlerini ilân için boru çalmakla vazifeli olan ve savaş meydanında kumandanın yanından ayrılmayan çavuş veya er.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sınır koymak; sınır meydana getirmek; sınırdaş olmak, hemhudut olmak; benzemek, yakın olmak. border on sınır komşusu olmak; eğiliminde olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalılardan meydana gelen küçük koru. bosket, bosquet i. koru, çalılık. bosky s. ağaçlıklı, çalılarla kaplı; gölgeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., bot., zool. bitki veya hayvanın vücudunda meydana gelen şişkinlik; mim. fildişi, maden v.b.'nden yapılmış kabartma süs; f. kabartmalarla süslemek.

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (uyd. k.). 1. Hacim, yüzey ve doğruların ölçülmesinde ele alınan üç doğrultudan (yani uzunluk, genişlik ve derinlik) her biri, buut. 2. Bir niceliği meydana getiren çarpanların üsleri toplamına o niceliğin boyutu denir.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Beynin dış, omuriliğin iç tabakası. Bozmadde, sinir hücrelerinden meydana gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. körlerin parmaklarıyla dokunarak okumaları için kabartma harflerden meydana gelen bir baskı sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir maden ocağında hava deliği meydana getiren tahta v.b.'nden yapılmış bölme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ekmek, yiyecek; maişet, geçim; (argo) para breadbasket i. ekmek sepeti; mec. tahıl ambarı; (argo) mide. bread crumb ekmek kırıntısı, ekmek içi. breadfruit i. ekmek ağacı, bot Artocarpus. bread line parasız ekmek veya yemek almak için meydana gelen kuyr

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, jeol. breş, brike, birbirine yapışık köşeli parçalardan meydana gelmiş kaya.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. Al. jeoloji). Tabiî çimento ile kaynaşmış kırıntılardan meydana gelen kütle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tugay, liva; ekip, yangın için organize edilmiş bir grup insan; f. bir araya getirmek, gruplar meydana getirmek; alayları tugaylara göre tanzim etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., d.y. raylar arasında 15 m'lik veya daha geniş mesafe olan, geniş hat meydana getiren; A.B.D., mec. her şeyi ilginç bulan.

Ülke

(Bulgaria) Başkent: Sofya.

Nüfus: 8.800.000.

Yüzölçümü: 42.885 km2.

Komşuları: Kuzeyde Romanya, Batıda Yugoslavya, Makedonya, Güneyde Yunanistan ve Türkiye.

Önemli Şehirleri: Sofya, Plovdiv, Varna.

Din: %85 Bulgar Ortodoksu, %13 Müslüman.

Dil: Bulgarca.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Bulgaristan Sosyalist Partisi, Bulgar-Halk Çiftçi Birliği, Hak ve Özgürlükler Partisi, Demokratik Güçler Birliği.

Tarih: Bulgaristan’a ilk yerleşenler 6. Yy. da Slavlar oldular. Türk Bulgarları 7. yy.’da geldiler. Slavlarla karışarak 9. yy.da Hıristiyan oldular, 10. Ve 12. yy.larda güçlü imparatorluklar kurdular. Ülke 1396’da Osmanlılar tarafından ele geçirildi ve 500 yıllık Osmanlı egemenliğine sahne oldular. 1876’da meydana gelen bir ayaklanma 1908’de bağımsız krallık olunmasına yol açtı. Bulgaristan I. Balkan savaşından topraklarını genişletmesine rağmen, Almanya’nın yer aldığı I. Dünya Savaşında Ege Sahil Şeridini kaybetti. II. Dünya savaşında Mihver’e katıldı fakat 1944’de bu ittifaktan çekildi. Komünistler Sovyet desteğiyle iktidarı ele geçirdiler. 8 Eylül 1946’da monarşi lağvedildi. 10 Kasım 1989’da 35 yıldır iktidarda olan, Komünist parti lideri ve devlet başkanı Todar Jivkov istifa etti. Ocak 1990’da tutuklanan Jivkov, Eylül 1992’de yolsuzluktan ve görevi kötüye kullanmaktan suçlu bulundu.

Burma bkz. Myanmar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bel vermek, esnemek; çıkıntı yapmak; pırtlamak; dışarı uğratmak, pırtlatmak, çıkıntı meydana getirmek.

Türkçe Sözlük

(müzari: bulur) (f.) (Çağatay lehçesinde olmak yerine yardımcı fiil gibi kullanılır: Bolmak). 1. Arayarak veya tesadüfen bir şey elde etmek: Bahçede güzel bir çiçek buldum. Filân bir define buldu. 2. Kaybolmuş bir şeyi tekrar ele geçirmek: Kaybolan atı buldular. Düşürdüğünüz parayı buldunuz mu? 3. Varmak, erişmek: Yetmişi buldu, sağlıkla baharı bulalım. 4. Nâil olmak, ele geçirmek, zafer kazanmak, hâsıl etmek, şifâ, iyilik bulmak. 5. Uğramak, kötülüğe yakalanmak: Belâsını bulmak: İnsan ettiğini bulur. 6. Tedarik etmek: Bize biraz yemek bulmalı. 7. Raslamak, tesadüf etmek, rasgelmek, görüşmek: Dün filânı buldum. 8. Keşf, icat, ihtirâ etmek: Kristof Kolomb Amerika’yı, Gutenberg matbaayı buldu. Filân yeni bir makine, bir usûl buldu. Aralarını bulmak = Uyuşturmak, uzlaştırmak, barıştırmak. Aralık bulmak = Fırsat düşürmek. Arayıp bulmak = Aradığını bulmak, lâyık olduğu cezaya uğramak. Allah’tah bulmak = Tanrı gazabına uğramak. Vücut bulmak = Vücuda gelmek, mevcut olmak. Vuku bulmak = Meydana gelmek. Yerini bulmak = Yerine gelmek, icra olunmak. Yüz bulmak = Yüz verilmek, iyi muameleden azmak.

Türkçe Sözlük

(i. arkeoloji). Kazılar ve başka araştırmalar neticesinde meydana çıkan; bazen de tesadüfen bulunan, eski çağlardan kalma eşya.

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Su buharlarının yoğunlaşmasıyla meydana gelen ve gökyüzünde mahiyetine göre farklı yükseklikte bulunan hava kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydana, çıkma, zuhur.

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Kuzey Kutbu bölgesinde yedi yıldızdan meydana gelen, kabaca tava biçiminde bir takımyıldız. Dübbüekber.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kalsiyum karbonattan meydana gelen taş (mermer, tebeşir, izlanda billuru).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol). volkanik patlama sonucu meydana gelen büyük çöküntü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). takvim. calendar year takvim senesi. Chinese calendar gün ve ayları altmışlık devrelerle ayarlanmış olan ve 12 kameri aydan meydana gelen eski bir ,Çin takvimi. Gregorian calendar Papa Xlll Gregorius tarafından 1582'de düzeltilip şimdiye kadar kullan

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ısı meydana getiren, ısıtıcı. calorifica'tion (i). ısıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. calxes, calces) madenin yanması sonucunda meydana gelen oksit veya kül.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Katıların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir? Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkte göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmektedir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktarı bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

Genel Bilgi

Cam şaşılacak derecede basit bir maddedir. Dünyanın her köşesinde rahatça bulunabilen kum, kuvars ve sodadan meydana gelmiştir. Fakat camın asıl şaşırtıcı özelliği ne tam bir sıvı ne de gerçek bir katı oluşudur. Aslında sıvıya daha yakındır, çünkü atomik yapısındaki düzen sıvılardaki rasgele düzeni andırır. Kumların atomlarının kristal yapısı ise düzgündür.

Katı bir cisimde atomların bir diziliş düzeni vardır. Yani bu diziliş düzeni belli aralıklarla kendini tekrarlar. Camda ise bu özellik yoktur. Çok kuvvetli mikroskoplarla yapılan incelemelerde bile camın yapısında hiç bir kristal oluşumuna rastlanmaz. Arada sırada görülen bazı kristaller ise camdaki kusurlardır.

Cama çok ağdalı bir sıvı diyebiliriz. O kadar ağdalıdır ki, normal dış etkenlerde bile şeklini değiştirmez. Bir sıvıda iç sınırlar bulunmadığından camın içinden geçen bir ışık demeti kırılma ve yansımaya uğramaz, doğrudan geçer. Bu nedenle bir cama baktığımızda arkasındakileri olduğu gibi görürüz. Işık sadece camın yüzeyini aşarken hafifçe kırılır.

Cam saydamdır, su da saydamdır, öyleyse donmuş su olan kar taneleri niçin beyazdır ve niçin kar örtüsü saydam değildir. Bir cismin üzerine gelen ışığın tümünü yansıttığında beyaz, hepsini tutup hiçbirini yansıtmadığında siyah renkle göründüğünü biliyoruz. Cam saydamdır ancak kırıldığında, tuzla buz olduğunda yerdeki küçük cam parçaları yığını beyaz renkte görünür, çünkü her bir cam parçası ışığı değişik yönde geçirmekledir.

Kar tanelerinde de aynı şey söz konusudur. Minik taneler üzerlerine gelen ışığı her yöne gelişigüzel yansıtırlar. Bu nedenle kar taneleri de, kar örtüsü de beyaz renkte görünürler. Benzeri durum tuzda da görülür. Tuz, her biri saydam olan küçük kristallerden oluşmuştur ama bunlardan büyük bir miktar bir kapta bir araya gelince gözümüze beyaz renkte görünürler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kavis meydana getirmek; hafifçe bükülmek; dışbükey yapmak; (i). kavis, bükümlülük; (hav). kanadın bükümlülüğü.

Türkçe Sözlük

(I. A. «cem» den) (mü. câmia) (c. cevâmî). 1. Toplayan, telif eden: Bu mecmuanın câmii kimdir? 2. İçine alan, ihtiva eden: Bütün gramer kaidelerini câml bir kitaptır. 2. Mescid-i cimî = Cuma namazı kılınan büyük cami. Cami, Müslümanların kutsal ibadet mekanıdır. Genellikle minaresiz küçük camilere veya bazı kurum ve kuruluşlarda ibadet için ayırılmış ufak mekanlara mescit denir. Camiler her ülkede değişik göz alıcı mimari tarzlar ve süslemelerle inşa edilirler. Camilerin esas cami ve avlu gibi iki bölümü vardır. Esas cami; mihrap, mimber, vaiz kürsüsü ve dikdörtgen oylumun üzerini örten kubbe ve yan kubbelerden meydana gelir. Minareler esas camiin dış duvarlarına ya da iç avlu duvarlarına bağlanmıştır. Son cemaat yeri esas caminin giriş kapısı olan yüzünde (batı yüzünde) bulunur.

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (tıb). ağızda meydana gelen yara, pamukçuk; yozlaştıran herhangi bir şey; atların tabanlarında hâsıl olan yara; bitkilerin gövdelerinde görülen bir hastalık; (f). pamukçuk hâsıl etmek; çürütmek, tedricen mahvetmek; pamukçuğa tutulmak; çürümek,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). halı, kilim, keçe; halı gibi bir örtü meydana getiren herhangi bir şey. carpet beetle güve gibi yün yiyen bir böcek. carpet sweeper halı süpürgesi. carpet tack halı çivisi. call on the carpet azarlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). el bileği, el bileğini meydana getiren kemikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). kıkırdak, kıkırdak kısım. cartilage bone kıkırdaktan meydana gelen kemik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kıkırdaklı; kıkırdağa benzer; iskeleti daha ziyade kıkırdaktan meydana gelmiş olan (köpekbalığı v.b.).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dünyanın tamamen yok olması; afet, tufan, dâhiye; (jeol). yeryüzünde değişiklikler meydana getiren fiziksel olay. cataclys'mic, cataclys'mal (s). müthiş; kıyamet günü gibi, felaket cinsinden.

Türkçe Sözlük

(i.). Birbirine çatmış, çatışmış, girift. İki dağın birbirine çatıp dere meydana getirdikleri yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). afet, felâket; felâketle sonuçlanan olay; tiyatro dönüm noktası; sonuç; (jeol). yeryüzü kabuğunda meydana gelen şiddetli bir değişim.catastroph'ic (s). felâket gibi, felâket meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sebep olma, hasıl etme, meydana getirme; sebep, neden; neden ve sonuç ilişkisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sebep olmak, sebebiyet vermek; doğurmak, tevlit etmek; netice meydana getirmek. causable (s). bir sebebin neticesi olabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). boşlama;(mak). kavitasyon, akan bir sıvıda alçak basınçlı buhar boşluklarının meydana gelip çökmesi.

Türkçe Sözlük

(I.J. Yağlı güreşte pehlivanları seyircilere tanıtan ve dualarını okuyarak onları meydana çıkaran kimse.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Meyvenin içindeki tek veya birçok tohum. Ar. nüvât: Şeftali, erik, karpuz, üzüm, ayva, incir çekirdeği. 2. Tane, kırat (ağırlık): iki dirhem bir çekirdek ağırlığında. 3. (biyoloji) Bir hücrenin çekirdeğini meydana getiren cisimcik. 4. (fizik) Atom tanelerinin proton ve elektronlardan mürekkep merkez kısmı. Çekirdekten yetişine = Bir iş veya sanatta tâ küçüklüğünden ve önce çıraklık ederek alışmış olan: Çekirdekten yetişme matbaacı. İki dirhem bir çekirdek = Gayet süslü ve şık gezen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cilâ» dan smüş.) (mü. celiyye). 1. Açık, zâhir, Aşikâr, ayân, meydanda olan: Hafi (gizli) ve celî (açık) surette tahkikat yapmalı. 2. Uzaktan okunacak surette kalın (yazı): Celî hatt ile yazılmış (bu ikinci mânâ Arapça’dan olmayıp, birincisinden alınmıştır. Parlak ve aydınlık mânâsiyle dilimizde kullanılmaz).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hücre; küçük oda; ünite; (elek). pil. cell-block (i). hapishanede birçok hücreden meydana gelen bölüm. cell fluid lenf. cell wall hücre çeperi. dry cell kuru pil. padded cell çok azgın deliler için duvarları pamukla kaplanmış hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).Kelt, bugünkü Breton, irlanda ve Galyalıların aslım meydana getiren Hint Avrupa asıllı kavim. Celtic, Keltic (s), (i). Keltlere ait; (i). Keltçe.

Türkçe Sözlük

(i. F.)”. 1. Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. 2. Fıçı ve tekerlek gibi şeylerin takviye edip dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek surette geçirilen demir veya tahta halka ve daire. Fıçı, tekerlek çenberi. 3. Boyun ve alna bağlanan yemeni: Çenber bağlamak. 4. (mimarlık). Bîr direk ve sütuna geçirilen demir halka veya halka şeklinde yapılan kabartma daire: Çenberli taş (Çenberlitaş). 5. Eski astronominin inancına göre felek dairesi: Feleğin çenberinden geçmek = Tecrübe görmek, Osm. tecrübedîde olmak, feleğin germ-ü-serdini görmüş olmak. 6. Kıçı yuvarlak (odun kayığı). Çenber kayık. 7. (geometri) Merkez noktasından aynı uzaklık ve düzlemdeki noktaların meydana getirdiği kapalı ‘eğri. Sırt çenberi = Herhangi bir gök cismi ile gök küresi kutuplarından geçen çenber.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.) (c. cüzûr). 1. Kök, asıl. 2. Kendi misline çarpılmakla bir sayı hasıl eden rakam. Meselâ 3 sayısı 9 sayısının cezridir. Cezr-i murabba = Bu suretle bir kere çarpılan sayılı, kare kök. Cezr-i mikâb = İki defa çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam, küp kök. Meselâ 3 rakamı 27 sayısının cezr-i mikabıdır. Cezr-i tâm = Bu suretle kendi kendine çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam. Cezr-i esem = Kesirsiz olarak, istenen sayıyı meydana getiremiyen rakam. Meselâ 13 adedinin cezr-i tâmı olmayıp bunun cezrine cezr-i esem derler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). ovarak ısıtmak; ovarak aşındırmak, yıpratmak; taciz etmek, rahatsız etmek, tedirgin etmek; ısıtmak; ovmak; ovularak aşınmak; taciz olmak, rahatsız olmak; (i). tedirginlik, rahatsızlık; ovma neticesinde meydana gelen ısı; aşınma veya zedelenme

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meydan okuma, mücadeleye davet; bir konuda açıklama yapmaya çağırma; (ask). nöbetçinin dur emri veya kimlik sorması; (huk) hâkim veya jüriyi reddetme; (ABD). oy pusulasının geçersizliğinin veya seçmenin yetersizliginin iddia edilmesi; (f). me

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). şans eseri olarak vaki olmak; tesadüfen meydana gelmek; rast gelmek; (k.dili) . göze almak; denemek. chance on, chance upon tesadüfen bulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gevezelik, boş laf, lafü güzaf; diş çatırdaması. chatter marks bir aletin titreşimi sonucu meydana gelen düzensiz çizikler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). gevezelik etmek; konuşur gibi sesler çıkarmak; çatırdamak (diş); (mak). titreşim meydana getirmek; alelacele söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenkli zil veya çan sesi;(müz). madeni borulardan meydana gelen bir çalgı; müzik, melodi; akort, ahenk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Çin. People's Republic of China çin Halk Cumhuriyeti. Republic of China Tayvan. China aster pat çiçeği, meydan güzeli. Chinaman (i)., (asağ). Çinli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kloroz, sarıcalık; (tıb). genç kızlarda demir eksikliğinden meydana gelen kansızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kore hastalığı, yüzde, kollarda ve bacaklarda tikler meydana getiren bir çocuk hastalığı.

Türkçe Sözlük

(I.). Ensiz parçaların yan yana birleştirilmesiyle meydana gelen ince kilim. Ekseriyetle kadınların biriblrine hitaben kullandıkları iltifat tâbiri. Cicim ayı = Balayı, yeni evlilerin aralarında henüz hiçbir anlaşmazlık olmadığı ilk evlilik günleri.

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcaktan buharlaşarak havaya kalkan nemin gece serinliğinde gayet ince bir surette yere yağmasından meydana gelen rutubet ki, çayır ve yaprakların üzerinde ufak inci damlaları gibi görünür. Ar. nedâ, Fars. Jâle, şebnem: Çiğ yağmış. Çiğden üstümüz ıslandı, (bk.) Çiy.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Pişmemiş olan şeyin hali: Bu etin çiğliği meydandadır. 2. Olmamış ve kemale ermemiş meyvenin hali, hamlık. 3. mec. Tecrübesizlik, densizlik, acemilik.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dışarı atmak, ihraç etmek: Onu evden çıkardılar. Atı ahırdan, elbiseyi dolaptan, parayı kasadan İ1” karmak. 2. Çekmek, sökmek, yolmak: Diş, ağaç, kıl çıkarmak. 3. Göstermek, arzetmek, meydana veya birinin önüHe koymak: Kızı görücülere çıkarmak. çocukları nı çıkardı. 4. Yükseltmek, yukarı iletmek, kaldırmak: Kendisi üst kata çıkardılar. Şunu yukarı çıkar. 5. Hulâsasını, özünü veya suyunu almak, istihsal etmek: Menekşenin suyunu, sütün yağını çıkarmak. 6. İcat etmek: Ziraat için birçok makineler çıkarmışlar. 7. Neşretmek, yaymak, intişar ettirmek: Filân pek faydalı bir kitap çıkardı. 8. Peyda etmek, ittihaz eylemek: O, bir Adet çıkardı. 9. Netice almak. Osm. istintâc, istinbât etmek: Bundan ne çıkarıyorsunuz? 10. Hasıl etmek, yetiştirmek, vermek: Anadolu çok zahire çıkarabilir. Arabistan, dünyanın en güzel atlarını çıkarır. Uşak, güzel halılar çıkarır. 11. Vücuda getirmek, yetiştirmek: Bu mektep çok meşhur Alimler çıkarmıştır. 12. Okumak, sökmek, halletmek: Bu yazıyı çıkaramadım. 13. Soymak, kaldırmak: Şapkasını, esvabını, çizmesini çıkardı. 14. Uğramak, tutulmak: Çiçek, kızamık çıkarmak. Acı çıkarmak = 1. intikam almak. 2. Zararını çı karmak: Bu işte zarar ettim, ama yakın da acısını çıkarırım. Ekmeğini çıkarmak = Yiyeceğini kazanmak, geçinecek iş bulmak. Ekmeğini taştan çıkarmak = Çok çalışarak hayatını kazanmak. Elden çıkarmak = 1. Satmak. 2. Kaybetmek. Oyun çıkarmak = Oyun bulmak, icat etmek. İş çıkarmak = Mesele ve güçlük meydana getirmek. Baştan çıkarmak — Azdırmak. Piliç çıkarmak = (tavuk) Yumurtadan civciv istihsal etmek. Diş çıkarmak = 1. Çocuk diş peydâ etmek. 2. Çürük veya ağrıyan dişi çekmek. Dil çıkarmak = Alay etmek. Zevkini çıkarmak = Safasını sürmek, lezzetini tatmak. Ses çıkarmamak = Razı olmak. Su çıkarmak — Kuyu veya dereden su doldurmak. Taş çıkarmak = Galip gelmek, üste çıkmak. Kokusunu çıkarmak = Beceremeyip zora sarmak. Göz çıkarmak = Kör etmek ve mec. Bozmak, berbat etmek. Mânâ çıkarmak = MAnâ vermek, bir söz veya işten maksadın ne olduğunu anamak. Yanlış çıkarmak = Yanlış bulup düzeltmek. Böcek çıkarmak = İpek böceği beslemek.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içerden dışarıya varmak, çıkmak: Evden çıktı. At ahırdan çıkacaktır. 2. Yükselmek, yukarı kalkmak, Osm. suûd etmek: Evin üst katına çıktı. Merdivenden çıkıyordu. 3. Meydana gelmek, zuhur etmek, görünmek: Bize çıkmadı. 4. Doğmak, Osm. tulü etmek: Güneş, ay çıktı. S. Verilmek, ödenmek: Maaş, ihsan, ikramiye çıktı. 6. Son bulmak, geçmek, Osm. mürûr etmek: Mart çıkıp, nisan girdi. Çıkan ay. 7. Şâyî olmak, duyulmak, intişâr etmek: Bir lâkırdı, bir havadis çıktı. 8. Neşrolunmak, intişar etmek: Bir kitap, bir gazete çıktı. Falan gazete sabahları çıkar. 9. İcad ve ihtirâ olunmak: Yeni bir usul çıktı. Pek işe yarar bir makine çıktı. 10. Birinin veya bir heyetin huzuruna varmak: Makama çıktım. Mahkemeye çıktı. 11. Kaldırılmak, Osm. raf’ ve nez’ olunmak, selb olunmak: Fes baştan, çizme ayaktan çıkar. Bu esvap kolay çıkmaz. Bu yüzük parmağımdan çıkar. 12. Elde edilmek, özü alınmak: Çiçekten su, sütten yağ çıkar. 13. Netice alınmak, Osm. istintâc, istinbât olunmak: Bundan ne çıkar? Böyle sözlerden bir şey çıkmaz. 14. Artmak, yükselmek, pahalılaşmak: Zahirenin fiyatı çıktı. 15. Pahalanmak, pahası artmak: Savaş sebebiyle İngiliz malları çıktı. Pamuk çok çıktı. 16. Mal olmak; şu kadar para ile vücuda gelmek: Bu ev kaça çıktı? Şu kumaştan bir kat esvap kaça çıkar? 17. Gerçekleşmek, tahakkuk etmek, doğru olduğu anlaşılmak, açığa çıkmak: Benim sözüm çıktı. O adamın dediği çıkacaktır. 18. Ortaya çıkmak, zuhûr etmek, görünmek, ne olduğu anlaşılmak: Aldıkları gelin nasıl çıktı? Gelen atlar iyi çıkmadı. O iş umduğumuz gibi çıkmadı. 19. Başa çıkmak: Sendikaların tuttukları yol çıkmaz. O, çıkar iş değildir. 20. Kifayet etmek, yetişmek, kâfi olmak: Bir elbise iki metre kumaştan çıkar mı? Bu kumaştan bir pantolon çıkmaz. 21. Sonuna gelmek, sona ermek, varmak, nihayet bulmak: Bu yol nereye çıkar? 22. Kör olmak, patlamak, akmak, sakatlanmak: Gözü çıktı. Gözlerim çıksın (yemin). 23. (uzuv) Yerinden oynamak, (kemik) mafsaldan ayrılmak: Kolu çıkmış. 24. Sâdır olmak: Emir çıktı. 25. Bitmek: Ekinler yeni çıkıyor. 26. (renk, boya) ZAil olmak, solmak: Bu boya çıkar mı? Bu kumaşın rengi çıkar. Ad çıkmak = Fenalıkta şöhret bulmak, kötü tanınmak. Aradan çıkmak = Mündefî ve zâil olmak. Aslı çıkmak = Doğruluğu belli olmak: O havadisin aslı çıkmadı. Elden çıkmak = Kaybolmak. Usta çıkmak = Maharetini göstermek. Baştan çıkmak = Azmak. Başa çıkmak = Muvaffak ve müyesser olmak. Başa baş çıkmak = Yeke yek gelmek, tamam tamamına yetişmek. Paradan çıkmak = Para sarfına mecbur olmak. Can çıkmak = Olmak ve mec. Çok zahmet ve meşakkat çekmek. Hatırdan çıkmak = Unutulmak. Karşı çıknuk = Karşılamak. Gözden çıkmak = Gözden düşmek, soğumak. Yoldan çıkmak = Katar veya tramvay yolundan dışarı fırlamak. Yola çıkmak = Yolcu olmak, yola koyulmak. Kokusu çıkmak — Duyulmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). daire çember, halka; bu şekildeki herhangi bir cisim; ring, meydan; etki sahası; devir: hale; muhit, grup; (coğr). paralel dairesi; (astr). gök cisimlerinin yörüngesi; gök cisimlerinin kendi etraflarında dönmeleri. great circle (coğr). büyük dair

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sirk; sirk gösterileri: sirk pisti; arena; (ing). meydan; gösteri, numara.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bir şehri veya şehirleri kapsayan; şehir haline konmuş; şehir gibi meydana getirilmiş. citified (s). şehir hayatına uymuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kil, balçık, çamur toprak; insan vücudunu meydana getiren hamur, insan vücudu. clayey, clayish (s). killi, kil gibi. clay pigeon kilden yapılmış ve havaya fırlatılan nişangâh. potter's clay çömlek çamuru.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). temizleme işi; açığa çıkarma; aydınlatma; açıklık, meydan; takas, kliring. clearinghouse (i). kliring odası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). grup, komite, hizip; klik, (f). komite teşkil etmek, grup meydana getirmek. ayrı tutmak. eli'quish (s). grubu dışındakilere yüz vermeyen, ayrıcalık gözeten. eliquishly (z). belirli bir grubun dışındakilere yüz vermeyerek. eliquishness (i).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). bölünen bir bitkiden meydana gelen bitkiler. (zool). özel bir muamele ile nüvesi faal duruma getirilmiş hücrelerden meydana gelen ve birbirine benzeyen canlılar grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sopa ile vurmak, dövmek; bir araya toplamak; parasını ortak bir masrafa veya işe yatırmak. club together bir araya gelmek, toplanmak; bir dernek meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile rastlaşmak, aynı zamanda meydana gelmek, tesadüf etmek; uymak, bir olmak. coin'cident (s). birbirine rast gelen, mütesadif; mutabık, birbirine uyan. coin'cidence (i). tesadüf, rastlantı. coinciden'tal (s). rastlantı eseri olan, tesadüfi. co

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.) Birkaç düzlemin kesişmesiyle meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (y. k.). Birden fazla hücreden meydana gelen.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Kâinatın birçok varlıktan meydana geldiğini, bunlarda birlik aramanın, zihnî bir temayülden ibaret olduğunu ileri süren doktrin.

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Artı veya eksi işaretleriyle birbirine bağlı birçok terimlerden meydana gelen cebir ifadesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). (f). sömürge kurmak; grup halinde toplanıp yerleşmek; koloni meydana getirmek; sömürgede yerleşmek. coloniza'tion (i). sömürge kurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renk veren, renk meydana ,getiren; renk ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ comae) (astr). koma, kuyrukluyıldızın başı etraflndaki ışık; (bot). püskül; (fiz). merceğin meydana getirdiği şeklin etrafındaki ağıl.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dövüş, mücadele, çarpışma, savaş; (f). dövüşmek, savaşmak, çarpışmak, mücadele etmek. combat fatigue harp tesiriyle meydana gelen psikonorotik bozukluk. close combat göğüs göğüse çarpıma single combat düello.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). genel park veya otlak, halkın ortak malı olan yer, meydan; (huk). bir kimsenin başkasının toprak veya suyu üzerinde hak iddia etmesi. in common müştereken, beraber, birlikte, ortaklaşa. in common with ile ortak olarak. out of the common fevkalade, a

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). derleme; derleme eser, çeşitli kaynaklardan toplanan bilgi veya yazılarla meydana getirilen eser; liste.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). karmaşık; çapraşık, muğlak; bileşik, mürekkep, birkaç elemandan meydana gelmiş; karışık, birbirine eşit olmayan elemanlardan meydana gelmiş. complex number karmaşık sayı. complexity (i). müşkuüât, güçlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karmaşık hale getirme; bir işe giriştikten sonra meydana çıkan engel, zorluk; karışıklık: (tıb) ihtilât.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). bir tümü meydana getiren kısımlardan biri, cüz, unsur, parça, eleman; (s). bileşimde bulunan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana getirmek, oluşturmak; düzenlemek, tertip etmek; bir butünün parçalarını teşkil etmek; bestelemek; (eser) yazmak, yaratmak; (matb). dizmek, tertip etmek. composed of -den ibaret. composing machine (matb). dizgi makinası. composed (s). sakin, k

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karışık birikinti, birbirinden ayrı unsurlardan meydana gelen yığın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyü yoluyla (ruh veya cin) çağırmak. conjure up büyü kuvvetiyle meydana koymak ; zihinde bir fikir veya hayal uyandırmak; bir yolunu bulmak. conjuror, -er i sihirbaz, büyücü, hokkabaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). akla getirmek, anlamına gelmek, demeye gelmek, göstermek, ifade etmek. connotation (i). bir şeyin sözlük anlamının yanı sıra akla getirdiği kavram, çağrışım. connotative (s). çağrışım meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). önemli ehemmiyetli, kibirli, azametli; neticesinde meydana gelen , -den çıkan. consequentially (z). netice itibariyle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., of ile ibaret olmak, -den meydana gelmek, mürekkep olmak; in ile içine almak, havi olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). bileşiği meydana getiren; seçme hakkı olan: anayasayı değiştirme yetkisi olan;(i). seçmen; öğe, unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teşkil etmek; meydana getirmek , kurmak, tesis etmek, terkip etmek; tayin etmek, atamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dış hatlar, çevre, şekil; (haritada) tesviye hattı, yatay sınır, düzey çizgisi; (f). şeklini meydana getirmek; düzenini takip etmek. contour line eşyükselti çizgisi. contour map düzey haritası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). kontrpuana ait , iki veya daha çok sayıda melodinin bir arada çalınmasından meydana gelen; )bak). counterpoint.

İngilizce - Türkçe Sözlük

onaltıncı yüzyılda Protestan reformu başladıktan sonra Katolik kilisesinde meydana gelen reform hareketi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karşı koymak, önlemek, tesirsiz hale getirmek. counteraction (i). karşı hareket. counteractive (s). karşı harekette bulunan , aksi tesir meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı casusluk , casusluk faaliyetlerini meydana çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). avlu, iç bahçe, saha, meydan; hükümdar sarayı, saray, kralın maiyeti; (huk). mahkeme; dalkavukluk; kur. court fool saray soytarısı. Court of Appeals (huk). istinaf mahkemesi; yargıtay. Court of Common Pleas (huk). medeni hukuk mahkemesi. cour

Türkçe Sözlük

(f.) (uyd. k.). Bir şeyi meydana getiren unsurları birbirinden ayrılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adale kasılması, kramp; şiddetli karın ağrısı; engel mânia; (mak). mengene, kenet, krampon; (çoğ). sancılı aybaşı. crampfish (i). torpilbalığı. writer's cramp çok yazmaktan parmaklarda meydana gelen kramp.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yaratmak, vücuda getirmek; meydana getirmek, ihdas etmek, husule getirmek; atamak, tayin etınek; yapmak, tertip etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yaradılış, hilkat, yaratma; acun, kozmos, âlem, evren, kâinat. creative (s). yaratıcı. creatively (z). yaratıcı bir şekilde. creativ'ity (i). yaratıcılık. creator (i) . yaratıcı kimse, mucit; meydana getiren kimse, yapan kimse. the Creator Allah

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kırkmak, kırpmak, kesmek, kesip kısaltmak. crop up birden meydana çıkmak, açığa vurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). iki değerlikli bakır ile meydana gelmiş (bileşik).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yaş yerde durmaktan lifleri tutmaz ve kokmuş şeyin hali: Meyvenin, tahtanın, kumaşın çürüklüğü. 2. Bir dâvâ veya bahsin zayıf olması. Ar. mecrûhlyyet, merdûdiyyet: Bu sözün, bu dâvânın çürüklüğü meydandadır. 3. Bir isteğin gerçekleşmesi, tahsil ve geri alınmasının zor olması, bataklık: Veresiyenin çürüklüğü müsbettir. 4. Süprüntü ve leş gibi şeylerin çürümek üzere atıldıkları çukur, mezbele: Çürüklüğe atmak. 5. Cenazelerin birbiri üzerine atıldıkları fukara mezarı, umumî ve müşterek kabir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eğmek, eğilmek, bükmek, bükülmek, kavisleştirmek, kavis meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eğrilerden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir açık ve iki kapalı heceden meydana gelen eski bir Yunan ve Latin vezni: (--). dactyl'ic (s). bu vezinle yazılmış olan.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Yer kabuğu şekillerinin meydana geldiği devreye verilen ad.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Etek. (bk.) DAmen. DâMAR (i.) (damlar gibi vurması yüzünden bu şekilde edlandırılmış olabilir). 1. insan vücudunda kanın dolaştığı yollar ki çeşitli kalınlıkta borulardan ibarettir. Nabızlı damar, şahdamar = Kan veren büyük damar. 2. Damar veya köke benzeyip bir cismin içinde dallanan yollar. ihtilât yapan, tehlikeli yollar: Yağmur suları yerin damarlarına girer. 3. Mermer ve ona benzer dalgalı şeylerdeki çizikler: Pembe damarlı ve beyaz zeminli ebru. 4. Toprağın içindeki maden filizleri ve su tabakası: Kuvarts kayası üzerinde altın damarları bulunur, bu suyun damarı zengin. 5. mec. Yaradılış, tabiat, huy, yaratık. Damarına dokunmak = Hiddet etmek, kızmak. Alnının damarı çatlamış = Utanmaz. Kan alacak damar = Faydalanılacak yol. Damara girmek = Birinin hatırını hoş edip kendi isteğini yaptırmak. Damarı tutmak = Olmayacak sebeplerden dolayı öfkelenmek veya inadı tutmak. 6. Soy kökü, yaradılış: Damarına çekmiş, damarı bozuk. 7. Huy, mizaç: Hasislik damarı. Şairlik damarı. Damar atmak = (kan damarı) Kalbin kasılmasıyle vurmak. Damar tabaka = Göz küresinin içinde ince kan damarlarından meydana gelen tabaka. Damarına basmak = Birini öfkelendirecek bir harekette bulunmak. Damarına çekmek = Soyunun huyuna çekmek. Damarı kurutun = Birinin huysuzluğuna öfkelenildiği vaDamasko kit beddua olarak söylenir. Damarını bulmak = Birinin okşanacak duygusunu bulup yumuşamasını sağlamak.

Sağlık Bilgisi

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip, zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme, yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. Damar sertliği teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten kaçınmalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates.

Hazırlanışı : 1 adet çiğ patates soyulup iyice yıkanır ve rendelenir. Çıkan su sabahları aç karnına içilir. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Savaş meydanı. 2. Her an harp sâhası olabilecek yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak; meydan okumak; (i). meydan okuma. daredevil (i). gözüpek kimse, haddinden fazla cesur kimse, yılmayan adam. Does he dare do it ? O işi yapmaya cesareti var mı ? I dare you. (ç). dili Haydi yap bakalım.

Türkçe Sözlük

(i. sosyoloji). Bir bütünü meydana getiren kısımların, duygu ve düşünce birliğine dayanarak, birbirlerine karşılıklı bağlanmaları. Ar. tesanüd.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (ask). dar ve kapalı bir yerden meydana çıkmak, çıkmak; açık bir yere çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meydan okuma; karşı koyma, muhalefet mukavemet. in defiance of hiç bırakmayarak, zorluklara rağmen gözüne alarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı gelen kimse; meydan okuyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydan okumak, karşı gelmek, karşı koymak.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Canlı varlıklardaki soyaçekimin atlama şeklinde değişebileceğini ve bu değişmelerin, türlerin meydana gelmesinde ana yol olduğunu ileri süren nazariye, mütasyonizm.

Türkçe Sözlük

(i. Y. coğrafya). Alüvyonların yığılmasıyle bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yerde meydana gelen ve kabaca üçgene benzeyen kısım.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Bağlanarak, oluşturulan deste. 2.Biçilip bağlanmış ekin. 3.Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne.

Türkçe Sözlük

(i.). Üzerinde tren katarının yürüdüğü paralel iki raydan meydana gelen yol (demirden yol mânâsıyle sıfat olduğundan «demiryol» demek lâzımdır, izafetle «demiryolu» demek yanlıştır. Bununla beraber, şimdi bu şekil kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Hayvan, şaşkın, ahmak, sersem. 2. İki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses. 3. Pergel noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). bir yere çarpmaktan meydana gelen ufak çukur veya çentik, çöküntü, girinti, ufak oyuk; (f). çentmek, çöküntü yapmak, göçmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dişi meydana getiren kemikten daha sert madde, diş kemiği, dentin.

Sağlık Bilgisi

Deride meydana gelen çatlakları tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Alkol, asilbend.

Hazırlanışı : 100 gram alkole 10 gram asilbend konup, merhem yapılır. Çatlaklara sürülür.

Genel Bilgi

Deri bedeni bütünüyle sarar. Ağız, burun, anüs gibi doğal deliklerde mukoza adı verilen, yapısı deriye benzeyen ama daha ince bir tabaka ile birleşir. Dudaklarımızın renginin yüzümüzden farklı, biraz daha kırmızımsı olmasının da nedeni budur. Dudaklarımız yüzümüzdeki derimizin bir parçası değil sindirim ve solunum sistemimizin bir parçası olan ağzımızın dışa dönük devamıdır.

Vücudun hayati organlarını sayın deseler, derimiz pek akla gelmez. Halbuki derimiz vücudumuzun en hayati organlarının başında gelir. Derinin önemi o kadar büyüktür ki, yanma sonucunda üçte birinin yok olması hatta üçte birinin yağlıboya ile sıvanarak üzerindeki deliklerin kapatılması hayati sorun doğurabilir. Ayrıca derimiz vücudumuzun en büyük organıdır. Yetişkin bir insanın derisi 4-5 kilogram ağırlığındadır ve yaklaşık 7 metrekare alan kaplar.

Derimiz diğer tüm organlarımızdan daha hızlı büyür ve insan hayatı boyunca sürekli kendini yeniler. Devamlı kendini yenileyen bu organın, insan yaşlandıkça kırışmasının nedeni kendisi değil, altındaki kasların etkinliklerini yitirmeleridir.

Derimiz o kadar mükemmel bir organdır ki, kesildiği ya da yaralandığı zaman çevresindeki sağlam dokunun hücreleri hızla çoğalarak bu yarayı ya da kesiği kapatır. Kesilen yerin iki kenarı dikişle birbirlerine yaklaştırılırsa, onarılması gereken açıklık daralacağından iyileşme daha da çabuk olur. Bazen bu açıklık ne kadar kapatılırsa kapatılsın aradaki doku yeterince kendini onaramadığı için derimizde kalan bu yara izini ömrümüz boyunca taşırız.

Derimizin kalınlığı l-4 milimetre arasında değişir. En kalın derimiz avuçiçlerinde ve topuklarımızın altındakilerdir. Elleriyle çalışan kimselerin ellerinde veya uygun ayakkabı giymeyenlerin ayaklarında nasırlar meydana gelir. Bunlar derinin fazla sertleşmiş biçiminden başka bir şey değillerdir. Göz kapakları üzerindeki deri ise vücudun en ince derişidir.

Eğer vücudumuz deri ile kaplanmış olmasaydı yaşamımız düşünülemezdi. Derimiz bizi yalnız sıcağa, soğuğa karşı değil, aynı zamanda çarpmalara, sürtünmelere, ıslaklığa, rüzgara, güneş ışınlarına, zararlı bakterilere ve dışarıdan gelecek tehlikelere karşı da korur. Derimizin bütünü üzerinde soğuk ve sıcaklığı duymamıza yardım eden dokunma cisimciklerinin sayısı 600,000’den fazladır.

Derimiz terleme yolu ile solunum yapar, toksinleri atar, vücudun ısı dengesini korur. Bir santimetrekarelik bir deri yüzeyinde binlerce ter deliği bulunur. Her gün buharlaşarak derimizden çıkan ter ortalama l litre kadardır.

Öteki organlarımızın aksine derimiz kısa zamanda aşınır. Yüzeydeki hücreler bir kaç hafta içinde ölür ve dökülürler ama aşınan derinin yerine sürekli yenisi gelir. Hiç başımızdaki kepeklerin nereden geldiklerini düşündünüz mü? Kepekler aslında derimizin küçük pulcuklar halinde ufalanıp düşmesinden başka bir şey değillerdir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). meydana çıkarmak; keşfetmek, sezmek, tutmak. detectable (s). keşfi mümkün. detection (i). keşif, meydana ,çıkarma, bulma.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Gizli bir madde veya hadiseyi meydana çıkarmaya, tesblt etmeye yarayan Alet.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir proton ile bir neutron’dan meydana gelen deuterium atomunun çekirdeği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). geliştirmek, tekâmül ettirmek, inkişaf ettirmek; genişletmek, açmak; harekete geçirmek, husule getirmek; (foto). develope etmek, banyo etmek, yıkamak; gelişmek, tekâmül etmek, inkişaf etmek; genişlemek; olgunlaşmak; hâsıl olmak, meydana çıkmak;

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gelişme, inkişaf, tekâmül, ilerleme, terakki; meydana çıkma, zuhur; (biyol). açılma, gelişme; (A.B.D). site. developmen'tal (s). gelişim ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). elmas; baklava biçimi; iskambil karo; beysbol main, beysbol sahasının iç meydanı; (matb) 4 1/2 puntolu ufak harf. diamond anniversary altmışıncı veya yetmiş beşinci yıldönümü. diamondback (i). baklava şeklinde benekli sırtı olan kaplumbağa

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doğum öncesi meydana geldiği farz olunan ruh hastalılıklarını teşhis ve tedavi sistemi.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Yüz, çehre. 2.Görme, görüşme. 3.Görüş kuvveti. 4.Açık meydanda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dihedral, (açısı) iki düzlemden meydana gelen.

Teknolojik Terim

Video sinyalleri sıkıştırıldığında, DVD’nin bazı bölümlerinde dijital parazit meydana gelebilir ve bunlar titiz video düşkünleri tarafından fark edilebilir. Sony, en yeni dijital görüntü işleme teknolojisini temel alan yeni bir Dijital Parazit Giderme sistemi kullanmaktadır. Efekt, adımlar halinde seçilebildiğinden, görüntünün sabit fon görüntülerinde daha az titreşime neden olmaktadır.

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Başka bir doğru üzerinde eşit ve komşu iki açı meydana getiren doğru çizgi. Osm. amudî.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Damlayan kireçli suların mağaraların tabanında meydana getirdikleri irili ufaklı sütunlardan her biri, stalagmit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (bot)., (zool). iki kısım dan meydana gelen.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Mekanik ilminin, cisimlerin hareketini ve hareketi meydana getiren sebepler arasındaki münasebetleri araştıran kolu. 2. (felsefe) Bir kuvvetin tesiriyle daima hareket halinde bulunan ve bulunduran, bir değişmesi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kuvvet; ufak oyuk; (f). ufak çukur meydana getirmek. by dint of kuvvetiyle, vasıtasıyla.

Türkçe Sözlük

(i.). Ağzın içinde, alt ve üst çene kemikleri üzerine karşılıklı olarak sıralanmış beyazımsı organların her biri. Hayvanların çoğunda müdafaa ve taarruz silâhı yerini de tutar. Ar. sin, Fars. dendân: Diş çıkarmak, çekmek, diş düşmek, dökülmek, ön dişler, azı dişleri, köpek dişleri, dip dişi. Süt dişi = Çocukların sonradan değişen dişleri. Akıl dişleri = 18-20 yaşlarında çıkan azı dişleri. 2. Çark ve testere gibi çentikli şeylerin her çentiği. Fars. dendâne: Tarağın birkaç dişi kırık, çarkın dişleri eğrilmiş. 3. Bazı şeylerin ince ve uzun dilimleri, bu şekilde olan tane: Sarmısak dişi; diş diş kar. 4. Kap kenarında ve kesici Aletlerin ağzında meydana gelen çentik: Sahanın kenarı diş diş olmuş. Bu çakının bir dişi var. Diş otu = Ada çayı. Diş bademi = Dişle kırılır ince kabuklu sakız hademi. Dişbudak = Bir cins orman ağacı. Diş bilemek = Hırslanmak, yemeğe hazırlanmak. Diş buğdayı = 1. Çocuk diş çıkardığı zaman kaynatılıp dağıtılan buğday. 2. Aşure yapmakta kullanılan iri buğday. Diş tabibi, hekimi = Dişlere bakan tabip, dişçi. Diş göstermek = Mukavemete hazırlanıp tehdit etmek. Diş geçirmek = Taarruz etmek, bir şey yapmak: O, diş geçiremiyor. Takma, yapma diş = Sun’i olarak yapılan diş: Diş takmak. Peynir dişi = İhtiyarların seksen, doksan yaşında çıkardıkları diş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). keşfetmek, bulmak; meydana çıkarmak. discoverable (s). keşfi mümkün. discoverer (i). kâşif, keşfeden kimse, bulan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keşif, ilk buluş, ilk görüş, meydana çıkarma; izhar, bildirme, tanıtma; keşfedilen şey, bulgu; (huk). ifşaat.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Aslında olmayıp dışarının etkisiyle sonradan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). disülfür bir eleman ile iki kükürt atomundan meydana gelen bir madde.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (anatomi) Memelilerde karın boşluğu ile göğüs boşluğu arasındaki geniş ve yassı kas. 2. (optik ve fotoğrafçılık) Bir ışık huzmesinin çerçevesini sınırlandırmak maksadıyle saydam olmayan bir levhada meydana getirilen açıklık. 3. Telefonun kulaklık ve mikrofonundaki, gramofonda, iğnenin üstündeki ince levha.

Türkçe Sözlük

(i. Y. botanik). Silisli sert kabukları olan ve fosilleri kalın yer tabakaları meydana getiren bir alk familyası.

Türkçe Sözlük

(i. L. tarih). Almanya’yı meydana getiren devletlerin özel parlamentolarına verilen isim.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Birçok madenlerden meydana gelmiş pürtüklü külte.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dünyaya gelmek, ana rahminden çıkmak. Osm. tevellüd etmek: Siz hangi tarihte doğdunuz? 2. Doğudan belirmek, gökyüzünde gözükmek. Osm. tulü etmek: Güneş, ay, merih doğdu. 3. Zuhur etmek, meydana gelmek: Bu sanat yeni doğdu. Eksik doğmak = Çocuk müddeti gelmeden doğmak. İçe, kalbe, yüreğe doğmak = Malûm olmak. Doğduğuna pişman = Tenbel. Doğduğuna pişman etmek = Ağır ceza vermek: Bir daha yaparsen seni doğduğuna pişman ederim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kesin olarak fikrini söylemek veya yazmak; kestirip atmak, tartışmaya meydan vermemek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğma, Ar. tevellüd, velâdet. 2. Meydana çıkma, doğma. Osm. tulü: Doğuştan kör = Anadan doğma kör.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Dinî, felsefî yahut siyasî bîr nazariye, bir öğretim sistemi meydana getiren bilgi ve dogmların tamamı.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji). Canlıların vücutlarında, aynı işi görmek üzere farklılaşmış olan hücre veya liflerin meydana getirdiği anatomik bütün, nesiç. Kemik dokusu, kemikleri; kan dokusu, kanı; sinir dokusu sinirleri vs. meydana getirir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dokuz kısımdan meydana gelmiş. 2. iskambil kâğıdının dokuz beylisi: Kupanın dokuzlusu.

Sağlık Bilgisi

Şeytan tırnağı veya parmağa iğne ya da kıymık batması sonucu, tırnak dibinde meydana gelen iltihaplanmaya; halk arasında dolama, tıp dilinde paronychia denir. Başlangıçta kırmızı bir benek halindeyken daha sonra içi dolu sivilceye dönüşür. Dolama, kan zehirlenmesine neden olabilir. Bu nedenle ihmal edilmeden doktora başvurmak gerekir. Alkol pansumanı veya sıcak su kompresi çok faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı suya 2 kahve kaşığı kına konur. Lapa haline gelinceye kadar ısıtılır. Sonra dolama olan yere sarılır.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dolmuş şeyin hali. Ar. meşhûniyet, imtilâ. 2. Garaz, kin, yürekte gizli tutulan hiddet: Birine dolgunluğu olmak. 3. Mide şişkinliği. Ar. imtilâ. Kulak dolgunluğu = Çok işitmekten meydana gelen bilgi.

Türkçe Sözlük

(f.). Döl sahibi kılmak, (biyoloji) Erkek cinsiyet hücresi, dişi cinsiyet hücresiyle kaynaşarak tek bir hücre meydana getirmek. Osm. ilkah etmek.

Türkçe Sözlük

(i. Keltçe’den). Taşların üzerine kapak gibi yatırılmış büyük taşlardan meydana gelen taş çağı Abidesi.

Türkçe Sözlük

(i matematik) Dört kenardan meydana gelen geometrik şekil. Dikdörtgen = Açıları dik olan paralelkenar. Eşkenar dörtgen = Dört kenarı birbirine eşit olan dörtgen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Rönesans devrinde erkek lerin giydiği bir çeşit yelek; iki parçadan meydana gelen sahte taş; eş, aynı; (matb). yanlışlıkla tekrar dizilen satır veya kelime. doublets (i). atılınca çift gelen zarlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). perde ile örtmek, kumaşla kaplamak; kıvrımlar meydana getirmek; elbise' nin kıvrımlarını düzeltmek; (k.dili). yayılarak oturmak; (i)., (gen). (çoğ). kalın ve koyu renk perde. draper (i)., (ing). kumaşçı. drapery (i). bol ve bükümlü kuma

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ged, ging) ilâç, ecza; esrar, uyuşturucu madde, narkotik ilâç; alışkanlık meydana getiren kimyasal madde; (f). ilâçla uyuşturmak, ilâç vermek, zararlı ilâç vermek, yemek veya içki içine uyuşturucu veya zehirli ilâç katmak. drug addict uyuş

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (jeol) buzul birikintilerinden meydana gelmiş dar uzun yığın.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ikilik; (fels.) düalizm, evrenin zihin ve madde olarak iki prensipten meydana geldiği görüşü. dualist (i). ikilik prensibi taraftarı. dualis'tic (s). ikilik prensibine ait .

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. dücüc). 1. Tavuk. 2. (astronomi). Kuğu burcu, gökyüzünün kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında, çok parlak birkaç yıldızdan meydana gelen bir burç. Latince: Cygnus, Fr. Cygne.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya). Yerin altında akan suların oyup meydana getirdiği derin kuyu.

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2.Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İşitilmek, Osm. mesmû olmak, istimâ edilmek: Oradan öğretmenin sesi duyulur mu? 2. Yayılmak, Osm. münteşir olmak, intişâr etmek: Öyle bir haber duyuldu. 3. Meydana çıkmak, bilinme, yayılma, açıklanma: Sizin sakladığınız sır duyuldu. 4. His olunmak: Pirenin, derinin üzerinde yürüdüğü duyulur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iki, çift; (kim.) iki atomdan meydana gelen molekül.

Türkçe Sözlük

(k kalın) (hi. Valak, Valachie). Romanya’yı meydana getiren asıl ülke ki, merkezi Bükreş’tir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çırpılmış yumurtayla şeker ve sütten yapılan bir içecek; bunlara viski katılarak meydana gelen içki.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğilmek işi. (matematik) Bir doğrunun bir başka doğruya (veya düzleme) göre eğik olması. 2. (fizik) Yerin manyetik alanında bulunan serbest mıknatıslı bir iğnenin doğrultusu ile yatay düzlem arasında meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük

(I. matematik). Eğri çizgilerle meydana gelen.

Sağlık Bilgisi

Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez. Tedavi maksadı ile aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, sirke.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı sirkeye batırılan kuru erikler egzamalı yerlere sürülür.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Eksiği tamamlamak için parça ilâvesi: Bu tahtada, bu kumaşta ek vardır. 2. İlâve olunan parça, yama: Kalan tahta parçaları döşeme tahtalarına ek olur. 3. Yaradan kalan izin kenarı ki, ek yerini andırır: Yanağında bir ek var. Ek vurmak = Eklemek, parça ilâve etmek. Ekini belli etmek = Ustalıksız ve belli olacak surette eklemek, mec. Beceremeyip foyayı meydana çıkarmak. Eki belirsiz = Yeri belli olmayacak surette eklenmiş. Ekini belli etmemek = Ustalıkla eklemek, mec. Gizli bir şey yapıp kimseye sezdirmemek. Ek yeri = 1. Eklenen parçanın yapıştırıldığı veya dikildiği yer: Ek yeri görünüyor. 2. Oynak yeri, mafsal, boğum.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). İnsan ve hayvanlarda kemiklerin uç uca yahut kenar kenara birleştiği yer, mafsal; oynar eklem veya oynak: Birleştiği kemiklerin oynamasına meydan veren eklem.

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Vücutları birbirine ekli halkalardan meydana gelen hayvanları içine alan bir hayvan sınıfı. Böcekler, örümcekler, kabuklular ve çokayaklılar bu sınıfa girer.

Sağlık Bilgisi

Kalbin normal atışlarına, fazladan atış eklenmesine Ekstrasistol bir başka deyişle fazladan atış denir. Kalbin bir atışı, vaktinden önce olur. Sonra, bir süre atış olmaz. Bu atışlar, tek tek veya arka arkaya meydana gelir. Kalp hastalıklarında görüldüğü gibi; fazla sigara, içki içmek; heyecanlanmak ve hazmı güç yemeklerden sonra da görülebilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marrup, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı ufalanmış marrup yaprağı konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Şikayet ortaya çıktığı zaman içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ince işle ve emekle meydana getirmek, incelikle işlemek, ihtimam etmek, ayrıntılı bir şekilde hazırlamak, genişletmek. elabora'tion i. ihtimam, inceden inceye işleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrik akımı geçirildiğinde kas veya sinirde meydana gelen değişiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atomdan atoma elektron verme ile meydana gelen bağlantı; verilen elektron sayısı.

Türkçe Sözlük

ELEKTROMAGNETİZMA (i. Y. fizik). Elektrik akımının kendi civarında manyetik bir alan meydana getirmesi vasfı.

Türkçe Sözlük

(i. Y. L.) 1. Elektrik motoru. 2. İki nokta arasındaki potansiyel farkını azaltarak iletken devrenin üzerinde elektrik akımının meydana gelmesine yol açan kuvvet.

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bir elipsin kendi ekseni etrafında döndürülmesiyle meydana gelen mücessem şekil, mücessem kat’ı nâkıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. L'' harfi; L harfi seklinde her hangi bir şey; bir binada L'' şeklini meydana getiren ilave.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meydan savaşına hazırlamak; mazgal yapmak. embattled s. meydan savaşına hazır durumda; savaş halinde; güç durumda, sıkışmış.

Yabancı Kelime

Fr. embolie

tıp damar tıkanıklığı

Atardamar kanının pıhtılaşması veya yağ parçacıklarının oluşması sonucunda meydana gelen tıkanma.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Çalışarak meydana gelen veya oluşu çalışmaya bağlı olan: Çok emekli iştir. 2. Mütekaid, emekliye ayrılmış, tekaüt olmuş, emekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkmak, zuhur etmek, meydana çıkmak, hâsıl olmak, doğmak. emergence i. çıkma, zuhur. emergent s. çıkan, zuhur eden. emergent evolution fels., biyol. evrim veya gelişme sürecinin bazı safhalarında önceden bilinmeyen yeni birtakım özelliklerin ortaya

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Emir). - “Emir” kelimesine “han” eki getirilerek iki isimden meydana gelmiştir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Nefiste meydana gelen, düşünülmüş şeye nisbetle, düşünene, zihne Ait bulunan. Fr. subjectif. Zıddı: Afâkî, Fr. objektif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. meşgul, tutulmuş; nişanlı; dövüşmekte; birbirine geçmiş. engaged column mim. yarısı duvarda yarısı meydanda olan direk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hâsıl etmek, vucuda getirmek, meydana çıkarmak; doğurmak, tevlit etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. birbirini takip etmek, ardından gelmek; sonuç olmak, çıkmak, meydana gelmek. the ensuing year ertesi sene. Silence ensued Onu sessizlik izledi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (jeol.) yerkabuğunun yüzeyinde veya çok derin olmayan bir kısmında meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ayrı ayrı olaylardan meydana gelmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) mektup kabilinden, mektup tarzında; mektuplardan meydana gelmiş (roman); mektubun içinde geçen; mektuplaşma ile yürütülen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) birçok şeyden meydana gelen tek şey, Amerika Birleşik Devletlerinin resmi sloganı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), epoxy resin boya, tutkal,tamir işlerinde kullanılan dayanıklı bir plastik; iki ayrı maddenin bileşiminden meydana gelen ve karıştırıldığı zaman sertleşen dayanıklı bir tutkal.

Türkçe Sözlük

(i. Y. fizik), iş birimi. Bin din’ lik kuvvetin tatbik edildiği noktaya kendi doğrultusunda bir santimetre yol aldırmasıyle meydana gelen bir erg’dir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (bot.) çavdar mahmuzu; (ecza.) ilâç yapımında kullanılan hastalıklı çavdar tanesi. ergotism (i.), (tıb.) mahmuzlu çavdar ekmeği yeme sonucunda meydana gelen hastalık.

Ülke

Başkent: Erivan.

Nüfus: 3.522.000.

Yüzölçümü: 11.500 km2.

Komşuları: Kuzeyde Gürcistan, Doğuda Azerbaycan, Güneyde İran, Batıda Türkiye.

Din: %94 Ortodoks.

Dil: Ermenice.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Bugünkü Ermenistan 2 Nisan 1921’de bir Sovyet Cumhuriyeti olarak kurulmuştur. 30 Aralık 1922’de SSCB’nin bir parçası olan Kafkas seddini oluşturmak üzere, 12 Mart 1922’de Gürcistan ve Azerbaycan’la birleşti. Ermenistan, 5 Aralık 1936’da SSCB’nin anayasal bir cumhuriyeti oldu. 7 Aralık 198’de meydana gelen bir deprem sonucu 55.000’den fazla insan öldü, bir çok şehir yıkıntı haline dönüştü. Ermenistan 23 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etti ve 26 Aralık 1991’de SSCB dağılınca da tamamen bağımsız bir devlet oldu. Çoğunluğu Hıristiyan olan Ermenistan ile çoğunluğu Müslüman olan Azerbaycan arasındaki savaş 1992’de yayıldı ve 1993’te, 1994’te de devam etti. Azerbaycan’da Dağlık Karabağ Enklavi üzerine iki tarafın da egemenlik iddiaları vardı. 1994 Mayıs’ında Ermeni güçlerinin bu bölgede kontrol kazanmaları üzerine geçici bir ateşkes ilan edildi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) eritem, vücudun bazı yerlerinde meydana gelen kızartı . erythemat' ic (s.) kızartı yapan.

Türkçe Sözlük

(e. A.) (ezandaki «hayye aie’s-saiâ» dan). Meydan okuma tâbiri, kendine güvenen meydana çıksın! İşte meydan: Aşk ateşine tahammül eden varsa essalâ!

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (uyd. k.) 1. Yeryüzünde hava basınçları eşit olan noktalar. 2. Bu noktaların meydana getirdikleri eğri, isobar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Asâr). 1. İşaret, alâmet, nişan, bir şeyin varlığına delâlet eden hal: Bir insanlık eseri gösterdi. 2. Esası kalkmış bir şeyin kalan kısmı. Ar. bakıyye: Burada bina eseri yoktur. Orada bir eski şehrin eseri görülüyor. 3. Bir adamın vücuda getirdiği şey, telif, meydana getirme: Şehnâme Firdevsî’nin, matbaa Gütenberg’ in, Süleymaniye Camii Mimar Sinan’ın eseridir. 4. Telif kitap: Cevdet Paşa’nın eserleri. 5. Fiil, iş, amel, tesir. 6. Eski zamanlardan kalma insan yapıları: Eski Mısır eserleri. 7. Hadîs-i şerif, hadis ilmi, haber. 8. Tarih, olaylar. Asâr-ı atîka = Eski zamanlara ait güzel sanat eserleri. Asâr-ı kalemiyye = Telifler, yazılar, kitabeler. Külliyyât-ı Asâr = Bir müellifin bütün eserleri.

Türkçe Sözlük

(i. İsp.). Polonyalı doktor Zamenhof tarafından 1887’de meydana getirilen basit bir yapma dil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) meydan, deniz kenarında piyasa yapılan yer.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (y. k.) 1. Yeryüzünde sıcaklığı eşit olan noktalar. 2. Bu noktaların meydana getirdiği eğri, isoterm.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya) (uyd. k). Yeryüzünde yükseklikleri aynı olan yerler; bu noktaları birleştiren çizgilerin meydana getirdiği eğri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canlıların vücudunda kemik ile deri arasında bulunan, kas ve yağ tabakalarından meydana gelen madde. Ar. lahm, Fars. kûşt: Eti senin kemiği benim. 2. Koyun, sığır vesairenin eti ki, kemikle beraber satılır ve yenir. 3. Meyvenin derisiyle çekirdeği arasında olup yenen lezzetli madde: Şeftalinin eti; etli erik. 4. Ten, beden, vücut. Et beni = Küçük meme suretinde kabarcık. Et şeftalisi = Yarma olmayan ve eti çekirdeğine bitişik bulunan şeftali. Et suyu = Eti kaynatarak alınan yağlı ve kuvvetli su. Etkanat = Yarasa cinsinden hayvanların uçma Aletleri olan zar. Et kafalı = Zekâdan mahrum, kalın kafalı. Et kesimi, et kırımı = Hıristiyanların büyük perhize girecekleri günlerdeki yortu ve şenlikleri, apokarya, karnaval. Et lokması Et yemeği. Et meydanı = Vaktiyle Yeniçeri askerine et verilen meydan ve kışla önü ki, İstanbul’da Aksaray civarındaydı. Etine dolgun — Etlice, şişman olmaksızın semiz, tıknaz. Av eti = Avda vurulan hayvan ve kuş eti. Balık eti = Yağsız ve sert kaslardan ibaret et. Balık etli = Vücudü nârin olduğu halde organları etle kaplı ve etleri sert ve düzgün olan, zayıf ve lâgar olmamakla beraber şişman ve sarkık etli de olmayan. Diş eti = Dişlerin diplerinde bulunan ve dişler döküldükten sonra bir set teşkil eden etler. Kaba et = Baldır etleri gibi kalın ve yağsız butlar. Geyik eti = Kızların bülûğa erdikleri sıradaki hafif ve mütenasip dolgpnluğu: Geyik etine girmek = (kız) Bu dolgunluğu kazanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) devirli, senelik, senede bir olan veya meydana gelen, mevsime göre, etesian wind meltem, imbat .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.),(astr.) güneş çekiminden ötürü ayın hareketinde meydana gelen düzensizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) sonuçlanmak, neticelenmek; çıkmak, meydana gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) delil, tanıklık, şahadet, ispat, tanıt; vuzuh, açıklık, aydınlık; şahit; (f.) belirtmek, tasrih etmek, açıklamak, tavzih etmek; ispat etmek. be in evidence göz önünde olmak, belirmek, meydana çıkmak. external evidence harici delil, konu dışında

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) açık, belli, sarih, aşikâr, vazıh, ortada olan, meydanda olan. evidently (z.) aşikar olarak, açıkça, sarahaten, tabii, anlaşılan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ihraç, kabul etmeyiş,tart, ret, yoksun bırakma, mahrum etme. to the exclusion of hariç tutarak, dışında bırakarak, mahrum ederek, meydan vermeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tüketmek, bitirmek; boşaltmak; boşluk meydana getirmek; kuvvetini tüketmek; (bütün imkânları) denemek; bitap düşürmek, yormak; teferruatıyla incelemek,inceden inceye tetkik etmek; (kim.) eriyebilen maddeleri içinden çıkarmak. exhausted (s.) tükenmiş;

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (tıb.) egzoftalmiye ait, göz küresinin fırlamasına ait exophthalmic goiter guatrdan meydana gelmiş egzoftalmi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geniş saha veya meydan;açılma, yayılma; genişlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). suçu ortaya koyma, gizli bir şeyi açığa vurma; gizli kusurları meydana çıkaran makale veya kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). maruz bırakmak, karşı karşıya getirmek; göstermek, arz etmek; terk etmek, bırakmak (çocuk); teşhir etmek; keşfetmek, açmak, meydana koymak, açığa vurmak, alenen göstermek; (coltoq). kirli çamaşırları ortaya dökmek; (foto). almak, çıkarmak(filim üzeri

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). açıkça, meydanda; açık,maruz, korunmasız, muhafazasız; (foto). çekilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pazar, panayır, fuar, sergi. fairgroundi panayır meydanı, sergi yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). peri; (argo.) homoseksüel erkek,(slang). ibne; (s). peri gibi, perilere ait .fairyland (i). periler ülkesi, büyülü yer. fairylike (s). peri gibi, peri elinden çıkmış gibi .fairy ring bazen çayırlarda bulunan ve perilerin dansından meydana geldi

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Başkasının vasıtasıyle yapılan veya başkasının yapmasına meydan verildiğini ifade eden fiil: Arttırmak, kırdırmak gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nükleer bir patlama sonucu meydana gelen radyoaktif zerrelerin atmosferde aşağı doğru inmesi.

Türkçe Sözlük

(i. i.). Ağızdan dolan eski usul topların ağızlık otu ve yemleme koymaya mahsus deliği, çanaklık; falya iğnesi, burgusu. Falyaya basmak = Topu doldururken ateş almaması için falyasına parmağını basmak. Falya yüksüğü = Parmağın hararete dayanamamasıyle bu iş için kullanılan yüksük. Falya çivilemek — Düşmana terki zaruri topları battal etmek için falyalarla çizi tıkmak, mec. Gözükme, meydana çıkma.

Türkçe Sözlük

(i. A. feres’ten if.) (c. fürsân). 1. Atlı, süvari: Fürsân-ı Arab. 2. Binici, binmek işini iyi bilen, binicilikte mâhir. 3. mec. Mahir, muktedir, bir fen ve hünerde sanki at oynatmaya ehil: Fâris-i meydan-ı fesâhat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çiftlik avlusu, çiftlik binaları arasındaki meydan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Meydana çıkmış, yayılmış, ortaya dökülmüş, ifşâ olunmuş. Ar. mekşuf, münteşir: İnsan kendisine emniyet olunan sırrı fâş etmemelidir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -ciae) (anat). kas ve iç organları saran veya bağlayan ve deri altında bir tabaka meydana getiren liflerden oluşmuş bağdoku; (zool). geniş ve belirli renkli hat; şerit, kemer, sargı; (mim). mustevi bant, yatay bant.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeritli, kemer veya sargı ile bağlı; (bot). bir çok dalların birleşmesinden meydana gelmiş ve yassılaşmış; renk renk çizgileri olan.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Arazide meydana gelen ve bir tarafı yüksek, bir tarafı alçak olan büyük yarık.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Müşterek bir devlet meydana getiren muhtelif küçük devletler birliği. 2. Birçok teşekkülün meydana getirdikleri birlik: Öğrenci federasyonu, sendikalar federasyonu.

Sağlık Bilgisi

Sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayı, kas gücünün kaybolmasına felç, nüzül veya inme denir. Tıp dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir. Hafif ve ağır olmak üzere iki şekli vardır. Tedavinin ilk ve önemli şartı hastanın neşesini kaybetmemesi ve en kısa zamanda iyileşeceğine inanmasıdır. Tedavi için aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Acıhıyar.

Hazırlanışı : 1 adet acı hıyar iyice dövülür. Suyu ile felçli yerler ovulur. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geniş ova, geniş meydan. 2. Kâinattaki sınırsız boşluk, uzay: Fezâ yolculuğu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iif veya tellerin meydana gelmesi; (tıb). kalp hastalığında kalbin fazla hızlı ve zayıf çarpması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyokim). kan pıhtısını meydana getiren madde, fibrinojen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çayır, kır, otlak, mera; tarla; saha, meydan, alan; savaş meydanı; oyun sahası; bir yarışmaya katılanlar; fırsat; (han). zemin; (fiz). saha, tesir sahası, etki alanı; (f). top oyunlarında meydancı olmak; topu yakalayıp atmak. field artillery

Türkçe Sözlük

(Fİ’L) (i. A.) (c. ef’Al). 1. iş, amel, kâr: Fiil-i hayr = İyi iş. Fiil-i şer = kötü İş. Ef’Al-ı hasene = Güzel işler. 2. Tasavvurda kalmayıp meydana ç.ıkan, işlenen, vücut bulan şey, sözden ibaret olmayıp mevcut ve görünür olan iş: Bu niyeti fiile getirirse, fiili sözüne uyuyor. Söz kâfi değildir, fiil lâzım. 3. (gramer) Olayı ve zamanı belli eden kelime, fiil. Fiil-i müteaddî = Yazdı. Fill-i lâzım = Geldi. Fiil-i mâlum = Gördü. Fiil-i meçhOl = Gördüğü. Fiil-i mizî = Geldi. Fiil-i müzârî = Gelir vs. Fa-ülfiil. Ar. fiillerde birinci aslî harf. Ayn-ül-flll = İkinci harfi. Lâm-ül-fiil = Üçüncü harfi. Fiile getirmek, fiile ihrâç eylemek = İcra etmek. Bll-fiil = İşte, işte olarak, sahiden, asâleten, itibârî veya kuvvede yahut vekâlet suretiyle olmayarak: Bilfiil askerlik ettim. Bilfiil bu memuriyette bulunan. Fiil-i şeni = (bk.) Şeni.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Filin ağzının iki yanından çıkan ve hayvanın silâh olarak kullandığı iki uzun ve eğri diş. Renginin güzelliği ve kolay cilâlanabilmesi dolayısıyle süs eşyası yapımında kullanılır. 2. (anatomi). Dişleri meydana getiren doku. Fildişi, dişin taç kısmında mine, kök kısmında ise seman denilen madde ile örtülüdür.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla anüs yakınında meydana gelen, içi cerahat dolu, ufak, kırmızı ve akıntılı bir şişliktir. Etrafında ağrı vardır. Tedavi edilmedikçe geçmez. Tedavisi için aşağıdaki reçeteler veya ameliyat tavsiye edilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayı, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı kaynak suya, 3 kahve kaşığı adaçayı konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Sonra bu suya batırılan bir parça pamukla, fistülün üzerine kompres yapılır. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Barsakların karın çeperini geçip deri altında ur gibi bir şişkinlik meydana getirmesi, kavlıç, (bk.) Fetk.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yüz hatlarının bütünü; bu hatların meydana getirdiği yüz ifadesi.

Türkçe Sözlük

(FİİLİYYAT) (i. A. c.) Fiilen ve gerçekten yapılan şeyler, vücuda getirilen işler, düşüncede ve sözde kalan niyet ve tasavvurlardan veya hayalî, farazî işlerden olmayıp meydanada görülen işler: Ben adamın sözlerine kulak asmam, fiiliyatına bakarım. Fiiliyatı görüldü.

Teknolojik Terim

Flaş Beyaz Dengesi, zorlu çekim koşulları altında renk tonlarının korunmasını sağlayan bir dijital fotoğrafçılık özelliğidir. Çok sayıda yansıtan yüzeyin bulunduğu durumlarda fotoğraf makinesi nesnenin etrafındaki tüm ışık kaynaklarını algılayabilir ve renk bozulması meydana gelebilir. Bunu önlemek için flaş kullanıldığında çekimdeki beyaz dengesi otomatik olarak ayarlanarak, renkler doğal halinde kaydedilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). atma, atış; sıçrayış, fırlayış; hakaret, laf sokuşturma, iğneli söz; hareketli dans; çıIgınlık, eğlence, serbest davranış. have a fling at denemek, yapmaya çalışmak. have one's fling baskıdan kurtulup serbestçe hareket etmek, meydanı boş bulup bol

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). flüor ile başka bir elemanın bileşmesinden meydana gelen kimyasal karışım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -os), (s). kitap yaprağı, varak; ikiye katlanmış kâğıt tabakası; ikiye bükülmüş yapraklardan meydana gelen kitap, en büyük boyda kitap, en büyük boyda kitabın ebadı; basılmış kitabın sayfa numarası; hesap defterinde karşı karşıya olan aynı

Türkçe Sözlük

(i. Y. gramer). Kelimeleri meydana getiren seslerin her biri. Fonem düşmesi = Bir fonemin söylenmez olması: Bağırsak kelimesi fonem düşmesiyle barsak şeklini almıştır.

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr.) Sözlü dilde, anlam ayrımı meydana getiren yakın ses birimlerini dil yapısı bakımından inceleyen dil bilgisi kolu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). ileri, dışarı, dışarıya doğru. and so forth ve saire, ve başkaları. back and forth ileri geri. bring forth doğurmak; meydana getirmek, hasıl etmek, çıkarmak. from this time forth bundan böyle, bundan sonra.

Türkçe Sözlük

(i. L. tarih). Eski Romalılar zamanında, umuma mahsus işleri konuşmak için halkın toplandığı meydan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Romada pazar yeri veya meydan; forum; mahkeme.

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğraflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabaka da retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanız, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinenin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.

Genel Bilgi

Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?

Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.

Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.

Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.

Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.

Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Elmas taşları altına konulan ince yaprak. 2. mec. Sahtelik. Foyası meydana çıktı: Sahteliği anlaşıldı. Foya vermek = Sır saklayamamak, belli ettirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). kırma, kırılma; kırık; (tıb). kemik veya kıkırdağın kırılması, kırık; yarık; çekiçle kırılınca madenin meydana çıkan yüzeyi; (f). kırmak çatlatmak, yarmak; kırılmak. compound fracture (tıb). kırılan kemik uçlarının deriyi delerek dışarı çıkm

Ülke

Başkent: Papeete.

Nüfus: 197.000.

Yüzölçümü: 4000 km2.

Komşuları: Büyük Okyanus’un Güneyinde Adalar Grubu.

Önemli Şehirleri: Papeete.

Din: Protestan %46.6, Katolik %39.4, Diğer %15.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Deniz Aşırı Toprak.

Tarih: Büyük Okyanus’un güneyinde 105 adadan meydana gelen bir ada grubu. Adaların çoğu 1767’de denizci Samuel Wallis tarafından bulunmuştur, ama 1 yıl sonra Fransız Louis de Bouganville bölge üstünde hak iddia etmiştir. 1850’den önce adaların çoğu Fransız himayesine girmiş, 1880’lerde de bütün grup bir Fransız sömürgesi haline getirilmiştir. 1946’dan bu yana bölge halkı tam Fransız yurttaşı sayılmakta ve ulusal meclise iki temsilci göndermektedir.

Sağlık Bilgisi

Zührevi bir hastalıktır. Bulaşıcıdır. Tıp dilinde sifilis denir. Frengili kadının doğurduğu çocuğa, doğuştan geçmesi şekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel ilişkiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye başlar. Mikrobun vücuda girdiği yerde, yani erkeklerde peniste, kadınlarda vajinada Şankr adı verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akıntılı bir yara haline gelip; çevresi kızarır ve sertleşir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; baş ağrıları, ateş, boğaz ağrısı, deri döküntüleri ve iştahsızlık, görülmeye başlar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli başlı organlarına oturur. Tedaviye en kısa zamanda başlanması gerekir. Penisilin tedavisi ile iyi sonuç alınır. Aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Saparna, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 50 gram saparna konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çorba kaşığı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. L.). Soğutucu: Soğuk meydana getiren veya soğuk muhafaza eden: Frigorifik kamyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). saçak, püsküllü saçak; saçak gibi şey, perçem, kakül; kenar; (fiz). ışın kırılmasından meydana gelen koyu çizgilerden biri; (f). saçak veya kenar takmak. fringe benefit işçiye ücreti dışında sağlanan her hangi bir şey (sosyal sigorta, emekl

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cam üstünde buz tutmasından meydana gelen çiçek şekilleri, buz çiçekleri; buz çiçeklerinin taklidi olarak maden üzerine yapılan süsler.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Genişlik, açıklık, vüs’at: Geniş ve açık meydan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i erime, eritme; eritip birleş tirme; birlestirme; pol partilerin birleşmesi; fiz atomlann kaynamasyndan meydana gelen reaksiyon

İngilizce - Türkçe Sözlük

i istikbal, gelecek; ileride meydana gelecek bir olay fuze, fuzee bak fuse, fusee

Türkçe Sözlük

(i. İ. jeoloji). Plajiyoklaz ve diyalajın birleşmesiyle meydana gelmiş kütle.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bazı Farsça kelimelere katılarak zaman veya mekân gösteren mürekkep kelimeden meydana gelir: Seyir-gâh = Seyir yeri. Namaz-gâh = Namaz yeri. Seher-gâh = Sabah vakti.

Türkçe Sözlük

(GAİB) (a uzundur) (i. A.) (mü. gaaibe) (gayb, gıyâb’dan if.). 1. Hazır olmayan, kayıp; gözden gizli olan, göz önünde olmayan, hazır mukabili: Bu işe karar verildiği zaman ben gaip idim, gaip olan arkadaşların hakkını yememeli. 2. Nerede olduğu malûm olmayan, bulunamayan, zâyî: Kalemim gaip oldu, çakımı kaybettim.. 3. Gramerde konuşan ve konuşuculardan başka olan şahıs. Şahs-ı sâiis = Üçüncü şahıs: O kelimesi zamîr-i gaibdir. Kendini gaip etmek = Kendinden geçmek, aklı başından gitmek. Gaibde olmak = Nerede olduğu malûm olmamak, meydanda olmamak, (bk.) Kayıp.

Türkçe Sözlük

(Galvani’nin adından) (i. fizik). Birbiri üzerine tesir eden maddelerin birbirine geçmesi neticesinde elektrik meydana gelmesi hâdisesi. Bu hâdise önce 1789’da Galvani tarafından ölü kurbağaların incelenmesi sırasında tesbit edilmişti.

Türkçe Sözlük

(i. A. gamz’den imüb.) (mü. gammâze). 1. Herkesin ayıplarını meydana çıkarmaya çalışan, münafık. 2. Câsus, söz yetiştirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i f (ped, ping) yarık, rahne; geçit; aralık, fasıla; açıklık, ayrılık; f yol açmak, yarmak, aralık meydana getirmek

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zırh eldiveni; uzun eldiven take up the gauntlet meydan okuma mahiyetindeki daveti kabul etmek. throw down the gauntlet meydan okumak.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gaamıza çok kullanılmaz) Kolay anlaşılmaz incelikler, meydanda olmayan gizli incelikler: Hukukun gavâmızını bilen bir adamdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Birinin ardından aleyhinde söyleme, çekiştirme. Ar. fasi ve mezemmet: Kimseyi gaybet etmemeli (birinin gıyabında, aleyhinde söylenen söz gerçekse gaybet, değilse iftirâ denir). 2. (fıkh) Kaybolma, meydanda bulunmama, (bk.) Gıybet.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hazır ve göz önünde olmama, meydanda olmayış, hazır bulunmayıp başka yerde olma: Müzakere sırasında ekseri üyelerin gaybubeti. Benim gaybubetimden faydalanarak böyle bir teklifte bulunmuştur. Öğretmenimiz bu yıl üç ay gaybubet etti, onun gaybubetinde vekili ders veriyordu.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k.). Yanma hadisesi olmadan meydana gelen ışık, Ar. lem’a (Fr. luminescense).

Teknolojik Terim

Kullanılan bir çok TV sinyal standardı 50 Hz (ya da saniyede 50 kez) resim tazeleme hızını temel almaktadır. Bu tazeleme hızında resimlerde titreşim meydana gelebilir. Gelişmiş 100 Hz Digital Plus, hızlı hareket eden ayrıntılar içeren resimlerde bile daha net ve daha sorunsuz görüntü sağlayan gelişmiş Dijital Sinyal İşlemcisi ve Hareket Algılayıcısı kullanır.

Teknolojik Terim

Kullanılan bir çok TV sinyal standardı 50 Hz (ya da saniyede 50 kez) resim tazeleme hızını temel almaktadır. Bu tazeleme hızında resimlerde titreşim meydana gelebilir. Gelişmiş 100 Hz Digital Plus, daha net, daha yumuşak bir görüntü sağlamak için tümleşik Dijital Sinyal İşlemcisini kullanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., elek. jenerator, dinamo; doğuran veya meydana getiren kimse; hâsıl edici cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hilkat, yaratılış, meydana gelme; başlangıç, mebde, menşe; b.h. Tekvin.

Türkçe Sözlük

(i. aslı gen). 1. Bol, Ar. vâsi: Geniş yol, geniş meydan. Geniş boru, delik. 2. Enli, Ar. arîz: Geniş kumaş. 3. mec. Laubâll, kayıtsız: Onun mezhebi geniş. 4. Ferah, kolay, sühûletli: Onun hali geniştir. Geniş gönüllü; kayıtsız, gamsız. 5. Demirci Aletlerinden bir çeşit rende.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bolluk, vüs’at: Yolun, meydanın genişliği. 2. En, arz: Kumaşın genişliği. 3. Kolaylık, geçim ferahlığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. genera) i., biyol. birkaç türden meydana gelen cins; nevi, kısım, takım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeryüzü ölçmesi ile ilgili. geodesic dome fabrikada yapılan üçgenlerden meydana gelen ve kubbe şeklinde olan hafif bina. geodesic line mat. bir kürede iki nokta arasında çizilen en kısa çizgi.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Geometri ile ilgili veya geometriye uygun olan. Geometrik yer = Hususiyetleri aynı olan noktaların meydana getirdiği çizgi veya yüzey. ,

Türkçe Sözlük

(f. aslı geidirmek). 1. Gelmesini sağlamak, uzak yerden yakına sevk ve nakletmek. Osm. celb ve ihzar, sevk ve İsâl eylemek: Yemeği getirin. Çeşmeden su, çarşıdan kumaş getirdiler. Avrupa’dan hayli hediyeler getirmiş. 2. Beyan etmek, nakletmek, zikretmek: Her kaideye bir misal getirmek: Her sözde bir hadîs-i şerif getirir. İddiasını isbat etmek için Mevlânâ’nın bir beytini, filânın bir sözünü getirdi. 3. Koymak, vaz’etmek; sokmak: Yoluna getirmek, fiile, kuvveden fiile getirmek, meydana, vücuda getirmek. 4. Uydurmak, tatbik etmek: Kumaşı dalı dalına getirmek, yazıyı satırı satırına getirmek: Terzi şu paltonun yakasını iyi getirmemiş. 5. Kalbetmek, çevirmek, döndürmek: Kuraklık, ekinleri bu hale getirdi. Araplar vaktiyle bütün Kuzey Afrika ve Doğu ahalisini İslâm’a getirmişlerdir. 6. icab etmek, meydana gelmesine sebep olmak, ortaya çıkarmak, vermek: Bu rüzgâr kar getirir. Bu hava sıtma getirir. Ham meyve hastalık getirir. Bu ilâç bana bir sersemlik getirdi. 7. Hâsıl ve peydâ etmek, uğramak, dûçâr olmak: Pişmanlık, merak, sevda getirmek. İmana getirmek -İnandırmak. mec. Yoluna koymak, ıslah etmek. Bir yere getirmek: Toplamak, cem’etmek, biriktirmek. İki ucunu bir yere getirmek = idare etmek, gelirini giderine dengeli hâle getirebilmek. Hak getire = Allah vere, yok. Hatıra, zihne, akla getirmek = Hatırlamak, düşünmek. Dört ayağını bir yere getirmek = Var kuvvetini vermek, elden geleni uzak etmemek. Dünyaya getirmek = Doğurmak. Dile getirmek = Teşhir etmek, aleyhinde söz söylenmesine sebebiyet vermek. Sonunu getirememek = Nihayette başarısız olmak, varını kaybetmek. Geri getirmek = İade etmek. Geviş getirmek = (geviş getiren hayvanlar) Yediklerini tekrar ağza getirip çiğnemek. Yerine getirmek = İcra, ifâ etmek, yapmak: O, vaidlerini yerine getirir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Hindistan'da dağ geçidi; çoğ. Güney Hindistan'ın doğusunda ve batısında bulunan dağ silsileleri; bir ırmağa inen merdiven. burning ghat böyle bir merdivenin başında Hinduların ölülerini yakmaya mahsus meydan.

Türkçe Sözlük

(i.). Yavaş yavaş, derece derece, gittikçe, tedricî olarak: Giderek öyle bir durum meydana geldi ki.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. gırîziyye). Tabiî, esasta olan: Harâret-i gırîziyye = İnsan ve hayvanda solunumdan meydana gelen iç sıcaklık.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Hazır ve mevcut yani göz önünde olmaksızın, meydanda olmadığı halde, gıyâbında: Size gıyaben sevgisi vardır. 2. (hukuk) Mahkemeye gelip duruşma olunmaksızın: Gıyâben aleyhinde karar verilmiş. Gıyâben hükmolunarak ilâmı yapılmış.

Türkçe Sözlük

(i. A.) Birinin gıyâbında, aleyhinde söz söyleme, çekiştirme. Ar. fasi ve mezemmet: Kimseyi gıybet etmemeli (birinin gıyabında aleyhinde söylenen söz gerçekse gıybet, değil ise iftira denir) 2. (fıkh) Kaybolma, meydanda bulunmama. Gaybet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. küre şeklinde, küresel, kürevi; yuvarlardan meydana gelen.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde sulu zatülcemp denilen hastalıktır. Akciğerlerin etrafını saran zarın iltihaplanması sonucu meydana gelir. Zarın iki yaprağı arasına su toplanmıştır. Nedeni; şiddetli soğuk algınlığı, bronşit, böbrek hastalıkları veya kulak iltihaplarıdır. Göğsün yan taraflarında şiddetli ağrı hissedilir. Bunlara bastırıldığı zaman ağrı şiddetlenir. Nefes darlığı vardır. Yatak istirahati ve doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazırlanışı : 250 gram süzme bala 3 tatlı kaşığı dövülmüş kantaron kökü konup, iyice karıştırılır. Günde 3 kere aç karnına birer tatlı kaşığı yenir.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Yeni başak meydana getirmiş ekin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Görülecek hâle gelmek, ortaya çıkmak, Osm. rü’yet ve müşâhede olunmak, mer’İ ve nümâyân olmak: Güneş gündüzün, yıldızlar ise gece görünür. 2. Gözle görülebilir halde olmak: Hava görünmez. 3. Zannolunmak, benzemek, tahmin olunmak: Bu kumaş iyi görünüyor. İpek gibi görünüyor. Akşam yağmur yağacak gibi göründü ama, yine yağmadı. 4. Kendini göstermek, Osm. zuhûr etmek, tecellî eylemek: Gece vakti kendisine bir cin göründüğünü iddia ediyor. 5. Mevcut ve hazır olmak; meydanda olmak: Kendisi birkaç günden beri görünmüyor. Görünmüyorsunuz, ne oldunuz? 6. Çıkmak, saklanmamak, gözükmek: Bana görünmedi. O, kimseye görünmez. 7. Kendisini gösterecek bir şey söylemek veya yapmak. Göze görünmek = Göze çarpmak, dikkati üzerine toplamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Görünmeyen, Osm. gayr-ı mer›İ. Görünmez olmak = Kaybolmak, meydana çıkmamak.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Görünüşe göre: Görünürde kimseler yok. 2. Ortada, meydanda: Çok çalışıyor ama, görünürde bir şey yok.

Türkçe Sözlük

(i.). Ortalıkta, meydanda.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Göstermek işi, tavır ve şekil, Ar. irâe. 2. Dış görünüş, görünüş, şekil ve bütün: Bu binanın gösterişi güzel. Bu atın gösterişi yoktur. 3. Yalandan meydana koyma, yapmacık; göz boyama: Onunki bir gösterişten ibarettir. Bu hizmetçi yeni geldiğinde gösteriş için epey çalıştı. Bir gösteriş yaptı. 4. Yakışık, parlak, şan: Kendisi cesur adamdır ama hiç gösterişi yoktur. Onun gösterişine aldanmayın, koftur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gördürmek, Osm. izhâr, ibrâz etmek: Size bir kitap göstereyim. Aldığı atı bana gösterdi. 2. Öğretmek, anlatmak, İlâm etmek: Bana yolu gösterdiler. Ders gösteriyor. Bilmeyenlere doğruyu göstermeli. 3. Çıkarmak, gözüktürmek, takdim etmek, kaçırmamak: Akrabasına kızlarını gösteriyor. 4. Tanıtmak: Kendini göstermek istiyor. 5. Delâlet etmek, delil olmak: Birtakım viraneler orada vaktiyle bir şehir bulunmuş olduğunu gösteriyor. 6. İspat etmek, kabûl ve takdir ettirmek: Bu sözümün doğruluğunu size göstereceğim. Cesaretini gösterdi. 7. Tayin etmek: Kendisine yer gösterdi. Bana iş göstermediler. 8. Karşısında tutmak: Ateşe göstermek, aydınlığa göstermek. 9. Saklamamak, meydana koymak: Hiçbir kitabını göstermez. 10. Güzellik ve yakışıklığını meydana çıkarmak veya arttırmak: Kadını kıyafet gösterir. Atı takım gösterir. Ahşap yapıları gösteren boyadır. 11. Vermek, hasıl etmek, Osm. ikaa eylemek: Allah göstermesin. Kader bana sonunda onun hastalığını da mı gösterecekti? 12. Olduğundan genç görünmek: Elli yaşında vardır ama göstermiyor. 13. Belirtmek, şekil ve biçimini ortaya koymak: Bu ayna iyi gösteriyor. Bu dürbün İyi göstermiyor. Bakalım Aytne-i devran ne sûret gösterir? Parmakla göstermek = Şöhreti olmak: Onu parmakla gösterirler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) oksijen yetersizliğinden meydana gelen ve bilhassa pilotlarda gorülen geçici körlük.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Siyahın ve beyazın karışmasından meydana gelen renk, kurşun rengi, kül rengi, kurşunî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeryüzü; yer, zemin; toprak; meydan, saha, arsa; mesafe, yer; denizin dibi, dip; mebde, prensip; kabartma iş yapılacak düz satıh; maden levha üstüne sürülen ve işlenmeyecek kısımları muhafaza eden yapışkan terkip; (elek.) toprak. ground ball beys

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (grew, grown) büyümek, gelişmek, inkişaf etmek, serpilmek; çoğalmak, artmak, ilerlemek, olmak; hâsıl olmak, çıkmak; büyütmek, yetiştirmek, meydana getirmek; hası1 etmek. grow on one gittikçe daha çok beğenilmek, bir kimseyi kendine ısındırmak. g

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (Peru’da konuşulan bir Kızılderili dilinden). Kuş pisliklerinin bazı yerlerde uzun zamandan beri birikip yığılmasından meydana gelen ve gübre olarak kullanılan madde.

Türkçe Sözlük

(f.). Dargınlık ve kırgınlık meydana gelmek: Hiç sebepsiz gücenilir mi? Ufak çocuğa gücenilmek olur mu?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zamk; sakız; sakız agacı; çiklet; lastik. gum arabic akasya sakızı, arap zamkı. gum juniper ardıç sakızı. gum mastic sakız, mastika. gum plant sütleğen, (bot.) Euphorbia resinifera. gum resin zamk ve reçineden meydana gelen bir karışım. gum tho

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitkilerde güneş ışığı tesiriyle meydana gelen dönüş. (bk.) Göçüm.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Güne mahsus veya lâyık ve yetecek kadar olan (bu da yalnız kullanılmayıp aşağıdakiler gibi terkiplerde geçer): Bir günlük iş, beş günlük yol, bugünlük bu kadar kâfidir. 2. Ömrü şu kadar günden ibaret olan, şu kadar gün eskimiş olan, şu kadar gün evvel yapılmış veya meydana gelmiş olan: Kırk günlük bir çocuk, üç günlük et, on günlük bir mezar.

Türkçe Sözlük

(I.). Yünlü kumaşlara ve kürklere musallat olup bunları delen küçücük bir böcek: Bu çuhayı, kürkü güve yemiş. Ağaç güvesi = Ağacı delen kurt cinsi. Güveotu = Bir cins bitki. Güve yeniği = Güvelerin kumaşta meydana getirdiği delik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kükürt ile demirin birleşmesinden meydana gelen altın sarısı renginde.

Türkçe Sözlük

(i. A. hudûs’tan if.) (mü. hâdise). 1. Yeni zuhur eden veya vuku bulan, meydana çıkan: Bir mesele hâdis oldu. 2. Eski olmayan, soradan vücuda gelmiş, yaratılmış, Ar. mahlûk: Alem hâdistir. 3. Yeni, Fars. nevzuhur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حادث] meydana gelen. 2.yeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Japonlara has üç mısralık kıtalardan meydana gelen kısa şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) klor grupundan bir unsurla meydana gelen tuz.

Türkçe Sözlük

(i. A. kimya). Birkaç şeyin karışmasından meydana gelen, karma, alaşım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (kim.) halojenli, halojenimsi; (i.) bir halojenle meydana gelen tuz.

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Bir şeyin meydana getirilmesi için işlenilen ana maddelerden her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (k.dili) içkiden meydana gelen baş ağrısı; geçmiş zamandan kalmış olma .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) olmak, vaki olmak, meydana gelmek, rast gelmek. happen on rast gelmek, bulmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cenk meydanı, muharebe yeri.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). T. Kımıldanma, deprenme, oynama, sükûnun zıddı: Hava o kadar durgun ki, yapraklar hiç hareket etmiyor. 2. İş işleme, bir işde bulunma, Ar. amel, icrâ: Nasıl hareket edeceğimi bilmiyorum. Hareket şeklini tayin etmeli. 3. Tarz, tavır, muamele, gidiş, Fars. reviş: Pek fena hareket etti. Hareketini beğenmedim. Pek küstahça harekette bulundu. 4. Yola çıkma, Ar. azîmet, Fars. azm-i râh: Sabahleyin İstanbul’dan hareket edip akşam Edirne’ye eriştik. Hareket gününden başlayarak maaşı işler. 5. İşlemek ve yürümek gibi idman, tenbel zıddı: Hareket sıhhat için lâzımdır. Doktorlar hareket tavsiye ediyorlar. 6. Coşkunluk, telâş: Savaş meydanında bir hareket vardı. 7. Osmanlı devrinde ilmî rütbeler: Hareket-i dâhil, hareket-i hâriç. Hareket-i arz — Zelzele. Hareket-i ihtiyâriyye, irâdiyye = İsteyerek hareket. Hareket-i gayrı ihtiyâriyye = İstemeyerek hareket. Hareket-i cânibiyye, hareket-i dâime, hareket-i devriyye, hareket-i zâhife, hareket-i mâile, hareket-i mütenâvibe, hareket-i merkeziyye, hareket-i müstedire, hareket-i müstakıyme, hareket-i mün’ akise = Bir cismin hareketlerinin çeşitleri. (astronomi) Hareket-i izâfiyye = Arzın dönmesinden, döner gibi görünen gökyüzünün görünüşte hareketi, (askerlik) Askerin savaş sırasındaki hareket ve davranışı: Savunma hareketi, hücum hareketi, geri çekilme, ric’at hareketi. Bilâ-hareket = Kımıldanmaksızın, yerinden oynamaksızın. Ar. terkiplerde «hareke» suretinde kullanılır: Serî-ül-hareke = Hareketi süratli. Batıyyül-hareke = Hareketi yavaş.

Türkçe Sözlük

(I. Fars. «harmen» den). 1. Hububatın sapından ayrılması için yapılan iş: Bu yağmur harmana engel oluyor. Harman vakti geçiyor. 2. Bu iş için, yani dövülme için hazırlanmış ekin demetlerinin hepsi. 3. Ekinlerin dövülmesi için hazırlanmış daire şeklindeki meydan: Harman çiftliğin ortasında olmalıdır. Harmanda oturuyordu. 4. Ekinlerin harmanda dövülmesi mevsimi: Harmanda ödemek üzere borç aldı. S. Herblrinden birer tane alınıp bir takım yapılmak üzere, ayrı ayrı sıralanmış kitap formaları veya tütün yaprakları vesaire: Kitabı harman etmek. Harman arabası = Harman makinesi. Harman dövmek = Tanelerini ayırmak üzere ekini harmanda dövmek. Harman savurmak — Tanelere karışık olan ince samanı ayırmak için kürekle havaya atıp rüzgârlandırmak. Harman sonu = Toz, toprakla karışık hububat. Harman kilesi = Büyük ölçek. Harman yeri = Harman dövmeye mahsus daire şeklindeki meydan. Tuğla harmanı = Tuğla yapılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) armonika, ağız mızıkası; irili ufaklı cam bardaklar veya madeni parçalardan meydana gelen bir çeşit çalgı .

Türkçe Sözlük

(HARB) (i. A.) (c. hurûb). Kavga, cenk, muharebe: Harbetmek, harbe gitmek, harb zamanı. Erkân-ı harb, erkân-ı harbiyye = Harb fennini iyi bilip muharebenin tertibini yapan ve mevkileri tayin eden tâbiye mütehassısı subay, kurmay: Erkân-ı harb zabiti, erkân-ı harb reisi. Ilân-ı harb = Bir devletin diğer bir devlete, savaşa girmeye karar verdiğini resmen tebliğ etmesi. Bilâ-harb = Muharebe etmeksizin: Filân memlekete bilâ-harb girdiler. Dâr-ül-harb = Muharebenin geçtiği yer. İslâm hukukunda, İslâm ülkesi olmayan topraklar. Divân-ı harb = Askerî mahkeme. Dîvân-ı harb-i örfî s Örfî idare zamanında, askerlerden başka sivillere de hükmü geçen fevkalâde askerî mahkeme. Saff-ı harb = Muharebe sırasında askerin teşkil ettiği sıra. Fenn-i harb = (eskimiştir) Askerlik ve harple ilgili düzenli bilgiler. Meydân-ı harb = Savaşılan yer, muharebenin olduğu yer: Bir askerin cesareti meydân-ı harbde anlaşılır. Yâver-i harb = Muharebe zamanında veya barışta, kumandanın maiyetinde, emirlerini tebliğe hazır bulunan subay ki, kordon takar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» dan if.) (mü. hâsıla) (c. hâsılât). 1. Husul bulan, meydana gelen, vücuda gelen, beliren, gözüken: Bundan ne hâsıl olur? Bu kadar me şakkattan bir fayda hasıl olmadı. 2. Biten, yerden çıkan: Çekirdekten hâsıl olan ağaçlar. 3. Netice yerinde olan: Hâsıl-ı kelâm = Sözün neticesi, kısası. 4. Semere: Ömrümün hâsılı: Evlâdım. 5. (matematik) Hesabın dört işleminden alınan netice: Hâsıl-ı cem. Hâsıl-ı tarh. Hâsıl-ı darb. Hâsıl-ı taksim. Hâsılı, elhâsıl, v’el-hâsıl, hâsıl-ı kelâm = Nihayet, netice itibariyle, sözün kısası, kısaca. Hâsılı tahsil etmek = Boşuna yorulmak, c. Hâsılat = Tarım ve başka çalışmaların verdiği semere, gelir: Tarlanın bu seneki. hâsılâtı. Çiftliğin, fabrikanın, koyunları hâsılâtı. Posta, telgraf, vapur hâsılatı. Hâsılât-ı sâfiyye = Masraflar çıktıktan sonra hâsılâtın sırf kâr kalan kısmı. Hâsılat-ı gayr-ı sâfiyye = Masraflar düşürülmeksizin umum hâsılât.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حاصل] ortaya çıkan, var olan. hasıl etmek; meydana getirmek, ortaya çıkarmak. hâsıl olmak; ortaya çıkmak, var olmak.

Türkçe Sözlük

(i.). Organizmada meydana gelen bazı anormal değişiklikler neticesinde başgösteren fizyolojik bozukluklar. Maraz, illet: Cild hastalığı, sinir hastalığı, kalb hastalığı. Salgın hastalık = Yaygın ve sârî hastalık.

Türkçe Sözlük

(HATT) (i. A.) (c. hutût). 1. Çizgi, çizik: Bir hat çekmek, çizmek. 2. Yazı: Tâlik hattı. Hüsnühat (hüsn-i hat) = Güzel yazı: Hüsnihat hocası. 3. Bir sıra ve çizgi şeklinde şey: Demiryolu, telgraf hattı. Hatt-ı kebîr = Ana demiryolu, Anadolu hatt-ı kebîri. 4. (matematik) Birçok noktaların birbiriyle kesişmesinden meydana gelen çizgi: Hatt-ı müstakim = Doğru çizgi. Hatt-ı münhanî = Eğri çizgi. Hatt-ı münkesir = Kırık çizgi. 5. (coğ.) Dünya haritasında çizili bulunan tûl ve arz (enlem ve boylam) çizgileri: Hatt-ı Ustüvâ = Ek vator. 6. Gençlerde yeni çıkmaya başlayan bıyık ve sakal, (askerlik) Ateş hattı = Savaş meydanında mermilerin düşmana eriştiği anlaşılan mesafe başındaki sıra ki, asker orada durup kurşun atmaya başlar. Ictimâ-ı meyâh hattı = Suları bir yere toplanan bir arazi havzasını çeviren yüksek noktaların meydana getirdiği daire. Taksîm-i Meyâh hattı = Arazinin en yüksek noktalarının sırası ki, suları iki ayrı yöne doğru akar iki yamacı birbirinden ayırır. Hatt-ı hudûd = İki devlet arasındaki hududun teşkil ettiği çizgi. Hatt-ı hareket = (Hareket çizgisi). Bir kimsenin veya görevlinin takib etmesi icab eden yol, usul. Hatt-ı dest = El yazısı: Müellifin hatt-ı destiyle yazılı kitabın kıymeti pek büyüktür. Hatt-ı sebz = Gençlerin sakaldan önce yanaklarında biten ince tüy. Hatt-ı şarif, hatt-ı hümâyûn = Osmanlı padişahlarının el yazısıyle yazılı ve bir hususun icrasına dair çıkan ve resmen ve alenen BAbıâlî’de okunan fermân: Gülhâne Hatt-ı Şerîfi, Islâhât Hatt-ı Hümâyûnu.

Sağlık Bilgisi

Vücut kaslarının ani ve şiddetli olarak kasılması sonucu ortaya çıkan duruma havale denir. Büyüklerde havale çoğunlukla sara nöbetleri sırasında görülür. Küçük çocuklarda görülen havale, sinir sisteminin değişik nedenler karşısında göstermiş olduğu bir tepkidir. Bu tepkiler de; kemik hastalıkları, yüksek ateş, boğmaca, devamlı hazımsızlık, bağırsak şeritleri veya diş çıkarmalardan kaynaklanabilir. Ayrıca bu duruma sinir sistemi veya beyinde meydana gelen bir hastalık da neden olabilir.

Havale geçiren çocuğun gözleri sabit bir noktaya çevrilir, çenesi de kenetlenir. Dudakları, yüz kasları, kol ve bacakları, önce şiddetli bir şekilde kasılır, sonra da çırpınmaya başlar. Ağzından da köpük gelir. Bütün bunlar bir iki dakika devam eder. Sonra bütün belirtiler kaybolup, uykuya dalar. Hastalığın bir nedenini bulmak için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Bu arada çocuğu sessiz, loş bir odaya yatırmak, elbise ve çamaşırlarını gevşetmek faydalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Gürültü, muhtelif kimselerin bir anda konuşmasından meydana ses kalabalığı. 2. Neticesiz çabalama: Onun yaşayışı bir hayhuy içinde geçti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mevki, yer, teraf, meydan: Hayyiz-i husûle gelmek = Gerçekleşmek, olmak, (anatomi): Hayyiz-i müselles = Göğsü içten iki eşit olmayan kısma ayıran zar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. hâzır). Meydanda, göz önünde olanlar, bizzat bulunanlar.

Türkçe Sözlük

(aslı: HECA) (i. A.). 1. Bir defada okunan bir veya birkaç harf terkibi: Bir, iki, üç heceden mürekkep kelime. 2. Harfleri birer birer söyleyerek okuma: Hece ile okumak, hecelemek. Hurûf-ı hecâ = Alfabeyi meydana getiren harfler (eski).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). heyecanlı, telaşlı; ihtiraslı; (tıb). verem hastalığında veya müzmin iltihaplı bir hastalıktan meydana gelmiş (humma); yanaklara verem kızartısı veren. hectically (z). telâşla, plansızca.

Türkçe Sözlük

(i. F. astronomi). Büyük ve Küçükayı’yı meydana getiren yedi yıldız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hemoglobinin erimesinden meydana gelen koyu lâcivert bir madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). balta ile vurarak kesmek; yontmak, çentmek; kesmek, yarmak. hew down kesip devirmek (ağaç). hew out yontarak şekil vermek; zahmetle meydana getirmek. hew to the line kurallara kelimesi kelimesine uymak. hewer (i). odun kesicisi, baltacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). altı devletten meydana gelen grup.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kavga, harb, cenk, savaş, dövüş. Meydân-ı heycâ = Savaş yeri.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Hidrojen ile basit veya birleşik bir maddenin birleşmesinden meydana gelen asit.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Bir cismin su ile birleşmesi yahut suyun bazı madenler üzerine etkisiyle meydana gelen birleşik.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. kimya). Bir hidroksil grupu ile bir madenin kaynaşmasından meydana gelen birleşik.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir koni eksenine paralel olarak kesilince meydana çıkan kesitin şekli.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). 1. Hiperbole benzeyen. 2. Hiperbolün iki ekseninden biri etrafında döndürülmesiyie meydana gelen satıh.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). At yarışlarının yapıldığı alan, at meydanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). at meydanı, hipodrom.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). biri etkilenmiş ve diğeri tabii olan iki laser ışınının çarpıştırılması sonucu meydana gelen ve üç boyutlu resim verebilen negatif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., min. hornblent, doğal aluminyum, kalsiyum, magnezyum ve demir silikatından meydana gelen koyu renkli bir amfibol çeşidi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hücerât). 1. Küçük oda, odacık. 2. Tekkelerde dervişlere mahsus odaların beheri. 3. Tiyatro, hamam vesair umumî yerlerde ayrıca oturmak isteyenlere mahsus küçük oda, loca. 4. Eski tarzda odaların kapı tarafında kanatsız küçük dolap ki bardak vesaire koymaya mahsustu. 5. (anatomi) Dokular içinde arı gömeci şeklinde bitki ve hayvan dokularını meydana getiren unsurların her biri. Her hücre bir zar içindeki çekirdek ve protoplazma’dan ibarettir. Kemik hücresi, sinir hücresi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vuku bulma, meydana gelme, olma: Bir vaka hudûs etti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حدوس] meydana gelme, vukubulma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hükümle ilgili. Hükmî şahsiyet = Hukuk bakımından kendisini meydana getiren.varlıkların üstünde sayılan şahsiyet, varlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bitki ve hayvan artıklarının çürümesinden meydana gelen organik toprak, kara toprak, humus.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana getirmek, gerçekleştirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hidrat; f. su ile karıştırarak bileşik meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., kim. hidrojen ile siyanürun bileşiminden meydana gelen. hydrocyanic acid hidrosiyanür asit, siyanür asidi (çok kuvvetli bir zehir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

, fusel oil bazı içkiler yapı Iırken meydana gelen bir çeşit karışık ve za rarlı alkol

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عبارت] meydana gelen, oluşan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürûz» dan masdar). Meydana koyma, Ar. izhâr: Şecaat ibrâzı, sadâkat ibrâzı. İbrâz etmek = İnandırıcı bir sika ibrâz edemedi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir şeyin içerisi, dahil. Ar. cevf, Fars. derûn: Evin, mağaranın, sandığın içi. 2. Bir şeyin ortasındaki kısmı, Ar. mağz, lüb, göbek: Ceviz, badem içi, ekmek içi. 3. Karın, mide, bağır, batın: içim bayılıyor, içim sancıyor, iç ağrısı. 4. .Kalb, gönül, vicdan: İçim kabûl etmiyor, içime doğdu, içi sıkılıyor. 5. Harem dairesi: İç ağası. 6. Bir şeyin dahilî ve gizli, yani görünmez tarafı, bâtın. Zâhir zıddı: İnsanın içi dışı bir olmalı. İç bayılmak — Açlıktan baygınlık gelmek. İç bulanmak = Mide bulanmak. İç almamak = Yiyememek, mide kabûl etmemek. İçe sığdıramamak = Havsalası almamak kabûl edememek. İçi içine sığmamak = Sükûn bulamamak. İç bağlamak = Meyvenin içindeki yenecek yeri meydana gelmek: Bu badem henüz iç bağlamamış. İç sürmek = İshal olmak. İç çekmek = Ah etmek, hayıflanmak. İçi sıkılmak = Canı sıkılmak. İçe doğmak — İlham olunmuş gibi hatıra gelmek. Kavuniçi = Turuncuya yakın koyu sarı. İçyağı = Barsakları kaplayan yağ çenberi. İçe, içten, içte, içine, içinde, içinden gibi ek harflerle zarf mânâsındadır. İçte = i. Arasında: On sene Amerikalıların içinde yaşadım. 2. Ortasında: İçimizde kötü adam yoktur. 3. Zarfında: Yirmi gün içinde okumayı öğrendi. İçinden = Ortasından: Çayırın içinden geçti. İç içe = İçerden daha içeri, biri diğeri içinde: İç içe odaları vardı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Siyasî bir parti, bir hükümet, sosyal bir sınıf vesairenin hareketlerine istikamet veren ve siyasî yahut sosyal bir doktrin meydana getiren fikirler sistemi. 2. Hakikî olaylarla alâkalı olmayan fikirler üzerine kurulmuş doktrin.

Türkçe Sözlük

(i. A. «feşv» den masdar) (c. ifşâAt). 1. Meydana çıkarma, açıklama, fâş etme. Ketm zıddı: Ifşây-ı sır. 2. Yayma, neşir ve ilân etme: Ifşây-ı havâdis. Bazı ifşâAt ile suçlandırıldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., jeol. ateş Isısıyla meydana gelmiş (kaya), volkanik; ateşe ait; ateş gibi, ateşli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydana getirme, icat ve ihtirâ, yeni tarzda bir şey vücuda getirme, peydâ etme: Bu madalya ne vakit ihdâs olundu?

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احداث] kurma, oluşturma, meydana getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

kurmak, oluşturmak, meydana getirmek.

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. masdar). Boğazın sıkılıp tıkanmasıyle nefes alamama, boğulma, (tıp) lhtinâk-ı rahm = Vaktiyle, rahmin tıkanmasından meydana geldiği sanılan ve kadınlarda görülen asabî bir hal ve hastalık, Fransızca: hysterie.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtirâAt). Görülmemiş bir Alet, makine vesaire icadı: Telgrafın, vapurun, matbaanın ihtirâı. mec. Asılsız bir şeyin kurulup olmuş, varmış gibi gösterilmesi: Bu haberi kendisi ihtirâ etti. 3. (edebiyat) Kimse tarafından kullanılmamış tâbirler ve mazmunlar kullanma: Bu şairin ihtirâ-kârâne eserleri vardır (ihtirâ, halk, icad, keşif, ihdâs, ibdâ arasında fark vardır. İhtirâ, fikir sayesinde bulunmuş bir tertiple yepyeni bir şey meydana koymak; halk, büsbütün yoktan var etmek; icad, meçhul bir şeyi var edip ortaya çıkarmak; keşif, mevcut olduğu halde herkesin bilmediği ve meçhul bulunan bir şeyi ortaya çıkararak malûm eylemek; İhdâs, yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibdâ ise yenilikle beraber güzellik ve hususiyetiyle de dikkat nazarını çekecek bir şey bulup ortaya atmaktır. Telgraf, vapur ihtirâ olundu. Alem, insan halk buyruldu. Gemicilik, ziraat, ticaret icad olundu. Amerika, Neptün gezegeni, platin madeni keşfolundu. Yeni olaylar ihdas olundu. Fonograf, telefon ibdâ edildi, icat daha mutlak ve umumî olup, diğerleri yerine de kullanılabilir).

Türkçe Sözlük

(a uzun ve k kalın) (i. A. masdar). Yanma, tutuşma, yanıp kül olma: ihtirak etti, muhterik oldu. (astronomi) Bir gezegenin güneşe yaklaşması, güneşle bir burçta bulunması: Ihtirâk-ı Zühâl. (kimya). Bir cismin oksijen ile karışmasından meydana gelen değişiklik: Ihtirâk-ı zâtî, teneffüs!, (fizik). İhtirak noktası = Güneş ışınlarının toplandığı nokta, odak.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (I. A «kıyâm»dan masdar). (İkamet ile aynı kelime olduğu halde dilimizde mânâ ve kullanılış yeri büsbütün ayrıdır). 1. Oturtma, iskân: O yerde bir bölük asker ikame etmek elzemdir. 2. Kaldırma, kıyâm ettirme, ayakta durdurma. 3. Meydana koyma: Delil ikame etmeye hâcet yoktur. Ikame-i hüccet = Protesto. İkame-I dâvâ = Dava açma, davaya kalkışma. İkame-i salât = Namaz kılma, namaza durma.

Türkçe Sözlük

(i. matematik), iki düzlemin kesişmesinden meydana gelen açı.

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Ses atlamaksızın biribirini tâkip eden iki notanın meydana getirdiği aralık: do re gibi.

Türkçe Sözlük

(İLAN) (i. A. «alen» den masdar) (c. ilânât). 1. Meydana çıkarma, açıklama, bildirme: İlân-ı meserret etmek = Sevinç göstermek. 2. Bir yayın vasıtasiyle verilen veya ayrıca yayınlanmak üzere yazılan ve bastırılan kâğıt ve yazı ilânnâme: Bir ilân gördüm. Bu gazete ilândan çok kazanır. İlân-ı iflâs = Bir tacirin iflâsa karar verip bunu açıklaması. İlin-ı harb = İki devlet arasında savaşa karar verildiğini birbirine resmen tebliğ etmeleri: Münasebetler kesildikten sonra İlân-ı harb olundu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f şekil, suret, tasvir, heykel; sanem, put; fikir, hayal; timsal; (bir kimse hakkında) toplumun kanaati; fiz. Işınların etkisi veya mercek vasıtasıyle meydana gelen şekil, görüntü, hayal; f. tasvirini yapmak; yansıtmak, aksettirmek (ayna); hayal

Türkçe Sözlük

(i. A. «ba’s» tan). 1. Meydana çıkma, ileri gelme. 2. Gönderilme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. kasten yangın çıkaran; çok fazla ısı meydana getirebilen; fesatçı, tahrik edici; i. kundakçı. in cendiary bomb kundak bombası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meyil, eğilim, yatma; bayır, yokuş; istek, rağbet, heves; geom. kesişen iki egri veya yüzeyin meydana getirdiği açı; eğilme derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kuluçkaya yatırarak veya suni araçlarla civciv çıkarmak; mec. kafasında (plan) kurmak, belleğinde tasarlamak; tıb bir hastalığın bedene girmesiyle belirtisinin meydana çıkması arasındaki zaman boyunca gelişmek (mikroplar).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuluçkaya yatma; civciv çıkarma; tasarlama; tıb bir hastalığm bedene girmesiyle belirtisinin meydana çıkması arasmdaki zaman boyunca mikropların gelişmesi, kuluçka devri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ikna etmek, kandınp yaptırmak, teşvik etmek; sevketmek; sebep olmak; fiz. elektrik akımı meydana getirmek; man. tüme varmak. inducible s. ikna edilir, teşvik edilir.

Türkçe Sözlük

(f. Fr. T. fizik) (uyd. k.). Kapalı bir elektrik devresini, şiddeti her an değişen bir manyetik alan içine koyarak üzerinde bir elektrik akımı meydana getirmek.

Genel Bilgi

Bir zamanlar herkes İngilizler gibi yolun solundan gidiyordu. Bunun için de çok geçerli bir sebep vardı.

Yüzyıllarca önce yolun karşısından gelenin dost mu, yoksa düşman mı olduğunu kestirmek mümkün değildi. İnsanların çoğu sağ ellerini kullandıkları için, yolun solundan, duvar dibinden (yaya veya atla) giderek sol taraflarını emniyete alır, sağ ellerini kılıçlarını hemen çekecek şekilde hazır bekletirlerdi.

Yolun solundan seyahat, ilk defa 1300 yıllarında, papanın Roma’ya gelecek hacıların yolda karmaşaya sebep vermemeleri için, yolun solundan gitmelerini söylemesiyle resmileşti ve yüzyıllar boyu devam etti.

18. yüzyılın sonlarında ABD’de birçok atın çektiği posta arabalarında, sürücü koltuğu yoktu ve sürücü en arkada ve soldaki atın üstünde oturuyordu. Bu da yolun solundan gidildiğinde karşıdan geleni ve yolun kontrolünü zorlaştırıyordu.

Çok geçmeden ABD’de trafik sağdan işlemeye başladı. Fransız İhtilali sırasında, ihtilalin liderlerinden Maximilien Robespierre, büyük bir olasılıkla Katolik kiliseye meydan okuyanlara bir jest olsun diye, Parislilerden yolların sağından gitmelerini istedi.

Bir süre sonra aslında kendisi de bir solak olan Napolyon, ordularındaki ikmal arabalarının yolların sağından gitmeleri emrini verdi ve zaptettiği her ülkede de bu uygulamayı hayata geçirdi.

İngiltere hiçbir zaman Napolyon tarafından zapt edilemediğinden İngilizler yolun solundan gitme alışkanlıklarından vazgeçmediler. Avustralya, Hindistan gibi tüm eski sömürgelerinde de bu usulü devam ettirdiler. Zaten İngilizler’de Amerikalılardan farklı olarak sürücü arabanın üstünde ve sağında oturuyordu.

Modern araba teknolojisinin gelişmesi ile bu gelişimin dünyada öncüsü olan ABD’de sürücü koltuğu ve direksiyon sağdan gidişe uygun olarak sola konuldu ve dünyanın birçok bölgesinde bu şekilde yaygınlaştı.

İngiltere’de ve eski sömürgelerinde, trafik akışını sağ şeride almanın faturası o kadar yüklüdür ki, artık isteseler de kolay kolay bunu yapamazlar.

Hangi ülkede olursanız olun, trafiğin yönü ister sağdan olsun ister soldan, karşıdan karşıya geçmeden önce, siz yine de her iki yöne bakmayı ihmal etmeyin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. bir şeye bağlı olmak, meydana gelmesi zorunlu olmak, oluşu zorunlu olmak, tabiatında var olmak. inherence, - cy i. doğal olarak veya aslında bulunma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşf» ten masdar) (c. inkişâfât). 1. Meydana çıkma, açılma, Osm. zâhir ve Aşikâr olma. 2. Bir hal veya mânevi sırrın görünmesi. Ar. tecellî.

Genel Bilgi

Farklı cinslerin birleşerek ortaya bir yavru çıkarmalarına biyolojik bir engel vardır. Bunun birincisi spermin yumurtayı bulabilmesidir. Spermler gözleri olmamalarına, takip edecekleri güzergahı gösteren bir sistem de bulunmamasına rağmen şaşırmadan yollarını bulurlar. En önde giden de yumurtaya ilk ulaşan olarak içine girer. İşte burada tabiatın koyduğu bir sınırlama vardır. İnsan spermi sadece insan yumurtasını tanır ve birleşme işlemini sadece onunla yapar.

İkinci sebep, iki farklı cinsin DNA’larının birbirlerine uymamasıdır. Aynı cinste dişi ve erkeğin DNA’ları, bir fermuarı kapattığınızda dişler nasıl karşılıklı olarak birbirlerine geçerlerse, o şekilde uyumlu olarak birleşirler. İnsanlarda 23 çift kromozom vardır. Örneğin 15 veya daha farklı sayıda kromozoma sahip bir hayvanı döllediğinde, meydana gelen orantısızlıktan, ortaya çıkacak hücre anormal bir yapıda olur ve gelişimine bile başlayamaz.

Şempanze ile insanın genetik yapıları yüzde 99 aynı olduğuna ve teorilere göre milyonlarca yıl evvelki ataları aynı olduğuna göre onlar arasında bir uyumun sağlanması gerekmez mi?

Bilim insanlarına göre bu yüzde 99 benzerlik sadece proteinlerin mukayesesinden ortaya çıkıyor, yoksa DNA dizilişinin uyumu anlamına gelmiyor. İnsan sağlığı için DNA haritasını çıkarmada son aşamaya gelinmiştir ama tüm bu bilgiler, tekrar insan sağlığı için tıp alanında kullanılacaktır. Yani ileride mitolojide olduğu gibi insan başlı, hayvan vücutlu veya tersi yaratıklar ortalarda dolaşmayacaklardır. Buna en azından ahlaki bakımdan toplumun baskısı müsaade etmeyecektir.

Madem iki ayrı cinsin birleşmesinden yavru olmuyor, o halde at ile eşek birleşince nasıl katır doğabiliyor? Bir kere bu istisnai bir durum ve at ile eşeğin DNA yapıları insan ve diğer hayvanlar arasındakilere kıyasla birbirlerine çok yakın. Bunda bile sonuç üreme açısından sağlıklı olamıyor.

Katırın annesi at, babası eşektir. Katırlar erkek veya dişi olabilirler ama doğuştan kısırdırlar, üreyemezler. Çok ender de olsa bazı dişi katırların doğum yaptıkları görülmüştür ama erkekleri kesinlikle kısırdır. Bu nedenle katır elde etmek için her seferinde ata ve eşeğe ihtiyaç vardır.

Katırlar kuvvetli, dayanıklı ve kanaaatkardırlar. Biraz huysuz ve inatçı olmalarının nedeni bu özel durumları olabilir. Aslında uygun ortam bulduklarında erkek at (aygır) ile dişi eşek de birleşiyor. Bu ilişkiden doğan çocuklara ‘Bardo’ (veya ester) deniliyor. Bunlar öbürleri kadar dayanıklı olmadıklarından daha seyrek yetiştiriliyorlar.

Genel Bilgi

Şekil ve yapısı ne olursa olsun hemen hemen bütün omurgalılarda kuyruk vardır ve hepsinde de kuyruk aynı biçimde oluşmuştur. Sayıları 3 ile 49 arasında değişen kuyruk omurlarının üstü yağla kaplanmış ve böylece kuyruk ortaya çıkmıştır. Kuyruk canlı türüne göre değişik fonksiyonlara sahiptir ve kesinlikle bir süs değildir.

Kuyruk omurganın devamıdır. Timsah, kertenkele gibi hayvanlarda gövdenin bir uzantısı gibi durur. Balıklarda kuyruğun son tarafı bir yüzgeçle son bulur. Kuşlarda ise güdük ve yaygın olan kuyruk kısmında dümen görevi yapan telekler vardır.

Kangurular iyice kalınlaşan ve kaslanan kuyruklarını dinlendikleri zaman bir koltuk değneği veya üçüncü bir ayak gibi kullanabilirler. Köpekte olduğu gibi bazı hayvanlar kuyruklarını bir iletişim aracı olarak kullanırlar. Kertenkelenin kuyruğu ise bir savaşma ve aldatma mekanizmasıdır. İsterse hasmına kuyruğunu bırakıp gider, yerine de yenisi çıkar.

Çıngıraklı yılan kuyruğunu ses çıkartan bir enstrüman gibi kullanırken, aslan sadece sinekleri kovalamada kullanır. Tilki uzun kıllara sahip kuyruğu sayesinde hızla avını kovalarken dengesini kaybetmeden manevra yapabilir. Bir tür sincap ise kuyruğunu başının üstüne götürüp onu şemsiye olarak kullanır.

Bazı canlılarda ise vücudun bir bölümü ile kuyruk birbirine karıştırılır. Balinanın suya dalarken gördüğünüz yaklaşık 3 metrelik yatay kısmı kuyruğu değil vücudunun bir parçasıdır. Tamamen kastan oluşan kuyruğu ise dışarıdan kolaylıkla görülemez. Akrebin de ucunda zehirli iğnesi olan kısmı kuyruğu değil aşırı uzamış olan karın kısmıdır.

Gelelim asıl soruya. İnsanın niçin kuyruğu yok? Maymun türleri birbirleri ile karşılaştırıldıklarında görülüyor ki tür ne kadar gelişmişse kuyruk da o kadar küçük kalmış. İnsanda ise kuyruk, derinin altına gizlenmiş olan, üç ya da dört omurun kaynaşmasıyla ortaya çıkmış, kuyruk sokumu kemiği adı verilen küçük bir kemikten oluşmuştur. Daha doğrusu insanın kuyruk kemikleri tek bir kemik oluşturacak şekilde birbirleriyle birleşmişlerdir.

Bu durumun sebebi insanın iki ayağı üzerinde durabilme ve yürüyebilme özelliğidir. Düşey konumdaki bu hareket biçimi bir takım mekanik zorlamalar ortaya çıkarır. İnsanın ayakta durabilmesi için vücudun üst kısmını taşıyabilmesi gerekir. Aslında kuyruğu meydana getirmesi gereken kemik ve kaslar birleşip, tek bir kemik şeklinde kaynayarak vücudun destek aldığı bu dayanak noktasını oluşturmuşlardır.

Çok ender de olsa bazı erişkin insanlarda kuyruk kemiğinin on santimetreye varan bir kuyruk oluşturabildiği, bu kuyrukta kas, sinir ve damarların bulunabildiği görülmüştür. Her hangi bir ırkta ortaya çıkabilen bu anormalliğin kalıtımla ilgisinin olup olmadığı araştırılmaktadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Allah’ın yapması, meydana getirmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. iki deri dökme zamanı arasında meydana gelen değişim safhasındaki böcek; bu safha.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Netice verme, mucib olma, meydana getirme: Kültür alanındaki gelişmeler sanayi ve ticaretin de terakkisini intaç eder.

Türkçe Sözlük

(i. F). Netice olarak meydana gelen, diğer bir şeyin neticesi durumunda olan.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Mikroplu, mikroptan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan, gerekli; bir birlik meydana getiren parçalardan oluşan; bütün, yekpare, bölünmemiş; mat. tam sayıya ait, kesir olmayan; i. bütün bir şey; tam adet; öğe, cüz, unsur; mat. integral. integral calculus bütünle

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i bir bütünü meydana getiren, bütünleyici; terkibe dahilolan; i. bütünleyici şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) birbirine bağlamak, birbirine kenetlemek; (mak.) birlikte işlemeleri için manivelaları birbirine bağlamak. interlocking directorates idare heyetleri ekseriyetle aynı üyelerden meydana geldiğinden birlikte çalışan şirketler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) arada kesilen, aralıklarla meydana gelen. intermittent fever (tıb.) belirli aralıklarla gelen ateş, sıtma. intermittence (i.) geçici olarak ara verme. intermittently (z.) zaman zaman durarak .

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) karışmak, araya girmek, müdahale etmek, düzeltme maksadıyle araya girmek; arada bulunmak; diğer olaylar arasında meydana gelmek; aracılık yapmak; (huk.) nüfuzunu kullanmak, dava dahili olmak. intervention (i.) aracılık; müdahale, karışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) molekül içinde bulunan veya meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) içine doğma; muhakeme kullanmadan meydanda olmayan bir şeyi sezme, sezgi. intuitional (s.) içe doğma ile ilgili, sezgili .

Türkçe Sözlük

(i. T. ipek, Fars. hâne). İpeğin yetiştirilip hazırlandığı yer, ipek fabrikası (hâne sözünün Türkçe isimlerle birleşerek meydana getirdiği isimler pek çok olduğundan, hapishâne, yazıhâne ve ipekhâne gibi isimleri doğru gibi kabûl etmeliyiz).

Türkçe Sözlük

(f.) (kumaş) Tel tel dağılmak, iplikleri meydana çıkmak, bozulmak, didilmek.

Teknolojik Terim

Kızılötesi (IR) ve RF kulaklarda, kablosuz ağ menzili dışına çıkıldığında ya da verici ile kulaklıklar arasında bir engel meydana geldiğinde rahatsız edici bir cızırtı duyulabilir. Otomatik Susturma, alınan sinyal yeniden kabul edilebilir bir seviyeye gelinceye kadar bu gürültüyü susturur.

Türkçe Sözlük

(i. Y. anatomi). Gözün saydam tabakasının arkasında bulunup, deliği, ışığın az veya çok olmasına göre genişleyip büzülen tabaka. İrisin rengi göz rengini meydan getirir, Ar. kuzâhiye.

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (uyd. k.). Bitkilerde, ışık etkisiyle meydana gelen göçüm.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (y. k). Bir ışık kaynağının muayyen uzaklıkta meydana getirdiği aydınlığı ölçmeye yarayan Alet, fotometre.

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Fazla terlemek ve sıcaktan vücutta meydana gelen küçük pembe kabartılar.

Türkçe Sözlük

İnsanlarda işitme zararları 65 dB (desibel) ses şiddetinden sonra başlar. Bu zararlar sinirlenme ve vejetatif sinir sisteminin tahrip edilmesi gibi kısa süreli reaksiyonlara neden olur. Ses şiddeti uzun süre 90 dB üzerinde devam ederse insanda organik işitme zararları meydana gelir.

Türkçe Sözlük

(i. İ. denizcilik). 1. Halatın üzerine sarılmış ip ve kendir. 2. Halat meydana getiren üç boy bükmenin her biri.

Türkçe Sözlük

(İSBAT) (i. A. «sübût» tan masdar). 1. Sağlamlaştırma. 2. Delil gösterek, senet ve şahitle doğruluğunu apaçık meydana çıkarma: Davasını isbat edemedi. Söylediğiniz şeyi ispat edebilir misiniz? 3. Var etme, mevcut bırakma, mahvetmeyiş: Filân kitabı mahv ve isbat yoluyla (yani bazı yerlerini kaldırıp bazı yerlerini bırakarak) kendi adına bastırdı. 4. Meydana çıkarma, gösterme, belirtme= Isbât-ı hüner. 5. Bir dava veya meselenin doğruluğunu göstermek için söylenen açık delil: Bu davaya isbatım yoktur, bunu isbat edemem. Gramerde menfînin zıddı. İsbât-ı vücOd = Hazır ve mevcut olduğunu göstermek için bir kere görünme (Fr. acte de prisence).

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «şakk» tan masdar) (c. iştikakât). Bir kökten türeyen kelimelerin birbirleriyle ve asıllarıyla olan münâsebetleri ve meydana geliş şekilleri; ilm-i iştikak: Bundan bahseden ilim, Fr. etimologie.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasi» dan masdar) (c. ittisâlât). 1. Ulaşma, bitişme. 2. Aralık yokluğu, temâs, biribirine dokunma: ittisâli kesmek. 3. Biribirine yakınlık. Ittisâlinde = Tâ yanında, bitişik olarak. Kesb-i ittisal etmek = Yanyana gelmek, temas etmek, bitişmek. 4. Bir bina, arsa ve arazinin dört tarafındaki hududu. 5. (askerlik) Orduyu meydana getiren tümen ve başka birlikler arasındaki muhabere ve bitişme yolları.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ivmek işi. 2. (fizik) Hareket hâlinde bulunan bir şeyin sonsuz küçük bir zaman içinde, hızında meydana gelen artımın bu zamana oranı, Fr. acc6teration.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). 1. Bir ışık kaynağından çıkan ışıklarla bir ekran üzerinde bir görüntü meydana getirme işi veya böylece meydana gelen görüntü. 2. (matematik) İzdüşüm düzlemi denilen bir düzlem üzerinde, bazı geometri kaidelerine uyularak, bir cismin gösterilmesi, Ar. irtlsâm.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan masdar). 1. Gösterme, meydana çıkarma, Aşikâr etme: Ancak savaşta herkes cesaretini izhâr edebilir. 2. Yalandan gösteriş, kendini satma: Izhâr-ı mâlOmat. bk. İzhâr.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Gösterme, meydana çıkarma.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydana çıkarma, gösterme.

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Kendilerini meydana getiren maddeler aynı olduğu halde moleküllerinin yapısı yüzünden ayrı hususiyetler taşıyan cisim.

Türkçe Sözlük

Türk alfabesinin on üçüncü harfi; ses bilgisi (fonetik) bakımından diş-damak ünsüzlerinin sürekli, hışırtılı ve yumuşak olanı «je» diye okunur. Asıl Türkçe’de bu harf yoktur. Dilimize Fransızca ve Farsça” dan geçmiş az sayıdaki kelimede bulunur. Arapça’da da yoktur. Eski alfabemizde 14 harftir ve ebced hesabında z gibi 7 sayısını verir. İranlılar, Arap alfabesindeki z harfinin noktasına iki nokta daha ekliyerek bu harfi meydana getirmişlerdir. Farsça’da adı jâ ve zây-ı FArisiyye’dir.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz.Şebnem).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oynak ve hızlı bir dans, cig dansı; bu dansın müziği; ağırlıklı balık iğnesi. The jig is up. (argo) Sır meydana çıktı. İş bozuldu. slang. Ayvayı yedik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şakacı kimse; bazı iskambil oyunlarında en büyük koz olarak kullanılan soytarı resimli kağıt, coker; A.B.D. bir kanun tasarısına veya bir kontrata gizlice eklenen ve manasını değiştiren madde; sonradan meydana gelecek engel; (argo) beceriksiz kim

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. jüri; yarışma jürisi. jury box mahkeme salonunda jüri heyetine ait yer. juryman i. jüri üyesi. common jury, petty jury, trial jury on iki üyeden meydana gelen ve davayı incelemekle görevli jüri heyeti. coroner's jury nedeni bilinmeyen ölümlerin ne

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı. 2. mec. Babayiğit: Doğrusu, kabadayı çocuktur. 3. (halk ağzında) Başta gelen: Bunun en kabadayısı elli kuruşa.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kabarma işi. 2. (coğrafya) Bilhassa ayın çekimi neticesi denizlerde 12 saat 25 dakika ara ile meydana gelen yükselme hâdisesi, med. Kanada kıyısında kabarmanın yüksekliği 21 metreyi bulur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1, Göğüs kemiklerinin her biri: Zayıflıktan kaburgaları çıkmış. Bu kemiklerin bel kemiğine bağlanmak suretiyle meydana getirdikleri şeklin bütünü: Kaburga dolması = Kuzu kaburgasının pirinç, kuru üzüm ve fıstıkla dolması. Gemi veya kayığın, hayvan kaburgasına benzeyen ve omurga üzerine kaldırılan eğri ağaçları.

Türkçe Sözlük

(i.). Kaç parçadan meydana gelme, kaç sayı vesairesi olan: Elinizdeki kâğıt kaçlıdır?

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Değerli, itibarlı, can, ruh. - Kadri ve Can isimlerinden meydana gelen birleşik isim.

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tel veya demir çubuktan yahut tahta pervazlarından yapılmış mahfaza ki, görüşe ve havanın işlemesine engel olmaksızın hapsetmek için kullanılır: Kuş kafesi; bülbül kafesi; arslan kafesi; tavuk kafesi. 2. Eskiden ince tahta çıtalarından yapılıp pencerelere takılan siper ki, içeriden dışarıya bakmaya pek engel olmadığı halde dışardan içeriyi görmeye engel olurdu: Pencere kafesi; pencerelere kafes takmak. 3. Tahta binanın kaplama tahtalarıyla sıvası daha geçirilmeyip yahut çıkarılıp yalnız direklerden ibaret taslağı: Bu evi kafes edip öyle tâmir etmeli; yaptırdığı ev henüz kafes halindedir (şimdi iskelet deniyor). 4. Tekke ve câmi gibi yerlerde kadınlara mahsus yer ki, kafesle ayrılmış olur: Kafeste çok kadın var. Kafes ardından = Doğrudan doğruya meydana çıkmaksızın, gizliden. Karakafes = Siyah bir kök. Kafes gibi = Gayet zayıf ve seyrek (kumaş vesaire), (denizcilik) Muharebe kafesi = Savaş sırasında düşman mermilerinden sakınmak için savaş gemilerinin kaportalarına ve anbar ağızlarına kapatılan çelik kafes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mad. magnezyum ve potasyum sulfatları ile magnezyum kloritten meydana gelen dogal bir tuz.

Sağlık Bilgisi

Düzensiz bir hayat, yorgunluk, sinir bozuluğu, şiddetli romatizma veya doğuştan meydana gelen kalp hastalıklarında; daha geniş bir ifadeyle bütün kalp hastalıklarında aşağıdaki maddelere dikkat etmek gerekir.

- Sinirlenmeyin.

- Sigarayı bırakın.

- Şişmanlamamaya ve kilonuzu muhafaza etmeye çalışın.

- Fazla yorucu işler yapmayın.

- Uyku ve dinlenmenizi ihmal etmeyin.

- Koşmayın, acele etmeyin.

- Her gün bir öncekinden daha iyi olduğunuza inanın.

- Kabız olmamaya dikkat edin.

- Çürük dişleriniz varsa, tedavi ettirin.

- Fazla miktarda yağlı sığır veya koyun eti, sütlü şeyler yemeyin. Konserve, pastırma, salam, peynir, turşu, balık ve çikolata gibi şeyleri mümkün olduğunca azaltın.

- Yemeklere tuz koymayın. Yemeklerinizi mısırözü, ayçiçeği veya haşhaşyağı ile hazırlayın

- Bol bol taze sebze ve meyve yiyin.

- Bol bol yoğurt yiyin.

Ayrıca aşağıdaki reçetelerden dilediğinizi kullanın.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı suya 3 kahve kaşığı süzme bal konur. Iyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem her yemekten sonra tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Belli bir i; ve eğlence süresince kırda geçirilecek günler İçin çadır veya baraka gibi eğreti araçlardan meydana getirilen konak yeri. 2. Bu şekilde konaklama: Kamp hayatı. Kampa çıkmak. Kamptan dönmek. 3. Esirlerin veya siyasi sürgünlerin toplandıkları yer: Toplama kampı. 4. Sporcuların bir yerde dinlenmeleri.

Sağlık Bilgisi

Kılların dibinde başlayıp süratle büyüyen bir iltihaptır. Özellikle sırt, ense ve yüzde meydana gelir. Nedeni stafilokok cinsi mikroptur. Tıp dilinde füronkül denir. Kan çıbanı küçük kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe ağrısı ve gerginliği artar. En sonunda baş verir. Bir süre sonra da orta kısmı yumuşar, sarılaşır ve içindeki cerahat boşalır. Kabuk döküldükten sonra da yerinde ufak bir iz kalır. Kan çıbanlarını, kesinlikle sıkmamak ve hatta dokunmamak gerekir. Çabuk olgunlaşması ve cerahatin boşalması için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytin.

Hazırlanışı : 10 tane siyah zeytin allınır. Çekirdekleri çıkarıldıktan sonra ezilip çıbanın üzerine konur. Bu işlem çıban boşalıncaya kadar devam eder.

Sağlık Bilgisi

Kolestrol, kanda, sinirlerde, beyinde, karaciğerde, dalakta, böbrek üstü bezlerinde ve safrada bulunan, yağ yapısında, kristal gibi beyaz görünümde bir maddedir. Görevi dokulardaki su dengesini sağlamak, alyuvarları zehirlere karşı korumak, sinir dokularının dayanıklığını sağlamak ve deri altında, dışarıdan gelecek mikroplara karşı koruyuculuk yapmaktır. 100 gram kanda; 180-230 miligram kolestrol bulunur. Bu miktar normaldir. 230 miligram kolestrol miktarı, kanda kolestrolün yükselmiş olduğuna işarettir. Tedavi edilmezse; damarsertliği, beyin ve kalpteki ince damarların tıkanmasına neden olur. Meydana Gelişi : Böbrek üstü bezleri, husyeler, yumurtalıklar bünyenin ihtiyacı olan kolestrolü imal ederler. Ayrıca hayvansal yağlar, süt, yumurta ve bitkisel hormonlarla da kolestrol alınır. Kanda, kolestrolün yükseldiğini anlamak için bir seri test yapmak gerekir. Ayrıca, hastanın cildinde oluşan sarı lekeler, göz altlarında beliren siyah halkalar, göz akında görülen sarı lekecikler, genel yorgunluk, iştahsızlık, hazımsızlık, baş dönmesi, baş ağrısı, görme zayıflığı, ağız acılığı, nefes ve ter kokusu kolestrolün yükselmiş olduğuna işaret olabilir. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mısır püskülü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 tutam (20 gram) mısır püskülü konur. 30 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer su bardağı içilir.

Sağlık Bilgisi

Kanser; anormal vücut hücrelerinin başıboş kontrolsüz bir şekide üremeleri ile meydana gelen bir çeşit hastalıktır. Başka bir deyişle vücutta meydana gelen kötü tümörlere kanser denir. Kanser hücreleri, ya etraftaki dokuları istila ederek ya da ak veya kırmızı kan damarları ile vücudun diğer taraflarına yayılır. Buna metastaz (yavrulama) denir. Kanserin esas nedenini bilinmemekle beraber, hava kirliliği, ve sigaranın kansere zemin hazırlayıcı oldukları ileri sürülmektedir. Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz! Bu nedenle aşağıdaki belirtilerin biri görüldüğü zaman doktora başvurunuz.

- Makat veya rahimden gelen anormal kanama veya akıntılar.

- Göğüslerde veya vücudun herhangi bir yerinde görülen ve ele gelen şişlik veya sertlikler.

- İyileşmeyen yaralar.

- Ses kısıklığı veya belirli bir sebebi olmayan öksürük.

- Yutma güçlüğü ve hazım bozuklukları.

- Ben ve siğillerde görülen değişmeler.

Bu işaretlerin herhangi biri iki haftadan fazla devam ederse mutlaka doktora başvurmak gerekir. Kanserin görüldüğü yerler aşağıda gösterildiği şekilde tespit edilmiştir.

- Beyin ve omurilikte %1

- Ciltte %10

- Tenasül yollarında, erkeklerde %10, kadınlarda % 6

- Memelerde %14

- Sindirim sisteminde %25

- Solunum yollarında, erkeklerde %2, kadınlarda %3

- Karaciğer ve safra kesesinde %3

- Diğer organlarda %8

Bu bilgilerin ışığı altında, akciğer, deri, dil, dudak, gırtlak, mide, incebağırsak, kalınbağırsak, mesane, meme, ve prostat daha fazla görüldüğü söylenebilir. Kanser tedavisinde uygulanan makro biyotik gıda rejiminin çok etkili olduğu, bu rejimi uygulayan hastaların iyileştikleri ve sağlıklı kimselerin de kanser olmadıkları ileri sürülmektedir.

Makro-biyotik Gıda Rejimi:

Bir günlük gıdanın, %60’ı buğday, arpa, mısır, darı, esmer pirinç veya çavdar unundan yapılmış gıdalardan seçilir.

%23-25’i hayvan gübresiyle gübrelenmiş bahçelerden toplanmış taze ve olgun meyvelerden, patates, patlıcan, ıspanak, veya domatesten seçilir.

%5-10’u tahıl veya sebze çorbalarından seçilir.

%10-15’i deniz ürünleri arasından veya soya fasulyesi, taze fasulye, kırmızı pancar veya şalgamdan seçilir.

Haftada bir kere beyaz etli balık yenebilir. Ancak her hafta pişirme şeklini değiştirmek gerekir.

Haftada iki kere de fazla şekeri olmayan meyveler yenebilir. Çay içilebilir.

Aşağıdaki yiyecek ve içecekler de yasaktır.

Beyaz unla yapılmış ekmek, pasta gibi şeyler, beyaz pirinç, tavuk, peynir, yumurta, konserveler, dondurulmuş yiyecekler, şeker, üzüm, şekerli meyve suları, olgunlaşmış meyve ve sebzeler, kuru fasulye, ve kuru bezelye, mercimek, mantar, pekmez, bulama, çikolata, kakao, gazoz dahil bütün meşrubatlar, ve alkollü içecekler, turşu, sirke, hardal, sofra tuzu, bayat yiyecekler, sığır eti.

Yukarıda anlatılan gıda rejimi hiç aksatılmadan uygulanmalıdır. Tedavi ve korunma maksadıyla aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz.

Hazırlanışı : 4 su bardağı suya 3 tutam maydanoz (veya 50 gram maydanoz tohumu) konur. 5 dakika

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). isviçre’yi meydana getiren devletlerden her biri.

Türkçe Sözlük

(i. ispanyolca, coğrafya). Bir akar suyun, yeri oyarak meydana getirdiği çok derin, dar ve dolambaçlı vadi.

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe) KAinatın, dünyanın meydana gelmesinden önceki karışık hâli.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Tohumları meyvenin içinde bulunan bitkileri içine alan ve birçenekliler ile iklçeneklilerden meydana gelen şube.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kaplamak işi. 2. Bir şeyin dış yüzeyini teşkil eden madde, üstüne geçirilen tabaka: Bu evin, bu geminin kaplaması nedir? Kaplama tahtaları parkedendir. Madenî takımların on on beş senede kaplaması dökülüp içindeki maden meydana çıkar. 1. Örtülü: Çelikten kaplama gemi, altın kaplama saat. 2. Her tarafı çeviren, her tarafa yayılan, umumî: Kaplama sızı. bk. Kaplamak.

Sağlık Bilgisi

Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan bir çok kimyasal olay burada meydana gelir.

Karaciğerin görevi :

- Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.

- Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.

- Vücudun ısısını ayarlar.

- Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.

- Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar. Kan miktarını ayarlar.

- Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.

Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozu, safra kesesi iltihabı ve safra kesesi taşıdır.

Karaciğer Hastalıklarının Ortak Belirtileri :

Hasta, sağ böğründe ağrı hisseder. Bağırsaklarında fazla miktarda gaz vardır. Karnı şişer, anüsten çıkan gaz pis kokar. Cilt rengi ve bazen de göz akı sararır. Yüzünde ve ellerinde çil gibi lekeler görülür. Hazımsızlıktan şikayet eder. Sabahları dilinde pas ve ağzında acılık hisseder. Nefesi de kokar. Sabah saatlerinde ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Tedavi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, limonsuyu.

Hazırlanışı : 1 çorba kaşığı saf zeytinyağına, 1 çorba kaşığı yeni sıkılmış limon suyu karıştırılır. Sabahları aç karnına içilir.

Türkçe Sözlük

(i.). Koyunlardan insana bulaşan, bulaştığı yerde kara bir çıban meydana getiren tehlikeli hastalık, yanıkara, karayanık, şarbon.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. kimya). Karbonik asit. Bir karbonla iki oksijenin birleşmesinden meydana gelen bir gazın adı olan »karbonik asit» sözünde geçer.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Karbonun basit bir cisimle birleşmesinden meydana gelen madde.

Türkçe Sözlük

(i.). Fitne, Fars. Aşöb, Ar. fesâd, kavga: Kargaşalık çıkmasına meydan verilmedi. Kargaşalığın önünü almalı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. karâih). 1. İnsanda kendiliğinden hâsıl olan fikir, kasit ve ninyet. Fransızca: initiative. 2. Padişahın bir resmî yerden sunulmadan kendiliğinden verdiği yazılı veya sözlü irâde: Karîha-i seniyye-i hazret-i pâdişâhîden filân zâta mîralaylık rütbesi tevcih buyruldu. Karihadan falan memuriyete tayin olundu. 3. Fikir, zihin, düşünüp hiçten bir şey meydana koyabilen fikir kuvveti: O şairde kariha vardır. Karihasının genişliğine insan hayran olur. O adamda hiç kariha yoktur.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gemi kaburgalarının temeli vaziyetinde olan omurganın altına bağlı iğreti omurga ve umumiyetle teknenin deniz altındaki kısmı: Bu geminin karinası temizlenmeye muhtaç. Karına etmek, karinaya basmak Gemiyi karinası meydana çıkacak surette öbür yanı üzerine yatırmak: Gemiyi karına edip altını tamir etmeli.

Türkçe Sözlük

(f.). Karışla ölçmek. Alın karışlamak = 1. Beğenmek ve övmek, Aferin okumak. 2. Meydan okumak: Bunu yapabilecek adamın alnını karışlarım.

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Karmaşık olma hali. 2. (psikoloji) Birçok tesirler altında meydana gelen ruh durumu, Osm. mûdile.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyin karşısında bulunan yer veya şey, mukabil, hiza: Evin karşısı dağın karşısı, ateşin karşısında, pencerenin karşısında. 1. Bir şeyin yüzü ve cephesi karşısında bulunan: Evim meydana karşıdır. Karşı yaka, karşı mahalle. 2. Bir şeye, birine aykırı olan, zıt, muhalif: Bu muamele terbiyeye kerşıdır. İnsaniyete karşı bir harekette bulundu. 3. Mukabilinde, yüz ve cephe hizasında: Meydana karşı oturuyor. Karşıya geçti, karşı çıktı. 4. Hilâfına, aksine, zıddına: Ahmet bana karşı çalışıyor. Kendi menfaatine karşı söylüyor. S. Mekân (yer) zarfı olarak da kullanılır: Karşıda durmak, karşıya çıkmak, karşıdan geçmek, karşıma, karşınıza çıktı. 6. (zaman zarfı olarak) Doğru, takriben, sularında: Akşama karşı gelin; sabaha karşı bir serinlik çıktı. Karşı çıkmak = 1. Karşılamak, Osm. istikbâl etmek. 2. Muhalefet etmek, dayanmak. Karşı durmak, koymak, gelmek = Muhalefet etmek, aleyhinde bulunmak. Karşı karşıya, Tamamiyle önünde, yüzyüze, Osm. mukabilinde, muvâcehesinde (karşı-be-karşı demek çok yanlış ve zevksizdir).

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Birtakım ticaret ve yapım kuruluşlarının daha çok kazanmak veya başka kuruluşlara karşı tutunabilmek için aralarında meydana getirdikleri dayanışma birliği.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Hüc relerin bir çoğalma şekli. Karyokinezde çekirdek parçalanarak hücrenin iki kutbunda toplanır ve orada yeni birer çekirdek haline gelir. Daha sonra hücre ortadan boğulup ikiye bölünerek iki yeni hücrenin meydana çıkar.

Türkçe Sözlük

(i. tıp). Kasılarak vücudun hareketlerini sağlamaya yarayan organlardan her biri. Kas dokusu = Kasları meydana getiren tele benzer dokular. Delta kası = Omuz başında bulunan üçgen biçimindeki kas.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. kasaba). Nefes boruları, bronşlar. Iltihâb-ı kasabât = Akciğer borularında meydana gelen kızarma ve öksürük.

Türkçe Sözlük

(i. A. «keşf» ten if.) (mü. kâşife). Keşfeden, meydana çıkaran, meçhul bir şeyi meydana çıkaran: Amerika kıt’asının kâşifi Kolomb’dur. Vaktiyle Mısır’da kusrâ kaymakamlarına da denirdi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Keşfeden, bulan, meydana çıkaran.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Taşıt dizisi: Deve katarı, otomobil katarı. Katar komutanı. 2. Vagondan ve lokomotiften meydana gelen dizi, tren: Bugün beş katar kalkacak Katar katar = Katar gibi dizilmiş, birçok: Kuşlar katar katar geçiyor.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Şüpheye meydan bırakmayan, kat’İ, kesin.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kabaca bir taş çeşidi. 2. Dişlerin diplerinde ve kaplarda meydana gelen kireç çökeli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Köy (Arap ülkelerinde yer isimlerini meydana getiren bazı terkiplerin başında bulunur: Kefrü’z-Zeyyâd).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bulunup meydana çıkarılan şeyler: Faydalı keşfiyyât.

Türkçe Sözlük

(KEŞF) (i. A.). 1. Meydana çıkarma, açma: Duygularımı kolayca keşfetti. 2. Bir sırrı açıklama, srrı bilme: Bir insanın sırlarını keşfetmek. 3. Meçhul bir şeyi bulup meydana çıkarma: Amerika’ nın keşfi; Merih ile Müşteri (Jüpiter) arasında birçok küçük gezegen keşfedilmiştir. 4. Bir hal ve olayın iyice incelenmesi: Adliyece keşfolundu; keşfe giden memurlar. 5. Bir sırrın ve gizli bir hâlin bir kimseye Tanrı tarafından gösterilmesi, ilhâm olunması: Rüyasında keşfolundu. 6. Yapılacak bina vesairenin önceden masraflarının hesap ve tahmin olunması: Yapılacak yolu, hastahaneyi keşfettiler, binanın keşfi bitti. Keşf-I evvel = İlk tahmin; keşif defteri. 7. (askerlik) Asker gönderilecek yerlerin önceden yoklatılması: Keşif kolu. (denizcilik) Keşif gemiıl = Hafif ve hızlı giden savaş gemisi ki, donanı i eşliğinde bulunup keşif ve muhabere hizmetlerinde kullanılır (ihtirâ ve icat’tan farkı için «İhtira» maddesine bk.).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Açma, meydana çıkarma.

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Bir cisim düz olarak kesildiği zaman meydana çıkan düzlemin şekli: Bir kürenin her kesiti daire biçiminde olur.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tkeşf» ten imüb.). 1. Mübalâğa ile keşfeden, gizli bir şeyi meydana çıkaran, keşif sahibi: Amerika keşşâfı; kendisi sanayi sahasında keşşâftır. 2. Gizli mânâ ve sırları açığa çıkaran (Bu mânâ ile Zemahşeri’nin meşhur tefsirine unvan olmuştur). 3. (askerlik) Askerin önünde gidip arazi ve düşmanı keşif ve muayene eden subay veya birlik.

Şifalı Bitki

(castanea vesca): Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 - 30 metre boyunda bir ağaçtır. Yaprakları geniştir. Meyveleri iridir. Kullanıldığı yerler: Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi, kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Mideyi kuvvetlendirir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). Bir karbonil ile iki alkilin birleşmesinden meydana gelen cisimlerin genel adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el ve ayakta soğuktan meydana gelen çatlak, yarık. tread on ones kibes damarına basmak, sıkıp sinirlendirmek .

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. 1000 ton’a eşit ağırlık birimi. 2. Atom bombası gibi nükleer silâhların kudretini gösteren birim. Bir kiloton 1000 ton T.N.T. (trinitrotolüen) nin patlamasıyle meydana gelen enerjiye eşittir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. İng.). Bin vatlık elektrik gücü birimi; kilovat saniyede bir kilojul iş meydana getirir.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Buğdaypası mantarının tahıllarda meydana getirdiği lekeli hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. devimsel, kinetik. kinetic energy kinetik enerji. kinetics i. cisimlerde hareket meydana getirme veya değiştirmede kuvvetlerin etkisiyle uğraşan fizik dalı, kinetik bilimi. kine'toscope i. sinema makinasınm eski ismi.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Hareketle ilgili, hareket dolayısıyla meydana gelen, hareketli.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırbaçla vurmak, kırbaçla dövmek: Ceza vermek maksadıyla kendisini meydanda kırbaçladılar. 2. Kırbacı sallayarak ve şaklatarak hayvanları yürütmek: Bu hayvanlar, kırbalamadıkça yürümez.

Sağlık Bilgisi

Çarpma, vurma, düşme veya bunlara benzer bir kaza sonucu meydana gelen kırıklar, kapalı ve açık kırıklar olmak üzere ikiye ayrılır. Kemikler ya bir yerinden basit bir şekilde ya da birkaç yerinden kırılıp, parçalanırlar. Kemik kırılan yerde, şiddetli ve şişkinlik meydana gelir. Kırılan yer, elle yoklandığı zaman birtakım tıkırtılar duyulur. Bazen de, kırılan kemikler, kasları, etleri ve deriyi delerek dışarı fırlayabilir. Kemik kırıklarında yapılacak ilk iş, kemik uçlarını karşı karşıya getirerek, kıpırdamayacak şekilde sıkıca sarmaktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarımsak.

Hazırlanışı : 1 baş kuru sarımsak iyice dövüldükten sonra temiz bir tülbentin içine doldurulup, kırığın üzerine sarılır. Bu işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Küçük katlanışlar meydana gelerek bir şeyin düzgünlüğü bozulmak. Çarşaf kırıştı. 2. Karşılıklı kırmak: Çocuklar yumurta kırışıyorlar. 3. Yarı yarıya paylaşmak (argo): Gel şu parayı kırışalım. 4. Cilveleşmek.

Türkçe Sözlük

(i. c.). Kırk aziz, kırk mübarek adam. Kırklara karışmak = Kayıp ve görünmez olmak, meydanda olmamak.

Türkçe Sözlük

(i. L. zooloji). Eklembacaklıların iskeletini meydana getiren organik madde.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıvrılma işi. 2. (jeoloji) Yer kabuğunun geniş ölçüde dalgalı bir şekil alması kıvrılma dağların meydana gelmesine yol açar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) diz; dize benzer veya diz şeklinde şey; elbisenin diz üzerine gelen kısmı, diz yeri; hürmet veya selâm makamında diz bükme. knee breeches kısa pantolon. knee jerk diz adalesine vurulunca meydana gelen geri atma hareketi. knee joint diz mafsalı. br

Türkçe Sözlük

(1.). iki el yan yana getirilerek meydana gelen, çift avuç: Bir koçam şeker.

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Köçekçe oynayan köçeklerin meydana getirdikleri topluluk.

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Türk musikisinde köçekçe’lerden meydana gelen köçek süiti.

Türkçe Sözlük

(I. botanik). Yaşlı bitki hücrelerinin plazmalarında meydana gelen ve İçi hücre suyu dolu bulunan boşluk.

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Burunla duyulan şey kl, İyi yahut kötü olur. Ar. râyiha, nükhet, Fart. bûy. Güzel koku = Osm. tayylbe. Fena koku = Osm. ufûnet. Koku almak = Koku duymak. Kokusu gelmek = Kokmak. Kokusu çıkmak = mec. Meydana, ortaya çıkmak: Artık bu işin kokusu çıktı. 2. Giyecek, mendil veıaireye güzal koku vermeye mahsus su, ruh vesaire, Oım. ıtrıyyât, parfüm: Birçok kokular almış.

Türkçe Sözlük

Dadacılarca yaratılmış bir resim tekniği. Elde mevcut her türlü basılı, çizili ya da fotografik malzemenin, bir yüzey üzerine yeni bir kompozisyon oluşturacak düzende yapıştırılmasıyla elde edilir. Böylelikle kendileri sanatsal nitelikte olmayan çeşitli malzemeler, yalnızca yeni bir kompozisyon oluşturmak için kullanılmaları sayesinde bir sanat yapıtı meydana getirirler. Bu durumda sanatsal üretim süreci, sadece bir kompoze etme etkinliğine indirgenmiş olur.

Sağlık Bilgisi

Kolera vibriyonu denilen mikropların meydana getirdiği en tehlikeli bulaşıcı hastalıklardan biridir. Daha ziyade, su, kanalizasyon ve tuvalet durumu elverişli olmayan çevrelerde görülür.

Kolera mikrobu içme sularına karışan sularla yayılıp, salgın haline gelir. Ayrıca hastaların dışkısı, kusmuğu ile bulaşır. Kolera mikrobu bulaşmış yiyecek maddeleri de hastalığın yayılmasına neden olur.

Korunmak için, meyve ve sebze bahçeleri hiç bir zaman lağım suları ile sulanmamalıdır. Lağım sularının, içme sularına karışması engellenmelidir. Yiyecek ve içecekler sinek, böcek ve fare giremeyecek yerlerde saklanmalıdır. Yemeklerden önce ve tuvaletten çıktıktan sonra eller mutlaka sabunlu suyla yıkanmalıdır.

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Ekseriya üç tümen ve başka tamamlayıcı birliklerden meydana gelen askert birlik.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir rengin nelerden meydana geldiğini bulmaya yarayan Alet.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yerleştirmek, Osm. vaz’etmek: Bohçayı minderin altıne koy, zahireyi nereye koyuyorsunuz? 2. Bırakmak, terketmek: Kitabı elinden koymaz, sonraya koymak, davet etmedik kimse koymadı. 3. Müsaade etmek, engel olmamak. 4. Almak, sokmak, yerleştirmek: Misafirleri nereye koyacağız? Atı ahıra koyun. 5. Tutmak, bulundurmak, bırakmak: Beni aç koydular. 6. Atmak, yükletmek. 7. Bir işe tayin etmek: Oraya bekçi koymalı. 8. Giymek, üstüne almak: Yeni şapka koymuş, başına bir başlık koymuş, bu elbiseyi bir daha koymayın. 9. Tutmak, edinmek, Osm. hâsıl ve peydâ eylemek: Süt kaymak koymuş. 10. Kabûl ettirmek, yerleştirmek, göndermek, çocukları mektebe, ustaya, san’ata koydu. 11. Bir şeyi pişmek veya olmak üzere hazırlamak: Turşu, şarap, sirke koydum, aşçı daha yemoğl koymadı. 12. Kurmak, düzeltmek: Sofrayı koyunca bize haber verin, yemeği koydunuzsa gelelim. Ateş koymak = Tutuşturmak, ataş vermek: Saman kulübelerine ateş koydular. Ad koymak = İsim takmak: Çocuğun adını koydular mı? Araya koymak = Aracılık ettirmek, Osm. tovsit etmek, tavassut ettirmek: Tanıdıklardan birini araya koymalı. Askıda koymak = Bitirmemek, süründürmek. Elden koymak = Vazgeçmek, terketmek, yapmamak: Siz himmeti elden koymayın. Ortaya koymak = Açıklamak, açığa çıkarmak, Osm. izhâr etmek, ibrâz eylemek, isbat etmek, (denizcilik) Üzerine koymak = Rüzgârın daha da şiddetlenmesi. Üste koymak = Arttırmak, Osm. tezytd etmek. İçeri koymak — İçeri almak, sokmak, kabûl etmek: Giden misafirleri içeri koymuyorlar. Baş koymak = Baştan geçmek, canını feda etmek. Bahis koymak = Öğdül. Bahse tutuşmak. Bir tarafa, bir yana koymak = Ayırmak, saklamak, korumak. Bez koymak = Bez yapmak üzare İplikleri tezgâha germek. Boş koymak = Mahkûm ve sessiz bırakmak. Temel koymak = Temel tutmak, Osm. pâyldâr olmak. Hâle koymak = Bir hâle getirmek, hâlini değiştirip diğer biçime değiştirmek: Bakın hastalık beni ne hâle koydu, yağmurun bolluğu bizim bahçeyi göl hâline koydu. Rehin koymek = Rehin etmek. Sonraya koymak = Geciktirmek. Minnet koymak = Başına kakmak. Meydana koymak = Ortaya çıkarmak. Nişan koymak s İşaret etmek, unutmamak, hatırlamak. Yanına koymak — Öcünü almamak, cezasını vermemek: Yaptıklarını senin yanına koymayacağım. Yoluna koymak = Düzeltmek, hesaplaşmak. Yola koymak = Göndermek. Yolda koymak = Yolda, yarı yolda bırakmak. Koyup gitmek = Öksüz bırakmak, terketmek.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Papatya ve ayçiçeğindeki gibi çiçeklerin sapın yassılaşmış ve genişlemiş ucunda toplanmasından meydana gelen çiçek durumu.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir anda kavranamıyacak şekilde çeşitli kısımlardan yahut unsurlardan meydana gelmiş. 3. (psikoloji ve psikiyatri) insanların davranışlarına, ruh hallerine yön veren birbirine bağiı şuuraltı fikir ve hayallerinin bütünü.

Türkçe Sözlük

(I. Y. matematik). Bir daire üzerinde yürümek ve bu daire düzleminin dışında bir noktaya dayanmak üzere hareket eden bir doğrunun meydana getirdiği hacim şekli, mahrut: Yontulmuş kurşun kalemin ucu koni biçimindedir.

Türkçe Sözlük

(i.). Sıvıların çok hareketten veya oynamaktan meydana getirdikleri ve sabun gibi bazı cisimlerin eriyince yaptıkları beyaz kabarcıklar. İçine hava karışmaktan ileri gelir: Deniz köpüğü, sabun köpüğü; ağzından köpük geliyor; at koşmakdan köpük içinde kalmıştı. Deniz köpüğü = 1. Lületaşı: Deniz köpüğünden sigaralık. 2. Açık ve tirşeye çalar mavi renk. 3. Atlarda kızıl don.

Sağlık Bilgisi

Özellikle sırt, ense veya yüzde meydana gelip, kıl diplerinin iltihaplanmasıyla beliren bir çeşit çıbandır. Küçük, kırmızı ve sert bir şişliktir. Büyüdükçe, ağrı artar, fakat çoğu zaman baş verme görülmez. Kör çıbanları kesinlikle sıkmamak ve kurcalamamak gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçetelerden biri uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Keten tohumu, vazelin.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı vazeline, 3 çorba kaşığı dövülmüş keten tohumu konur. İyice karıştırıldıktan sonra çıbanın üzerine konur.

Türkçe Sözlük

(I.) (Farsça’dan). 1. Yönleri çeşitli iki yüzey veya çizginin birleşiminden meydana gelen yer kl, açıklığı çeşitli derecelerde olur, bucak, Ar. zâviye, gönye. Doğru köşe = Genişlik derecesi 90 olan dik açı. Sivri köşe = Genişlik derecesi ondan az olan dar açı. Açık köşe = Genişlik derecesi 90 dereceden fazla olan geniş açı. Bir köşeye çekilmek = inzivâya çekilmek. Köşe köşe kaçmak, saklanmak = Sıkı sıkı kaçıp gizlenmek. 2. Odanın en yukarı yeri. Ar. sadr: Köşeye çıkmak; köşede kurulmak. 3. inzlvâ yeri, Ar. zâviyye, Fars. uzlet-gâh: Bir köşeye çekilmek. 4. Uç, kenar, ıssızlık, ücrâ yer: Dünyanın bir köşesinde; Türkiye’nin bazı köşelerinde. 5. Sivri yer, uc: Batacak köşeleri vardır; köşelerini yuvarlatmak. Altı köşe, altı köşeli = Altıgen, Ar. müseddes. Üç köşe, üç köşeli = Üçgen, Ar. müselles. Köşebaşı = Sokağın dönemeç yeri. Köşe bucak = Ücrâ yerler, her bir taraf. Köşe bucakta = Ötede beride. Ciğerköşesi = Pek sevgili şahıs, sevgili evlât. Dört köşe, dört köşeli = Dörtgen, kare, Ar. murabbâ. Sekiz köşe, sekiz köşeli = Sekizgen, müsemmen. Köşetaşı = Duvarın köşesine konmaya mahsus muntazam taş. Köşe sarrafı = Sokakta ve ekseriya sokak veya dükkân köşelerinde çekmecesi olup para bozan ve küçük muamemelerde bulunan küçük sarraf. Köşe müftüsü = Ötekinin berikinin dâvasına karışan avukatımsı adam, müzevvir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. astronomi). Kâinatla, kâinatın umumî düzeniyle alâkalı. Kozmik madde — Dünyaları meydana getiren madde. Kozmik ışınlar = Fezadan atmosfere girdiği kabûl edilen ışınlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Afrika'da etrafı kazık ve sırıklarla çevrili kulübelerden meydana gelen koy; ağıl.

Sağlık Bilgisi

Kaslarda, şiddetli bir ağrı ile beraber istek dışı meydana gelen kasılmalara kramp denir. Çoğunlukla yorgunluk, fazla terleme ve ishalden sonra görülür. Atardamar hastalıkarından kaynaklanan kramplarda mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Diğerlerinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, bal, su.

Hazırlanışı : Bir kaba 1 fincan sirke, 1 fincan sıcak su ve 1 fincan süzme bal konur. İyice karıştırılır. Gün aşırı sıcak sıcak içilir.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji” ve psikoloji). Bir elektrik akımının tenbih meydana getirebilmesi için gereken kısa müddet.

Sağlık Bilgisi

Damak eteğinin ortasından sarkan uzantıya küçük dil denir. Burada meydana gelen şişkinliğin tedavisi maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kına, zeytinyağı.

Hazırlanışı : 1 kahve fincanı saf zeytinyağına 3 kahve fincanı kına konur. Iyice karıştırıldıktan sonra 1 tatlı kaşığı kadar alınıp, küçük dilin etrafına sürülür.

Sağlık Bilgisi

Kuduz hayvanın ısırması ve salyasının insan vücudundaki herhangi bir sıyrıktan girip, kana karışması sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve öldürücü bir hastalıktır. Tıp dilinde Rabies veya Hydrophobia denir. Kuduz virüsü, vücuda girdikten sonra sinir sistemine yerleşerek, beyne kadar gelir ve orada iltihap yapar. Bu iltihaplanma, ısırıldıktan sonra geçen 7 ila 60 gün arasında meydana gelir. Bu nedenle kuduz aşısının bu süre içinde yapılması gerekir. Kuduz belirtileri ortaya çıktıktan sonra yapılacak kuduz aşısı ile kuduz serumunun kıymeti yoktur. Kuduz hastalığının başlangıcında, yorgunluk, durgunluk, sinir bozukluğu, baş ağrısı ve kalpte sıkışma görülür. Hasta yerinde duramayacak kadar sıkıntılıdır. Bir süre sonra boğaz ve solunum yollarındaki kramplar başlar. Bu dönemde sudan da korkmaya başlar. Kuduz şüphesi olan bir hayvan ısırdıktan sonra ısırılan yerden bol kan akıtılır. Sonra oksijenli suyla yıkanıp, tentürdiyot sürülür. Bu işlem sık sık tekrarlanır.

Sağlık Bilgisi

Ortakulakta veya kulak arkası kemikte görülür. Vakit geçirilmeden doktora başvurmak gerekir.

- Ortakulak İltihabı : Bademcik veya gırtlakta meydana gelen iltihaplar grip, kızamık, kuşpalazı, kızıl gibi hastalıklar ortakulağın iltihaplanmasına neden olabilir. Hastada, yüksek ateş ve kulak ağrısı görülür. Kulağa sıcak pansumanlar yapmak, ağrıları dindirir.

- Kulak Arkasındaki Kemiğin İltihabı : Nedeni, genellikle ortakulaktaki iltihabın, kulak arkasındaki kemiğe doğru yayılmış olmasıdır. Hastada ateş, kulak ağrısı, koyu kulak akıntısı, halsizlik görülür. İşitme azalır. Çaresi ameliyattır.

Sağlık Bilgisi

Dışkulak borusundaki ufacık bezler; kulak kiri adı verilen hafif sarımtırak yağlı bir madde salgılarlar. Bu salgı fazla olduğu zaman, dışarıya atılamayıp kulak içinde kuruyacak olursa, bir tıkaç meydana getirir ve kulak zarını etkileyerek rahatsızlık verir. Dışkulak borusu, kulak kiri ile tamamen kapanacak olursa, uğultu, çınlama gibi arızalara neden olur. Tamamen tıkanmış boru, ancak doktor tarafından açılabilir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zeytinyağı, havlu.

Hazırlanışı : 2 çorba kaşığı zeytinyağı ısıtılır. Ilıdıktan sonra kulak borusuna 3 damla konup ılık bir havluyla kapatılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir milletin manevî varlığını ve düşünce birliğini meydana getiren fikir ve sanat mahsullerinin, an’anelerin bütünü. 2. Fikrî çalışmalarla çeşitli zihnî melekelerin gelişmesi, zenginleşmesi. 3. Bu zenginleşmeye temel teşkil eden bilgilerin bütünü. Kültür-fizik = Beden eğitimi.

Sağlık Bilgisi

Şiddetli ağrılara ve özellikle kalınbağırsak kaslarının kasılması sonucu meydana gelen ve omuz başlarında hissedilen ağrılara, halk arasında kulunç denir. Bu çeşit ağrıların bazıları sabit, bazıları da gezici ağrı şeklindedir. Kalınbağırsağın kasılmasından kaynaklanan bu çeşit ağrılara, tıp dilinde kolik denir. Kulunç ağrılarını dindirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gelincik yaprağı, su.

Hazırlanışı : 1 su bardağı kaynak suya 4 tane gelincik yaprağı konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Kum tanelerinin birbiriyle kaynaşıp taşlaşması sonunda meydana gelmiş taş.

Türkçe Sözlük

Belirsiz zamanlarda meydana gelen ve canlıların (özellikle bitkilerin) yaşamını tehlikeye düşürecek veya onları zarara uğratacak kadar azalmış bulunan su kıtlığıdır. Bu tanımlamadan anlaşılacağı üzere, belirli bir iklimin karakteristiği olarak belirli mevsimlerde su kıtlığı ” kuraklık” değildir. Herhangi bir yılın, herhangi bir mevsiminde meydana gelen alışılmışın dışındaki su noksanlığıdır. ( Trockenheit/drought, dryness )

Türkçe Sözlük

(i.) (Curie adından). Aktinitlerden, yapma olarak meydana getirilen, Cm senbolüyle gösterilen radyoaktif bir eleman.

Türkçe Sözlük

(f.). Yendikten sonra ağızdan geri çıkarılmak: Kusulan şey meydanda bırakılmaz.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Bitkilerin kütiküllerini meydana getiren zar.

Türkçe Sözlük

(KUTB) (i. A.). 1. Yer küresinin, yer ekseninin geçtiği farzedilen iki noktasından her biri. Kuzey Kutbu, Güney Kutbu. 2. Gök küresinin etrafında döndüğü farzedilen ekseninin iki ucundan her biri. 3. Elektrik akımını meydana getiren gerilim ayrılığının en yüksek dereceyi bulduğu ik noktadan her biri: Müsbet ve menfi kutuplar. 4. Bir mıknatıs demirinin iki ucundan her biri. 5. Bir konuda yüksek bilgi ve selâhiyeti olan kimse. Kutup yıldızı = (astronomi) Küçükayı denilen takımyıldızın en ucunda bulunan yıldız. Daima kuzeyde gözükür.

Genel Bilgi

Bütün memelilerin vücutlarının ısı derecesi 35-38 derece aralığındadır. Uçabilenlerde bu birkaç derece daha yüksektir. İnsan ısıya karşı çok hassastır. Hava sıcaklığı 30 derece olunca denize girer de, beş derece üzerine palto giyer. Oysa hayvanların giysileri yoktur. Köpekler eksi 40 derecede kutuplarda kızak çeker, buzlu sularda balıklar çırılçıplak yüzerler.

Aslında ısıdan etkilenmek sadece insana mahsus değildir. Güneşin bulut arkasına girmesi ile havadaki iki derecelik ısı düşüşü uçan sineği zor yürür hale getirebilir. Öğlen güneşinde zıp zıp zıplayan çekirge, sabah serinliğinde hareketleri ağırlaştığından çok rahat yakalanabilir.

Kendi vücut ısısından çok daha düşük ısı koşullarında yaşayabilmek için canlıların iki silahı vardır. Biri vücut ısılarını ayarlamaları, diğeri de kürk denilen vücut örtüleridir. Kutup bölgesinde yaşayan bir canlı, tropik bölge de yaşayana nazaran on kat daha fazla ısı meydana getirmek veya vücut örtüsü on kat daha fazla koruyucu olmak zorundadır.

Çok soğuk iklimlerde yaşayan hayvanların yaşam nedenleri araştırılırken hep kürkleri üzerinde durulmuştur. Halbuki burada yaşayan hayvanların kürkleri ile ılımann bölgelerde yaşayan hemcinslerinin kürkleri arasında çok ciddi bir fark yoktur. Üstelik domuzlar hiç kürkleri olmamasına rağmen deri altı yağ tabakaları sayesinde vücut ısılarından 20 derece daha düşük ısı ortamlarından hiç etkilenmezler.

Zaten dünyamızda üzeri tamamen kürkle kaplı hiçbir hayvan yoktur. Çoğunun ayak ve burun gibi kısımları görevlerini yapabilmek için açıkta bırakılmıştır. Ancak buralarda vücuda sıcak kan ileten atar damarlar kılcal damarlar vasıtası ile deriye daha yakın olan toplar damarları ısıtırlar. Bu sayede buzun üstünde yürüyen bu tür hayvanların ayakları üşümez. Ama bu da, hayvanın tüm vücudunun üşümeden bu soğuk ortamda nasıl yaşayabildiğini açıklayamaz.

Kutuplarda, buzlu sularda yaşayan balıkların, sıfır ve sıfır altı derecedeki ortamda donmamalarının sırrının, bu balıkların derilerindeki buz kristallerinin donma derecesini düşüren bir protein olduğu tespit edilmiş, hatta genetik mühendisleri laboratuar ortamında bu proteini üreten geni yaratmayı başarmışlardır.

Bilim insanları bu örnekten yararlanarak, meyve ağaçlarını dondan, uçak kanatlarını ve yolları buzdan kurtarabileceklerini düşündüler ama henüz geniş çaplı üretimi zor görülmektedir. Ne yazık ki, sıcak kanlı hayvanların kendilerini çok soğuk ortama nasıl adapte ettiklerinin sırrı hala tam çözülmüş değil.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) labour (f.) çalışmak, çabalamak; uğraşmak, emek vermek, sıkıntı çekmek, güçlükle ilerlemek; (den.) denizlerde çalkalanmak, çok hırpalanmak; doğurma halinde olmak; ağrı çekmek; emekle meydana getirmek. l will not labor the point. işin teferruatın

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) Güney Asya'da bazı böceklerin bir takım ağaçlarda meydana getirdikleri reçineli sıvı, laka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) süte ait, ekşimiş sütten çıkarılan. lactic acid süt asidi, laktik asit. lactic fermentation yoğurt yapımında sütte meydana gelen kimyasal değişim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «levh» ten if.) (mü. lâhiha). 1. Parlak, parlayan, parıldayan. 2. Apaçık, zâhir, Aşikâr, meydanda olan. 3. Hatıra gelen.

Türkçe Sözlük

Lamark tarafından canlı türlerin değişimine ilişkin olarak ortaya atılan varsayım. Bu varsayıma göre, bir canlının yaşam faaliyetinin gereği çevre koşullarına uymak için kullanılan organlarda yeni gelişmeler meydana gelebilir veya kullanılmayan organlar ortadan kalkabilir ve bu değişimler, genetik sürekliliğe sahiptir. Ancak yapılan araştırmalarda, henüz bu varsayımı doğrulayan veriler bulunamamıştır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir cins kırmızı kil; bu kilden meydana gelen verimsiz toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) sabun köpüğü; atın köpüklü teri; (f.) sabun gibi köpürtmek, sabunlamak: köpürmek, köpük meydana getirmek. in a lather (k.dili) heyecanlı. lathery (s.) köpüklü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çimenlik meydan, çayır, çimen, çim tarhı. lawn mower çimen biçme makinası. lawn party çimenlik yerde yapılan eğlence veya ziyafet. lawn sprinkler çimen sulama aygıtı. lawn tennis açık havada oynanan tenis.

Türkçe Sözlük

(LAİH) (i. A. «Ievh»den). 1. Parlak, parlayan. 2. Aşikâr olan, apaçık meydanda olan. 3. Hatıra gelen.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Parlak, parlayan. 2.Aşikar, meydanda, hüveyda. 3.Hatıra gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) birleşme, ittifak; özel amaçlar için meydana getirilen birlik, cemiyet; spor lig; (f.) birleştirmek, ittifak etmek. League of Nations Milletler Cemiyeti. be in league with müttefiki olmak. Hanseatic League ortaçağlarda Almanya'da birtakım

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. 4200'den 6000'e kadar erden meydana gelen eski Roma tümeni, alay, fırka; ordu; kalabalık. legion of angels melekler alayı. Legion of Honor Birinci Napolyon devrinde verilmeye başlanan şeref nişanı. foreign legion özellikle Fransız ordusunda yabancı

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. alaylardan ibaret, alaylardan meydana gelmiş; alaya mensup; i. bir alaya mensup er.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. biyoloji). Özel damarlar içinde dolaşan, içinde akyuvarlar bulunan, solgun sarı renkte seydam bîr sıvı. Lenf boğumları = Lenf damarlarının meydana getirdikleri boğumcuklar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, leukoma i., tıb. gözün kornea tabakasında meydana gelen beyaz leke.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Sakkarozun hidrolizinde meydana gelen bir şeker çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ask. ciltte kabarcıklar meydana getiren zehirli bir sıvı.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Lığı olan, lığdan meydana gelmiş: Lığlı tabaka.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ligula i., bot. dilcik, ligula çimen yaprağı dibindeki zarfın tepesini meydana getiren çıkıntı; bileşik çiçeğin dil şeklinde olan çiçekçiği. ligulate s. dil şeklindeki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çizgilerle göstermek; altına veya üstüne çizgi çekmek; dizmek, bir sıraya koymak; çizgilerle doldurmak. line up sıraya girmek, sıra meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. keten; i. keten kumaş; keten çamaşır; masa örtüleri ve yatak çarşafları.linen draper İng. manifaturacı. wash one's dirty linen in public kirli çamaşırlarını meydana dökmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. vapur şirketine ait gemi; yolcu uçağı; çizgiler meydana getiren kimse veya şey; astar takan kimse; astar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

sonek isimde küçültme meydana getiren ek: duckling.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. liste, dizin, fihrist; çoğ. yarışma yeri, mücadele alanı, er meydanı: f. listeye geçirmek, deftere yazmak; fiyat koymak. list price katalog fiyatı. black list kara liste. enter the lists mücadeleye girişmekç free list parasız girenlerin listes

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Dünyanın kabuğunu meydana getiren katı maddelerin tamamı, taşküre.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. içinde organik maddeler olan kum ve kil karışımının meydana getirdiği gevşek yapılı toprak; kuvvetli toprak; tuğla yapmak için kum, kil ve samanla yapılmış harç; f. böyle harçla sıvamak. loamy s. özlü harçtan ibaret; kuvvetli toprak gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. loci) mevki, yer, mahal; geom. belirli şartlar altında herhangi bir hat veya noktanın kendi hareketiyle meydana getirdiği yüzey veya hat.

Türkçe Sözlük

(i. matematik). Büyük bölme, çarpma, kök ve kuvvet almaları yapabilmek için bulunmuş usul. Logoritma aritmetik ve geometrik iki sayı dizisinden meydana gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bıçkı fabrikasına giden kütüklerin nehirde meydana getirdiği tıkanıklık; engel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ilmek; ilik halkası; ırmağm yılankavi aktığı yer; kroşe ve örgü işlerinde bir ilmek; doğum kontrolü için dölyatağına konulan halka, spiral; f. ilmek yapmak, ilmeklemek; ilmek olmak, ilmekle tutulmak. loop back bir eğri meydana getirerek aksi

Sağlık Bilgisi

Halk arasında kan kanseri denilir. Kandaki alyuvarların aşırı derecede çoğalması sonucu meydana gelir. Aşağıdaki reçeteler koruyucu ve tedavi edici olarak kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mineçiçeği, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 3 tutam mine çiçeği konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra temiz bir şişeye süzülür. Yemeklerden önce birer çorba kaşığı içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. gece geç saatlere kadar çalışmak, kafa yorarak çalışmak; emekle eser meydana getirmek. lucubra'tion i. emekle meydana getirilmiş eser. lu'cubrator i. böyle emekle çalışan kimse. lu'cu- bratory s. gece çalışmasına ait; zahmetli, yorucu, sıkıntılı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. birbirini kesen iki yayın meydana getirdiği şekil; hilâl şeklinde her hangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asit pikrikten meydana gelen kuwetli bir patlaylıcı madde, lidit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. magnezyum. magnesium lamp magnezyumla yanan lamba. magnesium light magnezyumun yanmasından meydana gelen çok kuvvetli ışık. magnesium silicate magnezyum silikatı. magnesium sulphate ingiliz tuzu, magnezyum sülfatı

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. s) mıknatısla elektrik meydana getiren makina, manyeto.

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek mıknatısiyetle ilgili, buna ait veya bununla meydana gelen. magneto electricity i. indükleme akımı. magneto generator i. daimi mıknatıslı jeneratör, manyeto. magnetom'eter i. manyetik kuvveti ölçme aleti manyetometre. magnetoscope i. manyetik ku

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zihinde şekil almamış bir düşünceyi Sokrat tarzında sorgu usulü ile meydana çıkarmaya ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. etten veya et suyundan meydana gelmeyen.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.) (musiki). Musikide belirtilmiş ses dizi veya dizilerinden meydana gelen ve tam bir hususiyet gösteren sistem.

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A. «kıyâm» dan im. mü.) (c. makamât). 1. Meclis, cemiyet. 2. Bir meclis ve toplulukta söylenen nutuk. 3. Nutuk şeklinde ve her biri ayrıca bir bahse ait makalelerin her biri: Harirî’nin sekizinci mekamesi; makamât-ı Hartrt; makamat meydanı (bu isimde Arapça’da birçok kitaplar vardır ki, sahiplerinin isimleriyle tanınır). 4. Tasavvufta yüksek mevki. Sâhib-i makamât = Yüksek mevkie erişmiş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

yaratmak, yapmak, meydana getirmek, atamak; anlamak, kazanmak, düzeltmek, mecbur etmek, sağlamak, (yol)almak ,ulaşmak, erişmek, elek. (devreyi) kapatmak, (argo) cinsel ilişkide bulunmak, kabarmak.make a clean breast of itiraf etmek, içini boşaltmak.make

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. atlarda dizin iç taraflnda meydana gelen çatlak veya yara.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Civanın başka bir madenle karıştırılmasından meydana gelen madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Memluk, Kölemen, Mısır'da kölelerden meydana getirilen asker sınıfı ve Mısır Sultanları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşikar, belli, açık, meydanda olan. manifestly z. açıkça, aşikar olarak. manifestness i. açıklık, aşikarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tezahür, görünme, belli olma; meydana koyma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. insan tarafından meydana getirilen veya yapılan, suni.

Şifalı Bitki

(fütr): Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi bulunan bir çeşit bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar. Mantarların içinde tıbbi etkileri olanlar, gıda olarak kullanılanlar, zehirlenmelere sebep olanlar, hayvanlarda ve bitkilerde hastalık yapanlar, antibiyotik madde oluşturanlar ve kimya sanayiide kullanılanlar vardır. Yenen mantarların çoğu bazitli mantarlardır. Bunların 500 kadar cinsi ve 13500 kadar türü vardır. Sporları şişkin bir hif ucunda 4 tane olarak meydana gelir. Makbul olan türü şemsiye mantarıdır. Büyük ve göz alıcı bir şekildedir. Şapkası başlangıçta yuvarlak veya yumurta biçimindedir. Sonradan çan, şemsiye veya tabak şekline döner. Rengi beyazımtırak gri ile esmerimtırak gri arasında değişir. Çapı 25-30 cm kadardır. Eti yumuşak ve süt gibi beyazdır. Lezzeti hoştur. Yer mantarı da yenir. Huni biçimindedir. Şapkasının eti sarımtırak beyaz ve sarı kenarlıdır. Kokusu kayısıyı hatırlatır. Lezzeti ise karabiberi andırır. Hazmı güçtür. Kullanıldığı yerler: Etin yerini tutar. Protein değeri etten fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesinde yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. meârik). Savaş meydanı, vuruşma sahası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. isaretlemek, damga vurmak; ortaya çıkarmak; göstermek, meydana koymak; çizmek, yazmak, işaret etmek; sayı tutmak; not vermek; hatırda tutmak, mimlemek, dikkat etmek; tic. fiyat etiketi koymak. mark off hudutlarını çizmek. mark down fiyat indirmek.

Türkçe Sözlük

(MASAFF) (i. A. «saff» dan İm.) (c. massâf). Sıra sıra dizilen yer, asker şeflerinin dizildiği savaş meydanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fiz. düzenli frekansı olan ve elektromanyetik dalgalar meydana getiren veya frekans ve görünüşü aynen muhafaza ederken bu dalgaları kuvvetlendiren herhangi bir tertibat, meyzer.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). 1. Tanınmamak İçin yüze takılan, boyalı karton, kumaş vs. den yapma sahte yüz. 2. Korunmak İçin kullanılan yüzlük: Gaz maskesi. 3. Bir şeyin gerçek hususiyetini gizlemek İçin üstüne örtülen başka şeyler: Bu hareketi maskelemek lâzım. Maskesi düşmek = Gerçek vaziyeti meydana çıkmak. Maskesini atmak = Gerçek niyetlerini açığa vurmak. Maskesini kaldırmak = Birinin gizli gayelerini meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mekanizma, makina tertibatı, bir makinayı meydana getiren bütün kısımlar; işleyiş; teknik, üslup, yöntem; fels. mekanikçilik, mekanizm.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cülûs» dan im.) (c. mecâlis). 1. Konuşmak veya bir iş müzakere etmek için bir araya gelmiş olanların topluluğu, cemiyet, encümen: Meclis kurmak, meclise çıkmak, gitmek. 2. Devlet işlerinden birini müzakere etmek için toplanan ve birçok üyeden meydana gelen geni; komisyon, şûra: Meclis-i HSss-ı Vükelâ (eskiden bakanlar kurulu), Meclis-i Keblr-i Maârif, Meclis-i MAliyye, Meclis-i Meb’Üsân (eskiden millet meclisi), Mecâlis-i Aliyye (eskiden bakanlar kurulu).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. toplantı; cemaat; birleşme, bitişme; meydan toplantısı, miting. meeting house toplant için kullanılan ev; Kuveykır kilise binası. meeting place toplantı yeri, buluşma yeri; uğrak. summit meeting pol. zirve toplantıse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. birleşik şehirler, nüfus artışıyle büyük şehirlerin yayılarak birbirine bitişmesiyle meydana gelen yerleşme sahası.

Türkçe Sözlük

(i. A. «heybet» ten masdar). Şan ve heybet sahibi birini görmekten meydana gelen çekinme ve saygı duygusu: Padişahın mehâbeti, mehâbet-i hükümet.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Bir cihazın, Aletin en mühim kısmını meydana getiren makine kısmı: Tüfeğin mekanizması. 2. Oluş, meydana çıkış, işleyiş: Düşünmenin mekanizması.

Türkçe Sözlük

(i. A. ckeşf» ten imef.) (mü. mekşûfe). 1. Açılmış, açık, örtülü olmayan, meydanda olan. 2. Açık, zâhir, Aşikâr. 3. Keşfolunmuş, bulunup bilinmiş, vaktiyle meçhulken sonra bulunmuş. 4. Askerî bakımdan keşfedilmiş: Arâzî-i mekşûfede harb etmenin faydası vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Gizletilip yazdırılmamış, bildirilmemiş ve hükümetten kaçırılmış nüfus, emlâk veya gelir: Birçok mektûmât bulup meydana çıkardı.

Türkçe Sözlük

(MEN’) (i. A.). Bırakmama, savma, durdurma, caydırma, yasak etme: Kumarı kat’iyyen menetti. (denizcilik) Men’-i müsademe = Gemilerin çarpışmasına meydan vermemek için miletlerarası kabûl edilmiş usul: Men’-i müsâdeme nizâm-nâmesi.

Sağlık Bilgisi

Birtakım mikropların beynin üzerini kaplayan zara gelip, yerleşmesi ve orada iltihaplanma meydana getirmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastada aniden yükselen ateş ve şiddetli ağrılar görülür. Işığa bakamaz, boynunu bükemez, Hiç vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ayrıca hastayı doktora götürünceye kadar aşağıdaki reçeteler uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Akasya yaprağı, akasya çiçeği.

Hazırlanışı : 10 bardak suya 1 avuç akasya yaprağı veya 3 çorba kaşığı akasya çiçeği konur. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Soğuduktan sonra, bu suyla hastanın başı yıkanır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Selenterelerin mercanlar sınıfından olup kayalık yerlerde koloni meydana getirerek yaşayan, iskeleti kalkerli kırmızı renkli deniz hayvanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rekz» den imef.) (c. merâkiz). 1. Bağlı olduğu halde dönerek bir daire teşkil eden şeyin bağlı bulunduğu sütun veya milin bağlandığı yani saplandığı yer. 2. Daire veya kürenin tam ortasında bulunan nokta ki, daire çevresinin veya küre yüzeyinin her noktasından eşit mesafede bulunur: Daire merkezi, arz merkezi. 3. Orta, vasat: Şehrin merkezi. 4. Bir hükümdar, vali, hâkim vesairenin oturduğu yer, bir devletin başşehri. Merkez-i saltanat, Türkiye Cumhuriyetinin merkezi: Ankara. Vilâyet, nahiye merkezi. 5. Şubeleri bulunan bir dairenin umumî idare yeri: Bu vapur kumpanyasının, sigorta şirketinin merkezi nerededir? 6. Bir kasabanın veye şehrin bir mahalle ve semtinin karakol veya zabıta dairesi. 7. (Türkçe) Yol, hâl, suret: Sizin fikriniz ne merkezdedir. 8. (fizik) Merkez-i sıklet = Ağırlık noktası. Bir cismin ağırlığının orta noktası ki, yere dik bulunursa cismin her tarafını tutup durabilir, (fizik). Merkez-i eşı’a-i mün’akise = Parlak bir cisme aksedip dönen ışınların havada birleştikleri nokta ki, fazla ısı meydana getirip yakar. Tebâud-ı an-il merkez = Merkezden dışa kaçma, merkezkaç, Fr. force centrifuge. Takarrüb-i il-el merkez = Dıştan merkeze gelme, merkezcil, Fr. force centripfcte.

Sağlık Bilgisi

İdrar torbası veya idrar yollarında meydana gelen taşlara; halk arasında mesane taşı, tıp dilinde kalkül denir. Boy şekli ve bileşimleri bakımından çeşitlidirler. Yerlerinde kaldıkları sürece pek rahatsızlık vermezler ama, yerlerinden ayrıldıklarında ağrı yaparlar. Ağrıyı hafifletmek için ağrının bulunduğu bölgeye ateşle ısıtılmış tuğla parçası veya içi sıcak su dolu bir şişe konulur. Ayrıca sıcak suya bastırılmış bir parça bezle de kompres yapılabilir. Taşları eritmek ve düşürmek maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 3 tane şalgam doğranır. 15 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere birer çay bardağı içilir.

Yabancı Kelime

Fr. météorologie

hava bilgisi

Hava koşullarında meydana gelen değişmeleri, iklim türlerini araştırıp hava durumu tahminlerinde bulunan bilim dalı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. meydân). Meydanlar, alanlar, (bk.) Meydan.

Türkçe Sözlük

(MEYDAN) (i. A.) (c. meyâdin) (Farsça’dan Arapça’laşmış). 1. Şehir ve kasaba içinde açık ve geniş düz yer. 2. Açık ve düz yer, açıklık saha, kır: Bir tarafı tepelerle ve bir tarafı meydanlarla çevrili bir yer. 3. Bir işin yapılmasına mahsus yer: Muharebe, talim meydanı, nişan meydanı. 4. Belli, açık, apaçık, Aşikâr: Meydana çıktı, hakikat meydandadır. 5. Ara, vakit, fırsat. 6. Ortalık: Meydanda bir sebep yoktur. 7. Bektaşî tekkelerinin semâ-hânesi. Atmeydanı = Koşu yeri. Meydar.a atılmak = Kendini meydana koyup karşılık vermeye hazırlanmak. Meydan okumak = Karşılaşmaya davet etmek, kevgayı icap edecek muamelede bulunmak. Meydana çıkmak = Görünmek, saklanmamak, açıkta olmak. Meydana çıkarmak = 1. Keşfetmek, bulup açığa çıkarmak. 2. Göstermek, saklamaktan vazgeçmek: Sonunda çaldığı malı meydana çıkardı. Meydan süpürgesi = Avluyu veya ev dışı yerleri süpürmeye yarıyan saplı çalı süpürgesi. Meydan taşı = Bektaşî tekkesinin semâhânesinde mumları koymaya mahsus bir taş. Meydana koymak, getirmek = Varlık vermek. Büyük bir eser meydana getirdi. Meydan vermek = Fırsat vermek, vakit vermek: Bir şeyi söylemeye, bir iş görmeye meydan vermedi ki.

Türkçe Sözlük

(i.). Açık yer, açıklık, hneydanımsı yer: Evimin önünde bir meydanlık var.

Sağlık Bilgisi

Midede veya bağırsaklardaki hazmolmuş gıdaların, oralarda herhangi bir yere takılması sonucu şiddetli bir ağrı meydana getirmesine mide krampı veya mide spazmı denir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tarçın, su.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya, 1 kahve kaşığı tarçın konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir.

- Tedavi süresince istirahat edin.

- Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.

- Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.

- Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.

- Diş sağlığına önem verin.

- Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi birini kullanmak da faydalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : İki avuç dolusu lahana yaprağı, önce soğuk su ile yıkanır. Sonra ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kahve fincanı içilir. Aynı işlem 6 saat ara ile 3 hafta boyunca yapılır.

Sağlık Bilgisi

Mide veya sindirim sisteminde görülen rahatsızlıkların çoğu, sinirlerin devamlı olarak gergin olmasından veya karaciğer hastalıklarından kaynaklanır. Çünkü sinir sisteminin bozulması, vücuttaki bütün salgı bezlerini, bu arada mide ve karaciğer salgı bezlerini de etkiler. Ayrıca, karaciğere dokunacak şeylerin devamlı olarak kullanılması da, sindirim sisteminde rahatsızlıkların doğmasına uygun zemini hazırlar.

Mide veya sindirim sisteminde meydana gelen rahatsızlıklar şöyle tespit edilir:

- Mide yanması, mide zafiyeti : Yemeğe başladıktan kısa bir süre sonra başlayıp, devam eden ağrılar.

- Mide iltihabı, onikiparmak ülseri : Yemek yedikten kısa bir süre sonra başlayan ağrılar.

- Mide ülseri : Yemek tedikten 2-3 saat sonra başlayan ağrılar.

Hepsinde de uyulması gereken kurallar kısaca şu şekide sıralanabilir.

- Yemeğe çiğ salata veya taze meyve ile başlamak sindirim sistemi için çok faydalıdır.

- Lokmalar iyice çiğnenmeli ve yavaş yenmelidir.

- Sofradan, tam manasıyla doymadan kalkmalıdır.

- Yemekte ve yemekten sonra fazla miktarda su içmemelidir.

- Çok sıcak veya çok soğuk şeyler yenmemelidir.

- Yemekleri her gün belirli saatlerde yemelidir.

- Yemekten sonra 1 saat kadar istirahat etmelidir.

Mide ve sindirim bozukluklarının tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Kerviz kökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 tane kereviz kökü konur. 10 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra ikişer çorba kaşığı içilir.

Türkçe Sözlük

(i. L. Y.). Mika ile kuvarstan meydana gelmiş bir çeşit taş.

Türkçe Sözlük

(i. Y. F.). 1. Ancak mikroskopla görülebilen bitki ve hayvanlar. Bunlar vücuda girince kendilerine has hastalığı meydana getirir. 2. mec. Kötülük eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. süt. milk fever tıb. loğusa kadınlarda sütün gelişi ile meydana gelen hafif ateş. milk leg filibit. milk of human kindness insanın tabii şefkati. milk of magnesia İngiliz tuzu karışımı, bir çeşit müshil. milk run (argo) tehlikesiz uçuş (bomba uçaklar

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mile!). 1. Din, mezhep: Millet-i ibrahim. 2. Bir din ve mezhepte bulunan cemaat: Millet-i islâm. 3. Aynı millî kültüre mensup insanların meydana getirdiği içtimaî topluluk, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı olan insanların meydana getirdiği sosyal varlık: Türk, Alman, Japon, Rus milletleri.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Koloit iyonlarında molekül yığılışmasında meydana gelen ve koloidin bütün hususiyetlerini taşıdığı kabul edilen kısmı.

Şifalı Bitki

(zea mays): Buğdaygiller familyasından; 180 - 200 cm boyunda, dik ve yüksek gövdeli, geniş şerit yapraklı, bir yıllık bir bitkidir. Kökü kalın ve saçaklıdır. Yaprakları şerit gibi, uzun, paralel damarlı, sert ve sivri uçlu, sapsız, kenarları, dalgalıdır. İki çeşit çiçeği vardır. Erkek çiçekler gövdenin ucunda salkım başak şeklinde, dişi çiçekler ise yaprakların koltuğunda koçan halindedir. Dişi çiçeklerin stilusları uzundur ve kınlarının tepesinden dışarı doğru sarkarlar. Bunlar mısırpüskülü denilen kısmı meydana getirirler. Meyvesi, koçanı üzerinde sıkışık şekilde dizilidir. Rengi açık veya koyu sarı; esmer veya kırmızımtırak renklidir. Mısırpüskülünün içeriğinde glikoz, maltoz gibi şekerler, sabityağ, steroller, reçine ve çok miktarda potasyum tuzları vardır. İdrar söktürücü, idraryollarını temizleyici ve hararet verici olarak kullanılır. Mısırözü yağı, mısır tanelerinden çıkarılır. İçeriğinde yağ asitleri, A vitamini, az miktarda steroller ve bol miktarda nişasta vardır. Mısırözü yağı damarsertliğini önler. Kullanıldığı yerler: Daha ziyade mısırpüskülü ve mısırözü yağı kullanılır. Mısır iyi bir besindir. Ancak hazmı biraz güçtür. Guatr olanların yememesi tavsiye edilir.

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Kuzeydoğu Afrika ülkelerinden olan Mısır, kuzeyden Akdeniz, doğudan Kızıldeniz ve Filistin, güneyden Sudan, batıdan Libya ile çevrilidir.

Coğrafi konumu: 27 00 Kuzey enlemi, 30 00 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Afrika.

Yüzölçümü: 1,001,450 km².

Sınırları: toplam: 2,665 km.

sınır komşuları: Filistin 11 km, İsrail 266 km, Libya 1,115 km, Sudan 1,273 km.

Sahil şeridi: 2,450 km.

İklimi: Mayıs - Ekim ayları arası kadar sıcak bir yaz, Kasım - Nisan ayları arası serin bir kış olmak üzere genelde iki mevsim görülür. Çölde yazın sıcaklık gölgede her zaman 40 dereceyi geçer. Ancak gece sıcaklık, 15-18 derece kadardır. Sahra’dan gelip, Deltaya kadar uzanan hamsin rüzgarları genellikle bahar mevsiminde eserler. Kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar. Kıyı kesiminde Akdeniz iklim özelliği nedeniyle kışın yağış ortalaması 100-200mm. arasındadır.

Arazi yapısı: 1280 km uzunluğundaki Nil Vadisi , Sudan sınırından Akdeniz’e kadar uzanarak doğu ve batı çöllerini birbirinden ayırır. Batı çölü hemen hemen yüzölçümünün 3/4 ‘ünü kaplar. Ortalama yükseklik 210-250 metre olmasına rağmen güneybatı ucunda , yüksek kayalıklı bölgede 2130m.’ye ulaşır.Bölgenin çoğu yeri taşlı çöllerden meydana gelmesine rağmen, yer yer kumluk ovalara da rastlanır. Plato görünümünde olan bölgenin çeşitli yerlerinde oluşan çökmeler sonucu yeraltı sularının yerleşmesine imkan veren sığ kuyular meydana gelmiştir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Qattara Çukuru -133 m.

en yüksek noktası: Catherine Tepesi 2,629 m.

Doğal kaynakları: petrol, doğal gaz, demir, fosfatlar, manganez, kireçtaşı, alçıtaşı, talk, asbest, kurşun, çinko.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %2.92.

Sürekli ekinler: %0.5.

Otlaklar: %0.

Ormanlık arazi: %0.

Diğer: %96.58 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 34,220 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Periyodik kuraklıklar, yaygın depremler, su baskınları, heyelanlar, volkanik aktivite, bahar mevsiminde esen hamsin rüzgarları kuru ve kavurucu karakterde olup, sık sık kum ve toz fırtınaları oluştururlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 78,887,007 (Temmuz 2006 verileri) Nüfusun %45’i şehirlerde yaşamaktadır.

Nüfus artış oranı: %1.75 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -0.21 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 31.33 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71.29 yıl.

Erkeklerde: 68.77 yıl.

Kadınlarda: 73.93 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.83 çocuk/1 kadın (2001 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.1 (2001 verileri).

Ulus: Mısırlı.

Nüfusun etnik dağılımı: Mısır halkının yaklaşık %91’ini Araplar oluşturmaktadır. Arapların %91.5’i Müslüman, kalanı Hıristiyan’dır. İkinci önemli etnik unsur nüfusun %7’sini oluşturan Kıptilerdir. Kıptilerin tamamı Hıristiyan’dır. Kıptilerin kendilerine özel bir dilleri vardır. Ancak bugün artık Kıptice konuşan kalmamıştır ve Kıptiler de Arapça konuşmaktadırlar. Ka

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Maddenin bütün hususiyetini taşıyan en küçük kısmı. Moleküller atomların birleşmesinden meydana gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir ismin birkaç harfinden veya baş harflerinden meydana gelen desen, monogram.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., bot. tek yapraklı, tek yapraktan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. ölmek üzere olan bizler sizi selâmlarız (gladyatorlerin dövüş meydanına çıkarken imparatoru selamlamaları).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. mozaik; çeşitli parçalardan meydana gelen edebieser; s. mozaik gibi, mozaikli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivrisinek. mosquito fleet den., argo kücük harp gemilerinden meydana gelen donanma. mosquito net cibinlik. mosquito netting cibinlik kumaşı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir araya gelerek bir musiki eserini veya bir süsleme işini meydana getiren ve başlıbaşına bir birlik olan unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. güdü, saik; müz. motif; s. hareket meydana getiren, itici; devindirici, muharrik; harekete ait; güdüsel; f. hareket ettirmek, harekete getirmek; edeb. başlıca konuya bağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. çeşitli kısımlardan meydana gelmiş, birbirine benzemez, ayn cinsten, karmakarışık; karışık renkli, alaca, rengârenk; rengârenk giysili; i. uyumsuz karışım; rengârenk giysi. wear motley soytarılık etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. motor; elektrik motoru; makina; ing. otomobil; s. hareket meydana getiren, muharrik; motorlu; tıb. hareket kaslarına ait; hareket nakleden; psik. hareki, devimsel, adaleleri harekete getirici; f. otomobille gitmek veya götürmek. motor nerve m

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Çeşitli renklerde küçük taşların yanyana getirilmesiyle meydana gelen resim ve tezyinat. 2. Çimento içine küçük mermer parçaları konulup dondurularak yapılan merdiven, taban vs. 3. Bu iş için kullanılan mermer parçaları.

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürûz» dan masdar). 1. Eskiden, çarpışan iki taraftan birer kişinin meydana çıkıp aralarında kavga etmeleri: Hazret-i Alî en cesur düşmanlara karşı mübârezeye çıkardı. 2. Bir hakarete karşı veya namusa ait bir sözden dolayı hakarete uğrayanın dâvetiyle iki kişi arasında olan kavga, düello.

Türkçe Sözlük

(i. A. «acz» den if. mü.) (c. mûcizât). Peygamberler tarafından meydana getirilen harikulade durumlar ki, halkı acz ve şaşkınlıkta bırakıp imana gelmelerini mucip olur: Hazret-i Salih’in gösterdiği mûcize (Tanrı’nın gösterdiği mûcizeye «Ayet» ve evliyânınkine «kerâmet» denir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. özellikle siyasette bir şahsa kötü şeyler yüklemek; haksızlığı arayıp meydana çıkarmak.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «dikkat» ten if.) (mü. müdekkıka). Tedkik eden, inceden inceye erayan, inceleyen, her işittiğini körükörüne kabûl etmeyip etrefıyla araştırarak doğrusunu meydana çıkaran: Pek müdekkik adamdır, (c.) Müdekklktn. Her meseleyi araştırıp inceleyen: Müdekkiktn-l ulemâdan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Meydanı olan, geniş. 2.Keder gideren.

Türkçe Sözlük

(I. A. e.) (müfredl dilimizde kullanılmaz). 1. Basit, mürekkep olmayan şeyler. 2. Toptan bilinen şeylerin tafsilâtı, birer birer açıklanmışları: Setin aldığım şeyler iki yüz lira etti, müfredat defterine de yardım; alınan şeyleri müfredâtiyle kaydetmeli. 3. Tek tek ve ayrı ayrı mısrâlar. 4. Bir cümleyi meydana getiren kelimelerin her biri. 5. İlâç kataloğu: Tıp müfredâtı.

Türkçe Sözlük

(MUHAREBE) (İ.A. «harb» den) (c. muhârebât). 1. İki veya fazla devlet veya taraf arasında savaş, harb, cenk: Fransa Prusya muharebesi; bir muharebe çıkması muhtemel değildir; muhârebât-ı bahriyye (bu mânâsı dilimizde yerini «harb» ve «savaş» kelimelerine bırakmıştır). 2. Bir defada yapılan vuruşma, meydan muharebesi: Mohaç, Çaldıran, Haçova muharebeleri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareye» den if.). 1. icat eden, bulan, meydana koyan, mucit: Dikiş makinesinin muhterîi. 2. Birine aslı olmayan şeyler isnad eden, iftira atan.

Türkçe Sözlük

(İ.A. «kizb» den if.) (mü. mükezzibe). Yalancı çıkaran, birinin yalanını meydana koyan, bir haberin yalan veya birinin yalancı olduğunu gösterip ilân eden, yalanlayan, tekzîb eden: O haberi mükezzib resmî bir ilân.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., A.B.D. çeşitli bölümlerden meydana gelen büyük üniversite.

Türkçe Sözlük

(I. A. «keşf» ten if.) (mü. münkeşife). 1. Meydana çıkmış, açık. 2. Keşfolunmuş, meçhul iken bulunup bilinmiş.

Türkçe Sözlük

(MÜREKKEB) (i. A. «rükûb» dan imef.) (mü. mürekkebe). İki veya fazla şeyin karışmasından meydana gelen, sade ve düz olmayan. Cehl-I mürekkeb = Kendini bilgin senan insanın cahilliği. Fâiz-i mürekkeb = Faize de faiz yürütmekten iberet faiz.

Türkçe Sözlük

(i. A. «seb» den imef.) (mü. müsebbaa). 1. Yedi parçadan yapılmış, yedili. 2. Yedi kat, yedi ile çarpılan. 3. (matematik) Yedi köşesi veya açısı olan, yedi köşeli: Şekl-I müsebbâ. 4. (edebiyat). Yedi mısrâdan meydana gelen manzume.

Türkçe Sözlük

(i. A. «seds» den imef.) (mü. müseddese). 1. Altı kısımdan ibaret, altı parçadan yapılmış, altıya bölünebilen. altılık, altılı. 2. (matematik) Altı açısı ve köşesi olan: Şekl-i müseddes. 3. (matematik) Altı açı ve köşesi olan şekil: Bir müseddes. 4. (edebiyat) Altı mısrâdan mürekkep kıt’alardan meydana gelen nazım şekli. Müseddes şarkı = 6 mısrâlı şarkı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan imef.) Apaçık, meydanda olan, vâzıh, şüphe bıTakmayacak şekilde anlaşılan: Söylediklerimden müstebân olduğu üzere.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» den if.) (mü. mütebeyyine). Tebeyyün etmiş, meydana çıkmış, ispat olunmuş, apaçık ortada.

Türkçe Sözlük

(i. A. «celâ»dan if.) (mü. mütecelliyye). 1. Meydana çıkan, görünen, apaçık. 2. Parlak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hudûs» tan if.) (mü. mütehaddise). Ortaya çıkan, yoktan var olan, meydana gelen.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «hakk»dan if.) (mü. mütehakkıka). Doğruluğu meydana çıkan, gerçekliği ispat olunan, gerçekleşen, tahakkuk eden.

Türkçe Sözlük

(i. A. «kevn» den if.) Tekevvün eden, hâsıl olan, meydana gelen, var olan, vücut bulan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vaz’» dan masdar). 1. İki kişinin aralarında birleşerek yalandan bir muamelede bulunmaları. 2. (hukuk). İrade ile beyan arasında isteyerek meydana getirilen uygunsuzluk. Muvâzaa senedi = Böyle bir maksatla yazılıp imza olunmuş yalandan senet.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamaları onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının, demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi(C=do, D=re, E=mi, F=fa, G=sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz lohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete lohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

Genel Bilgi

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya dökmenin ilk temeli Pisagor (Pythagoras, M.Ö. 530-450) tarafından atılmıştır. Biz kendisini okul sıralarından o meşhur dik üçgen teoremi ile hatırlarız ama Pisagor günümüzde ulaştığımız bilim seviyesinin babasıdır. O kendi devrine kadar gelişmiş bütün çalışmaları bir disiplin altında toplamış, geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya, müzik ve tabiat bilgisi olarak ayrı ayrı bilim dalları yaratmıştır.

Pisagor bilimi, bilim için düşünüyor, bilimin uygulamak onu ilgilendirmiyordu. Bu nedenle ‘bilgi seven’ anlamındaki ‘filozof’ sözcüğünü ilk olarak o kullanmıştır. Pisagor tüm evrenin sayılar ve aralarındaki ilişkilere göre kurulduğuna inanıyordu.

Pisagor’un müziğin içindeki matematiği bir demirci dükkanının önünden geçerken keşfettiği rivayet edilir. Demirci ustasının demir döverken kullandığı aletlere göre değişik sesler çıkarması Pisagor’un ilgisini çekmiş, dükkanı kapattırarak ustaya çeşitli aletler kullandırmış, çıkan sesleri incelemiş ve kayıtlar almış.

Batı müziği 9. yüzyılın başına kadar notalamadan habersizdi. Eserler kulak yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor, bu arada değişime uğruyor, zamanla unutulabiliyordu. 9. yüzyılın ikinci yarısında ilk notalama sistemi ortaya çıktı.

Arezzo’lu Guido’nun (Gui d’Arezzo) notalama sisteminin seslerin yüksekliğini kesin olarak belirtmeye başlamasıyla büyük bir ilerleme kaydedildi. 11. yüzyılda notaların üzerine dizildiği beş çizgiden oluşan “porte”nin kullanılmasıyla notaların yüksekliği (do, re, mi,....) ve süresi (birlik, ikilik, dörtlük,....) kesin biçimde belirlenebilir hale geldi.

Aslında müziğin dört parametresi vardır: Yükseklik, süre, şiddet ve tını. Bunlardan ilk ikisi zamanla genel kabul gören bir takım işaretler sayesinde kağıt üzerine dökülebilmiş, şiddet ve tını ise notanın yanında ek kelimelerle belirtilmişler ve kısmen de yoruma açık bırakılmışlardır.

Çeşitli sesleri belirtmek ve bunların birbirlerine karışmasını önlemek için sesleri temsil eden notalara özel isimler verildi. Do, re, mi, fa, sol, la, si. İngilizce’de ve Almanca’da ise notalar harflerle gösterildi (C=do, D=re, E=mi, F=fa, G-sol, A=la, B=si-ing.-, H=si-alm.-).

Nota isimlerinden ‘do’nun önceki ismi ‘ut’ idi. Sesli harfle başlayan bu isim, notaları sırayla söylerken tutukluk yaptırdığından 12. yüzyılda ‘do’ olarak değiştirildi. Almanya ve bazı ülkelerde ‘ut’ hala kullanılır.

‘Si’ hariç diğer notaların isim babası Gui d’Arezzo’dur. Arezzo bu adları Aziz Iohannes Battista ilahesindeki mısraların birinci hecelerinden alarak takmıştır. Yedinci notanın adı uzun zaman ‘B’ olarak kalmış, sonradan 13. yüzyılda Sanete Iohannes kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen ‘si’ adını almıştır.

Notalamanın keşfi ve gelişimi müzik pratiğine olağanüstü bir gelişme ortamı yaratmıştır. Notalama, icracıyı ezberden kurtararak hem müzik parçalarının uzamasına hem de çeşitli dönemlere ve ülkelere ait notalanmış eserlerin katılmasıyla repertuarın zenginleşmesine ve çeşitlenmesine imkan vermiştir. Nota sayesinde bir müzisyen bilmediği bir müzik parçasını icra edebilmek için tek başına yeterli bir hale gelmiştir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücutta mantarcıklar meydana getiren hastalık.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözükmeyen, meydanda olmayan: Birdenbire nâ-bedîd oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. mıhlamak, çivilemek; sıkı sıkı bağlamak, kavramak; (argo) tutmak; yakalamak; (argo) (bir yalanı) meydana çıkarmak; (argo) çalmak; (argo) vurmak. nail down çivilerle sabitleştirmek; garantiye almak. nail up çivilerle kapatmak.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Namaz kılmaya mahsus meydan ki, kıble cihetinde mihrap yerine bir dikili taşı olur. 2. Ustü açık mescit.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. benzinle karıştırılarak bir yakıt meydana getiren pelte gibi bir bileşim, napalm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. ilaç ile meydana gelen uyuşukluk, narkoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gelişmeye başlayan, oluş halinde olan, olgunlaşmamış. nascency i. doğuş, meydana geliş, başlangıç.

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oram alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de artırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır. Haydi, şerefinize!

Genel Bilgi

İlk yudumla birlikte, alkol ağız ve yemek borusu ile temas ettikten sonra, ciddi miktarda kana karıştığı ilk durak olan mideye gelir. Ancak alkolün kana karışması en çok ince bağırsaklarda olur.

Büyük bir kısmı ince bağırsaklarda kana geçen alkol, derhal merkezi sinir sistemimizi etkilemeye başlar. Birkaç dakika sonra beyne geçerek sinir hücrelerini etkiler ve mesaj iletimini yavaşlatır.

İçmeye devam edilirse, beyindeki görme, denge, konuşma ve muhakeme ile ilgili sinir merkezleri etkilenmeye başlarlar. Bu arada alkolün baskılayıcı etkilerini yenebilmek için, kalp kası zorlanır ve nabız artar.

Biraz daha içilirse şuur kaybı meydana gelebilir. Daha da devam edilirse, alkolün kandaki oranı alkol zehirlenmesi seviyesine ulaşır, solunum yetmezliği nedeni ile ölüm kaçınılmaz olur.

Alkol oldukça yavaş yakılır. 100 gram saf alkolün vücutça yakılması yaklaşık 10 saat sürer.

Karaciğerde yakılan her bir gram alkol için 7.1 kilokalori açığa çıkar. Yapılan araştırmalara göre ABD’de insanlar genel olarak kalori ihtiyacının yüzde 10’unu alkolden karşılamaktadır. Alkoliklerde bu oran yüzde 50 olup ciddi beslenme bozuklukları görülür.

Alkol karaciğer yetmezliği yanında, kalp hastalığı ve kanser riskini de arttırır. Beyinde hücre kaybına yol açar, uzun sürede beyin hücrelerindeki dejenerasyon artar, psikiyatrik bozukluklar başlar.

Ama alkolün en büyük etkisi, sağlığı bozmasının yanında, aileleri ve arkadaşlıkları parçalaması, hapishane ve hastaneleri doldurmasıdır.

Haydi, şerefinize!

Sağlık Bilgisi

Daha ziyade el ve ayağın sürekli olarak sürtünmelere uğrayan noktalarında üst derinin kalınlaşması ve sertleşmesi ile meydana gelen ve basılınca ağrı veren sertleşmiş deri tümseğine nasır denir. Nedeni, nasırlaşan bölgeye yapılan basınç ve sürtmedir. Ayakta görülen nasırlara çoğunlukla sıkı ayakkabılar neden olur. Nasırları sökmek maksadıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon veya kırmızı domates.

Hazırlanışı : Nasırların üzerine bir dilim limon veya ortasından kesilmiş bir domates konur. Her gün tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., neap tide on beş günde bir meydana gelen ve alçalma ile yükselmenin en az olduğu gelgit.

Genel Bilgi

Sadece uykumuz gelince mi esneriz? Esneme bulaşıcı mıdır? Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinememektedir.

Önceleri esneme, insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülüyordu. Yapılan deneylerin sonucunda, esnemenin, solunum olayına kısa bir destek verdiği, ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.

Hem burnumuzla, hem de ağzımızla nefes alabilmemize rağmen, kapalı ağızla esnemek mümkün değildir. En çok ve sık esnemenin olduğu zaman, sabah uykudan kalkma vaktidir. Ortalama bir esneme 6 saniye sürer.

Sadece insanlar değil, kediler, kuşlar, fareler ve birçok canlı türü de esner. Ancak farklı türlerdeki bu davranış biçimi, aynı fonksiyona yönelik olabilir mi? Örneğin insanların gülme olarak yaptığı yüzdeki kas hareketi diğer bazı canlılarda korkunun ifadesi olabilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri, insanların ise, tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.

Derslerde canı sıkılan öğrencilerin değil de, canı sıkıldığı halde uyumamaya çalışanların daha çok esnedikleri gözlemlenmiştir. Bir diğer görüşe göre de, sınava girecek bir öğrencinin veya yarışa girecek bir atletin çok esnemesinin sebebi, organizmanın kendini sakinleştirmesidir.

Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin, diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Yani nasıl yemek yiyen bir insanı görünce acıkırsak, onun gibi bir şey.

Esnemenin bulaşıcı olduğunu ileri süren bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner, oturumu kapatır, artık gecenin başladığı, herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.

Günümüzde bu iş için daha karışık teknolojiler kullanılıyor. Baba televizyonu uzaktan kumanda ile kapatıp koltuğundan kalkıyor. Bu nedenle günümüzde esnemenin hiçbir faydası görülmemektedir ve önümüzdeki bir milyon yıl içinde ortadan kalkacağı sanılmaktadır.

Genel Bilgi

Sadece uykumuz gelince mi esneriz? Esneme bulaşıcı mıdır? Aslında esnemenin ve fizyolojisinin ardında yatan gerçek hala tam olarak bilinmemektedir.

Önceleri esneme, insanın yorgun olduğu zamanlarda kandaki oksijen miktarını artırmak için vücudun yaptığı bir solunum sistemi refleksi olarak düşünülüyordu. Yapılan deneylerin sonucunda, esnemenin, solunum olayına kısa bir destek verdiği, ancak onun önemli bir fonksiyonu olmadığı tespit edilmiştir.

Hem burnumuzla, hem de ağzımızla nefes alabilmemize rağmen, kapalı ağızla esnemek mümkün değildir. En çok ve sık esnemenin olduğu zaman, sabah uykudan kalkma vaktidir. Ortalama bir esneme altı saniye sürer.

Sadece insanlar değil, kediler, kuşlar, fareler ve birçok canlı türü de esner. Ancak farklı türlerdeki bu davranış biçimi, aynı fonksiyona yönelik olabilir mi? Örneğin insanların gülme olarak yaptığı yüzdeki kas hareketi diğer bazı canlılarda korkunun ifadesi olabilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, hayvanların daha çok dikkat gerektiren bir olayı karşılama sırasında esnedikleri, insanların ise, tersine dış uyarılarda azalma olduğunda esnedikleri saptanmıştır.

Derslerde canı sıkılan öğrencilerin değil de, canı sıkıldığı halde uyumamaya çalışanların daha çok esnedikleri gözlemlenmiştir. Bir diğer görüşe göre de, sınava girecek bir öğrencinin veya yarışa girecek bir atletin çok esnemesinin sebebi, organizmanın kendini sakinleştirmesidir.

Esneme de gülme gibi bulaşıcıdır. Esneyen kişinin yüz hatlarında meydana gelen şekillenmenin, diğer insanlar üzerinde esnemeyi teşvik edici bir etki uyandırdığı tahmin ediliyor. Yani nasıl yemek yiyen bir insanı görünce acıkırsak, onun gibi bir şey.

Esnemenin bulaşıcı olduğunu ileri süren bir görüşe göre ise ilk insanlardan kalma bir davranış olarak esnemekteyiz. İlkel atalarımız akşamları ateşin etrafında topluca otururken grubun lideri tüm dişlerini göstererek esner, oturumu kapatır, artık gecenin başladığı, herkesin sabaha kadar yatması ve hareket etmemesi gerektiği sinyalini verirdi. Grubun diğer üyeleri de esneyerek görüş birliği içinde olduklarını beyan ederlerdi.

Günümüzde bu iş için daha karışık teknolojiler kullanılıyor. Baba televizyonu uzaktan kumanda ile kapatıp koltuğundan kalkıyor. Bu nedenle günümüzde esnemenin hiçbir faydası görülmemektedir ve önümüzdeki bir milyon yıl içinde ortadan kalkacağı sanılmaktadır.

Genel Bilgi

Yükseklik korkusu, genellikle düşmekten korkma ya da boşluktan tedirgin olma diye bilinir.

Ama tam da böyle değildir. Bu, esasında bir denge sorunudur.

İnsanın dengesi birkaç unsur tarafından belirlenir. Görme, dokunma ve duyma. Olağan hareketler sırasında, bütün bu unsurlar kesişir.

Ama olağan dışı bir harekette, değişik sinirler tarafından bu hareketle ilgili olarak beyne yollanan bilgiler çelişki yaratır. Beyin bunları yorumlamakta zorlanır. Deyim yerindeyse beynin “kafasi karışır”.

İşte insan çok yüksek bir yerde durduğu zaman, böyle bir karışıklık meydana gelir.

Aşağı bakan göz, yerin uzaklığını saptayamaz ve beyne kesin bilgi yollayamaz. Halbuki, ayaklar sert bir şeyin üstünde durdukları için “yere dokunuyorum” mesajını verir. Bu iki farklı bilgi beyinde çelişki yaratır ve beyin, vücudun pozisyonunu netleştiremez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üçüncü yüzyılda Eflatun'un fikirleriyle doğunun mistik düşünüşlerinin kaynaşmasından meydana gelmiş felsefe sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s .tanrı Neptüne ait; astr. Neptünle ilgili; jeol. su tesiri ile meydana gelmiş.

Türkçe Sözlük

(i. Y. T. coğrafya). Denizlerin çekilmesiyle meydana gelen yerleşmeye müsait bölge.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Meydana gelme, gelişme. 2.Kaynak olma, bir mecradan çıkış. Neşet: 19.yy. Türk şairlerinden biri.

Türkçe Sözlük

(i. L.). Protonla beraber atom çekirdeğini meydana getiren ve elektrik yükü olmayan atom zerreciği.

Sağlık Bilgisi

Sinir ağrısına tıp dilinde nevralji denir. Bilhassa, yüzde ve başta hissedilir. Ama vücudun diğer taraflarında da bulunabilir. Nedeni soğuk algınlığı, şeker hastalığı, damar sertliği, veya ağrı yapan sinir yakınında meydana gelen herhangi bir hastalıktır. Nevralji ağrılarını dindirmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta.

Hazırlanışı : Bir tane yumurta, iyice kaynatıldıktan sonra kabukları soyulur. İkiye bölünerek ağrıyan yere konur.

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da ‘hıck’ şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır.

Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes alarak diyaframın mideyi itmesini sağlamak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık 5 saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.

Genel Bilgi

Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.

Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da “hıck” şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.

Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır. Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.

Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes almak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.

Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık beş saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.

Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekeleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.

Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları çok güçlü olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0. l milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3000 metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna ‘sulu sepken’ diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya ‘don’ şeklinde yeryüzünde kalır ya da ‘kırağı’ oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacıklarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975 yılında Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow ‘snomax’ denilen bir proteini toz parçacıkları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülür. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükselerek 12.000 metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Bu buz taneleri ağırlıkları nedeni ile o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Genel Bilgi

Kış aylarında güneş ışınları olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0.1 milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar.

Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3 bin metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna “sulu sepken” diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya “don” şeklinde yeryüzünde kalır ya da “kırağı” oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız.

Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir. Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacılarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor.

İlk olarak 1975’de Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow “snomax” denilen bir proteini toz parçacıları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç’te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı.

Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12’li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor.

Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülğr. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükelerek 12 bin metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur.

Buz taneleri ağırlıkları nedeniyle o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Genel Bilgi

Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır.

Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan’da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan’dan doğuya, sonra Ortadoğu’ya, en sonunda da Avrupa’ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Müslümanlık, Hıristiyanlık (Katolik), Hinduizm ve Budizm’de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır.

Tespihin İslam dünyasında ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak belli değildir. Hz. Muhammed’in tespih taşıdığına dair bir kayıt yoktur. Hatta belki Osman Gazi, belki de Fatih Sultan Mehmet’de tespih kullanmadılar. Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır.

Ne var ki, Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. İslam’da Peygamber’in namaz kılarken sünneti olan ‘Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber’ kelimelerini 33’er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor.

Yüce Yaratıcı’ya 99 ayrı isim veren İslami anlayış, onu anarken, her isim için bir işaret olmak üzere ipe dizdiği bu 99 taneli şeye de ‘tespih’ adını vermiştir. Çeşitli malzemelerden yapılan tespihteki tane sayısı 33, 99, 500 veya 1000 olabilir.

500 ve 1000’lik tespihler daha ziyade tekkeler ve dergahlarda zikr için kullanılırlardı. Tekke şeyhleri, hastaları veya bir muradı olanları, iyileşmeleri veya muratlarının olması için bu tespihlerin içinden geçirirlerdi.

Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile baş parmak arasından geçirmektir. Ancak günümüzde tespihi bir oyuncak veya el alışkanlığı olarak kullananlara, sallayarak veya çeşitli figürler meydana getirerek dolaşanlara, hatta tuttukları futbol takımının renklerine göre yapılmış tespihleri çekenlere sıkça rastlanmaktadır.

Aslında tespih çekmek din adamlarına özgü bir davranışmış gibi algılanır ama halk arasında da neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir. Tespih çekmenin daha çok kırsal kesimlerde yaygın olmasının nedeninin tespihin boş elleri meşgul edebilme özelliği olduğu ileri sürülüyor. Sıcak ayları tarımsal çalışma ile geçiren, sürekli ellerini kullanmaya alışmış kişilerin kış aylarında bu boşluğu tespihle doldurduklarına inanılıyor.

Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında gut veya damla hastalığı tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla içki içen ve fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir. Ağrı da vardır. Buraları dokunulmayacak kadar hassaslaşmıştır. Ateş 39,4 dereceye kadar yükselir. Tedavinin başarılı olması için mutlaka yatak istirahati gerekir. Gıda rejimi uygulanır. Acılı, tuzlu, sirkeli ve şekerli yiyecekler terkedilir. Alkol ve sigara bırakılır. Dana, koyun ve kuzu eti yenmez. Diğer etler, yağ, nişastalı yiyecekler mümkün olduğu kadar azaltılır. Şeker yerine bal kullanıllır. Az patates, yağsız beyaz peynir, yağsız süt, yoğurt, enginar, havuç, kereviz, kiraz, lahana, fasulye, zeytin, maydanoz, armut, çilek, erik, kara turp, üzüm, domates, ve pırasa yenilebilir. Ayrıca mümkün olduğu kadar çok limon suyu içilir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Beyaz peynir.

Hazırlanışı : Nikris olan yerlere dilimlenmiş taze beyaz peynir konur. Ağrı geçinceye kadar, 10 dakikada bir değiştirilir.

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (i.) Varlıkları arasında olan ve sayıyla ilgisi bulunmayan farkları şu veya bu bakıma göre meydana getiren hâl, keyfiyet, vasıf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) düğüm; (bot.) düğüm, nod; (astr.) bir gökcismi yörüngesinin ekliptiği kestiği noktaların her biri; (tıb.) romatizmadan meydana gelen katılık, yumru, şiş; (fiz.) titreşim halinde bulunan bir ip veya telin hareketsiz noktalarından her biri; merkez

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kanun koyan; bilimsel kanunlar meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (kim.) madeni olmayan eleman; hidrojen ile birleşince asit meydana getirebilen eleman.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kuzeye ait; kuzeyde meydana gelen veya yaşayan, kuzeyli; kuzeyden gelen. northern lights güneşteki fırtınalar sonucu meydana gelen ve en çok kuzey kutup bölgesinde geceleri görülüp hareket eden renkli ışıklar. northerner (i.) kuzeyli kimse; (gen

Türkçe Sözlük

(i. L.). Atom çekirdeğini meydana getiren proton ve neutron’un ortak adı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 2.Mekke’deki Hıra dağı. Işığın bir şeye yansımasından meydana gelen parlaklık. Zünnureyn: Hz.Peygamberin 2 kızıyla evlendiği için Hz.Osman’a verilen unvan, onur sahibi. Kur’an-ı Kerim’in 24.suresinin adı.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. 2.Genellikle bölmeli göçebe cadın. 3.Yabancı. 4.Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. 5.Ova.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ara sıra meydana gelen, fırsat düştükçe yapılan; belirli bir fırsat dolayısıyle yapılan. occasional chair takımdan ayrı sandalye. occasionally (z.) ara sıra, bazen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) meşguliyete ait; işgal kuvvetleri ile ilgili; meslek dolayısıyle meydana gelen (hastalık veya zarar). occupational therapy meşguliyetle tedavi, rehabilitasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.)olmak, meydana gelmek, vuku bulmak; bulunmak; hatıra gelmek, akla gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) oluş, meydana çıkma; vaka, olay, hadise. occurrent (s.) olan, meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) okyanusa ait, okyanusta bulunan veya meydana gelen, okyanusta dolaşan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (müz.) sekiz kişi tarafından çalınan veya söylenen müzik parçası; sekiz kişiden meydana gelen koro veya orkestra takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) bir tabakanın on sekiz yaprak olmak üzere katlanmasından meydana gelen (forma veya kitap).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) acayip, bambaşka; tek, iki ile böIünemeyen; küsur, tam sayıdan artan; ara sıra meydana gelen; (i.) artan şey; ABD golfta bir oyuncunun rakibinden fazla olarak yaptığı vuruş; (çoğ.), (bak.) odds. Odd Fellows Amerika'da sosyal ve gizli bir yar

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) takdim etmek, arzetmek, sunmak; teklif etmek, (fiyat) vermek; göstermek; meydana çıkmak görünmek, gözükmek. offer battle savaş açmak. offer for sale satılığa çıkarmak. offer resistance karşı koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-set) denge meydana getirmek: karşılığı ile denkleştirmek; boruya dirsek koymak; ofset usulü basmak; dallanmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. daldırma dal, fışkırma dal, piç fidan; bir aile veya ırk kolu; bir dağ sırasının ovaya uzanan burnu; mim. duvar kalınlığının azaldığı yerde meydana gelen raf gibi düz çıkıntı; mak. engeli aşması için bir boruya konulan dirsek; ana çizgiden dikey ol

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yayla atılan mermi ki, ucu sivri, demirden ve arkası tüy şeklinde ince ve kısa bir değnektir: Ok atmak. 2. Ok gibi düz ve uzun ağaç: Araba oku, sapan oku, kirişleme oku. Tatar oku = Zenberekli ok. Tâlim oku, nişan oku = TAlim etmeye ve nişan vurmaya mahsus ok. Ok atımı = Okun vurabileceği mesafe, menzil. Okmeydanı = Okla nişan vurmaya mahsus tâlim meydanı (İstanbul’da bir semt) ve mec. Rüzgâra karşı yer. Ok yaydan çıkmak = iş işten geçmek. Okyılanı = Bir cins engerek yılanı. Ok yemek = Okla yaralanmak.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.) kimya). Bir basit cismin oksijenle birleşmesinden meydana gelen birleşik.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür 3 grupta toplanır.

- Kuru öksürük : Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.

- Nöbet şeklinde gelen öksürük : Bu çeşit öksürük, boğmaca veya ciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması, veya astımdan kaynaklanır. Bu çeşit öksürükte pek az balgam görülür.

- Balgamlı öksürük : Bu çeşit öksürük, sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır. Balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker. Balgamlı öksürük; Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberküloz’un bir işareti olabilir. Öksürük, nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şalgam suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir su bardağı şalgam suyuna, 2 tatlı kaşığı süzme bal konur. 5 dakika kaynatıldıktan sonra sıcak sıcak içilir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yazılmış bir şeyi gözden geçirip sesli veya sessiz kıraat etmek, okumak: Kitap, mektup, gazete okumak. 2. Öğrenmek, tahsil etmek: İngilizce okuyor, gençliğinde bir şey okumamış. 3. Terennüm ve tegannî etmek: Filân güzel okuyor. 4. Davet etmek, çağırmak: Kadınlar düğüne okumaya gittiler. 5. Dua okuyup üflemek, üfürükçülük etmek. Rahmet okumak = Rahmet temennî etmek Meydan okumak = Yarışmaya davet etmek.

Bilim

Olay Ufku

Genel görelilikte olay ufku, ışık ve maddenin artık kaçamadığı bölgeyi sınırlayan kuşağa denir. Olay ufku, herhangi bir fiziksel incelemede bulunamadığımız bir uzay parçasıdır. Ne olay ufkundan ötesini bilinen yasalarla açıklama olanağı vardır, ne de orada ne olup bittiğini bilmenin bir yolu vardır.

Kara deliğin olay ufku

Bir yıldızın olay ufku, yıldızın çökmeden önceki kütlesiyle orantılıdır. Örneğin kütlesi 10 Güneş kütlesi olan bir yıldız içe çöküp kara delik haline geldiğinde çapı 60 km olan bir olay ufkuna sahip olur. Bir kara delik madde yuttukça olay ufkunu genişletir, olay ufku genişledikçe de daha güçlü çekim alanına sahip olur. Kara deliğin olay ufkunda teorik olarak zaman tümüyle durmaktadır. Kimi kara deliklerde iki olay ufku vardır. Kimileri "olay ufku" terimi yerine kara deliğe pek uygun olmamakla birlikte “kara deliğin yüzeyi” terimini kullanırlar. (Terimin uygun olmamasının nedeni, bir gezegen veya yıldızdaki gibi katı ve gazlardan oluşan bir yüzeyinin olmamasıdır.) Fakat burada birtakım özel nitelikler gösteren bir bölge söz konusu değildir; bir gözlemci kara deliğe ufku aşacak kadar yaklaşmış olabilseydi, kendisine yüzey izlenimi sağlayacak hiçbir özellik veya değişim hissedemeyecekti. Buna karşılık geri dönme girişlerinde bulunduğunda, artık bu bölgeden kaçamayacağının farkına varmış bulunacaktı. Bu, âdeta "dönüşü olmayan nokta"dır. Bu durum, akıntısı güçlü bir denizde akıntıdan habersiz bir yüzücünün durumuna benzetilebilir. Öte yandan olay ufkunun sınırına yaklaşmış bir gözlemci, kara delikten yeterince uzaktaki bir gözlemciye kıyasla, zamanın farklı bir şekilde aktığının farkına varacaktır. Kara delikten uzakta olan gözlemcinin diğerine düzenli aralıklarla (örneğin birer saniye arayla) ışık işaretleri yolladığını varsayalım: Kara deliğe yakın gözlemci bu işaretleri hem daha enerjetik (ışığın kara deliğe düşmek üzere yaklaştıkça maviye kayma sonucuyla bu ışık işaretlerinin frekansı daha yüksek olacaktır) hem de ardışık işaretlerin aralarındaki zaman aralığı daha kısalmış (birer saniyeden daha az) olarak alacaktır. Yakın gözlemci, uzaktakine oranla zamanın daha hızlı aktığı izleminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci de aksine, diğerinde meydana gelen şeylerin gitgide daha yavaş seyrettiğini görecek, zamanın daha yavaş aktığı izleniminde olacaktır. Uzaktaki gözlemci kara deliğe bir nesnenin düştüğünü görmesi halinde, ona nazaran "çekimsel kızıla kayma" ve "zamanın genleşmesi" fenomenleri birleşmiş durumda olacaktır: Nesneden çıkan işaretler gitgide kızıl, gitgide parlak (uzak gözlemciye varmadan önce gitgide artan enerji kaybıyla çıkarılan ışık) ve gitgide aralıklı olacaktır. Yani pratikte, gözlemciye varan ışık fotonlarının sayısı, gitgide hızla azalacaktır ve nesnenin kara deliğe gömülüp görünmez olmasının ardından tükenecektir. Nesnenin henüz olay ufku sınırında hareketsiz durduğunu gören uzaktaki gözlemcinin onun düşmesini engellemek üzere olay ufkuna yaklaşması boşuna olacaktır. Kara deliğin "tekilliği"ne yaklaşan bir gözlemciyi etkilemeye başlayan etkilere “gelgit etkileri” denir. Bu etkiler kütleçekim alanının homojen olmayan bir yapıya sahip olması nedeniyle nesnenin biçimsizleşmesine (doğal biçimini kaybetmesine) yol açarlar. Bu “gelgit etkileri bölgesi” dev kara deliklerde tümüyle olay ufkunda yer alır; fakat özellikle "yıldızsal kara delik"lerde olay ufkunun sınırını da aşarak etkide bulunur. Dolayısıyla yıldızsal kara deliğe yaklaşan bir astronot daha olay ufkuna geçmeden parçalanacakken, dev kara deliğe yaklaşan bir astronot, daha sonra “gelgit etkileri” ile yok edilecek olmakla birlikte, olay ufkuna bir güçlükle karşılaşmadan giriş yapacaktır.

Kaynak: Wikipedia

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir durumdan bir duruma geçmek, yeni bir hâl almak: Şarap sirke oldu, ateş kül oldu. 2. Bir unvan, makam veya durum ve sıfat kazanmak: Müfettiş olmak, yüzbaşı olmak, adam olmak. 3. Haberi ile beraber fiil mânâsını verip değişiklik gösterir. İyi olmak = iyileşmek. Sağ olmak = Yaşamak. Hasta olmak = Hastalanmak. Sakat olmak = Sakatlanmak. 4. Arapça sıfatlar ve masdarlarla mürekkep fiiller yapar: Nâdim olmak, me’yûs olmak, defolmak, fevtolmak, zâyî olmak. 5. Yardımcı fiil gibi kullanılıp Türkçe fiillerin bazı mürekkep kiplerini teşkil eder: Gitmiş olacağım, gitmiş olursam, gidecek oldu, gelecek olursa. 6. Var ve mevcut olmak: Bu şartın olması ile olmaması birdir. 7. Vuku bulmak, vâki olmak, cereyan etmek: Ne oldu? Dışarda kavga oldu. 8. Câiz ve münasip olmak, yakışmak, elvermek: Bunu ikiye bölsek olur mu? 9. Yapılmak, imal veya icrâ olunmak: Turşu böyle olur. 10. Mümkün ve kabil olmak: Hiç olur mu? Dünyada olmayacak şey yoktur, her şey olur, olur iş değildir. 11. Ermek, yetişmek, olgunlaşmak: Üzüm oldu, armut iyice olmadıkça yenmez. 12. Gelmek, vâki olmak, ortaya çıkmak: Bir gün olur meydana çıkar. 13. Gelmek, çatmak: Sabah oldu, akşam oluyor. Olan oldu = iş işten geçti Oldum olası, oldum olalı = Çok eskiden, baştanberi. Oldubitti = Artık geçti, Osm. emr-i vâki. Olsa olsa = Nihayet, son ihtimal olarak, bundan fazla olamaz. Olsun = Peki, öyle olsun, zararı yok. Olursa o kadar = Son derecede, bundan fazla olmaz Ne oldum budalası, ne oldum delisi = Sonradan elde ettiği durumuna ve servetine mağrur olup övünen. Ne olacak = Daha ne istersin, bundan fazla ne olabilir? No’la = Ne ola, ne olacak. Hiç olmazsa = En az, en azından.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Olma tarzı. 2. Teşekkül, meydana geliş, varolma.

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). Omurgayı meydana getiren kemiklerin her biri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüze gelen taraf, ileri: Evin önü, kapının önü. 2. Gelecek zaman: Önümüz kıştır. 3. Cephe, alın: Bir binayı güzelleştiren önüdür. 4. Bir şeyin, bilhassa bir binanın karşısında bulunan açıklık ve meydan: Kışlanın önü geniş olmalıdır. 5. İleri taraf: Onü arkası. 6. Baş taraf, en ileri veya en yukarı kısım: Askerin önü. 7. Huzur, nezd: Önüne götürdüler. Ne yüzle önüne çıkacaksın? 8. Yüz tarafına ve ileriye gelen, önde bulunan, ileri: Ön taraf, ön dişler, ön bahçe, ön kapı. Öne, önde, önce, önden: ileriye, ileride, ileriden: Öne düştü, önde durdu. Önce gidiyordu, önden geçti. 9. İleri, gelecek: Önümüzde bir küçük yaz daha vardır. Onünü ardını bilir = İhtiyat sahibi, saygılı. Önünü almak = Olmasını engellemek, durdurmak. Önayak = Teşvikçi. Önüne bakmak = Mahcup olup cevap vermemek. Öne çıkmak = Aranmaksızın bulunmak, rasgelmek. One düşmek = 1. Rehberlik etmek, sevketmek. 2. Kovalamak, takip etmek. Önünü kesmek = Engel olmak, sed çekmek. Öne gelmek = 1. Tesadüf etmek, rasgelmek: Önüne gelen herkese sataşıyor. 2. Takaddüm etmek, başta bulunmak. Öndeki = 1. Başta, ilerde bulunan: Öndeki kimdir? 2. Gelecek, ilerdeki, müstakbel: Önümüzdeki ay otuz bir gündür.

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. biyoloji). Bitkilerde döllenerek yumurtayı meydana getiren dişi unsur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sulu çamur; okyanus diplerinde bulunan ve böcek kabuklarından meydana gelmiş sulu çamur; bataklık; sepicilikte kullanılan meşe kabuğu suyu; sızıntı, sızan şey. oozy s. sızıntılı; sızdıran; sulu çamur gibi.

Türkçe Sözlük

(uyd. k.) (i.). 1. Bir şey meydana getiren parçaların kendi aralarında ve parçalarla bütün arasında bulunan nisbet, tenasüp. 2. (matematik) iki oranın birbirine eşit olması, tenasüp.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). 1. Uzvî. 2: (jeoloji) Hayvan ve bitki artıklarının birikip taşlaşmasıyle meydana gelmiş madde: Maden kömürü organik bir maddedir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

-num i. bir felsefenin ilke ve kurallarını meydana getiren sistem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. icat etmek, meydana getirmek, çıkarmak, yaratmak, gelmek, olmak. origina'tion i. icat etme veya olma; meydana gelme; yaratılış.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. iki uçtan eşit mesafede olan yer veya zaman, vasat: Yolun ortası, senenin ortası, günün ortası. 2. Bir şeyin bütün kenarlarından eşit mesafede yahut ona yakın yer, vasat, merkez: Meydanın, odanın ortası. 3. Yarı: Kışın ortasını bulduk. 4. Meydan, ara: İşi ortaya dökmeli. 5. Yeniçeri ocağında: tabur. 6. Deniz açığı, engin. Ortaoyunu = Eski tarzda ve meydanda oynanılan bir çeşit eski Türk tiyatrosu. Uluorta = Açıktan açığa, doğrudan doğruya bir şey söylemek veya yapmak. Ortaya almak = Her taraftan çevirmek. Ortasını bulmak = Çözmek, yapmak. Ortaya dökmek = Her şeyi meydana çıkarmak. Ortadan kaldırmak = Yok etmek. Orta malı = Müşterek mal (mec. Adî, düşkün kimse, fâhişe). Orta yazıcısı = Yeniçerilerde tabur kâtibi. 7. Arada, ortada bulunan, vasatî: Orta parmak, orta kat, orta direk. 8. Ortalama, ne az, ne çok: Orta boy. Ortaelçi = Elçi, büyükelçi olmayan sefir. Ortahalli = Ne zengin, ne fakir. Ortaya atmak = İleri sürmek.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). 1. Ortak olarak bir varlık meydana getiren fertlerin bütünü. 2. Ortak mülkiyet.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ortaya, meydana koymak. 2. Bir şeyin ortasına varmak, yarısını bulmak: Kışı ortaladık. 3. Yarı yarıya bölmek, ortasından ayırmak: Kârı iki ortak arasında ortalamalı.

Genel Bilgi

Genellikle hayvanlar kendilerini ölüme yakın hissettiklerinde ölümü beklemek için bir yerlere gizlenirler. Bu, bir ağaç kovuğu, kayaların arası veya saklanabilecekleri herhangi bir yer olabilir.

Buradaki içgüdü, hayvanın kendisini güçsüz hissetmesi nedeniyle bir düşmanla karşılaştığında karşı koyamamak ve kaçamamak korkusudur.

İehir hayatının bir parçası haline gelen serçe, güvercin, karga gibi kuşlar da etrafta çok miktarda bulunmasına rağmen bunların ölülerine aynı nedenle hiç rastlayamazsınız. Saklandıkları yerlerde öldükten sonra da vücutları bir şekilde ya bir başka hayvan ya da böcekler tarafından yenilerek yok edilir veya kendi kendilerine çürüyerek toprağa karışırlar.

Sokaklarda, meydanlarda insanlardan hiç çekinmeden dolaşan güvercinler bazen balkonlarımıza bile konarlar. Hiç dikkat ettiniz mi? Bütün bu güvercinlerin boyutları üç aşağı beş yukarı aynıdır. Öbür hayvanlar gibi yanlarında yavruları, minik güvercinler yoktur.

Bunun nedeni güvercinlerin yuva kurdukları yerlerdir. Onlar yeterince emniyetli görmedikleri ağaçlara yuva yapmazlar. Güvercinlerin ana yurdu Kuzey Afrika’dır. Buralarda yuvalarını kayalıkların üst noktalarına kuruyorlardı. Bu sayede aşağıdan gelecek düşmanlarını görebiliyorlardı.

Sonradan başka bölgelere göç eden güvercinler bu içgüdüsel alışkanlıklarını buralarda da sürdürdüler. Yuvalarını yüksek binaların pencere, çatı gibi yüksek yerlerine kurdular. Yavrularını gelişene kadar buralarda büyüttüler.

Zaten güvercin yavruları çok hızlı büyürler. Kısa bir süre içinde vücutları tüy ve teleklerle örtülür, birinci ay sonunda uçarak anne ve babalarını izlerler. Yani yavrular uçabilecek hale gelince boyut olarak büyüklerinden farkları kalmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. salınmak, gidip gelmek, saat sarkacı gibi hareket etmek; dalgalanmak, çalkanmak; tereddüt etmek. oscilla'tion i. gidip gelme, salınma, titreşme. oscillator i. radyoda elektrik titreşimleri meydana getiren aygıt, osilator. oscillatory s. sallanan, s

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. kemik dokusu meydana getiren hücre, osteoblast.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., anat. büyüme halindeki kemiğin içinde kemik dokusunu yiyerek iç boşlukları meydana getiren çok çekirdekli iri hücrelerden biri; tıb. yanlış kay- namayı düzeltmek için kemik kırma ameliyatında kullanılan alet, osteoklast.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -s, -mata) tıb. kemik dokusunda meydana gelen tümor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fizyol. kemik meydana getiren; tıb. kemik düzeltme tedavisine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., edat, i., ünlem, s., f. dışarı dışarıda; dışarıya; dışında; arasından; meydana, ortaya; sız (kalmış); bütün bütün, tamamen: sonuna kadar; yüksek sesle; edat dışarıya, dışarıda; i. işinden çıkarılmış yenik parti üyesi; bahane, çözüm yolu; beysbol v

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. birinin yüzüne yıldırıncaya kadar bakmak; karşı durmak, meydan okumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üzerinde kemer meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. oksijen ile asetilenin bileşiminden meydana gelen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğlenmek ve vakit geçirmek için bütün vücutla yahut el ile arkadaşlar arasında yapılan şey ki, çocuklara ve büyüklere mahsus olarak pek çok çeşidi vardır: Oyun oynamak. 2. Para konularak oynanılan oyun, kumar: Servetini oyunda yedi, oyuna verdi. 3. Dansöz, canbaz vs.nin, halkı eğlendirmek veya hüner göstermek üzere yaptıkları şey: Bu gece oyun var, oyuna gittiler 4. Hile, ustalıklı aldatma, dolap. 5. Tiyatroda sahneye koymaya mahsus eser, piyes (buna «oyun» denmesi ortaoyunu’na benzetilmesi dolayısıyledir). Oyun almak = Kumarda kazanmak Oyun ebesi = Oyunun başı Oyun etmek, yapmak = Hile yapmak, dolap çevirmek. Oyun çıkarmak = Bir oyun düşünüp meydana koymak. Ortaoyunu = Gelenekten gelen eski Türk tiyatrosu. Kılıç oyunu = Kılıç talimi. Kâğıt oyur.u = iskambil kâğıdı ile oynanılan oyun ve kumarların çeşitleri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Süs için atın eyerine ve başka şeylere dikilen veya mıhlanan çeşitli şekillerde maden levhacığı veya başlı çivi, şemse, kabara. 2. Zemin renginden başka bir renkte büyük benek. Pafta pafta = Böyle beneklerle donatılmış. 3. Bir büyük haritayı meydana getiren bölümler, kısımlar: Yirmi paftadan mürekkep bir Anadolu haritası yaptırıldı. 4. Demircilerin vida yivlerini açmak için kullandıkları bir cins hadde, Alet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -s) çift, iki adet; bir erkekle bir dişiden ibaret bir çift; karı koca; gözlük veya makas gibi iki parçadan meydana gelen alet; iskambil oyununda eşdeğerde olan iki kâğıt; (konuşma dilinde bazen sayılardan sonra çoğul anlamında tekil olarak

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Fosillerin meydana geldiği jeoloji zamanı ve bu zamanla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeniden doğma; tenasuh, ruh göçü, ruh sıçraması; biyol. üremede atasal özelliklerin yeniden meydana çıkması.

Şifalı Bitki

(ossypium): Ebegümecigiller familyasından, lif ve yağ elde etmek maksadıyla ekilen otsu veya odunsu bir bitkidir. Gövdesi dik, dallanmış ve çok tüylüdür. Yaprakları uzun saplıdır. Meyvesi 3-5 gözlü bir kapsüldür. Her gözün içinde siyahımsı renkli, oval ve üzeri, uzun, sık ve beyaz tüylerle örtülü 5-10 tane tohum vardır. Birçok türü vardır. Yurdumuzda koza veya yerli türü yetiştirilir. Yerli pamuk 75-80 santimetre boyunda, yan dalları, kısa, gövde ve yaprak sapları siyah benekli bir türdür. Haziran-Temmuz aylarında sarı çiçekler açar. Çiçekleri çabuk solar ve ceviz iriliğinde koza yapar. Kozalar olgunlaştıktan sonra hasat yapılır. Tohumlarının çevresinde meydana gelen ince, yumuşak teller işlenerek hidrofil pamuk yapılır. Çiğit denilen pamuk tohumlarından pamukyağı elde edilir. Hekimlikte kök kabukları ve yaprakları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Ateşi düşürür. Aybaşı yokluğunu giderir. Adet kanı söktürür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. komposit familyası bitkilerinin kaliksinde meydana gelen şemsiye biçimindeki kıllı uzuv, papus. pappose s. papuslu.

Türkçe Sözlük

(i. Y. matematik). Bir koniyi ana doğrusuna paralel olarak kestiğimiz zaman meydana gelen kesitin biçimi, Osm. kat-ı mükâfî.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Bir parabolü belirli bazı şartlar altında yürütünce meydana gelen biçim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gösteri, numayiş, alay, tören, geçit resmi; ask. yoklama için askerlerin sıra ile geçmesi; geçit resmi yapılan meydan; gezinti yapılan yer. parade ground tören meydanı. parade rest askerlerin rahat vaziyetinde kalmaları. make a parade of gösteriş

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. astronomi). Yeryüzünde bulunan bir kimsenin gözünden çıktığı farzedilen doğru ile dünyanın merkezinden çıktığı farzedilen doğrunun, bir gök cisminin merkezinde birleşerek meydana getirdikleri açı.

Türkçe Sözlük

(i. İng.) 1. Gezip dolaşmak için meydana getirilmiş büyük bahçe. 2. Askerlikte cephane, makine, otomobil veya uçakların bulunduğu yer. Park etmek = Bir otomobili, ayrılmış özel yere bırakmak. Milli park = Tabii güzellikler veya ilmi ve sportif bakımdan önemli olduğu için, bütün hususiyetleriyle muhafaza edilen büyük arazi.

Türkçe Sözlük

(t.). Parlak hâle getirmek. Üzengi pırlatmak = Meydana atılmak, at sürmek. Göz parlatmak = Hiddet veya tehevvür etmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Kısım: Bir parti mal. 2. Müşterek siyasî kanaatlere sahip olanların kurduğu siyasî topluluk, fırka. 3. Bazı oyunların bir defalığı: Bir parti tavla. 4. Armoniyi meydana getiren melodilerden her biri. 5. Kelepir: İyi bir parti vurdu. Partiyi kaybetmek = Bir kazancı bir fırsatı kaybetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğurmak üzere olan; bir fikir veya plan meydana getirmek üzere olan.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bazı madenlerde rutubetten ıslaklık tesiriyle meydana gelen oksit: Demir pası, bakır pası. 2. Madenlerden başka şeyler üzerindeki kire de bazen pas denir: Dil pası, diş pası.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Patlamış, çatlamış, yarılmış, çatlak, yarık: Patlak pabuç, patlak davul. 2. Dışarı vurmuş, fırlamış, çıkıntılı: Patlak göz. 3. Patlama, çatlama, yarık, çatlak. Patlak vermek = Birdenbire meydana çıkmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yüksek kaliteli siyah çay orangepekoe çay fidanının tepedeki en küçük yapraklarından meydana geien üstün kaliteli siyah Hint ve Seylan çayı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. rahatslzlık, huzursuzluk, ıstırap; karışıklık; heyecan; astr . bir gökcisminin hareketinde başka bir gök cisminin etkisi ile meydana gelen düzensizlik.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Beliren, çıkan, mevcut ve meydanda olan. Peydâ olmak = Meydana çıkmak, zuhûr etmek. Peydâ etmek = HAsıl etmek: Başka bir tavır peydâ etti.

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Meydanda açıkta. Hazır, mevcut.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., fizyol. kapalı göze tazyik sonucunda meydana gelen ışıklı hayal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. hidrojen ile fosfor kanşımından meydana gelen sarmısak kokulu ve çok zehirli bir bileşim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bilhassa italyan şehirlerinde meydan, piyasa yeri; üstü kapalı direkler altı; A.B.D. ev balkonu, veranda.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. renk maddesi, boya maddesi; toz boya; biyol. hayvan veya bitki dokularına renk veren madde, pigman. pig mentary s. renk maddesine ait; pigmanlı. pigmenta'tion i. boyadan meydana gelen renklilik; biyol. hücrelerin renkli madde hâsıl etmesi. Pigmy

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tahta kargı sapı; ucu demirli baston. plain as a pikestaff apaçık, meydanda, aşikâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. bileşik yaprakların tekrar tekrar bölünmesinden meydana gelen yapracık; zool. küçük kanat gibi organ veya kısım.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. matematik). Tabanları herhagi bir çokgenin birer kenarından ibaret olan, tepeleri ortak bir noktada birleşen kenarları üçgenlerden meydana gelmiş cisim, yapı.

Şifalı Bitki

(oryza sativa): Buğdaygiller familyasından; sıcak bölgelerde yetiştirilen bir bitkidir. Her başakçığında bir çiçek vardır. Tanesi burada meydana gelir. İçeriğinde bol miktarda nişasta ve vitaminler vardır. Pirinç kabuğundan tabii phytine elde edilir. Bu madde, gelişmeye yardımcı olur. Zihin açıklığı sağlar. Kullanıldığı yerler: Vücuda gerekli olan kaloriyi sağlar. Yüksek tansiyonu ve fazla üre miktarını düşürür. İshali keser. Kaynatılması ile elde edilen su ishal kesici olarak kullanılır. Unu, yaraları kurutmak maksadıyla kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i.). Ter ve sıcaklıktan vücudun kasık ve koltukaltı gibi bazı yerlerinde ve bilhassa çocuklarda meydana gelen hafif yara ve kızarıklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) çukura yerleştirmek; çukurlaştırmak; ufak çukurlarla doldurmak; dövüş meydanına çıkarmak (horoz); bir birine karşı kışkırtmak; çekirdeklerini çıkarmak; tıb. geçici olarak çukurlaşmak. pit one against another birbiriyle mücadeleye sokm

Türkçe Sözlük

(i. İ. piazza). 1. Meydan, açıklık, gezilecek yer. 2. Gezme, gezinme, dolaşma. 3. (ticaret) Çarşı, pazarda geçen fiyat, râyiç, narh: Bugün yapağının piyasası yedi liradır. 4. Altın, esham ve tahvilât vesaire kıymeti, borsa râyici: Piyasa çok yüksektir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, mevki, mahal, mekân, mevzi; küçük sokak veya meydan; semt, şehir, kasaba; ev; mat. hane; mevki, memuriyet, görev, vazife. place card davetlilerin sofradaki yerlerini gösteren kart. place in the sun iyi durum. place kick (spor) saha üzerine ko

Türkçe Sözlük

(i. Y,). 1. Basınç ve ısı altında biçim verilmeye elverişli organik veya sun’İ maddelerle yapılan: Plastik tabak. Plastik ameliyat = Bir vücudun organik eksikliğini gidermek için yapılan ameliyat. Plastik sanatlar = Resim, heykel gibi eserler meydana getiren sanatlar.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Deniz çekildiği zaman meydana çıkan, kabardığı zaman su altında kalan yassı kıyı parçası. 2. Saha, meydanımsı yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. oyun, eğlence; sahne oyunu, piyes; şaka, latife; fiil, hareket; oynama, faaliyet; davranış; işleme; ilgi; hareket serbestliği. a play on words kelime oyunu. at play oynamakta, oyunda. child's play çocuk oyunu; çok kolay iş. come into play meydana ç

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meydan, çarşı yeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ. Süreyya burcu, Ülker; yedi ünlü kişiden meydana gelen grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çoğul olma hali; değişik milletlerden meydana gelen toplum; fels. çokçuluk. pluralist i., fels. çokçu. pluralis'tic s. değişik milletlerden olan; bütünlük gerektirmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yağmurla ilgili, yağmurlu; jeol. yağmurun etkisiyle meydana gelmiş. pluvious s. yağmurla ilgili, yağmurlu.

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Birçok molekülün tek molekül hâlinde birleşmesiyle meydana gelen izomeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., geom. dörtten fazla açısı olan düz şekil, poligon, çokgen; top ve tüfek atış tecrübesi yapılan meydan, atış yeri, poligon; çok köşeli cisim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., mat. birden fazla terimi olan (ifade); polinom; biyol. ikiden fazla kelimeden meydana gelen hayvan veya bitki ismi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. birbirine uygun muhtelif nağmelerin bir arada söylenmesi veya çalınması ile meydana getirilen ahenkli musiki parçası, polifoni; aynı harf veya işaretlerle birden fazla ses ifade etme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bahis tutuşmada veya kumarda ortaya konulan para; on beş bilye ile oynanan bir çeşit bilardo; tic. rekabete meydan vermemek için mal fiyatlarını kontrol altmda tutan tüccarlar birliği; çalışma grubu, ekip; f. ticaret birliği kurmak amacıyle par

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kısa zamanda meydana gelecek bir olayın habercisi veya delili; harika, acibe. porten'tous s. meşum, uğursuz; hayret verici, harikulade.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). 1. İş hâlinde olmayan fakat içinde olduğu cismin durumu değişince ortaya çıkan kuvvet. 2. Bir iletkenin iki noktası arasında bir akım meydana getiren kuvvet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili yalnız geçim parası kazanmak maksadıyle yazılan kitap veya meydana getirilen sanat eseri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kese, torba; küçük para kesesi; hartuç kesesi; posta torbası; göz altlannda meydana gelen torba gibi şişkinlik; tıb. içinde sıvı toplanmış ur, kese; zool. bazl hayvanlann yavrularını veya yiyeceklerini taşıdıkları cep.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. çiçek gibi kabarcıklar meydana getiren hastalık; frengi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. zamanından önce meydana getirmek; yüksek bir yerden aşağı atmak; acele ettirmek, hızlandırmak; kim. tortusunu ayırmak, teressüp ettirmek, çökeltmek; meteor. (yağmur veya kar şeklinde) yere düşmek, yağmak; fiz. buharı teksif etmek; yüksek yerden aş

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., man. tasımda birleşerek bir sonuç meydana getiren her iki önermeden biri, öncül, terim; huk. bir feragatname veya vasiyette söz konusu olan ana madde; çoğ. bina ve müştemilâtı. in these premises bu duruma göre, bu şartlar altında. major premise m

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hafifçe delmek, iğne veya diken sokmak; mahmuzla dürtmek; vicdan azabı vermek; batma acısı duymak. prick out a pattern iğne batırarak el işi modeli yapmak. prick the bubble önemli sanılan birinin foyasını meydana çıkarmak; bir ümidi boşa çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileri gitmek, ilerlemek; yol tutmak, usul takip etmek; (from ile ) çıkmak, meydana gelmek, baş göstermek, türemek; huk. dava etmek, dava açmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. alay; oluş, meydana çıkma, baş gösterme; f. alay ile yürümek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. döllemek; hâsıl etmek, doğurmak, yaratmak procreant s. meydana getiren, verimli. procreative s. dölleyici; doğurgan. procrea'tion i. dölleme; doğurma, meydana getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meydana getirmek; vermek, mahsul vermek; göstermek, meydana koymak, ortaya çıkarmak; doğurmak; yapmak, üretmek, imal etmek; uzatmak; sonuç çıkarmak; sahneye koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müstahsil, üretici, fabrikatör; hasıl eden kimse, meydana getiren kimse; sin. yapımcı, prodüktör; karbon monoksit gazının istihsal olunduğu ocak. producer goods hammadde, üretim maddeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. verimli, bereketli, mümbit; yaratıcı. productive of meydana getirici. productively z. verimli surette.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileride meydana geleceğini söylemek; belirtisi olmak; belirtisinden anlayıp söylemek, ilerisini tah- min etmek. prognostica'tion i. kehanet, önceden tahmin; belirti. prognosticator i. kehanet eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. fırlatıcı; atmayla meydana gelen; i. mermi, top güllesi, tabanca kurşunu, fırlatılan taş veya mermi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. izdüşüm kabilinden ve bundan meydana gelen, izdüşel.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ileri sürmek, teklif etmek, arzetmek; söylemek, meydana koymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyokim. hazım usaresinin tesiriyle proteinden meydana gelen bileşimlerden biri.

Türkçe Sözlük

(i. Y. kimya). Nötronla beraber atom çekirdeğini meydana getiren madde.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yosun sporlarının çimlenmesinden meydana gelen iplik biçiminde organ.

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Canlı hücrenin asıl kısmını meydana getiren albüminli madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çıkıntı yapmak, çıkarmak, pırtlamak, dışarı çıkmak, çıkıntı meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. saçları döken bir çeşit deri hastalığı; tıb. sindirim organlarında yaralar meydana getiren tropikal hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. anormal şuur durumları meydana getiren, duyguları zenginleştiren; rengarenk; i. duyguları zenginleştirmek için kullanılan uyuşturucu madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ruhtan çıkan; ruhi etkilerle meydana gelen.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. (jeoloji) Taş ve çakıl kırıntılarının kendi kendine çimentolaşmasından meydana gelmiş kütle. 2. Bir çeşit tatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. çekmek; koparmak; sürüklemek; leh. yolmak (tüy); matb. (prova) çıkarmak; (argo)(bıçak veya silah) çekmek; topu eğri meydana getirecek şekilde atmak; (kürek) çekmek; girmek, gelmek; bir yudum içmek, bir nefes çekmek. pull a long face surat asmak. pu

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., zool. pupa meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., b.h. İngiltere'de kraliçe Elizabeth zamanında meydana çıkan ve bilhassa ibadette sadelik taraftarı olan mezhebin bir ferdi, Püriten; s. ahlâk ve din hususunda çok sofu. puritan'ic(al) s. sofu. puritan'i - cally z. sofucasına. Puritanism i. sofu

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Havada, yere dokunacak surette alçaktan peydâ olan duman, sisin hafifi: Havada pus var. 2. Meyvelerin üzerinde meydana gelen hafif beyazlık. 3. Ağaçların kütük ve dallarında meydana gelen yosun ve kabuk. 4. Yaprakların üzerine konan örümcek ağı, kurt ve böcek yuvası. 5. Memenin emziği üzerinde hâsıl olan kabuk.

Genel Bilgi

Dünyanın kendisi, çekirdeğindeki soğumamış kısımlarından dolayı dev bir mıknatıstır. Bu büyük mıknatısın artı ve eksi uçları kuzey ve güney kutuplarındadır. Ancak bildiğimiz coğrafi kutuplarda değil. Pusulanın minik ucu tam kuzeyi göstermez, gösterdiği noktaya magnetik kutup denir.

Pusulanın gösterdiği kuzey yönünü devamlı takip ederseniz kuzey kutbuna hiçbir zaman ulaşamazsınız. O noktadan 7 derece yani kilometrelerce uzaklıktaki magnetik kutba varırsınız. Olayın ilginçliği bu kadarla da bitmiyor. Bilimin kesin olarak saptadığı bir sürpriz daha var. Bu magnetik kutupların yerleri de sabit değil, zamanla değişiyor, kuzey güneye, güney kuzeye geliyor.

Eğer elinize bir pusula alıp zaman yolculuğu yapabilseydiniz, birkaç milyon yıl önce pusulanızın kuzey gösteren ucuna bakarak seyahat edince sizi penguenlerin büyük atalarının karşıladığım, yani güney kutbuna vardığınızı şaşırarak görürdünüz.

Magnetik kutupların niçin ve nasıl yer değiştirdikleri henüz tam bilinmiyor. Bu olayın dünyada kraterlerin oluşması, iklimlerin değişmesi, bazı canlı türlerinin yok olması gibi olaylarla yakın ilgisi olduğu sanılıyor. Bilim insanları magnetik kutupların yer değiştirmesinin 170 milyon yılda yaklaşık 300 defa tekrarlandığını, bugünkü konumuna en son 750 bin yıl önce geldiğini ileri sürmektedirler.

Sadece magnetik kutupların yer değiştirmelerinin değil dünyanın magnetik alanının bile başlangıçta nasıl oluştuğu tam açıklığa kavuşmuş değil. Teorilere göre dünyanın merkezindeki sıvı halindeki çekirdek bölümündeki ısı, dış demir katmanlara ulaşarak dünyanın dönüşü ile beraber bir dinamo etkisi yaparak magnetik alanı meydana getirmiştir.

Yerkürenin magnetik alanının şiddet ve doğrultusunu ölçmek için 1979 Ekim’inde uzaya gönderilen ‘Magsat’ uydusu 3 yıla yakın görev yapıp da yanmadan önce gönderebildiği en önemli bilgi, magnetik alanının şiddetinin gittikçe azaldığı, her on yılda şiddetinden yaklaşık yüzde birini yitirdiği, böyle giderse muhtemelen bin yıl sonra magnetik kutupların yerlerinin tekrar değişebileceği bigisiydi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. vücutta birçok çıban meydana getiren kan zehirlenmesi. pyemic s. böyle zehirlenme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek ısıyla meydana gelen kimyasal değişikliklere ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bazı kristallerin ısınmasıyle meydana gelen elektriklenme, sıcakla üreyen elektrik, piroelektrik lilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., çoğ., min. bir madenin erime kabiliyeti veya alevinin rengi gibi ateş tesiriyle meydana çıkan hususiyetleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., fiz. sıcaklık ve mıknatısın birleşik tesirinden meydana gelen veya bu tesire ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. pislikten veya çürümüş şeylerden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mat. iki veya daha fazla birinci dereceden homogen değişkenlerden meydana gelmiş işlem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. (kıs. 4to veya 4 ) tabakayı dört yaprağa bölen; i. tabakaların dört yaprağa yani sekiz sayfaya bölünmesinden meydana gelen kitap.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. beş kat, beş misli; f. beş misli yapmak veya olmak, beş misli artırmak veya artmak. quintuplet i. beş şeyden meydana gelen takım; beşiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir meclis veya kurulda işin yürütülebilmesi için bulunması gereken üyelerin sayısı, nisap, yetersayı; seçkin kimselerden meydana gelmiş kurul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ırk, soy; döl, nesil; familya özel tat, çeşni (şarap). race riot ırk ayrımından meydana gelen catışma. race suicide bir kavmin kendi nüfus sayısını olduğu gibi koruyamaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ışın yaymak; ışın halinde yayılmak; bir merkezden etrafa dağıtıp yaymak; radyoaktif ışınlar yaymak. radia'tion i. bir merkezden yayılarak dağılma, ışık veya sıcaklık verme, yayılma. radiation sickness radyoaktif ışınların etkisiyle meydana gelen hasta

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). Rn senbolüyle gösterilen ve radyumun çözülmesiyle meydana gelen bir eleman.

Genel Bilgi

Nükleer enerji denilince aklımıza Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları, Çernobil’deki nükleer santral kazası ve nükleer atıklar gelir. Nükleer enerji ve onun sonucu radyasyon iyi amaçlarla kullanılmadıkları zaman insan neslini dünyadan silebilecek kadar tehlikelidirler. Kontrol altında kullanıldıkları zaman ise insan yaşamını iyileştirmekten sağlığa kadar bir çok konuda insanlığa bahşedilmiş birer lütufturlar.

Nükleer enerjinin esasını anlamak için çok fazla fizik, kimya, matematik bilmeye gerek yoktur. Nasıl odun, kömür, petrol ürünleri kullanarak ısı enerjisi elde ediyorsak nükleer enerji de öyledir.

Nükleer santralarda kullanılan yakıtın en bilineni uranyumdur. Uranyum santralde başka bir yakıta dönüşürken ortaya müthiş bir ısı çıkar. Bu ısı reaktörün etrafında dolaştırılan suyu buhar haline çevirir. Türbinlere verilen buhar da türbinleri çevirir. Sonunda türbinler de kendilerine bağli elektrik jeneratörlerini çevirerek elektrik üretirler. Prensip, nükleer enerji ile çalışan uçak gemilerinde de, denizaltılarda da aynıdır.

Gelelim radyasyona... Uranyum gibi kararsız elementler gerek atomik yapılarına müdahale edilerek gerekse tabiattaki halleri ile bir başka elemenle dönüşebilirler. Yani tarihte kurşundan altın elde etmek için uğraşan simyacıların başaramadıkları işin benzeri uranyumda kendi kendine oluşur.

Bu dönüşüm işi olurken uranyum atomunun içindeki bazı parçacıklar da ışık olarak yayılırlar. Yani radyasyon bir ışıktır. Sadece atom bombasından, nükleer atıklardan çıkmaz tabiatta da bol miktarda vardır. Yalnız ışıma yolu ile değil besinler yolu ile de vücuda girebilir.

Radyasyon olayında üç ana ışık türü vardır: Alfa, beta ve gama. Alfa ışınları deriden geçemezler, beta ışınları deriden çok az miktarda geçebilirler, gama ışınları ise deriden ve vücuttan geçebilirler. Alfa ve beta ışınları sadece yoğunlaştıkları organ üzerinde tahribat yaparlarken gama ışınları tüm organlara zarar verirler. Tabii bu arada ışına maruz, kalma süresi de önemlidir.

Vücudumuz hücrelerden, hücreler moleküllerden, moleküller de atomlardan meydana gelirler. Bu radyasyon ışınları isabet ettikleri atomların yapılarını bozarak sonunda hücrelerin ölmelerine sebep olurlar. Vücut için sürekli gerekli olan hücre üreme mekanizmasını bozarlar, vücudun direncini yıkarlar.

Aslında günlük yaşantımızda radyasyonla iç içe yaşıyoruz. Radyasyon her an her yerde vardır hatta Güneş ışığında bile. Yaz mevsiminde deniz kenarında yapılan bilinçsiz güneşlenmelerde isteyerek aldığımız radyasyonun etkisi cilt kanserine yol açabilecek kadar tehlikeli olabilir.

Radyasyonun insan bünyesi için faydalı olduğu durumlarda vardır. Kanserin ışınla tedavisi, enfraruj ve ultraviyole tedavileri, lazerin tıpta kullanılması gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. şiddetli öfke, gazap, hiddet, köpürme; coşku, heyecan; moda, çok rağbet gören sey; f. çok öfkelenmek, hiddetlenmek, köpürmek, tepesi atmak, çok şiddetle meydana gelmek.

Sağlık Bilgisi

Çoğunlukla rahim boynunda ve vajinanın başlangıç kısmında meydana gelen bir hastalıktır. Çok düşük yapan veya çok doğuran kadınlarda daha fazla görülür. Tıp dilinde uterus kanseri denir. Vajinadan kan veya fena kokulu akıntı gelir. Böyle durumlarda, vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekşe çiçeği, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya, 1 tutam kuru menekşe çiçeği konur. Kaynatıldıktan sonra 20 dakika bekletilip, süzülür. Bu suyla rahim yıkanır.

Sağlık Bilgisi

Rahimde meydana gelen ve nohut büyüklüğünde olan renkli yumrulara rahim polip’i denir. Nedeni, rahimin iç yüzünü örten zarın iltihaplanmış olmasıdır. Aybaşı halinde aşırı kanama, rahim akıntısı ve arasıra gelen karın ağrıları ile kendini gösterir. Kesin tedavisi ameliyattır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f kaldırmak, yükseltmek; ayağa kaldırmak; öldükten sonra tekrar diriltmek; bina etmek, inşa etmek; toplamak (para); besleyip üretmek, yetiştirmek, büyütmek; çıkarmak, meydana getirmek; uyandırmak, harekete getirmek; ses yükseltmek; canlandırmak, şevk

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) vücutta meydana gelen kızıllık veya lekeler, isilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (psik.) birbiriyle ilgili görüntülerin tekrarlanmasıyle zihinde meydana gelen imge.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. biyoloji). Haricî bir tesirle meydana gelen irade dışı sinir faaliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. eski bir meseleyi yeniden tartışmak; i. eski bir meseleyi yeni isimle meydana çıkarma.

Genel Bilgi

Reiki, şifa ve ruhsal çalışmalara dayanan binlerce yıllık ve enerji aktarımı ile şifa vermeye dayalı bir tekniktir. Batı’ya yayılmaya başladığında “Evrensel Yaşam Enerjisi” olarak tercüme edilmiştir. Ancak ezoterik olarak “yüce kaynağın bilincini taşıyan, ruhsal amaçla çalışan yaşam gücü enerjisi” açıklaması anlamını daha iyi ortaya koyar. Yani Reiki, bir ruhsal şifa tekniğidir.

Kaynağının Tibet olduğu sanılan Reiki, 19. yüzyılda Japon Budisti olan Dr. Mikao Usui tarafından yeniden ortaya çıkarılmış ve bir şifa tekniği halinde sunulmuştur.

Reiki, bedende meydana gelen enerji dengesizliklerini ve negatif enerji blokajlarını çözebilmek için yetersiz veya eksik kalan kendi enerji bedenimizi dengeleyip, tamamlayarak ve temelde bilinç değişikliği gerçekleştirerek ruhsal, dolayısıyla da fiziksel iyileşme sürecini başlatmamız yolunu açar.

Reiki fiziksel, zihinsel, duygusal sorunların tümünde kullanılabilir. Reiki bir din değildir ve hiçbir inanca bağlı tutulmaz. Japonya, Amerika ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Reiki klinikleri bulunmaktadır. Türkiye’de de son yıllarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Reiki, bir Reiki Master’ının, öğrencisine Reiki’yi kullanma yeteneğini transfer etmesiyle olur. Seminere katılan kişi enerjiyi, enerjinin çalışma sistemini ve el ile tedavi etmeyi öğrenir.

Enerji aktarımı sırasında uygulama yapılan kişiye, o kişiden de uygulama yapan kişiye herhangi bir problem geçmez. Reiki, uygularken konsantrasyon ve inanmak şart değildir. Siz inanmasanız bile o çalışır ve şifa verir.

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. Bir spor kolunda erişilmiş derecelerin en yükseği. Rekor kırmak = Eski rekoru aşıp yeni bir rekor meydana getirmek. 2. Umumiyetle üstünlük: Bu yıl mahsul rekor derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeniden meydana gelmeye başlayan; yeniden doğan. renascence i. yeniden doğma veya hâsıl olma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kopya etmek, suret çıkarmak; tekrar meydana getirmek; yeniden hâsıl etmek; tekrar çıkarıp göstermek; biyol. doğurmak, yavrulamak, çoğalmak, üremek; aynını yetiştirmek, türetmek; tekrarlamak, yeniden temsil etmek; hatırlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., sık sık in (ile) çıkmak meydana gelmek, varmak: sonuçlanmak: i. netice, sonuç, son, akıbet, semere, mahsul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. meydana gelen, neticesi olan; i. sonuç; fiz. iki ayrı kuvvetin bileşkesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeniden diriltmek; yeniden canlandırmak: mezardan çıkarmak; unutulmuş veya kaybolmuş şeyi yeniden meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f .ölüyü diriltme ölü gibi olanı ayıltmak; batmış ve unutulmuş şeyi tekrar meydana çıkarmak. resuscita'tion i. canlandırma, canlandırılma, di- riltme. resuscitative s. diriltici, canlandırıcı .

Yabancı Kelime

Fr. rétrospective

dünden bugüne

Sanatçının özellikle ilk dönemlerinde meydana getirdiği eserlerinden oluşmuş (sergi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gizli şeyi gösterme veya söyleme; gizli şeyin meydana konması; ifşa, açığa vurma, keşif; ilah. Allah tarafından verilen ilham, vahiy; b.h. Kitabı Mukaddes'in son cüz'ü, Vahiy Kitabı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yankı meydana getiren; yansımalı. rever- beratory furnace uzun alevli fırın, yansımalı fırın.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Çeşitli dans ve oyunlardan meydana gelen sahne gösterisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çeşitli dans ve oyunlardan meydana gelen sahne gösterisi, revü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş meydanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ravent., bot. Rheum of ficinale: (ecza) ravent kökünden yapılan bir müshil veya kuvvet ilâcı: (argo) kavga, meydan kavgası. rhubarby s. raventli, ravende benzer. garden rhubarb papaz ravendi, bot. Rheum rhaponticum wild rhubarb keçikulağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. i.etrafına halka çekmek, etrafını kuşatmak, çember içine almak; halka veya yüzük takmak; halka şeklinde soymak (ağaç kabuğu); halka meydana getirmek; helezonlar halinde yükselmek; halka şekline girmek; i.halka, daire; yüzük; çember; güreş meydanı;

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ters akıntıların birleşmesinden meydana gelen dalgalı su.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. ufacık dalga, dalgacık; su yüzünün dalgalanması; f. ufak dalgalar meydana getirmek; dalgalanmak; dalgacıklar gibi ses çıkarmak. a ripple of conversation dalga gibi yükselip alçalan konuşma sesi. ripple mark kaya veya kum üzerinde su veya rüzgârın b

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (rose, risen) çıkmak, yukarı çıkmak; yükselmek; kalkmak, ayağa kalkmak; meydana çıkmak, zuhur etmek; kabarmak, şişmek; toplantı bitince kalkmak; doğmak (güneş, ay); çıkmak, gözükmek; başlamak, peyda olmak, hâsıl olmak; artmak, çoğalmak; ilerlemek,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. doğuş, yükseliş; bayır, tümsek; artış, yükseliş; sesin tizleşrnesi; sesin yükselip artması; su yüzeyine çıkış (balık); zuhur, meydana çıkış; (ing)(maaşta) zam. give rise to sebep olmak, davet etmek. on the rise artmakta, yükselmekte. get a rise o

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. gürleme; kükreme; kişneme; hırıltlll soluma meydana getiren at hastalığl; s. gürleyen, kükreyen. roaring applause ortalığı çınlatıcı alkış.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Avrupa’da Orta Çağ’dan sonra meydana galen ve eski klasik Aleme dayanan ilim ve sanat çığırı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. oda; yer meydan; f. oturmak. room'mate i., A.B.D. oda arkadaşı. make room for birisi için yer açmak. There is no room for doubt. Şüpheye mahal yok. take up a lot of room çok yer tutmak. room'er i. pansiyoner. room'ful i. oda dolusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kök; kaynak, temel; kelime kökü; mat. kök. root and branch tamamıyle, kökten, toptan, hepsi. root beer bazı köklerden yapılan içecek. root borer kökleri kemiren bir böcek. root gall parazitlerin köklerde meydana getirdiği şişlik. root leaf kök fili

Rüya

Çağımızın ilmî izahına göre düş ya da rüya “Uyku sırasında canlı, çarpıcı görsel ve işitsel varsanılarla (halüsinasyon) ortaya çıkan yaşantı”, “Bir kimsenin uyku sırasında zihninden geçen hayal dizisi, düş” şeklinde tanımlanmaktadır. Aslında rüya, insanlık tarihi ile beraber var olan ve yaşanan bir vakıadır. Fakat hâlâ hangi şartlarda meydana gelmektedir ve hangi zihnî unsurlar rüya görmede etkilidir gibi modern ilmin dahi izah edemediği pek çok soru mevcudiyetini korumaktadır. 19.yüzyılda Freud ve onu takip eden Jung4’ın ilmî açıdan kendilerine göre açıkladıkları rüya anlayışları vardır; ancak, bugün için eski etkisini kaybetmiştir. Yalnız ilimde değil felsefede de rüya konusu ele alınmıştır. 19.asrın büyük filozoflarından Bergson, rüya hakkında konunun çapraşıklığına işaret ettikten sonra yol açtığı meseleleri psikoloji, fizyoloji ve metafizik ilimlerin problem alanları ile ilişkilendirir. Çağdaş ilim ise, rüyaların gizli dili üzerinde doğrudan durmaz. Ancak biz, tarih içindeki pek çok dinî inanışlarda rüya konusu hakkında ayrı bir görüş olduğu için, gizli dil meselesine rüyaları da dâhil ediyoruz. Rüya yorumları mevsime, mekâna, şahıslara, görene ve görülene göre değişik şekillerde yorumlanırlar. Dünkü toplumumuzda, okur-yazarlar, âlimler ve salih kişiler, cahil kişilerden daha farklı görülürlerdi. Tarikat ehlinin durumu ise bir mürşidin eğitiminde oldukları için başka türlü ele alınırdı. Görülen rüyalarda karşılaşılan hayaller buna göre değerlendirilirdi. Denilebilir ki dış dünya ve dış dünyadaki bütün varlıklar (eşya, taş, kaya, bıçak, kılıç vs.), insanlar (canlı-cansız, ölü-diri, önemli şahsiyetler, veliler, kutsal kişiler) her biri rüyanın, rüyayı görenin şahsiyetine, ilmi ve sosyal seviyesine göre ayrı şekilde anlamlandırılıp tabir edilirlerdi. Büyük Rüya Tabirleri sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır. Rüya Yorumları sitesinde birçok güvenilir kaynaklardan görülebilir, anlamlandırılabilir, anlatılabilir rüyalar ve tabirleri bulunmaktadır.

Genel Bilgi

İlk olarak eski Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında, bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu.

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ‘saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu.

Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı (ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda, derimizin üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır. Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kireç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonra da karıştırmışlardır.

Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olarak kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de, sığır ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodorantlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve reklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. Şampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.

Genel Bilgi

Aslında sabun bir antiseptik, yani mikrop öldürücü değildir. Normal bir deri üzerinde, ölü deri hücreleri, kurumuş ter, çeşitli bakteriler, yağlı ifrazatlar ve toz vardır. Sabunun özelliği, mekanik olarak derimizin üzerinden bunların alınmasını sağlamasıdır.

Suyu ve yağı(ne yağı olursa olsun) aynı kaba koyarsanız birbirlerine hiç karışmazlar aksine su ve yağ molekülleri arasında birbirlerini iten bir güç vardır. Elimizi sadece su ile yıkadığımızda derimizin, üzerindeki yağ tabakası, suyun derimize temasına mani olur, onu dağıtır ve tam anlamı ile temizlik sağlanamaz. İşte burada sabun devreye girer ve aracılık rolünü üstlenir.

Sabunun bilinen tarihi 2000 yıldan da öncesine uzanır. Hatta Anadolu’da 4000 yıl evvel Hititlerin yaktıkları bitkilerin külleri ile ellerini temizledikleri bilinmektedir. Sabun, tarihinin her döneminde ucuz ve kolay bulunabilen malzemelerden yapılmıştır.

Romalılar sabun yapabilmek için, kireç taşını ısıtarak kiraç elde etmiş, bu ıslak kireci sıcak ağaç külleri üzerine püskürtüp sonrada karıştırmışlardır. Oluşan gri çamuru sıcak su dolu bir kazana dökerek keçi yağı ile saatlerce karıştırarak kaynatmışlardır. Kirli kahverengi kalın bir tabaka oluşunca, soğumaya bırakmışlardır. Soğuma sonucu sertleşen tabakayı parçalara bölerek sabun olark kullanmışlardır.

İşte sabun budur. Her sabun kireç gibi bir alkali madde ile bir çeşit yağın karışımıdır. Günümüzde alkali olarak kireç yerine genellikle kostik soda kullanılıyor. Keçi yağı yerine de sığır, ve koyun yağlarından elde edilen don yağları, hurma, pamuk çekirdeği ve zeytinden elde edilen yağlar kullanılıyor.

Alkali ve yağdan meydana gelen sabun da anne ve babasının özelliklerini taşır. Yani bir taraftan yağı severken diğer taraftan suyu sever. Sabun moleküllerinin bir ucu yağı, diğer ucu da bir alkali olan suyu çeker. Ellerimizi ovuşturduğumuzda yağ ve kirler, dolayısıyla içindeki bakteriler parçalanır. Sabun molekülleri bu yağlı kirleri sararlar suyla birleştirirler ve artık çözünemez hale getirirler. Musluktan akan su ile de uzaklaşır giderler. Ellerin kurulanması ile de bakterilerin çok sevdiği nemli ortam ortadan kalkmış olur.

Günümüzün modern marketlerinde ise sabunun, bazı katkı maddeleri, boyalar, parfümler, deodoranlar, bakteri giderici maddeler, kremler, losyonlar ve raklamlarda söylenilen diğer maddeler eklenmiş hali ile karşılaşıyoruz. İampuan, diş macunu, tıraş kremi ve kozmetikler, sabunun sodyumun değişik bileşikleri ile yapılmış diğer adlarıdır. Eğer kostik soda yerine potasyum kullanılırsa, daha yumuşak olan sıvı sabun elde edilir.

Sağlık Bilgisi

Kafatası derisi üzerinde meydana gelen gevşek pul şeklindeki kabuklara kepek denir. Kuru ve yağlı olmak üzere iki çeşidi vardır. Yağlı sarımtırak görünüşteki kepeklenmeye, tıp dilinde sebore denir. Nedeni, derinin en üst kısmında bulunan tabakanın, ürettiği fazla parçalardır. Bunlar, çoğunlukla saçlar tarandığı zaman dökülür. Tedavinin ilk şartı; temizlik ve fazla miktarda unlu şeyler yememektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazırlanışı : Saçlar önce tuzlu su sonra bol su ile yıkanır. Her gün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(I. A. «sudûr» dan if.) (mü. sâdıra). Çıkan, meydana gelen: O adamdan böyle iş sâdır olmaz. Şeref-sâdır, şeref-sudûr = Şerefle sâdır olan (ekseriya hükümdar emirleri hakkında kullanılırdı).

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.çıkmak, meydana gelmek. 2.imzadan çıkmak.

Sağlık Bilgisi

Safra koyulaşması sonucu meydana gelen taşlara halk arasında safra taşı, tıp dilinde ise kolelitiasis denir. Yapılarında kolestrin bulunur. Bazı safra taşları, rahatsızlık vermez. Bazıları da safra kanalını tıkar. Çok şiddetli, batıcı bir ağrı, bulantı ve kusma yapar. Hasta yerinde duramaz olur. Bu olayların hepsine birden safra kesesi krizi denir. Düşmeyen veya alınmayan safra taşları, safra kesesinin iltihaplanmasına da neden olur. Safra taşlarının neden olduğu rahatsızlıkları gidermek için doktor müdahalesi gerekir. Ancak, ameliyat gerekmediği hallerde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su.

Hazırlanışı : Bir su bardağı suya 1 kahve kaşığı gliserin karıştırılıp içilir.

Şifalı Bitki

(zaferan): Süsengiller familyasından; yurdumuzda da yetiştirilen, 10-15 cm boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Etli, yuvarlak, kaidesi yassı, 4 cm kadar çapında, üstü esmer renkli ve zarımsı pullarla kaplı, alt tarafında da kök parçaları bulunan bir soğanı vardır. Yaprakları uzun ve koyu yeşildir. Çiçekleri mor renklidir. Sonbahar mevsiminde yapraklardan önce açar. Meyvesi kapsül şeklindedir ve sonbahar aylarında meydana gelir. İçeriğinde; şekerler, organik asitler, krosin ve uçucu yağ vardır. Tepeciklerinden elde edilen toz; renk, tat ve koku verici olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Vücuda kuvvet verir. Sinirleri uyarır. Aybaşı gecikmelerinde faydalıdır. Rahim hareketlerini arttırır. İştah açar. Sinir zayıflığını giderir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır. Fazla miktarda kullanılmamalıdır. Hamilelerin de kesinlikle kullanmaması gerekir.

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). 1. Makinenin hareketiyle mihveri çevresinde dönüp pervaneyi çalıştıran demir mil. 2. Bir makinenin devriyle meydana gelen kuvveti nakle vasıta olan ve üzerine dişil çarklar ve tekerlekler bağlanan demir mil.

Sağlık Bilgisi

Sonradan meydana gelen sağırlıkları doğuran nedenler çeşitlidir. Mesela; dış, orta veya içkulak bozuklukları, beyin hastalıkları veya histeri, geçici sağırlığa neden olabilir. Gerçek nedeni bulmak doktorun işidir. Geçici sağırlıkların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Pelin, su.

Hazırlanışı : İki bardak suya 2 tutam pelin konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra temiz bir şişeye süzülür. Her 2 kulağa günde 3 kere ikişer damla damlatılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (at) Art ayakları üzerine kalkmak. 2. Birdenbire hiddet edip meydana atılmak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. suhûn). 1. Ev avlusu, Arap usûlü evin ortasındaki açıklık. 2. Oyuk ve boş yer. 3. Orta, meydan, aralık. 4. Büyük kâse. 5. Sahne. (bk.) Sahne. Sahn-ı Semân = Kanunt’nin kurduğu sekiz medreseli (fakülteli) Süleymâniye Üniversitesi.

Türkçe Sözlük

(SAHTE-KAR) (i. F.). Bir şeyin taklidini yapan, yalandan ve düzme şeyler meydana çıkaran, kalpazan.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gece uyanıklığı, uykusuzluk. 2.Ay ağılı, hale. Dünya’nın Ay’a düşen, Ay tutulmasını meydana getiren gölgesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cuma namazına ve bazı cenazelere çağırmak için minarelerde okunan salavât: Salâ vermek, salâ okumak. 2. mec. Meydan okuma.

Sağlık Bilgisi

Menegokok adı verilen bir çeşit mikrobun; beyin zarına yerleşmesi ve orada iltihaplanmalar meydana getirmesi sonucu ortaya çıkan bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalıktır. Hastalık, boğazlarında mikrop taşıyan hastalar veya kendileri hasta olmadıkları halde boğazlarında menenjit mikrobu taşıyan sağlam kimseler tarafından bulaştırılır. Hastalık çoğu kere üşüme, titreme ve ateşin birdenbire yükselmesiyle başlar. Halsizlik, başağrısı, ve kusma görülür. Dudak ve burun deliklerinin kenarlarında uçuklar belirir. Gözlerini açmakta zorluk çeker. Bir süre sonra, ensesi sertleşmeye ve başını öne eğememeye başlar. Hiç vakit geçirmeden tedaviye başlamak şarttır. Aksi halde, ölümle sonuçlanabilir. Bu günkü tedavi yöntemleri sayesinde hastanın sağlığına kavuşması mümkündür. Salgın menenjit salgını sırasında sağlıklı kimseler hastalarla görüşmemelidir. Kalabalık yerlere gidilmemelidir. Bütün vücudun, özellikle ağız ve burunun temiz tutulması gerekir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s., f. tuz, sodyum kloruru, maden tuzu; bir asit ile bir bazdan meydana gelen tuz; çoğ. mushil tuzu; tuzluk; lezzet, tat; nükte, hoş söz; k.dili, (informal) deniz kurdu; s. tuzlu; f. tuzlamak, tuz katmak, tuzda muhafaza etmek. salt a mine bir maden

Türkçe Sözlük

(i. astronomi). Güneş sisteminin de içinde bulunduğu, yüz milyar kadar yıldızdan meydana gelmiş bir yıldızlar kümesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İkinci. 2.Yapan, işleyen, meydana getiren. 3.Yaratan. Allah’ın isimlerinden. Saniullah veya Abdüssani şeklinde isim olur.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Birinin suçunu veya yüz karasını meydana çıkarmak tehdidiyle çıkar sağlamaya çalışma.

Sağlık Bilgisi

Halk arasında karakabarcık da denilen bu hastalık daha çok kasap, çiftçi veya veterinerlerde görülen ve hayvanlardan, insanlara geçen mikrobik bir hastalıktır. Daha çok yüz, boyun veya kolda bir çıban çıkıp daha sonra patlar. Etrafında da siyah bir kabuk meydana gelir. Öldürücü bir hastalık olduğu için vakit kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Doktora gidinceye kadar aşağıdaki reçeteler uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru soğan.

Hazırlanışı : Üç baş kuru soğan ezilir. Hastanın ayaklarına sürülüp, iyice örtülür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. hayalarda meydana gelen iltihapsız şişlik.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Açık, meydanda. Belli, hüveyda. 2.Saf, halis. Saf, halis Arap kanı (at).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şurût. «şerâit» ise «şerîta» nın cem’idir ancak mânâca çok farklı olmadığından, bizce «şart» ın cem’i gibi kullanılmıştır). 1. Diğer bir şeyin vücudu onun vücuduna bağlı olan şey: Namazın şartları, ki onlarsız namaz kılınamaz. 2. Bir mukaveleyi meydana getiren bend ve fıkraların her biri ki iki tarafa ait olup bir tarafa alt olanların yerine getirmesine bağlıdır, kayıt: Mukavelenin şartlarını iyi düşünmeli. 3. Bir iş için lâzım olan şey: Kendine gelebilmesi için biraz dinlenmesi şarttır. 4. Eşini boşamak üzere yapılan yemin: Onlar bu işi yapacaklarını şart ettiler; şart olsun. 5. Gramerde biri diğerine bağlı iki cümleden biri. Şart-ı vâkıf = Vakfedenin malını vermesini icab ettiren şart kl, yerine getirilmezse mal, vakıf olmaktan çıkar.

Türkçe Sözlük

(ŞATT) (I. A.). 1. Büyük nehir, ırmak. 2. (hi. coğrafya) Şatt yahut Şattü’lArab = Fırat ile Dicle’nin Basra Körfezl’ne dökülmeden önce birleşmesinden meydana gelen geniş ırmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sütü»dan İf.) (mü. sâtıa). Yükselip meydana çıkan. Ar. mürtefî, zâhir, Osm. teâlî ve tezahür eden: Berk-ı sâtî, râyât-ı sâtıa.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. korkutmak, ürkütmek; i. ani korku, panik, sebepsiz korku. scare away veya off korkutup kaçırmak. scare up k.dili arayıp meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kitin veya kireçten meydana gelmiş.

Türkçe Sözlük

(i. A. tıb). Gözde meydana gelen hafif bir perde ki, dumanlı görmeye sebep olur, Fr. pannus.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. esbâb) (asıl mânâsı «ip» tir). 1. Bir şeyin meydana gelmesini gerektiren şey. Ar. bâis, mûcib. 2. Vesile, bahâne, münasebet: Kavga çıkarmak için sebep arıyor. 3. Vasıta, Alet. Bilâsebeb = Sebepsiz. Sebep tahtında = Hususî bir maksatla, kendiliğinden olmayarak. Sebeb-i hayat = Baba, Ar. vâiid. Esbâb-ı mûcibe = Bir işi gerektirip meydana getirmeye sebep olan şeyler: Bu cinayetin esbâb-ı mûcibesi bulunamadı. Li sebebi = Bir sebepten, bir işten dolayı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yiğitlik, yüreklilik, bahâdırlık, cesaret: insenın şecâatı harp meydanında anlaşılır.

Sağlık Bilgisi

Nedeni, kesinlikle bilinmeyen bir hastalıktır. İrsi veya sinirsel olduğu söylenmektedir. Tıp dilinde psoriasis denir. Daha çok, baş derisinde, dizlerde ve dirseklerde veya tırnaklarda meydana gelen düzensiz kırmızı lekelerle kendini gösterir. Lekeler, gümüş renginde ve pul pul olup, deriden yüksektir. Kaşıntı yoktur. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ardıçkatranı, saf alkol, eter

Hazırlanışı : 5 gram ardıçkatranı, 4 gram saf alkol ve 4 gram eter karıştırılıp merhem yapılır. Deri sabunlu su ile yıkandıktan sonra sürülür.

Türkçe Sözlük

(i.). Sedefle işlenmiş. Sedefli kalker (jeoloji) = Yumuşakça kavkılarının birbiriyle kaynaşmasından meydana gelen bir mermer çeşidi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yersarsıntısına ait zelzeleden ileri gelen, depremsel. seismic sea wave zelzeleden meydana gelen met dalgası.

Türkçe Sözlük

(ŞEKL) (i. A.) (c. eşkâl). 1. Suret, biçim, görünüş: Her harfin kendine mahsus bir şekli vardır. 2. Benzer, tesvir: Filin şeklini yapmak, şekli hâlâ gözümün önündedir. 3. Taslak, resim, plan: Yaptırmak istediğiniz şeyin şeklini çizip verirseniz o adam tıpkısını yapar. 4. Beniz, çehre, yüz: Târifle bir adamın şeklini tamamen anlamak mümkün değildir. 5. Türlü, cins, çeşit: Bu ne şekil adamdır? 6. (matematik) Geometride çizgilerden meydana gelen birimlerden herbirl: üçgerv kare... şeklinde. 7. ilmî kitaplarda anlatılan şeyleri göstermek üzere konan resim, şema vesaire: O kitabın şekilleri metnin İçinde mi, yoksa ayrı mı basılmıştır? 8. (mantık) Kıyasın tertip birimi. 9. Bazı resmî vesikalarla yazılar. Çehre alâmetleri; göz, bıyık, saç vesaire: eşkâli gazetelerle ilân olundu,

Türkçe Sözlük

(i. A.). Şiirde bir harekenin düşmesinden meydana gelen Ahenk kırıklığı.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük çağlayan. Bir nehrin yüksekten düşmesiyle meydana gelen çağlayan: Niyagara şelâlesi.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Büyük bir akarsuyun yüksekten düşmesiyle meydana gelen büyük çağlayan, çavlan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aşikâr, açık, belli, ortada olan, meydanda olan.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimya). Bitkilerde hücre zarının temel kısmını meydana getiren madde.

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr.). Başlama ve bitine zamanlan aynı olan, aynı zamanda meydana gelen.

Türkçe Sözlük

(i. Y, Fr.). Unsur veya parçaların bir araya getirilerek bir bütün meydana getirilmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.), (tıb.) mikrop veya toksinden hâsıl olan; bulaşık, mikroplu; (i.) kan zehirlenmesi meydana getiren madde. septic tank fosseptik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) ardışık, ardıl, birbirini izleyen; (i.) sonuç, netice, etki. sequen'tial (s.) seri meydana getiren; ardışık. sequentially (z.) sonucu olarak, neticesinde.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ahlak ve faziletler sonucu meydana gelen manevi yücelik. 2.İyi ün. İftihar edilecek şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) seroma ait, seroma benzer, serom meydana getiren. serous membrane yürek zarı, karınzarı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Hizmet, sofra hizmeti. 2. İdarî bir bütünü meydana getiren kısımlardan biri, şûbe: Senetler servisi, otobüs servisi. Servis kapısı = Bazı ev ve apartımanlarda dışarıdan öteberileri almak için kullanılan ayrı kapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

eski veya (Ing). shew (şo) (f). (i). göstermek, arzetmek, göz önüne koymak; ihsan etmek; izhar etmek, meydana çıkarmak; içeriye götürmek; anlatmak, ispat etmek; söylemek; öğretmek; görünmek, gözükmek, kendini göstermek; yarışmaya katılmak; yarışta üçünc

Türkçe Sözlük

(i.). Deride ve daha ziyade ellerde meydana gelen küçük ur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fâsılasızlık, darlık, bitişiklik: Ağaçların sıklığı. 2. Birbiri arkasından gelme: Kışın yağmurların sıklığı yolların kurumasına meydan bırakmaz. 3. Pek sık olan: Sıklık orman; o mahalle pek sıklıktır (mahallede bulunan evler birbirine bitişiktir).

Türkçe Sözlük

(i. Fr. kimye). Silis asidinin meydana getirdiği tuz.

Türkçe Sözlük

(I. Fr. jeoloji). SllOr sistemi: Devon denen araziden önce meydana gelmiş arazi.

Türkçe Sözlük

(i.). Bulutlardaki elektriklenmenin meydana getirdiği ışık: Şimşek çakmak. Şimşek gibi = Birdenbire, gelip geçen.

Genel Bilgi

Sineklerin duvarlarda, camlarda hatta tavanlarda baş aşağı bu kadar rahat hareket etmeleri, yer çekimi yasasına meydan okurmuşcasına davranışları hep merak konusu olmuş, bilim insanlarının da dikkatini çekmiştir. Bu arada şunu söyleyelim ki, sinek diye küçümsememek gerekir. Dünyamızda bulunan her canlı organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak, kendi tabiatı ve eko sistemi içinde, insana bir faydası vardır.

Vücutlarının hacimlerine oranla, sinekler ağır sayılmazlar ve onları yere çeken güç pek önemli değildir. Bu güce karşı gelen tuzlar ayrıca yapıştırıcı, yağlı bir madde salgılarlar. Sinekler ayaklarındaki bu yüzlerce vantuz ve salgıları sayesinde her türlü yüzeyde gezinebilirler. Ancak yüzeyin yağ çözücü, örneğin solvent gibi bir madde ile kaplanmamış olması gerekir. Sinekler tavanda yürürken, altı bacaklarından ikisi hareketlidir. Diğer dört bacak daima sabit durumdadır.

Karıncalarda ise durum biraz farklıdır. Ortalama bir karıncanın vücudunun hacmine göre ağırlığı, sineğe nazaran daha fazladır. Hatta toprakta yaşayan bazı türleri düz bir zemine bile tırmanamazlar. Evlerimize giren küçük karıncalar, çok hafif olduklarından duvarlarda yürüyebilirler.

Belki böyle şeyler ilginizi çekmiyor olabilir ama, asıl merak edilen konu sineklerin tavanda nasıl yürüyebildiklerinden çok oraya nasıl konduklarıdır. Öyle ya, başı yukarıda, ayakları aşağıda uçan bir sineğin tepetakla konabilmesi için bir yerde takla atması, uçuş konumunu değiştirmesi gerekir, ama nerede, ne zaman ve nasıl?

Uzun süre inanılan teoriye göre, sinekler tam konma anında, yuvarlanan bir varil gibi yandan yarım dönüş yapıyorlardı. Bu teorinin yanlış olduğu, ancak yüksek süratli, saniyede birçok film çekebilen kameralar sayesinde ortaya çıktı ve sineklerin bir sırrı daha açığa kavuştu.

Çekilen filmlerden görüldü ki, sinekler tavana konarken yandan değil, sirklerdeki trapezciler gibi geriye yarım ters takla atmaktadırlar. Tavana yaklaşınca, ön ayaklarını başlarının üzerine çekerek ters dönmekte ve tavana önce ön ayakları ile dokunmaktadırlar. Sonra sıra ile diğer ayaklarını da koyarak vücutlarının tavanda tutunmasını sağlamaktadırlar.

Türkçe Sözlük

(i.). Bir salkımı meydana getiren küçük salkımlardan her biri.

Türkçe Sözlük

(i.). Çînî’den geldiğine göre aslı «sînî» olsa gerektir. Bir sehpa veya iskemle üzerine konularak üstüne yemekler ve yemek takımları konan ve yemek yenen büyük daire şeklinde tepsi; bakır veya pirinçten olur: Siniyi kurmak. Meydan sinisi = Pek büyüğü.

Türkçe Sözlük

(SIRR) (i. A.) (c. esrâr). T. Gizli iş veya söz, Fars. râz: Sır saklamak, sır tutmak: Sırrını meydana çıkarmak. 2. İnsan aklının eremediği ilâhî hikmet: Sırr-ı hilkat, esrâr-ı tabîat. Sır kâtibi = Hükümdar vs.’nin hususî kâtibi.

Sağlık Bilgisi

Daha çok ense, sırt ve kaba etlerde beliren birçok çıbanların birleşmesi ile meydana gelen ve çabuk genişleyen bir çeşit kan çıbanıdır. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Suteresi.

Hazırlanışı : Çıbanın üzerine, taze koparılmış suteresi yaprağı konur. 15 dakikada bir değiştirilir.

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). 1. Birbirine uygun prensiplerin, esasların, ilmî bir bütün meydana getirecek şekilde birleşmesi. 2. Bir bütün meydana getiren muhtelif kısımların düzeni, tertibi: Sinir sistemi, güneş sistemi. 3. Bir netice meydana getirmeye hasredilen usullerin düzeni, tertibi: Eğitim sistemi. 4. Bir işte muvaffak olmak İçin kullanılan yol, vasıtalar: İyi bir sistem takip ediyoruz. Metre sistemi, metrik sistem = Metre esasına dayanan çeşitli ölçülerin bütünü.

Türkçe Sözlük

(f.). Meydana çıkmak, yükselmek.

Türkçe Sözlük

(SİYASET) (i. A.). (Kemalpaşazâde’ye göre: Tyasa’dan). 1. Hükümet ve devlet idaresi, politika. 2. Şiddetli ceza. 3. Ölüm cezası: Siyâsete uğramak. 4. Hükümet etmek: Siyasetçe böyle yapmak lâzımdır. 5. Devletlerarası münasebet ilmi, diplomasi. (Bu mânâsı Türkçe’ye mahsustur). Erbâb-ı siyâset = Politikacı. Meydân-ı siyâset = İdam yapılan yer.

Türkçe Sözlük

(i.). Filistin’de bağımsız bir Yahudi devleti meydana getirmek ve yayılmak istiyen Yahudilik akımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sürtünme sonucu meydana gelen çizilmiş parlak taş yüzeyleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kayış mesafesi; hakiki ile farzedilen hız arasındaki kayma neticesi meydana gelen fark.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. duman, tutun; k.dili. sigara; boş laf; f. tütmek, duman çıkarmak; sigara içmek; tütün içmek; öfkelenmek; duman gibi toz çıkarmak; tütsülemek. smoke bomb sis bombası. smoke out gizlenmiş bir adam veya işi meydana çıkarmak, gün ışığına çıkarmak.

Sağlık Bilgisi

Üşütmekten meydana gelen keyisizliği gidermek amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Toz şeker, karabiber, su.

Hazırlanışı : Bir tatlı kaşığı toz şeker ile 1 tatlı kaşığı toz karabiber karıştırılır. 1 bardak suda eritildikten sonra içilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. güneşle ilgili; güneşe göre hesaplanan; güneş etkisiyle meydana gelen, şemsi. solar eclipse güneş tutulması, gün tutulması, küsuf. solar month ay. solar plexus anat. güneş sinirağı; k.dili. karın boşluğu. solar spectrum güneş tayfı. solar spots g

Türkçe Sözlük

(i. L. Fr.). 1. Muhtelif maksatlarla kullanılan önü tamamen açık ocak. 2. Bu ocağı meydana getiren taş, maden işçiliklerin bütünü.

Türkçe Sözlük

(i). Bir maden filizini, bir su veya petrol yatağını veya üzerinde yapı yapılacak bir yerin tabaka cinslerini meydana çıkarmak için toprağı bir Aletle deierek yapılan araştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yer, alan, meydan; mesafe, aralık, fasıla; müddet; feza, uzay; matb. espas, iki kelime arasını açmak için kullanılan maden parçası; müz. ara; mat. uzam, vusat. space bar (daktiloda) aralık tuşu, espas tuşu, atlama tuşu. space heater A.B.D. soba.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yumurta dökmek (balık); meydana getirmek, ,çıkarmak; iç balık yumurtası; hayvan yavrusu; hasılat, sonuç; istiridye yumurtası; ufak balık; bot. mantar tohumu.

Yabancı Kelime

Fr. spéculation

1. tic. vurgunculuk, 2. saptırma, 3. fel. kurgu

1. İleride meydana gelebilecek fiyat dalgalanmalarından yararlanarak haksız kazanç sağlama. 2. Saptırmak işi. 3. Uygulamaya geçmeyen yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce, kuramsal araştırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (ed veya spelt) hecelemek, imlâsını harf harf söylemek; söylemek, belirtmek, ifade etmek. spell out heceleyerek yahut güçlükle okumak, sökmek; harflerle kelime meydana getirmek; ayrıntılarıyle açıklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendine olan, kendiliğinden vücuda gelen veya yapılan; insan gayreti olmadan meydana gelen; ihtiyari. spontaneous combustion içten yanma, kendiliğinden yanma. spontaneously z. kendiliğinden. spontaneousness, spontaneity i. kendiliğinden

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (spread) yaymak, sermek, açmak; alabildiğine açmak; dağıtmak, saçmak, neşretmek; sirayet ettirmek, bulaştırmak; ayırmak; üzerine sermek, kaplamak; sürmek; kurmak (sofra); teferruatıyla meydana koymak veya kaydetmek; uzatmak; yayılmak, serilmek;

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. takım, ekip, küçük grup; birkaç erden meydana gelen asker grubu, müfreze. squad car telsizli polis devriye arabası. football squad futbol takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kare, dördül: gönye, T cetveli, iletki; şehir içindeki meydan veya küçük park; etrafı dört sokakla sınırlanmış arsa, ada; iki sokak arasında mesafe; (dama tahtasında) hane; mat. bir sayının ikinci kuvveti, kare; (argo) yeniliklerden habersiz ve b

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sahne; tiyatro, sahne hayatı, tiyatroculuk; meydan; yolculuğun bir kısmı, bir günlük mesafe; merhale, menzil; safha; mertebe, devre; suyun yükseliş derecesi; bir binanın yatay kesiti, kat; mikroskopta bakılacak cismin konulduğu raf; uzay roketinin

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-d veya stove) (sandalda, fıçıda) tahtayı kırarak delik açmak; kabuğunu kırarak parçalamak; vurarak delik açmak; fıçı tahtalarıyle donatmak: parçalanıp açılmak. stave off savmak, uzaklaştırmak; meydana gelmesini önlemek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yağlardaki gliserinle stearik asitten meydana gelmiş beyaz madde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., (jeol.) ince tabakalardan meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i., s. sürüden ayrılıp yoldan çıkmak; doğru yoldan ayrılmak; yanlış yola sapmak, dalalete düşmek; i. sürüden ayrımış hayvan; başıboş ve aylak kimse; evden kaçmış çocuk; çoğ., (radyo) yıldırımdan meydana gelen parazitler; s. başıboş; doğru yoldan s

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çotuk, kütük; kesilen uzvun geri kalan parçası, kök; çoğ., k.dili. bacaklar; (kriket) üç hedef sopasından her biri; karakalem resimde kullanılan meşin kalem; siyasi hatiplere mahsus platform; k.dili. meydan okuma; f. kesip kökünü bırakmak; bir

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. bir başka besi yerinden nakledilmiş kültür; sosyol toplum içinde davranışlarıyla farklı bir unsur meydana getiren grup.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gerçekleşme, muhakkak ve müsbet olma, meydana çıkma, şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde açık olma: Bu iş sübût buldu.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Göğüsl(Erkek İsmi) 2.Sadrazamlar. 3.Kazask(Erkek İsmi) 4.Sadır olma, meydana gelme.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Yeryüzünün denizlerden meydana gelen kısmı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Üçlü, üç şeyden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. başka bir şeye ilaveten meydana getirmek, ek olarak katmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. takip etmek, izlemek, arkasından gelmek; sonra meydana gelmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Ortalık süpürecek filet, hasır süpürgesi = Odaları süpürmeye mahsus sazdan yapılmışı; çalı süpürgesi = avlu vesaire süpürmeye mahsus çalıdan yapılmış kabası, tavan süpürgesi = hasır süpürgesinin saplısı, meydan süpürgesi = çalı süpürgesinin saplısı, süpürge sapı = süpürgeye takılan sopa, elektrik süpürgesi = elektrikle işleyeni,

Genel Bilgi

Günümüzde ilim o kadar gelişmiştir ki, atomun, çekirdeğinin, çevremizdeki her şeyin, dünyamızın hatta gökyüzündeki yıldızların hareketlerinin şimdiye kadar keşfedilen ve bilinen fizik kuralları ile izahı mümkündür. Bildiğimiz her şey fizik kurallarına uyar. Bir şey hariç. Yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan su.

Fizik kurallarına göre bir madde ısıtıldığında genişler, genleşir. Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9’u oranında genişler. Buzda su molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir.

Bilindiği gibi, bilimsel formülü ‘H2O’ olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki ‘H2S’ eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı 100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.

İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı alamayacaklarından eriyemeyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti.

Ancak buz, yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler.

Eğer buz sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu. Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu, buzun suyun üstünde kalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale getirdi.

Genel Bilgi

Günümüzde ilim o kadar gelimiştir ki, atomun, çekirdeğinin, çevremizdeki her şeyin, dünyamızın hatta gökyüzündeki yıldızların hareketlerinin şimdiye kadar keşfedilen ve bilinen fizik kuralları ile izahı mümkündür. Bildiğimiz her şey fizik kurallarına uyar. Bir şey hariç. Yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olan su.

Fizik kurallarına göre bir madde ısıtıldığında genişler, genleşir. Soğutulduğunda da büzüşür, yani hacmi azalır. Ancak su bu kurala uymaz, aksine sıfır derecenin altına soğutulduğunda donar ve buz olarak hacmi azalacağına artar. Saf su buza dönüşürken, hacminin yüzde 9’u oranında genişler. Buzda su molekülleri olağanüstü gevşek bir oluşum içinde yer alırlar. Buz, arada deliklerin kaldığı bir yapıya sahiptir.

Bilindiği gibi, bilimsel formülü ‘H2O’ olan su, iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşmuştur. Bu iki hidrojen atomu, oksijen atomu ile birleştiklerinde, kendi aralarında 105 derecelik bir açı meydana getirirler. Yapı olarak iki hidrojen atomunu birleştiren başka elementler de vardır ve onlar fizik kurallarına uyarlar. Örneğin aynı yapıdaki ‘H2S’ eksi 83 derecede donar ve eksi 60 derecede gaz haline geçer. Ancak su su hidrojen atomlarının dipol bağlantıları nedeni ile sıfır derecede donar, artı 100 derecede gaz haline geçer, donarken de hacmi küçüleceğine büyür.

İşte bu fizik yasalarına aykırı özellik dünyamızdaki yaşamı sağlar. Eğer buz sudan daha yoğun, yani daha ağır olsaydı, suyun içinde dibe batardı. Soğuk bölgelerde denizlerde, göllerde ve nehirlerdeki dibe batan buzlar, güneş ışığı alamayacaklarından eriyemeyeceklerdi. Böylece yıllar süren birikimlerle her tarafı buzlar kaplayacak ve buzullar devri başlayabilecekti.

Ancak buz, yoğunluğunun azlığı nedeni ile suyun üzerinde kalır. Bu durumda buzlar altlarındaki suların donmalarına engel oldukları için dünyamızdaki ani ısı değişikliklerini de önlerler, gece ve gündüz arasındaki ısı farklarını azaltırlar ve yaz günlerindeki güneş ışığı ile kolayca erirler.

Eğer buz sudan daha ağır olmuş olsaydı, gezegenimizdeki tüm su rezervleri donmuş olurdu. Belki de başlangıçtaki buzul devrinde öyleydi de, tabiat ana kendi koyduğu kurallara aykırı olarak, hidrojen atomlarının arasındaki açıya biraz dokundu, buzun suyun üstündekalmasını sağladı ve dünyamızı bizim için yaşanır hale getirdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hecelemek, hecelere ayırmak. syllabica'tion, syllabifica'tion i . hece meydana getirme; hecelere ayırma.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ical s. karşısındakinin hislerine katılan; sevgi ve acıma belirten; uygun, ahenkli; anat. sempatik. sympathetic heart başkasının duygularından veya halinden anlayan kimse. sympathetic ink yazarken görünmeyip ateşe gösterilince meydana çıkan yazı mü

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., bot. ayrı ayrı ufacık meyvalardan meydana gelen bileşik meyva (incir, böğürtlen gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ses) terkip, bireşim, sentez; kimyasal bileşim; ayrı ayrı. fikirleri birleştirip bir bütün meydana getirme, sentez. synthesist i. sentez yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yivli tahtaları kenar kenara bindirip düz bir yüzey meydana getirmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «ayn» dan mas.). 1. lyân ve zâhir olme, açığa ve meydana çıkma: 2. Belirli olma, tahsis ve tahdit olunma. 3. Ayân sırasına geçme, itibar kazanma (Bu üçüncü mânâ dilimize mahsustur).

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Yassı, tekerlek biçimli şey: İlâç tableti 2. Arkeolojik kazılarla meydana çıkarılan pişmiş çamurdan yapılmış yazılı vesikalara verilen isim.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تحدس] sezgi. 2.meydana gelme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana gelmek, ortaya çıkmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hakk» dan masdar). Doğru ve gerçek olduğu meydana çıkma.

Türkçe Sözlük

(TAHKİK) (ka ile) (i. A. «hakk» tan mas.) (c. tahkıykaat). 1. Bir şeyin hakikatini arama, doğru ve gerçek olup olmadığını meydana çıkarma: Siz bu meseleyi tahkik ediniz. 2. Bir şeyin doğru, gerçek, hakikî olduğunu meydana çıkarma, delilleriyle ispat etme: Bu, tahkik olunmuş bir meseledir. 3. Bir şeyin gerçeğini meydana çıkarmak için yapılan araştırma, inceleme, sorgu. 4. (hukuk) Tahkıykaak-ı ibtidâiyye = Ceza mevzularında yapılan ilk tahkikat.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Büzme. 2. Bazı hastalıklardan sonra kaslarda meydana gelen sertlik, katılık, kasılma.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Askerin tâlim öğrenmesine mahsus yer ve meydan.

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Sapın ucunda meydana gelen çiçeklerime.

Türkçe Sözlük

(i. A. Y.). Talktan meydana gelmiş şist.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (İng.) asfalt yol; hav. asfalt iniş meydanı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten masdar) (c. tasavvurât). i. Zihinde canlandırma, şekillendirme, bir fikir peyda etme: Tasavvurum doğru çıkmadı, ben bu işi başka şekilde tasavvur etmiştim. 2. Akla ve hayale getirme, tahayyül: Etrafı ağaçlarla çevrilmiş bir büyük meydan tasavvur ediniz. 3. Niyet, tertip, maksat: Öyle bir tasavvurum vardı ama sonra vazgeçtim.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Taşmış halde bulunan. Coşkun. Aşırı. 2.Akarsuların yatağa sığmayacak miktarda su taşıması sırasında meydana gelen su yayılması olayı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tasın dibi gibi çıplak ve kılsız, cavlak: Başı taslak. 2. Başı bu şekilde kılsız olan, tas başlı: Taslak adam. 3. Bir işin henüz halledilmemişi, kabası, tasarlanmış şekli: Taslağını bir kere meydana getirelim. 4. Tertip, plan, çerçeve, kafes: Binanın taslağı. Kabataslak — Ancak şekil düzenini gösterecek surette kaba ve sade. Ukalâ taslağı = Ukalâlık eden.

Türkçe Sözlük

(i. A. edebiyat). Eskiden gazelin her beytinin mısrâları arasına başka bir şairce birkaç mısrâ katarak meydana getirilen murabba, muhammes veya müseddes.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. alay etmek, sataşmak; azarlamak; i. alay; iğneli söz; meydan okuma. taunt'ingly z. alayla; sataşarak.

Türkçe Sözlük

(TAYY) (i. A.). 1. Sarma, bükme, devirip bükme. 2. Sarıp toplar gibi geçme, kesme. Tayy-ı zamân, tayy-ı mekân etmek = Zaman ve mekânı atlamak; bu kudreti gösterip mucize meydana getirmek. 3. Çıkarma, lağvetme, kaldırma: Paragrafın birkaç fıkrasını tayyetmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çift hayvan takımı, arabaya koşulmuş bir veya birkaç at; oyuncu takımı, ekip: leh. ördek sürüsü; f. takım atlatı sürmek; takım kurmak; grup meydana getirmek, takıma girmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyân» dan masdar). Meydana çıkma, görünüp anlaşılma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dîvân» dan). 1. Dîvân hâlinde toplama. 2. Büyük kitaplar telif etme. 3. Yapma, meydana getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.oluşmak. 2.meydana gelmek, olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. telgraf makinası; telgraf sistemi, telgraf; f. telgraf çekmek . telegraph board at yarışı meydanımda yüksek bir yere konulup at ve binicilerin isimlerini gösteren levha. telegraph cable telgraf kablosu. telegraph key telgraf anahtarı, telgrafla

Türkçe Sözlük

(i.). Eskiyip telleri meydana çıkmış (kumaş vesaire).

Türkçe Sözlük

(f.). (kumaş) Eskiyip telleri meydana çıkmak, tiftiklenmek.

Genel Bilgi

İnsanların dokundukları anda kömür oldukları binlerce volt cereyan taşıyan elektrik tellerine konan kuşlar nasıl oluyor da cereyana kapılmıyorlar? Çünkü topraklanmamışlardır. Çünkü tam bir devre meydana getirmezler. Çünkü kısa devre yaratmazlar. Tüm bu „çünkü’lerin anlamı esasında aynı yola çıkar.

Elektriğin, elektronların komşu atomlara çarpıp onları titreştirmesi ile iletilen bir enerji olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir jeneratörden, kablonun içindeki iki telden biri ile çıkan akım, lambayı yakıp, görevini yaptıktan sonar diğer nötr telden geri döner.

Elektrik akımı direnci sevmez. Eve dönmek için daima en kısa ve kolay yolu tercih eder. Bir su birikintisi içinde iseniz ve elektrikli bir tele dokunursanız, akım telden en kolay yol olan vücudunuza girer, oradan da son derece iletken olan su birikintisine geçerek, topraktan eve döner.

Elektrik telleri üzerine konan kuşların toprakla alakaları yoktur. Onlar elektriğin evine dönmesi için bir kısa yol yaratmazlar. Elektik onların vücudundan geçmektense, kendisine kuş vücudundan daha az direnç gösteren, iki ayakları arasındaki teli tercih eder. Kuşlar da bu nedenle bütün gün boyu, yüksek voltaj taşıyan, çıplak elektrik telleri üzerinde durabilirler.

Eğer bu arada kuş kazara elektril tellerini taşıyan direğe temas ederse, elektrik akımı kuşun gövdesi ve direk yolu ile toprağa geçer ve kuş ölür. Yüksek enerji hatlarının direklerinde oturan kuşların telleri gagalama alışkanlıkları vardır. Bir zamanlar Almanya’da bu şekilde kuş ölümleri o kadar arttı ki, direkler ve destekler topraktan izole edilerek kuşlar ölümden kurtarıldı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. baştan çıkarmak, ayartmak; kandırmak; çekici olmak; teşvik etmek; öfkelendirmek, kızdırmak; eskidenemek. tempt fate kadere meydan okumak. tempt to (şeytan) dürtmek.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nisbet» ten masdar). Birbirine karşı münasip olma, aralarında uygunluk bulunma; birbirini tutma, yakışıma. Tenasüb-i Azâ = Vücut ve yüzü meydana getiren organların birbirine uygun olması. Tenâsüb-i elfâz — Kelimelerin birbirine uygun olması.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rükûb»dan) (c. terekkübât). Mürekkeb olma, birkaç şeyin birleşmesinden meydana gelme.

Türkçe Sözlük

(TERKİB) (i. A. «rükûb» dan masdar) (c. terkîbât). 1. Birkaç şeyi birleştirip birleşik bir şey vücuda getirme. 2. Bu şekilde meydana gelen cisim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uçta veya sonda olan veya bunlara ait; (bot.) dal veya sapın ucunda bulunan; demiryolunun başına ait; belirli zamanlarda meydana gelen; ölümle sonuçlanan; (i.) uç, nihayet, bağlantı; terminal; (elek.) kutup, terminal; demiryolu başı ile ona

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) üç rakamdan meydana gelen takım; üç numaranın birleşmesi neticesinde kazanılan piyango ikramiyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) üçIü, üçten meydana gelen; üçer üçer giden; (kim.) üç unsur veya atomdan oluşmuş; (mat.) tabanı üç olan (rakam sistemi); üç madenden oluşmuş (alaşım); (i.) bir arada alınan üç şey, üçIü grup.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) üçten meydana gelen; üçer üçer düzenlenmiş; (bot.) yaprakları üç kısımdan meydana gelen; yaprakları üçer üçer olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) dünya veya karayla ilgili veya onlara ait; karadan meydana gelen; arza ait, dünyevi; karada yaşayan; karasal; (i.) dünyada var olan şey. terrestrial telescope görüntüyü düz gösteren teleskop. terrestrially (z.) dünyevi şekilde; karasal olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) yerde doğmuş, topraktan çıkmış veya meydana gelmiş; (jeol.) karadan gelen toprak ile denizin dibinde oluşan veya buna ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) üçüncü, üçüncü dereceye ait; (bh), (jeol.) üçüncü zamana ait; (i.), (bh), (jeol.) memeli hayvanların meydana geldiği devre, arzın üçüncü zamanı; (kil.) manastır sisteminde layik işlerle meşgul üçüncü sınıfa mensup kimse; (zool.) kuş kanadı

Türkçe Sözlük

(i. A. «şekl»den) (c. teşekkülât). 1. Belirli bir şekil alma, bir şekle girme, belirli bir şekilde canlanma. 2. Terkip, teşkil olma, meydana gelme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) (çoğ. dines) RomaIıların kuşatma harekâtında kullandığı dam gibi siper; askerlerin yanaşık nizamda hücum ederken başları üzerinde tuttukları kalkanlardan meydana gelen siper.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (tıb.) tetanosa ait, tetanos kabilinden, tetanos meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (tıb.) tetanos, kazıklıhumma. tetaniza'tion (i.) tetanosdan meydana gelen kas kasılması. tetanize (f.), (biyol.) az aralıklarla kasılmaya sebep olmak.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «dikkat» ten) (c. tedkıykaat). 1. İnceltme, ufaltma, ufak ufak kırıp ezme. 2. mec. İnceden inceye araştırıp sorarak gerçeği meydana çıkarma, inceleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) birer hecesi vurgulu olan dört hece grubundan meydana gelen mısra.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ توليد] doğurtma, üretme. 2.meydana getirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.üretmek. 2.meydana getirmek.

Türkçe Sözlük

(i. «zekâ» dan). 1. Pâk ve temiz etme. 2. Birinin hâllerini, kendisini tanıyanlardan tahkik ile iyi hâl sahibi olduğunu meydana çıkarma. Meyyiti tezkiye etmek = Ölüyü kefenledikten sonra cenâzede hazır bulunan cemaate ahvalini sormak. 3. Malın zekâtını verme. 4. (hukuk) Tezkiye-i şuhûd = Bir dâvâda şahitlerin Adil olup olmedıklarını mahkemenin tahkik etmesi. Tezkiyesi bozuk = İyi hâline kimsenin şahitlik etmeyeceği surette kötü hâl sahibi. Tezkiyesini düzeltmek = HAlini iyileştirmek, düzeltmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(İng.) tre (i.) tiyatro; tiyatro binası; amfiteatr, amfi; olay yeri, alan, meydan, sahne.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) en yüksek iyiliğin meydana gelebilmesi için fenalığın gerekli olduğunu iddia ederek Allahın tedbirlerini haklı çıkaran felsefe.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) ilahiyat, tanrıbilim, teoloji. theologist (i.) ilahiyat alimi, ilahiyatçı. theologize, (İng.) gise (f.) tanrıbilime uydurmak, tanrıbilimsel kuramlar meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mızraklı hamle oyun meydanı.

Türkçe Sözlük

(i. fizik) (uyd. k.). Bir cismin titreşmesiyle meydana gelen sesi başka vasıftaki bir cisimden aynı yükseklikte olarak çıkan sesten ayırt ettiren hususiyet Ar. tınnetTINLAMAK

Sağlık Bilgisi

Tırnaklarda meydana gelen çatlakları tedavi etmek için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, gliserin, kolonya.

Hazırlanışı : Küçük bir şişeye 1 çorba kaşığı limon suyu, 1 çorba kaşığı gliserin ve 1 çorba kaşığı limon kolonyası konur. İyice çalkalanıp, tırnakların üstü ovulur.

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Tremor denilen titremek, irade dışında meydana gelen bir hastalık belirtisidir. El ve ayak titremesi; daha ziyade, nevroz, isteri veya nevrasteninin belirtisidir. Hafif titremeler, genellikle, guatr, alkolizm, kurşun veya cıva zehirlenmesi ya da ihtiyarlığın işaretidir. Şiddetli titremeler parkinson hastalığı ve uyku hastalığında görülür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. omurilik hastalıklarından meydana gelen dengesizlik ve sendeleme.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Suyun içinden çıkan havanın meydana getirdiği ses.

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: tomrukçuk). Ağaçların baharda filiz olmak üzere, kışın meydana getirdikleri düğmelerin herbiri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Toplanıp yuvarlak olmuş şey. 2. Katlanıp bağlanmış bir denk, deste ve bağ hâline konmuş kumaş vesaire: Bir top bez, çuha, kâğıt, şerit, kaytan. 3. Büyük ateşli silâh. Kale topu = Sabit olanı. Sahrâ topu = Düz yerlerde tekerlekle, hayvanla veya motorla taşınan büyük top. Dağ topu = Sarp yerlerde katırla naklolunan hafifi. 4. Topun atılması, boşanması ve sesi: Selâm topu, iftar, sahur topu, yangın topu. Top atmak = 1. Top boşaltmak. 2. (argo) İflâs etmek: Bu sırada birçok tüccar top attı. Topu atmak = (argo) Ölmek: rııan da topu attı. Top atımı = 1. Topun bir kere boşanması. 2. Topun attığı güllenin vardığı menzil, top menzili. Top arabası = Topun, naklolunurken yüklendiği iki tekerlekli alçak araba. Top altı = Kale meydanı, kale toplarının altında bulunan alçak yer. Altıntop = Bir çiçek. Altın topu = Pek güzel küçük çocuk. Top anbarı = Uç güverteli gemilerin ikinci güvertesi. Top otu = Kuru sıkı. Top oyunu = Top atıp tutmakla oynanılan oyun. Topçeker = Ağır topla silâhlı eski ganbotların büyükçesi. Topa tutmak = Topla nişan alıp gülle atmak, topla dövmek. Kar topu = 1. Karı yuvarlayarak yapılan büyük yığın. 2. Birbirine vurup oynamak için elde sıkarak yuvarlatılan kar. 3. Bir çeşit çiçek. 4. mec. Beyaz tombul çocuk. Top gibi = Tereddütsüz, hemen. Top yoluna gitmek = Heder olmak. 5. Yuvarlak, küre şeklinde: Top salata, top akasya, top çehre. 6. Yığılmış, toplanmış: Topyekûn, top edelim. 7. Bütün, cümle, hep: Topu geldiler, topunu gördük. Tortop = Karmakarışık toplanmış: Giyeceklerini tortop edip bir köşeye attı. Toptan = Hepsi birden, birlikte. Top topuz = Kısa boylu tıknaz, topaç adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir arada bulunan şeylerin tamamı. 2. Vasıfları bakımından bir bütün meydana getiren ve bir arada bulunan canlıların bütünü, cemiyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mak. devir meydana getiren kuvvet, dönme momenti; bazı sıvı ve billurlardan geçme sonucunda polarılmış ışık düzleminde meydana gelen dönel etki; bak. torc.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. sel gibi; selden meydana gelen; şiddetli, kızışık. torrentially z. sel gibi.

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji) (uyd. k.). Tortuların birikmesinden meydana gelen.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zehir nev'inden, zehirden meydana gelmiş, zehirli. toxicant s., i. zehirli, zehirleyici, zehir meydana getiren; i. zehirli madde. toxica'tion i. zehirleme, zehirlenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. vaki olmak, olmak; beden veya bitki gözeneklerinden dışarı çıkmak; terlemek; nefes vermek; meydana çıkmak, şüyu bulmak, duyulmak, sızmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. meydana çıkarılan sahipsiz define.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Tritiumun bir protondan ve iki nötrondan meydana gelen atom çekirdeği.

Türkçe Sözlük

(TÜFAN) (i. A.). 1. Ortalığı kaplayıp çeviren umumî ve pek şiddetli yağmur ve fırtına: Bir tufan koptu. 2. Hazret-i Nûh zamanında sapıtmış insanlığı yoketmek için Tanrı tarafından meydana getirilen umumî fırtına, mec. Tûfân-ı NÜh = Nûh Tûfânı. 1. Pek büyük yağmur ve fırtına: TÜfân-ı NÜh oldu. 2. Pek eski zaman: Tûfân-ı Nûh’tan kalma. Kable’t-tûfân = Tûfân’dan önce, Fr. antédiluvien.

Genel Bilgi

Her canlının gözü ve görme sistemi, onun yaşadığı hayata uygun olarak gelişmiştir. Gece veya gündüz mü yaşadıkları, av ile mi beslendikleri, kara, hava veya deniz canlısı mı oldukları insanı hayrete düşürecek bir şekilde gözlerinden anlaşılır.

İnsan dış dünyayı üç boyutlu görebilen yani sağ ve sol gözü cisimleri eş zamanlı algılayabildiği için derinlik hissi olan nadir canlılardandır. İnsanda sağ ve sol gözün görme oranları çok ufak bir farkla hemen hemen çakışır ve bu ufak fark da üç boyutlu görmeyi sağlar. Hayvanlar sol gözle sol, sağ gözle sağ yanlarını görürler. Bu nedenle dış dünyayı bir resim tablosu gibi algılarlar yani derinlik boyutu yoktur.

Tavşan başını çevirmeden aynı zamanda hem arkasını hem önünü görebildiğinden arkadan habersizce yaklaşıp onu yakalamak mümkün değildir. Ancak bir tavşan başını çevirmeden burnunun ucunda olup biteni göremez. At da başını hafif çevirirse arkasındaki her şeyi görebilir.

Böylece ot yiyen hayvanların arkalarından yaklaşan et yiyici hayvanları fark edip kaçabilmeleri kabiliyeti sağlanmıştır. Yırtıcı et yiyicilerin ise gözleri önde olup görme alanları daha dardır ama gelişmiştir, düşmanın uzaklığını çok iyi ölçebilirler.

Su aygırlarının gözleri kulaklarına yakındır ve bu şekilde ağır vücutları suyun içindeyken bile etrafı gözetleyebilirler. Arının 12,000 gözü vardır, gözü meydana getiren bu binlerce merceğin her biri başlı başına bir gözdür. Bukelamunun gözleri birbirlerinden bağımsız çalışırlar. Bir göz avı izlerken diğer göz çevreyi tarayabilir. Eşeklerin gözlerinin konumu öyledir ki, her zaman dört ayaklarını da görebilirler.

Kurbağanın gözünün kapasitesi ise ancak önünden geçen bir sineği görüp yakalayabilmesini sağlayabilecek kadardır. Köstebeğin toplu iğne başı büyüklüğündeki gözleri onun toprak altındaki yaşamı için yeterlidir. Bazı hayvanlar renkleri gayet iyi görebilirken bir bölümü renge duyarlı değildir.

İnsan gözü ise bunların içinde en az bir amaç için kullanılanı ama en fazla şartlara uyum sağlayanıdır. Gözlerimiz insan oluşumuzdaki en büyük etkenlerden biridir. Bir çok memelinin en önemli duyusu koku, böceklerin ise tat iken insanlarda görme en üstün duygudur. Her ne kadar şahin kadar uzakları, kedi kadar karanlıkları, balık kadar su altını mükemmel görebilme yeteneğimiz olmasa da, yine de sadece sınırlı bir ortamı değil her şeyi iyi görürüz ve daha önemlisi iyi algılarız.

Yeryüzündeki tüm canlı türlerinin etraflarındaki nesneleri farklı biçimde gördüklerini biliyor muydunuz? Yani ne kadar canlı türü varsa, o kadar da farklı göz ve bakış açısı vardır.

Hayvanların gözleri ne kadar farklılık gösterirse göstersin aslında optik sistem aynıdır. Hepsi neticede birer fotoğraf makinesi gibi çalışır. Ancak görme sadece mekanik bir işlem değildir. Beynimiz gözden gelen sinyalleri algılamanın yanında ona duygularımızı da katar, yorumlar. Yani duygularımız ve çevre kavramları da gördüklerimizi etkiler. Kimine göre güzel olan bir şey bir başkasına çirkin görünebilir.

Tüm bunlardan insan gözünün kapasitesinin bir sınırı olduğu ancak kendi yaşam savaşını sürdürebilecek yeterlilikte olduğu sonucu çıkar. O halde yaşamda gözlerimizle göremediğimiz çok şey var. “Ben sadece gözümle gördüğüme inanırım” lafı da pek gerçekçi değildir. İnsan dünyanın pek çok özelliğini görememekte hatta hayal bile edememektedir. Siz, radyo dalgalarını, röntgen ışınlarını, uzaktan kumandanızın televizyonunuza gönderdiği sinyali görebiliyor musunuz?

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şişmek, şişirmek; kabarmak, kabartmak. tumefa'cient s., tıb. şişiren, şişlik meydana getiren. tumefac'tion i. kabartı, şiş; şişme, kabarma, şişirme.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Eski İranlılara göre Türk ülkesi. Bütün Türkler’in ve Turan kavimlerinin birleşmesiyle meydana gelecek devlet.

Türkçe Sözlük

(i. Germence). Göl ve bataklıklarda yetişen bitkilerin çürümesi ve kömürleşmesiyle meydana gelen yakıt.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Öteden beriden toplanıp vücuda gelmek, derme çatma ortaya çıkmak. 2. Meydana gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. çimen, çim; turba, kesek, yer tezeği; A.B.D., (argo) bir çetenin sahip çıktığı şehrin bir bölümü; f. kesekle veya çimle kaplamak, çimlendirmek. the turf at yarışçılığı; at yarışı meydanı, hipodrom. turf'iness i. kesekle kaplı toprak; keseğe be

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. bükmek; sarmak; burmak; burkmak; ters anlam vermek; bükülmek; sarılmak; burulmak; şaşırtmak; helezoni döndürmek; kıvrımlar meydana getirmek; dolambaçlı yönde çevirmek; bozmak; i. bükülme; sarılma; burma; burkulma; ibrişim; burmalı ekmek; bükme,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. eskiden Londra'da bir idam meydanı.

Sağlık Bilgisi

Dudakta veya burun kenarında hafifçe şişmiş, kırmızı ve ağrılı bir leke şeklinde beliren bir hastalıktır. Nedeni, tükürükte bulunan bir çeşit virüstür. Daha ziyade ateşli hastalıklar ve soğuk algınlığı sırasında görülür. Tıp dilinde Herpes simplex denir. Dudak veya burun kenarında meydana gelen kırmızı lekeler, bir süre sonra su toplar, küçük kabarcıkar meydana gelir. Birkaç gün sonra da sararırlar ve kabuk bağlarlar. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu.

Hazırlanışı : Uçukların üzerine günde birkaç kere limon suyu sürülür.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uçmaya zorlamak veya uçmasına sebep olmak: Kuşu uçurttu. 2. Gaz hâline getirmek: Şişenin ağzını açık bırakarak lokmanruhunu uçurtmuşlar. 3. Kılıçla vurarak bir şeyin tepesini alıp götürmek. 4. Yıkıp tehrip etmek. 5. Bir şeyi sür’atle alıp meydandan yok etmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Asıl, temel. 2.Hıristiyanlıktaki teslis inancını meydana getiren üç unsurdan her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. örtüsünü kaldırmak; meydana çıkarmak, açığa vurmak, ortaya dökmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yeri eşip çıkarmak; kazı ile meydana çıkarmak; meydana çıkarmak, keşfetmek.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Muhtelif fakültelerden meydana gelen yüksek öğretim müessesesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kulübesinden çıkarmak veya çıkmak (köpek); keşfetmek, meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kilidi açmak; (kapı) açmak; çözmek; meydana çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. maskesini çıkartmak; açmak, meydana çıkarmak, maskesini kaldlrmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. peçesini açmak; göz önüne koymak, açmak; kendini meydana koymak.

Türkçe Sözlük

(i. Karaib dilinden) (coğrafya). Birkaç kasırganın karşılaşmasıyle meydana gelen fırtına.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Azotlu besinlerin vücutta yanmasıyle meydana gelerek erimiş bir hâlde sidikle dışarı atılan ve günde aşağı yukarı 30 gr. tutan azotlu madde.

Sağlık Bilgisi

Karaciğerde meydana gelip, kan vasıtasıyla böbreklere taşınan ve idrarla dışarı atılan zararlı maddelere üre denir. Ürenin, idrarla dışarıya atılmayıp, vücutta kalmasından meydana gelen hastalığa da üremi denir. Nedeni, böbrek hastalıkları ve prostat büyümesidir. Hastada devamlı baş ağrısı, görme bulanıklığı, hıçkırık, gündüzleri uyuma ihtiyacı ve geceleri de uykusuzluk görülür. Vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Ayrıca tedaviye yardımcı omak amacıyla hastanın üşütmemesi, yorulmaması, düzenli beslenmesi, sigara veya alkolü bırakması gerekir. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 6 tane lahana yaprağı konur. 20 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincanı içilir.

Türkçe Sözlük

Biyolojik kütleleri üretme ve değiştirme yeteneğine sahip organizmalardır. Ototrof (kendibeslek) organizmalar. Bunlar, inorganik maddelerden organik madde üreten canlılardır. Eğer bu üretim için güneş enerjisini kullanılırsa, bunlara fotoautotrof, kimyasal enerji kullanırlarsa kemauototrof denmektedir. Her iki grup canlıya birden “birincil üreticiler-primer üreticiler” denmektedir. İkincil (sekunder) üreticiler ise birincil üreticilerin meydana getirdiği organik maddelerle beslenerek bunlardan yeni ürünler meydaha getirirler. Bunlara hetetrof organizmalar, sekunder üreticiler denir.

Türkçe Sözlük

Bütünü meydana getiren ilgili öğelerin/parçaların kendi aralarındaki iletişimi. W. Kandinsky`e göre; “Armoni, kompozisyondur.” Müzikten ödünç alınan bu terim, resim unsurlarının tatmin edici veya hoşa gidecek biçimde düzenlendiği duygusunu dile getirir.

Sağlık Bilgisi

Serkopt denilen gözle zorlukla görülecek kadar küçük olan uyuz böceğinin, üst derinin altına girerek meydana getirdiği kaşındırıcı ve bulaşıcı bir deri hastalığıdır. Özellikle el, bilek, parmak araları, koltuk altları, karın bölgesi ve kaba etlerde şiddetli kaşıntılar ve çizgi şeklinde yaralar görülür. Yapılacak ilk iş hastanın ve ilişkide bulunduğu kimselerin bütün çamaşırlarını, elbiselerini, yatak örtü ve çarşaflarını yıkamaktır. Sonra aşağıdaki reçeteler uygulanır. Her ilaç tatbik edildikten bir saat sonra yıkanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Şeftali veya söğüt yaprağı.

Hazırlanışı : Bir avuç şeftali veya söğüt yaprağı iyice dövülüp, uyuz olan yerlere konur. Bu işlem 3 gün arka arkaya uygulanır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ واجد] Tanrı. 2.meydana getiren.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yaratan, meydana çıkaran. - Türk dil kuralına göre “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Meydana getirici, yaratıcı. 2.Varlıklı, zengin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., biyol. boşluklu. vacuola'tion i., biyol. boşluk meydana gelmesi.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vuku bulan hâl, geçen macera, hâdise, olay, olmuş hâl. 2. Harb, cenk, mesele (Arapça’da bir kere düşüş demek olup, pek bu mânâlara gelmediğinden, vâkıa veya vakîa’dan galat olsa gerektir) Vak’a-nüvîs = Osmanlı imparatorluğu zamanında, meydana gelen vakaları yazmaya memur resmî devlet tarihçisi.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vikaayet» ten if.) (mü. vâkıyye). 1. Saklayan, koruyan ve muhafaza eden. 2. (tıp). Bir hastalığın meydana çıkmasından önce hastalığa mâni olmak için alınan ilâç veya tedbir, Fr. prophylactique.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [واقع] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c: evrâk). t. Ağaç ve ot yaprağı. Sukut-ı evrak = Yaprak dökümü. Evrâk-ı zehriyye = Ciceği meydana getiren renkli yapraklar. 2. Kâğıt veya kitap yaprağı; iki sahifeden ibaret yaprak. 3. Yazılmış kâğıt, mektup, tezkere. Evrak odası, kalemi = Resmî dairelerin giden gelen her türlü yazışmalarını kaydedip saklayan kısmı. Evrak müdürü = Bu dairenin başmemuru. Varak-ı mihr ü vefâ = Vefâlt olmayı anlatır. 4. Yaldızlanması gereken şeye yapıştırılmak üzere pek ince dökülmüş altın tabakası veya taklidi, yaldızlama kâğıdı: Varak yapıştırmak, varakla yaldızlamak.

Sağlık Bilgisi

Daha çok, bacağın alt kısmında görülen yuvarlak bir yaradır. Nedeni, varisli yerde meydana gelen herhangi bir yaralanmadır. Hastalık bacağın alt kısmında, bileğe yakın bir yerde yuvarlak bir yara olarak ortaya çıkar. Ayak bileği şişer, deri esmerleşir ve bazen de ağrı hissedilir. Doktor tedavisi şarttır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz veya fındık, su.

Hazırlanışı : Altı bardak suya 1 avuç kabukları çıkarılmamış ceviz veya kabuklu fındık konur. Yarım saat kaynatıldıktan sonra süzülüp, ülserli yere pansuman yapılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birbiri arkasından gelme veya çıkma, meydana gelme. Af. tS” Akub, tevâlî: Düğünler birbirini velyetti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cinsel ilişkiye ait; tıb. cinsel ilişkiden meydana gelen, zührevi. venereal disease zührevi hastalık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vermek, teslim etmek, Osm. İtâ etmek: Paketi bana verin, parayı kime verdiniz? 2. Hediye ve ihsan etmek, bağışlamak: Fakirlere verir, o kimseye bir şey vermez. 3. Ödemek, Osm. tediye etmek: Aldığınız eşyanın parasını verdiniz mi? 4. Çıkarmak, neşretmek: Islanınca fena bir koku veriyor. 5. Hâsıl etmek, meydana getirmek; verimi olmak: Bu tarla senede ne veriyor? Bankaya yatırılan para ne kadar faiz verir? 6. Yormak, tefsîr etmek: Bu sözünü neye veriyorsunuz? Bana olan dargınlığına veriyorum. Yardımcı fiil olarak, sür’at bildirir: Alıvermek, gidivermek, yazıvermek ki, hemen alıp geçmek vesaire demektir. Ateşe vermek = Yakmak. Ara vermek = Fasıla vermek, kesmek. Ara vermeksizin = Fasılasız. Arka vermek = Dayanmak. Arka arkaya vermek = Birbirine dayanmak, yardımlaşmak. Elvermek = Yetmek. Ele vermek — Haber verip teslim etmek, sırrını meydana çıkarmak. Aman vermek = 1. Affetmek. 2. Zaman vermek, müsaade etmek. Uste vermek = 1. Değiştirilen bir şey için fazla bir şey vermek. 2. Fayda beklerken zarar görmek: Paramı almadıktan başka kaybettiğim şemsiyeyi de üste vermiş olduk. Baş vermek = 1. Canını feda etmek, baş koymak. 2. Başaklanmak, baş bağlamak. Başbaşa vermek = Konuşmak. Bereket versin = Allah bolluk versin. Bereket versin ki = İyi ki, Allah’a şükrolsun ki. Bel vermek = Eğilmek, öne doğru kanburlaşmak, beli çıkmak: Bu duvar bel vermiş. Boy vermek = Uzamak. Boyun vermek = İtaat, baş eğme. Pay vermek, payını vermek = Paylamak, çıkışmak, sövmek. Pey vermek = Satın aldığını temin için bir şeyin kıymetinden bir miktarını önceden vermek. Teminat vermek = Sağlamlaştırmak İçin bir karşılık göstermek. Can vermek = 1. Ölmek. 2. Pek fazla istemek. Hak vermek = Haklı bulmak. Renk vermek = Belli etmek. Zahmet vermek = Yormak. Senet vermek = Taahhüt etmek. Söz vermek = VAd ve taahhüt etmek. Falan şey süsünü vermek = Ona benzetmek, onun gibi tanıtmak: Adam kendine tüccar süsü verdi. Şan vermek = Şöhret kazanmak. Kaçamak vermek = 1. Firar etmek. 2. Vazifesi başına gitmemek. Kulak vermek = Dinlemek. Mânâ vermek = Tevil etmek, başka bir maksada yormak: Benim sözüme, buraya gelişime mânâ vermiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., tıb. kabarcık meydana getirmek. vesicant, vesicatory s., tıb. deriyi kabartan, kabarcık yapan. vesica'tion i. kabarcık meydana getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. başkasının yerine yapılmış; vekaleten yapılan; başkasının yaşantısına katıldığını hayal ederek duyulan; tıb. vücudun umulmadık yerinde meydana gelen. vicariously z. başkası hesabına, vekaleten.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Boğulan insan veya hayvanın çıkardığı sesi taklit ve tasvir eder: Vık vık etmek. Vık dememek = Hiç sesini çıkarmamak. Vık dedirtmemek = Meydan vermemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., nad. ince dallara ait, ince dal meydana getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. virüsten meydana gelmiş, virüse ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ek sözlük, lügatçe; kelime bilgisi; bir dilde bulunan bütün kelimeler; güz. san. ifadeyi meydana getiren bütün.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yanardağ kabilinden, yanardağ gibi; yanardağ içinden çıkmış; volkan gibi; patlayan. volcanic ash yanardağ külü. volcanic bomb yanardağ patlamasında dışarıya flrlayan yuvarlak lav parçası. volcanic cone yanardağ lavlarından meydana gelen konik yığ

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kimyasal kuvvetle meydana gelen elektriğe ait, galvanik. voltaic battery, voltaic pile kimyasal elektrik meydana getiren batarya, galvanik pil. voltaic induction elektrikleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

mim. kemer taşı, kemeri meydana getiren kama şeklindeki taşlardan her biri.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Bulunma, var olma, varlık: Onun vücudu ile yokluğu birdir. 2. Cisim, beden, cesed: Bütün vücudum ağrıyor. Vücud bulmak, vücuda gelmek = Var olmak, hâsıl olmak. Vücuda getirmek = Var etmek, meydana koymak. Vücud vermek = 1. Asılsız bir şeyi var farzetmek. 2. Ehemmiyet vermek, bir şey zannetmek:

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A.), t. Düşme, düşüş. 2. Tesadüf etme, isabet etme, ansızın gelip çatma. 3. Geçme, olma, meydana gelme: Çarşıda bir kavga vuku bulmuş. Vuku-ı hâl = Bir hâdisenin oluş şekli: Ben, vuku-ı hâli bildirdim. Kesîrü’lvuku = Çok ve sık olan. Nâdirü’l-vuku = Seyrek tesadüf olunan. Adîmü’lvuku = Hiç olmayan, vuku bulmayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وقوع] meydana gelme, cereyan etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek.

Türkçe Sözlük

(ku uzun) (i. A. c.). 1. Meydana gelen, olan haller, geçen maceralar. 2. Kavga ve dövüş, cinayet, yaralama gibi hâller: Vukuât-ı zabtiyye (Türkçe’de müfret gibi de kullanılır).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çalmak, vurmak: Başına vurdu, arkasına vurdu. 2. Öldürmek, katletmek, yaralamak: O adamı haydutlar vurmuş. 3. İsabet ettirmek, tutturmak: Şu kuşa üç kere attım do vuramadım. 4. Ateş etmek, topa veya kurşuna tutmak: Kaleden düşman gemilerine vuruyorlar. 5. Atmak, düşürmek, yatırmak: Onu yere vurdu. 6. Sürmek, geçirmek: Duvarlara sıva, tahtalara boya vurmak. 7. Dayamak, koymak, yapıştırmak: Binaya destek vurmak, çamaşıra yama vurmak. 8. Takmak, koymak: Hayvana eyer, dizgin vurmak. 9. Yüklemek, yük koymak: Beygire yük vurmak. 10. Çalmak: Çan vurmak, davul vurmak. 11. Dokunmak, tesir etmek: Güneş başıma, gözüme vurdu, bu koku başa vuruyor. 12. Sapmak, saldırmak, Osm. müteveccih olmak, doğrulmak: Gemi karaya vurdu. 13. Göstermek, gösteriş yapmak, yalan bir harekette bulunmak: Deliliğe, hastalığa, bilmezliğe vurmak. 14. Sokulmak, girmek, dalmak: Ormana, sürüye vurdu. Açığa vurmak = Meydana çıkarmak, Aşikâr etmek. Aşağı vurmak = Azaltmak, aşağı varmak. Uste vurmak = İlâve etmek. Volta vurmak = Bir yandan bir yana gidip gelerek durmamak. İçeri vurmak = Dışarda olan bir hastalık geçip, içerde meydana çıkmak. Başvurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Başağrısı vermek. Bir atıp iki vurmak = Bir söz veya iş ile iki iş görmek. Boyun vurmak = Kafa keserek idam etmek. Pırangaya, demire, zencire vurmak — Ceza olarak bunlara bağlamak. Dem vurmak = Bahsetmek, iddiasında bulunmak. Dışarıya vurmak = Hastalık vücudun dışında görünmek. Yola vurmak = Yola koyulmak. Yüze vurmak = Birinin ayıp ve kabahatini yüzüne karşı söyleyip utandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kuş gibi ötmek, şakımak; çağıldamak; terennüm etmek; titrek ses çıkarmak; i. kuş gibi ötüş, şakıma; tatlı ses; nağme, makam; sığırsineği sürfesinin hayvanlann sırtında meydana getirdiği çıban. warble fly sığırsineği, zool. Hypodermatidae.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. yıkama, yıkanma; çamaşır; deniz veya nehir suyunun çalkanmasından hasıl olan ses; dalga sesi, kürek palası veya gemi çarkının meydana getirdiği su akıntısı; dalgaların sahile attığı süprüntü; sulu mutfak artığı; ağıza güzel koku vermek için kul

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sel basması ile meydana gelen çukur; sel sularının sürüklemesi;( argo) başarısızlık; yıkama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. havaya göstermek; hava tesiriyle değişmek; atlatmak, savuşturmak, geçiştirmek; (çatıya) meyil vermek; den. rüzgar istikametinden geçmek; hava tesirlerine karşı dayanmak. weathering i. hava etkisiyle meydana gelen değişiklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Al dünyanın içinde bulunduğu durumdan dolayı meydana gelen kötumserlik veya umutsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sivilce, kabarcık; vücutta meydana gelen kırmızılık veya kabartı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. Katolik rahibelerinin kullandığı uzun baş örtüsü; baş ve boyuna dolanan ipek veya keten atkı; f. böyle atkı örtmek; dalgacıklar meydana getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hızlı giden bir şeyin meydana getirdiği rüzgâr; rüzgâr etkisiyle yön değişmesi (mermi); tüfek namlusu ile mermi arasındaki çap farkı; den. geminin rüzgâra maruz kalan yüzeyi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ruzgârdan meydana gelen deri kızarıklığı, rüzgâr yanığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. tarlada sıra sıra yere yatırılmış ekin; rüzgar sürüklemesiyle meydana gelmiş yaprak sırası; tohum ekmek için açılan saban izi; ağaçları rüzgârda devrilmiş arazi; f. tırmıkla dizi haline getirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. wolves) f. kurt, zool. Canis lupus; yırtıcı ve vahşi adam; biyol. kurt, kurtçuk; müz. sazlarda kusurlu titreşimden meydana gelen akortsuzluk; (argo) zampara, kurt; f., k.dili kurt gibi yemek; bir hamlede yiyip yutmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. ayrı cinslerden olan organizmaları çiftleştirme. xenogamous s. ayrı cinslerden olan organizmaların çiftleştirilmesinden meydana gelmiş.

Türkçe Sözlük

(f.). Yakamozlar meydana gelmek.

Türkçe Sözlük

(f.). Yalvarmasına meydan vermek.

Sağlık Bilgisi

Sıcak bir şeyin veya yakıcı bir maddenin etkisiyle vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen hücre ve doku bozulmasına yanık denir. Yanıklar ikiye ayrılır:

- Basit Yanıklar : Bunlar, deride hafif bir kızarıklık meydana getiren yanıklardır. Bir süre sonra, içi su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. Bunları, kesinlikle patlatmamak gerekir. Yapılacak şey gerekli ilacı sürüp iyileşmesini baklemektir.

- Önemli Yanıklar : Yanık alanı büyük ve derinliği de fazla ise, önemli bir yanık var demektir. Bu gibi durumlarda mutlaka hastaneye başvurmak gerekir.

Basit yanıkların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Çürük elma, tuz. veya Patetes

Hazırlanışı : Bir tane çürük elma ezildikten sonra, üzerine 1 kahve kaşığı tuz ekilip, yanığın üzerine konur. İkincisi; Çiğ Patates dilimlenerek yada rendelenerek yanık üzerine konur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yapan, meydana getiren. 2. mec. İşbilir, ehil, mâhir, çalışkan (adam).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kılmak, işlemek, imal etmek: Bu resmi kim yaptı? Bir kılıç, bir elbise yaptı. 2. Vücuda, meydana getirmek, Osm. icat ve telif etmek, tasnî etmek: Güzel bir makine, bir eser yaptı. 3. Bina inşa etmek: Bu evi kim yapıyor? 4. Etmek, eylemek, bir işle meşgul olmak, bir iş ve harekette bulunmak: Ne yapıyorsunuz? 5. Hazırlamak, tamir etmek: Otomobili yaptınız mı? Odamı, yatağımı yapmadılar. 6. İş görmek, becermek, muvaffak olmak: Yapamadı. 7. Zarar vermek: Sen, bana ne yapabilirsin? İş yapmak =

Sağlık Bilgisi

Herhangi bir kaza sonucu deride meydana gelen yarılma, kesilme, ezilme veya parçalanmalara yara denir. Birçok çeşidi vardır. Ateşli silahlar, batıcı veya delici aletler, yakıcı maddeler veya hayvan ısırmaları sonucu meydana gelen yaraların, hiç vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gerekir. Yaralar, temizlik şartlarına uyulmayıp da, mikrop kapacak olursa, yara yerinde şişme, kızarma, ateş ve ağrı görülür. Bu da, yaranın iltihaplandığına işarettir. Bu durumdaki yaralar, gereği gibi tedavi edilmeyecek olursa, yaradan dağılan mikroplar vücudun diğer tarflarına da yayılıp çok tehlikeli hastalıkara yol açabilir. Yaralanmalarda yapılacak ilk iş; akan kanı durdurmaktır. Kanı durdurmak için, kanayan yerin üstüne gaz bezi veya temiz bir bez parçası konup, iyice bastırılır. Kan bir süre sonra durur. Kanama durduktan sonra bez kaldırılır, yaranın üzerine bir parça tentürdiyot sürülüp, yara temiz bir gaz bezi ile sarılır. Kan fışkırarak akıyorsa, yaranın üzerine gaz bezi yea temiz bir bez parçası bağlandıktan sonra, kanayan yere bastırılır. Sonra ipin uçları, bir parça çubuğa bağlanıp, döndürüle döndürüle iyice sıkılaşması sağlanır. Ve hiç vakit kaybetmeden hastaneye götürülür. Basit yaralarda aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz tohumu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 100 gram maydanoz tohumu konur. 15 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Bu suyla pansuman yapılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yoktan var etmek, Osm. halketmek: Allah, yeri ve göğü yarattı. 2. Meydana getirmek, Osm. ibdâ etmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük Ayı’yı meydana getiren yedi yıldız.

Türkçe Sözlük

(i.). Yedi parçadan meydana gelen veya yedi beneği vesairesi olan: Yedili iskambil kâğıdı: Kupanın yedilisi.

Türkçe Sözlük

(hi.) (mü. Yemâniyye). 1. Yemen’e ait. Hacer-i Yemâni = Bir nevi akik. 2. (tıp) DÜd-ı Yemâni = Yemen’e mahsus olup vücudun etleri içinde meydana gelen pek ince bir kurt.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. köy ağaları, küçük toprak sahipleri; İng. (eski) çiftçilerden meydana gelen gönüllü süvari alayı.

Türkçe Sözlük

(f.). T. Ulaşmak, ermek, vâsıl olmak: Bu kova, suya yetişmiyor. 2. Varmak, bir zamana kadar yaşamak: Bu bahara da yetiştik. 3. Vaktinde bulunmak, vaktiyle varmak: Namaza yetiştim, vapura yetişemedik. 4. Vakit bulmak, yapabilmek: Bu kadar işe yetişemem. 5. Hazır olmak, bir vakte kadar yapabilmek: Bu iş akşama yetişmez. 6. Vücuda gelmek, hâsıl olmak: Bu memlekette çok meyve, zahire, at, koyun yetişiyor. 7. Terbiye olup meydana gelmek. 8. Kifâyet etmek, kâfi olmak, yetmek: Bu yemek hepimize yetişmez. 9. Sonradan gidip veya bir işe başlayıp ev-, vel gitmiş veya başlamış olanlara katılmak: Arkadan bize yetişti, siz yazıya başlayın, ben size yetişirim. 10. (meyve) Olmak, kemale ermek: Üzümler daha yetişmedi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yetmiş lira vesaire kıymetinde yahut yetmiş kilo vesaire ağırlığında veya yetmiş parçadan meydana gelen. 2. Yetmiş yaşında: Yetmişlik bir ihtiyar.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. yevmiyye). 1. Güne veya bir güne mahsus veya mensup olan, gündelik: Yevmi tayın. 2. Her gün olan, günde bir kere meydana gelen, çıkan, günlük: Yevmi gazete.

Türkçe Sözlük

(i.). Molozların zamanla çimentolaşması ile meydana gelen kütle, konglomerat.

Türkçe Sözlük

(i.). Cesaret, kahramanlık. Ar. şecâat, besâlet, Osm. dilâverlik: Yiğitlik harp meydanında anlaşılır.

Türkçe Sözlük

(i. coğrafya), t. Bir noktanın deniz yüzünden olan yüksekliği, râkım. 2. Bir yıldızdan gözetleyen kimsenin gözüne gelen ışın ile ufuk düzleminin meydana getirdiği açının ölçümü.

Genel Bilgi

Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık açısından çok zayıf olurdu. İüphesiz böyle bir yumurtayı yumurtlamak da tavuk için bir işkence olurdu. Aslında dış yüzeyi en dayanaklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki bir yumurta da bulunduğu yerden yuvarlanıp gidince nerede duracağı belli olmaz.

Hemen hemen tüm kuş yumurtalarının bir tarafı daha yuvarlak diğer tarafı da daha incedir. Bu sekil, yumurtaların yuvada birbirlerine en yakın ve en az hava boşluğu bırakacak şekilde durmalarını sağlar. Böylece hem ısı kaybı önlenir hem de yuvadaki yerden en iyi şekilde faydalanılır.

Yumurta yuvarlanıp gittiğinde düz gitmez, ince tarafı üstünde dairesel bir yol çizer ve başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani bu şekli ile yumurtanın düz bir yüzeyde yuvarlanarak kaybolup gitmesi mümkün değildir. Asıl önemlisi bu şekli ile yumurtanın kuştan veya tavuktan daha rahat çıkmasıdır. Genel tahminin aksine yumurtanın yuvarlak yani daha geniş tarafı önce çıkar. Hem bunu hem de yumurtanın her iki tarafındaki farklı şeklini sağlayan yumurtanın çıkış yolu üzerindeki kaslardır.

Pek alakasız gözükse de tavuğun içinde yumurtanın oluşmaya başlayabilmesi için önce güneş ışığının veya yapay bir ışığın tavuğun gözüne çarpması gerekir. Böylece göz yolu ile uyarılan tavuğun hipofiz bezi bir hormon salgılar. Bu hormon kan dolaşımına girer ve bu yolla yumurtalığa taşınır.

Hormon burada bulunan binlerce yumurtadan birinin içine pirer ve o yumurtanın aniden çok hızlı bir şekilde büyümesini sağlar. Önce yumurta sarısı meydana gelir ve yumurta, yumurta kanalına geçer, döllenme organlarında geçirdiği aşamalardan sonra 24-25 saatte oluşumunu tamamlar.

Yumurta, yumurta kanalını kesik kesik hareketlerle geçer. Buradaki dairesel kaslardan sırası ile geçerken, yumurtanın önündeki kas gevşek durumda iken arkasındaki kas kasılır, daralır.

Yumurta bu kanalın başında iken küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kaslar büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik bir sekil almasına sebep olurlar. Çıkışa kadar yumurta kabuğu da sertleşir ve bu haliyle dışarı çıkar. Yumurtanın şeklinin ve kalın kısmının önce çıkışının nedeni de budur. Sürüngenlerde ise bu düzenek yoklur. Onların yumurtaları çıkışta küresel şekildedir.

Türkçe Sözlük

(i.), t. Göğüs boşluğunda iki akciğer arasında kaslardan meydana gelen, kanı akciğerlere, vücuda basan organ, kalb. 2. mec. İnsanda duygu merkezi, gönül. Ar. fuâd: Yüreği katı, yüreği pek hassas. 3. Karın, bağır, Ar. batn, Fars. şikem: Yürek sancısı, yürek sürmek. 4. mec. Cesaret, Ar. şecaat: Harpte yürek lâzım. 5. Acımak hissi, merhamet, şefkat: Sizde hiç yürek yok mudur? Yürekler acısı = Pek acınacak hâl. Yürek oynamak = Kalb çarpıntısına uğramak. Yürek tüketmek = Beyhude yere çok söylemek, telâş etmek. Yürek çarpmak = Yürek sık sık vurup helecana uğramak. Yürek çarpıntısı = Kalbin normalden fazla atması. Yürek sürmek = İshale uğramak. Yürek dayanmak = Bir acıya veya can acıtacak işe tahammül edip müteessir olmamak: Benim yüreğim dayanamaz. Yürek katılmak = Baygınlık gelmek. Yürek kopmak = Şiddetli sancıya uğramak. Yürek vermek = Cesaret vermek, Osm. teşcî etmek. Yüreğin yağı erimek = 1. Şiddetle ve sabırsızlıkla arzu etmek. 2. Pek fazla üzülmek. Yürek yağ bağlamak = 1. Bu hâli gerektiren hastalığa uğramak. 2. mec. Pek gai leşiz ve içi geniş olmak. 3. Çok sevinmek. Yüreği yufka = Merhametli.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr.dan if.) (mü. zShire). 1. Meydanda olan, açık, Aşikâr: Bu. zâhir bir iştir. Zâhir olmak = Zuhur etmek, meydana çıkmak. 2. Bir şeyin meydanda ve açıkta olan şekil, dış yüz. 3. Elbette, şüphesiz: Zâhir yarın gelecektir, öyledir zâhir (bu mânâ ile halk ağzında «zağar»),

Türkçe Sözlük

(i. A.). Meydanda olarak, Aşikâr bir şekilde, görünüşte: Zâhiren dost görünüyorsa da, aslında düşmandır.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Bazı isimlere eklenip mekân gösterir. Gül-zâr — Gül yeri, gül bahçesi. Lâle-zâr = LAle yeri, lâle bahçesi. Kâr-zâr = Cenk yeri, harp meydanı Harâbe-zâr = Viranelik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -gi) Rusya ovalarında rüzgarın kar üstünde meydana getirdiği paralel çizgiler.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. zevâyâ) (tes. zâviyeteyn, zâviyetân). 1. Köşe, bucak. 2. Kendini dine veren şahsın ibadetle meşgul olmak üzere çekildiği küçük tekke. Zlviyenişîn = ZAviyede oturan, münzevi. 3. (matematik) İki çizginin birleşmesinden hâsıl olan şekil, açı. Zaviye-i kaime = Dik açı. Zâviye-i hâdde = Dar açı. Ziviye-i münferice = Geniş açı. Zâviye-i mücesseme = İki çizgi yerine iki sathın birleşmesinden meydana gelen köşe. Zâviyetin-I miit&kSbiletin = Karşılıklı iki açı.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zâhire Türkçe’de kullanılmamıştır). Bir şey veya şahsın meydanda olan ve görünür tarafları, dış görünüşü.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). iki gametin birleşmesiyle meydana gelen hücre.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belirli görüş ve inanışın tesiri altında meydana çıkan düşünme yolu, düşünüş.

Türkçe Sözlük

(i. Al.). Arka arkaya birbirine ters yönde açılar meydana getiren kırık çizgi. Zikzak yapmak = Sık sık sağa sola yol değiştirmek.

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire meydana çıkan türedi.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zorlamak işi. 2. Bir organın zorlanmış olmasıyle meydana gelen bozukluk. 3. Zorlayarak sağlanan, cebri

Türkçe Sözlük

(ZUHUR) (i. A.). Baş gösterme, meydana çıkma, görünme.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) Görünme, meydana çıkma, baş gösterme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. zigot, 2 gametin birleşmesiyle meydana gelen hücre.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mayalandırıcı madde; tıb. bulaşıcı hastalık meydana getiren maya, virüs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fermantasyon; tıb. eskiden bulaşıcı hastalık meydana getirdiği farz olunan mayalanma işlemi.