Ez ne demek? | Ez anlamı nedir? | Ez

Ez anlamı nedir?

Ez ne demek?

Ez anlamı nedir?

Ez | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ez

Türkçe Sözlük

(e. F.) (Türkçe’deki «den» ve Arapça’daki «men» yahut «An» gibi başlangıç mânâsıyle bazı Farsça tabirlerde bulunur): Ez-An-cümle = O cümleden olarak. Ez-dil-ü can = Can ve gönülden. Ez-ser-i nev = Yeni baştan. Ez-kazâ = Kazâra, şayet. Ez her cihet = Her bakımdan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afrika’da ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağacın yağlı ve tatlımsı meyvesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün mahlukların rızkını veren Allah’ın kulu. - Rezzak, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acizler, (bk.) Aciz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجزه] düşkünler, âcizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbleached and coarse calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amnésie

tıp bellek yitimi

1. Büyük sarsıntı, humma yüzünden belleğin bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalığı. 2. Belleğin kısa bir süre durup işlememesi


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Acı hissinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analgésie

tıp ağrı yitimi

Sinir bozukluğu, çok ilaç alma, donma vb. sebeplerle acı duyumunun birazının veya tamamının yok olması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analgésique

tıp ağrı kesici

Ağrı duyusunu ortadan kaldıran, dindiren (ilaç vb.).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Hamsi balığı tuzlaması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anchois

hamsi ezmesi

Genellikle hamsi, bazen de çaça, sardalya veya tirsi balıklarından yapılan tuzlu ve yağlı ezme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Bir çeşit yanardağ kültesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andesite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Bütün vücutta veya vücudun bir kısmında duyumların az veya çok kaybı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anesthesia. anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia. anesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cenotaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir sıvının donmasını önleyen alaşım, antifriz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mukabil, karşı tez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidentally. by the way. between brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (Fransa’da Artois eyaletinin adından). Toprağı burgu ile delerek açılan kuyu. Artezyen kuyularının suyu yükseklere fışkırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشپز] aşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Mucidi olan bir İtalyan’ın ismini taşır. Büyük yanlış olarak «balyemez» yazılıp, her şeyi Farsça ve Arapça bir isimle adlandırmayı zarafet sayan eski kâtiplerden biri tarafından «asel nemihurd» diye tercüme olunduğu meşhurdur). Eski bir cins top.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat’ın Gülçiçck Hatun’dan olma oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بعدازاین] bundan sonra, bundan böyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ve galatı: beğenmemezlik). 1. Beğenmemezlik, takdir etmeme, hoşlanmama: Ben, yemek hakkında beğenmezlik etmem. 2. Tenezzül, sayma-’ ma, kimseyi beğenmeyiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval. tut tut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده زاده] köle çocuğu. 2.benim çocuğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egocentric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissimilar. unlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissimilar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. dissimilarity. divide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı Arapça olup şeddelidir: Bezz). Pamuk veya ketenden yapılmış be yaz dokuma ki, çeşitleri olup başlıca çamaşır, çarşaf, kese vesaire imaline yarar. Trabzon bezi. Ayak bezi = Ayak silecek bez. El beıi = Çocukların ellerini silmeye mahsus bez. Tahta bezi = Tahta oğdukları ve yıkanmış tahtaların üzerine yaydıkları bez. Çocuk bezi = Kundak bezlerinin beheri. Sofra bezi = Masanın üstüne açılan örtü ve vaktiyle sofranın altına yayılan yaygı. Namaz bezi = Kadınların namaz kıldıkları vakit başlarına örttükleri bez. Bez çözmek = Bezi tezgâhtan çıkarmak ve mec. gidip gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı beyz yani yumurta olsa gerektir). Boyunda, koltuk altı ve kasık gibi yerlerde bulunan oynak taneler, gudde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth. fabric. linen. gland. swab. materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth. fabric. gland. dustcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth. fabric. piece of cloth. linen. linen cloth. canvas. tissue. rag. ganglion. gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bicâde). Gök yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bizâat). (bk.) Bezâat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tedious. tiresome. wearing. wearisome. irksome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıktırmak, usandırmak, usanç ve nefret vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sicken. to disgust. to weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gland. meringue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

macaroon. meringue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meringue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزه] günah. 2.suç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bezemek» den). Süs, Ar. ziynet, Fars, Arâyîş, zîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornament. decoration. ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornament. schmuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزه کار] günahkar. 2.suçlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelinleri süsleyip giydiren kadın.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevli uç veya kenar; façeta, yüzük kaşı; pırlanta şeklinde kesilmiş taşın eğik yüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green pea. sweet pea. pea. pease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea. pod. peas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pisum): Baklagillerden tırmanıcı bir bitki ve onun tohumudur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Donatmak, süslendirmek, tezyin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decorate. to adorn. to embellish. to deck. bedeck. ornament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Süs, Ar. ziynet, Fars. zib. 2. Külfet, gayr-ı tabiî hal, özen bezen: Özenerek külfetle edilen sahte ziynet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Süs, benek, zinet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Süslenmek, Osm. tezeyyün etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bezmek» den). Bezmiş, bıkmış, usanmış, bezginlik getirmiş, meyus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusted. lackadaisical. haggard. weary of life. tired of life. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weary. depressed. disgusted. discouraged. down- and-out. sick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bezgin olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. disgust. weariness. lethargy. prostration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fransızca: Bezique). Bir nevi kâğıt oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bezique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bezique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bezik, 64 kağıtla oynanan bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten tohumundan çıkarılan bir yağ. Bu yağ, yağlıboya yapmakta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذر] tohum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: bâzâr-gân). Tacir, tüccar, alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen unvandır. Bezirgin başı — Eskiden konvoy başı, tüccar vekili. Ayak bezirginı = Eşya gezdirip satan, satıcı, bohçası. Korkak bezirgan = Tereddüt içindeki kimse, cesaretsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازرگان] tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ticaret, alış veriş eden esnafın hal ve şanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZZAZISTAN (bk.) Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rızası ile verme, esirgemeksizin ve bol bol sarfetme: Malını bezletti. Bezl-i cân, bezl-i vücûd etti. Bezl-i himmet etme (ibzal dememeli, galattır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذله] şaka, latife.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بذله گو] şakacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Saçmak, bol bol vermek, esirgemeden vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sohbet ve muhabbet meclisi, içki meclisi: Bezm-i ülfet, bezm-i işret, bezm-i vefâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزم] eğlence meclisi. 2.içki meclisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve BEZM-GEH (i. F.) (bezm = meclis, gâh =: yer). Sohbet ve içki için toplanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıkmak, usanmak, fütur getirmek, bîzar olmak, nefret etmek: Canımdan, dünyadan bezdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be tired of life. be sickened with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sick of. to get tired. to be fed up. to be weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزمگاه] eğlence yeri, eğlence meclisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geviş getiren hayvanların mide ve bağırsaklarında meydana gelen ve eskiden panzehir olarak kullanılan taş; (eski) panzehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büzûr). Sebze ve çiçek tohumu (hububata mahsus olan «bezr» başka kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büzûr). 1. Tohum, ekilecek tane. 2. Keten tohumu: Bezir yağı. 3. Keten tohumu yağı: Bezir isi, mürekkep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bezz» den imüb). Bez vesair mensucat satan tacir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بزبز] manifaturacı, kumaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZİSTAN bk. Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vezinsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. aslı: bilek yüzüğü). 1. Kadınların süs olarak bileklerine taktıkları halka ki altın, gümüş, elmaslı veya sırçadan olur. 2. Kuyunun ağzına konulan yekpâre delikli taş, taş halka. 3. Topun kalın çenberi. Ayak bileziği = Arap kadınlarının ayaklarına taktıkları halka. Ar. halhâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. bangle. wristlet. collet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle. bracelet. metal ring. bush. collar. segment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. metal ring. handcuffs. collar. thimble. heel ring. annulus. nipple. husk. hoop. retaining ring. clamp. collet. muff. bangle. charm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilinmeyen, bilinmemiş olan, gayrı malûm, meçhul. 2. Ne olduğu belli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. uncertain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. unidentified. metagnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (bk.) Meçhuliyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilmeyen, cahil, Fars. nâ-dân: Haddini bilmez = Has-nâ-şinâs = İyilik bilmez. Şükür nâ-finîs = Nankör, şükretmesini bilmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilmeyiş. Had-nâ-şinâsî = Haddini bilmezlik. Şükr-nS-şInUsî = Bilmezliğe gelmek (bilmemezliğe dememeli). Osm. tecâhül etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی مزه] lezzetsiz, tatsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interminable. unfailing. unrelieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infinite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livelong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interminable. livelong. unending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيوه زن] dul kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indivisible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indivisible. unitary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe flange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unyielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grim. indomitable. unbending. uncrushable. unruly and dangerous. unyielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas. balecloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. kok ve mangal kömürü artığı kul ve kömür parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif rüzgâr, esinti, meltem; ing., k.dili münakaşa, huzur bozucu bir şey; f., k.dili coşarak gitmek, kolayca bitirmek. in a breeze (argo) kolayca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atsineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki bina arasındaki yalnız üstü kapalı geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. havadar, rüzgârlı; canlı, hareketli. breezily z. esintili olarak. breeziness i. rüzgarlı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. A.). Baklagiller familyasından olan bazı ağaçların kırmızı renkli boya çıkarılan tahtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazilian. brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rigid. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash cloth. dishcloth. dishrag. wash rag. dish cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Can artıran, gönüle ferahlık verici, cana can katıcı. 2. Ayın yirmi üçüncü günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان فزا] cana can katan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Can artıran, cana can katan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tez canlı, aceleci.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi gizlice kendisine mal etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy. jealousy. intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jealousy. hobson's choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çekememezlik şekli yanlıştır). Birinin fazilet ve iyi taraflarına tahammül edemeyiş, haset, kıskançlık: Bu çekemezlikle halin ne olacak bilemiyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahammül olunmaz, pek ağır veya usandırıcı: Çekilmez bir hali, bir tabiatı vardır, (bk.) Çekilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbearable. intolerable. beyond bearing. beyond all bearing. beyond endurance. past endurance. unendurable. insufferable. unacceptable. forbidding. impossible. insupportable. provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impossible. insufferable. intolerable. unbearable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. excruciating. impossible. insufferable. insupportable. intolerable. unbearable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu kelime Arapça’da hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâ ile kullanıldığı halde, dilimizde beceriklilik ve konuşma kabiliyeti gibi övücü bir suretle geçiyor: O adamın çok ilmi yoksa da cerbezesi kuvvetiyle her işte muvaffak olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جربزه] beceriklilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Natıkalı, konuşkan, konuşması tesir eden, becerikli: Cerbezeli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl yemekten sayılmayarak yemek arasında, içki sofrasında veya kahvaltıda yenen reçel, peynir, havyar, sardalya, yemiş gibi şeyler; meze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kickshaw. knick-knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetizer. hors d'oeuvre. hors d'oeuvres. appetizers. kickshaw. snack. nuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hors d'oeuvre. appetizers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerez satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vakitsiz az şey yiyip iştahayı kestirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circassian. circassian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circassian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circassian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Ağaçların alt kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. penal. punitive. punishment. penalty. fine. correction. forfeit. infliction. pain. recompense. retribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction. discipline. forfeit. infliction. payoff. penalty. penance. punishment. sanction. fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty. punishment. retribution. discipline. infliction. lacing. rap. recompense. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزاء] karşılık. 2.ceza.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal law. criminal law. criminal / penal law. crown law. penal code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ceza olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. lockup. lockup house. convict prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal. criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cezâya Ait, ceza ile, cezâ işleri ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزائر] adalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be punished. to be penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastisement. correction. penalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza vermek, cezaya uğratmak, mahkemece cezasını tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza görmek, cezaya uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزالت] akıcılık, düzgünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cezalandırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. punished. fined. penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punished. penalized. fined. a person who is punished. on jankerss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ceza görmemiş, cezası olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpunished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

CEZAİR (Türkçe: CEZAYİR) (i. A. c.) (m. cezîre). Cezireler, adalar. Kuzey Afrika’da vaktiyle Mağrib-i Evsat (Orta Mağrib) denilen ve Mağrib-i Aksâ (Fas) ile Tunus arasında olan ülke ve bunun merkezi olan şehir. Cez8ir-i Bahr-i Sefîd = Ege Denizi’ndeki Asya adalarından müteşekkil eski Osmanlı eyaleti ki, Cezâir-i Garb da denen Cezâyir ülkesinden ayırmak için Cezâir-i Şark da denmiştir: Başlıcaları: Rodos, Sakız, Midilli, Limni vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Algeria. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periwinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine çekme, nefesle çekme: O tarafa doğru bir manevî kuvvet cezbediyor. Tulumba suyu cezbeder.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذب] kendine çekme. cezb edilmek kendine çekilmek. cezb etmek kendine çekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı tarafından cezbolunmuş dindar insanların istiğrak ve hayrete dalmaları, meczûbiyyet: Cezbe halinde, söylediğini bilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذبه] coşku. 2.kendinden geçiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cezbeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cezbeye tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendisine doğru çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attract. charm. draw on. fascinate. magnetize. catch. fetch. bait. beguile. captivate. engross. hypnotize. lure. prepossess. wile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. beguile. charm. draw. tempt. to attract. to charm. to draw. to beguile. to allure. to appeal. to tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attract. allure. beguile. bewitch. captivate. charm. draw. fetch. invite. magnetize. tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cezbe). Cezbe’nin c. cezbeler, (bk.) Cezbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aruzda «mütefâilün» cüz’ünün dördüncü harfi kaldırılıp ikincisi sâkinleştirilerek «müfteilün» kalması ve böyle cüz’lerden mürekkep vezin: Bahr-i cezel = Cezel bahri: Mütefâilün, feûlün, mütefâilün, feûlün gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزر] havuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezUden smüş.) (mü. cezîle). Çok, bol. Ar. kesîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). (bk.) Cezm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.). Ay’ın tesiriyle deniz suyunun her gün yükselerek karaya doğru uzandıktan sonra inip geriye çekilmesi. Daha çok açık denizlerin sahillerinde görülür. (Mukabili olan uzanmak fiiline «med» denir): Denizin med ve cezri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.) (c. cüzûr). 1. Kök, asıl. 2. Kendi misline çarpılmakla bir sayı hasıl eden rakam. Meselâ 3 sayısı 9 sayısının cezridir. Cezr-i murabba = Bu suretle bir kere çarpılan sayılı, kare kök. Cezr-i mikâb = İki defa çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam, küp kök. Meselâ 3 rakamı 27 sayısının cezr-i mikabıdır. Cezr-i tâm = Bu suretle kendi kendine çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam. Cezr-i esem = Kesirsiz olarak, istenen sayıyı meydana getiremiyen rakam. Meselâ 13 adedinin cezr-i tâmı olmayıp bunun cezrine cezr-i esem derler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb. ebb tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb tide. ebb. low tide. low water. reflux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cezâir). Her tarafı su ile çevrilmiş kara, ada: Rodos, Sakız ceziresi. Cezâir-i Bahr-i Sefîd = Akdeniz Adaları, yani Rodos, Sakız, Midilli vs. Cezâir-i HAlidât = Kanarya adaları. Dicle ile Fırat mecraları aralarındaki ülke: Mezopotamya. Şibh-cezîre, nîm cezîre = Yalnız bir tarafı karaya bağlı bulunan ada, yarımada: Balkan şibh-cezîresi, Mora şibhcezîresi. Cezîret-ül-Arab = Arabistan yarımadası. (Arapça’da şibh-cezîreye de ekseriya cezîre derler).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزیره] ada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme, Ar. kat’. 2. Kesin şekilde kararlaştırma, kesin karar verme, kuvvetle azim ve niyet etme: Bu sene Hacc’a gitmeyi cezm ettim. 3. Arap gramerinde müzârî sigasının (geniş zamanın) sonu sâkin olma, meczûm olma. Osm. hâlet-i cezm. (Bunu icap eden Amile «câzim» ve kabûl eden mâmûle yani müzariye «meczûm» derler). 4. Arap harflerinin harekelenmesinde sükûn ve harekesizlik alâmeti olan (o) işareti ki, o hecede a, i, u harflerinin olmadığını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزم] kesin karar. cezm etmek kesin karar vermek, kesin olarak niyetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cezm ile ilgili. 2.Kat-i karar ve niyete ait. 3.Kesmek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) - (bkz.Cezmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kökten, temelden, radikal.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kökle ilgili, kökten.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kahve pişirmeye mahsus kulpu uzuri mâruf küçük kap: Cezveyi sürmek = Kahve pişirmek üzere bunu ateşe koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeepot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذاب] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezr»den). Kasap, mec. Merhametsiz, zâlim, k’an dökücü. XVIII. asır sonları Osmanlı vezirlerinden Ahmed Paşa’nın unvanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mostly. often. usually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Medresede talebeye ve müderrise hizmet ederek ilim öğrenen kimse, talebe yamağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who follows in his master's ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دائره زن] daire çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DAR-ÜL-ACEZE) (i. A.). Düşkünler, Acizler evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almshouse. poorhouse. hospice. hospital. union. workhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house. common lodging house. hospital. pauper asylum. poorhouse. wretched inn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالعجزه] düşkünler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dondurulmuş yemekleri muhafaza eden buzdolabı, dipfriz; dondurup saklama ; (f). dondurup saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer bilmeyen, kadir bilmeyen. Osm. kadir-nâşinâs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. decided. declared. equable. firm. fixed. flat. immovable. immutable. inexorable. inflexible. intransigent. invariable. rigid. set. settled. stable. steady. strict. sworn. unchangeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed. constant. immutable. invariable. unchangeable. stable. equable. hard core. immovable. incommutable. irrevocable. permanent. steadfast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. invariability. stability. immutability. equability. fixity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epicentre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlâcı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. deficit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. handicap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. derogation. disadvantageousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Mikrop öldürücü ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfectant. disinfectant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfectant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfectant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Mikroplardan temizlenmiş. Dezenfekte etmek = Dezenfektan ilâçlar kullanarak mikroplardan temizlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. désinformation

bilgi çarpıtma

Kişiyi veya kurumu herhangi bir konuda bilinçli olarak gerçeği saptırarak yanlış bilgilendirme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pezîreften = kabûl etmek). Gönlün kabûl edeceği, gönlün beğendiği.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Drezin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Elipslerde, odaklar arasındaki, uzaklığın büyük eksen uzunluğuna oranı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sesin yarım ton incelebileceğini gösteren nota işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kreuz. müz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insatiable. voracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kol kuvveti veya motorla işleyen küçük demiryolu arabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric motor carriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflexible. rigid. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflexible. rigid. stony. tough. uncompromising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mezopotamya, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki ülke. Bugün İrak’ta kalıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ELEZZ) (i. A. lezîz’den itaf.). Daha veya pek lezzetli: Kayısı elez bir meyvedir. Meyvelerin elezzi hurmadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (emanet para veya mülkü) zimmetine gecirmek. embezzlement i. zimmete geçirme. embezzler i. zimmetine para geçiren kimse., emarginated.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indonesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indenesia. indonesia. indonesian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indonesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cakarta.

Nüfus: 200.410.000.

Yüzölçümü: 1.913.443 km2.

Komşuları: Güneydoğu Asya, Hint Okyanusu’nda takım adalar.

Önemli Şehirleri: Surabaya, Bandung, Uyung Pandang, Malang.

Din: Müslüman %87.

Dil: Bahasa İndonezya, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Önce Portekiz ardından da Hollanda sömürgesi olan Endonezya II. Dünya Savaşı’nda Japonya tarafından 1942’de işgal edildi. 1945 yılında Ahmet Sukarno’nun liderliğinde yürütülen Ulusçu hareket bağımsızlık ilan etmesine karşın, bu ilan kabulü ancak 1949’da olmuştur. İlk Cumhurbaşkanı olan Sukarno 1950 yılında federal yapıyı feshederek üniter bir cumhuriyet kurdu ve katı bir ulusçuluk politikası uyguladı. Ülke içinde yükselen ağır baskılar sonucu 1965 yılında Sukarno yetkilerini General Suharta’ya devretmiştir. Suharta 1993 yılında 6. Kez Cumhurbaşkanı seçildi. Suharta muhalefeti sınırladı ve ülkeyi Batı ile müttefik yaptı. Politik istikrar ve ülkenin zengin petrol kaynakları ülkeyi ekonomik bakımdan istikrarlı yaptı.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indonesian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indonesian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épigénèse

biy. sıralı oluş

Birbirini takip etme.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sözünden dönmeyen, doğru sözlü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıbadem ağacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indissoluble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indissoluble. insoluble. refractory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersezer).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kavrayışı güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homocentric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönülden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can ve gönülden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), incitme, eziyet, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ, cevr: Kimseye ezâ etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust treatment. torment. anguish. hardship. injury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azamet). 1.Büyüklük, ululuk. 2.Çalım, kıvrım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Müslümanlar’ı namaza davet ve namaz vaktini ilân için müezzin tarafından minarede veya başka bir yerde okunan tekbîr, kelime-i şehâdet. Ezan okumak, ezan vermek, ezan okundu, ezân-ı Muhammedi, akşam ezanı, ezan vakti. Ezanda = Geç vakit, akşam. Türk musikişinde dinî musikinin cami musikisi dalında bir formdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call to prayer. the azan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moslem call to prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezana ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذانی] ezan ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin battığı zaman 12 kabûl edilen eski alaturka saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ez-ber, göğüsten yahut üstten). Kitaba bakmadan okuma ve buna alışma. Ar. Hıfz: Dersini ezber etti; ezberini öğrendi. Kitaba bakmayarak = Ezberden okuma. Ezbere = Düşünmeden, diline geleni söyleyerek: O, ezbere söz söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rote. by heart. memorization. learning by heart. memorizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dersi anlar anlamaz ezber etmeyi Adet etmiş talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who learns parrot fashion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without knowing. by heart. by rote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. without comprehending (what one is saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenmek, Osm. hıfzetmek: Bir günde koskoca bir şiiri ezberledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learn by heart. memorize. commit to memory. learn by rote. commit memory. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorize. to learn by heart. to commit to memory. to memorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to learn by heart. to memorize. commit to memory. get by heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenilmek, Osm. hıfz olunmak: Günde on sahlfe ezberlenir mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğretmek, Osm. hıfz ettirmek: Bu kitabı size ezberleteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Başka şeyler arasında, başlıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in essence. essentially. in brief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضداد] karşıtlar, zıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Diğeri vasıtasiyle ezmek. Osm. sahkettirmek: Bozayı ezdirip öyle kullanmalı. 2. Basılıp mağlûp ve perişan olmasına engel olmamak: Ben adamlarımı size ezdirmem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth squashed. to have sb squashed. to have sb crushed. to have sth crushed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EZELL) (i. A. «zelîl» den itaf.). Daha veya en zelîl (alçak): Ezell-i nâs = Halkın en alçağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Başlangıcı olmayan geçmiş zaman, ebed mukabili. Ezelden, min-elezel = iptidadan, eskiden, başlangıcı olmayan zamandan beri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past eternity öncesizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past eternity. time without beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازل] öncesizlik, geçmişe doğru sonsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ازل به ازل] ezelden beri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ezel).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ezeliyye). Ezele ait, başlangıcı olmayacak surette eski, başlangıçsız: Allah’ın ilm-i ezelîsi, kudret-i ezeliyyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternal. eternal öncesiz. old eski.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without beginning. outdating time. ancient. primordial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازلی] ezele ilişkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezelîlik, geçmişte başlangıçsıztık: Tanrı’nın ezeliyyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازليت] ezellik durumu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel kokulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Nağme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melody. tune. warble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strain. tune. melody. song. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melody. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2.Makamla söylenen manzum söz. 3.Beste (bkz.Beste).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins küçük taneli muşmula (daha küçüğüne döngel derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezilmiş, ezik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açlık duygusunu andıracak şekilde rahatsızlık veren bir hal: İçimde bir ezginlik var.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Makam, hava. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zihn). Zihinler. (bk.) Zihin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذهان] zihinler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İnsanda akıl, fikir, zeka, hafıza anlayış, kavrayış, kudretleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «zehre» dilimizde kullanılmamıştır). Çiçekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازهار] çiçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zehrâ). Pek beyaz ve parlak: Ezher-ül-levn = Renklerin en parlağı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ay ve güneş. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. H.). Halvetiyye tarikatı şubelerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağır basan: Ezici çoğunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. devastating. overwhelming. damning. oppressive. sweeping. masher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressive. overwhelming. crushing. breaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. overwhelming. heavy. oppressive. overpowering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezilmiş, basılmış, bozuk: Birtakım ezik portakallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushed. squashed. sheepish. meek. bruise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. bruise. dent. crushed. squashed. contusion. bruised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. crushed. bruised and squashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) (i. A. c.) (m. zukak). Sokaklar, (bk.) Sokak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Eziklerde yapılacak ilk iş; eziğin üzerine buz koymak veya soğuk su ile kompres yapmaktır. Ayrıca; dışarı kan çıkmışsa, önce oksijenli su ile temizlenir. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, ispirto.

Hazırlanışı : 2 su bardağı ispirtoya bir avuç maydanoz koyup iyice ezilir. Ezilen yerin üzerine konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezik olma hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being crushed. being squashed. bruise. contusion. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling of hunger. worry and depression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Toz haline, yassı hale getirilmek, dövülmek. Osm. sahk olunmak: Bu boya ezilmeden kullanılmaz. 2. Basılmak, ağır bir şeyin altında kalarak veya sıkışarak yamyassı olmak: Arabanın altında kolu ezilmiş; bu portakallar, kavunlar ezilmiştir. 3. Mağlûp olmak, tahammülü pek zor bir sıkıntı altında perişan olmak: Bu arada o biçare ezildi; dert ve kederden ezilip gitti. Ezilip büzülmek = Maksadını açık söyleyemeyip de sıkılarak konuşacak söz bulamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be crushed. be put upon. squeeze. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squash. to be crushed. to squash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be crushed. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowed down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downtrodden. repressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushed. downtrodden. repressed. smashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kuvvetlendirme tekrarı). Çok ezilmiş: Ezim ezim eziliyor yüreğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (mide) Bayılmak, baygınlık hissetmek: Midem eziniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midede ezilir gibi hissolunan baygınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. incitme, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ: Eziyet etmek, vermek. 2. Zahmet, meşakkat: Eziyet çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torture. torment. pain. grind. gnawing. grinding work. infliction. maltreatment. oppression. persecution. punishment. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infliction. oppression. persecution. torment. cruelty. ill treatment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. torture. cruelty. injury. pain. hurt. suffering. infliction. punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppress. torment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torment. to torture. harrow. maltreat. pain. tantalize. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetli, meşakkatli, çok ağır ve yorucu: Eziyetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذیت] üzme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اذکار] zikirler. 2.anmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ازقضا] tesadüfen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zekî). Zekiler, (bk.) Zekî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذکيا] zekiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zamân). Zamanlar. Dilimizde daha çok «ezmine» çokluğu kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمان] zamanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zimr ve zemîr). Bahâdırlar, kahramanlar, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezilmiş şey: Badem ezmesi, domates ezmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. mashing. grinding. puree. crush. paste. mash. pate. pomace. pulverization. scrunch. spoon meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mash. mush. paste. puree. swat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. crushed. pounded. mashed. mash. pulp. powdering. pulpy. pounding. pap. mashy. crash. stamping. squeeze. squash. marmalade. paste. pureé. crush. grind. puree. scrunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövüp toz haline getirmek, kırmak, ufaltmak. Osm. sahk etmek: Pirinci ezmek. 2. Basıp veya sıkıp yassılatmak, şeklini bozmak: Kavunu, portakalı ezmek. 3. Suyun içinde tanelerini kırarak karıştırmak: Yoğurt, boya ezmek. 4. Kahretmek, çok zahmet ve eziyet vermek: Ezip suyunu içmek = işe yaramaz bir şeyle uğraşmaktan kinayedir. Lâkırdıyı ezip büzmek = Ne söyleyeceğini bilemeyip lâkırdıyı ağızda gevelemek. Mideyi ezmek = Mideyi bayıltmak, baygınlık vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. pound. mash. weigh down. domineer. run over. run down. bray. comminute. crunch. grind. hold down. knock over. mangle. oppress. overbear. overwhelm. pulverize. quash. scrunch. smash. squash. squeeze. squelch. squish. stamp. stave in. steamrolle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. liquidize. mangle. mash. oppress. overpower. overwhelm. pound. pulverize. quell. squash. squeeze. swat. trample. tread. to crush. to pound. to mash. to squeeze. to squash. to liquidize. to run over. to tread. to trample. to oppress. to tyrannize. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crush. to mash. to run over. to depress. to oppress. to stir and mix. to overtax. to defeat. ro rub. to pulverize. to stamp. to squeeze. to mill. to squash. to batter. to grind. to pound. to break down. to knead. to triturate. to jam. to overwhelm. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zâman). Zamanlar, çağlar, (bk.) Zaman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنه] zamanlar, çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء جدیده] yeni çağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء قدیمه] eski zamanlar, eski çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء متقدمه] eski çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zeneb). Kuyruklar. (bk.) Zeneb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Yeni baştan, yeniden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. ésotérique

fel. içrek

Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esoteric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Pek fasih, sözü düzgün adam. 2.Beyaz kulaklı siyah at.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) AzrSil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zerka) Gök renginde, mavi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازرق] mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zırr). Düğmeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zevç). Zevçler, kocalar, bk Zevc.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازواج] çiftler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m zevk) Zevkler, (bk.) Zevk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذواق] zevkler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zeyl). Zeyller, kuyruklar, ekler. (bk.) Zeyl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اذیال] ekler, zeyiller. 2.kuyruklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ziyâde’den itaf). Da ha veya en ziyâde, çok fazla

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zaîf’ten). Daha veya en zayıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zı’f). Bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar, katlar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. falaise

coğ. yalı yar

Yüksek kıyılarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen yar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cliff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mus.) (Fr.). Musikide serbest stilde yazılmış parça. Türk musikisinde serbest stilde yazılmış şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. fancy. fantasy. phantasy. flamboyance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fantasy. fancy. fantasia. conceit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. caprice. whim. fanciful. distinctive looking. original. fantasy. phantasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. faysal = çözme, karar, F. pezîriften = kabul etmek). Hal ve fasi kabûl eden, neticelenen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. fenâ = zeval, F. pezireften = kabul etmek). Zeval bulan ebedî olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فناپذیر] yok olucu, fani.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Ferah artıran. 2.Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3.Meşhur bir lale türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Taşma,.çok gelme: Su feyezânı, Nil’in fezeyânı. 2. (botanik) Feyezân-ı evrak = Bitkilerin azıp çok yaprak vermesi ki, mahsule engel olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيضان] taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkup ürkerek birinin himayesine sığınma, dehşete kapılma, zorluklara karşı sabır ve metanet eksikliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (fuzûden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Arttıran, Osm. tezyîd eden: Ferah-fezâ = Ferahlığı arttıran. Cln-fezl = Ruhu arttırırcasına iç açıklığı veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geniş ova, geniş meydan. 2. Kâinattaki sınırsız boşluk, uzay: Fezâ yolculuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outer space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضا] uzay. 2.geniş düzlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2.Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rezalet, rüsvâlık, ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. fezâiyye). Fezâya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضائل] erdemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîlet). Faziletler, iyi huylar, (bk.) Fazilet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîha). Fazîhalar, kötülükler, (bk.) Fazîha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arttırma, Ar. tezyîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Ümitsizlik, ağlayıp sızlama. 2. Korkma, bağırıp çağırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.edat olan «f» ile şu demek olan «zelek» «zâlike» İsminden mürekkeptir). 1.Hulasa, netice, icmal, kısa şekilde ifade: Tarih fezlekesi.

2.Fezleke, her hangi bir kararın ya da sorunun kısa yazımı ya da anlatımına denir. 3.Fezleke hukukta bir mahkeme kararının, bir hukuki bir soruşturmanın özetine denir. İdari soruşturma açılan kişi ya da kurumlar hakkında, müfettişlerce ya da soruşturma kurullarınca düzenlenen raporlara da fezleke denir. 4.(hukuk) Eskiden müstantik kararnamesine denirdi. Sonraları zabıtanın tanzim ettiği tahkikat evrakına dendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فذلکه] soruşturma özeti. 2.özet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Büyük Sahra’da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. phylogenèse

biy. soy oluş

Türlerin, ortaya çıktıkları zamandan bulundukları zamana kadar geçirdikleri gelişim evrelerinin tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peanut butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Papeete.

Nüfus: 197.000.

Yüzölçümü: 4000 km2.

Komşuları: Büyük Okyanus’un Güneyinde Adalar Grubu.

Önemli Şehirleri: Papeete.

Din: Protestan %46.6, Katolik %39.4, Diğer %15.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Deniz Aşırı Toprak.

Tarih: Büyük Okyanus’un güneyinde 105 adadan meydana gelen bir ada grubu. Adaların çoğu 1767’de denizci Samuel Wallis tarafından bulunmuştur, ama 1 yıl sonra Fransız Louis de Bouganville bölge üstünde hak iddia etmiştir. 1850’den önce adaların çoğu Fransız himayesine girmiş, 1880’lerde de bütün grup bir Fransız sömürgesi haline getirilmiştir. 1946’dan bu yana bölge halkı tam Fransız yurttaşı sayılmakta ve ulusal meclise iki temsilci göndermektedir.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (froze, frozen) (i). donmak, buz kesilmek; çok üşümek; buz tutmak; dondurmak, buz haline getirmek, buz bağlamak; fiyatları dondurmak, narh koymak; (ikt). dış üIkelere ait banka mevduatını dondurmak; (i). donma, don. freeze out (A.B.D)., (k).dili i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). donduran şey, dondurma makinası; yemekleri dondurarak uzun bir süre muhafaza eden dolap, dondurucu dolap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmakta; dondurucu, çok soğuk. freezing point donma noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

milling cutter. knife. miling cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaba çuha, şayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). saçaklıklarda baştabanla korniş arasmdaki tezyinat,efriz; buna benzer duvar süsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Üzüntüyü arttıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Garaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rancour. spite. garaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. hatred. rancour rancor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.) (Fransızca gaze’ den.O da vaktiyle bu dokumanın imal edildiği Güney Filistin’in Gazze şehrinin adından). Pek ince tül, tülbent, bürümcük: Gaz ile sarmışlar. Yüzünü gaz ile örtmüş. Gaz bezi veya gazlı bez = Yaraları sarmakta kullanılan tül, bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gauze dressing. surgical gauze. aceptic gauze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yürünmesi, bir baştan bir başa gidilmesi mümkün olmayan: Geçilmez yol, dağ, dere. 2. Terkolunmaz, bırakılamaz: Geçilmez bir mal, geçilmez bir Adet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Revaçsız, itibarsız, sürümsüz: Bu memlekette geçmez birtakım kumaşlar getirmiş. 2. Kalp: Geçmez para. 3. İyi olmaz, tedavisi mümkün olmayan: Bu, geçmez bir hastalıktır. 4. Sirayet etmez, sârî olmayan: Geçmez hastalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo ihtiyar, bunak erkek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ağzı gevşek, çok ve münasebeti! münasebetsiz söyleyen, sır saklamaz, boşboğaz: Geveze çocuk. Geveze kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talkative. chatty. chattering. babbler. indiscreet. gabby. garrulous. gossipy. gushing. gushy. loquacious. mouthy. rattle-pated. talky. voluble. chatterer. babbler. windbag. blab. gabbler. gasbag. prater. prattler. rattlebrain. windjammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatterbox. chatty. communicative. garrulous. loquacious. talkative. voluble. chatterer. babbler. indiscreet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatterbox. indiscreet. talkative. chattering. incessant talker. babbler. chatty. garrulous. gas bag. gassy. loudmouth. magpie. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve münasebetli münasebetsiz söyleme, ağız gevşekliği, boşboğazlık: Gevezelik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. chattering. babbling. gossip. indiscretion. jaw. talkativeness. windiness. cackle. chinwag. clack. comment. gab. gabble. garrulity. jive. loquaciousness. loquacity. mouthiness. prate. prattle. rattle. talky-talk. tattle. volubility. yap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatter. gab. gossip. chattering. babbling. chingwag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cackle. chat. clack. froth. gab. gabble. garrulity. gossip. idle talk. milk water. natter. prate. prattle. yap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blab. chat. chatter. clack. clatter. gabble over. jaw. natter. prate. prattle. tattle. yak. yap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tomuzlan, yer eşeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Fars. olup mânâsı arşın ve oktur). 1. Arazi ölçmekte kullanılan ip ki, düğümlerle kısımlara bölünmüştür. 2. Okun kirişe geçen oyuk ucu. 3. Tüfek, tabanca gibi silâhlarda namlunun geri kısmında bulunan ve nişan almaya yarayan kertik: Gez, göz, arpacık bir hizaya gelmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backsight. notch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus ornus): Ege ve Akdeniz’in sahil kısımlarında yetişen bir çeşit dişbudak ağacıdır. Sarı boya elde etmekte ve kudret helvası yapmakta kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Yürütmek, dolaştırmak: Atı gezdirmek. 2. Geziye götürmek, eğlendirmek: Şu çocukları biraz gezdirmeli. 3. Her tarafı gösterip baktırmak: Kiracıya, müşteriye evi, bağı gezdirmek. 4. Bir şeyi herkesin önüne götürüp biraz dağıtmak veya toplamak: Yemeği gezdirmek, tef gezdirmek. 5. Geçirmek, Osm. imrâr etmek: Etrafa bir göz gezdirdi. Yazı üzerine kalem gezdirmek. Elbisenin üzerine ütü gezdirmek. 6. Serpmek, dağıtmak, ekmek, damlatmak: Üzerine yağ, şerbet, şeker gezdirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk about. walk. take walk for a walk. walk around. show around. trot round. promenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk. to show around. to sprinkle. to show round. to take out walking. to walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show around. to take through. to sprinkle. to be unable to hold the ship on her course. pass. play. take about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (y. k.). Bir elips çizerek güneşin etrafında dolanan gök cisimlerinden her biri: Güneşe yakınlık sırasıyle başlıca gezegenler şunlardır: Utarit (Merkür), Zühre (Venüs), Arz (Yer), Merih (Mars), Müşteri (Jüpiter), Zuhal (Satürn), Uranüs, Neptün, Plüton.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planetary. planet. globe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planet. planet seyyare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interplanetary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zarar, ziyan, hasar: Zarara uğratmak, Osm. ızrâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گزند] zarar. 2.bela.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakta bulunan, kalkıp dolaşan, yatmayan: Gerer hasta — Hastalığı ayakta geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gezginci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voyager. wanderer. widely traveled. traveller. traveler. passenger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

itinerant. peripatetic. planetary. rover. widely traveled. wandering. tourist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tourist. traveler. foot passenger. transient. sightseer. roving. wandering. moving. mobile. drifting. traveling. excursionist. itinerant. vacationer vacationist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok gezmiş, çok yer görmüş. Fars. cihân-dîde, Ar. seyyah, Fr. turist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peripatetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

itinerant. roving. peridatetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İpek ve iplikle karışık hâreli meşhur bir çeşit kumaş ki, eninin bir arşın olması bu isimle adlandırılmasının sebebidir. Hind gezisi, geziden entari. 2. Geziden yapılmış: Gezi cübbe. 3. Seyahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trip. journey. excursion. promenade. sightseeing. tour. travel. locomotion. outing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit. outing. tour. trip. voyage. excursion. journey. promenade. walk. ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. tour. outing. promenade. place for strolling. joy ride. pleasure travel. spare-time travel. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gezen, seyreden, seyyar. 2. Gezip seyahat eden, seyyâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. itinerant. traveling. travelling. touring. ambulant. ambulatory. floating. roving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. itinerant. moving. rounder. rover. wayfarer. traveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travelling library.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle ülkemizde orman arazileri üzerindeki doğal vejetasyon kaldırılarak, tarla ve bahçe tarımı yapılır. Fakat çoğunlukla yamaçlarda olan bu tarlalar 2-3 yıl sonra fakirleşip verimsiz hale gelince terk edilir, yeni tarla elde etme için yeni ormanlar ortadan kaldırılır. Onun için buna “gezici orman tarımı” da denmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Seyir, seyahat: Geziciliği çok severim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Isırılmış. Mâr-gezîde = Yılan tarafından ısırılmış, yılanın ısırdığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Herhangi bir kimse gezmek: Bu kılıkla sokakta gezilmez. Gezilme fiili: Kiralık ev bugün iki defa gezildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Öğrencileriyle beraber gezinerek ders vermeye alışmış olan Aristo felsefesinin adı (peripatetizm).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gezinmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramble. wander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dolaşmak, kendi kendine gezip vakit geçirmek: Denizin kenarında geziniyordum. 2. mec. Def-i hâcet için dışarı çıkmak, su dökmeye gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat around. walk about. walk around. wander about. wander. stroll. hang around. hang about. get around. mosey. perambulate. promenade. roam. rove. rove about. stray. go for a stroll. take a stroll. go for a walk. take a walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. ramble. range. roam. stroll. walk. to wander about. to get about. to get around. to stroll. to ramble. to roam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wander about without a definite purpose. to walk about. to roam. to walk. to lounge. to promenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde geçkisiz, kısa taksim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gezinme, Osm. seyr, teferrüc. 2. Gezilecek yer, gezip dolaşılacak yer. 3. Odaların önündeki gezecek kadar sofa, koridor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. walk. promenade. stroll. airing. hike. ride. trip. jaunt. outing. prom. run. sally. walking tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. outing. ride. sally. spin. trip. walk. stroll. tour. jaunt. corridor. pleasure trip. outinig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. outing. walk. stroll. pleasure trip. tour. travel. walking promenade. traveling tour. journey. pleasure drive. cruiser. deck. gallery. aisle. corridor. platform. picnic. hike. esplanade. walkway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. place for strolling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gezi yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ölçmek, Osm. mesâha etmek. 2. Düzeltmek, tesviye etmek. (oku) Yayın kirişine takıp kurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğri kılıcın ağzı. 2. Çakı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1, Gezmek işi: Gezmeye gitti, gezmeden geliyor. 2. Çarşı vesaire bekçisi, Osm. ases.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jaunt. locomotion. perambulation. peregrination. roam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roam. walk. trip. voyage. travel. travelling. cruising. hiking. lounging. promenade. sightseeing. spin. stroll. touring. turn. walking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürümek, dolaşmak, devir ve hareket etmek: Bahçede geziyordum. Damın üzerinde kuşlar geziyor. 2. Seyir, temaşa ve teferrüc etmek, dolaşıp eğlenmek: Çocuklar gezmeye gitti. Derslerini bitirdikten sonra iki saat gezmeye müsaadeleri vardır. 3. Bulunmak, mevcut olmak: Siz buralarda da mı geziyorsunuz? Benim şemsiyem oralarda ne geziyor? 4. Ayakta olmak, yatmamak, hasta olmamak. Epey vakit yattı, şimdi gezmiyor. Yataktan kalkmış geziyor. 5. Dolaşmak, gezip seyahat etmek, dolanmak: Avrupa’nın her tarafını gezmiştir; o, dünyayı gezmiştir. 6. Her tarafını görüp muayene etmek, bakmak: Kiralayacağım, satın alacağım evi, bağı gezdim. Hereke fabrikasını gezmeye gidiyorum... Ardında, arkasında, peyinde, peşinde gezmek = Talibi olmak, elde etmeye, edinmeye çalışmak. El üstündie gezmek = Saygı görmek, Osm. muazzez ve mükerrem olmak. Ellerde gezmek = Çok beğenilmek. Boş gezmek = Avare olmak, işsiz durmak. Dillerde gezmek = Yayılmak, şâyî olmak, dedikodu mevzuu hâline gelmek. Kol gezmek = Muhafaza için asker dolaşmak. Gezip tozmak = Sürtmek, hovardalık etmek. Ne gezer = Nerede? Hani ya, yok: Bu küçük yerde kitap, kitapçı ne gezer? Bizde öyle şeyler ne gezer? Nerelerde geziyor = Nerededir, ne oldu?: Bizim kalemtıraş nerelerde geziyor?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove. gad. ramble. roll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to walk. to stroll. to move around. to go on a pleasure trip. to go out. to tour (a place. to walk around a place. to go. to travel. to range. to move. to hike. to roam. to cruise. to see over. to tramp. to promenade. exercise. joy ride. look round. tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamayı arttıran, çok ağlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ve genç zağar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Görmezlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görmeyen, Fars. nâ-bînâ, kör: Görmez, gözü görmez bir ihtiyar. Gün görmez = Karanlık, Ar. muzlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Körlük, görmeyiş. Ar. amâ. Görmezliğe (ve galatı görmemezliğe) gelmek: İsteyerek görmez gibi olmak, Osm. tegafül, tesamüh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretending not to see. blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünmeyen, Osm. gayr-ı mer›İ. Görünmez olmak = Kaybolmak, meydana çıkmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invisible. out-of-sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. invisible. unforeseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invisible. not apparent. unforeseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totally unexpected accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intimacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invisibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülmeyen, Ar. abûs: Abûs-ül-vech — Yüzü gülmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (y. k.). Yıldızın güneşin merkezinden bakıldığına göre ölçülen koordinatları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncertain. untrustable. unreliable. untrustworthy. unfaithful. unsound. irresponsible. precarious. beyond belief. discredited. elusive. elusory. faithless. insecure. shifty. slippery. suspicious. treacherous. unstable. unsteady. whacky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubtful. dubious. faithless. foxy. insecure. jaundiced. precarious. shady. shaky. shifty. slippery. unreliable. wonky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cronk. faithless. precarious. reptilian. shifty. treacherous. unfaithful. unreliable. untrustworthy. unworthy of credit. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyu ve az mora çalar kırmızı: Güvez çuha, güvez renk. Koyu ve mora çalar kırmızı renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violet. dark red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Halk dilinde abdülleziz denilen, Akdeniz bölgesinde ve Afrika’da yetişen bir ağacın dut kurusu şeklinde ve büyüklüğünde olan yağlı ve tatlı yemişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Ne güzel, ne kadar lâtif, zehî! Habbezâ bâğçe-i pâdşeh-İ rûy-i zemini (Neft).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبذا] ne güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staple of news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment in a minimum-security prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Böylece, bu suretle. 2. Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هکذا] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. halel, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Eksik, fesat kabûl eden, nâkıs, bozuk: Bunca senelik hukuk, halel-pezîr oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Türkistan’da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Harzemli. 2. Harzem’e ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Şiirde millî Türk vezni ki, mısrâlarda hecelerin sayısının eşit olması esasına dayanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kabuklu sümüklü böcek ve sümüklüböcek kabuğu. 2. Sümüklüböcek kabuğu şekli, saat zembereği gibi gittikçe darlaşan daire şekli. 3. (anatomi) İnsan kulağının dış borusu 4. Vapurun kıçtaki çarkı, uskuru.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spiral. helix. spire. rifling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corkscrew. curl. spiral. helix. helix helis. helicoid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spiral. helix. helicoid. spiral. whorl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حلزون] sümüklüböcek. 2.yılankavî.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. helezoniyye). Sümüklüböcek kabuğu şeklinde olan, gittikçe darlaşır daire şeklinde bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

spiral. helical. helicoidal. convoluted. winding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

helical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İçki meclisi arkadaşı, arkadaş, nedîm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir mezhepte bulunan, mezhepdaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Eğlence, ciddî olmayan söz. Ar. Hezl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı merkeple döner değirmen demek olan Farsça harâs’dan çıkma haraz olsa gerektir. Zaten bu şekilde de kullanılır). Tahta ve kereste biçmeye mahsus büyük bıçkı. (bk.) Hızar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bülbül, Fars. andelib, eski Türkçe: sanduvaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.) (c. hezârân). Bin, Ar. elf. Hezâr-bâr = Bin kere. Sad-hezâr = Yüz bin. Hezâr-fen = 1. Pek çok şeyler bilen ve yapan. 2. Çokluğu: Binler, binlerce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هزار] bin. 2.bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Bülbül. 2.Çok, pek çok. 3.Bin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Çok bilen, bilhassa birçok sanatı birden çok yüksek derecede yapabilen adam. 2. Minâre ustası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] binlerce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاردستان] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Afganistan’ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcak iklimlerde yetişen uzun yapraklı bir cins kamış ki, oralarda kulübe ve çit yapmaya ve kulübeleri örtmeye ve sandalye vesaire imaline de yarar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزارپا] kırkayak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Arûz bahirlerinden biri: Bahr-i hezec (musiki) = Türk musikisinde az kullanılmış bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hezl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sayıklama. 2. Saçma, herze, yâve, halt: Hezeyân etmek, söylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delirium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talking nonse. delirium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delirium. nonsensical talk. raving. drivel. ravings.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ هزیان] sayıklama. 2.saçmalama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça terkiplerde hezîme de olur). Bozgunluk, sındırgı, mağlûbiyet: Düşman askeri hezimete uğradı. Büyük bir hezimetle geri döndü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

checkmate. crushing defeat. rout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing defeat. rout. fiasco. licking. repulse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هزیمت] bozgun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozguna uğramak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Latîfe, şaka, latife yoluyla söylenilen söz, mizah: Hezle meraklıdır. 2. Latîfe yoluyla söylenilen hikâye veya şiir. Hezl-Amîz = Mizahla karışık. Hezl-gû = Şakacı (latîfe, kapalı ve zarîf, hezl ise ekseriya açık ve az çok edepsizce olur).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هزل] şaka, şakalaşma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [هزل گو] şakacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Mizaha ait şiir, hikâye veya sözler: Hezliyyâtı çok sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir şeyi sıkıp ezmek, askeri hezimete uğratmak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sönmez).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Faraziye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hypothesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr. fizik). Bir mıknatıs alanında tutulan bir çelik parçasının bu alandan uzaklaştırıldığı zaman, kendisinde yine bir kısım mıknatıslığın saklı kalması hâdisesi ve bunun derecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hitâm = bitme, Fars. pezîriften = kabûl etmek). Biten, hitâm bulan: O iş de bugün hitâmpezîr oldu (dilimizde kullanılmıyan asıl mânâsı: bitebilir, bitmesi mümkün olan).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

county seat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seat of government. centre of government.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Birini arkasından çekiştirmek. Kur’an-ı Kerim’in 104.suresinin adı. İsim olarak kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. husûl = peydâ olma. F. pezîreften = kabûl etme). 1. Kabil-i husûl = Husûlü mümkün, hâsıl olabilir. 2. Husûl bulmuş, hâsıl olmuş: Husûl-pezîr oldu = Gerçekleşti, hâsıl oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty of death. penalty / punishment of death. extreme penalty of the law. capital punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. F.). İlâç kabûl etmez, çaresi olmayan, devâsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. ilâe, Fars. pezîreften = kabûl etmek). 1. Devâ kabO! eden, tedavi edilebilen, Osm. kabll-i tedâvî. 2. Çaresi bulunabilen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [علاج ناپذیر] tedavi edilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kapanabilir, onulması mümkün yara (yanlış ve zevksiz bir terkiptir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Imek fiilinden geniş zamanın menfi şekli olup, bizde kullanılmazsa da Çağatayca’da «imes-imas» Imlasiyle kullanılır; değildir ve olmaz demektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İnhilâl kabûl eden, inhilâii mümkün olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انسانی المرکز] insan merkezli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Most often describes an instrumental piece played in the middle of an opera Can also describe a short piano piece, or a comic interlude played between scenes of an opera. its meaning has developed over the centuries During the Renaissance, it described li

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Short, lyric piece or movement, often for piano Also a comic interlude performed between acts of an eighteenth-century opera seria. 1 A short, lyrical instrumental piece either part of a larger work or as an independent composition 2 Comical musical enter

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two meanings: A short comic opera, usually with just two or three characters and lasting less than a half hour. a short movement coming between the major sections of a symphony. a short piece of instrumental music composed for performance between acts of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermezzo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), tiyatro ara perdesi, iki perde arasında oynanan ufak piyes; fasılları birleştiren müzik parçası veya bale, küçük fasıl .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tour of duty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

business / trade center. centre. business centre. principal place of business. principal house. principal firm. business base. principal establishment firm house. principal office. business center. commercial centre. commercial center.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). işitmez gibi olmak, işitmezliğe gelmek, sağırlığa vurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), işitmeme, işitmeyiş: İşitmezliğe gelmek = İşitmez gibi olmak, sağırlığa vurmak (yanlış olarak «işitmemezliğe gelmek» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

not hearing. pretending not to hear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. ıslâh = düzeltme, Fars. pezîriften = kabûl eden). Düzeltme ve tamir kabOl eden, ıslâha kabiliyeti olan, ıslâh edilebilir: Bu hâl ıslâh-pezir değildir (kabil-i ıslâh deha çok kullanılmıştır), bk. Islâh-pezîr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [اصلاح پذیر] ıslah edilebilir, iyileştirilebilir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforce. unavoidably. inevitably. necessarily. needs. willy nilly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. géodésie

jeol. yer ölçümü

Yerin boyutlarını ve biçimini konu olarak inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geodesy yerölçümbilim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İsrail kralı Ahab'ın karısı İzabel; şirret kadın.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thyroid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

schilddrüse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür.

Sol Kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır.

Sağ Kalp Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır.

Kaonjestij Kalp Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır.

Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir:

- Sigara içmeyin

- Yemeklere fazla tuz koymayın.

- Uykularınızı ihmal etmeyin.

- İstirahat edin ama devamlı olarak yatmayın.

- Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert etmeyin.

Ayrıca aşağıdaki reçetelerden dilediğinizi kullanın.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : 1 çay bardağı sıcak suya yarım kahve kaşığı nane konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülüp, içilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Descartes’ın doktriniyle alâkalı. 2. Descartes felsefesi taraftarı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Hüc relerin bir çoğalma şekli. Karyokinezde çekirdek parçalanarak hücrenin iki kutbunda toplanır ve orada yeni birer çekirdek haline gelir. Daha sonra hücre ortadan boğulup ikiye bölünerek iki yeni hücrenin meydana çıkar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bazı bakteriler, güneş ışınları olmadan, inorganik maddeleri oksitlemek suretiyle, kendileri için gerekli, enerji bakımından zengin organik maddeleri elde ederler. Buna kemosentez denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Deniz kenarındaki iri kaya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Atmacadan ufak yırtıcı bir kuş (neophron percnopterus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kestrel. vulture. staniel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kestrel. egyptian vulture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akbaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keskin olmayan, kör küt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buckram.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kere, defa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

times. time defa. kere. sefer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (benzetme gösteren «ke» edatı ile «şu» demek olan «zâ» işaret isminden yapılmıştır). Böyle, şöyle, şöylece, yine o tarz ve surette, defa: Siz gitmek istemiyorsunuz, ben de kezâ; evvelki gün çok yağmur yağdı, dün de kezâ (kezâlik ve hâkezâ da kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do. also. ditto. item. therewithal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. equally. likewise. similarly. too.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذا] aynı şekilde, böylece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Benzetme gösteren «ke» edatı ile «şu» demek olan «zâlik» İsminden yapılmıştır). Öylece, yine öyle, hâkezâ, def’a: O kitap çiftçiye gönderilecektir, bu da kezâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذالک] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Bir yeri yöneten kadın kahya. 2.Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Kahraman.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Öfkesini yenebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çok yalancı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kezb» den imüb.). Çok, daha ve en yalancı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذاب] çok yalancı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEZZAB) (i.) (F. «tîz-Ab» dan galat). Kilsli taşları oyup aşındırmak kuvvetini taşıdığı için, taş basmasında, musluk vesaire taşlarını temizlemede kullanılan sert bir sıvı, azotik asit, nitrat asidi, Osm. hâmız-ı azot. Elinde kezzap suyu = mec. Ziyânkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aqua fortis. nitric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nitric acid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. kinesthésie

fizy. devin duyumu

Devinmekten ve özellikle kasların kasılmasından canlının edindiği duyum.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) değer bilmeyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y. Fr. T.) (musiki). Türk musikisinde sesi bir koma dikleştlren diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). I. Tertip, düzenleme. S. Kısa ve kolsuz kadın iç çamaşırı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. combinaison

düzenleme

Bir işi başarıya ulaştırmak için alınan önlemler.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petticoat. shift. shimmy. chemise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. arrangement. combination. slip. petticoat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. chemise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inhospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Y.’dan). Büyük koy, haliç: Selânik körfezi; Venedik körfezi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gulf. inlet. cove. arm. bay. bight. firth. indentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bay. gulf. indentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gulf. bay. inlet. secluded. arm. indentation. sea inlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

angle bracket. square brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

asteroid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A. A. Fr.) (musiki). Türk musikisinde 5 koma değerindeki diyez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cultural capital / centre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth used for swaddling. nappy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lâ = menfilik edatı, yetecezzâ = tecezzî’den geniş zaman). Parçalanmaz, bütün. Cüz’i lâyetecezzâ = Artık bölünmesi mümkün olmayan küçük parça, atom.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Zâil olmaz, zevalsiz, ebedî, sermedi. Hudây-i lâyezâl = Allah.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr.) hükümetin sanayi ve ticaret işlerine müdahale etmemesi prensibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tulip garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاله زار] lale bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لایتجزا] parçalanmaz, ayrılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لا یتزلزل] sarsılmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zevalsiz, bitimsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (lem = menfilik edatı, yezel = zevâl’den). Yok olmaz, Osm. zevâl bulmaz, ziil olmaz, Ar. bâkt, dâimi, sermedi (Allah’ın sıfatlarındandır). Hudây-ı lem-yezel = Zevalden uzak olan Tanrı (lâ-yezâl gibidir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لم یزل] yok olmayan, kalıcı. 2.Tanrı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Zail olmaz, baki, kalıcı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lezîze kullanılmaz). 1. Lezzetli şeyler, hoşa gidecek tatlı ve latif şeyler: Lezâize düşkün bir adam. 2. Zevkler, zevk ve eğlenceye ait nefsin hoşlanacağı şeyler: Dünyanın lezâizine aldanmamalı; lezâiz-i dünyeviyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لذات] lezzetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lesbienne

sevici

Kendi cinsinden kimselerle cinsel ilişkide bulunan kadın.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian. dike. dyke. invert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian sevici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian. dike. dyke. invert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian. lesbian sevici.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lesbianisme

sevicilik

Sevici olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbianism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lesbianism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Kafkas kavimlerinden biri ki, Dağıstan’da yaşar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Akıllı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. lezîze). Yemesi güzel, lezzetli, tatlı, hoşa gider, hazzolunur: Lezîz meyve, et’ma-ı lezîze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zestful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicious. scrumptious. tasty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicious. tasty. delightful. very pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لذیذ] lezzetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakı gibi vücuda yapıştırılan ilâç, Fr. emplâtre.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. lésion

tıp doku bozukluğu

Yara, darbe, iltihap, ur vb. sebeplerle bir organda ortaya çıkan bozukluk, yıpranma.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lezzet). Lezzetler. bk. Lezzet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لذات] lezzetler. 2.zevkler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. lezzât). 1. Ağızla duyulan his ki, beş duygudan biridir, zevk, taam, tat, çeşni: Bu meyvenin, bu yemeğin lezzeti nasıldır? Garip bir lezzeti var; ağzımda lezzet kalmamış. 2. Tatlılık, şirinlik: Bu üzümün lezzeti başka; bazı meyveler durdukça lezzeti artar; lezzeti hâlâ damağımdadır. 3. Hoşlanma, zevk, haz: Dünyanın, gençliğin lezzetini duymak; gezmede, eğlencede hiçbir lezzet bulamıyorum. Lezzet almak. Lezzet duymak, lezzetini tatmak = Zevk almak, Osm. mütelezziz olmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

taste. flavor. flavour. good taste. savour. relish. daintiness. lusciousness. salt. sapidity. sauce. savor. savoriness. savouriness. smack. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flavour. relish. savour. zest. taste. flavor. savor. pleasure. enjoyment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pleasure. taste. enjoyment. delectation. flavour. salt. savour. zest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ لذت] lezzet, tad. 2.zevk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seasoning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seasoning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Tatlandırmak, lezzet vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make taste delicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make taste delicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Lezzet kazanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become delicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become delicious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lezzeti olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tasty. delicious. yummy. zestful. dainty. delicate. goluptious. luscious. palatable. sapid. savory. savoury. succulent. sweet. tasteful. toothsome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palatable. tasty. delicious. dainty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicious. tasty. dainty. delectable. nutty. palatable. rich. toothsome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deliciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lezzeti olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tasteless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insipid. tasteless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insipid. tasteless. unsavory. watery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lezzet eksikliği, tatsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tastelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tastelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bağ, Ar. vasi. Şiir ve musikide iki kelimeyi ulaştırarak okuma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Liezon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama, mezâ = mâzi fiili: geçti). Geçen şey, geçmiş şey: Mâ-mezâyı unutmalı. Mezâ mâmtzâ = Geçen geçti, olan oldu, geçmişi unutalım: Mezâ mâ-mezâ, şimdi barışalım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

millî eğitim bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (Manisa şehrinin eski adından) (kimya). Demir köpüğü adıyla da anılan tabii magnezyum silikatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. magn6sie). Bir maden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Manisa’nın eski adından) (kimya). Senbolü Mg olan hafif bir eleman.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Mg

Atom Numarası: 12

Kütle Numarası: 24,305

Yoğunluk: 1,738 g/cm3

Erime Sıcaklığı: 650 °C

Kaynama Sıcaklığı: 1090 °C

Çok parlak, beyaz bir alev çıkararak yanması nedeniyle, tek kullanımlık fotoğraf makinesi flaşlarında kullanılır.

Hafif bir element olduğu için, hava taşıtlarının yapı malzemelerinden biridir.


ELEMENTLER by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magnesium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epsom salts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epsom salts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

malaysia. malaysian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Malaysia. malaysia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Coğrafi Verileri

Konum: Güneydoğu Asya, Endonezya ile Güney Çin Denizi Sınırında, Vietnam’ın güneyinde yer alır.

Coğrafi konumu: 2 30 Kuzey enlemi, 112 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneydoğu Asya.

Yüzölçümü: 329,750 km².

Sınırları: toplam: 2,669 km.

sınır komşuları: Bruney 381 km, Endonezya 1,782 km, Tayland 506 km.

Sahil şeridi: 4,675 km.

İklimi: tropikal.

Arazi yapısı: Tepelikler ve dağlarla çevrili kıyı ovaları.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m.

en yüksek noktası: Gunung Kinabalu 4,100 m.

Doğal kaynakları: Kalay, petrol, kereste, bakır, demir, doğal gaz, boksit.

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %5.46.

daimi ekinler: %17.54.

Diğer: %77 (2005 verileri).

Sulanan arazi: 3,650 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: Su baskınları, heyelanlar.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 24,385,858 (Temmuz 2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %1.78 (2006 verileri).

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini).

Bebek ölüm oranı: 17.16 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.5 yıl.

Erkeklerde: 69.8 yıl.

Kadınlarda: 75.38 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 3.04 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.4 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 52,000 (2003 verileri).

HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 2,000 (2003 verileri).

Ulus: Malezyalı.

Nüfusun etnik dağılımı: Malaya ve diğer yerliler %58, Çinli %27, Hint %8, diğer %7.

Din: İslam, Budizm, Taoizm, Hinduizm, Hıristiyanlık.

Diller: Bahasa Melayu (resmi), İngilizce, Çin lehçeleri (Cantonese, Mandarin, Hokkien, Hakka, Hainan, Foochow), Tamil, Telugu, Malayalam, Panjabi, Thai.

Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler.

Toplam nüfusta: %88.7.

erkekler: %92.

kadınlar: %85.4 (2002 verileri).

Yönetimi

Ülke adı: Geleneksel adı: Malezya.

Eski adı: Malezya Federasyonu.

Yönetim biçimi: Federal Meşruti Monarşi.

Başkent: Kuala Lumpur.

İdari bölümler: 13 bölge ve 2 federal arazi; Johor, Kedah, Kelantan, Labuan, Melaka, Negeri Sembilan, Pahang, Perak, Perlis, Pulau Pinang, Sabah, Sarawak, Selangor, Terengganu, Persekutuan Vilayeti.

Bağımsızlık günü: 31 Ağustos 1957 (İngiltere’den).

Milli bayram: Bağımsızlık günü /Malezya Günü, 31 Ağustos (1957).

Anayasa: 31 Ağustos 1957.

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: APEC, ARF, AsDB (Asya Kalkınma Bankası), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü), BIS (Uluslararası İmar Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CP, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-15, G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IDB (İslam Kalkınma Bankası), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fo


Ülke by

Türkçe Sözlük

(i. Manisa’nın eski adından) (kimya) Elemanlardan bir cins maden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanlar da dahil olmak üzere bir çok canlı için gerekli bir ağır metal. Eksikliği büyümenin sınırlanmasına yol açabilir, ama çok miktarda alınması da sinir sistemini etkileyebilir.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Mn

Atom Numarası:25

Kütle Numarası:54,938

Yoğunluk: 7,43 g/cm3

Erime Sıcaklığı:1246 °C

Kaynama Sıcaklığı: 2061 °C

Özellikle okyanus tabanlarında çok miktarda bulunduğu sanılıyor.

Çeşitli bileşikler oluşturmada kullanılır.

Çeliğin sertliğini ve dayanıklılığını artırır.

Mıknatıs özelliği taşıyan bileşikler oluşturabilir.


ELEMENTLER by

Türkçe Sözlük

(I. Y. kimya). Hekimlikte barsak gazlarına karşı kullanılan tadsız magnezyum oksidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yumurta sarısı, zeytinyağı ve limonle yapılan, krem kıvamında bir çeşit salça.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayonnaise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing. mayonnaise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mayonnaise. dressing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mayonez katılmış: Mayonezli levrek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mazbata). Mazbatalar, tutanaklar, bk Mazbata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. coğrafya). Denizin inme ve kabarması: Med ve cezir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meles» den). 1. Çeşitli iki cinsten, meselâ beyaz İle zenciden doğma. 2. Cinsi hâlis olmayıp karışık olan. 3. Hububat vesaire karışımı, arpa ve darı ile karışık buğday.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossbred. half-bred. mixed. hybrid. mongrel. bastard. half-breed. half-caste. halfblooded. half-bred. hybrid. mestizo. mulatto. cross. half-caste. halfblood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossbred. crossbreed. hybrid. mestizo. mongrel. half-bred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cross bred. mongrel. hybrid. of mixed race. of mixed blood. whose parents do not share a common nationality. cross. half blood. half- breed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüfûz» dan im.). Bir şeyin nüfuz edecek yeri, delik, ağız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vent. culvert. headwall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inlet. vent. opening. aperture. air hole. culvert. orifice. mouth. outlet. aqueduct. issue. port. headwall. door- way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منفذ] nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rekz» den imef.) (c. merâkiz). 1. Bağlı olduğu halde dönerek bir daire teşkil eden şeyin bağlı bulunduğu sütun veya milin bağlandığı yani saplandığı yer. 2. Daire veya kürenin tam ortasında bulunan nokta ki, daire çevresinin veya küre yüzeyinin her noktasından eşit mesafede bulunur: Daire merkezi, arz merkezi. 3. Orta, vasat: Şehrin merkezi. 4. Bir hükümdar, vali, hâkim vesairenin oturduğu yer, bir devletin başşehri. Merkez-i saltanat, Türkiye Cumhuriyetinin merkezi: Ankara. Vilâyet, nahiye merkezi. 5. Şubeleri bulunan bir dairenin umumî idare yeri: Bu vapur kumpanyasının, sigorta şirketinin merkezi nerededir? 6. Bir kasabanın veye şehrin bir mahalle ve semtinin karakol veya zabıta dairesi. 7. (Türkçe) Yol, hâl, suret: Sizin fikriniz ne merkezdedir. 8. (fizik) Merkez-i sıklet = Ağırlık noktası. Bir cismin ağırlığının orta noktası ki, yere dik bulunursa cismin her tarafını tutup durabilir, (fizik). Merkez-i eşı’a-i mün’akise = Parlak bir cisme aksedip dönen ışınların havada birleştikleri nokta ki, fazla ısı meydana getirip yakar. Tebâud-ı an-il merkez = Merkezden dışa kaçma, merkezkaç, Fr. force centrifuge. Takarrüb-i il-el merkez = Dıştan merkeze gelme, merkezcil, Fr. force centripfcte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centric. focal. centrical. centrically. center. centre. headquarters. head office. station. bosom. hub. navel. omphalos.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arterial. artery. base. centre. focus. heart. root. seat. station. center. headquarters. central office. head office. administrative centre. police station karakol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center. heart. centre. center. head quarters. main office. police station. midpoint. centre point. middle. focus. central point. principal firm. principal office. head office. home office. central office. head. central core. centrum. head firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Resmin sahne içeriğine bağlı olarak, istenen pozlama seviyesini tespit etmek için iki yöntemden biri kullanılabilir. Merkez Ağırlıklı (Center Weighted) Ölçüm, resmin ortasını kullanır ve bir çok genel çekim için uygundur. Nokta Ölçümü (Spot Metering) özelliğini kullanarak, sahnenin belirli bir noktasını da seçebilirsiniz. Bu durum özellikle, geniş kontrast aralığında fotoğraf görüntülerinde kullanılmak üzere yararlıdır.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu ayağın video delikleri, dış titreşimlerin iç devrelere ulaşmasını engellemek için merkezin dışına yerleştirilmiştir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Merkeze doğru yönelen, santrioet. (bk.) Santripet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centripetal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centripetal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Her işi merkezden yönetmeyi gerekli bulan idare usûlü, Osm. merkeziyyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. merkeziyye). Merkeze ait, merkezde olan: Dâire-i merkeziyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

central. centric. centrical. centrically.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

central. centric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

central. centric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Central Settlement)

Borsa’da gerçekleşen tüm işlemlerin takasının yine Borsa’da sonuçlandırılmasıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (Türkler’in yaptığı Arapça kelime). 1. Noktanın merkezde bulunması, merkez olması. 2. Otoriteyi merkezde toplayan idare usûlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Merkezden dışa yönelen, santrifüj, (bk.) Santrifüj.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centrifugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centrifugal. centrifugal santrifüj.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

centrifugal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Otorite merkeze toplanmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. métathèse

db. göçüşme

Bir kelime içinde birbirini izleyen iki ünsüzün yer değiştirmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezbah). Mezbahalar, (bk.) Mezbah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mezat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezheb). Mezhepler, (bk.) Mezhep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذاهب] mezhepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Zahmetler» mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mazhar). (bk.) Mazhar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «zevk» den mimli masdar). 1. Zevk, lezzet, tatma, lezzet duyma. Muhtellü’l-mezSk = Tadı bozuk, tat duymaz. 2. (zevk’ten im.) Lezzet duyulan yer, geniş, damak. Hulvü’l-mazâk = Damağı tatlı, tadı damağında kalmış. Mürü’l-mezâk = Damağı acı, acılığı damağında kalmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Eziyetler, zulümler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظالم] zulümlerr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مضامن] kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mizmâr ve mezmûr). (bk.) Mizmâr ve mezmûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZAR) (i. A. «ziyâret» den im.). 1. Ziyaret yeri, sevgili bir şahsın ziyaret olunan kabri. 2. Kabir, sin, lahit. Mezar taşı = Mezarın üzerine dikilen yazılı taş. Mezar kaçkını = İskelet halinde bulunan pek zayıf adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. rest. burial place. bed. sepulcher. sepulchre. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. sepulchre. tomb. sepulcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. mausoleum. sepulcher. graveside. resting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone. headstone. tombstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır.

Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler.

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’un milattan önce 1346’da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa’da ise milattan önce 2000’li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı.

O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu.

Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir.

Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir.

Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek.

Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adamın işi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مزارگاه] mezar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezraa). Mezraalar, tarlalar, ekim yerleri, (bk.) Mezraa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزارع] tarlalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZARİSTAN) (i. F.). Ölüler için mezar kazılan yer, mezarlık, makbere: Duvarla çevrili bir mezaristan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mezarları içine elan yer, ölülerin gömüldüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. god's acre. boneyard. good's acre. necropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. burial yard. burying ground. burial place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZAD) (i.) (A. müzâyede’ den galat). Bir mal ve mülkün dellâl vasıtasiyle, en fazla verene satılması üzere satışa çıkarılması: Eşyasını mezada çıkardılar. O çiftlik mezattadır. Bu aynayı mezattan aldım. Haraç mezat = Bu suretle mal satan dellâlların seslenmesi. Mazat malı — Mezattan alınmış gibi sokaklarda sepetler içinde satılan kalitesiz ucuz mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction. sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. meziyyet). Meziyetler, (bk.) Meziyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزایا] meziyetler, üstünlükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mezâbih). 1. Kasapların etlerini sattıkları, hayvanların boğazlandıkları yer. 2. Kurban kesilen yer, eski dinlerin mâbedlerinin kurban kesmeye mahsus yerleri, Fr. autel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hayvan kesim yeri. (bk.) Mezbah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. slaughter house. abattoir. butchery. shambles. packing house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abattoir. shambles. slaughterhouse. abattoir kesimevi. kanara. salhane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slaughterhouse. butchery. meat house. shambles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Süprüntü yeri, süprüntülük («mezbelelik» dememeli).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filthy and messy place. dump. pigsty. refuse heap. garbage dump. hovel. tip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزبله] çöplük, döküntü alanı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mezbûha). 1. boğazlanmış, eti yenmek üzere kesilmiş. 2. Kurban edilmiş: Bizce mezbûh olan Hazret-i İsmail, Yahudiler’ce ise Hazret-I Ishak’tır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذبوح] boğazlanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Son, fakat ümitsiz bir gayretle: Mezbûhâne bir karşı koyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. mezbûre). Adı söylenmiş, Ar. mezkûr: Şahs-ı mezbûr..

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزبور] anılan, belirtilen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Karıştırma, katma: İki cins tohumu meze etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزج] karıştırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) karıştırmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Lezzet, zevk, tat. 2. İçki sırasında yenen çerez: Meze tabağı, tepsisi, takımı. 3. mec. Eğlence, alay. Bîmeze = Mezesiz, tatsız, lezzetsiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antipasto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hors d'oeuvre. appetizer. a savory food (eaten while drinking sth alcoholic. delicatessen. snack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meze olmaya elverişli yiyecekler satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. mec. Eğlenmek, alay etmek. 2. Meze yemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meze olacak şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçaklık, itibarsızlık: Nefsini mezellete koymak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذلت] düşkünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Yerme, kınama, zemmetme. 2. Kötü iş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

mezeryon, kokulu mor çiçek veren bir çalı, bot. Daphne mezereum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mezit.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مذهب] yol. 2.mezhep. 3.ekol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZHEB) (i. A. «zehâb» dan im.) (c. mezâhib). 1. Gidilen ve yürünen yer, yol. 2. İlim ve felsefede seçilen yol, meslek: Aristo mezhebi, mezheb-i KÜfiyyûn. .3. Din: Mezheb-i İslâm. 4. Bir dinin şubelerinden her biri: Hanefî, ŞAfiî mezhepleri, Protestan mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sectarian. sect. doctrine. creed. order. cult. denomination. religion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cult. denomination. religion. sect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

religious sect or denomination. school of thought. cult. order. persuasion. religious order. sect.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Meze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ziyâdet» ten mastar). Artma, çoğalma, (mü. mezîde, ziyâde’den imef.). Artmış, büyümüş, çoğalmış.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Artmış, artırılmış, büyümüş. - Türk dil kuralı açısından “d/t” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) arttırmak, çoğaltmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eti leziz bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. R.). Lor peynirinin tazesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZİYYET) (i. A.) (c. mezâyâ). Bir şahıs veya şeyin emsalinden ileri olması, değerlilik, ahlâkî, yüksek karakter, üstünlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. superiority.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. excellence. virtue. assets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

merit. virtue. quality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir kişiyi başkalarından ayıran ve yücelten vasıf, üstünlük, değerlilik yüksek karakt(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزیات] meziyetler, üstünlükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزیت] üstünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den imef.) (mü. mezkûre). Zikrolunmuş, anılmış, zikri ve bahsi geçmiş, dediğimiz, dediğiniz: Kitâb-i mezkûr, keyfiyyet-i mezkûre (eskiden yalnız resmî yazılarda kullanılırdı).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذکور] zikredilen, belirtilen, adı geçen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zemmıden imef.) (mü. mezmûme). 1. Zemmolunmuş, aşağılanmış. 2. Makbûl olmayan, ayıp sayılan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذموم] kötülenmiş, ayıplanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. mezâmır). 1. Kaval ile söylenen ilâhî. 2. Hazret-i DAvûd’un musiki ile okuduğu Zebûr sûrelerinin her biri: Mezâmir-i DAvûd. (bk.) Mizmar.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mésoderme

anat. orta deri

Dış deri ve iç deri arasındaki hücre katmanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(bk.) Meson.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesopotamia. mespot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mesopotamia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. mésosphère

gök b. orta yuvar

Yer hava yuvarında kat yuvarının üzerinde, sıcaklığın azaldığı yaklaşık 60-80 kilometre arasındaki katman.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. mésotherme

bit. b. ılıkçıl

Ortalama 15 °C sıcaklıkta yaşayan bitki.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزرع] tarla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. ezer’» den im.) ( c. mezârî) (Arapça’da mezraa, mezrua, mezria olarak üç şekli vardır). Tarla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزرعه] tarla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zer’» den imef.) (mü. mezrûa). Ekilmiş, çift sürülüp tohum saçılmış: Mezrû yerler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزروع] ekili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Ekilip bitmiş tohumlar, ekinler: Bu yıl mezrûAt pek iyidir. Bu yağmur mezrûAtı canlandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ME’ZÜN) (i. A. «izn» den imef.) (mü. me’zûne). 1. İzin verilmiş, izin almış, izinli, ruhsatlı, izin, müsaade ile gitmiş olan: Kendisi bugün mezundur. 2. Bir mektebi bitirerek ders vermeye yahut bir iş ve sanat yapmaya izin almış olan: Hukuk mezunlarından.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مأذون] izinli. 2.diplomalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مأذونا] izin alarak, izinli olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ME’ZÜNİYYET) (i. A.). Izinlillk, izin, ruhsat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Metre şeridi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tape measure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tape measure. tape. measuring tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tape measure. measuring tape. tape line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. asma kat; ara kat; tiyatro birinci balkon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. orta; yarım. mezzo forte orta derecede kuvvetli (ses). mezzo piano orta derecede yumuşak (ses). mezzorelievo i. yarım kabartma heykel. mezzosoprano i. soprano ile alto arasındaki ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (musiki), kadın seslerinden orta kalınlıkta olanı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. bir çeşit bakır veya çelik klişe; f. böyle klişe ile resim basmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «kabz»dan ia.) (c. makabiz). 1. Tutamak, kabza. 2. (cerrahî). Tutup sıkmaya mahsus Alet. Mikbazetü’l-hasat = Mesanedeki taşlan tutmaya mahsus cerrah Aleti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ahz» den masdar) (c. muâhezât). 1. Çekiştirme, çıkışma, azarlama: Kendisini şiddetle muaheze etti. Târiz, bir şahıs veya eserin eksiklerini göstererek itiraz etme, tenkit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calling to account. chiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤاخذه] çıkışma, azarlama, paylama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kur’anin Felak ve NAs sûreleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «izzet», tâzîz’den İmef.) (mü. muazzeze). 1. İzzet ve şeref sahibi, pek sevgili ve saygı değer. 2. İkrâm, saygıyla kabûl olunan. 3. Kıymetli, aziz: Memleketimiz muazzezdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [معزز] değerli, aziz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Muaz). - Ta’ziz edilmiş, izzetlendirilmiş. İzzet ve şeref sahibi. İkram ve izaz olunan, ağırlanan, hürmetle, saygı ile kabul olunan. Kıymetli, değerli, aziz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Saygı ve ikramla: Muazzezen kabûl ettiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bürûz» dan masdar). 1. Eskiden, çarpışan iki taraftan birer kişinin meydana çıkıp aralarında kavga etmeleri: Hazret-i Alî en cesur düşmanlara karşı mübârezeye çıkardı. 2. Bir hakarete karşı veya namusa ait bir sözden dolayı hakarete uğrayanın dâvetiyle iki kişi arasında olan kavga, düello.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bezliden imef.) (mü. mübtezele). 1. Hor kullanılan, İtibarsız, hakir, kepaze. 2. Pek bol ve ucuz: Bu yıl yemiş pek mübtezell

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cihâz» dan imef.) (mü. mücehheze). 1. Hazırlanmış, tamamlanmış: Savaş için mücehhez bir gemi, mücehhez bir gelin. 2. Yelken, halat ve demir gibi şeyleri tamamlanmış ve donanmış (gemi): Mücehhez bir gemi, bir filo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equipped with. furnished with. fitted out with. prossessing. armed. rigged. tackled. well-equiped. reinforced. outfit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle giyilen bir cins tören kavuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vucûz», İcâz’dan imef.) (mü. mûceze). Kısa, muhtasar, İcâz yoluyla ifade olunmuş veya yazılmış. Ar. mücmel: MÜcez bir yazı, bir ifade.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [موجز] derli toplu, özlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ezân» dan if.). Namaz vaktini İlân için minare şerefesinde veya başka yerde ezân okumakla görevli adam: Güzel sesli bir müezzin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müezzin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müezzin görevi, ezan verme: Filân câmide müezzinlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «tefviz» den) (mü. müfevveza). Verilmiş: Bu İş sizlere müfevvazdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferz» den İmef.) (mü. müfreze). Toptan ayrılıp bir terafa konmuş, bölünmüş: Konaktan müfrez bir daire; bahçeden müfrez bir arsa; alaydan müfrez bir tabur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parcelled. separated. detached.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ordudan ayrılmış bir kol asker ki, birkaç alaydan mürekkep olur: Trablusgarp müfrezesi; müfreze kumandanı. 2. Pek küçük askert birlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

battalion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. platoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

detachment. battalion. detached party. detail. squad. troop detachment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «hezb» den imef.) (mü. mühezzebe). Düzeltilmiş, yoluna konmuş, terbiye olunmuş: Ahlâk-ı mühezzebe sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezb» den if.) (mü. mühezzibe). Düzelten, yoluna koyan, terbiye eden: Mühezzib-i ahlâk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den imef.) (mü. muhtezene). Biriktirilip hazineye konmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hazn» den if.) (mü. muhtezine). Biriktirip hazineye koyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.A. «kizb» den if.) (mü. mükezzibe). Yalancı çıkaran, birinin yalanını meydana koyan, bir haberin yalan veya birinin yalancı olduğunu gösterip ilân eden, yalanlayan, tekzîb eden: O haberi mükezzib resmî bir ilân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan imef.). 1. İktizâ eden, lâzım gelen, icab eden: Kanunun falanca maddesi muktezasınca. 2. Eskiden kanun veya fermân hükümlerine göre yazılan şerh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mukteziyât şekli galattır). 1. İktizâ eden ve lâzım gelen şeyler, lüzumlu işler: Yolculuğun muktezeyâtını hazırlamak. 2. Neticeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan İf.) (mü. mukteziyye). iktizâ eden, lâzım gelen, icap eden, lâzım, lüzumlu: Bu işin böyle olması muktezîdir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مقتضی] gereken.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüz0m»dan imef.) (mü. mültezeme). İltizâm olunan, lâzım sayılan: Sizin hazır bulunmanız mültezemdlr; bence bu iş mültezemdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüz0m»dan if.) (mü. mültezime). 1. İltizâm eden, bir şey veya şahsı lâzım sayıp taraftarlık gösteren. 2. Tahsildar (c. mültezimin). Eskiden götürü olarak bir yerin vergisini üzerine alan: Aşâr mültezimi; maden kömürünün, filân gölün balık avının mültezimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaseholder. obligant. supplier. furnisher. tenant of the demesne.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Götürü vergi alma işi: Mültezimlik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «meze» den if.) (mü. mümtezice). 1. Karıştırılmış. 2. Biribirine tamamiyle uygun olan, hiç münasebetsizlik görülmeyen: Bu resmin renkleri mümtezietir. 3. Tamamiyle kapayan, aralık bırakmayan, imtizaçtı, uygun: Bu çerçeveler, bu kapı mümtezic değildir. 4. Herkesle iyi geçinen, arkadaşlarıyla uyuşabilen: Mümtezic adamdır (son iki mânâda «imtizaçlı» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezb» den İmef.) (mü. müncezibe). Kendine çeken: Gezegenler güneşe münceziptir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nezâhat» ten imef.) münezzehe). Bir şeye muhtaç olmayan, arınmış, temiz: Cenâb-ı Hak mekândan münezzehtir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezimet» ten if.) (mü. münhezime). Hezimete uğramış, bozulmuş, bozgunluk vermiş, mağlûp: İki devletten biri elbette münhezim olacaktır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hezimete uğrayarak, yenilerek, bozularak, bozgunluk vererek: Düşman askeri münhezimen kaçtı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mübtezel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgar. common. ordinary. cheap and plentiful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rıZk» dan İf.) («tâife-i mürtezıka» dan kısaltılmış). Vaktiyle ulûfe alanlara verilen isimdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zlyâdet» ten imef.) (mü. müstezâde). 1. Artmış, fazlalaşmış, ziyadeleşmiş. 2. (edebiyat) Her mısraına onunla kafiyeli kısa bir mısrâ eklenen şiir.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.İstizanı eden, büyük gören, büyük tutan, cömert. 2.Kibirli, gururlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «câz» den if.) (mü. mütecezziye). Parçalara bölünebilen, perçalanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ezâ» dan if.) (mü. müteezziye). Eziyet içinde bulunan, eziyet çeken, incinen, sıkılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hezz» den if.) (mü. mütehezzize). Titreyen, zangırdayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lezzet» ten if.) (mü. mütelezzize). Bir şeyin tadını duyan, lezzet alan, hoşlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezh ve nüzhet» den if.) (mütenezzihe). 1. Gezip eğlenen. 2. Münezzeh, arınmış, temiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» dan if.) (mü. mütenezzile). Tenezzül eden, alçalen, kendi hâl ve şanına yakışmayacak bir işi yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEZADD) (i. A. «zıdd» dan if.) (mü. mütezâdde). Birbirine zıd olan, biribirinin aksi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zihâm» dan if.) (mü. mütezâhime). Birbirini iterek ve birbiri üstüne çıkarak biriken, kalabalık ve izdihamla toplanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâde» den if.) (mü. mutezâide). Artan, çoğalan: Serveti günden güne mütezâyid oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kesreli «zı’f» dan if.) (mü. mutezâıfa). İki veya birkaç kat olan, kat kat arten («muzâaf» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zebzebe» den if.) (mü. mütezebzibe). Kararsız, tereddüt içinde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zillet» ten if.) (mü. mütezellile). Alçaklanan, tenezzül eden, zillete katlanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zelzele» den if.) (mü. mütezelzile). Sarsılan, oynayan, sallanan, sabit olmayan, zıngıldayan, zelzeleye tutulmuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» ten if.) (mü. mütezevvice). Evli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zâd» dan if.) (mü. mütezevvide). Yol için azığını tedarik etmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «azl» den if.) (mü. mûtezile). Cemaatten ayrılıp bir tarafa çekilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (cemâat-i mûtezile’den kısaltılmış). Ehl-i Sünnet’ten ayrılan eski bir İslâm mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «özr» den if.). (mü. mûtezire). Özür dileyen, Osm. İtizâr eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜVEZZİ) (i. A. «vez’» dan if.). 1. Dağıtan, tevzî eden. 2. Posta mektuplarını ve gazeteleri dağıtan posta memuru. 3. Sokaklarda gazete satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

distributor. postman. person who delivers newspapers. paperboy. newspaper seller. distributer. newsboy. letter carrier. mailman. deliveryman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبارزه] uğraşı, mücadele. 2.savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

mücadele etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مبتذل] ele ayağa düşmüş. 2.orta malı. 3.çok bulunan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مجهز] donanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفرزه] askerî birlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مهتز] titrek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منهزم] bozguna uğramış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bozguna uğramak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متأذی] eziyet çekmiş, eza görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

acı çektirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزاید] artan, çoğalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزلزل] sarsılan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.sarsılmak. 2.bozulmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâyık olmayan: Nâsezâ söz, hareket.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleyen, inildeyen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

sonuçlanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NEZ’) (i. A.) 1. Çekip koparma, kaldırma: O hakkı benden nez’ edemezsiniz. 2. Can çekişme: Hâlet-i nez’dedir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نزع] can çekişme. 2.sökme, koparma, zorla alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Temizlik: Nezâfete çok dikkat etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظافت] temizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Temizlik, paklık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), mec. Temizlik, nezihlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Temizlik, paklık. İncelik, rikkat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nazîre). Nazîreler, benzetmeler, (bk.) Nazîre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. nâzük sıfatından Ar. kaide ile yapılmıştır). 1. Naziklik: Bedeninin nezâketi. 2. Zariflik, zarafet; kabalık zıddi: Nezâketle söylemeli. 3. Terbiye, edeb. 4. Ehemmiyet, dikkat ve itinaya muhtaç ve lâyık olma: Bu meselenin nezâketi vardır, oranın nezâketi malûm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicacy. courtesy. politeness. gentleness. kindness. kindliness. grace. affability. civility. comity. complaisance. daintiness. decency. decorum. gallantry. gracefulness. graciousness. keenness. mildness. polish. suavity. sweetness. urbaneness. urba.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civility. courtesy. kindness. delicacy. politeness. decency. chivalry. civility res.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courtesy. delicacy. tact. politeness. considerateness. attention. comity. decency. grace. mannerliness. urbanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Osmanlıca>A.) [ نزاکت] incelik. 2.hassaslık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Naziklik. 2.Zariflik, incelik. 3.Terbiye. 4.Ehemmiyet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of politeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nazikliği ve zarafeti olan (eski yazı dilinde kadınlar ve kızlar hakkında kullanılan unvandı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

höflich. verbindlich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nazik olmayan, kaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. indelicate. disrespectful. discourteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. inconsiderate. brutal. discourteous. disobliging. indelicate. inurbane. tactless. ungracious. unpleasant. vinegary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoliteness. inconsiderateness. discourtesy. incivility. uncivility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan). 1. Bakma, bakış, etrafı görme, seyir: Bu evin, bu tepenin güzel nezâreti vardır. Bir tahta perde çekip evin nezâretini kesti. 2. Gözetme, teftiş, yoklama, muayene: İşçilere nezâret edecek bir mühendis lâzım. 3. İdare, başkanlık: Bu işe kim nezâret ediyor, bu iş onun nezâretindedir. 4. Bakanlık: Dâhiliye, hâriciye, mâliye, maârif nezâreti. 5. Eskiden bakanlık sayılmayan büyük devlet teşkilâtından bazıları: Hazîne-i hâssa nezâreti, reji nezâreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. supervision. arrest in quarters. prospect. view. ministry bakanlık. surveillance gözaltı. gözetim. inspection denetim. kontrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. supervision. surveillance. superintendence. overseeing. ministry. state department. portfolio. control. oversight. overlooking. office. outlet. auspices. charge. custody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نظارت] nazırlık. 2.gözetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yan, yakın, yer: Filanın nezdindedir; nezd-i Alîlerinde; filân devlet nezdindeki sefir. 2. Göre, nazarında, fikrince: Bilgiler nezdinde o mesele halledilmiştir; benim nezdimde malûmdur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ نزد] yan, yanı. 2.kat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yakın, beri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Kan gitme, kanama. Nezfü’l-enf = Burun kanaması. Nezf-i dimâğî = Beyin kanaması, Fr. hémorragie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nezfiyye) (tıp). Kanamaya ve kan gitmesine ait.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzhet» ten smüş.) (mü. nezihe). Temiz (daha çok mecâzen kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaste.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

upright. moral. pure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نزیه] temiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temiz, pak.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nezih).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Temizlik, saflık, incelikle ilgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezr» den smüş.). Toplumu doğru yola hazırlayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Birini doğru yola (Sırat-ı Müstakim’e) yöneltmek için Allah’ın azabıyla gözdağı vererek korkutmak. 2.(Fıkıh’ta) Adak, dilek, tahsis. 3.Kendisini Allah yoluna adayan kişi. Kur’an’da 40’tan fazla yerde geçmektedir. Hz.Peygamberin isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Nezir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nevazil). 1. Burnun akmasını mucib olan hastalık. 2. (tıp) Vücudun herhangi organından cerahat veya diğer bir maddenin akması.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Burun içindeki ince zarın, üst solunum yollarının virütik iltihaplanmasıdır. Nezle bulaşıcıdır. Hastada burun akıntısı, hapşırma, boğaz ağrısı, baş ağrısı, öksürük bazen de ateş görülür. 1-15 gün devam eder. İyi tedavi edilmezse müzminleşir. Tedavinin ilk şartı istirahat etmek ve kalabalık yerlerden uzak kalmaktır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 1 kahve kaşığı nane konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülüp içilir. Aynı işlem sabah akşam tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold. the snuffles. common cold. catarrh. the sniffles. coryza.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catarrh. cold. common cold. catarrh ingin. dumağı. head cold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cold. common cold. catarrh. sniffles.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nezliyye) (tıp). Nezleye ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نذر] adak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

adamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «nizâm» dan imüb.). Nizam veren, düzene koyan. NISFET (bk.) Nasfet. NISIF (NISF) (i. A.) (tes. nısfeyn). Yarım, yarı, buçuk, fars. nîm: Nısfını alıp nısfını bıraktı. Nısıf kutur = Yarı çap. Nısıf küre = Yarı küre. Nısfü’l-leyl = Gece yarısı. Nısfü›n-nehâr = Gündüzün ortası.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Nizam veren düzenleyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ism-i cem’). Seyirciler, seyredenler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) ayırılmak, çekip atılmak, sökülmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ayırmak, çekip atmak, sökmek, koparmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ebedi hayata erişmiş: Ölmez, bir Cenâb-ı Hak vardır. 2. mec. Çok dayanır, dayanıklı, metin, sağlam: Bu kumaştan ölmez giyecek yapılır. Ölmezoğlu = Metin, sağlam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amaranthine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undying. immortal. everlasting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immortal. undying. eternal. tough. lasting. resistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to immortalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Daima hayatta olmak, ölümsüzlük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital punishment. dead penalty. death penalty. penalty / punishment of death. ultimate penalty. capital sentence. extreme penalty of law. death penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sixth sense. premonition. precognition. presentiment. foresight. forethought. vision. foreboding. hunch. a hunch. intuition. presage. prescience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreboding. hunch. intuition. premonition. presentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

premonition. presentiment. foreknowledge. foresight. hunch. presage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prescient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prescient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. ontogénèse

biy. birey oluş

Yumurtanın döllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdiği gelişim evrelerinin bütünü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ünlem) Dinle! (mahkemede mübaşir tarafından halkı susturmakiçin çoğunlukla üç kere barylarak söylenen kelime).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inestimable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invaluable. priceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inestimable. invaluable. above price. beyond price. without price. priceless. unpriced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amercement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fine. administrative fine. pecuniary offence. pecuniary punishment. penalty. criminal penalty. amend. money bote / penalty. amende. atonement money. money bote. money penalty. forfeit money. mulct. pecuniary penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Cümle içinde geçen bir sözü metin dışı tutmak için o sözün başına ve sonuna getirilen eğri işaret. Köşeli parantez = Köşeleri kırık düz parantez. Parantez açmak = Söz veya yazı içine asıl konu ile ilgisi az olan bir kısım sıkıştırmak

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parenthesis. parentheses. brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. bracket ayraç. paranthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracket. parenthesis. round brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Döllenmemiş yumurtalarla üreme. Bazı böceklerde görülür.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. parthénogenése

biy. döllenmesiz üreme

Döllenmemiş yumurtanın gelişmesiyle oluşan üreme biçimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaynatılıp koyulaşmış ve fazlaca tatlanmış şıra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grape molasses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a thick syrup made by boiling down grape juice. grape molasses. must. pectin. pectic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

isim Üzüm şırasını kestirmek için kullanılan, kil ile karışık kireçli toprak, marn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı pamuk ve bürümcük bir nevi ince gömleklik bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yolsuz kadın-erkek münasebetlerine aracılık eden kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pimp. procurer. pander. go-between. fancy man. bawd. ponce. souteneur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pander. pimp. procurer. bastard. son of a bitch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procurer. pimp. scoundrel. fancy man. whoremonger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pandering. procuration. procuring. panderism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «pezîreften» fiilinden imas. olup birleşik kelime teşkiline girer). 1. Kabûl eden, alan, bulan. 2. Kabûl edebilir, Ar. müstaid. Islah-pezîr = Islahı mümkün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kabûl eden, kaabil. Pezîrây-i hitâm olmak Son bulmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) basınç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. pizoelektrik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. basıölçer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., Fr. kıskaç gözlük, kelebek gözlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [پيره زن] yaşlı kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Polonyalı, Leh.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. présentation

tanıtma

Tanıtmak işi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. présenté

tanıtılmış

Tanınması sağlanmış.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. préservatif

kaput

Cinsel ilişkilerle geçebilecek hastalıklardan korunmak veya kadının gebe kalmasını önlemek için erkeklerin kullandığı ince, saydam bir çeşit kılıf.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preservative. condom. rubber. sheath. french letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condom. rubber. sheath. prophylactic kaput.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condom. french letter. rubber. sheath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. prothèse

1. tıp takma, 2. db. ön ses türemesi

1. Eksik bir organın yerini tutmak, bir organın sakatlığını örtmek amacıyla yapılan (organ veya parça). 2. Aslında kelimede bulunmayan bir ünlü veya ünsüzün ön seste belirmesi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis. prothesis. replacement. plate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

denture. prosthesis. artificial substitute for a missing part. dental prosthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Başı büyücek pul biçiminde ince ve kısa çivi, raptiye.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. punaise

raptiye

Düz, geniş başlı, kısa bir çivi görünüşünde, kâğıt veya karton vb. şeyleri bir yere tutturmak için kullanılan araç.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. şiddetli soğukta çabuk dondurmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Arûz’da bir vezin: Bahr-i Recez.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., Fr. buluşma, buluşma yeri, randevu; f. sözleşip buluşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Üzüm ağacı, asma, bağ kütüğü, mec. Duhter-i rez = (Asma kızı): Şarap, içki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رز] asma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rizâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rezîle). Rezâletler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رذائل] rezaletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Alçaklık: Ben, o rezâleti kabûl etmem. 2. Utanacak ve gülünecek iş, ayıp, maskaralık: Pek rezâlet oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotten. ridiculous. fucked up. scandal. disgrace. ignominy. indignity. infamousness. obloquy. opprobrium. outrage. outrageousness. scene. shambles. villainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignominy. infamy. mockery. scandal. scene. disgrace. outrage. infamies. dreadful. awful. lousy. grotty. scandalous. behavior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgrace. outrage. scandal. crying shame. cracker. degradation. ignominy. infamy. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رذالت] rezillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağırbaşlı, vakarlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ağırbaşlı, gururlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağırbaşlılık, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. rezîe). Belâlar, musibetler, felâketler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kapı kanatlarını kaldıran demir çengel ki, menteşe yerini tutar. 2. Kapıyı kapalı tutmaya mahsus demirden sade zenberek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pintle hinge. hook-and-eye hinge. gate hinge. hasp. spring latch. thumb latch. thumb lock. fine sawdust.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). (kapıyı) Reze ile kapamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «râziyâne» den). Dereotune benzer bitki. Su rezenesi = Subaldıranı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fennel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reserve. free capital. moneyed capital. reserves.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. réservation

ayırtma

Otel, gazino, lokanta vb. yerlerle uçak, tren, otobüs gibi taşıtlarda yer ayırma işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservation. booking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booking. reservation. reservation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

booking. reservation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir. flush tank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reservoir. flush box. flush tank of a toilet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résidence

saray konut

Kendine ait güvenliği bulunan, içinde yaşayanlara özel hizmetler sunulan, her türlü ihtiyacın karşılandığı özel konut.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

residence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(REZİL) (i. A. «rezâlet» ten smüş.) (m. rezîle) (c. erzâl). 1. Alçak. 2. Gülünecek ve ayıplanacak, maskara: Rezil adam. 3. Aşağı, bayağı: Rezil bir iş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vile. contemptible. disreputable. shameful. dirty. low down. low-down. abject. dishonorable. dishonourable. flagitious. flagrant. groveling. grovelling. ignoble. ignominious. infamous. outrageous. raffish. scandalous. shitty. stinking. villainous. sc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abominable. appalling. atrocious. awful. beastly. chronic. dissolute. dreadful. grotty. horrible. ignoble. infamous. lousy. low. monstrous. putrid. rotten. scandalous. shabby. terrible. tough. unsavoury. vile. wretched. disgraceful. shocking. shameful. de

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgraceful. scandalous. shocking. outrageous. awful. blackguard. contemptible. dishonourable. disreputable. egregious. infamous. low. offending. squalid. vile. villainous. yucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unmitigated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçaklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamy. infamousness. disgrace. baseness. ignominy. outrageousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disreputableness. infamy. disgracefulness. disgrace. scandal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgracefulness. scandalousness. disgrace. scandal. outrage. opprobrium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «rezânet» ten smüş) (mü. rezîne). Ağır, oturaklı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résistance

fiz. direnç

1. Bir nesnenin elektrik akımına karşı dayanma özelliği. 2. Bir çevrime istenilen değerde ek direnç katmak için kullanılan düzen.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistance. resistor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistor. resistance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resistance. resistor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kavga, cenk, savaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Savaş meydanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Savaşa alt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. fizik). Titreşim.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. résonance

fiz. titreşim

Küçük ve hızlı salınım.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resonance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resonance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «rızk» dan). Rızk veren. mec. Allah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رزاق] rızıklandıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah’ın isimlerinden. “Abd” takısı alarak kullanılır, (bkz.Abdürrezzak).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ağırbaşlı, ağır, onurlu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yükselen ruh, yüksek ruh.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [روز جزا] kıyamet günü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «şâ’bede» şekli galattır). El çabukluğu ile yapılan hüner, hokkabazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. Şâbeze = Hokkabazlık, F. Bâhten = Oynamak). El çabukluğu ile hünerler gösteren, hokkabaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health centre / center.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Ot veya bitki tozlarının neden olduğu bir çeşit alerjik hastalıktır. Tıp dilinde pollenosis veya alerjik rinit denir. Daha ziyade, çiçeklerin açtığı aylarda görülür. Hastada şiddetli aksırmalar, burun tıkanıklığı, gözlerde kızarma ve sulanma, fazla miktarda berrak burun akıntısı ve öksürük görülür. Tedavinin ilk şartı, çiçeklerin açtığı sıcak ve rüzgarlı günlerde kırlara gitmemek ve güneş gözlüğü kullanmaktır. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meşe ağacı kabuğu, su.

Hazırlanışı : Dört bardak suya 1 tatlı kaşığı ufalanmış meşe ağacı kabuğu konur. Kaynatıldıktan sonra temiz ve ince bir tülbentten süzülür. Buruna çekilerek sümkürülür.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hay fever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hay- fever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lint. tourniquet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gölgelik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şehrazat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

town centre. city center. centre of the town. city centre. centre center of the town.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y, Fr.). Unsur veya parçaların bir araya getirilerek bir bütün meydana getirilmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis. synthesis bireşim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

synthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâyık, münasip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kokulu şeylerin kokusu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سزا] layık, yaraşır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Münasip, uygun, yaraşır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kokulu şeylerin kokusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Lâyık, münasip, uygun, yaraşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerlilik, lâyıklık, lâyık ve münasip olma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Uygun yaraşan, münasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Bir tarîkat.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sezgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sezgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Doğmayan çocuğu almak üzere ana karnını yararak yapılan ameliyat (ünlü Sezar böyle doğduğu için bu ad verilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caesarean. cesarean. cesarian. caesarean section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Münasip uygun, yaraşır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سزاوار] layık, yaraşır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sezan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Sezal). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Dolayısiyle anlatmak, hissettirmek: Hırsızlar sezdirmeden kasadan parayı almışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause sb to sense or perceive sth. to get sth across to sb indirectly. to make sth evident to sb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Çabuk sezen, duyarlı, hassas. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Duyan, hisseden, anlayan, sezgili. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Duyar, hisseder, anlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. şezre). (bk.) Şezre.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İşlenmeden maddenin içinde toplanan altın parçaları. Süs olarak kullanılan inci ve altın taneleri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Sezen, hisseden, duyan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolayısiyle anlama, sezme, seziş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling. intuition. perception. discernment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intuition. acumen. feeling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Sezme kabiliyeti, seziş. 2.Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama, tahaddüs. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe) (uyd. k.). Sezgiyi üstün tutan felsefe.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Sezgin). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intuitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intuitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foreboding. scent. intuition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dolayısiyle anlaşılmak, hissolunmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be understood intuitively. to be sensed. to be perceived. register.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sezgin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sense. to feel. to understand intuitively. anticipate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Anlayıp ses çıkarmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sezme, his, duygu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foresight. inkling. perception.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acumen. inkling. perception. sensation. sentiment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Uzun, üzerine uzanılabilecek şekilde yapılmış iskemle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deck-chair. settee. chaise longue. lounge chair. lounge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaise-longue. deckchair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chaise longue. day bed. deck chair. easy chair. lounge. lounge chair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dolayısiyle anlama, his, seziş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dolayısiyle anlamak, hafif surette hissetmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be sensible of. taste blood. intuit. perceive. discern. feel. guess. sense. smell. sniff. have a scent for smth. antedate. anticipate. detect. divine. rumble. scent. see.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feel. scent. sense. smell. to sense. to perceive. to feel. to foresee. to discern. to scent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to understand sth intuitively. to sense. to feel. to perceive. to discern. detect. find. rumble. scent. smell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sezen, anlayan kimse.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. saison

mevsim

1. Yılın, güneşten ısı, ışık alma süresi ve dolayısıyla iklim şartları bakımından farklılık gösteren dört bölümünden her biri. 2. Herhangi bir şeyin etkinlik dönemi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

season.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seasonal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. şüzûr, şezerât). 1Madenin içinden toplanılan altın parçaları. 2. Süs için takılan inci ve altın taneleri (bu mânâ ile ikinci cem’i kullanılır).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - İşlenmemiş ham altın. Süs için asılan inci ve altın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Mantar ağacı, tıpalık mantarı veren meşe çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L. kimya). Cs senbolüyle gösterilen bir eleman.

Türkçe Sözlük by

ELEMENTLER

Simgesi: Cs

Atom Numarası: 55

Kütle Numarası: 132,91

Yoğunluk: 1,873 g/cm3

Erime Sıcaklığı: 28,44 °C

Kaynama Sıcaklığı: 671 °C

Oda sıcaklığında sıvı olarak bulunur. Suyla çok etkin biçimde tepkimeye girer.

Fotoelektrik hücrelerde ve atom saatlerinde kullanılır.


ELEMENTLER by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شبه جزیره] yarımada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Tabiî demir karbonatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şifâ = iyileşme, Fars. pezîreften = kabûl etmek). İyilik kabûl eder, iyileşebilir, geçebilir, tedavisi kabil, zıddı: şlfâ-ni-pezîr: Osm. gayr-i kaabili şifa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شفاناپذیر] iyileşmez, onulmaz, şifa bulmaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Duyum ikiliği.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. synésthésie

ruh b. duyum ikiliği

Bir duyunun başka nitelikte bir duyum uyandırması, bir sesin aynı zamanda bir renk duygusu vermesi.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سينه زن] göğsünü döven.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. aksırmak; hapşırmak; i. aksırma. sneeze at hakir görmek, küçümsemek. not to be sneezed at k.dili. işe yarar, yabana atılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sönmez alp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Işığı hiç sönmeyen ay.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. sıkmak, ezmek; sıkıştırıp tıkmak; kısmak; sıkıştırıp sızdırmak (para); sıkıştırmak; yaş kağıtla kalıbını çıkarmak; i. sıkma, sıkıştırma; yaş kâğıtla çıkarılan kalıp. in a squeeze zor durumda. squeeze bottle sıkıştırılınca içindekiler boşalan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watertight. waterproof. impervious. impermedable. impermeable to water. weathertight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indisputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute. incontestable. indisputable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Süveyş. Suez Canal Süveyş Kanalı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bunlar, dijital fotoğrafçılıkta kullanılan farklı Otomatik Odaklama yöntemleridir. Sürekli AF, deklanşör düğmesi kullanıldığından doğru odaklama sağlar. Normal olarak deklanşör düğmesine yarım basılması, görüntü odağını ‘kilitler’. Sürekli AF modunda, doğru odaklama elde edilene kadar odaklamaya devam eder. Çok Noktalı AF, çekim alanı kameranın merkezinde olmasa dahi mükemmel olarak odaklanırken, odak kilidi yapmanız gerekmez ve daha yaratıcı olabilirsiniz. Merkez Ağırlıklı AF, odaklama için görüntünün merkezini kullanır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. sûret = şekil, F. pezîreften = kabul etmek). Şekil ve sûret alan, hâsıl olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوره زار] çorak arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکوفه زار] çiçeği çok olan yer, çiçek bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. coğrafya). Toprak altı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Fr. T.) (musiki). Çifte diyez.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [طعنه] ayıplayan, kınayan, kötüleyen, suçlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tecezzüv.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تجزی] bölünme, parçalanma, ayrışma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cüz’» den masdar) («tecezzi» galattır). Cüz’lere, parçalara bölünme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A «ezâ»dan). İncinme, kırılma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hafifçe titreme, Osm. lerzân olma, Fars. lerze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (metapsişik). Dokunmadan uzaktaki eşyanın hareket etmesi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. télékinésie

ruh b. uza devim

Fiziksel etkili medyumların gerçekleştirdiği öne sürülen olaylardan biri olan, nesnelerin dokunulmaksızın hareket edişi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lüzûcet» ten). Lüzûcetli ve yapışkan olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «lezzet» ten) (c. telezzüzât). Lezzet duyma, hazzetme, zevkle gitme: Kaba şakalardan ancak terbiyesiz adamlar telezzüz eder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yırtılma, açılma, paralanma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzhet» ten). Eğlenmek için gezip dolaşma, teferrüç: Tenezzüh için seyahat ediyor, bir tenezzüh vapuru vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion gezinti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plesure outing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nüzûl» dan masdar). 1. İnme, aşağılama, gerileme, zıddı: terakki. 2. Gönül alçaklığı, kibirsizlik, kendini olduğundan aşağı tutma: O, bizimle konuşmaya tenezzül etmiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

condescension.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deigning. condescension. lowering oneself. falling. decrease. condescesion. stoop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scorn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gönül alçaklığı ile, kibirsizlikle: Lutuf ve tenezzül ederek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنزه] gezinti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

gezinti yapmak, gezinmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تنزل] alçalma. 2.alçakgönüllülük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنزلا] alçakgönüllülükle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tesellî, Fars. pezîreften = kabûl etmek). Teselli kabûl eden, teselli edilebilen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [توزع] dağılım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cousin (child of a maternal aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fars «tîz»den). t. Hızlı, acele, çabuk. Tez elden = Acele ile. Eline tez = Hamarat, eli çabuk. Tez canlı = Sabırsız. (bk.) Tİz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. prompt. nimble. hasty. expeditious. quickly. promptly. thesis. discourse. disquisition. dissertation. treatise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

argument. crisp. prompt. quick. swift. treatise. thesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quick. thesis. idea. view. piece of written research. speedy. quickly. speedily. dissertation. fast. hasty. as quick as lightning. nimble. rapid. treatise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impetuous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sb who dislikes delay. peppery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضاد] zıtlık, çelişki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan). Çokluk ve kalabalıkla toplanma, yığılma, kalabalıkla bîrinin etrafını alma, Ar. izdiham

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan), t. Birbirine karşı görünme, ortaya çıkma: İki devletin donanmaları tezahür etti; hastalığın belirtileri tezahür etti. 2. Birbirine arka verme, yardımlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. appearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. sign. appearing. becoming visible. becoming manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer. ovations. cheers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yell. public demonstration. ovation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestations. signs. demonstration (to protest sth. ovation. cheering. applause. booing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تظاهر] ortaya çıkma, belirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ortaya çıkmak, belirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تظاهرات] ortaya çıkışlar, oluşlar. 2.destekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tezkire). Tezkereler. (bk.) Tezkere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zahmetle yutma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk ol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk, hızlı yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. contradiction. incompatibility. extreme. interference. setoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis. contrast. mutual opposition. contradiction. incompatibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppositeness. contradiction. contrariety. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıdd»dan). t. Birbirine zıt olma, birbirinin aksine olma, aykırılık: Aralarında tezad vardır. 2. (edebiyat) Cümlede veya mısrâda birbirine zıt iki mânâyı bir araya getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki kat olma: Beş on sene zarfında sermayesi tezâuf etti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Tezal). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çoğalma, artma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزاید] artma, çoğalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

artmak, çoğalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zebzebe» den). Kararsızlık, tereddüt, intizamsızlık, karışıklık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühd»den). Kendini dine verme, zâhid olma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zühre»den). Çiçeklenme.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Çiçeklenme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. inek tersi: Tezekle sıvanmış duvar: Tezek tütsüsü. 2. Odunu kıt yerlerde yakacak olarak kullanılmak için kurutulmuş samanla karışık fışkı kalıbı. 3. Büyük parça şeklinde sapan veya belden çıkmış toprak: Tarlanın tezeklerini kırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turd.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cowpat. dried dung. dried dung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dried cow dung (used as fuel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Temizlenme, temize çıkma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr.den) (c. tezekkürât). 1. Hatıra, akla getirme: Geçmişi tezekkür etti. 2. Birkaç kişi toplanıp bir iş için konuşma, görüşme, müzakere: Bu işi tezekkür ettiler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذکر] ele alınma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. inek tersiyle sıvanmış, tezeğe bulanmış: Tezekli duvar. 2. mec. Sert: Tezekli hava.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Çabuk iş gören, becerikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zillet» ten) (c. tezellüât). Kendini hor ve hakir gösterme, zillete katlanma, tenezzül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zelzele» den). Sallanma, sarsılma, deprem (uyd. k.).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزلزل] sarsılma, sarsıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk hızlı, çevik kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk ulaşan, erişen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [تذرو] sülün.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» den). Evlenme, nikâhla karı alma, zevce edinme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزوج] evllilik, evlenme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeyn»den) (c. tezyînât). Süslenme, zînetlenme: Ortalık çiçeklerle tezeyyün etmişti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Fars. «dest-gâh» dan; dest = el, gâh = yer). 1. Dokumacıların bez vesaire dokudukları Alet. 2. Dükkânlarda satıcının önündeki uzun masa. 3. Kahveci ve meyhaneci gibi esnafın büyük masaları, büfe. 4. Karada yapılan gemilerin oturtulmasına mahsus keresteden tertibat: Alman tezgâhlarına sipariş olunan gemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bench. collusion. conspiracy. counter. cradle. stall. stand. workbench. loom. shipbuilding yard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ladentisch. theke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Over The Counter Markets)

Organize bir borsa dışında yapılan işlemleri kapsayan gevşek ve gayriresmi nitelikteki borsa dışı piyasalardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir tezgâhta çalışan. 2. Ağaçtan tezgâh, kuyu çıkrığı, dolap vesaire gibi şeyler yapan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dokunacak bez vesaireyi tezgâha koymak. 2. mec. Hazırlamak, hazırlığa girişmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir gazino ve meyhane vesairede tezgâhı idare eden usta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk. salesclerk. one who serves at a counter. salesman. shop assistant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clerk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تذهيب] süsleme. 2.yaldızlama. 3.altın sürme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zeheb.den). Altın varak sürme, yaldızlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. gilding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illumination. ornamenting sth with gilted and painted designs. gilding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kitapları yaldızlamakla meşgul olan adam, Ar. müzehhib.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kanı kaynayan, heyecanlı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Anma, akla getirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذکار] anma hatırlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorandum. note. official certificate. licence. discharge papers. short note. official certificate or receipt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

note. message. official communication. official message. permit. license. certificate. discharge certificate. letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den) (c. tezâkir). 1. Hatırlamaya vesile olan kâğıt, pusula, varaka. 2. Bir şehrin içinde bulunan daireler arasında alınıp verilen yazışmalar: Tezkere yazmak. 3. Nüfusa, esnaf vesaireye verilen resmî kâğıt: Nüfus tezkeresi, esnaf tezkeresi. Esnaf tezkeresi = Satış izin kâğıdı. Mürûr tezkeresi = Pasaport. Gümrük tezkeresi = Bir malın gümrük resmi verildiğini belirten pusula. 4. Bir ilim ve fenne dair kısa bilgileri havi risale, ajanda. 5. Bazı meşhurların kısa biyografisini ve bazı hususiyetlerini havi kitap: Tezkiretü’ş-şuarâ, tezkiretü’l-evliyâ vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zikr» den). 1. Akla getirme. 2. Bir kelimeyi müzekker kullanma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذکير] hatırlatma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatılmak, dile getirilmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

hatırlatmak, dile getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tezkîr). Tezkirler. (bk.) Tezkir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tezkere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «zekâ» dan). 1. Pâk ve temiz etme. 2. Birinin hâllerini, kendisini tanıyanlardan tahkik ile iyi hâl sahibi olduğunu meydana çıkarma. Meyyiti tezkiye etmek = Ölüyü kefenledikten sonra cenâzede hazır bulunan cemaate ahvalini sormak. 3. Malın zekâtını verme. 4. (hukuk) Tezkiye-i şuhûd = Bir dâvâda şahitlerin Adil olup olmedıklarını mahkemenin tahkik etmesi. Tezkiyesi bozuk = İyi hâline kimsenin şahitlik etmeyeceği surette kötü hâl sahibi. Tezkiyesini düzeltmek = HAlini iyileştirmek, düzeltmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Acele etmek, sabırsızlıkla hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Keskinlik. 2. Çabukluk, sürat. 3. Sabırsızlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zillet» ten). Tahkir etme, horlama, zelil etme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تذليل] aşağılama, zelil etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Duyarlı, reaksiyon(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevç» den) (bir erkek veya kızı) Evlendirme: Filânı tezvîc ediyorlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزویج] evlendirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

evlendirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزویر] arabozuculuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zevr»den) (c. tezvîrât). 1. Sahtelendirme, yalan karıştırma. 2. Dolandırma, hiyie ve desise kullanma.

Türkçe Sözlük by