Ez-dil ü Can ne demek? | Ez-dil ü Can anlamı nedir? | Ez-dil ü Can

Ez-dil ü Can anlamı nedir?

Ez-dil ü Can ne demek?

Ez-dil ü Can anlamı nedir?

Ez-dil ü Can | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: ez dil can

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can ve gönülden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah’ın kulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Afrika’da ve Akdeniz bölgesinde yetişen bir ağacın yağlı ve tatlımsı meyvesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Bütün mahlukların rızkını veren Allah’ın kulu. - Rezzak, Allah’ın isimlerindendir. “Abd” takısı almadan kullanılmaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) 1. Açmak işini yapan 2. (i. anatomi). Mafsallar arasındaki açıları genişletmeye yarayan kaslar, basıta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

that opens extensor. tensor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Gül).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kenger otu, ayı yoncası,(bot), Acanthus;(mim). sütun başlıklarında kullanılan akantos yaprağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Acizler, (bk.) Aciz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عجزه] düşkünler, âcizler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be considered. to be deemed. to be regarded as.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. adîle) («adi» den). Müsavi, eşit, benzer, eş, akran. Nazîr ve adîli yoktur, bî-adîl = Emsalsiz, benzersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Adile) («adi» den if.). Adalet sahibi, adalet icra eden, hak dağıtan: Adil Amir, Adil hükümet. Şâhid-i Adil == Adalet üzere, doğru söyleyen şahit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clean. fair. impartial. just. righteous. scrupulous. equitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

just. equitable. fair. impartial. kosher. on the level. right. righteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عادل] adaletli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدیل] eşit, denk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Doğruluk gösteren. Doğru. 2.Eşit, eş, müsavi. 3.Adaletli davranan. Kur’anî bir isimdir. Allah’ın emirlerini hakkıyla uygulayan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2.cisi Ömer b. el-Hattab’ın meşhur lakabı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray’ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-mah savaşını kazanan İranlılarca tutsak edildi ve Kazvin’de öldü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Adalet sahibi bir adama yakışır surette: Adilâne hüküm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

justly. with justice / equity. fairly. impartially. equitably.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عدلانه] adilce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Doğruluk gösteren. 2.Doğru- Her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3.Adile Sultan; Osmanlı döneminde Bağdat’ta valilik yapan Süleyman Paşa’nın hanımı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vulgarize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - Adil yönetici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bayağılık, aşağılık: Onun Adîliği kıyafetinden bellidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

commonness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turpitude. commonness. inferior quality. vulgarity. baseness. dirty trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inferiority. commonness. meanness. baseness. pettiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) («Afet-i cân» den galat). Pek yaramaz ve tek durmaz (çocuk).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

naughty. mischievous. rascal. impish. puckish. pickle. urchin. little perisher. little monster. imp. guttersnipe. scamp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monkey. urchin. unruly. mischievous. naughty. imp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unlicked cub. impish. prankster. rogue. unruly. wicked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief. prank.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفت جان] can belası. 2.güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be forgiven. to be pardoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be granted a pardon. to receive pardon. pardoned to be. receive a pardon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

center of gravity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهن دل] acımasız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنين دل] katı yürekli. 2.yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهودل] ödlek, korkak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Temiz, dürüst kimse

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conclusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kindred languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Akan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i) (Erkek İsmi) - Ali ve can isimlerinin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. - (bkz.Ali ve Can).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

registered post / mail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Amerika kıtalarına mensup; Amerika Birleşik Devletlerine ait;(i). Amerika kıtalarının yerlisi; Amerika Birleşik Devletleri tebaasına ait olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Amerikalılara mahsus âdet, kelime veya deyim; Amerika Birleşik Devletlerine bağlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). Amerikalılaştırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbleached and coarse calico.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amnésie

tıp bellek yitimi

1. Büyük sarsıntı, humma yüzünden belleğin bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalığı. 2. Belleğin kısa bir süre durup işlememesi


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

native / original language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. native tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vernacular. primitive language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mother tongue. native language. original language. vernacular language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Acı hissinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analgésie

tıp ağrı yitimi

Sinir bozukluğu, çok ilaç alma, donma vb. sebeplerle acı duyumunun birazının veya tamamının yok olması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. analgésique

tıp ağrı kesici

Ağrı duyusunu ortadan kaldıran, dindiren (ilaç vb.).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

analgesic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Hamsi balığı tuzlaması.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anchois

hamsi ezmesi

Genellikle hamsi, bazen de çaça, sardalya veya tirsi balıklarından yapılan tuzlu ve yağlı ezme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Bir çeşit yanardağ kültesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

andesite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. tıp). Bütün vücutta veya vücudun bir kısmında duyumların az veya çok kaybı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anesthesia. anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia. anesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anaesthesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). ingiliz kilisesine mensup kimse, Anglikan; (s). İngiliz kilisesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i).ecdadı ingiliz ve kendisi Amerikalı olan; (i). Anglo-Amerikan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cenotaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Tufandan evvelki. antediluvian (s).,(i). Tufandan evvelki devre ait; (i). eski kafalı kimse; çok yaşlı adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir sıvının donmasını önleyen alaşım, antifriz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mukabil, karşı tez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incidentally. by the way. between brackets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başvuran kimse, müracaat eden kimse, talip kimse, aday, namzet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) -1.Gönül rahatı. 2.Sevgili, sevilen güzel.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.gönül rahatı. 2.Sevilen güzel. 3.Yer mekan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sırri, gizli, saklı, herkesçe bilinmesi caiz olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sır, muamma; eski simyacıların çözmeye çalıştıkları doğal sırlar; kuvvetli ve niteliği meçhul ilaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sequential. successive. successor. consecutive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Topal aksak adamın yürümesi.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Temiz, doğru kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chummy. companionable. jovial. sociable. social.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who values friendship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Güney Amerika'da bulunan ve zırh gibi kabuğu olan, kertenkele cinsinden iri hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (Fransa’da Artois eyaletinin adından). Toprağı burgu ile delerek açılan kuyu. Artezyen kuyularının suyu yükseklere fışkırır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

artesian well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesini unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlanırdı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer Öbür uca doğru seyahate devam ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13.000 kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Eğer dünyanın merkezinden geçen ve öbür tarafa açılan bir kuyu kazabilseydik ve de bu kuyunun ağzından içeri atlasaydık ne olurdu?

Kesin olan bir şey var ki, dünyanın merkezine ulaştığımızda, erimiş magma içinde eriyip yok olacaktık. Biz yine de magmayı ve hava sürtünmesibi unutup, bu boş kuyuda yapacağımız yolculuk nasıl olurdu, ona bakalım.

Dünyanın merkezine ulaştığımızda ağırlığımız sıfırlandı. İnsanı dünyanın merkezine çeken yer çekimi bu noktada her yönde aynı olduğundan, ağırlığımız sıfır olur, ama ilk hızla merkezi geçer öbür uca doğrun seyahate devame ederdik.

Kuyudan atladığımızda süratimiz gittikçe artar, merkezi geçtikten sonra gittikçe yavaşlamaya başlar, kuyunun öbür ucunda, yani başladığımız noktadan yaklaşık 13 bin kilometre sonra hızımız sıfırlanır, kuyunun kenarına iyi tutunamazsak, gerisin geriye düşer ve bu hareket kuyunun iki ucu arasında sonsuza kadar devam ederdi.

Ama unutmayalım ki, başlangıçta hava sürtünmesini hesaba katmadığımızı söylemiştik. Sürtünme nedeni ile her seferinde merkezden daha az uzaklaşır ve sonunda merkezde hareketsiz kalırdık. Siz, siz olun, her gördüğünüz kuyunun içine atlamayın!


Genel Bilgi by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشپز] aşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, başı dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü perîşan olmuş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آشفته دل] gönlü perişan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ata).

İsimler ve Anlamları by

Genel Bilgi

Hasta olduğumuzda vücudumuzun ısısı genellikle koltuk altına sıkıştırılan bir termometre ile ölçülür. Bu, en hijyenik yoldur. Aynı termometre defalarca kullanılabilir, kişiden kişiye hastalık taşıma riski pek yoktur.

Ciddi durumlarda vücudun iç ısısının çok hassas ölçülmesi gerekebilir. Bu durumda termometrenin yerleştirileceği iki yer vardır. Ağzımızda dilin altı ve rektum. Böyle pek de pratik olmayan yerlerden ölçüm alınmasının nedeni buraların vücudun hakiki iç ısısının en doğruya yakın ölçülebileceği yerler olmalarındandır. Koltuk altları nispeten havaya açıktırlar ve buradan yapılan ölçüm hakiki iç ısıya göre daha düşük değer verir.

Ağızdan alınan ölçümlerde termometre dilin üstüne değil de altına konulur çünkü ölçümden az önce alınmış bir içecek dilin üstünde olması gerekenden daha farklı bir değer görülmesine sebep olabilir; bütün öğrencilerin bildiği tebeşir tozu yutma numarası gibi.

Ancak termometreyi dilin altına koyunca iş değişir. Bu bölgede ve rektumda kan damarları çok olduğundan dış etkenler ölçüm sonucunu etkileyemezler. Buralardan vücut iç ısısı hem çok süratli hem de en sağlıklı şekilde ölçülebilir.

Ayrıca dilin üstünün çok hassas olması, bu bölgenin solunum ve yeme kanallarına açık olması buraya konulan termometrenin insanda rahatsızlık hissi yaratmasına sebep olur.

Uluslararası sivil havacılık kurallarına göre uçaklara civalı termometre alınmadığını ve kesinlikle yasak olduğunu biliyor muydunuz? Sebep uçağın malzemesinin çoğunlukla alüminyum olması. Çok az miktarda civa, çok miktarda alüminyumu tahrip edebilir. Tek istisna bir kap içinde olması şartıyla insanların ateşini ölçmede kullanılan küçük termometrelerdir.

Peki, bir termometre ne kadar küçük olabilir? Bugüne kadar yapılan en küçük termometre bir mikron kalınlığındadır, yani bir insan saçının kalınlığının ellide biri. Dr. Frederich Sachs bu termometreyi canlı tek hücrelilerin ısılarını ölçmek için yapmıştı.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ses yoluyla kafasında kavramlar oluşmuş kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

game-bag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay gibi parlak güzel ve sevimli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Ay ve dilek isimlerinden oluşmuş birleşik isim. -Ay’a ait arzu, istek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(a.t..i.) - Pınar, su, kaynak. - Antakya-Halep arasında, Suriye sınırına çok yakın bir yerde bulunan kaynak su. Tarihte bu kaynak dolayısıyla önemli yerleşim bölgesi olmuştur. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azerbaijan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Azerbaijan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

(Azerbaijan) Coğrafi Verileri

Konum: Güneybatı Asya’da Hazar Denizi’nin kıyısında İran ve Rusya arasında bir bölgede yer almaktadır.

Coğrafi konumu: 40 30 Kuzey enlemi 47 30 Doğu boylamı.

Haritadaki konumu: Güneybatı Asya.

Yüzölçümü: Toplam: 86600 km².

Kara: 86100 km².

Su: 500 km².

Sınırları: toplam: 2013 km.

Sınır komşuları: Ermenistan (Azerbaycan sınırı) 566 km Ermenistan (Nahçıvan sınırı ) 221 km Gürcistan 322 km İran (Azerbaycan sınırı) 432 km İran (Nahçıvan sınırı) 179 km Rusya 284 km Türkiye 9 km.

Sahil şeridi: 825 km (Hazar denizi).

İklim: Dünyadaki mevcut 11 iklim tipinden 9’unun hüküm sürdüğü Azerbaycan’da iklim oldukça çeşitlidir. Azerbaycan’da iklim başlıca 3 etki altındadır: Büyük Kafkas dağlarının kuzeyinden gelen soğuk hava kütlelerinin etkisi; Küçük Kafkas dağlarının güneyinden gelen sıcak hava akımlarının etkisi; 825 km.lik sahil şeridiyle bölgenin yanı başında bulunan Hazar Denizi’nin bölge iklimi üzerindeki etkisi. Bölgenin en rutubetli ve yağış alan yeri Talu dağları ile Lenkeran ovalığı (1600-1800mm) en kurak bölgesi ise Abşeron yarımadasının güneybatı kısmıdır.

Arazi yapısı: Orta yükseklikte bir ülke olan Azerbaycan’ın ortalama yüksekliği 657 m.dir. Ülkelerin en yüksek dağları olan Bazar düzü ve Tufandağ’in zirveleri 4197-4489 metreye ulaşmaktadır.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Hazar Denizi -28 m; en yüksek noktası: Bazardüzü dağı 4485 m.

Doğal kaynakları: petrol doğal gaz demir yatakları metaller alüminyum.

Toprakları: Tarıma elverişli: %20.

sürekli ekilen: %5.

Otlaklar: %25.

Ormanlık arazi: %11.

Diğer: %39 (2003 verileri).

Sulanan arazi: 14550 km² (2003 verileri).

Doğal afetler: kuraklıklar; bazı deniz seviyesine yakın topraklarda su baskınları deprem.

Akarsuları: 371.000 km².lik bir alanı kapsayan ve 75000 m³.lük bir hacme sahip olan Hazar Gölü ülkenin sınırlarının bulunduğu tek denizdir. Volga Ural Kür Aras Terek Samur Sulak gibi birçok nehrin sularını döktüğü bu göle hacmi büyük olduğu için Deniz de denilmektedir. Hazar’ın kuzeyden güneye ortalama uzunluğu 1200 km eni ise ortalama 300 km. dir. Denizin ortalama derinliği 180 m en derin yeri 1020 m en sığ yeri ise 5 m. civarındadır.

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 7961619 (Temmuz 2006 verileri).

Yaş yapısı: 0-14 yaş: %25.8 (erkek 1046501; bayan 1011492).

15-64 yaş: %66.3 (erkek 2573134; bayan 2706275).

65 yaş ve üsleri: %7.8 (erkek 246556; bayan 377661) (2006 verileri).

Nüfus artış oranı: %0.66 (2006 verileri).

Mülteci oranı: -4.38 mülteci/1000 nüfus (2006 tahmini).

Cinsiyet oranı: doğumlarda: 1.05 erkek/kadın.

15 yaş altı: 1.04 erkek/kadın.

15-64 yaşlarında: 0.95 erkek/kadın.

65 yaş ve üzeri: 0.65 erkek/kadın.

Toplam nüfusta: 0.94 erkek/kadın (2006 verileri).

Bebek ölüm oranı: 79 ölüm/1000 doğan bebek (2006 tahmini).

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 63.85 yıl.

Erkeklerde: 59.78 yıl.

Kadınlarda: 68.13 yıl (2006 verileri).

Ortalama çocuk sayısı: 2.46 çocuk/1 kadın (2006 tahmini).

Ulus: Azeri.

Nüfusun etnik da


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

azerbaijani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Azerbaijani.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be dismissed. to be discharged / removed from office.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) - Gönül yüceliği.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Biraz kalender davranıştı, cana yakın, güvenilir erkek: Ahmet Bey çok babacan adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

avuncular.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatherly. kindly. friendly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatherly. good-natured. dependable old man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BACANAK veya BECANAK (i. «bacı» dan müştak olarak aslı «bacınak» tır. Arapça ve Farsça’dan mürekkep «bâcenâh» olduğunu kabûl ve öyle yazmak beyhûde külfettir). Birbirine nisbetle iki kızkardeşln kocaları: Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ile bacanak idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brother-in-law. wife's sister's husband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the husband of one's wife's sister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İki kızkardeşls evlenmiş iki adam arasındaki münasebet ve akrabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marzipan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değiştirerek patlıcan dediğimiz maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Bağırsak solucanları, insan vücudunda asalak olarak yaşarlar. Bunlara bağırsak kurtları da denir. Genellikle 5 grupta toplanırlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kıl kurtları

- Kamçı kurtları

- Kancalı kurtlar

- Şerit

Aşağıdaki reçeteler bağırsak solucanlarını düşürmek için kullanılır; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabuğu konur. Kaynatılıp süzülür. Sabah aç karnına 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Bağış).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baldan).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.) (Mucidi olan bir İtalyan’ın ismini taşır. Büyük yanlış olarak «balyemez» yazılıp, her şeyi Farsça ve Arapça bir isimle adlandırmayı zarafet sayan eski kâtiplerden biri tarafından «asel nemihurd» diye tercüme olunduğu meşhurdur). Eski bir cins top.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir hisar veya şatonun damında bulunan müdafaa kulesi; gözleme kulesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Barış).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Baybaş).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat’ın Gülçiçck Hatun’dan olma oğlu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بعدازاین] bundan sonra, bundan böyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بددل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ve galatı: beğenmemezlik). 1. Beğenmemezlik, takdir etmeme, hoşlanmama: Ben, yemek hakkında beğenmezlik etmem. 2. Tenezzül, sayma-’ ma, kimseyi beğenmeyiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disapproval. tut tut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Doğru sözlü, mert. 2.Gönlü zengin. Baygönüllü.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده زاده] köle çocuğu. 2.benim çocuğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

egocentric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissimilar. unlike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissimilar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. dissimilarity. divide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Beybolat).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. aslı Arapça olup şeddelidir: Bezz). Pamuk veya ketenden yapılmış be yaz dokuma ki, çeşitleri olup başlıca çamaşır, çarşaf, kese vesaire imaline yarar. Trabzon bezi. Ayak bezi = Ayak silecek bez. El beıi = Çocukların ellerini silmeye mahsus bez. Tahta bezi = Tahta oğdukları ve yıkanmış tahtaların üzerine yaydıkları bez. Çocuk bezi = Kundak bezlerinin beheri. Sofra bezi = Masanın üstüne açılan örtü ve vaktiyle sofranın altına yayılan yaygı. Namaz bezi = Kadınların namaz kıldıkları vakit başlarına örttükleri bez. Bez çözmek = Bezi tezgâhtan çıkarmak ve mec. gidip gelmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı beyz yani yumurta olsa gerektir). Boyunda, koltuk altı ve kasık gibi yerlerde bulunan oynak taneler, gudde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth. fabric. linen. gland. swab. materials.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth. fabric. gland. dustcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cloth. fabric. piece of cloth. linen. linen cloth. canvas. tissue. rag. ganglion. gland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bicâde). Gök yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bizâat). (bk.) Bezâat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tedious. tiresome. wearing. wearisome. irksome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harassment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıktırmak, usandırmak, usanç ve nefret vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to sicken. to disgust. to weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gland. meringue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

macaroon. meringue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

meringue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزه] günah. 2.suç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bezemek» den). Süs, Ar. ziynet, Fars, Arâyîş, zîb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornament. decoration. ornamentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ornament. schmuck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزه کار] günahkar. 2.suçlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelinleri süsleyip giydiren kadın.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevli uç veya kenar; façeta, yüzük kaşı; pırlanta şeklinde kesilmiş taşın eğik yüzü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

green pea. sweet pea. pea. pease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea. pod. peas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(pisum): Baklagillerden tırmanıcı bir bitki ve onun tohumudur. Kullanıldığı yerler: Kabızlığı giderir. Kan yapar. Kan kanserine karşı korur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Donatmak, süslendirmek, tezyin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to decorate. to adorn. to embellish. to deck. bedeck. ornament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Süs, Ar. ziynet, Fars. zib. 2. Külfet, gayr-ı tabiî hal, özen bezen: Özenerek külfetle edilen sahte ziynet.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Süs, benek, zinet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). Süslenmek, Osm. tezeyyün etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerli eşyanın satıldığı kapalı çarşı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. «bezmek» den). Bezmiş, bıkmış, usanmış, bezginlik getirmiş, meyus.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgusted. lackadaisical. haggard. weary of life. tired of life. exhausted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weary. depressed. disgusted. discouraged. down- and-out. sick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bezgin olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depression. disgust. weariness. lethargy. prostration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fransızca: Bezique). Bir nevi kâğıt oyunu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bezique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bezique.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bezik, 64 kağıtla oynanan bir çeşit iskambil oyunu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten tohumundan çıkarılan bir yağ. Bu yağ, yağlıboya yapmakta kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذر] tohum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linseed oil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. aslı: bâzâr-gân). Tacir, tüccar, alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen unvandır. Bezirgin başı — Eskiden konvoy başı, tüccar vekili. Ayak bezirginı = Eşya gezdirip satan, satıcı, bohçası. Korkak bezirgan = Tereddüt içindeki kimse, cesaretsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازرگان] tüccar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ticaret, alış veriş eden esnafın hal ve şanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZZAZISTAN (bk.) Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بزستان] bedesten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rızası ile verme, esirgemeksizin ve bol bol sarfetme: Malını bezletti. Bezl-i cân, bezl-i vücûd etti. Bezl-i himmet etme (ibzal dememeli, galattır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بذله] şaka, latife.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [بذله گو] şakacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. T.). Saçmak, bol bol vermek, esirgemeden vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sohbet ve muhabbet meclisi, içki meclisi: Bezm-i ülfet, bezm-i işret, bezm-i vefâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزم] eğlence meclisi. 2.içki meclisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

ve BEZM-GEH (i. F.) (bezm = meclis, gâh =: yer). Sohbet ve içki için toplanılan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bıkmak, usanmak, fütur getirmek, bîzar olmak, nefret etmek: Canımdan, dünyadan bezdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be tired of life. be sickened with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sick of. to get tired. to be fed up. to be weary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزمگاه] eğlence yeri, eğlence meclisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid’in annesi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. geviş getiren hayvanların mide ve bağırsaklarında meydana gelen ve eskiden panzehir olarak kullanılan taş; (eski) panzehir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büzûr). Sebze ve çiçek tohumu (hububata mahsus olan «bezr» başka kelimedir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. büzûr). 1. Tohum, ekilecek tane. 2. Keten tohumu: Bezir yağı. 3. Keten tohumu yağı: Bezir isi, mürekkep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «bezz» den imüb). Bez vesair mensucat satan tacir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بزبز] manifaturacı, kumaşçı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

yahut BEZİSTAN bk. Bedesten.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cansız, ruhsuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Vezinsiz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی جان] cansız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Cansız, ruhsuz. 2.Canını esirgemeyen, şehit.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيدل] aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Hindistan’da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. b = e. hamd = şükür). Allah’a şükrolsun, Allah’ın avni inayetiyle: Bihamdillah bugüne yetiştik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بحمدالله] Allah’a şükürler olsun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. aslı: bilek yüzüğü). 1. Kadınların süs olarak bileklerine taktıkları halka ki altın, gümüş, elmaslı veya sırçadan olur. 2. Kuyunun ağzına konulan yekpâre delikli taş, taş halka. 3. Topun kalın çenberi. Ayak bileziği = Arap kadınlarının ayaklarına taktıkları halka. Ar. halhâl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. bangle. wristlet. collet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bangle. bracelet. metal ring. bush. collar. segment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracelet. metal ring. handcuffs. collar. thimble. heel ring. annulus. nipple. husk. hoop. retaining ring. clamp. collet. muff. bangle. charm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilinmeyen, bilinmemiş olan, gayrı malûm, meçhul. 2. Ne olduğu belli olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. uncertain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unknown. unidentified. metagnostic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (bk.) Meçhuliyet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilmeyen, cahil, Fars. nâ-dân: Haddini bilmez = Has-nâ-şinâs = İyilik bilmez. Şükür nâ-finîs = Nankör, şükretmesini bilmeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bilmeyiş. Had-nâ-şinâsî = Haddini bilmezlik. Şükr-nS-şInUsî = Bilmezliğe gelmek (bilmemezliğe dememeli). Osm. tecâhül etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بی مزه] lezzetsiz, tatsız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tek, eşsiz. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interminable. unfailing. unrelieved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infinite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livelong.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interminable. livelong. unending.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيوه زن] dul kadın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

z. zalimce, kana susamış bir halde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adrenal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. vücutsuz, bedensiz, cismani veya maddi olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. bedeni, bedensel; maddi; z. bütün olarak, tamamen, kamilen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indivisible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indivisible. unitary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pipe flange.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unyielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grim. indomitable. unbending. uncrushable. unruly and dangerous. unyielding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas. balecloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. kok ve mangal kömürü artığı kul ve kömür parçaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. hafif rüzgâr, esinti, meltem; ing., k.dili münakaşa, huzur bozucu bir şey; f., k.dili coşarak gitmek, kolayca bitirmek. in a breeze (argo) kolayca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. atsineği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iki bina arasındaki yalnız üstü kapalı geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. havadar, rüzgârlı; canlı, hareketli. breezily z. esintili olarak. breeziness i. rüzgarlı oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i. A.). Baklagiller familyasından olan bazı ağaçların kırmızı renkli boya çıkarılan tahtası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazilian. brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Brazil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Brasilia.

Nüfus: 158.739.000.

Yüzölçümü: 3.286.470 km2.

Komşuları: Kuzey’de Fransız Guyana’sı, Surinam, Guyana ve Venezuella, Batı’da Kolombiya, Peru, Bolivya, Paraguay ve Arjantin; Güneyde Uruguay.

Önemli Şehirleri: Sao Paulo, Rio de Janerio, Brasilia, Salvador.

Din: %90 Katolik.

Dil: Portekizce, İspanyolca, Fransızca, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Federal Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Brezilya Demokratik Hareket Partisi.

Tarih: Pedro Alveres Cahrali’n-Portekizli bir gemicidir. 1500’de Brezilya’ya gelen ilk Avrupalı olduğu bilinir. Ülke o zaman çeşitli Kızılderili kabileleri tarafından mesken tutulmuştur. Bu kabilelerin çok az bir kısmı günümüze kadar gelmiştir ve Amazon bölgelerinde yoğunluk kazanırlar. Daha sonraki yüzyıllarda Portekizli koloniciler beraberinde çok sayıda Afrika kölesini getirerek ülkenin içlerine doğru ilerlediler. Kölelik 1888’e kadar devam etti. Napolyo’nun ordusundan kaçan Portekiz kralı 1808 yılında Brezilya’ya gelip, hükümet koltuğuna oturdu. Ülke bu tarihte, 6. Dom Joavo başkanlığında, bir krallık haline geldi. Portekiz’e dönmesinin ardından oğlu Pedro 7 Eylül 1822’de Brezilya’nın bağımsızlığını ilan etti ve imparator ilan edildi. 2.İmparator olan 2. Dom Pedro 1889’da tahttan indirildi ve Brezilya Birleşik Devletleri ismi altında bir cumhuriyet ilan edildi. 1967’de ülkenin ismi Brezilya Federal Cumhuriyeti olarak değiştirildi. Askeri bir cunta 1930’da iktidarı ele geçirdi, cuntanın başında Getulio Nargas vardı. Bu yönetim 1945’te ordu tarafından devrilinceye kadar sürdü. 1945-64 yılları arasında demokratik rejime geçiş yapıldı, bu zaman diliminde başkent Rio’da Janero’dan Brezilyaya taşındı. 1964 yılında devlet başkanı Joao Belchoir Margues Goulart ülkedeki enflasyonu daha da tırmandıran bir takım ekonomi politikaları yerleştirmeye çalıştı fakat ordunun bir isyanıyla görevden uzaklaştırıldı. Daha sonraki 5 başkan da ordudan gelmiştiler. Bunların döneminde ülkede yoğun bir sansür uygulandı, muhalefet bastırıldı ve çok sayıda işkence davası açıldı.

1974 seçimlerinde resmi muhalefet partisi Millet Meclisi’nde daha fazla sandalye kazandı, yoğun biçimde uygulanan sansür biraz olsun yumuşatıldı. 1930’dan beri iş başına gelen hükümetler endüstriyel ve tanımsal büyümeyi, bunun yanında ülkenin iç bölgelerinde gelişmesini amaçlayan politikalar izlediler. Büyük maden yataklarının keşfi, ülkenin büyük kısmında bulunan tarıma elverişli topraklar ve büyük işgücü kapasitesi ile Brezilya 1970’lerde Latin Amerika’nın bir numaralı endüstriyel gücü oldu, tarımsal üretimi yüksek seviyelere ulaştı. Ne var ki, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve enflasyon ciddi ekonomik bunalımlara yol açtı. Brezilya dünyada dış borcu en fazla olan ülkeler arasındadır. 1992 Temmuz’unda ülkenin 44 milyar dolarlık dış borcunun yeniden gözden geçirilmesine karar verildi. 1991’de yapılan nüfus sayımında -50 yılda ilk defa- nüfus artış hızının %2’nin altına düştüğü gözlendi. 1989’da Brezilya, Amazon bölgesi için geniş ölçekli bir çevre programı açıkladı. Bu bir bakıma


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. korsan, deniz eskiyası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rigid. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wash cloth. dishcloth. dishrag. wash rag. dish cloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. bürkâniyye). Yanardağa ait, mensup ve müteallik: Alâim-i bürkânîye = Volkanik işaretler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بزدل] ödlek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(ing). kasten ağır tempo ile çalışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

witchcraft. magic. spell. cantankerousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show a bad temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canvas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -nei) topuk kemiği.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAN) (i. F.). 1. İnsan ve hayvanın hayatı olan ve cisim ile beraber şahsiyeti teşkil eden manevî yapı ki, ölümle cisimden ayrılır, ruh: Tende can var iken. 2. Yaşayış, hayat: Canını feda eder. 3. Gönül, yürek, kalb: Canım istiyor, canı istemiyor, candan seviyor. 4. Kuvvet, kudret, zor: Sende hiç can yok mudur? 5. Ruh gibi sevgili ve aziz, dost, muhib: Canım = Dostum, azizim, canım birader. Canım •fendim = Rica yerinde. Can atmak = 1. Pek fazla arzu etmek, çok istemek. 2. Zor kurtulmak, güçle kendisini kurtarmak. Can acıtmak = Ağrı meydana getirmek. Can acı», yürekler acısı = Pek acınacak şey. Can-8zâr = Can inciten. Can almak = Öldürmek, katletmek. Can alacak yer = Bir işin en mühim ve yararlı ciheti: Meselenin can alacak yeri orasıdır. Canâver (bk.) Canavar. Can evi = Midenin üstü. Canbaz. (bk.) Cambaz. Cin-bahş = Can bağışlayan, can bağışlarcasına insanı memnun eden, ferahlık veren. Can ciğer = Sevişen dostlar: Burada hep can ciğeriz. Can çekişmek = Komada olmak. Can çıkmak = Ölmek, ruhunu teslim etmek: Can çıkmadan tereke yazılır mı? Can hırâş = Sanki canı tırmalarcasına heyecanlandıran ve hırpalayan, dayanılmayacak surette keder veren. Candan, can ve yürekten = Büyük bir samimiyetle, gönülden, ciddî bir sevgiyle. Cin-rübâ = Gönül kapan, dil-rübâ. Can-siparane = Canını feda eden, fedakâr. Can-sipârtne = Fedakârca. Cilveli = Gönül alan, dilber. Can-süz = Can yakan, çok keder ve esef veren. Can sıkmak = Sıkıntıyı mucip olmak, ıztırap vermek. Canı sıkılmak = Muztarip olmak. Canına susamak = Kendisini tehlikeye atmak. Çinfersâ = Canın dayanamıyacağı. Cân-fezâ = Can bağışlayan, ferah arttıran. Can kalmamak = Çok gülmekten bayılmak: Gülmeden kimsede can kalmadı, kimde can kaldı? Can kurtarmak = Herkesin kendi canını kurtarma derdine düşmek: Can kurtaran yok mu? Birinin canını kurtarmak, ölümden kurtarmak. Can kurtaranlar = Tahlisiye heyeti. Cân-güzlr = Can eritircesine bıktıran. Ikicanlı = Gebe kadın. Canlı cenaze = Gayetle zayıf. Can vermek = 1. Diriltmek, ihya etmek: Cenâb-ı Hak bir avuç toprağa can verdi. 2. Ölmek, vefat etmek, ruhunu teslim eylemek. 3. Pek ziyade arzu etmek: Zenginlik için can veriyor. Can havliyle = iç oynayarak, helecanla. Cana yakın = Sevimli, kanı sıcak. Can cana, baş başa = Etrafa bakmaya imkân olmayanacak kadar büyük kalabalık, izdihâm. Can yoldaşı = Arkadaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cin taifesi: İns-ü can.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tunç yesaireden yapılmış koni şeklinde bir Alet ki, içindeki tokmağın sallanıp kenarlara vurmasıyle ses çıkarır, çıngırağın büyüğü, ceres, nâkus: Deve çanı, kilise çanı, çan çalmak. Çanına ot tıkamak = Mahvedip sesini kesmek. Çan kulesi = Kilise çanını asmaya mahsus yüksek kule. Kulağa çan çalmak = Çok bağırmak, tekrar tekrar söylemek. Çan, kökü tarih öncesi zamanlara dayanan bir çalgıdır. Çan sallanmağa başlarken, tokmakla vurularak ses çıkartılır. Verdiği temel notaya normal armonikleri eklenir (üst sekizli, beşli, küçük üçlü, alt sekizli). Bu armoniklerin doğruluğu, çanın ana çizgilerine bağlıdır (dış ve iç çevresi). Çanın akordu üstündeki alaşım ölçüsünü azaltarak yapılır. Alaşımın çanın neresinden azaltılacağı belirlidir. Bunlar her armoniğin çıktığı yerlerdir. Çanın alaşımı % 78 oranında bakır, % 22 de kalaydan bileşir. Günümüzde, çanı sallamak için elektrik motoru kullanılır. Motor makarayı harekete geçirir. Eskiden makaraya ip sarılırdı. En dolgun ses, içten vuran tokmakla elde edilir. Dıştan vuran çekiç kullanılırsa, çıkan ses çok madeni olur. Bugün opera ve orkestralarda çan sesi akortlu madeni borulardan bileşen özel bir çalgı ile verilir. Notası, dördüncü çizgi Fa açkısı ile, Timbal veya Davul partisi üzerine yazılır. Gereğine göre, bütün seslerde yapılabilir. Sesinin etkisi, iki sekizli yukarıdandır. Bestenin yerine göre, hangi bey çanın kullanılacağı, bestecinin belirtmesi gerekir. Çanlar, dokunaklı ve görkemli etkiler bırakır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Boş yere çok ve aralıksız söylemeyi ve çene yarıştırıp gevezelik etmeyi tasvir ederek mükerrer kullanılır: Bütün gün çan çan etmekten işine bakmaya vakti yok ki.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان] ruh. 2.can. 3.sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ed,-ning) konserve kutusu, teneke kutu; çöp tenekesi; ABD, argo hapishane; argo yüznümara; argo kaba et; (f). konserve yapmak; kutulara doldurmak; ABD, argo kovmak, işine son vermek, slang sepetlemek; argo filime veya teybe almak. Can it I Yet

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (could) (-ebil-)., yapmak imkânı (nda) olmak: Can you do thiswork ? Bu işi yapabilir misin? I couldn't find my tie. Kravatımı bulamadım. (Can fiilinin gelecek zamam yoktur; yerine will be able to kullanılır); (k).dili izinli olmak: Can I go ? Gideyim

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). Canada, Canadian.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Can, ruh. Hayat. 2.Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3.Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4.Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5.Kişi, fert. 6.Sevgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acute pain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vital.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crucial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hanker. itch. long. yearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to desire strongly. to want badly. pant. yearn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

koni biçiminde şamandıra.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ring a bell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Çançiçeğigillerden, bir bitki cinsi, boru çiçeği (campanula).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bellflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Bitişik taçyapraklılardan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

vital point. most sensitive point.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dear friend.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal enemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal enemy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mortal fear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belfry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belfry. campanile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a matter of life and death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bothersome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. dreary. embarrassing. hellish. sombre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boring. bothersome. depressing. humdrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

konserve kutusu. kutu. teneke kutu. teneke kutudakı ıçecek. kodes. hapıshane. hela. kiç. popo. kaba et. -ebılmek. yapabılmek. edebılmek. konservesını yapmak. olabılmek. konservelemek. kasede kaydetmek. kayit yapmak. uzaklaştirmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

boredom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life companion. soul mate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cannot.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. can = ruh, Averden = getirmek). Canlı, ruhlu. Fars. zîrûh. (bk.) Canavar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Can inciten, can yakan, eziyet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canbazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çok teklifsiz, birbirine yakın, karşılıklı sevişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. cân = ruh, dâşten = tutmak). Canlı. Fars. zîrûh, diri. Ar. hay. vaktiyle Asâyişe memur adam, zabtiye. Ortaçağ Türk devletlerinde yüksek rütbeli bir subay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CAN FEZA (i. F.). Can dayanmaz, canın dayanmayacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Can artıran, gönüle ferahlık verici, cana can katıcı. 2. Ayın yirmi üçüncü günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CAN-KAH (1. F.). 1. Can azaltıcı, ruh eksiltici. 2. Can evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can eritici, can yakan, acıma uyandıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Can tırmalayıcı, can kopancı, can-rübâ, cân-sipâr, cânistân vs. (bk.) Can.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını feda eden, canını harcıyan, can saçan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruh besleyen, iç açan, gönül açan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül kapan, gönül kapıcı güzel, sevgili, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can yırtıcı, yaralayıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

CAN-ŞİKER (i. F). Can avlayıcı, can alıcı. mec. Azrâtl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını teslim eden, canını fedâ eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can fedâ edicilik, fedâkârlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ruh alıcı, can çıkarıcı, insana belâ olan, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can yakan, fazla keder ve sıkıntı veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ey cân, ey sevgili!

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانا] sevgilim, ey sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affable. likable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amiable. charming. congenial. cuddly. cute. folksy. gracious. likable likeable. pleasant. warm hearted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graciousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amicability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (K.M). Kenân Diyarı, vaat edilmiş üIke; cennet; Filistin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kanada.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). Kanadalı; (s). Kanada ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ayaktakımı, aşağı tabaka, sefiller.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yayvan toprak kap, topraktan yemek kabı, kasa; çanak çömlek vesaire. Çanak üzengi = Eski biçim geniş üzengi, mec. Çanak tutmak = 1. Dilenmek. 2. Kötü bir hareketi hak edecek şekilde hareket etmek. Baş çanağı = Kafa kemiği. Dilenci çanağı = Keşkül. Kan çanağı = 1. Kanla dolu, kıpkırmızı göz. 2. (botanik). Çiçeği en dıştan kucaklayan yeşil yapraklar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowl. pot. calix. calyx.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basin. bowl. crock. crockery. earthenware. pot. calyx.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earthenware pot. biscuit. clay. crock. crockery. dish. hull. ovenware.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish antenna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dish antenna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crockery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pottery. pots and pans. earthenware. crock. utensils. kitchen utensils. pottery ware. brown ware. crockery. wares.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Gemilerde direklerin başlarına doğru yapılan taraçamsı yer ki, bâzı hizmetlere mahsustur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crow's-nest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Çanak gibi, çanağı andıran.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanal; su yolu; (anat). içinden damar, sinir veya su geçen kanal. Canal Zone Panama Kanalı mıntıkası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (anat). kanalcık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kanal açmak, çıkıs yolu açmak; kanallara sevketmek; (tıb) kanal açarak cerahati akıtmak. canaliza'tion (i). kanal açma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sevgili, sevilen. Ar. mâşûka, mahbûbe, Fars. dilber. 2. Tasavvufta Tanrı yerine de kullanılır: Canını cânânına teslim etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sweetheart. beloved.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

God.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beloved. sweetheart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانان] sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانانه] sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanape, üzerine peynir, ançuez veya salam konmuş küçük ekmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uydurma, asılsız haber.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanarya kuşu, (zool). Serinus canarius; kanarya sarısı; Kanarya adalarında yapılan bir çeşit tatlı beyaz şarap. canary flower kanarya çiçeği, (bot). Tropaeolum peregrinum. canary grass kanarya otu, (bot). Phalarus canariensis. canary seed kuş yemi. c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., iskambil kanasta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «cân-Aver yahut cânver»den). 1. Yırtıcı, vahşî hayvan; tufandan evvelki garip canavarlar. 2. Domuz, hınzır: Canavar resmi. 3. Pek gaddar ve kıyıcı adam: O, insan değil, Adetâ bir canavardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monster. beast. brute. chimera. monstrosity. ogre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monster. imp. monkey. cruel. evil. super.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monster. dragon. impudent. wild beast. bully. fiend. hellkite. monstrosity. ogre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

siren.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yırtıcı hayvan sıfat ve hususiyeti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

savagery. ferocity. brutality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

atrocity. savagery. ferocity. monstrosity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cambaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانباز] canını hiçe sayan. 2.fedai. 3.cambaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Özü pek. 2.Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kırım hanı. Devlet Giray’ın torunu. Şakay Mübarek Giray’ın oğlu. Selamet Giray’ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos’a sürüldü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, sağlam kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Canberra, Avustralya nın başkenti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canım gibi sevgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat’ı Sultan Kayıtbay’a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cancelled.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kankan, hareketli bir Fransız dansı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). üstüne çizgi çekmek, silmek; iptal etmek; geçersiz hale koymak; (matb). çıkarmak; (mat). kısaltmak; (i). çizgi çekme, silme, iptal; çıkarma. cancela,tion (i). iptal etme; işaretleme; iptal olunan şey; çıkarma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (anat). bünyesi sünger gibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kanser; (b.h)., (astr). Yengeç Burcu. cancera'tion (i). kanserleşme.cancerous (s). kanser gibi, kanserli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincere. cordial. heart-to-heart. open-hearted. open-armed. willing. bluff. candid. companionable. deep-felt. heart-whole. heartfelt. hearty. personable. single-eyed. single-hearted. single-minded. whole-hearted. sincerely. cordially. with open arms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cordial. forthcoming. forthright. kind. sincere. warm. chummy. cordially. sincerely.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sincerely. wholedheartedly. sincere. cordial. chummy. close. convivial. good- humored. heartfelt. hearty. intimate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Samimi, içten, kalbi. 2.Yakınlık belirten davranış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tepe ile alın arasındaki yer, bıngıldak. 2. Beyin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İçten, samimi, dost kimse.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جاندار] canlı. 2.koruyucu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2.Osmanlı’da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3.Jandarma. Muhafız.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -bra, -brums) üstü işlemeli kollu şamdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.)(Erkek İsmi) - Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., eski ısıdan parlayan, hararetten beyazlaşmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). samimi, içten; tarafsız; dürüst, riyasız. candid camera photographs kusurları gizlemeyen fotoğraflar. candidly (z). samimiyetle, tarafsızca. candidness (i). samimiyet, dürüstlük.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). adaylık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aday, namzet; talip. candidateship (i). adaylık, namzetlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şekerlenmiş; şekerleme haline konmuş; şeker gibi kristalleşmiş; tatlı dilli, dil döken.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). mum; (f). (yumurtaları) ışığa tutarak muayene etmek. Peter doesn-t hold a candle to Mary. Peter, Mary'nin eline su dökemez. burn the candle at both ends fazla çalışmak; gece gündüz eğlenmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mum (ışık öIçü birimi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mum ışığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şamdan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mum fitili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Cana doğan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). samimiyet, açık kalplilik; dürüstlük; tarafsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). şeker, bonbon, şekerleme, çikolata; (f). şekerleme yapmak; şerbet içinde kaynatmak; şekerleme haline getirmek. candy pull akide şekerine benzer bir şekerin yapılışı nedeniyle gençlerin toplanması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hardal çiçeğine benzeyen bir çiçek, iberide, (bot). Iberis amara.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چانه] çene.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). baston, değnek; kamış, bambu, şekerkamışı; boğürtlen veya ahududunun sapı; (f). baston ile dövmek; kamışla kaplamak, hasırlamak. canebrake (i). kamışlık. cane mill şekerkamışı değirmeni. cane sugar şekerkamışından yapılmış şeker. rattan cane be

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Girit adasının merkezi olan Hanya şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان افشان] canını hiçe sayan, fedai.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان افزا] cana can katan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eski Yunan ayinlerinde başının üstünde sepet taşıyan kız; başında yastığa benzer bir şekil bulunan kız heykeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yeşilken yenir güzel bir cins erik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad’ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Aydın bilgili. 2.Güçlü saygın.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان فرسا] ömür törpüsü, yürek tüketen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İnce, parlak ve ekseriya iki renkte ipek kumaş, bu kumaştan yapılmış: Cânfes fistan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان فشان] canını hiçe sayan, fedai.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان فزا] cana can katan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Can artıran, cana can katan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). İ. Takılmış fazla şey. 2. Ölmüş koyunun diğer koyuna emdirilen yavrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Müşavere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cangıl cungul = Çatra patra, dangıl dungul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Ahenksiz ve kaba sesi taklit eder: Çangıl çungul söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi Ahenksiz büyük bir gürültüyü tasvir ve taklit eder: Çangır çungur.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Giray).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.) (ses taklidi). Birbirine dokunan demir parçalarının gürültüsü gibi bir gürültü etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). Birbirlerine çarpan demir parçalarının gürültüsü gibi Ahenksiz ve büyük gürültü.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ,Cin'de eskiden mahkumların boyunlarına geçirilen bir çeşit boyunduruk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Gül gibi canlı. 2.Güzel, temiz kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Doğduğu gün çok sevinilen kimse.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı, neşeli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان گداز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heartbreaking. bitter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fear-rending. horrible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان خراش] yürek paralayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CANİ) (i. A. «cinayet» ten) (mü. câniyye). Kanunen belirli olan cinayet fiillerinin fâili, cinayet işleyen: Caniler gibi prangaya vurulmak, bunun yaptığını bir câni de yapmaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutthroat. murderer. butcher. malefactor. bravo. felon. homicide. villain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

butcher. homicide. thug. murderer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

murderer. butcher. criminal. homicide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

depressed. disgruntled. fraught. out of spirits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fond of comfort. afraid of disturbances.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impatient.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cenb»den) (c. cevânib, cânibîn). Yan, taraf, cihet. Fars. sû: O cânibden, onun cânibinden. Cânibeynden = Her iki taraftan. Cevânlb-i erbaa Dört taraf. Filânın cânib-i Altlerine, sûy-i vâlâlarına: Eskiden büyüklere hitâb edilirken yazılan tâbirler. Leben-ü cânib = Geçinmesi kolay, yumuşak huylu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جانب] taraf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralına göre “b/p” olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ordunun bir yanında olan birlik (pişdâr ve dümdâr gibi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki yan, iki taraf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. cânibiyye). Bir yana mensup ve müteallik. (Fr. latérale).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

felonious. criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (astr). Köpek Burcuna ait; Ağustosun en sıcak günlerine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). köpek ve kurt gibi, köpek cinsine ait; (anat). köpekdişine ait; (i)., (zool). köpekgillerden bir hayvan, köpek; köpekdişi. canine tooth köpekdişi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bore. bother. displease. exasperate. irk. perturb. vex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beleaguer. bother. depress. disappoint. displease. dissatisfy. exasperate. peeve. torment. trouble. vex.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cânib.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) – Yumuşak huylu (kimse).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Büyük Köpek takımyıldızı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانشين] halef, birinin yerine oturan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çoğunlukla madenden yapılmış olan çay, kahve vb kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Soyu temiz, asil kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (tıb). ağızda meydana gelen yara, pamukçuk; yozlaştıran herhangi bir şey; atların tabanlarında hâsıl olan yara; bitkilerin gövdelerinde görülen bir hastalık; (f). pamukçuk hâsıl etmek; çürütmek, tedricen mahvetmek; pamukçuğa tutulmak; çürümek,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yer yer çürümekte olan; pamukçuk cinsinden; pamukçuk hâsıl eden; yozlaştıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance. lifeguard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulance. lifesaver. lifeguard. meat waggon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rescue ship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mountain / snow shelter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life raft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life raft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life-boat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life buoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cork jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life jacket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2.Mutlu talihli kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

body and soul.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with heart and soul. hand and foot. with might and main.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracing. refreshing. enlivening. animator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bracing. crisp. enlivening. refreshing. stimulant. stirring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bringing to life. vitalization. impersonation. animation. enaction. interpretation. renaissence. renascense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

representation. animation. activation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animation. resuscitation. personification. refreshment. rouse. shot in the arm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Can vermek, diriltmek: Hazret-i isa’nın bir ölüyü canlandırmış olduğu söylenir. 2. Ayıltmak, kendine getirmek: Lokmanruhunu koklatmakla derhal kendisini canlandırdı. 3. Taze hayat vermek, neşelendirmek, revaç ve muamelâtını arttırmak: Demiryolu hatları Anadolu’yu, Anadolu’nun ticaretini canlandırdı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bring to life. characterize. animate. play the role of. perform. personate. personalize. personify. refresh. uplift. enliven. brace. exhilarate. inspire. liven up. spirit up. spirit. quicken. accelerate. arouse. brisk. brisk up. drum up. enact. forti.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animate. arouse. boost. brighten. enliven. exhilarate. fire. foster. galvanize. impersonate. invigorate. liven. portray. refresh. relieve. renew. resuscitate. revitalize. revive. rouse. spirit. stimulate. stir. stoke. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animate. to animate. to enliven. to resuscitate. to personify. to bring to life. arouse. bestir. brighten. brisk. crank up. exhilarate. fire. freshen. galvanize. galvanize into life. ginger. hearten. inform. jazz up. leaven. light. play. quicken. raise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

resurgence. revival. coming to life. refreshment. boom. rebirth. renaissance. renascense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incarnation. refreshment. resurrection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animation. coming to life. rebirth. refreshment. resurgence. resurrection. revival.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Diriltmek, yeniden hayat bulmak: İki saat ölü hâlinde kaldıktan sonra canlandı. 2. Ayılmak, kendisine gelmek: Bir kadeh rom içmekle canlandı. 3. Taze hayat bulmak, şenlenmek, revaç bulmak: İşleyen vapurların fazlalığı sayesinde oranın ticareti canlandı. Öğretmenlerin faaliyetiyle mekteplerimiz canlandı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blossom. boom. brighten. hum. liven. revive. to come to life. to liven up. to perk up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become animated. awake. awaken. brisk. come to life. hit one's stride. kindle. to come to life. quicken. stir. to hit one's stride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canı olan. Fars. zîrûh, zinde: Canlı hayvana eziyet vermek günahtır. 2. Kuvvetli, zorlu: Canlı çocuk. 3. Mânâlı, tesirli: Canlı söz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alive. live. living. animate. active. lively. fresh. full of life. snappy. glowing. breezy. spirited. vivacious. humming. in the flesh. animated. beany. bright. brisk. bustling. colorful. colourful. corky. crisp. crispy. dashing. dewy. driving. exhil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

active. alive. animate. bouncy. breezy. bright. brisk. colourful. dashing. frisky. gay. jaunty. keen. live. lively. living. lusty. picturesque. prismatic. racy. rich. skittish. snappy. spirited. sporty. sprightly. spry. swinging. thing. vibrant. vital. vi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live. alive. animated. brisk. fresh. lively. living. animate. living creature. active. vigorous. strong. moving. quick. dynamic. mobile. kinetic. alert. breezy. chippy. coloured. colourful. dapper. dashing. dramatic. eager. frisky. graphic. in high spirit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who is like a living corpse. more dead than alive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live music.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Canlı TV yayınını duraklatmanıza imkan tanıyan Sony HDD kayıt cihazları sayesinde artık hiçbir anı kaçırmayacaksınız. Yavaş gösterim ve hızlı ileri sarma işlevi dahil olmak üzere kaldığınız yerden itibaren sahneleri farklı hızlarda oynatabilir ve istediğiniz an canlı yayına dönebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live broadcast. live coverage. live program.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Animizm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kilise çanının asıldığı yer, çan kulesi (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canlı olma hali.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liveliness. animation. color. colour. crispness. spiritedness. alacrity. bounce. brightness. brio. buoyancy. dynamics. elan. exhilaration. friskiness. ginger. life. lustiness. perkiness. quickness. raciness. sprightliness. stamina. stir. verve. vivac.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alacrity. animation. colour. dynamism. ginger. go. life. sap. soul. sparkle. spirit. stir. verve. vitality. liveliness. vigour. boom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activity. liveliness. vigour. momentum. action. mobility. dynamism. stir. stirabout. impulse. biological. animal spirits. animation. bounce. briskness. buoyant lift. colour. dash. eagerness. ginger. goings on. image advertising. life blood. pith. shine. s

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). kana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (kim). kannabin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendir, kenevir, haşiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). konserve halinde muhafaza edilmiş; argo önceden hazırlanmış, önceden söylenmiş, bir yenilik getirmeyen; argo kovulmuş, yol verilmiş; argo banda alınmış, plağa doldurulmuş (müzik).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

linyit kömürü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konserveci, konserve yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konserve imalâthanesi, konserve yapılan yer.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). yamyam; kendi cinsinin etini yiyen herhangi bir hayvan; (s). yamyamlıkla ilgili. cannibalism (i). yamyamlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bir diğerini tamir etmek için bozulmuş araba, uçak vb'nden parçalar almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ufak teneke kutu, küçuk su kabı; tahta kova.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). konserve yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [جان نثار] canını feda eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f), top; (mak). bir şaft üzerinde serbestçe hareket eden (mil); bilardo oyununda karambol; koşum takımında bir çeşit gem; (zool). incik kemiği; (f). topa tutmak, top atmak, bombardıman etmek; gülle gibi fırlatmak. cannon ball gülle. cannon bone inc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(f). top ateşi, bombardıman; (f). topa tutmak; bombardıman etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). topçu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). -amaz,-amam, -amazsın(ız), -amayız, -amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır; konuşma dilinde çoğu zaman can't şeklinde kullanılır.)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). vücuttan su çek meye veya vücuda ilaç zerketmeye mahsus tup veya boru; kanül.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Özü aydınlık, nurlu kimse.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dikkatli, uyanık; tedbirli ihtiyatlı; açıkgöz; zeki anlayışlı; hünerli, becerikli; tutumlu, idareli; sessiz, sakin; kuytu, rahat; cazip, çekici, zarif, hoş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), hafif sandal, kano. Paddle your own canoe. Kendi işini kendin gör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canım ol, can gibi içten ol.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). canyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kilise kanunu; kanun, nizam, düzen; miyar, ölçüt, kriter; Hiristiyan kilisesince Kitabı Mukaddes'in bir bölümü olarak kabul edilen kitapların toplamı; kilisece kabul edilen azizlerin listesi; herhangi bir dinin kutsal kitapları; (müz). kanon; 48 punt

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kilise kanununa göre; dini esaslara ait; Kitabı Mukaddes'in bir kısmı olan; meşru, kabul edilmiş. canonically (z). dini esaslara uyarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). din adamlarının görev esnasında giydikleri kıyafet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir yazının kilisece Kitabı Mukaddes'in bir bölümü olarak kabul edilip edilmemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fıkıh bilgini, fakih.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). öImüş bir kimseyi kilisece kabul edilen azizler listesine dahil etmek; takdis etmek, yüceltmek; muteber addetmek. canoniza'tion (i). azizlik mertebesine yükseltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bir katedral veya kilise özel heyeti üyeliği; bu üyeler grubu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

teneke açacagı, konserve açacagı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i, f gölgelik, sayeban, sayvan, kubbe; gök kubbe; f gölgelemek; kaplamak, ustunü örtmek

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahenkli, uyumlu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alan, sevgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Can). -Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Sen cansın, sevilensin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - (bkz.Can). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Canser).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Küçük kraliçe, prenses.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Cansın).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) Canım gibisin, canımsın.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپار] canını feda eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان سپرانه] canını feda edercesine.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان ستان] can alan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Canı olmayan. Fars. bîrûh, bîcân, canı çıkmış, ölü: Cansız bir yılan, cansız beden. 2. Canlı olmayan: Canlı ve cansız ne kadar isimler varsa. 3. Pek zayıf ve gevşek, kuvvetsiz: Cansız bir adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feckless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

arid. bloodless. dead. deadpan. dusty. frigid. inanimate. inert. lifeless. listless. low. pale. soulless. toneless. dull. uninteresting. weak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dead. lifeless. dull. uninteresting. listless. weak quiet. slack. inorganic. inert. inactive. motionless. static. stagnant. bloodless. breathless. dead as a door nail. faint. frigid. inanimate. insensible. insentient. lackluster. dull market. flat market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Cansız olma hâli. 2. Tembellik, gevşeklik, kuvvetsizlik: Bu cansızlıkla halim ne olacak?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inanimateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lifelessness. frigidity. inanimateness. languor. sluggishness. torpor. vapidity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Asil, soylu, cana yakın.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eski can yardımcı fiilinin ikinci tekil şahıs şekli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Hayat veren su, tazelik. 2.Sevgili, sevimli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Cansu). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). meyil; şiv; yatay kesit; (f). eğmek, şivlendirmek, meylettirmek; ani bir hareketle fırlatmak; eğilmek, meyletmek, bükülmek; dönmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i),, (f). yapmacık; riyakârlık, samimiyetsizlik; belirli bir zümre, grup veya partiye mal olmuş kelime veya sözler; argo; (f). riyakâr bir şekilde konuşmak: dinsel konularda samimiyetsizce davranmak; murailik etmek; dilenmek, sesine bir ahenk vererek dil

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kütükleri devirmeye mahsus ucunda madeni kancası olan tahta kaldıraç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meşin veya kumaş kaplı ve açılıp kapanan, yukarı tarafı demir pervazından yapılmış torba ile çekme arasında mahfaza ki, çeşitli büyüklükte nevileri olup, esvap ve çamaşır, evrak, yiyecek, para vesaire taşımaya yarar: Yol çantası, evrak çantası, para çantası, mec. Çantada Çan çiçeği keklik = Hazır veya tedariki kolay şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. case. purse. handbag. briefcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bag. handbag. purse. briefcase. suitcase.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (müz). nağmeli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Cambridge ile ilgili; Cambridge üniversitesine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çanta yapan veya satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in the bag. a bird in hand. cert. cinch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kantalup kavunu, üstünde dilim çizgileri olan çok lezzetli küçük bir kavun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). huysuz, aksi, geçimsiz. cantankerously (z). huysuzluk yaparak. cantankerousness (i). huysuzluk, aksilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). kantat, kısa bir oratoryoyu andıran beste; bestelemek için yazılan şiir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. -ci) kadın şarkıcı, şantoz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). matara; kantin, büfe; ordu satış kooperatifi; (ask). yemek takımlarının içinde durduğu göz veya sandık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tek can, eşsiz can.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eşkin gidiş (at); (f). eşkin gitmek; eşkin sürmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit çançiçeği, (bot). Campanula medium.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Tez canlı, aceleci.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ -tharides) (ecza). kuduzböceğinden yapılan bir ilâç; kuduzböcegi, (zool). Cantharis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mezmurların bestelenmiş şekli, ilâhi; (b.h)., (çoğ). Süleyman;ın neşideleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mak). dirsek, yalnız bir ucu destekli olan kol; binanın dışarıya çıkık olan kısmı. cantilever bridge her biri bir ayak üzerinde dengeli oturan iki parçadan ibaret köprü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tilâvet etmek, Kur'an ı nağme ile okumak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eyerin arka kaşı; köşe; parça bölüm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uzun bir şiirin bolumlerinden biri; kıta.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). idari bölümlere ayırmak, kantonlara ayırmak; (kanton ) askerleri konaklatmak. cantoral (s). kantonlara ayırmayla ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Kanton. Canton crepe ince ve hafif bir cins krep ipekli kumaş. Canton flannel bir yüzü tüylü pamuklu kumaş. Cantonese' (i). Güney ,Çinli; Güney çin dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanton, eyalet; bir bayrağın bölümü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). askerlerin sevkedildiği büyük kamp; askeri bölge veya karargâh; kışla.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sinagog ayinlerinde taganni edenlerin lideri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - İyi hasletlere sahip Türk.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). dini musiki; şarkı, melodi. cantus firmus (müz). çok sesli bir parçanın bölümlerinin eklendiği esas musiki parçası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., argo Kanadalı, Kanadalı Fransız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yelken bezi, çadır bezi; çadır; yelken; kanaviçe; (güz). (san). tuval; tuval üzerine yapılmış resim. canvasback (i). Kuzey Amerika'ya mahsus yabani ördek. under canvas ,çadırda; yelken açmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kapı kapı dolaşarak oy veya sipariş toplamak; tetkik etmek, incelemek; soruşturmak; muzakere etmek, tartışmak; (i). sipariş toplama; oy toplama; tetkik, inceleme; soruşturma; seçim kampanyası. canvasser (i). sipariş veya oy toplayan kimse; tetk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان ور] canlı. 2.canavar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı, haşere.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kanyon, sarp kenarları olan vadi, derin vadi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (müz). (çoğ. -ni) italyan tarzı bestelenmiş bir çeşit lirik şiir; balad veya şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (it)., (müz). kısa, hafif ve neşeli şarkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). Köpekten sakının.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül açıcı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şeyi gizlice kendisine mal etme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çengel işareti, ç ve ş harflerinin altındaki işaret.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envy. jealousy. intolerance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jealousy. hobson's choice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (çekememezlik şekli yanlıştır). Birinin fazilet ve iyi taraflarına tahammül edemeyiş, haset, kıskançlık: Bu çekemezlikle halin ne olacak bilemiyorum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tahammül olunmaz, pek ağır veya usandırıcı: Çekilmez bir hali, bir tabiatı vardır, (bk.) Çekilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbearable. intolerable. beyond bearing. beyond all bearing. beyond endurance. past endurance. unendurable. insufferable. unacceptable. forbidding. impossible. insupportable. provoking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impossible. insufferable. intolerable. unbearable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cruel. excruciating. impossible. insufferable. insupportable. intolerable. unbearable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bu kelime Arapça’da hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâ ile kullanıldığı halde, dilimizde beceriklilik ve konuşma kabiliyeti gibi övücü bir suretle geçiyor: O adamın çok ilmi yoksa da cerbezesi kuvvetiyle her işte muvaffak olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جربزه] beceriklilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Natıkalı, konuşkan, konuşması tesir eden, becerikli: Cerbezeli adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

go ahead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asıl yemekten sayılmayarak yemek arasında, içki sofrasında veya kahvaltıda yenen reçel, peynir, havyar, sardalya, yemiş gibi şeyler; meze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kickshaw. knick-knack.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetizer. hors d'oeuvre. hors d'oeuvres. appetizers. kickshaw. snack. nuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hors d'oeuvre. appetizers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerez satan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Vakitsiz az şey yiyip iştahayı kestirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circassian. circassian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circassian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circassian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(bkz.Çevik).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assembly language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Ağaçların alt kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. penal. punitive. punishment. penalty. fine. correction. forfeit. infliction. pain. recompense. retribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction. discipline. forfeit. infliction. payoff. penalty. penance. punishment. sanction. fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty. punishment. retribution. discipline. infliction. lacing. rap. recompense. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزاء] karşılık. 2.ceza.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal law. criminal law. criminal / penal law. crown law. penal code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ceza olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. lockup. lockup house. convict prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal. criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cezâya Ait, ceza ile, cezâ işleri ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزائر] adalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be punished. to be penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastisement. correction. penalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza vermek, cezaya uğratmak, mahkemece cezasını tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza görmek, cezaya uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزالت] akıcılık, düzgünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cezalandırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. punished. fined. penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punished. penalized. fined. a person who is punished. on jankerss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ceza görmemiş, cezası olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpunished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

CEZAİR (Türkçe: CEZAYİR) (i. A. c.) (m. cezîre). Cezireler, adalar. Kuzey Afrika’da vaktiyle Mağrib-i Evsat (Orta Mağrib) denilen ve Mağrib-i Aksâ (Fas) ile Tunus arasında olan ülke ve bunun merkezi olan şehir. Cez8ir-i Bahr-i Sefîd = Ege Denizi’ndeki Asya adalarından müteşekkil eski Osmanlı eyaleti ki, Cezâir-i Garb da denen Cezâyir ülkesinden ayırmak için Cezâir-i Şark da denmiştir: Başlıcaları: Rodos, Sakız, Midilli, Limni vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Algeria. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periwinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kendisine çekme, nefesle çekme: O tarafa doğru bir manevî kuvvet cezbediyor. Tulumba suyu cezbeder.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذب] kendine çekme. cezb edilmek kendine çekilmek. cezb etmek kendine çekmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tanrı tarafından cezbolunmuş dindar insanların istiğrak ve hayrete dalmaları, meczûbiyyet: Cezbe halinde, söylediğini bilmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذبه] coşku. 2.kendinden geçiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Cezbeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Cezbeye tutulmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allurement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Kendisine doğru çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attract. charm. draw on. fascinate. magnetize. catch. fetch. bait. beguile. captivate. engross. hypnotize. lure. prepossess. wile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

allude. beguile. charm. draw. tempt. to attract. to charm. to draw. to beguile. to allure. to appeal. to tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attract. allure. beguile. bewitch. captivate. charm. draw. fetch. invite. magnetize. tempt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. cezbe). Cezbe’nin c. cezbeler, (bk.) Cezbe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aruzda «mütefâilün» cüz’ünün dördüncü harfi kaldırılıp ikincisi sâkinleştirilerek «müfteilün» kalması ve böyle cüz’lerden mürekkep vezin: Bahr-i cezel = Cezel bahri: Mütefâilün, feûlün, mütefâilün, feûlün gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزر] havuç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezUden smüş.) (mü. cezîle). Çok, bol. Ar. kesîr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). (bk.) Cezm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.). Ay’ın tesiriyle deniz suyunun her gün yükselerek karaya doğru uzandıktan sonra inip geriye çekilmesi. Daha çok açık denizlerin sahillerinde görülür. (Mukabili olan uzanmak fiiline «med» denir): Denizin med ve cezri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CEZR) (i. A.) (c. cüzûr). 1. Kök, asıl. 2. Kendi misline çarpılmakla bir sayı hasıl eden rakam. Meselâ 3 sayısı 9 sayısının cezridir. Cezr-i murabba = Bu suretle bir kere çarpılan sayılı, kare kök. Cezr-i mikâb = İki defa çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam, küp kök. Meselâ 3 rakamı 27 sayısının cezr-i mikabıdır. Cezr-i tâm = Bu suretle kendi kendine çarpılmakla bir sayıyı hasıl eden rakam. Cezr-i esem = Kesirsiz olarak, istenen sayıyı meydana getiremiyen rakam. Meselâ 13 adedinin cezr-i tâmı olmayıp bunun cezrine cezr-i esem derler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb. ebb tide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ebb tide. ebb. low tide. low water. reflux.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. cezâir). Her tarafı su ile çevrilmiş kara, ada: Rodos, Sakız ceziresi. Cezâir-i Bahr-i Sefîd = Akdeniz Adaları, yani Rodos, Sakız, Midilli vs. Cezâir-i HAlidât = Kanarya adaları. Dicle ile Fırat mecraları aralarındaki ülke: Mezopotamya. Şibh-cezîre, nîm cezîre = Yalnız bir tarafı karaya bağlı bulunan ada, yarımada: Balkan şibh-cezîresi, Mora şibhcezîresi. Cezîret-ül-Arab = Arabistan yarımadası. (Arapça’da şibh-cezîreye de ekseriya cezîre derler).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزیره] ada.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kesme, Ar. kat’. 2. Kesin şekilde kararlaştırma, kesin karar verme, kuvvetle azim ve niyet etme: Bu sene Hacc’a gitmeyi cezm ettim. 3. Arap gramerinde müzârî sigasının (geniş zamanın) sonu sâkin olma, meczûm olma. Osm. hâlet-i cezm. (Bunu icap eden Amile «câzim» ve kabûl eden mâmûle yani müzariye «meczûm» derler). 4. Arap harflerinin harekelenmesinde sükûn ve harekesizlik alâmeti olan (o) işareti ki, o hecede a, i, u harflerinin olmadığını gösterir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزم] kesin karar. cezm etmek kesin karar vermek, kesin olarak niyetlenmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cezm ile ilgili. 2.Kat-i karar ve niyete ait. 3.Kesmek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) - (bkz.Cezmi).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kökten, temelden, radikal.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Kökle ilgili, kökten.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Kahve pişirmeye mahsus kulpu uzuri mâruf küçük kap: Cezveyi sürmek = Kahve pişirmek üzere bunu ateşe koymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffeepot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee pot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جذاب] çekici, cazibeli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezr»den). Kasap, mec. Merhametsiz, zâlim, k’an dökücü. XVIII. asır sonları Osmanlı vezirlerinden Ahmed Paşa’nın unvanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). , (f). hile, oyun, şike; (f). hile yapmak, aldatmak, şike yapmak. chicanery (i). hile, şike.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

draw oneself up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

earnestness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(çobankesesi): Turpgillerden, bir çeşit yaban bitkisidir. Meyveleri, torbaya benzer. Yaprakları rozet şeklinde olup, demet görünümündedir. Çiçekleri beyazdır. Yaz aylarında toplanıp, kurutulur. Kullanıldığı yerler: Böbrek kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. Ağrıları giderip, vücuda rahatlık verir. Burun kanamalarını durdurur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Turpgillerden yabanî bir bitki ve bunun torbayı andıran meyvesi (capsella pastoris).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mostly. often. usually.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Medresede talebeye ve müderrise hizmet ederek ilim öğrenen kimse, talebe yamağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

one who follows in his master's ways.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bilgi veren kimse, konuşan kimse; Aşai Rabbaniyi (komünyon) alan veya almaya hakkı olan kilise üyesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mat). kosekant.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). timsah, (zool). Crocodylus; krokodil; bu hayvanın derisi. crocodile tears yalancıktan ağlama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Süvarilerin koşu oyunu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) binicilik, at binme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çocuğa bakan kadının sıfat ve görevi: O kadın dadılık ediyor, dadılık zor bir vazifedir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zerrin, fulya, nergis, (bot). Narcissus pseudo-narcissus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marmot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins dağ serçesi, büyük asfur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [دائره زن] daire çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Su veya başka sıvıları taşımaya yarayan dar ağızlı, şişkin gövdeli çoğu hasırla sarılı veya sepetli büyük şişe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carboy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demijohn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demijohn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlüyle anlayan, gönlü aydınlık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Aceleci, sıkıntılı. 2.Serçe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(DAR-ÜL-ACEZE) (i. A.). Düşkünler, Acizler evi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

almshouse. poorhouse. hospice. hospital. union. workhouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

alms house. common lodging house. hospital. pauper asylum. poorhouse. wretched inn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دارالعجزه] düşkünler evi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sulu bir şeyi tortusundan ayırmak için dikkatlice dökmek, şarap v.b.'ni şişeden sürahiye boşaltmak. decanta'tion (i). bir kaptan bir kaba aktarma, boşaltma, dökme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürahi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dondurulmuş yemekleri muhafaza eden buzdolabı, dipfriz; dondurup saklama ; (f). dondurup saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be buried. to be interred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Değer bilmeyen, kadir bilmeyen. Osm. kadir-nâşinâs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changeless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constant. decided. declared. equable. firm. fixed. flat. immovable. immutable. inexorable. inflexible. intransigent. invariable. rigid. set. settled. stable. steady. strict. sworn. unchangeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixed. constant. immutable. invariable. unchangeable. stable. equable. hard core. immovable. incommutable. irrevocable. permanent. steadfast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

changelessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

constancy. invariability. stability. immutability. equability. fixity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Demirağ).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Denizalp).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epicentre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi deniz gibi geniş olan, gönlü, himmeti büyük olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دریادل] gönlü zengin. 2.büyük himmetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hararetli konuşma; (müz). melodi, beste; birkaç sesle söylenen bestede en yüksek ses, asıl melodinin yanısıra söylenen üst ses.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hararetli konuşmak: en yüksek sesle şarkı söylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kilisece sonradan veya ikinci derecede muteber sayılan mukaddes kitaplara ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İlâcı olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

negotiable character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. deficit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. handicap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. derogation. disadvantageousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Mikrop öldürücü ilâç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfectant. disinfectant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfectant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfectant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Mikroplardan temizlenmiş. Dezenfekte etmek = Dezenfektan ilâçlar kullanarak mikroplardan temizlemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disinfected.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. désinformation

bilgi çarpıtma

Kişiyi veya kurumu herhangi bir konuda bilinçli olarak gerçeği saptırarak yanlış bilgilendirme.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı sazlarda ağıza alınıp üflemeye yarayan ince kısım. Dilcik de denir: Fagot’un dili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. insan ve hayvanların ağzındaki organ ki, besini yutmaya ve bilhassa insanda konuşmaya yarar. Ar. lisân, Fars. zebân: insan dili, koyun dili. 2. İnsanların konuştukları lehçelerin beheri. Lügat, lisan, zebân: Dünyada binlerce dil konuşulur. Türkçe eski ve geniş bir dildir. 3. Çeşitli Aletlerin uzunca, yassı ve çok defa oynak kısımları: Terazi, düdük, kilit dili. 4. Denizin içine uzanmış uzun, kumluk, üstü düz ve alçak kara parçası (dağlık ve taşlık olanına burun denir). 5. mec. Dedikodu, aleyhte söz söyleme: Allah, dilinden kurtarsın. Ağzı var dili yok, ağzında dili yok = Ses çıkarmaz, dayanıklı, tahammül eden, utangaç, masum, mahçup. Edirne dili = Başlıca bu şehirde yapılan sığır dili pastırması. Dilaltı = Tavuklarda görülen bir hastalık, kurbağacık. Dil ucunda olmak = Hemen söylenecek gibi hatıra gelip yine kaçmak: Onun adı dilimin ucundadır. Dil uzatmak = Haddini aşarak birinin aleyhinde söylemek. Dili uzun = Edepsiz Dil oğlanı = Vaktiyle Avrupa elçiliklerinde tercüman yamağı. Dil bağlamak = Susmaya mecbur etmek. Osm. iskât etmek. Dil balığı — Yassı bir cins balık. Dil burmak, dil çıkarmak = Eğlenmek, alay, istihzâ etmek. Dil peyniri = Uzun parçalı bir cins taze peynir. Dil tutmak = Düşmanın durumunu söyletecek esir tutmak. Dilini tutmak = Sözüne hâkim olmak, sır vermemek, her şeyi söylemekten sakınmak. Dillere düşmek = Kötü şöhret bulmak, kötülüğü yayılmak. Sığır dili = Uzun yapraklı bir bitki. Ar. lisân-üssevr. Kuş dili = 1. Kelimelerin her hecesi arasına diğer bir hece katarak ve tekrar ederek veya diğer bir suretle söylenmek ve bilmeyenler tarafından anlaşılmamak üzere birkaç kişi arasında uydurma dil. 2. Dişbudak tohumu. Dillerde gezmek = Fenalıkla şöhret bulmak. Dilini kesmek = Susmak, sükût etmek. Dile gelmek = 1. Kötü şöhret kazanmak. 2. Sevilmek. Köpek dili = Kızıllık otu. Küçük dil = Boğazda yukardan aşağıya sarkan küçük et parçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yürek, gönül, Mb. Cân ü dilden = Çok isteyerek, candan, gönülden. Safây-ı dil = Gönül rahatlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

speech. tongue. language. speech. clapper. lingo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. neck. spit. tongue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language. tongue. promontory. point. spit. bolt of a lock. index of a balance. prominence. speech.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dataphor Interface Language An XML format for describing user interfaces independent of the platform on which they will be realized. dilate Dx diagnosis. dual in line package: simplest type of plastic package where the I/O's are found on either side of th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Dual-in-line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP. ate:.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضلع] kenar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل] gönül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic atlas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tonguefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir dilin ses, şekil, menşe, mânâ ve cümle yapısını inceleyen ilim, gramer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic scientist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL BİLİM (i.) (uyd. k.). insanın konuşma kabiliyetini veya yeryüzündeki dilleri ses, şekil, mânâ ve sözdizimi bakımından inceleyen bilim, lengüistik.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kısa süreli dil büyümelerinde aşağıdaki reçeteler kullanılır. 2-3 günde geçmeyen dil büyümesinde, doktora başvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar kabuğu, şeftali, su.

Hazırlanışı : 1 bardak suya bir avuç nar kabuğu konur. 15 dakika kaynatılıp süzülür. Suyuna 3 su bardağı şeftali suyu ilave edilip, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Dilin üzerinde görülen çatlakların nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarında aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nişadır, hardal.

Hazırlanışı : Havana bir tatlı kaşığı karanfil, 1 tatlı kaşığı nişadır ve bir tatlı kaşığı hardal tohumu konur. İyice dövülür, günde üç kere dilin altına üstüne sürülür.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayı, dil gücünün kaybolmasıdır. Doktor tarafından tedavi edilmesi gerekir. Aşağıdaki reçeteler tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Zencefil, kekik, karbaşotu.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 çorba kaşığı toz zencefil, 1 çorba kaşığı ufalanmış kekik ve bir tutam karabaşotu konur. 15 dakika kaynatılıp, süzülür. Gargara yapılır, hergün tekrarlanır.


Sağlık Bilgisi by

Sağlık Bilgisi

Tıp dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanın nedeni, çürük dişler, dişeti iltihabı, sigara, çok sıcak veya çok soğuk şeyler yemeyi alışkanlık haline getirmiş olmaktır. İhmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora başvurmak gerekir. Yapılacak ilk iş, sigarayı bırakmak, çürük dişleri tedavi ettirmek, ve kötü alışkanlıkları terk etmektir. Aşağıdaki reçeteler de tedavi amacıyla kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yaprağı, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 1 avuç mersin yaprağı konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language laboratory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language learning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

study of languages.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

language teaching.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tongue twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip of the tongue. lapse. lapse of the tongue. malapropism. parapraxis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Dilde görülen; etrafı kırmızı, içi su dolu küçük kabarcıklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarlı dil yaralarında, mutlaka doktora başvurmak gerekir. Diğer dil yaraları, hazımsızlık veya gripten kaynaklanabilir. Bunların tedavisi için aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazırlanışı : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatılıp süzülür. Günde 3 kere, gargara yapılır.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, Agâh = Arif, bilen). Kalbi açık, uzak görüşlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâsten = donanmak). Gönlü süsleyen yani hoşlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Arâm = rahat). Gönül rahatı, gönlü rahatlandıran, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahatlandıran, avutan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Aşüften = fesada düşürmek). Gönlü alt üst eden, çelen (güzel).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü rahat, huzurlu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, Averden = getirmek, taşımak) (c. dilâverân). Yürek taşıyan, yürekli, cesur, yiğit, kahraman: Osmanlı dilâverânı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-Aver). Yürekliler, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Avîhten = asılmak). Gönlün asıldığı; gönlü kendine bağlı tutan, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F,). Gönlü bir şeyle bağlı bulunmayan, gönlü rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Azürden = incitmek). Gönül incitici, hatır bozan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü incinmiş, kalbi kırık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, bâhten oynatmak). Gönül eğlendiren, işi latif ve hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, beste = bağlı). Gönlü birine bağlı olan, Aşık, müptelâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, cesten = istemek). Gönlün istediği, arzu olunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, dâden = vermek). 1. Gönül vermiş, Aşık. 2. Eskiden Aşık tulumbacıların hususî şekilde başlarına bağladıkları boyalı mendil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbe batan, gönül delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül çalan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

DİL-FİGAR (i. F). Gönlü yaralı olan, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül aydınlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü delik ve yaralı gibi üzgün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, firîften = aldatmak). Gönül aldatan, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, fürûzânîden = parlatmak). Gönlü parlatan, sevindiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü kızmış, öfkeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, girîften tutmak). 1. Kalpte yerleşip çabuk unutulmaz, tesirli. 2. Hatırı kalmış, gücenmiş: Bana dil-gîrdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, güdâhten = eritmek). Yüreği eriten, yüreğin dayanamayacağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). t. Gönül açan, iç açan, kalbe ferahlık veren. 2. Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü ölmüş, yüreği ölü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, hâsten = istemek). Gönül isteği, gönül arzusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Gönlü yıkılmış, kırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hırâşîden = tırmalamak). Yüreği tırmalayan, çok feci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, hûn = kan). Yüreği kanlı, pek kederli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü hoş, yüreği rahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, keşiden = çekmek). Gönül çeken, celb ve cezbeden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü zedeleyen, vuran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, küşâden = açmak). Gönül açan, kalbe ferahlık veren. Ar. müferrih. (bk.) Dil-güşâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = kalb, mürde = ölü) (c. dil-mürdegân). Kalbi ölü, mânevi tesirlerden habersiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, nişesten = oturmak). Yürekte duran, yerleşen, pek hoşa giden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. f. dil = gönül, nüvâhten = okşamak). Gönül okşayan, hoşa giden, lâtif.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönül okşarcasına, gönül okşayana yaraşır yolda hareket etme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pesendîden = beğenmek). Gönlün beğendiği, beğenilen şey, kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, pezîreften = kabûl etmek). Gönlün kabûl edeceği, gönlün beğendiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, rîş = yara). Gönlü yaralı. Ar. mecrûhül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, rübûden = kapmak). Gönül kapan, gönül alan, herkesi kendisine bağlayıp Aşık eden, dilber, güzel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, şâd = mesrur). Gönlü sevinçli. Ar. mesrûrül-kalb.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sâhten = yapmak). Gönül yapan, lutf ile muamele eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâften = delmek). Yürekleri delen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikâr = az). Yürekler avlayan, gönül çeken, meftun eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.): Gönül kırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, şikeste = kırık). Yüreği kırık. Ar. meksûrül-fuâd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gözü, gönlü tok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, sitaden = almak). Gönül alan, kendisine bağlayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü gitmiş, Aşık, vurgun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhte = yanmış). Yüreği yanık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü açılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = yürek, sûhten = yakmak). Yürek yakan, pek acıklı ve tesirli: Vak’a-i dil-sûz-i Kerbelâ = Gönül yakan Kerbelâ vak’ası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, teng = dar). Gönlü daralmış, sıkıntılı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sıkıntılı olma, iç sıkıntısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Pek istekli, gönlü susamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü canlanmış, dirilmlş, Alim, bilgin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadın tenasül organı içindeki dilcik, bızır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clitoris.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavuklarda görülen bir hastalık.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Gönüller, yürekl(Erkek İsmi) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bakımsızlıktan harap etmek, tahrip etmek, kırıp dökmek; bakımsızlıktan harap olmak. dilapida'tion (i). harap olma, bakımsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آرا] gönül süsleyen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2.Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آشوب] gönül karıştıran, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). genişletmek, kabartmak, açmak, şişirmek, büyütmek; on veya upon ile tafsilata girişmek: genişlemek, kabarmak, şişmek. dila'tion, dilata'tion (i). açılma, genişleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb).. bir uzvu genişletmek için kullanılan alet; (anat). vücut boşluklarını genişleten adale.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). işini sonraya bırakan, ağırdan alan, sürüncemede bırakan; ağır, üşenen. dilatorily (z). ağırdan alarak, üşenerek, dilatoriness (i). işini ağırdan alma, geciktirme: üşenme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاور] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yiğit, yürekli.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Yiğitlik, cesaret, dilîrlik, kahramanlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلاویز] güzel, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü aydınlatan ay.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزار] gönül kıran, inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزرده] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. dil = lisan, F. bâhten = oynamak). Söz bulup tatlı tatlı söyleme; karşılığı: Pısırık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلباز] gönül şenlendiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül eğlendiren. 2.Güzel söz söyleyen. 3.Yüze hoş görünen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبند] gönül bağlanan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-BER) (i. F. dil = gönül, berden = götürmek). Gönül alan, gönül çeken, güzel, sevilen, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belle. captivating. charming. beautiful. comely. beautiful girl. beautiful woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبر] gönül alan, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül alıp götüren, güzel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. dil-ber). Dilberler, güzeller.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sevilen kimseye yakışır surette: Dilberâne bir yürüyüşü vardır.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Dilberler, güzell(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit hamur tatlısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dilberlik, güzellik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلبسته] gönlü bağlanmış, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül bağlamış, aşık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar. grammar gramer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grammar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük dil, dil şeklinde küçük Alet. 2. Bızır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلجو] gönlün aradığı, güzel, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل داده] gönlünü vermiş, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DİL-DAR) (i. F. dil = gönül, dâşten = tutmak). Birinin gönlünü bağlayıp tutan, sevgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلدار] gönül tutan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Birinin gönlünü almış, sevgili. 2.Abdülbaki Dede’nin terkib ettiği 7 makamdan biri.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Sıkıntı, inilti, ıztırap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل دزد] gönül hırsızı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Gönül sâhibi. 2. Gönül.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل افروز] gönül aydınlatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül aydınlatan. - (bkz.Dilfüruz).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Arzu, istek, rica: Sizden bir dileğim vardır. 2. İstek, Ar. matlûb, Fars. hâhiş: Dileğini yerine getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desire. will. wish. request. adjuration. petition. requisition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. reguest. desire. entreaty. petition. request. will.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Dilenen şey, arzu, istek. 2.İsteme, arzu etme, dileme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subjunctive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Bir dileği bildirmek üzere resmî dairelere sunulan yazı. Osm. istida, arzuhal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. application. letter of application. request. address. prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

petition. bill. application. motion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül ilacı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. İstemek, arzu etmek. 2. Aramak, istemek, talep etmek: Dile ne dilersen!

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wish. desire. beg. will. beseech. call down. plead. solicit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appeal. beg. bid. entreat. implore. invoke. like. plead. request. require. wish. to wish. to desire. to ask. to beg. to request. to plead. to implore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wish (for. to desire. to want. to long for. to ask for. to request. to beg. crave. implore. postulate. wish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

man. ikilem

İki önermesi bulunan ve her iki önermenin vargısı olan tasım.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An argument which presents an antagonist with two or more alternatives, but is equally conclusive against him, whichever alternative he chooses.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A state of things in which evils or obstacles present themselves on every side, and it is difficult to determine what course to pursue; a vexatious alternative or predicament; a difficult choice or position. state of uncertainty or perplexity especially a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

state of uncertainty or perplexity especially as requiring a choice between equally unfavorable options.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In popular use a dilemma can be almost any sort of difficult choice, but in logic a dilemma is a choice in which there are only two options, attractive or not One can refute a dilemma, that is, show that is not a real dilemma, by finding a third possibili

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Catch-22 , dilemma , fix , jam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). müşkül durum, çıkmaz; (man). ikilem, dilem. the horns of a dilemma her biri imkânsız olan iki şık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Avuç açıp rastgelenden para vesaire isteyen fakir ve muhtaç adam. Osm. sâil, gedâ: Kapıya bir dilenci geldi. 2. mec. Her şeyi istemekten utanmayan arsız ve tamakâr: O, pek dilenci bir adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mendicant. beggar. bum. cadger. mendicant. panhandler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. mendicant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggar. cadger. panhandler. schnorrer. toe rag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilenci hal ve sıfatı. Osm. sâİlik: Sonunda dilencilik etmeye mecbur oldu. 2. mec. Arsızlık, aç gözlülük: Çok dilencilik ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beggary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy. mendicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging. mendicancy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilenmeye mecbur etmek, dilenecek hâle getirmek: Bu israf bir gün kendisini dilendirecektir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

begging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dilencilik etmek: Öksüz çocuk sokaklarda dilenmeye mecbur oldu. 2. Dilenircesine istemek, böyle isteyerek ele geçirmek: Ben onu dilendim, size nasıl vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. ask for alms. panhandle. bum. cant. mump.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beg. to beg. to panhandle. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to beg. to plead. to ask for.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Dilekte, istekte bulunan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). (çoğ ti) eğlence için özel bir şeyle ilgilenen kimse; güzel sanatlar düşkünü kimse, sanat meraklısı kimse; amatör: (s). sathi merakı olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü ferah, sevinçli.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فریب] gönül aldatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگير] kırgın, alınmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل گداز] gönül eriten, yürek törpüsü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلگشا] iç açıcı, ferahlık verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواه] gönlün istediği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönülden söyleyen, içten konuşan.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخواسته] gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل خراش] yürek parçalayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلخون] yüreği kanlı, içi kan ağlayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - İçi kan ağlayan.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkat, ihtimam, sebatlı çalışma, gayret, çalışkanlık; on sekizinci asırda Avrupa'da kullanılan atlı posta arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gayretli, dikkatli, çalışkan. diligently (z). gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzunluğuna kesilmiş parça; bu şekilde parçalara bölünmüş bir şeyin her parçası, umumiyetle parça. Ar. kıt’a: Bir dilim karpuz, portakal dilimi, bir dilim ekmek, dilim dilim kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. strip. sector. segment. cut. round. shred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

segment. shred. slice. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. piece. section. jerk. split. shred. sliver. slab. cut. segment. tranche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dilimlere ayırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice. cut into slices. separate into segments. shred. chip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carve. cut. slice. to slice. to cut into slices.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. cut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be sliced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesur, yiğit, kahraman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلير] yürekli, yiğit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cesaret ve yiğitlikle yapılan, yiğitçe: Dilîrâne bir tavırla, dilîrâne söz. Cesaret ve kahramanlıkla, yiğit adama yakışır surette: Dilîrâne söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Mertlik, yiğitlik, yüreklilik, cesaret.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلکش] cazibeli, gönül çekici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çekici.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dereotu, yabantırak, (bot). Anethum graveolens dill pickle dereotlu hıyar turşusu. wild dill yabani dereotu, (bot). Anethum sylvestris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give tongue to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dile gelmek, dillenip söz söylemek: Bir buçuk yaşında o kadar dillenmek! 2. Dili açılıp çok söylemek. 3. Edepsizlik etmek. 4. Dillere düşmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Söyleşmek, karşılıklı konuşmak. Osm. mükâleme, müsahabe etmek: Hüneri varsa gelsin, dilleşelim. 2. Ecnebi dili ile konuşmak. 3. Münakaşa etmek (ağızlarda).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve iyi söyler: Pek dilli bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). oyalanmak, yavaş yavas iş görmek, ağırdan almak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tercüman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

- (bkz.Dilmen).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Dilmek işi. 2. Dört köşe biçilmiş uzun direk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slicing. chopping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rail. section. slitting. splitting. splint. parting. slashing. rip. rift. lathing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Uzun uzun yarmak, dilim dilim kesmek: Karpuzu dilmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chop. slice. to slice. to chop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to slice. to cut into slices. to slab. to slit. to shred. to lath. to slash. to split. to carve. to sliver. to rift. to rip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Güzel. 2.Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلنشين] makbul, hoş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü nurlu.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل نواز] gönül okşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل پسند] gönlün beğendiği.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yolu.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül kapan, gönül alan. 2.Tahminen 2 asırlık bir makam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلربا] gönül hırsızı, gönül çalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلشاد] gönlü şen. dilşâd etmek gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek. dilşâd olmak gönlü şenlenmek, mutlu olmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü hoş, sevilmiş.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönlü şen, rahat, dertsiz.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül hükümdarı, şahı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Gönül yapan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

linguistic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکار] gönül avcısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکن] kalp kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل شکسته] kalbi kırık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Söz söyleyemez, konuşmaz. Ar. ebkem, Fars. lâl: Dilsiz bir dilenci, sağır ve dilsizler mektebi. 2. SükUtî, çok konuşmaz. Ses çıkarmaz, uysal. Ar. sâkit: Dilsiz bir çocuk. Dilsiz ağızsız = Konuşmayan, sessiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mute. dumb. voiceless. speechless. inarticulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. mute. speechless. silent. taciturn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumb. silent. not speaking. inarticulate. speechless. voiceless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Lakırdı söyleyemiyenin hali. Ar. ebkem: Dilsizlik ne zor şey.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dumbness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل سوخته] bağrı yanık, gönlü yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül çiçeği.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلسوز] yürek yakan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönül yakan, yürek yakıcı.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تنگ] yüreği daralmış, sıkıntılı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل تشنه] can atan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). sulandırıcı madde; (s). sulandırıcı; eritici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). sulandırmak, su katmak, hafifletmek. dilute(d) (s). su katılmış, sulu, hafif, açık. dilution (i). su katma, sulanma, su katılmış herhangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). selden ileri gelen, tufani; (jeol). diluviyuma ait. di luvium (i)., (jeol). tufan çöküntüsü, diluviyum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Nehirlerin en eski alüvyonlarına verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Köşe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir kısmı koparılıp senet gibi alâkalı kimsenin eline verilen bir yaprağın deftere bağlı kalan kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

renewal coupon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diplomatic language.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Drezin.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güçlü, canlı kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. matematik) (y. k.). Elipslerde, odaklar arasındaki, uzaklığın büyük eksen uzunluğuna oranı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bir sesin yarım ton incelebileceğini gösteren nota işareti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sharp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kreuz. müz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Oniki Ada.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

loom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

like a cat with nine lives.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Dominikan tari katı ile ilgili; (i). bu tarikata bağlı kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jovial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insatiable. voracious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kol kuvveti veya motorla işleyen küçük demiryolu arabası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handcar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

electric motor carriage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Durualp).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دودل] ikircikli, tereddütlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become immortal / eternal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perpetuation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to eternalize. to immortalize. perpetuate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternity. immortality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «ecneb» Türkçe’de kullanılmaz). Ecnebiler, yabancılar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اجانب] yabancılar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer y. k.). Meçhul ve pasif fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. delil), (bk.) Delil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ادله] deliller. 2.rehberler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Edilme fiili, yapılmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. efdai). Efdallar, en fâzıllar, en faziletliler, (bk.) Efdal.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Pek mümtaz olanlar, çok bilgilil(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sahiplik, mâlik olma: Bu evin efendiliği kime aittir? 2. Efendi sıfat ve unvanı: Okuyup, yazmaya alışıp efendiliği kazandı. Efendilik, beylikten aşağı değildir. 3. Terbiye vakar ve temkin, çelebilik: Efendilik böyle mi olur? 4. Lutuf, ihsan, iyilik: Bana bir efendilik etmiş olacaksınız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gentlemanly behaviour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalbi, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflexible. rigid. stiff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inflexible. rigid. stony. tough. uncompromising.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Başkalarının baskısını ve üstünlüğünü kabul etmeyen, baş eğmeyen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Rind tabiatlı, kalender, gönül ehli, kalp adamı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dalkavukluk (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

washcloth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handbag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

handbag. hand baggage / luggage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Mezopotamya, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki ülke. Bugün İrak’ta kalıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ELEZZ) (i. A. lezîz’den itaf.). Daha veya pek lezzetli: Kayısı elez bir meyvedir. Meyvelerin elezzi hurmadır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (emanet para veya mülkü) zimmetine gecirmek. embezzlement i. zimmete geçirme. embezzler i. zimmetine para geçiren kimse., emarginated.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) emir çıkartılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indonesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indenesia. indonesia. indonesian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indonesia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cakarta.

Nüfus: 200.410.000.

Yüzölçümü: 1.913.443 km2.

Komşuları: Güneydoğu Asya, Hint Okyanusu’nda takım adalar.

Önemli Şehirleri: Surabaya, Bandung, Uyung Pandang, Malang.

Din: Müslüman %87.

Dil: Bahasa İndonezya, İngilizce.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: Önce Portekiz ardından da Hollanda sömürgesi olan Endonezya II. Dünya Savaşı’nda Japonya tarafından 1942’de işgal edildi. 1945 yılında Ahmet Sukarno’nun liderliğinde yürütülen Ulusçu hareket bağımsızlık ilan etmesine karşın, bu ilan kabulü ancak 1949’da olmuştur. İlk Cumhurbaşkanı olan Sukarno 1950 yılında federal yapıyı feshederek üniter bir cumhuriyet kurdu ve katı bir ulusçuluk politikası uyguladı. Ülke içinde yükselen ağır baskılar sonucu 1965 yılında Sukarno yetkilerini General Suharta’ya devretmiştir. Suharta 1993 yılında 6. Kez Cumhurbaşkanı seçildi. Suharta muhalefeti sınırladı ve ülkeyi Batı ile müttefik yaptı. Politik istikrar ve ülkenin zengin petrol kaynakları ülkeyi ekonomik bakımdan istikrarlı yaptı.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indonesian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Indonesian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épigénèse

biy. sıralı oluş

Birbirini takip etme.


Yabancı Kelime by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Canlı, diri, sıhhatli erkek.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sözünden dönmeyen, doğru sözlü.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Eren).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Acıbadem ağacı.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Olgun ruhlu kimse.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indissoluble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indissoluble. insoluble. refractory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ersezer).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Kavrayışı güçlü erkek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erzincan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

homocentric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) eski italya da Etrurya ya ait; (i.) Etrurya'lı, Etrurya dili. ette sonek küçültme eki: kitchenette: dişil isim yapmak için: farmerette: taklit anlamında: leatherette.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Evdeki insan evcimen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attache case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attaché case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.) (Türkçe’deki «den» ve Arapça’daki «men» yahut «An» gibi başlangıç mânâsıyle bazı Farsça tabirlerde bulunur): Ez-An-cümle = O cümleden olarak. Ez-dil-ü can = Can ve gönülden. Ez-ser-i nev = Yeni baştan. Ez-kazâ = Kazâra, şayet. Ez her cihet = Her bakımdan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönülden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Can ve gönülden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), incitme, eziyet, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ, cevr: Kimseye ezâ etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust treatment. torment. anguish. hardship. injury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azamet). 1.Büyüklük, ululuk. 2.Çalım, kıvrım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Müslümanlar’ı namaza davet ve namaz vaktini ilân için müezzin tarafından minarede veya başka bir yerde okunan tekbîr, kelime-i şehâdet. Ezan okumak, ezan vermek, ezan okundu, ezân-ı Muhammedi, akşam ezanı, ezan vakti. Ezanda = Geç vakit, akşam. Türk musikişinde dinî musikinin cami musikisi dalında bir formdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call to prayer. the azan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moslem call to prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezana ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذانی] ezan ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin battığı zaman 12 kabûl edilen eski alaturka saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (ez-ber, göğüsten yahut üstten). Kitaba bakmadan okuma ve buna alışma. Ar. Hıfz: Dersini ezber etti; ezberini öğrendi. Kitaba bakmayarak = Ezberden okuma. Ezbere = Düşünmeden, diline geleni söyleyerek: O, ezbere söz söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rote. by heart. memorization. learning by heart. memorizing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dersi anlar anlamaz ezber etmeyi Adet etmiş talebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who learns parrot fashion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without knowing. by heart. by rote.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by heart. without comprehending (what one is saying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenmek, Osm. hıfzetmek: Bir günde koskoca bir şiiri ezberledim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

learn by heart. memorize. commit to memory. learn by rote. commit memory. swallow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

memorize. to learn by heart. to commit to memory. to memorize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to learn by heart. to memorize. commit to memory. get by heart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğrenilmek, Osm. hıfz olunmak: Günde on sahlfe ezberlenir mi?

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ezbere öğretmek, Osm. hıfz ettirmek: Bu kitabı size ezberleteceğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Başka şeyler arasında, başlıca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in essence. essentially. in brief.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اضداد] karşıtlar, zıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Diğeri vasıtasiyle ezmek. Osm. sahkettirmek: Bozayı ezdirip öyle kullanmalı. 2. Basılıp mağlûp ve perişan olmasına engel olmamak: Ben adamlarımı size ezdirmem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth squashed. to have sb squashed. to have sb crushed. to have sth crushed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(EZELL) (i. A. «zelîl» den itaf.). Daha veya en zelîl (alçak): Ezell-i nâs = Halkın en alçağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Başlangıcı olmayan geçmiş zaman, ebed mukabili. Ezelden, min-elezel = iptidadan, eskiden, başlangıcı olmayan zamandan beri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past eternity öncesizlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past eternity. time without beginning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازل] öncesizlik, geçmişe doğru sonsuzluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ازل به ازل] ezelden beri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.t.i.) (Erkek İsmi) - (bkz.Ezel).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. ezeliyye). Ezele ait, başlangıcı olmayacak surette eski, başlangıçsız: Allah’ın ilm-i ezelîsi, kudret-i ezeliyyesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eternal. eternal öncesiz. old eski.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without beginning. outdating time. ancient. primordial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازلی] ezele ilişkin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezelîlik, geçmişte başlangıçsıztık: Tanrı’nın ezeliyyeti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازليت] ezellik durumu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Güzel kokulu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Nağme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melody. tune. warble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

strain. tune. melody. song. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

melody. strain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) 1.Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran şeşname. 2.Makamla söylenen manzum söz. 3.Beste (bkz.Beste).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins küçük taneli muşmula (daha küçüğüne döngel derler).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezilmiş, ezik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Açlık duygusunu andıracak şekilde rahatsızlık veren bir hal: İçimde bir ezginlik var.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Makam, hava. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zihn). Zihinler. (bk.) Zihin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذهان] zihinler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İnsanda akıl, fikir, zeka, hafıza anlayış, kavrayış, kudretleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. «zehre» dilimizde kullanılmamıştır). Çiçekler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازهار] çiçekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zehrâ). Pek beyaz ve parlak: Ezher-ül-levn = Renklerin en parlağı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Ay ve güneş. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. H.). Halvetiyye tarikatı şubelerinden biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağır basan: Ezici çoğunluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. devastating. overwhelming. damning. oppressive. sweeping. masher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppressive. overwhelming. crushing. breaker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. overwhelming. heavy. oppressive. overpowering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezilmiş, basılmış, bozuk: Birtakım ezik portakallar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushed. squashed. sheepish. meek. bruise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

broken. bruise. dent. crushed. squashed. contusion. bruised.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bruise. crushed. bruised and squashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzundur) (i. A. c.) (m. zukak). Sokaklar, (bk.) Sokak.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Eziklerde yapılacak ilk iş; eziğin üzerine buz koymak veya soğuk su ile kompres yapmaktır. Ayrıca; dışarı kan çıkmışsa, önce oksijenli su ile temizlenir. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, ispirto.

Hazırlanışı : 2 su bardağı ispirtoya bir avuç maydanoz koyup iyice ezilir. Ezilen yerin üzerine konur.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezik olma hail.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being crushed. being squashed. bruise. contusion. frustration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

feeling of hunger. worry and depression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crash. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) 1. Toz haline, yassı hale getirilmek, dövülmek. Osm. sahk olunmak: Bu boya ezilmeden kullanılmaz. 2. Basılmak, ağır bir şeyin altında kalarak veya sıkışarak yamyassı olmak: Arabanın altında kolu ezilmiş; bu portakallar, kavunlar ezilmiştir. 3. Mağlûp olmak, tahammülü pek zor bir sıkıntı altında perişan olmak: Bu arada o biçare ezildi; dert ve kederden ezilip gitti. Ezilip büzülmek = Maksadını açık söyleyemeyip de sıkılarak konuşacak söz bulamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be crushed. be put upon. squeeze. grind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squash. to be crushed. to squash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be crushed. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bowed down.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

downtrodden. repressed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushed. downtrodden. repressed. smashed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (kuvvetlendirme tekrarı). Çok ezilmiş: Ezim ezim eziliyor yüreğim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (mide) Bayılmak, baygınlık hissetmek: Midem eziniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Midede ezilir gibi hissolunan baygınlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. incitme, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ: Eziyet etmek, vermek. 2. Zahmet, meşakkat: Eziyet çekmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torture. torment. pain. grind. gnawing. grinding work. infliction. maltreatment. oppression. persecution. punishment. vexation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infliction. oppression. persecution. torment. cruelty. ill treatment. torture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

torment. torture. cruelty. injury. pain. hurt. suffering. infliction. punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppress. torment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to torment. to torture. harrow. maltreat. pain. tantalize. tease.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zahmetli, meşakkatli, çok ağır ve yorucu: Eziyetli bir iştir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذیت] üzme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اذکار] zikirler. 2.anmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [ازقضا] tesadüfen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zekî). Zekiler, (bk.) Zekî.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذکيا] zekiler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zamân). Zamanlar. Dilimizde daha çok «ezmine» çokluğu kullanılmıştır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمان] zamanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zimr ve zemîr). Bahâdırlar, kahramanlar, yiğitler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ezilmiş şey: Badem ezmesi, domates ezmesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. mashing. grinding. puree. crush. paste. mash. pate. pomace. pulverization. scrunch. spoon meat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mash. mush. paste. puree. swat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crushing. crushed. pounded. mashed. mash. pulp. powdering. pulpy. pounding. pap. mashy. crash. stamping. squeeze. squash. marmalade. paste. pureé. crush. grind. puree. scrunch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dövüp toz haline getirmek, kırmak, ufaltmak. Osm. sahk etmek: Pirinci ezmek. 2. Basıp veya sıkıp yassılatmak, şeklini bozmak: Kavunu, portakalı ezmek. 3. Suyun içinde tanelerini kırarak karıştırmak: Yoğurt, boya ezmek. 4. Kahretmek, çok zahmet ve eziyet vermek: Ezip suyunu içmek = işe yaramaz bir şeyle uğraşmaktan kinayedir. Lâkırdıyı ezip büzmek = Ne söyleyeceğini bilemeyip lâkırdıyı ağızda gevelemek. Mideyi ezmek = Mideyi bayıltmak, baygınlık vermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. pound. mash. weigh down. domineer. run over. run down. bray. comminute. crunch. grind. hold down. knock over. mangle. oppress. overbear. overwhelm. pulverize. quash. scrunch. smash. squash. squeeze. squelch. squish. stamp. stave in. steamrolle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crush. liquidize. mangle. mash. oppress. overpower. overwhelm. pound. pulverize. quell. squash. squeeze. swat. trample. tread. to crush. to pound. to mash. to squeeze. to squash. to liquidize. to run over. to tread. to trample. to oppress. to tyrannize. t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to crush. to mash. to run over. to depress. to oppress. to stir and mix. to overtax. to defeat. ro rub. to pulverize. to stamp. to squeeze. to mill. to squash. to batter. to grind. to pound. to break down. to knead. to triturate. to jam. to overwhelm. to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zâman). Zamanlar, çağlar, (bk.) Zaman.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنه] zamanlar, çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء جدیده] yeni çağ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء قدیمه] eski zamanlar, eski çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازمنهء متقدمه] eski çağlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zeneb). Kuyruklar. (bk.) Zeneb.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Yeni baştan, yeniden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. ésotérique

fel. içrek

Belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

esoteric.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Pek fasih, sözü düzgün adam. 2.Beyaz kulaklı siyah at.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) AzrSil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zerka) Gök renginde, mavi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازرق] mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zırr). Düğmeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zevç). Zevçler, kocalar, bk Zevc.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازواج] çiftler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. c.) (m zevk) Zevkler, (bk.) Zevk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذواق] zevkler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. zeyl). Zeyller, kuyruklar, ekler. (bk.) Zeyl.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ اذیال] ekler, zeyiller. 2.kuyruklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ziyâde’den itaf). Da ha veya en ziyâde, çok fazla

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. zaîf’ten). Daha veya en zayıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zı’f). Bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar, katlar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - (bkz.Fâzıl).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fazıl).

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. falaise

coğ. yalı yar

Yüksek kıyılarda dalga aşındırmasıyla oluşan ve aşınma sürdükçe karanın içine doğru gerileyen yar.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cliff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(mus.) (Fr.). Musikide serbest stilde yazılmış parça. Türk musikisinde serbest stilde yazılmış şarkı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. fancy. fantasy. phantasy. flamboyance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fantasy. fancy. fantasia. conceit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy. caprice. whim. fanciful. distinctive looking. original. fantasy. phantasm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. faysal = çözme, karar, F. pezîriften = kabul etmek). Hal ve fasi kabûl eden, neticelenen.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Erkek İsmi) - Canını vermeye hazır, canını verme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. fenâ = zeval, F. pezireften = kabul etmek). Zeval bulan ebedî olmayan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فناپذیر] yok olucu, fani.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Ferah artıran. 2.Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3.Meşhur bir lale türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Taşma,.çok gelme: Su feyezânı, Nil’in fezeyânı. 2. (botanik) Feyezân-ı evrak = Bitkilerin azıp çok yaprak vermesi ki, mahsule engel olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيضان] taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Korkup ürkerek birinin himayesine sığınma, dehşete kapılma, zorluklara karşı sabır ve metanet eksikliği.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (fuzûden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Arttıran, Osm. tezyîd eden: Ferah-fezâ = Ferahlığı arttıran. Cln-fezl = Ruhu arttırırcasına iç açıklığı veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geniş ova, geniş meydan. 2. Kâinattaki sınırsız boşluk, uzay: Fezâ yolculuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outer space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضا] uzay. 2.geniş düzlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2.Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rezalet, rüsvâlık, ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. fezâiyye). Fezâya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضائل] erdemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîlet). Faziletler, iyi huylar, (bk.) Fazilet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîha). Fazîhalar, kötülükler, (bk.) Fazîha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arttırma, Ar. tezyîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Ümitsizlik, ağlayıp sızlama. 2. Korkma, bağırıp çağırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.edat olan «f» ile şu demek olan «zelek» «zâlike» İsminden mürekkeptir). 1.Hulasa, netice, icmal, kısa şekilde ifade: Tarih fezlekesi.

2.Fezleke, her hangi bir kararın ya da sorunun kısa yazımı ya da anlatımına denir. 3.Fezleke hukukta bir mahkeme kararının, bir hukuki bir soruşturmanın özetine denir. İdari soruşturma açılan kişi ya da kurumlar hakkında, müfettişlerce ya da soruşturma kurullarınca düzenlenen raporlara da fezleke denir. 4.(hukuk) Eskiden müstantik kararnamesine denirdi. Sonraları zabıtanın tanzim ettiği tahkikat evrakına dendi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فذلکه] soruşturma özeti. 2.özet.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Büyük Sahra’da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Fincan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde eski bir saz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fincancı, (bk.) Fincan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phylogenèse

biy. soy oluş

Türlerin, ortaya çıktıkları zamandan bulundukları zamana kadar geçirdikleri gelişim evrelerinin tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde bazen: filcan). Küçük çanak, kahve, çay fincanı. Büyük veya pek açıkgöz için söylenir: Gözleri fincan gibi, gözlerini fincan gibi açmış. Flncanböre$ = Yuvarlak şekilde yapılan bir çeşit ince börek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cup. porcelain insulator. coffee cup. tea cup. porcelain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee cup. teacup. brim. insulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Fincan ve ona benzer şeyler satan: Fincancılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker/seller of cups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of cups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir veya şu kadar fincan dolusu veya o kadar içine alan: Bir fincanlık kahve. Dört fincanlık bir cezve. Altı fincanlık tepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü aldanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peanut butter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fiz). bir ışık öIçüsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

photosynthesis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Fransiskan mezhebine veya rahiplerine ait; (i). bu mezhebe mensup rahip.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Ülke

Başkent: Papeete.

Nüfus: 197.000.

Yüzölçümü: 4000 km2.

Komşuları: Büyük Okyanus’un Güneyinde Adalar Grubu.

Önemli Şehirleri: Papeete.

Din: Protestan %46.6, Katolik %39.4, Diğer %15.

Dil: Fransızca.

Yönetim Biçimi: Deniz Aşırı Toprak.

Tarih: Büyük Okyanus’un güneyinde 105 adadan meydana gelen bir ada grubu. Adaların çoğu 1767’de denizci Samuel Wallis tarafından bulunmuştur, ama 1 yıl sonra Fransız Louis de Bouganville bölge üstünde hak iddia etmiştir. 1850’den önce adaların çoğu Fransız himayesine girmiş, 1880’lerde de bütün grup bir Fransız sömürgesi haline getirilmiştir. 1946’dan bu yana bölge halkı tam Fransız yurttaşı sayılmakta ve ulusal meclise iki temsilci göndermektedir.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (froze, frozen) (i). donmak, buz kesilmek; çok üşümek; buz tutmak; dondurmak, buz haline getirmek, buz bağlamak; fiyatları dondurmak, narh koymak; (ikt). dış üIkelere ait banka mevduatını dondurmak; (i). donma, don. freeze out (A.B.D)., (k).dili i

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). donduran şey, dondurma makinası; yemekleri dondurarak uzun bir süre muhafaza eden dolap, dondurucu dolap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). donmakta; dondurucu, çok soğuk. freezing point donma noktası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik Alet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fraise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

milling cutter. knife. miling cutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (Fr)., (ahçı). dana kızartması veya yahnisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaba çuha, şayak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). saçaklıklarda baştabanla korniş arasmdaki tezyinat,efriz; buna benzer duvar süsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Üzüntüyü arttıran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Garaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rancour. spite. garaz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grudge. hatred. rancour rancor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غير قابل تبدیل] değiştirilmez.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i.) (Fransızca gaze’ den.O da vaktiyle bu dokumanın imal edildiği Güney Filistin’in Gazze şehrinin adından). Pek ince tül, tülbent, bürümcük: Gaz ile sarmışlar. Yüzünü gaz ile örtmüş. Gaz bezi veya gazlı bez = Yaraları sarmakta kullanılan tül, bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gauze dressing. surgical gauze. aceptic gauze.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yürünmesi, bir baştan bir başa gidilmesi mümkün olmayan: Geçilmez yol, dağ, dere. 2. Terkolunmaz, bırakılamaz: Geçilmez bir mal, geçilmez bir Adet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Revaçsız, itibarsız, sürümsüz: Bu memlekette geçmez birtakım kumaşlar getirmiş. 2. Kalp: Geçmez para. 3. İyi olmaz, tedavisi mümkün olmayan: Bu, geçmez bir hastalıktır. 4. Sirayet etmez, sârî olmayan: Geçmez hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Oyulmak, gedik olmak, çentilmek, rahne açılmak. 2. Kaşınmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., argo ihtiyar, bunak erkek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Ağzı gevşek, çok ve münasebeti! münasebetsiz söyleyen, sır saklamaz, boşboğaz: Geveze çocuk. Geveze kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talkative. chatty. chattering. babbler. indiscreet. gabby. garrulous. gossipy. gushing. gushy. loquacious. mouthy. rattle-pated. talky. voluble. chatterer. babbler. windbag. blab. gabbler. gasbag. prater. prattler. rattlebrain. windjammer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatterbox. chatty. communicative. garrulous. loquacious. talkative. voluble. chatterer. babbler. indiscreet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatterbox. indiscreet. talkative. chattering. incessant talker. babbler. chatty. garrulous. gas bag. gassy. loudmouth. magpie. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok ve münasebetli münasebetsiz söyleme, ağız gevşekliği, boşboğazlık: Gevezelik etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chitchat. chattering. babbling. gossip. indiscretion. jaw. talkativeness. windiness. cackle. chinwag. clack. comment. gab. gabble. garrulity. jive. loquaciousness. loquacity. mouthiness. prate. prattle. rattle. talky-talk. tattle. volubility. yap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chatter. gab. gossip. chattering. babbling. chingwag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cackle. chat. clack. froth. gab. gabble. garrulity. gossip. idle talk. milk water. natter. prate. prattle. yap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blab. chat. chatter. clack. clatter. gabble over. jaw. natter. prate. prattle. tattle. yak. yap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tomuzlan, yer eşeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğreltiotugillerden, nemli ormanlarda yetişen bir bitki (phyllitis scoloppendrium).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı Fars. olup mânâsı arşın ve oktur). 1. Arazi ölçmekte kullanılan ip ki, düğümlerle kısımlara bölünmüştür. 2. Okun kirişe geçen oyuk ucu. 3. Tüfek, tabanca gibi silâhlarda namlunun geri kısmında bulunan ve nişan almaya yarayan kertik: Gez, göz, arpacık bir hizaya gelmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambulate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backsight. notch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus ornus): Ege ve Akdeniz’in sahil kısımlarında yetişen bir çeşit dişbudak ağacıdır. Sarı boya elde etmekte ve kudret helvası yapmakta kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

panning.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). 1. Yürütmek, dolaştırmak: Atı gezdirmek. 2. Geziye götürmek, eğlendirmek: Şu çocukları biraz gezdirmeli. 3. Her tarafı gösterip baktırmak: Kiracıya, müşteriye evi, bağı gezdirmek. 4. Bir şeyi herkesin önüne götürüp biraz dağıtmak veya toplamak: Yemeği gezdirmek, tef gezdirmek. 5. Geçirmek, Osm. imrâr etmek: Etrafa bir göz gezdirdi. Yazı üzerine kalem gezdirmek. Elbisenin üzerine ütü gezdirmek. 6. Serpmek, dağıtmak, ekmek, damlatmak: Üzerine yağ, şerbet, şeker gezdirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk about. walk. take walk for a walk. walk around. show around. trot round. promenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk. to show around. to sprinkle. to show round. to take out walking. to walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to show around. to take through. to sprinkle. to be unable to hold the ship on her course. pass. play. take about.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (y. k.). Bir elips çizerek güneşin etrafında dolanan gök cisimlerinden her biri: Güneşe yakınlık sırasıyle başlıca gezegenler şunlardır: Utarit (Merkür), Zühre (Venüs), Arz (Yer), Merih (Mars), Müşteri (Jüpiter), Zuhal (Satürn), Uranüs, Neptün, Plüton.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planetary. planet. globe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planet. planet seyyare.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

planet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interplanetary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zarar, ziyan, hasar: Zarara uğratmak, Osm. ızrâr etmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گزند] zarar. 2.bela.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayakta bulunan, kalkıp dolaşan, yatmayan: Gerer hasta — Hastalığı ayakta geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Gezginci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

voyager. wanderer. widely traveled. traveller. traveler. passenger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

itinerant. peripatetic. planetary. rover. widely traveled. wandering. tourist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tourist. traveler. foot passenger. transient. sightseer. roving. wandering. moving. mobile. drifting. traveling. excursionist. itinerant. vacationer vacationist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok gezmiş, çok yer görmüş. Fars. cihân-dîde, Ar. seyyah, Fr. turist.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

peripatetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

itinerant. roving. peridatetic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İpek ve iplikle karışık hâreli meşhur bir çeşit kumaş ki, eninin bir arşın olması bu isimle adlandırılmasının sebebidir. Hind gezisi, geziden entari. 2. Geziden yapılmış: Gezi cübbe. 3. Seyahat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trip. journey. excursion. promenade. sightseeing. tour. travel. locomotion. outing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

circuit. outing. tour. trip. voyage. excursion. journey. promenade. walk. ride.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. tour. outing. promenade. place for strolling. joy ride. pleasure travel. spare-time travel. trip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gezen, seyreden, seyyar. 2. Gezip seyahat eden, seyyâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. itinerant. traveling. travelling. touring. ambulant. ambulatory. floating. roving.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mobile. itinerant. moving. rounder. rover. wayfarer. traveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

travelling library.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Özellikle ülkemizde orman arazileri üzerindeki doğal vejetasyon kaldırılarak, tarla ve bahçe tarımı yapılır. Fakat çoğunlukla yamaçlarda olan bu tarlalar 2-3 yıl sonra fakirleşip verimsiz hale gelince terk edilir, yeni tarla elde etme için yeni ormanlar ortadan kaldırılır. Onun için buna “gezici orman tarımı” da denmektedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Seyir, seyahat: Geziciliği çok severim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Isırılmış. Mâr-gezîde = Yılan tarafından ısırılmış, yılanın ısırdığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Herhangi bir kimse gezmek: Bu kılıkla sokakta gezilmez. Gezilme fiili: Kiralık ev bugün iki defa gezildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Öğrencileriyle beraber gezinerek ders vermeye alışmış olan Aristo felsefesinin adı (peripatetizm).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gezinmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ramble. wander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Dolaşmak, kendi kendine gezip vakit geçirmek: Denizin kenarında geziniyordum. 2. mec. Def-i hâcet için dışarı çıkmak, su dökmeye gitmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bat around. walk about. walk around. wander about. wander. stroll. hang around. hang about. get around. mosey. perambulate. promenade. roam. rove. rove about. stray. go for a stroll. take a stroll. go for a walk. take a walk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. ramble. range. roam. stroll. walk. to wander about. to get about. to get around. to stroll. to ramble. to roam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to wander about without a definite purpose. to walk about. to roam. to walk. to lounge. to promenade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türk musikisinde geçkisiz, kısa taksim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gezinme, Osm. seyr, teferrüc. 2. Gezilecek yer, gezip dolaşılacak yer. 3. Odaların önündeki gezecek kadar sofa, koridor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. walk. promenade. stroll. airing. hike. ride. trip. jaunt. outing. prom. run. sally. walking tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. outing. ride. sally. spin. trip. walk. stroll. tour. jaunt. corridor. pleasure trip. outinig.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

excursion. outing. walk. stroll. pleasure trip. tour. travel. walking promenade. traveling tour. journey. pleasure drive. cruiser. deck. gallery. aisle. corridor. platform. picnic. hike. esplanade. walkway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

promenade. place for strolling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gezi yapan ve satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ölçmek, Osm. mesâha etmek. 2. Düzeltmek, tesviye etmek. (oku) Yayın kirişine takıp kurmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eğri kılıcın ağzı. 2. Çakı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1, Gezmek işi: Gezmeye gitti, gezmeden geliyor. 2. Çarşı vesaire bekçisi, Osm. ases.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jaunt. locomotion. perambulation. peregrination. roam.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sally.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roam. walk. trip. voyage. travel. travelling. cruising. hiking. lounging. promenade. sightseeing. spin. stroll. touring. turn. walking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürümek, dolaşmak, devir ve hareket etmek: Bahçede geziyordum. Damın üzerinde kuşlar geziyor. 2. Seyir, temaşa ve teferrüc etmek, dolaşıp eğlenmek: Çocuklar gezmeye gitti. Derslerini bitirdikten sonra iki saat gezmeye müsaadeleri vardır. 3. Bulunmak, mevcut olmak: Siz buralarda da mı geziyorsunuz? Benim şemsiyem oralarda ne geziyor? 4. Ayakta olmak, yatmamak, hasta olmamak. Epey vakit yattı, şimdi gezmiyor. Yataktan kalkmış geziyor. 5. Dolaşmak, gezip seyahat etmek, dolanmak: Avrupa’nın her tarafını gezmiştir; o, dünyayı gezmiştir. 6. Her tarafını görüp muayene etmek, bakmak: Kiralayacağım, satın alacağım evi, bağı gezdim. Hereke fabrikasını gezmeye gidiyorum... Ardında, arkasında, peyinde, peşinde gezmek = Talibi olmak, elde etmeye, edinmeye çalışmak. El üstündie gezmek = Saygı görmek, Osm. muazzez ve mükerrem olmak. Ellerde gezmek = Çok beğenilmek. Boş gezmek = Avare olmak, işsiz durmak. Dillerde gezmek = Yayılmak, şâyî olmak, dedikodu mevzuu hâline gelmek. Kol gezmek = Muhafaza için asker dolaşmak. Gezip tozmak = Sürtmek, hovardalık etmek. Ne gezer = Nerede? Hani ya, yok: Bu küçük yerde kitap, kitapçı ne gezer? Bizde öyle şeyler ne gezer? Nerelerde geziyor = Nerededir, ne oldu?: Bizim kalemtıraş nerelerde geziyor?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk. wander. go about. hike. itinerate. travel. tour. visit. wander in. browse around. get about. jaunt. knock about. knock around. perambulate. peregrinate. promenade. range. rove. gad. ramble. roll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to walk. to stroll. to move around. to go on a pleasure trip. to go out. to tour (a place. to walk around a place. to go. to travel. to range. to move. to hike. to roam. to cruise. to see over. to tramp. to promenade. exercise. joy ride. look round. tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

destination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Musikide geçki sırasında, geçki yapılan makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gitmek, vaki veya mümkün olmak: Oraya gündüz gidilmez. İki saatte gidilebilir mi? Merih’e gidilmek kabil olsa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be gone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. girân = ağır, cân = ruh). Ağır canlı. Ar. sakıyl-ür-rûh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamayı arttıran, çok ağlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük ve genç zağar.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sarı bukleli saçları olan kimse; düğünçiceği, (bot.) Ranunculus .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Görmezlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görmeyen, Fars. nâ-bînâ, kör: Görmez, gözü görmez bir ihtiyar. Gün görmez = Karanlık, Ar. muzlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Körlük, görmeyiş. Ar. amâ. Görmezliğe (ve galatı görmemezliğe) gelmek: İsteyerek görmez gibi olmak, Osm. tegafül, tesamüh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pretending not to see. blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Görünmeyen, Osm. gayr-ı mer›İ. Görünmez olmak = Kaybolmak, meydana çıkmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invisible. out-of-sight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blind. invisible. unforeseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invisible. not apparent. unforeseen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

totally unexpected accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intimacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invisibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bir çeşit çarkıfelek çiçeğinin meyvası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) tumturaklı söz. grandiloquent (s.) tumturaklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gülmeyen, Ar. abûs: Abûs-ül-vech — Yüzü gülmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obscure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. astronomi) (y. k.). Yıldızın güneşin merkezinden bakıldığına göre ölçülen koordinatları.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

uncertain. untrustable. unreliable. untrustworthy. unfaithful. unsound. irresponsible. precarious. beyond belief. discredited. elusive. elusory. faithless. insecure. shifty. slippery. suspicious. treacherous. unstable. unsteady. whacky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doubtful. dubious. faithless. foxy. insecure. jaundiced. precarious. shady. shaky. shifty. slippery. unreliable. wonky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cronk. faithless. precarious. reptilian. shifty. treacherous. unfaithful. unreliable. untrustworthy. unworthy of credit. wild.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Koyu ve az mora çalar kırmızı: Güvez çuha, güvez renk. Koyu ve mora çalar kırmızı renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

violet. dark red.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Halk dilinde abdülleziz denilen, Akdeniz bölgesinde ve Afrika’da yetişen bir ağacın dut kurusu şeklinde ve büyüklüğünde olan yağlı ve tatlı yemişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Ne güzel, ne kadar lâtif, zehî! Habbezâ bâğçe-i pâdşeh-İ rûy-i zemini (Neft).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبذا] ne güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

staple of news.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: kaçan). Ne vakit, ne zaman ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment in a minimum-security prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Böylece, bu suretle. 2. Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هکذا] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) kazılmak. hâkketmek kazımak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by