Eza ne demek? | Eza anlamı nedir? | Eza

Eza anlamı nedir?

Eza ne demek?

Eza anlamı nedir?

Eza | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: eza

Türkçe Sözlük

(i. A.), incitme, eziyet, Fars. renciş, Azâr, Ar. cefâ, cevr: Kimseye ezâ etmemeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unjust treatment. torment. anguish. hardship. injury.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy penalty. stern penalty. severe punishment. heavy sentence. severe sentence. heavy fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infamous punishment. imprisonment with hard labour. penal servitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

heavy fine. penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cenotaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

corporal punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بنده زاده] köle çocuğu. 2.benim çocuğum.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sermaye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. aslı: bicâde). Gök yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bizâat). (bk.) Bezâat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Can artıran, gönüle ferahlık verici, cana can katıcı. 2. Ayın yirmi üçüncü günü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جان فزا] cana can katan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Can artıran, cana can katan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Arapça’da hem iyi ve hem kötü karşılık mânâsına gelip mükâfat yerine de kullanılırsa da, dilimize yalnız kötülüğe karşılıktır). 1. Cürüm, kabahat ve cinayet sahibine gerek dünyada ve gerek Ahirette verilen karşılık. Ar. ukûbet, azap. Ceza vermek = Müstahak olanın cezasını tertip ve icra etmek. Allah cezasını versin = Beddua, cezasını bulmak, cezaya uğramak, ceza çekmek, ceza. Ceza kanunu = Ceza derecelerini tayin eden kanun. Ceza mahkemesi = Cezayı gerektiren suçlara bakan mahkeme. Cezâ-i nakdî, nakdi ceza, para cezası = Bir kabahate karşı sahibinin vermeye kanunen mecbur olduğu para. Rûz-ı cezi = Kıyamet günü, mahşer günü. 2. Biri diğerine bağlı olan iki cümleden meydana gelen sözün ikincisi ki «cevap» da denilip diğeri «şart» tır. «Haber verirseniz gelirim» cümlesinde «gelirim» kelimesi ceza ve «haber verirseniz» şarttır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. penal. punitive. punishment. penalty. fine. correction. forfeit. infliction. pain. recompense. retribution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

correction. discipline. forfeit. infliction. payoff. penalty. penance. punishment. sanction. fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty. punishment. retribution. discipline. infliction. lacing. rap. recompense. rod.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزاء] karşılık. 2.ceza.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty area.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal law. criminal law. criminal / penal law. crown law. penal code.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ceza olarak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaol. jail. penitentiary. prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prison. lockup. lockup house. convict prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penal. criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Cezâya Ait, ceza ile, cezâ işleri ile ilgili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزائر] adalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be punished. to be penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

castigation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chastisement. correction. penalization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza vermek, cezaya uğratmak, mahkemece cezasını tayin etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give smb. gyp. punish. penalize. castigate. cop it. correct. crime. discipline. dish out. plague. scourge. slate. smirk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discipline. do. penalize. punish. scourge. to punish. to penalize. to discipline. to castigate. to fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to punish. to penalize. chasten. correct. discipline. knock hell out of. scourge. smite. sort out. strafe. straighten out. trounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ceza görmek, cezaya uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزالت] akıcılık, düzgünlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Cezalandırılmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

criminal. punished. fined. penalized.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punished. penalized. fined. a person who is punished. on jankerss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ceza görmemiş, cezası olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unpunished.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

CEZAİR (Türkçe: CEZAYİR) (i. A. c.) (m. cezîre). Cezireler, adalar. Kuzey Afrika’da vaktiyle Mağrib-i Evsat (Orta Mağrib) denilen ve Mağrib-i Aksâ (Fas) ile Tunus arasında olan ülke ve bunun merkezi olan şehir. Cez8ir-i Bahr-i Sefîd = Ege Denizi’ndeki Asya adalarından müteşekkil eski Osmanlı eyaleti ki, Cezâir-i Garb da denen Cezâyir ülkesinden ayırmak için Cezâir-i Şark da denmiştir: Başlıcaları: Rodos, Sakız, Midilli, Limni vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cezâir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Algeria. algeria.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Cezayir.

Nüfus: 27.895.000.

Yüzölçümü: 919.595 km2.

Komşuları: Batıda Fas, Güneyde Moritanya, Mali ve Nijerya; Doğuda Libya ve Tunus.

Önemli Şehirleri: Cezayir, Wahran, Qacentina.

Din: %99 Sunni Müslüman.

Dil: Arapça ve Berberi Fransızcası.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasi Partiler.

Ulusal Kurtuluş Cephesi, İslami Kurtuluş Cephesi, Sosyalist Güçler Cephesi, Cezayir’de Demokrasi Hareketi.

Tarih: Ülkenin bilinen ilk yerlileri, Berberilerin, Romalıların, Vandalların ve son olarak da Arapların atalarıdır. 1518’den Fransa’nın yönetimi devraldığını 1830 yılına kadar, ülkeyi Türkler yönetti. Geniş ölçekli Avrupa göçleri ve Fransızların kendi kültürlerini yerleştirmeye çalışmaları, Arap milliyetçiliğinin bir gerilla savaşına atılmasını önleyemedi. Barış ve Fransızların geri çekilmeleri Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ile müzakere edildi. Bağımsızlık 5 Haziran 1962’de geldi. 1965’te askeri bir darbe olup da Albay Hovari Boumedienne liderliğe gelinceye kadar, bu iç savaşın galibi ve ülkeyi yöneten Ahmet Ben Beila idi. 1967’de Cezayir İsrail’e savaş ilan etti. ABD ile bağlarını kopardı ve SSCB ile askeri siyasi bağlar kurdu. 1988’deekonomik sıkıntıları protesto eden ayaklanmalarda 500 kişi öldü. 1989’da ise seçmenler, çok partili sisteme geçişi düzenleyen yeni bir anayasayı onayladılar. Hükümet islam kökten dincilerinin kazanacağı tahmin edilen 1992 Ocak seçimlerini iptal etti ve cezayiri 10.000 camisinde yürütülen tüm din dışı faaliyetleri yasakladı. 29 Haziran 1992’de devlet başkanı Muhammed Boudiaf uğradığı suikast sonucu öldü. Gruplar arası çatışmalar halen devam etmektedir.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

periwinkle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

algerian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. deficit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. handicap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disadvantage. drawback. derogation. disadvantageousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disciplinary action / fine / penalty. amercement royal. disciplinary action / fine / punishment / scourge. summary punishment. administrative fine. crackdown. disciplinary action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Azamet). 1.Büyüklük, ululuk. 2.Çalım, kıvrım.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Müslümanlar’ı namaza davet ve namaz vaktini ilân için müezzin tarafından minarede veya başka bir yerde okunan tekbîr, kelime-i şehâdet. Ezan okumak, ezan vermek, ezan okundu, ezân-ı Muhammedi, akşam ezanı, ezan vakti. Ezanda = Geç vakit, akşam. Türk musikişinde dinî musikinin cami musikisi dalında bir formdur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

call to prayer. the azan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Moslem call to prayer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ezana ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اذانی] ezan ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Güneşin battığı zaman 12 kabûl edilen eski alaturka saat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinin mürekkep makamlarından biri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.) (Kadın İsmi) 1.Ferah artıran. 2.Türk müziğinin mürekkeb makamlarından. 3.Meşhur bir lale türü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Taşma,.çok gelme: Su feyezânı, Nil’in fezeyânı. 2. (botanik) Feyezân-ı evrak = Bitkilerin azıp çok yaprak vermesi ki, mahsule engel olur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيضان] taşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (fuzûden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Arttıran, Osm. tezyîd eden: Ferah-fezâ = Ferahlığı arttıran. Cln-fezl = Ruhu arttırırcasına iç açıklığı veren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Geniş ova, geniş meydan. 2. Kâinattaki sınırsız boşluk, uzay: Fezâ yolculuğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

outer space.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فضا] uzay. 2.geniş düzlük.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2.Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Rezalet, rüsvâlık, ayıp.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. fezâiyye). Fezâya ait.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضائل] erdemler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîlet). Faziletler, iyi huylar, (bk.) Fazilet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fazîha). Fazîhalar, kötülükler, (bk.) Fazîha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arttırma, Ar. tezyîd.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Ümitsizlik, ağlayıp sızlama. 2. Korkma, bağırıp çağırma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Üzüntüyü arttıran.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(fraxinus ornus): Ege ve Akdeniz’in sahil kısımlarında yetişen bir çeşit dişbudak ağacıdır. Sarı boya elde etmekte ve kudret helvası yapmakta kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür ve kabızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ağlamayı arttıran, çok ağlatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Ne güzel, ne kadar lâtif, zehî! Habbezâ bâğçe-i pâdşeh-İ rûy-i zemini (Neft).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حبذا] ne güzel.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imprisonment in a minimum-security prison.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Böylece, bu suretle. 2. Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [هکذا] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı merkeple döner değirmen demek olan Farsça harâs’dan çıkma haraz olsa gerektir. Zaten bu şekilde de kullanılır). Tahta ve kereste biçmeye mahsus büyük bıçkı. (bk.) Hızar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bülbül, Fars. andelib, eski Türkçe: sanduvaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.) (c. hezârân). Bin, Ar. elf. Hezâr-bâr = Bin kere. Sad-hezâr = Yüz bin. Hezâr-fen = 1. Pek çok şeyler bilen ve yapan. 2. Çokluğu: Binler, binlerce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هزار] bin. 2.bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Bülbül. 2.Çok, pek çok. 3.Bin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Çok bilen, bilhassa birçok sanatı birden çok yüksek derecede yapabilen adam. 2. Minâre ustası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] binlerce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاردستان] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Afganistan’ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcak iklimlerde yetişen uzun yapraklı bir cins kamış ki, oralarda kulübe ve çit yapmaya ve kulübeleri örtmeye ve sandalye vesaire imaline de yarar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزارپا] kırkayak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

penalty of death. penalty / punishment of death. extreme penalty of the law. capital punishment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.A.) (benzetme gösteren «ke» edatı ile «şu» demek olan «zâ» işaret isminden yapılmıştır). Böyle, şöyle, şöylece, yine o tarz ve surette, defa: Siz gitmek istemiyorsunuz, ben de kezâ; evvelki gün çok yağmur yağdı, dün de kezâ (kezâlik ve hâkezâ da kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

do. also. ditto. item. therewithal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

also. equally. likewise. similarly. too.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذا] aynı şekilde, böylece.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Benzetme gösteren «ke» edatı ile «şu» demek olan «zâlik» İsminden yapılmıştır). Öylece, yine öyle, hâkezâ, def’a: O kitap çiftçiye gönderilecektir, bu da kezâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کذالک] aynı şekilde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Zâil olmaz, zevalsiz, ebedî, sermedi. Hudây-i lâyezâl = Allah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tulip garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاله زار] lale bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - Zevalsiz, bitimsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. lezîze kullanılmaz). 1. Lezzetli şeyler, hoşa gidecek tatlı ve latif şeyler: Lezâize düşkün bir adam. 2. Zevkler, zevk ve eğlenceye ait nefsin hoşlanacağı şeyler: Dünyanın lezâizine aldanmamalı; lezâiz-i dünyeviyye.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [لذات] lezzetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama, mezâ = mâzi fiili: geçti). Geçen şey, geçmiş şey: Mâ-mezâyı unutmalı. Mezâ mâmtzâ = Geçen geçti, olan oldu, geçmişi unutalım: Mezâ mâ-mezâ, şimdi barışalım.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

millî eğitim bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mazbata). Mazbatalar, tutanaklar, bk Mazbata.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezbah). Mezbahalar, (bk.) Mezbah.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mezat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezheb). Mezhepler, (bk.) Mezhep.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مذاهب] mezhepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). «Zahmetler» mânâsiyle kullanılmışsa da Arapça’da böyle bir kelime yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mazhar). (bk.) Mazhar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «zevk» den mimli masdar). 1. Zevk, lezzet, tatma, lezzet duyma. Muhtellü’l-mezSk = Tadı bozuk, tat duymaz. 2. (zevk’ten im.) Lezzet duyulan yer, geniş, damak. Hulvü’l-mazâk = Damağı tatlı, tadı damağında kalmış. Mürü’l-mezâk = Damağı acı, acılığı damağında kalmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Eziyetler, zulümler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مظالم] zulümlerr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مضامن] kavramlar. 2.incelikler. 3.semboller.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mizmâr ve mezmûr). (bk.) Mizmâr ve mezmûr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZAR) (i. A. «ziyâret» den im.). 1. Ziyaret yeri, sevgili bir şahsın ziyaret olunan kabri. 2. Kabir, sin, lahit. Mezar taşı = Mezarın üzerine dikilen yazılı taş. Mezar kaçkını = İskelet halinde bulunan pek zayıf adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. rest. burial place. bed. sepulcher. sepulchre. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. sepulchre. tomb. sepulcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. mausoleum. sepulcher. graveside. resting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone. headstone. tombstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır.

Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler.

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’un milattan önce 1346’da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa’da ise milattan önce 2000’li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı.

O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu.

Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir.

Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir.

Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek.

Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adamın işi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مزارگاه] mezar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezraa). Mezraalar, tarlalar, ekim yerleri, (bk.) Mezraa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزارع] tarlalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZARİSTAN) (i. F.). Ölüler için mezar kazılan yer, mezarlık, makbere: Duvarla çevrili bir mezaristan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mezarları içine elan yer, ölülerin gömüldüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. god's acre. boneyard. good's acre. necropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. burial yard. burying ground. burial place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZAD) (i.) (A. müzâyede’ den galat). Bir mal ve mülkün dellâl vasıtasiyle, en fazla verene satılması üzere satışa çıkarılması: Eşyasını mezada çıkardılar. O çiftlik mezattadır. Bu aynayı mezattan aldım. Haraç mezat = Bu suretle mal satan dellâlların seslenmesi. Mazat malı — Mezattan alınmış gibi sokaklarda sepetler içinde satılan kalitesiz ucuz mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction. sale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sale. auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

auction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. meziyyet). Meziyetler, (bk.) Meziyet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزایا] meziyetler, üstünlükler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kazâ» dan imef.). 1. İktizâ eden, lâzım gelen, icab eden: Kanunun falanca maddesi muktezasınca. 2. Eskiden kanun veya fermân hükümlerine göre yazılan şerh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zlyâdet» ten imef.) (mü. müstezâde). 1. Artmış, fazlalaşmış, ziyadeleşmiş. 2. (edebiyat) Her mısraına onunla kafiyeli kısa bir mısrâ eklenen şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MÜTEZADD) (i. A. «zıdd» dan if.) (mü. mütezâdde). Birbirine zıd olan, biribirinin aksi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «zihâm» dan if.) (mü. mütezâhime). Birbirini iterek ve birbiri üstüne çıkarak biriken, kalabalık ve izdihamla toplanan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «ziyâde» den if.) (mü. mutezâide). Artan, çoğalan: Serveti günden güne mütezâyid oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. kesreli «zı’f» dan if.) (mü. mutezâıfa). İki veya birkaç kat olan, kat kat arten («muzâaf» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متزاید] artan, çoğalan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâyık olmayan: Nâsezâ söz, hareket.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Temizlik: Nezâfete çok dikkat etmeli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظافت] temizlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Temizlik, paklık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), mec. Temizlik, nezihlik.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Temizlik, paklık. İncelik, rikkat.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nazîre). Nazîreler, benzetmeler, (bk.) Nazîre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fars. nâzük sıfatından Ar. kaide ile yapılmıştır). 1. Naziklik: Bedeninin nezâketi. 2. Zariflik, zarafet; kabalık zıddi: Nezâketle söylemeli. 3. Terbiye, edeb. 4. Ehemmiyet, dikkat ve itinaya muhtaç ve lâyık olma: Bu meselenin nezâketi vardır, oranın nezâketi malûm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicacy. courtesy. politeness. gentleness. kindness. kindliness. grace. affability. civility. comity. complaisance. daintiness. decency. decorum. gallantry. gracefulness. graciousness. keenness. mildness. polish. suavity. sweetness. urbaneness. urba.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

civility. courtesy. kindness. delicacy. politeness. decency. chivalry. civility res.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

courtesy. delicacy. tact. politeness. considerateness. attention. comity. decency. grace. mannerliness. urbanity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(Osmanlıca>A.) [ نزاکت] incelik. 2.hassaslık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Naziklik. 2.Zariflik, incelik. 3.Terbiye. 4.Ehemmiyet.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of politeness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nazikliği ve zarafeti olan (eski yazı dilinde kadınlar ve kızlar hakkında kullanılan unvandı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

polite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

höflich. verbindlich.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nazik olmayan, kaba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. indelicate. disrespectful. discourteous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impolite. inconsiderate. brutal. discourteous. disobliging. indelicate. inurbane. tactless. ungracious. unpleasant. vinegary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tactlessness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impoliteness. inconsiderateness. discourtesy. incivility. uncivility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan). 1. Bakma, bakış, etrafı görme, seyir: Bu evin, bu tepenin güzel nezâreti vardır. Bir tahta perde çekip evin nezâretini kesti. 2. Gözetme, teftiş, yoklama, muayene: İşçilere nezâret edecek bir mühendis lâzım. 3. İdare, başkanlık: Bu işe kim nezâret ediyor, bu iş onun nezâretindedir. 4. Bakanlık: Dâhiliye, hâriciye, mâliye, maârif nezâreti. 5. Eskiden bakanlık sayılmayan büyük devlet teşkilâtından bazıları: Hazîne-i hâssa nezâreti, reji nezâreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. supervision. arrest in quarters. prospect. view. ministry bakanlık. surveillance gözaltı. gözetim. inspection denetim. kontrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. supervision. surveillance. superintendence. overseeing. ministry. state department. portfolio. control. oversight. overlooking. office. outlet. auspices. charge. custody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نظارت] nazırlık. 2.gözetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

capital punishment. dead penalty. death penalty. penalty / punishment of death. ultimate penalty. capital sentence. extreme penalty of law. death penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amercement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fine. administrative fine. pecuniary offence. pecuniary punishment. penalty. criminal penalty. amend. money bote / penalty. amende. atonement money. money bote. money penalty. forfeit money. mulct. pecuniary penalty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı pamuk ve bürümcük bir nevi ince gömleklik bez.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. présentation

tanıtma

Tanıtmak işi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. présenté

tanıtılmış

Tanınması sağlanmış.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (musiki). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rizâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. rezîle). Rezâletler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رذائل] rezaletler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). 1. Alçaklık: Ben, o rezâleti kabûl etmem. 2. Utanacak ve gülünecek iş, ayıp, maskaralık: Pek rezâlet oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rotten. ridiculous. fucked up. scandal. disgrace. ignominy. indignity. infamousness. obloquy. opprobrium. outrage. outrageousness. scene. shambles. villainy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ignominy. infamy. mockery. scandal. scene. disgrace. outrage. infamies. dreadful. awful. lousy. grotty. scandalous. behavior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disgrace. outrage. scandal. crying shame. cracker. degradation. ignominy. infamy. reproach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [رذالت] rezillik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağırbaşlı, vakarlı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Ağırbaşlı, gururlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ağırbaşlılık, vakar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. rezîe). Belâlar, musibetler, felâketler.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Yükselen ruh, yüksek ruh.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [روز جزا] kıyamet günü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gölgelik.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şehrazat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâyık, münasip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kokulu şeylerin kokusu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سزا] layık, yaraşır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Münasip, uygun, yaraşır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Kokulu şeylerin kokusu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Lâyık, münasip, uygun, yaraşır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Değerlilik, lâyıklık, lâyık ve münasip olma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Uygun yaraşan, münasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F. A.). Bir tarîkat.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Sezgili.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Sezgili.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Doğmayan çocuğu almak üzere ana karnını yararak yapılan ameliyat (ünlü Sezar böyle doğduğu için bu ad verilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caesarean. cesarean. cesarian. caesarean section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Münasip uygun, yaraşır.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سزاوار] layık, yaraşır.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - (bkz.Sezan).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - (bkz.Sönmez alp).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Kadın İsmi) - Işığı hiç sönmeyen ay.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوره زار] çorak arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکوفه زار] çiçeği çok olan yer, çiçek bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cousin (child of a maternal aunt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضاد] zıtlık, çelişki.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zahm» dan). Çokluk ve kalabalıkla toplanma, yığılma, kalabalıkla bîrinin etrafını alma, Ar. izdiham

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zuhûr» dan), t. Birbirine karşı görünme, ortaya çıkma: İki devletin donanmaları tezahür etti; hastalığın belirtileri tezahür etti. 2. Birbirine arka verme, yardımlaşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. appearing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestation. sign. appearing. becoming visible. becoming manifest.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheer. ovations. cheers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

yell. public demonstration. ovation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

manifestations. signs. demonstration (to protest sth. ovation. cheering. applause. booing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تظاهر] ortaya çıkma, belirme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ortaya çıkmak, belirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ تظاهرات] ortaya çıkışlar, oluşlar. 2.destekler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. tezkire). Tezkereler. (bk.) Tezkere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zahmetle yutma.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk ol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Çabuk, hızlı yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

contrast. contradiction. incompatibility. extreme. interference. setoff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antithesis. contrast. mutual opposition. contradiction. incompatibility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oppositeness. contradiction. contrariety. contrast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zıdd»dan). t. Birbirine zıt olma, birbirinin aksine olma, aykırılık: Aralarında tezad vardır. 2. (edebiyat) Cümlede veya mısrâda birbirine zıt iki mânâyı bir araya getirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), iki kat olma: Beş on sene zarfında sermayesi tezâuf etti.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - (bkz.Tezal). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Çoğalma, artma.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تزاید] artma, çoğalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

artmak, çoğalmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. vazîfe). Vazifeler. (bk.) Vazife.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وظائف] görevler, ödevler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ii. F.). Esen: Sabah yeli vezân oldu.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وزان] esen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vezirlik, vezir rütbesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وزارت] vezirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emniyet genel müdürlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tarım bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Karanlığı arttıran.

Türkçe Sözlük by