Fat ne demek? | Fat anlamı nedir? | Fat

Fat anlamı nedir?

Fat ne demek?

Fat anlamı nedir?

Fat | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: fat

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yalnız şu Arapça terkipte bulunur: Telâfî-i mâfât = Kaybolmuş şeyi telâfi etmek. (bk.) Telâfi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (ter, test) (i). şişman, slang şişko; semiz, yağlı; bol ve iyi; bereketli; kârlı; dolgun;kalın; (i). yağ; bereketli ürün; semizlik. fat cat (A.B.D)., argo zengin adam; seçim öncesi partisine maddi yardımda bulunan kimse. a fatchance (A.B.D)., argo ç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. Afet). Afetler, felâketler, belâlar; Afât-ı semâviyye = Gökten gelen Afetler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفات] afetler, belalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü, patırtı etmek, kıyameti koparmak. 2. Istemiyerek mühim bir sırrı ifşa etmek, ağızdan kaçırmak. 3. Ağzını bozmak, söğüp saymak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. A. «Afet» ten). Sabrını tüketmek, kararsız etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Mekke-i Mükerreme yakınında olup, hacıların arafe günü durdukları yerdir ki, bu duruş haccın icaplarındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestinian statesman who is chairman of the Palestine Liberation Organization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bisülfat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süt kaymağı; kaymak nispeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in one single payment. single sum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. dafter). Defterler. (bk.) Defter.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفاتير] defterler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Def çalan müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i F. A.). Balkanlar’ın fethinde bulunanların soyundan gelenler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). öldürücü, mahvedici, yok edici; talihsizlik getiren; kadere bağlı, mukadder,önüne geçilemeyen. fatally (z). öldürücü bir surette, ölecek derecede; kadere bağlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kader ve kısmete boyun eğme, tevekkül; her şeyi kadere bağlama inancı, fatalizm, kadercilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fataliste

fel. yazgıcı

Yazgıcılık yanlısı olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One who maintains that all things happen by inevitable necessity. anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny relating to or implying fatalism; 'fatalistic thinking' believing in or inclined to fatalism; 'a fatalist pe

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anyone who submits to the belief that they are powerless to change their destiny. believing in or inclined to fatalism; 'a fatalist person'. relating to or implying fatalism; 'fatalistic thinking'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fatalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). her şeyi kader ve kısmete bağlayan kimse, fatalist. fatalistic (s). her şeyi talih veya kadere bırakan. fatalistically (z). mukadderata bırakarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kaza sonucu olan ölüm; felâket, musibet, uğursuzluk; kader, kısmet. fatalities (i). ölenler.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kadercilik.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fatalisme

fel. yazgıcılık

Her şeyin, alın yazısına göre önceden belirlenmiş olduğuna, insanın bu önceden belirlenmiş olan alın yazısını değiştiremeyeceğine inanan dünya görüşü.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(özellikle Messina Boğazında görülen) serap.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zihin açıklığı, anlayış, zeyreklik, sür’at-i intikal: Bu çocukta çok fetânet vardır. «Fıtrat» ile aynı mânâdadır. (bk.) fetânet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zihni açık, anlayışlı, zeyrek. Ar. fatîn.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kader, takdir, kısmet, talih; ecel, helâk, ölüm; akibet, encam. the Fates kader tanrıçaları. fated (s). kadere dayanan, kadere bağlı; mahvolmaya mahkûm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mukadderatı tayin eden, mukadder, kaçınılmaz; tarihi önem taşıyan; meşum. fatefully (z). kaçınılmaz bir surette, mukadder olarak; meşum bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). baba, peder; ata, cet, soy, icat eden kimse, bani, pir; (b.h). Cenabı Hak, Allah; (kil)., (b.h). papaz; (çoğ). büyükler, ihtiyarlar. father confessor günah çıkaran papaz. fatherinlaw (i). kayınpeder. father of lies şeytan. Holy Father Papa. the Churc

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). babası olmak; vücuda getirmek, icat etmek; oğul olarak kabul etmek; abaca davranmak. father on isnat etmek,atfetmek, yüklemek (bir kitabı, bir yazara).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anavatan, yurt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kulaç (uzunluk ölçü birimi).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). iskandil etmek; etraflıca anlamak. fathomable (s). anlaşılabilir; iskandil olunabilir. fathomless (s). dibine erişilmez, pek derin: anlaşılmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kehanet kabiliyeti olan, gaipten haber veren, geleceği önceden haber verebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yorgunluk, bitkinlik; zahmet, meşakkat, ağır iş; (mak). eskime, dayanıklığı kaybetme; (ask). kışla hizmeti; (çoğ)., (ask). kışla hizmeti sırasında askerlerin giydiği kalın ve dayanıklı elbise; (f). yormak, yorgunluk vermek; (mak). dayanıklığını

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. feth’den if.) (c. fâtihîn). Bir ülkeyi alan, feth ve zabteden: Eğri fâtihi, Fâtih-i Bağdad. İstanbul’u fetheden II. Sultan Mehmed’e lakap olmuştur: Fâtih Camii, Fâtih Sultan Mehmed.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conqueror. victor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conqueror. victor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فاتح] fetheden

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fetheden, açan. 2.Bir ülkeyi, şehri veya kaleyi zapteden kimse. 3.Hüküm veren anlamında, Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarından biridir. A’raf suresi 89.ayet. - İstanbul’u fetheden yedinci Osmanlı padişahı Sultan Mehmet Han’a bu fethinden ötürü verilen unvan.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Kur’an-ı Kerîm’in birinci sûresi. Her işin başında ve ölülere rahmet için dua yerine okunur, mec. Başlangıç, Ar. bede’ ibtidâ, mubâşeret, karar: Bir işe fltiha demek — Kat’İ karar verip başlamak. Fitiha-hin = Fatiha okuyan, bir işe karar verip başlayan. El-fâtiha = FAtiha sûresinin okunması lüzumunu anlatan tâbirdir: Bütün şehitlerin ruhu için el-fâtiha.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the first or opening sura of the Quran which is the central prayer of Islam and is used on all special occasions as well as during the five daily prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the opening chapter of the Koran.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the first or opening sura of the Quran which is the central prayer of Islam and is used on all special occasions as well as during the five daily prayers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. füttâk). Her fırsatta adam öldüren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fevâtik). Her fırsatta adam öldüren kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sütten kesilmiş çocuk.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar) (Kadın İsmi) 1.Sütten kesilmiş. 2.Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.- Hz.Peygamber’in Hz.Hatice’den dünyaya gelen en küçük kızının adıdır. Hicretten 18 yıl önce 605’te Mekke’de dünyaya gelmiştir. 632 yılında Medine’de vefat etmiştir. 18 yaşında iken Hz.Ali ile evlenmiş, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin, Hz.Ümmü gülsüm ve Hz.Zeyneb adında dört çocuğu vardır. Rasûlullah (s.a.s)’tan sonra 6 ay yaşamıştır. Lakabı Zehra’dır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fâtımiyye) (c. fâtımiyyûn). Hazret-i FAtıma sülâlesinden olmak iddiasında bulunan ve önce Kuzey Afrika, sonra Mısır’da hükümet süren hanedana mensup imparatorların takındıkları unvandır: Fâtımî ülkesi, Fâtımî hükümeti, Fâtımîler devri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fitne’den). Fitneci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fıtnat’tan smüş.) (mü. fatîne). Zihni açık, uyanık, zeki: Pek fatîn bir çocuk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فطين] zeki, kavrayışlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Zeki, anlayışlı. 2.Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - ((bkz.Fatin).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fâtıra). Yaratıcı, hâlik. Fars. Aferînende. Fâtır-üs-semâvât v«l arz = Yer ve gökleri yaratan Hazret-i Allah. Kudret-i fâtıra Cenab-ı Hakk’ın yaratış kuvveti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Mayasız, hamursuz ekmek, İsrailliler’in muayyen günlerinde yedikleri hamursuz ekmek. 2. Mayasız hamurdan kesilmiş, şeker ile yapılır sade bir tatlı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). besili hayvan, semiz hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fatma).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fatma).

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (kim). yağ içinde eriyebilen (vitamin).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). semirtmek, şişmanlatmak; gübrelemek; şişmanlamak, semirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). şişman, semiz, yağlı; gübreli (i)., (aşağ). şişko, dobiş. fatty acid (kim). gliserid yapan asit, yağ asidi. fatty compounds (kim). yağlı bileşimler. fatty degeneration (tıb). yağ dejenerasyonu, olağanüstü şişmanlık. fatty tissue (anat). yağ dok

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahmaklık, aptallık, budalalık, akılsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ahmak, aptal, budala. fatuously (z). ahmakça, budalaca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). 1. Nümûne, örnek, kumaş örnekleri destesi: Faturasını gönderdi. 2. Satın alınan bir mal için satıcının verdiği makbuz: Gümrük dairesi fatura ister Malfature = Manifatura’dan galat. (bk.) Manifatura.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invoice. bill. note.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. invoice. receipt. tab. rabbet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invoice. bill. bill parcels. bill of sale. black letter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to write an invoice for. invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having an invoice/bill. having a rabbet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unreceipted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black economy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ata, cet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. L. kimya). Fosfor asidinin tuzu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Doğal olarak bulunan fosfor içeren bileşikler. Bitkilerin büyümesi için gerekli maddelerden biri olan fosfatın fazlası, aşırı çevre kirlenmesine yol açabilir. Göl, nehir ve benzeri su kaynaklarında aşırı fosfor birikmesi, bitkilerin sudaki yaşamı kesintiye uğratacak kadar çok büyümesine yol açabilir. Bu sürece de ötrofikasyon denir. Nitrat gibi fosfat da gübrenin temel maddelerinden biridir. Ama çevre kirliliğine yol açan temel fosfat kaynaklarından biri deterjanlardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

phosphatization.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) vaftiz babası, manevi baba .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) büyük dede.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hurâfe). Bâtıl inanışlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خرافات] hurafeler, batıl inançlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) («harf» in çokluğunun çokluğudur). Kurşundan dökülmüş baskı harfleri: Küçük, büyük, italik, batone hurufat. Hurufat basması = Tipografya. Zıddı: Taşbasması, litografya.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

type. typeface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «fevt» ten masdar). Fevtetme, kaybetme, elden çıkarma, kaçırma: Fırsatı ifâte etmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bazı geceler bataklıklarda görülen ve organik maddelerin çürümesinden hasıl olan gazlardan çıkan ateşli buhar; aldatıcı ümit veya her hangi bir şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اختلافات] uyuşmazlıklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İLTİFAT) (i. A. masdar). 1. Yüzünü çevirip bakma: Bizim tarafa hiç iltifat etmedi. 2. Dikkat, itina: İltifat eyleme çok hendeseye (Vehbî). 3. Teveccüh, taltif, hatır sorma, güler yüzle ve lutufkârâne dostluk: iltifatınıza nail olmadık. İltifat yok mu? 4. (edebiyat) Sözü meselâ üçüncü şahıstan, ikinci şahsa, ikinci şahıstan birinci şahsa çevirmekten ibaret belâgat. Fâtiha süresindeki (eyyâke nâ’budu) Ayet-i kerîmesinde olduğu gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. attention. kindness. bouquet. sugar. taffy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compliment. courtship. kind treatment. favour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behaving courteously or flatteringly. to compliment. flattering words. courtesy. favour. good grace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ التفات] dönme. 2.ilgi gösterme. 2.gönül alma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Yüzünü çevirip bakma. 2.Dikkat. 3.Hatır sorma, gönül alma. 4.Sözünü başka bir kişiye çevirme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be courteous to. to behave courteously to. to compliment. to flatter. to like. to enjoy. to find pleasant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). iltifatçı adamlara mahsus bir tarzda: lltifâtkârâne baktı, iltifatçılara mahsus bir tavırla: Beni iltifât-kâre kabûl etti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çok iltifat eden, herkesin hatırını hoş tutarak lutufla muamele eden, mültefit, iltifatkâr: Çok iltifatçı bir zattır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İltifatçı, mültefit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iltifatla yapılan: iltifatlı muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complimentary. kind. flattering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), iltifat etmeyiş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yorulmaz, yorulmak bilmez, usanmaz, bıkmaz indefatigabil'ity i. yorulmazlık. indefat'igably z. yorulmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aklını çelmek, çıldırtmak, meftun etmek, aşırı sevdaya düşürmek. infatua'tion i. delicesine sevdaya tutulma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yardım etme, bir şey verme.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. i. stoffato). Salçalı bir çeşit et yemeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. izâfet). izafetler. bk. İzafet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

racism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. anatomi). İnsanda ve omurgalı hayvanlarda beyni muhafaza eden kemikten kutu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cranium.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cranium. skull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

skull. cranium. pan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Fr. calfatage veya Ar. celefat’tan). I. (denizcilik). Gemi ve kayıkların tahtalarının arasını üstüpü vesaire ile tıkayıp üstüne zift, mâcun vesaire sürerek tıkaması: Kayığı, gemiyi kalafat etmek. 2. mec. Sahte süs veya tâmir, düzen: Evi kalafat ettik, bu ihtiyar kadın yüzünü kalafat edip duruyor. Kalafat etmek = Kalafatlatmak. Kalafat yeri = Teknelerin kalafatlanmasına mahsus yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vaktiyle yeniçeri ağasının giydiği kırmızı bir başlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. caking. calk. caulk. grummet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

careening ground.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gemi ve kayıkları kalafat eden adam, teknelerin kalafatı sanatıyla uğraşıp geçinen adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caulking. work of a caulker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi ve kayığı). 1. Kalafat etmek, tahtalarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürmek: Gemiyi iyi kalafatlamış. 2. mec. Sahtelendirmek, düzgün sürmek, boya vesaire ile kusurları örtmek: Yüzünü kalafatlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) (gemi veya kayığı). Kalafat ettirmek, kaplama tahtlarının aralarını tıkayıp üstüne zift sürdürmek: Şu kayığı kalafatlatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to caulk. to repair. to restore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kalafat edilmek. (gemi ve kayığın) Kaplama tahtalarırının araları tıkanıp üstüne zift sürülmek: Kayık iyi kalafatlanırsa birkaç sene sürer. 2. mec. Sahte bir suretle süslenmek, düzgün veya boya sürmek: Bu kadın, genç görünmek hevesiyle iyice kalafatlanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. zooloji). Kınkanatlılardan, tarıma faydalı, parlak siyah renkli bir böcek (carabus).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbeetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cockroach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blackbeetle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Lenfa sistemi normalden çok gelişmiş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lymphatic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağlama edatı, fât = fevt’ten geçmiş zamen). Fevt olan, elden çıkan, kaybedilen şey. Telfifî-i mâfâf = Elden kaçırılan şeye bedel başka bir şey kazanma, kaybı giderme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epsom salts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epsom salts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). (Fr. manlfactura). Dokuma vesaireye alt fabrika ürünlarl: Manifatura mağazası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Manifatura çeşidindan dokuma vesair fabrika ürünlarl satan tacir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dokuma vesaireye alt fabrika ürünleri satan tacirin ticarati: Manifaturacılık odiyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. miftâh). Miftâhlar, anahtarlar, (bk.) Miftah.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مفاتيح] anahtarlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bir tezkere veya yazı sarılı evrak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(u uzun) (i. A. c.). 1. Tevkif olunmuş ve geçici olarak alıkonulmuş para ve mal. 2. Vakfedilmiş mal ve emlâk. 3. Gelirlerden artıp hazineye maledilen meblağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Telif ve tasnif olunmuş kitaplar, eserler: İbni Sİnâ’nın her ilimde müellefâtı vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Ölen bir adamın bıraktığı şeyler, tereke.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kifâyet» ten masdar). Bir hizmet ve iyiliğe karşı edilen iyilik, iyilikle karşılama: Ettiği hizmetin mükâfatını gördü: Ettiğim iyiliğin mükâfatı bu mudur? (Arapça’da «mücâzât» ile aynı mânâda olduğu hâlde dilimizde «mücâzât» bunun zıddı olarak kullanılır): Hizmet edenlere mükâfat ve kabahat edenlere mücâzat olunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carrot. reward.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

award. prize. recompense.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i, A. c.) (Türkler’in yaptığı bir Arapça kelime). Keyif veren şeyler, sarhoşluk getiren ve tiryakilik çeşidinden olan şeyler: Tütün, enfiye ve afyon mükeyyifâttandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefy» den masdar). Biribirine zıd olma, muhalefet, uymama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yarı yarıya: Şu bir küfe üzümü münâsafaten alalım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safvet» den masdar). Samimî ve saf sevgi: Aramızda musâfât vardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sakafe»den imef.). Vakıfların binalardan gelen geliri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «sakf»dan) (m. musakkaf). Damlı mülkler. Üzeri damla örtülmüş gayri menkul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Kitaplar, te’ lif ve kalem eserleri: Musannefâtı bir kütüphane dolduracak miktardadır. Musennefât-ı meşhûre.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Bağlı yerler, ekler: O nahiye filân kazanın muzâfâtındandır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). 1. Parlak ve sahte boyalar ve süsler: Cümleyi muzahrafâte boğmuş. J. Pislik, murdarlık, süprüntü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Süprüntüler, pislikler, (bk.) Muzahref.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مؤلفات] telif edilmiş yapıtlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مکافات] ödül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مزخرفات] pislikler, süprüntüler, döküntüler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fake invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. önsöz niteliğindeki, mukaddeme kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

proforma invoice. interim invoice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. pirosulfat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Rif’at.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Ar.’den). 1. Birini yüzüne karşı övme, dalkavukluk, koltuk verme: şatafat vermek. 2. Debdebe, gösteriş. 3. Zâhirllik ve gösteriş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

highfalutin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gaudy. ostentatious. showy. pompous. guady.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ostentatious. pompous. showy. deluxe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vasf» tan) (c. sıfât). 1. Bir kişi veya bir şeyin hâli: Fazilet insana yakışır sıfatların en iyisidir. 2. İnsanın bir iş ve harekette bulunmaya salâhiyet kazanmak için takındığı hâl veya unvan. 3. Şekil, çehre, beniz, dış görünüş: Onun ne adam olduğu sıfatından bellidir. 4. (gramer) Kendi kendine var olmayıp bir kişi veya şeye Arız olan bir durumu gösteren kelime: Ak, kara, büyük, küçük, ağır, hafif, Alim, câhil kelimeleri sıfattır (sıfatlanan isme «mevsûf» denir). Sıfat-ı resmiyye = Bir adamın devlet ve hükümetçe taşıdığı görev ve mevki; Onun bir resmî .sıfatı var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. adjectival. adjective. determinant. epithet. title. attribute. attribution. attributive. capacity. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. capacity. epithet. role. quality. attribute. appearance. aspect. character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjective. attribute. capacity. role. position. quality. title. honorific. nickname. attribution. designation. person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفت] özellik, vasıf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفات] özellikler, vasıflar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer). Partisip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

qualifying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to qualify.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sodium phosphate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., jeol. kükürt benzeri gazlar yayan volkan ağzı; püskürme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üvey baba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Sülfirik asidin tuzu veya asidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulphate. sulfate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulfate. sulphate sulfur.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Kinin sülfatı ve umumiyetle kinin tuzları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sulfat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tahrif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تحریفات] anlamından uzaklaştıracak şekilde üstünde kalem oynatmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belediye tarafından yaptırılan temizlik işleri. Tanzifat amelesi = Sokakları süpüren amele, çöpçü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تنظيفات] temizlik işleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکليفات] öneriler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Telef.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

losses. casualties. loss of human or animal life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تلفات] can kaybı, ölümler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hono u rable mention. consolation stake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protocol. official etiquette. formality. ceremonial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تشریفات] protokol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Teşrifat işlerine bakan şahıs, protokol müdürü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

master of ceremonies. protocol officer. master of ceramics. protocolist. sb who is a stickler for protocol / etiquette. chamberlain. emcy. herald. marshal. usher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) protokol görevlisi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Teşrifatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Telif.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تأليفات] kaleme alınmış eserler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Daha ufak yapmak, küçültmek: Kapak, kaba büyük geliyor, biraz ufatmalı. 2. Ufak ufak kırmak, ovalamak: Ekmeği ufattı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. babasız, piç; belgelenmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. derinliklerine varılamaz, anlaşılmaz, kavranılamaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(VEFAT) (i. A.) (c. vefiyyât). Ölüm. Vefat etmek = Ölmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deaths. decease. demise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death. decease. demise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

decease. dath. passing. death. demise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وفات] ölüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to die. to pass away. depart. to meet one's destiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ölmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certificate of dead. certificate of death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by