Felek-zede ne demek? | Felek-zede anlamı nedir? | Felek-zede

Felek-zede anlamı nedir?

Felek-zede ne demek?

Felek-zede anlamı nedir?

Felek-zede | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: felek zede

Türkçe Sözlük

(i. F. A. felek = semâ, F. zeden = vurmak). Sanki feleğin zulmüne uğramış, bedbaht, musibet görmüş, kötü talihli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. Affet-zedegân) (A. Afet, F. zeden = vurulmak). Bir musibete ve bilhassa yangın, zelzele gibi bir felâkete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(A. F.) (Afetzede’ nin çokluğu. Afete, belâya, felâkete uğramışlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a misfortune. sufferer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [آفت زده] belaya uğramış, afet görmüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça belâ = musibet, Farsça zede = vurulmuş). Musibete uğramış, felâkete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Çarkıfelekgillerden, sarmaşık bir süs bitkisi, fırıldak çiçeği (passiflora caerulca), 2. Yakılınca döne döne kıvılcım saçan havaî fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the wheel of fortune. wheel of fortune. catherine-wheel. passionflower.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passion flower fırıldakçiçeği. catherine wheel firework. fate. destiny talih. kader.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fortune's wheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(fırıldakçiçeği): Çarkıfelekgillerden; çiçekleri tekerlek biçiminde, sarmaştığı için duvar kenarlarına ve kameriyelere ekilen bir çeşit süs bitkisidir. Hekimlikte yapraklarının üst kısımları kullanılır. Kullanıldığı yerler: Çarpıntıyı keser. Yüksek tansiyonu düşürür. Spazmları çözer. Uyku verir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i.). Ayrı çanakyapraklı ikiçeneklilerden bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Labada, ıspanağa benzer bir sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (A. elem = keder, F. zeden = vurmak). Dert ve kedere düşmüş, acı görmüş. Ar. mükedder, Fars. gam-dîde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. c.) (m. elem-zede). Elemliler, dertliler, kederliler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [الم زده] elemli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (yanlış tâbir). Felâkete, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of a disaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فلاکت زده] felakete uğrayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. eflâk). 1. Gök, sema, Fars. Asmân. 2. Eski inanışa göre her gezegene mahsus bir gök tabakası ki, dokuz tane olduğu kabul edilirdi. Ar. Eflak-i tis’a = Dokuz kat gök. 3. Talih, baht, kader: Feleğin hükmü, felekten çektiğim. Felek düşkünü = Bedbaht. Feleğin çenberinden geçmiş = Her şeyi görmüş, geçirmiş. Çark-ı felek = Yanarken dönen bir fişek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fate. destiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fate. destiny. firmament. heavens. universe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firmament. heavens. the universe. fate. destiny.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فلک] gökyüzü. 2.talih. 3.kader.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. felek = semâ, F. zeden = vurmak). Sanki feleğin zulmüne uğramış, bedbaht, musibet görmüş, kötü talihli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. felekiyye). 1. Felek ile alâkalı. 2. Astronomi ile uğraşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). Astronomiyle alâkalı bilgiler: Felekiyyâtla uğraşmak; felekiyyâttan bahseden bir kitap.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلکيات] astronomi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Astronomiyle uğraşan bilginler, astronomlar: Felekiyyûndan bir zat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [فلک زده] kader kurbanı, felek vurgunu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Küçük bir kelebek çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (A. gam = keder, F. zeden == vurmak). Keder ve hüzne kapılmış, Ar. mağmum, mükedder.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (f. c. gurbetzedegân) (A. gurbet, F. zeden = vurmak). Memleketinin dışında bulunan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غربت زده] gurbet elde yaşayan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. F. A.) (c. harîk-zedegân) (Ar. harîk = yangın, Fars. zeden = vurmak). Yangına uğramış, yangın vermiş: Harîk-zedegâna iane toplamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Harîkzede’nin c. Yangına uğramış kimseler, yangından zarar görmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hasret, Fars. zeden = vurmak) (c. hasret-zedegân). Mahrumiyet veya iştiyak düşkünü, hasrete düşmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. R. F. c.) (m. hasret-zede). Hasrete uğramışlar, hasrete düşmüşler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F, Ar. hayret = şaşkınlık, Fars. zeden = vurmak) (c. hayret-zedegân). Hayrete düşmüş, şaşakalmış, Ar. mütehayyir.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيرت زده] şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fickle fortune.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kalem, Fars. zeden = vurmak). Yazılmış, kaleme alınmış, Ar. muharrer: Yukarıda kelem-zede-i beyân olunduğu üzere.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KAZA-ZEDE) (I. F., Ar. kazâ, Fars. zeden = isabet etmek vurmak). Bir kazâ görmüş, kazaya uğramış, kaza ile sakatlanmış veya tahrip olunmuş: Gemisi kazazede oldu, sahilde fırtınadan kazazede olan gemilerin enkazı duruyordu, zavallı adam kazazededir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

survivor. sufferer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

casualty. disaster victim. castaway. wrecked. shipwrecked. struck down by an accident.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

victim of an accident. struck by an accident. shipwrecked person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ar. mâtem = yas, Fars. zeden = vurmak). Yasa tutulmuş, yaslı, musibete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ماتم زده] yaslı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. mihnet = dert ve belâ, Fars. zeden = vurmak). Afet ve belâya, mihnete uğramış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. nekbet-zedgân) (Ar. nekbet = düşkünlük, Fars. zeden vurmak). Nekbete uğramamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. rakam, Fars. zeden = vurmak). 1. Yazılmış, kayıtlı. 2. Sözü edilen, anılan,

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başvurmuş, baş gösterilmiş. Ser-zede-i zuhûr olmak = Çıkıvermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. sevdâ, Fars. zeden = vurmak) (c. sevdâ-zedegân). Aşk ve alâka vurgunu, Aşık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سودازده] sevdalı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زخم زده] yaralı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «zeden» fiilinden; terkiplerde bulunur) (c. zede-gân). Vurulmuş, uğramış. Ar. musâb, Fars. dûçâr, giriftâr. Musîbet-zede = Musibete, felâkete uğramış. Harik-zedegân = Yangına uğramış olanlar. Ser-zede = Başgöstermiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زده] vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela olmuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurmak, berelemek, çürütmek: Sepeti sallayarak içindeki meyveleri zedelemişler. 2. Zarar ve hasara uğratmak: Muharebe daima ticareti zedeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Vurulmak, berelenmek, çürümek: Bu meyveler zedelenmiş. 2. Zarar ve hasara uğramak: Ticareti çok zedelendi.

Türkçe Sözlük by