Fikir Köpürtmek Yerine Fikir üretmekte Fayda Var. Üretilen Fikir Bir Mütefekkir Eşrafının Tefekkürü Ile Olgun Bir Safha Ile Neticelenir. | Fikir Köpürtmek Yerine Fikir üretmekte Fayda Var. Üretilen Fikir Bir Mütefekkir Eşrafının Tefekkürü Ile Olgun Bir Safha Ile Neticelenir. ne demek? | Fikir Köpürtmek Yerine Fikir üretmekte Fayda Var. Üretilen Fikir Bir Mütefekkir Eşrafının Tefekkürü Ile Olgun Bir Safha Ile Neticelenir. anlamı nedir?

Fikir Köpürtmek Yerine Fikir üretmekte Fayda Var. Üretilen Fikir Bir Mütefekkir Eşrafının Tefekkürü ile Olgun Bir Safha ile Neticelenir. | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: fikir kopurtmek yerifikir uretmekte fayda var uretilen fikir mutefekkir esrafinin tefekkuru olgun safha ileticelenir

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). eşya veya fikirlerden soyut olan; soyut, mücerret; dalgın; ideal, nazari, kuramsal; (i) özet. abstract noun soyut isim abstract number soyut sayı, mücerret adet. in the abstract kuramsal olarak. abstractly (z). soyut olarak.

Türkçe Sözlük

(eski afv) (i. A.). 1. Birinin suçundan geçme, kabahatine bakmama: Kusurumu affetti; af ile muamele etti. Fikir tashihi veya muhalefet gibi bir hareket gösteren sözden evvel söylemek zerafetten sayılır: Affedersiniz, af buyurursunuz bir şey söyliyeceğim; affınıza mağruren şu işi böyle yaptım. 2. Mazur tutmak, mecbur etmemek, müstesna tutup dahil etmemek: Yarın eğlenmeye gidilecekse beni af buyurmanızı rica ederim. 3. Azletmek, istifasını kabul etmek: Kendisini memuriyetinden affettiler. 4. (Hukuk). Bir suçlu hakkındaki hüküm kesinleştikten sonra cezayı ya tamamen ortadan kaldırma veya hafifletme, aff-ı umumî = Mahkûmların hepsinin birden cezadan affolunması: Harpten sonra affı umumî ilân olundu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sonradan akla gelen fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(t). havalandırmak; güneşe sermek; ateşe göstermek; açmak. air one's views fikirlerini açmak.

Türkçe Sözlük

(ka kalındır) (i. A.) (c. akaid). İnanılan şey. İtikad, iman: akîdesi sağlam, akîdesi bozuk. c. Bir dinin ibâdetler hakkındaki emirleri dışında ulûhiyet vesaire hakkındaki fikirlerden bahseden ilim: llm-i akid, akaid-i Islâmiye, akaid kitabı. «Akide şekeri» tabiri galat olup doğrusu «ağda şekeri» dir. (bk.) Ağda.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ukûl). 1. Düşünme ve anlama hassası, insana mahsus olan, şahıslarda çeşitli derecelerde bulunan, manevî kuvvet ki, ruh gibi, halli müşkül bir muamma ve tamamıyle anlaşılması imkânsız bir sırdır. Us, hûş, hıred, zihin: İnsandaki Tanrı mevhibelerinin en büyüğü akıldır. Bu çocukta akıl pek çok vardır. 2. Anlama, fehm, idrâk, zekâ: Onun böyle şeylere aklı ermez. Buna akıl erdiremedim. 3. Düşünme, tefekkür, mülahaza, fikir: Bunu akledemedim. 4. Kuvve-i hafıza, hatır, hafıza: O vaka el’an aklımdadır. Aklımda kalmadı. Aklıma gelmiyor. Şimdi aklıma geldi. 5. Rey, tedbir, tavsiye, yol: Bana bir akıl öğret. Bu aklı size kim öğretti? Akıl almak = fikir kuvveti dahilinde olmak: ‘Bunu aklım almıyor. Akıl öğrenmek = Uslanmak, ibret veya nasihat alıp yola gelmek. Akl-ı evvel: 1. Yaratılıştan olan akıl ve zekâ. 2. (eski felsefede): Allah. 3. Fevkalade zekâ ve anlayış. Akletmek = Düşünmek, mülahaza etmek, tefekkür etmek. Akıl ermek, akıl erdirmek = Anlayabilmek: Buna aklım ermedi. Bu işe akıl erdiremedim. Akıl başta olmak = zihin rahatlığı içinde olmak, hiç telâş ve üzüntüye duçar olmamak, yaptığını bilmek: O vakit benim aklım başımda yoktu. Akıl başa gelmek = T. Ayılmak, kendine gelmek: Aklı başına gelince hepimize Aşinâlık etti. 2. Uslanmak, akılsızca fiil ve hareketlerden vazgeçmek: Bu delikanlının elbette bir gün aklı başına gelecek. Akıl baştan gitmek = Kendini kaybetmek, şaşırmak: Bunu işitince aklım başımdan gitti. Akl-i bâlîğ = bülûğ yaşına vasıl olma hali. Akıl dişi = Yirmi yaşlarında çıkan kenar azı dişi. Akıl kutusu: Bir adama daima akıl öğreten ve her iş için kendisine danışılan adam: Onun akıl kutusu falandır. Akl-ı kül = Tabiatın bütün iş ve şubelerinde eserleri görülen zekâ, umumî ve ezelî nizam.

Genel Bilgi

Akıl aslında bir kabiliyettir, zeka da öyle. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekayı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.

Bir hastalık söz konusu olmadığı sürece şüphesiz herkesin aklı vardır. Akıllı olmak, kendi davranışlarını bilmek, kontrol edebilmek, doğru ve yanlışlarını değerlendirebilmek yeteneğidir.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür. Hayvanlar yalan söyleyemez ama insanlar sık sık bu yola başvurur. İşte insandaki yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda fikir yürütebilme, görüş belirtebilme yeteneği akıldır.

‘Ah şimdiki aklım olsaydı’ lafını çok işitmişizdir. Demek ki, akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye ‘bir tek o akıl etti’ denilir. Birine bir yol göstermek ona ‘akıl vermek’tir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak ‘akılda tutmak’tır. ‘Akılsız’ tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır.

Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir. Genel olarak zekanın 12 yaşına kadar hızla geliştiği sonra gelişme hızının yavaşlayarak 20 yaşına kadar sürdüğü, orta yaşlarda ise zeka seviyesinin sabit kaldığı kabul edilir.

Zeka hayvanlarda da vardır. Hayvanlarda zeka bir nevi içgüdüsel olaydır. Şüphesiz hayvan zekası insana göre gelişmemiştir ama her iki zeka türü de sinir sistemi ile ilgilidir. İnsanı ayıran, evriminde oluşmuş konuşabilirle özelliği, dik durabilmesi, el yapısı nedeniyle aletleri kullanabilmesi ve gelişmiş beyin ve sinir sistemidir.

Zeka, bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir müzik bestecisi kendi duygusal yapısının içersinde en karışık eserleri aklıyla değil zekası sayesinde oluşturur. Biz bu kişilere ‘müzik dehası’ diyoruz. Ancak bu müzik dehaları en basit bir matematik problemini bile çözemeyebilirler.

Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere, iradeye ve bilgi edinme isteğine göre farklılıklar gösterebiliyor. Akıl somut olarak ölçülemez ama zeka pek sağlıklı olmasa da IQ denilen bir testle ölçülmeye çalışılıyor.

Türkçe Sözlük

(f.). Almak, 1. El ile tutup götürmek, alıp yakalamak: Yerden bir taş aldı. 2. Kabul etmek, verilen şeyi tesellüm etmek: Çiftliğin bu senelik varidatını aldı. 3. Beraber götürmek: Çoluk çocuğunu alıp gitmiş; sel köprüyü almış. 4. Tahsil etmek, edinmek, mâlik ve haiz olmak : Memuriyet, rütbe, nişan almak, 5. Ele geçirmek, zabt, fethetmek. 6. Satın almak, iştirâ, mübayaa etmek: Bir at almak isterim. 7. Kendine doğru çekmek: Kayıkçı, küreği aldı. 8. istiap etmek, içine almak: Bu şişe yüz gram su alır. 9. Çevirmek, ihata etmek: Etrafını almak, ortaya almak. 10. Anlamak, kavrayıp idrak etmek: Zihnim almıyor, öğretmen dersi iyi anlatıyor, ama onun kafası bir türlü almıyor. 11. Telâkki etmek: Emrinizi aldım. 12. Kesmek, kısmak: Boyundan biraz almalı. 13. Kabil ve müsait olmak: Boya, cilâ almak. 14. Peyda ve hasıl etmek: Nem almak. 15. Kazanmak, tahsil etmek: Para almak, nam almak. 16. Bir menfezden içine girmek: Gemi su, fıçı hava alıyor. 17. Kapmak, yakalanmak, mübtelâ olmak: Hastalık almak. Ateş almak — Tutuşmak, birden parlamak ve ziyade hiddetlenmek. İzin almak, istizan etmek = izinli gitmek. Etrafını almak, ortaya almak = Elde etmek kuşatmak. Ödünç almak = İstikraz etmek. Örnek almak = imtisâl etmek. Üstüne almak = 1. Deruhte, taahhüt etmek. 2. Bir kabahatin faili kendi olduğunu söylemek. Üzerine almak = Ortaya söylenilen bir lakırdıdan maksat kendi olduğunu zannetmek. Önünü almak = Vukuundan evvel çaresini bulmak, önlemek. Ölçü almak = 1. Ölçmek, mikyasını kaydetmek. 2. Kıyas etmek. Borç almak = İstikraz etmek. Boyunun ölçütünü almak = Kendi derece ve itibarını anlamak. Boynuna almak = Deruhde, taahhüt etmek. Pertav almak = Meydan alıp koşmak. Cevap almak = Sualinin cevabına nail olmak; cevab-ı red almak. Haber almak = İstihbar etmek, duymak. Hızını almak = Sükûnet bulmak, teskin olunmak, yavaşlamak. Söz almak = Vaad ve taahhüt ettirmek. Satın almak = Mübayaa, iştirâ etmek. Soğuk almak = Soğuktan hastalanmak, kendini üşütmek. Suret almak = İstinsah etmek, aynını çıkarmak. Soluk, nefes almak = Teneffüs etmek; biraz istirahat etmek. İbret almak = Mütenebbih olmak. Kan almak = Hacamat etmek, bir miktar kan akıtmak. Kız almak = Evlenmek; akrabalık peydâ etmek. Göz almak = Gözü kamaştırmak. Gönül almak = hatır okşamak. Maskaraya almak = Eğlenmek, İstihza etmek. Meşk almak = Yazı vesairede birinden örnek alıp onun sanatını taklide çalışmak. Meydan almak = İmkân ve fırsat bulmak. Yol almak = Yol kat’etmek, ilerlemek. Alıp vermek = Tenkit etmek. Alıp verememek = Uğraşmak. Al benden de o kadar = Ben de aynı durumdayım yahut ben de aynı fikirdeyim. Al gülüm, ver gülüm = Yapılan bir hizmetin karşılığının hemen beklendiğini anlatır. Al takke, ver külâh = Son derece senli benli olmayı ifade eder. Aldı = (Halk edebiyatında) söylemeye başladı: Aldı Kerem, bakalım ne dedi? Aldı yürüdü = Kısa zamanda çok ilerledi. Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek = Temin ettiği iyilik verdiği zarara değmemek. Alıp verememek = Anlaşmazlık ifade eder: Her halde benimle bir alıp veremiyeceği var.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). irtidat etmek, dininden dönmek; fikir veya prensiplerinde değişiklik yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilâhlaştırma, tanrılaştırma; bir şahsı veya prensibi aşırı derecede yükseltme; kutsal kabul edilen fikir veya ideal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z). of veya to ile vaktinde olan, yerinde olan, uygun, münasip; (z). bu münasebetle, sırası gelmişken (söz veya fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tartışma, münakaşa; karşısındakileri ikna etmek için öne sürülen delil veya hususlar; bir kitabın savunduğu fikirlerin özeti. argumen'tal (s). münakaşa veya delil göstermeye ait. argumenta'tion (i). tartışma, münakaşa; yargılama, muhakeme. argumen'

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). art fikir, gizli düşünce veya maksat.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sâib.den itaf.). Daha veya en, pek doğru, daha isabetli, en iyisi: Asveb-i efkâra tâbi olmak = Fikirlerin en doğru olanına uymak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). to ile karşı, aksi fikirde olan, muhalif; çekinen, içtinap eden. averse to going gitmek istemeyen, gitmekten çekinen. averseness (i). çekingenlik çekinme, içtinap.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) 1.Aylı gece, mukmin. 2.Aydınlık, ışıklı, parlak, ruşen, ziyadar, münevv(Erkek İsmi) 3.Açık, belli, ortada, vazıh, aşikar, bahir. 4.Kutlu, uğurlu, mübarek, mesut. 5.Okumuş, kültürlü ileri fikirli, münevv(Erkek İsmi) Kılıçarslanın hanımının ismidir. Erkek ve kadın ismi olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

1. Zıt, ters; alışılagelen ve doğru olarak bilinen şekle uygun olmayan: Aykırı bir fikir. 2. Uygun olmayan: Adetlere aykırı bir davranış.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Baba, ata, peder, vâlid (Esasen çocuk diline mahsus olarak ekser diller arasında müşterektir. Avrupa lisanlarında papa telaffuz olunur). 2. Yaşlı ve muhterem adam ve bir çeşit ruhanî sıfatı olan: Hacıbaba, derviş baba. 3. Bektaşî şeyhi. 4. Baş, top: asâ babası, tırabzan babası. 5. Zencilere Arız olan sar’aya benzer bir asabî hâl: Babası var; babası tutmak. 6. Hayır-hâh, iyi niyetli ve muhterem : Baba adam. 7. Erkek, anaç mukabili: Babahindi, babaincir. Ahûbaba, ağababa = Ak sakallı yaşlı ve hürmete şayan adam. Ana baba bir = Öz kardeş. Anababa gönü = Kimsenin anasını babasını aramaya vakti olmadığı ve tanımadığı gün, mahşer, büyük musibet. Baba ocağı = Atalardan kalan ev. Öksüzler babası = Yetim ve kimsesizlere bakar, hayır sahibi ve ikramcı adam. Babadan babaya = Oğuldan ataya, yukarıya doğru müteselsilen. Babadan oğula, evlâda = Aşağıya doğru müteselsilen. Büyükbaba = Büyük ata, püyük peder, ced. Baba yurdv = Atalardan kalan mülk, ev. Dokuz babalı = Zina çocuğu, meşrû olmayan çocuk. mec. Cin fikirli adam.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Babalık, pederlik, übüvvet. 2. Ahiret babası. 3. Uveypeder. 4. Kayınpeder. 5. Doğru ve saf, hile bilmez, mutedil fikirli ve safderun: Babalık adam.

Genel Bilgi

Beslenme uzmanları olumsuz hiçbir yanı bulunmayan balık etini hararetle tavsiye ederler. Balıkta bol miktarda protein, vitamin ve mineral tuzlar vardır. Tuzlu suda yaşamasına rağmen balık etinde çok az tuz vardır. Hatta balıkların birçok türünü doktorlar tuzsuz yemek rejimlerinde önerirler.

Yağlı balıklarda bulunan lipitlerin insan sağlığı üzerine hiçbir zararları olmadığı gibi vücudu kalp ve damar hastalıklarına karşı da korurlar. Bol miktarda balık tüketilen ülkelerde yapılan sağlık ve yaşam suresi istatistikleri de bu görüşü destekler.

19. yüzyılda iki Alman kimya mühendisi, beynin zihinsel aktivitesini yürütebilmesi için gerekli kimyasal elementin ‘fosfor’ olduğunu ileri sürdüler. Hatta bu düşüncelerini ‘fosfor olmadan bir beyin sağlıklı çalışamaz’ diyerek çok iddialı bir biçimde sundular.

Bu arada bir başka bilimci de balık etinin fosfor bakımından çok zengin olduğunu ortaya çıkarınca, bu iki fikir birleşti ve balık etinin beyine dolayısıyla zeka gelişimine çok faydalı olduğu gibi genel bir inanış doğdu.

Aslında fosfor insan organizması için gerçekten gereklidir. Gereken miktar et, süt, tahıllar ve sebzelerin yanında balıklardan da sağlanır. Fosfor vücutta kemiklerde ve dişlerde kalsiyumla birleşmiş halde bulunur. Fosforun eksikliği çocuklarda kol ve bacak kemiklerinde biçim bozukluklarına, yetişkinlerde ise kemik yumuşamasına neden olur.

Eczacılıkta kullanılan fosfor ise beyaz fosfordur. Eskiden fosforlu bitki yağı ve fosforlu balık yağı şeklinde insanlara sinir kuvvetlendirici ilaç olarak verilirdi. Zamanla bu tip ilaçların zehirlenmelere yol açtıkları tespit edildi ve kullanımdan kaldırıldılar.

Günümüze kadar yapılan araştırmalarda fosforun, beynimize gerekli diğer kimyasal elemanların yanında fazladan bir faydasının olduğu ve beynin fonksiyonlarını arttırdığı saptanmamıştır.

Sonuç olarak, balıkta ciddi bir oranda fosfor yoktur, olsa bile fosforun fazlası insan zekasını arttırmaz sadece çok ciddi zehirlenmelere yol açar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). adi, bayağı; umumi (fikir,ifade). banality (i). adilik.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Türkçe Sözlük

(i.). Fikirleri yazı vasıtasıyle yaymaya yarayan usul ve işlemlerin bütünü Basın yayın = Fikirleri, basım, yazı, ses, resim, filim ve televizyonla yaymaya yarayan usul ve işlemlerin bütünü. Gazete ve mecmua gibi belirli zamanlarda çıkan basmaların tamamı, matbuat. Türk basını, İstanbul basını, Fransız basını Basın konferansı = Yetkili bir kimsenin bir konuda açıklama yapmak için gazetecilerle yaptığı toplantı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «butlan» dan if.) (mü. bâtıla). 1. Sıhhat ve hakikate aykırı, doğru olmayan, halk mukabili: Din-i bâtıl. itikaadât-ı bâtıla = Bâtıl din, bâtıl (boş) itikadlar (inanışlar). 2. Boş, beyhude, nâfile: Fikr-i bâtıl = Boş, doğru olmıyan, hak olmayan fikir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birtakım, birkaç, bir miktar: Bazı adamlar bu fikirde bulunurlar. Bazı eşya alacağım. Bazımız gidelim, bazımız da burada kalalım. (Galat olarak bazı gibi kullanılıp: Bazısı, bazıları denilir. Ekseriya cem’e ait olup sanıldığı gibi «bazı şey» ve «bazı hakîm» denilmez. Bununla beraber bazı kere, bazı defa, bazı gece, bazı sene gibi zamana delâlet eden tabirlerde müfrede izâfeti caizdir). Bu Arapça kelimenin mânâsı ve kullanılış sureti farklıdır. İsim gibi kullanıldığında «küll» mukabili olarak cüz ve kısım demektir. Kinâye gibi kullanıldığında ise «biri» mânâsını ifade eder. Meselâ Araplar «bâz-üş-şuarâ» dedikleri vakit «şairin biri» mânâsını kastederler. Biz ise «BAzı şuarâ» tâbirinden «Birtakım şairler» mânâsını çıkarırız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). arı, bal arısı, zool. Apis mellifera; A.B.D. eğlenceli toplu çalışma toplantısı. busy as a bee çok meşgul. have a bee in one's bonnet bir işten dolayı endişeli olmak. put a bee in one's bonnet başkasının kafasına bir fikir veya plan sokmak. bee balm

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmûn = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bekâret yerine masdar yani kızlık mânâsiyle kullanıyorsak da, bu Arapça kelime sıfat olup, asla masdar mânâsına gelmediğinden, galattır. Izâle-i bikr tâbiri dahi tabiatiyle galat olup, bekâret ve izâle-i bekâret denmek lâzımdır. Fikr-i bikr = Daha evvel kimse tarafından ifade olunmamış fikir. Bikr-i mazmun = Bilhassa şiirde başka biri tarafından söylenmemiş mazmûn.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şey hakkında vukuf ve malûmatı olmak, vâkıf olmak: Bu işin böyle olduğunu bilirim. O adam mühendisliği iyi bilir. 2. Öğrenmek, vukuf kesbetmek ve malûmat edinmek: Sizin geldiğinizi bilemedim, sonradan bildim. Tanımak, Aşinâsı olmak, Aşinâ çıkmak: Sizi bilemedim. Bu adamı bileceğim geliyor. 4. Hatıra getirmek, yâd ve tahattür etmek: Şimdi bildim. 5. Zan ve itikat etmek, bir fikir ve zanda bulunmak: Ben sizi gitmiş biliyordum. Ben onu dost biliyordum. Herkes seni Alim biliyor. 6. (Yardımcı fiil olarak): Muktedir olmak: Yazabilmek = Yazmaya muktedir olmak. Gidebilmek = Gitmeye muktedir olmak. Menfisi yazamarrıak, bilememk gibi olur. 7. Tanımak, mes’ul tumak: Ben sizi bilirim. 8. Şüphelenmek, bir şey isnad etmek: Ben, ondan bilirim. 9. Müteşekkir ve minnettar olmak İyilik bilir adamdır. O adam iyilik bilmez. İyilik bilmek = Vefalı olmak. Bilen bilir = Erbabına malûmdur. Çok bilmiş = Hilekâr, aldenmaz. Kendini bilmek = Edepli, terbiyeli olmak: Kendini bilir adamdır. Kendini bilmez adam = Terbiyesiz, Fars. nâ-dân. Kendini bilm»mek = Baygın yatmak. Kendi bilir, siz bilirsiniz = Nasıl isterse yapsın, nasıl isterseniz yapın. Bilerek = Ar. Amden, kasden. Bilmeyerek = Kasdî olmayarak, istemeyerek. Bilmiş ol = Malûmun olsun.

Türkçe Sözlük

(E.A.) Allah'ın adı ile. Bir işe başlarken ve hayret veya endişe duyulduğu zaman söylenir. Bismillah demek = Bir işe başlamak. Nihayet bismillâh dedi.

Euzü ve Besmele’nin manası nedir?

Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah’ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.

Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

SÖZLER

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى

اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin.Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtiyle, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle.Çünki ben nefsimi herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum.Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim.Şimdi kısaca ve Avâm lisanıyla nefsime diyeceğim.Kim isterse beraber dinlesin.

Birinci Söz

Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!.Şöyle ki:

Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin.Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin.Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır.İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar.Onlardan birisi mütevazi idi.Diğeri mağrur...Mütevazii, bir reisin ismini aldı.Mağrur, almadı...Alanı, her yerde selâmetle gezdi.Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: “Ben, filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî defolur, ilişemez.Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür.Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez.Daima titrer, daima dilencilik ederdi.Hem zelîl, hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın.Şu dünya ise, bir çöldür.Aczin ve fakrın hadsizdir.Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir.Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al.Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.

Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar.Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.Devlet namına hareket eder.Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der.Öyle mi?

Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi.Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı.Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket “etmiyor.Belki o bir askerdir.Devlet namına hareket eder.Bir padişah kuvvetine istinad eder.Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.Demek herbir ağaç, Bismillah der.Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.Her bir bostan, Bismillah der.Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur.Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi “bir gıdayı takdim ediyorlar.Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.Sert olan taş ve toprağı deler geçer.Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder.Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.

Mâdem her şey mânen Bismillah der.Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar.Biz dahi Bismillah demeliyiz.Allah nâmına vermeliyiz.Allah nâmına almalıyız.Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...

Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz.Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?

Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir.Biri: Zikir.Biri: Şükür.Biri: Fikir’dir.Başta “Bismillah” zikirdir.Âhirde “Elhamdülillah” şükürdür.Ortada, ‘’bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek’’ fikirdir.Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.

Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle.Vesselâm.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. geniş enli; hudutsuz; belli, açık; belli başlı, ana, genel, umumi; kaba; serbest, liberal; i. açıklık; (argo) kadın; (argo) fahişe. Broad Church i. ingiliz kilisesinde serbest fikirli zümre. broad bean bakla. broad daylight güpegündüz. broad jump u

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kabarcık, hava kabarcığı; değersiz ve göz boyayıcı herhangi bir şey; sahte hareket, gösteriş; kaynayış, kaynama; f. kaynamak, flkırdamak, kabarcıklar çıkarmak; kaynatmak, fıkırdatmak. bubble ehamber fiz. elektron v.b. hareketlerini gösteren cihaz.

Türkçe Sözlük

(BUKALEMUN) (i. A.). 1. Derisi çeşitli renkler gösteren bir cins hayvan, keler, kaya keleri. 2. Cânfes gibi çözüldükçe başka bir renk gösteren kumaş. 3. mec. Sebatsız, fikir ve mizaç değiştiren adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fıkırdamak, mırıldanmak;i fıkırtı, mırıltı; hav. kanadın kenarındaki hava çalkantısı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. esas konu, ana fikir; nakarat. burden of a song bir şarkının nakarat kısmı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). asıl gayeden uzak ifade veya fikir; ilâve edilen veya ikinci derecede önemli olan şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilmihal; bir kimsenin fikirlerini anlamak için sorulan sorular. catechist (i). ilmihal öğretmeni.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s).,(i). Iiberal, açık fikirli; evrensel, genel, umumi; (bh). Katolik kilisesine bağlı olan; (i).,(bh). Katolik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık fikirlilik, düşünce özgürlüğü; dünyaya yaygın oluş, evrensellik.

Türkçe Sözlük

(f.). Vazveçirmek, döndürmek: Kendisini o fikirden, o niyetten caydırdım.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bukalemun, (zool). Chamaeleon vulgaris; sık sık fikir ve tavır değiştiren kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). gürültülü bir ses çıkarmak; çangır çungur çarpışmak; fikir ayrılığı olmak, uyuşamamak; hızla çarpmak, bindirmek; bir çarpışma nedeniyle ses çıkarmak; (i). çarpışma neticesinde çıkan ses; çarpısma, toslama; fikir uyuşmazlığı; ihtilaf. clash wi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yakın birbirine yakın; kısımları birbirine yakın, sıkı; kapalı, kapatılmışı; dar, sıkışık; havasız; fikirlerini açıklamaktan kaçınan, sıkı ağızlı; gizli tutulan, saklı, mahrem; cimri, hasis; (dilb). ağzı kısarak söylenen (harf); hemen hemen eşit ol

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). düşünmek, düşünüp taşınmak, tasarlamak. cogiteble (s). akla gelebilir, idrak olunur, anlaşılır, kavranabilir. cogita'tion (i). düşünme, düşünüp taşınma cogitative (s). fikir sahibi olan, düşünceli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarpışma; ihtilâf, fikir ayrılığı. collision mat den çarpışmada yarığı kapamak için kullanılan palet. come into collision with ile çarpımak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). yorumlama, tefsir; açımlama; düşünce, mütalaa; eleştirme tenkit; (f). açımlamak, fikrini söylemek; on ile hakkında fikir beyan etmek, tefsir etmek, yorumlamak; eleştirmek .commentary (i). tefsir, şerh, açımlama, izah; çıkma haşiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., with ile karşılaştırmak, karşılaştırılabilir olmak, kıyas kabul etmek; to ile benzetmek, benzemek; (gram). (sıfat veya zarfın) üstünlük derecesini göstermek. compare notes görüş ve fikir teatisinde bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kendini beğenmişlik, kibir, gurur; garip fikir, fantazi kavram. self-conceit (i). kendini beğenmişlik. conceited (s). kibirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kavram mefhum anlayış görüş, fikir, telakki.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gebe kalma, ana rahmie düşme; baylangıç; kavram, mefhum, fikir, anlayış görüş, telakki, düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mefhumlarla ilgili, kavramsal; fikirlerin doğmasına ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). aynı fikirde olmak, mutabık olmak, uymak, razı olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). görüş ve fikir teatisi için toplantı, konferans; kongre; müzakere; verme. in conference toplantıda, meşgul.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). anlaşmazlık, ihtilâf, fikir ayrılığl; çekişme, çarpışma, zıtlaşma; mücadele, uğraşma. conflict of interests menfaat çatışması. conflict of laws kanunş ihtilaf.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). geçerli olan fikirlere veya inançlara uyan kimse; toplum kurallarını çiğnemeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tekzip, çürütme (fikir, iddia).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). büyü yoluyla (ruh veya cin) çağırmak. conjure up büyü kuvvetiyle meydana koymak ; zihinde bir fikir veya hayal uyandırmak; bir yolunu bulmak. conjuror, -er i sihirbaz, büyücü, hokkabaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fikir veya oy birliği, umumun fikri; (biyol). uzuvların ahenkle işlemesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). aynı fikirde, mutabık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). danışma, müşavere, istişare; dava vekili; tedbir, ihtiyat, basiret; öğüt, nasihat; düşünce, gaye, maksat, plan; (f). nasihat vermek, öğüt vermek, akıl öğretmek. keep one's own counsel fikirlerini kendine saklamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (mak). dirsek, krank, kol, manivela; (k.dili). garip huyları veya sabit fikirleri olan kimse, huysuz kimse; (f). krankla hareket ettirmek. crank up hareket ettirmek. cranky (s). ters, huysuz, asabi; (den). yan yatma ihtimali olan.

Türkçe Sözlük

(her iki «k» da kalın okunur) (i. A. «dikkat» ten smüş) (mü. dakîka). İnce, ufak, nazik, zarif, görülmesi veya tutulması ve işlenmesi müşkül, inceden ince: Pek dakîk iş, fikr-i dakîk (ince fikir). Mülâhazât-ı dakîka = ince düşünceler.

Türkçe Sözlük

(her iki «k» da kalın okunur) (i. A.) (c. dekaik). 1. inci fikir, mülâhaza, nükte (bu mânâ ile başlıca cem’i kullanılır): Matematiğe ait bir takım dekaik beyan etti. Dekâik-ı umûrla meşguldur = ince işlerle meşguldur. Dekaik-iktinâh = işin inceliklerini bilen. 2. Zaman mikyası olarak bir saatin bölündüğü altmış parçadan beheri: Beş dakika sürdü, bir dakika olur. 3. Daire dereceleriyle başka ölçülerde her derecenin bölündüğü parçalar ki, bunlar da saniyelere ayrılır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Aşağıya varmak, batmak, toprak, su vesaire içine sokulmak: Kazma toprağın içine daldı. Havuzun içine daldım. 2. Habersiz ve izinsiz bir yere sokulmak: Kapıdan içeriye dalıverdi. 3. Hasta kendisini kaybedip dalgın yatmak: Şimdi biraz daldı. 4. Uykuya varmak: Biraz dalar dalmaz gelip uyandırdılar. 5. Derin bir fikir ve düşünceye varıp her şeyden habersiz olmak: Kendi kuruntularına dalmış, derin birtakım düşüncelere dalmış. 6. Bir işle meşgul olmak: Yeni işime öyle bir daldım ki, sormayın. 7. mec. Bilmediği bir işe girişmek. Dalıp çıkmak = (kandil fitili) Sönecek olup yine parlamak.

Türkçe Sözlük

(f.). Bir iş hakkındaki niyeti birine söyleyip onun da fikir ve reyini sormak, istişare etmek, görüşmek: Karar vermeden önce size danışmaya geldim.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tartışmak, münakaşa etmek, müzakere etmek; çok düşünmek; (i). tartışma, münakaşa, müzakere, fikir mücadelesi. debating society münazaralar tertip eden kurum.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Derinliği fazla olan. Ar. amtk: Derin kuyu. Orada sular çok derindir. 2. Çukur, kuytu: Derin ova. 3. mec. Fazla dalınan: Derin uyku, derin düşünme. 4. İç yüzüne varacak derecede etraflı ve tafsilâtlı, ince: Derin fikirler, derin araştırma. 5. Derinlik: Derinden bir ses geliyordu. Pek derine gitti. 6. Derin olarak: Derin dalmak, derin düşünmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). plan, taslak, proje; gaye, amaç, maksat, hedef; fikir; entrika, desise; (güz). (san). resim taslağı, kompozisyon, model, motif. have designs on someone veya something birisinde veya bir şeyde gözü olmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (fels). diyalektik, eytişim; mantığın esasları; münazara ilmi; fikirlerin tenkitli tahlili. dialecti'cian (i). mantık âlimi. dialectical (s). mantık ve münazaraya ait; lehçeye ait. dialectical materialism (fels). diyalektik materyalizm. dialectica

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahenksizlik, fikir ayrılığı, anlaşmazlık, ihtilâf, kavga; (müz). falso, gürültü. sow discord anlaşmazlık yaratmak, mesele çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yanlış olduğunu göstermek, aksini ispat etmek, çürütmek (fikir, iddia); reddetmek. disprovable (s). çürütülelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fikir ayrılığı, ihtilâf, karşı koyma, muhalefet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). ayrılmak, birbirinden uzaklaşmak; sapmak, yolundan ayrılmak; farklı olmak, aykırı olmak, fikirce ayrılmak; ayırmak, birbirinden uzaklaştırmak. diver gence,- cy (i). ayrılma, uzaklaşma. divergent (s). çeşitli, muhtelif, muhalif, birbirine karşı.

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Mutlak olarak doğru kabul edilen ve hareket noktası teşkil eden prensip, kaide yahut fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dogma, inak, doktrin, akide, dini inanç, kaide; kesin söz veya fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dogmatizm, inakçıIık, fikir beyan etmede kesinlik. dogmatist (i). dogmatik kimse, kesin fikir beyan eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doktrin, fikir, dini görüşler.

Genel Bilgi

Bunu kesin hatta yaklaşık olarak bilmek bile zor, çünkü evrim teorisi daha tam açıklığa kavuşmuş değil. İnsanı ne zamandan başlayarak insan nüfusuna dahil etmek gerekiyor hususu üzerinde bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Maymunlar gibi ellerini ayak gibi kullandığı zamanlardan mı, iki ayağı üzerine kalkmayı başardığı zamandan beri mi, yoksa toplumsal yapıda belli bir üretim yapabildiği, yani diğer canlılardan ayrı olarak içgüdüleri yerine aklını kullanmaya başladığı zamandan beri mi insanı “insan” saymak gerekiyor belli değil.

Tabii ilk insanlar da on binlerce yıl yiyecek bulma ve yaşama kaygılarından nüfus sayımına vakit ayıramadılar. Tahmini olarak bu sayının 60 milyar ile 110 milyar arasında olduğu sanılıyor. Kesin sayı vermeyi seven araştırmacılar ise dünyada 200 bin yıldan bu yana 70 milyar insanın doğup öldüğünü söylüyorlar. İu anda dünya nüfusunun 6 milyarı geçtiği hesaba katılırsa şu fani dünyadan gelip geçmiş insanların neredeyse yüzde 10’u hala aramızda.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Düşünmek, Osm. tefekkür etmek, fikir ve mülâhaza eylemek: Ne düşünüyorsunuz? 2. Uzun uzadıya incelenip tetkik etmek: Düşünmeden söyleme. Siz bu işi iyi düşündünüz mü? 3. Hatıra getirmek: Ben bir şey düşündüm. 4. Üzülmek, tasalanmak, dertli olmak, keder eylemek: Hasta çok düşünüyor.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dünyaya ait, dünyevî; imkân dahilinde, (k.dili) akla yatkın. of no earthly use hiç bir faydası olmayan, beş para etmez. earthlyminded (s). maddi fikirlere sahip, dünyevi fikirli .earthliness (i). dünyevî oluş, maddilik; imkan dahilinde oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). inançları kökünden sarsan, fikirleri altüst eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). çeşitli sistem ve kaynaklardan derlenmiş; seçme şeylerden ibaret; seçen, derleyen; (i). felsefe ve sanatta belirli bir inancı olmayıp çeşitli fikirler ve üsluplar içinden kendine uygun gelenleri seçen kimse, değişik sistem ve fikirleri bir

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fikr). Fikirler, düşünceler, (bk.) Fikir (Türkçe’de teklik gibi). 1. Düşünme, endişe, vesvese: Çok efkârlandı. Efkârıma dokundu. 2. Niyet, maksat: Şu işi yapmaya efkârın var mıdır?

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [افکار] fikirler, düşünceler.

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve reyi olmayan, akılsız.

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve düşünceden mahrumiyet, akılsızlık.

Türkçe Sözlük

(EMR) (i. A.) (c. evâmir). 1. Buyurma, buyruk, ferman: Filân emretti. Gitmeye emir aldım. Emr-i Ali = Sadâret emri. Emr-i nezâret-penâhi (Osmanlı devrinde) = Emir sizindir. Emr ü ferman hazret-i men-leh-ül-emrindir = Eskiden resmi mektupların sonuna yazılması Adet nezâket tabiri. 2. Bir makamdan bir iş hakkında emri ihtiva eden yazı; emirnâme: Bakanlıktan bir emir geldi. Memuriyetiniz hakkındaki emri aldınız mı? Menfi şekliyle de: Bana gitme diye emrettiler, yani beni gitmekten men’ ettiler. 3. (tıp) Doktorun tertip ve tenbihi; reçete. 4. (gramer) Fiilin yap veya yapsın gibi emir mânâsını ifade eden sığası. Emr-i İlâhî = Allahın emri. Emr-i Hak vâkî olmak = Ölüm, vefat. Emr-i bil mâruf nehy-i anil münker = Şer’an yapılması lüzumlu olan işleri destekleme, yapılmaması gerekenleri de önlemeye çalışma. Emr-i Hak = Ölüm, vefat: Emr-i Hak vukuunda. Ulul-emr = Şer’ an halka emretmekle ve halkın emirlerine itaatle mükellef bulunan devlet otoriteleri. Emir kulu = Aldığı emri yapmaya mecbur bulunan ve o hususta fikir beyan edemeyen adam. Emre muharrer senet = Bono.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-ted, -ting) dışarı vermek, çıkarmak, ihraç etmek, fıskırtmak, atmak; yaymak, yayımlamak, neşretmek; ifade etmek, söylemek (fikir, düşünce). emissive s. yayan, neşreden. emitter i. çıkaran şey, fışkırtan şey; elek. emitor.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkulan ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi birçok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim insanları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemelerin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

Genel Bilgi

El yazısına bakarak yazanın kadın mı, yoksa erkek mi olduğunu tespit edemezsiniz. Bir el yazısının analizi sonucu, yazanın kişiliği, karakteri, hissi durumu, açıklığı, akıl durumu, enerjisi, motivasyonu, korkuları ve savunması, hayal gücü ve uyumluluğu gibi bir çok konuda fikir sahibi olunabilir ama cinsiyeti konusunda bir karar verilemez. Gerçi kadınların ve erkeklerin el yazılarında ayrı ayrı bazı karakterleri benzer şekilde kullandıkları bilinmektedir ama bu tüm bir yazı hakkında tatmin edici bir fikir vermez.

El yazısı analizi kişinin şuuraltında yatanlar hakkında az çok ipucu verebilir ama bu da bir noktaya kadardır. El yazısından sadece cinsiyet değil ırk, din ve hatta yazanın solak mı, yoksa sağ elini mi kullandığı da tespit edilemez.

Bu konu nörobiyoloji dalında çalışanların da ilgisini çekmiş ve bilim adamları sinirkaslarının reaksiyonlarını sınıflandırmaya çalışmışlardır. Bazı sinirkası reaksiyonlarının benzer kişiliklere ve beyin ikazlarına sahip insanlarda olduğunu görmüşler, buradan da yazı tarzı ile kişilik arasında bir bağlantı olabileceğini saptamışlardır.

El yazısı insandan insana değişir. Her çocuğa ilkokulda harflerin yazılması belirli bir kalıpta öğretilmesine rağmen, çocuklar çok kısa sürede kendi bireysel özelliklerini harflere ve yazı şekillerine yansıtırlar. Zamanla insan olgunluğa erişince kendi kişiliğine özel ve bakıldığında yazanın kim olduğunu ele verecek yazı stili oluşur.

Aslında çok azımız düşündüğümüz gibi yazarız. El yazımız düşüncemizden ziyade kişiliğimizi yansıtır. El yazısını analiz etme artık sosyal bir bilim dalı olarak kabul edilmektedir. Eğitimli ve tecrübeli bir analizci yüzde 85-95 doğrulukla yazının sahibi (cinsiyeti değil) hakkında bilgi verebilmektedir. Bu analizcilere iş başvurularında, firmalara ve devlete adam almada hatta mahkemenin yaptırdığı tatbikatlarda başvurulmaktadır.

Sahte imzalar da benzer bir konudur. Sahtekar taklit ettiği imzaya kendi yazı stilinden de bir şeyler katar. Çoğu kez bu sahte imzalar kolaylıkla ayırt edilebilir. Sahte imzayı atan, imzayı çok incelemiş, imzayı atış şeklini ve kalem hareketlerinin sırasını çok iyi uygulamışsa bile imzanın sahte olduğu tespit edilebilir, ancak sahte imzayı atan hakkında bilgi edinilemez.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yanlış, hata, galat yanlışlık; yanlış hareket; yanlış fikir; günah; (ölçülerde)elde edilen sonuçla gerçek ölçü arasındaki muhtemel fark; (huk.) muhakemede usul hatası; spor oyuncu hatası, faul. clerical error yazı hatası. commit an error hata yapmak,

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. sehr). Fikirler, (bk.) Sehr.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i.) fikir edinmek , hukum vermek; takdir etmek, tahmin etmek, kestirmek: paha biçmek: hesap etmek: (i.) hesap, tahmin, takdir; rey; fikir; (ikt.) şirket veya devletin önceden yapılansenelik masraflar hesabı estima'tion (i.) hesap etme; hesap, rey,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). uç, nihayet, son, zirve; hudut, sınır; son derece; aşırı sıkıntı veya tehlike; aşırı davranış veya fikir. extremities el ve ayaklar. resort to extremities aşırı gitmek.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) - İnsanda akıl, fikir, zeka, hafıza anlayış, kavrayış, kudretleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yanlış fikir, aldatıcı kavram,sahte görünüş; aldatma, hile, yanlışlık, yanlış, hata, temelsizlik; (man.) safsata, mantık kurallarına aykırı gelen sav. pathetic fallacy insanlara has duyguların doğal belirtilere mal edilmesi (insafsız deniz gibi).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). aşırı derecede bir parti veya din meraklısı; mutaassıp; müfrit, aşırı,öIçüsüz; (i). aşırı fikirleri olan kimse. fanaticals aşırı, müfrit, ölçüsüz olarak. fanatically (z). aşırı bir bağlılıkla, sabit fikirle; tutuculukla,taassupla. fanaticize (f

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayalperest, hayal peşinde koşan kimse, garip fikirleri veya üslubu olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). garip, tuhaf, acayip; mantıksız; hayali, gerçekten uzak; kaprisli, hayalperest; (i). hayali ve garip fikirleri olan kimse; sÜs düşkünü. fantastical (s). hayali;fantezi seven. fantastically (z). aşırı derecede;acayip bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hayal, fantezi,kapris; hülya, kuruntu, garip fikir, garabet; (müz). fantezi.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Doğru gerçek olmayıp farz ve takdir esasına dayanan şeyler: Faraziyatla uğraşıyor. Faraziyât-ı gayri mümkine = Gerçekleşmesi imkânsız düşünce ve fikirler. Fr. utopies.

Türkçe Sözlük

(FAİDE) (i. A.). Menfaat, kâr, istifade, (bk.) FAide.

Türkçe - İngilizce Sözlük

use. advantage. benefit. profit. avail. handiness. service. stead. usefulness. utility. grist.

Türkçe - İngilizce Sözlük

benefit. gain. good. service. use. utility. value. advantage. profit.

Türkçe - İngilizce Sözlük

utility. benefit. advantage. usefulness. use. value. behoof. effectiveness. gain. profit. service. serviceableness. spoils.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فایده] yarar, fayda, kazanç.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Felsefe ile alâkalı fikir ve düşünceler. Filozofların fikir ve görüşleri: Felsefiyyâtla uğraşıyor.

Türkçe Sözlük

(I. Fr.). Toplumda kadının haklarını çoğaltarak erkeğinkilere eşit kılmak gayesini güden fikir cereyanı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mayalanmak ekşimek, tahammür etmek; mayalandırmak, tahammür ettirmek: coşmak (fikir), heyecanlanmak, telaş etmek.

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). 1. Bir sıvının kaynamasını tasvir ve taklit ederek mükerrer kullanılır: Su fıkır fıkır kaynıyordu. 2. Göz alacak surette parıl parıl parlayan ve ışık saçan bir şeyi tasvir eder: Birtakım cam parçaları kumun içinde güneşten fıkır fıkır parlıyordu. 3. Her biri bir taraftan oynayıp kımıldanan kalabalığı ve hareketi tasvir eder: Böcekler mutfakta fıkır fıkır kaynaşıyorlardı.

Türkçe Sözlük

(FİKR) (i. A.) (c. efkâr). 1. Düşünme, tefekkür, mülâhaza, endişe: Fikre daldı. Derin birtakım fikirler zihnini meşgul ediyordu. 2. Rey, bir adamın kendi fikrince kararlaştırdığı yol: Bu mevzuda sizin fikriniz nedir? Ben fikrimi söyledim, siz de kendi fikrinizi söyleyiniz. 3. Akıl, zihin, zekâ: Bu adamda hiç fikir yok. Fikir sahibi adamdır. Fikri doğru adam. 4. Hâfıza kuvveti, hatır: Fikrimde kalmadı. Şimdi fikrime geliyor. Büsbütün fikrimden çıkmıştı. Bunu fikrinizde tutun. 5. Her vakit düşünülen şey-. Onun aklı fikri hep oyunda. 6. Niyet, maksat, tasavvur: Ne fikriniz vardır? Efkârınız nedir? Fikretmek = Akıl etmek, vaktinde düşünmek, gaflet etmemek: Bunu iyi fikrettiniz. Oyle icap ederdi ama fikredemedim. Efkâr (Türkçe’de teklik gibi) = Zihin, akıl: Bu adamda efkâr vardır. 7. Gaile, hüzün, keder, düşünce: Onun bir efkârı vardı. Bir efkâra dalmıştı. Siz bu işi çok efkâr ettiniz.

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought. belief. concept. idea. opinion. mind. advice. suggestion. attitude. cogitation. conceit. conception. estimation. hint. impression. inspiration. notion. position. think-so. thinking. verdict. view. voice. sentiments. ideo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. conception. idea. impression. mind. notion. opinion. sentiment. voice. thought. advice. counsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. opinion. thought. animus. concept. conception. construct. counsel. cue. edifice. estimation. image. mind. moneymaker. notion. piece of advice. plan. position. product development cycle. reason. reflection. regard. senses. sentiments. sight. understa

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکر] fikir, düşünce.

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdayan, mec. Hoppa insan (bilhassa genç kızlar için kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fıkır fıkır ederek sesle kaynamak: Su fıkırdadı. 2. Süratle ve her taraftan oynamak: Deniz şiddetle fıkırdamaya başladı. Karıncalar her taraftan fıkırdıyor. 3. Göz alacak surette parıldamak: Camekânın renkli camları güneşten fıkırdamaya başladı. 4. Hoppalığı sebebiyle yerinde duramamak.

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olan, lı. Ar. Akil, zekî. Cin fikirli = Pek zeki, uyanık ve kurnaz.

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olmayan, akılsız. Ar. gabî.

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüş eksikliği, akılsızlık. Ar. gabâvet.

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdama sesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکر] düşünce, fikir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fikirle düşünerek, zihninde, zihnen, yalnız düşünmek yoluyla ve söylemeksizin: Herkes fikren bir rakam seçsinl

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fikir, düşünce. 2.İdrak. 3.Zihin, akıl. 4.Murat, maksat, niyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fikriyye). Fikir ve akla mensup ve müteallik, zihin ve tefekkürle hasıl olan: Asâr-ı fikriyye = Fikrî eserler. İştigal-ı fikrî = Fikrî uğraşma.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). durağan, kımıldamaz, bağlı; sabit, solmaz (renk); (A.B.D)., (k).dili önceden ayarlanmış. well fixed argo paralı. fixed assets sabit değerler. fixed charges sabit masraflar. fixed focus (foto). sabit mihrak. fixed idea sabit fikir, idefiks. fixed

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). biçimlendirmek, şekil vermek; teşkil etmek, yapmak; düzenlemek, tertip etmek; edinmek, geliştirmek; kurmak; şekil almak; hasıl olmak, gelmek, çıkmak, zuhur etmek. form an opinion fikir edinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).garabet; acayiplik, hilkat garibesi, acibe; kapris, gelip geçen fikir veya arzu, maymun iştahlılık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. genelleştirmek, umumilestirmek, tamim etmek, genel bir fikir vermek; herkese teşmil etmek; güz. san. ayrıntılarını belirtmeden genel olarak tamamlamak; tıb. hastalığı umumi bir hale koymak; tıb. yayılmak; umumileşmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tohum veya mikrop kabilinden; oluşum safhasında (madde veya fikir).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. içeriye varmak, sokulmak, dahil olmak, Ar. duhûl. Çıkmak mukabili: Eve girdi, yılen deliğe girdi. 2. Araya sıkışmak, karışmak: Meclise, kalabalığa girdi. Ben, öyle adamların içine giremem. 3. Bir meslek ve sınıfa katılmak, Osm. sülük etmek: Askere, işe, mektebe girdi. 4. Sığmak, Osm. istiab olunmak: Mızrak çuvale girmez. 5. Geçmek, sirayet etmek, sirayet edip yayılmak, intişar etmek: Koyunlara kelebek girdi. Düşman askerine hastalık girdi. Eve ateş girdi, mec Rahatsızlık girmek. 6. Karışmak, müdahale etmek: Ben öyle işe girmem. O, münakaşaya hiç girmedi. 7. Gelmek, başlamak, Osm. hulûl etmek: Muharrem girdi. Yaz giriyor. Araya girmek = Tavassut etmek, barıştırmak istemek. Ele girmek = 1. Ele geçmek, yakalanmak, tutulmak, Osm. giriftâr olmak. 2. Tesadüf olunmak. Birbirine girmek = Karışmak, kavgaya tutuşmak, telâşa düşmek. Bir çuvala girmek = Birlikte bulunmak. Denize girmek = Deniz banyosu almak, denizde yıkanmak. Zihne girmek = 1. Anlaşılmak, Osm. derkolunmak. 2. İstediği bir şeyi yaptırmak. Renklen renge, bin bir renge girmek = Pek sık fikir ve şekil değiştirmek. Rüyaya girmek = Düşte görünmek: Filân iş hiç aklımda yokken bu gece rüyama girdi. Suya girmek = Dalmak. Kıyafete girmek = Bir kıyafet almak. Günaha girmek = Günahkâr olmak. Günahına girmek = Biri hakkında haksız yere kötü düşünmek veya haksız yere kötülük isnâd etmek. Güveyi girmek = Zifaf etmek, evlenmek. Girip çıkar. = Gelip giden: Bu eve girip çıkanların haddi hesabı yoktur. Balta girmemiş = Hiç insan eli görmemiş, birbirine karışmış (orman).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. parıldamak, hafif ışık vermek; i. parıltı, hafif ışık; zerre, nebze. a glimmer of hope ümit ışığı. glimmering i. zayıf ışık; ima, fikir edinme, seziş.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Doğru olmayan, bâtıl, çürük: Bu sözünüz, bu fikir haksızdır. 2. Bir dâva veya meselede doğruyu tutmayan, eğri ve çürük tarafı tutan: Siz haksızsınız; o, haksız çıktı, (hal): Doğruya, adalet ve insafa uygun olmayarak. Haksız söylüyorsunuz.

Türkçe Sözlük

(i.). Hamal iş ve sıfatı, mec. Kaba iş, fikir ve hal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), ABD sabit, kararlı, sabit fikirli, colloq. çetin ceviz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) sert kabuklu; ABD (k,dili) sabit fikirli.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Sağlam rey, doğru mütalaa, doğru fikir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gereğince, göre, cihetiyle, binâen: Hasb-el-lüzûm = Lüzuma göre. Hasb-el-mevsim — Mevsim icabınca. Hasbel-el-karâbe = Karabet, akrabalık cihetiyle. Hasb-el-meslek = Mesleki sebebiyle Hasb-el-İcâb = İcaba göre. Hasbıhâl = Birine hâlini anlatarak kendisinden akıl, fikir sorma, danışma: Sizinle hasbıhâl edelim. Arapçada zamirlere eklenerek: Hasbî, hasbenâ, hasbek gibi tâbirler bana, bize, sana kâfidir mânâsıyla kullanılır: Hasbiyallah, hasbenallah, hasbekallah.

Türkçe Sözlük

(HATIR) (i. A. «hutOr» dan if.) (c. havâtır). 1. insanın düşünme ve ezberleme kuvveti, fikir, zihin, akıl, hâfıza kuvveti: O vak’a hatırımdadır. Sen hatırıma getir. Hatırımdan çıktı: Hatırda kalmak, hatıra gelmek. Hatırdan çıkmış = Unutulmuş. 2. Gönül, kalb, dil, his ve duygu kuvveti. Hatırım kaldı = Gücendim. Hatır yapmak = Gönül yapmak. Hatır kırmak = incitmek. 3. Saygı, riayet: Sizin hatırınız İçin. Onun hatırı büyüktür. O adam hatıra bakmaz. Ben hatır için söz söylemem. Hatır saymak. 4. Keyif, hal: Hatır sormak = Hatırınız iyi mi? Hatırı sayılır = Ehemmiyetlice, hayli büyük. Hatır kalmak = Gücenmek, Osm. münfail olmak: Hatırınız kalmasın ama, oğlunuz pek çalışkan değildir. Cem’iyet-i hâtır = İnsanın aklı ve fikri yerinde ve aklın dağınık ve karışık bir halde olmaması. Der-hitır etmek = Hatıra getirmek, hatırlamak. Safl-yı hltır = Kalb huzuru, gönül rahatlığı. Meriyyül-hltır = Hatırı sayılır, sözü geçer. Hatır sormak = Bir hasta veya lohusaya hâline münasip yiyecek ve içecekten bir şey götürmek veya göndermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (had, having) kural dışı çekimleri: simdiki zaman 1, you, we, they have (eski thou hast); he, she, it has (eski hath). geçmi zaman had (eski thou hadst). malik olmak, sahip olmak; olmak; saymak; tutmak; almak; elinde tutmak, hâkim olmak; fikir t

Türkçe Sözlük

(i. F.). Birinin veya herkesin iyiliğini arzu edene mahsus: Hayrhâhâne fikirler, hayr-hâhâne öğütler. Hayırhahlıkla, birinin veya herkesin iyiliğini isteyerek: Ben size hayr-hâhâne söylüyorum. (bk.) Hayırhah.

Türkçe Sözlük

(e. F.). Farsça veya Arapça isimlerin başına gelip Türkçe «daş» edatı gibi ortaklık ve birlik gösteren sıfatlar teşkil eder: Hem-bezm = Bir mecliste oturan Hem-rey = Bir fikir ve reyde bulunan. Hem-pâ = Ayakdaş. Hem-râh Yoldaş. Hem-fikir = Aynı düşünüşte, aynı fikirde olan.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalb ve fikirleri, düşünceleri bir olanların her biri. Bir maksat ve istekte bulunanların her biri, gönül yoldaşı: Hem-dil ve hem-zebân idiler.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir fikir ve reyde bulunan, aynı düşüncede ve görüşte olan: Ben onunla daima hem-rey idim.

Türkçe Sözlük

(HEM-FİKR) (i. F. A). Aynı düşüncede, aynı fikirde olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [همفکر] aynı düşüncede, hemfikir.

Türkçe Sözlük

(i. F ). Her yerde bulunur, kendine mahsus yeri olmayan, serseri, derbeder, maymun iştahlı, fikir ve zevk değiştiren: Hercâyî menekşe — Bir cins menekşe.

Türkçe Sözlük

(i. A. hîn = zaman’dan galat). Hin oğlu = Zamane adamı, çocuğu; cin fikirli, kurnaz, fırsatçı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bulanık, donuk, karışık, Ar. müşevveş: Hİre-çeşm = Bulanık gören göz. 2. Şaşkın, hayran, Ar. mebhut: Hİre-ser = Şaşkın kafalı. Hîre-re’y = Şaşkın fikirli. 3. Beyhude, boş, abes: Hİre-gû = Boş sözlü.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akıl, fikir, zihin. Bîhıred = Akılsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ufuk, çevren; mec. fikir ufukları; astr. ufuk dairesi. apparent horizon görünen çevren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. konuksever, misafirperver; açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır. hospitably z. misa firperverlikle.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den masdar). 1. Çalışıp çabalama, gayret (bu mânâ ile cehd kelimesinin kullanılması daha doğrudur). 2. islâm dininde din Alimlerinin, şer’İ kaideler dışına çıkmaksızın, yeni bir fikir ortaya atması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fikir, düşünce, mütalaa; ta savvur; inanç; tahmin, sanı; k.dili ana konu; fels. idea fixed idea saplantı. I have no idea. Hiç bir fikrim yok .The idea is that... Mesele şudur ki Maksat şundan ibarettir:... The very idea! Ne kadar tuhaf !

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fr. sabit fikir, saplantı.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Siyasî bir parti, bir hükümet, sosyal bir sınıf vesairenin hareketlerine istikamet veren ve siyasî yahut sosyal bir doktrin meydana getiren fikirler sistemi. 2. Hakikî olaylarla alâkalı olmayan fikirler üzerine kurulmuş doktrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. put, sanem; mabut; çok sevilen kimse veya şey; yanlış fikir.

Türkçe Sözlük

(i. A. masdar) (c. ihtirâAt). Görülmemiş bir Alet, makine vesaire icadı: Telgrafın, vapurun, matbaanın ihtirâı. mec. Asılsız bir şeyin kurulup olmuş, varmış gibi gösterilmesi: Bu haberi kendisi ihtirâ etti. 3. (edebiyat) Kimse tarafından kullanılmamış tâbirler ve mazmunlar kullanma: Bu şairin ihtirâ-kârâne eserleri vardır (ihtirâ, halk, icad, keşif, ihdâs, ibdâ arasında fark vardır. İhtirâ, fikir sayesinde bulunmuş bir tertiple yepyeni bir şey meydana koymak; halk, büsbütün yoktan var etmek; icad, meçhul bir şeyi var edip ortaya çıkarmak; keşif, mevcut olduğu halde herkesin bilmediği ve meçhul bulunan bir şeyi ortaya çıkararak malûm eylemek; İhdâs, yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibdâ ise yenilikle beraber güzellik ve hususiyetiyle de dikkat nazarını çekecek bir şey bulup ortaya atmaktır. Telgraf, vapur ihtirâ olundu. Alem, insan halk buyruldu. Gemicilik, ziraat, ticaret icad olundu. Amerika, Neptün gezegeni, platin madeni keşfolundu. Yeni olaylar ihdas olundu. Fonograf, telefon ibdâ edildi, icat daha mutlak ve umumî olup, diğerleri yerine de kullanılabilir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aydınlatmak, tenvir etmek; kandillerle donatmak; kitap veya yazıyı renkli resim ve harflerle süslemek, tezhip etmek; fikirlerini geliştirmek, zihnini açmak, uyandırmak; anlatmak, izah etmek; illumina'tion i. tenvirat, aydınlatma; kitapta tezhip,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f şekil, suret, tasvir, heykel; sanem, put; fikir, hayal; timsal; (bir kimse hakkında) toplumun kanaati; fiz. Işınların etkisi veya mercek vasıtasıyle meydana gelen şekil, görüntü, hayal; f. tasvirini yapmak; yansıtmak, aksettirmek (ayna); hayal

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. cin gibi, şeytan gibi, afacan, yaramaz. impishly z. şeytanca impishness i. şeytanlık, afacanlık, cin fikirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. dikmek, ekmek; aklına sokmak, aşılamak, fikir tohumları ekmek; tıb. tedavi amaclyle vücudun içine sert madde koymak; i. bu maksatla yerleşirilen madde. implanta'tion i. dikme, dikilme aşılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. fikir ve harekette şahsi bağımsızlık; ferdiyetçilik, bireycilik; benlik, kendini beğenmişlik; ferdin hususi menfaatlerini arama; hususiyet, ferdiyet. individualist i. ferdiyetçi, bireyci, erkin kimse. individualistic s. ferdi, bireysel, ferdiyete ai

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. herhangi bir düşünce sisteminin esaslarını öğretmek; telkin etmek, (fikir) aşılamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. aşılamak; ağaç aşılamak; mec. aşılamak (fikir). inoculable s. aşılanabilir. inoculation i. aşı; aşılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yavaş yavaş öğretmek veya aşılamak; damla damla içine akıtmak. instilla'tion i. fikir aşılama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adaya ait, adaya özgü; adada yaşayan; ayrılmış; dar fikirli; tıb. adacıklar halinde olan. insular'ity i. dar görüşlülük.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «nakd»den masdar) (c. intikadât). Edebî ve fennî eserlerin tarafsız bir görüşle incelenmesi sonuna fikir ileri sürülmesi: Intikad, edebiyatın eleğidir (sonraları intikad yerine tenkid kullanılmıştır).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) içeriye doğru, fikir veya ruhun derinliğine doğru.

Türkçe Sözlük

(i.). Irkı esas alan fikir ve siyaset mesleği.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) uzlaştırılamaz, barıştırılamaz, telif edilemez (fikir, tutum); (i.) uyuşamaz kimse, barıştırılamaz kimse; (çoğ.) uyuşmayan fikirler. irreconcilabil'ity (i.) uzlaştırılamaz oluş. irreconcilably (z.) uzlaştırılamaz bir şekilde.

Türkçe Sözlük

(i. ). 1. İş işleyen, işle meşgul adam, rençber, amele. 2. Dikiş ve nakış gibi el işiyle meşgul kadın veya kız: İşçi kız. Fikir işçisi (y. k.) = Gazeteci, basın mensubu.

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. isnâd). I. İsnatla alâkalı fikirler. 2. İsnatla alâkalı şeyler.

Genel Bilgi

Ispanak, vitamin ve diğer besin maddeleri bakımından oldukça zengin bir sebzedir. Yapısının büyük bir kısmını su oluşturur. Özellikle C vitamini diğer sebzelere oranla daha fazladır hatta limon, portakal gibi turunçgillere yakındır. Ispanak kalsiyum ve demir bakımından da zengindir.

Ancak ıspanağı diğer yeşil sebzelerden ayıran, demir bakımından aşırı bir zenginlik de söz konusu değildir. Eşit ağırlıklı bir hamburgerde de ıspanak kadar demir vardır. Ayrıca bir mineralin bir sebzede çok bulunması, yenilince doğrudan vücudumuza geçeceği ve vücudumuzu bu mineraller bakımından zenginleştirip kuvvetlendireceği anlamına gelmez.

Her ne kadar çizgi roman kahramanlarının en eskilerinden olan Temel Reis zorda kalınca, bir konserve kutusu açıp içindeki ıspanağı yiyince adeleleri, pazuları şişip insan üstü bir güce sahip oluyor gibi görünüyorsa da ıspanağın içindeki gerek kalsiyumun gerekse demirin insan vücudu tarafından emilmesi zordur. Bu nedenle ıspanaktaki demirin insana pek faydası yoktur.

Temel Reis’in neden başka bir sebze değil de ıspanağı tercih ettiği konusunda, teneke kutu içinde satılan ıspanağın reklamını yapması dışında iki görüş daha var.

Birincisi, içindeki okzalik asitin verdiği ekşimsi tadı nedeniyle ıspanak yemeyi sevmeyen çocuklara bu yemeği sevdirmek. İkincisi ise ıspanakla demir, demirle kuvvet arasında ilişki kurarak demir eksikliğinin vücutta yarattığı zayıflık ve halsizliğin, ıspanak yemekle giderileceğine insanları inandırmaktır.

Demir eksikliğinin anemi denilen kansızlık hastalığı yarattığı doğrudur ama çok demir almanın da insanın kuvvetlenmesiyle fazla bir alakası yoktur. Vücudumuzun bir günlük demir ihtiyacını sadece ıspanaktan karşılayabilmek için yılda vücut ağırlığımızın iki misli kadar ıspanak yememiz gerekir ki bu da çok iyi bir fikir değildir. Ispanaktaki okzalik asit aşırı alındığında, idrarda toplanarak böbreklerde taş oluşumuna sebep olabilir.

Gelelim ıspanağın niçin yoğurtla yenildiğine. Gıdaların bileşimlerinde bulunan bazı maddeler, o gıdanın besin değerini azaltır. Örneğin ıspanakta bulunan okzalik asit, kalsiyumun vücut tarafından alınmasına mani olur. Bu nedenle okzalik asitçe zengin olan gıdalarla yoğun olarak beslenildiğinde, vücudun kalsiyumu bol gıdalarla takviye edilmesi gerekir.

Ispanak, semizotu, ebegümeci, pazı gibi gıdaların, kalsiyum zengini yoğurt ile yenilme alışkanlığının kökeni veya bilinçli olarak başlatılıp başlatılmadığı, insanların tat vermesi için mi yoksa sağlıklarını düşündükleri için mi bu alışkanlığı kazandıkları bilinmiyor ama kalsiyum eksikliğini gidermesi açısından yoğurt ilavesi son derecede yararlı ve sağlıklıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayak diretme, bir fikir ve davada sebat edip dönmeme, bk. Israr.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şirket» ten masdar). 1. Ortak olma, ortaklık etme, bir işe karışma, birlikte bulunma: Ben bu işte size iştirâk edemem. 2. Katılma, birlik, Ar. ittihad: Aralarında fikir iştirâki vardır. Biliştirâk = Müşterek olarak, birlikte, ortaklaşa.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şûrâ»dan masdar) (c. istişârât). Danışma, birinin fikir ve görüşünü alma. Istişâre Odası = Tanzimat devri Osmanlı teşkilâtınde, hâriciye nezâretinde, devletlerarası hukuk mütehassıslarından kurulu komisyon.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. istitrâdât). Aslı bahis konusu olmayıp bir münasebetle, söz arasında söylenen fikir, hatıra: İstitrâd yoluyla söylenmiştir.

Türkçe Sözlük

(İTİDAL) (i. A. «adi» den masdar). 1. iki tarafı eşit olme, Ar. tesâvî: İtidâl-i leyi ü nehâr (gece ile gündüzün eşit olması). 2. İki uçta aşırılık arasında ortalama durumda olma, tam lüzumu derecesinde bulunma, orta halde olma: Havanın, ısının itidali. 3. Şiddet, aşırılık ve heyecandan uzak olma, yumuşaklık, yavaşlık, mülâyimlik: İtld«l-i efkâr, İtldll-l meslek = Fikirlerin, tutulan yolun yumuşaklığı. 4. Tenâsüp, uygunluk, uyuşma, tevâfuk: İtldll-l kaamet = Boy bos uygunluğu. Ekseriya kesbetmek, iktisâb etmek yahut bulmak fiili ila kullanılırdı: Havalar İtidâl kazandı, hastalık biraz itidal buldu. 5. (astronomi) Yılda iki defa gece ile gündüzün eşit (12’şer saat) olması: İtidll-i rebîi = Baharın başı. İtldâl-i harîfî = Sonbaharın başı. Had, derece-i itidâl = Her şeyin iki uçta aşırılıktan uzak sayılması lâzım gelen derece. Adem-I İtidâl = İtidalsizlik. Fransızlarin «soğukkan» (sang froid) tâbiri «İtidâl-i dem» diye kullanılmışsa da, doğrusu «İtidâl-i mizâc» olabilir.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. ufâk» dan masdar) (c. ittifâkat). 1. Uyuşma, söz birliği etme, ittifak, muvafakat: Bu işte arkadaşlarla ittifak edemedik: Aramızda ittifak hâsıl olamadı. 2. Birlikte hareket etmek üzere sözleşme, birleşme, andlaşma: iki devlet arasında ittifak vardır; tedâfüî ittifak; taarruzî ittifak: Birincisi yalnız dışardan vuku bulacak taarruz ve tecavüze karşı durmak, ikincisi başka devletlere taarruz ve tecavüz dahi etmek üzere iki devlet arasında akdolunan ortaklık muahedesi. 3. Rast geliş, tesadüf (dilimizde bu mânâ ile az kullanılmıştır). İttifâk-ı Arâ = Bir meclis veya bir heyet üyelerinin bir görüşte toplanması, hepsinin aynı fikirde bulunması, sözbirliği: Bu işe ittifâk-ı Arâ ile karar verildi. İttihâd-ı Arâ da denir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vahdet» ten masdar). 1. Birleşme, bir olma: Bu iki şey ittihâd edemez. 2. Aynı fikir ve reyde olma, muvafakat, ittifak, iştirâk: ittihâd-ı Arâ, ittihâd-ı İslâm. İttihâd etmek = Müttehid olmak, birleşmek, birlikte hareket etmek üzere kuvvetleri birleştirmek ve sözü bir etmek. İttihâd-ı menâfi = Menfaatlerin bir ve ortak olması.

Türkçe Sözlük

(hi.). Meşrutiyet devrindeki İttihâd ve Terakki Cemiyeti’nden olan veya bu partinin fikirlerine taraftar bulunan şahıs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. hükmetmek; hüküm vermek; muhakeme etmek, yargılamak, bir mesele hakkında fikir edinip karar vermek; doğrusunu araştırmak; tenkit etmek; bir davayı çözmek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. aklâm). 1. Kamış. 2. Bir çeşit çubuğun, yazı yazmak üzere yontulup açılmışı: Kalem yontmak, açmak; kalemle yazı yazmak. 3. Umumiyetle yazı yazan Alet: Demir kalem. 4. Maden, taş ve tahta üzerine oymaya mahsus çelikten ucu keskin Alet: Madenci, taşçı, hakkâk kalemi; kalemle hakketmek. 5. Tülbent vesaire üzerine boya ile nakşetmeye mahsus ince fırça veya sivri tahta çöpü: Kalem işi; kalemkârî yemeni, yorgan yüzü. 6. Yazı çeşidi, hat: Güzel kalemi vardır; ince kalem; kalın kalem. 7. Nakış, resim: Karakalem = Siyah nakış. 8. Resmî dairelerin yazı işleri (tahrirat) daireleri, kâtiplerin toplanıp yazı yazdıkları oda: Kaleme devam etmek, muhasebe kalemi; aklâm efendiler. 9. Kalem biçiminde kesilmiş çöp ve çubuk: Ağacın dallarını kalem yapmak, kalem kesmek. 10. Aşılanacak ağacın yabanisinin yarığına takılmak üzere, istenen ağacın bir yıllık budaklarından alınıp kalem gibi kesilmiş olan sap: Ahlat ağacına armut kalemi aşılanır; bağı aşılamak için güzel kalemler bulmalı; kalem aşısı; aşı kalemi. 11. Çiçek hastalığına karşı aşılanacak çocuklara sürülecek aşının saklandığı zıvana: Çocukları aşılamak için taze kalem bulmalı. 12. Defter veya pusulada bir sırada ve bir rakamla yazılan şey: On beş kalem eşya aldık. Kalem açmak = Yontmak. Kendisi çok güzel kalem açar. Aşı kalemi = 1. Ağaca aşılanacak budak parçası. 2. Çocuklara aşılanacak çiçek aşısı hâvî zıvana. Kalem aşısı — Ağaç aşısı çeşitlerinden biri ki, kalem vurmakla olur. Kaleme almak = Yazı yazmak, bir mevzuu yazılı olarak söylemek: Güzel kaleme almış. Ehl-i kalem, erbib-ı kalem = Fikirlerini yazıyla iyi ifade edenler; yazarlar, münşîler. Kalem işi = bk. Kalemkârî. Bir kalemde = Birden, bir defada: Bir kalemde beş yüz lira verdi. Kalemböreği = İnce uzun bir nevi börek. Kalem parmaklı = Uzun ve düzgün parmaklı. Ceffel-kalem (Ar.) = Bir şeyi düşünmeden hemen hüküm vermek: Bu adamın ahlâksızlığına ceffel-kalem hükmetmek doğru değildir. Kalem çekmek = Çizmek, çıkarmak. Kalem kulaklı = Kulakları dikili ve düzgün at. Kalem keski = Sacın kenarını kesmeye mahsus soğuk keski. Kaleme gelmemek — Hiç ehemmiyeti olmamak, bir veçhile dikkat çekmemek: O iş kaleme gelmez.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. karâih). 1. İnsanda kendiliğinden hâsıl olan fikir, kasit ve ninyet. Fransızca: initiative. 2. Padişahın bir resmî yerden sunulmadan kendiliğinden verdiği yazılı veya sözlü irâde: Karîha-i seniyye-i hazret-i pâdişâhîden filân zâta mîralaylık rütbesi tevcih buyruldu. Karihadan falan memuriyete tayin olundu. 3. Fikir, zihin, düşünüp hiçten bir şey meydana koyabilen fikir kuvveti: O şairde kariha vardır. Karihasının genişliğine insan hayran olur. O adamda hiç kariha yoktur.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sıvı bir şey ateşte fıkır fıkır etmek, Osm. galeyân eylemek, cûş ve hurûşa gelmek: Bu su kaynadı mı? 2. Kaynar suyun içinde pişmek: Bu et daha kaynamadı. 3. Şişip kabarmak, ekşimek, Osm. tahammur etmek: Şıra kaynamaya başladı, midesi kaynıyormuş. 4. Yerden şiddetle fışkırmak, Osm. feverân etmek: Yerden su kaynıyor. 5. Çok bulunup kaynayan su gibi hareket etmek: Bu dolapta karıncalar kaynıyor. 6. Birleşmek, yapışmak: Kırılan kol kemiği kaynadı. 7. Gizlice ve el altından düzenlenmek: Burada bir iş kaynıyor. 8. Rahat durmamak, Osm. cûş ve hurûşta olmak, deprenmek: Deniz kaynıyor, bu adam kaynayıp duruyor. 9. Suyun içinde batmak, denizin dibine inmek: O koca gemi beş dakikada kaynadı. 10. Mahvolmak: Bizim paralar kaynadı gitti.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir sıvıyı ateşte haşlamak, fıkır fıkır ettirmek: Sütü iyice kaynatmalı. 2. Bir şeyi suda pişirmek, kaynar suda bulundurmak: Lekesi çıkar rılacak çamaşırı saman suyu içinde kaynatmak lâzımdır. 3. Yapıştırmak, yekpâre etmek, tek parça hâline getirmek: İki parça madeni birlikte kaynatmalı.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kerâmât). 1. Kerem, lutuf, ihsan. 3. Evliyadan sâdır olan hârikulâde hal: O zâtin bir kerâmetini görmüştüm. 4. mec. Keramet sayılacak derecede isabet, pek doğru fikir veya rey: Keramet buyurdunuz; bu sözünüz ayn-ı kerâmettir (daha çok eski nezaket ve saygı tâbiridir).

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kestirmek İşine konu olmak. Ağacın dallan kestirildi. 2. Kesin şekilde halledilmek, kesin karar verilmek: O dâvâ hâlâ kestirilmedi. 3. Kesin şekilde hükmolunmak, kesin bir fikir söylenilmek: Bu kelimenin asıl Türkçe mi yoksa diğer bir dilden mi olduğu kestlrilemedi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. halat, tel veya ipin dolaşması; garip fikir, kapris; ağrılı kas kasıncı, tutulma; f., den. halat gibi dolaşmak; dolaştırmak. kinky s. dolaşık, girift; (argo) müstehcen; garip.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir anda kavranamıyacak şekilde çeşitli kısımlardan yahut unsurlardan meydana gelmiş. 3. (psikoloji ve psikiyatri) insanların davranışlarına, ruh hallerine yön veren birbirine bağiı şuuraltı fikir ve hayallerinin bütünü.

Türkçe Sözlük

(f.). Köpük yaptırmak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to make sth foam. to lather. to effervesce. froth.

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir milletin manevî varlığını ve düşünce birliğini meydana getiren fikir ve sanat mahsullerinin, an’anelerin bütünü. 2. Fikrî çalışmalarla çeşitli zihnî melekelerin gelişmesi, zenginleşmesi. 3. Bu zenginleşmeye temel teşkil eden bilgilerin bütünü. Kültür-fizik = Beden eğitimi.

Genel Bilgi

Hayvanlar aleminde genellikle dişiler erkeklerini seçerler. Bu nedenle erkek cazip olmak zorundadır. Sadece dış görünüşü ile değil kuşlarda olduğu gibi özellikle çiftleşme zamanında sesleriyle, yani ötüşleriyle de rakiplerinden üstün olmaları gerekir.

Dişileri cezbetmek için bu kadar gösterişli olmak erkekleri düşmanları için çok kolay bulunan bir av haline getirir. Dişiler kendilerini tabiat içinde veya yuvalarında gösterişsiz renkleri ile daha iyi saklayabilir, düşmanların dikkatlerini çekmezken çoğunlukla erkekler hedef olurlar.

Aslında tüm kuşlar memeli hayvanlardan daha güzel ve süslüdürler. Bu, kuşların tüylerindeki melanin denilen bir maddeden kaynaklanmaktadır. Bu madde insanın saç ve derisinde de vardır ama miktarı kuşlardakine oranla çok azdır.

Hayvanlar dünyasında güzellik ve renklilik önemli bir iletişim aracıdır. Çevresindekilere büyüklük, güç, yaş ve cinsiyet konularında fikir verir, etkiler.

İnsanların aksine hayvanlarda erkek daha güzeldir, dişisinden görünüm ve ebat olarak farklıdır. Erkek geyiğin gösterişli boynuzları, erkek aslanın yelesi, horozun ibiği hep ya düşmana karşı veya sürü içinde liderlik yarışındaki rakiplerine karşı etkileyici bir silahtır.

Kuşlarda erkeklerin daha iri olmaları, parlak renkleri ve kuvvetli ötüşleri bir açıdan da yuvayı savunma sorumluluğunu taşımalarındandır. Bu özellikler ne kadar kuvvetliyse düşman o kadar ürküp çekinebilir, o yuvayı bırakıp daha başka kolay avlara yönelebilir.

Güzellik ve gösteriş sadece kelebeklerde güzel olma amacına yöneliktir. Onlar ömürlerinin büyük bir kısmını kuluçka devrinde geçirdiklerinden, kelebek şeklindeki kısacık yaşamlarında bu kadar güzel olmaları da haklarıdır doğrusu.

Hayvanlar aleminde kuşların en çok ötenleri de erkeklerdir. Bunu hem dişi kuşu davet hem de hakimiyetleri altında olan alanları belirtmek için yaparlar. İüphesiz dişi kuşlar da en çok öten erkeği tercih ederler. Bu tercih tabii ki erkeğin sesinin güzel olmasından dolayı değil güçlü olmasından, hakimiyet sahasının geniş olmasından ve daha fazla yiyecek imkanına sahip olmasındandır.

Tabiatın kanunu dişi kuşlar için de geçerlidir. Erkeklerini zengin ve güçlü oldukları için seçerler.

Aslında erkekler yiyecek bulmak için çok zaman harcamazlar, onlar daha çok öterler. İunu da ilave edelim ki, memeli hayvan türleri içinde sadece yüzde 3’ü tek eşli iken kuş türleri içinde tek eşlilik oranı yüzde 90’dır.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. kuvâ) (kuvvet kelimesinin aynı olup bazı Arapça terkiplerde kuvvet mânâsıyla kullanıldıktan başka, dilimize mahsus şu mânâları da vardır): 1. Fikir, niyet, tasavvur, henüz yapılmayan ve fiile gelmeyip tasavvurda bulunan işin hâli: Falan yere kadar bir demiryolu uzatılması kuvvededir. Henüz kuvveden fiile çıkmadı. Oyle bir şey kuvvede vardır. 2. Gerçekte ve fiilde olmayıp ancak tabiatta olarak, imkân ve ihtimali bulunan şeyin hâli: Her insan kuvvede şair ise de bazıları fiilide kâtip değildir. 3. His, duygu, insanın yaradılışında var olan saygı ve iktidarların her biri. Kuvve-i bâsıra = Görme duygusu. Kuvve-i sâmia = İşitme duygusu. Kuvve-i şamme = Koklama duygusu. Kuvve-i lâmise = Dokunma duygusu. Kuvve-i müdrike = Anlama hassası. Kuvve-i mümeyyize = Seçebilme ve ayırabilme hassa ve iktidarı. Kuvve-i hâfıza = Zihinde tutabilme kabiliyeti. 4. Bir devletin asker vesairece olan hâl ve iktidarı: Kuvve-i askeriyye, kuvve-i mâliyye, kuvve-i berriyye, kuvve-i bahriyye) (askerî, mâlî, kara, deniz kuvvetleri). Bi’l-kuvve = Tasavvurda ve henüz gerçekleşmemiş olan, tasarı hâlinde, bi’l-fiil mukabili. Kuvve-i ile’l-merkez (ile’l-merkeziyye yanlıştır) = Bazı cisimlerin dönerken merkeze yaklaşabilme istidadı; merkezcil kuvvet, Fransızca: force centripite. Kuvvei an’l-merkez (ani’l-merkeziyye değil) = Dönerken merkezden uzaklaşabilme istidadı; merkezkaç kuvvet, Fransızca: force centrifuge.

Türkçe Sözlük

(A.). Hayır ve evet. mec. Bir mesele üzerinde fikirsizlik veya fikir söylememe.

Türkçe Sözlük

(i. Fr. sosyoloji). 1. Ferdî hürriyetlere uygun olan: Liberal fikirler. 2. Müsamahalı: Liberal bir disiplin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. açık fikirli, serbest düşünceli; bol, pek çok; liberal, hür fikirli; yüksek ve şümullü (tahsil); cömert eli açık, mükrim; vasi, serbest; i. liberal, hür fikirli parti azası. liberal arts fen veya tarih ve felsefe gibi yüksek ilimler. liberal o

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. cömertlik, el açıklığı; serbest fikirlilik, liberallik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. (-r, -st; less veya lesser, least) z., i. küçük, ufak; kısa, az, cüzi; cici; ehemmiyetsiz, değersiz, naçiz; dar fikirli, geri; z. az miktarda; hemen hiç gibi; i. az miktar; ufak şey; az zaman. Little Bear, Little Dipper Küçükayı takımyıldızı. litt

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yük, hamule; sıklet, ağırlık; endişe, üzüntü, kaygı; fikir yorgunluğu; silâh doldurmak için barut ve fişek; mak. mukavemet; bir cihazın ihtiva ettiği elektrik miktarı, şarj. load displacement den. geminin tam yükünü alınca çektiği su. load factor bi

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yüksek, âli, bülent; gururlu, mağrur, kibirli; azametli, çalımlı; çok yüksek (fikir). loftily z. mağrurca. loftiness i. yücelik; kibirlilik, gururluluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. adi düşünüşlü, alçak fikirleri olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. deli, mecnun, akıl hastası, çılgıca yapılan; delilere mahsus; i. deli kimse. lunatic fringe aşırı hareketlerle bir fikir veya hareketi destekleyen kimseler.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Büyüklükler. 2. Yüksek fikirler. İdrâk-i maâlî = Yüksek fikirleri kavrama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zihniyet, düşünüş, fikir durumu; zekâ.

Türkçe Sözlük

(I. A.). Danışma, söyleşme, fikir alışverişi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «metânet»ten smüş.) (mü. metîne). 1. Dayanıklı, sağlam, kavî: Metin bina, metin kumaş. 2. mec. Sözünden dönmez, sebatlı, fikir ve kanaatinden caymaz, dosdoğru: Metin adam. 3. Doğru, itimat edilebilir, Osm. muhkem.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl, zihin, dimağ, kafa; hatır, hafıza kuvveti; fikir, düşünce; zeka, idrak; istek, murat, arzu, meram; şuur; üstün insan. mind's eye muhayyile. mind reading başkasının zihnindekini anlama. be of one mind hemfikir olmak. blow one's mind esrar etk

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görüşlü, fikirli, niyetli; istekli görünen, gönlü yatmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. yanlış hüküm vermek; yanlış anlamak; yanlış fikir edinmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (led) yanlış yola sevketmek, yanlış yoldan götürmek; yanlış fikir vermek, aldatmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yer değiştirebilen, devingen, serbest hareket eden; akışkan; kolay değişen (çehre); değişken, kararsız (fikir); ask. seyyar (ordu). mobile home araba ile çekilebilen tekerlekli ev. mobility i. devingenlik; değişkenlik; akışkanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb yalnız bir konu hakkında saplantı ile kendisini gösteren akıl hastalığı, sabit fikir, saplantı; delice merak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sabit fikir delisi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyn» den masdar). 1. Ayrılık, gayrılık, muhalefet, uyuşmazlık, ihtilâf. Miibiyenet-i efkâr = Fikirlerin uyuşmazlığı. 2. iki şeyin birbirinin zıddı ve eksi olması, zıtlık: Bu İki söz arasında mübâyenet vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «vücûd» dan if.) (mü. mûcide). 1. Yeni bir şey icat ve ihtirâ eden adam: Telgrafın mûcidi. 2. Kendiliğinden fikir ve mânâ yaratabilen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yeni bir şeyi icat ve ihtirâ edenin hâli: Mucidlik şerefi ona aittir. 2. Kendiliğinden fikir ve mânâ yaratabilen: O şairin mucitliği fevkalâdedir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «haleffe» den İf.) (mü. muhtelife). 1. Bir çeşitten olmayan, türlü türlü olan, çeşitli: Muhtelif işler. Muhtelifüi-levn = Renkleri türlü türlü. Elvân-ı muhtelife = Çeşitli renkler. 2. Bir fikir ve görüşte olmayan, fikirleri farklı olan, muhtelif: Kendisi bu işte muhtelif idi.

Türkçe Sözlük

(I. A. «left» ten lf.) (mü. mültefite). 1. İltifat eden, yüzünü çevirip bakan, iltifatçı: Çok mültefit adamdır. 2. Ehemmiyet veren: Benim fikirlerime mültefit olmadı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rücûdan). 1. Geri dönme, geri gelme: Eski fikirlerine müracaat etti. 2. Başvurma, danışma, yardım isteme. 3. Bir şahsın veya heyetin fikrinden veya bir kitaptan faydalanmaya niyet etme: Avukata, mahkemeye müracaat ettim. 4. Bir şahsı veya bir şeyi aramaya gitme: Dükkânda bulamayınca evine müracaat ettim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meşveret» ten masdar) (c. müşâverât). İki veya daha fazla şahıs arasında olan danışma, birbirinden fikir edinerek müzakere: Bütün gün müşâvere ettiler. 2. Bir hastaya bakmak için birkaç doktorun bir yere gelip hastalığın teşhisi ve tedavi yolu hakkında görüşmeleri, konsültasyon.

Türkçe Sözlük

(i. A. «tulü» dan masdar) (c. mütâlaât). 1. Bir işi iyice ve etraflıca düşünme: Bu işi iyice mütâlâa ediniz. 2. Bir İş hakkında inceleme neticesi olan fikir, görüş: Benim bu husustaki mütâlaam. 3. Okuma, anlamak şartıyle dikkatli duyuş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «adi» den if.) (mü. mûtedile). 1. Ne pek fazla, ne pek az olup orta halde bulunan, itidal üzere olan, itidalli: MÜtedil hava. 2. Yavaş, yumuşak, sert olmayan, pek ileri varmış olmayan: MÜtedil fikir sahibi.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fikr» den if.) (mü. mütefekkire). 1. Düşünen, düşüncesi olan, dalmış, dalgın. 2. (Türkçe) Filozof, bilgin.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Ievn»den if.) (mü. mütelevvine). 1. Renkli, boyalı. 2. Birkaç renkli, alaca. 3. mec. Rey ve fikrinde sabit olmayan, pek çabuk fikir değiştiren.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vefk» den if.) (mü. müttefike). Uyuşmuş, birlik, birleşmiş, biriyle ittifak etmiş, muahede ile bağlı: Aynı fikir ve reyde, uygun, muvafık: Bu hususta ikimiz müttefikiz. Müttefikur-re’y = Bir reyde bulunan. Müttefiku’n-aleyh = Hakkında ittifak olunmuş, birlikte kararlaştırılmış. Mütteflku’l-kavl = Sözleri bir olanların herbiri.

Türkçe Sözlük

(MÜZAKERE) (i. A. «zikr» den masdar) (c. müzâkerât). 1. Bir iş hakkında söyleşme, bir karar vermek üzere bir yere gelinip fikir söyleme: Bu işi yarın müzakere edeceğiz. 2. Bir meclis veya mahkeme heyetinin karar vermeden önce durumu tenha ve gizli olarak konuşması: Hâkimler müzakereye çekildi. 3. Talebenin birleşip dersleri birlikte çalışıp söylemesi: Bizim okulda günde iki saat müzakereye mahsustur, müzakere koğuşu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منور] aydınlanmış, parlak. 2.aydın fikirli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i., f. dar, ensiz; sınırlı; dar düşünceli, dar fikirli; darlık içinde; cüzi, az; sıkı, dikkatli; İng., leh. hasis, tamahkar, cimri; i. dar geçit, çoğ. dar boğaz; f. daraltmak, eninden almak; sınırlamak; kısmak; daralmak, çekmek, ensizleşmek. narro

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. dar fikirli, dar görüşlü, bağnaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yerlilerin yabancılardan üstün tutulması, yerlilerin hak ve çıkarlarını koruma siyaseti; fels. doğuştan gelen fikirlerin var olduğunu ileri süren öğreti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Sıra, tertip. 2. Nesir olmayan yazı, ölçülü ve kafiyeli söz ve yazı, şiir: İnsanlar nesirden önce nazma rağbet etmişlerdir. «Nazm» ile «şiir» arasında fark vardır: Nazm, ölçülü ve kafiyeli sözdür; halbuki şiirde vezin ve kafiye ile beraber estetik ve lirizm, fikir ve hayal kudreti de olmalıdır. Bediî değer taşımayan şiir, manzumedir. Şiirde ölçü ve kafiye de olmayabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. üçüncü yüzyılda Eflatun'un fikirleriyle doğunun mistik düşünüşlerinin kaynaşmasından meydana gelmiş felsefe sistemi.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. nukaat, nikaat) (tes. noktateyn). 1. Benek, leke: Lâciverd zemin üzerine beyaz noktalan vardır. 2. Bazı harflerin üstünde veya aıtında olan benek: Falan harfin bir, iki, üç noktası vardır. 3. Günlerin bittiğine işaret olan benek, durak. 4. Mevki, yer: Asker bir noktada toplanmalı. 5. (matematik). Üç buûdundan hiçbiri olmayan hayâlî yer. 6. (tıp) Göze Arız olan leke. 7. (askerlik) Bir neferden ibaret karakol, nöbetçi: Oraya bir nokta dikmeli. 8. Cihet, yön. Bî-nukat (Arap harflerinde) = Noktasız harften mürekkeb (ibare), (fizik) Nokta-i incimâd = Suyun donma derecesi: 0°C. Nokta-i galeyan = Suyun kaynama derecesi: 100° C. Nokta-i nazar = 1. Bakışa hedef olan. 2. Görüş, fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) kocakarı ilâcı; dertlere çare olarak birinin ortaya attığı fikir; her derde deva.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) zan, sanı; fikir, bilgi; tasarım, tasım; (çoğ.), ABD tuhafiye. notional (s.) hayali, tasarım halinde olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(huk.) bir hakim tarafından resmi olmayarak ileri sürülen fikir; rasgele söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) dikkatli bakma, inceleme; gözlem, rasat; fikir, yorum; (ask.) gözetleme. observation car yolcuların etrafı seyretmesine uygun şekilde geniş pencereleri olan vagon. observation post (ask.) topçu rasat mevzii. observational (s.) gözlem kabilinden,

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) musallat olmak, tedirgin etmek; zihnini meşgul etmek. obsession (i.) kafayı meşgul eden düşünce; sürekli endişe; sabit fikir.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Olmuş, yetişmiş: Olgun armuş, şeftali. 2. Kültürlü, ağırbaşlı.

Türkçe Sözlük

(i.). Sebze ve bitkilerin sıcaktan veya susuzluktan tazeliğini kaybedip pörsümesi.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mature. ripe. grown. mellow. seasoned.

Türkçe - İngilizce Sözlük

fruity. mature. mellow. ripe. experienced.

Türkçe - İngilizce Sözlük

mature. ripe. mature. mellow.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. açık fikirli, yeni fikirleri kabule hazır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. fikir yürütmek: zannetmek, düşünmek, farzetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. zan, tahmin, fikir, oy, düşünce: huk. hâkimin ileri sürdüğü fikir. in my opinion fikrimce, kanaatimce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., müz. armonik seslerden biri; boyalı bir yüzeyin yansıttığı ışığın rengi; ima edilen fikir.

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). 1. Tutulacak yol üzerine ileri sürülen fikir, rey: Oy pusulası. 2. Bu görüşü belirten kâğıt. Beyaz oy = Müsbet rey. Kırmızı oy = Menfî, muhalif rey. Yeşil oy = Çekimser, müstenkif davranıldığını gösteren rey. Oy sandığı = Seçimlerde oy kâğıtlarının içine atıldığı mühürlü sandık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat), Lat. izniyle (karşı fikirde olan bir kimseyi ima ederek).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir kilise cemaatine ait; dar fikirli, mahdut görüşlü. parochially z. dar fikirle, mahdut görüşle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir kimsenin kendisini belirli fikir veya partiye adaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğurmak üzere olan; bir fikir veya plan meydana getirmek üzere olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. üstünden, içinden veya yanından geçmek; geçirmek; gezdirmek, dolaştırmak; geçirmek (zaman); söz vermek; huk. hüküm vermek, intikal etmek, karar vermek; beyan etmek, söylemek (fikir); ileri gitmek, aşmak; boşaltmak, tahliye etmek; kabul ve tasdik

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ned,- ning) plan; kroki, taslak; tertip, niyet maksat, fikir; yol, usul, tarz; f. planını çizmek; plan kurmak, tasarlamak; tertiplemek düzenlemek; düşünmek, niyetlenmek, working plan ilk tasarı, ge- çici. plan planner i. plan yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dikmek, ekmek; kurmak, tesis etmek; tohumlarını atmak (fikir); denize balık tohumu ekmek; bahçe yapmak; mevzilendirmek; iskân etmek, yerleştirmek; (argo) aşketmek, indirmek, yapıştırmak (tokat); yutturmak. plant oneself dikilmek. plant out fideler

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şair ozan;şairane fikir ve ve hayal yaratma gücüne sahip olan kimse.poetessi. kadın şair. poet laureate İngiltere'de kral tarafından sarayın resmi şairi tayin olunan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yer, mevki, mahal mevzi; yerleştirme, koyma; fikir, meram, iddia; sosyal pozisyon, içtimai mevki; mevki, iş, görev, vazife, memuriyet; duruş; vaziyet, durum; f. yerleştirmek; yerini bulmak. position paper belli bir sorun üzerinde bir gru

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. önceden düşünüp hakkında fikir edinmek; peşin hüküm vermek. preconcep'tion i. önceden anlama; tarafgirlik; peşin hüküm verme; önyargı, peşin hüküm; yanlış fikir .

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gebe, hamile; fikirlerle dolu, semereli; manalı, dolgun. pregnancy i. gebelik. extrauterine pregnancy karın gebeliği. tubular pregnancy dış gebelik. pregnantly z. gebe olarak; fikirle dolu bir şekilde, manalı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. meşgul etmek, zihnini işgal etmek; lehinde fikir hasıl ettirmek. prepossession i. tarafgirlik; zihin meşguliyeti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bir fikir veya kavramı akla getiren.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl ve iradenin dünyevi olaylara tamamen ilgisiz kalarak yalnız Tanrı düşüncesine daldığı dinsel bir mistisizm şekli; gönül ve fikir rahatlığı. quletist i. bu felsefe taraftarı kimse. quietistic s. bu felsefeye göre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ رای] fikir. 2.oy.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) sebep, neden, illet; delil, tanıt; akıl, fikir, idrak, anlayış, aklıselim; mantık; hak, insaf, adalet. bring to reason aklını başına getirmek. by reason of nedeniyle, sebebiyle. in all reason mantıki olarak, hakkıyle düşünülürse. It stands to rea

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çarpıp geriye veya başka yöne sekme; aksetme, yansıma, refleksiyon; aksettirilen şey, akis; üstüne atma, iftira, ayıplama, kınama; düşünme, tefekkür; fikir, düşünce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) bakış, nazar; hürmet, saygı, riayet; itibar, sayma; mulâhaza, fikir. Give my regards. Selâm söyleyin. in regard to, with regard to nazaran, e gelince, hususunda. out of regard to hatırı için, e riayeten. without regard to bakmadan, ehemmiyet verm

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yeniden gözden geçirme, bir daha inceleme; yeniden yoklama, resmi teftiş; eleştiri, tenkit; edebiyat ve fikir mecmuası; huk. bir davanın temyiz mahkemesince yeniden incelenmesi. court of review yargıtay, temyiz mahkemesi. pass in review geçit töre

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. dönme, devir; bir cismin bir merkez etrafında dönmesi; bir gezegenin güneş etrafında dönmesi; devir süresi, devre; inkılâp, devrim, fikir devrimi, hal ve kıyafetlerin değişmesi; devlet yönetiminin tamamen değiştirilmesi; ihtilâl, isyan. revolution

Türkçe Sözlük

(RE’Y) (i. A.) (c. Arâ). I. Görme, görüş. Ar. nazar, müşahede, Re’yö’l-ayn = Kendi gözüyle görerek. 2. Fikir, mütalâa, bir iş hakkında düşünme neticesi olarak söylenilen söz, çare ve tedbir. Rey vermek = Mütalâa söylemek, fikrini bildirmek. 3. Oy. İttifik-i Arâ, ittihâd-ı İri = Oyların birliği. Rey-i İri = Oyların çoğunluğu.

Yabancı Kelime

İng. royalty

huk. telif hakkı

Bir fikir veya sanat eserini yaratan kişinin, bu eserden doğan haklarının hepsi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kısa zaman, az süre. 2.Fikirsiz, düşüncesiz.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sünûh» tan if.) (mü. sâniha). Zihin ve fikirde doğarak kendini gösteren.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. sânihât). Akla gelen fikir ve mütalâa, çok düşünmeyerek doğan fikir.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sapa kadar girmek, sokulmak, batmak. 2. Batıp kalmak, sokulup çıkamamak: Hayvan, araba çamurun içine saplandı. 4. mec. Bir fikirde ısrar edip durmak, zihin bir şeye dalıp ayrılmamak.

Türkçe - İngilizce Sözlük

bug. delusion. fetish. fixation. hobbyhorse. obsession. fixed misconception. fixed idea. a bee in one's bonnet. hang-up sabit fikir. fikrisabit. idefiks.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. dağıtmak, saçmak; yaymak, serpmek; dağılmak; dağılıp gözden kaybolmak; yayılmak. scatterbrain i. dağınık fikirli kimse. scatter rug ufak halı, seccade.

Türkçe Sözlük

(i. felsefe). Zıt bile olsa çeşitli felsefe doktrinlerinden seçilmiş fikirleri toplama usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. sonradan fikir yürütmek, iş işten geçtikten sonra düşüncesini soylemek.

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Çeşitli mezhepleri veya fikirleri toplayıp birleştiren bir doktrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. duyu, his; gen çoğ. akıl, dirayet, zeki, muhakeme; şuur; fikir, karar, düşünce; anlam mana, meal, mefhum; f. idrak etmek, sezmek; k.dili anlamak. sense impression duyunun dimağa yaptığı etki, sezgi. sense organ duyu organı. sense perception d

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) his, duygu, seziş; his inceliği, aşırı hassasiyet; (gen.) (çoğ.) fikir, düşünce; mütalaa.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. serâir). Gizli şey, sır, gizli fikir ve hâl.

Türkçe Sözlük

(ŞEYTAN) (i. A.) (c. şeyâtîn) (İbrântce’den). 1. iblis. 2. mec. Pek zeki ve kurnaz adam (bu mânâ ile sıfat gibi de kullanılır). Pek şeytan adamdır. Şeytan arabası = 1. Bazı bitkilerin havada uçuşan pek ince tüylü tohum kozalağı. 2. Demiryolu rayları üzerinde yürütülen açık araba ki, işçi taşır. 3. Bisiklet. Şeytan tüyü = Bir kimseyi başkalarına sevdiren hâl: Onda şeytan tüyü vardır. Şeytan tırnağı s Tırnağın yanında deri üzerinde çıkan tırnak piçi. Şeytanın kıç bacağı = Cin fikirli yaramaz çocuk. Cem’i: cinler, kötü ruhlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ped ping) dükkân, mağaza; atelye; fabrika, imalâthane, iş; (f). çarşıya gitmek, alışverişe çıkmak; for ile aramak; (ing)., argo suç ortaklarını ele vermek. shop around alışveriş için fikir edinmek. shop steward işçi temsilcisi. shop talk i

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. görme; gözlem, müşahede; muayene; görüş kuvveti; görülen şey, manzara; görülecek şey; göz erimi; inceleme fırsatı; fikir; nişangah; leh. çok miktar; k.dili. çirkin bir şey. sight draft ibrazında tediye olunacak poliçe. sight unseen görmeden(satın al

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslında kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın yavaşça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salını verirse, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20-30 kat daha fazladır. Kurşunun arkasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.

Genel Bilgi

Filmlerde görmüşsünüzdür. Aslıjda kulaklara zarar verebilecek kadar yüksek olan silah sesi, silahın ucuna takılan boru gibi çok basit bir madeni parça ile neredeyse işitilemeyecek kadar, çok düşük bir seviyeye indirilebilmektedir.

Gerçekten de susturucular silahın sesini çok aza indirirler ve de çok basit bir prensibe göre çalışırlar. Bir balon düşünün, bu balonu iğne ile patlattığınızda yüksek bir ses çıkar. Alt tarafı balonun içindeki basınçlı havayı boşaltmışsınızdır. Halbuki balonun ağzını çok az açarak basınçlı havanın rahatça boşalmasını sağlarsanız, çok az bir ses çıkar.

Bir diğer örnek de şarap şişeleridir. Köpüklü şarap veya şampanya şişelerinin mantarları çıkartıldığında çok yüksek bir ses çıkmasına rağmen, normal bir şarabın mantarı çıkartıldığında az bir ses çıkar. Çünkü şampanya şişesinde mantarın arkasında sıkıştırılmış basınçlı gaz bulunmaktadır.

Her iki örnekte de görüldüğü gibi, kapalı bir yerde sıkıştırılmış bir gaz aniden küçük bir delikten salınıverise, ortaya bir patlama sesi çıkmaktadır. Gazın basıncı fonksiyonel olarak size gerekli olduğu için, bu sesi azaltmanın tek yolu boşalan gazın tek bir delikten değil de, daha büyük bir delikten boşalmasını sağlamaktır. İşte silah susturucularının arkasında yatan temel fikir budur.

Kurşunu silahtan atabilmek için, kurşunun arkasındaki barut ateşlenir. Ateşlenen barut çok yüksek basınçlı ve hacimli bir sıcak gaz ortaya çıkarır. Bu gazın basıncı kurşunu namluya doğru iter.

Kurşun mermiden çıktığında, bir şişenin mantarının çekilip çıkarıldığında oluşan sese benzer bir olay olur. Kurşunun arkasındaki yaklaşık santimetrekarede 200 kilogram olan basınç, şampanyanın mantarının patlatılmasında olduğu gibi, kurşunun mermiyi terk etmesiyle birlikte yüksek bir ses çıkarmasına yol açar.

Namlunun ucuna vidalanan ve üzerinde delikler bulunan susturucunun hacmi, namludan 20 - 30 kat daha fazladır. Kurşunun arasındaki sıkıştırılmış, basınçlı sıcak gaz anında buraya boşalır ve basıncı yaklaşık santimetrekarede 15 kilograma kadar düşer. Kurşun da namludan çıkarken arkasında şampanya örneğinde olduğu gibi basınçlı gaz olmadığından, normal bir şarap şişesi mantarı çıkarılıyormuş gibi, çok az bir ses çıkarır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. uğursuz, meşum; netameli; bozuk, kötü, fesat; kötülük saçan; nad. sol; hane. kalkanın solundaki. a sinister design kötü fikir, meşum plan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. büyüklük, hacim, cesamet; beden (elbise), numara (ayakkabı); k.dili. hal, durum; f. istenilen ebatta kesip biçmek; büyüklüklerine göre ayırmak; büyüklüğünü tahmin etmek. size up ABD. kdili. karşısındakini tartmak, hakkında hüküm vermek, fikir y

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z. kare, dört köşeli, dik açılı; omuzları enli; doğru, âdil, insaflı; namuslu; tam, kesirsiz; tam, açık; (argo) modadan habersiz, gençlik fikirlerine karşı koyan, eski kafalı; z., k.dili. doğru, dosdoğru; tam yerinde, isabetli. square dance dör

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. incelik; kurnazlık, şeytanlık, hilekarlık; zekâ, cin fikirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. özlü; bot. etlenmiş, körpe ve sulu; dolgun, yararlı fikirlerle dolu. succulence, -cy i. körpe ve sulu olma, özlülük. succulently z. sulu sulu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. öne sürmek ileri sürmek; hatıra getirmek; ima ve ihtar suretiyle bildirmek veya söylemek; telkin etmek; fikir vermek, teklif etmek, ortaya atmak; imada bulunmak, fikir beyan etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. ima, ihtar, fikir verme, teklif; ima ve ihtar olunan şey; telkin. suggestion box şikayet kutusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (çoğ. -ses) terkip, bireşim, sentez; kimyasal bileşim; ayrı ayrı. fikirleri birleştirip bir bütün meydana getirme, sentez. synthesist i. sentez yapan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-red,- ring) katran; f. katranlamak, katran sürmek. tar and feather ceza olarak üzerine katran sürüp tüy yapıştırmak. tarwater i. katranlı su. tarred with the same brush aynı fikir veya huy- ları olan, aynı maldan, al birini vur ötekine.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sûret» ten masdar) (c. tasavvurât). i. Zihinde canlandırma, şekillendirme, bir fikir peyda etme: Tasavvurum doğru çıkmadı, ben bu işi başka şekilde tasavvur etmiştim. 2. Akla ve hayale getirme, tahayyül: Etrafı ağaçlarla çevrilmiş bir büyük meydan tasavvur ediniz. 3. Niyet, tertip, maksat: Öyle bir tasavvurum vardı ama sonra vazgeçtim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «fikriden) (c. tefekkürât). Düşünme, derin düşünce, fikir edinme, zihin yorma.

Türkçe Sözlük

(i. L.). Mevzua hâkim olan duygu, fikir.

Türkçe Sözlük

(TERCEMAN) (i. A. «terceme»den). 1. Bir dilden başka bir dile çevirip maksadı anlatan adam, dilmaç. 2. mec. Birinin maksat ve meramını anlatmaya veya bir şey tasvir ve ifadeye Alet ve vasıta olan: Falan gazete filan fikirlerin tercümanıdır («tercüman» ile «mütercim» arasında şu fark vardır ki, tercüman ağızdan ve mütercim ise kalemle tercüme edene derler).

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (thought, leh. thunk) düşünmek, tefekkür etmek, mütalaa etmek; düşünüp taşınmak, ölçünmek, teemmül etmek; zannetmek, sanmak; kurmak, niyet etmek, tasarlamak; tasavvur etmek, farz etmek; hatırlamak, hatıra getirmek; addetmek; bir fikirde olmak. think

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. düşünce, fikir, tasavvur, mütalaa; düşünme düşünüp taşınma; endişe; görüş, kanaat; düşünme kuvveti; ümit; nad. bir parça. a happy thought mutluluk veren düşünce. on second thought daha iyi düşününce .take thought düşünmek, tartmak.

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). 1. Kuru ve ince bir sesi tasvir eder ve art arda kullanılır: Tıkır tıkır yürüyordu, börek kuruyup tıkır tıkır olmuştu. 2. Fıkır fıkır gibi, sesle kaynamayı tasvir eder: Tencere tıkır tıkır kaynıyordu.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fars. «terâz» dan). 1. İpek ve sırma ile işleme, nakış, elbiseye nakışla yapılan süs. 2. Süs, ziynet. Ar. revnak. 3. Üslûb, tarz. 4. Herkesin dikkatini çekecek bir fikir taşıyan kısa cümle, döviz, Fr. devise. 5. (sıfat terkiplerinde bulunur). 1. Donatan, süs veren, süsleyen: Bezm-tırâz = Meclis süsleyen. 2. Düzelten, nizama koyan, yapıp yakıştıran: Şair-i bedîa-tırâz, ressam-ı bedâyî-tırâz.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. müsaade, müsamaha, hoşgörü; tahammül, sabır; yapılmasına müsaade etme; dini işlerde fikir farkını hoş görme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. nitelik, perde ve süresi itibariyle ses; müzik sesi; müz. aralık; ses rengi; ton, perde; tıb. vücudun veya uzvun sıhhatli hali, beden kuvveti; fikir hali; nitelik; güz. san. renk tonu; tarz, tavır, hal. tone color müz. ses rengi. tone poem müz. sen

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tulûAt). 1. Doğma, bir yıldızın doğudan görünmesi: Tulû-ı Şems, tulû-ı Kamer, tulû-ı Zühre. 2. mec. Birden doğar gibi ortaya çıkma: Öyle bir fikir zihnime tulü etti.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ukad). 1. Düğüm. 2. mec. Halli müşkül iş, zor mesele, muamma: Bu ukdeyi kim halledebilir? 3. mec. İnsanın çok arzu edip de erişemediği iş ki, fikir ve kalbinde bir düğüm gibi kalır: Bu, bana bir ukde oldu. 4. (anatomi) Sinirlerin toplanıp yumak olmasından ibaret olan bez ve yumru. Ukde-i lisân = Dilde bir düğüm varmış gibi serbest konuşamama, kekeleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. aynı fikirde; uyuşmuş olan, bağlaşık. unanimously z. tam ittifakla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. davet olunmamış, davetsiz; kendiliğinden gelen (fikir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. fikir veya prensiplerinden vaz geçmez; eğilmez; uzlaşmaz, uyuşmaz; sözünden dönmez. uncompromisingly z. kesin olarak; yılmayarak; uzlaşmadan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (-stood) anlamak; kestirmek; öğrenmek; kavramak, bilmek; haberdar olmak; mana vermek; şart kabul etmek; farz etmek; tahmin etmek; anlayışlı olmak; hemfikir olmak, hisleri paylaşmak. It is understood that... Koşulan şartlara göre... give one to unde

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. anlayış, kavrayış; kafa, zekâ; fikir; söz kesme; anlaşma; anlaşmazlığın halledilmesi; s. akıllı, anlayışlı. understandingly z. anlayışla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. alçak ses tonu, fısıltı; donuk veya mat renk; ima edilen fikir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. yeniden bina edilmemiş; yeni şartlara göre yeni fikirler edinmemiş (kimse).

Türkçe Sözlük

(i ). Düşünce ve fikirlerin birbirine uymaması, anlaşmazlık.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zaman ve yere yakın olmayan, uzun süren: Arabistan buradan uzaktır; o vakitler artık uzaktır. 2. Muhtemel olmayan, beklenmeyen, ihtimal dışı: O işi çok uzak görüyorum. 3. Muhalif, uymaz, uyuşmaz: O adamın fikirleri bana uzaktır. 4. Uzak yerde: Uzak oturuyor; benden uzak. Uzak düşmek = Birbirinden uzak bulunmak. Uzakta bir yer: Uzağa gitmek, uzaktan gelmek. Uzak akraba = Birkaç kuşak önceden, öteden akraba. Uzaktan bakmak = Seyirci kalmak, müdahale etmemek, karışmamak.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir fikir veya emrin Allah tarafından bir peygambere ilham olunması: Hz. Muhammed’e vahy, kırk yaşlarında iken nâzil olmuştur. İlâhî emirler, peygamberlere vahy ile bildirilmiştir (evliyâya olursa ilham denilir). Emînü’lvahy = Allah tarafından vahy getirmeye memur olan Cebrâil-,

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Mevcut, bulunan, Ar. vâkî, hâsıl, mevcut. Yok mukabili. Var olmak = Mevcut olmak. Var etmek = Vücuda getirmek, yaratmak. Var kuvveti sarfetmek = Çok çalışmak. 2. Mevcut olan şey, mal, servet, Ar. mâmelek. Varı yoğu = Bütün maddî varlığı.

Türkçe Sözlük

(e. F.). I. Sahiplik ve mâlik olma ifade eder: Ümmîd-vâr = Limitli, ümidi olan. 2. Benzetme bildirir: Bülbül-vâr = Bülbül gibi. (bk.) VArî.

Türkçe - İngilizce Sözlük

to. existent. present. available. there is. there are. to have. belongings. possessions. wealth.

Türkçe - İngilizce Sözlük

existing. in existence. present. in attendance. at hand. available. going spare.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Acronym for Value Added Reseller A VAR is a business that adds its own 'value,' or application, to an existing product, and resells the resulting enhanced product as a package.

Türkçe - İngilizce Sözlük

See: Value-at-risk model.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Value-Added Reseller A business that repackages and improves hardware manufactured by an original equipment manufacturer.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Variable This Virtual character formatting element indicates text that represents a variable name.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Value Added Reseller. value-added reseller; a business that repackages and improves hardware manufactured by an original equipment manufacturer. an abbreviation for variety It applies to a variation of the species.

Türkçe - İngilizce Sözlük

Company that writes application software that is packaged and sold with underlying systems software and hardware.

Türkçe - İngilizce Sözlük

A business that repackages and improves hardware manufactured by an Original Equipment Manufacturer A VAR typically improves the original equipment by adding superior documentation, packaging, system integration, and exterior finish. abbreviation for volt

Türkçe - İngilizce Sözlük

Volt Amps Reactive.

Türkçe - İngilizce Sözlük

The SI unit of reactive power The reactive power at the port of entry of a single-phase two-wire circuit when the product of the rms value in amperes of the sinusoidal current, the rms value in volts of the voltage, and the sine of the angular phase diffe

Türkçe - İngilizce Sözlük

VA regulation. [in] Contains the name of the item in the collection. nIII: courage; brave, courageous. a unit of electrical power in an AC circuit equal to the power dissipated when 1 volt produces a current of 1 ampere.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [وار] gibi, benzer.

İngilizce - Türkçe Sözlük

kıs. variant variation, variety.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. vâridât). Akla gelen düşünce, fikir, mülâhaza.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan. Ahmed Vefik Paşa.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «vefk» den). Uygun, muvafık, aynı fikirde.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. evhâm). T. Esassız ve bâtıl fikir, yanlış inanış. 2. Şüphe, kuruntu, tereddüt. 3. Yersiz korkma.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.). 1. Uygunluk, aynı fikirde olma. 2. Barış, sulh.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. ses, seda, söz; fikir; sözcü; gram. fiilin edilgen ve etken olma hali, çatı; f. söylemek, ifade etmek; ilan etmek; müz. akort etmek. active voice etken çatı. give voice to ifade etmek. have a voice in söz hakkı olmak. in voice şarkı söylemeye

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. acayip fikirli; havai; kaprisli, saçma, tuhaf, acayip; mizahi. whimsicality i. mizah. whimsically z. acayipçe; kaprisle; mizahi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. akıl, fikir, us; anlayış, zekâ; duygu; nükte, zarif söz; nükteci kimse; yaratıcılık. a nimble wit keskin zekâ. at one's wit's end çözüm yolu bulamayan, tamamen şaşırmış. drive one out of one's wits çileden çıkarmak, çıldırtmak. have veya keep one's

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat) ile; -den; -e; -e rağmen; ile beraber, ile birlikte. with it (argo) zamane; uyanık, canlı, modern. Leave the books with my mother Kitapları anneme bırak. I'm with you there ! O konuda seninle aynı fikirdeyim. With this, she slapped his face H

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. yün, yapağı; yün gibi yumuşak ve tüylü şey; kıvırcık ve kısa saç. wool comber yün tarayıcısı. all wool and a yard wide halis, saf, katışıksız. dyed in the wool dokunmadan önce boyanmış; sabit fikirli, önyarıglı. glass wool cam elyafı. pull the wool ove

Türkçe Sözlük

(i.). Yanlış fikirlerle karşıdakinin zihnini karıştırıp yanıltmak; Ar. mugalâta.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aynı fikirde, muvafık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «zehâb» dan). 1. Gidici, giden. 2. Bir fikir ve zanna uyan, sapan, inanan.

Türkçe Sözlük

(ZANN) (i. A.) (c. zunûn). 1. Sanı, sanma, gerçeğini bilmeden ihtimal ile hükmetme, Fars. gümân. 2. Şüphe, tereddüt, Fars. şek: Bu işte zan hâsıl oldu. Hüsn-i zan = Bir kimse hakkında iyi bir fikir ve kanaat sahibi olma, kendisini iyi bilme, Ar. teveccüh. Sû-i zan = Biri hakkında kötü bir fikir ve kanaat hâsıl etme; o kimseyi kötü zan ve farzetme.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (zihâb şekli yanlıştır). Bir fikir ve zanna tâbî olma, sapma, bir fikir ve zanda bulunma, zan, itikat: Benim zehâbım yanlış çıktı.

Türkçe Sözlük

(ZİHN) (i. A.) (c. ezhân). 1. Anlama kuvvet ve istîdâdı: Zihni açık, zihni meşgul. 2. Hatırlama, hâfıza kuvveti: Zihnimde kalmadı, bugün okuduğunu yirmi sene zihninde tutar (zihin ile akıl arasında fark vardır. Bu adamda akıl vardır ve bu adam akıllıdır denildiği hâlde zihin vardır ve zihinlidir denilmez ve onun zihni açıktır ve kapalıdır denildiği hâlde, aklı açıktır veya kapalıdır denilmez. Demek oluyor ki, akıl aslında zekâ mânâsını ifade edip sıfat kabûl etmez, halbuki zihin açık gibi bir sıfatla mevsuf oldukça bir şey ifade etmeyip sıfata göre akıllılık ve aptallığı ifade edebilir. Fikir ise ikisinin de yerine kullanılabilir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zihniyye). Zihinle alâkalı, zihinle yapılan. Zihnî hesap = Küçük çocuklara ezberden öğretilen dört işlemin başlıca kaideleri. Zihnî meşguliyet = Akıl ve fikirce meşgul olma, okuyup yazmakla alâkalı.