Fi’l-mesel ne demek? | Fi’l-mesel anlamı nedir? | Fi’l-mesel

Fi’l-mesel anlamı nedir?

Fi’l-mesel ne demek?

Fi’l-mesel anlamı nedir?

Fi’l-mesel | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: fil mesel

Türkçe Sözlük

(e.). Meselâ, misâlde olduğu gibi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). yakın ilişki kurmak, sıkı münasebette bulunmak; evlât edinmek; (huk). baba tanımak; aslını ve soyunu tayin etmek; (i). bağlı şirket. affiliate wrth iltihak etmek, katılmak; üye olmak. affilia'tion (i). yakın ilişki, sıkı münasebet; ev

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uföl’den). 1. Ufûl eden, gurûbeden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفل] batan. 2.görünmez olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2.Görünmez olan, kaybolan

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Afi ile yapılan.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anaphylaxie

fiz. aşırı duyarlık

Organizmaya giren yabancı bir madde yüzünden canlı varlıklarda oluşan aşırı tepki.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. ice-field

coğ. buzla

Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film. documentary picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüphanelerde çok değerli veya çok kullanılan kitapların fotografını çekmede kullanılan mikrofilm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliophile

kitapsever

Öz ve biçim yönünden iyi nitelikli kitapları seçen, kitaba tutkuyla bağlı (kimse).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirloin steak. fillet steak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirloin steak. fillet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerkesler’in konuşmaları gibi Türkçe’yi yanlış ve bozuk bir şive ile söyleme: Dili çetrefildir. Çetrefil söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicated. confusing. incomprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animated cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animated cartoon. motion picture / animated cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DARB-I MESEL) (i. F. A.). Atasözü, (bk.) Darb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب مثل] atasözü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (ask). havale siperi yapmak; (i). havale siperi yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Moda geçidi. Mankenlerin, takdim edilecek elbiseleri giyerek dâvetl ilerin önünden geçmesi, bu suretle elbiselerin teşhiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress parade. fashion show. parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To march off in a line, file by file; to file off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Defilade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any narrow passage or gorge in which troops can march only in a file, or with a narrow front; a long, narrow pass between hills, rocks, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of defilading a fortress, or of raising the exterior works in order to protect the interior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Defilade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make foul or impure; to make filthy; to dirty; to befoul; to pollute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To soil or sully; to tarnish, as reputation; to taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To injure in purity of character; to corrupt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To corrupt the chastity of; to debauch; to violate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make ceremonially unclean; to pollute. a narrow pass place under suspicion or cast doubt upon; 'sully someone's reputation'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion show. fashion display. mannequin parade. style show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a narrow pass. place under suspicion or cast doubt upon; 'sully someone's reputation'. make dirty or spotty, as by exposure to air; also used metaphorically; 'The silver was tarnished by the long exposure to the air'; 'Her reputation was sullied after the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sıra halinde yürümek; (i). sıra halinde yürüyüş; dağlar arasındaki uzun ve dar geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kirletmek, pisletmek, bulaştırmak, bozmak. defilement (i). kirletme, bozma, pisletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

TV sinyallerinde genellikle siyah-beyaz ve renkli görüntü bilgileri tek sinyalde birleştirilirler. Dijital Comb Filtresi, renkli ve siyah-beyaz görüntü bilgilerini ayırarak, hassas görüntü ayrıntılarında yaşanan türden resim titreşimine neden olmadan net ve keskin görüntü ayrıntıları sağlar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında resim netliğini artıran (resim ayrıntısı amplifikasyonu) ve görüntü kenarı parazitlerini azaltan (kontrast kazanımı) bir filtreleme tekniğidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serial film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

TV series.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz filtresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Rüzgar, dalgalanma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. bir siper veya asker saffı boyunca ateş; f. bu şekilde ateş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. esfel). Esfeller, en alçaklar, (bk.) Esfel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Halkın en aşağı, en bayağı tabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hindistan’ da paryalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça pîl’den Arapça’ laşmıştır). Zamanımızda yaşayan kara hayvanlarının en büyüğü ki, Afrika ve Asya (Hindistan) fili olarak başlıca iki çeşidi vardır. İkincisi evcilleşebilir ve birçok işte kullanılır, (tıp) DA-ül-fîl = Baldırların fevkalâde şişip kalınlaşmasına yol açan bir hastalık, fil hastalığı. Fildişi = (bk.) Fildişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elephant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elephant. tusker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imp. of Fall, v. i.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elephant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thread or yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FAST Information List.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The number of prosecutions filed during the current year Counts are based on the number of defendants/suspects included in the prosecution TRAC counts all prosecutions, whether the proceeding is before a judge or magistrate This is a broader definition th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيل] fil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Özellikle bacakların şişip, genişlemesi şeklinde ortaya çıkan bu hastalığa halk arasında gelincik, tıp dilinde elefantiasis denir. Nedeni lenf kanamalarının iltihaplanıp, şişmesidir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Peynir suyu.

Hazırlanışı : 1 hafta süreyle, her gün birer su bardağı peynir suyu içilir. Bir hafta ara verilir sonra yine aynı şekilde devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik), ince katranlı halat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلاحت] çiftçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tel, iplik, lif; (bot). ercik sapı; lamba teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Ihlamur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Falan sözü ile aynı mânâdadır. Filan falan, falan filan. Filan festegiz, falan festegiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so and so. and such like. et cetera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

such and such. so and so. and such like. et cetera. and so forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this and that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Falanca: Falanca filanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kara baldıran (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (İtalyanca: flandra). Flamanın uzunu, beylik gemilerin grandi direğine çekilen, direğin yarısı uzunluğunda parça şalı ve mızrak ucuna takılan uzun ve ensiz bayrak. Fılandıra balığı = Testere balığının bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flandra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadarına: Filanına kısmın filanına faslında diye kaydetmeli. Filanına taburun filanına bölüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Eski bir cins hafif terlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a thread or line; characterized by threads stretched across the field of view; as, a filar microscope; a filar micrometer. related to or having filaments especially across a field of view; 'afilar eyepiece'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kan ve bağırsak parazitlerinden ileri gelen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten vesaireyi dövüp tohumunu ayırmaya mahsus tokmak, keten tokmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten dövmeye yarayan tokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dövmek suretiyle; keteni döverek tel haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Musiki heveslileri kurumları için kullanılır. Filarmonik orkestra = Senfonik orkestra, büyük orkestra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philharmonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الاصل] aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philatélie

pulculuk

Pul derleyiciliği veya derleyenlere satma işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philatéliste

pulcu

Pul derleyen veya derleyenlere pul satan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iplikçilik; iplik fabrikası, iplikhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: flauto’dan). Flüt. Son zamanlara kadar dilimizde kullanılan bu kelime, şimdi yerini Fr. karşılığı olan flüt’e bırakmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akasma ve Meryem Ana asması da denilen bitkinin bir adı (elematis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fındık, (bot). Corylus avellana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Fincan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde eski bir saz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fincancı, (bk.) Fincan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çalmak, aşırmak, slang yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: fil d’Ecosse). Iskoçya ipliği demek olup, Iskoçya’da yapılan keten gibi ince, iyi bir nevi iplik ve bundan örme şeyler: Fildekoz çorap, fanila.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Art arda kullanılarak sürat ve telâşlı hareketi, dönüp dolanmayı anlatır. Fıldır fıldır aramak = Sıkı sıkı aramak. Gözleri fıldır fıldır ediyor = Gözleri dönüp duruyor, FILIK m.). Tiftiğin beyaz ve iyi cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Filin ağzının iki yanından çıkan ve hayvanın silâh olarak kullandığı iki uzun ve eğri diş. Renginin güzelliği ve kolay cilâlanabilmesi dolayısıyle süs eşyası yapımında kullanılır. 2. (anatomi). Dişleri meydana getiren doku. Fildişi, dişin taç kısmında mine, kök kısmında ise seman denilen madde ile örtülüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory. ivory. tusk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory. tusk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ivory Coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Torba biçiminde veya düz olarak dokunmuş ağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. netting. string bag. filet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly succession; a line; a row A row of soldiers ranged one behind another; in contradistinction to rank, which designates a row of soldiers standing abreast; a number consisting the depth of a body of troops, which, in the ordinary modern formation

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly collection of papers, arranged in sequence or classified for preservation and reference; as, files of letters or of newspapers; this mail brings English files to the 15th instant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The line, wire, or other contrivance, by which papers are put and kept in order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A roll or list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Course of thought; thread of narration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set in order; to arrange, or lay away, esp. as papers in a methodical manner for preservation and reverence; to place on file; to insert in its proper place in an arranged body of papers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring before a court or legislative body by presenting proper papers in a regular way; as, to file a petition or bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put upon the files or among the records of a court; to note on the fact date of its reception in court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To march in a file or line, as soldiers, not abreast, but one after another; generally with off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A steel instrument, having cutting ridges or teeth, made by indentation with a chisel, used for abrading or smoothing other substances, as metals, wood, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything employed to smooth, polish, or rasp, literally or figuratively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shrewd or artful person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To rub, smooth, or cut away, with a file; to sharpen with a file; as, to file a saw or a tooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To smooth or polish as with a file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make foul; to defile. a steel hand tool with small sharp teeth on some or all of its surfaces; used for smoothing wood or metal office furniture consisting of a container for keeping papers in order a set of related records kept together a line of pers

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

netting. string bag. hair net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a set of related records kept together. a line of persons or things ranged one behind the other. office furniture consisting of a container for keeping papers in order. a steel hand tool with small sharp teeth on some or all of its surfaces; used for smoo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related information A file represents a single entry in a disk directory , but can be of almost any size Programs are stored as application files WORD EXE is an example Programs create data files Budget XLS is an example of a data file cre

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A named collection of information that is stored on a computer disk Also, an internet protocol that refers to files on the local disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of related information that a computer can access by a unique name Files are the logical units managed on disk by the computer's operating system Files may be stored on tapes or disks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A file is a unit of information stored on a computer. named collection of information that is stored on a computer disk Also, an internet protocol that refers to files on the local disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of data of information stored under a specified name on a disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of data treated as a unit, such as a list, document, index, note, set of procedures, etc Generally used to refer to data stored on magnetic tapes or disks See also filename, extension, and file type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Named collection of information stored in one or more extents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related data treated as a single unit In a computer, a file can exist on a disk, magnetic tape, or as an accumulation of information in memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A named collection of information that is stored on a computer Also, an Internet protocol that refers to files on a disk or local area network In FrontPage, you can create hyperlinks to files in Page view. uci A collection of data that is stored in a comp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of digital information that is given a name and stored permanently An application program, a set of data referenced by a program, or a user-created document are all examples of files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organised and structured collection of information In computing it is the basic unit of stored or accessible user data held in auxiliary storage Programs as well as data are held in file format.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of any form of data that is stored, usually on a computer disk or tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collection of characters, instructions, or data that can be referenced by a unique identifier Files are usually stored on various types of media, such as disk, or magnetic tape A CP/M file is identified by a file specification and resides on disk as a col

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related information in a computer that can be accessed by a unique name Files may be stored on tapes or disks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A named collection of information that is stored on a computer Also, an Internet protocol that refers to files on a disk or local area network In a web page editor, you can create hyperlinks to files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of information treated as a single unit by computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic unit of storage on a computer--for example sequence information, the output of a program, or a memo to other individuals in your lab Most Wisconsin Package programs require one or more files as input and produce an output file of results For more

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical unit of storage on a computer disk or tape Example, the California dataset of STF 1A might contain a file of data, a file of codebook information, and a file of SPSS control cards for use with the statistical software SPSS.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

If you have ever been to someone's office, you probably know what a file cabinet looks like Inside the cabinet there are usually file folders, which hold information that the office workers have saved there so they can find it quickly later A file on a co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related information stored on a computer Each document you create is stored in a file with its own filename, so you can identify it Programs, too, are stored in files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to a complete collection of data treated by a computer as a unit especially for purposes of input and output i e a GIF, TXT, and WAV are all files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of information, such as text, data, or images saved on a disk or hard drive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eğe, törpü; (f). eğe ile düzeltmek, eğelemek, torpülemek. file fish dikenli çütre balığı, (zool). Stephanolepis ocheticus. double-cut file çapraz dişli eğe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dosya dolabı, dosya gözü; dosya, klasör; sıra, dizi, kuyruk; satranç karşı tarafa doğru bir kareler sırası; (f). dosyalamak; dosyaya geçirmek; (huk). dosyaya geçirilmek üzere evrakı ilgili memura teslim etmek; askerleri sıra ile yürütmek. f

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flebit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flegmon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turunçgillerden, Hindistan’da yetişen bir ağaç ve yemişi (feronia elephantum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). 1. Kayıkhane ve gemi tezgâhı önüne yatırılan silindir biçiminde ağaçlar ki, üzerinden kayık veya gemiyi taşıyan kızak kayar ve kolayca karaya çekilir veya denize indirilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fleol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (denizcilik) İskandilde boydan boya hiç bir değişiklik olmayan sığ su, düz su (derinliği üç kulaçtan az olursa sığlık denir). 2. (matbaacılık) Dizilen makale ve fıkraların arasına konulan çizgi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace having a square mesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shallow waters of even depth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a boneless steak cut from the tenderloin of beef. a longitudinal slice or boned side of a fish. lace having a square mesh. decorate with a lace of geometric designs. cut into filets; 'filet the fish'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fillet , tenderloin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). file, ağ, saç filesi; fileto, biftek. filet mignon fileminyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Dananın bel kemiğinin iki tarafındaki et ve bundan yapılan salçalı külbastı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fillet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fillet. loin. sirloin. tenderloin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-HAKIYKA) (e. A ). Hakikatte, hakikaten, gerçekten, doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a matter of fact. in truth. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحقيقه] gerçekte, aslında, doğrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحال] şimdi, derhal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evlâda ait, evlâda yakışır. filially (z). evlada yakışır bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (bak). affiliate.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birinin evlâdı oluş, evlatlık; aynı soydan gelme, dallara ayrılma; (huk). babalığı hükmetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçyalıların giydiği eteklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (pol)., (A.B.D). engellemek, bir kanunun kabul edilmesini önlemek için vakit geçirici konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek; (i). böyle bir engelleme; korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iplik veya lif şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ.). Bazı kâğıtların dokusuna işlenen ve ancak ışığa doğru tutulunca görünen şekil.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. filigrane

suyolu

Bazı kâğıtların dokusunda bulunan, ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim veya yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermark. paper mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filigree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermarked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kuyumculukta telkâri iş, telle işlenmiş tezyinat; buna benzer desen; (s). telkâri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Gemilerin demirbaşı olan sandallara verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fülk, fülüka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter. yawl. ship's boat. lifeboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship's boat. cutter. gig. pinnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğe talaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Kısa avcı tüfeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbine. short gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippines. the philipines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philippines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Filipino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philipine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Filipin Adaları halkından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(yarpuz): Akdeniz bölgesinde yetişen, tüylü 10-50 santimetre boyunda, kuvvetli kokusu olan bir bitkidir. Yaprakları kısa saplı olup, oval şeklindedir. Çiçekleri morumsu pembelidir. İçeriğinde uçucu yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ağrısını keser. Kusma ve bulantıyı önler. İktidarsızlığı giderir. Vücudun dinç kalmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Mukaddes toprağı ve Kudüs’ü içine alan ülke ki, şimdi İsrail ile Ürdün devletleri arasında bölünmüştür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian. palestine. holy land. promised land. land of promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestine. palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Filistin’de oturan, Filinstin’de yerleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgünü: Filiz sürmek, filizlerini almak. Filizkıran = Mayıs ortalarına raslayan fırtına ki, mevsim icabı bağ filizlerini kırar. Asma filizi = Açık fıstıkî renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Ocaktan çıkarılan maden birleşiği: Demir filizi, bakır filizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. tendril. shoot. offshoot. burgeon. button. cion. growth. outgrowth. rod. spine. spray. sprig. sprout. tiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offshoot. shoot. sprig. sprit. sprout. young shoot. bud. tendril. ore. ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. sprout. bough shoot. ore. spring. boss. seedling. switch. dowel. crude metal. prill. button. offset. offshoot. sprig. sucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلز] maden külçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2.Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. 3.Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. 4.İnce taze ve güzel vücutlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Açık yeşil, asma filizi renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light green.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mayıs ortalarında çıkan ve bağ filizlerine zarar veren fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağın filizlerini almak, kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

germination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offshoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Filiz sürmek, yeşermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sprout. to shoot. to germinate. to sprout. to begin to develop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put forth shoots. to begin to develop. bud. sprout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Filizi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vida çeviren anahtar, tornavida.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). doldurmak, tatmin etmek; yapmak, icra etmek; işgal etmek, tutmak; dolmak, doymak, kabarmak, şişmek; hazırlamak (reçete); (i). dolumluk, doyumluk, dolduracak miktar; toprak tesviyesinde kullanılan toprak veya moloz. fill in doldurmak, eksiğin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Art arda kullanılarak sürat ve dikkatle her tarafı araştırıp İncelemek mânâsında kullanılır: Her tarafı fIIlenk fillenk aradılar, (bk.) Fellik fellik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). delik tıkamak için kullanılan herhangi bir şey; (boyada) astar; puronun içine konulan tütün; (gazet). boşluk doldurmak için kullanılan kısa yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Fillerin kulaklarının büyüklüğünün daha iyi işitmeleri ile bir ilgisi yoktur, kulaklar soğutucu görevi yaparlar.

Bilindiği gibi filler çok büyük hayvanlardır ve havanın çok sıcak olduğu bölgelerde yaşarlar. Filin kulaklarında bir çok kan taşıyıcı damar vardır. Bunlar sıcak kanı kulağın yüzeyine taşırlar ve sıcaklığın buradan havaya gitmesini sağlarlar. Böylece hayvancağız kulaklarını oynatarak kendini serinlemiş hisseder.

Afrika filleri çok az ağaç bulunan kurak yerlerde yaşadıklarından kulakları daha büyüktür. Asya’da özellikle Hindistan’da ise fillerin saklanabilecekleri ağaç gölgeleri çok olduğu için oralarda yaşayanların kulakları daha küçük ve üçgenimsidir.

Afrika filleri Asya fillerinden ortalama yüzde 5 daha büyüktürler.

Bugüne kadar yaşayan fillerin içinde büyüklük rekoru 4,10 metre yükseklik ve 10,7 ton ağırlık ile bir Afrika filine aittir. Fillerde dişler yeme değil de savunma amaçlı olup Asya fillerindekiler daha ince ve uzun ama daha hafiftirler.

Filin burnu değişikliğe uğrayarak uzamış, yakalayıcı bir hortuma dönüşmüştür. Bir insanın vücudundaki kasların sayısı 600 iken bir filin gövdesinde 50 bin kas vardır. İnsanda kalp tek bir kastan oluşmuşken gülmek için 17, surat asmak için ise 43 kasın çalışması gerekir. Yani gülmek daha az yorucudur. Fillerin kaslarının 40 bini hortumda bulunur. Bu hortumu ile fil bir ağacı devirebilir, yerdeki bir toplu iğneyi alabilir.

Filleri diğer hayvanlardan ayıran bazı ilginç özellikleri vardır. Örneğin fil zıplayamayan tek memeli hayvandır. Ayrıca fil insanın dışında başı üstünde amuda kalkabilen tek hayvandır.

Filler parmak uçlarına basarak yürürler, çünkü ayaklarının geri taraflarında kemik yoktur, bu bölge sadece yağdan oluşmuştur. Bir günde 30 kilometre yüzebilirler, bu arada hortumlarını şnorkel gibi kullanarak hava alabilirler. Suyun kokusunu 5 kilometre öleden alabilirler ve bir günde 250 litre su içebilirler. Filler, özellikle Asya filleri sakin ve uyumlu hayvanlardır. Ancak bugüne kadar sirklerde ölümcül kazalara aslan ve kaplanlardan çok filler yol açmışlardır.

Fillerin en önemli özelliklerinden birinin kendilerine yapılan bir hareketi unutmadıkları olduğu söylenir. Bu inanış tam doğru değildir. Yapılan deneylerde fillerin zor öğrenen ama bir kere öğrenince ömür boyu unutmayan hayvanlar oldukları saptanmıştır. Kendisine yapılan kötü bir hareketi hiçbir zaman unutmayan hayvan devedir. Kendisini döven kim olursa olsun fırsatını bulduğunda intikamını alır. Dayak yedikten yıllar sonra sahibini öldüren develer görülmüştür. ‘Deve kini’ tanımı işte bu nedenle kullanılır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saçları tutmak için başa bağlanan kurdele veya bant; kemiksiz et veya balık, fileto; tiriz, pervaz; (mim). dar ve düz silme; kitap kapağı üstüne basılan süs çizgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doldurma; dolma içi; doldurulan herhangi bir şey; (dişçi). dolgu. filling station benzin istasyonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). fiske; teşvik edici veya harekete geçirici herhangi bir şey; önemsiz şey; (f). fiske vurmak; teşvik etmek, harekete geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oluk rendesi; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısrak; (k).dili canlı genç kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture. movie. moving picture. cine film. film. flick. picture. silver screen. cine-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film. movie. picture. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin skin; a pellicle; a membranous covering, causing opacity; hence, any thin, slight covering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slender thread, as that of a cobweb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover with a thin skin or pellicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The layer, usually of gelatin or collodion, containing the sensitive salts of photographic plates; also, the flexible sheet of celluloid or the like on which this layer is sometimes mounted. a thin coating or layer; 'the table was covered with a film of d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movie. film. film. audiovisual aids. epic. melodrama. moving picture. picture play. the screen. tie in. tragicomedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a form of entertainment that enacts a story by a sequence of images giving the illusion of continuous movement; 'they went to a movie every Saturday night'; 'the film was shot on location'. a medium that disseminates moving pictures; 'theater pieces trans

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Whether photographic or holographic, film consists of light sensitive chemicals spread on a surface A film's resolution measures the ability to distinguish between details Because holographic films must be able to record very detailed information, they ha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The material used in a camera to record a photographic image Generally it is a light-sensitive emulsion coated on a flexible acetate or plastic base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A roll or sheet of a flexible material coated on one side with a light-sensitive emulsion and used in the camera to record an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sites dedicated to preservation, celebration and presentation of film, movies and film culture These include film news, film resources, film magazines and film archives, as well as sites that post films or allow for the creation of films online Film does

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photographic emulsion coated on a flexible, transparent base that records images or scenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Material that is loaded into an imagesetter Film is coated with a light sensitive emulsion and exposed with laser light inside the output device After chemical development the film holds a very sharp image of the layout created by the designer This film i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Photographic material consisting of a thin, transparent plastic base coated with light sensitive emulsion After exposure and processing film is left carrying a visible image in black silver or dye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After esposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After exposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photographic mixture coated on a flexible, transparent base that can record images or scenes Based on the type, film has the ability to record either still or moving images.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin, transparent plastic sheet that is coated with a photographic emulsion After exposure, it is developed and processed to produce either a negative or a positive to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compilation of light sensitive silver salts, color couplers , and other materials suspended in an emulsion and coated on an acetate base The storehouse of our visions, nightmares, and dreams.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hi-resolution files are sent from a computer to an imagesetter which prints onto clear film Once the film has been developed with chemicals it is used as a mask when exposing a specially coated metal 'plate'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Printing term for the photosensitive material, usually emulsion-coated acetate, that contains the image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light sensitive material used in non-digital cameras to record an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A membrane or sheeting material with a nominal thickness of 10 mils or less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In printing, the photographically created mechanical from which printing plates are produced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sheet of polyurethane not greater then 0 010' in thickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sheet or strip or transparent plastic coated with a light-sensitive emulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single or multiple layers or coatings of thin or thick material used to form various elements or interconnections and crossovers Thin films are deposited by vacuum evaporation or sputtering and/or plating Thick films are deposited by screen printing. bit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film , flick , picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zar; ince örtü, ince tabaka; ince tel, lif; (f). zar veya ince bir örtü ile kaplamak; zar bağlamak. filminess (i). zarla veya ince bir tabaka ile kaplı olma. filmy (s). zarlı, ince bir tabaka ile kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (foto)., (sin). filim; (f). filim çevirmek, filim yapmak. film fan sinema meraklısı. film pack düz fotoraf filimleri paketi. film speed filim hassaslığı. film strip konferanslarda yardımcı olarak gösterilen hareketsiz filim serisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sinema filminin jenerik denen baştaki yazılı kısmında olsun, asıl filmde olsun çalınıp okunan musiki ki, bugün musiki sanatının başlı başına bir dalı hâline gelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film music / score. film music. film score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film star. motion picture star. cinemactor. movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. Resim çekmek için kullanılan, sellülozdan yapılmış ışığa karşı hassas levha veya şerit (fotoğrafçılık, sinemacılık ve radyografide kullanılır). 2. Sinemacılıkta bir oyunun tamamını ihtiva eden şeritlerin bütünü. 3. Verici sinema makinesiyle gösterilen oyun, konu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir disk yerleştirildiğinde sistem otomatik olarak iki ses modundan birini seçer: Müzik Modu, CD kayıttan çalımı için en iyi bas ayarlarına önceden ayarlanmışken Film Modu DVD filmi kayıttan çalması için idealdir. Film / Müzik Modu, diğer karmaşık ses ayarlamalarınızı kolaylaştırarak müzik ve filmlerinizi hayata geçirir

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moviemaking. film industry. movie business. moviedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی المثل] örneğin, örnekte olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

Şimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar. Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

İimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar.

Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (denizcilik). 1. Birkaç savaş gemisinden mürekkep donanma parçası, donanmanın bir kısıçn ve bölüğü: Akdeniz filosu. 2. (e.). Conta yelkenlerinin çekilmesi için kumanda: Filo etmek = Rüzgârı yelkenlerin yakası istikametine alıp işlememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleet. squadron. flying unit. home fleet. shipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleet. shipping. squadron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleet. squadron. formation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for first-in, last-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First in, last out As when unloading a container with access only at 1 end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge of a rapier blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First-In Last-Out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First in, last out As when unloading a container with access only at 1 end fob Free on board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First In Last Out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phylogenèse

biy. soy oluş

Türlerin, ortaya çıktıkları zamandan bulundukları zamana kadar geçirdikleri gelişim evrelerinin tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (I İnce okunur). Bağları sarıp üzüm kütüklerini bozan böcek ve bunun yol açtığı bağ hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Filoloji ile uğraşan bilgin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philolugue

dil bilimci

Dil bilimiyle uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Dil ve edebiyet ilmi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philologie

dil bilimi

Dillerin yapısını, gelişmesini, dünyada yayılmasını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam ve cümle bilgisi bakımından genel veya karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flori.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Florin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Floş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). floş, bir çeşit ipek teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İsp.) (I ince okunur). Torpidolardan kurulu filo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flotilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flotilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kabak veya mantardan ağ şamandırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net float.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (L. philosophus, Y. philosophos. Ar. feylosof). Felsefe ile uğraşan bilgin. Ar. hakim: Eski filozoflar. 1. Hakim, akıllı, ilim ve irfan sahibi: Filozof adam. 2. Kayıtsız, lâubâli, dünya işlerine ehemmiyet vermez, kalender meşrepli: O filozof adamdır. 3. İtikatsız, dinsiz, Ar. dehrt. (bk.) Feylosof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosopher. thinker. original thinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosopher. philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosopher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Hakimlik, felsefe ile uğraşan ilim adamının sıfatı. 2. Kayıtsızlık, laubâlt tavır ve hal, kalenderlik. 3. İtikatsızlık, dinsizlik, inançsızlık, Osm. dehrîlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). filtre; süzgeç; (f). süzmek, süzülmek, süzgeçten geçirmek veya geçmek, filtreden geçirmek; filtre vazifesi görmek; sızmak, duyulmak (haber, söylenti). filter bed filtre havuzu. filter paper filtre kâğıdı. color filter renk filtresi, yalnız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). filtreden geçebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pislik, kir, murdarlık; ağzı bozuk olma. filthiness (i). kir, kirlilik, pislik. filthy (s). pis, kirli; ahlakı bozuk, iğrenç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). süzmek; (i). süzülmüş sıvı, filtreden geçen sıvı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Süzgeç, süzmeç.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. filtre

süzgeç, süzek

Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet veya aletlerden oluşan düzenek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filter. strainer. tip. filter-tip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filter. filter süzgeç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filter. optical screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a threadlike anatomical structure or chainlike series of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). iplik, lif, filum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-VAKIY) (e. A.). Vâkıa, hakîkaten, gerçekten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الواقع] aslında, gerçekte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

1. ismi anılmak İstenilmeyen veya her kim olursa olsun kasdolunan şahıs ve şey: Filân adam geldi. Filân falân gidecektir diye tasrih etmeli. 2. Vesaire gibi bir mânâ ile de kullanılır: Sandık filân gibi eşyanız var mıydı? Yazı yazacağım filân dedi. Filin fıstık, filân festegiz — Şu bu, böyle böyle, daha neler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

, ing fil (f). nail olmak, yerine getirmek, icra etmek; yapmak; görmek, ifa etmek; bitirmek, itmam etmek, tamamlamak. fulfillment (i). nail olma, ergi; icra, ifa, yapma, tamamlama, yerine getirme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gaflet’den if.) (mü. gafile). Yapacağını önceden düşünmeyen, başına geleceği önceden düşünmeyip ihmal eden, gaflette bulunan, gafletli, ihtiyatsız, dikkatsiz, habersiz: Gafil bulundum, beni gafil avladı, gafil davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware. inattentive. unwary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unaware (of. remiss. unguarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غافل] habersiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. F.). Gafletle olunan, gaflette bulunan adama yakışır surette, dikkatsizlikle, habersizce gafilâne hareket ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanefî mezhebi.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Kanın normal sürede pıhtılaşmaması şeklinde kendini gösteren, erkeklere has bir çeşit kan hastalığıdır. Halk arasında kanama hastalığı denir. Irsi bir hastalıktır. Doktor tedavisi gerekir. Bu hastalığa tutulanların; az su içmeleri ve limon, portakal, kiraz veya ahududu yemeleri tavsiye edilir. Ayrıca vücudun herhangi bir yerinde kanamaya neden olabilecek davranışlardan da kaçınmaları gerekir.

Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Suyu kolayca emen: Pamuk hidrofil bir maddedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. T.). Kur’an’daki harflerden mânâlar ve hükümler çıkaran bir tasavvuf kolu. Ar. hurûfiyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. efelak’tan). 1. Yarılma, açılma. 2. Patlama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blowup. burst. burst-up. detonation. explosion. fulmination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explosion. blast. detonation. burst.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

explosion. blast. detonation. fire insurance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انفلاق] patlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to explode. to burst. detonate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Delinme, delik açılma. 2. Keskinliği kaybolma, körleşme, körlenme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. süzülmek, sızıp içeri geçmek; süzmek; ask. nüfuz etmek, düşman hatlarına gizlice girmek. infiltration i. süzme, süzülme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İbrânîce’den). Dört büyük melekten biri ki, kıyâmet gününde sûr üflemekle görevlidir: SÜr-ı İsrâfîl.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Hesaplaşma, uyuşma: Istefil oldular (Türkçe’ye benzemiyor, aslı anlaşılamadı. Rumca (istofilikon) yani dostane ve sevgiyle tabirinden çıkmış olması ihtimali vardır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» den if.) (mü. kâfile). 1. Bir işi yüklenen, üstüne alan, müteahhit: Cenâb-ı Hak kullarının rızkına kâfildir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.) (c. kavâfil). 1. Birlikte yolculuk eden atlılar takımı, kervân: Hacılar kafilesi. 2. Bir lokomotifle harekete geçirilerek birlikte giden yük, eşya vagonları, katar: Demiryolu idaresi, falân yer için günde iki kafile çıkarır. 3. Takım takım gönderilen evrak ve eşya vesairenin beher takımı: Askerî birliklerin sekizinci kafilesi dün yola çıktı. 4. Sıra ile biyografileri yazılan ünlüler dergisi: Kaafile-i şuarâ. Kaafile-sâlâr, sâlâr-ı kaafile = Bir sınıf adamların reisi, en önlerinde bulunanı, serdârları: Kaafile-sâlâr-ı üdebâ = Ediplerin en başta geleni, ünlüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caravan. convoy. group. cortege. procession. train.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convoy. procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

procession. company. band. a number of vehicles travelling together. convoy. caravan. packtrain. a portion of a shipment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ قافله] kervan. 2.topluluk, kafile.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(eski şekli: KâRANFÜL) (i.). 1. Hindistan’dan gelen baharattan kuyruklu bir tane: Döğülmüş karanfil. 2. Kokusu bu bahara benzer, katmerli, güzel bir çiçek ki, penbe, beyaz, kırmızı vs. olur: Karanfil çiçeği. 3. (denizcilik) Gemilerde güverteye oturtulan büyük sandalları ve ağır eşyayı içeri almak için pruva ile grandi direkleri arasına gerilen kalın halatlara bağlı palanga tertibatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

clove. carnation. pink. dianthus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation. clove. pink.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carnation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Bir çeşit kokulu çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Şifalı Bitki

(caryophyllus aromaticus): Mersingiller familyasından anayurdu Molük adaları olan ve birçok tropik ülkelerde ve başlıca Zengibar, Filipinler ve Hindistan’da yetiştirilen, kış aylarında yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Çiçeğinin tomurcuklarına karanfil denir. Baharat olarak kullanılır. Çiçeklerinden elde edilen karanfilyağının içeriğinde hidrokarbür, euganol, salisilik asid ve karyofilin vardır. Güzel kokuludur. Tadı acıdır. Baharat olarak kullanılır. Kullanıldığı yerler: Mikropları öldürür. Ağrıları dindirir. Sinirleri uyarır. Hazmı kolaylaştırır. Koku giderir. İştah açar. İshali keser. Bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Cinsel arzuları kamçılar. Doğumu kolaylaştırır. Karanfil esansı diş macunlarında kullanılır.

Şifalı Bitki by

Şifalı Bitki

(dianthus caryophyllu): İkiçenekliler sınıfının, karanfilgiller familyasından; karşılıklı ensiz sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı, 300 kadar çeşidi bulunan, otsu bir süs bitkisidir. Yaprakları pembe, beyaz veya kırmızıdır. Ençok tanınan türü çiçek karanfili’dir. Çok hoş kokuludur. Yapraklarından şurup yapılır. Kullanıldığı yerler: Ateş düşürür, terletir. İştah açar. Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. Dağkaranfilinin çiçekleri balla karıştırılıp yenirse, iktidarsızlığı giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Karanfil çiçeğinin pek çok çeşitlerini içinde toplayan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(geum urbanum): Gölgelik yerlerde yetişen sarı çiçekli bir çeşit bitkinin, karanfil kokulu köküdür. İlkbahar ve yaz aylarında toplanıp, kurutulur. İçeriğinde tanen vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ve bağırsak bozukluklarını giderir. İshali keser. İştah açar. Ağrıları dindirir. Sinirleri kuvvetlendirir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (mü. kaafile). Kafileler, bk. Kafile.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [قوافل] kafileler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KEFİL) (i. A. «kefâlet» ten smüş.) (c. küfelâ). Birinin borcunu vermeyi veya bir taahhüdünü yerine getirmeyi üzerine alan, borçlunun borcunu ödemek istememesi veya ödiyememesi hâlinde onun yerine borcunu vermeyi taahhüt eden adam. Ar. zâmin: Kefil olmak; kefil istemek; kefil vermek; kefil almak; kefile raptetmek (bağlamak). Kefîl-i bi’l-mâl, malına kefil = Birinin borcunu vermeye kefâlet eden. Kefîl-i bi’n-nefs, nefsine kefil = İstenildiği vakit teslim etmek üzere birinin şahsına kefâlet eden. Biribirine kefil = Zincirleme kefâlet ile her biri diğerine kefil bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surety. bail. bondsman. guarantor. guarantee. guaranty. sponsor. voucher. warranter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantee. guarantor. security. sponsor. surety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bail. guarantor. surety. bondsman. accessory obliger. bailman. bailsman. bill surety. cautio. cautioner. guarantee. security. sponsor. voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [کفيل] kefil, kefalet eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guarantee. sponsor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to act as surety. to stand surety. to bail. to sponsor. to act as guarantor for. to stand surety for. to go bond for. come forward as surety. guarantee. put in a bailiff. to come forward as a surety. to enter into a suretyship. to represent and warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

suretyship. acting as guarantor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. botanik). Bitkilere yeşil renklerini veren madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Oksijen üretmek için ışığı ve karbon dioksiti kullanan, bitkilerde bulunan renk maddesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chlorophyll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Kasaplık sığırın böbrek civarına raslayan, belkemiğinin iki yanındaki et dilimi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore. mineral head. metalliferous ore. pulp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ore. mineral head. metalliferous ore. pulp.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mahfil). Mahfiller, (bk.) Mahfil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محافل] mahfiller. 2.toplantı yerleri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hufûl» den imef.) (c. mahâfil). 1. Toplanılacak yer, toplantı yeri. 2. Toplanmış heyet, meclis, cemiyet, encümen: Mahâfil-i siyâsiyye. 3. Camilerde hükümdara mahsus yer: Hünkâr mahfili.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محفل] toplantı yeri. 2.cami mahfili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Mahâfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. emsâl). 1. Misal, bir kaideye örnek olmak üzere söylenen söz. 2. Gerçek mânâsı hakkında diğer bir şeye delâlet etmek üzere söylenen söz. 3. Küçük ahlâkî hikâye: Emsâl-i Lokmân (masal bundan galattır). Darb-ı mesel, (c.) Durûb-ı emsâl — Atalar sözü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A leper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parable. proverb. saying. similitude.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مثل] örnek. 2.özlü söz. 3.öğretici hikaye.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Misal olarak, faraza, sözgelişi: Küçük bir hayvan, meselâ bir kedi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

e.g.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for instance. for example. e.g. par exemple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مثلا] örneğin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MES’ELE) (i. A. «suâl» den mîmlî masdar) (c. mesâil). 1. Sorulup cevabı istenen şey: Tarihten imtihan için birkaç mesele sordu.’ 2. Bir lime ait halli istenen mevzu: Mes’ele-i cebriyye, mesâil-i fıkhiyye. 3. Ehemmiyetli ve halli müşkül şey. 4. Milletlerarası anlaşmazlık: Şili ile Bolivya arasında çıkan mesele sulh yoluyla hallolunamayıp savaş çıktı. 5. Harb, muharebe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter. problem. question. point. issue. topic. affair. business. crux. hangup. proposition. res. shebang.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

affair. concern. matter. question. problem. issue. case.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

case. matter. problem. question. issue. point under consideration. point. proposition. res. shebang. trouble.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسئله] mesele, konu. 2.sorun. 3.problem.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Meşe ağaçlı orman ve koru: Orada bir meşelik vardır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mikrofilm .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. Fr.). Kitap, harita, gazete vs. nin çok küçültülerek çekilmiş fotoğreflarını havi film; bu maksatla kullanılan film.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makineniz ile kısa video ve ses dizileri çekmenizi sağlar. Veriler daha sonra istenildiği zaman LCD ekranda ya da AV çıkışı ile TV’den izlenebilir ya da başka bir multimedya cihaza düzenlemek ya da saklamak üzere aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Fotoğraf makinenizle kısa video dizileri yakalamanızı ve bunları dijital olarak Sony Memory Stick™’e kaydetmenizi sağlar. Veriler daha sonra istenildiği zaman LCD ekranda izlenebilir ya da düzenlemek ya da saklamak üzere kolayca ve dijital olarak Memory Stick™ üzerinden başka bir multimedya cihaza aktarılabilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gufûl» den if.) (mü. muğfile). iğfal eden, aldatıp kandıran.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغفل] aldatan, aldatıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» ten if.) (mü. mütekeffile). Tekeffül eden, kefil olan, kefâlet kabûl eden: O adam için, bu iş için ben size mütekeffillm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «telef» den if.) (mü. mütlife). Telef ve israf eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAFİLE) (I. A.) (c. nevâfll). 1. Mecburiyet altında olmayarak kılınan namaz vesaire: Nafile namazı. 2. (i.) (Türkçe) Faydasız, boş: Nafile zahmet, nafile masraf. 3. (Türkçe) Boşuna, faydasız, beyhude.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

useless. vain. futile. unavailing. in vain. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

useless. futile. uselessly. in vain. it's no useuseless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

futile. useless. vain. fruitless. to no end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نافله] boşuna. 2.nafile namazı, farz dışında kılınan namaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Mal, ganimet, ihsan bağış.

İsimler ve Anlamları by

Teknolojik Terim

ND (Doğal Yoğunluk) filtresi, aydınlık ortamlarda resmin odağının bozulmasını önlemek için objektife giren ışık miktarını azaltır. Dijital video kamera ND filtresi gereksinimini otomatik olarak algılar ve vizörde bir işaretle bunu belirtir.

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

Fr. necrophile

ölü sevici

Ölü seven, ölü ile cinsel ilişkide bulunan.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. necrophilie

ölü sevicilik

Ölü sevici olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. C.) (m. nâfile). Nafileler, boş şeyler, (bk.) NAfile.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter of life or death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

matter of life and death. a matter of life and death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir çok görüntü çerçevesine ve resimdeki harekete bakarak renkseme ve aydınlık ayrımı yapar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

En düşük yansımayla net kontrast

Teknolojik Terim by

Yabancı Kelime

İng. pedophile

sübyancı

Ergenlik çağına girmemiş çocuklara karşı cinsel ilgi duyan kimse.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. pedophilia

sübyancılık

Sübyancı olma durumu.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Yandan görünüş.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. profil

1. yan, 2. mat. yanay

1. Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü. 2. Bir cismin düşey kesiti.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile. side view. side face. half face.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

profile. side face. form. outline. side view. longitudinal section. section silhouette.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tread , footprint , moulding , outline , profile , section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. yüzün yandan görünüşü, profil; yüzün yandan çekilen resmi; kısa biyografi, karakter portresi; mim. bir binanın dikey görünüşünün mimari ay- rıntılarını gösteren şekil; grafik, çizge; f. profilini yapmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) tekrar doldurmak; (i.) herhangi bir kabın içindeki biten maddenin yerine konan yedek takım.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

advertising film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colour film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Rüzgâr hızındaki değişimlerin, yüksekliğin ve mesafenin bir fonksiyonu olarak grafik hâlinde gösterilmesi.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Pit Sinyal İşleme (Pit Signal Processing – PSP) teknolojisiyle, Super Audio CD’nin sinyal yüzüne belirsiz bir görüntü ya da filigran basılabilir. Bu teknoloji sanatçıları ve tüketicileri yasa dışı kopyalamaya karşı korumaktadır.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sefl»den if.) (mü. sâfile). Aşağı bulunan, alçak, sefil.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سافل] aşağı, aşağıda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Uyurgezer, somnambül. “

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سائر فی المنام] uyurgezer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.A.). 1. Sefalet çeken, zaruret ve ihtiyaç içinde yaşayan. 2. mec. Alçak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miserable. wretched. poor. abject. destitute. beggarly. dead-end. down at heels. hangdog. poverty-stricken. ropy. shabby. sordid. squalid. starveling. down and out. miserable. poor. wretch. rep.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abject. miserable. sordid. squalid. poor. destitute. base. low. indigent. mean. vile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

miserable. wretched. extremely poor. pitifully worn-out or dilapidated. abject. reprobate. shabby. sordid. squalid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سفيل] aşağılık. 2.yoksul.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ سفيله] aşağılık kadın. 2.yoksul kadın. 3.orospu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

misery. wretchedness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

talking film. sound film. talkies. sound picture. talkie. talky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

silent film. silent film / screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سير فی المنام] uyurgezer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. L.). Frengi hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. syphilis

tıp frengi

Genellikle cinsel birleşmelerle bulaşan, tedavi edilmediğinde inme, körlük, delilik vb. sonuçlara kadar varan, döle de geçerek vücutça ve akılca sakat bir soyun yetişmesine yol açan bir hastalık.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

SmartFile, video kasetlerin dolu ve boş süreleri hakkında bilgi verir. Kaset VCR’a yaklaştırıldığında, kasetin içeriği TV’nizin ekranında görüntülenir. Her sahnenin başlıkları, teletekstten otomatik olarak alınabilir ya da el ile girilebilir. Bir sahneyi izlemek için bunu ekranda seçin – VCR sahnenin başlangıcını arar ve otomatik olarak oynatır.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oral speakie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

İşitilebilir aralığın altındaki frekansları susturur.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overcasting. stitching made to prevent raveling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

previous notice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

historical film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kefâlet» ten) (hukuk). Kefil gösterme, kefalet ettirme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکفيل] kefil etme, kefil gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telecine. television film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mercantile fleet. commercial fleet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

child.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yabanî yonca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Havı dökülmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

three-dimensional film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çok ince filtre.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iffeti bozulmamış, lekelenmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. evlada yakışmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ihtiyacı karşılanmamış; yerine getirilmemiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Daha ayrıntılı açıklama için katalogun teknik sayfalarına bakın.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. botanik) (Ar. «zencebil»den). Hindistan’dan gelen çok tanınmış bir bahar ki, ısıtıcı ve midevîdir (zingibar oficinale).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gingery. ginger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ginger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ginger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(zencebil): Zencefilgiller familyasından anayurdu Hindistan ve Malezya olan etli rizomlu bitkidir. Baharat olarak kullanılır. Tıbbi zencefilin tropik ülkelerde kültürü yapılır. Kullanıldığı yerler: İştah açar. Mide ve bağırsaklardaki gazı söktürür. Kusmayı önler. İshali keser. Bağırsak bozukluklarını giderir. Soğuk algınlığında çabuk iyileşmeyi sağlar. Bedeni ve zihni gücü artırır. Cinsel istekleri kamçılar.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Birçeneklilerden zencefil, kakule gibi bitkileri içine alan bir familya.

Türkçe Sözlük by