Fırıl Yahut Fır ne demek? | Fırıl Yahut Fır anlamı nedir? | Fırıl Yahut Fır

Fırıl Yahut Fır anlamı nedir?

Fırıl Yahut Fır ne demek?

Fırıl Yahut Fır anlamı nedir?

Fırıl Yahut Fır | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: firil yahut fir

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk ve fasılasız dönüp dolaşmayı tasvir ve taklit eder: Fırıl fırıl dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). demek, söylemek, beyan etmek, iddia etmek; (gram)., (man). tasdik etmek, ispat etmek; teyit etmek; (huk). tasvip etmek affirmable (s). iddia olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasvip, tasdik; müspet ifade; (huk). yemin yerine geçen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). olumlu, müspet, tasdik edilen; (i). müspet iddia; tartışmada olumlu tezi savunanları tutan taraf; olumlu cevap a decided affirmative kuvvetli ve olumlu karar. in the affirmative ispat ve tasdik anlamında, olumlu, müspet. The affirma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutuşmuş, yanmakta, alev alev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الانفراد] birer birer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Körlük, görmezlik, (Fars. nâbinâİ): Gözlerine amâ târi oldu.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur.

Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.

Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı?

Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.

İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.

Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Zenci, siyah, siyahî ki, memleketimize Arap ülkelerinden geldiklerinden dolayı böyle isimlendirilmeleri Adet olmuştur. Ve tefrik için asıl Araplar’a «Beyaz Arap» yahut «Ak Arap» denilmeğe mecburiyet elvermiştir. Arap köle, Arap halayık. Arapsaçı = Karma karışık ve müşevveş şey. Arap darısı = Kara buğday dahi denilen hububat nevi. Fr. sarrazin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. usfur). Usfurlar. (bk.) usfur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Farsça’da fiili: Ateşfeşânden). Ateş saçan, ateş püsküren: Köh-i Afeş-feşân = Yanar dağ, volkan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). orman yangınını söndürmek için aksi yönde çıkartılan yangın; (mak). geri tepme; bunsen lambasında fitil yanmadan gazın tutuşması; (f). aksi yönde kasten yangın çıkarmak; geri tepmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Angıt gibi kanatlan kırmızı bir cins kaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), t. Rabt ve kayd ve bend olunmuş. Bağlı, merbut, düğümlü: Kazığa bağlı at. 2. Sed ve bend olunmuş, kapatılmış: Bağlı kapı, geçit. 3. Dayalı, alâkalı, mütevakkıf: Bunun anlaşılması kelimelerinin bilinmesine bağlıdır. 4. Cinsî iktidarı olmayan, cinsî iktidarını kaybeden. Eli, ayağı bağlı = İstediğini yapamayan. Başıbağlı = Nişanlı, nikâhlı. Basireti bağlı = Gafil. Dili bağlı = Dilsiz, ebkem. Gözü bağlı = Ummî, habersiz, gafil.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada yakılan büyük ateş, şenlik ateşi; işaret vermek için yakılan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). Baytarlık ilim ve fenni: Fenn-i baytara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A). (mü. baytariyye). Baytarlığa mensup ve müteallik: Fenn-i baytarî, ulûm-ı baytariyye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). At vesair hayvanların tedavi ve tımarları ilim ve usûlü: Baytarlık bilir, baytarlık ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Teninde ve bilhassa yüzünde tabiî bir küçük lekesi olan, Fars. hâl-dâr. 2. Lekeli (üzüm vs.).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ayakta, Ar. kaaim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hafif ve hızlı yürüyüşlü bir cins hecin devesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain storming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tanesi ve taze iken kabuğu dahi yenen nohuda benzer maruf sebze.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçen sene, bir sene evvel: Bıldır bu kadar sıcak olmadı; bıldır gitti idim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Malûmat, vukuf, ilim, mârifet.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şenlik ateşi, açık havada yakılan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paintbrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins bülbül.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamp ateşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). ateşkes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük kalabalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sanat öğrenmek maksadiyle bir ustanın yanında ve hizmetinde bulunan genç: Marangoz, eczacı çırağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağdayı ve giyeceği ağartmak için kullanılan, reçel ve helvaya konulan bir nevi kök.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teyit etmek, kuvvetlendirmek, sağlama bağlamak, tespit etmek, saptamak; geçerli bir hale koymak. confirmed bachelor müzmin bekâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teyit olunur, tasdik olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasdik, teyit, belgeleme, doğrulama; ispat; kilise üyesi olma merasimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tasdik anlamında teyit edici (söz, vesika, delil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). iki veya fazla noktadan çaprazlama ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Akar su, nehir, dere, çay.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bir türlü, bir çeşit: Ne denli? Ne türlü? Nasıl? 2. Bir miktar ve derecede olan: Ne denli = Ne miktarda, ne derecede, ne kadar? 3. itinalı, dikkatli, mûtenâ. Sayılır, itibarlı, mûteber (şimdi kullanılmıyor).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, firîften = aldatmak). Gönül aldatan, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فریب] gönül aldatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothbrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothbrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkar etmek, kabullenmemek; (huk). reddetmek, cerhetmek, nakzetmek; (i). inkar, ret, iptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hanım, k’adın (eski tâbir olup sonradan başlıca Ermeni kadınlarına ve bunların yaşlılarına denirdi).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Bütün, tam. 2. Kuvvetli, tüvânâ, dinç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça’ da kayısı demek olan «dürâkan» dan galat olsa gerektir). Tüysüz şeftali cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gelinin veya yeni doğmuş çocuğun başına takılıp yüzünü örten tülden süslü örtü. Gelin, çocuk duvağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Avlayan, aptal aldatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. efkenden fiilinden imas., sıfat terkîbi teşkiline girer). Düşüren, yere atan, yığan, salan: Şİrefken = Arslanı yere atmaya muktedir. Sâye-efken = Gölge salan. Fars. sâye-endâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. feşânden fiilinden imas. sıfat terkibi teşkiline girer). Serpen, saçan, dağıtan, silken: Zer-efşân = Altın serpen. Dâmen-efşân = Etek silken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Her ne kadar... Olsa da... vâkıa... ise de: Eğerçi öyle ise de... Gerçi öyledir ama... Bazan bunu eki, kim» bağlama harfi takip eder: Gerçi kim şiir değildir ol kelâm — Nazm-ı şâirde ne mümkin ol nizâm. Şiirde sonra gelmesi de câizdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bağ sarmaşığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keçeden bir nevi teğelti, eğer altı örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Zerdüşt dinine mensup eski Iranlılar’ın inandıkları iki kuvvetin biri ki, kötülük ve karanlık kaynağı idi. Diğeri iyilik ve aydınlık kaynağı idi, İzd denilirdi. İslâm’dan sonra İzd ismi Allah’a ve Ehrimen, Şeytan’a verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Davetsiz ziyafete giden, dalkavuk (eskimiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, firak = ayrılık). Elvedâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yanağın alt tarafı. Çeneyi örten kısmı. Ene kemiği = Us t çene.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yanağın alt yanı, çeneyi örten yer. Enek ağacı = Zaptolunmaz hayvanların orasına kıstırdıkları yavaşa. Sapan eneği = Sapan ağacına geçirilen ufkî ağaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). «Allah’tan af ve mağfiret isterim» mânâsiyle dua olup ikram ve saygı gösterisine karşı dahi tevazu için ve sanki o sözle günaha girilmiş de istiğfar olunuyormuş gibi söylenen nezaket kelimesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşte kavrulup yenen yeşil buğday taneleri. 2. Küçük, zayıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vık, vıkiamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a whirling motion. bastard piç. fırlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for , in favour , per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). çam ağacı, köknar; bu ağacın tahtası. Scotch fir, yellow fir sarı çam, (bot). Pinus sylvestris. silver fir akçam ağacı, gümüşselvi, (bot). Picea pectinata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fırıl fırıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şiddet, acele ve helecanla dönüp dolaşmayı taklit ve tasvir eder: Fır fır dolaşmak, fırdolayı, fırıl fırıl dönmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (fark’dan gelir ve mufârakat İle aynı mânâdadır). 1. Sevişen iki kişinin birbirinden ayrılması, aşıkın, sevdiğinden ayrı düşmesi, ayrılık, hicrin, firkat: Firâk-ı yâr, nâr-ı firik = Ayrılık ateşi. 2. Türkçe: Hüzün, mahzunluk, teessür: Kendisine bir firâk geldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرق] fırkalar, partiler. 2.bölükler. 3.zümreler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فراق] ayrılık. 2.ayrılık acısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Sevdiğinden ayrı düşmüş Aşıkın, hicranını tasvir ederek söylediği şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tesirli, müessir, hüzün verici: Pek firaklı bir hikâye, bir ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Francala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frank.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kaçma, savuşma, izinsiz ve gizliden kaçma: Firar etmek, izinsiz ve gizliden kaçmak: Firar etti. 2. Bir askerin veya diğer bir memurun mevkiini bırakarak gizlice kurtulup gitmesi: Askerlikte firarın cezası ağırdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escape. flight. desertion. jailbreak. prison-breaking. break. breakout. getaway. absence without leave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakaway. escape. getaway. jailbreak. running away. flight. desertion. absentee without leave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desertion. escape. flight. evasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرار] kaçış, kaçma. firâr etmek kaçmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. firâriyye). Firara ait. Türkçe’de: Firar eden, kaçkın, kaçan: Asker firârîleri. Firârîleri tuttular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserter. escapee. runaway. jailbreaker. prison-breaker. fugitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive. deserter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive. deserter. absconder. escapee. renegade. runaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فراری] kaçak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Döşek, yatak. Esir-i firâş = Yatağa yatacak, kalkamıyacak kadar hasta. 2. Oturmak için yere serilen şey, yaygı. Flriş-ı hat = Demiryolu düzeltilmiş, düz yatak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yiğit, mert. 2.Binici, at yetiştirici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: FERASET) (i. A.). 1. Derhal anlama, sür’at-i intikal, zihin uyanıklığı, anlayış üstünlüğü: Firâsetle anladı. Talebede firâset olmazsa öğretmenin verdiği dersten hiçbir netice alınamaz. 2. Bir adamın çehresinden ve organlarının şekil ve biçiminden tabiatını, ahlâkını ve idtidadını çıkarmak marifeti (asıl mânâsı bu olup, en çok kullanılan birinci mânâsı mecazîdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). On Asya’nın en büyük nehri ki, Diyadin civarından çıkarak Anadolu’nun doğu taraflarına kadar gelip Mezopotamya’yı dolaştıktan sonra Irak’ta Dicle ile birleşerek Şatt’ı teşkil eder ve Basra Körfezi’ne dökülür.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tatlı su. 2.Türkiye’nin en uzun nehri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok, bol, Ar. kesir, aşırı: Eşk-i firâvân döktü = Pek çok gözyaşı döktü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فراوان] bol, çok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİR’AVN) (i. A.) (c. Ferline.). M. Ö. 525’teki İran istilâsına kadar Mısır’da 3000 yıl saltanat süren imparatorlara verilen unvan. Firavunlar, 40 kadar sülâleye ayrılır. Kutsal kitaplarda Hazret-I MÜsâ ve Hazret-i YÜsuf ile çağdaş firavunlardan pek çok bahsedilir, mec. Pek mağrur ve mütekebbir ve anûd adam. Firavun Tepeleri = Ehram, piramitler. Firavun faresi = Fransızca ichneumon denilen kedi kadar bir hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharaoh. pharaon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharao.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mongoose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yokuş, çıkış. İniş demek olan neşîb mukabili: Firâz 0 neşib a 2, Yükselten, yukarı tutan. Osm. ref’eden (sıfat terkipleri yapmaya da yarar): S«r-flrlz = Başını yükselten, başı yukarıda olan, seçkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فراز] üst, yukarı. 2.yokuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yükselten, Osm. ref’eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Yükselten. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yükseklik. Ser fîrâzî = Seçkinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. whisk. scrub. tongue-lashing. rating. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elbise, diş vesaire temizlemeye, boya vesaire sürmeye mahsus kıldan veya sama. ve hasır gibi şeylerin tellerinden yapılmış Alet: Elbise, saç fırçası, diş, fırçası, boyacı, badanacı fırçası, ressam fırçası, zamk fırçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Fırça ile temizlemek: Elbiseyi, dişleri fijrçalamak lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırça ile temizlenmek: Bu palto fırçalanmıyor. Kendi elbisesini fırça ile temizlemek: Saatlerce fırçalamak Adetidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be brushed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fırça ile temizletmek: Bu elbiseyi iyice fırçalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (c. ferâdîs). 1. Bahçe. 2. Cennet, uçmak, Fars. behişt (Avrupa dillerindeki paradis bundan gelir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فردوس] cennet. 2.bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cennet, 2.Bostan, bahçe. - Firdevsi: İran’ın milli destanı olan “Şeyhname”nin yazarıdır. Adı, Mansur b. Hasan’dır. 934-1020 yıllan arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. firdevs = cennet, Aşyân = Yuva). Cennet-mekân, cennetlik, merhum, mağfûr: Cennet mekân ve firdevs Aşyân Sultan Osman HAn Hazretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biri döndüğü vakit ötekinin de dönmesine yol vermemek üzere uç uca getirilerek serbest bir eksenle bağlanmış iki halkadan ibaret teknik düzen. 2. Tunçtan 6 köşeli bir çeşit oyun zarı. 3. Yeltek, kaypak huylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swivel. barrel swivel. vane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çürümek, kurumak yahut dökülmek yüzünden eksilen kısım. Fire vermek = Fire yüzünden eksilmek: Üzüm uzak yere nakledilirse çok fire verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ullage. wastage. shrinkage. leakage. outage. turnover. wantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrinkage. outage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The evolution of light and heat in the combustion of bodies; combustion; state of ignition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fuel in a state of combustion, as on a hearth, or in a stove or a furnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The burning of a house or town; a conflagration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which destroys or affects like fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ardor of passion, whether love or hate; excessive warmth; consuming violence of temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Liveliness of imagination or fancy; intellectual and moral enthusiasm; capacity for ardor and zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Splendor; brilliancy; luster; hence, a star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Torture by burning; severe trial or affliction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The discharge of firearms; firing; as, the troops were exposed to a heavy fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set on fire; to kindle; as, to fire a house or chimney; to fire a pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To subject to intense heat; to bake; to burn in a kiln; as, to fire pottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To inflame; to irritate, as the passions; as, to fire the soul with anger, pride, or revenge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To animate; to give life or spirit to; as, to fire the genius of a young man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To feed or serve the fire of; as, to fire a boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To light up as if by fire; to illuminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to explode; as, to fire a torpedo; to disharge; as, to fire a musket or cannon; to fire cannon balls, rockets, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To drive by fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cauterize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take fire; to be kindled; to kindle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be irritated or inflamed with passion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leakage. shrinkage. ullage. waste. loss. decrease. refuse. allowance. diminution. wastage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In property insurance, 'fire' refers to the unintentional or 'hostile' occurrences of flame and combustion Damage caused by fire in your fireplace, for instance, is not covered under your homeowners insurance quotes policy But if your rug were ignited by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion evidenced by a flame or glow Insurance distinguishes between a 'hostile' fire and 'friendly' fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion sufficient to product a spark, flame or glow and which is hostile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four elements The fire element finds expression in zodiac through the three signs Aries, Leo and Sagittarius and is held to represent among other things: intuition, action, spiritualty, creativity and drive toward individuality See also Earth,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Because of the high incidence of fires in theatres during the candle and gas lighting eras, to speak of fire whilst in a theatre is generally considered unlucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

South; wand; powers of passion and will, the ability to act effectively, to destroy, purify and change; the qualities of the flame, heat, anger, aggression, affection, sexual desire; red, orange, gold, deep yellow; snakes, scorpions, fire ants, sparkles,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion which is rapid enough to produce a flame or glow A fire, for purposes of Property Insurance, must be 'hostile,' which means it is not in a place in which it is intended to be Fires in their proper contained area are called 'friendly fires' and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause a state transition See: transition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the 4 classical elements, representing spirit, intuition, vitality and inspiration The fire signs are Aries, Leo, Sagittarius.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rule is said to 'fire' when its action is executed A rule fires only when its condition evaluates to true. To ignite, to cause burning, the chemical change in combustion producing heat and light Fire has long been used for the benefit of humans Fires he

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Simultaneous release of heat, light, and flame, generated by the combustion of flammable material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The great shaper and transformer of the northern forest Ishkote or ashkote in the Ojibwe. a combustion accompanied by a flame or glow, which escapes from its normal confines to cause damage. An act signed into law in August 1989, by President Bush that re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To execute a state transition See: transition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four classic elements of the fantasy world Also, a spell domain composed of nine divine spells and a granted power themed around the element fire Also, a spell descriptor denoting spells that produce or use fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court decisions have held generally that there are three elements which constitute a fire within the meaning of an insurance policy: Rapid oxidation Visible flame or glow Hostile or unfriendly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ateş, alev; kıvılcım; yangın;cehennem, cehennem azabı; hararet, ısı, sıcaklık; hırs. fire alarm yangın zili, alarm. firearms (i). ateşli silahlar. fireball (i). akanyıldız; top şeklindeki şimşek; atom bombası patladığında hasıl olan ateş topu; (A

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tutuşturmak, ateşe vermek, alevlendirmek; yakmak, pişirmek; canlandırmak, harekete geçirmek, gayrete getirmek, tahrik etmek; teşvik etmek; patlatmak, ateş etmek; atmak, püskürtmek; tutuşmak; silahla ateş etmek. fire a volley yaylım atesi açmak. Fi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 12 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرنگ] Batı, Avrupa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suların dışarıya akması için gemilerin güvertesinde bordalara açılan delik. 2. Kilidin bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Apple tarafından geliştirilen, bilgisayara ve çevre ürünleri bağlanmada kullanılan yüksek hızlı arayüz bağlantısı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Farbala, büzgülü süs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. yunanca’dan). Erguvan, (kimya) HAmız-ı fırfîr = Bir kimyevî terkip. (tıp) DS-ül-fırfîr = Kızıl hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frill. ruffle. furbelow. fall. flounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frill. furbelow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frill. furbelow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Parlak kızıl renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatma, iğfal, hile: Kizb ü firîb = Yalancılık ve aldatma, i. Aldatan, Ar. muğfil (sıfat terkipleri yapmaya da yarar). Ebleh-firîb = Ahmak aldatan. Dil-firîb = Gönlü aldatan, cazibeli, güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatan, Ar. muğfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldanmış, iğfal olunmuş, mağdur: Dünyanın nesine firîfte olmalı,

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فریفته] aldanmış, aldatılmış. firîfte olmak aldanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü aldanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frigorifik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Olgunlaşmak üzere bulunan tahıl ve bunun ateşte ütülenmişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around and around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk ve fasılasız dönüp dolaşmayı tasvir ve taklit eder: Fırıl fırıl dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rüzgârla dönen, tekerlek şeklinde bir çocuk oyuncağı. 2. Rüzgârın geldiği tarafın aksine çevrilip tütmesine engel olmak için ocağın veya soba borusunun tepesine konan döner şapka. 3. Odaların içine taze hava almak için camlara takılan tenekeden döner pervane. Fr. •girouette. 4. mec. Dolap, hile: Fırıldak çevirmek = Hile ve tuzak kurmak. Meharetle muvaffak olmak. Fırıldak tezgâhı = Demirci Aletlerinden bir çark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinwheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weathercock. spinning top. whirligig. windmill. ventilator. intrigue. trick. hanky-panky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirligig used as child's toy. weather cock. pin wheel. rotor. vane. weathercock. whirligig. wind vane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hile yapan, dalavere vaDan. dolap çeviren, (bk.) Fırıldak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirligig seller. swindler. con man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çabuk ve sesle döndürmek: Sapanı fırıldattı. 2. Yalan vaadlerle aldatmak, dolandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Önünde bir tek açıklığı bulunan ve içinde ekmek vs. pişirilen bir çeşit ocak: Ekmek fırını, pasta fırını. Fırın gibi = Çok sıcak. (Şu kadar) fırın ekmek yemesi lâzım = İyi bir duruma gelmek, usta olmak için daha pek çok çalışmak gerektiğini anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oven. roaster. cooker. stove. furnace. kiln. hearth. bakery. bakehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bakery. furnace. kiln. oven. stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oven. stove. bakery. furnace. coke oven. blast furnace. kiln. hearth. muffle. bakehouse. incinerator. retort. burner. cooker. grate. klin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fırın işleten kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a baker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ateş etme; yakma. firing line (ask). ateş hattı. firing squad idam mahkumunu kurşuna dizen asker bölüğü; ölü kimsenin mezarı başında saygı gösterisi olarak ateş eden asker bölüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiln drying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırında kurutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bake. fire. to dry in an oven or kiln. to bake. to kiln-dry. to fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sth in the oven to bake. to dry sth in an oven or kiln.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth kiln-dried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. firistâde-gân). 1. Gönderilmiş, Ar. mersûl, mürsel. 2. Elçi, hususî görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرستاده] elçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته] melek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته خو] melek gibi, melek huylu, güzel huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. firak). 1. Bölük, insan topluluğu, Ar. cemaat, tâife. 2. (askerlik) Birkaç alay veya iki tugayla bağlı birliklerden müteşekkil büyük askerî birlik, tümen. Orada bir fırka asker bulunduruluyor. Fırka kumandanı = Tümen kumandanı. 3. (denizcilik). Bir amiralin kumandasında bulunan donanmanın bir kısmı (deniz fırkasının kısımlarına da takım denir). Fırka-i bahriyye = Filo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. squadron. party. legion. side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرقه] parti. 2.bölük. 3.zümre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: FÜRKAT) (i. A.). Ayrılık, Ar. müfârakat, firak. Sevdiklerinden uzak ve ayrı yaşayış. Firka»-ı memleket = Memleket uzaklığı, kasreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرقت] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Katalanca fargata’dan). Eskiden üç direkli her nevi gemiye denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça fırka’nın tesniyesi olup müfred gibi kullanılır) (denizcilik). Korvetten büyük ve bataryasında 50 ilâ 75 mm. lik toplan olan eski tarzda savaş gemisi (Avrupa dillerindeki fregate kelimesi bu Arapça kelimeden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firkateyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frigate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Kadınların saçlarını tutmaya mahsus, maşa gibi çatal tel veya 1 baga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairpin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ufak yağ fıçısı; bir ingiliz sıvı ölçü birimi (bir varilin dörtte biri oylumunda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Süs notalarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırık kenar, bir kabın kırılmış, uçmuş kenarının kırık parçası. 2. Çocukların topaç oyunu (bu ikinci mânâ ile pırlak dahi denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fırlamak işi. 2. (argo) Piç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap. spring. a hurling. a throw. popping up. flying off. bastard. son of a gun. son of a bitch. brat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popping up. protruding. bastard. brat. smart child. dash. jumping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birdenbire uçup kuş gibi «fır» diye ses çıkararak atılmak, sıçramak: Yerinden fırladı, fırlayıp kolundan tuttu. 2. Bir şeyin bir kenarı kırılıp sıçramak: Bu tabağın kenarı fırlamış. Mermerin fırlayan yerlerini düzeltmeli. 3. Fiyatı artmak, çıkmak, yükselmek: Bu hafta zahire birdenbire fırladı. Borsada tahviller fırlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. hare. hurtle. jump. nip. plunge. soar. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump up. to rush. to protrude. to stick out. to soar. bound. fling. leap. pop out. shoot. take by storm. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be hurled / flung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fling. pitch. projection. throw. toss. hurling. cast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurling. throwing. cast. delivery. ejection. fling. heave. launching. projection. put.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetle ve ses çıkaracak surette atmak, uçurmak: Elindeki yelpazeyi havaya, denize fırlattı. 2. Bir kenarını, mermerin bir ucunu fırlatmışlar. 3. Fiyatını artırmak, çıkarmak: Un fiyatları fırladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurl. launch. eject. throw. toss. bung. cast. cast away. catapult. chuck. chuck away. dart. fling. hurtle. pelt. project. send. shoot. shoot out. shy. swing. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bung. cast. chuck. dart. eject. heave. hurl. project. put. shoot. shy. sling. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurl. to fling. cast. dart. dash. pitch. send. shoot. shy. sling. spin. spring. throw. toss. whack. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire ve ses çıkararak sıçrayış: Yerinden bir fırlayış fırladı ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap. jump. protruding. protrusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). pek, katı, sert, pekişmiş, sıkı; sabit, metin, dönmez; (f)., (gen). up ile sabit kılmak, pekiştirmek, sağlamlaştırmak. firm order (tic). kesin sipariş. firmly (z). metanetle, katiyetle, sebatla, kuvvetle. firmness (i). metanet sebatlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şirket, firma, ticarethane. firm name firma adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Tescil edilmiş ticarî müessese: Bu kumaş güvenilir bir firmanın malıdır, gözü kapalı alabilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concern. firm. firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company , concern , enterprise , firm , employer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sema, gök kubbe, asuman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ferman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: FURSAT) (i. A.). Münasip ve muvafık vakit ve hal. Faydalanmak sırası, elden kaçırılmayacak faydalı vakit ve hal: Bu, benim için bir fırsattır. Bu fırsat her vakit ele geçmez. Fırsattan istifade etmek. Fırsat beklemek, bulmak, vermek. Fırsatı elden kaçırmak = Fırsattan faydalanamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunity. chance. occasion. opening. break. facility. show. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunity. chance. occasion. opening. break. facility. show. turn. room. scope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. opportunity. break. chance. leisure. look in. permit. room. scope. show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرصت] uygun an, fırsat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pusher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal opportunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (Ar. fursat, Fars. cüsten = aramak). Fırsat arayan,” bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. fursat, Fars. yâften = bulmak). Fırsat bulan, eline fırsat geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporizing. timeserving. opportunist. profiteer. time-server. pusher. temporizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. pusher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. fence-straddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (z). ilk, birinci, baş, en büyuk; (i). başlangıç; baş yer, birincilik; (müz). en tiz ses; birinci mal; ayın ilk günü; (z). evvelâ, ilk önce, başta, en ileride; ilk defa olarak; ondan evvel. firsts (i). en iyi kalite eşya. first edition ilk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. first lady

başbayan

Devlet büyüklerinin eşi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. first-class

birinci sınıf

Kaliteli, mükemmel, kusursuz.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilk sonuç; ilk doğan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). evvela, ilk olarak, ilkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses tekrarı). Durmaksızın, devamlı: Dokuma tezgâhında mekik fırt fırt gelir gider.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (iskoçya'da) haliç, nehir ağzı olan uzun ve dar körfez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şiddetli rüzgârla denizin dalgalanıp karışması, rüzgârın etrafta çok şiddetli esmesi. Ar. sarsar. Fars. tündbâd: Şiddetli bir fırtına oldu. Fırtına yatıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storm. gale. tempest. hurricane. gust. snorter. squall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storm. tempest. gale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gale. storm. tempest. flurry. lightning storm. comprehensive / household policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fırtınası olan, fırtına ile karışık: Fırtınalı hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. foul. gusty. heavy. inclement. rough. stormy. tempestuous. turbulent. boisterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stormy. tempestuous. dirty. gust. inclement. rough. turbulent. ugly. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go crazy. to go nuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça pîrOz’den) Bahtiyar, mes’ut, mutlu, sevinçli, iyi bahtlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فيروز] talihli, kutlu. 2.muzaffer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mesut, mutlu, sevinçli, ferah, uğurlu, iyi bahtlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Uğurlu, bahtı açık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: PİRÜZE) (i. F.). Gök renginde bir değerli taş. Firûze-fâm = Mavi renkte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turquoise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turquoise. turquoise blue. azure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turquoise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فيروزه] turkuaz, firuze taşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Firuz). 2.Nişabur’da çıkan açık mavi renkli ve değerli bir yüzük taşı. 3.Açık yeşil, dağ yeşili ile gök mavisi arasında ve bal mumu parlaklığında maruf kıymetli taş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mâvi renkli, gök renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Farsça pîrûze’den Arapça’laşmış). (bk.) Firuze.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فيروزه فام] turkuaz, açık mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir çeşit lâle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firavun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرعون] firavun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. flr’avniyye). Firavuna ait olan. mec. Kibir, gurur, küfür ve inatla yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. fürûhten yahut efrûhten fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer). Parlatan, aydınlatan, tenvir eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ. F.). Donmuş, Ar. câmid: Füsürde-dil = Yüreği donmuş, hissiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. fütâde-gân, üftâde-gân). Düşmüş, düşkün, mübtelâ. mec. Aşık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). Ziyadelik, çokluk, bolluk, artma. Ar. kesret: Cenâb-ı Hak füzûnî-i ömr ihsan buyursun I

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. gufran’dan if). Bağışlayıcı, af ve merhamet eden: Cenâb-ı Allah gafir-üz-zunûb’dur = Tanrı, günahları bağışlayıcıdır (gaffâr daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. gafr’dan smüş.). Çokyaygın, kaplayan, umumî: Cemm-i gafîr = Büyük topluluk, büyük kalabalık: Bir cemm-i gafîr toplandı, bir cemm-i gafîr ile gitti (yalnız bu tâbirde geçer).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zaman, vakit, bazen, bazı defa, bazı vakit, kimi vakit: Gâh bulunur, gâh bulunmaz. Gâh olur ki... Gâh gâh, geh, geh = Vakit vakit, ara sıra. Bi-gSh = Vakitsiz. Nâ-gih = Ansızın. Gâh 0 bi-gâh = Vakitli vakitsiz, (bk.) KAh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bazı Farsça kelimelere katılarak zaman veya mekân gösteren mürekkep kelimeden meydana gelir: Seyir-gâh = Seyir yeri. Namaz-gâh = Namaz yeri. Seher-gâh = Sabah vakti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağacın üzerinde kuruyan yaprak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Böcek vesaire sokması, geveleme (aslı geğeleme) Geğeç arı = Zehirli bir cins arı. Geğeçotu = Bir cins bitki. Geğeçkuşu = Atmacanın bir cinsi, seksek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyun kaldıran, başı yukarıda, mec. Kibir ve gurur sahibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tarla sulamaya mahsus ince su yolu, suyun yerde açtığı ufak ark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sokmak, karıştırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kaşınmakla beraber yanma hissi: Boğazımda bir gıcık vardır. Gıcığı yumuşatmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). I. Kaşınmakla beraber yanmak, Osm. taharrüş etmek: Boğazım gıcıklanıyor. 2. Gıdıklamak. 3. mec. Şüphe ve tereddüde düşürmek: Bu iş benim zihnimi gıcıklıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dişlerin birbirine sıkı sıkı sürülmesi gibi sert ve keskin bir sesi taklit ve tasvir eder: Dişlerini gıcır gıcır gıcırdatıyordu. Yeni potinleri gıcır gıcır ediyordu. Tahtalar gıcır gıcır ötüyordu. Gıcır gıcır giyinmek = Yeni kundura ve elbise giymek: Gıcır gıcır giyinmiş gidiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gıcır gıcır ötmek: Dişleri hiddetten gıcırdıyordu. Ayakkabıların gıcırdamasından hoşlanmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gıcır gıcır ses çıkarma: Dişlerin, yeni potinlerin, tahtaların gıcırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tavşan yavrusu. 2. Benekli tavşan. 3. Kır sansarı: Göçgen kürkü. Yergöçgeni = Köstebek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sulak yerlerde görülen tatarcık gibi ufak sivrisinek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. güften fiilinden imas. olup sıfat terkipleri teşkiline girer). Diyen, söyleyen: Rlst-gO = Doğru söyleyen. GOft ü gû = Dedikodu, Ar. kıyl ü kaal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Türlü, çeşit, nevi: Bir gûnâ. Bir güne = Bir türlü, bir veçhile (ve menfi cümle) hiçbir suretle. Bu gûnâ, güne = Bu türlü, böyle.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) top ateşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Canbaz ayaklığı, Fr. 6chasse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hafr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). At gibi hayvanların tırnak kaplı ayağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kazan, çukur açan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حافر] kazan, kazıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ حفير] çukur. 2.mezar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hafâir). Kazılmış yer, çukur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ölkerli oda kilimi: Halı döşetmek: Uşak, Gördes halısı, halı seccade.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yeni hal peydâ etmek, değişmek, başka bir hale geçmek: Bu hâl ile hallendiğimiz vakit. 2. İyi hâl peydâ etmek, hâli iyileşmek. 3. Zikir sırasında kendinden geçmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp). Yakma, yanma, yanıklık. Harkat-ül-bevl — Belsoğukluğu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâfir). Hâfirler, kazıcılar, (bk.) HAfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çizme burnunun kalıbı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z.) başı önde olarak, baş aşağı; kayıtsızca.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). cehennem azabı, cehennem ateşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Karaman ile kıvırcıktan melez, yassıca kuyruklu koyun cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asılıp muhafaza olunmak üzere bir sapa geçirilmiş meyve bağı: Bir hevenk üvez, üzüm, elma, incir. Hevenk üzümü = Asılıp kış için muhafaza olunmuş üzüm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan ki, o dilde madde demektir). 1. Eski filozoflara göre ilk madde ve hayal Alemi. 2. mec. Var sayılamıyacak kadar zayıf veya ehemmiyetsiz şahıs veya şey. 3. Ürkütücü, belli belirsiz karaltı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Boğaz tıkanarak ve derinden iç çekerek ağlamak: Hıçkırıp duruyordu. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «ferd» den masdar). Herkesten ayrılıp tek ve yalnız kalma. Alelinfirâd = Kendi başına, ayrı olarak, tek tek, her biri.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انفراد] bir başına kalma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bir başına bırakılmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «fark» tan masdar). Ayrılma.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. zayıf, kuvvetsiz, halsiz; sebatsız metanetsiz. infirmity i. zayıflık; hastalık; sakatlık; ahlak bozukluğu. infirmness i. zayıflık, kuvvetsizlik. infirmly z. zayıf bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. (okul, fabrikada) revir; hastane; klinik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sufret» ten masdar). Sararma: l«fir&r-ı evrak = Yaprakların sararması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اصفرار] sararma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blast furnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Afganistan'da Kâfiristan halkından biri; Güney Afrika'da kuvvetli bir Bantu kabilesinden olan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kaffir corn Güney Afrika'ya has bir çeşit darı, bot. Sorghum vulgare caffrorum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Afrika ve Anadolu'da yaşayan ve evcil kedinin atası sayılan bir yaban kedisi, zool. Felis ocreata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr, küfrân» dan if.) (c. küffâr, kefere). 1. Tanımayan, bilmeyen, gördüğü iyiliği unutan, iyilik bilmeyen, şâkir zıddı: Kâfir-I nimet = Nankör. 2. Tanrı’nın birliğine, vahdâniyyete inanmayan, Tanrı’ya ortak tanıyan ve ona yakışmaz iş ve beşerî sıfatlar isnâd eden: O sözü söyleyen kâfir olur; küffâr-ı Kureyş’in sahâbeye ettikleri ezâ: Kefere-i Hind’in kötü inanışları. Kâfirîler = Araplar’ ın güneydoğu Afrika zencilerine (Zulular vs.) verdikleri ad ki, Ümit Burnu ile Zengîbâr arasında yaşarlar. Avrupalılar da Araplar’dan alarak «Kafres» demişlerdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blasphemous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infidel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race which, with the Hottentots and Bushmen, inhabit South Africa.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

They inhabit the country north of Cape Colony, the name being now specifically applied to the tribes living between Cape Colony and Natal; but the Zulus of Natal are true Kaffirs.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of a race inhabiting Kafiristan in Central Asia. a member of the Kafir people in northeastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

unbeliever. ungodly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an offensive term for any Black African. a member of the Kafir people in northeastern Afghanistan.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kâfire yakışır hal ve surette olan: Itikaad-ı kâfirâne = KAfirlere lâyık bir hal ve surette, küfr ile: Kâfirâne itikat, ibadet ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kâfirler memleketi. Afganistan’ın güneydoğusundaki MÜnistân eyaletinin eski adı. 2. Güneydoğu Afrika sahilleri, Fr. cafrerie.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Dinsizlik, Tanrı’yı ve Tanrı’nın birliğini inkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (kâfir’in c.). Kâfirler. bk. Kâfir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blizzard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snowstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sütten yapılan alkollü bir Türk içkisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kefir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An effervescent liquor like kumiss, made from fermented milk, used as a food and as a medicine in the northern Caucasus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kephir.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. confirmation

doğrulama, geçerleme, onaylama

1. Doğrulamak işi. 2. Geçerlemek işi. 3. Onaylamak işi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. confirmé

doğrulanmış, geçerlenmiş, onaylanmış

“Doğrulamak, geçerlemek, onaylamak” anlamındaki konfirme etmek birleşik fiilinde geçer.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eavesdropper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dust storm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sandstorm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gufrân’dan mimli masdar: hareket ismi). Tanrı’nın kullarının günahlarını af buyurması, yarlıgama, rahmet: Allah’tan mağfiret istemek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مغفرت] yarlıgama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Allah’ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

yarlıgamak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışken, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonra da yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullanılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ ve şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildin Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırınına, giysilerinizden birini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırının içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacak ve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Diyelim ki, normal bir fırında bir keki pişiriyorsunuz. Kekler normal olarak 170-180 derecede pişirilirler. Ama siz fırını yanlışlıkla 250 dereceye ayarlarsanız, olacak olan, kekin daha içi ısınmamışkenn, dışının yanmasıdır. Normal bir fırında, ısı önce yemeğin piştiği kap sonrada yemeğin dışı ile temas eder ve oradan içine doğru yayılır. Fırının içinde ısınan kuru hava da, kekin içi hala nemli iken dışını kurutur ve kahverengi bir kabuğun oluşmasına yol açar.

Bir mikrodalga fırında kullnılan, yani yiyeceğin üzerine gönderilen mikrodalgalar 2.500 megahertz frekansındaki radyo dalgaları boyutunda olup, frekansları FM radyo bandı frekansının yaklaşık 20 mislidir.

Bu frekanstaki radyo dalgalarının ilginç bir özelliği vardır. Su, yağ, şeker tarafından çok rahat emilmelerine rağmen plastik, cam, seramik gibi malzemeler, nitrojen ve oksijen gibi gazlarca emilmezler ve tekrar gerisin geriye yansıtılırlar.

Sık sık mikrodalga fırınların, yiyeceği içinden dışına doğru ısıttığını duyarsınız. Bu doğru değildir. Dalgalar doğrudan yiyeceğin yağ ve su moleküllerini etkilerler. Yani yiyeceğin dışından başlayıp içine doğru ilerleyen veya tam tersi yönde bir ısınma söz konusu değildir. Su ve yağ molekülleri yiyeceğin her tarafına dağılmış olmaları sebebi ile, ısınma da aynı zamanda her yerde olur.

Tabii ki bazı sınırlamalar da vardır. Radyo dalgaları yiyeceğin daha kalın ve yoğun kısımlarından farklı şekilde direnç görerek geçtiklerinden, yiyecekte farklı sıcaklıkta noktalar oluşabilir.

Radyo frekansındaki bu mikrodalgalar, oksijen ve nitrojen tarafından emilmedikleri için, mikrodalga fırında bulunan ve çoğunlukla bu gazları içeren hava da, diğer fırınlardaki gibi sıcak olmayıp, oda sıcaklığındadır. Bu da ısınan hava tesiri ile yiyecekte, kızarmış bir kabuk oluşmasına mani olur.

Bir mikrodalga fırına, giysilerinizdenbirini koyarsanız, kumaş aniden ısınır ve içerdeki havayı da ısıtır. Kumaş yanmasa da normal bir fırında olacağı gibi kumaşın yüzeyinde kırışık bir kabuk oluşur.

Daha ilginci, bir mikrodalga fırını içine bir kahve fincanı içinde su koyarsanız, fincanın içindeki suyun ısısı, suyun kaynama noktasını geçtiği halde, suyun kaynamadığını, hava kabarcıklarının

çıkmadığını görürsünüz. Bu suyu fırından alır, içine bir kahve kaşığı sokar veya onu içinde kahve bulunan bir kaba dökerseniz, aniden kabarcıklarla kaynayacakve hatta taşacaktır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(MÜSAFİR) (i. A. «sefer» den if.) (c. müsâfirîn). 1. Sefer ve seyahat eden, yolcu, gezgin, seyyah: Denizlerdeki Müslüman misafirler için dua etmek (Arapça’da asıl olan bu mânâ ile dilimizde az kullanılmış, değişik mânâlar almıştır). 2. Konuk: Anadolu köylerinin misafir kabûlüne mahsus odaları vardır; misafir kabûl eder misiniz? 3. Ziyaret için veya konuşmak için birinin evine giden, ev halkından olmayıp dışardan geçici olarak gelen: Odada bir misafirim var; ben misafir değilim ev halkındanım; misafir yatağı. 4. Göze Arız olan leke: Gözönünde misafir çıktı. Misafir olmak = Konmak, Osm. mihmân olmak: Uç gün bize misafir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. company. visitor. caller. lodger. sojourner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company. guest. visitor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

guest. visitor. company. lodger.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yolcuların dinlenmesine mahsus bina.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Misafir sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

small. village house built to accomodate travelers. house of accommodation. house of call. guest house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). I. Konukluk, mihmanlık, başkasının evine konan yolcu ve yabancının hâli: Misafirlik bir gece, iki gece olur. 2. Ziyarete gidiş, ziyaret, gezme: Misafirliğe gittiler; gece misafirliğini hiç sevmem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a guest. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a guest. visit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable. hospitable konuksever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality. cheer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality konukseverlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hospitality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ateş almamak (tüfek veya torpil); hedefe isabet ettirememek;ateş almama.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «gufrân» dan if.) (mü. müstağfire). Ettiği günahların affını Tanrı’dan isteyen, tövbe ve istiğfâr eyleyen: Sonunda müstağfir oldu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Dersiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefret» ten if.) (mü. müteneffire). Nefret eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kelvin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مسافر] yolcu. 2.konuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Cemâat, topluluk. Nefîr-i Am = Düşmanla savaşmak için halktan toplanan asker. 2. Boru şeklinde eski bir Türk nefesli sazı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نفير] boynuzdan yapılmış boru.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Somaki.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. porphyre

min. kayaç

Yer kabuğunun yapı gereci olan bir veya birkaç mineralden oluşan kütle.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porphyry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Eski andezitlerin umumî adı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. seri ateşli (top).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) süratle ateş eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) tekrar teyit etmek, tekrar doğrulamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(k A. F.). Ruhu okşayan, hoşa giden, ruh eğlendirici.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hair brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hair brush. hairbrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Yunanca’dan). Gök yakut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Islık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapphire. sapphire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapphire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapphire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [صفير] ıslık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(İbr.) - Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İnce güzel ses. 2.Islık.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. safîriyye). Islık sesine benzer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eskiden tıpta kullanılan bir bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Küçük kavun şeklinde yenmez lâkin güzel kokulu bir meyve. 2. mec. Cılız ve biçimsiz yamrıyumru adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Asker eyerinin örtüsü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yassı bir şeyle vurmaktan çıkan sesi taklid ve tasvir eder: Şark şark, şırak şırak yanaklarına vuruyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A., F. «sedrenç» den veya Hindçe «set-renk» den galatı: santraç). Dama gibi hânelere bölünmüş bir tahtanın üzerinde pullarla oynanılan oyun: Şatranç oynamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir çeşit kazak kayığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassador. envoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassador. envoy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سفير] elçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - El içi. Yabancı diplomat

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.), «sefâret» ten smüş.) (c. süferâ). Elçi. Sefîr-I kebîr = Büyükelçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassadoress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سفيرکبير] büyükelçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassadorship. envoyship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ambassadorship. envoyship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. şeh-zâde). Şehzâdeler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Serefrâz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سرفراز] başı yüce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Azamet ve heybet sahibi: Şevketlû pâdişâhımız efendimiz hazretleri.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mermi ateşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(SIFR) (i. A.) (c. asfâr). Kendiliğinden hiçe işaret olduğu hâlde rakamların sağında yazıldıkça onlara bir derece kazandırıp meselâ biri on ve ikiyi yirmi eden işaret ki, «0» şeklindedir. Solda sıfır = Hiçbir ehemmiyeti olmayan, hiç hükmünde olan. Sıfırı tüketmek = 1. mec. Karşılıkta bulunmaktan ve bir şeye devamdan Aciz kalmak. 2. Telef olmak: Herif soğuktan orada sıfırı tüketmiş. 3. Boş, hiçbir şeyi olmayan. Sıfrü’l-yed = Eli boş, Fars. tehîdest.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

zero. zero. null. o. naught. nought. nothing. nil. ought. cypher. cipher. nought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cipher. naught. nil. nothing. nought. null. zero.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nothing. zero. completely worthless person or thing. naught. nil.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Video ekleme düzenlemesinde kullanılan işlev. Sıfır Ayar Hafızasıyla bitiş noktasını işaretleyerek ekleme kaydının otomatik olarak bu noktada durduğundan emin olabilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Bu özellik, kaset bölümündeki önceki çekimlerin üzerine yeni çekimler yapmayı ve eklemeyi mümkün hale getirmektedir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacher who frequently gives zero or similar grades.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to zeroize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

initialize. reset. to zero.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Başını yukarı kaldıran yükselten, benzerlerinden üstün olan. Aslı Serfıraz’dır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Top arabası okunun önüne konan ağaç.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., k.dili. çabuk öfkelenen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., k.dili başaracağı şüphe götürmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hufre» den). Çukur kazma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «safir» den ). 1. Sarartma, sarıya boyama. 2. Islık çalma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «küfr» den). Küfre nisbet etme, küfür isnâd etme, birinin bir söz veya fiiline dayanarak kâfir olduğuna hükmetme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تکفير] kafirlikle suçlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wire brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nefret» ten masdar). İğrendirme, nefret ettirme..

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

kara, yeryüzünün kara kısmı, toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «sefer» den). Sefere yollama, yola koyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefret» ten). Çoğaltma, Osm. teksir ve tezyîd etme.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. doğrulanmamış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Uzay mekiğinin içindeki astronotların havada yüzer gibi dolaştıklarını, eşyaların ortalarda uçuştuklarını televizyonda görmüşsünüzdür. Uzay mekiğinin dönüp durduğu yükseklik, dünyanın boyutları ile mukayese edildiğinde o kadar da fazla değildir. Peki nasıl oluyor da bu kadar bir yükseklikte yer çekimi sıfırlanıyor? Koskoca Ay’ı bile yörüngesinde tutan dünyamızın çekim gücü, ufacık bir uzay aracına nasıl etkili olamıyor?

Aslına uzay aracında da yer çekiminin yok olması söz konusu değildir. “Yerçekimsiz ortam” deyimi doğrudur ama bu, mekiğin yörüngesindeki uçuşundan doğan bir durumdur.

Astronotları (veya kozmonotları) bu ortama alıştırmak için özel hazırlanmış yolcu uçaklarının kullanıldıklarını duymuşsunuzdur. Uçak belirli bir yüksekliğe gelince aniden ve hızla bir eğri çizerek yere doğru inişe geçer. Saniyeler süren bir sürede uçağın içinde yer çekimsiz ortam yaratılmış olur.

Uzay mekiğinin ve uzay istasyonlarının dünya etrafında dönüşü, uçağın yaptığı hareketin veya çizdiği rotanın sürekli olan bir şeklidir. Yerden bakınca düz gidiyormuş gibi görünür ama uzay aracı devamlı düşüş halindedir. Eğer düz gitseydi (uzaydan baktığınızı düşünün) yörüngeden çıkar giderdi. Nasıl lunaparkta eğlence trenleri önce yükseğe çıkar sonra oradan hızla düşermiş gibi inerse, uzay aracının da dönüşü, aslında bu düşüş hareketinin devamlı bir halidir.

Uzay araçlarının uçtukları yükseklikte şüphesiz yer çekimi vardır ama bu sadece aracı yörüngede tutmaya yarar. Dünya’dan Ay’a doğru düz bir hat üzerinde yolculuk yaptığınızı düşünün. Ay ile Dünya arasında öyle bir nokta vardır ki burada Dünya’nın yerçekimi kuvveti biter Ay’ınki başlar. Yani uzayda nereye giderseniz gidin bir şeyin sizi çekmesinden kurtuluş yoktur.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A. «vefret» ten) (mü. vâfire). Bol, Ar. kesîr, Fars. bisyâr, firâvân. Bahr-i VAfir = Arûzda bir şiir vezni.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وافر] bol.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok, bol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vafir).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Çok, bol.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Vefir).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(VE YAHUT) (e.). Yahut, veya.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. söndürülmesi güç ateş. spread like wildfire söndürülmesi imkansız derecede yayılmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(YAHÜD) (e. F.). İki şekilden birini ifâde eder: Bugün yahut yarın geliniz. Ya bugün gideriz, yahut yarın. Bana haber yollarsınız, veyahut ben haber gönderip sorarım.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Zafer kazanan, üstün gelen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. A. tıp). Nefes verme. Mukabili: Şehîk (nefes alma).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sigara ağızlığı ve pipo içinde hâsıl olan siyah ve pek acı madde. 2. mec. Karanlık, acılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Pek siyah veya karanlık: Zifîrî karanlık.”

Türkçe Sözlük by