Fit ne demek? | Fit anlamı nedir? | Fit

Fit anlamı nedir?

Fit ne demek?

Fit anlamı nedir?

Fit | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: fit

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fenalığa sevk ve teşvik edip dürtme. Ar. iğvâ, iğfâl, ifsâd: Fit vermek. 2. Kumarda kaybettikten sonra kazanma, eşitlik elde etme: Fit olmak, (denizcilik) Fit tulumbası = Makinelerin hareketiyle işleyen ve kazana su vermeye mahsus tulumba.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fitlemek vesaire, (bk.) Fit vesaire.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. fit

1. ödeşme, 2. razı olma

1. Ödeşmek işi. 2. Benimseme, kabul etme.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In Old English, a song; a strain; a canto or portion of a ballad; a passus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Adapted to an end, object, or design; suitable by nature or by art; suited by character, qualitties, circumstances, education, etc.; qualified; competent; worthy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Prepared; ready.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conformed to a standart of duty, properiety, or taste; convenient; meet; becoming; proper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make fit or suitable; to adapt to the purpose intended; to qualify; to put into a condition of readiness or preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring to a required form and size; to shape aright; to adapt to a model; to adjust; said especially of the work of a carpenter, machinist, tailor, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To supply with something that is suitable or fit, or that is shaped and adjusted to the use required.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be suitable to; to answer the requirements of; to be correctly shaped and adjusted to; as, if the coat fits you, put it on.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be proper or becoming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be adjusted to a particular shape or size; to suit; to be adapted; as, his coat fits very well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The quality of being fit; adjustment; adaptedness; as of dress to the person of the wearer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The coincidence of parts that come in contact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The part of an object upon which anything fits tightly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A stroke or blow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sudden and violent attack of a disorder; a stroke of disease, as of epilepsy or apoplexy, which produces convulsions or unconsciousness; a convulsion; a paroxysm; hence, a period of exacerbation of a disease; in general, an attack of disease; as, a fit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mood of any kind which masters or possesses one for a time; a temporary, absorbing affection; a paroxysm; as, a fit of melancholy, of passion, or of laughter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A passing humor; a caprice; a sudden and unusual effort, activity, or motion, followed by relaxation or inaction; an impulsive and irregular action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A darting point; a sudden emission. the manner in which something fits; 'I admired the fit of her coat' a display of bad temper; 'he had a fit'; 'she threw a tantrum'; 'he made a scene' insert or adjust several objects or people; 'Can you fit the toy into

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being even. having no store to settle. feet. quits.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a display of bad temper; 'he had a fit'; 'she threw a tantrum'; 'he made a scene'. a sudden uncontrollable attack; 'a paroxysm of giggling'; 'a fit of coughing'; 'convulsions of laughter'. the manner in which something fits; 'I admired the fit of her coat

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The matching of the investor's requirements and needs such as risk tolerance and growth potential preference with a specific investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to ability of film to be registered during stripping and assembly Good fit means that all images register to other film for the same job.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A situation in which the investor's requirements and needs such as risk tolerance and growth potential preference are met by a specific investment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abr /CRS Foreign independent tour Now generally used to indicate any independent travel, domestic or international, that does not involve a package tour.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Failures In Time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The amount of internal clearance in a bearing Fit can also be used to describe shaft and housing size and how they relate to the bore or outside diameter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The ability of an item to physically interface or interconnect with or become an integral part of another item.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Individual travel in which a tour operator has previously arranged blocks of rooms at various destinations in advance for use by individual travelers These travelers travel independently, not in a group, usually by rental car or public transportation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Foundation for International Training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Referring to the relationship between the business strategy and the business environment, when the organization pursues purposes and takes actions that are consistent with the needs, perceptions, and behaviors of the other actors within the environment. a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Viewing operation that expands the window area to include all elements, on all turned on levels in the view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One Failure In Time corresponds to one fail per billion chip-hours.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The consistencies, coherence and congruence of the organisation. find the values that make the equation agree best with the data You can use a least squares fit program to get a and b, the parameters of a straight line that describe the data well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The alignment of two or more printed images on the same paper, negative, or other material See register/registration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fitness Improvement Training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Feature Integration Testing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The relation between two mating parts with reference to the conditions of an assembly For example: Wrench fit; close fit; medium fit; free fit; loose fit The quality of fit is dependent upon both the relative size and the quality of finish of the mating p

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The general term used to specify the range of tightness or looseness as a result of a specific combination of allowances and tolerances in the design of mating part features There are four fits: clearance, interference, transition, and line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fundamentals of Instructor Training.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dishwashing liquid , washing-up liquid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uygun, münasip, yakışır, yaraşır, Iâyık, elverişli; hazır; zinde, sıhhatli. fit for nothing hiç bir işe yaramaz. fit to be seen görülmeye hazır. fit to be tied (h). dili çok kızmış, çok sinirli; sabırsız, patlayacak halde. a dish fit for a king kra

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (ted, ting) (i). uygun olmak; uygun bir hale getirmek, prova etmek; uydurmak; dikkatle üzerine koymak; uymak; uygun gelmek, münasip olmak; yakışmak; (i). uyma, uygun gelme, munasip olma. tight fit sıkı geçme. fit out ihtiyacını temin etmek, teçhiz

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hastalık nöbeti, sara, ihtilaç, tutarak; ani olarak zuhur eden geçici hal; devre. a fainting fit baygınlık nöbeti, bayılma. by fits and starts ara sıra, düzensiz olarak, ıspazmoz kabilinden. have a fit sarası tutmak; slang deli olmak. have a fit

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aftâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anfiteatr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Oturulacak yerleri kademe kademe yükselen büyük yapı. 2. Kademeli şekilde yükselen arazi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uygun olmak, münasip olmak, denk gelmek. befitting s. uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fayda, kar, yarar, menfaat; menfaat için tertiplenen eğlence veya gösteri; hak, imtiyaz, yetki; f. hayır işlemek, iyiliği dokunmak; istifade etmek, yararlanmak. benefit of clergy eskiden ruhban sınıfına tanınan dokunulmazlık imtiyazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bisülfit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «cühûd» dan, o da Arapça «yahûdî» den kl, Yahûda bin YAkub’a nisbetledir). Yahudi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yahudilik, Yahudi cinsiyet ve mezhebi. 2. Münâfıklık.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kokarsedefotu): Sedefotugillerden, çayırlarda ve hendek kenarlarında yetişen zehirli bir bitkidir. Yaprakları geniş, çiçekleri küçük ve sarı renklidir. Çiçekleri dallarının dışına çıkmış demetler şeklindedir. Keskin bir kokusu vardır. Acıdır. Kullanırken, tavsiye edilen dozu aşmamak gerekir. Kullanıldığı yerler: Kalp çarpıntılarını giderir. Mide ağrılarını dindirir. Zeytinyağı ile kavrulduktan sonra çıbanların üstüne konulacak olursa, olgunlaştırır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bonbon, birçeşit şekerleme; şekerli meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yenmek, mağlup etmek, bozguna uğratmak; sinirlendirmek, rahatsız etmek; şaşırtmak. discomfiture (i). rahatsızlık; şaşkınlık; bozgun, yenilgi, hezimet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épiphyte

bit. b. üst bitken

Başka bir bitkinin üzerinde biten ancak asalak olmayan (bitki).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Yarma, yarılma, çatlama. 2. (tıp) Kasık yarığı, kasık zarının yarılmasıyle bağırsakların torba içine dolmasından ibaret sakatlık: Fıtık hastalığı (bu mânâda galat olarak fetk yerine fıtık denir). Fıtk-ı rahim, fıtk-ı mesane = bu organların aşağıya sarkması, (bk.) Fıtık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Futa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Futa.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (zool). sansara benzer küçük bir hayvan, kokarca; bu hayvanın kürkü. fitch (i)., fitch brush kokarca kılından fırça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fitne). Fitneler, (bk.) Fitne.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فتن] fitneler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Barsakların karın çeperini geçip deri altında ur gibi bir şişkinlik meydana getirmesi, kavlıç, (bk.) Fetk.

Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir organının; genellikle bağırsağın, kaslar arasındaki zayıf bir noktadan dışarı çıkmasına fıtık denir. Fıtık olan yerde, şişlik görülür. Öksürünce veya ıkınınca büyür. Ağır işler yapmaktan, öksürmekten ve ıkınmaktan, hoplayıp zıplamaktan kaçınmak gerekir. Ameliyat olunmayacaksa, fıtıkbağı kullanmak faydalıdır. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Keçiboynuzu

Hazırlanışı : Her gün 100 gram keçiboynuzu dövülüp yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hernia. rupture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hernia. rupture. rupture kavlıç. yarımlık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hernia. rupture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rupture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kandil ve muma konulan pamuktan bükülmüş ip. Fitil emdiği yağla yanıp ortalığı aydınlatır: Kandilin fitili bitti; bu mumların fitilleri pek kalın. 2. En evvel icat olunan tüfek ve topların falyelerine konulan kaytan ki, bir ucu tutuşturulup ateş falye deliğine ulaşınca içlerindeki barut parlayıp silâh boşanırdı: Tüfek, top fitili. 3. Merheme batiniıp yaraya geçirilen uzun tiftik. 4. Kumaşın altına kaytan gibi bükülmüş bir şey konup dıştan kabarık yol gibi görünen dikiş: Fitil yapmak; fitil çevirmek. Fitili almak = Birdenbire hiddet edip parlamak. İdare fitili = Eskiden kullanılan pek az yağ yakan ve az ışık veren kandil. Burnundan fitil fitil gelmek = Edilen fenalığın karşılığını görmek. Fitiltaşı — Cam gibi şeffaf, kâğıt gibi yumuşak ve kolay kesilir, ateşte yanmaz bir maden ki, soba, kapı ve pencerelerine ve buna benzer şeylere takılır. Osm. hâcer-i fetîle, dağ keteni, Fr. amiante. Fitil vermek = Kızdırmak, azdırmak, (denizcilik) Fitil tahtası = Geminin iç kaplamasından iki lumbar arasında kaplanan tahtalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wick. candlewick. cord. fuse. fuze. portfire. detonator. flute. piping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wick. suppository. fuse. slow match.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fuse. match. suppository. wick. seton. tent. piping. primer. tampon. bob. heart yarn. heart. core. cord. stripe. slow match. slub. roving. silver. detonator. pissed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Fişek, dinamit gibi patlayıcı şeylerin fitilini ateşlemek. 2. mec. Fitil vermek, birini kızdırmak veya kışkırtmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to light the fuse of. to incite. to enrage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to attach a fuse or wick to. to light the fuse of. to incite sb to do something rash. set off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fitili olan veya fitille ateşlenen ateşli silâh: Fitilli top, fitilli tüfek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

having a wick. corded. having a suppository. having a fuse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fitted with a wick. fuse. seton or piping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıtr, fıtra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fit vermek, kışkırtmak, Osm. ifsâd etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fit veren, Osm. ifsâd eden.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). Iâyık olduğu şekilde, munasip surette, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zihin açıklığı, uyanıklık, anlayış, zeyreklik: Eshâb-ı zekâ ve fıtnattan = Zekâ ve fıtnat sahiplerinden (fetânet ile aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فطنت] kavrayış, zekîlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı. Türk şairlerinden meşhur bir İslam hanımının adıdır. Asıl adı Zübeyde’dir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. fiten). 1. Azdırma, baştan çıkarma. 2. Karışıklık, fesat. Fars. şûriş. 3. Fitne ve fesada sebep olacak derecede güzel kadın. 4. Ara bozan, karıştırıcı, hilekâr adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

instigation. disorder. sedition. mischief-making. factious. factional.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discard. dissension. strife (caused by sb not actually involved in it. cabal. sedition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فتنه] bölücülük, kargaşa çıkartma. 2.sıkıntı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. fitne, Fars. Amîhten = karıştırmak). Fesat karıştıran, fesatçı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (Ar. fitne = fesat, Fars. cüsten = aramak). Fesat arayan, iş karıştırmaya vesile arayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. fitne = fesat, Fars. engîhten = koparmak). Fesat kopana, fesad çıkaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Fitneci, fesatçı-

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

factious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mischief-maker. sower of dissent. factious. seditious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gammazlamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to criticize sb behind his / her back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. fitness

sağlıklı yaşam

Sağlık kurallarına dikkat ederek sürdürülen hayat.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iiyakat; uygun ve yerinde oluş; sıhhatte oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. phytogeography

coğ. bitki coğrafyası

Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğrafya bilimi.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Oruç açma, oruç bozma. Zekât-ı fıtır. (bk.) Fıtra. lyd-ı fıtr = Ramazan bayramı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فطره] fitre. 2.kuru üzüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (yukarıdaki kelimenin aynıdır). Ramazan bayramında verilen miktarı belirli sadaka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Eğerin arkasına hususî kayışlarla bağlanan eşya, terki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), 1. Yaradılış, Ar. hilkat, Fars. Aferîniş: Fıtrat-ı Alem. 2. Yaratılış, ahlâk, tabiat, maya. Herkesin fıtratı başkadır. Asalet onun fıtratında vardır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فطرت] yaratılış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فطرتا] yaratılıştan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıtra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fıtriyye). Hilkatte, yaratılışta olan, doğuştan. (Fr. par naissance), Ar. hulki, tabiî, cibillî. İstidâd-ı fıtrî, mehâsin-i fıtriyye = Doğuştan iyi huylar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

connate. inborn. inbred.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فطری] yaratılıştan gelen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). prova eden terzi; (mak). boru işlerine bakan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s)., (gen). (çoğ). prova; tertibat, teçhizat, takım; (s). uygun, münasip, yerinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fetâ). Fetâlar, gençler, fütüvvet sahipleri, (bk.) Fetâ.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فتيان] gençler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (ark.) abidelerde sonradan kazılmış resim veya yazı; duvara karalanan yazı .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

black lead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lead. graphite. black lead. plumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

graphite. black lead. blacklead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plumbago.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hafîd.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عيد فطر] ramazan bayramı, şeker bayramı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «feth» den masdar). 1. Açılma, Osm. küşade olma. 2. (tıp) Tıkanmış bir uzvun açılması, insidadın zıddı.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. uygun gelmeyiş; iyi uymayan şey; uyumsuz kimse, çevresine uymayan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «left» ten lf.) (mü. mültefite). 1. İltifat eden, yüzünü çevirip bakan, iltifatçı: Çok mültefit adamdır. 2. Ehemmiyet veren: Benim fikirlerime mültefit olmadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

obliging.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ملتفت] iltifat eden, güleryüzlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) kâr gayesi gütmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ted, -ting) takım donatısı; gereçler; A.B.D., k.dili askeri birlik; bir zaman için ihtiyacı karşılayan giyecekler; f. donatmak, gereçlerini sağlamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. teçhizatçı; giyim eşyası satan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boru donanımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. kâr getirmek, kazanç getirmek; kazanmak, istifade etmek; faydası olmak, işe yaramak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kâr, kazanç; menfaat, fayda, yarar. profit motive kâr güdüsü. profit sharing kârı bölüştürme. profit and loss account kâr ve zarar hesabı. gross profit brüt kâr. net profit net kar. paper profits muhtemel kâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kârlı, kazançlı, faydalı. profitabil'ity i. kazançlılık, fayda. profitably z. kazançla, menfaatle, karlı olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hal ve keyfiyetlerden yararlanarak haddinden fazla para kazanmak; i. vurguncu kimse, fırsatçı kimse. profiteer İng. i. vurgunculuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız; faydasız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. biyoloji). Bazı hücrelerde bulunan billûrî bir madde.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.), (i.) tekrar kullanılacak hale koymak, tamir edip yenilemek, düzeltmek; tekrar kullanılacak hale gelmek; (i.) tamir, ıslah, yeniden donatma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Y.). Çürümeye yüz tutmuş maddelerde üreyen mikrop.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. saprophyte

biy. çürükçül

Doğal olarak hayvan ve bitki kalıntılarının üzerinde yaşayan ve onların çürümesine yol açan (bitki ve organizmalar).


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., mim. kemer, balkon veya merdivenin alt yüzü; taban.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. buhar borucusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulphite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sulphite. sulfite.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. sulfit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., f. (-ted.- ting) uygunsuz; uymaz; intibak etmez; ehliyetsiz; f. ehliyetsizleştirmek, kuvvetten düşürmek, zayıflatmak. unfit for service iş görecek halde olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. karsız, verimsiz; boş, nafile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by