Fiyango, Fi Yonga, Fiyong ne demek? | Fiyango, Fi Yonga, Fiyong anlamı nedir? | Fiyango, Fi Yonga, Fiyong

Fiyango, Fi Yonga, Fiyong anlamı nedir?

Fiyango, Fi Yonga, Fiyong ne demek?

Fiyango, Fi Yonga, Fiyong anlamı nedir?

Fiyango, Fi Yonga, Fiyong | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: fiyango fi yonga fiyong

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Kurdele ve benzerlerinin kelebek biçiminde bağlanmış şekli.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah’ın kulu. -(bkz.el-Hafız). Allah’ın isimlerinden.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yaratan Allah’ın kulu. - Nafı kelimesi, Allah’ın isimlerindendir. (bkz.en-Nafı).

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Rafı’nin kulu. (bkz.er-Rafi). Allah’ın isimlerinden

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

liberal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholic. hospitable. liberal. open minded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

catholicity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Microsoft’un haberleri, e-postaları ve ajanda güncellemelerini gerçek zamanlı olarak algılanabilmesini sağlayan programı.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a good judge of character.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عدم تأليفيت] uzlaşamama, bir araya gelememe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat). sonu olmayarak, nihayetsiz bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f), (i). nişanlamak; (i). nişan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (huk). yemin ederek verilen yazılı ifade, yeminli beyan. draw up an affidavit yeminli beyan yazmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). yakın ilişki kurmak, sıkı münasebette bulunmak; evlât edinmek; (huk). baba tanımak; aslını ve soyunu tayin etmek; (i). bağlı şirket. affiliate wrth iltihak etmek, katılmak; üye olmak. affilia'tion (i). yakın ilişki, sıkı münasebet; ev

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğilim, meyil, eğinim; (kim). çekme; alâka, ilgi, cazibe; dünürlük, hısımlık, nikâhtan hâsıl olan akrabalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). demek, söylemek, beyan etmek, iddia etmek; (gram)., (man). tasdik etmek, ispat etmek; teyit etmek; (huk). tasvip etmek affirmable (s). iddia olunabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasvip, tasdik; müspet ifade; (huk). yemin yerine geçen söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). olumlu, müspet, tasdik edilen; (i). müspet iddia; tartışmada olumlu tezi savunanları tutan taraf; olumlu cevap a decided affirmative kuvvetli ve olumlu karar. in the affirmative ispat ve tasdik anlamında, olumlu, müspet. The affirma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ek, ilâve (kelimenin başına veya sonuna).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). eklemek, ilâve etmek; takmak; koymak, atmak (imza).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Argoda gösteriş, caka, çalım. Afi kesmek; cakalı davranmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Identifies the format and type of address in use.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force Instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force Installation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Included in the header of a transmitted packet It identifies the format of the incoming message for the receiver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and format identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier First byte of the ATM address that determines the address type AFI 39 is DCC, 47 is ICD, and 45 indicates an E 164 format. authority and format Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force instruction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Authority and Format Identifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

AppleTalk Filing Interface.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). kıra, kırda, evden uzak. far afield sadetten uzak, konu dışında.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. afîfe) («iffet» ten smüş.). 1. Namuslu, ırzlı, ırz ve namus sahibi afîfe bîr kadın. 2. İrtikâp etmez, doğru, namus sahibi: Afif bir memur.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عفيف] iffetli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2.Doğru, haramdan sakınan, yolsuzluğa sapmaz kişi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(A. F.). Temiz olarak, temizce, tertemiz şekilde.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) . - (bkz.Afif). IV. Mehmed’in hanımı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (uföl’den). 1. Ufûl eden, gurûbeden, batan (güneş, yıldız). 2. Görünmez olan, kaybolan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفل] batan. 2.görünmez olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2.Görünmez olan, kaybolan

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Afi ile yapılan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tutuşmuş, yanmakta, alev alev.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Duvar ilânı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. affiche

ası

Bir şeyi duyurmak veya tanıtmak için hazırlanan, kalabalığın görebileceği yere asılmış, genellikle resimli duvar ilanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

automated flight inspection system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated Fingerprint I D System. Automated Fingerprint Identification System A system originally developed for use by law enforcement agencies, which compares a single fingerprint with a database of fingerprint images Subsequent developments have seen it

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Airborne Flight Info System.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Automated flight information system.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Air Force Intelligence Service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster. bill. placard. show card. banner.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bill. placard. poster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

poster. placard. posting-bill. advertisement. display poster. marquee. net circulation. notice. pancarte. bill poster. posting bill. signboard. wall advertisement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. affiché

ekon. açıklanmış

Açıklama yapılmış olan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aftâb.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آفتاب] güneş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) l. Güneş, gün ışığı. 2.Çok güzel, dilber, parlak yüz.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [آفتاب جمال] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Hastalıklardan ve illetlerden sâlim ve berî olma.Sıhhatte, afiyette olmak, iâde-i Afiyet etmek = İyileşmek. Afiyet olsun, ola I = Bir şey yiyip içenlere söylenir dua tâbiridir. (Dayak yiyene de bazen istihza yoluyla «Afiyet olsun» denir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

appetite. health.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

health esenlik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

good health. well being.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عافيت] esenlik. âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آفيت بخش] afiyet verici.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Weighted Average Price)

Bir sonraki seansa ait baz fiyatın hesaplanmasına esas teşkil eden hisse senedinin miktar ağırlıklı ve küsüratsız fiyatıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yazma kabiliyetinin kaybı.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Yun.

ruh b. yazma yitimi

Ellerinde, parmaklarında hiçbir sakatlık olmamasına karşın ruhsal sebeplerle yazma melekesini yitirme.


Yabancı Kelime by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [علی الانفراد] birer birer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

purchase price. buying price. buying rate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the lower part. the underside. remainder. the rest. the outcome. all that is involved (is only.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anfi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amphitheatre. theater. theatre. lecture theater. lecture theatre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amp. amfiteatr.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture room. amphitheater.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amphibie

1. biy. iki yaşamlılar, 2. yüzergezer

1. Hem suyun içinde hem de karada yaşayabilen canlılar. 2. Karada olduğu gibi suda da kullanılabilen (araba, tank, uçak vb. araç).


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amphibian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amphibique

iki yaşamlı

Hem suyun içinde hem karada yaşayabilen.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anfibol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amphibole.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Anfiteatr.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). amplifikasyon , ses hacmini artırma; genişletme, büyütme ; (kon). (san). tafsilâtlı izahat; ilâve; abartma, mübalâğa; görülen noktayı büyütme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. amplificateur

fiz. yükselteç

Alçak veya yüksek frekanslı akımların yararlı etkilerini artırmaya yarayan araç.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amplifier.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Belkemiği, omurga kemiği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

directive / leading idea. main idea. basic idea. basic message. burden. central idea. governing idea. directive idea. nub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anaphylaxie

fiz. aşırı duyarlık

Organizmaya giren yabancı bir madde yüzünden canlı varlıklarda oluşan aşırı tepki.


Yabancı Kelime by

Teknolojik Terim

Anamorfik zoom modu, HD Ready projektörler yelpazemizde sinemaya özgü en boy oranını sunar. Gelişmiş sinyal işleme özelliği ile, filmleri sinemada izleyebildiğiniz gibi görüntüleyin. İsteğe bağlı anamorfik zoom lensi, görüntüyü yatay olarak genişletir.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Anfiteatr kelimesinin kısaltılmışı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir silikat familyası. Bunlar fizik ve kimya bakımından piroksenlerden farklı olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Oturulacak yerleri kademe kademe yükselen büyük yapı. 2. Kademeli şekilde yükselen arazi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. angiographie

tıp damar görüntüleme

Damar içine X ışınlarını geçirmeyen bir madde verildikten sonra damarların filminin alınması.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pistachio.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Bir ağaç ve bu ağacın kabuklu meyvesi. Yanlışlıkla şamfıstığı da denen bu bitki Antepfıstığıgillerin örnek bitkisidir. (Pistacia vera).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(Şam fıstığı): Antepfıstığıgiller familyasındandır; Gaziantep havalisinde yetiştirilen, 5-10 metre yüksekliğinde bir ağaç ve bunun meyvesidir. İçeriğinde sabit yağ, sakkaroz ve proteinli maddeler vardır. Kullanıldığı yerler: Vücudun gelişmesini sağlar. Bedeni ve zihni gücü arttırır. Cinsel istekleri kamçılar. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir. Göğsü yumuşatır, öksürük söktürür.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

( i.c ). Ayrı taçyapraklılardan bir bitki familyası.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Arabamızın motoru arabayı yürütecek gücü sağlarken bir yandan da ısı üretir. Motor bloğu içinde devamlı dolaşan su ile motor soğutulur. Motordan aldığı ısı ile ısınan bu su da radyatörde havanın yardımıyla soğutulur.

Kapalı bir çevrimde ve ideal ısı dengelerinde devamlı oluşan bu olayın farkına biz ancak, herhangi bir arıza durumunda soğutma olayı yetersiz kaldığında, radyatörden buharlar çıktığında, yani bilinen tabiri ile arabamız hararet yaptığında varırız.

Kışın soğuk aylarında, hava sıcaklığı sıfırın altına düşünce, arabamız kapı önünde hareketsiz halde iken bu soğutma suyu da her su gibi donabilir. Donunca genişler ve yaptığı basınçla motor bloğunu çatlatabilir. Bu olayı önlemek için suyun içine, sıfırın çok altındaki derecelerde bile donmasına mani olacak ‘anti-firiz’ dediğimiz sıvı ilave edilir.

Motorun soğutma suyunun içine ne oranda antifiriz konulacağını, o bölgede olabilecek en düşük hava sıcaklığı belirler. O zaman şöyle düşünülebilir. Tam emniyetli olması bakımından, soğutma suyunun yerine niçin tamamen antifiriz doldurmuyoruz? Antifiriz oranı yüzde yüzü bulunca sıcaklık ne kadar düşerse düşsün maksimum korunma sağlanmış olmaz mı?

Hayır, olmuyor. Mantıken ters gelebilir ama belirli orandan fazla konulan antifiriz bu sefer de tamamen ters tepki veriyor. Suya yüzde 50 oranında katılmış antifiriz -37 derecede donarken, antifirizin kendisi yani saf antifiriz -12 derecede donuyor.

Suyla karışabilen her şey onun sıfır derece olan donma noktasını düşürür. Yani donma derecesini düşürmek için suya toz şeker, şurup hatta aküdeki asit bile konulabilir. Hepsi de bir dereceye kadar aynı işlevi görür ancak hiçbiri diğer tehlikeli yan etkileri bakımından tavsiye edilmez.

İlk otomobillerde şeker ve balın antifiriz olarak kullanılmaları denendi, sonraları ise alkolde karar kılındı. Ancak bu sefer de alkolün kaynama noktası düşük olduğundan motor sıcakken sorun çıkardı. O halde ideal antifirizin donmayı önlemesi ama aynı zamanda da suyun kaynamasına sebep olmaması gerekiyordu. Günümüzde bu amaçla ‘etilen glikol’ denilen renksiz kimyasal bir sıvı kullanılıyor.

Suyun içine katılan kimyasalların donmayı önleme özelliği, suyun ve buzun moleküler yapıları ve antifirizin bu yapılara olan etkisinden ileri geliyor. Bilindiği gibi tüm sıvılarda olduğu gibi suda da moleküller serbest ve düzensiz halde, katılarda (buzda) ise sabit ve düzgün bir yapıdadırlar. Su donarken önce moleküllerinin hareketleri yavaşlar sonra da düzgün ve sabit bir pozisyona gelirler yani kristalleşirler. İşte antifirizin buradaki rolü, moleküllerinin su molekülleri ile birleşerek onların buz kristalleri oluşturmalarına mani olmaktır.

Peki öyleyse ortada su yokken antifiriz kendi kendine niçin daha çabuk donuyor? Çünkü suya katıldığında antifirizin su moleküllerine yaptığını su da antifiriz moleküllerine yapar. Donmayı önlemek daha doğrusu geciktirmek iki taraflı çalışır, su da antifirizin donma derecesini düşürür. Sonuç olarak arabanın soğutma suyuna önerilenden fazla antifiriz konmasının hiçbir faydası yoktur aksine zararı vardır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. Y. felsefe). Tanrı veya başka mefhumları insan mahiyetinde ve insan biçiminde tasarlıyan doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. anthropomorphisme

fel. insan biçimcilik

İnsanın niteliklerinin başka bir varlığa, özellikle Tanrı’ya aktarılması.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Geleneksel video kameralarda, arkadan güçlü bir ışık geldiğinde nesneler silüetler şeklinde görünebilir. Tüm Handycam modellerinde, bunu engelleyen ve nesnelerin net görünmesini sağlayan Backlight Compensation (Arka Işık Telafisi) sistemi bulunmaktadır.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oyun, hile, desise; hüner, sanat; hunerli iş; ustalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sanatkâr, sanat erbabı; icat eden kimse; askeri teknisyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yapma, suni, taklit; yalan, yalancy, sahte, zoraki. artificially (z). sahte olarak, suni olarak, yapmacıkla.artificial horizon (hav). suni ufuk. artificial insemination suni ilkahç

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapmacık tavırlar; sunilik; taklit şey.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. asafîye). Vezire ait. Emr-i Asâfî = Vezir emri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. usfur). Usfurlar. (bk.) usfur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. safî), (bk.) Safî.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. astrophysique

gök. b. yıldız fiziği

Yıldızların ışığını inceleyen, fizik yapılarını araştıran bilim kolu.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

astrophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fancy price. exorbitant price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. atfiyye). Arap harflerinde kelime ve cümlelerin atıf harfi denilen harflerden biri vasıtasiyle birbirine bağlanmaları hususuna mensup ve müteallik: Hurûf-ı atfiyye.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

iMac’ın yeni grafik kartı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

Bir sıvı karışımındaki metal miktarlarını saptayan analiz yöntemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Esirgeyici ve pek merhametli olan kimseye ve atûfetlû resmî lakabını taşıyan kişilere mensup ve müteallik mânâsiyle yazışmalarda kullanılır tâbirdir: Cânib-i Alî-i atûfîlerine, zat-ı Alî-i atûfîleri.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) Arap düşünür (Basra- ? ) İhvanu’s-Safa denilen İslam felsefe akımının kurucularından biri.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

İng. ice-field

coğ. buzla

Deniz suyunun donmasıyla kutup bölgelerinde oluşan buz alanı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paternal line. paternal side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Papa fingo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

top gallant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). orman yangınını söndürmek için aksi yönde çıkartılan yangın; (mak). geri tepme; bunsen lambasında fitil yanmadan gazın tutuşması; (f). aksi yönde kasten yangın çıkarmak; geri tepmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Baffin arazisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). açık havada yakılan büyük ateş, şenlik ateşi; işaret vermek için yakılan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizontal bar. pull-up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizontal bar. chinning bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horizontal bar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

powder barrel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Base Price)

Bir hisse senedinin seans içinde işlem görebileceği üst ve alt fiyat limitlerinin ve fiyat adımlarının belirlenmesine esas teşkil eden fiyattır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base morphine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). takdis eden; mesut eden; neşe ifade eden. beatifically (z). mutluluk belirterek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). italyada eti çok sevilen birkaç cins küçük kuştan biri; bir çeşit ötleğen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bed = kötü, fiâl = işler). İşi kötü, fena işler.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. uygun olmak, münasip olmak, denk gelmek. befitting s. uygun.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

documentary film. documentary picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. maaşlı papazlık makamı; arpalık, tımar. beneficed s. maaşlı makam sahibi olan; arpalık sahibi olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. iyilik, hayır, lütuf, ihsan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. iyilik eden, hayır yapan, lütufkar. beneficently z. iyilik ederek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hayırlı; faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., sig. faydalanan kimse, müstefit sahip; maaşlı papazlık makamı veya tımar sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. fayda, kar, yarar, menfaat; menfaat için tertiplenen eğlence veya gösteri; hak, imtiyaz, yetki; f. hayır işlemek, iyiliği dokunmak; istifade etmek, yararlanmak. benefit of clergy eskiden ruhban sınıfına tanınan dokunulmazlık imtiyazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برفين] karlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Kardan yapılmış. 2.Tertemiz, kar gibi beyaz.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brain storming.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kütüphanelerde çok değerli veya çok kullanılan kitapların fotografını çekmede kullanılan mikrofilm.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. bibliophile

kitapsever

Öz ve biçim yönünden iyi nitelikli kitapları seçen, kitaba tutkuyla bağlı (kimse).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. bibliographie

kaynakça

Belli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan veya en iyilerini seçen eser.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography. bibliography kaynakça.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bibliography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing. pişirilen bir nevi kırmızı kış elması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ortadan ikiye ayrılmış olan, yarık. bifid'ity i. yarık oluş. bifidly yarık olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. in fact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالفعل] gerçekten, yaparak, katılarak, bizzat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., kim. bisülfit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biophysics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. biographie

öz geçmiş

Bir kimsenin doğumundan yaşadığı güne kadar geçirdiği belli başlı evreleri içeren yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

life history.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

biography. autobiography. life. life history. memo. memoir. personal record.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Soyut sanatta, geometrik biçimlerden çok bitki ya da hayvan biçimlerini anımsatan eğrisel dış çizgilerle oluşturulmuş biçimler. En tipik örnekleri Arp’ın resimlerinde görülür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. b = edat, el = harf-i tarif, fiil = iş). Fiilen, hakikaten, nazarî veya itibarî olmayarak: Bil-fiil askerlik hizmetinde bulunanlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(b = harf-i cer, lutuf = kerem, hi = onun). Tanrı’nın lutuf ve keremiyle: Bilutfihi Taâlâ bir çocuğum dünyaya geldi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. mavimtırak renkte, lüfere benzer eti lezzetli bir balık, zool. Pomatomus saltatrix.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., ing., (argo) hükümet hesabına çalışan araştırmacı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Lat. hilesiz, hakiki, iyi niyet ile.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirloin steak. fillet steak.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sirloin steak. fillet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şenlik ateşi, açık havada yakılan ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Stock Exchange Price)

Borsada belirli kurallara göre işleyen organize pazarlarda işlem gören menkul kıymetlerin, borsadaki arz ve talep koşullarına göre oluşan fiyatıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kendini hava ile şişirebilen bir balık, zool. Saccopharynx ampullaceus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paintbrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paint brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. bir işe başlamadan evvel kesin ve ayrıntılı bilgi vermek için yapılan kısa toplantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. briefing

bilgilendirme

Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açıklama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

briefing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

briefing. emergency edition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

En güçlü sinyallere sahip kanalları seçer ve frekans sırasına göre hafıza düğmelerine atar. RDS’li setlerde AF devreye sokulduğunda bu işlev, en güçlü sinyalleri, Program Tanımlama kodlarına göre artan sırada düzenler.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. boğa güreşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şakrakkuşu, zool. Pyrrhula pyrrhula; ing. üzerinden atla geçmeye imkan olmayan çalı çit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sakar kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kireçleşme, kireç haline gelme; kireçlenme, kalsifikasyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ısı meydana getiren, ısıtıcı. calorifica'tion (i). ısıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine ut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pine nut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

((pinus pinea): Çam kozalaklarının içinden çıkarılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığı kadar (25 gram)’dan fazla yenilmemelidir. Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem, akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Cinsel istekleri artırır, ruhi çöküntüyü giderir. Kalp hastalıklarında da faydalıdır.

Şifalı Bitki by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kamp ateşi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). incirlerin bir arı tarafından döllenmesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). yaban inciri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yayın balığı, (zool). Silurus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

teacup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). ateşkes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Büyük kalabalık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). belge, vesika; sertifika, tasdikname, şahadetname; ruhsat; diploma. birth certificate nüfus kâğıdı. health certificate sağlık belgesi. certificate of origin menşe belgesi, rapor. certificate of registry gemi tasdiknamesi. stock certificate hisse sen

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). belge vermek, belgelemek, tevsik etmek; vesika veya sertifika sağlamak. certifica'tion (i). belgeleme; ruhsat.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tasdikli, onaylı; tevsik edilmiş, bir belge ile tasdik edilmiş; garanti edilmiş; ruh hastası olduğuna kanunen hükmedilmiş. certified bill of lading tasdikli konşimento. certified carrier yetkili nakliyeci. certified check tasdikli çek, vizeli çek. c

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çerkesler’in konuşmaları gibi Türkçe’yi yanlış ve bozuk bir şive ile söyleme: Dili çetrefildir. Çetrefil söylüyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicated. confusing. incomprehensible.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

complicated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarterfinal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

quarter final.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). cost, freight and insurance.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ispinoz, (zool). Fringille coelebs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

sofrada yemeği ısıtmaya veya sıcak tutmaya mahsus alttan ısınan madeni cihaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). içten düğmeli palto veya pardesü; kanepe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Farsça «cühûd» dan, o da Arapça «yahûdî» den kl, Yahûda bin YAkub’a nisbetledir). Yahudi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yahudilik, Yahudi cinsiyet ve mezhebi. 2. Münâfıklık.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(kokarsedefotu): Sedefotugillerden, çayırlarda ve hendek kenarlarında yetişen zehirli bir bitkidir. Yaprakları geniş, çiçekleri küçük ve sarı renklidir. Çiçekleri dallarının dışına çıkmış demetler şeklindedir. Keskin bir kokusu vardır. Acıdır. Kullanırken, tavsiye edilen dozu aşmamak gerekir. Kullanıldığı yerler: Kalp çarpıntılarını giderir. Mide ağrılarını dindirir. Zeytinyağı ile kavrulduktan sonra çıbanların üstüne konulacak olursa, olgunlaştırır.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

subtlety.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ. Y). Basılacak resim veya yazıların kalıbını çinko üzerine çıkarmak sanatı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animated cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

animated cartoon. motion picture / animated cartoon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). aydınlatma, açıklama, vuzuha kavuşturma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Arayan abonenin telefon numaranın, aranan abonenin telefon ekranında gösterilmesidir.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

Arayan abonenin telefon numaranın, aranan abonenin telefon ekranında gösterilmemesi, gizlenmesidir.

Teknolojik Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). cimri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). horoz dovüşü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). katsayı, emsal: (s). beraber çalışan. coefficient of expansion genişleme katsayısı. coefficient of friction sürtünme katsayısı. differential coefficient turev -coele, -cele sonek oyuk (tıbbi terimlerde bedende oyuk anlamında kullanılır)

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). tabut; atın toynağı içinde kalan kısım; (f). tabuta koymak. coffin bone atın toynağı içindeki ayak kemiği. coffin nail argo sigara. coffin plate tabut üstüne konulan levha. drive a nail into one's coffin üzüntü veya içki ile öIümünü yaklaştırma

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Y.) (mü. coğrâfiye). Coğrafya ilmine mensup, coğrafya ile alâkalı. Encümen-i coğrafî; tahkikaat-ı coğrâfiye. (c.) CoğrâfiyyUn: Coğrafya ilmiyle uğraşan, bu ilmin mütehassısı, coğrafya bilgin ve muharrirlerinden olan: Coğrâfî-i İdrîsî = Ünlü coğrafyacı Idrisî. Meşâhir-i coğrâfîyyûr.dan Istahri = Unlü coğrafyacılardan Istahrî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographic. geographical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

geographical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Multiple Price Continuous Auction Method)

Çok fiyat yöntemi; bir menkul değer için verilen alım satım emirlerinin fiyat ve zaman önceliği kurallarına uygun olarak teker teker karşılaştırılması sonucunda oluşan fiyatlarla alım satım işleminin gerçekleştirilmesidir.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). renk veren, renk meydana ,getiren; renk ile ilgili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bonbon, birçeşit şekerleme; şekerli meyva.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). subay.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sırdaş, dert ortağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). mahrem olarak söylemek, sır vermek. confide in itimat etmek, emniyet etmek, güvenmek. confide to teslim etmek, emanet etmek, tevdi etmek; sır vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güven, emniyet, itimat; mahremiyet, gizlilik; sırdaşlık. confidence game dolandıncılık. confidence man dolandıncı. I have confidence in him. Ona itimadım var. Ona güvenirim. told in confidence mahrem olarak söylenmiş, sır olarak verilmiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). emin, inanmış, kani; cüretli, atılgan. confidently (z). güvenle, tereddüt etmeden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mahrem, gizli; güvenilir. confidentially (z). güvenerek; Sır olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güvenen, şüphe etmeyen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i şekil, suret, görünüş; gruplaşma; (astr). gezegenlerin birbirlerine oranla yerleri, yıldız kümesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kuşatmak; hapsetmek; evde veya yatakta tutmak; sınırlamak, toplamak, hasretmek. confined (s). sınırlanmış; loğusa halinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kapanış, hapsedilme; hasta olup evde kalma; loğusalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sınırlar, hudutlar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). teyit etmek, kuvvetlendirmek, sağlama bağlamak, tespit etmek, saptamak; geçerli bir hale koymak. confirmed bachelor müzmin bekâr.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). teyit olunur, tasdik olunur.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tasdik, teyit, belgeleme, doğrulama; ispat; kilise üyesi olma merasimi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). tasdik anlamında teyit edici (söz, vesika, delil).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). müsadere etmek; haczetmek; istimlâk etmek, kamulaştırmak. confisca'tion (i). müsadere, haciz. confis'catory (s) müsadere ve haciz kabilinden.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mısır tarlası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). köylümsü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istakozdan küçük ve ona benzer tatlı su veya deniz hayvanı, kerevides, karavide, böcek, (zool). Astacus veya Cambarus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). crawfish.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (ask). iki veya fazla noktadan çaprazlama ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). haç üstünde Isa resmi veya heykeli. crueifix'ion (i). çarmıha gerilme; haç üstünde ölüm; bunu gösteren resim. erueiform (s). haç şeklinde. erueify (f). çarmıha germek ; cefa etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). Küfi (yazı).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). mürekkepbalığı, (zool). Sepia officinalis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «def’» den) (mü. dâfia). 1. Def eden, iten, itici, itip öteye süren, savan, câlib ve câzip zıddı. 2. Geçiren, savuşturan: Dâfî-i hummâ = Sıtmayı savuşturan, sıtmaya karşı koruyan (Yunanca «anti» edatının karşılığıdır). 3. Öteye iten, itici, câzip zıddı. Kuvve-i difia = İtici kuvvet.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دافع] uzaklaştıran, defeden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) l. Defeden, gideren. 2.Savan, savuşturan, iten.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Yazı makinesiyle yazma işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Def’.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

plea. vigorous repulsion. defence. exception. incidental plea. motion. special plea.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). meydan okuma; karşı koyma, muhalefet mukavemet. in defiance of hiç bırakmayarak, zorluklara rağmen gözüne alarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). muhalif, karşı gelen; cüretkâr, küstah. defiantly (z). cüretle, küstahça.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eksiklik, noksanlık, kusur, yetersizlik, kifayetsiz!ik; hesap açığı. deficiency disease (tıb). gıda eksikliğinden ileri gelen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). eksik, noksan; yetersiz, kifayetsiz, zayıf, açık (hesap). be deficient in -de eksik olmak. deficiently (z). yetersizce, kifayet etmeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hesap açığı, zarar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). karşı gelen kimse; meydan okuyan kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (ask). havale siperi yapmak; (i). havale siperi yapma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Moda geçidi. Mankenlerin, takdim edilecek elbiseleri giyerek dâvetl ilerin önünden geçmesi, bu suretle elbiselerin teşhiri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dress parade. fashion show. parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To march off in a line, file by file; to file off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Same as Defilade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any narrow passage or gorge in which troops can march only in a file, or with a narrow front; a long, narrow pass between hills, rocks, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The act of defilading a fortress, or of raising the exterior works in order to protect the interior.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

See Defilade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make foul or impure; to make filthy; to dirty; to befoul; to pollute.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To soil or sully; to tarnish, as reputation; to taint.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To injure in purity of character; to corrupt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To corrupt the chastity of; to debauch; to violate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make ceremonially unclean; to pollute. a narrow pass place under suspicion or cast doubt upon; 'sully someone's reputation'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fashion show. fashion display. mannequin parade. style show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a narrow pass. place under suspicion or cast doubt upon; 'sully someone's reputation'. make dirty or spotty, as by exposure to air; also used metaphorically; 'The silver was tarnished by the long exposure to the air'; 'Her reputation was sullied after the

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). sıra halinde yürümek; (i). sıra halinde yürüyüş; dağlar arasındaki uzun ve dar geçit.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). kirletmek, pisletmek, bulaştırmak, bozmak. defilement (i). kirletme, bozma, pisletme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. cdefn» den). Gömülmüş, gömülü, defnolunmuş. Ar. medfûn: Konya’da defın-i hâk-i ıtır-nâk bulunan Hazret-i Mevlânâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DEFN) (i. A.). Toprağın içine sokma, gömme, mezara koyma: Cenaze nereye defnolunacaktır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burial. interment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

burial. interment. funeral. sepultre.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

death certificate. certificate of death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(DEFİNE) (i. A.) (c. defâin). Yere gömülmüş mal ve akça: Define aramak ve bulmak, mec. Pek değerli veya bilgili olup, ancak dıştan gösterişi olmayan, gizli kadir ve değeri olan adam veya mal: O, bir definedir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasure. treasure trove. trove. hoard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To fix the bounds of; to bring to a termination; to end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To determine or clearly exhibit the boundaries of; to mark the limits of; as, to define the extent of a kingdom or country.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To determine with precision; to mark out with distinctness; to ascertain or exhibit clearly; as, the defining power of an optical instrument.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To determine the precise signification of; to fix the meaning of; to describe accurately; to explain; to expound or interpret; as, to define a word, a phrase, or a scientific term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

buried treasure. trove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Defining a new macro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Set down the precise meaning of something Be prepared to state the limits of the definition Take note of multiple meanings if they exist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

State meaning and identify essential qualities.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Definitions call for concise, clear, authoritative meanings Details are not required but limitations of the definition should be briefly cited You must keep in mind the class to which a thing belongs and whatever differentiates the particular object from

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Definition Group A grouping of term and its definition Allowed within the definition listing within the front matter of the catalog Note that upon output, term and definition normally are laid out in tabular format, possibly separated by an automatically

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Define ) is intended literally Only a formal statement or equivalent paraphrase, such as the defining equation with symbols identified, being required.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Asks candidates to give a clear and precise account of a given word or term. give a brief and precise meaning of a word or phrase. To give a value to a data object during program execution To declare derived types and procedures.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To describe a thing by its qualities and circumstances To mark out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set bounds to, mark the limits of See below Definitio; Definition. to give the meaning of a word or concept; typically this will involve the identification of a class or genus to which the item belongs and the identification of those characteristics th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [دفينه] gömü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tarif etmek, tavsif etmek; sınırlamak, tahdit etmek, tayin etmek, ayırmak, tefrik etmek. definable (s). tarifi mümkün; ayırt edilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2.Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Define arayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

treasure hunter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sınırlı, mahdut, belirli, muayyen, kararlaştırılmış, mukarrer; kesin, kati. definite article İngilizcede isimden önce kullanılan ve nitelediği ismi belirleyen kelime, yani the. definitely (z). kesinlikle, tamamen, kati surette. definiteness (i). kesi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tarif, tanımlama, izah, tavsif; berraklık, vuzuh.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). kesin, kati, nihai, son, tam ve eksiksiz; tayin eden, sınırlandıran, tahdit eden, mukarrer. definitively (z). kesinlikle; nihai olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesinlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilah derecesine çıkarma, tanrılaştırma, yüceltme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). 1. Tanınmış bir memeli deniz hayvanı, yunus. 2. (astronomi) Semada bir yıldız topluluğu.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.). - Yunus balığı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. sosyoloji). İnsan topluluklarının durum ve gelişimini konu olarak alan istatistik. Nüfus coğrafyası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsan topluluklarının istatistik karakteriyle ilgilenen sosyoloji ve antropoloji dalıdır. Özellikle toplam nüfus, yoğunluk, doğum ve ölüm oranları, göçler, evlilikler vb olayları inceleyen bilim dalıdır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démographie

nüfus bilimi

İnsan nüfusunu yapı, gelişme ve dağılım açısından inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demography.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demography. vital statistics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. démographique

nüfus bilimsel

Nüfus bilimiyle ilgili.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demographic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

demographic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equilibrium price.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Esmer su yosunlarından bir deniz bitkisi (alaria esculenta).

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(carrageen): Esmer su yosunlarından bir çeşit deniz bitkisidir. Kullanıldığı yerler: Solunum ve hazım sistemi nezlelerini giderir. Vücudu besleyici olarak da kullanılır.

Şifalı Bitki by

Finansal Terim

(Depositary Receipt)

Yerel bir saklama kuruluşunda depo edilen yabancı menkul kıymetleri temsilen çıkarılan ve bu menkul kıymetlerin verdiği hakları aynen sağlayan, bunlara özdeş, hamiline yazılı, nominal değeri temsil ettiği yabancı menkul kıymetin para birimi cinsinden ifade edilen sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güç, zor, müşkül, çetin; geçinilmesi zor, huysuz, inatçı: titiz, müşkül pesent: zor anlaşılabilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). güçlük zorluk, müşkülât: güç şey, engel, mânia: nazlanma, itiraz; sıkıntı, problem. be in difficulties parasız kalmak. make veya raise a difficulty güçlük çıkarmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çekinme, kaçınma, mahcubiyet, utangaçlık, çekingenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çekingen, utangaç, mahcup.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Dijital amplifikatörde, amplifikasyon için analog yöntemler yerine dijital yöntemler kullanılır. Dijital amplifikatörler, daha küçük bir hacimde, daha yüksek ses kalitesi sunar.

Teknolojik Terim by

Teknolojik Terim

TV sinyallerinde genellikle siyah-beyaz ve renkli görüntü bilgileri tek sinyalde birleştirilirler. Dijital Comb Filtresi, renkli ve siyah-beyaz görüntü bilgilerini ayırarak, hassas görüntü ayrıntılarında yaşanan türden resim titreşimine neden olmadan net ve keskin görüntü ayrıntıları sağlar.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü delik ve yaralı gibi üzgün olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, firîften = aldatmak). Gönül aldatan, eğlendiren.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فگار] gönlü yaralı, aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل فریب] gönül aldatan, sevgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Oynatma sırasında resim netliğini artıran (resim ayrıntısı amplifikasyonu) ve görüntü kenarı parazitlerini azaltan (kontrast kazanımı) bir filtreleme tekniğidir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothbrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

toothbrush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). inkar etmek, kabullenmemek; (huk). reddetmek, cerhetmek, nakzetmek; (i). inkar, ret, iptal.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). yenmek, mağlup etmek, bozguna uğratmak; sinirlendirmek, rahatsız etmek; şaşırtmak. discomfiture (i). rahatsızlık; şaşkınlık; bozgun, yenilgi, hezimet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). seklini bozmak, çirkinleştirmek, biçimsizleştirmek. disfigurement (i). çirkinleştirme, çirkinlik, şekilsizlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f. Fr.). Müsabaka dışı bırakılmış. Diskalifiye etmek = Bir kusur yüzünden müsabaka dışı bırakmak.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. disqualifié

1. sp. yarış dışı, 2. dışlanma.

1. Kural dışı hareketleri dolayısıyla oyundan atılan. 2. Dışarıda tutulma, bir yere veya topluluğa alınmama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disqualification.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disqualified.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yetkisiz kılma, yetkisizlik, salâhiyetsizlik, ehliyetsizlik; oyundan çıkarma cezası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

serial film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

TV series.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). köpek kavgası; savaş uçakları arasındaki çatışma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birkaç çeşit köpekbalığı, (zool). Mustelus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. demi-finale

sp. yarı final

Bir yarışmada çeyrek finale kalan sekiz takımdan dördünün elenmesiyle oluşan grup veya aşama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

reflexive verb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). Sciaenidae familyasından davul sesi çıkaran bir çeşit balık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). toz filtresi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). İttifak etmiş, birleşmiş devletler. Birinci Cihan Harbi’nde: Türkiye, Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorlukları.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). bodurca, oldukça kısa . dwarf stinger küçük ısırgan otu, (bot.) Urtica urens.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Avlayan, aptal aldatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Aptal aldatırcasına.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i) zihni ve ahlâki yönden geliştirme, yetiştirme, takviye etme; bilgi verme; ıslah ve terbiye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bina, büyük bina, yapı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

real fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). istenen sonucu veren, etkili, tesirli, yararlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). istenen sonucu verebilme yeteneği, yarar, fayda, etki.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yapılan işe veya kullanılan enerjiye göre verim oranı, randıman oranı; yeterlik, kifayet, ehliyet; etki, tesir; kabiliyet derecesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). randıman oranı yüksek olan; yeterli, ehliyetli, işbilir, becerikli; etkili, tesirli. efficient cause tesir edici sebep. efficiently (z). yeterli olarak; becerikli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). heykel, büst, resim, tasvir, suret, şekil; hoşa gitmeyen bir kimsenin kötü tasviri. burn veya hang in effigy (halkın nefret ifadesi olarak) bir kimsenin büstünü veya resmini yakmak veya asmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaralı, sakat, kötürüm.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Yürekler, kalpler, gönüll(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Rüzgar, dalgalanma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. efkenden fiilinden imas., sıfat terkîbi teşkiline girer). Düşüren, yere atan, yığan, salan: Şİrefken = Arslanı yere atmaya muktedir. Sâye-efken = Gölge salan. Fars. sâye-endâz.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. exomorphisme

jeol. dış başkalaşım

Magmanın sokulmasıyla, komşu kayaçların uğradığı başkalaşma.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (el = harf-i târif, firak = ayrılık). Elvedâ.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. elektrikleme, elektriklenme, elektrik uygulaması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Feda etme, gözden çıkarma, verme.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. peri veya cinlere ait; küçük, yaramaz, ele avuca sığmaz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) l- 1000 mısralık manzume. 2.Manzum risalel(Erkek İsmi)

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bin beyitten mürekkep kasîde (birçok Arapça kasîde bu isimle anılmıştır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light fingered.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. enfes). En nefis olan şeyler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. anatomi) (mü. enfiyye). Buruna mensup ve müteallik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., ask. bir siper veya asker saffı boyunca ateş; f. bu şekilde ateş etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ENFİYYE) (i. A.) Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu. Enfiye çekmek; enfiye kutusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

snuff.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Enfiye yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. épiphyte

bit. b. üst bitken

Başka bir bitkinin üzerinde biten ancak asalak olmayan (bitki).


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

Fr. epigraphie

yazıt bilimi

Konusu, yazıtları incelemek olan tarihe yardımcı bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. esfel). Esfeller, en alçaklar, (bk.) Esfel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Halkın en aşağı, en bayağı tabakası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Hindistan’ da paryalar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kadiri tarikatı şubelerinden biri. Kurucusu: Eşrefoğlu Abdullâh RÜmî’dir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). «Allah’tan af ve mağfiret isterim» mânâsiyle dua olup ikram ve saygı gösterisine karşı dahi tevazu için ve sanki o sözle günaha girilmiş de istiğfar olunuyormuş gibi söylenen nezaket kelimesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around. about. around. round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

round.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around. circum -.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) örnek, misal, numune, sembol, timsal; (huk.) resmi mührü taşıyan bir senedin resmî kopyası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat.) memuriyetle, memuriyetinden dolayı, memuriyet veya mevkiden ileri gelen (üyelik).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Anlaşılmaz konuşma ve daha çok anlaşılmayan yabancı bir dil hakkında söylenir: Kapıda iki kişi var, fanfin edip duruyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

empty words. nonsense. trash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). saadet bahşeden, mutluluk getiren, sevindirici.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. felsefiyye). Felsefe ile alâkalı, felsefeden sayılan, felsefece.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosophical. philosophic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلسفی] felsefe ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.). Felsefe ile alâkalı fikir ve düşünceler. Filozofların fikir ve görüşleri: Felsefiyyâtla uğraşıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah’ın varlığı içinde yok olma (tasavvufta).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ateşte kavrulup yenen yeşil buğday taneleri. 2. Küçük, zayıf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wailing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). 1. Yarma, yarılma, çatlama. 2. (tıp) Kasık yarığı, kasık zarının yarılmasıyle bağırsakların torba içine dolmasından ibaret sakatlık: Fıtık hastalığı (bu mânâda galat olarak fetk yerine fıtık denir). Fıtk-ı rahim, fıtk-ı mesane = bu organların aşağıya sarkması, (bk.) Fıtık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.) (zarf hâli gösterir). Le, içinde, içre: Fil-asl = Aslında. Fil-cümle = Kısaca, nihayet. Fil-hSI = Derhal, ansızın. Filhakika = Hakikaten, gerçekten. Fî sebîl-illâh = Hak yoluna. Fi-mâbld = Bundan sonra. Fars. bâd-ez-İn. Fî nefs-ülemr ss Hakikatte. Filvaki = VAkıa, hakikaten. Fî yevmini = Günümüzde, zamanımızda. Eski yazışmalarda tarih başında konmak Adet olmuştur: Fİ 18 muharrem sene 1318.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı yukardaki Ar. edattır). Paha, kıymet, fiyat. Fî-i mîrî = Devletçe tayin olunan kıymet, narh.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی] fiyat, değer, kıymet, eder.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Arapça terkip). Allah’ın himayesi altında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka uzun) (i. A.). Omurga kemikleri. Zül-fıkaar — Omurga kemikleri şeklinde menevişi olan meşhur bir kılıç ki, Bedr savaşından ganîmet olarak Peygamberimiz tarafından Hazret-i Ali’ye verilmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Aslında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. A.). Bu anda, hemen, şimdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Allah yolunda. mec. Karşılık beklemeksizin.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük atlı araba.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. fiil’den imüb.). Çok işleyen, çok iş gören, hiç durmayıp daima iş ve harekette bulunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fiil). Fiiller, içler. (bk.) Fiil («ef’Al çokluğu daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). nişanlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

irlandada aşırı milliyetçi parti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). başarısızlık, muvaffakiyetsizlik, bozgun, yenilgi, hezimet, fiyasko.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fiyat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. fî). Fiatler, kıymetler, değerler, (bk.) Fiyat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فيئات] fiyat. 2.fiyatlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). emir; karar. fiat money (A.B.D). yalnız hukümet kararına dayanarak tedavüle çıkarılan kâğıt para. Fiat lux! (Lat). Nur olsun !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (bed, bing) küçük yalan, uydurma; (f). yalan söylemek, uydurmak, slang atmak. fibber (i). yalancı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İng.). Lif, tel, bitki veya cam liflerinden yapılmış mukavva veya tahta.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fibre. fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the delicate, threadlike portions of which the tissues of plants and animals are in part constituted; as, the fiber of flax or of muscle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any fine, slender thread, or threadlike substance; as, a fiber of spun glass; especially, one of the slender rootlets of a plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sinew; strength; toughness; as, a man of real fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A general name for the raw material, such as cotton, flax, hemp, etc., used in textile manufactures. a leatherlike material made by compressing layers of paper or cloth a slender and greatly elongated solid substance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberboard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber is made of flexible glass and can support very high data transfer rates An individual glass fiber, roughly the thickness of a human hair, is capable of carrying a distinct signal transmitted in the form of pulses of light A single strand of

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical fiber transmits information using light waves, rather than electrons as in copper wires An optical fiber consists of a thin core, which carries the light signal, surrounded by a thicker transparent cladding, which keeps the light within the cor

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

What it's good for: Lowers cholesterol and blood sugar levels, helps move waste through the intestines Diets rich in plant fiber are related to a reduction of heart disease, colon cancer and diabetes Where you get it: Fruits, vegetables and whole-grains T

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A substance found in foods that come from plants Fiber helps in the digestive process and is thought to lower cholesterol and help control blood glucose The two types of fiber in food are soluble and insoluble Soluble fiber, found in beans, fruits, and oa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to the fiber optic cable used to carry high volumes of data in the form of light pulses Fiber optic cable forms the backbone of networks such as the one Conxion uses to connect datacenters around the world. optical fiber: a very long, narrow, flexi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by a core and cladding, with an outside diameter of 125 microns.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber-optic cable is made of glass fibers instead of copper strands Data, expressed as pulses of lighter rather than electrons, is transmitted by lasers or other devices Optical fiber can carry billions of bits a second, many times more than coaxial or co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Network cabling that uses optical fibers to carry information as light instead of as electricity Fiber-optic cable carries information farther, faster, and more reliably than other types of cable Fiber-optic cable is much less likely than coaxial or twist

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fiber - also known as fiber optic - is made up of threads of pure glass Lasers attached to the end of each cable transmit digital patterns of light pulses at extremely high speed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A lightweight thread, introduced in Windows NT 4 0, that makes it easier for developers to optimize scheduling within multithreaded applications See thread.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Made of very pure glass, it is used in fiber optic communications It carries a digital signal made of modulated light It can carry much more much faster that the traditional copper lines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

General term for a filamentary material The single unit of substance that is broken into parts fit to form threads to be woven; a filament Any material whose length is at least 100 times its diameter, typically 0 10 to 0 13 mm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shortened term for 'fiber optic,' fiber is made of very pure glass Digital signals, in form of modulated light, travel on strands of fiber for long distances Fiber can carry far, far more information over much, much longer distances than traditional cop

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An optical transmission medium consisting of thin plastic or glass strands which reflects light pulses along the inside To light a fiber activation of a fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mixture of indigestible carbohydrates found in plant foods, does not supply calories or nutrients but aids in digestion and elimination Tomatoes are a source of fiber; people who eat diets high in fiber have a lowered risk of heart disease Fiber may als

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A single, separate optical transmission element characterized by core and cladding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Elongated and thickened cell found in xylem tissue It strengthens and supports the surrounding cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Optical fiber: a very long, narrow, flexible piece of glass Used for high-speed communications.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A unit of matter characterised by having a length at least 100 times its diameter or width The fundamental component used in making textile yarns and fabrics.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

This is found in foods that come from plants Fiber helps your body digest food and control blood sugar Types of fiber are beans, fruits, and oat products, whole-grain products and vegetables. a slender and greatly elongated solid substance. the inherent c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iif, iplik, tel; karakter. fibered (s). Iifli, telli. fiberboard (i). komprime liflerden yapılmış tahta. fiberglass (i). cam elyafı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass. fibreglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiberglass , fibreglass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük lif veya tel.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Iif veya tellerin meydana gelmesi; (tıb). kalp hastalığında kalbin fazla hızlı ve zayıf çarpması.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. biyoloji). Kan ve lenf serumunda bulunan bir madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A white, albuminous, fibrous substance, formed in the coagulation of the blood either by decomposition of fibrinogen, or from the union of fibrinogen and paraglobulin which exist separately in the blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It is insoluble in water, but is readily digestible in gastric and pancreatic juice.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The white, albuminous mass remaining after washing lean beef or other meat with water until all coloring matter is removed; the fibrous portion of the muscle tissue; flesh fibrin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An albuminous body, resembling animal fibrin in composition, found in cereal grains and similar seeds; vegetable fibrin. a white insoluble fibrous protein formed by the action of thrombin on fibrinogen when blood clots; it forms a network that traps red c

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a white, insoluble protein formed by the chemical fibrinogen to form blood clots. an insoluble protein that forms the necessary fibrous network in the coagulation of blood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An elastic filamentous protein in the blood that cannot be dissolved and which forms clots along with platelets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An insoluble protein.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Clot forming protein these clots often remain suspended in the serum and cause problems within sampling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The substance that in combination with blood cells forms a blood clot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Tough, sticky protein threads that form during coagulation to bind and strengthen the platelet plug. a substance in the blood that combines with blood cells and platelets to form a chemically stable clot at the site of bleeding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Natural body protein that is deposited on injured tissues, contributes to the stoppage of bleeding, and aids in tissue repair by forming a matrix for migrating fibroblasts and the formation of collagenous tissue The removal of this matrix is necessary to

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., biyokim. fibrin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (biyokim). kan pıhtısını meydana getiren madde, fibrinojen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Iifli, lif gibi, liften yapılmış. fibroid tumor lifli tümör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). lifli tümör.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). hücre aralarındaki lifli bağdokunun artması, fibrosis.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). Iifli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(çoğ. -lae) (i)., (anat)., (zool). dizden aşağıdaki iki incik kemiğinden küçük olanı, kamış kemik, fibula; eski Roma'da elbiseyi tutturmak için kullanılan kancalı büyük iğne veya broş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). üçgen omuz atkısı; üç köşeli pelerin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Şarap, sirke vesaire koymaya mahsus tahtadan çenberli ve silindir şeklinde, ortası daha şişkin kap, varil: Şarap, sirke fıçısı. Bir fıçı bira. Fıçı peyniri = Fıçıda saklanan salamura peynir. 2. mec. Şarap fıçısı, bira fıçısı = Çok şarap veya bira içen adam. 3. (denizcilik) Gemilere alınan yüklerin hacmini tayin için kullanılan bir ölçüdür. Fıçı dibi — mec. Meyhane köşesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barreled. barrelled. cask. barrel. vat. tub. keg. wood.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barrel. butt. cask. vat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cask. barrel. tub. barrels. vat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıçı ve ona benzer tahtadan şeyler yapan sanatkâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cooper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a cooper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

barreling. casking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). dönek, kararsız, (colloq). maymun iştahlı. fickleness (i). döneklik, kararsızlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). topraktan yapılmış; biçime girer, şekil alır; çömlek işine ait.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. fiction

sin. ve TV kurgu

Gerçek olmayan olay ve kahramanlardan oluşan eser.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). roman ve hikâye edebiyatı, kurgusal edebiyat; hayal, icat, masal, uydurma hikâye; yalan; (huk). kolaylık olsun diye hakikat gibi farzolunan şey fictional s roman ede biyatına ait; hayali fictionalize f roman şekline sokmak fictionist i romancı,

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). uydurma, hayali fictitiously (z). hayal mahsulu olarak. fictitiousness (i). hayal mahsulu oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). masal veya hayal kabilinden; hayali, uydurma, sahte.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (den). kaşkaval; mandal; (den). çelik; tahta veya madeni çubuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fedâ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ağaç ve çiçeğin tazesi: Ağaç, gül, karanfil fidanı. 2. Diğer yere dikilmek üzere tohumdan yetişme olarak sık bitmiş olduğu yerden çıkarılmış taze ağaç veya çiçek: Fidan dikmek, fidan yetiştirmek, fidan tarlası. 3. Düz ve doğru ağaç dalı. Fars. nihâi. Fiden gibi = Fidan boylu, ince uzun. 4. Ağacın kökünden çıkan sürgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. cion. set. plant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. young tree. plant. shoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sapling. young tree. young plant. tiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Kadın İsmi) 1.Yeni yetişen körpe ağaç. 2.Fidan boylu: İnce uzun mütenasip.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tohumdan fidan yetiştirmeye mahsus tarla veya bahçe. Fars. nihâlistân: Burası güzel bir fidanlık olur. Bağ ve bahçesi olan adam bunun bir köşesine bir de küçük fidanlık yapmalıdır. 2. Yeni dikilmiş bağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. plantation. nursery garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nursery. nursery garden. plantation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gümüş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فضه] gümüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (müz)., (leh). veya alay keman; (den). fırtına olduğu zaman tabaklar düşmesin diye so'fra kenarına çekilen tahta veya ip korkuluk; (mak). rende makinasında aletleri tutan çerçeve; (f)., (k).dili keman çalmak; sinirli sinirli parmaklarını o

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem, eski Boş Iâf ! Saçma !

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saçma sapan söz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (aşağ). kemancı. fiddler crab toprağı eşmek için kullandıgı iri kıskacını keman tutar gibi tutan bir çeşit yengeç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). keman yayı; saçmalık, boş şey. Fiddlesticks! ünlem, eski Saçma!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Karayib Adalarına mahsus bir ağaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yastıkta tohumdan yetiştirilip tekrar dikilmek üzere çıkarılan sebze fidanı: Pırasa, lahana, domates fidesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedling. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seedling. nursing plant. set.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Yun.) (Kadın İsmi) - Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek.

İsimler ve Anlamları by

Yabancı Kelime

Fr. fidéisme

din b. inancılık

Temel gerçeklerin akılla kavranamayacağını ancak inan yoluyla elde edilebileceğini savunan öğretilerin genel adı.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(f.). Sebze fidesi dikmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fidelerin yetiştirildiği yer. 2. Fide olmaya elverişli.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sadakat, vefa; doğruluk. high fidelity (elek). sesi tabii olarak kaydetme sistemi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (çoğ). huzursuzluk, rahatsızlık, sinirlilik: yerinde duramayan kimse; (f). rahat oturamamak, yerinde duramamak, durmadan kımıldanmak veya kımıldatmak. fidgety (s). rahat durmayan, kıpır kıpır.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güvenen, emniyet ve itimat eden; emniyet ve itimat kabilinden; (fiz). miyar veya ölçü birimi türünden. fiducially (z). emaneten, güvenle, emniyetle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). itimada dayanan; emanet olan, emanet; itibari; (i). emin, mütevelli, mutemet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir insanın esirlikten veya düştüğü bir belâdan kurtulması için verilen para vesaire: Kendisini haydutların elinden kurtarmak için fidye vermek lâzım geldi. Deha çok Fidye-i necât = Kurtuluş parası denir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ransom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ransom. ransom kurtulmalık.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ransom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Bölük, takım, gürûh, cemaat.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

ünlem Aman! Ayıp! Yuh!

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tımar, zeamet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). çayır, kır, otlak, mera; tarla; saha, meydan, alan; savaş meydanı; oyun sahası; bir yarışmaya katılanlar; fırsat; (han). zemin; (fiz). saha, tesir sahası, etki alanı; (f). top oyunlarında meydancı olmak; topu yakalayıp atmak. field artillery

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ardıç kuşu, (zool). Turdus pilaris.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şeytan, ifrit, canavar, iblis, zebani: (k).dili bir şeye düşkün olan kimse, meraklı veya tiryaki kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şeytani, seytanca; gaddar, zalim. fiendishly (z). şeytancasına. fiendishness (i). canavarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şiddetli, hiddetli, sert, vahşi; öfkeli: hararetli, şevkli, ateşli; argo çok berbat. fiercely (z). şiddetle, sert bir şekilde. fierceness (i). şiddet, sertlik, vahşet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Lat)., (huk). mahkeme memuruna verilen yazılı haciz emri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ateşli, ateşten, ateş gibi; hararetli, şevkli; hummalı, harareti olan; kızgın, ateş kesilmiş; tutuşabilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (isp). yortu, bayram, şenlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). asker düdüğü, fifre; (f). düdük çalmak. fifer (i). düdük çalan kimse, düdükçü. fife rail (den). armadura.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bandolarda kullanılan büyük flüt.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). on beş, on beş rakamı (15, XV). fifteenth (s)., (i). on beşinci; (i). on beşte bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). beşinci, beşte bir; (muz). bir notadan beş derece tiz veya pes olan enterval. a fifth (A.B.D). (içki ölçüsü) galonun beşte biri, 84 santilitre. Fifth Amendment (A.B.D). anayasasında bir kimsenin kendi suçları hakkında şahitlik etmeme hakkı. F

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). ellinci; (i). ellide bir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). (i). elli; (i). elli rakamı (50, L) fifty-fifty (s). yarı yarıya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Baklagillerden bir bitki. Hayvan yemi olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(kıs). figurative, figure.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). incir ağacı; incir, yemiş; önemsiz herhangi bir şey. figleaf (i). incir yaprağı; gizlenmesi gereken şeyin örtüsü. Bengal fig Hint inciri, (bot). Ficus bengalensis. coprifig (i)., wild fig yaban inciri, (bot). Ficus carica. mulberry fig Arabistan

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (ged, ging) esvap, üstbaş, donatım; hal: (f)., (k).dili donatmak, süslemek. in full fig giyimli; tam teçhizatlı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ga ile) (i. F.). İnleme, feryat: Benim figanım ve feryadım komşularımın rahatını kaçırdı. Bülbülün Aşıkane figanı, e. Aman, feryat, eyvâh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

groan. lament. lamentation. outcry. wail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فغان] feryat etme, ah çekme. figân eylemek bağırmak, feryat etmek, inlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Atıcı, yıkıcı (efgen de denir).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Atıcı, yıkıcı, düşürücü.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). (fought) kavga, dövüş, savaş, muharebe; mücadele; savaş veya mücadele eğilimi; (f). savaşmak, kavga etmek, dövüşmek, dövüştürmek; mücadele etmek, uğraşmak. fight it out mücadele yoluyla hesabını görmek. fight off püskürtmek, defetmek. fight

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). icat, hayal, uydurma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çanak çömlek; kil, toprak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

figure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) Sinema ve tiyatroda hiç konuşmayacak veya pek az konuşacak küçük rollere çıkan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

extra. walk-on. supernumerary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

walk-on. extra. bit player. figure artist. walking gentleman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

eril, figurante dişil (i). figüran; balede figüran.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. figuration

biçimleme

Çeşitli maddelerin biçimsel imkânları ile birbirleri arasındaki düzen ilişkilerini araştırma işi.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). belli bir biçimde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. figüratif

betili

İçinde insan, hayvan ve doğa ögeleri bulunan (resim veya heykel).


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

Resim ve heykel sanatlarında, yalnızca gerçek varlık ve nesnelere gönderme yapan betileri kullanan sanat anlayışı. Soyut ya da nonfigüratif sanata karşıt bir yönelimdir.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şekil veya biçim verme, şekle sokma; tasvir, temsil; şekil, şekillerle süsleme; (müz). bir parçayı fazla notalarla süsleme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mecazi, remzi, timsali; süslü; tasviri. figuratively (z). mecazi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). rakam, numara, adet; değer, fiyat; vücut yapısı, endam, boybos; yüz, çehre, sima, gösteriş, görünüş; hal, tavır; şahsiyet, şahıs, resim, suret; (geom). şekil; (edeb). mecaz, istiare; dansta figür. figure dancer figür yapan dansör veya dansöz. figu

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). hesaplamak; tasvir etmek, resmetmek; şekil çizerek göstermek; desenlerle süslemek; hayalen canlandırmak; mecaz yoluyla ifade etmek; (k).dili düşünmek; (müz). süslemek; görünmek. figure on (k).dili güvenmek, hesaba katmak, dayanmak. figure out he

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). küçük heykel, heykelcik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sıracaotu, (bot). Scrophularia.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Ar.) (Ar. fî = edat, h = 1. erkek şahıs zamiri). Onda, ona dair: Münâzı-ı fîh = Ona dair konuşulan, münazaalı. Mâ-n»hnü-fîh = Konuşma mevzuu (müennesinde fîhâ, tesniyesinde fîhümâ, cem’inde fîhim olur).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Üstün, itibarlı kimseler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. fahm). (bk.) Fahm.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Farsça fihrist’ten Arapça’laşmış). (bk.) Fihrist.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فهرس] içindekiler. 2.indeks, dizin.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bir kitabın kısımlarını sayfa rakamları ile gösteren cetvel ki, kitabın başına veya sonuna konur. Fransızca: table des mati&res. 2. Bir kütüphanedeki kitapların veya bir mağazada bulunan eşyanın isimlerini ihtivâ eden defter. Fransızca: catalogue. 3. Lokanta veya ziyafet yemeklerinin isimleri yazılı pusula (şimdi bu mânâ için «liste» denmektedir). Fransızcası: liste. Fihrist odası = Osmanlı devrinde şûrâ-yı devlet kararlarını kayıt ve tescil eden kalem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. table of contents. catalogue. list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

index. list. catalogue. table of contents. register. syllabus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L) (i. A.) (c. ef’Al). 1. iş, amel, kâr: Fiil-i hayr = İyi iş. Fiil-i şer = kötü İş. Ef’Al-ı hasene = Güzel işler. 2. Tasavvurda kalmayıp meydana ç.ıkan, işlenen, vücut bulan şey, sözden ibaret olmayıp mevcut ve görünür olan iş: Bu niyeti fiile getirirse, fiili sözüne uyuyor. Söz kâfi değildir, fiil lâzım. 3. (gramer) Olayı ve zamanı belli eden kelime, fiil. Fiil-i müteaddî = Yazdı. Fill-i lâzım = Geldi. Fiil-i mâlum = Gördü. Fiil-i meçhOl = Gördüğü. Fiil-i mizî = Geldi. Fiil-i müzârî = Gelir vs. Fa-ülfiil. Ar. fiillerde birinci aslî harf. Ayn-ül-flll = İkinci harfi. Lâm-ül-fiil = Üçüncü harfi. Fiile getirmek, fiile ihrâç eylemek = İcra etmek. Bll-fiil = İşte, işte olarak, sahiden, asâleten, itibârî veya kuvvede yahut vekâlet suretiyle olmayarak: Bilfiil askerlik ettim. Bilfiil bu memuriyette bulunan. Fiil-i şeni = (bk.) Şeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verbal. verb. deed. act.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

verb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

act. deed. verb. predicate. action. activity. effect. fact. feasance. operation. performance. play.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjugation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’LEN) (i. A.). İşle, hakikatte, hayalî veya sözle olmayarak, vekâletle değil, şahsen, bizzat: Fiilen askerlik yaptı. Fiilen fukaraya yardım ediyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actually. really. in act. de facto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

in actual fact. actually. really. in act. de facto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fiiliyye). 1. Fiilen ve hakikaten icra olunan, gerçekten yapılan, sözde kalmayan, hayalî ve farazî olmayıp gerçek olan: Hizmet-i fiiliye = Fiilî hizmet. Netâic-i fiiliye = Fiilî neticeler. 2. (gramer) Fiil denilen kelime çeşidine ait: Tasrifât-ı fiiliyye — Fiil tasrifleri (çekimleri).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. factual. de facto.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

effective. actual. real. de facto eylemsel. eylemli. edimsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual. de facto. de facto. real. acting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

actual service.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-İ MÜN’AKİS) (i. F. A.). Organizmanın bir uyarmaya karşı birdenbire aldığı vaziyet, refleks.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (bk.) Fİ’liyyat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acts. deeds.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Suva.

Nüfus: 764.000.

Yüzölçümü: 8.274 km2.

Komşuları: Kuzeybatıda Soloman Adaları, Doğuda Tonga.

Önemli Şehirleri: Suva.

Din: %52 Hıristiyan, %38 Hindu, %8 Müslüman.

Dil: İngilizce (resmi), Fijice, Hindustani.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1974’ten beri bir İngiliz kolonisi olan Fiji 10 Ekim 1970’te bağımsız parlamenter demokrasi haline geldi. Hint halkının kültürel farklılıkları içinde 19. yy.a gelen ülkede, kanunen topraklarının %83’üne sahip olan Fiji halkı siyasal polorizasyona önderlik etti. 1987’de askeri bir darbe ile hükümet görevden alındı. 21 Mayıs’ta bir uzlaşmaya varıldı ve darbe lideri Sitveni Rabuka göçünü arttırdı. Rabuka 25 Eylül’de ikinci bir darbe düzenleyerek Fiji cumhuriyetini ilan etti. Aralık’ta demokratik bir anayasa taslağı hazırlandı ve yönetim sivil hükümete iade edildi.


Ülke by

İngilizce - Türkçe Sözlük

Fiji adaları.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaban böğrülcesi, akburçak. Kara fik = Bunun bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Vık, vıkiamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yaralı, Ar. mecrûh: Dil-fikâr = Gönlü yaralı. Ar. mecrûh-ülfuâd. (bk.) Figâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fukara.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yoksulluk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. fıkra). Fıkralar, kısa yazılar, küçük hikâyeler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فقرات] fıkralar. 2.bölümler. 3.omurlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mü. fıkrarîyye). Omurga kemiğine alt: AmOd-ı fıkarî = Omurga kemiklerinin teşkil ettikleri zincir ki, vücudun direği yerinde olup, ensenin başlangıcından kuyruksokumuna kadar uzanır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıkdân.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Bulunmama, olmama, yokluk, eksiklik. Ar. adem, Osm. adem-i mevcûdiyyet: FıkdSn-ı akl = Akıl eksikliği. Fıkdânı hâlinde kıymeti anlaşılır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقدان] yoksunluk, bulunmama, yokluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). (bk.) Efken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). (bk.) Efkende.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فقه] islam hukuku, fıkıh.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FIKH) (i. A.). İslâm hukuku: Fıkıh ilmi, fıkh okumak: Hanefî fıkhı, ŞAfîİ fıkhı, Mâlikî fıkhı, Hanbelî fıkhı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canon law.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (ses taklidi). 1. Bir sıvının kaynamasını tasvir ve taklit ederek mükerrer kullanılır: Su fıkır fıkır kaynıyordu. 2. Göz alacak surette parıl parıl parlayan ve ışık saçan bir şeyi tasvir eder: Birtakım cam parçaları kumun içinde güneşten fıkır fıkır parlıyordu. 3. Her biri bir taraftan oynayıp kımıldanan kalabalığı ve hareketi tasvir eder: Böcekler mutfakta fıkır fıkır kaynaşıyorlardı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİKR) (i. A.) (c. efkâr). 1. Düşünme, tefekkür, mülâhaza, endişe: Fikre daldı. Derin birtakım fikirler zihnini meşgul ediyordu. 2. Rey, bir adamın kendi fikrince kararlaştırdığı yol: Bu mevzuda sizin fikriniz nedir? Ben fikrimi söyledim, siz de kendi fikrinizi söyleyiniz. 3. Akıl, zihin, zekâ: Bu adamda hiç fikir yok. Fikir sahibi adamdır. Fikri doğru adam. 4. Hâfıza kuvveti, hatır: Fikrimde kalmadı. Şimdi fikrime geliyor. Büsbütün fikrimden çıkmıştı. Bunu fikrinizde tutun. 5. Her vakit düşünülen şey-. Onun aklı fikri hep oyunda. 6. Niyet, maksat, tasavvur: Ne fikriniz vardır? Efkârınız nedir? Fikretmek = Akıl etmek, vaktinde düşünmek, gaflet etmemek: Bunu iyi fikrettiniz. Oyle icap ederdi ama fikredemedim. Efkâr (Türkçe’de teklik gibi) = Zihin, akıl: Bu adamda efkâr vardır. 7. Gaile, hüzün, keder, düşünce: Onun bir efkârı vardı. Bir efkâra dalmıştı. Siz bu işi çok efkâr ettiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thought. belief. concept. idea. opinion. mind. advice. suggestion. attitude. cogitation. conceit. conception. estimation. hint. impression. inspiration. notion. position. think-so. thinking. verdict. view. voice. sentiments. ideo-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attitude. conception. idea. impression. mind. notion. opinion. sentiment. voice. thought. advice. counsel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

idea. opinion. thought. animus. concept. conception. construct. counsel. cue. edifice. estimation. image. mind. moneymaker. notion. piece of advice. plan. position. product development cycle. reason. reflection. regard. senses. sentiments. sight. understa

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکر] fikir, düşünce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intellectual. savant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fıkır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

latitude of thought.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

white-collar worker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdayan, mec. Hoppa insan (bilhassa genç kızlar için kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flirtatious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fıkır fıkır ederek sesle kaynamak: Su fıkırdadı. 2. Süratle ve her taraftan oynamak: Deniz şiddetle fıkırdamaya başladı. Karıncalar her taraftan fıkırdıyor. 3. Göz alacak surette parıldamak: Camekânın renkli camları güneşten fıkırdamaya başladı. 4. Hoppalığı sebebiyle yerinde duramamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olan, lı. Ar. Akil, zekî. Cin fikirli = Pek zeki, uyanık ve kurnaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüşü olmayan, akılsız. Ar. gabî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without an opinion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fikir ve görüş eksikliği, akılsızlık. Ar. gabâvet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fıkırdama sesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکر] düşünce, fikir.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (c. fıkarât). 1. Omurga kemiği. 2. Bir makale ve yazının ayrıca bir bahis teşkil eden, öncesi ve sonrasından ayrılabilen parçası: Yazdığım şeyin bazı fıkralarını tashih ettim. 3. Kanun veya ilim kitaplarında bend, madde: Kanunda buna dair bir fıkra vardır. 4. Küçük hikâye, kıssa: Bir fıkra nakletti. Kendisi pek tuhaf fıkralar bilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote. joke. clause. paragraph. funnies.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

anecdote. article. clause. joke. vertebra.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paragraph. vertebra. anecdote. column. short feature. article. chestnut. clause. head. item. subclause. subparagraph. subsection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فقره] fıkra. 2.bölüm. 3.omur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Ekşimek, mayalanmak. Osm. tahammür etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to ferment.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Fikirle düşünerek, zihninde, zihnen, yalnız düşünmek yoluyla ve söylemeksizin: Herkes fikren bir rakam seçsinl

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکرا] düşünce bakımından.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Düşünme, düşünülen şey. Ar. teemmül, tefekkür.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Fikir, düşünce. 2.İdrak. 3.Zihin, akıl. 4.Murat, maksat, niyet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. fikriyye). Fikir ve akla mensup ve müteallik, zihin ve tefekkürle hasıl olan: Asâr-ı fikriyye = Fikrî eserler. İştigal-ı fikrî = Fikrî uğraşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mental. intellectual.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکری] düşünce ile ilgili.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Fikri).

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فکریات] düşünce ile ilgili çalışmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fixe menu

tek liste

Yenilecek yemeklerin ne olduğu önceden belirlenip gelen müşterilere aynı yemeklerin verildiği uygulama.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixture. league table.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fixture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. fictif

itibari

Gerçekten öyle olmadığı hâlde öyle sayılan.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça pîl’den Arapça’ laşmıştır). Zamanımızda yaşayan kara hayvanlarının en büyüğü ki, Afrika ve Asya (Hindistan) fili olarak başlıca iki çeşidi vardır. İkincisi evcilleşebilir ve birçok işte kullanılır, (tıp) DA-ül-fîl = Baldırların fevkalâde şişip kalınlaşmasına yol açan bir hastalık, fil hastalığı. Fildişi = (bk.) Fildişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elephant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elephant. tusker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imp. of Fall, v. i.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elephant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

thread or yarn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FAST Information List.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The number of prosecutions filed during the current year Counts are based on the number of defendants/suspects included in the prosecution TRAC counts all prosecutions, whether the proceeding is before a judge or magistrate This is a broader definition th

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فيل] fil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Özellikle bacakların şişip, genişlemesi şeklinde ortaya çıkan bu hastalığa halk arasında gelincik, tıp dilinde elefantiasis denir. Nedeni lenf kanamalarının iltihaplanıp, şişmesidir. Tedavi için aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Peynir suyu.

Hazırlanışı : 1 hafta süreyle, her gün birer su bardağı peynir suyu içilir. Bir hafta ara verilir sonra yine aynı şekilde devam edilir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe Sözlük

(i. i. denizcilik), ince katranlı halat.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلاحت] çiftçilik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filament.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). tel, iplik, lif; (bot). ercik sapı; lamba teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Ihlamur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Falan sözü ile aynı mânâdadır. Filan falan, falan filan. Filan festegiz, falan festegiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

so and so. and such like. et cetera.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

such and such. so and so. and such like. et cetera. and so forth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

this and that.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Falanca: Falanca filanca.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kara baldıran (bitki).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (İtalyanca: flandra). Flamanın uzunu, beylik gemilerin grandi direğine çekilen, direğin yarısı uzunluğunda parça şalı ve mızrak ucuna takılan uzun ve ensiz bayrak. Fılandıra balığı = Testere balığının bir çeşidi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flandra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şu kadarına: Filanına kısmın filanına faslında diye kaydetmeli. Filanına taburun filanına bölüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Eski bir cins hafif terlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Of or pertaining to a thread or line; characterized by threads stretched across the field of view; as, a filar microscope; a filar micrometer. related to or having filaments especially across a field of view; 'afilar eyepiece'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (tıb). kan ve bağırsak parazitlerinden ileri gelen hastalık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten vesaireyi dövüp tohumunu ayırmaya mahsus tokmak, keten tokmağı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keten dövmeye yarayan tokmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Dövmek suretiyle; keteni döverek tel haline getirmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.) (musiki). Musiki heveslileri kurumları için kullanılır. Filarmonik orkestra = Senfonik orkestra, büyük orkestra.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philharmonic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الاصل] aslında.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philatélie

pulculuk

Pul derleyiciliği veya derleyenlere satma işi.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philately.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philatéliste

pulcu

Pul derleyen veya derleyenlere pul satan kimse.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iplikçilik; iplik fabrikası, iplikhane.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İtalyanca: flauto’dan). Flüt. Son zamanlara kadar dilimizde kullanılan bu kelime, şimdi yerini Fr. karşılığı olan flüt’e bırakmıştır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Akasma ve Meryem Ana asması da denilen bitkinin bir adı (elematis).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). fındık, (bot). Corylus avellana.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Fincan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Türk musikisinde eski bir saz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fincancı, (bk.) Fincan.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). çalmak, aşırmak, slang yürütmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fransızca: fil d’Ecosse). Iskoçya ipliği demek olup, Iskoçya’da yapılan keten gibi ince, iyi bir nevi iplik ve bundan örme şeyler: Fildekoz çorap, fanila.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Art arda kullanılarak sürat ve telâşlı hareketi, dönüp dolanmayı anlatır. Fıldır fıldır aramak = Sıkı sıkı aramak. Gözleri fıldır fıldır ediyor = Gözleri dönüp duruyor, FILIK m.). Tiftiğin beyaz ve iyi cinsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Filin ağzının iki yanından çıkan ve hayvanın silâh olarak kullandığı iki uzun ve eğri diş. Renginin güzelliği ve kolay cilâlanabilmesi dolayısıyle süs eşyası yapımında kullanılır. 2. (anatomi). Dişleri meydana getiren doku. Fildişi, dişin taç kısmında mine, kök kısmında ise seman denilen madde ile örtülüdür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory. ivory. tusk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory. tusk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Yamoussoukro (resmi), Abidjon (de facto).

Nüfus: 14.296.000.

Yüzölçümü: 320.763 km2.

Komşuları: Batıda Liberya, Gine Kuzeyde Mali, Burkina Faso, Doğuda Gana.

Önemli Şehirleri: Abidjon.

Din: Animist %63, Müslüman %25, Hıristiyan %12.

Dil: Fransızca (resmi).

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Tarih: 1848’den beri Fransız koruması altında bulunan Fildişi kıyısı, 1960’ta bağımsız oldu. İhracat için ayrılan tarım ürünleri, Fransa ile yakın bağlar ve dış yardımlar sayesinde Afrikalı uluslar içinde en başarılısıdır. Nüfusun %20’sini komşu ülkelerden gelen işçiler oluşturur.

Öğrenciler ve işçiler Şubat 1990’da Başkan Felix Houphouet-Boigny’nin uzaklaştırılması ve çok partili demokrasiyi talep eden protestolarda bulundular. Ülkenin ilk çokpartili başkanlık seçimi Ekim 1990’da yapıldı ve Houpheuet-Boigny yerini korudu ancak 7 Aralık 1993’te öldü. Ulusal meclis 1995 için planlanan seçimlere kadar onun yerine bakacak bir kişi seçti.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ivory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ivory Coast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Torba biçiminde veya düz olarak dokunmuş ağ.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net. netting. string bag. filet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly succession; a line; a row A row of soldiers ranged one behind another; in contradistinction to rank, which designates a row of soldiers standing abreast; a number consisting the depth of a body of troops, which, in the ordinary modern formation

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An orderly collection of papers, arranged in sequence or classified for preservation and reference; as, files of letters or of newspapers; this mail brings English files to the 15th instant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The line, wire, or other contrivance, by which papers are put and kept in order.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A roll or list.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Course of thought; thread of narration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set in order; to arrange, or lay away, esp. as papers in a methodical manner for preservation and reverence; to place on file; to insert in its proper place in an arranged body of papers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To bring before a court or legislative body by presenting proper papers in a regular way; as, to file a petition or bill.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To put upon the files or among the records of a court; to note on the fact date of its reception in court.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To march in a file or line, as soldiers, not abreast, but one after another; generally with off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A steel instrument, having cutting ridges or teeth, made by indentation with a chisel, used for abrading or smoothing other substances, as metals, wood, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything employed to smooth, polish, or rasp, literally or figuratively.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A shrewd or artful person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To rub, smooth, or cut away, with a file; to sharpen with a file; as, to file a saw or a tooth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To smooth or polish as with a file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To make foul; to defile. a steel hand tool with small sharp teeth on some or all of its surfaces; used for smoothing wood or metal office furniture consisting of a container for keeping papers in order a set of related records kept together a line of pers

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

netting. string bag. hair net.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a set of related records kept together. a line of persons or things ranged one behind the other. office furniture consisting of a container for keeping papers in order. a steel hand tool with small sharp teeth on some or all of its surfaces; used for smoo

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related information A file represents a single entry in a disk directory , but can be of almost any size Programs are stored as application files WORD EXE is an example Programs create data files Budget XLS is an example of a data file cre

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A named collection of information that is stored on a computer disk Also, an internet protocol that refers to files on the local disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A set of related information that a computer can access by a unique name Files are the logical units managed on disk by the computer's operating system Files may be stored on tapes or disks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A file is a unit of information stored on a computer. named collection of information that is stored on a computer disk Also, an internet protocol that refers to files on the local disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of data of information stored under a specified name on a disk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of data treated as a unit, such as a list, document, index, note, set of procedures, etc Generally used to refer to data stored on magnetic tapes or disks See also filename, extension, and file type.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Named collection of information stored in one or more extents.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related data treated as a single unit In a computer, a file can exist on a disk, magnetic tape, or as an accumulation of information in memory.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A named collection of information that is stored on a computer Also, an Internet protocol that refers to files on a disk or local area network In FrontPage, you can create hyperlinks to files in Page view. uci A collection of data that is stored in a comp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of digital information that is given a name and stored permanently An application program, a set of data referenced by a program, or a user-created document are all examples of files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organised and structured collection of information In computing it is the basic unit of stored or accessible user data held in auxiliary storage Programs as well as data are held in file format.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of any form of data that is stored, usually on a computer disk or tape.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Collection of characters, instructions, or data that can be referenced by a unique identifier Files are usually stored on various types of media, such as disk, or magnetic tape A CP/M file is identified by a file specification and resides on disk as a col

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related information in a computer that can be accessed by a unique name Files may be stored on tapes or disks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A named collection of information that is stored on a computer Also, an Internet protocol that refers to files on a disk or local area network In a web page editor, you can create hyperlinks to files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of information treated as a single unit by computers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A basic unit of storage on a computer--for example sequence information, the output of a program, or a memo to other individuals in your lab Most Wisconsin Package programs require one or more files as input and produce an output file of results For more

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A physical unit of storage on a computer disk or tape Example, the California dataset of STF 1A might contain a file of data, a file of codebook information, and a file of SPSS control cards for use with the statistical software SPSS.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

If you have ever been to someone's office, you probably know what a file cabinet looks like Inside the cabinet there are usually file folders, which hold information that the office workers have saved there so they can find it quickly later A file on a co

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of related information stored on a computer Each document you create is stored in a file with its own filename, so you can identify it Programs, too, are stored in files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Refers to a complete collection of data treated by a computer as a unit especially for purposes of input and output i e a GIF, TXT, and WAV are all files.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A collection of information, such as text, data, or images saved on a disk or hard drive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

file.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). eğe, törpü; (f). eğe ile düzeltmek, eğelemek, torpülemek. file fish dikenli çütre balığı, (zool). Stephanolepis ocheticus. double-cut file çapraz dişli eğe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). dosya dolabı, dosya gözü; dosya, klasör; sıra, dizi, kuyruk; satranç karşı tarafa doğru bir kareler sırası; (f). dosyalamak; dosyaya geçirmek; (huk). dosyaya geçirilmek üzere evrakı ilgili memura teslim etmek; askerleri sıra ile yürütmek. f

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flebit.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flegmon.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Turunçgillerden, Hindistan’da yetişen bir ağaç ve yemişi (feronia elephantum).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). 1. Kayıkhane ve gemi tezgâhı önüne yatırılan silindir biçiminde ağaçlar ki, üzerinden kayık veya gemiyi taşıyan kızak kayar ve kolayca karaya çekilir veya denize indirilir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fleol.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. (denizcilik) İskandilde boydan boya hiç bir değişiklik olmayan sığ su, düz su (derinliği üç kulaçtan az olursa sığlık denir). 2. (matbaacılık) Dizilen makale ve fıkraların arasına konulan çizgi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lace having a square mesh.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shallow waters of even depth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a boneless steak cut from the tenderloin of beef. a longitudinal slice or boned side of a fish. lace having a square mesh. decorate with a lace of geometric designs. cut into filets; 'filet the fish'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fillet , tenderloin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). file, ağ, saç filesi; fileto, biftek. filet mignon fileminyon.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Dananın bel kemiğinin iki tarafındaki et ve bundan yapılan salçalı külbastı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fillet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fillet. loin. sirloin. tenderloin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-HAKIYKA) (e. A ). Hakikatte, hakikaten, gerçekten, doğrusu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

as a matter of fact. in truth. truly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحقيقه] gerçekte, aslında, doğrusu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الحال] şimdi, derhal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). evlâda ait, evlâda yakışır. filially (z). evlada yakışır bir şekilde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (bak). affiliate.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). birinin evlâdı oluş, evlatlık; aynı soydan gelme, dallara ayrılma; (huk). babalığı hükmetme.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). iskoçyalıların giydiği eteklik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i)., (pol)., (A.B.D). engellemek, bir kanunun kabul edilmesini önlemek için vakit geçirici konuşmalar yaparak kürsüyü işgal etmek; (i). böyle bir engelleme; korsan, haydut.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). iplik veya lif şeklinde.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İ.). Bazı kâğıtların dokusuna işlenen ve ancak ışığa doğru tutulunca görünen şekil.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. filigrane

suyolu

Bazı kâğıtların dokusunda bulunan, ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim veya yazı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermark. paper mark.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filigree.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watermarked.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). kuyumculukta telkâri iş, telle işlenmiş tezyinat; buna benzer desen; (s). telkâri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Gemilerin demirbaşı olan sandallara verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fülk, fülüka.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutter. yawl. ship's boat. lifeboat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ship's boat. cutter. gig. pinnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). eğe talaşı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). Kısa avcı tüfeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carbine. short gun.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippines. the philipines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philippines.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Manila.

Nüfus: 69.809.00.

Komşuları: Güneyde Malezya, Endonezya, Kuzeyde Tayvan.

Önemli Şehirleri: Manila, Quezon City, Cebu.

Din: Roma Katolikleri %83, Protestanlar %9, Müslüman %5.

Dil: Plipino, İngilizce (ikisi de resmi dil). Cebuano, Bicol, İlocano, Pampango ve diğerleri.

Yönetim Biçimi: Cumhuriyet.

Siyasal Partiler.

Liberal Parti, Nacionalista Parti, Edsa Ulusal Hıristiyan Demokratlar Birliği (NUCD), Milliyetçi Halk Koalisyonu, Kilusan Bugong Lipunan, PDP-Laban Partisi).

Tarih: Filipin adaları 1571 yılında Macellan tarafından ziyaret edildi. Daha sonra bölgeye gelen İspanyollar, Manila kentini kurdular. İspanya hükümdarı II. Felipe’den esinlenerek, bu takım adaları Filipinler adını verdiler. 1869’da Süveyş Kanalı’nın gerçekleşmesiyle Filipinler Avrupa pazarına açıldı. 1899 Manila savaşında İspanya ABD’ye yenilince, Filipinler ABD’ye bırakıldı. Ancak Amerikan hükümetinin tutumu ve II. Dünya Savaşı nedeniyle ülkenin bağımsızlığına kavuşması ancak 1946 yılında mümkün olabildi. 1972’de başkan Ferdinand Marcos sıkı yönetim ilan etti ve sıkı yönetim sırasında Filipinler’in ABD ile ilişkileri zayıfladı.

1973-1976 yılları arasında hükümet güçleriyle ayrılıkçı Moro Müslümanları arasında çatışmalar çıktı. 1977 yılında yeniden başlayan çatışmaların ardından, Libya’nın aracılık ettiği özerklik anlaşması bölgede Hıristiyanlarca reddedildi.

1981 yılında sıkı yönetim kaldırıldı, ancak Marcos olağanüstü birtakım yetkilileri elinde tutmaya devam etti. Haziran’da 6 yıllık bir dönem için yeniden başkan seçildi.

21 Ağustos 1983 yılında Muhalefet lideri Bengno S. Aouino’nun suikaste kurban gitmesi Marcos’u istifaya çağıran gösterilere yol açtı. 1986 seçimlerinde Marcos suikasta uğrayan Aguino’nun eşi Corozon Aguino’ya karşı zafer kazandığını ilan etti. Aguino kendini başkan ilan etti.

24 Şubat’ta Marcos askeri ve dinsel desteğinin azalmasından dolayı olağanüstü hal ilan etti. 26 Şubat’ta ülkeden kaçtı. Aguino ABD ve diğer devletlerce başkan olarak tanındı. 1987 yılında Aguino toprak reformunu başlattı. Aguino’nun aday gösterdiği kişiler yasama organında büyük çoğunluk elde ettiler. Ekonominin zayıflığı, yaygın fikirliği, komünist muhalefler ve askeriyenin zayıf desteği yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaştı. Aralık 1989 yılında asi güçler askeri üsleri televizyon istasyonlarını ele geçirdi ve başkanlık sarayını bombaladılar.

Aguino 1982’de başkanlık seçimlerinde Fiedel Ramous’un başkanlığını tanıdı. 1992’de ABD’nin Filipinlerdeki askeri varlığı sona erdi. 30 Ocak 1994’te Müslüman ayrılıkçı gerillalarla ateşkes andlaşması imzalandı.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philippine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Filipino.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Philipine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Filipin Adaları halkından biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(yarpuz): Akdeniz bölgesinde yetişen, tüylü 10-50 santimetre boyunda, kuvvetli kokusu olan bir bitkidir. Yaprakları kısa saplı olup, oval şeklindedir. Çiçekleri morumsu pembelidir. İçeriğinde uçucu yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Mide ağrısını keser. Kusma ve bulantıyı önler. İktidarsızlığı giderir. Vücudun dinç kalmasına yardımcı olur.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). Mukaddes toprağı ve Kudüs’ü içine alan ülke ki, şimdi İsrail ile Ürdün devletleri arasında bölünmüştür.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian. palestine. holy land. promised land. land of promise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestine. palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Filistin’de oturan, Filinstin’de yerleşmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Palestinian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgünü: Filiz sürmek, filizlerini almak. Filizkıran = Mayıs ortalarına raslayan fırtına ki, mevsim icabı bağ filizlerini kırar. Asma filizi = Açık fıstıkî renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Ocaktan çıkarılan maden birleşiği: Demir filizi, bakır filizi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. tendril. shoot. offshoot. burgeon. button. cion. growth. outgrowth. rod. spine. spray. sprig. sprout. tiller.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offshoot. shoot. sprig. sprit. sprout. young shoot. bud. tendril. ore. ore.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bud. sprout. bough shoot. ore. spring. boss. seedling. switch. dowel. crude metal. prill. button. offset. offshoot. sprig. sucker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فلز] maden külçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan çıkan yeni uçlar. 2.Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. 3.Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. 4.İnce taze ve güzel vücutlu.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Açık yeşil, asma filizi renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light green.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mayıs ortalarında çıkan ve bağ filizlerine zarar veren fırtına.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bağın filizlerini almak, kesmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

germination.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offshoot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Filiz sürmek, yeşermek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sprout. to shoot. to germinate. to sprout. to begin to develop.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put forth shoots. to begin to develop. bud. sprout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Filizi olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Vida çeviren anahtar, tornavida.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). doldurmak, tatmin etmek; yapmak, icra etmek; işgal etmek, tutmak; dolmak, doymak, kabarmak, şişmek; hazırlamak (reçete); (i). dolumluk, doyumluk, dolduracak miktar; toprak tesviyesinde kullanılan toprak veya moloz. fill in doldurmak, eksiğin

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Art arda kullanılarak sürat ve dikkatle her tarafı araştırıp İncelemek mânâsında kullanılır: Her tarafı fIIlenk fillenk aradılar, (bk.) Fellik fellik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). delik tıkamak için kullanılan herhangi bir şey; (boyada) astar; puronun içine konulan tütün; (gazet). boşluk doldurmak için kullanılan kısa yazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Fillerin kulaklarının büyüklüğünün daha iyi işitmeleri ile bir ilgisi yoktur, kulaklar soğutucu görevi yaparlar.

Bilindiği gibi filler çok büyük hayvanlardır ve havanın çok sıcak olduğu bölgelerde yaşarlar. Filin kulaklarında bir çok kan taşıyıcı damar vardır. Bunlar sıcak kanı kulağın yüzeyine taşırlar ve sıcaklığın buradan havaya gitmesini sağlarlar. Böylece hayvancağız kulaklarını oynatarak kendini serinlemiş hisseder.

Afrika filleri çok az ağaç bulunan kurak yerlerde yaşadıklarından kulakları daha büyüktür. Asya’da özellikle Hindistan’da ise fillerin saklanabilecekleri ağaç gölgeleri çok olduğu için oralarda yaşayanların kulakları daha küçük ve üçgenimsidir.

Afrika filleri Asya fillerinden ortalama yüzde 5 daha büyüktürler.

Bugüne kadar yaşayan fillerin içinde büyüklük rekoru 4,10 metre yükseklik ve 10,7 ton ağırlık ile bir Afrika filine aittir. Fillerde dişler yeme değil de savunma amaçlı olup Asya fillerindekiler daha ince ve uzun ama daha hafiftirler.

Filin burnu değişikliğe uğrayarak uzamış, yakalayıcı bir hortuma dönüşmüştür. Bir insanın vücudundaki kasların sayısı 600 iken bir filin gövdesinde 50 bin kas vardır. İnsanda kalp tek bir kastan oluşmuşken gülmek için 17, surat asmak için ise 43 kasın çalışması gerekir. Yani gülmek daha az yorucudur. Fillerin kaslarının 40 bini hortumda bulunur. Bu hortumu ile fil bir ağacı devirebilir, yerdeki bir toplu iğneyi alabilir.

Filleri diğer hayvanlardan ayıran bazı ilginç özellikleri vardır. Örneğin fil zıplayamayan tek memeli hayvandır. Ayrıca fil insanın dışında başı üstünde amuda kalkabilen tek hayvandır.

Filler parmak uçlarına basarak yürürler, çünkü ayaklarının geri taraflarında kemik yoktur, bu bölge sadece yağdan oluşmuştur. Bir günde 30 kilometre yüzebilirler, bu arada hortumlarını şnorkel gibi kullanarak hava alabilirler. Suyun kokusunu 5 kilometre öleden alabilirler ve bir günde 250 litre su içebilirler. Filler, özellikle Asya filleri sakin ve uyumlu hayvanlardır. Ancak bugüne kadar sirklerde ölümcül kazalara aslan ve kaplanlardan çok filler yol açmışlardır.

Fillerin en önemli özelliklerinden birinin kendilerine yapılan bir hareketi unutmadıkları olduğu söylenir. Bu inanış tam doğru değildir. Yapılan deneylerde fillerin zor öğrenen ama bir kere öğrenince ömür boyu unutmayan hayvanlar oldukları saptanmıştır. Kendisine yapılan kötü bir hareketi hiçbir zaman unutmayan hayvan devedir. Kendisini döven kim olursa olsun fırsatını bulduğunda intikamını alır. Dayak yedikten yıllar sonra sahibini öldüren develer görülmüştür. ‘Deve kini’ tanımı işte bu nedenle kullanılır.


Genel Bilgi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). saçları tutmak için başa bağlanan kurdele veya bant; kemiksiz et veya balık, fileto; tiriz, pervaz; (mim). dar ve düz silme; kitap kapağı üstüne basılan süs çizgisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). doldurma; dolma içi; doldurulan herhangi bir şey; (dişçi). dolgu. filling station benzin istasyonu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). fiske; teşvik edici veya harekete geçirici herhangi bir şey; önemsiz şey; (f). fiske vurmak; teşvik etmek, harekete geçirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). oluk rendesi; oluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kısrak; (k).dili canlı genç kız.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

picture. movie. moving picture. cine film. film. flick. picture. silver screen. cine-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film. movie. picture. smash.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin skin; a pellicle; a membranous covering, causing opacity; hence, any thin, slight covering.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A slender thread, as that of a cobweb.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cover with a thin skin or pellicle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The layer, usually of gelatin or collodion, containing the sensitive salts of photographic plates; also, the flexible sheet of celluloid or the like on which this layer is sometimes mounted. a thin coating or layer; 'the table was covered with a film of d

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movie. film. film. audiovisual aids. epic. melodrama. moving picture. picture play. the screen. tie in. tragicomedy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a form of entertainment that enacts a story by a sequence of images giving the illusion of continuous movement; 'they went to a movie every Saturday night'; 'the film was shot on location'. a medium that disseminates moving pictures; 'theater pieces trans

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Whether photographic or holographic, film consists of light sensitive chemicals spread on a surface A film's resolution measures the ability to distinguish between details Because holographic films must be able to record very detailed information, they ha

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The material used in a camera to record a photographic image Generally it is a light-sensitive emulsion coated on a flexible acetate or plastic base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A roll or sheet of a flexible material coated on one side with a light-sensitive emulsion and used in the camera to record an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sites dedicated to preservation, celebration and presentation of film, movies and film culture These include film news, film resources, film magazines and film archives, as well as sites that post films or allow for the creation of films online Film does

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photographic emulsion coated on a flexible, transparent base that records images or scenes.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Material that is loaded into an imagesetter Film is coated with a light sensitive emulsion and exposed with laser light inside the output device After chemical development the film holds a very sharp image of the layout created by the designer This film i

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Photographic material consisting of a thin, transparent plastic base coated with light sensitive emulsion After exposure and processing film is left carrying a visible image in black silver or dye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After esposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Film is photo-sensitized acetate sheets which are processed through exposure to light Film carries the images to be printed The acetate sheets are solid black before exposure After exposure, the image areas become clear Film is first used to make proofs a

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A photographic mixture coated on a flexible, transparent base that can record images or scenes Based on the type, film has the ability to record either still or moving images.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin, transparent plastic sheet that is coated with a photographic emulsion After exposure, it is developed and processed to produce either a negative or a positive to top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A compilation of light sensitive silver salts, color couplers , and other materials suspended in an emulsion and coated on an acetate base The storehouse of our visions, nightmares, and dreams.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Hi-resolution files are sent from a computer to an imagesetter which prints onto clear film Once the film has been developed with chemicals it is used as a mask when exposing a specially coated metal 'plate'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Printing term for the photosensitive material, usually emulsion-coated acetate, that contains the image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The light sensitive material used in non-digital cameras to record an image.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A membrane or sheeting material with a nominal thickness of 10 mils or less.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In printing, the photographically created mechanical from which printing plates are produced.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sheet of polyurethane not greater then 0 010' in thickness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any sheet or strip or transparent plastic coated with a light-sensitive emulsion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Single or multiple layers or coatings of thin or thick material used to form various elements or interconnections and crossovers Thin films are deposited by vacuum evaporation or sputtering and/or plating Thick films are deposited by screen printing. bit

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film , flick , picture.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). zar; ince örtü, ince tabaka; ince tel, lif; (f). zar veya ince bir örtü ile kaplamak; zar bağlamak. filminess (i). zarla veya ince bir tabaka ile kaplı olma. filmy (s). zarlı, ince bir tabaka ile kaplı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (foto)., (sin). filim; (f). filim çevirmek, filim yapmak. film fan sinema meraklısı. film pack düz fotoraf filimleri paketi. film speed filim hassaslığı. film strip konferanslarda yardımcı olarak gösterilen hareketsiz filim serisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Sinema filminin jenerik denen baştaki yazılı kısmında olsun, asıl filmde olsun çalınıp okunan musiki ki, bugün musiki sanatının başlı başına bir dalı hâline gelmiştir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film music / score. film music. film score.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

film star. motion picture star. cinemactor. movie star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ing.). 1. Resim çekmek için kullanılan, sellülozdan yapılmış ışığa karşı hassas levha veya şerit (fotoğrafçılık, sinemacılık ve radyografide kullanılır). 2. Sinemacılıkta bir oyunun tamamını ihtiva eden şeritlerin bütünü. 3. Verici sinema makinesiyle gösterilen oyun, konu.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Bir disk yerleştirildiğinde sistem otomatik olarak iki ses modundan birini seçer: Müzik Modu, CD kayıttan çalımı için en iyi bas ayarlarına önceden ayarlanmışken Film Modu DVD filmi kayıttan çalması için idealdir. Film / Müzik Modu, diğer karmaşık ses ayarlamalarınızı kolaylaştırarak müzik ve filmlerinizi hayata geçirir

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

moviemaking. film industry. movie business. moviedom.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی المثل] örneğin, örnekte olduğu gibi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

Şimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar. Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Bunun için önce şunu bilmemiz lazım. Filim kamerası ile fotoğraf makinesi arasında teknik açıdan büyük bir fark yoktur. Fotoğraf makinesinde her deklanşöre basışta film karesine bir görüntü kaydedilir, film kamerasında ise akan film üzerinde saniyede 24 görüntü karesi kaydedilir. Bunu aynı hızda perdeye yansıtırsanız gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür.

İimdi gelelim filmlerdeki tekerlekler meselesine. Kovboy filmlerindeki at arabalarının veya trenlerin tekerlekleri aracın hareketi ile ileriye doğru dönmeye başlar. Aracın hızı arttıkça perdede görüntüdeki tekerleğin dönüş hızı gittikçe yavaşlar, bir an durma noktasına gelir ve sonra araç ileri doğru gitmesine rağmen tekerlekler tersine dönmeye başlarlar, daha doğrusu gözümüze öyle görünürler.

Tekerlekleri saniyede 24 defa dönen ve hızla giden bir at arabasını düşünelim. Bunu saniyede 24 kare çeken bir kamera ile görüntülersek her kare tekerleğin aynı pozisyonunu aynı noktada görüntüleyeceği için gözümüz tekerleği duruyormuş gibi algılar.

Tekerleklerin dönüş hızına bağlı olarak filmin her karesi tekerleğin tam tur atmamış halini görüntülerse bu sefer de tekerlekler geri dönüyormuş gibi görünürler. Gerek at arabaları ve gerekse trenlerde tekerleğin merkezi ile çevresi arasında bağlayıcı elemanlar olduğundan bunların pozisyonları ve sayıları daha değişik dönüş hızlarında da benzer görüntüyü vererek gözü iyice yanıltır. Bu tekerlekler düz daire şeklinde bir kapakla kapatılmış olsalar bu görüntü yanılgısı olmayabilir.

Sinema konusunda en çok merak edilenlerden biri de sessiz sinema zamanındaki eski filmlerde insanların niçin hızlı hareket ettikleridir. Aslında bunun iki nedeni vardır. Birincisi ilk filmlerin saniyede 16 görüntü geçecek şekilde çekilmesidir. Bunlar günümüzün saniyede 24 görüntü veren makinelerinde oynatıldığı zaman hareketler neredeyse yüzde elli hızlanmaktadır.

Diğer sebep ise eski filmlerin çoğunluğunu oluşturan komedilerin bu şekilde gösterilmesinin filmi daha gülünç kılmasıdır. Bu nedenle o zamanlarda, yani 1915 yılı civarında bile bazı komedi filmleri düşük hızda çekilir, saniyede 16 görüntü hızıyla oynatılarak karakterlerin daha komik görüntü vermeleri sağlanırdı. Günümüzdeki filmlerde bile bazen karakterler hızlı hareket ettirilerek komedi, yavaş hareket ettirilerek romantizm veya daha fazla şiddet etkisi yaratma yollarına başvuruluyor.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. İ.) (denizcilik). 1. Birkaç savaş gemisinden mürekkep donanma parçası, donanmanın bir kısıçn ve bölüğü: Akdeniz filosu. 2. (e.). Conta yelkenlerinin çekilmesi için kumanda: Filo etmek = Rüzgârı yelkenlerin yakası istikametine alıp işlememek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleet. squadron. flying unit. home fleet. shipping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleet. shipping. squadron.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fleet. squadron. formation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Abbreviation for first-in, last-out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First in, last out As when unloading a container with access only at 1 end.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The edge of a rapier blade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First-In Last-Out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First in, last out As when unloading a container with access only at 1 end fob Free on board.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

First In Last Out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. phylogenèse

biy. soy oluş

Türlerin, ortaya çıktıkları zamandan bulundukları zamana kadar geçirdikleri gelişim evrelerinin tümü.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) (I İnce okunur). Bağları sarıp üzüm kütüklerini bozan böcek ve bunun yol açtığı bağ hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Filoloji ile uğraşan bilgin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philolugue

dil bilimci

Dil bilimiyle uğraşan kimse.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philologist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Dil ve edebiyet ilmi.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. philologie

dil bilimi

Dillerin yapısını, gelişmesini, dünyada yayılmasını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam ve cümle bilgisi bakımından genel veya karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philology.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Flori.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Florin.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Floş.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). floş, bir çeşit ipek teli.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. İsp.) (I ince okunur). Torpidolardan kurulu filo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flotilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flotilla.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Kabak veya mantardan ağ şamandırası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

net float.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. Fr.) (L. philosophus, Y. philosophos. Ar. feylosof). Felsefe ile uğraşan bilgin. Ar. hakim: Eski filozoflar. 1. Hakim, akıllı, ilim ve irfan sahibi: Filozof adam. 2. Kayıtsız, lâubâli, dünya işlerine ehemmiyet vermez, kalender meşrepli: O filozof adamdır. 3. İtikatsız, dinsiz, Ar. dehrt. (bk.) Feylosof.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosopher. thinker. original thinker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosopher. philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosopher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

philosophical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Hakimlik, felsefe ile uğraşan ilim adamının sıfatı. 2. Kayıtsızlık, laubâlt tavır ve hal, kalenderlik. 3. İtikatsızlık, dinsizlik, inançsızlık, Osm. dehrîlik.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). filtre; süzgeç; (f). süzmek, süzülmek, süzgeçten geçirmek veya geçmek, filtreden geçirmek; filtre vazifesi görmek; sızmak, duyulmak (haber, söylenti). filter bed filtre havuzu. filter paper filtre kâğıdı. color filter renk filtresi, yalnız

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). filtreden geçebilen.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). pislik, kir, murdarlık; ağzı bozuk olma. filthiness (i). kir, kirlilik, pislik. filthy (s). pis, kirli; ahlakı bozuk, iğrenç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). süzmek; (i). süzülmüş sıvı, filtreden geçen sıvı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Süzgeç, süzmeç.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. filtre

süzgeç, süzek

Bir akışkandaki yabancı maddeleri süzüp ayıran alet veya aletlerden oluşan düzenek.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filter. strainer. tip. filter-tip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filter. filter süzgeç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filter. optical screen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a threadlike anatomical structure or chainlike series of cells.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (anat). iplik, lif, filum.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(Fİ’L-VAKIY) (e. A.). Vâkıa, hakîkaten, gerçekten.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی الواقع] aslında, gerçekte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Fİ = edat, mâ = bağlama, ismi, bâd = zaman zarfı). Bundan sonra, Fars. bâd-ezîn.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی ما بعد] bundan böyle.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (zool). saçaklı, püsküllü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Finlandiya halkından olan kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To carve or cut up, as a chub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

End; conclusion; object.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

An organ of a fish, consisting of a membrane supported by rays, or little bony or cartilaginous ossicles, and serving to balance and propel it in the water.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A membranous, finlike, swimming organ, as in pteropod and heteropod mollusks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A finlike organ or attachment; a part of an object or product which protrudes like a fin The hand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A blade of whalebone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A mark or ridge left on a casting at the junction of the parts of a mold.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The thin sheet of metal squeezed out between the collars of the rolls in the process of rolling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A feather; a spline.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A finlike appendage, as to submarine boats.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fixed stabilizing surface, usually vertical, similar in purpose to a bilge keel on a ship. organ of locomotion and balance in fishes and some other aquatic animals a stabilizer that resembles the fins of a fish show the fins above the water while swimmi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the cardinal number that is the sum of four and one. one of a pair of decorations projecting above the rear fenders of an automobile. one of a set of parallel slats in a door or window to admit air and reject rain. a shoe for swimming; the paddle-like fro

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FINish flag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fleet Identification Number Ford's identification code for North American fleet customers. A straight plate that lies in the water under the boat, which helps maintain balance and directional control.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Firearm Identification Number FIP: Firearms Interest Police. n a narrow, long, vertical wall of rock created by expansion of bounding joints by erosional forces. vertical stabilizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A sharp protrusion in a roof deck that can damage roof components.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Straight, flat stabilizing structure which extends vertically downward and aids in maintaining a straight course while underway It is fixed near the stern of the shell Also known as the 'skeg'.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The fixed forward portion of the vertical tail surfaces.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

SWIFT's core store and forward message processing service bearing that name which enables financial institutions to exchange data worldwide.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A fan-like body part in ray-finned fish It has spines covered with a thin skin The fish uses it to move.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A control bit occupying one sequence number, which indicates that the sender will send no more data or control occupying sequence space. the ball-pass frequency on the inner race.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

FASTER Identification Number.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin projection of metal from the casting, formed as a result of imperfect mold or core joints.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A vertical support made entirely of glass between two abutting glass panes Also sometimes known as a glass mullion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The Fin, also known as the 'vertical stabilizer', is the fixed vertical surface at the rear of an aircraft It provides yaw stability for the aircraft.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The skeg.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A thin projected edge or casting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Florida Inclusion Network.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A narrow, linear projection on a formed concrete surface, resulting from mortar flowing into spaces in the formwork.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finance. a term used to describe a deck surface condition A sharp raised edge capable of damaging a roof membrane or vapor retarder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). yüzgeç; yüzgece benzeyen sey; (den). salma omurga; (hav). sabit dikey yüzey. finback (i). bir çesit balina. fin keel (den). kotra omurgası. dorsal fin (zool). sırt yüzgeci. pectoral fin (zool). göğüs yüzgeci.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sauna.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (k).dili hile yaparak elde etmek; aldatmak, kandırmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). 1. Bir müsabakanın son karşılaşması. 2. (musiki) Bir musiki parçasının son kısmı, bitiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coda. final. finale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Pertaining to the end or conclusion; last; terminating; ultimate; as, the final day of a school term.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Conclusive; decisive; as, a final judgment; the battle of Waterloo brought the contest to a final issue.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Respecting an end or object to be gained; respecting the purpose or ultimate end in view. the final match between the winners of all previous matches in an elimination tournament not to be altered or undone; 'the judge's decision is final'; 'the arbiter w

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

final.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the final match between the winners of all previous matches in an elimination tournament. an examination administered at the end of an academic term. occurring at or forming an end or termination; 'his concluding words came as a surprise'; 'the final chap

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modifier indicating 1 that the value associated with a name, once assigned, cannot be changed, or 2 that a method cannot be overridden in a subclass, or 3 that a class cannot be extended. the championship final of an event in which the fastest eight swi

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Final Approach One of the many words describing the approach segments The part of a landing sequence or aerodrome circuit procedure in which the aircraft has made its final turn and is inbound to the active runway See picture at right.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The championship final of an event in which the fastest eight swimmers from the morning preliminaries compete Top.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A JavaTM programming language keyword You define an entity once and cannot change it or derive from it later More specifically: a final class cannot be subclassed, a final method cannot be overridden and a final variable cannot change from its initialized

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A cumulative exam on a particular course in one term encompassing all material covered throughout the duration of the course.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Java reserved word which serves as a modifier for classes , methods, and variables A final class cannot be used to derive a new class A final method cannot be overridden A final variable is a constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The final keyword is a modifier that may be applied to classes, methods, and variables It has a similar, but not identical meaning in each case When final is applied to a class, it means that the class may never be subclassed java lang System is an exampl

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Java keyword indicating that a variable, method or class cannot be further defined or overridden or subclassed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The championship final of an event in which the fastest eight swimmers from the morning preliminaries compete.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The phase of a landing approach where the aircraft is flying toward the approach end of the runway along the extended runway centerline ATC references to 'short final' indicate that the aircraft is within about one mile of touchdown An aircraft crossing t

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Grade assigned at the end of a course to indicate the degree to which a learner has met the learning outcomes of the course. keyword that may be applied to classes, methods, and data which will prevent it from being extended, overriden, or changed, respec

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Final is a mantra that is meant to reflect an ultimatum or resolution.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A Java programming language keyword You define an entity once and cannot change it or derive from it later More specifically: a final class cannot be subclassed, a final method cannot be overridden and a final variable cannot change from its initialized v

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Keyword used to define a constant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The final keyword is a modifier that may be applied to classes, methods, and variables It has a similar, but not identical, meaning in each case When final is applied to a class, it means that the class may never be subclassed java lang System is an examp

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A modifier that prevents subclass definition, makes variables constant, and prevents a subclass from overriding a method. noref, nohrehf.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

VARCHAR2 Indicates whether the method is final or not. exam that comes at the end of each semester.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

VARCHAR2 Indicates whether the type is a final type or not.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i). son, nihai; kati, kesin; sonuncu; (i)., (matb). son baskı; (çoğ)., spor kesin sonuç veren oyun, final, bir spor karşılaşmasmın son ve kati denemesi; sömestre sonu imtihanı. finally (z). nihayet, sonunda. final cause nihai maksat, son gaye.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. final-four

sp. dörtlü final

Dört takımın katılımı ile oynanan final maçları.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). final, bitiş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Any of the players who meet in the final round of a tournament in which the losers in any round do not play again. a contestant who reaches the final stages of a competition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person who goes to the finals. finalist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a contestant who reaches the final stages of a competition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., spor finale kalan yarışmacı, finalist.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kesinlik, katiyet; nihai oluş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). bitirmek, son şeklini vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. felsefe). Varılacak en son bir hedefin varlığını kabul eden doktrin.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. finalisme

fel. erekçilik

Her şeyin bir erekle belirlendiğini, bir ereğe yöneldiğini, her şeyin bir ereklik yasasına göre olup bittiğini benimseyen görüş.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finalism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). maliye, mali işler; (çoğ). mali durum; gelir; (f). bir kimsenin veya müessesenin mali işlerini idare etmek; bir işin masraflarını karşılamak; mali teşebbüslere sermaye yatırmak veya temin etmek. financial (s). mali. financial engagements mal

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). maliyeci, sermayedar; banker.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. finance

1. para, mal, 2. mali işler

1. Kazanç. 2. Bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finance. long-term bonds. leading figures in finance , industry and trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financial. monetary. pecuniary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Bir yatırım İçin lâzım olan parayı temin etmek mânâsındaki finanse etmek fiilinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. financé

ekon. akçalanmış

“Akçalanmak” anlamındaki finanse edilmek, “akçalamak” anlamındaki finanse etmek birleşik fiillerinde geçer.


Yabancı Kelime by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Finanse etmek işi yahut bu maksatla temin edilen pare.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financing. finance. a financing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

financing. finance. floating. funding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Commercial Papers)

İhraçcıların borçlu sıfatı ile düzenleyip ihraç ettikleri emre veya hamiline yazılı kısa vadeli sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i.) (halk dilinde bazen: filcan). Küçük çanak, kahve, çay fincanı. Büyük veya pek açıkgöz için söylenir: Gözleri fincan gibi, gözlerini fincan gibi açmış. Flncanböre$ = Yuvarlak şekilde yapılan bir çeşit ince börek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cup. porcelain insulator. coffee cup. tea cup. porcelain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coffee cup. teacup. brim. insulator.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

saucer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Fincan ve ona benzer şeyler satan: Fincancılar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker/seller of cups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker or seller of cups.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir veya şu kadar fincan dolusu veya o kadar içine alan: Bir fincanlık kahve. Dört fincanlık bir cezve. Altı fincanlık tepsi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi.). Fin milletinin konuştuğu dil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finnish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (zool). ispinoz (kuş).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). (i). bulmak, keşfetmek; anlamak, sezmek; tedarik etmek; arayıp bulmak; ulaşmak, erişmek; (i). buluş, bulunmuş şey, bulgu, keşif. find expression ifade edilmek; kendini göstermek. find fault (with) kusur bulmak. find for the plaintive (huk). dav

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(Fr). on dokuzuncu yüzyılın sonu; 1880-1910 devrinin özelliklerini arzeden. fin-de-siecle (s). çökmüş, soysuzlaşmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça olup Arapça’da da kullanılır, kelime aslen, Karadeniz’e mensup mânâsıyla Yunanca’dır; çünkü en çok Karadeniz’in güney kıyılarında yetişir). Maruf meyve ki, katı ve sert bir kabuk içinde yuvarlak bir meyvesi vardır. Yabanîsi de olur. Fındık ağacı = Bu meyveyi veren ağaç ki, pek büyük olmaz. Fındık sıçanı = Küçük fare. Fındık kıran = Fındık, ceviz ve badem gibi şeyler kırmağa mahsus demirden kıskaç. Fındık kurdu gibi = Ufak, tefek. Fındık kabuğunu doldurmaz = Pek az miktarda, ehemmiyetsiz. Fındık yuvası = Etli ellerin dış tarafında, parmak dlplerindeki çukur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filbert. hazelnut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nut. hazelnut. filbert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazelnut. filbert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Şifalı Bitki

(corylus avellana): Palamutgillerden; kuzey yarımküresinin ılık yerlerinde ve yurdumuzun en çok Karadeniz Bölgesinde yetişen ufak bir ağaçtır. Meyvesi (Fındık), sert bir kabuk içindedir. İçeriğinde nişasta ve yağ vardır. Kullanıldığı yerler: Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Vücuda kuvvet verir. Nekahat devresinin çabuk geçmesini sağlar. Hamilelere de faydalıdır. Dövülmüş yenirse öksürüğü keser. Varise faydalıdır. Fındıkyağı, böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taşların düşürülmesinde yardımcı olur. Bağırsak solucanlarını düşürür. Sarada da faydalıdır. Mideleri hasta olanlar, damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidirler.

Şifalı Bitki by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazel mouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dormouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fındık satan adam. 2. mec. Yalan vaadlerle aldatarak soyan yosma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller/grower of hazelnuts. hussy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lively and flirtatious woman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fındık kabuğu renginde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcracker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nutcrackers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fındık ağacı ormanı, fındık ağaçlarıyla örtülü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hazelnut grove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fındık.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). son.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (z)., (f). güzel, ince, zarif; (saf, katkısız, katışıksız, halis; hassas, ince ruhlu, duygulu; ala, mükemmel, üstün: berrak, açık; (z)., (k).dili güzel, hoş, iyi; (f). toz haline getirmek; güzelleşmek. fine arts güzel sanatlar. finedraw (f)., (te

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). para cezası; (f). para cezasına çarptırmak. finable (s). para ile cezalandırılabilir, para cezası verilebilir.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی نفس الامر] işin aslında, gerçekte.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). süs, şıklık; süslü giyim.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bak). refinery.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). incelik; kurnazlık, hile, ustalık; (f)., iskambil fines yapmak; ustalıkla durumu idare etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f). parmak; parmak gibi şey; parmak boyu; (A.B.D). alkol ölçüsü; (f). parmakla dokunmak, el sürmek, parmakların arasına alıp oynamak, ellemek; çalmak, aşırmak; (A.B.D)., argo ele vermek; parmaklarla ince iş yapmak; (müz). parmakla çalgı çalmak

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmakla dokunma, yoklama; (müz). parmakları kullanma usulü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). parmak büyüklüğünde balık yavrusu.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Aşırılık ifade etmek İçin fingirdemek fiiliyle beraber kullanılır: Kız fingir fingir fingirdiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Fazla oynak kız veya kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coquettish. frivolous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

coquettish. flirtatious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fazlaca oynak hareket etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to behave coquettishly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f,). Karşılıklı fingirdemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dally with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (mim). Gotik binaların tepelerindeki süs.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). titiz, kılı kırk yaran, çok meraklı. finically (z). kılı kırk yararak, titizlikle.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). titiz, kılı kırk yaran, çok meraklı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. finish

1. bitme, 2. sp. varış

1. Bitmek işi. 2. Bir yarışın son bulduğu yer.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). son, hitam, nihayet.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). bitirmek, sona erdirmek; tamamlamak, ikmal etmek; terbiye etmek; mahvetmek; telef etmek, yıkmak; (k).dili yok etmek; bitmek, sona ermek, nihayet bulmak; (i). nihayet, son; en mükemmel durum, son iş, cila, rötuş. finish off veya up bitirmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). bitiren veya tamamlayan kimse, ikmal eden kimse; fabrikadan çıkacak mamullerin son işlerini yapan işçi veya makina; nihai darbe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). sınırlı, mahdut, sonu olan, biten, fani: ölçülebilir, sayılabilir; (mat). sonlu. finite verb (gram). mastar ve sıfat fiillerin aksine olarak fiilin belirli şahıs ve sayı gösteren şekli. finitely (z). sınırlı olarak. finiteness (i). fanilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Keyfince gezip tozmak mânâsındaki «fink atmak» tabirinde geçer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone acting as an informer or decoy for the police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

someone acting as an informer or decoy for the police.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (A.B.D)., argo grevi bozan işçi, ihbar eden işçi, muhbir, ele veren işçi, oyun bozan işçi; hoşa gitmeyen kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Finlandiya.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finland. finland.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Ülke

Başkent: Helsinki.

Nüfus: 5.069.000.

Yüzölçümü: 338.145 km2.

Komşuları: Kuzeyde Norveç, Batıda İsveç, Doğuda Rusya.

Önemli Şehirleri: Helsinki, Espoo, Tampere.

Din: %89 Lutherci.

Dil: Fince, İsveçce (resmi).

Yönetim Biçimi: Anayasal Cumhuriyet.

Tarih: Finliler, büyük olasılıkla Hristiyan çağının başlarında Urallar’dan göç ettiler. 1154’ten Finlandiya’nın Rus İmparatorluğunun özerk bir dükalığı haline geldiği 1809’a dek İsveçli yerleşikler hakimdi. Rusların zorla topladığı vergiler güçlü bir ulusal bilinç yarattı. Finlandiya 6 Aralık 1917’de bağımsızlığını ilan etti ve 1919’da Cumhuriyet oldu. 30 Kasım 1989’da SSCB ülkeye saldırdı ve Finliler topraklarının büyük bölümünü kaybettiler. İkinci Dünya Savaşı sonrası toprak kayıpları arttı. 1948’de Finlandiya SSCB ile Karşılıklı Yardım Andlaşması imzaladı, iki ülke (Finlandiya ve Rusya) Ocak 1992’de imzalanan yeni bir pakt ile bu andlaşmayı iptal etti.

Finli seçmenler 16 Ekim’de Avrupa Birliği’ne (eski adıyla Avrupa Topluluğu) üyelik konusunda bir halk oylamasına katıldılar ve üyelik 1 Ocak 1995’te yürürlüğe girdi.


Ülke by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

finn. finlander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Finn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i), Finlandiyalı, Finli. Finnic (s). Finlandiya'ya veya Fin diline ait. Finnish (s).,(i). Finlandiya'ya mahsus; (i). Fin dili.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bir çeşit tütsülenmiş mezit balığı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). balık gibi yüzgeçleri olan, yüzgece benzeyen; balıklara ait, balığı çok olan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (İtalyanca: fino). 1. ince, zarif, SU, seçilmiş, seçkin: Fino bir kumaş. 2. Pek, küçük: Fino köpek = Odalarda gezen ve kucakta taşınan küçük ve zarif köpek cinsi: Bir finosu var, fino köpeği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pet-dog. lap-dog. pet dog. lap dog.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A style of Sherry that is pale in color, light in flavor, and dry Fino is served cold as a refreshing aperitif.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A high-alcohol wine typical of Andalusia.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Term found on some Sherry labels to denote the winery's lightest and driest sherries.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

fjord (i). fiyort.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (müz). nefesli çalgıların ağız kısmındaki tahta tıkaç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

with a whirling motion. bastard piç. fırlama.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

for , in favour , per.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (bot). çam ağacı, köknar; bu ağacın tahtası. Scotch fir, yellow fir sarı çam, (bot). Pinus sylvestris. silver fir akçam ağacı, gümüşselvi, (bot). Picea pectinata.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fırıl fırıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şiddet, acele ve helecanla dönüp dolaşmayı taklit ve tasvir eder: Fır fır dolaşmak, fırdolayı, fırıl fırıl dönmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A.) (fark’dan gelir ve mufârakat İle aynı mânâdadır). 1. Sevişen iki kişinin birbirinden ayrılması, aşıkın, sevdiğinden ayrı düşmesi, ayrılık, hicrin, firkat: Firâk-ı yâr, nâr-ı firik = Ayrılık ateşi. 2. Türkçe: Hüzün, mahzunluk, teessür: Kendisine bir firâk geldi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرق] fırkalar, partiler. 2.bölükler. 3.zümreler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فراق] ayrılık. 2.ayrılık acısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) Sevdiğinden ayrı düşmüş Aşıkın, hicranını tasvir ederek söylediği şiir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tesirli, müessir, hüzün verici: Pek firaklı bir hikâye, bir ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Francala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frank.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kaçma, savuşma, izinsiz ve gizliden kaçma: Firar etmek, izinsiz ve gizliden kaçmak: Firar etti. 2. Bir askerin veya diğer bir memurun mevkiini bırakarak gizlice kurtulup gitmesi: Askerlikte firarın cezası ağırdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

escape. flight. desertion. jailbreak. prison-breaking. break. breakout. getaway. absence without leave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breakaway. escape. getaway. jailbreak. running away. flight. desertion. absentee without leave.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

desertion. escape. flight. evasion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرار] kaçış, kaçma. firâr etmek kaçmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (m. firâriyye). Firara ait. Türkçe’de: Firar eden, kaçkın, kaçan: Asker firârîleri. Firârîleri tuttular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deserter. escapee. runaway. jailbreaker. prison-breaker. fugitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive. deserter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fugitive. deserter. absconder. escapee. renegade. runaway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فراری] kaçak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Döşek, yatak. Esir-i firâş = Yatağa yatacak, kalkamıyacak kadar hasta. 2. Oturmak için yere serilen şey, yaygı. Flriş-ı hat = Demiryolu düzeltilmiş, düz yatak.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Yiğit, mert. 2.Binici, at yetiştirici.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: FERASET) (i. A.). 1. Derhal anlama, sür’at-i intikal, zihin uyanıklığı, anlayış üstünlüğü: Firâsetle anladı. Talebede firâset olmazsa öğretmenin verdiği dersten hiçbir netice alınamaz. 2. Bir adamın çehresinden ve organlarının şekil ve biçiminden tabiatını, ahlâkını ve idtidadını çıkarmak marifeti (asıl mânâsı bu olup, en çok kullanılan birinci mânâsı mecazîdir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(hi. coğrafya). On Asya’nın en büyük nehri ki, Diyadin civarından çıkarak Anadolu’nun doğu taraflarına kadar gelip Mezopotamya’yı dolaştıktan sonra Irak’ta Dicle ile birleşerek Şatt’ı teşkil eder ve Basra Körfezi’ne dökülür.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Tatlı su. 2.Türkiye’nin en uzun nehri.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çok, bol, Ar. kesir, aşırı: Eşk-i firâvân döktü = Pek çok gözyaşı döktü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فراوان] bol, çok.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(FİR’AVN) (i. A.) (c. Ferline.). M. Ö. 525’teki İran istilâsına kadar Mısır’da 3000 yıl saltanat süren imparatorlara verilen unvan. Firavunlar, 40 kadar sülâleye ayrılır. Kutsal kitaplarda Hazret-I MÜsâ ve Hazret-i YÜsuf ile çağdaş firavunlardan pek çok bahsedilir, mec. Pek mağrur ve mütekebbir ve anûd adam. Firavun Tepeleri = Ehram, piramitler. Firavun faresi = Fransızca ichneumon denilen kedi kadar bir hayvan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharaoh. pharaon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pharao.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mongoose.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prickly pear.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Yokuş, çıkış. İniş demek olan neşîb mukabili: Firâz 0 neşib a 2, Yükselten, yukarı tutan. Osm. ref’eden (sıfat terkipleri yapmaya da yarar): S«r-flrlz = Başını yükselten, başı yukarıda olan, seçkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فراز] üst, yukarı. 2.yokuş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yükselten, Osm. ref’eden.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) - Yükselten. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yükseklik. Ser fîrâzî = Seçkinlik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. whisk. scrub. tongue-lashing. rating. scolding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elbise, diş vesaire temizlemeye, boya vesaire sürmeye mahsus kıldan veya sama. ve hasır gibi şeylerin tellerinden yapılmış Alet: Elbise, saç fırçası, diş, fırçası, boyacı, badanacı fırçası, ressam fırçası, zamk fırçası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f ). Fırça ile temizlemek: Elbiseyi, dişleri fijrçalamak lâzımdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to brush. scrub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırça ile temizlenmek: Bu palto fırçalanmıyor. Kendi elbisesini fırça ile temizlemek: Saatlerce fırçalamak Adetidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be brushed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.) Fırça ile temizletmek: Bu elbiseyi iyice fırçalatmalı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.) (c. ferâdîs). 1. Bahçe. 2. Cennet, uçmak, Fars. behişt (Avrupa dillerindeki paradis bundan gelir).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فردوس] cennet. 2.bahçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Cennet, 2.Bostan, bahçe. - Firdevsi: İran’ın milli destanı olan “Şeyhname”nin yazarıdır. Adı, Mansur b. Hasan’dır. 934-1020 yıllan arasında yaşadığı tahmin edilmektedir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. firdevs = cennet, Aşyân = Yuva). Cennet-mekân, cennetlik, merhum, mağfûr: Cennet mekân ve firdevs Aşyân Sultan Osman HAn Hazretleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Biri döndüğü vakit ötekinin de dönmesine yol vermemek üzere uç uca getirilerek serbest bir eksenle bağlanmış iki halkadan ibaret teknik düzen. 2. Tunçtan 6 köşeli bir çeşit oyun zarı. 3. Yeltek, kaypak huylu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

swivel. barrel swivel. vane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çürümek, kurumak yahut dökülmek yüzünden eksilen kısım. Fire vermek = Fire yüzünden eksilmek: Üzüm uzak yere nakledilirse çok fire verir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ullage. wastage. shrinkage. leakage. outage. turnover. wantage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shrinkage. outage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The evolution of light and heat in the combustion of bodies; combustion; state of ignition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Fuel in a state of combustion, as on a hearth, or in a stove or a furnace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The burning of a house or town; a conflagration.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Anything which destroys or affects like fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Ardor of passion, whether love or hate; excessive warmth; consuming violence of temper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Liveliness of imagination or fancy; intellectual and moral enthusiasm; capacity for ardor and zeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Splendor; brilliancy; luster; hence, a star.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Torture by burning; severe trial or affliction.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The discharge of firearms; firing; as, the troops were exposed to a heavy fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To set on fire; to kindle; as, to fire a house or chimney; to fire a pile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To subject to intense heat; to bake; to burn in a kiln; as, to fire pottery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To inflame; to irritate, as the passions; as, to fire the soul with anger, pride, or revenge.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To animate; to give life or spirit to; as, to fire the genius of a young man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To feed or serve the fire of; as, to fire a boiler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To light up as if by fire; to illuminate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause to explode; as, to fire a torpedo; to disharge; as, to fire a musket or cannon; to fire cannon balls, rockets, etc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To drive by fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cauterize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To take fire; to be kindled; to kindle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To be irritated or inflamed with passion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leakage. shrinkage. ullage. waste. loss. decrease. refuse. allowance. diminution. wastage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

In property insurance, 'fire' refers to the unintentional or 'hostile' occurrences of flame and combustion Damage caused by fire in your fireplace, for instance, is not covered under your homeowners insurance quotes policy But if your rug were ignited by

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion evidenced by a flame or glow Insurance distinguishes between a 'hostile' fire and 'friendly' fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion sufficient to product a spark, flame or glow and which is hostile.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four elements The fire element finds expression in zodiac through the three signs Aries, Leo and Sagittarius and is held to represent among other things: intuition, action, spiritualty, creativity and drive toward individuality See also Earth,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Because of the high incidence of fires in theatres during the candle and gas lighting eras, to speak of fire whilst in a theatre is generally considered unlucky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

South; wand; powers of passion and will, the ability to act effectively, to destroy, purify and change; the qualities of the flame, heat, anger, aggression, affection, sexual desire; red, orange, gold, deep yellow; snakes, scorpions, fire ants, sparkles,

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Combustion which is rapid enough to produce a flame or glow A fire, for purposes of Property Insurance, must be 'hostile,' which means it is not in a place in which it is intended to be Fires in their proper contained area are called 'friendly fires' and

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To cause a state transition See: transition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the 4 classical elements, representing spirit, intuition, vitality and inspiration The fire signs are Aries, Leo, Sagittarius.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A rule is said to 'fire' when its action is executed A rule fires only when its condition evaluates to true. To ignite, to cause burning, the chemical change in combustion producing heat and light Fire has long been used for the benefit of humans Fires he

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Simultaneous release of heat, light, and flame, generated by the combustion of flammable material.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

The great shaper and transformer of the northern forest Ishkote or ashkote in the Ojibwe. a combustion accompanied by a flame or glow, which escapes from its normal confines to cause damage. An act signed into law in August 1989, by President Bush that re

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

To execute a state transition See: transition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

One of the four classic elements of the fantasy world Also, a spell domain composed of nine divine spells and a granted power themed around the element fire Also, a spell descriptor denoting spells that produce or use fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Court decisions have held generally that there are three elements which constitute a fire within the meaning of an insurance policy: Rapid oxidation Visible flame or glow Hostile or unfriendly.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ateş, alev; kıvılcım; yangın;cehennem, cehennem azabı; hararet, ısı, sıcaklık; hırs. fire alarm yangın zili, alarm. firearms (i). ateşli silahlar. fireball (i). akanyıldız; top şeklindeki şimşek; atom bombası patladığında hasıl olan ateş topu; (A

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tutuşturmak, ateşe vermek, alevlendirmek; yakmak, pişirmek; canlandırmak, harekete geçirmek, gayrete getirmek, tahrik etmek; teşvik etmek; patlatmak, ateş etmek; atmak, püskürtmek; tutuşmak; silahla ateş etmek. fire a volley yaylım atesi açmak. Fi

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Türk musikisinde 12 zamanlı bir küçük usul.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرنگ] Batı, Avrupa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frengi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Suların dışarıya akması için gemilerin güvertesinde bordalara açılan delik. 2. Kilidin bir kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Türk musikisinde 32 zamanlı bir büyük usul.

Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Apple tarafından geliştirilen, bilgisayara ve çevre ürünleri bağlanmada kullanılan yüksek hızlı arayüz bağlantısı.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Farbala, büzgülü süs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. yunanca’dan). Erguvan, (kimya) HAmız-ı fırfîr = Bir kimyevî terkip. (tıp) DS-ül-fırfîr = Kızıl hastalığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frill. ruffle. furbelow. fall. flounce.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frill. furbelow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frill. furbelow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Parlak kızıl renk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatma, iğfal, hile: Kizb ü firîb = Yalancılık ve aldatma, i. Aldatan, Ar. muğfil (sıfat terkipleri yapmaya da yarar). Ebleh-firîb = Ahmak aldatan. Dil-firîb = Gönlü aldatan, cazibeli, güzel, dilber.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldatan, Ar. muğfil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Aldanmış, iğfal olunmuş, mağdur: Dünyanın nesine firîfte olmalı,

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فریفته] aldanmış, aldatılmış. firîfte olmak aldanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gönlü aldanmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Frigorifik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Olgunlaşmak üzere bulunan tahıl ve bunun ateşte ütülenmişi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

around and around.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çabuk ve fasılasız dönüp dolaşmayı tasvir ve taklit eder: Fırıl fırıl dönüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Rüzgârla dönen, tekerlek şeklinde bir çocuk oyuncağı. 2. Rüzgârın geldiği tarafın aksine çevrilip tütmesine engel olmak için ocağın veya soba borusunun tepesine konan döner şapka. 3. Odaların içine taze hava almak için camlara takılan tenekeden döner pervane. Fr. •girouette. 4. mec. Dolap, hile: Fırıldak çevirmek = Hile ve tuzak kurmak. Meharetle muvaffak olmak. Fırıldak tezgâhı = Demirci Aletlerinden bir çark.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pinwheel.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

weathercock. spinning top. whirligig. windmill. ventilator. intrigue. trick. hanky-panky.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirligig used as child's toy. weather cock. pin wheel. rotor. vane. weathercock. whirligig. wind vane.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hile yapan, dalavere vaDan. dolap çeviren, (bk.) Fırıldak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirligig seller. swindler. con man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whirl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çabuk ve sesle döndürmek: Sapanı fırıldattı. 2. Yalan vaadlerle aldatmak, dolandırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Önünde bir tek açıklığı bulunan ve içinde ekmek vs. pişirilen bir çeşit ocak: Ekmek fırını, pasta fırını. Fırın gibi = Çok sıcak. (Şu kadar) fırın ekmek yemesi lâzım = İyi bir duruma gelmek, usta olmak için daha pek çok çalışmak gerektiğini anlatır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oven. roaster. cooker. stove. furnace. kiln. hearth. bakery. bakehouse.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bakery. furnace. kiln. oven. stove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oven. stove. bakery. furnace. coke oven. blast furnace. kiln. hearth. muffle. bakehouse. incinerator. retort. burner. cooker. grate. klin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fırın işleten kimse.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the work of a baker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ateş etme; yakma. firing line (ask). ateş hattı. firing squad idam mahkumunu kurşuna dizen asker bölüğü; ölü kimsenin mezarı başında saygı gösterisi olarak ateş eden asker bölüğü.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baking.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

kiln drying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fırında kurutmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bake. fire. to dry in an oven or kiln. to bake. to kiln-dry. to fire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to put sth in the oven to bake. to dry sth in an oven or kiln.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth kiln-dried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. firistâde-gân). 1. Gönderilmiş, Ar. mersûl, mürsel. 2. Elçi, hususî görevli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرستاده] elçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته] melek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فرشته خو] melek gibi, melek huylu, güzel huylu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. firak). 1. Bölük, insan topluluğu, Ar. cemaat, tâife. 2. (askerlik) Birkaç alay veya iki tugayla bağlı birliklerden müteşekkil büyük askerî birlik, tümen. Orada bir fırka asker bulunduruluyor. Fırka kumandanı = Tümen kumandanı. 3. (denizcilik). Bir amiralin kumandasında bulunan donanmanın bir kısmı (deniz fırkasının kısımlarına da takım denir). Fırka-i bahriyye = Filo.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

division. squadron. party. legion. side.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فرقه] parti. 2.bölük. 3.zümre.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: FÜRKAT) (i. A.). Ayrılık, Ar. müfârakat, firak. Sevdiklerinden uzak ve ayrı yaşayış. Firka»-ı memleket = Memleket uzaklığı, kasreti.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرقت] ayrılık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Arapça fürkat = ayrılık, Farsça zeden = vurmak). Ayrılık çeken, sevdiğinden ayrılmış, hicran çeken.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Katalanca fargata’dan). Eskiden üç direkli her nevi gemiye denirdi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Arapça fırka’nın tesniyesi olup müfred gibi kullanılır) (denizcilik). Korvetten büyük ve bataryasında 50 ilâ 75 mm. lik toplan olan eski tarzda savaş gemisi (Avrupa dillerindeki fregate kelimesi bu Arapça kelimeden gelir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firkateyn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frigate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Kadınların saçlarını tutmaya mahsus, maşa gibi çatal tel veya 1 baga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hairpin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ufak yağ fıçısı; bir ingiliz sıvı ölçü birimi (bir varilin dörtte biri oylumunda).

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Süs notalarından biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kırık kenar, bir kabın kırılmış, uçmuş kenarının kırık parçası. 2. Çocukların topaç oyunu (bu ikinci mânâ ile pırlak dahi denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

protrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fırlamak işi. 2. (argo) Piç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap. spring. a hurling. a throw. popping up. flying off. bastard. son of a gun. son of a bitch. brat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

popping up. protruding. bastard. brat. smart child. dash. jumping.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Birdenbire uçup kuş gibi «fır» diye ses çıkararak atılmak, sıçramak: Yerinden fırladı, fırlayıp kolundan tuttu. 2. Bir şeyin bir kenarı kırılıp sıçramak: Bu tabağın kenarı fırlamış. Mermerin fırlayan yerlerini düzeltmeli. 3. Fiyatı artmak, çıkmak, yükselmek: Bu hafta zahire birdenbire fırladı. Borsada tahviller fırlamış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dash. hare. hurtle. jump. nip. plunge. soar. spring.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to jump up. to rush. to protrude. to stick out. to soar. bound. fling. leap. pop out. shoot. take by storm. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be hurled / flung.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

projection.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fling. pitch. projection. throw. toss. hurling. cast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurling. throwing. cast. delivery. ejection. fling. heave. launching. projection. put.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Şiddetle ve ses çıkaracak surette atmak, uçurmak: Elindeki yelpazeyi havaya, denize fırlattı. 2. Bir kenarını, mermerin bir ucunu fırlatmışlar. 3. Fiyatını artırmak, çıkarmak: Un fiyatları fırladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hurl. launch. eject. throw. toss. bung. cast. cast away. catapult. chuck. chuck away. dart. fling. hurtle. pelt. project. send. shoot. shoot out. shy. swing. whisk.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bung. cast. chuck. dart. eject. heave. hurl. project. put. shoot. shy. sling. throw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to hurl. to fling. cast. dart. dash. pitch. send. shoot. shy. sling. spin. spring. throw. toss. whack. whip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Birdenbire ve ses çıkararak sıçrayış: Yerinden bir fırlayış fırladı ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leap. jump. protruding. protrusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (f). pek, katı, sert, pekişmiş, sıkı; sabit, metin, dönmez; (f)., (gen). up ile sabit kılmak, pekiştirmek, sağlamlaştırmak. firm order (tic). kesin sipariş. firmly (z). metanetle, katiyetle, sebatla, kuvvetle. firmness (i). metanet sebatlılık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şirket, firma, ticarethane. firm name firma adı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.). Tescil edilmiş ticarî müessese: Bu kumaş güvenilir bir firmanın malıdır, gözü kapalı alabilirsiniz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. business.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

concern. firm. firm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

firm. company.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

company , concern , enterprise , firm , employer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sema, gök kubbe, asuman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ferman.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: FURSAT) (i. A.). Münasip ve muvafık vakit ve hal. Faydalanmak sırası, elden kaçırılmayacak faydalı vakit ve hal: Bu, benim için bir fırsattır. Bu fırsat her vakit ele geçmez. Fırsattan istifade etmek. Fırsat beklemek, bulmak, vermek. Fırsatı elden kaçırmak = Fırsattan faydalanamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunity. chance. occasion. opening. break. facility. show. turn.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunity. chance. occasion. opening. break. facility. show. turn. room. scope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasion. opportunity. break. chance. leisure. look in. permit. room. scope. show.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرصت] uygun an, fırsat.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pusher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

equal opportunity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.) (Ar. fursat, Fars. cüsten = aramak). Fırsat arayan,” bekleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. fursat, Fars. yâften = bulmak). Fırsat bulan, eline fırsat geçen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporizing. timeserving. opportunist. profiteer. time-server. pusher. temporizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. pusher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunist. fence-straddler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

opportunism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (i)., (z). ilk, birinci, baş, en büyuk; (i). başlangıç; baş yer, birincilik; (müz). en tiz ses; birinci mal; ayın ilk günü; (z). evvelâ, ilk önce, başta, en ileride; ilk defa olarak; ondan evvel. firsts (i). en iyi kalite eşya. first edition ilk

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

İng. first lady

başbayan

Devlet büyüklerinin eşi.


Yabancı Kelime by

Yabancı Kelime

İng. first-class

birinci sınıf

Kaliteli, mükemmel, kusursuz.


Yabancı Kelime by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ilk sonuç; ilk doğan çocuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(z). evvela, ilk olarak, ilkin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pull.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses tekrarı). Durmaksızın, devamlı: Dokuma tezgâhında mekik fırt fırt gelir gider.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (iskoçya'da) haliç, nehir ağzı olan uzun ve dar körfez.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Şiddetli rüzgârla denizin dalgalanıp karışması, rüzgârın etrafta çok şiddetli esmesi. Ar. sarsar. Fars. tündbâd: Şiddetli bir fırtına oldu. Fırtına yatıştı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storm. gale. tempest. hurricane. gust. snorter. squall.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

storm. tempest. gale.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gale. storm. tempest. flurry. lightning storm. comprehensive / household policy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fırtınası olan, fırtına ile karışık: Fırtınalı hava.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gusty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dirty. foul. gusty. heavy. inclement. rough. stormy. tempestuous. turbulent. boisterous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

stormy. tempestuous. dirty. gust. inclement. rough. turbulent. ugly. windy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to go crazy. to go nuts.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (Farsça pîrOz’den) Bahtiyar, mes’ut, mutlu, sevinçli, iyi bahtlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ فيروز] talihli, kutlu. 2.muzaffer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Mesut, mutlu, sevinçli, ferah, uğurlu, iyi bahtlı.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Uğurlu, bahtı açık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(aslı: PİRÜZE) (i. F.). Gök renginde bir değerli taş. Firûze-fâm = Mavi renkte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turquoise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turquoise. turquoise blue. azure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turquoise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فيروزه] turkuaz, firuze taşı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.(bkz.Firuz). 2.Nişabur’da çıkan açık mavi renkli ve değerli bir yüzük taşı. 3.Açık yeşil, dağ yeşili ile gök mavisi arasında ve bal mumu parlaklığında maruf kıymetli taş.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Mâvi renkli, gök renkli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. Farsça pîrûze’den Arapça’laşmış). (bk.) Firuze.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [فيروزه فام] turkuaz, açık mavi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bir çeşit lâle.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Firavun.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فرعون] firavun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. flr’avniyye). Firavuna ait olan. mec. Kibir, gurur, küfür ve inatla yapılan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. ses taklidi). Yavaş ve gizli konuşmayı tasvir ve taklit eder: Fıs fıs bir şey konuştular.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Tasnif işlerinde kullanılan karton yaprak. 2. Elektrik cereyanı almak yahut anten vs. bağlantısını temin etmek için prize sokulacak şekilde yapılmış madenî uçlu parça. 3. Kumarda, kahvehanelerde para yerine kullanılan pul vs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

receipt. sales slip. voucher. ticket. police record. filing card. counter. chip. check. jetton. outlet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. counter. receipt. tag. token. plug. counter. chip. ticket. index card. card. form. chit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

slip. jack. plug. check. tag. plug. index card. chip. token. counter. slip (of paper. receipt. marker. slug. form. connection plug. courtesy card. record card. register card. voucher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gizli ve yavaş konuşulurken çıkan sesi anlatır: Fıs fıs konuştular. (bk.) Fıs.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Sürünen bir kumaş ve eski terlik yahut hafif surette akan su sesini taklit ve tasvir ederek ekseriya mükerrer kullanılır: Fış fış, fışır fışır yürümek, sürünmek, akmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Ayırma. 2. Sütten

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). devlet veya hükümdar hazinesi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). mali. fiscal year mali sene.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [فی سبيل الله] Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fişenk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge. cracker. girandole. shell. squib.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge. squib. cartdridge. rocket. roll. fireworks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge. squib. fuse. rocket. missile. garnish. ammunition. shell. scroll. cartridge. skyrocket. any projectile used as a firework. shot shell. shotshell.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

display hand. fireworker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartouche.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cartridge belt. bandoleer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Tüfek va tabancaya doldurulan barut ve kurşundan ibaret mermi ki, vaktiyle kâğıda sarılırdı, şimdi maden kovana sarılır. 2. Donanmalarda ve şenliklerde atflmak üzere barut ve başka maddelerle yapılan yanıcı, patlayıcı, korku verici maddeler: Arayıcı, kör, havâİ, çadır fişek, çarkı felek fişeği. Fişek atmak, yakmak. 3. Fişek şeklinde istif olmuş ve kâğıda sarılmış para vesaire, (denizcilik) Roket fişeği = Kazaya uğramış gemilerden imdat istemek için atılan fişek. mec. Dellfişek = Savruk ve düşüncesiz adam, kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fişek yapılan veya saklanan yer, fişek fabrikası ve mahzeni.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fişek yapan veya satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fişek taşımaya mahsus mahfaza ki, göğsün üzerine aykırı bağlanıp her bir fişek için parmak şeklinde bir yeri vardır, palaska.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). balık tutmak, balık avlamak, çekip çıkarmak; içinde balık avlamak; tahta veya demir parçası ile takviye etmek, seren berkitmek; for ile aramak, ağız aramak. fish for a compliment kendisine kompliman yapılmasını istemek; up veya out ile arayıp bulm

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). (çoğ. fish, değişik türler için fishes) balık; balık eti; tahta veya demir takviye parçası, berkitme parçası. fish and chips (ing).balık fileto ve kızarmış patates. fish ball balık köftesi. fishbone (i). balık kılçığı. fishbowl (i). kavanoz biçimind

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balık tutan kimse, balıkçı; balık avlayan hayvan veya kuş. fisherman (i). baIıkçı. fishery (i). balıkçılık; balık tarlası, dalyan.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). balık avlama, balık avı, balıkçılık; ağız arama. fishing boat balıkçı kayığı veya gemisi. fishing rod olta kamışı. fishjng tackle veya gear balık takımı, baIıkçı takımı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). balıktan ibaret; balık gibi, içinde balık tadı veya kokusu olan; balığı çok; (k).dili şüpheli, inanılmaz. fishy eye donuk göz; şüpheci göz. fishiness (i). balık vasfı olma, içinde balık tadı veya kokusu bulunma; şüphelilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ses taklidi, (bk.) Fısıl fısıl.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fısıltılı bir şekilde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Gizlice bir şeyler söylemek, gizliden telkinde bulunmak, çok hafif sesle konuşmak: O adam kulaklarına bir şeyler fısıldadı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). ipek kumaşın hışırtısı gibi hışırtı etmek, hışırdamak: Canfes fistanı fışıldıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

breathe. whisper. to whisper. to breathe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to whisper sth to sb. murmur. pig's whisper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yavaş konuşmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to talk in whispers.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yavaş sesle ve çok defa, kötü maksatla konuşma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aside. whisper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

whisper. breath. mutter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the grapevine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tütünün yanması gibi bir şeyin sesini tasvir ve taklit eder: Fısır fısır tütün içiyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Fış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir şey için için, yavaş yavaş yanarken çıkan fısıltı hâlindeki sesi anlatır: Odunlar ıslakmış, ocak fısır fısır yanıyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.), (bk.) Fışır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hareket ederken fışır fışır etmek: Terlikleri fışırdıyordu. Su, çayırın üzerinde fışırdayarak akıyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Bir şeyi fış fış ve fışır fışır edecek surette oynatmak: Eteklerini fışırdatarak yürüyordu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kumaş, terlik ve su gibi bir şeyin hafif surette hareket ederken çıkardığı ses: Suyun, eteklerin fışırtısı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

light splashing / rustling sound. fizz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Kötü huyluluk, fitne, günah işleme, sefâhete dalma: Fısk u fücûr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ فسق] kötülük, sefihlik. 2.dinsizlik. 3.Tanrı’ya karşı isyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. denizcilik). Demirin tırnağını asmak için gemi kenarındaki eğri demirden askı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (denizcilik). Demirin tırnağını kaldırmak için geminin kenarına bağlı eğri demir askı, matafora. Fişka etmek = Demirin tırnağını kaldırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Orta parmağı baş parmağa sıktıktan sonra şiddetle bırakmakla parmağın tersiyle vurulan darbe. 2. Fiske vurmaktan hasıl olan bere ve şiş. Parmak ve deynek vesaire darbesi olan veya hastalıktan gelen kabarma: Yanağı fiske fiske olmuş, fiske fiske kabarmış. 3. Adı geçen iki parmağın yine o vaziyetiyle ufak taş vesaire atma: Fiske taşı. Fiske dokundurmamak — Toz kondurmamak, müdafaa etmek, sahip çıkmak. Fiskeşamdanı = Küçük el şamdanı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flick. flip (with finger. inch (of salt. pimple. blister. fillip. flip.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. i.) (denizcilik). Kumanda düdüğü, gemici düdüğü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Taze gübre: Bağ kütüklerinin köklerine kasımda fışkı atmak çok iyidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horse dung. manure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Taze gübrenin atıldığı yer. 2. İşkembe.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ağacın kökünden çıkan sürgün.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Basınçla suyu atıp fırlatan Alet, fıskiye. Fars. fevvâre, şırınga.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gush. jet. outburst. spurt. squirt. emanation. eruption. spout.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. jet. spurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squirting. effusion. gush. spout. squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. (Su veya diğer bir sıvı), şiddetli bir basınç altında, bulduğu dar bir aralıktan şiddetle sıçramak. Osm. feverân etmek: Bu fıskiyeden su beş metre yukarı kadar fışkırıyor. 2. Tohum büyük bir kuvvet ve şiddetle bitip birdenbire büyümek: Ektiğimiz tohumlar bir güzel fışkırmış ki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gush out. spurt. burst. belch. blow. ejaculate. erupt. flush. spout. squirt. well. well forth. well out. well up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. gush. spout. spurt. squirt. to gush out. spurt out. squirt forth. to spurt out. to gush. to squirt. to spout. to jet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to gush out. to spurt out. to squirt forth. to jet. to spring up. emanate. gush. shoot. spew. spout. spurt. squirt. well.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Fışkıran bir şeyin çıkardığı ses.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

squirt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flush. spouting. ejaculation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ejection. jet. blast. blasting. spraying. flushing. sprouting. atomization. ejaculation. spurt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by