Füshat-zar ne demek? | Füshat-zar anlamı nedir? | Füshat-zar

Füshat-zar anlamı nedir?

Füshat-zar ne demek?

Füshat-zar anlamı nedir?

Füshat-zar | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: fushat zar

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geniş, açık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

open market. overt market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [آه و زار] âh edip inleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. hazrâ) («Hazer»de smüş.) yeşil, müz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آهنگ گذار] uyumlu, ahenkli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخلاق نظری] teorideki ahlak anlayışı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آه و زار] âh çekip inleme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اخضر] yeşil.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عالی نظر] yüksek görüşlü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. A. «usare» den). Eskiden kök boyası denilen bitkiden çıkarılırken şimdi kimya usulleriyle hazırlanan boya maddesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A coloring principle, C14H6O22, found in madder, and now produced artificially from anthracene.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

It produces the Turkish reds. an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an orange-red crystalline compound used in making red pigments and in dyeing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). kökboyası, alizarin.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim, fark etmez bu kokuyu tam olarak giderenleyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile giderilebilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılması ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40((75XO,7)=0.76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40( (60x0,6)= 1.1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testinden ağza atılacak bir şekerle veya sakızla kurtulmak mümkün değildir. Alkol aldığımızda veya sarımsak, soğan benzeri keskin kokulu yiyecekleri yediğimizde nefesimiz kokar. İstediğimiz kadar ağzımızı yıkayalım, dişlerimizi fırçalayalım, şeker yiyelim veya sakız çiğneyelim fark etmez, bu kokuyu tam olarak gideremeyiz.

Bu kokuların nedenleri ağza veya boğaza bulaşan alkol, ağızda dişlerin arasında kalan yiyecekler değildir. Onlar ağzın yıkanması ile gideribilir. Bu kokular mideden de gelmez, çünkü yiyecek gitmediği zamanlarda yemek borusunun ucu hep kapalıdır. Tüm bu alkol ve kokulu yiyeceklerin molekülleri midedeki hazım sırasında mide duvarından geçerek kana karışır. Böylece akciğerlere ulaşarak nefesle beraber çevreye yayılırlar.

Trafik denetlemelerinde yapılan alkol testlerinde, nefesteki dolayısıyla kandaki alkol miktarı ölçülür. Cihaza üflemeyle dışarı verilen havanın 2.000 santimetreküpü kanda bulunan alkol miktarını gösterir. Bu oran, alınan alkol miktarının kişinin ağırlığına bölünmesi ve erkeklerde 0.7, kadınlarda ise 0.6 katsayısının çarpılamsı ile hesaplanabilir.

Bu katsayılar arasındaki farkın nedeni, aynı vücut ölçüleri ve yağ oaranlarına sahip bir kadın ve erkek üzerinde yapılan deneylerde, her ne kadar alkolün yüzde 20’si midede, yüzde 80’i ince bağırsaklarda kana karışsa da, kadınlarda alkolün midede daha az parçalanarak kana karışım oranının yüzde 30 daha fazla olması, kadınların daha çabuk sarhoş olmaları ve sarhoşluğun daha uzun sürmesinin gözlemlenmesidir.

Bir kadeh sek rakı veya iki bardak şarap kanda 40 gram alkol bulunması anlamına gelir. Böyle bir doz 75 kilo ağırlığındaki erkekte 40(75*0,7)=0,76 gr/litre sonucunu verir ki, trafikteki yasal limiti aşar.

Bu miktarda alkolü 60 kilo ağırlığındaki bir kadın aldığında suçlu olur, çünkü hesaba göre kanında 40(60*0,6)=1,1 gr/litre alkol çıkar.

İnsanlarda bir litre kandaki alkol oranı 0,5 gramı geçtikten sonra refleksler yavaşlar, sürücü bilincine hakim olamaz. Bu da ciddi kazalara yol açar.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cenotaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Eskiden yara tedavisinde kullanılan bir reçine. Anzarot ağacı: Bu reçineyi veren ve sıcak ülkelerde yetişen bir ağaç (Penaea sarcocolla). 2. (mec.) Rakı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(tıp) HAlât-ı nâdire = Az görülen hastalık belirtisi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

junkyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çıkışpıa, itâb, serzeniş: Azar işitmek. (Aşağıdaki kelimeye bk).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İncitme, Ar. tâzib, ukubet. Dil-izar = Gönül inciten, MerdümAzâr = Adam inciten. Azâr-dîde = Zulüm görmüş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rebuke. reproach. reproof. scolding. talking-to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. blame. lesson. rebuke. reprehension. reprimand. reproach. reproof. setdown.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آزار] incitme. 2.inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

little by little.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glean. gradually. piecemeal.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bit by bit. little by little. inchmeal. by easy stage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Zulüm görmüş, incitilmiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bawling out.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lecture. obloquy. rebuke.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scolding. castigation. ear- bashing. ear- wigging. earful. going over. lecture. nagging. rating. rebuff. severe reprimand. talking to. telling off. unbraiding.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmak, itap ve serzeniş etmek: Babam beni azarladı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

give the stick. give smb. hell. give smb. beans. rap smb. over the knuckles. tell smb. one's mind. call smb. over the coals. light into. give a piece of one's mind. peck at smb. reprimand. reproach. admonish. chide. scold. baste. bawl out. berate. b.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chide. lecture. rebuke. reprehend. reprove. scold. upbraid. to scold. to rebuke. to reproach. to lecture. to reprimand. to tell off. to blow sb up. to tear sb off a strip. to take sb to task. to haul sb over the coals. to bawl sb out. to give sb a rocket.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to scold. slash. bawl out. berate. to give sb a bit of one's mind. blame. call down. carpet. castigate. chew up. chide. to take a person to cleaners. to haul sb over the coals. crab. dress sb down. flay. hold sth against sb. lambaste. lecture. let rip. li

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Çıkışmaya, sert söze muhatab olmak: Ben azarlanmak istemem.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be scolded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Sert söz söyletmek: Ben evlâdımı kimseye azarlatmam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Çıkışma, kınama, tekdir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Vergi, haraç veren, 2. Geçiş parasına tâbi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bağlık yer, bağ, bahçe.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?

‘Botulizm’ kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.

Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.

Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler. Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler. Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelismemiştir, hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.

Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.

Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fish market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

editor. editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the post of the editorial writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâz = geri Averden getirmek. Galatı: Pazar). 1. Alış-veriş, Osm. ahz ü İtâ, dâd ü sitâd. Pazar ola = Alış-veriş sahiplerine selâm yerine söylenen temenni ve duadır. 2. Alış-veriş yeri, üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes, satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ile satar. Sûk. At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, perşembe pazarı. 3. Fiyat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. Pazar etmek, pazar bozmak. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak, satmaya çıkarmak. Pazar kayığı = Ücretle herkesin eşyasını alıp nakleden büyük kayık, Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = İş düzeltmek, ıslah etmek. Şikâr pazarı = Götürü ve maktû pazarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازارگاه] pazar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Menekşelik, menekşe tarlası, bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Halk ağzında: Belgizar). Yadigâr olmak üzere verilen hediye: Bu kutu falanın bana bergüzârıdır. Bu da benden size bergüzâr olsun.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Hediye, hatıra, andaç.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [برگذار] hatıra, hediye, yadigâr.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tenâsül Aleti. .

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eski elbise ve eşyanın alınıp satıldığı pazar. (bk.) BAt. «Eskiye itibar olsaydı, bitpazarına nur yağardı».

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flea market. jumble shop. rag fair.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bıkmış, usanmış, bezmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بيزار] bıkmış, usanmış. bîzâr olmak bıkmak, usanmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. garip, tuhaf, acayip, biçimsiz.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بالضروره] zorunlu olarak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tipi, şiddetli kar fırtınası

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Regional Markets)

Ulusal (Kot İçi) Pazar’da işlem görme koşullarını taşımayan ve Borsa Yönetim Kurulu’nca geçici veya sürekli olarak Ulusal Pazardan çıkarılmasına karar verilen şirketlerin hisse senetlerine likidite sağlamak, bu hisse senetlerinin fiyatlarının düzenli ve şeffaf bir piyasada, rekabet koşulları içinde oluşmasını temin etmek amacıyla kurulan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Boz rengini almak, boz renginde görünmek: Kızarıp bozarmak = Utanmadan veya diğer bir sebepten benzi değişmek ve renklenmek.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şahin cinsinden ağır ve tembel kuş; birkaç cins av kuşu. Ionglegged buzzard kızıl şahin, (zool). Buteo rufinus. moor buzzard üsküflü doğan, (zool).Circus aeruginosus.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Zarurî olarak, ister istemez, bilmecburiye, nâçar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

a matter of life and death.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Can inciten, can yakan, eziyet eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çemenle örtülmüş yer, çemenlik, yeşillik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [چمنزار] çimenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Otlak. Çimenlik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «cezr»den). Kasap, mec. Merhametsiz, zâlim, k’an dökücü. XVIII. asır sonları Osmanlı vezirlerinden Ahmed Paşa’nın unvanı.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

flower market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. cizye = vergi, F. güzâşten = eda etmek). Vergi veren, haraca bağlı, tâbî, bir Müslüman devletinde cizye vergisi veren Hıristiyan tab’a.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to cause havoc.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). Rus çarı, çar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çareviç.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

-(i). çariçe.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). çarlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dem = nefes, güzârîden = geçirmek). Vakit geçiren, yaşayan, vakit öldüren: Ney çalarak dem-güzâr oluyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Vakit geçirme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seismograph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yardımcı, imdâda yetişen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, Azürden = incitmek). Gönül incitici, hatır bozan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دل آزار] gönül kıran, inciten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overseas market. outside market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Beherine veya her defada dokuz: Dokuzar lira aldılar; kompartımanlara dokuzar kişi bindiler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. bezr). (bk.) Bezr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [افزار] alet, araç gereç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nazar). Nazarlar, bakışlar, (bk.) Nazar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انظار] bakışlar, gözler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اسباب ضروریه] zorunlu sebepler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Evimizdeki bitkiler veya süs çiçekleri solunumlarında gündüzleri havadaki karbondioksiti alarak oksijen verirler ama geceleri ise bizim gibi oksijen alarak karbondioksit verirler. Bu nedenle de çiçeklerle aynı odada uyumanın, havadaki oksijen azalacağı için zararlı olabileceği konusunda genel bir inanış vardır. Aslında bu doğrudur ama sanıldığı kadar tehlikeli değildir.

Konuyu daha iyi anlamamız için bir bitkinin aynı anda yaptığı iki işi bilmemiz lazım. Birincisi hücrelerin nefes alışı, ikincisi de ışık ve klorofil özümlemesi diye de adlandırılan fotosentezdir. Bu iki olay tamamen birbirinden farklı, iki ayrı işlemdir.

Tüm canlı hücrelerde olduğu gibi bitki hücrelerinin de yaşayabilmeleri için havadaki oksijene ihtiyaçları vardır. Havadan nefes yolu ile aldıkları oksijenle şeker gibi gıda moleküllerini yakarlar, enerji kazanırlar. Bu, gündüz ve gece yaşamları boyunca durmaksızın devam eder.

Bitkilerin yapraklarındaki hücreler aynı zamanda gündüzleri ışıkla birlikte fotosentez işlemini gerçekleştirirler. Yani bitki gündüzleri her iki işlemi birlikte yaparken geceleri sadece nefes almaya devam eder. Fotosentez işleminde bitkiler havadan karbondioksiti alıp oksijen verirler. Ancak hücreler buradan çıkan oksijeni nefes almada tekrar kullanırlarken, nefes verişteki karbondioksiti de fotosentezde kullanırlar.

Ortalama yetişkin bir insan, hareketsiz durumda bir dakikada 15, bir günde 20 bin kez nefes alır. Her solumada yarım litre hava ciğerlerine girer. Yani dakikada 7-8 litre havayı ciğerlerine çeker ve tekrar verir. Bu, günde 11 bin litre hava demektir. Aslında nefes alırken havadan oksijen alıp karbondioksit veririz ifadesi de tam doğru değildir.

Aldığımız havada hem oksijen vardır, hem de karbondioksit. Verdiğimizde de aynı şekildedir ama oranları değişiktir. Ciğerlerimize aldığımız havadaki oksijen oranı yüzde 21 iken dışarı verdiğimizdekinde yüzde 16’dır. Yani her nefeste aldığımız havanın yüzde 5-6’sı vücudumuzda oksijen olarak kullanılır. Dolayısıyla havadan aldığımız günlük oksijen miktarı ortalama 570 litre civarındadır.

Gündüzleri yeterli ışık altında, bitkilerdeki fotosentez işlemi, bitkinin nefes almasından daha yoğundur. Yani ortaya fazladan oksijen çıkar ve gündüzleri odanızdaki havadaki oksijen miktarını artırırlar. Geceleri ışık olmadığından ve karanlıkta fotosentez işlemi yapılamadığından, nefes almaya devam eden bitkilerden çıkan karbondioksit miktarı daha çoktur.

Evlerimizdeki bitkilerin veya süs çiçeklerinin gündüz çıkardıkları fazla oksijen ve gece verdikleri karbondioksit miktarı, insanın soluduğu havanın içindeki oksijen miktarı yanında o kadar azdır ki sağlığımızı etkileyebilmesi mümkün değildir. Ancak kapısı, penceresi hava sızdırmaz küçük bir odada, dev bitkilerle birlikte yatma gibi bir alışkanlığınız varsa başka tabii...


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Genişlik, açıklık, vüs’at: Geniş ve açık meydan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geniş, açık yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gazruf). Gazruflar, kıkırdaklar, (bk.) Gazruf.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گشت و گزار] dolaşma, gezinti, gezip tozma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oturup ağlanılan

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., biyol. taşlık; şaka mide. stick in one's gizzard kursağında kalmak; gücüne gitmek, ağır gelmek. It stuck in my gizzard Hazmedemedim. Gücüme gitti. Bana ağır geldi. Gk kıs. Greek.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lump bargain. contracting by the job. contracting for the whole lot.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Finansal Terim

(Watchlist Companies Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağan dışı durumların ortaya çıkması, hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi, yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya ilgili pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması nedeniyle şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında, sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, hisse senetlerinin likidite imkanını kesintiye uğramadan İMKB bünyesinde işlem görebileceği pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F gül, A. izâr = yanak). Gül yanaklı, güzel çehreli (gül-i zâr = ağlayan gül şeklinde yazmamalı).

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gül yanaklı. 2.Al yanaklı. 3.Türk musikisinde mürekkep bir makam.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gülbahçesi, gül tarlası.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (güzâşten fiilinden masdar ismi). 1. Geçme, geçiş: Geşt-ü güzâr = Gezme ve seyahat (güzâr daha çok .kullanılır). 2. Eda eden, ifâ eyleyen, beceren, ödeyen. Dem-güzâr = Vakit geçiren, günlerini hoş geçiren. Cizye-güzâr = Vergi veren. KSr-güzâr — İş beceren (galat olarak işgüzfir da derler). Maslahatgüzâr = Elçi veya büyükelçi vekili.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geçiren, geçirici. Güzârende-i eyyâm = Vakit geçiren.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Rüyâ tâbir etme, düş yorma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Geçme, geçiş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

beauty aid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [گلعذار] gül yanaklı, pembe yanaklı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گلزار] güllük, gül bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Uyuyucu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hak, Fars. güzâşten = yerine getirmek). Hakkı yerine getiren, haktan ayrılmayan.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(a.f.i.). - Hakkı tanıyan, haktan ayrılmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çapkın, edepsiz, açık meşrep.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kalemle yazılmış, Ar. muharrer, mektûb: Hâme-güzâr-ı vasf-ü târîf oldu (eski nezaket tâbirlerinden).

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.), (i.) rasgele, gelişigüzel; (i.) şans, rastlantı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Dikenlik, dikeni çok yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Viraneleri çok yer, viranelik: Bağdad, Osmanlı idaresine geçtiği zaman adetâ bir harâbe-zâr idi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) Arapça: harâç, Farsça: güzârîden = ödemek). Haraç veren, haraca kesilmiş, Osm. cizye-güzâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خارزار] dikenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خاطر آزار] gönül inciten, hatır kıran.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (huzûr’dan Ar. fiil. Yalnız şu tâbirde geçer): Mâhazar = Hazır bulunan şey, hazır ve elde ne varsa, ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar, hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Hızar ve hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caspian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

khazar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضر] güvenlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) 1.Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. 2.Barış ve güven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.

İsimler ve Anlamları by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (f.) baht, şans, tehlike, riziko; tenis kortunun servis atılan tarafı; eski bir çeşit zar oyunu; bilardo oyununda bir vuruş; golf oyununda mânia; (f.) tehlikeye atmak, şansa bırakmak; cüret göstermek. hazard a guess tahmin etmek, kafadan atmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) tehlikeli, rizikolu; şansa bağlı. hazardously (z.) tehlikeli olarak. hazardousness (i.) tehlike, riziko .

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A ). Hazır olma, yakınında bulunma («gıybet» zıddı) (kelime, bugün Arapça’da «medeniyet» mânâsında kullanılmaktadır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Hayal veya ilk madde Alemi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Aslı merkeple döner değirmen demek olan Farsça harâs’dan çıkma haraz olsa gerektir. Zaten bu şekilde de kullanılır). Tahta ve kereste biçmeye mahsus büyük bıçkı. (bk.) Hızar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bülbül, Fars. andelib, eski Türkçe: sanduvaç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si. F.) (c. hezârân). Bin, Ar. elf. Hezâr-bâr = Bin kere. Sad-hezâr = Yüz bin. Hezâr-fen = 1. Pek çok şeyler bilen ve yapan. 2. Çokluğu: Binler, binlerce.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ هزار] bin. 2.bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). 1.Bülbül. 2.Çok, pek çok. 3.Bin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). 1. Çok bilen, bilhassa birçok sanatı birden çok yüksek derecede yapabilen adam. 2. Minâre ustası.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] binlerce.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاران] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزاردستان] bülbül.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Afganistan’ın dağlık kesiminde oturan bir kabile.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Sıcak iklimlerde yetişen uzun yapraklı bir cins kamış ki, oralarda kulübe ve çit yapmaya ve kulübeleri örtmeye ve sandalye vesaire imaline de yarar.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Çok bilen, elinden her iş gelen. Bin türlü iş beceren. Hezarfen Ahmet Çelebi: Türk bilgini. Yapay kanatlarla ilk defa uçma deneyimini başaran adam.

İsimler ve Anlamları by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [هزارپا] kırkayak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyüb bıçkı. (bk.) Hazar, hezar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gang saw. pit saw. sawbench. whipsaw. frame saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large saw. pit saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

large / pit saw.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lumberman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pit sawyer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cutting logs into planks.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Güzel manzaralı. mec. Güzel yüzlü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. hâzır). Hazır olanlar, hazır bulunanlar, (bk.) Hazır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [حضار] hazır olanlar, bulunanlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ابزار] gösterme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

home market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

backstabbing. two-faced. hypocritical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzur» dan masdar). Ölüme hazır olma, can çekişme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احتضار] can çekişme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar). Huzura getirme, hazır ve mevcut etme: O adamı, o kitapları ihzâr ettim: Getirttim (hazırlama mânâslyle kullanılmamalıdır), (hukuk). Mahkemeye celb ve davet: İhzâr puslası: Birinin hukuk mahkemesine celb ve daveti İçin gönderilen tezkere. İhzâr müzekkeresi = Birinin ceza mahkemesine cebren getirilmesi İçin gönderilen yazı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ احضار] çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

1.hazırlamak. 2.getirmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compulsory process. bench warrant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [احضاری] hazırlayıcı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.) (hukuk). Birinin mahkemeye celb ve daveti için alınan harç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar). Bekleme, gözleme, Ar. terakkub: Bahara intizâr ediyorum, baharın intizârındayım.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectation. cursing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

expectation. curse. cursing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انتظار] bekleme, bekleyiş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

beklemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nezr»den masdar). Neticelerin kötü olabileceğiyle korkutarak bir şeyden alakoyma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.). Becerikli ve daha çok, kendini göstermek için gerekmezken işe karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

efficient. officious. meddlesome. pragmatic. pragmatical. pragmatist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

busybody. officious. obtrusive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conceitedly officious. obstrusive. busybody. meddlesome.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İşgüzarca hareket.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

officiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

İnsanlarda işitme zararları 65 dB (desibel) ses şiddetinden sonra başlar. Bu zararlar sinirlenme ve vejetatif sinir sisteminin tahrip edilmesi gibi kısa süreli reaksiyonlara neden olur. Ses şiddeti uzun süre 90 dB üzerinde devam ederse insanda organik işitme zararları meydana gelir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan masdar). 1. Huzura getirme, çağırma, hazır bulundurma. 2. Hatıra getirme, hatırlama (yanlış olarak hazır etme mânâsıyla da kullanılmıştır), c. İstihzârât = Hatırda kalan bilgi vesaire. Ar. müstahzerât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ استحضار] hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İTİZAR) (i. A. «özr» den masdar). Bir özür, sebep ve vesile ileri sürüp bir mânî göstererek af dileme, mâzeret beyân etme: Dâvete gidemediğinden dolayı itizar ediyor. İtizar şehidetnâmesi = Mazereti tasdik eden doktor raporu veya başka bir resmî veya yarı resmî kâğıt.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

offering an excuse. apologizing. regrets.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Yanak, Fars. ruh, ruhsir. Halî-ül-izâr = Hayâsız, utanmaz, arsız, yırtık, yüzsüz. GOl’-lzIr = Gül yanaklı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ازار] peştemal.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [عذار] yanak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), eski Z harfi. from A to izzard başından sonuna kadar, A'dan Z'ye kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [اعتذار] özür dileme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) yeniçeri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların sıkılınca geleneksel olarak başvurdukları üç şey alkol, nikotin ve kahvedir. Alkol alınmasına ve sigara içilmesine sağlık kuruluşlarınca karşı çıkılmasına karşılık kahve içme alışkanlığı hiç bir zaman benzeri eleştirilerle karşılaşmamıştır. Halbuki fazla miktarda kahve içimi de anormal zihinsel durumlar oluşturabilir, kafeinin birden kesilmesi kendine özgü olumsuz belirtiler ortaya çıkarabilir.

Günlük hayatımızda başlıca kafein kaynakları, kahve, çay, çikolata, kakao ve kolalı içeceklerdir. Kafein en çok kahvede bulunur, çayda ise kahvenin yarısı ile beşte biri kadardır. Bir fincan kahvede 85-100 miligram, bir bardak çayda 60 miligram, kolalı içeceklerin litresinde ise 100-130 miligram kafein bulunur. Bu nedenle kafein üzerindeki araştırmalar kahve üzerinde yoğunlaşmıştır.

Kafeinli içecekler içildiklerinde vücut tüm kafeini emer, kandaki seviyesi 15-45 dakikada en yüksek seviyesine çıkar. Alınan miktarın en azından yarısının vücutta kullanılıp atılmasına kadar geçen zaman yaklaşık beş saattir. Kafein kandaki yağ asitlerinin seviyesini arttırır, bu maddeler enerjiye çevrilerek vücut direncini arttırırlar. Kafein sinir sistemine uyarıcı etki yapar, uykuya olan reaksiyon zamanını uzatır, canlılığı arttırır.

Bir insan kısa sürede 6-7 fincan kahve içerse, kafeine bağlı, huzursuzluk, uykusuzluk, ishal, kalp çarpıntısı gibi belirtiler görülebilir. Ancak kafein zehirlenmesi olabilmesi için günde 80-100 fincan kahve, 125 bardak çay veya 200 kutu kolalı içecek içilmesi gerekmektedir ki bu da pratikte mümkün değildir.

5-10 gramlık kafein tozu erişkin bir kişiyi öldürebilmektedir. Kafein zehirlenmesi belirtileri sıkıntı, kusma, kalp çarpıntısı ve komadır. Kalbin durması ve solunum yetersizliği nedeniyle ölüm bile meydana gelebilir.

Aşırı kahve alımının şeker, gut, mide, bağırsak ve idrar yolları hastalıklarına da yol açtığı ileri sürülmüş ama bu hastalıkların hiçbirinin nedeni ile aşın kafein alımı arasındaki ilişki kanıtlanamamıştır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). İsteğini elde edebilen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. kâr = iş, güzâşten = becermek), iş beceren, işin hakkından gelen, becerikli (bunun yerine yanlış olarak ve değişik mânâda işgüzâr kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. kâr-güzâr). İş becerenler, işin hakkından gelenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iş bilirlik.

Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Ko Profit and Loss Sharing Certificate)

Ortaklıkların, kar ve zarara ortak olmak üzere iştigal sahalarına giren tüm faaliyetlerin gerektirdiği finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ihraç veya halka arz edebilecekleri bir tür sermaye piyasası aracıdır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کارزار] savaş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kasten olmayarak, tesadüfen, kazâ ile, şâyet, eğer: Kazârâ doktora muhtaç olursanız...

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidentally. by accident. by chance. inadvertently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidentally. fortuitous. by accident. by chance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

accidental. by accident. by chance. off chance. peradventure.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [قضارا] tesadüfen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Eğri ve meş’ um bakışlı, kıskanç.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Tarla.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [کشتزار] tarla.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

erythema. rush. blotch. chilblain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

turning red. blushing. flush. glow. suffusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blushing. toasting. roasting. glowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kızıl, kırmızı olmak, kırmızılaşmak, Osm. ihmirâr etmek, sürh olmak: Havuzdaki balıklar, şu tarladaki çiçekler ne güzel kızarmifl Elma, güneşi gördükçe kızarır. 2. (meyve) Olmak, yetişmek: Kızılcıklar, elmalar, narlar, erikler kızarmaya başladı. 3. Utanmak, mahcûb olmak, utangaçlıktan kan yüze fırlayıp çehre kırmızı olmak: O sözü söylerken kı zardı. 4. (et, balık vesaire) Tava veya tencerede kırmızı oluncaya kadar kavrulup pişmek: Balıklar kızardı; eti kızarıncaya kadar kavurmalı. Kızarıp morarmak, kızarıp bozarmak = Mahcûb olmak, mahcûbiyetten renkten renge girmek. G&t kızarmak = Ağlamak. KSmür kızarmak = Tutuşmak, yanmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. turn red. go red. redden. blush. be roasted. be fried. be toasted. color. color up. colour. colour up. crimson. flame. glow. toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blush. flame. fry. redden. roast. to turn red. to redden. to blush. to be fried. to be toasted. to be roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to turn red. to redden. to blush. to flush. to become flushed. to fry. to be fried. to toast. to be toasted. to roast. to be roasted. to glow. chafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fried. roasted. grilled. red. angry. bloodshot. blotchy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glowing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kızarmış yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rush. erythema. suffusion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

red place. red spot. erythema. chafe. eruption. glow.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roaster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be fried. to be roasted.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Tava veya tencerede kızartılmış et veya balık yemeği. Düğün kızartması = Et kızartmasının bir çeşidi. Tavada kızartılmış: Kızartma balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fry. frying.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

roast. frying. toasting. roasting. fried food. broiled food. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

frying. toasting. roasting. a fried food. fried.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Kırmızı etmek; kızıl rengini vermek: Güneş, elmayı kızarttı. 2. Tavada kırmızı oluncaya kadar kavurmak, yağ içinde döndürerek pişirmek: Et, balık kızartmak. Yüz kızartmak = Bir şey istemek mahcûbiyetini göze aldırmak: Yüzünü kızartıp söyleyiver işte.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fry. grill. roast. toast. chap.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

brown. flush. redden. roast. toast.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to fry. to toast. to roast. chafe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hymen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hymen. maidenhead.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

comedian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

syndicated columnist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eardrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eardrum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.) [کوتاه نظر] kıt görüşlü, basiretsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Lâle ekilmiş yer, lâle bahçesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tulip garden.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [لاله زار] lale bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. İ.). Karantina yeri, karantina beklenilen yer, Osıtı. ta’naffuz-hâne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) cüzam veya veba gibi bulaşıcı hastalıkların tedavi edildiği hastane; karantina yeri; (den.) kıç taraftaki erzak ambarı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kertenkele, zool. Lacertilia, Sauria; kertenkeleye benzer hayvanların her biri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mâ = bağ, hazar = «huzûr» dan geçmiş zaman). Hazır olan, hazır her ne bulunduysa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

millî eğitim bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ماحضر] hazırda olan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - İnleyen ay.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan). 1. Huzur yeri, bir büyük zâtın yanı. 2. Hazır olma, huzur, görünme, gösteriş. Nik-mahzar = Huzuru ve görünüşü güzel, güzel gösterişli. 3. Birçok adam tarafından ortaklaşa imza olunarak yüksek bir makama sunulan dilekçe («arz-ı mahzar» da denilir). Birini mahzar etmek = Biri aleyhinde şikâyet bulunan bir dilekçe sunmak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ محضر] huzur, kat. 2.görünüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan im.). Görünen yer, görünüş. Kerîhü’l-manzar = Görünüşü çirkin.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ منظر] seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «nazar» dan im.) (c. menâzır). 1. Bakılıp seyrolunan yer, gözün aldığı yerlerin görünüşü ve şekil. 2. Böyle bir yeri veya birtakım yerleri tasvir eden resim, Fr. paysage. (c.) (geometri ve resimde) Çeşitli cisimler ve maddelerin bulundukları yerlerin yakınlık, uzaklık ve durumuna göre gösterdikleri çeşitli şekiller: Resimde en fazla menâzıra dikkat etmek lâzımdır. Fenn-I menâzır = Fr. Perspectlve.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scenic. view. sight. panorama. landscape. spectacle. scene. scenery. lookout. paysage. prospect. raree show. vista.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

prospect. scene. scenery. sight. spectacle. view. panorama. outlook.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

landscape. scene. scenery. view. prospect. appearance. aspect. outlook. sight. tableau. vista.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [منظره] görünüm.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. İş gören, İş bilir. 3. Elçi ve büyükelçi vekili: Danimarka maslahatgüzârı (maslahatgüzâr sözünün eskiden «küçükelçi» mânâsı da vardı).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Elçi vekilliği, geçici elçilik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مصلحت گزار] elçi adına devlet işlerini yürüten.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan masdar) (c. mazarrât). Dokunma, zarar, ziyan; iyilik, fayda zıddı: Bu mevsimde yağmurun ekinlere mazarratı vardır, o adamın bana mazarratı dokundu. Irâs-ı mazarrat etmek = Zarar vermek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ مضرت] zarar verme. 2.zarar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مضرات] zararlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zararlı, muzır, kötülüğü dokunan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. botanik). Dul abdal otu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envelope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envelope. letter cover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZAR) (i. A. «ziyâret» den im.). 1. Ziyaret yeri, sevgili bir şahsın ziyaret olunan kabri. 2. Kabir, sin, lahit. Mezar taşı = Mezarın üzerine dikilen yazılı taş. Mezar kaçkını = İskelet halinde bulunan pek zayıf adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. rest. burial place. bed. sepulcher. sepulchre. vault.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. sepulchre. tomb. sepulcher.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grave. tomb. mausoleum. sepulcher. graveside. resting place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

epitaph.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gravestone. headstone. tombstone.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Cenaze merasimlerine çiçeklerden yapılmış bir çelenk göndermek, mezarı çiçeklerle donatmak, sonradan yapılan mezar ziyaretlerinde mezara çiçek bırakmak, hemen hemen her kültürde gelenek haline gelmiştir. Bir kaç gün içinde kuruyup gidecek bu çiçeklerin bırakana da bırakılana da bir faydası yoktur ama gelenek çok eski çağlara kadar uzanmaktadır.

Bu konuda eski mezarlarda yapılan çalışmalarda çiçek kalıntılarına rastlamak şüphesiz mümkün değildi. Çiçekler çok dayanıksız olduklarından ve kuruyup gittiklerinde arkalarında iz bırakmadıklarından, araştırmacılar çalışmalarını çiçeğin kendisinden çok daha dayanıklı olan polen kalıntılarına yönelttiler.

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’un milattan önce 1346’da öldüğünde mezarının çiçekten taçlarla kaplandığı saptandı. Kuzey Avrupa’da ise milattan önce 2000’li yıllara kadar uzanan bir çok mezarda çiçek izlerine rastlandı.

O tarihlerde mezarlara konulan çiçeklerin güzellikleri ve hoş kokuları nedeniyle iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma gibi bir güce sahip olduklarına inanılıyordu.

Sonradan mezarları bitki ve çiçeklerle donatmanın asıl amacı cesedin çürümesinin yaratacağı kötü kokuları önleme oldu. Seyahatlerinizde uzaktan nerede bir servi ağacı topluluğu görürseniz yaklaştığınızda fark edersiniz ki orası mezarlıktır. Mezarlıklara servi ağacı dikmek de aynı amaç içindir.

Servi ağacı uzun boyu, sık dalları ve kışın dökülmeyen yaprakları ile bir bölgeyi rüzgardan korumak için en ideal ağaçtır. Ömrü çok uzundur, hemen hemen hiç çürümez ama en önemlisi odununun damıtma yoluyla lavantacılıkta da kullanılan hoş kokusudur. Bu nedenlerle servi ağacı mezarlıkların adeta bir simgesi haline gelmiştir.

Cenaze merasimlerinde ve mezar ziyaretlerinde, bizde pek yaygın olmasa da kadın ve erkeklerin niçin siyah elbise (ve aksesuar) giyindiklerini merak ettiniz mi hiç ? Bu da atalarımızın hayalet korkusundan kalma bir gelenek.

Binlerce yıl önce cenaze töreninde bulunanlar, gömülecek ölünün hayaletinin orada bulunanlardan birinin bedenine girmek isteyeceğine inanıyorlardı. Bundan sakınmak, hayaletten saklanmak için vücutlarını siyaha boyuyorlardı. Daha sonraları zaman içinde bu adet siyah giysi olarak devam etti ve günümüze kadar geldi.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mezar kazan adamın işi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [مزارگاه] mezar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. mezraa). Mezraalar, tarlalar, ekim yerleri, (bk.) Mezraa.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [مزارع] tarlalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MEZARİSTAN) (i. F.). Ölüler için mezar kazılan yer, mezarlık, makbere: Duvarla çevrili bir mezaristan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). Mezarları içine elan yer, ölülerin gömüldüğü yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. god's acre. boneyard. good's acre. necropolis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cemetery. graveyard. burial ground. burial yard. burying ground. burial place.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan ia.) (tıp). İnsan vücudunun içine bakacak Alet, Fr. spiculum: Mınzar-ı üzn.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «huzûr» dan) (c. muhâzarât). 1. Edebiyat ve tarihe ait fıkra, hikâye ve latife. 2. (c.) ilim, fen, tarih ve edebiyata ait hatırda tutulan ve yeri geldikçe söylenen bilgi: O adamın muhâzarâtı çoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan masdar) (c. münâzarât). Kaide ve usûl dahilinde karşılıklı konuşma ve münakaşa: Münâzaraya giriştiler. Fenn-I münlzara, usOl-i münazara = Mantıkin münâzaradan bahseden kısmı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disputation. discussion. moot. teach-in.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

debate. discussion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

formal debate. controversy. disputation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan imef.) (mü. muntazara). Beklenen gözetilen: Gelmesi muntazardır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «huzûr» dan İmef.) (mü. müstahzara). 1. Huzûra getirilmiş, celbedilmiş, getirilip hazır ve mevcut olan. Hazırlanmış. 3. Zihinde saklı, hatırlanan. 4. Ambalajlı, hazır ilâ;.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ready-made drug. preparation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preparation. factory-made pharmaceutical. chemical or cosmetic. concoction. patent medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. c.) (m. müstahzara) (bu suretle isim gibi pek kullanılmaz). 1. Hatırda tutulup İcabında kullanılan bilgi, tarih ve edebiyata ait fıkra, şiir vesaire. 2. Hazır ilâçlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarâat» den if.) (mü. mutazarria). Alçalarak yalvaran ve rica eden.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan if.) (mü. mutazarrıra). Zarar görmüş, ziyana uğramış olan: Bu işten ben pek mutazarrır oldum.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

who suffers injury. injured. harmed. suffering loss.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [متضرر] zarar gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

zarar görmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A.). Muzârî sigasının hâli, Arap gramerinde muzârt sigasının teşkil için asli harflerin başına giren: (ye, se, elif, nûn) harfleri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. gramer). Hâl ve istikbal gösteren fiil sigası: Gider, gelir, yazar, gibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(MUZARİ) (i. A. gramer). Fiilde geniş zaman kipi: Gelir, gider, yazar... gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

bayındırlık bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. enzâr). 1. Bakma, göz atma: O tarafa nazar etti, bir nazar attı. 2. Düşünme: Bu hususu nazara aldınız mı? 3. İltifat, teveccüh: Nazarda olmak; nazardan düşmek. 4. Göz dikme, göz değmesi: Çocuğu için nazardan çok korkuyor. 5. itibar, bir türlü kabul etma-: Bir şeye ne nazarla bakarsan öyle olur. 6. lnd, yan, nezd: Kitap, onun nazarında lüzumsuz bir şeydir. Nazar-ı itibâra almak = İtibar etmek, ehemmiyet vermek: Benim dediklerimi nazar-ı İtibâra almadınız. Nazarendâz = Göz atıp bakan. Hüsn-i nazar = Teveccüh. Sarf-ı nazar = Şöyle dursun: Şerbetten sarf-ı nazar su bile bulamadık. Sarf-ı nazar etmek = Vaz geçmek: Ben, o işten sarf-ı nazar ettim. Nazar-gâh = Bakılan veya bakılacak yer. Enzâr-ı umûmiyye = Herkesin gözü.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

look. eye. sight. blink. regard. evil eye. hex. whammy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

eye. evil eye. look. glance bakış. the evil eye. opinion. consideration görüş.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

glance. look. the evil eye. opinion. blink. hex. view.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نظر] bakış. 2.ilgi gösterme, iltifat etme. 3. bakış açısı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

blue bead (worn to avert the evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Bizde “nazar değmesi” adı verilen inanç, diğer lisanlarda “şeytan göz” veya “şeytan bakışı” olarak adlandırılır. Bebeğine yeni elbiseler giydiren bir anne, çarşıya gidip alışveriş yapar. Bu arada bir başka kadın gelir ve bebeği sever. Eve gittiklerinde bebek ishal olur. İşte anneye göre bebeğine o kadının nazarı değmiştir. Dikkat ederseniz burada bebeği seven kadının art niyeti yoktur. Zaten nazarı değen kişinin genellikle kötülüğü değil, kıskançlığı ve çekemezliğidir söz konusu olan.

Noel Baba ve benzeri batıl inançlar çocuklukta kuvvetli olup yaş ilerledikçe azalırken, nazar değme inancı bunun tam tersidir. Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Bakış konuşmaya göre daha etkilidir. İnsana tam odaklanır ve daha duygusaldır. Birçoğumuz arkamız dönük olduğumuz halde kalabalık içinden birinin bize baktığını hissetmişizdir.

Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eğer karşınızdaki birinin gözlerine dikkatle bakarsanız, gözlerinde kendi görüntünüzün yansıdığını görürsünüz. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı.

Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak’ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor, Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç bir bakışla yaşayan şeyleri de kurulabilme yönünde gelişti. Örneğin, nazar değen çocukların ishal olup vücutlarının sıvı kaybetmesi, annelerin ve süt veren hayvanların sütlerinin kuruması, meyve ağaçlarının kuruması ve erkeklerin iktidarsız kalmaları vb. Görüldüğü gibi, bunların hepsinde de sıvı kaybı ve kuruma vardır.

Bu inanç doğuda Hindistan’a, batıda Portekiz ve İngiltere’ye, kuzeyde İskandinavya’ya kadar yayıldı. Böylesi bir inanca sahip olmayan Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya’ya ise kaşifler, denizciler ve göçmenler tarafından taşındı. Ama günümüzde hala Çin, Kore, Güneydoğu Asya, Avustralya ve Amerika yerlilerinde, Afrika’da sahranın güneyinde böyle bir batıl inanç yoktur.

Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu yörelerde mavi gözlü insanların azlığı bunun sebebi sanılıyor. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde, camdan yapılan nazarlıklar başta bebekler olmak üzere nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Tazelik.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظر شبهه] şüpheli göz, şüpheli bakış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Göre, bakılırsa: Dediğine nazaran. 2. Nisbeten, nisbetle, kıyasen: Yaşına nazaran.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

respect to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to. in comparison to. according to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

compared to. in comparison to. according to. in sb's opinion. as per. considering. in consideration. with regard to.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظرا] göre, nispetle, bakılırsa.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Nasıra şehrinin yerlisi, Nasıralı; Nasrani, Hıristiyan; ilk Hıristiyanlık devirlerinde bir Yahudi Hıristiyan mezhebi üyesi. the Nazarene Hazreti İsa.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. İsrail'de Nasıra şehri.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ نظرگاه] bakış yeri. 2.bakılan yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. nazariyye). 1. Bakışa ait. 2. Teorik olarak, zıddı: Amelî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

doctrinaire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

theoretical. speculative. bookish. hypothetical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظری] teorik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-T.) göre, fikrince, gözünde.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAZARİYYAT) (i. A ). Teorik bilgiler.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظریات] teoriler, nazariyeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(NAZARİYYE) (i. A ). Teori. (bk.) Nazariyât.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظریه] teori.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظریات] teoriler, nazariyeler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Nazar değmesine karşı kullanılan boncuk, ot vesaire.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. amulet.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

amulet. charm. charm against the evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

charm. amulet (used to ward off the evil eye.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.). - Yeni ağlayış, ağlaması güzel olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kamışlık, sazlık («neyistân» ile aynı mânâdadır).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [نيزار] sazlık, kamışlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «nazar» dan). 1. Bakma, bakış, etrafı görme, seyir: Bu evin, bu tepenin güzel nezâreti vardır. Bir tahta perde çekip evin nezâretini kesti. 2. Gözetme, teftiş, yoklama, muayene: İşçilere nezâret edecek bir mühendis lâzım. 3. İdare, başkanlık: Bu işe kim nezâret ediyor, bu iş onun nezâretindedir. 4. Bakanlık: Dâhiliye, hâriciye, mâliye, maârif nezâreti. 5. Eskiden bakanlık sayılmayan büyük devlet teşkilâtından bazıları: Hazîne-i hâssa nezâreti, reji nezâreti.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

surveillance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

custody. supervision. arrest in quarters. prospect. view. ministry bakanlık. surveillance gözaltı. gözetim. inspection denetim. kontrol.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

administration. supervision. surveillance. superintendence. overseeing. ministry. state department. portfolio. control. oversight. overlooking. office. outlet. auspices. charge. custody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ نظارت] nazırlık. 2.gözetme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lockup. jail.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ism-i cem’). Seyirciler, seyredenler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Arık, zayıf, lâgar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Nokta.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نقطهء نظر] görüş açısı, bakım.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. nâzır). Nâzırlar. (bk.) NAzır.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [نظار] nazırlar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Okuması yazması olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

literacy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(si.). Her keresinde otuz: Herkese otuzar lira verildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

play wright.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Arı gibi çalışkan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İsimler ve Anlamları by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Öz arkın.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(doğrusu: BâZAR) (i. F„ bâz = geri, Averden = getirmek). 1. Alış veriş. Pazar ola = Alış veriş edenlere dua olarak söylenir. 2. Alış veriş yeri, üstü açık yer ki, her gün veye belirli günde herkes satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ila satar, suk: At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, çarşamba, perşembe pazarı. 3. Alış verişte fiyat kararlaştırmak için yapılan çekişme. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak. Pazar kayığı = Eskiden ücretle herkesin eşyasını götürüp getiren büyük kayık. Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = iş düzeltmek, ıslah etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(1.). Haftanın birinci günü ki, vaktiyle pazar kurulmaya mahsus olduğu için bu isimle şöhret bulmuştur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sunday. sun. sunday. market. market place. bazaar. mart. outlet. staple.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fair. market. bazaar. marketplace. sunday. sundaysuday day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bazaar. market. marketplace. open air market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Sunday. market area. mart.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ بازار] çarşı, pazar. 2.alışveriş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

alışveriş yapmak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketplace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market place / stand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Muayyen günlerde kurulan pazarlara devam edip alış veriş eden esnaf.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller in a market. stallholder.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seller in a market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing assocoate. commercial traveler. commercial traveller. drummer. saleslady. salesman. salesperson. saleswoman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing expert.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

marketing expert. marketing man. marketman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Mal satacak yer temin etmek, sergilemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

market. to market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to market.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Fiyat kesmede çekişerek uyuşmak, pazarlık etmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Alış verişte fiat kesmek için çekişme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain. bargaining. chaffer. deal. haggling. pennyworth.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargaining. haggling. bargain. deal. snip. trade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargain. haggle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to chaffer. to haggle. to haggle over the fas.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bargainer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

haggler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

without bargaining.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Haftanın ikinci günü. Pazar gününden sonra gelen gün, Ar. yevmil-isneyn, Fars. dûşenbih.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

mon. monday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

monday.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Altı pamuk ve bürümcük bir nevi ince gömleklik bez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

money bargain. spot bargain. arriving at an agreement concerning a project before the said project has a.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Yolun geçtiği yer, geçit, ayakaltı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [رهگذار] geçit.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Official Auction Market)

Mahkemelerin, icra dairelerinin ve diğer resmi dairelerin Borsa’da yapılmasına gerek gördükleri menkul kıymet satım işlemlerinin yapıldığı pazardır


Finansal Terim by

Finansal Terim

(Rights Coupon Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketlerin nakdi sermaye artışı yapmak üzere belirledikleri rüçhan hakkı kullanma süresi içinde sözkonusu hisse senedi üzerinde bulunan yeni pay alma kuponunun alınıp satılabilmesi için, Borsa’ca belirlenecek süre içinde açılan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

insanitary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deleterious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [صاحب نظر] görüş sahibi, deneyimli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

leaving aside. apart from.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Gölgelik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Fr.). Doğmayan çocuğu almak üzere ana karnını yararak yapılan ameliyat (ünlü Sezar böyle doğduğu için bu ad verilmiştir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

caesarean. cesarean. cesarian. caesarean section.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., sipâs = şükür, güzârîden = edâ etmek). Hamd ve şükür eder, minnetdâr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [سپای گزار] şükreden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سوء نظر] kötü gözle bakış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. şükr = teşekkür, Fars. güzârîden = yerine getirmek). Teşekkür eden, müteşekkir, iyilik bilir, minnettar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). iyilik bilme, minnettarlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Çoraklık yer.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شوره زار] çorak arazi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شکرگزار] teşekkür eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شکوفه زار] çiçeği çok olan yer, çiçek bahçesi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarû»dan masdar) (c. tazarruât). Kendini alçaltarak huşû ile yalvarma: Tanrı’nın merhametini tazarrû ederim.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضرع] yalvarıp yakarma.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Tazarrû.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. tazarrufât). Zarafet taslama.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zarar» dan masdar). Zarar görme.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضرر] zarar görme, zarar etme.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [تضرعات] yalvarıp yakarmalar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

terzarima.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Wholesale Market)

Alıcıları önceden belli olan veya olmayan, belli bir miktarın üzerindeki hisse senedi işlemlerinin Borsa’da güven ve şeffaflık ortamında organize bir piyasada gerçekleşmesini sağlayan pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(f.). Toz hâline girmek, toz olmak.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. Czar.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(National Market)

Borsa Yönetim Kurulu kararı ile pazarı açılmış, endekse dahil olan ve olmayan Borsa kotunda yer alan her şirket hisse senedi için alım satım işlemlerinin gerçekleştirildiği pazardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(International Market)

İMKB Uluslararası Menkul Kıymetler Serbest Bölgesi içinde “Serbest Bölgeler Mevzuatına” göre faaliyet gösterecek esas olarak eski Doğu Bloku Ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Orta Doğu ülkelerindeki şirketlere ait menkul kıymetlerin işlem göreceği pazardır.


Finansal Terim by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Vezirlik, vezir rütbesi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [وزارت] vezirlik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. büyücü, sihirbaz; k.dili usta kimse; s. sihirli, büyülü; cazip, büyüleyici. wizardry i. büyücülük, sihirbazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

author. composer. contributor. man of letters. novelist. penman. writer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

author. composer. contributor. man of letters. novelist. penman. writer. contemporary. pen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

author. writer. entourage. penman. quill driver.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

authorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pen. writing. authorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

being a writer or author. authorship.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.-A.-T.) ilk bakışta, bir bakışta.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Ex-Dividend Market)

Hisse senetleri Borsa’da işlem gören şirketlerin sermaye artırımlarının bir hesap dönemi içinde temettü ödemesinden önce gerçekleşmesi durumunda, üzerinde geçmiş yıl temettü kuponu bulunmayan ”Yeni” hisse senetlerinin, temettünün ödenmeye başladığı ilk güne kadar geçici süre ile işlem gördüğü pazardır.


Finansal Terim by

Finansal Terim

(New Companies Market)

Yeni kurulmuş olmakla birlikte büyüme potansiyeli taşıyan ve hisse senetlerini Borsa’da veya Borsa dışında ilk kez halka arz etmek suretiyle halka açılacak şirketlerin hisse senetlerinin Borsa’’a güven ve şeffaflık ortamında, organize bir piyasada işlem görmesini sağlamak amacıyla kurulmuş pazardır.


Finansal Terim by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

emniyet genel müdürlüğü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ince perde veya örtü: 2. ince deri veya kabuk. Penbe zar = Pamuktan, pek ince bir nevi bez, tül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Tavla gibi oyunlarda kullanılan, kemik vesaireden küb biçiminde küçük şey ki, altı yüzünde, birden altıya kadar benekler olur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zor kelimesi ile birlikte kullanılır: İster istemez, Ar. tav’an ve kerhan: Zar zor, bu işi göreceğiz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZARR) (i. A.). Zarar, Ar. mazarrat, ziyan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sesle ağlayan, inleyen, Fars. nâlân: Bülbül-i zâr, Aşık-ı zâr. 2. Zayıf, dermansız: Cism-i zârım. 3. Sesle ağlama, inleme, figan, nâle: Zâr etmek. Zâr zâr = Sesle ağlaya ağlaya, inleye inleye: Zâr zâr ağladı (halk ağzında zârı zârı denilir).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e. F.). Bazı isimlere eklenip mekân gösterir. Gül-zâr — Gül yeri, gül bahçesi. Lâle-zâr = LAle yeri, lâle bahçesi. Kâr-zâr = Cenk yeri, harp meydanı Harâbe-zâr = Viranelik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cortes. die. film. integument. lamina. membrane. pellicle. skin. tegument. velum. wall. bones.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

diaphragm. dice. film.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

membrane. diaphragm. pellicle. dice. die. film. integument. web.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

czar , tsar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ زار] perişan, ağlayan, inleyen. 2.inilti.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زار] yer.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ağlayıp inlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

ağlayıp inlemek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Suyun arıtılmasında, tuzunun giderilmesinde ve ayrıca sınai süreçlerde kullanılan, zardan yapılma filtreler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Zar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Alçalma, tevazu, Ar. tezellül.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Naziklik, nâzikâne tavır, hâl ve ifade, terbiyeli muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

daintiness. dainty. elegance. fineness. grace. gracefulness. graciousness. pulchritude. spruceness. stylishness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grace. elegance. delicacy. refinement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grace. elegance. tastefulness. refinement. gracefulness. delicacy. neatness. tact.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظرافت] zariflik.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - İncelik, güzellik, zariflik.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yazık, ziyan, Ar. halel, hasâr: Zarar etmek, zarar görmek. Zarardîde = Zarar görmüş, mutazarrır. Zararı yok = Ehemmiyeti yok.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

average. bad. cost. damage. detriment. disadvantage. disservice. encroachment. evil. forfeit. harm. havoc. hurt. injury. loss. maleficence. mischief. ravage. sacrifice. scathe. wreckage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bane. damage. detriment. disadvantage. evil. harm. injury. loss. mischief. wastage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost. damage. detriment. harm. injury. loss. to the bad. damnum. deficit. derogation. disadvantage. disservice. hurt. ill. mischief. red ink entry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرر] ziyan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undamaged.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

undamaged. unhurt. unimpaired. uninjured.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

attack. damage. harm. impair. injure. prejudice. strain. vandalize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

damage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرردیده] zarar gören.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zararı dokunan. 2. Zarar eden, zarara uğrayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Fiziksel yönden zararlı olumsuz etkilere sahip.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

baleful. baneful. corruptive. deleterious. derogatory. destructive. detrimental. evil. harmful. hurtful. ill. inimical. injurious. insalubrious. malefic. maleficent. mischievous. nocuous. noisome. noxious. pernicious. pestilent. pestilential. prejudi.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. detrimental. disadvantageous. evil. fatal. hazardous. hurtful. ill. noxious. pernicious. prejudicial. uneconomic. harmful. injurious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmful. injurious. detrimental. destructive. hurtful. malign. malignant. noxious. pernicious. pestilent. prejudicial. unfavo u rable. unwholesome. verminous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Zararı dokunmayan. 2. mec. Oldukça iyi, kötü olmayan: Zararsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmless.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmless. innocent. innocuous. inoffensive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

harmless. innocuous. passable. not so bad. pretty good. okay. ordinary. innocent. inoffensive. tame.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

bak. zoroaster.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرب] vuruş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ضرب خانه] darphane.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. etrafı dikenli çitle çevrilmiş yer,şarampol.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zurûf). 1. Kab, kılıf, mahfaza: Saat zarfı. 2. Eli yakmamak için, içine kahve fincanı konan gümüş veya başka madenden kab: Bir takım zarf, zarf fincan takımı. 3. Bir yere gönderilen mektup vesairenin konduğu, kâğıttan muayyen şekilde mahfaza: Mektubu zarfa koydum, zarfı kapadım, bir paket zarf. 4. (gramer) Zaman veya mekân bildiren kelime: Zaman zarfı, yer zarfı: Dün burada idim sözünde «dün» kelimesi zaman, «burada» yer zarfıdır. Zarfında = İçinde, esnasında, dahilinde: Beş gün zarfında, üç sene zarfında.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverbial. adverb. calyx. cartridge. cover. envelope. receptacle. sheath.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adverb. envelope. case. cover. jacket. adverb belirteç.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

A metallic cuplike stand used for holding a finjan. an ornamental metal cup-shaped holder for a hot coffee cup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

envelope.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

an ornamental metal cup-shaped holder for a hot coffee cup.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ظرف] kap. 2.mektup zarfı. 3.zarf.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kahve fincanı zarfı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Hususî bir usulle dolandırıcılık yapan hırsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

within. during.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Bir kelimenin zarf olması.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظرفيت] kapasite.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzun burunlu ve mavi kemikli, yılan balığına benzer bir cins balık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gar. garfish. needlefish.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garfish. garpike.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Sesle ağlama, inleme, Fars. nâle, figan. (bk.) ZAr.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [زاری] inleme, zar zar ağlama.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [زارع] ekici, çiftçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «zer’» den) (c. zürrâ). Ekin eken, ziraatla meşgul adam, çiftçi, rençber (cem’i daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ZARİF) (i. A.) (mü. zarîfe) (c. zurefâ). 1. Nazik, letafetti: Zarif adam, zarif muamele. 2. (çokluğu Türkçe teklik gibi) Sevici kadın.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

canny. classy. clever. courtly. dainty. dandy. dinky. dressy. ducky. elegant. graceful. gracious. natty. neat. pretty. recherche. sharp. stylish. sylphish. sylphlike. sylphy. dandyish. go-go. pulchritudinous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delicate. elegant. graceful. natty. refined. smart. snappy. witty. clever.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elegant. graceful. refined. tasteful. gracious. polished (action , manner , style. comely. debonair. dressy. exquisite. fashionable. natty. neat. petite. subtle. svelte. tactful. willowy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ظریف] zarafet sahibi, nazik, nüktedan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Nazik ve hoş konuşan, ince ve hoş tavırlı olan kimse, kibar. 2.İnceliği, latifliği ile hoşa giden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(I. F.). Nazikâne, zarafetle, kibarca: Zarifâne muamele ediyor.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ظریفانه] zarifçe.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - (bkz.Zarif).

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i.). Zarif olma, incelik, nazikâne muamele.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

refinement. elegance. tastefulness. grace. gracefulness. subtle wit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kanatları zara benzeyen böcekler takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zart zurt etmek = Kendini önemli olarak göstermek için bağırıp çağırmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.), (argo) Yellenme: Zarta çekmek.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضرورات] sıkıntılar, mecburiyetler.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

absolute necessity. essentiality. vitalness. indispensability. ineluctability. extreme poverty. destination. distress. exigency exigence. an absolute must. need. position of constraint. urgency of poverty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ ضرورت] sıkıntı. 2.yoksulluk. 3.zorunluluk.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. zarOrât) (Ar. tâbirlerde zarûre şeklinde kullanılır). Çaresiz kalma, nâçârlık, bir işe mutlaka mecbur olma. Bi’z-zarûre = İster istemez, nâçar, çaresiz (bizzarûr dememeli).

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضروری] zorunlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. zarûriyye). İster istemez olacak olan, Fars. nâçâr, Ar. mecbûrî: Bizim Fransızca tahsilimiz zarurîdir. İhtiyâcât-ı zarûriyye = Keyif için olmayıp yaşamak için şart olan ihtiyaçlar.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ضروریات] zorunluluklar.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

tarım bakanlığı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Zerdüşt.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., s. Zerdüşt kimse; s.Zerdüşti.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) - Ağlayan, inleyen saç.

İsimler ve Anlamları by