Gayr Ez | Gayr Ez ne demek? | Gayr Ez anlamı nedir?

Gayr Ez | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: gayr ez

Türkçe Sözlük

(A.). Acele ile, alelacele, sabırsızlıkla ve çabuk yapmak gayretiyle: Aceleten yazdım.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acâm). 1. Arap olmayan kavimler. Arab’ın gayrı, fasih Arabça söylemeyen adam: Arab ve Acem; Arâb ve Acâm. 2. Bilhassa iranlı, Iran ahalisinden adam, Fars eyaleti halkından: Bizim Acem dediğimiz adamların çoğu Türkmen’dir. 3. İran, Acemistan: Aceme gitti; Acem seyahatnâmesi. Acem gömleği = İş için esvab üzerine giyilen uzun ve geniş gömlek.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. Acim). 1. Arab olmıyan, Arab’ın gayrı. 2. Arapça’yı iyi söylemiyen, Acemî. 3. İranlı, Acem.

Türkçe Sözlük

(i. A. mü). 1. Arab’ın gayrı olan kavimlerden birine mensup bulunan, Arab olnıyan, Arab’ın gayri. 2. İranî, İranlı, Fürsî: O Arabî, ben Acemî. 3. Acemi, tecrübesiz, ustalık kazanmamış, mübtedi, çırak. Acemi oğlanı = Yeniçeri şâkirdi ve mülâzimi. 4. Yabancı: Siz buranın acemisisiniz galiba (Önce dil hususunda kullanılıp Arab olmamakla iyi Arabça söyleyemiyenlere denilmiş ve sonra mânâsı genişlemiştir).

Türkçe Sözlük

(i. A.) («Ademî» veya «benî Adem» den muhaffef). 1. Hayvân-ı nâtık (konuşan hayvan yani insan), insan, beşer: Bir adam geldi. 2. İnsaniyetli ve mürüvvetli kişi; adam olmayacak. 3. Memur, uşak, hizmetçi, tab’a: Adamlarım burada yok. 4. Birinin yetiştirdiği ve koruduğu, taraftar, gayretkeş: O, filanın adamıdır. Ademoğlu = Mürüvvetli insan, merd. Adem evlâdı = Asîl ve terbiyeli insan. Adam olmak = Terbiye almak, iyi yetişip ilerlemek. Adamakıllı = Makul, makbul, işe yarar (Yanlış olarak eşya hakkında dahi kullanılır). Adam! Adam sende = Bir işi küçümseme mânâsıyle kullanılan tâbirdir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (mü. Adiye). 1. Adet olan, mutad, her vakitKI, fevkalade olmayan: Adî gün; umûr-i Adiye = Alışılmış işler. 2. Bayağı, aşağı: Adî bir adamdır, pek Adî bir yemek yapmıştı. Hukuk-ı Adiye = Ceza hukukundan olmayan, mehâkim-i Sdîye = Ceza mahkemelerinden gayri, hukuk mahkemeleri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). zina, evli biriyle gayri meşru cinsi münasebet. adulterer (i). zina yapan erkek adulteress (i). zina yapan kadın adulterine (s). gayri meşru (çocuk). adulterous (s). zina eden; caiz olmayan, memnu.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanların yüzlerinin alt kısmında olup, yemeğe ve ses çıkarmağa yarayan delik. 2. İçi boş kapların vesair şeylerin üstü açık tarafı: Tencere, testi, fırın, mağara ağzı. 3. Yaralayıcı Aletlerin keskin tarafı: Kılıç, bıçak ağzı. 4. Bazı Aletlerin ucu, iş gören tarafı: Anahtar, kalem ağzı. S. Girilecek veya geçilecek bir yerin başlangıcı, giriş, hal, baş: Yol ağzı. 6. Nehrin denize döküldüğü yer, munsap: Çay ağzı. 7. Kenar, uç: Uçurumun ağzı. 8. Dar geçecek yer, geçit, boğaz. 9. İskele, boğaz. 10. Hudut, sınır, (mec.) söyleyiş, lakırdı: Ağzı tatlı. Ağız atmak = Övünmek, Ağız açtırmak = Söylemeye mecbur etmek, sızıltıya sebebiyet vermek. Ağız açtırmamak = Söylemeye fırsat vermemek. Ağız açmamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı açık = Şaşkın, avanak. Ağız aramak = Doğrudan doğruya sormaksızın bir yolla söyletip fikrini anlamak. Ağız ağıza = 1. Mutabık, uygun, tamı tamına. 2. Dolu, lebâleb. Ağıza almak = Zikretmek veya -kötülemek. Ağıza alınmaz = Söylenmiyecek kadar çirkin ve ağır (söz). Elden ağıza = Günlük çalışmasıyla geçinir, sermayesiz. Ağız otu = Falya barudu. Ağıza bakmak = 1. Birinin sözüne hayran olmak. 2. Sözünden asla ayrılmayıp uymak. Bir ağızdan = Hep birden, bir arada. Ağız bozmak = Küfretmek, yersiz söylemek. Ağzı bozuk = Galiz küfürbazlıklar etmeyi itiyat eden. Ağzı boş — Sır saklıyamaz, boşboğaz. Ağzını bıçak açmaz = Pek kederli. Ağzı büyük = İddiası çok. Parmağı ağzında = Şaşkın. Ağız persengi — Daima söylenen. Ağzı pek = Sır saklar. Ağzını poyraza açmak = Ümidi boş çıkmak. Can ağıza gelmek = Korku ve dehşete düşmek veya sabrı tükenmek. Halk ağzı = Söylenen söz, şâyia. Dört yol ağzı = İki yolun kesiştiği yer. Düşman ağzı. = 1. iftira. 2. Kara haber. 3. Düşman hududu. Ağızdan = Yazı ile olmayarak, sözle, şifahen. Ağza düşmek = Dedikoduya mevzu olmak. Ağızdan dökülmek = Sözün yalan olduğu belli olmak. Ağzında dili yok, ağzı var dili yok = Sessiz ve halîm, mazlûm. Ağız satmak = Atıp tutmak, övünmek. Ağız suyu = Salya. Ağzın suyunu akıtmak = İmrendirmek. Tavşanağzı = Bir renk. Ağız tutmak = Sükûta mecbur etmek, söyletmemek. Ağız dolusu = Açıktan, pervasız. Ağız kalabalığı = Boş gürültü. Ağız kapamak = Sükûtu tercih etmek. Ağzı kara = Münafık. Kurtağzı = Sandık köşelerindeki gibi birbirine geçen doğrama. Ağızla kuş tutmak = Tasavvurun üzerinde gayret göstermek. Ağız kullanmak = Sözünü idare etmek. Ağzı gevşek = Boşboğaz. Yavruağzı = Parlak pembe renk. Ağzı yok = Günahsız, sakin. Ağzı yumuşak = Kolay gem alır (hayvan).

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) (m. gayr). 1. Yabancılar, teklifli adamlar, ecnebiler: Yâr ve ağyâr nazarında çirkin bir şeydir. 2. Rakipler, Aşıkın nazarında sevgilisi ile görüşenler.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı.

İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’de Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını- adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsino-re’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Genel Bilgi

Anneler gününün nereden kaynaklandığını anlatanlar günün yaratıcısı olarak hep annesini kaybetmiş olan küçük bir kızdan bahsederler. Gerçekte ise bu fikri hayata geçiren Anna Jarvis annesini 1905 yılında kaybettiğinde 41 yaşındaydı.

Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD’de, Philadelphia’da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905’de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldüklen sonra “Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediği”ne inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu.

İki sene sonra Mayıs’ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika’nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis’in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton’daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908’de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika’da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi.

Sıra anneler gününü “milli bir gün” olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile.

Sonunda 8 Mayıs 1914’te Senato’nun onayı, Başkan Wilson’ın da imzası ile Mayıs’ın ikinci pazarı ‘Anneler Günü’ olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu.

Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu.

Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti.

Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore’da 1944’de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948’de 84 yaşında öldü.

Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü ‘Anneler Günü’ olarak kutlanmaktadır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). ateşli, gayretli, şevkli, hararetli. ardently (z). gayretle, şevkle, istekle. ardency (i). ateşlilik; şevk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gayret, şevk, ateş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). güç, çetin, müşkül, gayret isteyen; dik. arduously (z). gayretle, güçlükle. arduousness (i). güç oluş, çetinlik.

Türkçe Sözlük

(f.). mec. 1. Sonradan gayrete gelip birdenbire atılmak. 2. Büyüyüp yiğit olmak.

Türkçe Sözlük

(e.). 1. Daha. gayrı, bundan ziyade: Artık istemem. 2. Şimdi, öyle ise: Artık gidelim. 3. Elverir, kâfi: Artık insaf. Artık çok oldu.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kendi akraba ve yakınlarını veya vatan, din ve milliyetini müdafaa ve iltizam etmek gayreti, hamiyet, gayret: O adamın asabiyyeti vardır. Asabiyyet-i dîniyye, asabiyyet-i milliyyesi müsellemdir. 2. Asabî mizaçlı olma, sinirlilik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çaIışkan, yorulmaz, yılmaz, bezmez, usanmaz; devamlı, surekli; dikkatli assidu'ity, assid'uousness (i). çalışkanlık, gayret; devam , süreklilik assiduously (z). kendini vererek, gayretle; sürekli olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). kalkışmak, yeltenmek , teşebbüş etmek; çalışmak, gayret etmek, denemek, tecrübe etmek; hayatına kastetmek, suikast teşebbüsünde bulunmak; (i). teşebbüs, yeltenme, kalkışma; deneme, tecrübe attempt on one's life suikast teşebbüsü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Fâsılalı, kesilmiş, aralıklı, yalnız: Mahalleden ayrı bir ev. 2. Kendi başına, müstakil: O, ayrı bir evde oturuyor. 3. Başka, gayr, Aher: O, ayrı iştir. Ayrı ayrı = Her biri ayrı, her biri kendi başına, tek başına. Ayrıca = Ayrı olarak. Ayrı gayrı = Teklif ve tekellüf.

Genel Bilgi

Ay’ın kütlesi Dünya’nın 81’de biri kadardır ve bir gezegen uydusu olabilmek için çok büyüktür. Güneş sistemimizde başka örneği yoktur. Gerçi Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün de Ay’ın boyut ve kütlesine yakın uyduları vardır ama bu gezegenlerin kütleleri de dünyamızdan sırasıyla 318, 95 ve 12 kat daha çoktur. Bu durumda Ay’ın oluşumu özel bir problem niteliğini taşıyor. Dünyamızın tek doğal uydusu, uzaydaki en yakın komşumuz Ay, binlerce yıl önceki uygarlıklar tarafından Tanrıça olarak değerlendirilirken, zamanla düzenli hareketleri ile takvimin oluşmasını da sağlamıştır.

Yakınlığı nedeni ile gözlemlenmesi kolay olan Ay’ın 17. yüzyılın başından itibaren teleskopla incelenmesine de başlandı ve bu gelişim 1969 yılında Ay’a ilk defa bir insanın ayak basmasıyla son aşamasına geldi.

Bütün bu gelişmelere rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu hala bilinmiyor. Yaşının diğer gezegenler gibi dört küsur milyar yıl olduğu, şu anda dışında ve içinde hiçbir faaliyet olmayan ölü bir gök cismi olduğu, Dünya ile karşılıklı çekim gücü sonucunda denizlerde gel-git olayını yarattığı ve Dünya’nın dönüşünü gittikçe yavaşlattığı biliniyor ama nereden geldi, nasıl oluştu halen meçhul. Ayın oluşumu hakkında üç teori vardır. Birincisi, dünyanın oluşumunun başlangıcında çok hızlı döndüğü ve bu nedenle bir parçasının koparak Ay’ı oluşturduğu şeklindedir. Yapılan hesaplamalara göre bu kopma olayının meydana gelebilmesi için Dünya’nın o zamanlar kendi ekseni etrafında iki saatte bir dönüş yapması gerekiyordu ki, bilimsel verilere göre, bu, mümkün değildir. Ayrıca Dünya’mn ve Ay’ın yapılarındaki kimyasal birleşimlerin çok farklı olması ve bunun Ay’dan getirilen aytaşlarının analizleri sonucunda ispatlanması birinci teorinin doğruluğunu mümkün kılmamaktadır.

İkinci teori ise Ay’ın dünyanın yakınlarından geçerken, çekim alanına takılan bir gök cismi olduğudur. Bu tez, birinci teorideki kimyasal birleşim farkını açıklar ama bu şekilde, ayın hızını frenleyerek, yakalamayı sağlayacak büyük enerji miktarını bugüne kadar bilinen hiç bir oluşumun sağlayamayacağı hesap edilmiştir.

Üçüncü teoriye göre, Ay Dünya çevresinde dolanan, gaz, toz ve küçük taşlardan meydana gelen parçacıkların zamanla bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Ancak bu da Ay’ın yörünge uzaklığını, neden büyük bir demir çekirdeğe sahip olmadığını ve kimyasal farklılığı açıklayamaz. Yani hiçbir teori ayın oluşumuna ait tutarlı bir açıklama getirememiştir.

Günümüzde Ay’ın tarihi çok iyi bilinmesine, 1969 ile 1972 yılları arasında Apollo projesi kapsamında üzerinde insanlar dolaşıp, dünyaya örnekler getirmelerine rağmen Ay’ın nasıl oluştuğu halen büyük bir sırdır.

Öyle görünüyor ki, günümüz bilimindeki tüm gelişmelere ve bu yoldaki gayretlere rağmen, biricik uydumuz Ay, sırlarını şimdilik bize açıklamak istemiyor. Ancak şurası mutlak ki, Ay genetik olarak dünyamızın yavrusu değil. Nereden geldi, kim bilir?

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (z). gürültü, patlama; bir vuruş neticesinde çıkan ses; patırtı; enerji, bir şeyi yapma gayreti, şevk; A.B.D., argo heyecan, sevinç; argo uyuşturucu madde içitimi, morfin; (f). çarpmak, gürültü ile kapatmak; hızla vurmak; gürültü yapmak; argo

İngilizce - Türkçe Sözlük

edat maada, -den gayri, olmadığı takdirde.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İnsan ve hayvanlarda en yukarı kısım ki beyin, göz, kulak, ağız ve burun gibi duygu organlarını havi olmaka, bedenin en mühim kısmıdır. Re’s, ser, kelle, kafa: insan bajı, at başı. 2. Bir şeyin en yukarısı, tepe, zirve, re’s: Dağ başı. 3. Uç, düğme şeklinde tepe: Meme, çıban başı. 4. Kenar, uç: Köprü başı, çarşı başı. 5. Bir şeyin başladığı yer, mebde’, menbâ: Su başı. 6. Top ve gülle suretinde şey: Bir baş şeker, bir baş peynir, bir baş soğan. 7. Her şeyin önden olan kenarı, kıç mukabili: Gemi başı: Bu şeyin başı ne taraftadır? 8. Yukarıya, üste gelen cihet: Yatağın, odanın, sofranın başı. 9. Mebde, evvel, ibtida, başlangıç: Aybaşı, sene başı, kitabın başı. 10. Canlı hayvan adedi, re’s: Beş baş sığır, iki yüz baş koyun. (Osmanlıca’da re’s daha çok kullanılırdı). 11. Reis, Amir, birinci: Bölük başı, aşçı başı. 12. Akıl, fikir, zekâ. 13. Zübde, kaymak: Süt, yağ, bal başı. Baş açmak = Beddua etmek. 14. Yağlı güreşteki beş derecenin en yükseği. Baş aşağı = 1. Tersine dönmüş, mâkûs. 2. Nehrin mansabına doğru, mukabili: Baş yukarı. Baştan aşmak = Pek ziyade olmak, pek çoğalmak. Baş ağrısı = Başa Arız olan ağrı, Ar. sudâ ve mecazı: Rahatsız eden, faydasız ve nafile iş, gaile. Başını almak = 1. Kurtulmak, teneffüse vakit bulmak. 2. Kaçmak, önüne gelen tarafa kaçıp gitmek. Başucu = Pek yakın yer: Başı ucunda. Yanı başında. Başucundan ayrılmadı. Baş örtüsü = Kadınların baş, boyun ve gerdanlarıyle saçlarını örttükleri bez. Baş vurmak = Müracaat etmek. Başa vurmak = Sersemlik vermek. Başüstüne = Peki, alâ re’sül-ayn: (ata) Baş öğretmek = TAlim etmek. Baş olmak = Becerilmek, başa çıkmak. Başetmek = 1. Galebe çalmak. 2. (Hesabı) toplamak. Baştan inmek = Nüzul isabet etmek. Başbaşa vermek = Mahremâne müzakere etmek, gizlice konuşmak. Başa baş = Tamamı tamamına: Hesap başabaş geldi. Baştan başa = Bir uçtan bir uca, Fars. ser-A-pâ. Baş bağlamak = 1. Intisâb etmek. 2. (Nebat) habbe vermek, başaklanmak. Başını bağlamak = Evlendirmek. Baş belâsı = Başa belâ olan angarya ve müşkülâtlı iş. Başıbozuk = Gayrı muntazam asker. Başıboş = 1. Boş gezen, serseri. 2. Bağlanmamış. Başa çıkmak = Başarabilmek, muvaffak olmak, becermek. Baştan çıkmak = Azmak Baştan çıkarmak = Azdırmak Başı hoş olmamak = Hoşlanmamak, rahat olmamak. Baştan, yeni baştan = İhtidadan, yeniden, Fars. ez-ser-i nev. Baştan kara etmek Gemi tehlike hâlinde başını karaya vurup sahile oturmak. Baştan savmak = Defetmek. Baştan ayağa, tırnağa = Bütün, tekmil, Fars. ser-A-pâ. Başı taşa gelmek = Felâkete uğrayıp nedamet etmek. Başkaldırmak = Serkeşlik etmek. Başkaldırmamak = Pek meşgul olmak, aralık bulamamak. Başa kakmak = Yapılan iyiliği yüze vurmak. Baş komak (baş koymak) = Feda olmak, vücudu vakfetmek, hayatını tehlikeye atarak bir işe girişmek. Başa geçmek = Yüksek makama, üste gelmek, geçmek. Başa geçirmek = Öne almak, yukarıya çıkarmak. Başa gelmek = DÜçâr olmak, uğramak: Başa gelen çekilir. Başgöstermek = Zuhûr etmek. Baş, göz yarmak = Becerememek, yüze göze bulaştırmak. Baş vermek = Çıkmak, zâhir olmak. Baş yemek, başının e

Türkçe Sözlük

(i. «baş» tan). 1. Diğer, gay rı, Ahar, şâir, özge: Başka adam, başka iş, başka yerde, başka defa. 2. Başka türlü, diğer-gûn, farklı: O iş başkadır. Başkası = Diğeri, gayrı, diğer biri. Başkaları: Diğerleri, diğer adamlar. ... dan başka = istisnâ bildirir: Senden başka bunu herkes işitti. Bundan başka yoktur. Başka başka = Ayrı ayrı, tek tek.

Türkçe Sözlük

(f.). Başka türlü olmak, değişmek, tagayyür etmek, gayrılaşmak, diger-gûn olmak: Ben görmeyeli bu adam başkalaşmış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (s). piç, nikahsız doğan çocuk; (argo) alçak herif, kepaze kimse; (s). gayri meşru (çocuk); sahte, hakiki olmayan, kalp; alışılmışın dışında; matb. normal boyda olmayan. bastardy (i). piçlik. bastardly (s). gayri meşru olarak doğan; hileli; bayağı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

z., (edat). bundan başka, ayrıca, yanı sıra; üstelik: (edat) -den gayri, -den hariç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. Islah, iyileşme; huk. gayri menkul üzerinde yapılan devamlı Islahat ve masraflar; bir gayri menkulün, yol açılması gibi devlet faaliyetleri dolayısıyle iktisap ettiği kıymet fazlası, şerefiye. betterment tax şerefiye, değerlenme resmi.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Süs, Ar. ziynet, Fars. zib. 2. Külfet, gayr-ı tabiî hal, özen bezen: Özenerek külfetle edilen sahte ziynet.

Türkçe Sözlük

(I. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Türkçe Sözlük

(i. F). istemeksizin, gayri ihtiyarî.

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük

(A. b = edat, gayr = diğer)). inkâr mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur: Bigayri hakkın = Haksız yere, haksızlıkla.

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, lâ = edat). Menfilik edatı. Siz, sizin, bî, bigayrı: Bilâ-sebep = Sebepsiz. Bilâ-te’hir = Geriye bırakmaksızın, derhal. Bilâ-fâsıla = Aralıksız, aralık vermeksizin. Bilâ-müddet — Belirli müddeti olmayarak. (Bunun doğrusu bilâ-müdde ise de, bilâ-müddet suretinde kullanılıyor. Emsali de böyledir).

Türkçe Sözlük

(e. A. b = edat, lâ = edat). Menfilik edatı. Siz, sizin, bî, bigayrı: Bilâ-sebep = Sebepsiz. Bilâ-te’hîr = Geriye bırakmaksızın, derhal. Bilâ-fâsıla = Aralıksız, aralık vermeksizin. Bilâ-müddet = Belirli müddeti olmayarak. (Bunun doğrusu bilâ-müdde ise de, bilâ-müddet suretinde kullanılıyor. Emsali de böyledir).

Türkçe Sözlük

(uyd. k.). (bk.) Gayrışuur.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bilinmeyen, bilinmemiş olan, gayrı malûm, meçhul. 2. Ne olduğu belli olmayan.

Türkçe Sözlük

(i.). Boya sürülmemiş, boya vurulmamış, Osm. gayri mülevven: Boyasız kumaş, ev.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bozulmuş, fesâda uğramış, Ar. muhtel: Bozuk yol, bozuk ahlâk. 2. işlemez, muattal, battal: Bozuk saat, bozuk piyano. 3. Yıkılmış, harap, vîran: Bozuk duvar. 4. Tertipsiz, nizamsız: Bozuk düzen. 5. Ekşimiş, kokmuş, yenmez hâle gelmiş: Bozuk yemek, et, peynir. 6. Ufak para: Bozuk para. Bozuk adam = Ahlâksız. Başıbozuk = 1. Gayri muntazam asker. 2. Asker olmayan, sivil. Çiçek bozuğu = Çiçek hastalığından yüzü delik deşik olan, çopur. Akidesi bozuk = İtikatsız, inançsız.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., (eski), huk. birkaç çeşit gayri menkul mülk hakkı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (bağlaç), z. -den gayri, -den hariç; (bağlaç) fakat, ama, lakin, ancak, halbuki, ki; z. sadece, yalnız. No if s or buts! itiraz yok! all but -den gayri az kalsın. but for saye sinde, olmasaydı. but what ki, gene de,rağmen. There was never a new p

Türkçe Sözlük

(i.) (y. k.). Gayret, herhangi bir işi yapmak için harcanan güç, cehd.

Türkçe Sözlük

(I. F.). Cahile yakışır, cehaletle vaki olan: Gayret-i cahilin = Cahillikle, cahilcesine: Pek cahilâne hareket etti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Câhile mensup ve mütealik: Gayret-i cShlIiyye. 2. (hi.) İslâm’dan evvelki küfür ve dalâlet devrine müteallik: Şuariy-ı Cihiliyye = CAhiliyye devri (Arap) şairleri.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çalışılmak, gayret ve ikdam olunmak: Ne kadar çalışılsa bu iş olmaz. 2. İş işlenmek: Sıcakta çok çalışılmaz. 3. Ders ve tahsile devam etmek: Gençlikte çalışılırsa sonra pişmanlık çekilmez.

Türkçe Sözlük

(i. aslı «çalışgan»), 1. çalışan, gayret eden. Ar. mukdim: Çalışkan adamdır. 2. Çok işleyen, çok iş gören: Çalışkan rençber. Dersine ve tahsile ehemmiyet vererek devam eden çalışkan talebe.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çabalamak, emek ve gayret etmek: Filân işi görmeye çok çalıştımsa da muvaffak olamadım. 2. işlemek, iş görmek, uğraşmak: insan günde sekiz saat çalışmalıdır. 3. Derse ihtimam ve tahsile devam etmek, okuyup yazmak: Talebe çalışırsa, öğretmenlerine de heves gelir.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Güçlü, kuvvetli, gayretli.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canını fedâ edercesine: Gayret-i cân-sipârâne.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). ahlâk meseleleriyle ugraşan kimse. ahlâk kurallarını kendi isteğine göre yorumlamaya gayret eden kimse. casuis'tic (s). ahlâk kurallarıyla ilgili; ahlak kurallarınl kendi çıkanna göre yorumlayan. casuis'tically (z). kendi çıkarına göre yorumlayarak

Türkçe Sözlük

(i. A.). Çalışma, çabalama, gayret: Çok cehd ettiyse de muvaffak olamadı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.

Türkçe Sözlük

(CEMAAT) (i. A. «cem’» den) (c. cemâat). 1. Bir yere toplanmış insanlar, gürûh, topluluk, takım, bölük: Orada bir cemaat var idi. 2. Bir imama uyup namaz kılan Müslümanlar topluluğu: Cemaate göre İmam. 3. Bir mezhebe tâbi ve bir zümre teşkil eden ahali: Edirne’nin Rum, Ermeni, Bulgar cemaati. Cemâat-i Islâmiyye; cemâat-i gayr-ı müslime. Son cemaat = Camiin içine sığamayıp iki kapısı arasında namaz kılanlar. Son cemaat yeri = Camiin iç ve dış kapısı arasındaki örtülü yer.

Türkçe Sözlük

(CİDD) (i. A). 1. Çalışıp çabalama, cehd, gayret. 2. Ciddîlik, lâubaliliğin zıddı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [جزیه] gayrimüslim vergisi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). karı koca olarak bir arada oturmak (gen. gayrimeşru şekilde), beraber yaşamak; eski aynı yerde oturmak. cohabitant (i). aynı yerde oturan kimse. cohabita'tion (i). bir arada yaşama.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (psik). teşvik edici kuvvet. conative (s). meram ve arzu ile ilgili; (gram). gayret ifade eden (fiil).

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s)., (huk). tarafların rızasıyla gayri resmi surette akdedilmiş (mukavele); (biyol). bilinçli hareketlerin uyardığı içgüdüsel ve tepkisel hareketleri belirten; (psik). his veya şuurla beraber giden gayri ihtiyari (hareket).

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Etek belde, eteğini kaldırıp beline bağlamış, hazır. Ar. müheyyâ. 2. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen-der-miyân-ı gayret olmak = Bir işe canla başla girişmek. Bir işe cidden teşebbüs eden: Dâmen der-miyân-ı gayret oldu.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). melun; mahkum; Allahın belâsı. Damned if I know. Bilmem, Biliyorsam kahrolayım damnedest (s)., (i)., (k).dili en lânetli; çok şaşırtıcı; (i). en iyisi, en gayretlisi. He did his damnedest to please them. Onları memnun etmek için elinden geleni yapt

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağa kaldırtmak, durdurmak. 2. Karşı durdurmak, dayandırmak. 3. Cesaret vermek, gayrete getirmek, teşvik etmek: Onu siz davrandırırsanız davranacaktır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Ayağa kalkmak, ayağa sıçramak. 2. Karşı durmak üzere hareket ve gayret etmek: Kendisi davrandı ise de silâhı yoktu. Davranırsa vurulacağını anladı. 3. Teşebbüs ve gayret etmek, gevşek durmayıp tetik bulunmak: 4. Bir yolda fiil ve harekette bulunmak: Gevşek davranmak, tetik davranmak, ağır davranmak, tedbirli davranmak. Silâha davranmak = Silâha sarılmak.

Türkçe Sözlük

(DEVAM) (i. A.). I. Daim olma, sürme, kesilmeme: Ömrün devamı. İki günden beri yağmur devam ediyor. Zelzele beş saniye devam etti. Burada bu sıcak çok devam etmez. 2. Sebat, devamlı şekilde uğraşma: İnsan mesleğinde devam etmelidir. Her iş elinden gelir, lâkin devamı yoktur. 3. Bir göreve veya bir işe girme ve gidip gelme: Oğlunuz nereye devam ediyor? Filân kaleme, falan daireye devam ediyor. Kumara, ava, tiyatroya devam ettiğini işittim. Ber-devim = Devam eden, kesilmeyen. Osm. gayrı munkati: Aklbeti berdevâm olsun I Aleddevim = Mütemadiyen, aralıksız, fâsılasız, bilâfasıla, dalma, bir düzüye: Aleddevâm okumakla meşguldür.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f)., (i). tasarlamak, plan yapmak; akıl etmek, tertip etmek; kurmak, icat etmek; (huk). bilhassa gayri menkul mülkü vasiyet etmek; (i). vasiyet, vasiyet yoluyla bırakılan mülk. devisable s vasiyet olunabilir; tertip edilebilir devisee' i vasiyetle k

Türkçe Sözlük

(f.). Çok çalışıp çabalamak, gayret etmek, çok zahmet çekmek durmaksızın çalışmak: Çok didindi çalıştı sonunda emeline ulaştı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). dikkat, ihtimam, sebatlı çalışma, gayret, çalışkanlık; on sekizinci asırda Avrupa'da kullanılan atlı posta arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). gayretli, dikkatli, çalışkan. diligently (z). gayretle.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Öteden beriden derilip devşirllmiş Adi şeyler, derme çatma şey. 2. Öteden beriden devşirilmiş gayri muntazam ve işe yaramaz asker.

Türkçe Sözlük

(si.). Uç ile beş arasındaki sayı, 4; iki defa iki. Ar. erbaa, Fars. çihar: Dört yüz, dört bin; on dört, yirmi dört: Dörtte bir = Çeyrek. Dört ayak = Elleri dahi ayak gibi kullanarak (yürümek). Dört el = iki kişi tarafından çalınan piyano usulü. Dört elle yapışmak (sarılmak) = Büyük gayret ve ehemmiyetle teşebbüs etmek. Dört baş = Dört cihet, her taraf, her yan. Dört kaş = Bıyığı yeni terleyerek dört kaşlı gibi görünen. Fars. çâr-ebrû 300 Dört gözle beklemek = Sabırsızlıkla beklemek. Dört köşe = Murabba (kare) biçiminde. Dörtnal = Doludizgin, hayvanı koşturarak. Dört yanına bakınmak = Şaşırmak. Dört yol ağzı = İki yol veya sokağın kesiştiği yer.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. dostân). 1. Sevilen insan. Ar. muhib, Fars. yâr: Dost nasihati. 2. Erkek veya kadın sevgili: Ar. mâşuk, maşuka, mahbûb, mahbûbe. 3. (tasavvuf) Hakikî dost ve ariflerin Aşık olduğu Tanrı 4. Gayr-ı meşru zevç veya zevce (Fr. maîtresse): Bir dost tutmuş.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., (f)., (huk). dul kadına hayatı boyunca kocasının gayri menkullerinden tahsis olunan irat; drahoma, çeyiz parası, ağırlık, başlık; kabiliyet, istidat, vergi; (f) . çeyiz veya ağırlık vermek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). sürme, sürüş; araba gezintisi; araba yolu; hücum etme; (psik). itki; hayvanları toplayıp gütme; kuvvet nakli, işletme tarzı; hamle; enerji, kuvvet, gayret; (mak). döndürme mekanizması. drive shaft (mak). işletme (hareket) mili, çevirme mili. drivew

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kımıldanmayan, Osm. gayri müteharrik, sabit, sakin. 2. Bulunan, Ar. mevcut, kâin, kaim. Durup duran = Açıkça görünen.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Duran, kımıldanmayan. Osm. gayri müteharrik, sâkin. Fars. râkid: Durgun su, durgun hava. 2. Çevik olmayan, batî, gevşek, ağır: Pek durgun adamdır. 3. Yorulup bıkmış, usanmış, fütur getirmiş, yorgun. 4. Ruhsuz, hareketsiz: Alış veriş pek durgundur.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). gayret, çaba, çabalama, kendini sıkma; (mak). kuvvet, kudret. effortless (s). gayretsiz, çaba göstermeyen; kolay.

Türkçe Sözlük

(i. A. imen.) (mü. ehliyye). Alışık, uysal, yabaninin gayrı: Ehlî hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. rekabet etmek, geçmeye çalışmak; gıpta etmek, taklit etmek. emula'tion i. rekabet, benzemeye çalışma, gayret. em'ulator i. benzemeye gayret eden kimse.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. birine benzemeye veya birini geçmeye gayret eden; rakip, gıpta eden.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. yapmaya çalışmak; gayret etmek, çalışmak; i. emek, çaba, gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. enerji, erke, güre; kudret, kuvvet; faaliyet, gayret. Devote your energies to this Gayretinizi buna hasrediniz .

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., huk. ingiltere'de bir mülkün vâris tarafından ferağ veya satışını meneden miras usulu; miras yoluyla intikal eden ve satılması yasak olan gayri menkuller, meşruta.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., A.B.D., k.dili şevk vermek, şevke gelmek; gayret vermek, gayrete gelmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevk, gayret, istek, heves; sanat aşkı; kuvvetli ilham. enthusiasy i. şevkli kimse, taşkın ve hararetli kimse; aşırı taraftar. enthusias'tic s. şevkli, hararetli, gayretli, hevesli. enthusias'tically z şevkle, gayretle.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Çalışkan, gayretli. 2.Yumuşak başlı, uysal. 3.Atik, çevik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) mal, mülk, arsa; ölümle bırakılan mal ve mülk; malikâne, konak; itibar, yüksek mertebe; sınıf, tabaka, mevki; durum, hal personal estate menkul mal. realestate mülk, gayri menkul mal. the fourthestate basın, gazetecilik the three estates asiller, ruh

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), (bağ.) -den gayri, -den başka, hariç; (bağ.) yoksa, meğerki, olmadıkça, etmezse. not excepting dahil. always excepting -den gayri, hariç. exceptfor olmasaydı; hariç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) umuma açık olmayan; bir kimse veya zümreye has; tek, eşi olmayan; hariç tutan; of ile müstesna, -den gayri, hesaba katmadan; (i.) yalnız bir gazete veya mecmuanın temin edebildiği mülâkat. exclusively (z.) yalnız, münhasıran.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) (gayret, hak, güç) kullanmak, sarfetmek. exert oneself çabalamak, uğraşmak, gayret sarfetmek. exertion (i.) gayret,çaba, emek. exertive (s.) gayret sarfeden.

Türkçe Sözlük

(e. F.) (Türkçe’deki «den» ve Arapça’daki «men» yahut «An» gibi başlangıç mânâsıyle bazı Farsça tabirlerde bulunur): Ez-An-cümle = O cümleden olarak. Ez-dil-ü can = Can ve gönülden. Ez-ser-i nev = Yeni baştan. Ez-kazâ = Kazâra, şayet. Ez her cihet = Her bakımdan.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.) Doğru gerçek olmayıp farz ve takdir esasına dayanan şeyler: Faraziyatla uğraşıyor. Faraziyât-ı gayri mümkine = Gerçekleşmesi imkânsız düşünce ve fikirler. Fr. utopies.

Türkçe Sözlük

(i.). Arası kesilmeyen. Osm. gayri münkatı’: Fasılasız yağmur, fasılasız sülâle.

Türkçe Sözlük

(FAİDESİZ) (I.). Faydası olmayan. Osm. gayr-i müfîd, gayr-i nâfî, asılsız, boş, işe yaramaz: Faydasız iş, faydasız söz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Vazgeçme, terk’, çekilip bırakma: İşten, çalışmadan ferağ etmek. 2. Hiçbir işle meşgul olmayıp istirahat etme: Künc-i ferâğ = İstirahat köşesi. 3. Asûdelik, asayiş, rahat, sakinlik: Gönül ferâğı, hatır ferâğı. 4. (mülkî idare) Bir gayri menkulün sahiplik hakkını eski sahibinin yeni sahibine terkle alâkasını kesmesi ve buna dair resmî muamele: Satılan evin, tarlanın ferâğı bugün yapılacaktır; henüz ferâğ muamelesi yapılmadı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). hararet, şiddet ve hiddet, şevk, iştiyak, gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). şevkli, gayretli, hararetli, sıcak, ateşli. fervently (z). şevkle, hararetle, gayretle. fervor (i). ateşlilik, hararet, şevk, gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). çok şevkli, aşırı gayretli. fervidly (z). şevkle, gayretle.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i). şiddetli arzu, iştiyak, şevk, gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). tutuşturmak, ateşe vermek, alevlendirmek; yakmak, pişirmek; canlandırmak, harekete geçirmek, gayrete getirmek, tahrik etmek; teşvik etmek; patlatmak, ateş etmek; atmak, püskürtmek; tutuşmak; silahla ateş etmek. fire a volley yaylım atesi açmak. Fi

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s). yüzen; bağlı olmayan; gezici, seyyar, sabit olmayan; değişen. floating anchor (bak). sea anchor. floating bridge yüzen köprü dubalı köprü. floating capital (tic). döner sermaye. floating debt gayri muntazam borç. floating derrick (den). gezer maç

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f). beslemek, buyütmek, bakmak; teşvik etmek, gayretlendirmek. foster brother süt kardeş (erkek); küçüklükten beri aynı yerde kardeş gibi büyümüş kimse. foster child evlât gibi büyütülmüş çocuk, evlâtlık; süt evlât. foster father çocuğu kendi evinde

Türkçe Sözlük

(i. A.). T. Gevşeklik, gayretsizlik, rehâvet: İşe fütûr geldi. 2. Bıkma, usanma: Yazı yazmaktan fütûr getirdim. Devamlı çalışmaktan insana fütûr gelir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Haksız ve nizamsız olarak, tecâvüzkârâne, gayrı meşrû surette, zorbalıkla: Fuzûlan tarlamı zaptetti.

Türkçe Sözlük

(i. A.). I. Haksız ve gayrı meşrû, lüzumsuz tecâvüzkârâne. 2. Vazife dışında ve kendisine ait olmayan işlere karışan. Haksız olarak, tecâvüzkârâne: Fuzûlî hukukuma müdahale ediyor.

Türkçe Sözlük

(a kısa) (i.) (Fars. mecûsî ve ateşperest demek olan «gebr» den veya A. «kâfir» den). 1. Vahdaniyete (Tanrı’nın birliğine) inanmayan adam, dinsiz, Ar. kâfir. 2. Müslüman olmayan, gayr-i Müslim Hıristiyan, nasrânî. Gâvur olmak = Dinden düşmek, kâfirleşmek (kaba bir tâbir olduğundan kullanılması nezaketsizlik sayılır).

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. ağyar). 1. Başka, özge, diğer, Ar. Ahar, mâada: Gördüğümüzün gayrı bir adam. Onun gayrı. Beni gayra muhtaç bırakmayın. Ağyâra iltifat ediyor. (Benzerleri gibi bu da dilimizde ekseriya yanlış olarak bir «ı» ile kullanılır): Bu gayrı iştir. Gayrisini aramayın. Aramızda ayrı gayrı yoktur. 2. e. Arapça sıfatların başına girip menfi mânâsıyle mürekkep sıfatlar teşkil eder. Farsça’daki nâedatının karşılığıdır: Gayr-ı câiz = Caiz olmayan, Fars. nâ-revâ. Gayr-ı tabîİ = Tabiî olmayan. Gayr-ı mahdûd = Sınırsız, hadsiz. Gayr-ı muktedir = iktidarsız, Fars. nâ-tüvân. Gayr-ı müslim = Müslüman olmayan, islâm’ın gayrı bir dinde bulunan. Bigayr, min gayr = Menfi mânâ ifade eder: —siz, bilâ—: Bigayr-ı hak = Haksız yere. Min gayrı haddin = Haddim olmayarak. Gayr ez = den mâdâ, haricinde. Gayr-ez-güzeşte = Faizden başka, faizi hesab edilmediği halde. Ve gayrı hi ve gayrı zâlike = Vesairleri, ve başkaları. İlâ gayr-ün-nihâye = Sonu gelmemek üzere, böylece devam etmek, c. Rakipler, düşmanlar: Ağyâre vefâ bize cefâ.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ غير] başka. 2.yabancı. 2.olmayan, değil.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kıskanma, kıskançlık: Korkarım gayret beni öldürür. 2. Sevgili ve kutsal bir şeye yabancıların tecavüz ve taarruzunu görmekten hasıl olan tahammülsüzlük duygusu. Ar. hamiyyet: Kendisinde vatan gayreti, din gayreti vardır. Aile hakkında gayretini herkes bilir. 3. Fevkalâde çalışma, himmet; rehavet mukabili: Bu işi bugün bitirmeye gayret etmeli. Bu iş sizin gayretinizle olacaktır. 4. Sabır, tahammül, bir belâ olunca erkekçe davranma: Böyle bir halde siz gayret etmelisiniz ki, sizin gayretiniz diğerlerine de teselli versin. Gayreti elden bırakmamalı. Gayret vermek = Cesaret vermek teselli etmek. Gayreti kesilmek = Cesaretini kaybetmek. Birinin gayretini gütmek = Ona taraftarlık etmek: Daima hemşehrilerinin gayretini güder. 5. e. Gayreti... = Davran, himmet et, çalışmaya devam eti

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Din uğruna çalışma, gayret etme, didinme.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Erkekçesine çalışma, gayret etme.

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gayretli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ غيرتکش] gayretli. 2.kıskanç.

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret taslama.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gayrete gelmek, himmet etmek. 2. Kıskanmak. 3. Hamiyet göstermek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غيرتمند] gayretli.

Türkçe Sözlük

(i.). Gayret ve hamiyeti, çalışkanlık ve himmeti olmayan, hamiyetsiz ve gevşek.

Türkçe Sözlük

(i.) (Arapça gayr’dan galat). 1. Başka, diğer, ötekiâ O gayrı iştir. 2. Ayrılık, fark: Aramızda ayrı gayrı yoktur, aile arasında ayrı gayriyi sevmem. 3. e. Artık, hele: Gayrı bende de takat kalmadı, (bk.) Gayri.

Türkçe Sözlük

(bk.) Gayrı.

Finansal Terim

(Real Estate Certificates)

İhraçcıların bedelleri inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, değerleri birbirine eşit, hamiline yazılı menkul kıymettir.

Finansal Terim

(Real Estate Investment Trusts)

Gayrimenkuller ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarından oluşan portföyü işleten ve gayrimenkule dayalı projelere yatırım yapan sermaye piyasası kurumlarıdır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Ayrılık, gayrılık, başkalık. Fr. altirit4.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [غيریت] gayrılık.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (gayret’ten imüb. olup şedde (çift y) ile kullanılması yanlıştır). Pek kıskanç, karısını ve kendisine mensup her şeyi fazla kıskanıp yabancıların yakınlığını ve tecavüzünü asla çekemeyen. Pek hamiyetli, son derecede iyilik ve gayret sahibi. 3. Pek çalışkan, fazla çalışan ve himmet eden: Gayûr bir öğretmen

Türkçe Sözlük

(I. F.). Büyük bir çalışkanlık ve gayretle, üstün bir iyi niyetle: Gayûrâne müdafaa, gayûrâne davrandı.

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Sıcaklık, hararet. 2. Gayret, fevkalade çalışma: Demiryoluna germi ile çalışılmaktadır (germiyet galattır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geviş getiren memeli hayvanların, yedikleri şeyi tekrar ağıza getirip yeniden çiğnemeleri: Deve de, inek ve koyun gibi geviş getirir. 2. mec. ihtiyarların çenesinin gayr-ı ihtiyârî titremesi. Ağız gevişi = mec. Her zaman söylenen söz, Ar. vird-i zeban.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gergin olmayan, koyuverilmiş: Gevşek halat, gevşek dizgin, gevşek yay, gevşek mandal. 2. Pek ve sert olmayan, yumuşaK, sülpük: Gevşek et, gevşek kumaş. 3. Kuvveti, dayanıklılığı, sebat ve gayreti olmayan, rehavetli, gayretsiz: Gevşek adam, gevşek at. Ağzı gevşek = Boşboğaz, geveze.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gergin olmayan şeyin hâli, Osm. rehavet, süstlük: ipin, yayın, mandalın gevşekliği. 2. Sıkı veya pek sert olmayan şeyin hâli, yumuşaklık, sülpüklük: Etlerin, kumaşın gevşekliği. 3. Kuvvetsizlik, dayanıksızlık, gayretsizlik: O adamın gevşekliği. Ağız gevşekliği: Boşboğazlık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gerginliği bozulmak, koyuverilmek, salıverilmek. Osm. kesb-i rehavet etmek: Bu ip gevşedi, yay gevşemiş. 2. Sıklık ve pekliğini kaybetmek, yumuşamak: Etleri pek gevşedi. 3. Kuvvetten düşmek, zayıflamak: Bu at çok gevşedi. 4. Gayret, çalışkanlık ve harareti kaybedip yılgınlık getirmek: O adam, o iş pek gevşedi.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. gayret, Fars. keşiden = çekmek). 1. Kıskanç. 2. Hamiyetli. 3. Çalışkan, himmetli. 4. Taraftar: Onun gayretkeşleri vardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. ısıdan kızarmak veya beyazlaşmak, kor haline gelmek, yanmak; sıcak olmak, hararetli o!mak; kızarmak, kırmızılaşmak; şevke gelmek, alevlenmek; i. şevk, parlaklık, kızartı; hararet; ateş; şevk ve gayret. glowworm i. ateş böceği, yıldız kurdu, kand

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gitme, gidiş; k.dili gayret, kuvvet, enerji; teşebbüs, hamle, sefer; başarı; k.dili anlaşma. All systems are go. Herşey tamam. Başlayabiliriz. Devam edebiliriz. He made a go of it. İşini başardı. It's no go, Olacak iş değil. gonogo gage standart d

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kendi istek ve arzusıyle bir iş gören, mecburî olmayan. 2. Kur’a efradından olmadığı veya kur’ası çıkmadığı halde kendi arzusıyle asker yazılan: Gönüllü asker: Gönüllüler çok gayret ettiler, gönüllülerin talimine memur olmuştu. 3. Kibirli, kasıntılı: Kız gönüllüdür, onu kocalığa kabûl etmez. Alçak gönüllü = Kibirsiz, mütevazı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), (çoğ.) eşya, mal; kumaş; gayri menkul eşya; A.B.D., argo gerekli vasıflar. goods train (ing.) marşandiz, yük katarı. deliver the goods A.B.D., (k.dili) beklenilen bir şeyi muvaffakıyetle yapmak. get the goods on argo suç delillerini elde etmek,

Türkçe Sözlük

(i.). Görünmeyen, Osm. gayr-ı mer›İ. Görünmez olmak = Kaybolmak, meydana çıkmamak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) iri, kalın, kaba, büyük; toptan, tamam; yontulmamış; çirkin, kötü, şeni, iğrenç; tiksindirici. gross national product (ikt.) brüt milli hasıla (kıs. GNP). gross negligence büyük gaflet. gross weight darası çıkarılmamış ağırlık, brüt ağırlık, gayri

Sağlık Bilgisi

Tiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişlikle kendini belli eden bu hastalığa guşa veya cedre de denir. Tıp dilindeki adı strumadır. Guatr, özellikle geceleri nefes darlığı yapar. Bazen de rahatsız edici öksürüklere neden olur. İki çeşit guatr vardır.

- Basit Guatr : Bu çeşit guatrda tiroid bezi balon gibi şişer. Nedeni alınan iyotun yetersiz olmasıdır. Dağlık bölgelerde oturanlarda, ergenlik yaşlarında ve hamilelerde çok görülür.

- Yumrulu Guatr : Bu çeşit guatrda, tiroid bezinin iki yanında kabarıklık veya üzüm salkımını andıran şişlikler görülür. Her iki çeşit guatrda da endişelenecek bir durum yoktur. Ancak tedaviye erken başlamak gerekir. Yemeklerde iyotlu tuz kullanmak, mümkün olduğu kadar çok balık, pırasa, kuru erik, yumurta, taze fasulye, pazı, soğan, sarmısak, dut veya dut kurusu, havuç yemek; inek sütü, erik hoşafı, ve havuç suyu içmek çok faydalıdır. Ayrıca kabız olmamaya gayret etmek gerekir. Lahana, mısır ve turp da yenmemelidir. Aşağıdaki reçetelerden de faydalanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Meşe dalı kabuğu.

Hazırlanışı : 1 avuç meşe dalı kabuğu toz haline gelinceye kadar dövülür. Bu tozla guatırın üzeri ovulur. Aynı işlem hergün tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gürültü etmek, şamata etmek: Duvar gürleyip yıkıldı, top gürledi. 2. (gök) Yıldırım çakıp dehşetli ses çıkarmak, Osm. raad olmak: Şiddetli yağmur yağıp gök gürlüyordu. 3. Ölmek, vefat etmek, nalları dikmek: O da gürledi. Top yoluna gürlemek = Boş yere telef olmak, pisi pisine gitmek. Yağmazsan da gürle = Bir şey yapmazsan bile gayret göster.

Türkçe Sözlük

(i. A. hukuk). 1. Doğruluk, doğru ve gerçek olan şey, bâtıl mukabili: Hak budur; hakkı söylemeli. 2. Adi, adalet, hakkı koruma, insaf: Haktan katiyen ayrılmamalı. 3. Bir adama ait. olan şey: Hakkımı vermediler, hakkını istiyor; hakk-ı sarîh. 4. Bir iş ve zahmetin karşılığı: Emek hakkı, ayak hakkı. 5. Bir adamın emeğine karşı alacaklı olduğu maddî veya mânevî karşılık: Ana, babanın, öğretmenin hakkı pek büyüktür. 6. Pay, hisse: Makas hakkı = Makas peyi; ateş hakkı. 7. Adalet ve hakkaniyetin kendisi olan veya doğru olup bâtıl olmayan Allah: Hak-Taâlâ; Cenâb-ı Hak’tan dilerim. Bir isme bağlanarak «d» edatı ile beraber dair ve ait mânâsını ifade eder: Onun hakkında birtakım sözler oldu; bu husus hakkında bazı tafsilât verdi; bu, sizin hakkınızda hayırlı oldu. Hakkı olmak = Doğru söylemek, sözü doğru ve haklı olmak: Hakkınız vardır = Doğru söylüyorsunuz; bunu yapmaya, istemeye hakkım yok mudur? Hakketmek = Hak kazanmak, eriştiği bir karşılık ve mükâfata ait bir hizmette bulunmak: Siz bu rütbeyi, bu nişanı hakkettiniz. Hakkı için = Yemin tâbiri: Allah, peygamber hakkı için. Hakkından gelmek = Ustun gelip intikam almak veya birine lâyık olduğu cezayı vermek. Hak kazanmak. = Haklı çıkmak. Hakkuşu = Ishak kuşu. Hakuran (hakkuran) = Penbe kumru. Hak vermek = Tasdik etmek. Hakkını yemek = Alacağını vermemek veya değer ve emeğini kabûl etmemek: O adamın hakkı yenmez, değeri inkâr edilemez. Hak yolu = Doğruluk veya Tanrı yolu, Fars. râh-ı Hudâ. Elhak = Doğrusu, Ar. hakkaa. Bihakkın = Hakkıyle, haklı olarak. Bigayrihakkın = Haksız yere, hakkaniyete aykırı olarak. Nâhak = Haksız. Su hakkı = Kadınlar hamamında sarfolunan su için verilen para. c. 1. Herkesin hakkından, alacağından ve adaletten bahseden ilim: Hukuk ilmi, hukuk fakültesi. 2. Kanunun cinayete ve cezaya ait kısımlarından veya fıkhın itikat ve mezhep kısmından başka, sırf alacak, vereceğe ait kısmı: Hukuk mahkemesi. 3. Ahbaplık, dostluk, her birinden diğerine geçmiş iyilik ve hizmet hakları: Aramızda eski hukuk vardır; onunla hukukum pek eskidir.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Böylece, bu suretle. 2. Yine öyle, kezalik: Ben oyunu sevmem, siz de hakezâ (vesaire ve gayrihu, ilâAhıre gibi bir mânâ ile, yeni Fr. ete. yerine kullanılması yanlıştır).

Türkçe Sözlük

(HAKIYKAT) (i. A.) (c. hakâyık). 1. Bir şeyin doğrusu, asıl, gerçek, Ar. künh, mahiyet: Bu işin hakikati anlaşılmadı; hakikat-i hâl. 2. Mecaz ve teşbihin gayrı, asıl, gerçek, asıl mânâ: Mecaz hakikatin köprüsüdür. 3. Kâinat, tabiat ve ulûhiyyet hakkında benzetmeler dışında kalan ve apaçık görünen doğruluk: Şeriat, tarikat, mârifet, hakikat. 4. Sadakat duygusu, hakka bağlılık: O adamın hakikati çoktur, hakikatli insan (bu mânâ dilimize mahsustur). 5. Gerçek, gerçekten, doğrusu: Hakkikat bu bina pek güzel oldu. Arapça tâbirlerde «hakıyka» suretinde kullanılır. Filhakika = Gerçekten, aslında.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) isteksiz, gevşek, gayretsiz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). İnsanın memleketini, aile ve yakınlarını tecavüz ve hakaretten himaye ve muhafaza etmesi gayreti. Hamiyyet-i cahiliyye = Hak, hakikat ve kanuna karşı bâtıl itikatları muhafaza etmek gayreti, taassup, Fr. fanatisme.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.) çekiç, tokmak; (anat.) çekiçkemği; tüfek horozu; muhtelif aletlerin uzunca, yassı ve ekseriya oynak kısımları; mezatçı tokmağı. hammer and sickle orak ve çekiç. hammer and tongs (k. dili) büyük gürültü ve gayretle. hammer lock güreşte kolun arkaya

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. harekât). T. Kımıldanma, deprenme, oynama, sükûnun zıddı: Hava o kadar durgun ki, yapraklar hiç hareket etmiyor. 2. İş işleme, bir işde bulunma, Ar. amel, icrâ: Nasıl hareket edeceğimi bilmiyorum. Hareket şeklini tayin etmeli. 3. Tarz, tavır, muamele, gidiş, Fars. reviş: Pek fena hareket etti. Hareketini beğenmedim. Pek küstahça harekette bulundu. 4. Yola çıkma, Ar. azîmet, Fars. azm-i râh: Sabahleyin İstanbul’dan hareket edip akşam Edirne’ye eriştik. Hareket gününden başlayarak maaşı işler. 5. İşlemek ve yürümek gibi idman, tenbel zıddı: Hareket sıhhat için lâzımdır. Doktorlar hareket tavsiye ediyorlar. 6. Coşkunluk, telâş: Savaş meydanında bir hareket vardı. 7. Osmanlı devrinde ilmî rütbeler: Hareket-i dâhil, hareket-i hâriç. Hareket-i arz — Zelzele. Hareket-i ihtiyâriyye, irâdiyye = İsteyerek hareket. Hareket-i gayrı ihtiyâriyye = İstemeyerek hareket. Hareket-i cânibiyye, hareket-i dâime, hareket-i devriyye, hareket-i zâhife, hareket-i mâile, hareket-i mütenâvibe, hareket-i merkeziyye, hareket-i müstedire, hareket-i müstakıyme, hareket-i mün’ akise = Bir cismin hareketlerinin çeşitleri. (astronomi) Hareket-i izâfiyye = Arzın dönmesinden, döner gibi görünen gökyüzünün görünüşte hareketi, (askerlik) Askerin savaş sırasındaki hareket ve davranışı: Savunma hareketi, hücum hareketi, geri çekilme, ric’at hareketi. Bilâ-hareket = Kımıldanmaksızın, yerinden oynamaksızın. Ar. terkiplerde «hareke» suretinde kullanılır: Serî-ül-hareke = Hareketi süratli. Batıyyül-hareke = Hareketi yavaş.

Türkçe Sözlük

Enerjisi veya gücü var gibi görünen resimlerin devinim hâlinde olduğu izlenimi veren yanları. Bu devinim gerçekte yoktur; ancak öznelerin akla getirdiği gayretkeş eylemlerin yarattığı yanılsamadır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «husûl» dan if.) (mü. hâsıla) (c. hâsılât). 1. Husul bulan, meydana gelen, vücuda gelen, beliren, gözüken: Bundan ne hâsıl olur? Bu kadar me şakkattan bir fayda hasıl olmadı. 2. Biten, yerden çıkan: Çekirdekten hâsıl olan ağaçlar. 3. Netice yerinde olan: Hâsıl-ı kelâm = Sözün neticesi, kısası. 4. Semere: Ömrümün hâsılı: Evlâdım. 5. (matematik) Hesabın dört işleminden alınan netice: Hâsıl-ı cem. Hâsıl-ı tarh. Hâsıl-ı darb. Hâsıl-ı taksim. Hâsılı, elhâsıl, v’el-hâsıl, hâsıl-ı kelâm = Nihayet, netice itibariyle, sözün kısası, kısaca. Hâsılı tahsil etmek = Boşuna yorulmak, c. Hâsılat = Tarım ve başka çalışmaların verdiği semere, gelir: Tarlanın bu seneki. hâsılâtı. Çiftliğin, fabrikanın, koyunları hâsılâtı. Posta, telgraf, vapur hâsılatı. Hâsılât-ı sâfiyye = Masraflar çıktıktan sonra hâsılâtın sırf kâr kalan kısmı. Hâsılat-ı gayr-ı sâfiyye = Masraflar düşürülmeksizin umum hâsılât.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. hazerât) (huzûr’ dan). On, huzûr, Fars. pîş-gâh: Hazret-I sadrâzama hâlini arz etti. Bu tâbir eski devirde huzur mânâsından ayrılarak sırf saygı tâbiri olarak ve Farsça veya Türkçe kaidesince izafet hâlinde kullanılmıştır; «cenâb» gibi ve yerine göre ondan daha kuvvetlidir: Hazret-i Allah’a yalvardım, Hazret-i Allah acıdı. Tanzimat’tan sonraki Osmanlı protokolünde birinci ferik (orgeneral), mülkî ve ilmî rütbelerde karşılığı olan bâlâ ve istanbul pâyesi mensuplarının isimleri sonuna resmen «hazretleri» getirilirdi: Kazasker Mustafa izzet Efendi Hazretleri, Enver ve Cemal Paşalar Hazerâtı, Sadrâzam Alî Paşa Hazretleri, Şehzâde Abid Efendi Hazretleri, Ayşe Sultan Hazretleri («cenâb», gayr-i müslim büyükler hakkında kullanılırdı: Sefir cenâbları).’Hazretiniz ve cenâbınız gibi muhâtap için kullanılması uygun değildir.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. himem) (cemül-cem’i = çokluğunun çokluğu: himemât). 1. Kasit, niyet, zihin ve kalple olan çalışma: İnsan himmetle pek büyük işlere muvaffak olur. Alî-himmet, bülend-himmet = Büyük ve yüksek işlere girişen. 2. Çalışma, ceht, gayret: Yolların tesviyesine himmet etti, bu okul ancak onun himmetiyle vücuda geldi. 3. Lutuf, lutufkâr muamele: Himmet buyurun, himmetinizle. 4. Mânevî teveccüh, rûhânî imdât: Pİrin, şeyhin himmeti üstümüzden eksik olmasın (bu son iki mânâ Arapça’da yoktur. Arapça terkiplerde himme suretinde de kullanılır).

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Gayret, emek, çalışma, çabalama. Yüksek irade. 2.Ermiş kimsenin tesiri. 3.Türk dil kuralları açısından “d/t” olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

, hortatory s. nasihat verici, nasihat yollu; teşvik edici, gayret verici, yüreklendirici.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hem» den smüş.) (c. hümmâm). Himmet sahibi, yüksek himmetli, bir işe çalışıp gayret eden adam.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. kambur, hörgüç; tümsek yer, tepe; İng., argo huzursuzluk, iç sıkıntısı; f. kamburlaştırmak; gen. oneself ile gayrete gelmek, azmetmek. over the hump iyileşme yolunda. humpy s. girintili çıkıntılı; tümsekli.

Türkçe Sözlük

(I. A. masdar). 1. Mübalağa etme, bir işte pek ileri varma: İm’ln-ı nazar = Çok dikkatle bakma. 2. Dikkat, gayret, özenme: Nazar-ı im’An ile bakmak.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den masdar). 1. Çalışıp çabalama, gayret (bu mânâ ile cehd kelimesinin kullanılması daha doğrudur). 2. islâm dininde din Alimlerinin, şer’İ kaideler dışına çıkmaksızın, yeni bir fikir ortaya atması.

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A. «gavr» den masdar). Çapul için düşman mülküne asker sokma, ılgar (gayret kelimesinden kıskandırma mânâsıyle dilimizde kullanılmaz).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kudret ve takati olmayan, elinden iş gelemiyen, Osm. gayrı muktedir, Aciz: Pek İktidarsız bir adamdır. 2. Cinsî iktidarı olmayan erkek.

Türkçe Sözlük

(e. A.). Nihayet bildirir: -Ye, -ye kadar, -ye değin, -ye dek, tâ (bazı Arapça terkiplerde tesadüf olunur). III Ihlre = Sonuna dek. İli mtaşallah = Allah’ın istediği vakte dek. III gayri nlhlye = Sonu olmayan vakte kadar, ebediyyen. Ilelebed = Aynı mânâ. Mln evvele III Ahır = Başından sonuna kadar. Minelbtb, llel-mlhrlb = Kapıdan mihrâba kadar, başlangıçtan sonuna kadar. Uç III beş = Uç İle beş, üçten beşe kadar.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gayri meşru, evlilik dışında doğan; kanuna aykrı; makul olmayan, saçma. illegitimacy i. piçlik, gayri meşru olma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «meyi» den masdar). Bir tarafa eğme, yatırma, meyi ettirme, (edebiyat) Kısa okunmak lâzım gelen sesli harfin arûz veznine uymak için gayri tabii olarak uzatılması kl, yalnız şiirde câizdir.

Türkçe Sözlük

(e. Ar. binâen-aleyh, Fars. binâ-ber-in). 1. Bu halde, böyle olduğu holde. Hulâsa ve kısaltmalarda söylenir: İmdi siz ne yapacaksınız? 2. Artık, gayrı: Gel imdi. Ey söyleyin imdi (bu ikinci mânâ ile cümlenin sonuna gelir ve «indi» telâffuz olunur: Gelindi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kımıldamaz, yerin den oynamaz, sabit; değışmez; kolay etkilenmez; huk. gayri menkul. immovably z. kımıldanmadan, değişmeyerek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. görülemez, seçilemez, farkedilemez, hissolunamaz; gayri mahsus. imperceptibil,ity, impercep'ti bleness i. görülemez oluş, farkedilmez oluş. impercep'tibly z. farkedilmez bir şekilde, görülmez olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kişisel olmayan, şahsi olmayan; ,sahsiyeti olmayan; özel bir şahsa veya şeye bağlı olmayan; gram. yalnız üçuncü tekil şahıs kullanllan (fiil): (it snows gibi), gayri şahsi (fiil) impersonally z. kişisel olmayarak, bir şahsa veya ,seye bağlı olmaya

İngilizce - Türkçe Sözlük

önek -sız veya gayri edatı: incapable ka biliyetsiz, yeteneği olmayan; -e doğru, içe riye, içine: in-bound merkeze doğru yak- laşmakta; limana doğru; içinde: inhome evde yapılan; sırasında: in-service training çalışma sırasında yapılan eğitim, prati

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. inâyât). 1. Dikkat, gayret, çalışma, yardım. 2. Lutuf, iyilik, Osm. kerem, ihsan: Lutuf ve inayetinize sığınıyorum. İnayet ola = Sadaka verilmeyen dilencileri uzaklaştırmak için kullanılır. «Allah’tan sana inâyet olsun» mânâsındadır.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) 1.Dikkat. 2.Gayret, özenme. 3.Lütuf, ihsan, iyillik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gelir, kazanç, irat; biyo. vücuda giren gıda. income tax gelir vergisi. gross income brüt gelir, gayri safi gelir net. income net gelir, safi gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çalışkan, gayretli. industriously z. çalışkanlıkla.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. sanayi, endüstri; çalışkanlık, gayret; iş, meşguliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. hudutsuz, nihayetsiz, sonsuz; bitmez, tükenmez, sayıya gelmez; pek çok; külli; mutlak; i. sonsuz saha, sonsuzluk. Infinite Being Sonsuz Varlık, Cenabı Hak. infinite pains sonsuz gayret. infinite time ebediyet. infinitely z. son derecede.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. teklifsiz, resmi olmayan, merasimsiz; resmi elbise gerektirmeyen; konuşma diline özgü. informal'ity i. teklifsizlik. informally z. teklifsiz olarak,gayri resmi olarak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) dikkatli, gayretli; niyet etmiş. intently (z.) dikkatle. intentness (i.) sıkı dikkat.

Türkçe Sözlük

(i. biyoloji) (uyd. k.). İstem dışında yapılan, gayr-ı iradî.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstidatsız, gayrı müstait, kabiliyeti olmayan: Okumaya karşı pek kabiliyetsiz. 2. İktidarsız, liyakatsiz, İşinin ehli olmayan, Osm. gayrı muktedir.

Türkçe Sözlük

(i. F.) (c. kafa-dârân). Birine uyan, arkası sıra giden, tâbî, peyk, gayret-keş: O falânın kafadârıdır; kendisi gibi birtakım kafadarları vardır. 2. Arkadaş, refik, dost, yardak (başlıca kötüleme, küçümseme veya takdir makamında kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyma, peyklik, gayretkeşlik, yardaklık: Kendisine kafadarlık edecek birtakım eksik akıllılar bulmuş. 2. Arkadaşlık, yoldaşlık, dostluk.

Türkçe Sözlük

(i.). Kafiyesi olmayan, kafiyesi uygunsuz olan, gayrı mukaffâ (şiir).

Türkçe Sözlük

(i. A. «kühûlet» ten) (c. kevâhil). 1. Kühûlet sâhibi, olgun, orta yaşlı. 2. Ağır, hareketli, gayretsiz, tembel, durgun, râkid. Bahr-i kâhil = Durgun deniz.

Türkçe Sözlük

(KAST, KASİT) (i. A.). 1. Kurma, niyet, tertip, tasavvur: Birtakım kitaplar almak kasdiyle sahaflara gittim. 2. İsteyerek bir işe teşebbüs etme, rasgele olmayıp isteyerek yapılan işin hal ve sureti: Bu cinayette kasit yoktur. 3. Kötü niyet, biri aleyhinde olan teşebbüs, garaz: Onun bana kasdi vardır. 4. Öldürme, yaralama veya zarar vermeye teşebbüs: Canıma kastetti. An kasdin = (halk dilinde yanlış olarak: en kast) İsteyerek, evvelden düşünüp karar vererek: O işi an kasdin işlediği anlaşıldı. Bilâ-kasdin; bigayri kasdin = Kasd olmaksızın, isteyerek değil, kaza ile, tesadüfen: Bilâ kasdin, bigayri kasdin yaraladığı iddia olunuyor. Kasdetmek = 1. Kötülük etmek. 2. Hedef olarak almak: Ben kimseyi kasdetmedim.

Sağlık Bilgisi

Vücudun herhangi bir yerinde hissedilen ve böcek dolaşıyormuş hissi, hafif yanma ve batma gibi rahatsızlıklarla ortaya çıkan kaşıntıya, tıp dilinde pruritus veya kaşeski denir. Kaşıntıyı doğuran nedenler çok çeşitlidir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

- Sabun, çamaşır tozları ve bazı boyaların neden olduğu kaşıntılar.

- Yün veya naylon iyeceklerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı kimyasal maddelerin neden olduğu kaşıntılar.

- İstiridye, yumurta, süt, çilek, soğan gibi bazı besinlerin neden olduğu kaşıntılar.

- Bazı ilaçların neden olduğu kaşıntılar.

- Şeker, karaciğer, böbrek hastalıkları veya löseminin neden olduğu kaşıntılar.

- Kurdeşen, egzama, su çiçeği, kızamık, kızıl, kızamıkçık veya deri iltihabının neden olduğu kaşıntılar.

- Mantarın neden olduğu kaşıntılar.

- Kıl kurdunun neden olduğu kaşıntılar.

- İshal veya kabızlığın neden olduğu kaşıntılar.

- Sinirlilik ve ruhi sıkıntıların neden olduğu kaşıntılar.

Tedavinin ilk şartı, kaşıntıyı doğuran sebebi bulmaktır. Bu arada mümkün olduğu kadar kaşımamaya gayret edilir. İç hastalıklar dışındaki etkenlerin neden olduğu kaşıntıların tedavisinde aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Erik, sirke.

Hazırlanışı : Sirkeye batırılan erikler kaşınan yerlere sürülür. Günde 3 kere tekrarlanır.

Türkçe Sözlük

(i. A.). 1. Kısma, budama, kısaltma, kısa kesme: Kasr-ı eşcâr = Ağaç budama. 2. Kesme, kısaltma, sınırlama, azaltma: Yolu kasretmek. 3. Eksik, eksiklik: Gayretini kasretti. 4. Cümlenin lüzumundan fazla kısaltılması: Cümlenin bu derecede kasrı anlaşılmayı zorlaştırıyor. 5. (Aruzda) tef’ilenin son harfinin çıkarılması, meselâ fâilâtün’den fâilât kalması, (tıp) Kasîr-ül-basar = Uzaktan görememek göz hastalığı, Fars. kûtehbînî, Fr. myopie. (hukuk) Kasr-ı yed = Feragat.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (Y.’dan). Cisimlerin terkiplerinden ve değişikliğe uğramalarından bahseden ilim. Klmyiy-ı mâdeni, klrnyây-ı gayr-i uzvî = İnorganik kimya. Klmyly-ı uzvî = Organik kimya. mec. (tasavvuf). Kimyiy-ı saâdet = Ruhun maddî Alemden kurtulup rûhânî Aleme yükselmesi.

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) 1.Kaynak, menba. 2.İstek, arzu, gayret. 3.Obur. 4.Oğuzların 24 boyundan biri.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Kıskanan, kendi sevdiğine veya ailesine başkasının bakıp yanaştığını çekemeyen, gayretli: Pek kıskanç adamdır. 2. Haset eden: Bu çocuk ne kadar kıskanç!

Türkçe Sözlük

(i.). Sevdiğinin veya ailesinin başkasiyle konuştuğunu veya münasebetini çekememek huyu, gayret, rekabet: Kıskançlığından ne yapacağını bilemiyordu. 2. Haset, gıpta (bu mânâda ckıskanç» bugün kullanılmamaktadır).

Türkçe Sözlük

(f.). Kıskanmasına sebep olmak, gayret ve rekabete düşürmek: Çocukları kıskandıracak şeylerden kaçınmalı.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Gayrete gelinmek, rekabet olunmak, çekilememek: Buna kıskanılmaz; böyle sebepsiz yere kıskanılır mı? 2. Esirgenilmek, Osm. diriğ edilmek: Seni senden kıskanırım.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Sevdiğinin başkasiyle münasebetini çekememek, gayrete gelmek, rekabette bulunmak: Karısını çok kıskanıyor; karısı onu hizmetçi kızlardan kıskanıyor. 2. Çekememek, haset, gıpta, Osm. reşketmek: Çocuk, küçük kardeşini kıskanıyor. 3. Esirgemek, Osm. diriğ etmek: Ben sizden bir şey kıskanmam.

Türkçe Sözlük

(KIYAS) (I. A.). 1. Bir şeyi diğer bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hükmetme: Kırdaki yolları şehrin sokaklarıyla kıyas etmemeli; benim işim onun işiyle kıyas olunmaz. 2. Benzetme, benzerlik: Bu adamı başkasına kıyas etmeyin; bu kimse ile kıyas kabûl etmez. 3. (edebiyat) Umumî kaideye uyma: Kıyâs ile tasrîf olunan fiiller. 4. Doğru sayılan bir hükümden üçüncüyü çıkarma esasına dayanan muhakeme usûlü. 5. (fıkh) Ayet ve hâdîs İle, ispatlanmamış konuların Ayet ve hadîse dayanan benzerlerine uydurulması. Bî-kıyâs = Derecesiz, hadden fazla. Ala’l-kıyl» = Kıyas olarak. Allgayri’-l-kıyâs = Kaideye uymayarak. Kıyîs-ı nef» = Kendine benzeterek hükmetme, kendinden örnek alma.

Türkçe Sözlük

(i. «koşulmak» tan). 1. Bir adamın arkası sıra gidenler, gayretkeşler. 2. Arkadaşlar, yardakçılar.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Konulmak, vaz’edilmek. 2. Düşmek, dökülmek, munsab olmak: Yeşilırmak, Karadeniz’e koyulur. 3. Üzerine düşmek, çok meşgul olmak: Bu aralık yazıya, piyanoya çok koyuldu. 4. Hücum ve takip etmek: Süvarilerimiz büyük bir gayretle düşmana koyuldular (eskimiştir).

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). 1. Kaidesi olmayan, 2. (gramer). Kaide dışı, gayri kıyasî.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) arazisi olan, arazi sahibi; araziden ibaret. land property gayri menkul mülk, arazi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.) ruhsuz, gevşek, yavaş, ağır, bati; gayretsiz, isteksiz. languidly (z.) isteksizce, yavaş yavaş. languidness (i.) isteksizlik, kuvvetsizlik, ağırlık.

Türkçe Sözlük

(i. A. «Iüzûm»dan if.) mü. lâzime). Gerekli, lüzumu olan şey, lüzumlu, terki mümkün olmayan: Ziyaretine gitmek lâzımdır, sizin varlığınız lâzımdır. 2. Varlığına ihtiyaç duyulan, eksik olup da edinilmesi icabeden: Bana bir araba lâzım, bu kalemi veremem, bana lâzımdır. 3. (gramerde) Müteaddî olmıyan fiil: Gelmek, gitmek gibi. Lâzım-ı gayri mufârık = Terki mümkün olmayan, varlığı şart olan. Lâzım gelmek = 1. Gerekmek, icap etmek: Önce bizim kendisine gitmemiz lâzım gelir, lâzım gelirse bahçesinin de bir kısmını satacaktır. 2. Netice şeklinde ortaya çıkmak, neticelenmek: Aldığı emri yerine getirmezse ne lâzım gelir? Amirinin emrini dinlemeyen memurun azli lâzım gelir. Lâzım-ı melzûm = Biribirine bağlı olan iki şey, biri olunca diğerinin de olması şart olan: Hokka ile kalem lâzım-ı melzûm çeşidindendir. Neme, nene, nesine, nemize, nenize, nelerine lâzım = Neme gerek, nene gerek vs.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. manivela, manivela kolu; fazla gayret sarfına vasıta olan şey; f. manive!a ile kaldırmak veya hareket ettirmek veya etmek.

Türkçe Sözlük

(i. L. psikoloji). 1. Cinsiyet veya yaşama gayretiyle ilgili her türlü istek. 2. Çocukluk çağındaki belirsiz aşk duygusu.

Türkçe Sözlük

(I. A.) (mâ = bağlama edâtı, verâ = arka, geri, öte). Bir şayln arkasında, ötesinde, gerisinde bulunan, öte. Mlverâ-On-nehr = Aşağıya bak. Mâverâ-üttabllyye = Tabiatın ötesinde ve üstünde bulunan şey, gayrı tabit hâl. Miverly-ı Kafkas = Kuzey Kafkasya.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (ma = ismi mevsul, adâ = «udvan» dan mazi fiili). Geçen, tecavüz eden, başka, gayri, fazla: Bundan mâdâ, mâdâsı hep böyledir, elimdeki kitaptan mâdâ kitaplarımın hepsi ciltlidir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «add» den imef.) (mü. mâdûde). 1. Sayılmış, sayılı, sayısı bilinen: Meskûkât-ı mâdûde. 2. Sınırlı, belirli, münhasır: Ticaretin faydaları mâdûd değildir. 3. Bir cins sayısına dahil, bir türlü sayılan: Antimon madenlerden mâdûddur. Nâ-mâdûd (ve daha doğrusu gayri mâdûd = Sayısız, sayılmaz, hesapsız. Ar. lâyuad, çok.

Türkçe Sözlük

(MAL) (i. A.) (c. emvâl). 1. Sahip olunan değerli ve lüzumlu şey veya elaltında bulunan para, eşya, hayvan, gelir vesaire, var, varlık, servet: Çok malı vardır; malının hesabını kendi de bilmezdi; emvâl-l kesîre kazanmıştı. 2. Nakit para, gelir: Mâl-i mîrî, mal memuru. 3. Tüccar eşyası, Ar. emtia: Tüccar malı. 4. mec. Fena şey veya şahıs: Bilirim ne maldır; bu da bir mal mı? Maletmek, edinmek = Ehemmiyet vermek, vazife edinmek: O, kendine mal etmiyor. Mal bulmuş», mal bulmuş Mağribî’ye dönmek — Hırsla bir mala konup memnun olmak. Beytülmil = İslâm devletinde devlet hazinesi ve sonradan vârisleri belli olmayan mallara bakan şer’İ daire: Beytülmâl müdürü. Ra’sülmll = Faize verilmiş paranın bütünü, faizi dışında esil verilen para. Mâl-i şâmil = Cansız mal. MSI-i nâtık = Canlı mal. Mil sahibi = MAlik, elde tutan. Mal sandığı = Vezne. Mal kalemi = Vezneye bağlı muhasebe kalemi. Emvâl-i menkule = Taşınabilir mallar. Emvâl-i gayr-i menkule = Emlâk, akar ve arazi gibi nakli mümkün olmayan mallar. Malmüdürü = Bir kazanın mâlî işlerine bakan adam. Mâl-i mirî, emvâl-i emîriyye = Devlet hazinesine ait para vesaire. Malı malına = Asıl değeriyle, ticaretsiz, kârsız (satmak).

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., Fr. (mesleğinde) gayretli fakat başansız.

Türkçe Sözlük

(i. «meşhed» den galat). Gayrimüslim, bilhassa Yahudi mezarlığı: Yahudi, Ermeni maşatlığı.

Türkçe Sözlük

(i. A. «dahi» den imef.). Ayıplanacak bir kusuru olan, Ar. mâyûb, mezmûm. Medhûl-i bihâ = Kendisiyle gerdeğe girilmiş: Câriyye-i medhûl-i bihâ. Gayrı medhûl-i bihâ = Yaklaşılmamış. Menkûha-i gayri medhûl-i bihâ = Yaklaşılmamış zevce.

Türkçe Sözlük

(i. A. «lafz» dan imef.) (mü. melfûze). Söylenilmiş, söylenilen, telaffuz olunan. Gayr-ı melfOz = Telaffuz olunmayan (yazılıp da telaffuz olunmayan harfler).

Türkçe Sözlük

(i. A. «rü’yet» ten imef) (mü. mer’iyye). Gözle görünen, görülebilen: Gözle mer’İ olmayacak kadar küçük hayvanlar vardır. Gayrı mer’I = Gözle görünemez.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «sabak»dan imef.) (mü. mesbûka). 1. Geçilmiş, başkaları ilerleyip geçtiğinden, geride kalmış, arkada bırakılmış. 2. Önünde bulunan, ondan evvel geçmiş. Mesbûku’l-emsâl = Misilleri geçmiş. Zıddı: Gayr-ı mesbOk — Misli geçmemiş, görülmemiş, yeni ortaya çıkmış.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şühûd» dan imef.) (mü. meşhûde). Gözle görülen, müşâhede olunan: Meşhûd olan gayretiniz sizin yükselmenizi sağlıyacaktır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sükûn» dan imef.) (mü. meskûna). 1. İçinde oturulan: Meskûn bir ev. 2. Ahalisi olan: Avustralya’nın en çok güneydoğusu meskûndur. Afrika’nın büyük kısmı zencilerle meskûndur. Gayr-i meskûn = İçinde oturulmayan veya ahalisi olmayan, boş, ıssız. Rub’-ı meskûn = Eskilerce dünyanın iskân edilmiş sayılan dörtte biri.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şer’» den imef.) (mü. meşrûa). Şeriatın müsaade ettiği, şer’an câiz olan, şeriata uygun: Kardeş çocukları arasında nikâh meşrudur. Gayri meşrû, nâmeşrû = Şer’an câiz olmayan, şeriatın yasakladığı.

Türkçe Sözlük

(i. A). Dayanma, metin ve kavi olma, sağlamlık, sebat ve gayret: İnsanda metanet olmadıkça hiçbir işte muvaffak olamaz.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Son, fakat ümitsiz bir gayretle: Mezbûhâne bir karşı koyma.

Sağlık Bilgisi

Midenin iç yüzündeki belirli bir kısmın aşınması sonucu meydana gelen yaraya mide ülseri denir. Sinir bozukluğu, midede asit fazlalığı, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, mide zafiyeti, karaciğer yetersizliği veya safra azlığı, kalp hastalıkları, sindirilmesi güç yiyeceklerin aşırı derecede kullanılması, haddinden fazla sigara, çay, kahve veya asit yapıcı meşrubat içmek, alkol kullanmak veya bazı ilaçların uzun süre kullanılması mide ülserini doğuran nedenler arasındadır. Hastalığın başlangıcında mide ekşimesi ve ağırlık hissi vardır. Hastanın ağzına, sık sık ekşi su gelir. Tat alma duygusu hafiflemiştir, dil paslıdır, hastanın rengi solmuştur. Karnın üst kısmına bastırılınca, acıma hissedilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra; en kısa zamanda tedaviye geçilmezse; yemeklerden 2-3 saat sonra sırta doğru yayılan şiddetli mide ağrıları başgösterir. Baş dönmesi ve terleme de görülür. Bu devrede, kusma ile bir miktar kan da görülebilir. Bazı kimselerin büyük abdestleri katran gibi olur. Bu işaretler, ülserin ilerlemiş olduğunu gösterir. Mide ülseri, bilhassa ilk bahar ve son bahar aylarında, çok rahatsız edici bir hal alır. Ağrı ve kanamalar artar. Mide ülseri, başlangıcında teşhis edilip de tedaviye başlanılacak olursa, telaşlanmaya ve korkmaya gerek yoktur. Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir. Sonra tedaviye yardımcı olmak amacıyla aşağıdaki hususlara kesinlikle uymak gerekir.

- Tedavi süresince istirahat edin.

- Yemeklerinizi, her gün belirli saatlerde yiyin.

- Bağırsaklarınızın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayın.

- Sigara, çay, kahve ve alkolü bırakın.

- Diş sağlığına önem verin.

- Süt ve sütlü yiyecekler, yumurta, kızarmış ekmek, tereyağı, pelte ve haşlanmış balık, sebze püreleri ve patates yemeğini sofranızdan eksik etmeyin Ayrıca aşağıdaki reçetelerden herhangi birini kullanmak da faydalıdır.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazırlanışı : İki avuç dolusu lahana yaprağı, önce soğuk su ile yıkanır. Sonra ezilerek suyu çıkarılıp, 1 kahve fincanı içilir. Aynı işlem 6 saat ara ile 3 hafta boyunca yapılır.

Türkçe Sözlük

(e. A.). 1. -den, den beri. Min elevvel-ilâ-Ahırihi = Başından sonuna kadar. Mine’l-ezel = Ezelden, ezelden beri. Yevmen mine’l-eyyâm = Günlerden bir gün. Min-ba’d = Bundan sonra, ondan sonra. 2. -den dolayı, sebebiyle. Min cihetin = Bir cihetten, bir cihetçe. Min külli’l-vücûh Her veçhile. Min gayri haddin = Haddim olmayarak. Min gayri resmin = Resmî olmayarak, gayriresmî surette. Anhâ minhâ = Şundan bundan, şu bu.

Türkçe Sözlük

«Min» çekim edatı ile «he» = o zamirinden mürekkep Arapça tâbir olup «ondan» mânâsiyle bazı Arapça terkiplerde bulunur. Mef’Ülün minh = Min harf-i cerriyle ifade olunan mef’Ül-i gayr-l sarih. «Kezâ» mânâsiyle biribirinden sonra yazılan tarih rakamı yerine konurdu. Bir kitabın notuna yazılan bilgilerin sonuna da konulurdu ki, not işareti demekti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f., huk. ipotek, gayri menkul rehni; f. bir bina veya mülkü ipotek etmek. mortgagee i. ipotekli alacak sahibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kımıldatmak, oynatmak, hareket ettirmek; tahrik etmek, harekete getirmek; satranç veya damada bir taşı usulüne göre yürütmek, oynamak; teşvik etmek, gayrete getirmek; tesir etmek, muteessir etmek; tıb. iletmek (bağırsak); satmak, sattırmak; kımıld

Türkçe Sözlük

(I. A. «büdûr» dan masdar). Hırsla ve gayretle başlama.

Türkçe Sözlük

(i. A. «beyn» den masdar). 1. Ayrılık, gayrılık, muhalefet, uyuşmazlık, ihtilâf. Miibiyenet-i efkâr = Fikirlerin uyuşmazlığı. 2. iki şeyin birbirinin zıddı ve eksi olması, zıtlık: Bu İki söz arasında mübâyenet vardır.

Türkçe Sözlük

(i. A. cbeyn» den if.) (mü. mübâyine). 1. Başka türlü olan, diğerlerinden ayrı ve gayri olan, muhalif. 2. Diğerinin aksi ve zıddı olan: Bu sözünüz demin söylediğinize büsbütün mübâyindir.

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den masdar). 1. Çalışma, uğraşma, nefsi yenmek için gayret: insen mücâhede ile yüksek derecelere erişir. 2. Tenrı yolunda harb etme, cihâd, gazâ (bu mânâ İle «cihâd» daha çok kullanılır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «cehd» den if.) (c. mücâhidin). 1. Gayret eden, çok çalışan, nefsini yenebilen. 2. Cihâd eden, din uğruna ve Tanrı yolunda savaşan: Mücâhidîn-i islâm.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Erkek İsmi) 1.Cihad eden, din düşmanlarıyla savaşan. Savaşan, uğraşan, savaşçı. 2.Gayret eden, çok çalışan. 3.Tasavvufta nefsine karşı gelerek kendini terbiye eden ve böylece manevi makamlara erişen kimse, derviş. - Türk dil kurallarına göre d/t olarak kullanılır.

Türkçe Sözlük

(i. A. «devâm» dan masdar). Bir işe aralıksız çalışma, bir yere devamlı şekilde gidip gelme, devam, gayret:

Türkçe Sözlük

(i. A. «fark» tan if.) (mü. mufârıka). Birinden ayrılan, mufarakat eden, ayrılmış. Gayrı mufârık = Ayrılmaz, ayrılması mümkün değil. Lâzım-ı gayrı mufârık = Terki mümkün olmıyacak surette lâzım, diğer bir şeyden ayrılıp terk olunması imkânsız.

Türkçe Sözlük

(I. A. «fert» tan if.) (mü. müfrite). İfrat derecesinde olan, itidal sınırını geçen, aşırı giden, ifratlı: Müfrit bir gayretle çalışıyor.

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «gayr» dan). Başka türlü olma, uymama, uygun olmayış, farklılık, muhalefet: Bu iki şey arasındaki mugayeret açıktır.

Türkçe Sözlük

(ga uzun) (i. A. «gayr» dan if.) (mü. mugayire). Başka türlü, farklı, uymaz, uygun olmıyan, zıt, muhalif: Gerçeğe mugayir söz.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gayr» dan imef.) (mü. mugayyere). Değiştirilmiş, Osm. tagyîr edilmiş («mütegayyır» daha çok kullanılmıştır).

Türkçe Sözlük

(i. A. «kadem» den if.) (mü. mukdime). İkdam sahibi, bir işe devam ve gayret eden: Pek mukdim bir adam.

Türkçe Sözlük

(i. A.) (c. emlâk). 1. Sahip olunan şey, arazi ve emlâk gibi gelir veren gayrimenkul mal: Mülkü yoktur; birçok emlâki vardır. Mülk-i mlrt, emlâk-1 miriyye = Hazineye ait arazi. Emllk-I hümâyûn, emlâk-i şlhlne = Padişahlara ait arazi. 2. Vakıf olmayıp sahibinin mülkü olan arazi ve akar: Bu dükkân, bu ev, bu bağ vekıf mıdır, yoksa mülk mü? 3. Bir devlet ve hükümdarın idaresinde bulunan memleket, Fars. kişver.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nebât» tan if.) (mü. münbite). Ekilen şeyi güzel yetiştiren, her şeyin bitmesine müseit, ürün veren: Münbit yer. Gayri münbit = ürün vermeyen (yer).

Türkçe Sözlük

(i. A. «fasl.dan İf.) (mü. munfasıla). 1. Ayrılmış, ayrı, bitişik olmayan, muttasıl zıddı. 2. Yerinden ayrılmış, memuriyetinden çıkmış. 3. (musiki). Yanaşık dereceli olmayan notalar. 4. Eski alfabede: Hurûf-ı munfasıla = Alttan bitişmeyen harfler. Hurûf-ı muttasıla’nın gayrı olan (elif, dal, zel, re, zı, vav) harfleri. Zamîr-i munfasıl = (Ar. gramerinde) Diğer kelimeye bitişik olmayan zamir, zamîr-i muttasıl olmayan zamir: HÜ, int gibi. (bk.) Münfasıl.

Türkçe Sözlük

(MÜNFEKK) (i. A. «fekk» ten if.) (mü. münfeke). Ayrılmış, çıkmış, sökülmüş, kopmuş, Osm. infikâk etmiş: Dükkânın mühürünü münfek buldum. Gayr-i münfek = Ayrılmaz, bitişik.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nekr» den imef.). 1. Kabûl ve tasdik olunmayan, reddolunan. 2. Kabûle değer ve makbûl olmayan. 3. Şer’an tecvîz olunmayan, zıddı: mârûf. Gayr-i münker = inkâr edilemeyen.

Türkçe Sözlük

(i. A. «sarf» dan if.) (mü. munsarife). 1. Çekilip giden. 2. (e.). (Ar. gramerde) Tenvîn ve kesre kabûl eden (isim). Gayrı mur.sarif = Tenvîn ve kesre kabûl etmeyen isim.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nizâm» dan if.) (mü. muntazama). 1. Sıralanmış, sıraya konmuş, bir düzüye olan: Muntazam ağaçlar. 2. Düzeninde olan, tertipli: Pek muntazam bir idare; o mektebin dersleri pek muntazamdır. Asâkir-i muntazama = Eskiden başıbozuk ve gönüllüler dışındaki asıl ordu. Gayrı muntazam = Düzensiz. Asikir-i gayrı muntazama = Başıbozuk asker.

Türkçe Sözlük

(i. A. «neşr» den if.) (mü. münteşire). 1. Yayılmış, açılmış, dağınık. 2. Duyulmuş, Osm. şuyû bulmuş, şâyî: Haber-i münteşir; havâdis-i münteşire. 3. Basılıp neşrolunmuş: Münteşir kitaplar. Gayri münteşir = Henüz basılmamış kitap ve yazı.

Türkçe Sözlük

(MÜSAİD) (i. A. «suOd» dan if.) (mü. müs8ide). 1. Yardım eden, yardımda bulunan. 2. Müsaade eden. Nâ-müsâid, gayrı müsâid = Bir iş! müşkül hâle koyan, zorlaştıran.

Türkçe Sözlük

(i. A. c. «sakf»dan) (m. musakkaf). Damlı mülkler. Üzeri damla örtülmüş gayri menkul.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şevk» den İf.) (mü. müşevvika). 1. Şevk ve gayrete getiren, arzusunu arttıran. 2. Kışkırtan, hırslandıran, harekete getiren.

Türkçe Sözlük

(i. A. «amd» den if.) (mü. müteammide). Bir işi kasten ve niyet ederek yapan. Gayr-i müteammid = Kasten yapmayan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gayr» dan if.) (mü. mütegayyire). 1. Değişmiş, başkalaşmış. 2. Bozulmuş, bozuk: Benzi, çehresi mütegayyir oldu. Bu et mütegayyir olmuş.

Türkçe Sözlük

(i. A. «hareket» ten if.) (mü. müteharrike). 1. Kımıldanan, oynayan, dönüp hareket eden: Buharla müteharrik makine. 2. Harekesi olan, harekeli (harf). Gayr-ı müteharrik = Hareketsiz, sabit, müteharrik olmayan.

Türkçe Sözlük

(i. A. «nihâyet» ten if.) (mü. mütenâhiye). Biten, nihayete varan, sona eren. Nl-mütenâhi (ve daha doğrusu gayr-ı mütenâhî) = Bitmez, tükenmez, sonsuz.

Türkçe Sözlük

(I. A. «arahe, İrâh» dan imef.) (mü. müverraha) (Arapça’da: müerrah). Tarihi atılmış, sene, ay ve günü yazılmış, tarihli. Gayr-i müverrah = Tarihsiz, tarihi yazılmamış.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «nakl»den if.) (mü. nâkile) (c. nakale) (Fars. cem’i nâkilân). 1. Taşıyan, bir yerden bir yere götüren. 2. Nakil ve rivayet eden. 3. (fizik) Isı ve elektrik gibi kuvvetlerin kendisine geçerek öteye geçmesine müsait olan. Gayr-i nâkil = Bu hâle müsait olmayan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. isimsiz, adsız, adı belli olmayan; adı konmamış; tanımlanamayan; bahsedilmeye layık olmayan; gayri meşru.

Türkçe Sözlük

(i. A. «natk» dan if.) (mü. natıka). 1. Söyleyen, lâkırdı eden, nutka gelen. 2. Düşünen, zekâ sahibi. Hayvân-ı nâtık = İnsan. 3. Bir ifadeyi içine alan: Beş yüz lira alacağım olduğunu nâtık bir senet. Gayr-ı nâtık = Söz söyleyemeyen ve düşünemeyen, hayvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. doğal, tabii, asıl, doğuştan; normal, suni olmayan; tabiata uygun; müz. doğal, natürel; i., A.B.D., k.dili doğuştan hünerli kimse; müz. be kar; piyanonun beyaz tuşu; (eski) doğuştan budala. natural child gayri meşru çocuk; öz çocuk. natural chi

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. boyun; boyun gibi şey; iki kara parçasını birleştiren dil, kıstak; boğaz; müz. keman sapı; elbise yakası; f., A.B.D., (argo) sevişirken kucaklaşıp öpüşmek. neck and neck yarışta at başı beraber. break ones neck boynu kırılmak; azami gayreti s

Türkçe Sözlük

(halk dilinde: NEFİS) (i. A. (e. nüfûs, enfüs). 1. Ruh, can, hayat. 2. insandaki maddî ve beşerî ihtiyaçlar: Nefsine mağlûp olmak. Nefs-I emmâre = İnsanı kötülüğe sevk eden şehvet. Nefs-i levvâme = Vicdan rahatsızlığı. Nefs-i mulmainne = iyiliği kötülükten ayırtarak insana insanlık vazifesini tanıttıran kuvvet. Nefs-i nitıka = insan ruhu. 3. Şahıs, zat, kendi: Herkes kendi nefsini düşünür. 4. Asıl, cevher. 5. Bir şeyin asıl kendisi, merkezi: Nefs-i Bursa’da oturuyor. 6. Meni, nutfe, bel suyu. Balık nefsi = İspermeçet. Bi’n-nefs = Bizzat. Fî-nefsü’l-emr, nefsü’l-emrde = Haddi zâtında. Nefsine = Herkes kendini düşünerek, kimsenin kimseye hayrı olmama. Nefsi yenmek = Gayret ederek nefis ve şehvete galip gelmek.

Sağlık Bilgisi

İncebağırsağın 25 santimetre kadar olan ilk bölümüne onikiparmak bağırsağı denir. C harfi görünümündedir. Onikiparmak bağırsağında meydana gelen ülsere tıp dilinde duodenum ülseri denir. Tedavi eidlmeyen gastrit, fazla asit, sinir bozukluğu, düzensiz hayat, gürültü, fazla miktarda sigara, çay, kahve ve alkol kullanmak, safra kesesi veya karaciğer yetersizliği, kalp hastalıkları, hormon dengesizliği, dengeli bir şekilde beslenememe, çok sıcak veya çok soğuk yiyecekler, haddinden fazla et, hamur işleri veya baharatlı yiyecekler ve bazı ilaçlar; onikiparmak bağırsağında ülserin meydana gelmesine yardımcı olur. Hasta, mide ekşimesi ve ağzına ekşi su gelmesinden şikayet eder. Ayrıca dili paslı, rengi solgundur, baş dönmesi ve fazla terleme de görülür. Midesinin üstüne basılınca, ağrı hisseder. Yemeklerden sonra da göğse doğru yayılan bir ağrı belirir. Bu belirtiler, ilk bahar ve sonbahar aylarında daha da artar. Tedavi için yapılacak ilk iş, hastalığı doğuran nedenleri ortadan kaldırmak, yemekleri az, fakat sık sık yemek, istirahat etmek ve üzüntüden uzak yaşamaya gayret etmektir. Ayrıca aşağıdaki reçeteler de uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon suyu, bal.

Hazırlanışı : Bir çay bardağı sıcak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ve 1 tatlı kaşığı süzme bal konur. İyice karıştırıldıktan sonra içilir. Aynı işlem günde 3 kere tekrarlanır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., z., zam. başka, diğer, gayri, sair; z. başka suretle, baska türlü; zam. başka birisi, başkası, başka kimse; diğeri. some day or other günün birinde, bir gün. the other day geçen gün. every other day gün aşırı.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Başka, gayrı, diğer: Özge bir iş. 2. Bambaşka, bilinen gibi değil. 3. Yabancı,

İsimler ve Anlamları

(Tür.). 1.Başka, gayrı, diğ(Erkek İsmi) Yabancı, ağyar. 2.İyi, güzel. 3.İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. 4.Şakacı. 5.Cana yakın, sıcakkanlı. 6.Yürekli, gözü pek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. tepsi, tava; kefe, terazi gözü; maden cevherini ayırma işinde kullanllan demir tava; eski tüfeklerde falya tavası; tuzlada tava; kafatası; buzul parçası. a flash in the pan kuru gürültü, sonuç vermeyen gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. aşık, sevgili, metres, gayri meşru karı ve koca.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. hararetli, ateşli, şevkli, gayretli.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Gayr-ı meşru münasebetten doğan çocuk. 2. Her şeyin ufağı, noksan kalmışı, asıl ve nesline benzemeyeni. 3. Ağacın kökünden biten sürgün.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. seçimde oylar; oy sayısı; gayri resmi anket; (eski) baş, kafa, kelle. poll tax oy kullanabilmek için ödenen bir vergi; şahıs başına ödenen bir vergi. the polls seçim; seçim sandığı, gayri resmi anketler.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s., i. özel, hususi, kişisel; gizli, mahrem; gayri resmi; i., ask. nefer, er, asker; çoğ. edep yerleri. in private mahrem olarak, özel bir şekilde. privateness i. mahremlik, özellik, gizlilik. private car özel araba. private detective özel detektif.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çekiş, çekme; tutamaç; dayanıklık; kürek çekme; (argo) iltimas, kayırma, piston, arka; (argo) bir içim (puro, pipo); uğraşma, gayret; gerilim; matb. prova. have pull arkası olmak, mahkemede dayısı bulunmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. satın almak, mübayaa etmek; gayretle ele geçirmek, kazanmak; manivela ile kaldırmak veya çekmek. purchasable s. satın alınır, ele geçer. pur- chasing power satın alma kuvveti.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. özellikle gayri menkul mülkün talep ve dava haklarından tamamen vaz geçme; ibraname; f. haklarından vaz geçmek.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. İstekli, arzusu olan: Ben, bu malın rağbetlisi değilim. 2. Kabûl edilir, makbûl. 3. Vaktiyle rütbesiz gayrimüslimlere verilen unvan.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (z.) gerçek, hakiki; asıl; samimi; (huk.) gayri menkule ilişkin; (z.) gerçekten çok. real estate (huk.) gayri menkul mal, mülk. real image gerçek gürüntü. real number (mat.) gerçek sayı. real property (huk.) mülk. the real thing esaslı şey, â1a ş

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i.), ABD, (huk.) gayri menkul mal.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(f.) iki misline çıkarmak; tekrarlamak; yansılamak; iki misli olmak; tekrarlanmak aksetmek. redouble one's efforts daha fazla gayret sarfetmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(s.), (i.) geri çevrilmiş, ters, yansıyan; (fizyol.) elinde olmayarak vukua gelen; (i.) akis, yansımış şekil; (fizyol.) gayri ihtiyari vukua gelen hareket, refleks, tepke, yansı. reflex action gayri ihtiyari hareket, refleks. reflex center gayri ihtiya

Türkçe Sözlük

(a uzun) (i. A.). 1. İş ve sanatta veya ilim ve hünerde üstünlüğe çalışmak ve başkalarına rağmen kazanmak gayreti: Fabrikalar arasındaki rekabet. 2 Rakiplik: Ben, ona karşı rekabete girişemem. 3. Kıskanma.

Türkçe Sözlük

(I.). Bir rengi olan, beyazın gayrı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kaba fakat gayretli ve elinden iş gelir.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. uyandırmak, kaldırmak; canlandırmak, gayrete veya harekete getirmek, tahrik etmek; (av hayvanını) kışkırtmak; telâşlandırmak, telâşa düşürmek; i. uyandırma, kaldırma; canlandırma, harekete getirme. rous'ing s. uyandırıcı, heyecan verici; canlı,

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. hayvan kıçı, but; bakıye, geri kalan parça. rump roast kasap. but. rump session bir toplantının dağılmasından sonra çoğunluğun olmadığı gayri resmi devamı.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. hışırdamak; hışırdatmak; k.dili faaliyet göstermek, gayretle çalışmak; A.B.D., k.dili davar çalmak; i. hışırtı sesi. rustler i., A.B.D., k.dili davar veya at hırsızı.

Türkçe Sözlük

(ga İle) (i. A.) (mü. sagîre) (cem’i: sigâr «ga» ile). 1. Küçük, ufak. Sagîr ve kebîr = Büyük, küçük. Sıgâr ve kibar = Büyüklerle küçükler, insanlar. 2. Bulûğa ermemiş ve vasîye muhtaç çocuk: Uç sagîr çocuk bıraktı. Sagîr-i mümeyyiz = Kendini bilecek yaşta çocuk. Sagîr-i gayr-ı mümeyyiz .= Kendini bilmeyecek yaşta çocuk.

Türkçe Sözlük

(i. A. c.). 1. Düşük yerler, kusurlar, noksanlar. 2. Eti yenen hayvanların böbrek, ciğer gibi etinden gayrı yenen kısımları.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ümitli; emin; neşeli; gayretli; kan gibi kırmızı, kan renginde; kanı çok. sanguinely z. ümitle. sanguineness i. ümitlilik.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir şeyin etrafına dönerek yayılmak, dolanmak: Yılan, ağaca sarıldı, ayağıma ip sarıldı. 2. Kendi etrafına bir şeyin dolanıp içinde kalmak, bürünmek: Yorgana sarıldı. 3. Birinin boynuna kollarını atarak kucaklamak: Oğluna sarıldı. 4. Koşup yakalamak, hırsla kavramak, davranmak: Silâha sarıldı. İki yahut dört »ile sarılmak = Büyük bir gayretle teşebbüs etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(bağlaç), (edat) maada, -den baska, gayri, yalnız.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [ساعی] çalışan, gayret eden.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

çalışmak, gayret etmek.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. kazımak, kazıyarak temizlemek; sıyırtmak; kazıyıp toplamak; sürterek gıcırdatmak; selâm verirken ayağını sürterek geri çekmek; çok tutumlu olmak; i. kazıma veya sürtme sesi; kazıma, sürtme; varta, çıkmazı scrape acquaintance tanışmaya gayret etm

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gayretli, sebatlı, vazi eşinas sedulously z. sebatla, azimle sedulousness i. sebat, azim, vazifeşinaslık.

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. şifâ = iyileşme, Fars. pezîreften = kabûl etmek). İyilik kabûl eder, iyileşebilir, geçebilir, tedavisi kabil, zıddı: şlfâ-ni-pezîr: Osm. gayr-i kaabili şifa.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Darîatmak, daraltmak, tazyik etmek: Denkleri sıkmak. 2. El ile sıkıştırıp suyunu almak: Üzüm, limon, çamaşır sıkmak. 3. Kuvvet vermek, pekleştirmek, şiddetlendirmek: Elini sıkmak, sesi sıkmak. 4. Zorlamak, tazyik etmek: Çok sıkarsan doğrusunu mu itiraf eder? 5. Iztırap vermek, sıkıntı vermek: Böyle sözler adamı sıkar. 6. (bir ateşli silâhı) Boşaltmak: Bir tabanca, bir kurşun sıktı. İç, can sıkmak = Keder vermek. Diş sıkmak = Gayret veya tahammül etmek.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [سوا] öte, başka, gayrı.

İsimler ve Anlamları

(Ar.) (Kadın İsmi) - Başka, gayrı özge.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (slogged, -ging) i. şiddetle ve rasgele vurmak (bilhassa boksta); ağır ağır ve zahmetle. yürümek veya çalışmak; i. şiddetli vuruş; ağır ve zor yürüyüş; uzun gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. spazm, sinir kasılması, ıspazmos: birden gelip geçen heyecan veya gayret.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kendi kendine olan, kendiliğinden vücuda gelen veya yapılan; insan gayreti olmadan meydana gelen; ihtiyari. spontaneous combustion içten yanma, kendiliğinden yanma. spontaneously z. kendiliğinden. spontaneousness, spontaneity i. kendiliğinden

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. başlangıç; yola çıkma, kalkış; gelip geçici gayret; sıçrama, irkilme; öncelik; mühlet; evvelden başlama; başlangıçta bir işe verilen kuvvet ve yardım; geminin tahtalarında çatlaklık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. fazla gayret etmek; fazla germek, zorlamak, zorlayarak incitmek; burkmak, burkulmak; süzgeçten geçirmek, süzmek; zorlayarak eğmek veya şeklini bozmak; kendini zorlamak, çok uğraşmak; bağrına basmak; kucaklamak; i. germe, gerilme, zora gelme; aşır

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gayretli, faal, hararetli; gayret veya enerji isteyen, güç, ağır. strenuously z. çok emek sarf ederek yoğun faaliyetle. strenuousness i. yorucu faaliyet.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. (strove, striven) çalışmak, çabalamak, gayret etmek; çekişmek; uğraşmak.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. vuruş, darbe; vuruş tesiri; darbe tesiri yapan şey; inme; ani bir gayretle yapılan şey; vuruş sesi; çarpma; kürek çekme tarzı; hamlacı; bölme işareti; kalem vuruşu; okşama; psik. manevi okşama; yüzme çeşidi; f. okşamak; kürekçilere hareket işare

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuvvetli, zorlu, güçlü; metin, sağlam, berk, dayanıklı; sert, keskin; ağır; şiddetli; gayretli; temeli sağlam, esaslı; gram. mastarın sesli harfinin değişmesi ile geçmiş zamanlarım teşkil eden (fiil) (break, broke, broken gibi). strong cheese ağır

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. çalışkan, ödevcil, gayretli, okumayı sever; dikkatli, hevesli. studiously z. çalışarak, gayretle, dikkatle. studiousness i. çalışkanlık, gayret, dikkat.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çalışma, okuma, irdeleme, mütalaa; inceleme, araştırma, tetkik; gayret, çalışkanlık; düşünme, tefekkür; dalgınlık; araştırma konusu veya sahası; kalem tecrübesi, alıştırma taslak; müz., etüt; yazıhane; çalışma odası; k.dili. rol ezberleyen kimse. stu

İngilizce - Türkçe Sözlük

f. okumak, irdelemek, çalışmak, mütalaa etmek; düşünmek; incelemek, araştırmak, tetkik etmek; gayret etmek; tahsil etmek. study up on için ders çalışmak.

Türkçe Sözlük

(TAASSUB) (i. A. «Asab» den). 1. Birine taraftarlık ve gayretkeşlik etme. 2. Kendi din ve milliyetini son derece üstün tutma, diğer bir din ve milliyette bulunanlara kin ve düşmanlık gösterme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gayr»dan). 1, Değişme, başkalaşma. 2. Rengi değişme. 3. Bozulma, kokma.

Türkçe Sözlük

(i A «gayr» dan masdar) (c. tagyîrât). 1. Başkalaştırma, değiştirme. 2. Bozma, Osm. ifsâd etme. 3. (musiki) Bir makam içinde yürüyen musiki eserini (diyez ve bemol koyarak veya bunları başkalaştırarak) değiştirme Tağyir işaretleri = Değiştirme işaretleri yani diyez, bemol ve bekarlar.

Türkçe Sözlük

(i. A. «gayr» dan) (c. tegayürât). 1. Değişme, başka türlü olma, başka hâle gelme, başkalaşma, Osm. tebeddül etme: Rengi tegayyür etti; o adam büyüyünce büsbütün tegayyür etmiş; bu binada birtakım tegayyürât görüyorum. 2. Renk değişme: Benzi tegayyür etti. 3. Bozulma, kokma, çürüme: Bu et tegayyür etti.

Türkçe Sözlük

(i. A. «rahvet» ten). Gevşeme, gevşek, gayretsiz olma.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şecâat» ten). Cesaret verme, gayrete getirme.

Türkçe Sözlük

(i. A. «şemr»den). 1. Sığama. 2. mec. Hazırlanma, gayretle teşebbüs etme.

Türkçe Sözlük

(ka ile) (i. A. «şevk» ten) (c. teşvîkât). Şevk ve gayrete getirme, şevk ve arzusunu artırma.

Finansal Terim

(Over The Counter Markets)

Organize bir borsa dışında yapılan işlemleri kapsayan gevşek ve gayriresmi nitelikteki borsa dışı piyasalardır.

İngilizce - Türkçe Sözlük

f,. i. kuvvetle çekmek; çekmek, çekelemek; i. kuvvetli çekiş, büyük gayret; römorkör; koşum kayışı. tug boat i. römorkör. tug of war halat çekme oyunu; şiddetli rekabet.

Türkçe Sözlük

(aslı: TÜRKİ) (i.). Türk halk musikisinin en yaygın formu ki, klasik musikinin şarkı formuna karşılıktır. Türkü çağırmak, söylemek = Tegannî ve terennüm etmek. Birinin türküsünü çağırmak = Birinin gayretini gütmek

Türkçe Sözlük

(f ). 1. El ile almak, elde bulundurmak: Şu ipi tut. 2. Yakalamak, ele geçirmek: Bir kuş tuttum, haydutları tuttular. 3. El dokundurmak: Şu masayı tutma. 4. Emrinde bulundurmak, sahip ve mâliki olmak: O çiftliği şimdi kim tutuyor? 5. Nikâhında bulundurmak, zevci olmak: Onun büyük kızını filân tutuyor. 6. Riayet etmek, uymak: Oruç, perhiz tutmak. 7. Dokunmak, başa vurmak, sersem veya sarhoş etmek: Sizi deniz tutuyor mu? Bu şarap beni çok tutuyor. 8. Zabt ve işgal etmek, kaplamak: Bu kanape çok yer tutuyor, bir duman ortalığı tuttu. 9. Kiralamak: Bir ev, bir at, bir araba tutmak. 10. Kapamak: Bir kaya yuvarlanıp yolu tuttu. 11. itibar etmek, nazarıyla bakmak: Bunu bir şeref tutuyor. 12. Farzetmek: Tutalım ki geldi, tutun, bu da oldu. 13. Başlamak: İşi yoluyla tutmak. 14. Saklamak: Aklında tutmak, kin tutmak. 15. Hakkından gelmek, habsetmek, bırakmamak: Kendini tutmak, dilini tutmak, nefesini tutmak. 16. Kullanmak, Osm. istihdâm, istîmâl etmek: Uşak, at, araba tutmak. 17. Yayılmak, çok ün yapmak: Şöhreti Alemi tuttu. 18. Hesap etmek, saymak: Bunu kaça tutuyorsunuz? 19. Kabûl etmek, dinlemek: Söz tutmak, nasihat tutmak. 20. Sebat ve devam etmek: Sözünü tutmak 21. (bir yola, mesleğe) Girmek: Bir yol, bir iş, bir sanat tutmak. 22. Hedef almak, vurmak: Topa, tüfeğe, taşa tutmak. 23. Meşgul etmek: Lâkırdıya tutmak. 24. Arız olmak, yakalamak, musallat olmak: Sıtma tuttu, göğsüm tuttu, beni yine sızılar tuttu. 25. Zihne koymak, düşünmek, kurmak: Niyet tutmak. 26. Açmak, kullanmak: Örtü, yaşmak, şemsiye tutmak. 27. Bir şekilde başlamak: İşi uzun, büyük, çok masraflı tutmak. 28. Yapmak, hazırlamak, kurmak, beslemek, yetiştirmek: Hamur, ipekböceği, maya, turşu tutmak. 29. Bağlamak, vermek, hâsıl etmek: Tane, tohum, çiçek tutmak. 30. Borsada bir malın veya hisse senetlerinin fiyatını muhafaza etmek: Kahve daha düşecekti ama borsada tuttular. Geçişsiz fiil olarak: 1. İyi hâlde olmak, kullanılmak, vazifesini ifa etmek, sağlam olmak: Eli, ayağı tutuyor, hiçbir yerim tutmuyor. 2. Ağrımaya başlamak: Başım tuttu. 3. Kökleşmek, temelleşmek, kök salmak, temeli sağlamlaşmak: Diktiğimiz ağaçlar tutmadı. 4. işlemek, geçmek, tesir etmek: Bu boya tutmaz. 5. Uymak, uygun ve mütenasip olmak: Bu ibare üst tarafını tutmuyor. Ağız tutmak = Gevezelik etmemek. Ağzıyla kuş tutmak = imkânsızı gerçekleştirecek kadar gayret göstermek. El üstünde tutmak = Fevkalâde ikram etmek. Elini tutmak ■ El uzatmamak. Uzun tutmak = Lakırdıyı uzatmak. Hor tutmak = Yıpratmak, fena kullanmak. Hoş tutmak = iyi muamele etmek. Söz tutmak = Dinlemek. Sözünü tutmak = Sözünde sebat etmek. Şahit tutmak — Birini bir işte şahit göstermek Damarı tutmak = İnad etmek. Taraf tutmak = Birine taraftarlık etmek. Kafa tutmak = Kendinden büyüğüne karşı gelmek. Kulak tutmak = Söz dinlemek. Göz tutmak = Göze iyi görünmek. Lakırdıya tutmak = Birini lakırdı ile işgal etmek. Yakasını tutmak = Tevkif etmek. Yer tutmak = 1. İşe yaramak. 2. Yer işgal etmek. Yerini tutmak = Yerini doldurmak. Yüz tutmak = 1. Teveccüh etmek, bir işe doğru yönelmek: İyiliğe

İngilizce - Türkçe Sözlük

f., i. birdenbire kapıp çekmek; seğirmek; i. çekip koparma, kapıp çekme; bir kasın gayri ihtiyari oynaması, seğirme.

Türkçe Sözlük

(i. A.). Yükseklik, büyüklük: Ulüvv-i mertebe. Ulüvv-i cenâb = Alî-cenablık, cömertlik, yüksek karakter. Ulüvv-i şân = Şan ve şeref. Ulüvv-i himmet = Himmet ve gayret büyüklüğü.

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Ümit kesme: Kumandanın ümitsizliği, askerin de gayretini kırdı. 2. Ummayış: Zaferin ümitsizliği fikri mağlûbiyeti hazırladı. 3. Kurtulmasından ümitlerin kesilmiş olması: Hasta dün ümitsizdi.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(önek) -sız, bilâ, gayri.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. nezaketsizce yapılan; laubali; gayri resmi. unceremoniously z. gayri resmi olarak, teklifsizce.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. düz olmayan, puruzlu; eşit olmayan, gayri muntazam; tek, iki ile tam olarak bolünemeyen (sayı). unevenly z. düz veya eşit olmayarak. unevenness düz olmayış; eşit olmayış.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gayri meşru, gayri kanuni, kanunsuz. unlawfully z. kanunsuzca. unlawfulness i. kanunsuzluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. tabiata aykırı,gayri tabii, suni; tuhaf, garip, anormal. unnaturally z. garip bir şekilde. unnaturalness i. anormallik, tuhaflık.

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Uykudan kaldırmak: Beni yarın erkenden uyandırın. 2. mec. Gafletten kurtarmak: Bu mânâlı söz beni uyandırdı. 3. Cehaletten kurtarmak: Eğitim yoluyla halkı uyandırmaya gayret etmeli. 4. Parlatmak, tutuşturmak, yakmak: Şu ateşi, şu mumları uyandırın. 5. İmâr etmek, mâmur bir hâle getirmek, şenlendirmek: Şu camii uyandırsak (bu mânâsı eskimiştir).

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. şevk, gayret, enerji, heves.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuvvet, dinçlik, gayret, enerji.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. kuvvetli, etkin, dinç, gayretli. vigorously z. gayretle, gayretli bir şekilde. vigorousness i. gayretlilik, dinçlik.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. kuvvet, gayret; enerji.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. ılık, hafif sıcak; ısıtan, sıcak tutan; hararetli; canlı; gayretli, şevkli; heyecanlı, çabuk heyecanlanan; sıcakkanlı; sıkıcı; güz. san. sıcak (renk); yeni, taze; saklanan şeye veya gerçeğe yaklaşmış durumda olan. warm front meteor. sıcak hava kitl

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. samimt, içten, candan; gayretli.

İngilizce - Türkçe Sözlük

(edat), z., i. -sız, -meyerek, -meden, -meksizin, hariç; dışında; z. dışarıda; i. dış. without fear korkusuz. without taxes vergiler hariç. without thinking düşünmeden, gayri ihtiyari. do without, go without -sız olmak; yetinmek. times without number def

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Olmayan, mevcut olmayan, var mukabili, Osm. gayr-ı mevcûd, Ar. mefkud: Yok oldu, onu yok saymalı. 2. Değil, olmaz, hayır: Yok öyle değil. Yok etmek = Mahvetmek. İşin yoksa = Beyhude yere, faydasız. Yok demek = Red ve inkâr etmek, kabûl etmemek. Yoğuna vermek = Bedavaya ve pek ucuza vermek. Var, yok = Her şey, mal ve mülk: Varını yoğunu sarfetti. Var yok = Pek az var, yok gibi. Yok yere = 1. Nafile, beyhude. 2. Sebepsiz. Yüzü olmamak = Evvelce fazlaca bir iyilik gördüğünden tekrar başka bir şey istemeye cesaret edememek veya bir hususundan dolayı yüzüne bakamamak. Ne var, ne yok? = Ne haberler?

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. heves, gayret; hararet; coşkunluk.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. gayretli kimse ; aşırı partizan kimse; b.h. Roma hakimiyetime karşı ayaklanmış Musevi partizan.zealotry i. partizanlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. gayretli, hareketli.zealously z. gayretle, şevkle. zealousness i. gayret, şevk.

Türkçe Sözlük

(hi.) Kâbe’nin yanında meşhur bir kuyu ki, suyu kutsal sayılıp İslâm ülkelerinin her tarafına naklolunur.

ZEMZEM’İN ÖZELLİKLERİ

- Zemzem Cennet pınarlarındandır. - Cenab- ı Hakkın İbrahim´e (a.s.) ikram ettiği bir nimettir. - Harem- i Şerif´deki Ayat- ı Beyyinat´dandır. - Hacıların muşahede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir. - Yeryüzündeki en hayırlı sudur. - Cibril- i Emin vasıtasıyla zuhur etmiştir. - Yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur. - Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) kalb- i şerifinin defalarca yıkandığı sudur. - Rasulullah Efendimizin mübarek tükürüğü ile bereketlenen sudur. - Açları doyuran sudur. - Dünya devam ettiği müddetçe bu vasfı devam edecektir. - Her derde devadır. - Hususiyle humma’ya (sıtma) şifadır. - Baş ağrısını giderir. - Gözün görmesini ziyadeleştirir. - Ne niyetle içilirse ona devadır. - Ona bakmak ibadettir. - Ondan içmek günahlara keffarettir. - Kaburgalarını gerdirinceye kadar içmek iman alameti ve nifaktan kurtulmaktır. - Misafirlere ikram edilecek en güzel hediyedir. - Mekke’yi Mükerreme´den diğer beldelere taşınması sünnettir. - Ebrar´ın içeceğidir. - İçilmesi sünnettir. - Misafire önce ikram edilir. - Onunla abdest almak sünnettir. - Kücük çocukların ağzına vermek sünnettir. - İçmekte büyük sevap vardır. - Ne kadar içilir ve ne kadar taşınırsa taşınsın bitmez. - Bedene kuvvet verir.

ZEMZEM’İN ESRARI

- Avrupa`da labaratuarlarda yapılan araştırmaya gore zemzem suyu diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır. - Yine aynı araştırmaya göre diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barındırmaktadır. - Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği şu anki teknolojiye göre bile bilinememektedir. Yakınlarında hiçbir kuyu yoktur ve denize de 80 km uzaklıktadır. Bu şartlarda suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansızdır. - Yıllardır suyun bitmiyor olması araştırmacıları çok şaşırtmaktadır. - Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu gidermek içiniçenin susuzluğunu giderir. - Sadece 1, 5 metre derinliğindeki ufacık bir kuyudan çıkan su, hac ve umre mevsimi boyunca milyonlarca kişinin tüm su ihtiyacını karşılamaktadır. - Hiçbir zaman ne azalma ne de kuruma göstermemektedir. - Dünya Sağlık Örgütü`nün (WHO) raporlarına göre dünyadaki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biridir. - Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre dünyada içinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan tek sudur.

ZEMZEM DUASI

- Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. Zemzem suyundan içen şifa bulur. Ben de ondan içiyorum ve şöyle dua ediyorum. Allahumme innî es’eluke ılmen nâfia ve rızgan vâsia ve şifâen min kulli dâe. Manası: Allahım! Senden faydalı ilim, bol rızk ve her türlü dert için şifa niyaz ediyorum. - Allahumme edhılnî el- cennete biğayri azâbin velâ hısâbin ve erzıknî murâfigati nebiyyike ve seyyidinâ Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme fi’l- firdevsi’l- a’lâ. Manası: Allahım! Beni, azap görmeden ve hesaba çekmeden Cennetine koy ve Fi

Türkçe Sözlük

(i. A.). Gayr-i meşrû birleşme (erkek ve kadın hakkında kullanılır). Veled-i zinâ = Gayri meşrû birleşmeden doğan çocuk, piç.

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., f. (-ped, -ping) vızıltı; k.dili. gayret, enerji; f. fermuarı kapatmak; vızıldıyarak geçmek (kurşun); hızlı gitmek; k.dili. enerjik olmak. ZIP Code A.B.D.'de posta mıntıkası numarası. zip gun (A.B.D.) yapılışı basit fakat sahici tabanca.