Gec-baz ne demek? | Gec-baz anlamı nedir? | Gec-baz

Gec-baz anlamı nedir?

Gec-baz ne demek?

Gec-baz anlamı nedir?

Gec-baz | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: gec baz

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyunda hile yapan. Fr. tricheur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny. randy. raunchy. abkhasian.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) - Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. - Abaza Hasan Paşa, Osmanlı vezirlerinden.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

horny. randy. raunchy. poor. destitute. hungry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) - Yüzgeç, yüzücü.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe - İngilizce Sözlük

underpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pedestrial subway. subway crossing. underpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. aşk = sevgi, F. bâhten = oynamak). Yalandan Aşıklık satan, aşk-ı kâzib = Yalancı aşk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yalandan Aşıklık satma, aşıkbazlık, aşk-ı kâzib = Yalancı aşk, birine Aşık görünüp de bu yolla isteğe erişmeye çalışma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Aşk-bâzî.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Ateş-bâhten). Ateşle oynayan hokkabaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آتشباز] fişekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Normal olarak zamanı geldiği halde aybaşı kanaması başlamazsa; gebelik, kansızlık, tiroid veya karaciğer hastalıkları akla gelebilir. Ayrıca yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düşünülebilir. Yorgunluk ve sinirlilikten kaynaklanan gecikmelerde aşağıdaki reçeteler kullanılır.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, elma kompostosu

Hazırlanışı : Hergün, 1 tane rafadan yumurta yenir. 3 su bardağı elma kompostosu içilir.


Sağlık Bilgisi by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i).,(t). başıbozuk.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Açık, Ar. meftûh, Fars. küşâde: Ser-bâz = Başı açık. 2. («BAhten» fiilinden imas. olup sıfat terkibi teşkiline girer): Oynayan; kumarbaz: Kumar oynayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Doğan denilen yırtıcı kuş ki, av tutmaya alıştırılır.

Türkçe Sözlük by

Yabancı Kelime

Fr. base

temel

En önemli, belli başlı.


Yabancı Kelime by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base. alcali. alkali.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [باز] tekrar. 2.açık. 3.doğan.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Finansal Terim

(Base Price)

Bir hisse senedinin seans içinde işlem görebileceği üst ve alt fiyat limitlerinin ve fiyat adımlarının belirlenmesine esas teşkil eden fiyattır.


Finansal Terim by

Teknolojik Terim

Mobil iletişimin sağlanması için gerekli olan elektromanyetik sinyalleri gönderen ve alan sistemlerdir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

base morphine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

BAZ-GUNE bk VAj-gûn, vâjgûne.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

pazar, çarşı, içinde çeşitli mallann satıldığı çarşı; kermes.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. kimya). Bazı fazla olan tuz veya baz vasıfları taşıyan madde.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basal. basic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Fr. jeoloji). Oldukça koyu renkte, bir çeşit yanardağ kültesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basalt.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Bazı kere, kimi vakit: Bazan okur, bazan yazar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâz = geri Averden getirmek. Galatı: Pazar). 1. Alış-veriş, Osm. ahz ü İtâ, dâd ü sitâd. Pazar ola = Alış-veriş sahiplerine selâm yerine söylenen temenni ve duadır. 2. Alış-veriş yeri, üstü açık yer ki, hergün veya belirli günlerde herkes, satacağını oraya çıkarıp pazarlıkla veya müzayede ile satar. Sûk. At pazarı, tavuk pazarı, balık pazarı, çiçek pazarı, salı, perşembe pazarı. 3. Fiyat kararlaştırılıp alış-verişte uyuşmak için yapılan konuşma veya çekişme, pazarlık. Pazar etmek, pazar bozmak. Pazarbaşı = Pazarda kâhyalık gibi bir vazifesi olan adam. Pazar bozmak = Nifak koymak, zarar vermek. Pazara kaldırmak = Satmak, satmaya çıkarmak. Pazar kayığı = Ücretle herkesin eşyasını alıp nakleden büyük kayık, Pazar kesmek = Fiyat kararlaştırmak. Pazar yapmak = İş düzeltmek, ıslah etmek. Şikâr pazarı = Götürü ve maktû pazarlık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازارگاه] pazar yeri.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sometimes. now and then. occasionally. betweentimes. betweenwhiles. from time to time. between whiles. ever and anon. now and again. off and on. sometime.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

occasionally. sometimes. from time to time. now and then. now and again. every so often. on and off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sometimes. now and then. occasionally. between whiles. once in a while.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعضا] kimi zaman

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Oynayan, oynayıcı, dansör veya dansöz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.). Birtakım, birkaç, bir miktar: Bazı adamlar bu fikirde bulunurlar. Bazı eşya alacağım. Bazımız gidelim, bazımız da burada kalalım. (Galat olarak bazı gibi kullanılıp: Bazısı, bazıları denilir. Ekseriya cem’e ait olup sanıldığı gibi «bazı şey» ve «bazı hakîm» denilmez. Bununla beraber bazı kere, bazı defa, bazı gece, bazı sene gibi zamana delâlet eden tabirlerde müfrede izâfeti caizdir). Bu Arapça kelimenin mânâsı ve kullanılış sureti farklıdır. İsim gibi kullanıldığında «küll» mukabili olarak cüz ve kısım demektir. Kinâye gibi kullanıldığında ise «biri» mânâsını ifade eder. Meselâ Araplar «bâz-üş-şuarâ» dedikleri vakit «şairin biri» mânâsını kastederler. Biz ise «BAzı şuarâ» tâbirinden «Birtakım şairler» mânâsını çıkarırız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyun.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

some. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

certain. some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Some.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [بعض] kimi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازی] oyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

now and then. from time to time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyuncak, çocuk oyuncağı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازیچه] oyuncak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.) Bazitli mantarların sporlarının adı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I. A. «bezel» den if.) (cerrahî). Göğüs ve karnın içinde hasıl olan gaz veya su şişlerinin mahfazasını delmeye mahsus, boru içinde mahfuz bir nevi mil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

basilica.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Y.). Bazitli mantarların üremesine yarayan sporları veren hücreler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Saçta pişirilmiş pide. 2. Tatlısı bol, kalın gözleme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) Tatlısı bol, kalın sac gözlemesi.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

(i)., ask. bazuka, bir çeşit tanksavar top.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Kolun omuz ile dirsek arasındaki yukarı kısmı, Osm. Karâce, adud.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [بازو] kol. 2.güç.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. bâzû = Kol, benden = Bağlamak). Süs için kola bağlanan gümüşten veya sırma ile işlenmiş meşinden mahfaza ki, ekseriya içinde bir muska veya sûre-i şerife vesaire bulunur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. askerlik). Tüfek gibi omuza dayanarak kullanılan bir hafif silâh. Bu silâh roket atımında kullanılır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bazooka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bazooka.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeriksiz, ortaksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Şeriksiz, ortaksız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. çözgüsü ipek ve atkısı yün olan ince kumaş.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ) (i. F. cân = ruh, bâhten = oynamak). 1. Tehlikeli oyunlarda bulunmakla sanki canı ile oynar adam: İp cambazı = İple oynayıp tehlikeli maharetler gösteren oyuncu. At cambazı = At üzerinde muhtelif oyunlar yapan maharetli adam. 2. At oynatıp talim ve terbiye etmede mahir binici ve at alıp. satmakla meşgul adam: Cambazdan bir at aldım, cambazların eline düşen at alınmaz. 3. Kurnaz, hîlekâr: Çok cambaz adamdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat. stunter. coper. distortionist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

acrobat. rope dancer. horse dealer. sly. cunning. crafty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

rope-walker. acrobat. horse-dealer. swindler. rope dancer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(CAN-BAZ-HANE) (i. F.). Cambazların temsil verdikleri tiyatro.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. ipte veya at üzerinde muhtelif oyunlar gösteren adamın maharet ve meşguliyeti. 2. At alıp, satma ticareti, at madrabazlığı. 3. Hilekârlık, kurnazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canbazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) Cambaz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [جانباز] canını hiçe sayan. 2.fedai. 3.cambaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

garrulous. chatterer. talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by and by. soon.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Erkek şâhin yahut akdoğan. 2. Hızla uçan ok. 3. Atmaca (kuş).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Hîleci.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دغل باز] hileci.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Canbaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça tabl-bâz’dan galat ki, davulcu demektir). Çarkları yandan olan vapurlarda çarkların döndükleri yerleri örtmek için vapurun iki tarafında bulunan iki büyük yarım daire; yan kamaralar da bunların altında bulunurdu: Davlumbazın üstüne çıkmak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

paddle box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

chimney hood. paddle box.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hood fume. hood uptake. fume cupboard. mantel flue. cowl. drum. paddle wheel. paddle box. side paddle.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to bring to book.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Söylemeye hazırlanan, ağız oynatan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

perforator. puncher. punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

punch.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. dil = gönül, bâhten oynatmak). Gönül eğlendiren, işi latif ve hoş olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. dil = lisan, F. bâhten = oynamak). Söz bulup tatlı tatlı söyleme; karşılığı: Pısırık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دلباز] gönül şenlendiren.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Kadın İsmi) 1.Gönül eğlendiren. 2.Güzel söz söyleyen. 3.Yüze hoş görünen.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. Y. jeoloji). Bir çeşit Feldispat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Davulcu. 2. Doğancıların kuşları uçurtmak için kullandıkları küçük davul.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Toygar ve kuyruk salan cinsinden bir kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deceitful. tricky. left-handed. crafty. cross. designing. gadgety. intriguing. pettifogging. roguish. serpentine. trickster. impostor. bilker. deceiver. falsifier. intriguer. racketeer. rogue. shammer. shyster. tartar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fiddler. fraud. trickster. tricky. twister.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat (er. trickster. artful. artist. crafty. doer. fabricator. humbugger. jesuitical. juggler. knave. maladministrator. palterer. wily.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

duplicity. deceit. knavery. wiliness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Eğe ile işleyen, madenleri vesaireyi eğeleyen işçi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

assume. preempt. recapture. secure. seize.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

seize. acquire. capture. catch. cop. get. have. to take hold of. lay hold of. make. nab. nobble. obtain. pinch. possess oneself of a thing. to enter upon property. secure. share. take hold. take possession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Ortak, şerik: Tanrı’nın enbâzı yoktur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sooner or later. eventually adv. in good time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Er veya geç, sonunda.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uzun saplı fırıncı küreği.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Erkek keçi, teke, keçi aygırı, (bk.) Erkeç.

Türkçe Sözlük by

Şifalı Bitki

(çayırmelikesi): Gülgillerden dalları sağlam ve sert kırmızımtırak bir bitkidir. Çiçekleri kar taneleri gibidir ve dalların ucunda toplanmışlardır. Yaz aylarında toplanıp kurutulur. Bitkinin her yeri kullanılır. Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, vücutta biriken zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Böbrek mesane ve idrar yollarındaki iltihapları giderir. Soğuk algınlığını geçirir. Kanı temizler. Sinirleri yatıştırır. Kalbi kuvvetlendirir. Nefes darlığı ve astımda faydalıdır. Diş ağrılarını keser. Diş eti ve boğaz iltihaplarını giderir.

Şifalı Bitki by

Türkçe Sözlük

(KEC) (i. F.). Eğri, çarpık, Ar. münhanî. Gec-külâh = Külâhını eğri giyen. Gec-bîn = Eğri bakan, garazkâr. Geç-endîş = Eğri düşünen, kötü niyetli (yalnız böyle bazı terkiplerde az kullanılır), (bk.) Kec.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zamanca geri olan, erken (er) zıddı, vakitsiz: Geç vakit, geç gün. Şimdi geç oldu. Zaman bakımından geride, vakitsiz: Geç geldi, geç kalmak: Gecikmek. Er geç = Erken olmazsa geç olup elbette olacak, bir gün, ne vakit olsa. Er geç herkes vefat edecektir. Rabbim geçinden versin = Eceli mümkün mertebe geciktirip uzun ömür isteme.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. backward. slow. tardy. behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behind. behindhand. late. tardy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

late. belated. delayed. behindhand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Oyunda hile yapan. Fr. tricheur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. vakitsiz demek olan gec’ten). Yirmi dört saatlik günün karanlık kısmı ki, mevsime göre uzayıp kısalır. Ar. leyi, Fars. şeb. Asıl Türkçe’si tün, dün: Yarın geceyi bekliyor. Gece olmak — Karanlık basmak. Ayın on dördüncü gecesi: Dolunay, Ar. bedr. Gece safası = Gece açılır bir cins çiçek. Kına gecesi = Vaktiyle geline kına sürdükleri gece. Sonradan düğünierdeki eğlence gecesi. Gece kuşu = 1. Puhu kuşu. 2. mec. Uyku uyumaz adam, geceyi uyanık geçiren adam. Gece yatısı = Gece yatmak üzere olan misafirlik: Gece yatısına buyrun. Gece yarısı = Ar. nısfılleyl, saatin 24 olduğu an. Gece yanığı = Yüz ve elde çıkan siyah bir yara. Gece vakti = Geceleyin: Gece geliniz, gece çalışıyor. Gece serin olur. Bu gece = Mazi veya istikbale en yakın gece. Bu gece üşüdüm. Bu gece gideceğim. Dün gece Dünkü günün gecesi. Evvelki gece = Dün geceden evvel olan gece. Gece gündüz = Daima, Fars. şeb-ü-rûz, Ar. leyi ü nehâr. Her gece Gecelerin hepsinde. Gece gündüz dememek = Vaktin uygun olup olmadığına aldırmamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(e.). Geçtiği halde: Saat beşi çeyrek geçe. Mukabili: Kala.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nocturnal. at night. in the night. by night. nocturnally. night. noct-.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night. evening.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night porter / watchman. night watchman. sereno.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day and night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

day and night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night-life. night life.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night attire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Sağlık Bilgisi

Beslenmedeki A vitamini eksikliğinin neden olduğu bir hastalıktır. Hasta; alacakaranlıkta gereği gibi göremez. Tedavi amacıyla aşağıdaki reçeteler uygulanır.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazırlanışı : Bir kilogram havuç önce soğuk su ile yıkanır. Sonra 3 eşit parçaya bölünür. Sabah, öğle, akşam birer parça yenir.


Sağlık Bilgisi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night blindness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightclub.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cabaret. clip joint. nighterie.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night bird.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Gece Mavisi, yeni ÇİZGİ tasarım konseptinden ilham alınarak yaratılmıştır. TV kapalıyken, dikkatin dağılmasına neden olmadan görüntüleme deneyimi keyfini en üstü düzeye çıkarmak için, siyah rengin karanlığına bağlı olarak, çerçeve tamamen yok olur. Ama yakından bakınca, gece yarısı gökyüzünde parlayan yıldızlar gibi, odanızın gerçekten ayrılmaz bir parçası haline gelen çerçevenin içerisine katıştırılmış parlak tozları görebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night flight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

midnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). T. Nöbeti geceye tesadüf eden. 2. Bir yerde geceleyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working on the night shift. night-worker. night-watchman.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

working on a night shift.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

line.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). İzinsiz olarak bir gecede yapılıveren ev, yapı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty. squatter's house. slum.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty. squatter's house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

shanty house.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overnight stay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir yerde gece kalmak, geceyi geçirmek: Ormanda geceledik. Yatacak yer bulamayıp dışarda geceledik. 2. Vakit gece olmak, karanlık, gece basmak: Geceleyince yolu göremediğimizden durmaya mecbur olduk.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night. to spend the night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to spend the night (in a place. to stay overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gece vakti, Ar. leylen: Geceleyin yola girdik.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

at night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

by night. at night. during the night. overnight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geceli gündüzlü, gece gündüz: Geceli gündüzlü çalışarak iki haftada bitirdim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geceye mahsus: Gecelik kıyafet. 2. Gece giyilen entari, gece vakti veya gündüzün dahi evin içinde giyilen esvap: Geceliğini giymiş: Gecelikle sokağa çıkmak ne kadar çirkindir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightgown. nightdress. lingerie. nightshirt. bedgown. gown. nighty.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nightdress. nightie. pertaining to the night. night dress. fee for the night. nightgown. nighty. overnight. lasting the night.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

night gown. pertaining to the night. lasting the night. night dress.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Akıp giden: Buradan geçen adamlar. Gelen geçen, gelip geçen. 2. Uzanan veya akan, Osm. cereyan eden: Evimin önünden geçen yol, ark, dere. 3. Geçen, eski, geçmiş olan: Geçen sene, bıldır. Geçen gün = Öte gün, birkaç gün evvel. Geçen ay. 4. Geçen zaman veya hal ve vak’a: Geçen unutulur, geçen geçti: c. Geçenlerde = Birkaç gün önce.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

last. past. former. late. other. yester. passing. transitive. in excess of. hereinabove.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passing. past. last.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

last. past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

elapsed time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lately. recently.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

passageway. corridor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

laterly. recently. the other day.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.). 1. Geçerli olan, Osm. tedavül eden: Geçerli akça. 2. Revaçlı, satılır, aranılır, makbûl: Geçer mal.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valid. current. acceptable. received. passable. passing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. passable. in circulation. in common use. valid. in force. desired. acceptable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. in circulation. in common use. desired. acceptable. in demand.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sth valued and respected by everybody.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

valid. current. acceptable. in use. effective. effectual. received. available. eligible. far-out. operative. passable. prevailing. regnant. ruling. sound. viable. in force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

current. living. operative. orthodox. sound. valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency. availability. effectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

validity. currency. effectiveness. availability. soundness. force.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

currency. standing. validity. effectiveness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

legality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dud.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bad. dead. dud. invalid. null. void. null and void.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

illegal. invalid. void. null. nugatory. bad. without effect. insufficient at law. lapsed. null and void. unsound.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to become null and void. to lapse. to expire.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

disuse. invalidity. nullity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

invalidity. not being valid.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(eskiden: GECESAFA) (i. botanik). İkiçeneklilerden, süs bitkisi olarak yetiştirilen bir bitki (mirabilis ialapa).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uçuk gibi, birdenbire oluveren, kabarcıklı türlü deri döküntülerine verilen ad.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Geçen, kalıcı olmayan, sabit olmayan. Ar. muvakkat: O, geçici bir haldir. 2. Geçen bulaşan,’Ar. sâri: Cilt hastalıkları geçicidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

interlocutory. temporary. transient. provisional. pro forma. ad interim. band-aid. casual. curable. deciduous. ephemeral. extrinsic. fading. flying. fortuitous. fugacious. fugitive. impermanent. interim. jury. makeshift. momentary. palliative. passin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ephemeral. fugitive. interim. makeshift. momentary. passing. provisional. temporal. temporary. transient. transitory. short-lived. contagious. infectious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provisional. temporary. interim. tentative. ad hoc. momentary. transient. migrant. migratory. passing. infectious. fugacious. instant. occasional. ephemeral. fleeting. fortuitous. fugitive. impermanent. interlocutory. picknicky. provisory. temporal. trans

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T.). Bir musiki parçasında geçici olarak yapılan geçki ki, kesin geçki’nin aksidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary worker. temporary employee. odd- job-man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. A.). Bir musiki parçasında yapılan geçici karar ki, «asma karar» da denir; eserin veya hânenin solundaki asıl karardan farklıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporary article.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bid bond. provisional cover. provisional bond. caution money.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

temporality.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

provisionality. temporality. transience.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gecikme, geç kalma, Ar. teahhur.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. lag. lateness. detention. hold-up. hysteresis. leeway. retardation. tardiness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. time lag. lateness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

lag. delay. being behind schedule. detention. holdup. late arrival. tardiness. wait.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geç kalmak, geride kalmak, vakitsiz gelmek. Osm. teahhur eylemek: Bugün vapur gecikti. Niçin bu kadar geciktiniz?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

be late. delay. lag. be tardy. fall behind with. hold off. be hung up. lag behind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. to be late. be delayed. to delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be late. to retard. to be delayed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delayed. retarded.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delayed behind schedule. delay action.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

on time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belated. behindhand. late. past-due. tardy. delayed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

behindhand. belated. late. tardy.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

belated. delayed. detained. late. overdue. out of time.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir cins bitki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Armonide bir terim. Fr. anticipation.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

postponement. retardation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

adjournment. delaying. protraction. retardation. delay. postponement. check. delay action. detainment. dilatoriness. putting back.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geç bırakmak, te’hir etmek, sonraya bırakmak, te’cil etmek: Rüzgâr, vapuru geciktirdi. Söze tutup beni işimden geciktirdi. Şu kitabı bana verin de geciktirmeden geri vereyim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. postpone. adjourn. hold up. impede. keep back. procrastinate. put back. retard. set back. sidetrack. stall. stall off. stave off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay. retard. stall. stay. to delay. to postpone. to retard. to hold off sth. to hold sth up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

delay.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Yürünmek, bir baştan bir başa gidilmek. Osm. mürûr ve ubûr olunmak: Çok kar yağdığı için dağ yolundan geçilemez. Çamurdan geçilmez. 2. El çekmek vazgeçilmek, çevirilmek: Alışılan şeyden kolay geçilmez. 3. Aşılmak, mesafe alınmak. Yolun yarısı, en zor kısmı geçildi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass. to traverse. to be left aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yürünmesi, bir baştan bir başa gidilmesi mümkün olmayan: Geçilmez yol, dağ, dere. 2. Terkolunmaz, bırakılamaz: Geçilmez bir mal, geçilmez bir Adet.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Birlikte yaşayış, Ar. muâşeret, imtizâc: Böylelikle geçim olmaz. 2. Revaç, râyiç. 3. Bütün zırh.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread and butter. living. bread. livelihood. keep. upkeep. subsistence. sustentation. getting along.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bread. keep. livelihood. living. subsistence. support. compatibility. maintenance. bread and butter. getting on with somebody. harmony.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livelihood. a living. harmony. bread. concord. daily bread. support. sustenance. sustentation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

the struggle to make a living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

place where one earns one's living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy to get on with. easy to get along with. easygoing. complaisant.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

easy to get along with.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Etrafındakilerle geçinemeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. quarrelsome. cantankerous. peppery. out of tune. unmusical.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cantankerous. difficult. quarrelsome. difficult to get on with. incompatible. tartar.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

difficult. fractious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçimsiz olma hali, uyuşmazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

discord. lack of harmony. incompatibility. fractiousness.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

incompatibility. discord. lack of harmony. misunderstanding. nullity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Yaşatmak, birinin yaşama ortamını temin etmek. Osm. iâşe, infak etmek: Çoluk çocuğunu geçindirmek için gece gündüz çalışmaya mecburdur. Bu iş beni geçindiriyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maintain. support. to support. to support. to maintain.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to support (a person , a family. support.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yaşamaya, yiyip, içmeye ait olan şey, gelir, irad: O ailenin geçineceğini temin etmelidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Uyuşma, bir arada yaşayabilme, dirlik. Ar. muâşeret. 2. Ar. taayyüş, maişet, geçinecek sebep ve vasıtalar: Geçinmesi var mıdır?

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

livelihood. living. subsistence.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost of living.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cost of living index.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Nafakasını tedarik edip yaşamak. Osm. taayyüş etmek, idare olunmak: Alnının teriyle, çalışmasıyla geçiniyor. 2. Başkasıyla birlikte iyi yaşamak. Osm. muâşeret, imtizâc etmek: İki elti pek güzel geçiniyorlar. O, ahlâk sahibi bir adamdır, herkesle geçiniyor.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

make both ends meet. get along. get along with. getting on with. go along. make a living. earn a living. manage. handle. subsist. support oneself. make out. rub along.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

live.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to live (on. to subsist (on. cotton. exist. fare. manage. subsist. support oneself.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable. pervious. conductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

porous. permeable. conductive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable. conductive. pervious. porous.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Bazı cisimlerin, içlerinden başka şeyleri geçirme hususiyeti, nüfuziyet: Kumlu toprakların geçirgenliği fazladır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductive. conductor.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conductivity.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa gidilmek, geçirme işine konu olmak. Osm. imrâr edilmek, öte tarafa vardırmak: Kayıkla nehrin ötesine geçirildi. 2. Atlanmak, giderilmek, atlatılmak: Bir tehlike, büyük bir hastalık geçirildi. 3. Yürütülmek, Osm. Mürûr ve ubûr ettirilmek: Asker şehrin içinden geçirildi. Verilcek su nereden geçirilecektir? 4. İyi edilmek, tedavi olunmak, atlatılmak, giderilmek: Bendeki başağrısı bir türlü geçirilemedi. 5. Ferâğ ettirilmek, el çektirilmek: O adam bir türlü kumardan geçirilemedi. İçkiden geçirilirse sıhhati da düzelir. 6. Tedavül ettirilmek: Bu para geçirilebilir mi? 7. Çevrilmek, Osm. ihâta edilmek: Bu levhalara çerçeve, bu kitaba kap, yastıklara kılıf geçirilmeli. 8. Takılmak, konmak, sokulmak: Çerçeveye cam geçirildi. 9. Kaplanmak, yapıştırılmak, dikilmek: Kürke kab, kaba kürk, yorgana yüz, çarşaf geçirilmek: Ele geçirilmek = Tutulmak, Osm. derdest edilmek. Diş geçirilmek = Zarar verebilmek veya sadece tesir edebilmek: Ona diş geçirilemez. Kılıçtan geçirilmek = Sırayla herkes öldürülmek, Osm. katl-i Am edilmek. Baştanbaşa ve biraz gelişi güzel incelenilmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be passed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Geçirgenliği olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. jeoloji). Geçirgenliği olmayan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

oil-tight. impermeable. impervious.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeability.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Geçirmek işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

permeation. passing. tracing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transfer. transmission. passing. infecting. conductance. conduction. conveyance. transposition. tranfusion. permeability. farewell. giro.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir baştan bir başa yürütmek, geçme işini yaptırmak. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek, imrâr etmek: Askeri çarşrnın içinden geçirdiler. Talebesini her gün önünden geçirir. 2. Atlatmak, öbür tarafa nakletmek: Kayıkla nehirden geçirdi. 3. Nakletmek, yer değiştirmek: Kışın çocukları öbür odaya geçireceğiz. 4. Tecavüz ettirmek: Sürünüzü bizim otlağa geçirmeyin. Hududun ötesine asker geçirdi. 5. Durdurmak, sükûnet buldurmak, gidermek, iyi etmek: O ilâç dişimin ağrısını geçirdi. 6. Tesir ettirmek, dinletmek: Sözünü geçiremedi. 7. Tedavül ettirmek: O parayı geçirmiş. Bu malı Anadolu’da geçirebilirsiniz. 8. Vazgeçirmek, döndürmek sarf-ı nazar ettirmek: Kendisini o fikirden geçirmeli. Ben onu, o fikirden, o tabiattan geçirdim. 9. Bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak: İğneye iplik geçirmek, düğmeyi iliğe geçirmek. 10. Takmak, koymak, Osm. vaz’ ve ilka etmek: Çerçeveye cam geçirmek. 11. Kaplamak, yapıştırmak, çevirmek, örtmek: Levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz, duvara kâğıt geçirmek. 12. Sürmek: Şu tavana bir kat daha boya geçirmeli. Vernik, lostra geçirmek. 13. Sokmak, idhal etmek. Diş geçirmek = Zarar edebilmek veya sadece tesir edebilmek: O, bana diş geçiremez. Ele geçirmek = 1. Tutmak, Osm. derdest etmek. 2. Nadir ve bulunması müşkül bir şeye sahip olmak. Zimmete geçirmek = İdaresiyle görevli olduğu parayı kendi için harcamak veya çalmak. Kılıçtan geçirmek = Katl-i Am etmek. Kırıp geçirmek = Tahrip etmek. Gözden geçirmek = Baştanbaşa, fakat sathî şekilde incelemek. Göğüs geçirmek = 1. İç çekmek. 2. Biri hakkında intikam beslemek. Gömlekten, yakadan geçirmek = Oğulluğa kabûl etmek. Osm. tebennî eylemek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

see smb. to the door. make pass. show smb. to the door. pass. carry. transfer. transmit. see off. bash. come through. communicate. conduct. dot smb. one. extrude. fetch. get through. pass on. scarf. screw. slip. spin out. stick. swipe. take in. under.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

carry. conduct. have. infect. know. pass. spend. transmit. treat. undergo.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

migrate. to pass. to infect sb to slip on. to fit. to fix. to insert. to enter. to register. to undergo. to get over. to see sb off. to screw. to let to pass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Bir başkasının aracılığı ile birinin geçmesini kolaylaştırmak. Osm. imrâr ettirmek: Askeri kayıkçılara nehrin öte yakasına geçirtti. 2. Tedavül ettirmek, revaç buldurmak, alış verişte kabûl ettirmek: Eksik lirayı uşağına verip geçirtmiş. 3. Vazgeçirtmek, Osm. ferağ ettirmek: Köy imamı vasıtasıyla köylüleri niyetlerinden geçirtti. 4. Kaplattırmak, örttürmek, kılıf yaptırmak. Kürke kap, levhaya çerçeve, kitaba kap, yorgana yüz geçirtmek. 5. Sokturmak, ithal ettirmek: Diş geçirtmek, hesaba geçirtmek. 6. Bir baştan bir başa yürütmek. Osm. mürûr ve ubûr ettirmek: Arazisinin içinden kimseyi geçirtmez. 7. Tecavüz ettirmek: Kendi otlağına kimsenin hayvanlarını geçirtmez.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sth passed through or entered (in an account.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

Yan yana gelen biçimlerin farklı nitelikleri arasında uyum ve algı sürekliliğini sağlayan geçiş ya da uyarlama için kullanılan terim. Özellikle klasik kompozisyonlarda bütünlüğü bozmamak için önemlidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition. passing. pass. transition. changeover. modulation. passage. progression.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crossing. pass. passage. transit. transition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transition. passing. crossing. passage. transit flight. traffic. immigration. change over. conduction. film advance. film travel. leading line. pass. transit.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right-of-way. right of passage / way. right of passage / transport / priority. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osmosis osmoz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. gramer). Müteaddî, yaptığı iş failden başkasına tesir eden fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

transitive. transitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. fizik). Sızdırıcı bir perde ile ayrılmış iki çeşit sıvının bu perdeden geçerek karışmaları hadisesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osmosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intermixing. crossing. osmosis osmoz.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

osmosis.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Birbirine girmek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to intermix. to be diffused.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. Gramer). Lâzım; yaptığı iş faile tesir eden fiil.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

intransitive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Geçirmek, def ve bertaraf etmek, atlatmak: Çocuklar kızamığı kolay geçiştirdiler. Bugün bir kaza olunan tebrik. 2. Artık vakit kalmadı, sırası geçti. Geç = Kulak asma, ehemmiyet verme I

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parry. stay. to pass over easily. to avoid. to weather. to evade. to parry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to pass over lightly. to escape sth with little harm. parry. weather. brazen.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gangway.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

access. aisle. alley. approach. causeway. corridor. crossing. cutting. gorge. hallway. pass. passage.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gate. causeway. corridor. crossing. gangway. gap. inlet. pass. passage. passageway. strait. trajectory. ferry. alley. passway. approach. ravine. sound. aisle. areaway. hall. hallway. arcade. course. access. flue. traject. tunnel. drive. runway. crossover.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

right of way.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

military review parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

parade. procession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dressing parade. muster parade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., zool. sıcak memleketlere mahsus ufak bir kertenkele.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

devolvement.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

joggle. passage. that fits into or onto something else. tenon. passing. fitted into. dovetailed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

infection. passage. passing. dovetailed. joined by mortise and tenon. conduction. traffic. transition. tranmission. circulation. permenance. permeability. penetration. fit. keyed. shrunk. shrunken. jointer. match joint. tongue. inlaid work. scarf. scarfin

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass beyond. pass. pass by. pass away. go by. expire. go. exceed. elapse. cross. surpass. leave behind. outrun. outdistance. beat. better. best. outgrow. fit in. clear. be over. be valid. be current. be transmitted. abate. cap. catch. change to. come.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

convert. cross. eclipse. exceed. excel. intervene. omit. outdistance. outdo. outstrip. pass. pip. skip. surpass. transcend. wade.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

pass. migrate. to pass. to pass over. to cross. to traverse. to go through. to pass by. to go over. to cross over. to outgo. to surpass. to percolate. to skip. to shunt. to overreach. to transfer. to permeate. to mesh. to blow. to adapt. to outstrip. to o

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

telescopic.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bazı yerlerden geçebilmek için ödenen para, mürûriye.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

tax for passage. toll.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Revaçsız, itibarsız, sürümsüz: Bu memlekette geçmez birtakım kumaşlar getirmiş. 2. Kalp: Geçmez para. 3. İyi olmaz, tedavisi mümkün olmayan: Bu, geçmez bir hastalıktır. 4. Sirayet etmez, sârî olmayan: Geçmez hastalık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Bitmiş, sona ermiş. Osm. mürûr etmiş, sabık, sâlif, mazi: Geçmiş zaman, geçmiş günler. 2. Çok olmuş, lüzumundan fazla olgun: Geçmiş meyve. Geçmiş olsun = Hastalara veya bir kaza atlatanlara olunan dua ve tebrik. 3. Macera, düşmanlık doğuran olay: Onun bir geçmişi vardır. O adamla bir geçmişiniz var mıdır? 4. Ölüler: Geçmişlerin adını lekeletmemen. Geçmişlerinizin canı için.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past. bygone. belated. previous. former. departed. gone. passe. passee. antecedents. past. bygone. yesterdays. case history. background. history. lang syne. standing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

background. bygone. departed. history. lost. olden. past. yore. overripe.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past. overripe. spoiled. antecedent. bygone. departed. former. geared. late.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past times.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

past.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Böcek vesaire sokması, geveleme (aslı geğeleme) Geğeç arı = Zehirli bir cins arı. Geğeçotu = Bir cins bitki. Geğeçkuşu = Atmacanın bir cinsi, seksek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Bir işte sebat etmeyen, sebatsız.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

kullanılışı (GÜVEÇ) (I.). Yemek pişirmeye mahsus topraktan tencere: Göğeçte yemek pişirmek: Göğeç pilavı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Gölgede yetişen veya gölgeyi seven.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

sophisticated. worldly wise.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

survey. going through. revision.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

check. examine. inspect. sift. skim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overview. review. revise. investigate. to review.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «hubz» den imüb.). Ekmekçi: Habbtzin = Eekmekçi esnafı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [خباز] ekmekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

18. yüzyılda Üçüncü Ahmet’in oğlu İehzade Mustafa’nın sünnet düğününde bir cambaz Haliç’i gemi direkleri üzerinde gerilen bir ipte geçti.

Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

activate. actuate. arouse. awake. develop. galvanize. motivate. rouse. stir. wake.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to start. to move. to excite. to activate. to actuate. to set in motion. to warm. to mobilize. to prompt. to stir. arouse. bestir. develop. evoke. fire. get sth under way. to give the enemy hell. put in action. put in motion. set going. spark. spark off.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [همباز] ortak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

grade crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

level / grade crossing / passage. grade crossing. level crossing.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. hîle, Fars. bâhten = oynamak). Hîle yapan, hîlekâr, mekkâr, dubârâcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trickster. fraud. swindler. cardsharp. cardsharper. deceitful. tricky. wily hileci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

confidence man. faker. falsificator. sharper.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حيله باز] hilekâr, düzenbaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

Hızlı gözden geçirme düğmesine basarak en son çekilen resmi görüntüleyebilirsiniz.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. hokka = kutu, Fars. bâhten = oynamak). El çabukluğu ile bir takım hokkalar vesair şeyler evirip çevirerek oyunlar ve marifetler gösteren adam. mec. Hilekâr, dolandırıcı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juggler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. juggler. conjuror. cheat. confidence trickster. clown. shyster.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. juggler. cheat. illusionist. magician.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [حقه باز] düzenbaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. El çabukluğu ile oyunlar yapan adamın hal ve san’atı. mec. Hilekârlık, dolandırıcılık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

hocus pocus.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

juggling. sleight of hand. trickery. doubling. hocus pocus. jugglery. legerdemain. magic. prestidigitation. trick.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Teknolojik Terim

Sabit Disk Sürücünüzden DVD’ye aktarılan bilgileri sıkıştırırken en iyi kaliteyi korur. Bu biçim, kaydedilen her bir sahnenin bit hızını otomatik olarak kontrol eder. Bunu, içeriğin hangi kesimlerinin, örneğin, karmaşık aksiyon sahneleri, daha yüksek bit hızlarına ihtiyaç duyduğunu algılayarak yapar. Daha düşük sesli sahneler daha düşük bit hızlarında kaydedilir.

Teknolojik Terim by

Türkçe - İngilizce Sözlük

particle. preposition. postposition. preposition edat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

preposition.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «kabz» dan masdar). 1. Çekilip toplanma, büzülme: Soğuktan bütün cisimlerde az çok inkıbâz olur. 2. Sıkıntı, kasvet. 3. Tutukluk, peklik, kabızlık; ishalin zıddı: inkıbaza uğramak.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.) [انقباض] kabızlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. tıp) (mü. inkıbâziyye). Peklikle alâkalı.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak bulunmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha ‘uygun olabilirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, kalıtımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yansının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her iki yarısının da bir birinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşitli görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özdeştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki ‘left’ kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan ‘lyft’ kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki ‘right’ ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsanların çoğunun niçin, daha çok sağ ellerini kullandıkları henüz bilinmiyor. Eğer dünya nüfusunun yarısı solak olsaydı veya dünyada hiç solak olmasaydı, bu durum tabiatın kurallarına daha uygun olabailirdi, ancak tek yumurta ikizlerinin bile yüzde onunun farklı ellerini kullanmaları şaşırtıcıdır. Bu durumun genetik olmadığı, katılımla bir ilgisinin bulunmadığı da kesin. Bebeklerin rahimdeki pozisyonlarıyla ilgili teoriler var ama kanıtlanmış değil.

İnsanın dışında hiçbir yaratık, bir elini veya ayağını diğerine göre öncelikli kullanmaz. Dünyada tarih boyunca, kültür ve ırk farkı olmaksızın insanlar arasında sağ elini kullananlar hep çoğunlukta olmuşlardır. Bilim insanları yıllardır bunun nedenini arayıp durmaktadır.

Bilindiği gibi, beynimizin her iki yarısı değişik yetenekleri kontrol eder. Önceleri beynimizin sol yarısının konuşma yeteneğimize kumanda ettiği bilindiğinden, yazmamıza da kumanda ettiği, bütün önemli kumandaları bu tarafın üstlendiği sanılıyordu. Ama sonraları beynimizin sağ yarısının da idrak, yargılama, hafıza gibi çok önemli işlevlere kumanda ettiği, beynin her, iki yarısının da birbirinden üstün olmadığı ve her iki tarafın da eşit değerde görevler üstlendiği görüldü.

Solakların oranı hakkında çeşiti görüşler var. Genel görüş bunun 1/9 oranında olduğu şeklindedir. Her azınlığın başına geldiği gibi solaklar toplumda bazı zorluklarla karşılaşmışlar, hatta tarihin karanlık çağlarında şeytanla bile özleştirilmişlerdir. Günümüzde bile solak doğan çocuklar, aileleri tarafından sağ elleri ile yazmaya zorlanmaktadırlar.

Sağ ellerini kullananlar için hayat daha kolaydır. Onlar daha iyi organize olmuşlar, acımasız bir üstünlük kurmuşlar, dünyada her şeyi kendilerine göre ayarlamışlardır. Arabaların vitesleri, silahlarda boş kovanların fırlayış yönü, hatta tuvaletteki muslukların yeri bile hep sağ ellilere göre tasarlanmıştır.

İngilizce’de sol anlamındaki “left” kelimesi, zayıf ve kullanışsız anlamında eski İngilizce’de kullanılan “lyft” kelimesinden türetilmiştir. Sağ anlamındaki “right” ise haklılık ve doğruluk anlamında da kullanılır. Türkçe’de de öyle değil mi? Sağ hem canlı ve hayatta anlamında kullanılır, hem de sağlıklı, sağlam gibi sıfatların kökünü oluşturur, solun ise soluk gibi bir sıfatın kökünü oluşturma dışında sadece bir nota ile isim benzerliği vardır.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ropedancer. tightrope walker. tightrope dancer. wire walker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). Hedefe rast getirememek, tutturamamak.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(j. A. F.). 1. işveyle oynayan, işveli. 2. Bir çeşit lâle.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [عشوه باز] işveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

Night of Power. the 27th of Ramadan when the Koran was revealed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.

Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000’li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.

O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.

Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.

Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.

Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.

O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.

Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Güvercin yetiştiren veya besleyen, güvercin sever.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

enchant. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

trance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy. trance.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

ecstasy. rapture. trance. transport.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). Musikide bir parçanın asıl makamından başka makama yapılan uzun geçki ki, geçici geçkinin aksidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul-mouthed. foul-spoken. swearing. abusive. scurrilous. vituperative. swearer. blackguard. obscene talker.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abusive. foul-mouthed.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

foul mouthed. scurrilous. vituperative.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

scurrility.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Kumarbazlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. kımâr = oyun, Fars. bâhten = oynamak). Kumar oynayan: O, kumarbazın biridir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gambler. player. gamester. plunger. spieler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gambler.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

aleator. gambler. common gambler. punter. sport. sporting.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Para vesaire karşılığında oyun oynama alışkanlığı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

addiction to gambling.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(KUŞ-BAZ) (i.) (Türkçe kuş, Fars. bâhten = oynamak’tan mürekkep yanlış tâbir). Ufak kuşlar yetiştirip terbiye eden adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Ufak kuşlar yetiştirip terbiye eden adamın mesleği.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [کفرباز] küfürbaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., Ar. lûbet = hayal, kukla, Fars. bâhten = oynamak). Hayal ve kukla oynatan, hayalci, kuklacı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [لعبت باز] kuklacı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Fars. matrak-bâz = deynekle oynayan). Hayvan ve başka şeyleri ucuz alıp pahalı satan adam: Madrabaz elinden mal alınmaz. Madrabaz kayığı = Iğrıblardan ve ağcılardan balık toplayıp satan balıkçı kayığı, mec. 1. Hilekâr. 2. Pahacı, pahalı mal satan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. swindler. buyer up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

cheat. swindler. buyer up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Madrabazın işi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middleman's business. pettifoggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

middleman's business. pettifoggery.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyük yün mekiği.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Duvara dayanmış bir merdiven görürseniz altından geçmeyin, etrafından dolanın. Çünkü o merdivenin tepesinde ya bir tamirci, ya bir boyacı ya da camları silen biri olabilir. Yani başınıza bir çekiç, su kovası, boya kutusu, hatta bir adamın düşme olasılığı yüksektir. Merdiven altından geçmenin uğursuzluk getireceği inancı gerçekten batıl inançlar içinde en azından bir işe yarayan tek inançtır. Ancak inancın kökeninde pratikteki faydası ile ilgili olmayan farklı şeyler yatmaktadır.

Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir.

Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü. Günümüzde açılan bu antik mezarlarda ölünün cennete tırmanması için yanma konulmuş bulunan merdivenlere rastlanmaktadır.

Asırlar sonra birçok batıl inançta olduğu gibi Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar.

17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Tabii yanında olanlar merdivenin etrafından dolanıyordu.

Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela bir merdivenin altından yanlışlıkla veya zorda kalarak geçen kişiler için Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı. Bizde, Türkiye’de böyle bir adet yoktur ama Amerikan filmlerinde karşısındakine bu hareketi yaparak küfür veya hakaret edildiği sıkça görülür. Bunun kökeni de işte bu Roma panzehiridir.


Genel Bilgi by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

antiquated. archaic. corny. dated. obsolete. out. outdated. outmoded. outworn. superannuated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

out of fashion. outdated.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (mürg = kuş, bâhten = oynatmak). Döğüştürmek veya ava alıştırmak için kuş besleyip terbiye eden (galatı: kuşbaz).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A.) (tıp). Damar vurması, nabız atması.

Türkçe Sözlük by

Genel Bilgi

Ay sadece gece görülebilir diye bir şey yok. Gündüzleri de periyoduna bağlı olarak ay da tepemizde, bütün yıldızlar da. Ama güneşin atmosferimizde yansıyan ışınları onları görmemize mani oluyor. Atmosferimiz olmasaydı gökyüzü gündüzleri de karanlık olacak, güneşle birlikte yıldızları da görebilecektik.

Ay dünyamıza çok yakın olduğundan gökyüzünde görüntü olarak yıldızlardan çok büyük görünür. Eğer konumuna göre güneşten iyi ışık alabilirse gündüzleri de gökyüzünde rahatlıkla görünebilir. Ayın yüzeyi bir asfalt yol yüzeyi gibi yansıtıcıdır. Koyu renktedir ama tam siyah da değildir. Biz gökyüzünde aya baktığımızda sadece onun güneşten yansıttığı ışığı görüyoruz. Güneş kadar ışık saçmıyor ama yine de gökyüzündeki en parlak yıldızdan 100.000 kat daha fazla ışık yansıtabiliyor.

Gündüz havanın aydınlığı yıldızların parıltısını yok eder. Aslında parlak yıldızların olduğu bölgede gökyüzünün parlaklığı da biraz daha farklıdır ama bu farkı pek algılayamayız. Ama ayın olduğu bölgede ışık yeterli ise geceki gibi çok parlak olmasa da onu görebiliriz. Hatta hava şartlarının olumlu olduğu durumlarda hava aydınlıkken Venüs gezegenini bile görebiliriz.

Güneşi büyük bir ampul, ayı da büyük bir ayna olarak düşünebiliriz. Bazı durumlarda ampulün ışığını doğrudan görmesek bile, aynanın yansıttığı ışığını görebiliriz. Bu, geceleri olan durumdur. Güneşi göremeyiz, çünkü dünyamız ondan gelen ışığı bloke etmiştir. Ayı, yani aynadan yansıyan ışığını görebiliriz. Ampulü de, aynayı da birlikte gördüğümüz durum ise ayın gündüz görünme durumudur.

Genellikle ‘ayın karanlık yüzü’ diye kullanılan deyiş şekli yanlıştır. Doğrusunun ‘ayın arka yüzü’ olması gerekir. Ayın dünyamız etrafındaki dönüş süresi ile kendi etrafındaki dönüş süresi hemen hemen aynı olduğundan, biz ayın hep bir yüzünü görürüz ama ay dünya ile güneş arasındayken bize bakan yüzü karanlık, güneşe bakan arka yüzü aydınlıktır.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Ay sadece gece görülebilir diye bir şey yok. Gündüzleri de periyoduna bağlı olarak ay da tepemizde, bütün yıldızlar da. Ama güneşin atmosferimizde yansıyan ışınları onları görmemize mani oluyor. Atmosferimiz olmasaydı gökyüzü gündüzleri de karanlık olacak, güneşle birlikta yıldızları da görebilecektik.

Ay dünyamıza çok yakın olduğundan gökyüzünde görüntü olarak yıldızlardan çok büyük görünür. Eğer konumuna göre güneşten iyi ışık alabilirse gündüzleri de gökyüzünde rahatlıla görünebilir. Ayın yüzeyi bir asfalt yol yüzeyi gibi yansıtıcıdır. Koyu renktedir ama tam siyahta değildir. Biz gökyüzde aya baktığımızda sadece onun güneşten yansıttığı ışığı görüyoruz. Güneş kadar ışık saçmıyor ama yine de gökyüzündeki en parlak yıldızdan bin kat daha fazla ışık yansıtabiliyor.

Gündüz havanın aydınlığı yıldızların parıltısını yok eder. Aslında parlak yıldızların olduğu bölgede gökyüzünün parlaklığı da biraz daha farklıdır ama bu farkı pek algılayamayız. Ama ayın olduğu bölgede ışık yeterli ise geceki gibi çok parlak olmasa da onu görebiliriz. Hatta hava şartlarının olumlu olduğu durumlarda hava aydınlıkken Venüs gezegenini bile görebiliriz.

Güneşi büyük bir ampül, ayı da büyük bir ayna olarak düşünebiliriz. Bazı durumlarda ampülün ışığını dğrudan görmesek bile, aynanın yansıttığı ışığını görebiliriz. Bu, geceleri olan durumdur. Güneşi göremeyiz, çünkü dünyamız ondan gelen ışığı bloke etmiştir. Ayı, yani aynadan yansıyan ışığını görebiliriz. Ampulü de, aynayı da birlikte gördüğümüz durum ise aynı gündüz görünme durumudur.

Genellikle “ayın karanlık yüzü” diye kullanılan deyiş şekli yanlıştır. Doğrusunun “ayın arka yüzü” olması gerekir. Ayın dünyamız etrafındaki dönüş süresi ile kendi etrafındaki dönüş süresi hemen hemen aynı olduğundan, biz ayın hep bir yüzünü görürüz ama ay dünya ile güneş arasındayken bize bakan yüzü karanlık, güneşe bakan arka yüzü aydınlıktır.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(OYUN-BAZ) (i.) (Türkçe oyun ile Farsça bâzîden fiilinden yapılmıştır ve galattır). 1. Sıçrayıp oynayan ve yaltaklanan (yavru hayvan): Oyunbaz kedi. 2. mec. Hile yapan, dubaracı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruist.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

altruism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ پاکباز] fedai. 2.canını hiçe sayan aşık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Takla atan veya takla oyunları yapan kimse.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

geçit töreni.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ A. Şâbeze = Hokkabazlık, F. Bâhten = Oynamak). El çabukluğu ile hünerler gösteren, hokkabaz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(ŞEH-BAZ) (i. F.). 1. İri bir cins beyaz doğan. 2. Yiğit ve şanlı adam, kahraman.

Türkçe Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Fars.) (Erkek İsmi) 1.Beyaz ve iri doğan. 2.Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. 3.Kabadayı. 4.Cömert. 5.Büyük, gösterişli, güzel mükemmel.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(bk.) ŞAhbâz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Korkusuz, cesur, pervâsız. 2. İran’da bir sınıf asker.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

başından vazgeçmek, ölümü göze almak.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

person ready to sacrifice his life for a cause or a person.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İsimler ve Anlamları

(Tür.) (Erkek İsmi) - Fedai, akıncı, yiğit.

İsimler ve Anlamları by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Büyücülükle, büyücü gibi, cadılıkla veya fettanlıkla.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (Ar. sihr = Büyü, Fars. bâhten = oynamak). Büyü yapan, büyücü, gözbağıcı. Ar. sâhir, sehhâr.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magician. witch. sorcerer. wizard. charmer. conjurer. conjuror. illusionist. mage. warlock. wise man.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. magician. sorcerer. wizard. sorcerer büyücü.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

conjurer. illusionist. magician. magus. sorcerer. warlock.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Büyücülük.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. witchcraft. wizardry. devilry. medicine.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

magic. sorcery. withcraft. conjuration. devilry. wizardry.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [ سحرباز] sihirbaz. 2.büyücü.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbolism. symbolism sembolizm.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

symbolism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شيوه باز] işveli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (uyd. k.). Yabancı bir ülkede hâkimiyet kurarak o ülkenin kaynaklarından maddî faydalar sağlayan ülke, müstemlekeci.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

imperialist. colonist. planter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonial. colonist. colonial müstemlekeci.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialist. colonizer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism. colonialism müstemlekecilik.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colonialism. colonial expansion.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. posta arabası, menzil arabası.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. piyes yazma veya sahneye koyma sanatı.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

impermeable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

watertight. waterproof. impervious. impermedable. impermeable to water. weathertight.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شعبده باز] hokkabaz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Teknolojik Terim

İşitilebilir aralığın altındaki frekansları susturur.

Teknolojik Terim by

Türkçe Sözlük

(i.). Süpürge yapıp satan adam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

maker of brooms. seller of brooms.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Bir musiki eserinde devamlı geçki kl, geçici geçki’nin zıddıdır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(I.) (musiki), (bk.) Geçici geçki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Sıvıyı geçirip tortularını ve posasını tutmaya mahsus delikli kap ki çeşitleri olur: Süt, çay süzgeci. 2. İçine yabancı madde girmemek için tulumba vesaire borularının uçlarına takılan borunun çapının iki mislindeki Alet. Çobansüıged = Bir cins çiçek.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colander.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

colander. filter. strainer. rose. spray head. cullender.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

filter. colander. strainer. drainer. diffuser. percolator. sprinkler. skimming dish. skimmer. arrester. jellybag.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F„ Ar. tabi = davul, Fars. bâhten = oynamak). Davul çalan, davulcu.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Türkçe takla ile Farsça «bâhten» fiilinden mürekkep), (bk.) Taklacı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. T. F.) (musiki). Eski Türk sazlarından tas’ı çalan müzisyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

retrieve.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Nehirlerde çalışan, altı düz ve güvertesiz kayık. 2. Köprü altına konan veya şamandıra gibi kullanılan fıçı şeklinde küçük duba: Köprü, vapur tombazı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dilatory. indolent. lazy. slothful.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indolent.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indolent. slow coach.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crosspoint. overhead s way. overpass.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (musiki). Yakın bir makama değil, uzak bir makama yapılan geçki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

overdue. past due.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

potter putter.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dispensable. renounceable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to be renounced. to be given up.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

inalienable. indispensable. necessary.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

indispensable.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

deter. discourage. dissuade. wean. to dissuade. to deter. to discourage. to talk sb out of.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

dissuade. turn aside.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

renunciation. surrender. giving up. cession.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

relinquish. abandonment. renouncement. renouncing. abdication. abnegation. cession. departure. desistance. discontinuance. recantation. relinquishment. remise. remission. remitment. remittal. renunciation.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

drop the reins. abandon. back down. back down from. back out. back out of. back track. backtrack. cease. cede. cry off. cut loose. declare off. desist. disclaim. dispense with. do without. forbear. forego. forgo. forsake. give over. give up. go witho.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

abandon. chuck. desist. forgo. forsake. quit. relinquish. renounce. waive. to give up. to quit. to abandon. to abdicate. to desist. to forsake. to back out. to relinquish. to renounce. to change one's mind.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to renounce one's claim to sth. to give up. to abandon. to decide not to. to forgo to waive.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. musiki). İki yakın makam arasındaki geçki.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i ). Kavak gibi kabuğu soyulur (ağaç).

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kavak gibi kabuğu çatlayıp soyulan ağaj.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (aslı: yangeç: Yan yürüyen). Kabuklulardan suda yaşayan, ıstakozdan küçük böcek çeşidi. Yengeç gibi = Yanpiri, eğri büğrü (adam).

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

crab.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde ‘sabit’ dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız. Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki. dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte 1000 kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksisinin ışığı dünyaya milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. Şimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7000’dir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasının sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşamazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışıklar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde “sabit” dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur.

Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki, dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte bin kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi.

Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, Andromeda galaksinin ışığı dünyaya 2.2 milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz. İimdi ne yapıyorlar acaba?

Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7 bindir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir.

Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasını sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşmazlar, yani kesik kesik gelirler.

Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışılar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmede kullandıkları, ama zamanla otlanmaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.


Genel Bilgi by

Genel Bilgi

İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?

Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmekte kullandıkları, ama zamanla otlamaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.

Yabancıların “akıl dişi” de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.

Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz geçirerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.

İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturmadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.

Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.


Genel Bilgi by

Türkçe Sözlük

(i.), iri ve kaba, kuvvetli, zıpır.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yobaz olanın hâli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Yolgeçen hanı = mec. Girip, çıkanı çok olan yer.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). 1. Yüzen, yüzmek bilen. 2. Suya batmaz, suyun üzerinde durur, hafif. 3. Balıkların su içinde yüzmek için kullandıkları kanat.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fin. pinna. swimmer.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fin. able to swim.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

fin.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Mors ve foklar gibi denizde yaşayan, yüzgeçlerini karada da ayak gibi kullanan memeli hayvanlar takımı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

Suyun arıtılmasında, tuzunun giderilmesinde ve ayrıca sınai süreçlerde kullanılan, zardan yapılma filtreler.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

defalcate.

Türkçe - İngilizce Sözlük by