Gerd-alüd ne demek? | Gerd-alüd anlamı nedir? | Gerd-alüd

Gerd-alüd anlamı nedir?

Gerd-alüd ne demek?

Gerd-alüd anlamı nedir?

Gerd-alüd | Anlamı Nedir?


Aradığınız kelime: gerd alud

Türkçe Sözlük

(i. F. gerd = toz, Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış, toz, toprak içinde olan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imas. olup sıfat terkibine girer). Bulaşık, bulaşmış, kirli: HOn-ilûd = Kana bulaşık; hâb-Alûd = Uykuya bulaşmış, uyumuş; merhamet Alûd = Merhametli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلود] bulanmış, bulaşmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. «Alûden» fiilinden imef.). Bulaşmış, bulaşık; Alûd« hûn = Kana bulaşık; Alûde dâmen = Eteği bulaşık, iffetsiz, namussuz.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده] bulanmış, bulaşmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. c.) (m. Alûde). 1. Bulaşmışlar, bulaşıklar. 2. Suçlular, namussuzlar.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Bulaşıktık. 2. Garkolmuş, dalmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلوده دامن] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Bulaşıktık.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [آلودگی] bulaşma, bulaşıklık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Cihânı, dünyayı dolaşan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Çirkefe bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(İ.F.) Eteği bulaşık, mec. İffetsiz, kötü işlere karışan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Etek bulaşıklığı, iffetsizlik, suçluluk.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [دامن آلوده] iffetsiz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Dumanlı.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F). Bulutlu, (kelimesi kelimesine) buluta bulaşmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ابرآلود] bulutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [اشک آلود] gözyaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A. gam = keder, F. Alûden = bulaşmak). Kedere bulaşmış, kederli, keder veren. Fars. hüzn-Aver.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غرض آلود] maksatlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Toz.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gerdîden fiilinden imas. olup, sıfat terkiplerinde bulunur). Dönen, devreden: Tİz-gerd = Çabuk dönen.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد] toz.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. gerd = toz, Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış, toz, toprak içinde olan.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گرد آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönen devreden, Ar. devvâr: Sipihr-i gerdan = Dönen felek, Dünyamız. Rû-gerdân = Yüz çeviren, vazgeçen. Ser-gerdân = Serseri, Asî, mekânsız, perişan.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.) (Farsça gerden’den). 1. Boğazın dışı, boynun ön tarafı: Çifte gerdan = Semizlikten iki kat gerdan. 2. Umumiyetle boyun: Gerdanı eğri. Gerdan kırmak = Naz ile boyun sallamak; (at) yürürken boynunu sallamak. Gerdankıran = Bir cins kuş.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

jowl. neck. throat. double-chin. front of the neck.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

neck. throat. front of the neck. double chin. dewlap. neck. chuck. jowl.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردان] dönen.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.) (yanlış bir kelimedir). Türk musikisinde bir mürekkep makam.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bir perdenin adı. Portenin beşinci çizgisi üzerindeki boşluğa yazılan sol notası.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F. T.). Türk musikisinde bûselik beşlisi ile biten mürekkep makamlardan biri.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Kadınların gerdana taktıkları inci, altın vesaire dizileri, gerdan süsü. Ar. kılâde, tavk; kolye, Fr. collier.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

gorget.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace. neckband.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

necklace. neckband. collar. interlace.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Yapılmış, edilmiş, Osm. imal edilmiş. Ar. mâmûl: Te’lîf-gerde = Telif olunmuş: Gülistân, Şeyh SAdî’nin te’ lîf-gerdesidir. Süleymâniye Camii, Mimar Sinan’ın binâ-gerdesidir.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Zifaf gecesi gelin ile güveyinin kapandıkları oda. Ar. hacle (galatı: hacle-gâh): Gerdeğe girmek = Güveyi olmak. Gerdek gecesi = Zifaf gecesi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

nuptial.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal chamber. nuptial chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bridal chamber.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Üstü, altı bir genişlikte kısa ağaç kap ki, başlıca koyun, sığır vesair sağmaya, ahırda su koymaya ve gemilerde su taşımada kullanılır: Bir gerdel dolusu süt, su. Gerdel cevizi = Gemi gerdellerine kulp yerine geçirilen halatın iki ucunda yapılan düğüm. Harîk gerdeli = Gemide köseleden yapılmış hafif gerdel.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

bucket. pail. vat.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyun. Gerden-bend = Boyun bağı, gerdanlık. Gerden-dâde = Boyun eğmiş, mutî, tâbî. Gerden-firâz, ger den-efrâz = Boyun yükselten, serkeş, mağrur, mütekebbir, kendini beğenmiş.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن] boyun.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyuna bağlanan şey, gerdanlık.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boynu bağlı, itâatli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Boyun kaldıran, başı yukarıda, mec. Kibir ve gurur sahibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن بند] kolye, gerdanlık.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن فراز] mağrur.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردن کش] başkaldıran, asi, dikbaşlı.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Dönmüş, dolaşmış.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(f.). 1. Çektirip gergin hale getirmek: Şu çarşafı gerdirmeli. 2. Çektirmek, astırmak, perde gibi uzatmak: Merdiven başına bir perde gerdirmeli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe - İngilizce Sözlük

to have sb make sth taut.

Türkçe - İngilizce Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردش] dönüş.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Dönen, Ar. devvâr: Çarh-ı gerdûn = Dünya. 2. Felek. Çarh-ı felek = Semâ, gökyüzü.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ گردون] felek. 2.dünya.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Gökler ve felek gibi haşmet sâhibi.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A.). Felek gibi muktedir, kudretli.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Gök.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). 1. Kibirli, gururlu. 2. Tenbel. 3. Kan dökücü, zâlim.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Araba.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گردونه] at arabası.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. Arapça gubâr = toz, Farsça Alûden = bulaşmak). Toza bulanmış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [غبار آلود] tozlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [گوگرد] kükürt.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i.). Uykusu gelmiş, uyuklayan veya uykudan yeni kalkıp daha lâyikıyle gözlerini açmamış.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواب آلود] uykulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خواب آلوده] uykulu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [خطا آلود] hatalı, yanlış dolu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. hûn = kan, Alûden = bulaşmak). Kana bulaşmış, kanlı.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [خون آلود] kanlı, kana bulanmış.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. muzmin sıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Paslı, pasa bulanmış.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i. el çabukluğu, el marifeti, gözbağcılık, hokkabazlık.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

s. bataklıklara ait; bataklık gibi.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(bk.) PAluze.

Türkçe Sözlük by

İngilizce - Türkçe Sözlük

i., tıb. sıtma.

İngilizce - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.) (rû = yüz, gerdânîden = çevirmek). Yüz çeviren, istek ve rağbet göstermeyen.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. F.). Şafağa bulaşmış, şafak renginde, şafak gibi.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [شبگرد] bekçi.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [سحاب آلود] bulutlu.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F.). Başı dönen, şaşkın, Avâre.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(F.) [ سرگردان] avare, aylak. 2.şaşkın.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F ). 1. Baş, reis, 2. Şakt, haydut.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F. A ). Neşeli, keyifli, sevinçli.

Türkçe Sözlük by

Osmanlıca - Türkçe Sözlük

(A.-F.) [شعر آلود] şiirli.

Osmanlıca - Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. botanik). Süngere benzeyen bir doku.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. A. «veled» den). Doğurma, doğma.

Türkçe Sözlük by

Türkçe Sözlük

(i. F., zehr = zehir, Alûden = bulaşmak). 1. Zehirli. 2. mec. Pek acı ve üzüntü verici: Zehr-Alûd bir söz.

Türkçe Sözlük by